PİRHA -Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Karakaya Köyü’nde, Çelikler Holding’in taş ocağı girişimine köylüler ve DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın tepki gösterdi. Akın, valinin ‘ÇED olumlu’ kararı verme yetkisi olmadığını belirterek kararı hukuksuz buldu. Köy muhtarı Tayfun Tunç ise “Köyümüzde taş ocağına izin vermeyeceğiz, alternatif alan gösterdik ama bizi yok sayıyorlar. Sonuna kadar direneceğiz” dedi.
Karakaya Köyü’nde taş ocağı girişimlerine ilişkin PİRHA’ya konuşan DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, köyün tarihsel bir direniş geleneğine sahip olduğunu vurgulayarak, “Karakaya köyü hem tarihsel misyonu itibariyle hem de geleceğine, onuruna, havasına, suyuna sahip çıkma iradesiyle bugün Türkiye’de bir mücadelenin sembolü haline geldi. Biz de bu mücadelenin tarafı ve destekçisi olmaya devam edeceğiz” dedi.
Akın, Çorum Valiliği’nin taş ocağı için verdiği ‘ÇED olumlu’ kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek şunları söyledi:
“ÇED olumlu kararı ancak Çevre Bakanlığı’nın bilimsel araştırmaları, köyün görüşlerinin alınması, yapılan etütler sonrası verilebilir. Vali ‘ÇED gerekli değildir’ diyebilir ama ‘ÇED olumlu’ kararı verme yetkisi yoktur. Bu karar, hukuka ve idari işleyişe aykırıdır.”
Akın, bu girişimlerin arkasında bir devlet politikasının olduğunu belirterek,
“Artık bu ülkede kurallar, normlar, hukuk yok. Fiili durumlar yaratılıyor. Bunun karşısında elimizde kalan tek şey anayasal ve meşru hakkımız olan direnme hakkıdır. Köylülerimizin yanında olacağız,” dedi.
“KÖYÜN ÜZERİNE 190 BOMBA YAĞACAK”
Taş ocağı girişiminin köyü doğrudan yok edeceğini ifade eden Akın, “Köyün dibindeki taşların alınması, köyün ortadan kaldırılması demektir. 20 metre yakında patlatılacak 190 bombanın taşları köyün üzerine yağacak. Bu hem insani değil hem de vicdani değil” diye konuştu.
Akın ayrıca, köylülerin projeye bütünüyle karşı olmadığını, alternatif bir alan gösterdiklerini hatırlatarak,
“Biz hızlı tren için taş çıkarılmasına karşı değiliz. Ama köyün ortasında bombalarla taş çıkarılmasına itiraz ediyoruz. Sermayenin çıkarı için insan yaşamı hiçe sayılıyor” dedi.
“KAMU YARARI DİYEREK KÖYÜMÜZÜ YOK EDEMEZLER”
Karakaya Köyü Muhtarı Tayfun Tunç da köylülerin mücadelesinin kararlılıkla sürdüğünü vurgulayarak şunları söyledi:
“Yaklaşık 7-8 ay önce hızlı tren hattının köyümüzden geçeceğini öğrendik. Kamu yararına bir hizmete karşı değiliz, ancak köyün içinde taş ocağı açılmasına da izin vermeyeceğiz.”
Tunç, şirket yetkililerine alternatif bir taş ocağı alanı gösterdiklerini belirtti:
“Köyümüzde taş ocağı olmaz dedik, çünkü burada insanlar yaşıyor, içme suyumuz yok olacak, evlerimiz zarar görecek. Köylülerle birlikte başka bir taş ocağı alanı bulduk. Şirket orada çalışma yürütüyor, numuneler olumlu çıkıyor. Buna rağmen köyümüzün dibine çökmeye çalışıyorlar. Buna izin vermeyeceğiz.”
“KARAKAYA SADECE BİR KÖY DEĞİL BİR DİRENİŞİN ADIDIR”
Tunç, köyde yaşamın tamamen tarım ve hayvancılıkla sürdüğünü belirterek,
“Burada insanlar yaşam mücadelesi veriyor. Kadınlarımız bahçelerinde üretiyor, çocuklarını okutuyor. Biz sadece toprağımızı değil, yaşamımızı savunuyoruz. Bizi yok etmeye kalkarlarsa bütün çevreci, doğasever herkesi buraya dayanışmaya çağırıyorum” dedi.
Milletvekili Akın ise, Karakaya’daki mücadelenin Türkiye’deki ekolojik talana karşı verilen en onurlu direnişlerden biri olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu sadece Karakaya’nın değil, Türkiye’nin her köyünün, her deresinin, her ağacının meselesidir. Karakaya halkı yalnız değildir.”
PİRHA – Sungurlu ve Alaca ilçelerinde açılması planlanan maden ocakları sebebiyle yurttaşların tepkisi sürüyor. Projelerin özellikle Alevi köyleri civarında yürütüldüğüne dikkat çeken Dede Hakan Samut, “Yakınımızda Hacımustafa Köyü var. Aynı kaya türü orada da mevcut. Orası Sünni köyü! Neden İbrahim Kapakkaya’nın köyü?” diye sordu.
Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Karakaya Köyü ile Alaca İlçesindeki Küçükkeşlik ve Çorum merkeze bağlı Narlık köylerinde açılmak istenen taş ocakları sebebiyle yöre halkının tepkisi sürüyor.
Çelikler Holding tarafından açılmak istenen madende yılda 3,5 milyon ton taş üretileceği belirtiliyor. Projede yılda 191 kez patlatma yapılacağı da ifade ediliyor. Bu durumun, çevre zararıyla birlikte can ve mal kaybı riskine de sebep olacağı söyleniyor.
Taş kırma ve eleme tesisinden çıkacak yoğun tozun, bölgedeki tarım arazileriyle birlikte birçok canlı türüne de zarar vereceğine dikkat çekiliyor.
ÇED RAPORUNA İHTİYAÇ YOKMUŞ!
Küçükkeslik köyünden Sultan Samut Ocağı’na mensup Hakan Samut dede, 350 dönümlük alanda yapılması planlanan taş ocağına dair PİRHA’ya konuştu. Hakan Samut, projeden en çok İbrahim Kaypakkaya’nın da köyü olan Karakaya’nın etkileneceğini söyledi. Kayaların hemen yakınında çam, ceviz ve armut ağaçlarının olduğunu söyleyen Samut, bölgede arıcılık yapıldığının da altını çizdi. Söz konusu alanda hayvanların da otlatıldığını söyleyen Hakan Samut, “Bölgemize can veren bir çam ormanımız var. Aynı zamanda o kayaların altında su gölleri mevcut. Su ihtiyacımızı oralardan karşılıyoruz. Köylüler, gerekli tepkilerini koydu. Ancak bir de mahkeme süreci başladı. ÇED raporu bekleniyordu ancak son çıkan bir kararda ÇED raporuna ihtiyaç olmadığı söyleniyor” diye konuştu.
“SEÇİLEN BÖLGEDEKİ ÜÇ KÖY DE ALEVİ”
Karakaya Köyünün 100 metre karşısında İbrahim Kaypakkaya’nın mezarının yer aldığını belirten Samut, şu cümlelerle devam etti:
“Kaypakkaya’nın ölüm yıldönümü olan 18 Mayıs anması öncesinde mezarlıkta üç noktaya kamera koymuşlardı. Kırsal bir alanda kameranın varlığı söz konusu! Zaten her yıl anmalarda bir takım engellemeler yapılıyor. Şimdi niye İbrahim Kapakkaya’nın köyü? Hemen 2 km öncesinde Hacımustafa diye bir köy var. Aynı kaya türü orada da mevcut. Orası Sünni köyü! Ancak seçilen bölgedeki üç köy de Alevi! Üçü de inancına, kendi öz yaşamlara bağlı köyler.
Bizim köyde aynı zamanda Sultan Samut Ocağı’na bağlı pirler var. Diğer bir köyde de Hacı Bektaş soyundan olduğu bilinen Vahit Efendi’nin Türbesi var. Tabii bizler sadece üç köyün de Alevi olması temelinde bakmıyoruz; orada bütün çevre yok olacak! Yani yaşam alanlarının tehlikeye gireceği bir alandan söz ediyoruz. Diğer köyler de fiilen etkilenilecek ama Karakaya köyü tümüyle yok olacak.”
KONUYLA İLGİLİ TBMM’YE SORU ÖNERGESİ İLETİLDİ!
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, konuyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na soru önergesi verdi. “Bu proje sadece doğaya değil, insanın yaşam hakkına ve köylünün yüzyıllardır süren emeğine de saldırıdır” diyen Fırat, Çelikler Holding’in ÇED muafiyeti alabilmek için 180 dönüm üzerinde işletme izni için başvuru yaptığını belirtti. Milletvekili Fırat, “Şirket, yılda 3,5 milyon ton taş çıkarılacağını ama bunun sadece 390 bin tonunun kırma eleme tesisinde işleneceğini, geriye kalan 2,9 milyon ton kayanın doğrudan tren hattında kullanacağını söyleyerek ÇED denetlemesinden kaçınmaya çalışmaktadır. Zira 400 bin ton üstü kapasiteli kırma eleme tesisleri ÇED zorunluluğu vardır” ifadelerine yer verdi.
“ORTAYA ÇIKACAK OLUMSUZ ETKİLER İNCELENMİŞ MİDİR?”
Celal Fırat, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması talebiyle şu soruları gündeme getirdi:
“Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Karakaya ve çevre köylerin su kaynaklarının bu proje kapsamında yok olması riski ile ilgili fizibilite çalışması yapılmış mıdır?
Taş ocağı yapılacak tepenin tamamı orman sahasıdır. Bu faaliyet neticesinde bölgenin ormansızlaştırılması nedeniyle ortaya çıkacak olumsuz etkiler incelenmiş midir? Alternatif ormanlaştırma arazisi tespit edilmiş midir?
Karakaya köyü ev ve ahırlarının taş ocağına çok yakın olması nedeniyle doğacak maddi ve manevi zarar nasıl tazmin edilecektir?
Taş ocağı sahasının Hitit uygarlığının antik kenti Alacahöyük’e sadece 5 km, Hitit başkenti Hattuşaş’a 20 km uzaklıkta iken yılda 3,5 milyon ton taş patlatılacak projeden ortaya çıkacak ses, titreşim ve toz bulutunun bölge turizm faaliyetlerine, antik eserlere olası etkileri araştırılmış mıdır?
Bölgenin tek akarsuyu üzerine yapılması planlanan servis yolunun dereye ve dere yatağındaki 1. sınıf tarım arazilerine vereceği etkiler araştırılmış mıdır?
Tren hattının geçeceği tarım alanlarının kaybı nedeniyle köylünün yaşayacağı zararlar nasıl telafi edilecektir?”
PİRHA- Çorum’un Sungurlu İlçesine bağlı Karakaya Köyü sakinleri, yapılması planlanan taş ocağa tepki gösterdi. Köylüler, projeden vazgeçilmesini istedi.
Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Karakaya Köyü’nde yapılmak istenen taş ocağı projesi, köy halkı tarafından tepkiyle karşılandı. Tarım ve hayvancılıkla geçinen köylüler, projeye karşı çıkıyor.
“KAYPAKKAYA’NIN KÖYÜ YOK OLMA TEHLİKESİ İLE KARŞI KARŞIYA”
Aynı zamanda 68 kuşağının devrimci önderlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın doğduğu köy olan Karakaya’da, taş ocağı köylülerin yaşamını olumsuz yönde etkileyecek.
Karakaya köyü yamacına kurulduğu dağın taş ocağı yapılmak istenmesi nedeniyle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Ankara Samsun hızlı tren hattı projesi kapsamında açılması planlanan taş ocağının yılda 3,5 milyon ton taş üretmesi planlanıyor.
PROJE, DOĞAYI VE YAŞAM ALANLARINI ETKİLEYECEK
Köy halkı köylerinde taş ocağı istemediklerini belirterek, “Doğamıza, yaşam alanlarımıza ve geleceğimize sahip çıkıyoruz. Köyümüze yapılması planlanan taş ocağı; ormanlarımızı, su kaynaklarımızı, hayvancılığı ve tarımı tehdit etmektedir. Bu proje; sağlığımıza, çevremize ve çocuklarımızın geleceğine zarar verecektir. Köyümüzün sesi duyulsun, bu yanlıştan derhal vazgeçilsin!” dediler.
PİRHA-İbrahim Kaypakkaya, katledilişinin 52. yılında Dersim’de anıldı.
Partizan ve Sosyalistler Meclisler Federasyonu ortaklığında katledilişinin 52. yılında İbrahim Kaypakkaya Dersim’de anıldı. Salona, ‘Katledilişinin 52. yılında komünist önder İbrahim Kaypakkaya yaşıyor, savaşıyor’ pankartı asıldı.
Anmaya Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
Anmada, Partizan, Sosyalist Meclisler Federasyonu, İnsan Hakları Derneği ve Emek Partisi temsilcileri İbrahim Kaypakkaya’ya dair konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından sanatçı Raber Diler’in okuduğu şarkılarla anma sona erdi.
PİRHA – Türkiye devrimci hareketinin önderlerinden İbrahim Kaypakkaya ve Mayıs ayında yaşamını yitiren devrimcileri Kadıköy Süreyya Operası önünde anmak isteyen gençlik örgütlerine polis müdahale etti. Çok sayıda genç, ters kelepçeli işkence ile gözaltına alındı.
Yeni Demokrat Gençlik (YDG), Dem Parti Gençlik Meclisi, İstanbul Özgür Öğrenci Meclisi (İSÖM) ve Gençliğin Devrimci Güçleri (Dev-Güç), “Ölümsüzlüğünün 51. yılında İbrahim Kaypakkaya, Mayıs şehitlerini anıyoruz” şiarı ile Kadıköy Süreyya Operası önünde yapmak istediği anmaya polis müdahale etti.
Gençlik örgütleri 68 devrimci önderlerinden İbrahim Kaypakkaya, Haki Karer ve Mayıs ayında yaşamını yitiren devrimcileri anmak için Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda bir araya geldi. Gençlik örgütleri, Yoğurtçu Parkı’ndan Kadıköy Süreyya Operası önüne sloganlar ile yürüdü.
Kadıköy Süreyya Operası önünde anma yapmak isteyen gençlik örgütlerine polis sert müdahale etti. Çok sayıda genç, ters kelepçe ve işkence ile gözaltına alındı. Basın darp edilerek alandan uzaklaştırıldı.
PİRHA-Türkiye devrimci hareketinin önderlerinden İbrahim Kaypakkaya 50 yıl önce Diyarbakır Cezaevi’nde gördüğü işkence sonucu yaşamını yitirdi.
68 Kuşağı’nın ve devrimci hareketin önderlerinden, “Ser verip sır vermeyen yiğit” olarak tarihe kazınan İbrahim Kaypakkaya 18 Mayıs 1973’te Diyarbakır Cezaevi’nde işkence sonucu hayatını kaybedeli tam 50 yıl oldu. Kaypakkaya, bugün İstanbul Kadıköy’deki Süreyya Operası önünde, Dersim’de ve Çorum’un Karakaya köyündeki mezarı başındaki törenlerle anılacak.
Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan ile birlikte 68 Kuşağı’nın üç önderinden biri olan İbrahim Kaypakkaya devrimci fikirlerle İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü öğrencisi iken tanıştı. Çapa Fikir Kulübü’nün kurucuları arasında yer aldı ve başkanı oldu. 6’ncı Filo’ya karşı bildiri yayımladığı gerekçesiyle Kasım 1968’de okuldan atıldı. FKF ve TİP içinde ortaya çıkan ayrışmada Milli Demokratik Devrim (MDD) tezini savunan kesimde yer aldı.
İşçi-Köylü gazetesinin İstanbul’daki bürosunda çalışan Kaypakkaya, Aydınlık ve Türk Solu dergilerine yazılar yazdı. Aydınlık içinde meydana gelen ayrışmada Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) kanadında yer aldı. 1972’de PDA ile yolları ayrılan Kaypakkaya, Perinçek ve çevresinin revizyonist, oportünist olduklarını ifade etti ve daha sonra TKP/ML TİKKO’yu kurdu.
TKP/ML faaliyetlerinin yoğunlaştığı Dersim’de mücadele ederken, 24 Ocak 1973’te Vartinik mezrasında bir köyde kaldıkları sırada etrafları kolluk kuvvetleri tarafından sarıldı. Kaypakkaya boynundan saçma kurşunlarıyla vuruldu. Beş gün kadar dağda yaralı saklanan Kaypakkaya, yiyeceğinin kalmaması üzerine indiği köyde Cafer Atan isimli bir öğretmenin ihbarı sonucu yakalandı. Yaralıyken kasıtlı olarak saatlerce yürütülmesinin sonucu olarak parmakları hissizleşti ve hastanede reddetmesine rağmen 20 Şubat 1973’te ayak parmakları kesildi.
4 AY BOYUNCA SORGU
Kaypakkaya dört ay boyunca süren sorgulaması sırasında defalarca işkenceye maruz bırakıldı. Mahkemeye çıkartılmasına az bir zaman kala, görgü tanıklarına göre 16 Mayıs 1973’te son bir kez sorguya götürüldü ve 18 Mayıs 1973’te yaşama veda etti. Ölüm sebebi ise kayıtlara ‘intihar’ olarak geçti. Oğlunu görmeye gelen babasına ertesi gün cansız bedeni teslim edildi.
Babası Ali Kaypakkaya, daha sonra oğlunun cenazesini teslim almaya gittiği zaman yaşadıklarını şöyle anlatmıştı:
“Oğlumun cenazesini aldım. Taşıması için bir hamal tuttum, ücreti 5 liraydı. Hamal sordu; ‘Bu nedir amca?’ ‘Oğlum’ dedim, ‘Solcu, öğrenci. İşkencede öldürüldü.’ Hamal ağladı, parayı da almadı. ‘Kalsın’ dedi.”
Kaypakkaya’nın yazıları iki ciltlik ‘Bütün Yazılar’ adlı eserde toplandı. Yazar Nihat Behram Kaypakkaya için “Ser verip sır vermeyen bir yiğit” kitabını yazdı.
Kaypakkaya, Türkiye’nin sosyalist düşünce dünyasına farklı ivme kazandırmış bir teorisyen olarak görüldü. En çok dikkati çeken, dönemin sosyalistlerinin büyük çoğunluğunun yer aldığı Millî Demokratik Devrim anlayışını savunan grupların görüşleriyle neredeyse taban tabana zıt duran bir Kemalizm karşıtlığıydı.
PİRHA- 1 Mayıs Mahallesinin kuruluşunun 20. yılı dolayısıyla düzenlenen festivalin bugün gerçekleştirilecek yürüyüşüne İbrahim Kaypakkaya bayraklarını gerekçe gösteren polis izin vermedi. Müdahale sonrası 34 kişi gözaltına alındı. Saldırının ardından açıklama yapan festival tertip komitesi, etkinliklerinin devam edeceğini duyurdu.
İstanbul 1 Mayıs Mahallesinin kuruluşunun 20. yılı dolayısıyla düzenlenen festival kapsamındaki geleneksel festival yürüyüşünü gerçekleştirmek için Pir Sultan Abdal Cemevi önünde toplanan kitleyi polis abluka altına alarak, yürüyüşe izin vermedi.
İbrahim Kaypakkaya’nın fotoğraflarının yer aldığı flamaların kapatılmasını isteyen polis, flamalarla yürüyüşe izin vermeyeceğini söyledi. Kitleyi kalkanlarla abluka altına alan polis kitleye saldırarak ESP, KÖZ, SMF, EMEP, Partizan, HDP ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nden 34 kişiyi gözaltına aldı.
Gözaltına alınanların Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü öğrenildi.
Polis müdahalesinde 34 arkadaşlarının gözaltına alındığını duyuran tertip komitesi açıklama yaparak, “Tüm baskı, saldırı ve gözaltılara rağmen festival etkinliğimiz devam ediyor. Bugün saat 19.00’da Pınar Aydınlar, Grup Munzur, Mervan Tan konseri etkinliğimizi yapıyoruz. Yaşasın 2 Eylül direnişimiz. Baskılar, gözaltılar, saldırılar bizi yıldıramaz” dedi.
Festival kapsamında Mervan Tan ve Pınar Aydınlar sahne alırken, yapılan konuşmalarda gözaltına alınanların serbest bırakılması istendi.
PİRHA-HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Gökçam Köyü’nü ziyaret etti. Kenanoğlu ziyaret kapsamında yurttaşların sorunlarını dinleyerek, köyde bulunan cemevine gitti ve 68 kuşağı devrimci önderlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın akrabasıyla da buluştu.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Gökçam Köyü’nü ziyaret etti.
Kenanoğlu, köydeki yurttaşlarla yaşadıkları sorunlar ve talepleri üzerine görüşmeler yaptı.
Ziyaret kapsamında Gökçam Köyü Cemevi Kültür ve Dayanışma Derneği’ne de gidildi. Dernek yöneticileriyle sohbetler edildi.
Kenanoğlu, Gökçam Köyü ziyaretinde 68 kuşağı devrimci önderlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın akrabası (halasının oğlu) Haydar Kaypakkaya’nın da evine gitti.
Kenanoğlu ziyareti sosyal medya hesabından, “Gökçam Köyü ziyaretimizde İbrahim Kaypakkaya’yı akrabası (halasının oğlu) Haydar Abi’den dinleme şansı elde ettik. Anısına ve mücadelesine saygıyla…” sözleriyle paylaştı.
PİRHA-Komünist önder İbrahim Kaypakkaya, Kürt ulusal hareketinin önderlerinden Haki Karer ve 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde kendilerini yakarak hayatlarına son veren Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Önen, Dersim’de anıldı.
Komünist önder İbrahim Kaypakkaya, Haki Karer ve tarihe “Dörtler” olarak geçen Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Önder, Dersim’de anıldı. Dersim Emek ve Demokrasi Platformu’nun düzenlediği anma Belediye Konferans Salonu’nda yapıldı. Anma Mayıs ayında şehit olan devrimciler için bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.
“MAYIS BİZİM İÇİN DİRENİŞ AYIDIR”
Konuşmalarda, İbrahim Kaypakkaya, Haki Karer ve tarihe “Dörtler” olarak geçen Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Önder’in yaşamlarına ve mücadelelerine değinildi.
Dersimli Müzisyen Raber Diler’in söylediği türkülerin ardından anma programı sona erdi.
PİRHA-HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, İbrahim Kaypakkaya’yı katledilişinin 49. yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda andı. Kenanoğlu, “Ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya’yı katledilişinin yıl dönümünde saygıyla anıyorum, mücadelesi önünde saygıyla eğiliyorum” dedi.
Türkiye devrimci hareketinin öncü isimlerinden İbrahim Kaypakkaya 49 yıl önce 18 Mayıs 1973’de Diyarbakır’da gördüğü işkence sonucu katledildi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, İbrahim Kaypakkaya’yı TBMM Genel Kurulu’nda andı.
“MÜCADELESİ ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUM”
Kaypakkaya’nın mücadelesine değinen Ali Kenanoğlu, “70’li yılların devrimci önderlerinden İbrahim Kaypakkaya 1949 yılı Çorum doğumludur. 1961 yılında Hasanoğlan Öğretmen Okulunu dereceyle bitiren Kaypakkaya, ardından İstanbul’da Çapa Yüksek Öğretmen Okuluna başlamış, aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümünü okumuştur. 70’li yıllarda devrimci gençliğin antiemperyalist mücadelesi içerisinde İşçi-Köylü fikriyatında Sosyalist düşüncelerle yer almış, Fikir Kulüpleri Federasyonu’nda çalışmalar yürütmüştür. 1970 yılında Dersim Vartinik mezrasında yaralanmış ve Diyarbakır Cezaevinde gördüğü işkence sonucu yaşamını yitirmiştir. Acımasız zulüm ve işkencelere rağmen ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya’yı, katledilişinin yıl dönümünde saygıyla anıyor, mücadelesi önünde de saygıyla eğiliyorum” dedi.
PİRHA-TÜSTAV, 18 Mayıs 1973’de Diyarbakır’da gördüğü işkence sonucu hayatını kaybeden, Türkiye devrimci hareketinin öncü isimlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 49. yılında, Kaypakkaya’nın 23 Nisan 1973 tarihli askeri savcılık ifadesini paylaştı.
Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı, (TÜSTAV) tarafından Türkiye devrimci hareketinin öncü isimlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 49. yılında, Kaypakkaya’nın 23 Nisan 1973 tarihli askeri savcılık ifadesini paylaştı. Sosyal medya hesabından yapılan paylaşımında, “İbrahim Kaypakkaya’nın öldürülmesinin 49. yılında, dijital ortama aktarıp erişime açtığımız Nebil Varuy arşivinde yer alan, İbrahim Kaypakkaya’nın 23 Nisan 1973 tarihli askeri savcılık ifadesini paylaşıyoruz. Anısına saygıyla” denilerek, ifadenin tamamını yayınladı.
PİRHA-Katledilişinin 49. yılında İbrahim Kaypakkaya’yı yayımladığı yazılı bir açıklama ile anan PSAKD açıklamasında “Yoksul emekçi Türkiye halklarının gelecek özgür yarınlara olan inanç ve umudu, patron ağaya korku olan iradeni saygıyla selamlıyoruz. Devrin daim olsun ve ışığın hiç sönmesin” ifadelerine yer verdi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi tarafından yapılan yazılı açıklama ile katledilişinin 49. yılında İbrahim Kaypakkaya ile Haki Karer ve Türkiye devrimci tarihine “Dörtler” olarak geçenleri andı.
PSAKD tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Katledilişinin 49. yılında ser verip sır vermeyen devrimci önder İbrahim Kaypakkaya’yı anıyor onun şahsında yitirdiğimiz Haki Karer ve Dörtler başta olmak üzere yaşamını halkın haklı davasına adayanları saygı ve özlemle anıyoruz!
İşkencenin ve karşısında destansı direnişin zindanı olan Diyarbakır’da İbrahim, Mazlum, Dörtler ve sayamadığımız nicesinin yaşamı dilimizde ağıt olarak dilden dile aktarılıyor. Unutmayacağız, unutturmayacağız!
“BU ÇELİK ALDIĞI SUYU UNUTMAYACAK”
Dünyayı ve özelinde ülkemizi saran 68 öğrenci gençlik hareketi ile başlayan ve devam eden yolda, İbrahim’in ulusal sorundan, sosyo-ekonomik yapıya ilişkin Türkiye Devrimine dair belirlemeleri ve tahlilleri onu “çok tehlikeli” kılmıştı egemenler nezdinde. O yaşamı uğruna görüş ve düşüncelerini saklamamış, her koşul ve durumda davasına sahip çıkmıştır. Kendi yaşamında “Türkiye’nin geleceği çelikten yoğruluyor; belki biz olmayacağız ama bu çelik aldığı suyu unutmayacak” sözüyle de geleceğe olan inancını o günden ifade etmiştir.
Ser verip sır vermeyen yiğit önder, seni asla unutmayacağız. Yoksul emekçi Türkiye halklarının gelecek özgür yarınlara olan inanç ve umudu, patron ağaya korku olan iradeni saygıyla selamlıyoruz. Devrin daim olsun ve ışığın hiç sönmesin.”
PİRHA-Hakkında 1 yıl 6 ay hapis cezası verilen Yazar Erdal Yıldırım’ın avukatı Aysemin Gülmez, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’in masumiyet karinesini’ ihlal ederek, Yıldırım hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme kararı vermediğini söyledi. Alevilerin kendilerini güvende hissetmediklerini belirten Av. Gülmez, “Türkiye’de içselleştirilmiş bir eşitlik yok” dedi.
Yazar Erdal Yıldırım, sosyal medya paylaşımları nedeniyle yargılandığı davanın ikinci duruşmasında 1 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılırken; mahkeme heyeti Yıldırım hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ile erteleme kararı vermemişti.
Av.Aysemin Gülmez, PİRHA‘ya yaptığı açıklamada, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Yıldırım hakkındaki bir soruşturmayı gerekçe göstererek erteleme kararı vermediğini belirtti. Av. Gülmez, masumiyet karinesinin mahkeme tarafından çiğnendiğini söyledi.
PİRHA’YA VERDİĞİ GÖRÜŞE SORUŞTURMA AÇILDI
Yıldırım hakkındaki soruşturmanın ise “Alevi katliamı istiyoruz” diyen Mahmut Ekinci’ye dair ajansımız PİRHA‘ya 17 Eylül günü vermiş olduğu bir görüş nedeniyle açıldığı öğrenildi.
Av. Gülmez, Yıldırım tarafından yapılan ve davaya konu olan sosyal medya paylaşımlarının “terör örgütü propagandası yapma” suçu ile ilişkilendirilemeyeceğini kaydederken; suç unsurlarının da oluşmadığını vurguladı. “İşin ilginç tarafı ise erteleme kararının verilmemesi oldu” diyen Gülmez, erteleme kararının verilmeme nedenini şöyle açıkladı:
“SÖYLEMLER BAĞLAMINDAN KOPARILMIŞ”
“Alt sınırdan ceza verildi fakat erteleme kararı verilmedi. Ertelemenin şartlarından bir tanesi ise daha evvel hakkınızda kasten işlenmiş suçun olmaması gerekiyor. Yıldırım’ın da böyle bir suçu yok. Ertelemenin verilmeme gerekçesi olarak da Yıldırım hakkındaki bir soruşturma gösterildi. “Alevi katliamı istiyoruz” diyen şahıs ile ilgili olarak müvekkilimin PİRHA‘ya verdiği insani bir görüş var. Yıldırım, Alevilerin örgütlü olarak hukuk yoluna başvurması gerektiğini ifade etmiş. Oradaki söyledikleri bağlamından koparılarak, cımbızla çekilmiş bir kelime nedeniyle hakkında soruşturma başlatılmış.”
Gülmez, henüz sonuçlanmayan soruşturmanın, mahkeme tarafından erteleme kararında gerekçe gösterilmesini ise ‘masumiyet karinesinin’ ihlali olarak değerlendirdi. Gülmez şunları söyledi:
“Burada acı olan bir durum var. Birincisi, müvekkilimiz hakkında bu nedenle soruşturma başlatılmış olması. Daha bile açılmamış. Belki takipsizlik kararı verilecek. Belki dava açılacak ve akabinde beraat kararı verilecek. Uluslararası evrensel bir ilke var. O da masumiyet karinesidir. Bir insan hakkında dava açılsa bile suçluluğu mahkeme kararıyla sabit olana kadar o kişi masumdur, suçsuzdur. Masumiyet karinesinin ihlal edildiği kanaatindeyiz.
Müvekkilimiz hakkında açılmış bir soruşturma var ama açılmış bir dava, verilmiş bir hüküm yok. Bunu gerekçe yaparak, erteleme kararı verilmemiş olması masumiyet karinesinin çiğnenmiş olduğunu gösteriyor. Bugün baktığımız zaman Adalet Bakanlığı masumiyet karinesi ile ilgili sempozyum düzenliyor. Diğer taraftan bakıldığında ise yargıyı fiilen uygulayan yargıçlar tarafından masumiyet karinesinin ihlal edildiğini görüyoruz. Hukuki anlamda ülkemizi çok ciddi anlamda geriye götüren bir durum bu. Müvekkil açısından bakıldığında ise adalete olan güvenin sarsılmış olduğunu görüyoruz. Kaygı verici bir durum.”
“Alevi katliamı istiyoruz” diyen Mahmut Ekinci hakkında verilen mahkeme kararına da değinen Gülmez, “O şahıs hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı veriliyor. Bir bakıma cezasızlıkla sonuçlanan bir durum söz konusu. Alevi kurumlarında temsilcilik görevi yapmış müvekkilim ise Alevilerin topyekun olarak dernekler ve hukuki bağlamda bir süreç yürütmesi, refleks göstermesi gerektiğini söylüyor. Fakat bu söyleminden dolayı bugünden itibaren bir soruşturma ile karşı karşıya. İki ayrı düzlemde hukukun çiğnenmiş olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.
“ALEVİLER KENDİLERİNİ GÜVENDE HİSSETMİYORLAR”
Gülmez, Mahmut Ekinci’nin Alevilere yönelik nefret içerikli başka paylaşımlarının da olduğunu fakat mahkemenin durumu bilmesine rağmen HAGB kararı verdiğini hatırlattı. Gülmez şöyle konuştu:
“‘Alevi katliamı istiyoruz’ diyen şahıs o paylaşımının ardından bir kadının yapmış olduğu “Sayılmayız parmak ile, tükenmeyiz kırmak ile” paylaşımının altına “Yakarak deneyelim istersen” yazmış. Mahkeme bunu da bildiği halde o şahıs hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı vermiş. Bu ülkede yaşayan Aleviler çok normal olarak kendilerini güvende hissetmek istiyorlar. Ancak bu tarz yazıların yazılması ve yazanların ceza almaması, yaptırımla karşı karşıya kalmaması durumunda Aleviler kendilerini ne yazık ki güvende hissetmiyorlar.
Bu ülkede yürekli hakim ve savcıların olduğuna inanıyorum açıkçası. Fakat gelinen noktada fiilin değil de failin yargılandığı; fiilin değil failin suçsuz bırakıldığı bir döneme girdiğimizi düşünüyorum. Faile göre cezasızlık, faile göre yaptırımlar var. Oysa olması gereken ise fiillerin cezalandırılması gerekiyor. İşte o zaman eşitlik ilkesine göre davranmış olursunuz. Günümüz Türkiye’sinde yargının gelmiş olduğu nokta hepimizin yüreğini yaralıyor.”
“SÜNNİLER İLE EŞİT HİSSETMİYORLAR; İÇSELLEŞTİRİLMİŞ BİR EŞİTLİK YOK”
“Alevi arkadaşlarımıza, “Kendinizi Sünniler ile eşit hissediyor musunuz?” diye sorduğumuz zaman hepsinden aldığımız tek bir cevap var. Ekonomik ve eğitim durumu çok iyi dahi olsa hiç fark etmeden kendilerini eşit hissetmediklerini söylüyorlar” diyen Gülmez, Türkiye’de içselleştirilmiş bir eşitliğin olmadığını söyledi.
Gülmez, “İnsanların bu hissiyata kapılmaları için uzun bir sürenin geçmesi gerekiyor. Sünni arkadaşlarımıza sorduğumuzda da onlar da kendilerini eşit hissetmiyorlar. Bunun aşılması gerekiyor. Bu aşıldığı zaman “Alevi katliamı istiyoruz” tarzında bir paylaşım yapmak herhangi bir kişinin aklından dahi geçmeyecek. Aleviler her zaman barıştan, sevgiden, dostluktan yanalar. Söylenen sözlerin bağlamından koparılmaması gerekiyor. O cümleyi okuyan herkesin yargıçlar da dahil aynı sonucu çıkarması gerekiyor. Cümleden aynı sonuç çıkarılmıyorsa, yargıcın burada yaptığı niyet okuma olur. Niyet okumayla yargılama yapılamaz; sonuca gidilemez. Hukuk ilkelerine de aykırı bir durum bu” dedi.
“KARANLIK TABLO ORTADAN KALKACAK, UMUTLUYUM”
Erdal Yıldırım ise şunları söyledi:
“Bu karamsar tablonun ortadan kalkacağı umudu her zaman var. Geçmişte milyonlar bir araya gelerek antidemokratik uygulamalara karşı tepkilerini gösterdiler. Bütün ötekiler, ezilenler olarak yan yana geldiğimiz müddetçe bu kötü günlerin ortadan kalkacağına yönelik inancımı taşıyorum.”
NE OLMUŞTU?
Yazar Erdal Yıldırım, “Alevi katliamı istiyoruz” paylaşımında bulunan Mahmut Ekinci’ye ilişkin PİRHA‘ya 17 Eylül 2021 günü verdiği görüşte şu ifadeleri kullandı:
“Alevi örgütleri ve toplumu, güçlü bir şekilde yan yana gelmeli ve sadece salonlara sıkıştırılmış basın açıklamalarıyla değil, mutlaka kamuya mal edecek şekilde bir refleks göstermeli. Hatta bununla ilgili hem bireysel hem de kurumsal olarak çeşitli karşı davalar açılması lazım. Alevi örgütleri çok hızlı harekete geçmeli. Çünkü genelde şöyle bir hata oluyor; süreç erteleniyor, birkaç gün konuşuluyor ve sonra iş artık kanıksanmaya başlanıyor ve sonuç alma odaklı da olmuyor. Derhal vakit geçirmeksizin Alevi temsilcileri bu konuda hukuki yollarla birlikte fiili olarak tepkiyi kamuoyu ile paylaşmalılar.”
14. ACM: SUÇA MEYİLLİ YAPISI BULUNUYOR
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi ise 4 Kasım 2021 tarihinde görülen ikinci duruşmada Yıldırım hakkında 1 yıl 6 ay hapis cezası verdi. HAGB ve erteleme kararı ise vermedi. Mahkeme, kısa kararında duruma gerekçe olarak da, “Sanık hakkında devam eden soruşturma içeriği dikkate alındığından, suça meyilli yapısı bulunduğu ve tekrardan suç işlemeyeceğine ilişkin mahkememizce olumlu kanaatine oluşmadığı dikkate alınarak; sanık hakkında TCK’nın 51/1, CMK’nın 231/5 maddesinin ayrı ayrı uygulanmasına yer olmadığına hükmedilmiştir” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Sosyal medya paylaşımları nedeniyle hakkında dava açılan PSAKD’nin eski yöneticisi ve Yazar Erdal Yıldırım bugün ilk görülen duruşmasında, “Aleviler, dünya görüşü olarak dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan zulme ve haksızlığa karşı tepki gösterirler. Yapılan paylaşımlar ifade özgürlüğüdür” dedi.
2015 ile 2018 yılları arasında yaptığı beş sosyal medya paylaşımı gerekçe gösterilerek hakkında dava açılan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) eski yöneticisi ve Yazar Erdal Yıldırım, bugün hakim karşısına çıktı.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) yöneticileri, Koçgiri Kültür Derneği yöneticisi/Yazar Gültekin Uçar, Hubyar Alevi Kültür Derneği yöneticileri, DAD Yöneticisi İmam Balsever, PSAKD Beyoğlu Şubesi’nin eski Başkanı Erdal Baba, Almanya Hessen Eyaleti AABF İnanç Kurulu Başkanı Ali Ekber Erden, Ressam Mualla Coşkun, Yazar Temel Demirer, Yazar Mehmet Kabadayı ile çok sayıda kişi katıldı.
“ALEVİLER, NEREDE OLURSA OLSUN HER ZULME TEPKİ GÖSTERİRLER”
İddianamede yer alan beş paylaşım ile ilgili olarak konuşan Yıldırım; “‘Afrin yalnız değildir’ paylaşımı bana aittir. IŞİD’in katliamlarını protesto ettim. İnsani bir refleksti. Orada yaşanan zulme ses çıkardım. 2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’ndan sonra İstanbul Kadıköy’deki PSAKD’nin kurucusuyum. Kendimi Alevi aktivisti olarak görüyorum. Düşüncelerimi ifade ediyorum.
Çorum Katliamı’nda ölenleri anmak için Çorum’a gittik. Oraya gittiğimizde İbrahim Kaypakkaya’nın mezarını ziyarete giderek, fotoğraf çektirdik. Herhangi bir suç olduğunu düşünmüyorum. Kaypakkaya, Alevi kökenlidir. Onun kurduğu iddia edilen herhangi bir örgüt ile bağım yoktur. Yalnızca kurucusu olduğum PSAKD ile irtibatım vardır. Örgüt propagandası yapmadım. Kobane günü dolayısıyla IŞİD zulmüne karşı çıkış refleksiyle paylaşım yaptım. Muş Varto’da öldürülen kadının cesedinin sokakta ifşa edildiğini gördüm. Bunun bir insanlık suçu olarak gördüm ve ona dair paylaşım yaptım” şeklinde konuştu.
“Aleviler, dünya görüşü olarak dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan zulme ve haksızlığa karşı tepki gösterirler” diyen Yıldırım, “Herhangi bir örgütün propagandasını yapma amacım olmamıştır. Yapılan paylaşımlar ifade özgürlüğüdür” ifadelerini kullandı.
Avukat Onur Şahin Kaya ise usule uygun açılmış bir iddianame ve davanın olmadığını söyleyerek, “Yargılama yapılabilmesi için iddianame ile önünüze usulüne uygun dava getirilmeli. Beş paylaşım yazılmış. İddianamede bize sanığın hangi fiiliyle kanundaki suçu işlediği anlatılmamış. Biz şu anda davasız yargılama yapıyoruz. Usule uygun açılmış bir iddianame ve dava yoktur. Beraat kararının verilmesini istiyoruz. Bu davalar özü itibarıyla ifade özgürlüğünü engellemek amacıyla açılmıştır. Delil toplama usulü de kanuna aykırıdır” diye konuştu.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, esas hakkında mütalaasını açıklamak üzere dosyayı savcılığa gönderirken; bir sonraki celseyi 4 Kasım 2021 günü saat 11.15’e erteledi.
“SAVUNDUĞUMUZ DEĞERLERDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Duruşmanın ardından adliye önünde açıklama yapan Erdal Yıldırım, “Düşünce özgürlüğünü ifade etmek isteyen kişilere karşı bir baskı, sindirme davasıydı bu. Aleviler, daima mazlumdan, ezilenden yana olmuştur. Bizlerin susturulması bugüne kadar gerçekleşmedi. Bundan sonra da gerçekleşmeyecek. Savunduğumuz değerlerden vazgeçmeyeceğiz” dedi.
HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de, “Bugünkü davanın hangi mantıkla açıldığı belli. Muhalif olan herkesi susturmak istiyorlar. IŞİD’in katliamlarına ses çıkarmamak insanlık suçudur. Erdal Yıldırım, örgüt propagandası yapmamıştır. Talimatla davalar açılıyor. Turgut Öker’in de sayısız duruşması görüldü. Yapılan zulümlere sessiz kalmak Alevi inancına sığmaz. Aleviler mazlumun yanındadır. Katilleri savunmak mahkemelerin görevi olmamalı” diye konuştu.
“ELİNDE İNSAN KANI OLANLAR YARGILANMAZKEN, BARIŞ İSTEYENLER YARGILANIYOR”
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker ise şunları söyledi:
“Elinde insan kanı olanlar yargılanmazken, barış ve kardeşlik için mücadele edenler yargılanıyorsa; yargılanan zihniyetin neye hizmet ettiğini açık şekilde görüyoruz. Korkan bir toplum yok. Bizi yargılayanlar yargı karşısında hesabını verecekler.”
Yazar Temel Demirer de, Yıldırım’ın, iddiası olmayan bir iddianame ile yargılandığını belirterek, “Boş bir kağıt ile yargılanıyor. Böyle hukuk olmaz. Fikirle, inançla, iradeyle uğraşmayın. Katiller, yolsuzlar, hırsızlarla uğraşın. Hukuku komediye çevirmeyin” ifadelerini kullandı.
Demokratik Alevi Derneği’nden (DAD) İmam Balsever de davayı, “Amaçları düşünce özgürlüğünü yargılamaktır” şeklinde değerlendirdi.
PİRHA-PSAKD’nin eski yöneticisi/ Yazar Erdal Yıldırım 2015-2018 yılları arasında yaptığı sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle yargılanıyor. Yıldırım’ın duruşması 9 Eylül Perşembe günü saat 10.40’da Çağlayan Adliyesi’nde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Yıldırım’ın, IŞİD’in Suriye’de gerçekleştirdiği katliamları protesto eden paylaşımları dava dosyasında suç olarak nitelendiriliyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) eski yöneticisi Erdal Yıldırım hakkında 2015 ile 2018 yılları arasında yaptığı sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek dava açıldı.
Yıldırım’ın, IŞİD’in Suriye Afrin’de gerçekleştirdiği katliamları “Afrin yalnız değildir” yazısını paylaşarak, protesto etmesi; Kobani’de yine IŞİD tarafından yapılan katliamlara dair paylaşım yapması, Muş Varto’da öldürülen bir kadının bedeninin sokakta teşhir edilmesi; İbrahim Kaypakkaya’yı Çorum’daki mezarı başında anması, yine Kaypakkaya’nın fotoğrafını paylaşması dosyada suç olarak gösterildi.
“KİMLİĞİMİZE SAHİP ÇIKTIĞIM İÇİN YARGILANIYORUM”
9 Eylül günü saat 10.40’da Çağlayan Adliyesi’nde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak olan Erdal Yıldırım, duruşma öncesi PİRHA’ya yaptığı açıklamada, “Alevilik ve devrimci değerleri savunmaya devam ettiğim, kimliğimize sahip çıktığım için yargılıyorlar. Ben her şeyden önce yıllar yılı Alevi örgütlülüğünün çeşitli kademelerinde (PSAKD Kadıköy Şube ve Ankara Genel Merkezde) yöneticilik yaptım. Alevi değerleri ve benimsediğim evrensel, insani değerler sonucu olarak dünyanın neresinde olursa olsun, mazlumdan, mağdurdan yana olmayı, eşitsizliklere, haksızlıklara karşı çıkmayı bir aydın ve sol sosyalist değerleri de benimsemiş bir birey olarak görev ve sorumluluk kabul ediyorum. Bu değerleri savunmaktan vazgeçmeyeceğimi bir kez daha beyan ediyorum” diye konuştu.
PİRHA-İbrahim Kaypakkaya Diyarbakır Cezaevi’nde işkence ile katledilişinin 48. yılında İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen yürüyüşle anıldı.
Basel’de Theodorkirche önünde bir araya gelen kitle 14:30’da kortej halinde yürüyüşe başladı. Yürüyüş öncesinde kitle, selamlanarak kısa bir konuşma gerçekleştirildi.
Basel’in ara sokaklarından Claaraplatz’a doğru hareket eden kitleyi, bölge halkı balkonlardan alkışlarla selamladı.
Enternasyonal marşı okunduğu eylemin devamında 18 Mayıs ile ilgili “Örnek Bize Cesaretin“ başlığıyla çıkardığı bildirisinin Almancası okundu.
Anma etkinliği yapılan konuşmalarına ardından sona erdi.
PİRHA-Devrimci önderlerden İbrahim Kaypakkaya, Partizan ve Sınıf Teorisi tarafından düzenlenen ve Birleşik Mücadele Güçleri tarafından desteklenen ortak bir etkinlikle, 15 Mayıs 2021 tarihinde saat 16.00’da Almanya’nın Köln kentinde anılacak.
Devrimci önderlerden İbrahim Kaypakkaya, Partizan ve Sınıf Teorisi tarafından düzenlenen ve Birleşik Mücadele Güçleri tarafından desteklenen ortak bir etkinlikle, 15 Mayıs 2021 tarihinde anılacak.
PİRHA – 68 devrimci önderlerinden İbrahim Kaypakkaya, Kürt ulusal hareketinin önderlerinden Haki Karer ve 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde kendilerini yakarak hayatlarına son veren Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Önen, Dersim’de anıldı.
Devrimci önder İbrahim Kaypakkaya, Haki Karer ve tarihe “Dörtler” olarak geçen Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Önder, Dersim’de anıldı.
EYLEM ETKİNLİK YASAĞI
Valiliğin eylem etkinlik yasağı nedeniyle İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi’nde gerçekleşen anmaya siyasi parti ve kurum temsilcileri katıldı.
GÖZALTINA ALINANLAR EMNİYETTE TUTULUYOR
Emek ve Demokrasi Platformu tarafından yapılan anmada basın metnini okuyan Sosyalist Meclisler Federasyonu’ndan Hıdır Yıldız, İbrahim Kaypakkaya pankartı asan Sosyalist Öğrenci Hareketi’nden olan öğrencilerin gözaltında tutulduğunu, henüz bir gelişme olmadığını belirtti.
“GÜNEŞE UĞURLADIĞIMIZ DEVRİMCİLERİ ANIYORUZ”
Hıdır Yıldız, “Tarih bize yön göstermeye devam ediyor. Mayıs’ı kızıllaştıran enternasyonal proletaryanın kızıl sancağı elden ele, sömürüye, zulme karşı direniş marşları dilden dile aktarılmaya devam ediyor. Bugün bu zorlu yürüyüşte güneşe uğurladığımız devrimcileri anıyoruz. 18 Mayıs’ta Diyarbakır zindanında işkenceyle katledilen, “Ser verip, sır vermeyen” Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’ya…Dilok’ta kontrgerilla tarafından katledilen Haki Karer’e… ve zulme karşı bedenlerini ateşe veren Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Necmi Öner, Mahmut Zengin’e selam gönderiyoruz” dedi ve şöyle devam etti:
“İbrahim Kaypakkaya‘nın yirmi dört yıllık yaşamı, devrimci mücadele içinde şekillenmiş ve Komünist bir nitelik kazanmıştır. Çeşitli ulus, milliyet ve mezheplerden emekçi halkın kurtuluşuna adanmış bir yaşamda, yaratıcı bir şekilde uyguladığı komünist fikirlerin yanı sıra, aylar süren ağır işkenceler karşısında takındığı boyun eğmez tavrıyla ülkemiz devrimci hareketine “Ser verip, sır vermeme” ilkesini kazandırmıştır. Kaypakkaya, işkence tezgahında 90 günde örülen direnişin sonucunda, 18 Mayıs 1973’te Diyarbakır zindanında katledildi.
Haki Karer ise Ordulu bir Türk olarak, Kürt Hareketi’nin kurucu önderlerinden birisi olmuş ve direniş geleneğinin yaratılmasında büyük katkıları olmuştur. Kendini Kürt halkının kurtuluş mücadelesine adayan Haki Karer 18 Mayıs 1977’te Dilok’ta düştüğü bir pusuda katledildi.
Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Necmi Öner ve Mahmut Zengin, faşist cunta döneminde, Diyarbakır zindanında, siyasi tutsaklara karşı aymazca sergilenen işkencelere karşı tepkilerini, 33. Koğuşta kendilerini ateşe vererek ortaya koymuş 4 yiğit yurtseverdir. Eylemleri aşina olunan direniş pratiği içerisinde bir dönemeç olmuş, isimleri tümden düşmana karşı mücadele, teslimiyetin reddi olarak kodlanmıştır.”
“DEVLET, BASKI VE İŞKENCEYLE HALKI SİNDİRMEK İSTEMEKTEDİR”
“Bizler onlardan aldığımız direniş geleneğini sürdüreceğiz. Bulunduğumuz her alanda onların düşüncelerini ve eylemlerini yaşatacağız. Egemenlerin uzunca bir süredir içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi kriz sürerken, ekonomik krizin sarsıcı etkileri de devam ediyor. Her zaman olduğu gibi, krizin faturası halk yığınlarına ödettirilmeye çalışılmaktadır. Eşitsiz gelişime ve hak taleplerine karşı ses çıkarmaya çalışıldığında ise azgınca saldıran devlet, gözaltı tutuklama, baskı ve işkenceyle halkı sindirmek istemektedir” diyen Yıldız, şunları kaydetti:
“FAŞİZME KARŞI MÜCADELEYİ YÜKSELTECEĞİZ”
“Böylesi bir süreçte zindanlarda da direniş türküleri söylenmektedir. Zindanlarda yükselen direniş, kendi taleplerini aşmış, sistemin “diz çöktürme”, “boyun eğdirme” saldırısına karşı amansız bir karşı duruş karakteri kazanmıştır.
Bu direniş mücadelenin ihtiyaç duyduğu adanmışlık ve kararlılıkla sürüyor. Onlar dava uğruna ortaya koyabilecekleri ne varsa onu ortaya koyuyorlar, yaşamlarının en güzel çağlarında zindanlarda ölümü kucaklamayı göze almış olan bu büyük zindan direnişçileri bedenlerini silaha dönüştürüp faşizme doğrultmuşlardır. Hapishane önlerinde göğsünü siper eden analar ise baskı ve saldırılara boyun eğmeden çocuklarının mücadelelerini sahipleniyorlar.
Kızıldereden Amed zindanlarına, İbrahimlerden Denizlere, Sinan Cemgillerden, Dörtlere, Haki Karerlerden, Orhan Bakırlara, Mayıs’ı bize miras bırakan devrimcileri anarken, onları ortaklaştıran direniş ruhunu sahipleneceğimizi, zulme karşı boyun eğmeyeceğimizi bir kez daha haykırıyoruz. Onların ortaklaştığı mücadele hattında ortaklaşacağız, faşizme karşı mücadeleyi yükselteceğiz.”
PİRHA- 68 devrimci önderlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın 47’nci ölüm yıldönümü ile ilgili çalışma yürüten, 3 Sosyalist Öğrenci Hareketi üyesi gözaltına alındı. Gözaltılara tepki gösteren SÖH, üyelerinin derhal serbest bırakılmasını istedi.
Sosyalist Öğrenci Hareketi Dersim’de 68’in devrimci önderlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın 47’nci ölüm yılı nedeniyle çalışma yürüten 3 Sosyalist Öğrenci Hareketi (SÖH) üyesi gözaltına alına alındı.
Üç üyesi ile ilgili açıklama yapan SÖH, üyelerinin derhal serbest bırakılmasını istedi.
SÖH’ün yaptığı açıklamada “Yoldaşlarımızın astıktan sonra gözaltına alındıkları pankart aslında durumu gayet iyi anlatıyor. “Zindanlarda Tattırdık Yenilgilerin En Hasını!” Gözaltılar, tutuklamalar, baskılar bizi yıldıramaz! Gözaltına alınan yoldaşlarımız derhal serbest bırakılsın!” denildi.
Erzincan Refahiye’de yapılan bir baskında el konulan Dersim’in Kayıp Kızları ve İbrahim Kaypakkaya’nın hayatının anlatıldığı kitaplarla ilgili ‘imha’ kararı verildi.
Erzincan’in Refahiye ilçesinde geçen sene jandarmalar tarafından bir eve baskın yapıldı. Ev baskını sırasında evdekilerin telefonlarına ve evde bulunan kitaplara el konuldu. Bu eserlerden biri belgeselci yazar Kazım Gündoğan ve Nezahat Gündoğan’ın İletişim Yayınları tarafından yayımlanan Dersim’in Kayıp Kızları adlı kitabı, diğeri ise Kalipso Yayınları’ndan çıkan İbrahim Kaypakkaya’nın hayatının anlatıldığı kitap. Kitaplar ‘muhafaza’ altına alındıktan sonra geri isteyen kişiler bir daha kitaplarını alamadı. Kitapların akıbetiyle ilgili aylar sonra yeni bir gelişme ortaya çıktı. Refahiye Cumhuriyet Başsavcılığı kitapların ‘imha’ edilmesi için talimat verdi. Ancak mahkemeden kitaplarla ilgili bu yönde herhangi bir karar verilmedi.
TALİMATLA KAZAN DAİRESİNDE YAKILDI
Gazete Duvar’dan Hacı Bişkin’in haberine göre ilgili ev baskınına gerekçe olarak ‘örgüte yardım etmek’ iddiası gösterildi. Söz konusu soruşturmayla kitapların herhangi bir ilgisi bulunmamasına rağmen Refahiye Cumhuriyet Başsavcılığı kitapların ‘imha’ edilmesi talimatını verdi. ‘İmha tutanağında’ 3 jandarmanın imzası yer alırken, kitapların nasıl imha edildiğiyle ilgili, “Refahiye Cumhuriyet Başsavcısı’nın talimatıyla komutanlığımız kazan dairesinde video çekimi yapılarak imha edildiği…” bilgileri yer aldı.