Etiket: ibrahim kaypakkaya

  • İbrahim Kaypakkaya’nın kardeşi İbrahim Karakaya hayatını kaybetti

    İbrahim Kaypakkaya’nın kardeşi İbrahim Karakaya hayatını kaybetti

    İbrahim Kaypakkaya’nın en küçük kardeşi İbrahim Karakaya hayatını kaybetti.

    İbrahim Kaypakkaya’nın en küçük kardeşi İbrahim Karakaya geçirdiği ani kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

    Karakaya’nın cenazesi bugün 12:00’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Batıkent Cemevi’nden uğurlanarak, Çorum Karakaya köyünde toprağa verileceği bildirildi. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Çorum’da Allah Allah diyerek insanları diri diri yaktılar’-VİDEO

    ‘Çorum’da Allah Allah diyerek insanları diri diri yaktılar’-VİDEO

    PİRHA – Çorum Katliamı tanıklarından Yazar Gazi Eke, “Devlet, karşı devrimci gösteri biçiminde olayları planladı. Askerler ‘Allah Allah’ nidalarıyla köy bastı. Çorum’da adeta bir vahşet yaşandı. Yaşlı kadınlar işkence sonrasında benzinle yakıldı. Vatandaşların karnı yarılıp, kafa derileri yüzüldü” dedi.

    Cihat çağrıları eşliğinde Mayıs 1980’de Çorum’da başlayan ve Temmuz’a kadar sürdürülen saldırıların perde arkasında neler vardı? Dönemin tanıklarından Yazar Gazi Eke PİRHA’ya anlattı.

    MHP’li Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak’ın Dev-Sol üyelerince Ankara’da öldürülmesinin ardından Çorum merkezde harekete geçen gericiler, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın, Kana kan intikam” sloganları atarak yürüyüşe geçmişti.

    “DEVLET, SALDIRILARI KARŞI BİR AYAKLANMA BİÇİMİNDE ÖRGÜTLEDİ”

    Yazar Gazi Eke, “Devlet, sol hareketler, Alevi ve demokratlar da 28 Mayıs’tan önce hazırlık yaptı” diyerek o günlere dair şunları söyledi:

    “Devletin hazırlık yaptığı şuradan belliydi: 8-10 Eylül’den itibaren mahallelere bildiriler dağıtıldı. Bunlar milliyetçi ve dinci bildirilerdi. ‘Aleviler size saldıracak, kendinize sahip çıkın’ diye… Dolayısıyla Maraş olaylarından sonra bir hazırlık olduğu biliniyordu. Özellikle devlet, bu saldırıyı karşı devrimci bir ayaklanma biçiminde örgütledi. Milliyetçi güçler de Gün Sazak’ın ölümünü de buna dahil etti. Sazak’ın ölümünün bu olaylarla ilgisi yok. Bakıyorsunuz Gün Sazak Çorumlu değil, Eskişehirli. İlişkisi var mı, yok. Nitekim arabalarla Ankara’dan, İstanbul’dan, Yozgat’tan, Alaca’dan, Eskişehir’den ve çeşitli yerlerden Çorum’a gelenler oldu. Yekün bir hazırlık olduğu görülüyordu. En başından itibaren ‘Toplumsal olaylar var, bu toplumsal olaylara biz müdahale edemeyiz’ gibi göstermeye çalıştılar. Yani şöyle diyeceklerdi: ‘Bizler toplumsal olaylara karşı bir şey yapamadık.’ Ama bunu diyemediler. Yekün bir hazırlık direnişte somutlandı, sonuçlandı. Direniş içerisinden halk komiteleri, silahlı milisler ile örgütlü bir yapı ortaya çıktı. Dolayısıyla saldırılar geri püskürtüldü. Bu olayların Alevi-Sünni meselesi ile bir ilgisi yok. Genel olarak devrimci demokrat güçler ile toplumsal muhalefet birleşerek yekün bir direniş ruhu oluşturdu.

    Örgütlü bir direnişle karşılaştılar. Kimi mahallelerde % 60 Alevi % 40 Sünni vatandaş yaşıyordu. Özellikle olayların olduğu dönemde Sünnilerin ayrıştırılması için paramiliter güçlerin çalışmaları oldu ve bunu başaramadılar. Alevi-Sünni birlikteliği korundu. Şu anda da baktığımızda bu oranlarda bir değişiklik yoktur. % 40 Sünni, % 60 Alevi…”

    “ALLAH ALLAH DİYEREK SALDIRDILAR”

    Eke, askerlerin katliam sürecinde İbrahim Kaypakkaya’nın köyüne “Allah Allah” sözleriyle saldırdığını da söyleyerek,28 Mayıs’tan önce demokrat, ilerici, Alevi olarak bilinen insanların kaçırılıp, öldürülme olaylarıyla birlikte dükkanların yağmalanması, hırsızlık olayları oldu. Çorum olayları içerisinde İbrahim Kaypakkaya’nın köyüne gece saldırı düzenlendi. Köylülere sorduğumuzda olayı şöyle anlatıyorlardı: Gece ‘Allah Allah’ nidalarıyla köye girmeye çalışıyorlar, köylüler, faşist grupların geldiğini sanıyorlar. Bakıyorlar ki askerler, Karakaya köyüne ‘Allah Allah’ diyerek saldırıyor. O gün dört kişi yaralanıyor. Ardından da büyük bir tutuklama süreci gerçekleştiriliyor” dedi.

    “BARİKAT İÇİ ÇATIŞMALARDA DA KADINLAR CİDDİ ROL ALDI”

    Gazi Eke, Çorum direnişinde kadınların da rol üstlendiğine değinerek şöyle devam etti:

    “Özellikle saldırılar gece oluyordu. Gündüzleri pek de çatışma olmuyordu. Dolayısıyla geceleri erkekler, gündüzleri de ağırlıklı olarak kadınlar nöbet tutuyordu. Özellikle Alevilerin yoğun olduğu bölgelerde ve barikatlar içerisinde yiyecek ve içecek teminini kadınlar organize etti. Kadınlar bir fiil direnişin içerisinde bu şekilde yer aldı. Kadınlar aynı zamanda çatışmalarda da yer alıyordu. Kadınlar olmasaydı gündüz nöbette kim bekleyecekti? O kadar insanın ihtiyacını kim karşılayacaktı? Kadınların ağırlıkta olduğu yerlerde, özellikle barikat içi çatışmalarda da kadınlar ciddi rol aldı.”

    İNSANLAR DİRİ DİRİ YAKILDI

    Çorum’da adeta bir vahşetin yaşandığına da vurgu yapan Eke, “Yaşlı bir kadının evini çeviriyorlar. Kocası kaçıyor. Kadını alıp bir sürü işkenceye maruz bırakıyorlar. Sonrasında da benzin döküp yakıyorlar” dedi. Eke, aynı süreçte işlenen cinayetleri şu sözlerle anlatı:

    “Hıdırlık katliamında bir şahsın karnı yarılıyor. Ayrıca bir vatandaşımız, yanan sacın üzerine koyularak yakılıyor. Yine genç bir çocuğun kafasına poşet sarıp yakıyorlar. Yine Alevi köyünden bir şahsın kafa derisini yüzüyorlar. Bu şekilde resimlerle anlattığım bir kitabım mevcut.”

    Cebrail ARSLAN – Eren GÜVEN / ANKARA

  • Bugün ‘Dörtler’ ve İbrahim Kaypakkaya’nın ölümlerinin yıl dönümü

    Bugün ‘Dörtler’ ve İbrahim Kaypakkaya’nın ölümlerinin yıl dönümü

    18 Mayıs 1982’de Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan işkenceye karşı kendini yakan Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Mahmut Zengin ve Eşref Anyık, Kürt mücadele tarihine ‘Dörtler’ olarak geçti. Bugün, ‘Dörtler’in ölümlerinin 37’nci; devrimci hareketin önderlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın ise ölümünün 46’ıncı yılı.

    12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde uygulanan vahşet politikalarına karşı yaptıkları eylem sonrası adları yakın tarihe ‘Dörtler’ olarak geçti: Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Mahmut Zengin ve Eşref Anyık.

    ‘Dörtler’, 18 Mayıs 1982’de kendilerini yaktı. Bıraktıkları not şöyleydi:

    “Bu eylem mutlaka halka ulaştırılmalı. Eylem, Mazlum arkadaşın eyleminin devamıdır. Eylem doğru anlaşılmalı. İhanet, teslimiyet ve baskılara karşı konulan bir eylemdir.”

    KAYPAKKAYA’NIN KISA PORTRESİ

    Türkiye sol tarihinin önemli isimlerinden, Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist (TKP-ML) ve Türkiye İşçi Köylü Ordusu’nun (TİKKO) kurucusu İbrahim Kaypakkaya da 18 Mayıs’ta işkenceyle öldürüldü.

    Kürt sorunu konusundaki tezleriyle öne çıkan Kaypakkaya 24 Ocak 1973’te Dersim’in Çemişgezek ilçesinde bir çatışmada yaralandı.

    Yaralı olarak kaçan ve beş gün köylerde saklanan İbrahim Kaypakkaya, 29 Ocak 1973’te kaldığı köyde bir öğretmenin ihbarı üzerine ele geçirildi.

    Yaralı olmasına rağmen yürütüldü. Buradan ayaklan donmuş olduğu halde Diyarbakır’a getirildi. Daha sonra hastaneye yatırıldı, bu arada ayaklarının kesilmesine izin vermemesine karşın yemeğine ilaç konularak donmuş olan ayakları kesildi.

    İyileştikten sonra günlerce işkenceye maruz kalan Kaypakkaya, sorgusunda hiçbir biçimde kendisini ve örgütünü bağlayacak ifade vermedi.

    İbrahim Kaypakkaya, 18 Mayıs 1973’te Diyarbakır Cezaevi’nde işkenceyle öldürüldü.

     

  • Bir devrimcinin gözünden Kaypakkaya’nın mezarının yapılış hikayesi-VİDEO

    Bir devrimcinin gözünden Kaypakkaya’nın mezarının yapılış hikayesi-VİDEO

    PİRHA- Uzun yıllardan beri devrimci hareket içinde olan ve Çorum Katliamı girişiminde direniş gösteren Bayram Ardık, İbrahim Kaypakkaya’ya için yapılan ilk mezarın hikayesini PİRHA’ya anlattı. 

    Dört kişi ile birlikte Kaypakkaya’nın mezarını yapma kararı alanlardan biri olan Bayram Ardık, “1973 yılında dört arkadaş, devletin o köyde mezarı kaldırabileceğini düşünerek, mezarlığı yaparak kalıcı hale getirmeyi düşündük” diye konuştu.

    “KAYPAKKAYA KATLEDİLİNCE ÇOK ÜZÜLDÜK”

    “Kaypakkaya’yı yakından birkaç kez görme imkanım oldu ve kendisini tanımış oldum”  diye konuşan Ardık şöyle konuştu:

    “12 Mart faşist darbesinin katlettiği hemşehrim İbrahim Kaypakkaya’nın ilk anıt mezarının yapılması ile ilgili bir anımı, hem o faşist katliamı protesto etmek hem de yeni kuşaklara devrimci önderlerin mücadeleleri ile ilgili bilinmeyen yanlarını açığa çıkartmak amaçlı böyle bir açıklamanın tüm devrimci, demokratik ve onun düşüncesini savunduğunu söyleyen çevrelere bilgilendirme amaçlı bir hizmet olacağını düşünüyorum.  Kaypakkaya 1969 yılında Çorum’da Devrimci Kültür Derneği’ni kuran bir önderdi. Öğrenci lideri olarak biliyorduk. Ben o yıllarda ortaokulda okuyan bir öğrenciydim. O dönem derneğe gidip gelirken kendisini tanıdım. Daha sonra Çorum’da sınıf tahlili, çalışmalar, 1969 Haşhaş mitinginin hazırlanmasındaki aktivitesi ve rolünü çok iyi biliyorum. Yakından birkaç kez görme imkanım oldu ve kendisini tanımış oldum. Bu derneğin kurucuları Perinçek, PDA, Kaypakkaya ve arkadaşlarının çizgisinde olan öğrencilerdi. Ama şunu da belirtmek isterim ki; 70 yılının sonuna doğru biz dört arkadaş Doğu Perinçek ve PDA’nın o siyasi çizgisinin etkisinden kurtulduk. 12 Mart faşist darbesi geldiğinde Kaypakkaya’nın Diyarbakır zindanlarında işkence ile katledildiğinin haberini alınca diğer devrimcilerle beraber onun için üzüldük. Bu katliamın insanlar üzerindeki baskı ve terörünü kınadık.”

    “MEZARI YAPACAK USTALAR KORKUP KAÇINCA KENDİMİZ YAPMA KARARI ALDIK”

    Mezarı yapma kararı aldıktan sonra Kaypakkaya’nın köyü olan Karakaya’ya giden Ardık, mezar için gerekli malzemeleri ayarladıklarını fakat bu işi yapacak iki ustanın korkarak köyden kaçtığını ve mezarın inşasını kendilerinin yapma kararı aldıklarını belirterek şunları vurguladı:

    “Aradan bir yıl geçtikten sonra 1973 yılında dört arkadaş devletin o köyde mezarı kaldırabileceğini düşünerek mezarlığı yaparak kalıcı hale getirmeyi düşündük. İçimizdeki arkadaşlardan birisinin babası mezar taşı, çakıl, kum, tuğla ve çimento gibi malzemeler satıyordu. Dört arkadaşın bunları temin edecek durumu yoktu ve o arkadaş bunları temin etti. Ben o arada 1973 yılında Sungurlu Lisesi’nde öğrenciydim. Kaypakkaya’nın köyü Sungurlu’ya 30 kilometre uzaklıkta Karakaya köyüdür. Mezarlık da  köyün karşısında bulunuyordu. Köyün öğretmeni Garip Hoca’yı tanıyordum. Bir gün önceden arkadaşlar sabaha kadar mezar taşına yazı yazılması ile uğraştılar. Kum, çimento ve ne gibi ihtiyaçlar olacak ise onları temin edeceklerini ve gizlice sabaha kadar mezar taşına  Nazım Hikmet’in olan, ‘Sen yanmasan, ben yanmasan, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa’ dizelerini yazacaklardı. Pazar sabahına yetiştireceklerdi. Ben bir gün önceden köye gittim ve Garip Hoca’nın evinde kaldım.  Biz dört arkadaş Kaypakkaya’nın mezarını yapmak istiyoruz ama nasıl mezar yapılır, duvar örülür bilmiyoruz. Köylülerden bize yardımcı olabilecek varsa görüşelim’ dedim. O da ‘ tamam’ dedi. Köyün içine çıktık. Bu işler yapabilecek iki ustanın olduğunu söyledi ve onlar da yaptığım görüşmede tamam dediler. ‘Biz öğrenciyiz, size para da veremeyiz. Ama köyünüzün bir çocuğudur, sahip çıkmış olursunuz ve mezarı da burada kalıcı olur düşüncesiyle hareket ettik’ dedik. Yapacaklarını söylediler. Garip Hoca’nın evine döndük, o gece yattık. Sabah erkenden kalkan Garip Hoca köyün içine bakıyor ki yoklar. Adamlar kaçmış resmen. Korktular, bir şeyler oldu ve vazgeçtiler. Beni kaldırıp ‘Bayram kalk ustalar yok’ dedi. Yolun kenarına çıktım, arkadaşlar bir pikap ile malzemeleri ve  Nazım’ın dizelerinin yazıldığı mezar taşını alıp gelmişlerdi. Kendimiz yapalım dedik.”

    Mezarı yapacak ustaların köyü sabah terk ettikleri için kendi çabalarıyla yaptıklarını dile getiren Ardık, “Elimizde kazma, kürek ile mezarın çevresini yarım metreye kadar kazdık. Tuğla dizdik, harç yaptık ve mezarı yükselttik. Yuvarlak elips şeklinde yaptığımız mezar taşını da yan koyduk. Nerden aklımıza geldi ise amacına ulaşamayan devrimcilerin mezar taşı yan olur diye bir bilgi kalmış bizde. Ama Türkiye devrimci hareketinde böyle bir uygulamanın ne kadar olduğu veya olup olmadığını kimse bilmiyordu. Mezarı yaptık, çektik gittik” dedi.

    “JANDARMA KÖYLÜLERİ TEHDİT EDİYOR”

    Mezarı yaptıktan sonra jandarmanın kendisini tutuklayabileceği düşüncesini dile getiren Ardık şöyle devam etti:

    “Sungurlu lisesinde öğrenciydim ve pazartesi günü okula gittim. Sıram da tam okula giriş kapısının önündeki camın yanındaydı. Öğlene kadar gözüm sürekli camdaydı. İşte polis, jandarma gelecek diye biraz da tedirgin olarak gün bitti, ben de çıktım. Genellikle öğretmenlerin toplandığı lokal vardı. Oraya gidince Kaypakkaya’nın mezarını yapacağımızı, gelip katılmalarını söylemiştim. Tabi kimse gelmemişti. ‘Yahu siz ne yaptınız, zamanı mıydı? Jandarma köyü basmış’ gibi sözler ettiler. Ben de ‘ben yapacağımı yaptı, köylü de ne yaptıysa yaptı’ dedim. Öyle bir tartışma oldu. Aradan bir saat geçti, köyün muhtarı geldi. Bu işin hiç iyi olmadığını, jandarmanın tehdit ettiğini ve kimin yaptığını sorduğunu ama köylünün bizi söylemediğini, söyledi.”

    “BU OLAYLA BİRLİKTE BÜTÜN ALEVİ KÖYLERİNE KARAKOL YAPILMAYA BAŞLANDI”

    “Devrimci saflarda yer almış bir lidere karınca kararınca biz de görevimizi yapmış olalım diye bir yaklaşımla mezarını yaptık” diye konuşan Ardık, bu olayla birlikte devrimci ve aydınların yoğun olduğu Alevi köylerine karakollar yapılmaya başlandığına değinerek şunları vurguladı:

    “Sonra Karakaya gibi aydın ve devrimcilerin yoğun olduğu Alevi köylerinin hepsinin yanına jandarma karakolu kuruldu. O jandarma karakolu da halen Karakaya köyündeki mezarlığın orada duruyor. Kaypakkaya anmalarına gelenlere engel olunuyor, zorluk çıkartılıyor. Bundan 7 yıl önceki bir anmaya katıldığımda Kaypakkaya’nın düşüncesini paylaşan arkadaşlarımız mücadelesini anlattıklarında annesi başka söz almak isteyen var mı diye sordu. Ben de söz aldım. Daha önce bizim yaptığımız mezarı nasıl yaptığımız anlattım. Bizden sonra olan mezarı ise ailesi yaptırmış. Annesi söz alarak, ‘Biz bu mezarı bu hali ile yaptırmadan önce bu arkadaşın anlattığı gibiydi bu mezar. Biz de yıllardır hep merak ederdik bu mezarı kim yaptırdı böyle’ dedi. Kaypakkaya’ya sahip çıkmamızın birinci nedeni devrimci bir önder oluşu ile birlikte Doğu Perinçek’e tavır alması bizim için bir gurur kaynağı. Devrimci saflarda yer almış bir lidere karınca kararınca biz de görevimizi yapmış olalım diye bir yaklaşımla mezarını yaptık. Hala da düşündüğümüz gibi devlet mezar yerini yok etmedi. Bizim yaptırdığımız ilk mezarın resmi, Nihat Behram’ın ‘Ser Verip Sır Vermeyen’ kitabının birinci baskısında vardı. Her neden ise diğer baskılarında o resim yer almadı. Belirli platformlarında bununla ilgili anılarımı anlattığımda tabi ki insanlar bilmiyor. O kitabı örnek verdiğimde uzun zaman sonra arayıp bulanlar, o kitapta o resmi gördüklerini söylüyorlar.”

    Ersin ÖZGÜL / ANTALYA

  • PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ifadeye çağrıldı

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ifadeye çağrıldı

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, İbrahim Kaypakkaya’yı övdüğü gerekçesiyle savcılık tarafından ifadeye çağrıldı. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan işkencede öldürülen devrimci önder olarak bilinen İbrahim Kaypakkaya’yı övdüğü gerekçesiyle savcılık tarafından ifadeye çağrıldı.

    Konuyu PİRHA ile paylaşan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, savcılıktaki ifadesinin bir saat sürdüğünü, terör ve teröristi övmekle suçlandığını belirtti.

    6 aydır devam eden bir soruşturma olduğunu söyleyen Kaplan, Ankara’da yapılan İbrahim Kaypakkaya anmasına PSAKD Genel Başkanı sıfatıyla davet edildiğini ve katıldığını kaydetti.

    İfadesinde THKPC ile bir bağlantısı olmadığını söylediğini belirten Kaplan, yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini ekledi. Kaplan, ifadesinde ülkelerin yönetim biçimlerine ve yöneticilerine göre terör ve terörist kavramlarının değiştiğini belirttiğini de kaydetti. (HABER MERKEZİ)