Etiket: iddianame

  • Yılmaz Çelik’in iddianamesi hazırlandı: Türkü söylemek ‘suç’ delili sayıldı

    Yılmaz Çelik’in iddianamesi hazırlandı: Türkü söylemek ‘suç’ delili sayıldı

    PİRHA – Geçtiğimiz haftalarda tutuklanan sanatçı Yıılmaz Çelik’in iddianamesi hazırlandı. İddianamede, bir itirafçının Yılmaz Çelik üzerine verdiği ifadeler yer alırken aynı zamanda Çelik’in İbrahim Kaypakkaya ve Mahir Çayan’ın fotoğraflarının yer aldığı sosyal medya paylaşımları ve ‘Ali Haydar Ölmez’ türküsünün seslendirmesi “suç” delili sayıldı.

    Dersim’de 8 Aralık’ta konser sonrası ev baskınıyla gözaltına alınan ve 2 gün gözaltında kaldıktan sonra çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanan Yılmaz Çelik hakkında “örgüt üyesi olma” ve “örgüt propagandası yapmak”tan iddianame hazırlandı.

    İddianamede bir itirafçının Yılmaz Çelik üzerine verdiği ifadeler yer alırken aynı zamanda Çelik’in İbrahim Kaypakkaya ve Mahir Çayan’ın fotoğraflarının yer aldığı sosyal medya paylaşımları ve “Ali Haydar Ölmez” türküsünün seslendirmesi “suç” delili sayıldı.

    Yılmaz Çelik’in Ovacık ilçesinde yer alan ve aynı zamanda kendi köyü olan Kedek bölgesine gidişleri de iddianamede “kuryelik” iddiasına delil olarak gösterildi. Çelik, savcılık ifadesinde A.O’yu tanımadığını belirterek ifadede belirtilen tarihlerde festival ve derleme yapmak amacıyla Ovacık’ta bulunduğunu kaydetti. Jip tarzı aracın kendisine ait olduğunu, ancak renginin tanığın anlatımının aksine siyah değil gri olduğunu ifade eden Çelik, suçlamaları kabul etmediğini ifade etti.

    AYGÜN: SUÇU SAZ ÇALMAK

    Yılmaz Çelik hakkında hazırlanan iddianameye ilişkin, Avukatı Hüseyin Aygün  şunları ifade etti: ‘‘ Sanatçı Yılmaz Çelik 2020’ye hapishanede girdi. Yılın son gününde yayınlanan iddianameye göre suçu cidden saz çalmak.Yaklaşık 50 yıl evvel yargısız infaz ve işkence ile öldürülen Ali Haydar Yıldız, İbrahim Kaypakkaya ve Mahir Çayan’ı anmak, ‘Vartinik Ağıdı’nı söylemek suç sayıldı.”

    Aygün, Çelik’in ilk duruşmasının 26 Mart 2020 günü Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüleceğini belirti. (HABER MERKEZİ)

  • Tutuklu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım’a iletişim cezası-VİDEO

    Tutuklu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım’a iletişim cezası-VİDEO

    PİRHA- Bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunan PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Zeynep Yıldırım’ı cezaevinde ziyaret eden PSAKD Sultangazi Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Göksel Fidan, Yıldırım’a iletişim cezası verildiğini, bu yüzden kendisine gelen mektupları alamadığını belirtti.   

    Haberin videosu

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şube Başkanı Zeynep Yıldırım, bir yılı aşkın süredir iddianamesiz bir şekilde tutuklu bulunuyor.

    Yıldırım’ı cezaevinde ziyaret eden PSKAD Sultangazi Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Göksel Fidan, Silivri Cezaevi’nden Gebze Cezaevi’ne işkenceyle götürüldüğü için bunun psikolojik etkilerinin hala sürdüğünü kaydetti. Cezaevlerindeki insanların sağlık durumlarından hükümetin sorumlu olduğunu hatırlatan Fidan, Yıldırım’a eziyete dönüşecek bir cezalandırma yöntemi uygulandığını söyledi.

    Fidan, Zeynep Yıldırım’ın 2 yıldır Şakran Cezaevinde tutuklu olan eşi Haydar Yıldırım’ın ve 400 günü aşkın bir süredir Armutlu Cemevi’nde oturma eylemi yapan annesi Kezban Bektaş’ın sağlık sorunlarından dolayı kendini iyi hissetmediğini aktardı.

    İLETİŞİM YASAĞINDAN DOLAYI MEKTUBUMUZ YILDIRIM’A ULAŞMADI

    PİRHA olarak ‘Alevi kadın yazı dizisi’ için Yıldırım’a gönderdiğimiz mektubun iletişim cezasından dolayı Yıldırım’a ulaşmadığını belirten Fidan, “Silivri Cezaevi’ndeki hak gasplarına verdiği mücadeleden dolayı iletişim yasağı ve hücre cezaları mevcut. İletişim yasağından dolayı sizin mektubunuzu alamadığını söyledi. Ama iletişim yasağının bu ay sonunda biteceğini ve mektubunuzu alınca hemen cevap vereceğini söyledi” diye konuştu.

    “HİÇBİR KOŞULDA BİAT ETMEYECEĞİM”

    Bir yıldır tutuklu bulunan Zeynep Yıldırım’ın iddianamesinin hala hazır olmadığına da değinen Fidan, şunları kaydetti:

    “Bozuk düzenin temsilcisi siyasi iktidar sömürü düzenlerini korumak adına kendisine muhalif olanları bir şeylerle yaftalayarak tutuklayıp bu tutukluluğu cezalandırmaya dönüştürüyor. Zeynep abla polisin Armutlu Cemevine yapılan baskında idrarını cemevinin içerisine yapmasını dünya ve Türkiye kamuoyuna teşhir etmişti. Bundan dolayı bugüne kadar iddianamesini hazırlamadan neyle ilgili tutuklandığından haberi olmadan cezalandırma yöntemi kullanıyorlar. Ama Zeynep ablanın bir sözü var ‘İmam Hüseyin Yezit’in karşısında biat etmedi, diz çökmedi onuruyla yaşadı ve onuruyla bugünlere kadar yaşatıldı. Ben ona ikrar veren bir anlayışın sahibiyim. Bana bu cezalandırmayı yapanlara karşı ben de hiçbir koşulda biat etmeyeceğim, burada da mücadele etmeye devam edeceğim’ dedi.”

    NE OLMUŞTU?

    PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Zeynep Yıldırım, 2018 yılının Temmuz ayında PSAKD Sarıyer Şubesi Armutlu Cemevi’ne yapılan polis baskınının ardından olayla ilgili basın açıklaması yaptığı gerekçesiyle gözaltına alınmıştı. 24 Temmuz’da gece baskınıyla evinden gözaltına alınan Yıldırım, 26 Temmuz’da tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilmişti.

    8 ay Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Yıldırım, Mart ayında Gebze Cezaevi’ne sürgün edilmişti. PSAKD İstanbul şubeleri Zeynep Yıldırım’ın serbest bırakılması için imza kampanyası başlatmıştı.

    Bir yılı aşkın süredir cezaevinde olan Yıldırım’ın iddianamesi ise hala hazır değil. HDP’nin Alevi milletvekilleri Yıldırım’ın neden tutuklu olduğunu ve iddianamesinin neden hazırlanmadığını meclis kürsüsünde gündeme getirmişti.

    Yıldırım’ın annesi Kezban Bektaş da kızının serbest bırakılması için 400 günü aşkın süredir Armutlu Cemevinde oturma eylemi yapıyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Avukatlarından Tv10 yöneticilerinin duruşmasına katılım çağrısı-VİDEO

    Avukatlarından Tv10 yöneticilerinin duruşmasına katılım çağrısı-VİDEO

    PİRHA- Tutuklu Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ve programcı Veli Haydar Güleç’in duruşmaları 17-18-19 Nisan’da Silivri Cezaevi Kampüsü’de bulunan 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Büyükşahin ve Güleç’in avukatları Seyit Demir ile Zülfikar Erden, iddianamede suç unsuru teşkil edebilecek herhangi bir şey bulunmadığını belirterek Alevi kamuoyuna duruşmaya katılım çağrısı yaptı. 

    KHK ile kapatılan Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ve programcı Veli Haydar Güleç, 10 Ocak 2018 tarihinde evlerine yapılan baskınla gözaltına alınmış, 18 Ocak ‘2018 tarihinde ise tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilmişti.

    Bir yıllık tutukluluğun ardından iddianameleri hazırlanan Büyükşahin ve Güleç’in ilk duruşmaları 17-18-19 Nisan tarihlerinde Silivri Cezaevi Kampüsü’nde bulunan 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Büyükşahin ve Güleç’in yargılandıkları Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) siyaset akademilerine yönelik hazırlanan iddianame kapsamında 43 kişi yargılanıyor. 43 kişiden 16’sının tutuklu olduğu dosya kapsamında 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği tensip kararıyla 9 kişi tahliye edilirken 7 kişi ise hala tutuklu yargılanıyor.

    Büyükşahin ve Güleç’in iddianamelerini değerlerinden avukatları Seyit Demir ile Zülfikar Erden, toplamda 60 klasör ve 1200 sayfa civarında bulunan iddianamede suç unsuru teşkil edebilecek herhangi bir şey bulunmadığını belirtti.

    “YARGITAY KARARLARI BERTARAF EDİLİYOR”

    Tutuklu olarak yargılanan Büyükşahin ve Güleç için henüz herhangi bir yargılamadan bahsedilemeyeceğini kaydeden avukat Seyit Demir, yapılan soruşturmanın 2001 yılında FETÖ’cü  cemaatçi polislerin açtıkları dosyadan ibaret olduğu ve o dönemde bile herhangi bir suç teşkil etmediği için tozlu raflara kaldırıldığını ifade etti. Cemaatçi polislerin bugünün cumhurbaşkanı olan Tayyip Erdoğan’ı, ailesini, bakanları dinlediklerini hatırlatan Demir, Yargıtay’ın cemaatin yapmış olduğu teknik takiplerin hukuka aykırı olduğu ve bunlarla herhangi bir hüküm kurulamayacağı yönünde sayısız kararlar verdiğini ekledi. Demir, ancak söz konusu Alevi muhalefeti ve Alevi basını olunca tüm bu kararların bertaraf edildiğine vurgu yaptı.

    İRONİK DAVALAR

    Demir, “Bu soruşturmanın olduğu dönemde bugünün cumhurbaşkanının açıklamaları var; ‘Analar ağlamasın’ diyerek geliştirdiği bir süreç var. O dönemde Pensilvanya’da bulunan Fethullah Gülen de ‘Ocaklarını söndürün, ocaklarına ateş salın’ diyor. Burada iktidar içinde iktidarın iki farklı kanadı arasında bir çatışma var ve aslında bu çatışmanın bir tezahürü. O dönemde yapılan teknik takipler zaten KCK yargılamalarına dönüştü, binlerce kişi gözaltına alındı, binlerce kişi suçsuz yere yıllarca tutuklu olarak yargılandı. O dönemde bile cemaatin polisleri bu dosyalarda dava açabilecek bir delil bulamamış ki bunları tozlu raflara terk etmiş. Ama çok ironik ki bugün bunlar dava olarak karşımıza çıktı.” dedi.

    BAZI ABSÜRD SUÇLAMALAR

    İddianamede Büyükşahin ve Güleç’in aleyhine delil kabul edilebilecek hiçbir husus olmadığını söyleyen Demir, dosyada yer alan absürd suçlamalardan şu örnekleri verdi:

    “Müvekkillerimiz ekolojik toplumdan bahsediyor, ekolojik toplumla ilgili kolluk görevlisi müvekkilimize ‘bu örgüt söylemi’ diyor. Bu mahkemede de sorgu hakimliğinde de ‘Bu örgüt söylemi değil mi?’ şeklinde soruluyor. Oysa ekolojik toplumu yasa dışı bir örgüt söylemi kabul edersek yeşiller hareketinin tüm dünyadaki üyelerinin cezaevlerinde olması gerekir, yargılanması gerekir. Müvekkilimiz yaptığı bir toplantıda kadın haklarından bahsediyor, toplantı da teknik takibe takılmış ve dinlenmiş, bu da örgüt söylemi olarak kabul ediliyor. Oysaki kadın hareketi geçmişi, tarihi çok köklü olan bir hareket. Feminist hareketler hala daha faal. Bunları yasa dışı örgüt söylemi kabul etmek en basit ifadeyle akla zarar beyanlar.”

    Şu anki hükümetin en küçük bir muhalif sese bile tahammülü olmadığına dikkat çeken Demir, “İktidar sadece sessizlik istemiyor tam bir sessizlik istiyor. En ufak bir aykırı sese de tahammül göstermiyor. Bütün bu dosya içeriği de bize bunu anlatıyor” dedi.

    “MUHALİFLERE KARŞI TOPYEKUN BİR DEVLET BASKISI VAR”

    Avukat Zülfikar Erden ise bu davanın Tv10’un kapatılması gibi hukuksal alt yapısı olmayan tamamen siyasi gerekçelerle açılmış bir dava olduğunu belirtti.

    Dosyanın 2011-2012 yılında cemaatçi polislerin yaptığı telefon ve ortam dinlemelerinden ibaret olduğunu hatırlatan Erden, bu ortam dinlemelerinde konuşulan konuların kadın sorunu, Alevi sorunu, Kürt sorunu gibi toplumsal sorunlarla ilgili olduğunu ifade etti.

    Üzerinden 7-8 yıl geçtikten sonra bu dosyanın davaya dönüştürülmesinin ne kadar siyasi bir karar olduğunu gösterdiğini dile getiren Erden, “Söz konusu dosyaların şimdi terör örgütü olarak lanse edilen, zamanında devletle, iktidarla kol kola olan FETÖ üyelerinin, cemaatin hazırladığı dosyalar olması ve buna rağmen bu dosyalar üzerinden siyasal iktidarın da muhaliflere karşı bir dava, soruşturma, baskı yoluna başvurması aslında zımnen de olsa hala cemaat ve iktidarın ne kadar kol kola, ortak hareket ettiğinin göstergesi. Çünkü bunun aslında bir hukuksal alt yapısı olmadığı için muhaliflere karşı topyekun bir devlet politikası, baskısı olduğunu görüyoruz” şeklinde ifade etti.

    ALEVİ KAMUOYUNA ÇAĞRI

    “Bütün bir toplumsal baskıyla ilgili olduğu için bu dosyanın bütün demokratik kamuoyu tarafından, toplum tarafından sahiplenilmesi çok önemli” diyen Erden, Alevi kamuoyuna, kurumlarına, derneklerine, demokratik kitle örgütlerine, sivil toplum örgütlerine, siyasi partilere ve demokratik kamuoyuna Büyükşahin ve Güleç’in duruşmalarını sahiplenme ve duruşmaya katılım çağrısı yaptı.

    NE OLMUŞTU?

    Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) siyaset akademilerine yönelik 2014 yılında başlatılan soruşturma kapsamında 15 kişi ‘örgüt üyeliği’ iddiasıyla 18 Ocak 2018’de tutuklanmıştı. Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç de bahsi geçen soruşturma kapsamında tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilmişti.

    Bir yılı aşkın bir tutukluluğun ardından iddianameleri hazırlanan Büyükşahin ve Güleç’in duruşmaları 17-18-19 Nisan tarihlerinde Silivri Cezaevi Kampüsü’nde bulunan 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Büyükşahin ve Güleç, sık sık cezaevinde inançlarını sürdürebilmek için Alevi dedesiyle görüşme talepleriyle gündeme gelmişti. Ancak cezaevi yönetimi tarafından bu talepleri sürekli reddedilmişti. Büyükşahin, Alevi dedesiyle görüşme talepleriyle ilgili Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na da dilekçe göndermişti. Meclis İnsan Hakları Komisyonu da gönderilen dilekçeyi Adalet Bakanlığı’na ileterek inceleme yapılmasını talep etmişti.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Uluslararası Af Örgütü Kavala ve Aksakoğlu için kampanya başlattı

    Uluslararası Af Örgütü Kavala ve Aksakoğlu için kampanya başlattı

    Uluslararası Af Örgütü, Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun serbest bırakılması ve Gezi direnişi ile ilgili 16 kişi hakkındaki suçlamaların düşürülmesi için acil eylem kampanyası başlattı.

    Mahkemenin 4 Mart’ta kabul ettiği iddianame uyarınca Kavala, Aksakoğlu ve diğer önde gelen 14 kişi 2013’teki Gezi Parkı protestolarını ‘yönlendirdikleri’ iddiasıyla ‘hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs’le suçlanıyor.

    Acil eylem kampanyası, söz konusu iddianamenin mesnetsiz suçlamalarla dolu olduğunu belirtiyor; aynı zamanda 16 aydır tutuklu olan Kavala ile 4 aydır tutuklu olan Aksakoğlu’nun gerçek dışı suçlamalarla özgürlüklerinden keyfi olarak yoksun bırakıldığını kaydediyor.

    Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e hitap eden acil eylem metninde şu ifadeler yer alıyor:

    “Sayın Adalet Bakanı,

    Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu ile diğer önde gelen 14 sivil toplum aktörü hakkında hazırlanan ve sivil toplum aktörlerini 2013’teki Gezi Parkı protestoları sırasında ‘’hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek’ ile suçlayan iddianamenin 4 Mart’ta İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmesinden ötürü derin kaygı duyuyorum.

    Gezi Parkı protestolarının temel karakteri barışçıldı ve söz konusu iddianamede ismi geçen kişilerden hiçbirini şiddet eylemleriyle veya toplumsal kargaşayla ilişkilendirebilecek güvenilir bir kanıt sunulmadı. Bu iddianame, Gezi Parkı protestolarının tarihini yeniden yazmayı ve Türkiye’nin önde gelen sivil toplum aktörlerini susturmayı hedefleyen mesnetsiz suçlamalarla doludur. Suçlanan kişiler kendilerine yöneltilen asılsız suçlamalarla mahkum edildikleri takdirde, şartlı tahliye imkanı olmaksızın ömür boyu hapis cezası ile karşı karşıya kalabilirler.

    Osman Kavala halihazırda 16 aydan uzun bir süredir, Yiğit Aksakoğlu ise yaklaşık dört aydır bu gerçek dışı iddialar nedeniyle tutuklu yargılanıyor ve bu durum, Kavala ile Aksakoğlu’nun özgürlüklerinden keyfi olarak yoksun bırakıldığı anlamına geliyor. İddianamenin kabul edilmesi, hem savcılık hem de mahkeme tarafından yargılamanın başlaması için ilgili tüm delillerin toplandığına kanaat getirildiğini gösteriyor ve Osman Kavala ile Yiğit Aksakoğlu’nun süregelen tutukluluk hallerinin keyfiliğini ortaya koyuyor.

    Bu nedenle size, Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılması ve 16 sivil toplum aktörüne yöneltilen tüm suçlamaların düşürülmesi için yetki sınırlarınız içinde mümkün olan tüm adımları atma çağrısında bulunuyorum.”

  • Tutuklu TV10 programcısı isyan etti: Tam bir hukuk faciası yaşıyoruz

    Tutuklu TV10 programcısı isyan etti: Tam bir hukuk faciası yaşıyoruz

    PİRHA-11 aydır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Tv10 programcısı Veli Haydar Güleç, PİRHA’ya gönderdiği mektupta, aylardır iddianamelerinin tamamlanmamasına isyan etti. Güleç, yaşanan hukuksuzluğa, adaletsizliğe ve vicdansızlığa karşı sesiz bir çığlık attığını yazdı.

    10 Ocak 2018’de gözaltına alınan Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile Tv10 programcı Veli Haydar Güleç 18 Ocak’ta tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilmişti. 11 aydır tutuklu bulunan Büyükşahin ve Güleç’in iddianameleri henüz hazır değil.

    Güleç, cezaevinden gönderdiği mektubunda bir türlü tamamlanamayan iddianamelerini ve kendilerine yaşatılan hukuksuzluğu yazdı. Güleç, “Dava dosyamızın başına gelenler tam bir hukuk faciası, hukuk rezaleti. Sanki bütün aksilikler ve hukuksuzluklar el ele vermiş dava dosyamızın üzerine çöreklenmiş” dedi.

    “ADALET NEYDİ, HUKUK NE İŞE YARARDI?”

    Güleç’in mektubu şöyle:

    “Rehin alınışımızın 11’inci ayındayız. Aylardan Kasım, günlerden Pazar, saat sabah 08:30. Soğuk demir kapının gıcırdayan sesi havalandırmanın açılacağının habercisi. Sayımdan sonra kendimi havalandırmaya atıyorum, her gün yaptığım gibi. Hava soğuk ve kasvetli. Yüzümü dikdörtgenden oluşan duvarların arasından gökyüzüne çeviriyorum. Gökyüzü griye boyanmış bulutlarla solgun bir tabloya benziyor. Bol bol oksijen çekiyorum ciğerlerime. Tek başıma yürümeye başlıyorum. Bunu sık sık yapıyorum. Kendimle baş başa kalıp bir süre hayallerimle yaşamak beni inanılmaz mutlu ediyor. O an ne soğuk demir, ne sevimsiz beton, ne konuşulanlar ne de gökyüzünün griliği düşündürüyor beni. O an kendimi ve kurduğum hayallerle yaşamanın dayanılmaz mutluluğunu yaşıyorum. Bir an hayal ettiklerimin arasına dava dosyası da girmez mi! O an bütün huzurum yerle bir oluyor. Sahi adalet neydi, hukuk ne işe yarardı?

    İDDİANAME SERÜVENİ

    Dava dosyamızın başına gelenler tam bir hukuk faciası, hukuk rezaleti. Sanki bütün aksilikler ve hukuksuzluklar el ele vermiş dava dosyamızın üzerine çöreklenmiş. Anlayacağınız dava dosyamızın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiş cinsten. Tutukluluğumuzun 6’ıncı ayında iddianamemiz çıkıyor, mahkemeye yollanıyor savcılık tarafından. Ama mahkeme kabul etmeyip gerisin geri savcılığa iade ediyor. Savcı tekrar mahkemeye gönderiyor, mahkeme ikinci sefer yeniden savcılığa iade ediyor. Savcı bu sefer de bir üst mahkemeye gönderiyor iddianameyi. Ama üst mahkeme de savcıya iade ediyor. Ama biz ‘Neden iade ediliyor, gerekçe nedir?’ bunları hiç bilemiyoruz. Çünkü dosya üzerinde gizlilik kararı var. Ne menem suç işlemişsek onu da bilemiyoruz. 7’inci ayın sonunda beni ve Veli Büyükşahin arkadaşımı ses analizi için Adli Tıp Kurumu’na götürdüler ve seslerimizi aldılar. Kim tarafından talep edildiğini sorduğumuzda savcılık tarafından istendiğini söylüyor Adli Tıp çalışanları. Daha sonra mahkemenin iddianameyi iade etmesinin gerekçelerinden birinin bizim ses analizinin olmamasıyla ilgili olduğunu öğreniyoruz. Nasıl bir hukuk anlayışı, nasıl bir prosedür, nasıl bir adalet duygusu doğrusu anlamış değilim. Normalde mahkemenin iddianameyi kabul edip duruşmada seslerin bize ait olup olmadığını sorması gerekirken bunu savcıdan talep etmesini aklım almadı. Soruşturma dosyası ile ilgili ifademiz hakim tarafından alınırken bununla ilgili bir soru sorulmadı. Biz soruşturma dosyasında iddia edilen suçlamaların suç teşkil etmediğini, tüm faaliyetlerin yasal bir siyasi partinin rutin çalışmaları olduğunu ifademizde belirttik. Telefon vb dinlemelerin yasal olmadığını, olsa bile tümünün ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında olduğunu, iddia edilen suçlamaların zorlama olduğunu ve dosyanın 6 yıl öncesinden hazırlandığını, bir suç teşkil etse o gün bu soruşturmanın açılacağını ama belli ki bir suç olmadığı için soruşturmanın açılmadığını, dosyanın da tozlu raflara kaldırıldığını söyledik ifadelerimizde.

    “AYLARDIR ESARET HAYATI YAŞIYORUZ”

    Sevgili dostlar bu hukuksuzluk bununla sınırlı kalmadı. Aldığımız duyumlara göre Adli Tıp ses analizlerini incelerken dosyanın eksik olduğunu görüyor ve aradan geçen 2 ay sonra dosya Adli Tıp tarafından savcılığa geri gönderiliyor. Çünkü savcılık eksik evrak göndermiş Adli Tıp’a. Şimdi düşünün bizler önce mahkemenin haksız kararı sonra da savcılığın özensiz davranışlarından dolayı aylardır burada esaret hayatı yaşıyoruz. Nasıl bir vicdan duygusu, nasıl bir adalet anlamak çok zor. Düşünebiliyor musunuz insanlar savcının ve mahkemelerin hata ve kusurlarından dolayı aylarca tutuklu kalabiliyor. Şimdi düşününce şaka gibi geliyor bana.

    BARIŞ, ÖZGÜRLÜK VE EŞİTLİK TRENİNİN YOLCULARI   

    Sevgili dostlar gözaltına alınıp tutuklanmamızı çok umursamıyorum. Çünkü bu ülkede bizim durumumuzda olup da cezaevlerinde yatan binlerce insan olduğunun bilincindeyim. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL rejiminin en büyük hedefi Kürt siyasal hareketi olmuştur. Devlet ve hükümet Kürt siyasetini topyekün tasfiye sürecini başlatmıştır. Kürt sorununun çözümü için ülkenin barış mücadelesine, özgürlükçü, demokratik ve eşitliğe dayalı bir ülke için çalışan ve mücadele eden herkesi hem susturmak hem de korkuya mahkum etmek için cezalandırmaya yönelmiştir. Bizler de bu sürecin bir parçasıyız. Ama iktidar burada bir konuda yanılıyor. Bizi rehin alarak ne susturabilirler ne de korkutabilirler. Derler ya ‘Demirden korkan trene binmez’. Bu tren ülkenin tüm halklarının barış, özgürlük ve eşitlik trenidir. Biz de bu trenin yolcularıyız. Bugün hukuk üzerinden bizi sindirmeye ve cezalandırmaya çalışanlar gün gelir hukuk ve adaletin kendilerine de lazım olacağını unutmasınlar. Devlete ve zalimlere karşı vatandaşın hakkını ve hukukunu koruması gereken hukuk kurumları bugün kendi vatandaşlarını cezalandıran engizisyon mahkemelerine dönüşmüştür. Sorun sadece biz değiliz bizim gibi binlerce insan bu sürecin mağduru haline gelmiştir. Benim yaptığım yaşanan bu hukuksuzluğa, adaletsizliğe ve vicdansızlığa karşı sessizliğe haykırılan bir çığlıktır. Dilerim sessizliğin sesi oluruz. (HABER MERKEZİ)

     

  • Sürüncemedeki mahkeme sürecine tepki gösteren Demir; Cezaevine girerken emekleyen evladım Roni şimdi koşuyor

    Sürüncemedeki mahkeme sürecine tepki gösteren Demir; Cezaevine girerken emekleyen evladım Roni şimdi koşuyor

    PİRHA- Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, programcı Veli Haydar Güleç ile kameraman Kemal Demir 1 yıldır hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutuluyor. Cezaevinden gönderdiği mektupta kendi durumu ve cezaevinde yaşadıklarını anlatan Kemal Demir, devletin yıllardır Alevilere karşı sürdürdüğü asimilasyon politikalarının cezaevinde de peşlerini bırakmadığını kaydetti. 

    Tv10 yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, programcı Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir, 1 yıldır Silivri cezaevinde tutuluyor. Demir’in ilk duruşması görülüp dosyası Ankara 5. Yargıtay Dairesi uyuşmazlık mahkemesinde bekletilirken Büyükşahin ile Güleç’in ise henüz iddianameleri bile hazır değil. Geçtiğimiz Muharrem ayında oruçlarını cezaevinde tutmak zorunda kalan Tv10 çalışanlarının Alevi dedesiyle görüşme talepleri devam ediyor.

    Kameraman Kemal Demir Alevinet’e gönderdiği mektupta kendi durumunu ve cezaevi koşullarını anlattı. Demir’in mektubu şöyle:

    “HAYATIM ALT ÜST OLMAYA DEVAM EDİYOR”

    “Sizleri tutsaklığın sıcaklığı ile selamlıyorum.

    24 Kasım 2017 tarihinden beri tutuklu bulunuyorum. Üzerime alınan tutuklu yargılanma kararından itibaren 7 ay neyle suçlandığımı bilmeden cezaevinde kaldım. Şahsımla ilgili iddianame tam 7 ay sonra çıkarıldı. İddianamenin geç hazırlanması ve uzun tutukluluk sürecim bana özel bir politika değildi. Türkiye Cumhuriyeti yargısı son dönemlerde bir çok siyasi tutukluya yaşattığı sürece beni de dahil etti. İddianamem elime geçtikten sonra 28. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiş, örgüt üyesi olduğum iddia edilmiştir. Hiçbir somut delil olmadan sadece şüphe üzerine üyelik ile suçlanmıştım. Defalarca itiraz dilekçesi ile mahkemeye başvurmama rağmen hiçbir dikkate değer görülmedim ve dosyam üzerinde yetkisizlik kararı verilerek yargılamam uzatıldı. Uzun tutuklu sürem gözardı edildi ve dava sürecim sürüncemede bırakıldı. Daha sonradan öğreniyorum ki dosyam Mersin 8. ACM’ye gönderiliyor ve burada da ben daha mahkeme yüzü görmeden mahkeme yetkisizlik kararı veriyor ve dosyamı Yargıtay’a gönderiyor. Şu an son olarak dosyam Ankara Yargıtay 5. dairesi uyuşmazlıklık mahkemesinde bekletiliyor. Uyuşmazlık mahkemesi benim davamın nerede görüleceğine karar verecek. Bu bahsettiğim yargılama süreci 1-2 günde sona ermiyor maalesef. Süre uzuyor, ben yargılanmıyorum ve hayatım alt üst olmaya devam ediyor. Şuna da değinmek isterim: İstanbul’daki mahkeme hakkımda suçun vasıf ve mahiyetinde değişiklik olduğuna dair mütalaa verdi. Yani mahkeme savcısı örgüt üyesi olmaksızın örgüte yardım noktasında mütalaa vererek hakkımdaki dayanaksız suçlamayı kendince hafifletti.

    “AFRİKA MAHKEMELERİNDE BİLE SÜREÇ DAHA KISA”

    Ben tutsak olduğumdan beri 1 yıl geçti. Buraya girdiğimde emekleyen evladım Roni şimdi koşuyor ve hala mahkemenin belirsizliği sürüyor. Afrika mahkemelerinde gerçekleşen yargılamalar bile buradaki süreçlerden daha kısa. Türkiye Cumhuriyeti yargısı bir kez daha şahsım üzerinden kanıtlamıştır ki uzun tutukluluk ve yargılamanın uzaması bu ülkenin adalet sorununu ortaya çıkarıyor.

    “CEZAEVİ KOŞULLARI İNSAN HAK VE ONURUNU HİÇE SAYIYOR”

    Tüm bunlar yetmezmiş gibi cezaevi koşulları insan hak ve onurunu hiçe sayıyor. 7 kişilik koğuşlarda 35 kişi kalıyoruz. Onlarca hasta tutuklu arkadaşımız var. Tedavi koşulları sağlanmıyor. Ben bunları gördükçe artık kendi yaşadıklarımı bir kenara bırakmaya başladım.

    “ASİMİLASYON POLİTİKALARI CEZAEVİNDE DE PEŞİMİZİ BIRAKMADI”

    Sadece bunlar da değil. Devletin yıllardır sürdürdüğü inanç politikası burada da peşimizi bırakmadı. Bizi burada Sünnileştirme ve asimilasyona uğratma çabaları devam ediyor. İnancımızın gereği olarak burada bir kısım arkadaşlarla Muharrem (Matem) orucunu tuttuk. Cezaevine onlarca talepte bulunmamıza rağmen bize uygun şartları sağlamadılar. Biz her şeye rağmen zor şartlarda da bulunsak orucumuzu tutmaktan vazgeçmedik. Ancak çabalarımız sonucu durumumuz basında ve mecliste gündeme geldikten sonra orucumuzun 12. gününde cezaevi yönetimi bizimle görüşerek taleplerimizi sordu. Ama tabi iş işten geçmişti.  Biz o zor şartları yaşamıştık artık. Her türlü baskıya rağmen inancımızı burada da sürdürmeye devam edeceğimizi duyurmak istedim.

    “ADALET HEPİMİZ İÇİN GEREKLİ OLACAK”

    Adil olmayan tutuklamalar ile mesleğini icra eden biz gazetecileri susturmaya çalışanlar bizim üzerimizden muhalefeti baskı altına almaya çalışıyorlar. Basın özgürlüğü hiçe sayılıyor, insan onuru yok ediliyor. Bu yaşananlar ülkem adına üzücü bir hale geldi. İnanıyorum ki bir gün adalet hepimiz için gerekli olacaktır.”

    NE OLMUŞTU?

    25 Kasım 2017’de evlerine yapılan baskın sonucu Tv10 çalışanları Kemal Karagöz ve Kemal Demir gözaltına alınmıştı. 1 Aralık 2017’de Çağlayan Adliyesi’nde çıkarıldıkları mahkemede Kemal Karagöz adli kontrol şartı ile serbest bırakılırken kameraman Kemal Demir tutuklanarak Silivri cezaevine götürülmüştü. 6 ay iddianamesi hazırlanmadan cezaevinde tutulan Demir’in ilk duruşması 3 Temmuz 2018 tarihinde Çağlayan Adliyesi 28. Ağır Ceza Mahkamesi’nde görülmüştü. Demir’in arkadaşlarının ve basının duruşma salonuna alınmadığı mahkemede Demir’in dosyası Mersin’e gönderilmişti. Mersin 8. Ağır Ceza Mahkemesi ise dosya üzerinde yetkisizlik kararı vererek Demir’in dosyasını uyuşmazlık mahkemesine göndermişti. Tutukluluk hali devam eden Demir’in dosyası şu an Yargıtay’da bekletiliyor.

    Tv10 Yönetim Kurulu başkanı Veli Büyükşahin ile programcı Veli Haydar Güleç ise 10 Ocak 2018’de gözaltına alınmış ve 18 Ocak 2018’de ise tutuklanarak Silivri cezaevine gönderilmişti. Bir yıla yakındır tutuklu bulunan Büyükşahin ve Güleç’in iddianameleri bile henüz hazır değil. Cezaevinde inançları gereği Muharrem orucu tutan Tv10 çalışanları defalarca Alevi dedesi ile görüşme talep etmiş ancak talepleri karşılanmamıştı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • TV10’un tutuklu yöneticisi Büyükşahin: 4 aydır sağlık kontrolümü yapmıyorlar

    TV10’un tutuklu yöneticisi Büyükşahin: 4 aydır sağlık kontrolümü yapmıyorlar

    PİRHA- TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Silivri Cezaevi’nden gönderdiği mektubunda cezaevinde yaşanan hak ihlallerinin boyutlarını yazdı. Bağlama ve Alevi dedesi ile görüşme isteğinin kabul edilmediğini belirten Büyükşahin, cezaevinde Alevi oldukları için fazladan ayrımcılığa uğradıklarını kaydetti. 

    8 aydır cezaevinde olan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin aylardır tutuklu. Büyükşahin tutuklu Silivri Cezaevi’nde PİRHA’ya mektup gönderdi.

    Mektubunda cezaevinde yaşanan hak ihlallerine değinen Büyükşahin, “Sakın ola ki burada hasta olmayasınız” diyerek sağlık sorunlarının giderilmediğini anlattı. Cezaevi yönetiminde istediği saz ve Alevi dedesi isteğinin dahi kabul edilmediğini dile getiren Büyükşahin, “Bir Alevi olarak, ocakzade olarak da burada fazladan ayrımcılığa uğradığımızda bir gerçek” dedi.

    LOKMALARLA KURULAN TV10’U AYAKTA TUTAN ALEVİ MEDYASI

    Veli Büyükşahin, mektubuna gazetecilik yapmanın böyle dönemlerde öneminin ve sorumluluğunun daha fazla olduğunu söyleyerek başladı. Büyükşahin, “Haber alma ve verme hakkı gerçeğe dönüşüp somutlaştığında işte o zaman görmeyen gözler görecek, duymayan kulaklar duyacaktır. Bunu en çok da lokmalarıyla TV10’nu uzun yıllar ayakta tutan, gönlüyle, yüreğiyle, alın teriyle işe koyan Alevi medyasının emekçileri başarabilir. Alevi haberciliği ve medyası TV10 şahsında nasıl ki Alevi toplumunu görünür yaptı ise aynı bakış açısıyla şimdi de aynısını yapabilir” dedi.

    7 KİŞİLİK KOĞUŞLAR 30’A ÇIKIYOR

    Cezaevi koşullarına da değinen Büyükşahin 7 kişilik koğuşta 26 kişi kaldıklarını dile getirdi. Bir ara bu sayının 30’a da çıktığına dikkat çeken Büyükşahin, “Beslenme derseniz yetersiz, tek taraflı, dengesiz ve temel ihtiyacı gidermekten yoksun. Kendimiz bir şekilde kantinden alarak çözmeye çalışıyoruz” dedi.

    “SAKIN OLA BURADA HASTA OLMAYIN!”

    Cezaevindeki en büyük sorunlardan birinin de sağlık problemleri olduğunu söyleyen Büyükşahin yaşadıklarını şöyle aktardı:

    “Sakın ola burada hasta olmayasınız. Küçücük bir sağlık sorununu çözmek için aylarca uğraşırsınız. Diyelim hastalandınız; dilekçeyle revir için başvurursunuz, ama haftalarca revire gidemezsiniz. Hele kronik hastalıklar varsa daha da kötü. Zaten buranın koşulları daha da kötüleştirir sizi. Mesala benim diğer kalp damar sorunlarının yanında karaciğerdeki kist için Haziran’da mutlaka yaptırmam gereken kontrolleri 3-4 aydır uğraşmama rağmen hala yaptırabilmiş değilim. Yine ölümcül (kanser gibi) sağlık sorunları olan hasta mahpuslar tedavileri yapılmadığı gibi hastaneye gidiş gelişlerde ciddi kötü muameleye maruz kalıyorlar.”

    8 aydır hiçbir gerekçe gösterilmeden tutuklu olan Büyükşahin hala iddianamelerinin dahi ortada olmadığını söyleyerek yaşananlarının hukuk kurallarına uymadığını dile getirdi.

    İDDİANAME HUKUKSUZLUĞU

    Büyükşahin şöyle devam etti:

    “Bizim gibi haksız, keyfi ve hukuksuz bir şekilde tutuklanan binlerce tutuklunun durumu, temel insan hakları, Türkiye’nin imza attığı sözleşmelere uymuyor. Bırakalım temel hakları, uluslararası sözleşmeleri, yurttaş olduğumuz ülkenin mevcut yasalarına bile uyulmuyor. Mevcut yasalara göre bile tutuklanmayı gerektirmeyen hallerde bile insanlar tutuklanıyor. Sadece sosyal medya paylaşımları yüzünden bile aylarca iddianamesiz tutuklu kalınıyor.

    Hangi gerekçeyle tutuklanmış olursanız olun, ‘uzun tutukluluk’ bir ceza gibi uygulanıyor. Mesela bir 8 aydır tutukluyum ama iddianame halen yok. Gözaltında bize sorulan sorulara ve fezlekede gördüğümüz 6 yıl önce bir siyasi partinin yaptığı eğitimde demokrasi, çoğulculuk ve katılımcılık üzerine yaptığım sunum gibi şeyler. Buradan üyelik çıkarmaya çalışıyorlar. Tutuklanmaya gerekçe, ‘Delil karartma, kaçma şüphesi.’ 6 yıl önceki delil nasıl karartılır zaten dinlemişsin, kayıt sende. Yine bir yıldır iddianamesiz bekleyenler var. Yani kısacası bu uzun tutukluluk bir ceza yöntemi. Peşinen senin suçlu olduğuna, muhalif olduğuna, kendisine karşı olduğuna kanat getirmiş. Bir süreliğine seni terbiye etmek için tutukluyor. İlkokul mezunu olmayan okur-yazar olmaz birisi burada sosyal medya paylaşımı için 5 ay tutuklu kaldı. Dosyalara gizlilik kararları konuyor. Neyle yargılandığımızı bilmiyoruz. Şüpheli, sanık değil suçlu muamelesi görüyorsunuz.”

    ALMAN DEĞİRMENCİ HİKAYESİ

    Büyükşahin yaşadıklarını ayrıca bir hikayeden yola çıkarak şöyle anlattı:

    “Şu Alman Değirmenciyi ne kadar kıskanıyoruz. Bir bilse bu ülkenin yargısını. Hikaye şu: Prusya kralı vakti zamanında gezinirken, bir değirmen görüyor onu da kendi saray çevresine katmak istiyor ve değirmenciden onu almak istiyor. Değirmenci ona “Siz kral olabilirsiniz ama Berlin’de yargıçlar var. Bende sizi onlara şikayet ederim demiş. Biz nereye edelim. Aylık yapılan tutuklu incelemeleri gerçekten yapılıyor mu? Koğuşumuzda mahkemelerden gelen evraklara bakıyoruz, kopyala yapıştır gibidir. “Delil durumu, (delillere bakılmış mı?) Kaçma şüphesi yok. Sadece “Somut delil durumu, kaçma şüphesi” vb bir paragrafla tutukluluğun devamı deniyor.”

    “OHAL KALSA DA CEZAEVİ KOŞULLARI DEĞİŞMEDİ”

    OHAL kalkmış olsa bile cezaevi koşullarında herhangi bir iyileşmenin olmadığına da dikkat çeken Büyükşahin, “Sadece iki aylık görüşler bir aya, iki haftalık telefon görüşü haftada bire çekildi. Onun dışında bir değişiklik yok” dedi.

    SAZ YASAK

    Bireysel enstrüman hakkı çerçevesinde bir saz almak isteğinin dahi geri çevrildiğini söyleyen Büyükşahin, “Saz, bağlama yaptığımız görüşmeye rağmen ‘alamayız’ dediler. Dışarıdan ‘saz getiremezsiniz’ deniyor. Bunu özel olarak yasaklayan bir yasal düzenleme var mı? Sazın türkülerin nesinden korkulur anlamak mümkün değil?” diye sordu.

    Anayasada din ve vicdan özgürlüğü güvence altına alındığı söylense de yaşadıklarının bunun tam tersini gösterdiğini söyleyen Büyükşahin, “Hele siz Aleviyseniz daha da çok duvara çarpıyorsunuz” dedi.

    ALEVİ DEDESİ İSTEĞİ DE KABUL EDİLMEDİ

    Büyükşahin, bunun nedenini de geçtiğimiz Hızır Orucu’nda Alevi dedesi isteğinin Eren Erdem gibi kabul edilmediği örneğiyle açıkladı:

    “2018’in Hızır Orucunu burada tutmak durumunda kaldık. Bu konuda iki kez üst üste dilekçe yazmama rağmen cevap bile yazmaya tenezzül etmediler. Her ne keder bir ocakzade pir dede ailesine mensup olsam da Hızır’da burada bir seferlik de olsa bir saatlik de ola Alevi pirlerinden birisiyle olmak isteğim karşılanmadı. Keza Eren Erdemir de böyle bir talebi olmuş yeni. Onu da kabul etmemişler. Bari bıraksalar Eren Erdem can ile burada zaman zaman bir araya gelip birbirimize can olalım, Hızır olalım. Bizim yolumuzun meşakkatli olduğunu biliyoruz. Bir nevi tarihte bildiğimiz gibi çile çekiyoruz. Eren Erdem de kendisini üzmesin, Çilehanede varsaysın kendisini. Nesimi’nin dediği ‘Yeryüzünün Halifesine minnet eylemem.’ Bizim tutuklanma gerekçemiz bir yana ayrıca bir Alevi olarak, ocakzade olarak da burada fazladan ayrımcılığa uğradığımızda bir gerçek.” (HABER MERKEZİ)

  • KHK ile kapatılan TV10’un emekçisi Demir’in ilk duruşması 3 Temmuz’da-VİDEO

    KHK ile kapatılan TV10’un emekçisi Demir’in ilk duruşması 3 Temmuz’da-VİDEO

    PİRHA- 25 Aralık 2017’de gözaltına alınıp bir hafta sonra da tutuklanarak cezaevine gönderilen KHK ile kapatılan TV10’un kameramanı Kemal Demir’in iddianamesi hazırlandı. 6 aydır iddianamesi bile olmadan tutuklu bulunan Kemal Demir’in duruşması 3 Temmuz’da Çağlayan Adliyesi’nde görülecek. Eşi Sevim Demir, Kemal Demir’in tüm dostlarını mahkeme günü Çağlayan’a beklediklerini söyledi. 

    KHK ile kapatılan TV10’un kameramanı Kemal Demir. 25 Aralık 2017 gecesi evine yapılan bir baskınla gözaltına alındı. Bir hafta gözaltında tutulan Kemal Demir çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak Silivri 5 No’lu cezaevine gönderildi. 2018 yılının başından beri tutuklu olan Kemal Demir’in iddianamesi yeni hazırlandı. Demir’in mahkemesi 3 Temmuz’da Çağlayan Adliyesi’nde.

    “YAŞADIĞIMIZ KORKUYU TARİF ETMEK ÇOK ZOR”

    Kemal Demir’in tutuklanma sürecini anlatan eşi Sevim Demir, evlerine baskın yapılan gece sadece bebekleri için endişelendiklerini söyledi. Demir, baskın gecesini şöyle anlattı:

    “Hiç beklemediğimiz bir şeydi bizim için. Geldiklerinde yaşadığımız korkuyu tarif etmek çok zor, çünkü evde küçük bir bebeğimiz vardı. Kemal de ben de sadece onu düşünüyorduk.”

    BABASI TUTUKLANIRKEN BEŞ AYLIKTI

    Eşinin terör örgütüne üye olmakla suçlandığını öğrendiklerinde çok şaşırdıklarını, böyle bir şeyin mümkün olmayacağını söyleyen Sevim Demir, “Kemal sadece ekmeğinin peşinde olan birisiydi. Zaten çalıştığı televizyon kanalının KHK ile kapatılmasından sonra işsiz kaldı ve bu süre içerisinde pazarcılık dahil küçük işlerde çalıştı. Ben de destek olmaya çalışıyordum eşime. Hem de çocuğumuzu büyütmeye çalışıyorduk” dedi. Eşi tutuklandıktan sonra maddi ve manevi her açıdan çok zorlandıklarını ifade eden Sevim Demir, çocukları Roni’nin, babası tutuklanırken henüz 5 aylık olduğunu, şimdi ise 11 aylık olduğunu ve bu süreci eşinin göremediğini belirtti. Eşinin iddianamesi bile hazırlanmadan 6 ay boyunca tutuklu kaldığını hatırlatan Sevim Demir, hazırlanan iddianamenin yarısından çoğunun eşi ile alakalı şeyler olmadığını söyledi.

    “KÜÇÜCÜK BİR BEBEKLE CEZAEVİ YOLLARINI ARŞINLAMAK”

    Eşinin çalıştığı televizyon kanalı olan TV10’da şoförlük, kameramanlık, reji gibi birçok işlerde çalıştığını belirten Sevim Demir, eşi tutuklandıktan sonra onu cezaevinde ziyaret etme süreçlerini ise şöyle anlatıyor:

    “Gerçekten çok zorlandık. Görüşüne gitmemiz gerekiyordu Kemal’i yalnız bırakmamak için. Hem Roni’nin, babasını görmesi gerekiyor hem Kemal’in de oğlunu görmesini istiyorduk moral açısından. Kış dönemine denk gelmişti. Kışın küçücük bir bebekle cezaevi yollarını arşınlamak, o zorlu arama kontrol noktalarından geçmek. Arama noktalarından geçerken zaten küçücük bir bebekle içeri giriyoruz ve emziğe, biberona kadar dışarıda bırakıyoruz.”

    DOSTLARINA ÇAĞRI

    Büyük bir heyecanla eşinin mahkeme gününü beklediklerini söyleyen Sevim Demir, Kemal Demir’in tüm dostlarını 3 Temmuz’da Çağlayan Adliyesi’ne kendilerine destek olmaya çağırdı.

    “15 SAYFALIK İDDİANAMENİN SADECE 2 SAYFASI KEMAL DEMİR İLE İLGİLİ”

    Kemal Demir’in iddianamesiyle ilgili bilgiler veren Avukat Seyit Demir de ebat olarak 15 sayfalık bir iddianame olduğunu ancak içinde yazan çoğu şeyin Kemal Demir ile ilgisinin olmadığını kaydetti. İddianamenin ilk beş sayfasında PKK’nin parti tarihinin anlatıldığını, 6, 7 sayfalık bir bölümünde Rojava’da kurulan bir televizyon kanalının malzeme listesinin yer aldığını söyleyen Seyit Demir, iddianamenin sadece bir buçuk iki sayfalık bir bölümünün Kemal Demir ile alakalı olduğunu belirtti. İddianamede Kemal Demir’e sorulmayacak soruların sorulduğunu ve Kemal Demir’e atfedilemeyecek suçlamaların atfedildiğini ifade eden Seyit Demir, “Dosyada diğer sanık olması gereken kişilere yatan paralar Kemal Demir’e sorulmuş. Oysa Kemal Demir bu paranın ne alıcısı pozisyonunda ne göndericisi pozisyonunda. Ayrıca yapılan işlemlerin hepsi Türk bankacılık sistemi üzerinden yapılmış. Yasadışı bir alışveriş olsa, yasa dışı bir ticaret olsa zaten bankacılık kanalıyla yapılmaz elden yapılır” şeklinde ifade etti.

    “PARA TRAFİĞİNDE KEMAL DEMİR NE ALICI NE DE GÖNDERİCİ POZİSYONUNDA”

    Kemal Demir’in terör örgütü üyeliği ve Rojava’da kurulan bir televizyon kanalıyla alakalı olarak malzeme temin etmekle suçlandığını belirten Seyit Demir, bu para trafiğinde Kemal Demir’in ne alıcı ne de gönderici pozisyonunda olmadığını kaydetti.

    Avukat Kemal Demir’in iddianamesinde yer alan bazı suçlamalar şöyle anlattı:

    “Örneğin TV10’un dayanışma gecesiyle alakalı bir bilet satışı var. Kemal’in bilet sattığı şahıslardan yine Kemal’in akrabası olan bir şahıs Kemal’e 990 TL para yatırmış. Kemal’e bu soru örgüt adına finansman sağlama şeklinde sorulmuş. Oysa ki şahıs Kemal’in akrabası ve yapılan işlem de TV10’un dayanışma gecesinin biletinin satılması. Yine Kemal’in Wolkswagen marka bir aracı var, aracını zaman zaman kiraya veriyor. Aracıyla alakalı 400 TL bir ödeme gönderilmiş Kemal’e. Bu soru Kemal’e yine aynı şekilde örgütle alakalıymış gibi sorulmuş. Yine Kemal’in düğünü olduğu zaman Kemal’e akrabası tarafından Western Union kanalıyla gönderilmiş bir 250 Euro para var. Bu da sanki örgütsel bir konuymuş gibi ele alınmış. Yine kanal yetkililerinin Kemal’e çekimler esnasında göndermiş olduğu ve dekontlarda açıklamalarının da yazdığı masraflar sanki örgütsel bir alışverişmiş gibi anlatılmış. Oysaki Kemal de biliyor, TV10 çalışanları da biliyor ve Alevi kamuoyu da biliyor ki Kemal’in örgütsel bir konuyla alakası yok. Kemal’in silahlı bir örgütle de ilgisi olmadığı gibi Kemal’in yapmış olduğu faaliyet tamamen bir gazetecilik faaliyeti, bir muhabirlik faaliyeti. Ama muhabirlik faaliyetini savcılık makamı örgütsel bir faaliyet gibi değerlendirmiş.”

    “MAKSAT ALEVİLERİN SESİNİ KESMEK”

    Kemal Demir’in de diğer tutuklular gibi dışarıdan gelecek iyi haberleri beklediğini söyleyen Avukat Seyit Demir, bu tür operasyonların politik operasyonlar olduğunu, hukuki bir operasyon olmadığını belirtti. Dosyada tartışılan konunun hukuki bir konu olmadığını ifade eden Seyit Demir, “Dosyada yargılanan da zaten herhangi bir örgütsel faaliyet falan değil. TV10’un Alevi kamuoyunda bir sempati topladığını ve bir kamuoyu yarattığını gören egemenler bunu bir şekilde TV10’u susturmak, Alevilerin sesini kesmek maksat bu” dedi.

    Suay ABAK/İSTANBUL

  • Büyükada’da tutuklanan hak savunucularına 15 yıl hapis cezası istendi

    Büyükada’da tutuklanan hak savunucularına 15 yıl hapis cezası istendi

    Büyükada’da insan hakları eğitimi toplantısına baskın yapılarak gözaltına alınan hak savunucularının iddianamesi hazırlandı. İddianamede insan hakları savunucuları hakkında “Silahlı terör örgütüne yardım etme” ve “Silahlı terör örgütüne üye olma” suçlarından 15’er yıla kadar hapis cezası istendi.

    İstanbul Büyükada’da insan hakları eğitimi toplantısı sırasında gözaltına alınan ve 8’i tutuklu yargılanan 11 kişi hakkında iddianame hazırlandı.

    İddianamede insan hakları savunucuları hakkında “Silahlı terör örgütüne yardım etme” ve “Silahlı terör örgütüne üye olma” suçlarından 15’er yıla kadar hapis cezası istendi.

    Hak savunucularının toplantısını organize eden Af Örgütü Türkiye Temsilcisi Taner Kılıç’ın ‘ByLock kullandığı iddiasıyla İzmir’de gözaltına alındığı için toplantıya katılamadığı iddia edilirken, toplantıyla ‘Adalet Yürüyüşü’nün kaosa çevrilmek istendiği öne sürüldü.

    Hak savunucularına yönelik operasyon 5 Temmuz’da düzenlendi. 6 hak savunucusu 18 Temmuz’da, Nalan Erkem ve İlknur Üstün ise 23 Temmuz’da tutuklandı.

    “TOPLANTIYI ORGANİZE EDEN AF ÖRGÜTÜ TEMSİLCİSİNDE BYLOCK” İDDİASI

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu Savcısı Can Tuncay tarafından hazırlanan iddianamede, Büyükada’daki toplantıyı Af Örgütü Türkiye Temsilcisi Taner Kılıç’ın organize ettiği ancak Kılıç’ın Bylock kullandığı iddiasıyla İzmir’de gözaltına alındığı diğer şüphelilerin ise Büyükada’da buluşup toplantıya başladıkları öne sürüldü.

    “ADALET YÜRÜYÜŞÜ’NÜ KAOSA ÇEVİRMEK İSTEDİLER”

    İddianamede hak savunucularının CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’nü kaosa dönüştürmeye çalıştıkları ve yaşanacak karışıklığı da diğer il ve ilçelere yaymak istediklerinin amaçlandığı iddia edildi. İddianamede Af Örgütü Türkiye Temsilcisi Taner Kılıç hakkında “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla, diğer şüpheliler hakkında ise, “Silahlı terör örgütüne yardım etme” suçlamasıyla 7,5 yıldan 15’er yıla kadar hapis cezası talep edildi.

    İDDİANAMEDEKİ İSİMLER

    İddianamede yer alanlar şöyle, Alman vatandaşı Peter Frank Steudtner ile İsveç vatandaşı Ali Ghravi, Yurttaşlık Derneği’nden Nalan Erkem, Kadın Koalisyonu’ndan İlknur Üstün, Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye Temsilcisi Taner Kılıç, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Yönetim Kurulu üyesi Veli Acu, İnsan Hakları Gündemi Derneği’nden Günal Kurşun,  Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nden Nejat Taştan,  Yurttaşlık Derneği’nden Özlem Dalkıran, eski Mazlum Der’li aktivist Şeyhmus Özbekli.

    (HABER MERKEZİ)

  • Savcı, Cumhuriyet Gazetesi davasında tutuklanmaların devamını istedi

    Savcı, Cumhuriyet Gazetesi davasında tutuklanmaların devamını istedi

    PİRHA – Cumhuriyet yönetici, yazar, muhabir ve avukatları hakkındaki davanın ikinci duruşması görüldü. Savcı Cumhuriyet Gazetesi davasında yargılanan gazetecilerin tutuklularının devamını istedi.

    ‘Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına ve anayasal düzene karşı suç işlemek’ iddiasıyla beşi tutuklu yargılanan Cumhuriyet yönetici, yazar, muhabir ve avukatları hakkındaki davanın ikinci duruşmasında savcı tutuklulukların devamını istedi.

    DELİL KARARTMA İDDİASI

    5’i tutuklu, 12 kişinin yargılandığı Cumhuriyet davasında ‘delil karartma ihtimalleri olması’ iddiasıyla Kadri Gürsel, Ahmet Şık, Akın Atalay, Murat Sabuncu ve Emre İper’in tutukluluğunun devamını istedi.

    Duruşmada bugüne dek Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Utku, Önder Çelik, Cumhuriyet Vakfı Danışma Kurulu Üyesi Avukat M. Kemal Güngör, Okur Temsilcisi Güray Öz, köşe yazarları Kadri Gürsel, Hakan Kara, Hikmet Çetinkaya, Aydın Engin, Kitap Eki Genel Yayın Yönetmeni Turhan Günay, muhabir Ahmet Şık, çizer Musa Kart, gazetenin eski muhasebe müdürü Bülent Yener ve halefi Günseli Özatalay, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Erinç ve Twitter’da Jeansbiri adlı hesabı kullanmakla suçlanan Ahmet Kemal Aydoğdu iddianamede yer alan suçlamalara yanıt verdi. Almanya’da bulunan eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ise duruşmaya katılmadı.

    İDDİANAME TUTUKLAMALARDAN 156 GÜN SONRA HAZIRLANDI

    Gazete çalışanlarına yönelik iddianame, tutuklamalardan 156 gün sonra hazırlandı. Gazeteye yönelik soruşturmayı başlatan, ancak daha sonra hakkında ‘FETÖ’ davası açılan Murat İnam’ın imzasının yer almadığı iddianameyi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Mehmet Akif Ekinci ve Cumhuriyet Savcısı Yasemin Baba imzaladı.

    İddianamede, Can Dündar, Mehmet Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Aydın Engin, Bülent Yener ve Günseli Özaltay’ın, ‘silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme’ suçundan ayrı ayrı 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.

    Akın Atalay, Mehmet Orhan Erinç ve Önder Çelik’in ‘silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme’ ve ‘hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma’ suçlarından ayrı ayrı 11.5 yıldan 43 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.

    Bülent Utku, Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Hikmet Aslan Çetinkaya’nın da ‘silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme’ ve ‘hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma’ suçlarından ayrı ayrı 9.5 yıldan 29 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını istedi.

    Ahmet Şık’ın ise ‘PKK ve DHKP/C’ silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek” suçundan 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor.  (HABER MERKEZİ)