PİRHA- Muğla Ula Geri Gönderme Merkezi’nden alınan 22 Suriyeli Alevi sığınmacının Urfa Geri Gönderme Merkezi’ne getirildiği ve buradan cihadist çetelerin bulunduğu İdlibe’e gönderileceği bilgisi geldi. 22 kişinin Suriye’ye geri gönderilmeleri halinde ölüm ve işkence riskiyle karşı karşıya oldukları bildirildi.
Suriye’de Alevi kimlikleri nedeniyle radikal grupların katliamlarından kaçan 22 göçmen, Muğla’nın Ula ilçesindeki Geri Gönderme Merkezi’nde idari gözetim altında tutuluyordu.
Dün bir grup avukatın gözetim altında tutulan 22 kişiyle görüşmek için gittiği Ula Geri Gönderme Merkezi’nde kimsenin olmadığı söylenmişti. Avukatların tüm çabalarına rağmen sığınmacıların akıbetine dair bilgi edinilememişti.
URFA GGM’DE TUTULUYORLAR BİLGİSİ
Çağdaş Hukukçular Derneği’nin girişimleri sonucunda gözetim altında tutulan 22 Alevi sığınmacının Urfa Harran Geri Gönderme Merkezi’ne gönderildiği belirtildi.
Avukatlara ulaşan bir başka Suriyeli sığınmacı 22 kişinin alel acele Urfa’ya gönderildiği bilgisini verdi.
İDLİB’E GÖNDERİLECEKLER!
Bilgilerin teyit edilebilir olması halinde 22 Suriyeli Alevi sığınmacının Urfa Geri Gönderme Merkezi’nden alınarak Öncüpınar veya Çobanbey (Kilis) sınır kapısından geçirilmesi ve ve cihadist çetelerin bulunduğu Azez ve İdlibe’e gönderilmesi öngörülüyor.
Elde edilen bir diğer aktarımda ise 22 kişiye kendi rızaları ile ülkelerine dönmek istediklerine yönelik zorla beyan imzalatıldığı belirtildi.
Suriye Geçiş Hükümeti’nin resmi tatil günlerini Cuma günü olarak belirlenmesinden kaynaklı gönderme işleminin yarına kalabileceği aktarıldı.
İnsan Hakları Derneği Urfa Şubesi ise girişimlerinin sürdüğünü ve henüz bilgi alamadıklarını kaydetti. 22 kişinin bir diğer gönderme merkezi olan Harran’da tutulma ihtimali olduğu öngörülüyor.
“GEÇİCİ KORUMA STATÜSÜ TANINMALIDIR”
Çağdaş Hukukçular Derneği açıklamasında 22 Suriyeli sığınmacı hakkında alınan idari gözetim kararlarının derhal sonlandırılması, sığınmacıların haklı zulüm korkusuna dayanan geçici koruma başvuruları ivedilikle işleme alınarak kendilerine geçici koruma statüsü tanınması çağrısında bulundu.
PİRHA – ASİ-DER Başkanı Tevfik Usluoğlu, Suriye’de devam eden Alevi katliamıyla birlikte kaçırılan kadınların durumuna ilişkin konuştu. Suriye’de birçok kadının kayıp olduğunu belirten Usluoğlu, “Kendi coğrafyalarında birer köle olmanın ötesinde uluslararası güçler tarafından Alevilere şu ana kadar bir şey biçilmedi. 12 bine yakın kadının kaçırıldığı ve İdlib ya da Türkiye’ye gönderilip cariye olarak satıldığı konusunda birçok bilgi paylaşılmakta” dedi.
Uzun yıllardır süren Suriye’deki Alevi katliamları 2025 Şubat ayı itibariyle farklı bir yöne evrildi. Toplu kıyımların ardından HTŞ’ye bağlı gruplar, Alevi kadınlarını kaçırarak tecavüz edip köle pazarlarında sunmaya başladı. Kimi kadınların ailelerinin aranıp fidye istendiği bilgileri de yaygınlık gösterdi.
Antakya Samandağ İskenderun İlçeleri Kültür Yardımlaşma Dayanışma ve Çevre Gönüllüleri Derneği (Asi-Der) Başkanı Tevfik Usluoğlu da katliamların yaşanmaya devam ettiğini belirtti.
“TOPLU MEZARLAR ÇIKMAYA BAŞLADI”
Tevfik Usluoğlu, Aralık 2024’de Suriye’deki yönetimin el değiştirmesiyle birlikte “bölgenin kaderinin de değiştiğini” söyleyerek gelinen süreci şu cümlelerle anlattı:
“Suriye Devleti çöktü ve insani felaket daha da büyük bir noktaya geldi. Devletin çökmesiyle birlikte Alevi örgütlenmesi de çöktü. İnsani, vatandaşlık kimlikleri ellerinden alındı. 6 Mart’la birlikte bu süreç artık düşük yoğunluklu bir tehdit ya da düşük yoğunluklu bir tehdit katliam olmaktan çıkıp sistematik bir katliama ve soykırıma dönüştü. Özellikle Hama-Humus hattında birçok köyün boşaltıldığını çok iyi biliyoruz. Birçok köyden şu an toplu mezarlar çıkmaya başladı. Bunun temelinde uluslararası komplonun getirdiği yeni bir proje var. Bugün uluslararası güçler bunu açık açık söylüyorlar.
Banyas şehir merkezinde neredeyse şu an Alevi bırakılmadı. Katliamlardan sonra denizden cesetler çıktı. Cesetlerin yakıldığı konusunda birçok görüntü geldi. Örneğin Muhtariye köyünde bir tane insan kalmadı ki tanıdığımız, bildiğimiz birçok insan katledildi.
ALEVİ KADINLARIN TÜRKİYE’DE PAZARLANDIĞI İDDİASI!
Yazar Tevfik Usluoğlu, Suriye’de 2011’den buyana katledilen Alevilerin sayısının 300 bini geçtiğini vurguladı. Kaçırılan kadınların birçok ülkede pazarlandığını söyleyen Usluoğlu, şu bilgileri paylaştı:
“Son dönemde Lazkiye kırsalında yangınlar öne çıkarıldı. Tabiat parkı olarak kabul edilen ve özellikle Ortadoğu’daki en gelişkin ormanların olduğu bölge olarak kabul ettiğimiz bu alanda neredeyse yeşil alan bırakılmadı.
Burayla ilgili iddia şu; bu alanlar yakılıp özellikle kemer oluşturmak isteniyor. Alevilerin, Türkiye’de ve diğer Alevilerle iletişimini kesmek ve onları denize doğru kaydırmak amacıyla burada cihadistleri yerleştirmeye dönük bir çabanın olduğu iddiası var var.
6 Mart’tan şu ana kadar katledilen Alevi sayısı konusunda kesin bilgilere sahip olmazsak da iddia şudur; 55 binin üzerinde Alevi’nin katledildiği, 12 bine yakın kadının kaçırıldığı ve İdlib hattında ya da farklı ülkelere; Türkiye’ye gönderilip cariye olarak satıldığı konusunda birçok bilgi paylaşılmaktadır.”
6 MART’TAN SONRA KATLİAMLARIN YÖNTEMİ DEĞİŞTİ!
Suriye’deki Alevilerle temas halinin sürdüğünü söyleyen Usluoğlu, kaçırma vakalarıyla ilgili şu bilgileri verdi:
“Motivasyon Alevi öldürme üzerine kuruluydu. Erkekler ağırlıklı olarak öldürülürken 6 Mart’tan sonra artık herkes öldürülmeye başlandı ve kaçırılan kadınlar, Ezidi kadınları gibi özellikle buna IŞİD döneminde şahit olduk, kadınlar kaçırılıyor ve cariye olarak satılıyor, birçok cihadistin tecavüzüne uğruyor ve ardından biriyle evlendiriliyor. Mesela Muhtariye’deki birçok kadın kaybolmuş durumda. Zeytin koparmaya giderken, işte okuluna gitmeye çalışan kadın ya da evinden çıkıp başka bir alana geçmeye gitmeye çalışan kadınların kaçırıldığı konusunda birçok bilgi gelmeye başladı. Aleviler, kendi coğrafyalarında birer köle olmanın ötesinde Alevilere uluslararası güçler tarafından şu ana kadar bir şey biçilmedi.”
“BİRİLERİNİN DÜŞMAN İLAN EDİLMESİ GEREKİYORDU!”
Suriye’de kaçırılan kadınların ailelerine Türkiye’ye ait telefon numaraları ile ulaşıldığı iddia edilmekte. İstenilen fidyenin de yine Türkiye’deki bankalara yönlendirildiği iddialarına yönelik Tevfik Usluoğlu, şu yorumu yaptı:
“Şu an uluslararası güçlerin ya da emperyalizmin en kullanışlı aparatı siyasal İslam ve selefilik. Evet bugün kara para aklama ya da eroin ticareti ya da kadın ticareti anlamında cihadistlerin parasını Türkiye üzerinden aktarması ya da buradan aklaması meselesi ise çok ciddi bir mesele. Bu iddialar karşısında uluslararası hukukun, Türkiye’deki ilericilerin ve bu konuda yetkili olan herkesin bir an önce devreye girmesi gerekiyor. Çünkü bu mesele açıkçası Türkiye’deki her kesimi yakacak bir mesele. Ve bu açıklamaları yaparken kimse yanlış anlamasın. Biz Antakyalıyız. Şu evde doğsaydık Sünni olabilirdik. Şu evde doğsaydık Hristiyan ya da Yahudi. Bu evde doğduğumuz için Alevi olduk.
Alevilik, Şiilik ya da Sünnilik olmaktan çok, dünyada yaşanan ekonomik krizin finansını sağlamak amacıyla birilerinin düşman ilan edilmesi ve coğrafyalarının barbarca talan edilmesi üzerine kurulu ve bugün Alevilerden, Şiilerden ya da Hristiyanlardan çok en kullanışlı aparat Sünni gençlik olarak devreye girmiş durumda. Çünkü Selefilik ya da cihadist söylem ile Sünni gençler, uluslararası güçlerin birer kullanışlı askeri haline getirilip birçok alanda savaştırılıyor.
Sünni – Şii ulemanın ya da Alevi dede ve şeyhlerin, tüm dini guruplar adına insani yaşam koşullarını önceleyen ortak bir açıklama yapması anlamlı olur. Bu fetva ve katliamlara karşı ortak bildiri yayınlayıp, Hristiyan papazlarla, patriklerle ortak bir bildiri yayınlayıp, insanca yaşamanın öncelenmesi konusunda bir tavır koymalarını beklerdim. Bu ciddi bir mesele ve bugün özellikle para aklama ya da para akışkanlığı konusunda birçok ülke alan olarak seçiliyor ve bu paraların transferi için kullanılıyor. Buna izin veren güçlerin niye buna göz yumduğu düşündürücü. Bu konuda bir an önce yetkililerin devreye girmesi, iddialara açıklık getirmeleri ve iddialar doğru ise gerekli yasal sürecin başlatılması gerekir.
“HER ALEVİ’NİN SİYASİ BİR TAVRININ OLMASI GEREK”
“Türkiye’de %10 oranında bir aklın, IŞİD aklına yakın bir noktaya geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Bu noktada Aleviler ne yapmalı, nasıl yapmalı sorusunu önümüze koyarsak eğer bir kere Alevilerin mağduriyet psikolojisinden çıkması lazım.
Bakın Suriye’de Alevileri bekleyen şey, eğer örgütlü bir mücadeleye girmezlerse daha ciddi adımlar geliştirmezlerse onları bekleyen tek şey kölelik. Örneğin Lübnan’daki Aleviler biraz da Suriye’den güç alıyordu. Şimdi durumlar negatif yönde değişti. Aleviler kendi uygarlık birikimlerini, kendi bilim insanlarını, bugüne kadar ürettikleri her şeyi kendi çocuklarına öğretebilmeleri gerekiyor. Suriye Savaşı, Alevilerin sınavı olmaya devam ediyor. Kimliğe saygı temelinde daha ciddi ilişkiler geliştirmeleri gerekiyor ve uluslararası alanda tanınma adaletini gerçekleştirmeleri için birçok alanda görüşme, iletişim, uzlaşı alanlarını öne çıkarmaları gerekiyor.
Alevi örgütlenmelerinin sürdürülebilir hareket edebilmesi için tarih, kültür, dil, Alevi dili, kimlik bilincinin öne çıkarılması gerekiyor ve bu konu daha ciddi örgütlenme modellerinin geliştirilmesi gerektiğini söyleyebilirim. Bunun da yöntemi, tüm diasporanın, tüm Alevilerin bir arada hareket ederek, federasyon konfederasyon konseptini geliştirerek, Alevilerin her alandan kendilerine dönemsel sözcüler seçip bu sözcüler üzerinden hitaplarını vermeleri ve her alanda Alevi meclislerini oluşturmaları gerekiyor.
Avrupa’daki Alevi mücadelesinin incelenmesi ve bu konuda ki olumlu sonuçların değerlendirilmesi açıkçası anlamlı olur. Bunları ifade ederken şunu asla söylemiyorum; Aleviliğin siyasallaştırılmasını ifade etmiyorum ama her Alevi’nin siyasi bir tavrının olması gerektiğini rahat söylüyorum. Suriye’de bu kadar katliamların bu kadar insanların göçertildiği bir yerde tabii ki öncelikli talep nedir? Güvenliktir, yaşam hakkıdır ve açlığın önüne geçmektir. Alevilerin bu konuda ekonomik, politik örgütlenmesini yapmaları gerekiyor.
Şu çağrıyı yapmak istiyorum; İstanbul’da mümkünse böyle bir girişimimiz var şu an; Türkiye’deki tüm Alevilerin bir araya gelerek bir sempozyum oluşturmak, bu sempozyumdan çıkacak ortak bildiriyle aslında Alevilerin sorunlarını ve çözüm önerilerini ortaklaştıran bir bildiri yayınlamaları ve bu bildirinin altına imza atmaları açıkçası çok anlamlı olur. Aleviler bu konuda ciddi bir çalışma yürütmezse 20-30 sene sonra Aleviliğin esamesi kalmaz. Ortak kimliğin öne çıkarılması anlamlı olur ve buradan bir çalışma yürütülürse çok kıymetli sonuçlar alır.
Hepimiz için eşit, adil, demokratik, laik bir ülke ve dünya konseptinin öne çıkması, insana, doğaya saygı temelli, cinsiyetçi ayrım yapmak yerine kadının da hakkını vererek bir tavır içerisinde olmak, Aleviler ve tüm gruplar açısından insani temelde bir süreç geliştirmek hepimizin geleceği açısından zorunludur.”
PİRHA – Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu, Suriye’deki katliama dair yapılması gerekenleri sıraladı. “Birinci talep, Alevi kurumlarının, soykırımın durdurulması için uluslararası barış gücünü Suriye’ye gönderilmesi konusunda harekete geçirmeleri gerekiyor” diyen Usluoğlu “Önce yaşam hakkının garantiye alınması gerekiyor” vurgusunu da yaptı.
Suriye’de HTŞ ve Türkiye’nin desteklediği SMO tarafından Alevilere yönelik katliamlar sürüyor. Binlerce sivilin katledildiği soykırım girişiminde Alevilere ait köyler boşaltıldı, şehirlerde ise ev ve iş yerleri yağmalandı.
Son süreçte kadınların kaçırılıp köle pazarlarında satıldığı Suriye’ye dair yaşananları Antakya, Samandağ ve İskenderun İlçeleri Kültür, Yardımlaşma, Dayanışma ve Çevre Gönüllüleri Derneği (Asi-Der) Başkanı Tevfik Usluoğlu ile konuştuk.
“Ruanda’dakinden dahi daha büyük bir soykırım mevcut” sözleriyle konuşmasına başlayan Usluoğlu, Suriye için acil yapılması gerekenleri anlattı. Tevfik Usluoğlu, son 3 hafta içerisinde sadece Hama şehrinde 20 köyün boşaltıldığına işaret ederek “Bahsettiğim bu köylere Suriye’nin farklı yerlerinden getirilen cihadist teröristler yerleştiriliyor ve demografik değişim sistematik olarak yapılıyor. Şunu ifade etmekte fayda var, sistematik bir şekilde bir Alevi soykırımı var” dedi.
“TALEBİMİZ, DEMOKRATİK VE UYGAR BİR SURİYE”
Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu, Suriye’deki katliamlarla ilgili en son Şeyh Gazel Gazel’in açıklamasının önemine vurgu yaparak şöyle devam etti:
“Manda döneminde Alevi devleti kurulduğunda Alevilere Lazkiye Müftülüğü verilmişti ve şu an Gazel Gazel, bir Alevi şeyhi olarak Lazkiye müftüsü olarak görev yapmaktadır. Şeyh Gazel Gazel, açıklama yaptığında kendiliğinden bir açıklama yapmaz, en azından 135 Alevi din insanının onayını alır ve bunun dışında avukatların, mühendislerin, doktorların, bilirkişilerin, kanaat önderlerinin onayını alarak bu açıklamayı yapar.
Şeyh Salih Mansur ise HTŞ militanları Ceble, Lazkiye hattına girdiklerinde, onlarla oturup yaptıklarıyla ilgili ‘Özellikle ‘domuz Aleviler’ demenizi kabul etmiyoruz. Bizler bu ülkenin asli unsuruyuz ve azınlık değiliz’ açıklamasını yapar. Şeyh Gazel Gazel açıklama yaptığında da Şeyh Salih Mansur, Şeyh Süleyman El-Ahmet, Şeyh Salih El-El Âli’nin torunları ve Avukat İsa İbrahim gibi birçok isim yanında yer aldı. Bu isimler özelikle Aleviler açısından temsiliyet probleminin aşılması ve muhatap alınacak liderliğin ortaya çıkması açısından anlamlıdır. Dolayısıyla Aslında Aleviler açısından bir liderliğin olduğu ve bu öncülüğün Şeyh Gazel Gazel’in ismi ile bütünleştiğini ifade etmekte bahis görmüyorum.
Şeyh Gazel Gazel açıklamasında üç unsuru öne çıkardı:
1- Alevi soykırımını durdurmak için derhal uluslararası barış gücü ile koruma.
2- Soykırım suçlarının yerinde tespiti ve suçluların hesap vermesi için bağımsız bir uluslararası heyetin görevlendirilmesi.
3- Uluslararası insani yardım için insani kurumların aktif olması ve bu yardımların hak sahiplerine ulaşması için uluslararası destek ve yardımlar için koridor açılması.
Ancak Alevi katliamları devam ederse, camilerden cihat çağrıları yapılarak Alevilerle ilgili, insanlık suçları sürdürülürse Alevilerin özerk ya da ayrılma hakkının baki olduğu da ifade edildi. Dolayısıyla bunları önümüze koyduğumuzda karar elbette ki Suriyelilerindir. Ama bizim cenahımızdan yorum yapmamız gerekirse öncelikli talebimiz tüm bölge ve insanlık adına adil, eşit, demokratik, özgür, ekolojik, cinsiyeti olmayan küresel çapta bir uygarlık, ülke ve bölge konseptinin öne çıkması idealimizdir. Demokratik Suriye içerisinde var olan tüm halkların eşit ve adil yaşaması ve öncelikli olarak ‘yaşam hakkının’ öne çıkması en zorunlu ve hayati talep olması gerektiği konusunda söylemimizi bir daha yenileyebiliriz. Çünkü Suriye’deki şu an en temel olan ‘yaşam hakkı’ problemidir. İnsanlar şu an katlediliyor ve işlerinden çıkardıkları için aç durumdalar. Sadece insanların evleri değil hayatları yağmalanıyor. Evler boşaltılıyor. İnsanlar katliamdan kaçmak için ağaçlık alanlara sığıyor. Ormanlar yakılarak insanlar katledilmeye çalışılıyor.
“HERKESİN BİR AN ÖNCE KATLİAMA MÜDAHİL OLMASI GEREKİR”
Suriye’deki katliama karşı tüm dünya kamuoyunun ses çıkarması gerektiğini söyleyen Tevfik Usluoğlu, değerlendirmesine şu cümlelerle devam etti:
“Uluslararası kamuoyundaki yetkililerin, ülkemizdeki ilerici güçlerin, demokratların, vicdanı olan herkesin bir an önce müdahil olması insani bir zorunluluktur. ‘Bugün Suriye’de bir Alevi soykırımı var ama yarın ne olacak?’ diye bir soru sorduğumuzda mesela Şam Süryani Katolik Başpiskoposu Yohanna Cihad Battah, bu konuda bir açıklama yaptı. Alevilere karşı işlenen insanlık suçunun ‘Allah-u Ekber’ gibi dini sloganlar altında gerçekleştiğini vurguluyor. Suriye’de bir soykırım var ve Süryanilerin hatta tüm Hıristiyanların da ciddi risk altında olduklarını ifade etti. Katliam ve soykırım riskinin yüksek olma kaygısı açıklaması tarihsel gerçeklere bağlamakta ve bu coğrafyada ötekileştirilen halkların onlarca defa soykırımdan geçtiklerini ifade edebiliriz.”
SURİYE’NİN DEMOGRAFİK DEĞİŞİMİ!
Suriye’de sadece Alevilerin katledilmediğini de vurgu yapan Tevfik Usluoğlu “Suriye savaşı başladığından bugüne kadar Araplar, Türkmenler, Kürtler, Süryaniler Ermeniler, Aramiler de katledildi ve bu katliamlar sistematik bir şekilde sürdürülmektedir. Bunun temel nedeni ise bölgedeki zenginliklerin yağmalanmasıdır. Suriye halklarının bugüne kadar elde ettiği kazanımların yok edilmesidir aslında. Net konuşmak gerekirse, sahildeki hastaneler, fabrikalar, her şey sökülerek bu süreçte İdlip’e taşındı. Örneğin İsrail eliyle vatandaşlık ve nüfus müdürlüğü, tapu genel müdürlüğü, göç idaresi ve pasaport idaresi yok edildi. Aslında Suriye’de bir demografik değişimin sistematik olarak hesaplandığını söyleyebilirim” dedi.
DEMOGRAFİK DEĞİŞİM ÇABASI!
Tevfik Usluoğlu, Suriye savaşı başladığından bugüne kadar Alevilerle birlikte Araplar, Türkmenler, Kürtler, Süryaniler, Ermeniler ve Aramilerin de katledildiğini söyledi. Usluoğlu, katliamlar sistematik bir şekilde sürdürüldüğünü belirterek şunları kaydetti:
“Katliamların temel nedeni ise bölgedeki zenginliklerin yağmalanmasıdır. Suriye halklarının bugüne kadar elde ettiği kazanımların yok edilmesidir aslında. Net konuşmak gerekirse sahildeki hastaneler, fabrikalar, her şey sökülerek bu süreçte İdlip’e taşındı. Örneğin İsrail eliyle vatandaşlık ve nüfus müdürlüğü, tapu genel müdürlüğü, göç idaresi ve pasaport idaresi yok edildi. Aslında Suriye’de bir demografik değişimin sistematik olarak hesaplandığını söyleyebilirim.
Bilinçli bir şekilde Esatfobi geliştiriliyor. Bu durum bilinçli bir şekilde Alevi fobinin geliştirilmesine dönük kullanılan bir söylemdir. Nitekim Alevilere dönük soykırım, ‘Esad artığı güçlere dönük operasyon’ ifadesi ile gerçekleştiriliyor.”
“ULUSLARARASI KAMUOYU MÜDAHİL OLSUN”
Tevfik Usluoğlu, Alevilere dönük katliamın başka halklara da evrilebileceği uyarısını yaparak şöyle devam etti:
“Derhal uluslararası kamuoyunun müdahil olması, Alevi kurumlarının, demokratik kitle örgütlerinin ve dünyadaki tüm kamuoyunun sürece müdahil olması ve Alevilerin bu soykırımdan bir an önce kurtulması gerekiyor. Çünkü Aleviler üzerinde bu soykırım sürdürüldüğü takdirde emin olun başka halklar da katledilecektir. Çünkü Suriye’deki savaş başladığında bu yapıldı, bundan sonra da yapılma ihtimali var. Bu durum sadece Suriye’ye değil Irak, İran, Türkiye’ye de sıçrayabilir. Komşu da yanan ateş burayı da yakar.”
“KAMUOYU DESTEĞİ ÇOK ZAYIF”
Tevfik Usluoğlu, katliamlara karşı Alevi hareketinin yapması gerekenlere de değindi. Öncelikli olarak uluslararası barış gücünün Suriye’ye gönderilmesi gerektiğini söyleyen Usluoğlu şu cümlelere yer verdi:
“Bugün Avrupa ülkeleri özellikle bu göç politikalarının yanlışlarından kurtulmak için Suriye’nin başına getirilen HTŞ ile anlaşma halindeler. Ancak şunu çok iyi biliyoruz ki radikal İslamcı bir yönetimin ne Suriye’de ne de bölgede demokratikleşme ve halkların geleceğini güvenceye alma ihtimalinin olmayacağını net olarak ifade edebiliriz. Onun için Alevi kurumlarının ya da demokratik kurumların, uluslararası kamuoyu üzerinden baskı kurması ve bu baskılarla soykırımının durdurulması için uluslararası barış gücünü Suriye’ye gönderilmesi konusunda harekete geçirmeleri gerekiyor. Birinci talep bu olmalı. Çünkü önce yaşam hakkının garantiye alınması gerekiyor. Bu durum şu ana kadar başarılamadı. Çünkü şu an çok zayıf bir kamuoyu desteği söz konusu. Gerek Alevi kurumları gerek dünya kamuoyu bu meseleye gerekli duyarlılığı ve desteği vermedi. Bu durum Türkiye’de de geçerli. Sosyal medyada, televizyonlarda, eylemlerde yani her alanda Suriye’de bir Alevi soykırımının olduğunu ifade edip devletler üzerinde baskı kurmamız gerekiyor. Şu an Suriye’de 171 bini Suriye dışından gelen yabancı cihadis terörist var. Son dönemde 25-30 bin teröristin daha Suriye’ye getirildiği iddiaları dolaşıyor. Kısa vadede kamuoyunun öncelikle bunları etkisiz hale getirmesi gerektiğini ifade etmekte fayda var. Yürütülen algı operasyonunun durdurulması için kamuoyu baskısı arttırılıp Suriye hakikatinin doğru bir şekilde anlatılarak insani duyarlılığın öne çıkarılması gerekiyor.
Toplumsal anlamda birçok sorun olduğu gibi bölgede ve dünyada bir Alevi sorunu var ve bu sorun çözülmeden bölge ve dünyadaki demokratik mücadelenin sonuç almasının mümkün olmadığını ifade edebilirim. Alevi sorunu eşittir bir demokrasi sorunudur. Onun için Alevi olmayanların ve Alevi olanların bu meseleye duyarlılık gösterip demokratik bir dünya için bu konuda duyarlılık göstermeleri gerektiğini bir daha ifade etmek istiyorum.”
PİRHA- Alevi kurumları ortak bir açıklama yaparak Suriye’de yaşanan katliama tepki gösterdi. Suriye’de insanlık suçu işlendiği belirtilen açıklamada, “Şeriatçı, selefi, ırkçı çeteler başta Aleviler olmak üzere, Kürt, Ezidi, Süryani, Dürzi Hıristiyan ayrımı yapmadan katlediyor. Hızını alamayan şeriatçı, selefi, ırkçı gruplar sosyal medyada HTŞ’yi Samandağ’ına sokarak ülkemizdeki Alevileri de katletmekten bahsetmektedirler” denildi.
Suriye’de ordu ile Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki cihatçı grupların çatışmaları 27 Kasım’dan bu yana devam ediyor. Halep’e giren silahlı grupların kentin büyük bir bölümünü kontrol ettiği ileri sürülüyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Derneği (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) konuya ilişkin ortak açıklama yayınlarken Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konudaki tavrını ve rolünü de değerlendirdi.
“SURİYE’DE İNSANLIK SUÇU İŞLENİYOR”
Suriye’de insanlık suçu işlendiğinin altını çizen Alevi kurumları, “Suriye iç savaşında sağlanan ateşkes sonucunda cihatçı selefi örgütler İdlib bölgesine sıkışmışlardı. Bir yılı aşkın bir süredir İsrail tarafından Filistin halkına yönelik yapılan katliamlar karşısında bu selefi /ırkçı çeteler sessiz kaldılar. Ne zamanki İsrail ile Lübnan hükümeti arasında sağlanan ateşkes süreci başlayınca bu güçler Suriye Hükümetine ve bölge halkına karşı savaşı başlattılar. ABD ve bölgedeki işbirlikçileri tarafından Eğitilen-donatılan, beslenip palazlandırılan şeriatçı, selefi, ırkçı çeteler başta Aleviler olmak üzere, Kürt, Ezidi, Süryani, Dürzi, Hristiyan ayrımı yapmadan katlediyor” dedi.
“İDLİP’TEN YOLA ÇIKAN KONVOYLAR ALEVİLERİ VE KÜRTLERİ İŞKENCELERLE KATLETMEKTE”
İdlip’ten yola çıkan konvoyların Halep merkezine doğru sert ve katliamcı bir tarzda ilerlerken bu güzergâh üzerinde yaşayan Alevileri ve Kürtleri işkencelerle katletmekte olduğunu belirten kurumlar, açıklamalarında şunları ekledi:
“Suriye ile başlatılması düşünülen görüşmelerden olumlu sonuç alamayan siyasi iktidar ne yazık ki uzun bir süredir kontrol altında tuttuğu ve desteklediği ÖSO / SMO güçlerini serbest bırakarak Suriye denkleminden karlı çıkmanın hesaplarını yapmaktadır. Bölgede çok sayıda Şeriatçı/ selefi örgütler bulunmaktadır. Bu örgütlerle birlikte, Heyeti Tahrir Şam (HTŞ), (Nusra, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) öncülüğünde başlatılan saldırılar El Kaide ile ilişkili tecrübeli Uygur Türklerinden oluşan Türkistan İslam Partisi’nin eklenmesiyle daha da katliamcı bir hale geldi. Türkistan İslam partisi ve Özgür Suriye Ordusunun (ÖSO) askeri konvoylarında Türk Bayraklarının oluşu ve Suriye ordusunun mevzilerine obüs atışlarının olması ülkemizin bu konudaki tavrını ve rolünü açığa çıkarmaktadır. İdlip’ten yola çıkan konvoylar Halep merkezine doğru sert ve katliamcı bir tarzda ilerlerken bu güzergâh üzerinde yaşayan Alevileri ve Kürtleri işkencelerle katletmekte, Sosyal medyada yayınlamaktadırlar. Hızını alamayan şeriatçı, selefi, ırkçı gruplar sosyal medyada HTŞ’yi Samandağ’ına sokarak ülkemizdeki Alevileri de katletmekten bahsetmektedirler.”
“TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLAN ALEVİLERİN VE KÜRTLERİN AKRABA VE AŞİRETLERİNİN BİR YARISI SURİYE SINIRLARI İÇERİSİNDE YAŞAMAKTA”
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Alevilerin ve Kürtlerin akraba ve aşiretlerinin bir yarısı Suriye sınırları içerisinde yaşamakta olduğunu dolayısıyla planlamalar yapılırken bu hassasiyetin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Alevi kurumları, şunları ekledi:
“Siyasi iktidarın ve devletimizin tüm birimlerinin unutmaması gereken en önemli konu şudur: Tüm emperyalist devletlerin bölge ile ilgili planları olabilir, çıkarları yerine gelmeyince veya elde edince arkalarına bakmadan çekip gidebilirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir şansı ve olanağı yoktur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Alevilerin ve Kürtlerin akraba ve aşiretlerinin bir yarısı Suriye sınırları içerisinde yaşamaktadır. Dolayısıyla devletimiz bölge ile ilgili planlamalar yaparken bu hassasiyeti göz önünde bulundurmalıdır.”
“SAVAŞ, İNSANLIK SUÇUDUR”
Suriye topraklarının ilhak edildiğini belirten Alevi kurumları, Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi ikinci aşamasına geçmiş göründüğünün altını çizdi.
Kurumlar açıklamada, “Peki savaş karşıtları, barış yanlıları, halkların özgürlüğü ve kardeşliğinden yana olanlar, insan hakları savunucuları bizler bu duruma daha ne kadar seyirci kalacağız. Yanı başımızda insanlık ölüyor. Suriye’de ve Ortadoğu’da İlhak, işgal, talan ve katliam var. Eğitilip donatılan Şeriatçı, Selefi, Irkçı çeteler kardeşlerimizi katlediyor. Savaş, ölüm demek, göç demek, yoksulluk ve çürümeye neden olan bir yıkım demektir. Savaş cinayet, savaş tecavüz, savaş yetim kalan çocuk demektir. Savaş, insanlık suçudur… Tüm siyasi Partileri, Emek ve Meslek Örgütlerimizi ve Demokratik Kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz! Bozatlı Hızır darda zorda kalan cümle canların carına yetişsin…” ifadelerine yer verdi.
PİRHA – İdlib’e dönük Rus hava saldırısında en az 7 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Rus hava kuvvetlerinin İdlib’de hava saldırısı düzenlediğini ve en az 7 kişinin öldüğünü bildirdi. SOHR Müdürü Rami Abdul Rahman’ın AFP’ye yaptığı açıklamada, Cisr El Şuğur adlı paramiliter grubun üyelerine dönük düzenlenen hava saldırısında 4 sivil ve 3 paramiliter grup üyesi öldü. Saldırıda 25 kişinin de yaralandığı ifade edildi.
PİRHA- Suriye özelinde Ortadoğu’daki gelişmeleri değerlendiren HDP’li Özen, HDP dışındaki parlamentoda grubu olan partilerin savaşı desteklediğine dikkat çekerek “Çözüm oradaki halkların kendi görüşmeleri ile iç barış sağlanmalıdır ve toprak bütünlüğü Suriye’nin mutlaka sağlanmalıdır. Çözüm toprak bütünlüğü içerisinde olmalıdır” dedi.
HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, İdlib eksenli Suriye’de yaşanan duruma ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. AKP-MHP blokunun Suriye’ye bir savaş açtığını ifade eden Özen, şunları belirtti:
“Özellikle de İblib’e girdiler. Kürtlerin İŞİD’e karşı mücadelesinden dolayı birçok cihatçı İblib’e taşınmıştı. İblib’in normal nüfusu 700.000 civarındayken 4 milyona geldi. Bu ne demektir; bölgelerdeki bütün cihatçılar aileleriyle birlikte İdlib’e yerleşti. Türkiye Soçi anlaşmasıyla bir görev üstlenmişti; cihatçıları oradan temizlemek. Fakat gelinen süreçte Türkiye bunları temizlemek yerine, cihadist örgütlerle birlikte işgale dönük bir politika izlediler ve buda ters tepti. Özellikle MHP’nin ‘Şam’a kadar gidilmeli, omuz üzerinde kelle kalmayacak’ gibi iç politikaya dönük milliyetçi, faşist, gerici, mezhepçi söylemlerle kitleler kandırılmaya başlandı. Fakat bu politika uluslararası kamuoyunda büyük tepkiler de gördü. Bir tarafta Türkiye Cumhuriyeti olarak yapılan antlaşmalarda Suriye’nin toprak bütünlüğünü saygılıyız, bir taraftan da Suriye ordusu kendi toprağına geri çekilmeli deniyor. böyle bir şey olamaz.”
Özen, HDP dışındaki parlamentoda grubu olan partilerin savaşı desteklediğine dikkat çekerek “Tek karşı çıkan, barışı dayatan, barışı savunan HDP’ydi. Ve Aleviler de inancının gereği her türlü savaşa karşıdır. Ne kadar uyarıldıysa da Türkiye bu politikasında ısrar etti ve deyim yerindeyse duvara tosladı” dedi. Özen “Bizim her zaman savunmamız gereken şudur: Suriye Suriyelilerindir. Suriye sorunu Suriye halkları tarafından çözülmelidir. Diğer devletlerin ancak şöyle yapabilir; çözüme destek olup, yardımcı olabilirler” dedi.
“İDLİB’DE, ŞAM’DA, KAMIŞLO’DA NE İŞİMİZ VAR”
Orta Doğu‘daki savaşın emperyalistlerin kendi arasındaki bir paylaşım savaşı olduğunu vurgulayan Özen, şunları söyledi:
“Bunu daha da somutlarsak bu Rusya ile Amerika arasındaki bir çıkar savaşıdır. Biz Türkiye olarak gerçekten orada bir taşeronluk görevi yapıyoruz, esas öznesi biz değiliz, belirleyicisi de biz değiliz. Yani son yapılan anlaşmada görüyorsunuz. Bu onun somut sonucudur. Ama bunu bile bile bu devam edecek, ‘biz Şam’a kadar gideceğiz, omuz üzerinde baş kalmayana kadar devam edeceğiz’ dediler, gittiler orada anlaşma yapıldı. Ateşkes diye ağızlarında öyle bir laf yoktu. Rusya dayattı hatta müttefik olarak gördükleri bugün Suriye ordusuna karşı savaştıkları Haştı-Şabi, El-Nüsra, El-Kaide gibi örgütlerin, terörist örgüt olduğunu, yine Türkiye ve Rusya’nın Suriye’nin ortak mücadelesinde bunları ortadan kaldırılması anlaşmada da var. Oysaki birlikte savaşıyorlardı bunlar. Tüm malzemeleri Türkiye destekliydi. Bu yaman bir çelişki. Bir devlet kendi sınırlarını korur, kendi sınırlarını savunur. Ama bizim İblib’de, Şam’da, Kamışlı da ne işimiz var. Kamışlı’da petrol varmış. Petrol o topraklarda olan insanların petrolüdür bizim petrolümüz değil.”
“SAVAŞ BİR İNSANLIK SUÇUDUR”
Mülteci krizine de değinen Özen, bu krizin iç politika malzemesi haline getirildiğini, diğer taraftan da uluslararası politikaya şantaj olarak kullanılmaya başlandığını belirterek, “Bu gerçekten ne insanlığa sığar, ne vicdanın sığar, ne de uluslararası hukukta bunun bir yeri var” dedi.
Özen, ateşkesi desteklediklerini ancak kalıcı çözümün savaşa karşı çıkmaktan geçtiğine işaret ederek, sözlerine şöyle bitirdi:
“Çözüm oradaki halkların kendi görüşmeleri ile iç barış sağlanmalıdır ve Suriye’nin toprak bütünlüğü mutlaka sağlanmalıdır. Çözüm toprak bütünlüğü içerisinde olmalıdır. Çeşitli Osmanlıcılık, yeni Osmanlıcılık hayalleriyle biz o topraklarda kalıcı olma gibi bir hayal var. Ama bugün hiç bir gerçekliği yok. Bu emperyalistler, ne Rusya olsun, ne Amerika olsun, ne diğer devletler olsun orada Türkiye‘nin kalıcı olarak durması bu mümkün değil. En sonunda çıkılacağına göre daha ağır bedeller, daha çok can kaybı olmadan bugün bu politikayı hayata geçirmeli ve Türk askeri oradan çekilmelidir. Bugün geldiğimiz noktada gerçekten çok büyük bedeller ödendi, çok büyük can kaybı oldu. Bu bir insanlık suçudur. Hangi taraftan olursa olsun, insan ölümü can kaybı savaşın getirdiği bir şeydir, savaşın sonucudur, savaşta bir insanlık suçudur.”
PİRHA- TİHV, İblid’deki asker ölümleri ve mültecilerle ilgili yayınladığı basın metninde “Vicdanlarımızın sesini dinleyelim, ülkemizde ve sınırlarımızda yeni bir insanlık suçu işlenmesine sessiz kalmayalım” denildi.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) tarafından İblid’deki asker ölümleri ve mültecilerle ilgili basın metni yayınladı.
“GERÇEKTEN İDLİB VE LİBYA’DA NE İŞİMİZ VAR?”
“İnsan hakları savunucuları başta yaşam hakkı, işkence yasağı ve kişi güvenliği olmak üzere pek çok hak ve özgürlüğün ihlaline yol açtığı için ilkesel olarak savaşa karşıdır” denilen açıklamada, şunlara yer verildi:
“Tüm savaşlar hak ve özgürlükleri ihlal eder, toplumun fiziksel ve ruhsal olarak sağlığını bozar. Bu nedenle savaşın haklısı ya da haksızı yoktur. Şimdi bir kez daha çok açık biçimde soruyoruz: “Gerçekten İdlib ve Libya’da ne işimiz var?” Bir süreden beri sınır ötesinden, Türkiye’nin oralarda ne işinin olduğunu anlamakta çok zorlandığımız Suriye ve Libya’dan asker ölümlerine dair haberler gelmekteydi. Diğer yandan İdlib’de savaşın şiddetlenmesi ile birlikte Suriye’de yaşanan insani kriz daha da derinleşmiştir. Milliyetçi ve militarist duyguları kışkırtarak ülkeyi savaşa sürüklemekle, temel hak ve özgürlükleri sınırlamakla, baskıları arttırmakla yaşanmakta olan ağır ekonomik, siyasal ve sosyal krizden kurtulmak mümkün değildir. Aksine savaş ve insan haklarına saygıdan uzaklaşmak, bu krizi kaçınılmaz olarak daha da derinleştirecek, içinden çıkılmaz hale getirecektir.”
“Uluslararası hegemonya ve çıkar çatışmaları sonucu yaşanan Suriye’deki savaşa şu veya bu biçimde müdahil olan, rol alan istisnasız tüm devletler “savaş suçu” ve “insanlığa karşı suç” işlemektedirler” denilen açıklamada “Vicdanlarımızın sesini dinleyelim, ülkemizde ve sınırlarımızda yeni bir insanlık suçu işlenmesine sessiz kalmayalım!” vurgusu yapıldı.
PİRHA – İstanbul Valiliği, Suriye’de yaşananları gerekçe göstererek ‘Savaşa hayır’ temalı eylem ve etkinliklerin 10 gün yasaklandığını duyurdu.
İstanbul Valiliği, Suriye’de yaşanan sürece ilişkin yapılacak ‘Savaşa hayır’ eylem ve etkinliklerine 10 gün süreyle yasak getirdi.
Açıklamada, şunlar belirtildi:
“Suriye’de şehitlerimiz ve gazilerimizin olduğu böylesi hassas bir dönemde, toplumda infial uyandıracak; milli, vicdani ve insani değerlere dokunacak, toplumsal iç barışı tehdit edebilecek şekilde “Savaşa Hayır” vb. konular adı altında; miting, yürüyüş, basın açıklaması, imza kampanyası, stant/ çadır açma, bildiri, afiş dağıtma vb. eylem ve etkinlikleri gerçekleştirecek grup/şahıslar ile vatandaşlarımız arasında sözlü ve fiziksel provokasyon amaçlı olayların olabileceği dikkate alındığında kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasını tehlikeye düşürebileceği değerlendirilmektedir.
Bu bağlamda, ilimiz sınırları dahilinde huzur ve güvenliğin, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, müessif ve provokatif olayların yaşanmaması için, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin Suriye’de yürütmekte olduğu askeri operasyonları eleştirmeye veya bu operasyonların sonlandırılması amacıyla kamuoyu oluşturmaya yönelik toplantı ve gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, stant açma, imza toplama, bildiri, broşür dağıtma vb. etkinlikler 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/A ve 11/C maddeleri ile 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. ve 19. Maddeleri hükümleri doğrultusunda Valilik Makamının 01.03.2020 tarihli olurları ile 01.03.2020 Pazar günü saat 00.01’den, 10.03.2020 Salı günü saat 23.59’a kadar 10 gün süreyle yasaklanmıştır.”
ABD Savunma Bakanı Mark Esper, Türkiye’nin “Bahar Kalkanı” adını verdiği ve İdlib’e yönelik gerçekleştirdiği askeri operasyon dahilinde Türkiye’ye hava desteği sağlamayacaklarını açıkladı.
ABD Savunma Bakanı Mark Esper, Suriye’nin İdlib bölgesinde Türkiye’ye hava desteği sağlamayacaklarını söyledi.
Savunma Bakanlığı Pentagon’da basın toplantısı düzenleyen Esper, “ABD, Suriye’deki kişilere daha fazla insani yardım sağlamakla ilgileniyor. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile ele aldığım konulardan biri bu” dedi.
Sputnik’in haberine göre Trump yönetiminin Türkiye’ye insani yardım teslimatını artırmak istediğini dile getiren Esper, ABD yardımının hava desteğini içerip içermediği sorusu üzerine, “Hayır” dedi.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile Suriye’deki durumu görüştüğünü teyit eden Esper, olabilecek her şeye NATO’nun hazır olduğunu dile getirdi.
Esper, Türkiye’nin batı sınırlarını göçmenlerin Avrupa Birliği’ne geçmesi için açması kararını değerlendirmesi istenildiğinde bunun Ankara’nın kendi vereceği bir karar olduğunu ifade etti.
Son telefon görüşmelerinde mevkidaşı Hulusi Akar’a ne söylediği sorulduğunda Esper, ‘Rusya’nın her zaman iyi ortak olmadığı’ mesajını verdiğini aktardı.
ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley de geçen hafta İdlib’de 33 askerin hayatınını kaybettiği olayla ilgili Rusya’nın olası rolüne dair sorulara ‘kimin hangi uçağı uçurduğu konusunda net istihbarat olmadığı’ karşılığını verdi.
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Suriye’deki sürece ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Yaşanan süreç, gözyaşı, söylenen sözler bir annenin acısını dindiremez. Adı ne olursa olsun hiç bir gerekçe yaşam hakkını sonlandıramaz” denildi.
Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, Suriye’deki gelişmelere ilişkin açıklama yaptı.
Açıklamada Alevilerin savaşı kabul etmediği vurgulanarak, herkes barışı inşa etmeye çağrıldı.
Açıklamanın tam metni şöyle:
“YAŞAM HAKKI EN KUTSAL HAKTIR”
Açıklamada şunlar belirtildi:
“Suriye’nin İdlip şehrine düzenlenen hava saldırısında resmi rakamlara göre 34 can yaşamını yitirdi. Bizler biliyoruz ki, anneler de biliyor ki, bu yaşanan Hakkın emri rızası değildir. Hakk isminin manası suistimale uğratılamaz, hakikati, rızalığı esas alan bütün inançlarda ” Yaşam Hakkı” en kutsal haktır. Hiç bir güç, anlayış yaşam hakkının son bulmasının gerekçesi olamaz. Bu evrende doğum kapısı ile doğan her canlı, varlığını, birliğini, dirliğini devam ettirmeye kendisi rıza göstermelidir.
“ASLOLAN ÖLDÜRMEK DEĞİL YAŞATMAKTIR”
Başından itibaren, ülkemizin bir çıkmaza gireceğini, anaların yaşanan sürece rıza göstermeyeceğini, bir başka mekana rızasız girilemeyeceği en yüksek şekilde dillendirilmişti. Savaş tezkerelerine onay veren bütün partilerin bu suça ortak oldukları bilinmelidir. Bilinmelidir ki, bütün kelamlarda, inançlarda yaşatmak esastır. Yaşattığınız kadar yaşarsınız, öldürdüğünüz kadar ölürsünüz. Kimden gelirse gelsin, hangi taraftan ölürse ölsün, öldürülen her canla beraber Hakk da öldürülür. Bir savaşta sadece insanlar ölmüyor, insanlık da ölüyor. Aslolan öldürmek değil, yaşatmaktır.
Bizler biliyoruz ki Ortadoğu’da artık vekalet savaşları sona ermiş yerini asalet savaşlarına bırakmıştır.Yaşanan her an yeni gelişmeleri, çoklu kazanım ve kayıpları kendi içinde barındırır. Ortadoğu ve Mezopotamya’da Nemrudî zihniyetlerin temsilcileri, rızasız lokma yiyenler, dillerinde çiğ söz, midelerinde çiğ lokma olanlar farklı itikatlara, inançlara, komlara, Hak ve Hakikat uğrunda yürüyenlere, aşiretlere kısacası Rıza toplumuna tahammül etmeyip her türlü zulmü reva görmektedirler. Neden birbirleri ile meydan kurup hak kelamını söylemek yerine her türlü savaş teknolojisini konuşturuyorlar? Neden bir başka ülkenin ölümlerinin sayısının fazla olması bir başarı kabul ediliyor? Neden sayılar ve parmaklar bu kadar ruhsuzlaştı? Hangi ülkede olursa olsun, başta anneler mazlum halklar, emek, barış, demokrasi, insan hakları mücadelesi verenler savaş istemiyor.
“CÜMLE CAN SAVAŞTAN ETKİLENMİŞTİR”
Ortadoğu’da dengeler yeniden yapılandırılıyor. Üçüncü dünya savaşı, birinci ve ikinci dünya savaşı sonrasında oluşan nizamın yeni koşullarda uygulanması manasına gelir. Bütün nahak zihniyetler şunu net olarak biliyorlar ki, mevcut durumda tekellerine aldıkları bütün inançların hakikat paydası yok edilmişti, kirletilmiştir, inançlar devletleşmiştir. İnsanlık adına ilkleri var eden bu coğrafya tarihsel hafızasından silinmek isteniyor. Bu coğrafya binlerce yıllık Hakikat ve özgürlük yürüyüşünde; direnen inanç gerçekliğini, direnen halk gerçekliğini bu güne kadar devriye etmiştir. Bu Hakikat bütün Nemrudî zihniyetlerin korkulu rüyasıdır. Özgür bir yaşamı arzulayan, bunu haykıran Rıza toplumu sürekleri bu savaşlarda ciddi bir şekilde yok edilmeye çalışılıyor. Savaşta etkilenmeyen bir tek yaşam alanı kalmamıştır. Bütün cümle can, birey, toplum, doğa savaştan etkilenmiştir.
Nemrudî zihniyetler, savaş ve zor aygıtlarını çeşitli ideolojik kılıflarla (düşman, terörist, kâfir, dinsiz) meşrulaştırır. Bu savaşlara katılan bütün ülkeler “iç düşman – dış düşman” söylemleriyle zulümlerine meşruiyet sağlarken aynı zamanda kendi coğrafyalarında ki Rıza toplumu süreklerini düşman ilan ederek yok etmeye çalışıyorlar. Çünkü cümle canın rızalık esası ile yaşayabileceği yeni bir yaşam Rıza toplumunun kökleri üzerinde var olur. Savaşların ardına saklanan, Nemrut iktidarlardır.
“BİZ ALEVİLER SAVAŞI KABUL ETMİYORUZ”
• Çözüm yaklaşımı olmayan Suriye politikası katliama dönüşmüştür. Sorumluları derhal istifa etmelidir. Türkiye halklarına hesap veren ahlaki ve vicdanı sorumluluğa çağırıyoruz.
• Zülmün ve savaşların mağdurları mültecileri şantaj aracı yapmak politik sıkışmışlığın açık göstergesidir. Ve zulüm politikasıdır. Mülteciler pazarlık konusu edilemez.
• Türkiye Halklarının iradi temsiliyeti Meclisi derhal tek tek vekil boyutunda olsa bile biraraya gelerek bizlere dönük sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz. Hiçbir vekil ne mültecilerin yanına gitmiştir ne de giremediği meclisin önüne gitmiştir. Dökülen her kandan hepsi sorumludur.
• Türkiye demokratik güçleri ve hak savunucuları bu zülme birlikte dur demelidir. Biz Aleviler savaşı kabul etmiyoruz. Halkları birlikte büyük barışı inşa etmeye çağırıyoruz.
• Suriye’de çözüm sadece bazı güçlere bırakılamaz, dünya savaş halindedir. Tüm sorumluları biraraya gelerek çözüm üretmek zorundadır.
“BARIŞ GÜVERCİNİ UÇSUN DÜNYADA”
“Ülke olarak İdlip’de varlığımızı meşru kılan gerekçe neydi? Tezkereye onay verip, süreci eleştirenler ne zaman hakikati göreceklerdir” diye soran Demokratik Alevi Dernekleri, “Mekana rızasız girilmez hakikati ayaklar altına alındı. Barış, kardeşlik, hoşgörü, ile ilgili kelimeler, kavramlar, şiirler, hak kelamı daha fazla iken neden savaş? Bir an önce bu savaştan vazgeçilmeli, barışın dili tesis edilmelidir” ifadelerini kullandı.
DAD, Suriye’de Hakka yürüyen, yaşam hakları elinden alınan canların annelerinin acısını en derinden hissediyoruz. Biliyoruz ki yaşanan süreç, gözyaşı, söylenen sözler, bir annenin acısını dindiremez. Adı ne olursa olsun hiç bir gerekçe yaşam hakkını sonlandıramaz. Mazlumların rıza göstermediği, adına savaş denilen bu Nemrudî zihniyetlerin iktidar yarısında Hakka yürüyen canların devirleri daim olsun. Son bulsun savaşlar insanlık ölmesin, barış güvercini uçsun dünyada” vurgusunu yaptı.
PİRHA – HDP Göçmen ve Mülteciler Komisyonu, hükümetin göçmen ve mültecilere sınır kapılarını açmasına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “AB’ye yönelik şantaj ve tehdit aracı haline getirilen mültecilerin bu tehlikeli yolculuğunda meydana gelecek olası ölümlerden ve trajedilerden bu iktidar sorumlu olacaktır” denildi.
Halkların Demokratik Partisi Göçmen ve Mülteciler Komisyonu adına Gülsüm Ağaoğlu, hükümetin göçmen ve mültecilere sınır kapılarını açması kararına ilişkin açıklama yaptı.
“AKP, MÜLTECİLERİ POLİTİK ARAÇ HALİNE DÖNÜŞTÜRDÜĞÜNÜ BİR KEZ DAHA GÖSTERDİ”
Açıklamada, şu ifadeler yer aldı:
“27 Şubat akşamı İdlib’de yaşanan kayıplar sonrasında iktidar yine mülteci kozuna sarıldı. Sıkıştığı her durumda pazarlık konusu yaptığı mültecileri, yaşanan bu ağır yıkım sonrası artık sınırları içinde tutamayacağını ve sınır kapılarını açacağını söyleyen AKP, mültecileri politik bir araç haline dönüştürdüğünü ve bir silah gibi kullandığını bir kez daha göstermiş oldu.
AKP’nin bu tutumu sonucunda İstanbul’un çeşitli bölgelerinde özellikle karayolu ile mülteciler sınır kapılarına taşındı ve insan ticareti yapan aracılar devreye girdi. Mülteciler gerek kara gerekse deniz yolu ile son derece sağlıksız ve tehlikeli koşullarda Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarına yönelmeye başladı.
“ÖLÜMLERDEN VE TRAJEDİLERDEN İKTİDAR SORUMLU OLACAKTIR”
Yunanistan ve Bulgaristan’ın da sınırlarda yoğunlaştırdığı önlemler nedeniyle çoğu Suriyeli ve Afganistanlı olan mülteciler kış koşullarında sınırlar arasına hapsedilmiş, bir kısım mülteci de şişme botlarla tehlikeli olmasına rağmen deniz yolunu kullanmaya yönlendirilmiştir.
AKP kendi günahlarının neticesinde İdlib’de yaşanmış olan trajedinin hıncını mültecilerden çıkarmaya kalkmakta ve bu anlamıyla da yeni bir suç işlemektedir. AKP mültecilere karşı uyguladığı bu suçtan vazgeçmeli, Ege’de olabilecek mülteci ölümlerine karşı önlem almalı ve siyasi sorumluluğunu yerine getirmelidir.
AB’ye yönelik şantaj ve tehdit aracı haline getirilen mültecilerin bu tehlikeli yolculuğunda meydana gelecek olası ölümlerden ve trajedilerden bu iktidar sorumlu olacaktır. AKP iktidarını, mültecilere karşı siyasi ve insani sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.”
PİRHA- Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Araştırma Direktör Yardımcısı Massimo Moratti, Yunanistan ve Bulgaristan’a, topraklarına girmeye çalışan sığınmacılara kapılarını açmaları çağrısı yaparken, AB üyesi ülkelerin de sığınmacılar konusunda adil bir şekilde sorumluluk paylarını üstlenmelerini istedi.
Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Araştırma Direktör Yardımcısı Massimo Moratti imzalı, açıklama yayımladı. Yapılan açıklamada “AB üyesi ülkeler Türkiye’ye varan sığınmacıların yükünü paylaşmak için daha fazla şey yapmalı” denilerek şunlara yer verildi:
“Yunanistan ve Bulgaristan, koruma arayan insanların topraklarına girmesini temin etmeli ve sınır muhafızları da sınırda toplanan insanlara karşı aşırı güç kullanmaktan geri durmalı. Geçerli belgeleri olsun ya da olmasın sığınmacılara resmi sınır geçişlerinden giriş izni verilmeli. AB’nin dış sınırlarına sahip ülkeleri yeterli sayıda, uygun konumda ve güvenli sınır geçiş noktasını sığınmacılara açık tutmalı.”
Moratti, AB Komisyonuna da sığınmacıların uygun şekilde karşılanması ve sığınma prosedürleri konusunda Bulgaristan ve Yunanistan’a gerekebilecek her türlü desteği koordine etme çağrısı yaparken, AB üyesi ülkelerin de sığınmacılar konusunda adil bir şekilde sorumluluk paylarını üstlenmelerini istedi.
PİRHA- Rusya destekli Suriye ordusunun saldırısı sonucu 33 askerin yaşamını yitirmesinin ardından, bir biri ardına gelişmeler yaşanıyor. Erdoğan, Merkel ve Trump ile telefonda görüşürken, Putin ile 5 veya 6 Mart tarihinde bir araya geleceği belirtildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İdlib’deki durum hakkında ABD Başkanı Trump ve Almanya Başbakanı Merkel’le bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiği açıklandı. Trump ve Merkel görüşmede, Türk askerlerine yönelik saldırıyı kınadı.
Kremlin’den yapılan açıklamada ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 5 ya da 6 Mart tarihlerinde bir araya gelecekleri belirtilerek şu mesaj paylaşıldı:
“Putin ve Erdoğan, Suriye’nin kuzeybatısındaki durumun normalleşmesi için ek önlemler alınması gerektiği konusunda anlaştı. Erdoğan ve Putin, telefon görüşmesinde İdlib’de yaşanan durumdan duydukları endişeyi dile getirdi. Bu çerçevede Putin ile Erdoğan’ın 5 ya da 6 Mart’ta bir araya gelecektir.”
BM’DEN ATEŞKES ÇAĞRISI
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, İdlib’de yaşanan çatışmalara ilişkin BM binasında açıklama yaparak, “Suriye’de süren çatışmalar boyunca bu en endişe verici anlardan biri. Acil bir eylem olmazsa, saat başı daha fazla tırmanma riski var” dedi. Durum tamamen kontrolden çıkmadan acil olarak ateşkes ilan edilmesi gerektiğine işaret eden Guterres, “İlgili kişilerle olan tüm temaslarımda, tek basit bir mesajım oldu; gerginlikten geri adım atın” diye konuştu. Guterres, Suriye’de 10. yılına girecek çatışmaların yıkım ve sefaletten başka bir şey getirmediğini vurguladı. Guterrres, tek çözümün diplomasiye şans verilerek, BM yoluyla siyasi sürece devam edilmesi olduğunu belirtti.
PİRHA- HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, İdlib’de 33 askerin yaşamını yitirmesinin ardından yaptığı açıklamada “Her koşulda barışı, diyalogla sorunların çözümünü savunmak en onurlu, erdemli tutumdur. Savaş çığlıklarını değil, barış sesimizi yükseltelim” dedi.
Üç yılı aşkın süredir Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Suriye’nin İdlib kentinde Suriye ordusu tarafından düzenlenen hava saldırısında yaşamını yitiren 33 asker için avukatları aracılığıyla mesaj yayınladı.
Demirtaş mesajında şu ifadelere yer verdi:
“İdlib’deki saldırıda yaşamını yitiren güvenlik personellerine Allah’tan rahmet yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyor, acılarını, üzüntülerini yürekten paylaşıyorum. İçerde ve dışarda sürdürülen savaş, çatışma, gerilim politikalarının daha fazla yıkıma ve acıya yol açmamasını diliyorum. Her koşulda barışı, diyalogla sorunların çözümünü savunmak en onurlu, erdemli tutumdur. Savaş çığlıklarını değil, barış sesimizi yükseltelim.”
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 7 ülkenin çağrısıyla İdlib’deki durumu görüşmek üzere bugün acil toplanma kararı aldı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) İdlib’de düzenlenen hava saldırısıda 33 askerinin hayatını kaybetmesini ardından yükselen gerginliği görüşmek üzere acil toplanma kararı aldı.
ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Belçika, Estonya ve Dominik Cumhuriyeti’nin İdlib’de artan gerginliği görüşmek üzere acil toplantı talebinde bulunmasının ardından toplantının bugün gerçekleştirileceği açıklandı.
PİRHA – CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatı ile Grup Başkanvekilleri Özgür Özel ile Engin Özkoç’un imzasını taşıyan Olağanüstü Oturum talebi dilekçesi TBMM Başkanlığına sunulacak.
Dün akşam (27.02.2020) Suriye ordusu tarafından İdlib’e doğru ilerleyen TSK’ya yönelik gerçekleşen saldırıda 33 asker yaşamını yitirdi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dün akşam MYK üyeleri ile kurmaylarını olağanüstü toplantıya çağırmıştı. Bugün gerçekleşen Merkez Yönetim Kurulu Toplantısı sonrasında Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla Grup Başkanvekilleri Özgür Özel ile Engin Özkoç’un imzasıyla CHP, TBMM’ni olağanüstü toplantıya çağıracak.
Dışişleri Bakanından, Milli Savunma Bakanına kadar iktidar yetkililerinin milletvekillerini bilgilendirmesini isteyen CHP, Suriye politikasında bugün itibari ile uygulanacak kararları da iktidarın, milletvekillerine anlatmasını isteyecek. Olağanüstü toplantı talep dilekçesi saat 12.30’da TBMM Başkanlığına sunulacak.
PİRHA – Can TV’de yayınlanan ve Özge Erdoğan Yeşilırmak’ın sunduğu “Bu Sabah” programına telefon ile bağlanan TİP Hatay Milletvekili Barış Atay, CHP Hatay Milletvekilleri Serkan Topal ve Mehmet Güzelmansur ile Reyhanlı ve İskenderun ilçe başkanları İdlib’deki durumu değerlendirdiler.
Suriye ordusu tarafından gerçekleştirilen saldırıda resmi açıklamalara göre 33 asker yaşamını yitirdi. Dün akşam gerçekleşen saldırıdan sonra Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile kuvvet komutanları sınır bölgesinde bulunan birlikleri ziyaret edip Hatay Valisinden bilgi aldılar. Cumhurbaşkanı düzeyinde henüz bir açıklama gelmedi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da Hatay milletvekillerinden oluşan heyeti dün bölgeye gönderdi. MYK’dan sonra CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun da açıklama yapması bekleniyor.
“SAVAŞ BÖLGESİ GİBİ”
CHP Reyhanlı İlçe Başkanı Nihat Dağ, “İlçemizde gerginlik büyük. Geceden beridir bölgeye sürekli askeri sevkıyatlar sürdürülüyor. İlçemiz savaş bölgesi gibi. Gece boyu sürekli ambulanslar sınıra sevk edildi. Şehit sayısının yüksek olduğunu duyduk. Resmi makamların açıklamalarını bekliyoruz. Ancak yükselme durumunun güçlü bir ihtimal olduğu belirtiliyor. Genel merkezimize bilgi aktarımını düzenli sağlıyoruz. Umarım daha fazla can kaybı olmaz” dedi.
“YANLIŞ POLİTİKALARIN BEDELİNİ ÖDÜYORUZ”
CHP İskenderun İlçe Başkanı Yusuf Mansuroğlu da “Medeniyetler şehri Hatay bugün yanlış politikaların yanlış tavırların bedelini ödüyor. Sınırda büyük bir hareketlilik var. Can kayıplarının yüksek olduğunu duyuyoruz ancak açıklama yapmak için resmi makamları beklememiz gerekiyor. Genel merkezimizin talimatı ile şu aşamada bilgi kirliliğini önlemek adına resmi makamların açıklamaları ile kendi gözlemlerimizi genel merkeze bildiriyoruz. Şu an için çatışma söz konusu değil ancak gerilim ve gerginlik devam edecek gibi. Umarım daha fazla can kaybı yaşanmaz ve ülkemiz, şehrimiz daha fazla zarar görmez” dedi.
“ACIMIZ BÜYÜK, HEPİMİZİN BAŞI SAĞOLSUN”
CHP Hatay Milletvekili Serkan Topal “Şu an için siyasetin bir anlamı yok. Hatay’da kurulan kriz masasındayız. Son gelişmeleri Savunma Bakanı Hulusi Akar ile takip ediyoruz. Hatay’ın tüm milletvekilleri burada. Acımızı birlikte paylaşıyoruz. Umarım daha büyük bir acımız olmaz. Genel başkanımızın talimatı ile dün olaydan hemen sonra geldik. Bilgi aktarımını sağlıyoruz” dedi.
“ÇATIŞMA BİLGİSİ YOK, YARALI ASKERLERİMİZ VAR”
CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur ise “Bölgede şu an için herhangi bir çatışmanın olduğu bilgisine erişmedik. Gece boyu gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Kaybımız büyük. Umarım daha ağır bir acı yaşamayız. Yaralı askerlerimiz var. Kimlik tespitleri yapılıyor” dedi.
“İKTİDARIN İNADININ BEDELİ CANLAR ÖDÜYOR”
TİP Genel Başkan Yardımcısı ve Hatay Milletvekili Barış Atay da, “İktidarı defalarca uyarmamıza rağmen savaş isteğinden çekinmeyerek Suriye’ye girdi. TBMM’de defalarca uyardık. Elimizden geldiğince karşı durmaya çalıştık ama iktidar bildiğini yaptı. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara şifa diliyorum. İktidarın bu inadının artık kırılması gerektiğini bugün yaşanan olaylar gösteriyor. Suriye’de farklı bir güç dengesi var ve iktidar bu denge içerisinde kendisine yer bulamıyor. Göçmenlere kapıları açarak Avrupaya geçişleri sağlaması iktidarın bu politikasındaki iki yüzlülüğü gösteriyor. Savaş mağduru insanların bu tarz kullanılması üzücü ve ayıp bir durumdur” dedi.
Rusya Savunma Bakanlığı, İdlib’de dün gece 33 Türk askerinin ölümüyle sonuçlanan saldırıya ilişkin “Rus Hava Kuvvetleri, Türk askerlerinin vurulduğu alanda operasyon düzenlemedi” açıklamasında bulundu.
Rusya Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklama şöyle:
“Suriye İdlib’deki gerilimi azaltma bölgesinde bulunan HTŞ üyesi teröristler, Suriye Ordusu (SAA) mevzilerine yönelik büyük çaplı bir operasyon başlattı ve Suriye Ordusu bu saldırıya yanıt verdi. Söz konusu saldırı, teröristlerle bir arada bulunan Türk askerlerinin de vurulmasıyla sonuçlandı.
Rusya’nın Suriye’deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi temsilcileri, geçen 24 saat içinde sürekli olarak Türk mevkidaşlarından, teröristlerin çatıştığı bölgelere yakın bulunan TSK’nın tüm birliklerinin bulunduğu yerlerin koordinatlarını istedi ve aldı.
Rusya Ordusu, yaralanan Türk askerlerine ilişkin bilgi alınır alınmaz Suriye ordusunun ateşe tamamen son vermesi yönünde kapsamlı önlemler aldı, ölen ve yaralanan Türk askerlerinin Türkiye topraklarına güvenli tahliyesi sağlandı. Behun yakınlarında gerçekleşen operasyonda Rusya hava kuvvetleri yer almadı.
Türkiye’nin İdlib’deki koordinasyon merkezi ile temas halindeyiz.
Türk makamları tarafından verilen bilgiye göre, Türk askerlerinin söz konusu bölgede olmamaları gerekiyordu.”
İdlib’deki saldırıda 29 askerin yaşamını yitirmesinin ardından CHP, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde acil toplandı. Toplantının ardından Parti Sözcüsü Faik Öztrak açıklamalarda bulundu.
İdlib’de gerçekleştirilen hava saldırısında 29 asker yaşamını yitirdi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kurmaylarıyla parti genel merkezinde bir araya geldi.
CHP Genel Merkezin’de gerçekleştirilen olağanüstü toplantının ardından Parti Sözcüsü Faik Öztrak, açıklamalarda bulundu.
Öztrak, “Suriye, Libya Mehmetçiğimizin tek tırnağı etmez. Onlarca şehidimiz varken TBMM sessiz kalmamalı. Türk Ordusu, Meclis’in ordusudur. CHP olarak TBMM’yi kapalı oturumla toplantıya çağırıyoruz. Bugün soru almayacağım. Soruları cevaplaması gerekenler başkaları” dedi.
Türkiye ve Rusya heyetlerinin Ankara’daki İdlib görüşmeleri sona erdi. Görüşmenin ardından Rusya heyetinin Dışişleri Bakanlığı’ndan ayrıldığı kaydedildi. Müzakerenin ardından Rusya Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Türkiye, İdlib ile ilgili olarak anlaşmaları ihlal etmekle suçlandı.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentiev ve Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Verşinin başkanlığındaki heyetlerin, İdlib krizi ile ilgili olarak yürüttükleri üçüncü tur görüşmelerin ikinci günü sona erdi. Heyetlerin Ankara’daki İdlib müzakereleri 3,5 saat sürdü.
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NDAN AÇIKLAMA
Türkiye ve Rusya heyetlerinin Ankara’daki görüşmelerinin sona ermesinin ardından Dışişleri Bakanlığı’ndan açıklama yapıldı. Açıklamada, “Heyetler arası görüşmelerde İdlip’teki durum tüm boyutlarıyla ele alındı. Tarafımızdan bir an evvel ateşkes sağlanması gerektiği belirtildi” ifadelerine yer verildi.
Bakanlık’tan yapılan açıklamanın şöyle:
“Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal başkanlığında Dışişleri Bakanlığı, MSB, Genelkurmay Başkanlığı ve Milli İstihbarat Başkanlığı ile RF Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi S. Verşinin, RF Devlet Başkanı’nın Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi A. Lavrentiev, RF askeri ve istihbarat makamları temsilcilerinden oluşan heyetler arasında görüşmeler yapıldı.
Heyetler arası görüşmelerde İdlip’teki durum tüm boyutlarıyla ele alındı. Tarafımızdan bir an evvel ateşkes sağlanması gerektiği belirtildi. Bu amaçla sahada atılması gereken adımlar üzerinde duruldu. Soçi Anlaşması’nın tam olarak uygulanmasına atfedilen önem tarafımızca kayda geçirildi. İnsani durumun felaket halini almasının ve olası bir kitlesel göçün engellenmesi lazım geldiği vurgulandı.”
RUSYA SAVUNMA BAKANLIĞI’NDAN AÇIKLAMA
Suriye’nin İdlib kentindeki gelişmelerle ilgili Rusya Savunma Bakanlığı’ndan bir açıklama yapıldı.
Euronews’in aktardığına göre Rusya, Türkiye’yi “isyancılara silah desteğinde bulunarak Suriye anlaşmasını ihlal etmekle” suçladı. Yapılan açıklamada, “Türk tarafı, silahlılara topçu ve İHA desteği vererek Soçi anlaşmasını ihlal etmeye devam ediyor” ifadelerine yer verildi.
Türkiye’nin çatışmasız bölgeye topçu atışları ile yasadışı silahlı güçlere yardım ettiğini ve bu şekilde Soçi Anlaşması’nı ihlal ettiğini iddia eden Rus makamlar, Rusya’nın Suriye Temsilcisi Oleg Jouravlev’in aktardığı bilgileri referans vererek bölgede bir Türk insansız hava aracının da düşürüldüğünü de belirttiler.