Etiket: ihd istanbul şubesi

  • Tutuklanan gazeteciler için açıklama: Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalı!- VİDEO

    Tutuklanan gazeteciler için açıklama: Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalı!- VİDEO

    PİRHA-Dicle Fırat Gazeteciler Derneği ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, geçen hafta SİHA saldırısında öldürülen 2 gazeteci için eylem yaptıkları için tutuklanan gazetecilerin serbest bırakılması için basın açıklaması yaptı. SİHA saldırısıyla gazetecilerin hedef alınmasının suç olduğu ifade edilen açıklamada, “Gazeteciliğin onurunu her koşulda savunacağız! Gazeteci arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır! Yaşasın Özgür Basın!” denildi.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), SİHA saldırısıyla katledilen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin için 21 Aralık’ta İstanbul’da yapılan eylemde gözaltına alınıp tutuklanan 7’si gazeteci 9 kişinin serbest bırakılması talebiyle İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu, DEM Parti MYK üyeleri Musa Piroğlu, Ender İmrek’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    “Gazeteciliği savunacağız” pankartının açıldığı eylemde katledilen ve tutuklanan gazetecilerin fotoğrafları taşındı.

    Basın açıklamasını Yeni Yaşam Gazetesi Muhabiri Ezgi Çadırcı okudu.

    “SİHA SALDIRISIYLA 5 GAZETECİ YAŞAMINI YİTİRDİ”

    Ezgi Çadırcı, “Türkiye’ye ait SİHA ile yapılan saldırıda gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin yaşamını yitirdiğini söyleyerek “Bu Türkiye’nin SİHA ile gazetecileri hedef aldığı son saldırı değil” dedi. Ezgi Çadırcı, son 5 ayda Ezidi gazeteci Murad Mirza İbrahim’in Şengal’de, gazeteciler Gülistan Tara ve Hero Bahadîn’in Süleymaniye’de SİHA saldırısına uğraması ile birlikte yaşamını yitiren gazeteci sayısının da 5’e yükseldiğine dikkat çekti.

    “BU ÜLKEDE GAZETECİ OLMAK MAFYA BARONU OLMAKTAN DAHA TEHLİKELİ!”

    Türkiye’deki gazetecilerin gözaltı, hapis, darp, engellenme gibi sayısız hak ihlali ile boğuşurken, komşu ülkelerin topraklarında ise suikastlere uğradığını da ifade eden Ezgi Çadırcı, sözlerine şöyle devam etti:

    “Gazetecilik mesleği giderek en tehlikeli meslekler arasına girerken, mafya baronları, uyuşturucu tacirleri, kadın tacizcileri, çocuk istismarcıları, yolsuzluk yapanlar güven içinde hareket ediyor ve yaşıyor. Bugün bu ülkede gazeteci olmak, mafya baronu olmaktan daha tehlikeli!”

    “ARKADAŞLARIMIZ İŞKENCEYLE GÖZALTINA ALINDI”

    Gazetecilerin katledilmesinin savaş suçu olduğunu ifade eden Ezgi Çadırcı, “Çatışma bölgelerinde hayatlarını korumakla mükellef olduğu gazetecileri hedef aldığı yetmemiş gibi gazetecilerin katledilmesini protesto eden gazetecileri de hedef almaktadır. İstanbul’da anayasal bir hak olan basın açıklamasına katılmak isteyen gazeteci arkadaşlarımız, tüm yasalar çiğnenerek, anayasa ayaklar altına alınarak işkence ile gözaltına alınmıştır. Gazeteci arkadaşlarımız Gülistan Dursun, Pınar Gayıp, Serpil Ünal, Hayri Tunç, Enes Sezgin, Osman Akın, Can Papila ile yurttaşlar Hacı Ugis ve İmam Senol tutuklanmıştır” diye konuştu.

    “İŞİD’LİLER TAHLİYE EDİLDİ”

    Bununla yetinmeyen iktidar, gazetecilerin katledilmesine tepki gösteren bir paylaşım yapan gazeteci Seyhan Avşar, olayı haberleştiren T24, hukuku hatırlatan İstanbul Barosu’na da soruşturma açmıştır. Yetmemiş Gazeteci Özlem Gürses hakkında da Suriye’deki gelişmelere dair söylediği sözler yüzünden ev hapsi verdi. Gazetecilere yönelik dört koldan bir saldırı başlatılırken eşzamanlı olarak katliama karışmış DAİŞ üyeleri sokağa salınmaktadır. Önce Atatürk Havaalanı’na saldırıp 45 kişinin katledildiği saldırıya ilişkin davada 6 DAİŞ’li tahliye edildi. Ardından DAİŞ’e finansman sağlayan 18 DAİŞ üyesi tahliye edildi.

    “GAZETECİLİĞİN ONURUNU HER KOŞULDA SAVUNACAĞIZ!”

    İŞİD sanıklarının tahliye edilmesine tepki gösteren Ezgi Çadırcı, “Biz biliyoruz ki burada hedef alınan hakikattir! Çünkü son dönemde Kuzey-Doğu Suriye’de olan bitenlere dair kamuoyunun dönüp baktığı temel kaynaklardan başında Nazım Daştan ve Cihan Bilgin geliyordu. Ve tam da bu yüzden hedef oldular. Çünkü gerçeğin gücü daima egemenleri, iktidarları korkutur. Çünkü halkın gerçeğin gücünü keşfetmesi her baskıcı iktidarın kabusudur. İşte gazeteciler bu keşfin aracılarıdır ve o yüzden hedeftir. Ancak asla vazgeçmeyeceğiz, asla! Gazeteciliğin onurunu her koşulda savunacağız! Gazeteci arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır! Yaşasın Özgür Basın” ifadelerini kullandı.

    “HABERİNİ YAPTIĞIMIZ İŞKENCELERİN ON KATINI YAŞADIK”

    Tutuklanan gazeteciler adına söz alan Yeni Yaşam Gazetesi Editörü Mahsun Sağlam, bu tutuklamaların yüzyılın bir özeti olarak belirtmek gerektiğini ifade ederek, “Türkiye’nin benzer tekrarlara girerek halklara zulüm baskı işkence yaşatmak istediği açık. Kim gazeteci? Bunu iktidar mı belirliyor. Gazetecilik AKP-MHP iktidarı tarafından kriminalize edilen bir meslek. Gazeteci HTŞ ile röportaj yapanlar mı? Bizim alnımız, sözümüz, hakikatimiz ortada. Kendi köyümüzün yanında, dağın ardında yaşananları kendi köyümüze anlatıyoruz. Son eylemimizde savaş alanında hakikati yazan arkadaşlarımızı kaybettiğimiz için protesto eylemi gerçekleştirmek istedik. Haberini yaptığımız işkencelerin on katını yaşadık” diye belirtti.

    “TÜM HUKUKİ YOLLARA BAŞVURACAĞIZ”

    Ardından ÖHD üyesi Esra Kılıç söz aldı. Aynı eylemde iki üyelerinin de gözaltına alındığına dikkat çeken Esra Kılıç, “Bununla beraber gözaltı sürecinde; ters kelepçe, işkence, hakaret eylemleri olduğunu gördük. Tutuklanan müvekkillerimiz de çıplak arama ve işkenceye maruz bırakıldı. Bu cuma günü suç duyurusunda bulunacağız. Gazetecilerin karşı karşıya kaldıklarına karşı tüm hukuki yollara başvuracağız” dedi.

    “ADALET MÜCADELESİNE VURULMUŞ AĞIR BİR DARBE”

    İktidarın muhalefete yönelik bir ‘kıyım’ politikası yürüttüğünü vurgulayan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Hakim politikanın karşısında duranlar yargı baskısı, işkence, öldürülmekle karşı karşıya kalıyor. Akıl dışı diye tariflediğimiz gerekçelerle insanlar gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Türkiye kendi yasalarını ihlal ediyor. İşkence yasağı ihlal ediliyor ve mağdur edilenler tutuklanarak işkence gizlenmeye çalışılıyor. Halkın haber alma, halkın tarihin hafızası, adalet mücadelesinin olmazsa olması bu faaliyetlerin cezalandırılması hepimizin adalet mücadelesine vurulmuş ağır bir darbe” ifadelerini kullandı.

    “ÖZGÜR BASININ HABERLERİ ÖZGÜRLÜK KAPILARINI AÇACAKTIR”

    Özgür basın şehitlerini anarak sözlerine başlayan DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu da şunları kaydetti:

    “Katledilen arkadaşların hikayesine baktığımızda hapishane, Kürdistan’da sömürgeci polislere karşı çıkmayı görüyoruz. Nazım’ı nereden tanırsınız? 19 Aralık’ta Taybet Ana katledildiğinde, cenazesi sokakta bırakıldığında, bu hakikati Nazım tüm halka duyurmuştu, oradaki özgürlük umudunu bize iletmişti. Nazım ve Cihan bu hakikati Rojava’da tüm dünya halkalarına duyurmak için haberlerini yapıyorlardı. Atılım Gazetesi’nde çalışmış olan Bayram Namaz ‘Bu mücadele bedel kapılarından geçilerek yürütülüyor’ demişti. Özgür basının bütün haberleri bedel kapılarından geçerek özgürlük kapılarını açacaktır” dedi.

    “ÜLKE ABLUKA ALTINA ALINMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Nazım ve Cihan katledildikten sonra yapılan tüm eylemlere saldırıldığını belirten DEM Parti MYK üyeleri Musa Piroğlu, “Gazeteciler tutuklanıyor, baroya soruşturma açılıyor. Bir bütün ülke abluka altına alınmaya çalışıyor. Halka sefalet, yoksulluk, çürüme dışında bir şey sunmayan iktidar kendini kalıcı haline getirmeye çalışıyor. Özgür basını susturmak istiyorlar, susturamayacaklar. Çünkü onlar katledilen kadınların, yoksulların, işçilerin sesi” ifadelerini kullandı.

    “HAKİKATİN SESİNİ BOĞMAK İSTEDİLER”

    Cihan ve Nazım’ın hakikatin sesi olduğunu söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Hakikatin sesini boğmak istediler. Kalemleri yere düşmezken bizlerin de canlara mücadelelerinde ortak ve destek olması gerekiyor. Herkesi terörist ilan eden bir devlet yapısıyla karşı karşıyayız” sözlerini kullandı

    Burada bulunan tüm gazetecilerle sokaktan tanışıyoruz. Tutuklanan ve burada bulunan gazetecilerin hepsiyle sokaktan tanıştıklarını ifade eden SGDF Eş Başkanı Berfin Polat, “Bizler de işkenceye maruz kaldığımızda onlar da bunu yansıtmak için orada oluyordu. Onlar birer eylemciydi, bizim bu mücadelede omuz omuza yürüdüğümüz yoldaşlar kendileri. Devletin her türden saldırısıyla karşı karşıyayız. 2 Aralık’ta da yoldaşlarımız Rojava’yı savunduğu için tutuklandılar. Hemen ardından Cihan ve Nazım’ı andıkları, onların sesini sokaklara taşıdıkları için tutuklandılar” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından eylem, “Özgür basın susturulamaz” sloganlarıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İnsan hakları savunucuları: Operasyonlara son verilsin, gözaltındakiler serbest bırakılsın! – VİDEO

    İnsan hakları savunucuları: Operasyonlara son verilsin, gözaltındakiler serbest bırakılsın! – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında, polisin evlerine yaptığı baskında gözaltına alınan İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu, 10 gazeteci ve çok sayıda kişinin serbest bırakılması istendi. İnsanlara düşman muamelesi yapıldığı belirtilirken, haksızlıklara karşı mücadele vurgusu yapıldı. 

    Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Diyarbakır, Batman ve İstanbul’da yapılan ev baskınlarında İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu ve Gazeteci Erdoğan Alayumat’ın da aralarında olduğu 10 gazeteci ile birlikte çok sayıda kişi dün gözaltına alındı.

    Gözaltına alınan gazeteciler ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Kurucu Üyesi Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yapıldı.

    Çok sayıda siyasi parti ve demokratik kitle örgütünün katıldığı açıklamada, İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Nimet Tanrıkulu’nun eşi ve 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, Sosyalist Dayanışma Platformu(SODAP) adına Fatma İnce, Türkiye İnsan Hakları Vakfı(TİHV) İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, Emek Partisi(EMEP) adına Levent Tüzel, Hak İnisiyatifi adına Fatma Bostan Ünsal ve Yazar Erdoğan Aydın konuşma yaptı.

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri bu olaylara aşina olduklarını belirterek, “Gözaltına alınan herkes çağırsalardı giderlerdi ama ev baskınıyla alındılar. Bunu kabul etmiyoruz” dedi.

    “BİRBİRİMİZE SARILMAKTAN BAŞKA ŞANSIMIZ YOK”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin de Türkiye’de 1990’lı yıllardan beri iktidar fark etmeksizin devlet şiddetinin devam ettiğini belirtti. Eren Keskin, “Bu devlet barış istemiyor. Gözaltına alınan tüm arkadaşlarımızın hepsi sivil insanlar. Ellerinde silah yok. Diyorlar ki biz sivil siyaset istemiyoruz. Hiçbirimizin can güvenliğimiz yok. Türkiye altına imza attığı uluslararası sözleşmenin hiçbirini uygulamıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) altında imzası var. Bizim protesto hakkımız, örgütlenme haklarımız var. Devlet bu hakların hepsini ihlal ediyor. Hiç kimse ses çıkarmıyor. Zaten iktidardan farklı olmayan bir ana muhalefet var. Bizim birbirimizden sarılmaktan başka çaremiz yok. Sonuna kadar bu arkadaşlarımızın takipçisiyiz” dedi.

    CELALETTİN CAN: PALDIR KÜLTÜR EVDE ARAMA YAPTILAR, DÜŞMAN MUAMELESİ YAPIYORLAR

    78’liler Hareketi Kurucusu Celalettin Can da gözaltına alınan eşi Nimet Tanrıkulu’nun nasıl gözaltına alındığını anlattı. Can,“Sabah kapıyı çaldılar. Paldır küldür aramalar yaptılar. Nimet’i almaya geldiklerini söylediler. Elinizde bir belge var mı diye sorduğumuzda KCK üyeliği dediler. Bilgisayar, belge, doküman ne almamız gerekiyor, dediler. Nimet için KCK üyesi, DEM Parti üyesi gibi birçok üyelik yazıyordu. Karakolda saatlerce beklettiler. Avukat görüşü yasaktı. Saat 13.00’te alıp götürdüler. Cuma mahkemeye çıkaracaklar. Hayatlarını bozmayalım diye bir dertleri yok. Düşman muamelesi yapıyorlar” şeklinde konuştu.

    “GÖZALTILARI KINIYORUZ”

    SODAP üyesi Fatma İnce ise gözaltına alınan Sevtap Akdağ’ın DEM Parti’nin başlattığı Ekmek ve Adalet Kampanyasının kurucusu ve yürütücüsü olduğunu vurgulayarak, “Sevtap DEM Parti’nin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesiydi. Sevtap hem sınıfsal mücadele alanında hem Kürt Özgürlük Mücadelesinde çalışma yürütüyordu. Sevtap Akdağ nezdinde emek özgürlüğü mücadelesini yürütenler bugün gözaltında. Onun şahsında herkesin bırakılmasını istiyoruz ve gözaltıları kınıyoruz” diye konuştu.

    “KARANLIK TABLONUN HESABINI SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, de “Kamuoyunun ve herkesin bildiği sabahlara uyandık. Hak savunucuları, gözaltına alındı. Biz arkadaşlarımızı tanıyoruz ve biliyoruz. İnsan hakları konusunda yıllardır emek veren ulaşılabilen bir kişidir Nimet. Uzun yıllar boyunca bu bedelleri birçok kez ödemiştir. Bir kez daha öder. Bu hukuksuzluğu bu karanlık tabloyu ve bu gidişatın hesabını sormaya biz insan hakları savunucuları olarak devam edeceğiz” dedi.

    TÜZEL’DEN MÜCADELE VURGUSU

    Ardından söz alan EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel kara bir düzenin devam ettiğini vurguladı. Tüzel, mücadele vurgusunda bulunarak şunları ifade etti:

    “Bir psikolojik propaganda devam ediyor. Devlet şiddeti almış başını gidiyor. Toplum bu şekilde sindirilmek isteniyor. Bunun karşısında insan hakları emek demokrasi ve barış savunucuları olarak bunun son bulunmasını istiyoruz. Bunun karşısında direneceğiz, mücadele edeceğiz.”

    “İKTİDAR ÇÖZÜMDEN UZAK OLDUĞUNU GÖSTERDİ”

    Yazar Erdoğan Aydın ise şunları kaydetti:

    “Çözümden ve barıştan söz eden iktidar kullanabildiği biricik aracın baskı olması nedeniyle çözümden ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Nimet arkadaşımız çağrılsaydı gidecek biriydi. Ama ev baskınları üzerinden bu süreç yürütüldü. Barışın kimse tarafından konuşulmayacağı bir atmosfer yaratılmaya çalışılıyor. Türkiye kamuoyunun bu manipülasyona itiraz etmesi büyük bir önem taşımaktadır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD, İçişleri Bakanlığı’na mektup gönderdi: Bu hukuksuz kayyum kararından dönün- VİDEO

    İHD, İçişleri Bakanlığı’na mektup gönderdi: Bu hukuksuz kayyum kararından dönün- VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi’nin hukuk dışı kayyım kararlarının geri çekilmesi ve halkın iradesine saygı gösterilmesi talebiyle İçişleri Bakanlığı’na bir mektup gönderdi. Öncesinde dernek binasında açıklama yapan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “Kayyum politikası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürt meselesinde uyguladığı çözümsüzlük politikasının bir devamıdır. Yerine kayyum atanan ve tutuklanan tüm belediye başkanlarının yanındayız” dedi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, hukuk dışı kayyım kararlarının geri çekilmesi ve halkın iradesine saygı gösterilmesi talebiyle dernek binası önünde açıklama yaptı. Açıklamanın ardından Sıraselviler Postanesi’nden İçişleri Bakanlığı’na mektup gönderildi.

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin dernek binası önünde bir konuşma yaptı.

    “BU HUKUKSUZ YETKİ İÇİŞLERİ BAKANLIĞI TARAFINDAN SÜREKLİLİK ARZ ETTİ”

    Keskin, kayyım atanan ve tutuklanan tüm belediye başkanlarının yanında olduklarını dile getirerek, “Biz bugün İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi’nin aldığı kararla tüm şubelerimiz olarak, İçişleri Bakanlığı’na alınan Kayyum kararları ile ilgili bir mektup gönderiyoruz. İçişleri Bakanlığı’na bu hukuksuz karardan dönmesi için bir çağrı yapıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yasalarında belediye başkanlarının görevden alınması gibi düzenlemeler vardı. Bu düzenlemeler, belediye başkanlarının görevleri dahilinde işledikleri suçlarla ilgiliydi. Ancak maalesef 15 Temmuz 2016’da meydana gelen darbe girişimi sonrası sonrasında Türkiye’nin altına imza attığı sözleşmeler ve iç hukukuyla çelişen yasal düzenlemeler yapıldı. Bunlardan biri de İçişleri Bakanlığı’na belediye başkanlarına kayyum atanması ile ilgili verilen yetkiydi. Son derece hukuksuz, demokratik işleyişe aykırı bir yetki ve maalesef İçişleri Bakanlığı tarafından da bir süreklilik arz etmeye başladı. İlk, bildiğimiz gibi Hakkari Belediyesi ile başladı, daha sonra Batman Mardin ve Halfeti belediyeleri ile devam etti” dedi.

    “KAYYUM ÇÖZÜMSÜZLÜK POLİTİKASININ DEVAMIDIR”

    “Bu belediye başkanları bizim yakından tanıdığımız insan hakları mücadelesi veren arkadaşlarımız” diyen Keskin, “Maalesef hukuksuz bir şekilde bölge halklarının iradesine darbe vurularak belediye başkanları hakkında kayyum kararı verildi. Biz insan hakları savunucuları olarak bu coğrafyanın temel meselelerinden birinin Kürt meselesi olduğunu çok yakından biliyoruz. Bu meselenin barışçıl çözümler dışında başka hiçbir şekilde çözülebileceğine inanmıyoruz. Kayyum politikası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürt meselesinde uyguladığı çözümsüzlük politikasının bir devamıdır” diye belirtti.

    “BELEDİYE BAŞKANLARIMIZIN YANINDAYIZ”

    Eren Keskin şöyle devam etti:

    “Bazı çevreler diyorlar ki neden haklarında soruşturma olan kişiler aday gösteriliyor insan hakları alanında çalışan demokratikleşme, sivilleşme, Kürt meselesi konusunda devletten farklı düşünen kimse yoktur ki hakkında soruşturma olmasın hepimiz cezaevine girmek üzereyiz ya da adli kontrollüyüz. Bu da durumun ayrı bir yanı. O nedenle bu tür yaklaşımları da bu hukuksuz eylemin destekçisi olarak görüyoruz. Biz sonuna kadar İçişleri Bakanlığı’nın bu kayyum atama kararına karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Tutuklanan ya da hakkında Kayyum atanan tüm belediye başkanlarımızın yanındayız.”

    Açıklama sonrası Sıraselviler Postanesi’nden İçişleri Bakanlığı’na mektup gönderildi. Ayrıca dernek binasına “Kayyumlara hayır! Halkın iradesine saygı gösterin” yazılı pankart asıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ATK, ağır hasta mahpus Fatma Tokmak’ın tahliyesini engelliyor-VİDEO

    ATK, ağır hasta mahpus Fatma Tokmak’ın tahliyesini engelliyor-VİDEO

    PİRHA-656. F Oturmasında Ağır hasta mahpus Fatma Tokmak’ın sağlık durumu paylaşıldı. Açıklamada, sağlık sorunları sebebiyle tahliye olması yönünde verilen rapora rağmen ATK’nin aksi yönde verdiği raporla Tokmak’ın tahliyesinin engellendiğine vurgu yapıldı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun düzenlediği F oturumunun 656. haftasında hapishanelerdeki hasta tutukluların durumu anlatılmaya devam edildi.

    “Tedavi haktır engellenemez”, “Fatma Tokmak serbest bırakılsın” pankartlarının açıldığı eylemde, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpus Fatma Tokmak’ın durumuna dikkat çekildi.

    Açıklamayı İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin okudu.

    “SAĞLIK VE YAŞAM HAKKI TEHLİKEYE ATILMAKTADIR”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Fatma Tokmak; Kalp, Astım ve Hipertansiyon hastası olup, bu tabloya eklenen kadın hastalıkları, diş hastalıkları, vücutta yaygın morarmalar, şişlikler, yoğun ağrılar ve sık sık yaşadığı baygınlıklar nedeniyle hapishane koşullarında yaşamını sürdüremeyecek durumda olmasına rağmen, infaz erteleme talepleri kabul edilmemekte, sağlık ve yaşam hakkı tehlikeye atılmaktadır.

    “ATK AKSİ YÖNDE RAPOR VEREREK TAHLİYESİNİ ENGELLEDİ”

    2006 yılında, var olan hastalıkları ile hapishanede kalamayacağı gerekçesiyle serbest bırakılan Tokmak, cezasının Yargıtay tarafından onanması üzerine ve henüz tedavisi devam ederken 2010 yılında yeniden tutuklanarak Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’ne konulmuştur. Tutuklanmasının ardından sağlık sorunları daha da ağırlaşan Tokmak için yapılan başvuru üzerine, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) tarafından 23 Temmuz 2014’de hazırlanan raporda; bu hastalıkları ile hapiste tutulmasının yaşamına risk oluşturduğu gerekçesi ile tahliye edilmesi gerektiği tespitinde bulunulmuş, ancak Adli Tıp Kurumu (ATK), aksi yönde verdiği raporuyla Tokmak’ın tahliyesini engellemiştir.

    “TOKMAK, HASTALIKLARI NEDENİYLE HAPİSHANEDE YAŞAMINI SÜRDÜREMEZ”

    Covid 19 pandemi sürecinde tedavi ve kontrolleri daha da aksatılan Fatma Tokmak’ın durumu her geçen gün daha da kötüye gitmiştir. Son süreçte hastalıkları daha da ilerlemiş, ağrıları artmış, göğsünde ve kollarında morarmalar, şişlikler ortaya çıkmış, sık sık baygınlık yaşamaya başlamıştır.

    Ceza aldığı yargılama sırasındaki hukuksuzluklara dair yapılan başvuru üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ihlal kararı verilmesine rağmen, yeniden yargılama talebi kabul edilmeyen ve tahliyesi engellenerek hukuka aykırı olarak özgürlüğünden mahrum bırakılan Fatma Tokmak, hastalıkları nedeniyle hapishanede yaşamını sürdüremeyecek durumda olmasına rağmen serbest bırakılmayarak, yaşam hakkı tehlikeye atılmakta, maruz bırakıldığı hukuksuzluk derinleştirilmektedir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD İstanbul Şubesi: 3 ayda 7 tutuklu cezaevlerinde yaşamını yitirdi-VİDEO

    İHD İstanbul Şubesi: 3 ayda 7 tutuklu cezaevlerinde yaşamını yitirdi-VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun hazırladığı ‘Nisan-Mayıs-Haziran Marmara Bölgesi Hapishaneleri Hak İhlalleri’ raporunda tutukluların 2 bin 916 hak ihlaline maruz kaldığı açıklandı. Raporda, söz konusu 3 ay içerisinde 7 tutuklunun cezaevlerinde yaşamını yitirdiğinin altı çizildi.

    İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şubesi, Hapishane Komisyonu, Nisan-Mayıs-Haziran’daki ‘Marmara Bölgesi Hapishaneleri Hak İhlalleri Raporu’nu dernek binasında açıkladı. İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ve komisyon üyeleri katıldı.

    23 CEZAEVİNDEN 100 BAŞVURU

    İHD Hapishane Komisyonu üyesi Meral Nergis Şahin tarafından açıklanan raporda, derneğe, 11’i Marmara bölgesindeki cezaevleri olmak üzere toplam 23 cezaevinden toplamda 100 tutuklu tarafından başvuru yapıldığı bilgisi paylaşıldı. Raporda, başvuruların aylara göre dağılımı, Nisan ayında 26, Mayıs ayında 36, Haziran ayında 38 olarak belirtilirken, söz konusu başvuruların 30’unun kadın, 70’inin ise erkek tutuklular tarafından yapıldığına yer verildi.

    3 AYDA 7 TUTUKLU YAŞAMINI YİTİRDİ

    Raporda, yaşam hakkı ihlali, kötü muamele, darp ve işkence, sağlık ve tedavi hakkı, iletişim hakkı, beslenme hakkı, açlık grevleri, adalete erişim hakkı ve adil yargılanma hakkı olmak üzere toplamda 2 bin 916 ihlal tespit edildiği belirtildi. Özellikle yaşam hakkına yönelik ihlallerinin dikkat çektiği raporda, Yaşam hakkı bağlamında 8 ihlalin yaşandığı belirtildi. Söz konusu ihlallerin detayları, “ 1 can güvenliğine yönelik tehdit, 1 İntihar girişimi, 1 koğuş arkadaşları tarafından ölümle tehdit edildi” şeklinde verildi.

    Raporda, söz konusu 3 ay içerisinde 7 tutuklunun cezaevlerinde yaşamını yitirdiğinin altı çizildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • “Ağır hasta ve engelli mahpus Serdal Yıldırım tahliye edilmelidir” -VİDEO

    “Ağır hasta ve engelli mahpus Serdal Yıldırım tahliye edilmelidir” -VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu eylemlerinin 641. haftasında ağır hasta ve engelli mahpus Serdal Yıldırım’ın durumuna dikkat çekildi ve tahliye edilmesi istendi.

    İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun düzenlediği F oturumunun 641. haftasında hapishanelerdeki hasta tutukluların durumu anlatılmaya devam edildi. “Tedavi haktır engellenemez”, “Serdal Yıldırım serbest bırakılsın” pankartlarının açıldığı eylemde, ağır hasta ve engelli mahpus Serdal Yıldırım’ın durumuna dikkat çekildi.

    “TEDAVİ HAKKININ ENGELLENMESİ RUTİN BİR HALE GELMİŞTİR”

    Hapishanelerde tedavi hakkının engellenmesinin rutin bir hale geldiği belirtilen açıklamada, “Yakın zamanda haberlere yansıdığı üzere, basit bir müdahale ile giderilebilecek ancak mahpusun beslenmesini bozan bir diş rahatsızlığı için bile mahpusun hastaneye sevk talebi 4 aydır cevaplanmayarak, ciddi sağlık sorunlarının oluşmasına sebep olunmaktadır. Merkezi infaz politikasından kaynaklanan ve tedavi hakkına erişimi ortadan kaldıran bu uygulamalar sürdürülmekte, hiçbir yetkili sorumluluk üstlenmemektedir” denildi.

    “HAPİSHANEDE KALAMAZ RAPORUNA RAĞMEN TAHLİYE EDİLMEDİ”

    Yüzde 98 engelli raporu bulunan, belden aşağısı felçli, mide ülseri nedeniyle yeterli beslenemediği için aşırı kilo kaybeden, sırt omurlarına takılan platinlerin bakım verildiği sırada düşürülmesine bağlı kayması nedeniyle sürekli ağrı çeken  ve  hareket edemediği için vücudunda açılan yatak yaralarından kaynaklı ağır enfeksiyon sorunu yaşayan Serdal Yıldırım’ın; sevk edildiği Adli Tıp Kurumu(ATK) tarafından ayrı ayrı 5 defa ‘hapishanede kalamaz’ raporu verilmesine rağmen, ‘güvenlik tehdidi’ yaratacağı iddiası ile serbest bırakılmadığı,  bu durumun yaşamına ağır risk oluşturduğu ifade edildi.

    Serdal Yıldırım’ın 2012 yılında geçirdiği trafik kazası nedeniyle belden aşağısının felç kaldığı ve kaza sonrası gerçekleştirilen ameliyatla sırt omurlarına platin takıldığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Tekerlekli sandalyede yaşamını devam ettiren Serdal Yıldırım, tutuksuz olarak yargılandığı davasında kesinleşen cezasının infazı amacıyla 2018 yılında tutuklanmış ve halen Metris R tipi Hapishanesi’nde tutulmaktadır.

    “MUTLAKA AMELİYAT EDİLMESİ GEREKİYOR”

    Serdal Yıldırım bu hapishanede iken, ranzadan sedyeye alınırken düşürülmüş, belindeki platin yerinden oynadığı için sırt üstü yatamaz hale gelmiştir. Sırt üstü yatamadığı için ve sürekli ağrısı olduğundan yeterince uyuyamamaktadır. İstanbul Baltalimanı Kemik Hastanesinde yapılan muayenesinde “mutlaka ameliyat olması gerek” denilmiş, ancak hapishane koşullarında ameliyat sonrası yeterli bakım ve tedavi yapılamayacağı için ameliyat olamamaktadır.

    “HAPİSHANEDE ÖLÜME TERKEDİLDİ”

    Serdal Yıldırm’a yeterli bakım ve tedavi sağlanması ve infaz ertelemesi için Cezaevi İdaresi, İnfaz Savcılığı ve ATK’ya avukatı Vedat Ece tarafından başvurular yapılmış, yanı sıra ise 4 Temmuz 2022 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuş, son çare olarak 20/1 sayılı genelge doğrultusunda ceza affı için Cumhurbaşkanı’na başvuru yapılmış, ancak olumlu bir sonuç alınamamıştır. Yakınları tarafından, politik nedenlerle hapiste bulunması nedeniyle ayrımcılığa uğradığı ifade edilen Serdal Yıldırm, denetimli serbestlik hakkından da yararlandırılmayarak, hapishanede ölüme terk edilmiştir.

    641’inci F OTURMASI kapsamında bu hafta; “AĞIR HASTA MAHPUS SERDAL YILDIRIM ve BÜTÜN HASTA MAHPUSLARIN SERBEST BIRAKILARAK SAĞLIK VE YAŞAM HAKLARININ KORUNMASI için yetkilileri göreve, kamuoyunu duyarlılığa çağırıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD İstanbul Şube Hapishane Komisyonu Cezaevleri Raporu: 1076 hak ihlali tespit edildi

    İHD İstanbul Şube Hapishane Komisyonu Cezaevleri Raporu: 1076 hak ihlali tespit edildi

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, Marmara Bölgesi’ndeki cezaevlerine ilişkin hazırladığı Ocak-Şubat-Mart ayları hak ihlali raporunu açıkladı. Raporda toplam 1076 ihlal tespit edildiği belirtilerek, tecrit politikasından vazgeçilmesi, infazda eşitsizliklerin önlenmesi, işkence, kötü muamele, keyfi yasak ve uygulamalara son verilmesi çağrısında bulunuldu.

    İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, Marmara Bölgesi’ndeki cezaevlerine ilişkin hazırladığı 3 aylık hak ihlali raporunu dernek binasında açıkladı. Açıklamayı İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu.

    “1 NİSAN İTİBARİYLE CEZAEVLERİNDE TOPLAM 322 BİN 780 KİŞİ TUTUKLU”

    Raporda öne çıkan konular ise şöyle:

    “Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre; 295.702 kapasiteli 403 hapishanede 1 Nisan 2024 tarihli itibariyle; 13 bin 561’i kadın, 2 bin 912’si çocuk ve 4 bin 683’ü 65 yaş üstü olmak üzere toplam 322 bin 780 kişi tutuluyor. Bu da 27 bin 78 kapasite fazlası olduğunu gösteriyor. Oysa sadece bir ay önce, 01.03.2024 tarihi itibari ile hapishanelerde toplam 314 bin 375 mahpus tutulmakta ve 18 bin 693 kapasite fazlası bulunmakta idi. Bu sayılar, mahpus sayısının her ay 10 bin civarında artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Hukukta bir istisna olarak düzenlenmiş bulunan tutuklamanın bir baskı aracı olarak ve hukuki gereklilik dışında yaygın kullanılıyor olmasının amacı, toplum ve toplumsal mücadeleye etkisi bir yana, hapishanelerde kapasite fazlalığı, sağlık başta olmak üzere bütün temel hakları olumsuz anlamda yakından etkilemektedir.

    “HAPİSHANELERDE TEDAVİYE ERİŞİM NEREDEYSE DURMA NOKTASINDA GELMİŞTİR”

    Veriler, hapishanelerdeki sorunların katlanarak ve daha da çeşitlenerek devam ettiğini göstermektedir. Nitekim aşağıda yer alan ve incelemenizi önerdiğimiz başvuru özetlerinden de görüleceği üzere, bu rapor döneminde de işkence ve kötü muamele, psikolojik baskı, küfür, hakaret, hastaneye götürmeme, ilaçların verilmemesi, doktorların etik olmayan yaklaşımları, hastaneye gidiş gelişte mahpusların çıplak aramaya zorlanması ve bunu kabul etmeyen mahpuslara işkence edilmesi uygulamaları devam etmiştir. Bu uygulamalar mahpusları hastanelere gitmekten dahi vazgeçme noktasına getirmiş, hapishanelerde tedaviye erişim neredeyse durma noktasına gelmiştir.

    “İNFAZ YAKMALARLA ÖZGÜRLÜK HAKLARI İHLAL EDİLMEKTE

    İdare ve Gözlem Kurulu iyi hal puanlama sistemi nedeniyle; tahliye tarihi gelmiş birçok mahpusun tahliye edilmemesi, denetimli serbestlikten yararlandırılmaması, açık cezaevine ayrılamaması, infazlarının yakılması suretiyle özgürlük hakları ihlal edilmektedir. Bu sorunlara eklenen ekonomik sorunlar ve artan yoksulluğa bağlı olarak temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale gelmesi mahpusu çaresiz bırakmakta, güçsüz düşürmektedir.

    “MAHPUS DIŞ DÜNYADAN TAMAMEN YALITILMAKTADIR”

    Mektup yasakları, görüş yasakları, kitap, TV, Radyo, Gazete yasak ve kısıtlamaları, sohbet ve spor hakkının kısıtlanması ile mahpus dış dünyadan tamamen yalıtılmaktadır. Bu rapor döneminde yine, özellikle basın taraması yoluyla İmralı Hapishanesi’nde tespit edilen 157 ihlal ile, uygulanan ağır tecrit önemli bir yer tutmaktadır. Bu tecrit uygulamasının sonlandırılması için mahpuslarca 27 Kasım’da başlatılan açlık grevi Nisan başında sonlandırılmış ve aynı zamanda başlatılan ailelerin adalet nöbeti de tecride karşı mücadelenin başka eylemliliklerle devam ettirileceği belirtilerek 13 Nisan günü sonlandırılmıştır. Ancak sorun İmralı özelinde ve infaz uygulamaları genelinde özellikle S, Y ve yüksek güvenlikli hapishanelerle birlikte daha yaygın bir hal almış olup, aciliyetini korumaktadır.

    “MAHPUSLAR BEDENLERİNİ AÇLIĞA YATIRMAK ZORUNDA KALIYOR”

    Anlatılanlardan, raporumuzda dikkatinize sunduğumuz sorunların çözümü için çaba gösterilmediği, yetkililerin yasalardan kaynaklı sorumluluklarını ve mahpus haklarını dikkate almadıkları ve sorunlara dair mahpusların görüşme taleplerini cevapsız bıraktıkları görülmektedir. Mahpuslar tarafından “muhatapsızlık” olarak tanımlanan bu durumun, baskı politikasının bir aracı olduğu da keyfi uygulamaları açıklayamayacak olmanın baskısı ile yetkililerin mahpuslarla karşılaşmak istememesine bağlı geliştiği de söylenebilir. Ancak her hâlükârda, bir çare arayışında olan mahpuslar için muhatapsızlık önemli bir sorun oluşturmakta, sorunların çözümü için yol bulamayan mahpuslar çaresizliğe sürüklenmektedirler. Bu çaresizlik içinde, hasta mahpusların dahi ailelerine yakın bir hapishaneye sevk için bedenlerini açlığa yatırmak zorunda kaldıkları görülmektedir.

    6 MAHPUS ÖLÜMÜ TESPİT EDİLDİ!

    Yine aşağıda yer alan başvuru özetlerinden görüleceği üzere, hapishanelerde yaşanan sorunlar mahpuslar yanında mahpus yakınlarını da yakından ilgilendirmekte, mahpus yakınları da bu süreçte ciddi hak ihlallerine maruz kalmaktadırlar. Bu rapor dönemimizde Marmara dışında yaşanmış olmakla birlikte 6 mahpus ölümü tespit edilmiştir. Hak ihlallerinin çözümsüzlüğe sürüklenmesi bu sayının hızla artacağına işaret etmektedir. Bu nedenle, ağır hasta mahpuslar başta olmak üzere risk grubundaki tüm mahpusların sağlık ve yaşam haklarını korumak için koruyucu önlemlerin acilen alınması ve serbest bırakılarak tedavi ve yaşam haklarının korunması yönünde acil adımlar atılması beklenmektedir.

    “KALICI HALE DÖNÜŞTÜRÜLEN TECRİT POLİTİKASINDAN VAZGEÇİLMELİ”

    Yine, giderek yaygınlaşan ve kalıcı hale dönüştürülen tecrit politikasından vazgeçilmesi, infazda eşitsizliklerin önlenmesi, işkence, kötü muamele, keyfi yasak ve uygulamalara derhal son verilmesi, adalete erişimde yaşanan sorunların çözülmesi yanında ekonomik kriz ile artan mahpus yoksulluğunun yol açtığı sorunların; temel gereksinimlerin devlet tarafından ücretsiz karşılanması, iaşe bedellerinin yeterli seviyeye artırılması ve benzeri yöntemlerle çözülmesi talepleri öne çıkmaktadır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ’82 yaşında ve % 52 engelli ağır hasta Makbule Özer serbest bırakılmalı’-VİDEO

    ’82 yaşında ve % 52 engelli ağır hasta Makbule Özer serbest bırakılmalı’-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, F oturması eyleminde bu hafta ağır hasta mahpus Makbule Özer’in sağlık durumuna dikkat çekerek, serbest bırakılmasını istedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta düzenlediği F oturması eyleminde 631. haftada ağır hasta tutuklu Makbule Özer’in sağlık durumunu kamuoyu ile paylaştı. Komisyon adına açıklamayı Hatice Onaran okudu. Onaran’ın okuduğu açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “82 YAŞINDAKİ MAKBULE ÖZER, %52 ENGELLİ VE AĞIR HASTA”

    “631. F Oturması’nda bu hafta; halen Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi(YGC)’nde tutulan hasta mahpus, 82 yaşındaki Makbule Özer‘in durumunu paylaşıyoruz. 82 yaşında, fiziki engelli ve % 52 engelli raporu bulunan Makbule Özer; diyabet, astım, kemik erimesi ve tansiyon hastası olup, doğuştan yürüme engellidir. Bu hastalıkları ve yaşlılığa bağlı sorunları nedeniyle özel bakıma ihtiyaç duymakta ve kişisel ihtiyaçlarını ancak yakınlarının yardımı ile karşılayabilmektedir. 23 Temmuz 2022 tarihinde gerçekleştirdiğimiz 539. F Oturması’nda da durumuna dikkat çektiğimiz Makbule Özer, kendisi ve eşi hakkında verilen toplam 2 yıl 1 aylık hapis cezasının kesinleşmesi üzerine, ilk olarak 9 Mayıs 2022 tarihinde tutuklanmış, hastalıklarının ileri derecede olması ve hapishane koşullarının sağlığına olumsuz etkisi nedeniyle sevk edildiği Adli Tıp Kurumu(ATK), düzenlediği raporda ” hapiste kalamaz” dediği için, infazı ertelenerek serbest bırakılmıştır. Aradan geçen sürede sağlık durumunda bir düzelme olmamasına rağmen, 22 Nisan 2024 tarihinde yeniden tutuklanmış ve hapishaneye konulmuştur.

    “ATK, ANNEME HAPİSHANEDE KALABİLİR RAPORU VERDİ”

    Gelişmeler hakkında bilgi veren oğlu anlatımında, “Annem bu yıl 82 yaşına girdi. Doğuştan iki ayağında sakatlığı var. Kemik erimesi var, astımı, nefes darlığı var, seçimden 1 ay önce İstanbul ATK’ya gitti. Annem ATK’ya giderken lavaboda düşüp ayağını incitmişti. Bu yüzden yürüyemiyordu, sağlığı kötüydü. Buna rağmen ATK, R Tipi bir hapishanede kalabilir’ raporu verip bunu Van Edremit Savcılığı’na göndermiş. Savcılık tutuklama kararı çıkarmış ve rapor savcılığa geldikten saatler sonra ise annem tutuklandı. En yakınımızda olan R Tipi Hapishane Elazığ’da, diğerleri İzmir ve İstanbul’da. Annemizin Elâzığ bile olsa, başka bir hapishaneye götürülmesini değil, serbest bırakılmasını istiyoruz” demiştir. Tutuklanmadan evvel, infazın “ev hapsi” şeklinde uygulanması talebinde bulunmasına rağmen bu talebi kabul edilmeyen Makbule Özer’in yeniden tutuklanması, sağlık ve yaşamına ağır tehdit oluşturmaktadır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD’den çağrı: Ermeni Soykırımı’nı tanı, af dile, tazmin et -VİDEO

    İHD’den çağrı: Ermeni Soykırımı’nı tanı, af dile, tazmin et -VİDEO

    PİRHA- İHD İstanbul Şubesi, Ermeni Soykırımı’nın 109. yılına ilişkin dernek binasında açıklama yaptı. İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “Biz tanı, tazmin et, af dile çağrımızı yineliyoruz. Bu konu tartışılmadan bu coğrafyada gerçek bir barış olamayacağını biliyoruz” dedi

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Ermeni Soykırımı’nın 109. yılında “Tanı, Af Dile, Tazmin Et” başlığıyla basın açıklaması yaptı.

    “CUMHURİYET BU SUÇU YARGILAMIYOR, YÜZLEŞMİYOR”

    Açıklama öncesi söz alan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “Bu soykırımın ittihatçıların suçu olduğunu biliyoruz ama bu cumhuriyet bu zihniyetin devamı. Cumhuriyet bu suçu yargılamıyor, yüzleşmiyor. Evet bu büyük felaket ama bunun adı soykırım. Biz ‘tanı, tazmin et, af dile’ çağrımızı yineliyoruz. Bu konu tartışılmadan bu coğrafyada gerçek bir barış olamayacağını biliyoruz” dedi.

    Ermeni Soykırımı basın metnini Gülistan Yarkın okudu. Yarkın’ın okuduğu açıklamada “Bütün hukuki sonuçlarıyla birlikte suçu kabul edin. Ancak o zaman nehirlerden akan, vadilerde üst üste yığılan, uçurumlardan atılan, denizlerde boğulan mezarsız ölüler hak ettikleri gibi, haysiyetlerine uygun şekilde gömülmüş olacak. Ruhları huzura erecek. Adalet yerini bulacak” denildi.

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Bundan 109 yıl önce 24 Nisan 1915’de zamanın Osmanlı toplumunun sanat, edebiyat, düşünce ve kültür dünyasının en üretken temsilcilerinin de aralarında bulunduğu 220 İstanbullu Ermeni gözaltına alındı. Önce merkez cezaevi olarak kullanılan Mehterhane’ye yani bugün Türk İslam Eserleri Müzesi’nin bulunduğu Merkez Cezaevi’ne, ertesi gün Sarayburnu’na götürülerek orada kendilerini bekleyen bir gemiye bindirilip Haydarpaşa tren istasyonuna götürüldüler. Oradan da Anadolu’nun içlerine doğru yola çıkarıldılar. Bir grup Ayaş’a, bir grup Çankırı’ya götürüldü. Ayaş’a götürülen 70 kişiden 58’i, Çankırı’ya götürülen 150 kişiden 81’i öldürüldü. Bu vahşet bununla sınırlı kalmadı. Dönemin yöneticileri olan İttihat ve Terakki Partisi ve onun tetikçi örgütü Teşkilat-ı Mahsusa aracılığı ve yerel halkın katılımıyla İzmit’ten Eskişehir’e, Kayseri’den Sivas’a, Erzurum’dan Van’a, tüm Anadolu’daki Ermeni varlığına, bütün tarihsel, kültürel, ekonomik ve sosyal dokusuyla birlikte son verildi. Ermenilerin sadece canlarına kastedilmedi. Mallarına, mülklerine, paralarına, hatıralarına, tarihlerine el konuldu. Bir uygarlık, binlerce yıllık anayurdundan tüm izleriyle birlikte silinip yok edildi. Bu süreçte Kuzey Mezopotamya’nın en eski halklarından Süryaniler, Pontus ve Küçük Asya Rumları da soykırıma uğratıldı. Daha da önemlisi T.C devleti dünyanın en başarılı ve en uzun süreli soykırım inkârını gerçek kıldı, kurumsallaştırdı ve en geniş tabana yaygınlaştırdı. İnkâr o kadar başarılı oldu ki, bugün Ermeniler kendi memleketlerinde soykırıma uğradıklarını anlatmak bir yana binlerce yıllık varlıklarını bile kanıtlamak zorunda bırakıldılar.

    Türkiyeli Ermeniler bu inkâr ikliminde, inkârın hayatın her alanındaki taşıyıcıları ve sözcüleri ile birlikte yaşamak zorundayken, dünyanın dört bir yanındaki Ermeniler de ata topraklarından uzaklarda sürekli aile büyüklerinin anılarının incitilmesine katlanmak zorunda kalıyorlar.

    “SÜREKLİ SORUŞTURMA VE DAVA AÇILIYOR”

    Türkiye Cumhuriyet devleti, soykırımı inkâr etmekle kalmıyor, aksine 1915 soykırımını tartışmak isteyenleri de hukuken cezalandırma yoluna gidiyor. Özellikle soykırımla ilgili yapılmış açıklamalara 2018 yılından bu yana sürekli soruşturma ve dava açılıyor. Genel olarak söz konusu soruşturmalar takipsizlik kararıyla, açılan davalar beraat kararıyla sonuçlanmış olsa da son dönemde bu politikanın da değiştiğini görüyoruz. Geçtiğimiz ay sonuçlanan bir davada, yargılanan kişilere, soykırım anması nedeniyle, Türk Ceza Kanunu 301. Maddeden cezalar verildi. İnsan Hakları Derneği, Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon üyeleri Eren Keskin ve Gülistan Yarkın aynı madde nedeniyle yargılanmaktalar. Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon olarak, 2021 tarihinde yaptığımız soykırım anma açıklamamız, cezalandırılmak isteniyor. Bunun da Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu düşünüyoruz. Soykırımın inkârı, soykırımın sürdürülmesidir. İnkâra son verin. Bütün hukuki sonuçlarıyla birlikte suçu kabul edin. Ancak o zaman nehirlerden akan, vadilerde üst üste yığılan, uçurumlardan atılan, denizlerde boğulan mezarsız ölüler hak ettikleri gibi, haysiyetlerine uygun şekilde gömülmüş olacak. Ruhları huzura erecek. Adalet yerini bulacak.”

    “SOYKIRIMA SOYKIRIM DEMEK ZOR BİR DURUMA DÖNÜŞTÜ”

    Açıklamanın ardından DEM Parti MYK üyesi Murad Mıhçı konuşarak, “Yıllardır en gerçekçi sözü kuran İHD, Ermeni toplumunun bir ferdi olarak bizi yüreklendiriyor. Biliyoruz ki yaşadığımız bu süreçte soykırıma soykırım demek zor bir duruma dönüştü. Yargılamalara rağman bu mücadeleyi veren İHD’nin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. 24 Nisan’la yüzleşmemin azınlık bırakılan halklardan saha çok çoğunluktaki halklar için önemi var. Çünkü yüzleşilmeyen bir toplum büyük tehdit altındadır. Korkuyoruz. Bu konularda konuşabilecek kimse kalmadı. Türkiyeli bir Ermeni olarak bu coğrafyada mücadeleye devam ediyoruz. Her iki topluma da her iki ülkeye de çağrımızdır barışı gerçekten istiyorsanız biz burada köprü olmaya hazırız” dedi.

    “YÜZLEŞME YAŞAMIN SAHİPLENİLMESİDİR”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki de “Tarihsel olarak tanığız ki bu coğrafya katliam ve direniş coğrafyası. Bu soykırımla yüzleşilmesinin önemini çok iyi biliyoruz, bu yaşamın sahiplenilmesidir. Biz biliyoruz ki değişim karşılaşmalarla, tanıklıklarla, tanık olmanın sorumluluğunun yerine getirilmesiyle mümkündür” diye konuştu.

    “YÜZLEŞMEK IRKÇILIĞA KARŞI ÇIKMAK DEMEKTİR”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise “Yüzleşmek yapılmış olanın kabul edilemez olduğunu kabul etmek ve yapılacak olana karşı tavır almak demektir. Bütün suçların, katliamların, soykırımların üstleri örtülüyor. Ermeni halkına karşı işlenen bu suçla yüzleşmek ırkçılığa karşı çıkmak demektir” dedi.

    Konuşmaların ardından basın açıklaması son buldu.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • “Ali İhsan Dağlı dosyasında 29 yıldır süren inkar ve cezasızlık son bulsun” -VİDEO

    “Ali İhsan Dağlı dosyasında 29 yıldır süren inkar ve cezasızlık son bulsun” -VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 994.haftasında gözaltında kaybedilen Ali İhsan Dağlı ve diğer yakınlarının akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    Cumartesi Anneleri eyleminin 994.haftasında yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu adına Sevil Turgut okudu. Turgut’un okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra kendilerinden haber alınamayan insanların başlarına neler geldiğinin bilinmemesi, ailelerini yaşam boyu acı içinde bırakır ve bu durum başlı başına işkence kapsamındadır. Türkiye’nin politize olmuş yargısı; polis, asker ve devlet görevlileri tarafından yapılan ciddi insan hakları ihlallerini cezasız bırakan bir kültürün doğmasına büyük katkı sağladı. Bunun sonucu olarak kayıp yakınlarının hakikat ve adalet arayışları sonuçsuz kaldı ve yaşadıkları işkence katmerlendi.
    994. haftamızda 29 yıldır delillere, belgelere, tanıklara ve AİHM mahkûmiyet kararına rağmen sonuç alınamayan Ali İhsan Dağlı dosyasını kamuoyu ile paylaşıyoruz.

    “DAĞLI’NIN GÖZALTINA ALINDIĞI REDDEDİLDİ”

    33 yaşındaki 3 çocuk babası Ali İhsan Dağlı, Diyarbakır’ın Silvan ilçesine bağlı Eşme köyünde yaşıyordu. 14 Nisan 1995 tarihinde Eşme köyünün de içinde olduğu beş köye askeri bir operasyon düzenlendi. Operasyon sırasında elinden yaralanan Ali İhsan Dağlı ve yedi kişi gözaltına alındı. Eşme köyü muhtarı olan M.Ş.K. ertesi gün serbest bırakıldı. Gözaltı kaydı yapılan diğer kişiler sorgu sonrası tutuklamaya sevk edildiler. Ali İhsan Dağlı’nın ise gözaltına alındığı reddedildi, onun operasyon esnasında kaçtığı söylendi. Baba Mehmet Dağlı, 20 Nisan 1995 tarihinde Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcılığına, ardından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına ve Silvan Cumhuriyet Savcılığına başvurdu.Oğlunun gözaltında tutulduğu yer ve sağlık durumu hakkında bilgi istedi. Ancak bir sonuç alamadı. Aile girişimlerini sürdürürken 11 Ekim 1995 tarihinde Evrensel Gazetesi ilk sayfasında Ali İhsan Dağlı’nın gözleri bağlı, eli sargılı ve giysileri kanlı bir fotoğrafını “İşte Kayıp!” manşeti ile yayınlandı. Aile fotoğrafın Dağlı’ya ait olduğunu teşhis etti. 30 Ekim 1995 tarihinde Evrensel Gazetesi “Kayıp Ali İhsan Dağlı’nın askerin elinde olduğunu belgeledik, inkâredemezsiniz” başlıklı bir haber daha yayınladı.
    Daha sonra AİHM kararında da belirtildiği gibi, yaralı olarak gözaltına alınan Dağlı’nın askeri araca bildirildikten sonra gözleri bağlanmış. Kendisine asteğmen doktor tarafından ilk müdahale yapılmış. Ardından İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürülmüş ve operasyonda görev alan Piyade er B.G. Dağlı’nın gözaltındayken gizlice fotoğraflarını çekmişti. Bu fotoğraflarla birlikte tanıklığını da merkezi New York’ta bulunan İnsan Hakları İzleme Merkezi’ne göndermişti.

    “BENİ ÖLDÜRMEYİN ÇOCUKLARIM VAR!”

    Bu haberlerin ardından Dağlı ailesi yeniden savcılıklara başvurdu. Kendisi de aynı operasyonda gözaltına alınan yedi kişiden biri olan ve ertesi gün serbest bırakılan köy muhtarı M.Ş.K. sol elinden yaralı olarak gözaltına alınan Ali İhsan Dağlı’nın önce Kuruçayır köyüne götürüldüğünü, yarım saat kadar burada bekletildikten sonra Silvan Jandarma Komutanlığına götürüldüğüne dair savcıya ifade verdi. Dağlı ile gözaltına alınan 7 köylü arasında bulunan R.Ö. de savcılıkta verdiği ifadede “Dağlı’yı gözaltında gördüm, ‘Beni öldürmeyin, çocuklarım var’ diye bağırıyordu” dedi.
    Her şey bu kadar ortadayken, dosya sürüncemede bırakıldı. 26 Kasım 2002 tarihinde Silvan Kaymakamlığı askeriyenin “Dağlı’nın gözaltına alındığını ortaya koyacak hiçbir unsur yoktur” gerekçesini esas alarak operasyona katılan dört subay hakkında soruşturma açılmasına izin vermedi. Ailenin bu karara yaptığı itirazlar reddedildi. Aile’nin, İHD’nin ve Af Örgütü’nün tüm çabalarına karşı iç hukukta etkili bir başvuru yolu bulunamadı. Bunun üzerine aile, Avukat Tahir Elçi aracılığı ile AİHM’e başvurdu. Mahkeme “AİHM, Ali İhsan Dağlı’nın Devlet görevlileri tarafından öldürüldüğünün ortaya konulduğunun söylenebileceğini tespit etmektedir.” diyerek yaşam hakkı ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine oybirliği ile karar verdi. 994. haftamızda yargı makamlarına ve iktidara sesleniyoruz: Gözaltında kaybedilenlerin başına neler geldiğinin ortaya çıkarılması hukuksal bir zorunluktur. Aradan ne kadar zaman geçmiş olursa olsun Dağlı Ailesi, faillerin kimliğini, suçun nasıl gerçekleştiğini, neden gerçekleştiğini ve Ali İhsan Dağlı’nın nerede olduğunu bilme hakkına sahiptir. Kaç yıl geçerse geçsin Ali İhsan Dağlı için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    994. hafta eylemi Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasının ardından son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mücadele Birliği Platformu: Ali Ekber Sever’in tahliyesi ikinci kez keyfi olarak engellendi-VİDEO

    Mücadele Birliği Platformu: Ali Ekber Sever’in tahliyesi ikinci kez keyfi olarak engellendi-VİDEO

    PİRHA-Mücadele Birliği Platformu, 10 yıldır Gezi davasından tutuklu olan Ali Ekber Sever’in infazının ikinci kez yakılmasına ilişkin İHD İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Son dönemlerde tahliye olması gereken tutukluların özgürlüğünün keyfi olarak engellendiği belirtilen açıklamada, “Ali Ekber Sever’in durumunun da, tahliyesine engel olunan yüzlerce politik tutsağın durumundan farksız değildir” denildi.

    Mücadele Birliği Platformu, 10 yıldır Gezi davasından tutuklu olan Ali Ekber Sever’in infazının ikinci kez yakılmasına ilişkin İHD İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi.

    “İnfaz Yakmalara Son! Ali Ekber Sever’e Özgürlük” yazılı ozalitin açıldığı basın toplantısında açıklamayı Mücadele Birliği Platformu Temsilcisi Muhammed Hizmetçi okudu.

    “DEVLET GEZİ AYAKLANMASI SONRASI DEVRİMCİLERİ HEDEF ALDI”

    İktidarın Gezi ayaklanması sonrasında emekçi bölgelerde etkin olan devrimcileri hedef seçtiğini belirten Muhammed Hizmetçi, “Pek çok devrimci tutuklandı, haklarında davalar açıldı. Dinci faşizmin ilk hedefi, tartışmasız bir şekilde devrimcilerdi. Mücadele Birliği Platformu’nun önceki dönem temsilcilerinden Ali Ekber Sever’in infaz süresinin, 11 Kasım 2023 günü dolduğunu, ancak tahliyesinin “örgütle bağını kesmediği” gerekçesi ile 3 ay ertelendiğini, geçtiğimiz günlerde  Ali Ekber Sever’in tahliyesinin, bu kez de 6 ay süre ile tekrar uzatıldı. Son dönemlerde tahliye olması gereken her tutsağın özgürlüğü, keyfi olarak engelleniyor. Ali Ekber Sever’in hüküm giydiği “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” maddesi, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Buna dair de ceza aldığı mahkemeye infazının durdurulması için başvuruda bulunulmuşsa da, bu başvuruya da mahkemeden hiçbir gerekçe belirtilmeden “Red” kararı gelmişti. Ali Ekber Sever’in durumu da, tahliyesine engel olunan yüzlerce politik tutsağın durumundan farksız değil. Bizleri göstermelik mahkemelerle, ağır cezalarla durdurabileceğini sanan yeni Gezi’lere dur diyebileceğini sananlara diyoruz ki, kavga sürüyor. Gezi halktır, milyonlarca emekçidir” dedi.

    “TUTSAKLARLA DAYANIŞMA BÜYÜTÜLMELİ”

    Ali Ekber Sever’in avukatı Ceyda Gedik ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Müvekkilimizin ikinci kez şartlı tahliyesinin ertelenmesi bu kez 6 ay süreyle ertelenmesi nedeniyle Sever’in tahliyesinin, hükmün sona erdiği 2027 yılına kadar uzatılabileceğini düşünüyoruz. Bir çok tutsak için infaz yakmalar söz konusu. Bunların önlenmesi için de tutsaklarla dayanışma içinde olmak, onların sesini duyurmak zorundayız. Çünkü hukukla ancak bir yere kadar ilerleyebiliyoruz. Bizi bu hukuksuzluk içine hapsediyorlar. Ali Ekber Sever infazı yakılan tek tutsak değil bu nedenle de tutsaklarla dayanışmanın büyütülmesi gerekiyor.”

    “TUTSAKLARIN TECRİT ALTINDA TUTULMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    2021 yılından itibaren tutukluların iyi halli olmadığı gerekçesiyle infazlarının yakıldığını belirten Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi’nden Abdülmelik Yalçın, “İnfaz yakmalara yönelik gerekçelerin ise “hapishane imamıyla görüşmemek”, “su ve elektriği tasarruflu kullanmadığı”, “koğuşundaki diğer arkadaşlarıyla çok konuştuğu için”, “ailesinden birisinin daha tutsak olması” gibi keyfi gerekçeler olabildiğini Ali Ekber Sever’in de infazının yakılmasının yine benzeri keyfi gerekçelerle engellendi. Devlet 2016’dan bu yana politik tutsakların kimliklerine yönelik bir saldırı politikası uyguluyor. Bu saldırıların iletişim yasakları, hasta tutsakların bırakılmaması, görüş yasakları gibi bir çok şekilde uygulanıyor. Tutsakların tecrit altında tutulmasına izin vermeyeceğiz. Hapishanelerin dışarıyla birlikte hücreleştirilmesine izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD İstanbul Şubesi’nde Ana Dili Günü Söyleşileri yapıldı-VİDEO

    İHD İstanbul Şubesi’nde Ana Dili Günü Söyleşileri yapıldı-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan Ana Dili Söyleşileri’nde ana dile özgürlük talep edilerek “Ana dili ana sütü kadar haktır” vurgusu yapıldı.

    21 Şubat Dünya Ana Dili Günü dolayısıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde Ana Dili Söyleşileri yapıldı.

    Cumartesi Annesi Hanım Tosun’un moderatörlüğünde yapılan söyleşiye Kürt Araştırmaları Derneği Eş Başkanı Remziye Alparslan, Agos Gazetesi Yazarı Pakrat Estukyan, Kürtçe-Zazaki Öğretmeni/Yazar Mutlu Can ve Araştırmacı-Yazar Hüseyin Ayrılmaz konuşmacı olarak katıldı.

    “ANA DİLİMİZE ÖZGÜRLÜK İSTİYORUZ”

    Söyleşi öncesi söz alan İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, şunları ifade etti:

    “Çocukluğumuzdan beri neredeyse her birimizin ana dili ile bir sorunu oldu. Ana diline yönelik kısıtlamaların asimilasyoncu, tekçi politikalarıyla yönetme eğiliminde olan neredeyse sadece Türkçe’nin konuşulduğu, Türkçe dışında bir dile hayat tanınmayan bir coğrafya burası. 24 yıl boyunca dillerin yok oluşu engellenememiş dillerin yok oluşuyla devlet politikaları da önlenememiş. UNESCO tespitlerine göre 3 dil kaybolmuş 18 dil de kaybolmakla yüz yüze. ‘Biz renkli bir coğrafyada yaşıyoruz, kültürler mozaiğiyiz’ denir ama burada dilimizi bilmediğimiz bir yerde yaşıyoruz ve ana dilimize özgürlük istiyoruz.”

    “ÇOCUKLUĞUMDA ‘VATANDAŞ TÜRKÇE KONUŞ’ KAMPANYALARI VARDI”

    Agos Gazetesi Yazarı Pakrat Estukyan, ana dilin önemine değinerek “Hepimiz İngilizce, Fransızca, İspanyolca öğrenmeye büyük çaba sarf ediyoruz ama yanı başımızdaki dillere ne kadar sağır ne kadar görmeyen olduğumuzun farkına varmamız gerekiyor. Farklı bir bilinç yaratmamız gerekiyor” dedi.

    Ermeni Soykırımı’na değinen Estukyan, “Memlekette Müslüman olmayan unsurlar ayrılmalı ve geri kalanı Türkleştirilmeliydi. Benim çocukluğumda ‘vatandaş Türkçe konuş’ kampanyaları vardı. Ben mensup olduğum grup için bunu söylediklerini sanıyordum ama bu her grup içinmiş” dedi. Birçok Ermeni insanın “Ermenice öğrenmenin ne faydası var gibi umursamazlıklara” kapıldığını da dile getiren Estukyan, “Gönüllü dilden vazgeçen arkadaşlarıma da tanık oldum” dedi.

    “ANA DİLİMİZ ANA SÜTÜMÜZ KADAR HAKTIR”

    Türkiye’de yüzde 80 oranındaki nüfusun kentlerde, yüzde 30’luk kesimin ise kırsalda yaşadığına dikkat çeken Estukyan, ana dilin kırılmasındaki en önemli unsurun, insanların artık köylerde yaşamaması olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:

    “Mesela, Hemşinliler 400 yıl önce Müslümanlaştıkları halde Hemşince konuşuyor. Çünkü hala o coğrafyada yaşıyorlar. Yerinde durmak ana dilini sürdürmenin en önemli şeyi. Dillerin yok olmasında hem kişisel hem siyasal olarak sorumlu olduğumuz gibi hayat yapısının getirdiği doğal bir şey de var. Dilimiz aynı zamanda kimliğimiz, aidiyetimizdir. Dilimizi inkar ettiğimizde aidiyetimizi de inkar etmiş oluruz. Ana dilimiz, ana sütümüz kadar haktır. Bu yönde mücadele edenleri de selamlıyorum, var olsunlar.”

    “KEŞKE TEK DİLİ KAFAMIZA KAFAMIZA VURMASALARDI”

    Kürt Araştırmaları Derneği Eş Başkanı Remziye Alparslan, iktidarın Türkçe’yi çekiç gibi insanların kafasına vuran hale getirdiklerini belirterek “Siyasetin insanlarda yarattığı şey bugün dahi kırılması zor şeyler haline geldi. Dışarıya çıktığımızda katı yasakların olduğu şu zamanlarda keşke tek dili duymasaydık. Keşke tek dili kafamıza kafamıza vurmasalardı. Katı yasaklarla diller zayıflatıldı” dedi.

    Cumartesi Anneleri’nden Berfo Ana’dan örnek veren Alparslan, “Yıllarca tek bildiği kelimeyle oğlunun peşindeydi. Kendi diliyle o kadın kendini bu coğrafyada var edemedi. Berfo Ana pek çok katmanlı şiddet yaşadı. Benim annemi de doktor, Türkçe konuşması için zorlardı. Doktorun geldiği noktada muayene etmek yerine ya şaka yapardı ya da ayrımcı bir dille uzaklaştırırdı” diye konuştu. Alparslan, şöyle devam etti:

    “Kürtlerde köylerin yakılıp şehirlere göç ettirilmesi vardı mesela. İnsanlar hiç bilmedikleri bir dilde sudan çıkmış balık gibi oldular. Bu etkiyle bilmediğiniz bir yere girmek çok büyük travma yaratıyor. Sistematik bir şey varsa bunun karşısında bireysel çabayla bir yere kadar durabiliyorsunuz bunun sonrası çok büyük bir akıntı.”

    “DERSİM’DE ASİMİLASYON İNANÇLAR ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLDÜ”

    Araştırmacı-Yazar Hüseyin Ayrılmaz, Cumhuriyet’in kurulmasından ve Lozan ile ana dile kelepçe vurulduğuna dikkat çekerek “100 yıl sonrasında dilimizin karşı karşıya kaldığı noktayı biliyoruz. Bugün sanatta, kültürde, edebiyatta çok da istediklerini elde edemediler. Toplum geç de olsa dilinin farkına vardı. Bunu fark ettiklerinde bir çaba söz konusu oldu” diye konuştu.

    Dersim’de kendi uğraşları sonucu 240 öğrencinin seçmeli ders olarak dillerini öğrenmek istediklerini, ancak ailelerin çekindiğini ifade eden Ayrılmaz, şunları söyledi:

    “Devlet, dilimize, itikadımıza karşı da son derece ikiyüzlü. 1970-75’lere kadar Dersimlilerin çoğu devlet dairelerine gitmiyordu. Dilimize düşman bu sistem yaşamımızın her alanında çok ciddi yaralar bıraktı. Alevi toplumu inançlarıyla günlük yaşamını bir arada yaşıyordu. Sonra bir araya gelinen cemlere Türkçe deyiş okunan dedeler geliyordu. Dersim’de asimilasyon ilk olarak inançlar üzerinden yürütülerek başladı. Biz Dersimliler olarak çok hızlı asimilasyona maruz kaldık. Bu alanda biraz daha korkularımızı yıkmamız gerekiyor.”

    “EN ÇOK KIRMANCKİ KONUŞUP DA DİLİN YOK OLACAĞINI SÖYLEYENLERİ KINAMAK İSTİYORUM”

    Kürtçe-Zazaki Öğretmeni/Yazar Mutlu Can, Kırmancki konuşuyor olup dilin yok olacağını söyleyenleri kınadığını söyleyerek şunları kaydetti:

    “Egemen devletler, tek tipçi ulus devlet mantığıyla yolan çıkanların temel hedefi tek tip mantığıdır. Fantastik yaklaşımla dilleri yok olacakmış gibi görmek doğru değildir. Her dil konuşmacı için şereftir. Dil önemlidir, dil milli kimliğin çimentosudur. Karşınızdaki yapının devlet olduğunu unutmadan bunu tarihten başlayarak yaptıklarını unutmayalım. Şehirlere sürülerek bugün dil konusunda öğütülüyoruz. Meseleye daha özgür daha yaratıcı bir bakış açısıyla bakmamız lazım. Bugün tablo eskisinden iyi ama yeterli değil. Biz zannediyoruz ki asimilasyon bitti. Ama böyle bir şey yok. Bugün Kürtler tanınıyor ama hala asimilasyon bitmiş değil. Dün yok diye asimile etmeye çalışıyorlardı bugün varlıklarını bildikleri halde Kürtleri yok etmeye çalışıyorlar.

    Söyleşi katılımcıların söz almasıyla sonlandı.

    Devrim FINDIK-Cihan BERK/İSTANBUL

  • İHD İstanbul Şubesi’nde 21 Şubat’ta Ana Dili söyleşisi yapılacak

    İHD İstanbul Şubesi’nde 21 Şubat’ta Ana Dili söyleşisi yapılacak

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi’nde 21 Şubat’ta saat 18.00-21.00 saatleri arasında ‘Ana Dili’ söyleşisi gerçekleştirilecek. 

    “Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Kurulu, 1999 yılında aldığı bir kararla 21 Şubat’ı “Uluslararası Ana Dili Günü” olarak kabul etmiş ve ilk kez 2000 yılında, dünya çapında kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla “Dünya Ana Dili Günü” kutlanmaya başlamıştır.

    UNESCO’nun 2018’de yayınladığı raporda dünyada konuşulan 6 bin dilden 2 bin 500’ü tehdit altında. Türkiye’de ise konuşulan 15 dil tehlike altındayken 3 dil ise çoktan yok oldu. 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü, Türkiye’de özellikle ana dili Kürtçe, Arapça, Lazca, Ermenice, Hemşince, Çerkezce, Çeçence, Süryanice gibi dillerden olan milyonlarca çocuğun kendi ana dillerinden koparıldığı ortamda kutlanmakta.

    İHD’DE SÖYLEŞİ GERÇEKLEŞTİRİLECEK

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde 21 Şubat’ta ‘Ana Dili’ söyleşisi gerçekleştirilecek. 18.00-21.00 saatleri arasında yapılacak söyleşide Kürt Araştırmaları Derneği Eş Başkanı Remziye Alparslan, Agos Gazetesi Yazarı Pakrat Estukyan, Kürtçe öğretmeni Mutlu Can, Araştırmacı-Yazar Hüseyin Ayrılmaz konuşmacı olarak katılacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 612. F Oturması: Hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri sona erdirilmeli-VİDEO

    612. F Oturması: Hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri sona erdirilmeli-VİDEO

    PİRHA- F Oturması’nın 612. haftasında 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası nedeniyle tüm hasta mahpusların durumuna dikkat çekilmek için açıklama yapıldı. Yapılan açıklamada, “Devlet sorumluluklarına uygun davranarak hapishanelerde yaşanan hak ihlallerini sona erdirmeli, mahpuslar arasında ayrım gözetilmeksizin başta ağır hasta mahpuslar olmak üzere bütün hasta mahpusların tedavi ve sağlığa erişimleri önündeki engeller kaldırılmalı, gerekli tedavi ve bakımın yapılabilmesi maksadı ile serbest bırakılmaları sağlanmalıdır” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Hapishane Komisyonu’nun hasta mahpusların durumuna dikkat çekmek amacıyla düzenlediği F Oturması eylemi 612’nci haftasında devam etti. “Tedavi haktır engellenemez” pankartının açıldığı eylemde, “İnsan haklarıyla insandır”, “Tedavi haktır engellenemez” sloganları atıldı. F Oturması’nın 612. haftasında 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası nedeniyle tüm hasta mahpusların durumuna dikkat çekilmek için açıklama yapıldı.

    F Oturması’nın 612. haftasının basın açıklamasını insan hakları savunucusu Taylan Bekin okudu.

    “HASTA MAHPUSLARIN TEDAVİLERİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER KALDIRILMALI”

    612. F Oturması eyleminde şu ifadelere yer verildi:

    “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve sonrasında Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası insan hakları belgelerine göre; bütün insanlar eşit doğarlar ve eşit muameleyi hak ederler. Nitekim bu eşitlik mahpuslara da uygulanmak zorunda olup, doğası gereği bir ceza olan kapatılmaya dayalı infaz sistemi, infaz uygulamaları ile daha büyük bir cezalandırmaya dönüştürülmemelidir. Mahpuslara insan onuruna yaraşır muamele edilmeli, ceza infazına dair kural ve koşullar insan hakları ve uluslararası sözleşmelerle uyumlu olmalıdır. Hasta hakları bağlamında her insanın ayrımcılığa uğramaksızın yeterli tıbbi bakım hakkına sahip olduğunu vurgulayan ve Dünya Tabipler Birliği’nce 1981 yılında yayınlanan Lizbon Bildirisi’yle, sağlık hakkının çerçevesi net olarak ortaya konmuştur.

    “BİNLERCE MAHPUS BEDEN VE RUH SAĞLIĞINI KAYBETMEKTE”

    Nitekim Türkiye’de de 1998 yılında 26 Ekim günü Dünya Hasta Hakları Günü olarak kabul edilmiş, ancak mahpuslar söz konusu olunca, bildiri hükümleri adeta göz ardı edilmiştir. Nitekim, ülkemizde mahpuslar çok açık bir eşitsizliğe maruz kalmakta, adalete, sağlığa, beslenmeye, iletişime, temiz suya ve daha birçok hakka ulaşma noktasında ağır hak ihlalleri yaşamaktadırlar. Hapishanelerin olumsuz fiziki koşulları ve insan haklarına aykırı infaz uygulamalarının yarattığı ağır stres nedeniyle binlerce mahpus beden ve ruh sağlığını kaybetmektedir. Özellikle sağlık ve tedaviye erişim noktasında yaşanan sorunlar mahpusların yaşam haklarına ağır tehdit oluşturmakta, tedavi edilebilir hastalıklar bile mahpusların ölümü ile sonlanabilmektedir.

    SORUMLULUK ALMA ÇAĞRISI

    Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin sağlık ve yaşam haklarını korumak devletlerin pozitif yükümlülüklerinden olup, Ceza İnfaz Kanunu 6/f maddesinde ”Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur” denilerek bu sorumluluk iç hukukta da tanımlanmıştır. Devlet bu sorumluluklarına uygun davranarak hapishanelerde yaşanan hak ihlallerini sona erdirmeli, mahpuslar arasında ayrım gözetilmeksizin başta ağır hasta mahpuslar olmak üzere bütün hasta mahpusların tedavi ve sağlığa erişimleri önündeki engeller kaldırılmalı, gerekli tedavi ve bakımın yapılabilmesi maksadı ile serbest bırakılmaları sağlanmalıdır. 612. F Oturması kapsamında ve İnsan Hakları Haftası vesilesi ile hasta mahpusların sağlık ve yaşam haklarının korunması için kamuoyunu duyarlılığa, yetkilileri sorumluluğa çağırıyoruz.”

    Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • İHD İstanbul Şubesi İnsan Hakları Haftası kapsamında resepsiyon düzenledi – VİDEO

    İHD İstanbul Şubesi İnsan Hakları Haftası kapsamında resepsiyon düzenledi – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD), 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında İHD İstanbul Şubesi’nde resepsiyon verdi. Etkinlikte konuşan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nü kutlayarak, “Biz sokakta kurulmuş bir derneğiz, sokakta mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında İstanbul Şubesi’nde resepsiyon verdi.

    Etkinliğe KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Eğitim Sen, Munzur Çevre Derneği, Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Hafıza Merkezi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Partizan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Alevi Düşünce Derneği, Barış Vakfı, Wernicke Corsakoff ve Dayanışma Ağı, Cumartesi Anneleri, LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği (LİSTAG) katıldı.

    “SOKAKTA MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

    Açılış konuşmasını İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin yaptı. Keskin, şunları söyledi:
    “Bizim konuşmamız gereken 3 temel mesele var. 1915 Ermeni ve diğer Hristiyan halklara yönelik soykırım, 1938 Kürt ve Alevilere yönelik soykırım, Kıbrıs’taki askeri varlık. Hiçbir zaman gerçek anlamda laik olmamış bir coğrafyada Kemalistler ve İslamcılar, bizim insan hakları alanında yol almamızı engellemek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Bu coğrafyada biatsız bir yüzde 15 var. Kürtler, Hristiyan halklarımız, kadınlar, LGBTİ+’lar, bunlar o kadar önemli bir mücadele veriyorlar ki bu biatsız mücadelenin yüzü suyu hürmetine hala devam ediyoruz. Hala geri adım attırabiliyoruz. İşte Cumartesi Anneleri bu coğrafyada bize yasaklanan meydanı direnişleriyle tekrar açtılar. Biz sokakta kurulmuş bir derneğiz, sokakta mücadelemize devam edeceğiz.”

    “BÜTÜN KAZANILMIŞ HAKLARI GERİ ALMAK İÇİN UĞRAŞIYORUZ”

    Bütün kazanılmış hakları yeniden almak için uğraştıklarını ifade eden TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, “Şimdi insan hakları mücadelesinde yitirdiğimiz sevgili mücadele arkadaşlarımız, cezaevi önünde direnen cezaevi anneleri, cumartesi anneleri, yıllardır insan hakları derneğinin kapısını açık tutan bütün aktivistler, bize şunu öğretti ki biz isteyince kazanırız. Bu ülkede bu kadar kapatılan alana rağmen kadınlar, LGBTİ+ örgütleri,  Cumartesi Anneleri ve yoksullaşan, açlığa mahkum edilen emekçiler direnişleriyle bir muştu vaat ediyor bize” diye konuştu.

    “KAYBEDİLEN MÜCADELE TERK EDİLEN MÜCADELEDİR”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nü kutlayarak şunları ifade etti:
    “10 Aralık İnsan Hakları Günü’ndeyiz. Evrensel Bildirge’nin en azından servis ediliş biçimiyle dahi mücadeleyle kazanabileceğimiz bir hedef üzerinden mücadelenin nasıl güçlendirileceğini, buradan umudu nasıl büyütebileceğimiz meselesini daha kuvvetle konuşacağımız günler olacak. O yüzden ben İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 75. yılında bir kere daha mücadeleye devam diyorum. ‘Kaybedilen mücadele, vazgeçilen, terk edilen mücadeledir’ diyerek 10 Aralık İnsan Hakları Günümüz kutlu olsun diyorum.”

    “HAK İHLALLERİNE KARŞI MÜCADELE ETMEMİZ GEREKİYOR”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik ise şunları dile getirdi:
    “Temel İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde güvence altına alınan haklara yönelik bir hak ihlali varsa amasız, fakatsız buna karşı mücadele etmemiz gerekiyor. Galatasaray Meydanı’nın açılması bizim açımızdan bir kazanım. Ben Cumartesi Anneleri şahsında tüm adalet mücadelesi yürüten Şenyaşar annemizi, Can Atalay’ın karşı karşıya kaldığı hukuksuzlukla mücadele eden tüm Türkiye halklarını, cezaevlerinde tecride karşı açlık grevine devam eden tutsakların mücadelesini buradan selamlayarak daha özgür daha demokratik günlerde bir araya geleceğimiz bir insan hakları haftası diliyorum.”

    “GÜÇ BİRLİĞİ YAPARSAK BU MÜCADELEYİ KAZANIRIZ”

    Cumartesi Anneleri adına konuşan Hasan Karakoç, “Çok kişi ‘siz Cumartesi İnsanları bizlerin soluk almasına vesilesiniz, dolayısıyla sizden güç alıyoruz’ diye cümleler kurdu. Dolayısıyla hep birlikte güç birliği yaparsak biz bu mücadeleyi kazanırız. Biz bulunduğumuz dünyayı torunlarımızdan ödünç aldık. Bizden sonraki nesile de yaşanabilir bir dünya bırakmak bizim boynumuzun borcu” dedi.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • HEDEP Kadın Meclisi İHD İstanbul Şubesi’ni ziyaret etti-VİDEO

    HEDEP Kadın Meclisi İHD İstanbul Şubesi’ni ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA – HEDEP Kadın Meclisi, “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” dolayısıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’ne ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarette konuşan Tülay Hatimoğulları kayıplar hakkında konuşarak “Failler yargılanana kadar mücadelemiz sizlerle devam edecek” dedi.

    HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, HEDEP Van Milletvekili Pervin Buldan ve HEDEP İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi‘ni ziyaret etti. Ziyarette Cumartesi Annleri/insanları ile bir araya gelen HEDEP Kadın Meclisi, “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü”ne vurgu yaptı.

    “GERÇEKLERİN AÇIĞA ÇIKMASI İÇİN YÜRÜTTÜĞÜNÜZ MÜCADELE ÇOK ANLAMLI”

    Ziyarette konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bizler dün oldugu gibi bugünde hep birlikte dayanışma içerisindeyiz. Bu ülkede çok ciddi kayıplar yaşandı bu gerçeklerin açığa çıkması için yürüttüğünüz mücadele çok anlamlı. Galatasaray Meydanı sizleri engellemek için gözaltındaydı. Bunun sınırlanmasını da kabul etmiyoruz. Bizler sizlerle dayanışmamızı dün olduğu gibi bugün de sürdüreceğiz. Failler yargılanana kadar mücadelemiz sizlerle devam edecek” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Kurtarma çalışmaları tamamlanmadan enkazlar kaldırılmamalı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Kurtarma çalışmaları tamamlanmadan enkazlar kaldırılmamalı-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 934. hafta açıklamasında “Arama kurtarma çalışması tamamlanmadan enkazlar kaldırılmamalıdır” dedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve fail ile sorumluların cezalandırılması talebiyle yıllardır mücadele eden Cumartesi Anneleri, 934. hafta açıklamasında Maraş merkezli depremlerde arama kurtarma çalışmasının tamamlanmadan enkazların kaldırılmaması gerektiğini vurguladı.

    “KURTARMA ÇALIŞMALARI TAMAMLANMADAN ENKAZLAR KALDIRILMAMALIDIR”

    Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Türkiye tektonik açıdan dünyanın en aktif bölgelerinden biri olduğu için büyük depremlerle karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz oluyor. Bu gerçeklik ortadayken, sağlıklı kentleşmenin ve güvenli yapılaşmanın birinci derecede sorumlusu olan iktidar bu sorumluluğunu layıkıyla yerine getirmediği için depremler faciaya dönüşüyor.

    934. haftamızda ömürlerini sevdiklerine ulaşmaya, onları çiçeklerle donatacakları bir mezara kavuşturmaya adayanlar olarak talep ediyoruz: Yıkılmış binaların altında hala yaşamını kaybetmiş binlerce insan olduğu unutulmamalıdır. Onların, uygun bir biçimde çıkarılmaları, kayıt altına alınmaları ve vücut bütünlükleri bozulmadan ailelerine teslim edilmeleri için azami özen gösterilmelidir. Arama kurtarma çalışması tamamlanmadan enkazlar kaldırılmamalıdır.

    Vücut bütünlüğü bozulan cenazelerde DNA incelemesi yapılabilmesi için koşullar sağlanmalıdır. Üniversiteler ve Adli Tıp Uzmanları Derneği gibi uzman STK’lar bu sürece dahil edilmelidir.

    İnsanların depremde kaybettikleri sevdiklerine ulaşma ve onlarla vedalaşma hakkına saygı duyulmalıdır. Ölenlerin bulunmaları, kimliklendirilmeleri ve insan onuruna uygun bir şekilde defnedilmeleri sağlanmalıdır. İktidar; depremin yaralarını sivil dayanışma ile sarabilmek için seferber olanları engellemekten vazgeçmelidir. Dayanışmaya ve acıları paylaşmaya kayyum atamaktan vazgeçmelidir.”

    PİRHA / İSTANBUL

     

  • İHD İstanbul Şubesi: Sınırdaki mülteci ölümleri durdurulsun

    İHD İstanbul Şubesi: Sınırdaki mülteci ölümleri durdurulsun

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi, Edirne’de donarak yaşamını yitiren 19 mülteciye ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, Yunanistan ve Türkiye’nin mülteci karşıtı politikaları nedeniyle cezalandırılmaları gerektiği belirtildi. İHD, Mülteciliği doğuran nedenlerin ortadan kaldırılmasını ve mültecilere insanca yaşam koşullarının sağlanmasını istedi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Mülteci ve Göç Komisyonu, Yunanistan’ın geri itme saldırısı sonucu Edirne’nin İpsala ilçesinde 2 Şubat günü donarak yaşamını yitiren 19 mülteciyle ilgili açıklama yaptı.

    “SORUMLULAR CEZALANDIRILSIN”

    Yapılan açıklamada, “Toplamda 22 mülteciye ulaşıldığı ve arama çalışmalarının devam ettiği aktarılırken, ülkelerin mülteci haklarını hiçe sayarak uyguladıkları ölüm politikalarına karşı uluslararası insan hakları yasalarının uygulanması ve sorumluların cezalandırılması gerekiyor. Mülteci geçişlerinin önemli bir çoğunluğunun Edirne’den gerçekleşiyor ve 2015 yılından bu yana 1 milyona yakın göçmenin Türkiye’den Avrupa’ya geçmek için Edirne güzergahını kullandı. Savaşlar, çatışmalar, felaketler, yaşamı tehdit eden ekonomik ve sosyal sorunlar nedeniyle dünya genelinde 83 milyonu aşkın kişinin mülteci olmak zorunda kaldığı bilinmekte, kabaca tarif edilen yabancı düşmanlığı, ayrımcılık ve buna bağlı tutumlar tüm mültecileri tehdit etmektedir. Türkiye’de mülteci hakları konusunda ciddi sorunlar yaşanıyor mültecilerin Türkiye’yi yaşanabilir bir ülke olarak görmüyor. Türkiye’de mültecilerin yüzleştiği ağır koşulların mültecileri farklı ülkelere doğru hareket etmeye mecbur bıraktığı ifade edilen açıklamada, pek çok ülkenin mültecilere sınır kapılarını kapaması, geri itme uygulaması, geri gönderme yasağının ihlal edilmesi ve geri kabul anlaşmalarının mültecileri ölüm tehlikesine ve güvensiz bölgelerden geçmeye ittiği ve insan kaçakçılığına zemin hazırlandı” denildi.

    Mülteciliği doğuran nedenlerin ortadan kaldırılması ve mültecilere insanca yaşam koşullarının sağlanması için İHD İstanbul Şubesi’nin talepleri şu şekilde:

    -Mülteci hukukunun uygulanmasının sağlanmalı, uygulamalar denetlenmeli, aykırılıklar izlenmeli ve önlenmesi için etkin uluslararası mekanizmalar harekete geçirilmelidir.

    -AB’nin sınır bekçiliği görevini yüklediği Yunanistan’ın olağanlaştırdığı, mülteci hukukuna aykırı hareket etme ve ‘hukuku çiğneyerek mültecileri geri itme’ uygulaması ve mültecileri güvensiz yollardan geçişe zorlayan Yunanistan ve onu destekleyen AB ülkelerine yaptırım uygulanmalıdır.

    -2 Şubat’ta yaşanan ve 19 mültecinin donarak ölmeleri ile sonuçlanan olay hakkında Edirne Valiliği tarafından duyurulan soruşturmada olay aydınlatılmalı, Yunanistan’ın yanında Türkiye’nin de olaydaki sorumluluğu göz ardı edilmeden sorumlular tespit edilerek geçerli hukuk işletilmeli, hesap vermeleri sağlanmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD: Suruç anmalarına yapılan saldırıları kınıyoruz

    İHD: Suruç anmalarına yapılan saldırıları kınıyoruz

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi, Suruç Katliamının 6. yılı dolayısıyla düzenlenen anmalara polisin sert müdahalesini ve yaşanan gözaltılara ilişkin açıklama yaparak, “Bu saldırılar, katliama maruz kalanların adalet beklentisini boşa düşürmenin ötesinde, o gün bombayı patlatanların halen aramızda olduğu duygusunu güçlendirerek topluma korku yaymaya devam ediyor” denildi.

    Suruç Katliamı’nın 6. Yılında düzenlenen anmalara İstanbul, İzmir, Ankara ve Adana’da onlarca kişi şiddet uygulanarak gözaltına alındı. Konuya ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi yazılı açıklama yaptı.

    “SURUÇ AİLELERİ SUSTURULMAK İSTENİYOR”

    Bu saldırıların barışçıl toplanma ve gösteri hakkının ve işkence yasağının ihlali olmasının ötesinde katliamın açtığı derin yaraları bir kez daha kanattığı vurgulanan açıklamada, “Barışı ve eşit, özgür, çocukları mutlu bir yaşam düşünü hedef alan Suruç katliamının 6. yılı vesilesi ile düzenlenen bütün anma etkinlikleri polisin sert müdahalesine maruz kaldı. İstanbul, İzmir, Ankara ve Adana’da onlarca kişi şiddet uygulanarak gözaltına alındı. Bu saldırılar, katliama maruz kalanların adalet beklentisini boşa düşürmenin ötesinde, o gün bombayı patlatanların halen aramızda olduğu duygusunu güçlendirerek topluma korku yaymaya devam ediyor. Bu korkuyu daim kılmak isteyenler ‘Suruç için adalet herkes için adalet’ diyerek yola çıkan ve 33 düş yolcusunun geride kalan düşlerini yaşatan Suruç ailelerini susturmak istiyor” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD İstanbul Şubesi: Gazi ve Ümraniye Katliamları insanlığa karşı suçtur

    İHD İstanbul Şubesi: Gazi ve Ümraniye Katliamları insanlığa karşı suçtur

    PİRHA-Gazi ve Ümraniye katliamlarının sorumlularının hesap vermediğini belirten İHD İstanbul Şubesi, gerçek bir yüzleşmenin, hesap sormanın, sorumluların yargılanması ile olacağını ifade etti.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Gazi ve Ümraniye katliamlarının 26. yıl dönümüne ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, açılan davaların kapatıldığına ve gerçek sorumluların yargılanmadığının altı çizildi.

    “ADALET MÜCADELESİNİN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    2018 yılında Ümraniye Katliamı davasının Yargıtay tarafından bozulduğu ve yeniden görülmeye başlandığı hatırlatılan açıklamada, “Ancak; 24 yıl sonra bırakın delillere ulaşmanın artık mümkün olamayacağını, müştekilerin, tanıkların hatta sanıkların bir kısmına ölüm ve benzeri nedenlerle ulaşılması mümkün olmadığından, dava bu kere de, cezasızlık tutumunun dışında ayrıca maddi imkânsızlıklar nedeniyle de zor durumda. Nitekim uzun aralıklarla yapılan duruşmalarda kimi sanık ve müştekilerin dinlenmesi dışında anlamlı bir yargısal işlem yapılmadı bugüne kadar. Tüm bu olumsuzluklara  ve cezasızlık tutumuna karşı, Gazi ve Ümraniye katliamı ailelerinin, bu katliamlarda tehdit edilen Alevilerin ve muhalif kesimin adalet isteminin, adalet beklentisinin, adalet mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz” denildi.

    “ETKİLİ YÖNTEMLERLE SORUŞTURMA VE YARGILAMA YAPILMALI”

    Gazi ve Ümraniye katliamlarıyla gerçek bir yüzleşmenin, hesap sormanın, sorumluların yargılanması ile olacağı belirtilen açıklamada, “Gazi ve Ümraniye katliamları bir insanlığa karşı suçtur, zamanaşımı söz konusu edilemez, devlet gücü kullanılarak işlendiğinden bu suçu işleyenleri açığa çıkartacak etkili yöntemlerle soruşturma ve yargılama yapılmasını gerektirir” diye belirtildi.

    Açıklamada son olarak 8 Haziran 2021 günü saat 09.00’da Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan Ümraniye Katliamı davasına herkes davet edildi.

    (HABER MERKEZİ)