Etiket: ihd mersin

  • İHD Mersin’in Cumartesi Anneleri eylemi engellendi- VİDEO

    İHD Mersin’in Cumartesi Anneleri eylemi engellendi- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi’nin Cumartesi Anneleri için yapmak istediği eylem yasaklandı. Yasağı protesto eden İHD yöneticileri alana karanfil bıraktı.

    Mersin Valiliği, HEDEP’in yapmak istediği Gemlik yürüyüşü sebebiyle kentte 2 günlük eylem, gösteri ve yürüyüş yasağı kararı aldı. Her hafta Özgür Çocuk Parkı’nda Cumartesi Anneleri için eylem ve basın açıklaması yapan İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi yasak sebebiyle polis tarafından engellendi.

    Tüm giriş ve çıkışların kapatıldığı parka İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci ve İHD yönetiminden Zümeyra Oğuz Temur, sembolik olarak karanfil bıraktı. Ardından dernek binasında basın açıklaması yapıldı.

    “MERSİN VALİLİĞİ HAK İHLALİ YAPIYOR”

    Dernekte yapılan açıklamadan önce konuya ilişkin konuşan Gazi İnci, “Valilik bu yasağı spesifik bir konu için almasına rağmen Mersin İlindeki bütün basın açıklamalarını yasaklayarak ifade özgürlüğü anlamında bir hak ihlali yapmıştır” dedi.

    NİHAT AYDOĞAN İÇİN ADALET

    973’üncü haftada Nihat Aydoğan için adalet istenen açıklamada, “1994 yılında darp edilerek götürülen Nihat Aydoğan’dan bir daha haber alınamadı. Resmi makamlar Nihat Aydoğan’ın gözaltına alındıktan 20 gün kadar sonra nöbetçi savcılığa sevk edildiğini ve ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldığını iddia etti. Uzun yıllar sonra Aydoğan için nüfus kütüğüne ölüm kaydı düşüldüğü açıklandı. Ailenin bugüne kadar yaptığı tüm başvurular sonuçsuz bırakıldı. Nihat Aydoğan ve diğer tüm gözaltında kaybedilenlerin akıbeti kamuoyuna açıklansın. Tüm failler adil yargılansın” denildi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Cumartesi Anneleri eyleminde Yargıtay’ın kararına tepki- VİDEO

    Cumartesi Anneleri eyleminde Yargıtay’ın kararına tepki- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi, Cumartesi Anneleri’ne ilişkin yaptığı eylemde Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmasına tepki gösterdi. İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, “Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin suç duyurusunda bulunması tam anlamıyla bir gaflettir. Bu ülkede sadece haklarımız değil, hak arama yollarımız da tehlike altında” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, her hafta Özgür Çocuk Parkı’nda yaptığı Cumartesi Anneleri ile dayanışma eyleminde yaşanan hak ihlallerine değindi.

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) tutuklu milletvekili Can Atalay hakkında verdiği hak ihlali kararını tanımayan ve AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunan Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne tepki gösterildi. Konuya ilişkin konuşan İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, “Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin suç duyurusunda bulunması tam anlamıyla bir gaflettir. AYM kararları bağlayıcıdır. Buna ilişkin tüm hak örgütlerini, TBMM’yi, STK’ları buna tepki göstermeye çağırıyoruz” sözlerini kullandı.

    “GÖZALTINDA KAYBEDİLENLERİN AKIBETİ AÇIKLANSIN”

    “28 Yıldır Soruyoruz Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş Nerede?” denilen eylemde basın açıklamasını Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Mersin Şube Sekreteri İsmail Bozkurt okudu. 1995 yılında gözaltında kaybedilen Yurtseven, Özeken ve Sarıtaş’ın akıbetini soran Bozkurt, şu ifadelere yer verdi:

    “Geçen 5 yılı aşkın zamandan sonra kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği temsilcileri bugün ilk defa karanfil ve fotoğraflarıyla Galatasaray’da. 972. haftada Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş için adalet istiyorlar.

    İşlenen suçlarla yüzleşmeden, vicdani muhasebe yapmadan vahşetin bıraktığı leke silinmeyecektir. Galatasaray Meydanı tüm kayıpların yaşadığı zulmün hafıza mekanıdır. Cumartesi Anneleri’nin kayıplarımı ile buluşma mekanı olan Galatasaray Meydanı’nda toplanma hakkına müdahale derhal sonlandırılsın. Tüm gözaltında kaybedilenlerin akıbeti kamuoyuna açıklansın, tüm failler yargılansın.”

    PİRHA/ MERSİN

  • İHD Mersin: Kayıpların failleri yargılansın- VİDEO

    İHD Mersin: Kayıpların failleri yargılansın- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri için yapılan destek eyleminde konuşan İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, devletin gözaltında kaybettirilen suçlarla yüzleşmeden, vicdani muhasebe yapmadan vahşetin bıraktığı izlerin silinmeyeceğini söyleyerek, tüm gözaltına alınan ve bir daha akıbetleri öğrenilemeyen kişilerin faillerinin yargılanmasını istedi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Mersin Şubeleri, Cumartesi Anneleri’ne destek vermek ve hukuksuzluğa dikkat çekmek için Özgür Çocuk Parkı’nda bir araya geldi.

    Açıklamaya İHD üyelerinin yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin İl Örgütü ve çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisi de destek verdi.

    “SUÇ İŞLENİYOR”

    Her hafta kayıp yakınlarının akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’na çıkan Cumartesi yakınlarının işkenceyle gözaltına alınmasının, meydanı yasaklamanın suç olduğunu vurgulayan İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, “AYM kararına rağmen bizi engelleyenler, kelepçe üstüne kelepçe takarak gözaltına alanlar Anayasayı ihlal ediyor, suç işliyor. İşlenen bu suç şüphesiz devleti yönetenlerin eylem birliği olarak karşımıza çıkıyor” dedi.

    “FAİLLER YARGILANSIN”

    İnci, 27 Ekim 1991 yılında kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Hüseyin Toraman’ın akıbetini sordu. Gözaltında kaybettirilen suçlarla devletin yüzleşmeden, vicdani muhasebe yapmadan vahşetin bıraktığı izlerin silinmeyeceğini aktaran İnci, tüm gözaltına alınan ve bir daha akıbetleri öğrenilemeyen kişilerin faillerinin yargılanmasını istedi.

    KAYA’NIN GÖZALTINA ALINMASINA TEPKİ

    Gazi İnci, geçtiğimiz hafta kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırılan, darp ve tehdit edildikten sonra ajanlık dayatılan HEDEP Gençlik Meclisi üyesi Mazlum Kaya’nın sabah saatlerinde gözaltına alınmasına tepki göstererek başladı. Son dönemde kaçırılma ve tehdit edilerek ajanlık dayatma olaylarının toplumu sindirme amacı taşıdığını ifade eden İnci, bu durumun derhal son bulmasını ve Kaya’nın serbest bırakılması çağrısında bulundu.

    PİRHA/ MERSİN

  • İHD Mersin: Faili meçhul cinayetlerle yüzleşmeden kara leke silinmeyecektir-VİDEO

    İHD Mersin: Faili meçhul cinayetlerle yüzleşmeden kara leke silinmeyecektir-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri’nin adalet mücadelesine destek amaçlı açıklama yapan İHD Mersin Şubesi gözaltında kaybedilen Kerevan İrmez’in akıbetini sordu. İHD açıklamasında, “968.haftada Galatasaray buluşması polis şiddeti ile engellemeseydi, Cumartesi Anneleri gözaltına alınmasaydı, Kerevan İrmez için adalet talebi haykıracaktı. Bu hafta Cumartesi Anneleri adına Kerevan İrmez yakınlarının adalet arayışına ses veriyoruz” denildi.

    Cumartesi Anneleri eyleminin 968. haftasında, İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, gözaltında kaybedilen Kerevan İrmez’in akıbetini sordu. Açıklamayı ÖHD Mersin Şubesi Eş Başkanı İbrahim Kaya okudu.

    “AYM KARARLARI NEDEN TANINMIYOR”

    Kaya, AYM kararlarının neden uygulanmadığını sorarak, “Anayasa’nın 2. Maddesi hala yürürlükte ise devleti yönetenlerden bir açıklama bekliyoruz: görev ve yetkisini anayasal sınırlar içerisinde kullanmak zorunda olan Beyoğlu Kaymakamı, İstanbul Emniyet Müdürü ve onların bağlı olduğu İçişleri Bakanı temel hak ve özgürlükleri, Anayasayı ve AYM kararlarını neden tanımıyor? Cumartesi Anneleri gözaltında kaybedilenlerin akıbetini öğrenmek istediği için neden suçlu muamelesi görüyor?

    968.haftada Galatasaray buluşması polis şiddeti ile engellemeseydi, Cumartesi Anneleri gözaltına alınmasaydı, Kerevan İrmez için adalet talebi haykıracaktı. Bu hafta Cumartesi Anneleri adına Kerevan İrmez yakınlarının adalet arayışına ses veriyoruz” dedi.

    “SUÇLARLA YÜZLEŞİLMEDEN VAHŞETİN BIRAKTIĞI LEKE SİLİNMEYECEK”

    İrmez’in akibetini araştıran ailenin baskı ve tehditlere maruz kaldığını ifade eden Kaya, “35 yaşındaki 8 çocuk babası Kerevan İrmez’in Silopi’deki evi 19 Ekim 1995 gecesi askeri kamuflaj giysili, çoğu kar maskeli kişiler tarafından basıldı. İrmez’in elbiselerini giymesine izin verilmedi. Yatak kıyafeti ile zorla panzere bindirildi. Bindirildiği panzere zırhlı bir askeri araç ve bir Beyaz Toros eşlik ediyordu.Sabah olunca Emine İrmez savcılığa, emniyet müdürlüğüne ve tümen komutanlığına giderek eşini evden götürenler hakkında şikayet dilekçesi verdi ve akıbetinin araştırılmasını talep etti. Yetkililer Emine İrmez’e eşinin güvenlik güçlerince gözaltına alınmadığını, onu götürenlerin örgüt üyesi olabileceğini söyledi. Girişimlerde bulunmayı sürdüren aile baskı ve tehditlere maruz kaldı. Kerevan İrmez’den bir daha haber alınamadı. 28 yıldır maddi gerçeği açığa çıkartacak, ceza adaletini sağlayacak etkin bir soruşturma, kovuşturma yürütülmedi” ifadelerini kullandı.

    “YÜZLEŞMEDİKÇE KARA LEKE SİLİNMEYECEKTİR”

    Kaya, işlenen suçlarla yüzleşmedikçe ülke tarihinde kara lekelerin silinmeyeceğini söyleyerek, “968. haftamızda bir kez daha söylüyoruz: Devleti yönetenler, hakikat ve adalet talebimizin gerçekleşmesi için yüksek politik irade gösterinceye kadar haklı mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. İşlenen suçlarla yüzleşmeden vahşetin bıraktığı leke silinmeyecektir. Cumartesi annelerinin tüm anayasal hakları derhal tanısın. Kerem İrmez ve diğer tüm kayıpların akıbeti açıklansın. Failleri yargılanarak cezalandırılsın” diye konuştu.

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • Mersin’de Barış Nöbeti yeniden başladı-VİDEO

    Mersin’de Barış Nöbeti yeniden başladı-VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi Türkiye’de barışın sağlanması için her ayın ilk cuma günü tutulan ‘Barış Nöbeti’ eylemini yeniden başlattı. İHD Mersin Şube Sekreteri Bekir Sıtkı Keçeci, toplumsal sorunlara karşı duyarlılık yaratma amacıyla nöbet eylemleri yapacaklarını duyurdu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi’nin yeniden başlattığı Barış Nöbeti’nin ilk haftası Cumartesi Anneleri’ne ithaf edildi. Nöbette, Cumartesi Anneleri’nin geçmiş ve bugünkü koşullarda sürdürdükleri mücadele biçimi konuşuldu.

    “AMAÇ TOPLUMU DUYARLI HALE GETİRMEK”

    Her hafta başka bir konunun konuşulacağı nöbette özellikle kadın, çocuk, mülteci, cezaevindeki tutsaklar gündeme getirilecek.

    Barış Nöbeti ile toplumun daha duyarlı hale gelmesinin amaçlandığını belirten İHD Mersin Şubesi Sekreteri Bekir Sıtkı Keçeci, “Kadın cinayetlerine, çocuk istismarlarına, doğanın tahrip edilmesine, insanların gösteri hakkının yasaklanmasına, vekil seçilen insanların cezaevlerine zorla atılmasına karşı bir duyarlılık oluşturmak lazım. Savaşın yıkıcılığına, insanların ölümlerine, çocukların ebeveynsiz kalmalarına karşı bir arada olmak lazım. Bu sebeple insanla barı, doğayla barış temalı nöbetlerimiz devam edecek. Herkesi insani olarak bu nöbetlere gelip dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz” dedi.

    PİRHA/ MERSİN

  • İHD Mersin Şube Başkanı İnci: Madımak davasında iktidar kendinden olanı korudu- VİDEO

    İHD Mersin Şube Başkanı İnci: Madımak davasında iktidar kendinden olanı korudu- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, Madımak Katliamı davasının zaman aşımına uğratılmasının politik bir yargılama pratiği olduğuna vurgu yaparak, “Dava, faillerin kaçmasına olanak verecek ve zaman aşımına uğrayacak kadar bilinçli bir şekilde uzatıldı. Politik bir dava olan Madımak Katliamı yargılamasında, iktidar ve devletin kendinden olanı koruduğuna bir kez daha şahit olduk” dedi.

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Madımak Katliamı davası ikinci kez zaman aşımına uğratıldı ve dava düştü. İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, devletin ‘kendinden olanları’ koruduğunu ve yargılama sürecinin bilinçli bir şekilde uzatıldığını belirtti.

    “FAİLLERE KAÇACAK FIRSAT VERİLDİ”

    Gazi İnci; Madımak davasında yargılama süresinin, faillerin kaçmasına fırsat verecek kadar uzatıldığına dikkat çekti.

    Faillerin kaçtıktan sonra nerede oldukları bilinmesine rağmen yakalanmalarına yönelik hiçbir sürecin yürütülmediğine işaret eden İnci, “Aslında olay sabit, kimlerin yaptığı biliniyor sadece mahkemeler eylemi hangi kanun maddesine uyduracaklarıyla ilgili topu sürekli birbirlerine atıp, yargıtaya gönderip, oradan bozup tekrar gönderip, 30 yıllık bir süreç harcıyorlar. Bu aslında devlet ve iktidar odaklı suçlarda gördüğümüz bir tablo” dedi.

    “DAVA UZATILARAK CEZASIZLIKLA SONUÇLANDIRILDI”

    İnci, iktidarın yargılama pratiğinin yandaş ve muhalif kesimlerde farklı işlediğini söyleyerek, “Birçok yargılama iktidar odaklıysa bu yargılamaların hepsi uzun sürüyor ve bu kişiler eninde sonunda cezasız kalıyor. Muhalif yargılamalarda ise kısa süre içerisinde oldu bittiye getirilip ceza verme pratiği görüyoruz. Madımak davasında da bu durumu görüyoruz. Normalde kısa bir süre içerisinde karara bağlanması gereken dava uzatılarak cezasızlıkla sonlandırıldı” diye konuştu.

    “MADIMAK POLİTİK BİR KATLİAM”

    Madımak Katliamı’nın özelde Alevi kimliğine karşı bir saldırı olması sebebiyle hem katliamın hem de davanın politik olduğunu dile getiren İnci, “O dönemde sanıkları savunan birçok avukat aynı zamanda dönemin Refah Partisi veya bugünün AKP’si içerinde bir konum elde etmiş insanlar. Bu katliam, sağ siyasetin bahçesinde gerçekleşmiş bir katliam. Toplumsal anlamda tüm etnik köken, inanç, cinsiyetler, cinsel yönelimlere dayatma söz konusu. Kendilerinden olmayan kesimlere karşı baskı ve dayatmayı çok meşru görüyorlar. Gerek iktidar, gerek siyasi, gerekse de yargı anlamında kendilerinden olanları muhafaza ediyorlar. Zaman aşımı da bunun en büyük göstergesi” ifadelerini kullandı.

    TOPLUMSAL MÜCADELE VURGUSU

    Dava, mahkeme tarafından zaman aşımı sebebiyle düşürülmüş olsa da katliamda Hakk’a yürüyenlerin yakınları ve Alevi toplumu için henüz sonlanmış değil.

    Gerekli hukuki mücadelenin sürdürülmesi anlamında özellikle barolara büyük bir görev düştüğünü belirten İnsan Hakları Derneği Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, şu ifadeleri kullandı:

    “Bu tarz olayların sadece mağdurlar tarafından sahiplenilmemesi, politik bir baskı oluşturulması, cezaların hakkaniyetli olması açısından çok önemli. Bu meselenin sadece Aleviler ve mağdurlar tarafından sahiplenmesi değil, tüm toplum tarafından sahiplenilmesi adaletin tecelli etmesi için çok önemli. İnsanlığa karşı suçların zaman aşımına uğramaması açısından ciddi bir toplumsal baskı gerekiyor. Bu konuda barolara çok büyük görevler düşüyor. Onlar yargının üç sac ayaklarından biri ve bu konuda diretmeleri, mücadele etmeleri gerekiyor. Halk nezdinde de bu tarz meselelerin kapalı kapılar ardında sahiplenilmesi yetmiyor aynı zamanda dışarıda bunlara karşı ses yükseltilmesi gerekiyor aksi takdirde iktidarın bu tarz pratiklerini daha çok görürüz.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:

    > Deprem: Unutmayacağız demekle olmuyor, katliamlardan hesap sorulmalı

    > Zaman aşımı kararına Ankara’dan tepki: Er ya da geç hesaplaşacağız

    > Akpınar: Katillerin avukatlığını yapanların zaman aşımı kararı vermesi beklenen bir sonuçtu

    > Arslan: Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılması siyasi bir karardır

    > Alevilerden mesaj: Sivas, bizim kalbimizde zaman aşımına uğramadı

    > Madımak davasında ‘zaman aşımı’ kararına karşı mitingler yapılacak!

    > AFA Genel Başkanı Saka: Zaman aşımı kararını kınıyoruz

    > DAD Eş Genel Başkanı Doğan: İnsanlığa karşı işlenen bir suç devlet eliyle aklandı

    >‘Zaman aşımı kararı Alevilere yönelik sistemli saldırıların bir parçasıdır’

  • İHD Mersin: Kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz! – VİDEO

    İHD Mersin: Kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz! – VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi, Cumartesi Anneleri’ne dönük baskılara son verilmesi talebinde bulunarak, tüm kayıplar için mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerinin altını çizdi.

    Demokratik kitle örgütleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi öncülüğünde Cumartesi Anneleri için her cumartesi günü Özgür Çocuk Parkında bir araya gelmeye devam ediyor.

    Bu haftaki açıklamaya İHD Mersin Şube yönetimi, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Yeşil Sol Parti Milletvekilleri Burcugül Çubuk ve Ali Bozan, Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun katıldı.

    Açıklamayı ÖHD Mersin Şubesi Eş Başkanı İbrahim Kaya okudu.

    “GÖZALTINDA KAYBETMELER BİR DEVLET POLİTİKASIDIR”

    Bu hafta gözaltında kaybedilen Yahya Yakut’un hikayesi anlatılarak, “Devlet bize tüm kapıları kapattı ama biz umudun kapısını hep açık tuttuk!” diyen Yakut Ailesi’nin yaşadıkları paylaşıldı.

    İbrahim Kaya, Türkiye’de yüzlerce insanın bir devlet politikasının sonucu olarak gözaltında kaybedildiğini belirterek, bu kaybetmelere ilişkin başvuruların büyük bir kısmının soruşturma ve yargılama konusu olmadan kapatıldığını kaydetti.

    Kaya, “Gözaltında kaybetmelere ilişkin şeklen soruşturma yapılanlar ve dava açılanların neredeyse tamamında zamanaşımı ve beraat kararları verilerek süreç cezasızlıkla sonuçlandırıldı. Kayıpların izini sürenler ise hukuksuz yasaklamalar, polis şiddeti, gözaltılar, soruşturma ve kovuşturmalara maruz bırakıldı.” dedi.

    ETKİN SORUŞTURMA TALEBİ

    965. haftada Yahya Yakut’un akıbetinin açığa çıkartılmasını ve şüpheliler hakkında etkin soruşturma ve kovuşturma yürütülmesi talebini dile getiren Kaya, “İşlenen suçlarla yüzleşmeden, vicdani muhasebe yapmadan vahşetin bıraktığı leke silinmeyecektir. Galatasaray Meydanı tüm kayıpların yaşadığı zulmün hafıza mekanıdır. Cumartesi Anneleri’nin toplanma hakkına müdahale derhal sonlandırılsın. Yahya Yakut ve diğer tüm gözaltında kaybedilenlerin akıbeti kamuoyuna açıklansın, tüm failler yargılansın.” diye konuştu.

    MERSİN/PİRHA

  • Gazi İnci: Gözaltında kaybetmeleri unutturmayacağız- VİDEO

    Gazi İnci: Gözaltında kaybetmeleri unutturmayacağız- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, Cumartesi Anneleri’ne destek için yapılan açıklamada, “Bir insana yönelmiş en vahşi saldırı olan gözaltında kaybetme gerçeğini unutturmamak için mücadele etmekte kararlıyız. Cumartesi Anneleri’ne yönelik baskılar sonlandırılmalı, failler yargılanmalı” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, Cumartesi Anneleri’ne destek için Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması düzenledi. Açıklamaya İHD üyeleri, Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Yeşil Sol Parti ve HDP il yöneticileri ve Mersin Emek ve Demokrasi Platformu üyeleri katıldı.

    ABDÜLMECİT BASKIN HATIRLATILDI

    Gazi İnci, 1993 yılında gözaltında alındıktan sonra ölü bulunan Abdülmecit Baskın’ı hatırlatarak, “Ankara Altındağ Nüfus Müdürü Abdülmecit Baskın, 2 Kasım 1993 tarihinde iş yerindeki makamından çıktıktan sonra özel harekat polisleri tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alındığı inkar edilen Baskın’ın 4 Ekim 1993 tarihinde sorgulandıktan sonra ateşli silahla öldürülmüş, elleri arkadan bağlı cansız bedeni bir çiftçi tarafından Gölbaşı mevkiinde bulundu. Bulunduğu yer Milli İstihbarat Teşkilatı Genel Koordine Merkezi’ne çok yakın mesafedeki metruk bir binanın arkasıydı. Ailenin başvurusu üzerine başlatılan soruşturma etkin bir biçimde yürütülmedi. Dosya sürüncemede bırakıldı” dedi.

    “İTİRAFLARA RAĞMEN FAİLLER SERBEST BIRAKILDI”

    Cinayete ilişkin itiraf ve beyanlara rağmen yargılanan sanıkların beraat edildiğine vurgu yapan İnci, Cumartesi Anneleri’nin toplanma hakkına müdahalenin derhal sonlandırılmasını, Abdülmecit Baskın ve diğer tüm gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin kamuoyuna açıklanmasını ve tüm failler yargılanmasını talep etti.

    PİRHA/ MERSİN

     

  • İHD Mersin: Devlet onaylı nefret ağına geçit vermeyeceğiz- VİDEO

    İHD Mersin: Devlet onaylı nefret ağına geçit vermeyeceğiz- VİDEO

    PİRHA- LGBTİ+ karşıtı miting duyurusunun RTÜK’ün onayıyla televizyonlarda kamu spotu olarak yayımlanmasına tepki gösteren İHD Mersin Şubesi, “Hali hazırda yaşam güvenliği tehlikede olan LGBTİ+lar yeniden tehlike altına itilmiştir. Bu ıslak imzalı nefret karşısında geri adım atmayacağız, devlet onaylı bu nefret ağına geçit vermeyeceğiz” dedi.

    İstanbul Aile Vakfı’nın 17 Eylül’de Saraçhane’de düzenleyeceği ‘LGBT propagandasına dur’ mitinginin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) onayıyla kamu spotu olarak televizyonlarda yayımlanma kararı vermesine tepkiler büyüyor.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, konuya ilişkin dernek binasın açıklama yaptı. Açıklamaya Mersin 7 Renk Derneği de katıldı.

    “NEFRET DEVLET KANALIYLA DESTEKLENİYOR”

    Açıklama metnini Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon Sözcüsü İlhan Kılıç okudu.

    Çok uzun bir süredir LGBTİ+’lara karşı nefret söylemini ve uygulamalarını içeren bir politika hüküm sürdüğünü dile getiren İlhan Kılıç, “Son günlerde RTÜK kararıyla televizyonlarda yayınlanması amaçlanan bir kamu spotu hazırlanmıştır. Bu kamu spotunun açıkça LGBTİ+’lara karşı nefret örgütlemek adına hazırlandığı ortadadır. Dün Madımak Katliamı davasını düşürenler, katliamın savunucularını vekillik, dokunulmazlık gibi vasıflarla cesaretlendirmişti, şimdi aynı zihniyet LGBTİ+ nefretini başat propaganda aracı olarak kullananları devlet kanalıyla destekliyor” diye konuştu.

    Yaşananları protesto etmek için RTÜK önünde yürüyüş düzenleyen LGBTİ+lar ve hak savunucularının polis işkencesiyle gözaltına alındığını hatırlatan Kılıç, “Bu gözaltılar ve işkence bize bir kez daha gösterdi ki, devlet eliyle desteklenen bu nefret, zaten orantısız güç kullanan kolluk kuvvetlerini tekrardan cesaretlendirmiştir. Hali hazırda yaşam güvenliği tehlikede olan LGBTİ+lar ‘benim esnafım işini bilir’ politikası ile yeniden tehlike altına itilmiştir. Devlet tüm vatandaşların can güvenliğinden sorumludur” dedi.

    “LGBTİ+’LARIN VAROLUŞU YASAKLANAMAZ”

    Kılıç, televizyon kanallarında, çocukların izleyeceği saatlerde yayınlanan dizilerin içeriğinde ve haber bültenlerinde, şiddet, kan, silah ve tecavüz sahneleri sansürsüz yayınlanırken, varoluşsal bir yaşam formunu ‘zararlı’ diye göstermeyi izansızlıktır olarak değerlendirdi.

    Yaratılmak istenen nefret iklimine karşı insan haklarının ve yaşam haklarının yanında olduklarını ifade eden Kılıç, “İnsan hakları savunucuları olarak LGBTİ+ yurttaşlara karşı yürütülen ayrımcılık ve nefrete sonuna kadar karşı çıkacağımızı bir kez daha dile getiriyoruz. Haklarımızdan, hayatlarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Varoluşumuz yasaklanamaz” sözlerini kullandı.

     PİRHA/ MERSİN

     

  • İHD Mersin Şubesi: Cumartesi Anneleri sistemli bir şekilde engelleniyor- VİDEO

    İHD Mersin Şubesi: Cumartesi Anneleri sistemli bir şekilde engelleniyor- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri için yapılan destek eyleminde konuşan ÇHD Mersin Şube Sekreteri İsmail Bozkurt, Cumartesi Anneleri suç unsurları oluşmadığı halde sistemli bir şekilde engelleniyor ve gözaltına alınıyor. AYM kararına rağmen cumartesi buluşmalarının engellenmesi Anayasa tanımazlıktır” dedi.

    Kayıp evlatlarının akıbetini sormak için 28 yıldır Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Anneleri, her hafta güvenlik güçleri tarafından engellenip, darp edilerek gözaltına alınıyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, Cumartesi Anneleri’ne destek vermek ve hukuksuzluğa dikkat çekmek için her hafta Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yapıyor.

    Açıklamaya Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Mersin Şubesi (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği Mersin Şubesi (ÇHD), Mersin Demokrat Avukatlar Grubu (DAG) destek verdi.

    Basın açıklamasını okuyan ÇHD Mersin Şube Sekreteri İsmail Bozkurt, “Cumartesi Anneleri buluşması bir bireyin yapabileceği en barışçıl ve hak temelli eylemdir. Onlara yapılan saldırılar ise bir o kadar hukuk ve insanlık dışıdır. Anayasal güvenceye ve AYM kararına rağmen Cumartesi buluşmalarının engellenmesi Anayasa tanımazlıktır” sözlerini kullandı.

    Bozkurt, Cumartesi Anneleri’nin toplanma hakkına müdahale derhal sonlandırılması ve failleri bulunması talebinde bulundu.

    MERSİN/ PİRHA

  • ‘Küresel salgın ve olağanüstü hal koşullarında insan hakları nefes aldırır’

    ‘Küresel salgın ve olağanüstü hal koşullarında insan hakları nefes aldırır’

    PİRHA- 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası nedeniyle bir açıklama yapan İHD Mersin Şubesi, İnsan haklarıyla insandır. Küresel salgın ve olağanüstü hal koşullarında insan hakları nefes aldırır” dedi. 

    Haberin videosu;

    İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi, 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası nedeniyle bir açıklama yaptı.

    Açıklamada, “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 72. yılındayız” denilerek İnsan hakları Evrensel Bildirgesi’nin 10 Aralık 1948 günü Fransa’nın Başkenti Paris’te toplanan BM Genel Kurulu’nda kabul ve ilan edildiği hatırlatıldı.

    Türkiye’nin, Evrensel Bildirge’yi, 27 Mayıs 1949 tarihli Resmi Gazete’de yayınlayarak yürürlüğe koyduğunu belirten dernek, şunları kaydetti:

    “Küresel salgının daha da derinleştirdiği kriz hali, maalesef Türkiye’de de tüm yoğunluğu ve ağırlığı ile yaşanmaktadır. Ülke, 2016 yılından bu yana önce doğrudan, 19 Temmuz 2018 tarihinden itibaren de resmen kaldırıldığı söylense de yapılan pek çok düzenleme ile kalıcılık/süreklilik kazandırılan bir OHAL rejimi ile yönetilmektedir. Bu durum/süreç, siyasal iktidarın gücünü sınırlandıran anayasacılık ilkesinin terk edilmesine, böylece hem hukukun hem de kurumların baskıcı rejimin birer “aracı” haline getirilerek keyfiyetin ve bilhassa da belirsizliğin kamusal alana hakim kılınmasına yol açmıştır. Rejim, salgının olağanüstü niteliği ile OHAL’i birbiriyle ilişkilendirerek erkini daha da merkezileştirip toplum üzerindeki baskı ve kontrolünü arttırmaya çalışmaktadır.

    “MİLYONLARCA İNSAN AÇLIĞA MAHKUM EDİLDİ”

    OHAL ilanıyla birlikte siyasal iktidarın düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamaları, özellikle de basın üzerindeki kaygı verici boyutta artan baskı ve kontrolü 2020 yılında da sürmüştür. Türkiye’de ifade özgürlüğünün kullanımı siyasi, sanatsal, ticari, akademik, dini ve ahlaki hemen her ifade biçimi bakımından sorunlu olmakla birlikte kısıtlama ve ihlaller asli olarak siyasal nitelikli eleştirilere yöneliktir.

    Türkiye, son kırk yılın en ağır ekonomik krizlerinden birini yaşıyor. Covid-19 salgını ile birlikte bu tablo daha vahim bir görünüm kazanmıştır. Bugün ülkede hem biyolojik hem de sosyal yaşamını sürdürülebilmesi için salgın koşullarında çalışmak zorunda olan milyonlarca insan bulunmaktadır. Yıl içinde yaşanan iş cinayetlerinin toplam sayısı içinde, tüm tespit zorluklarına karşın, Covid-19 nedeniyle yaşamını yitiren işçilerin sayısı azımsanmayacak bir orandadır. Getirilen yasaklar ile milyonlarca insan evlerinde açlığa mahkum edilmiştir. İşsizlik ve yoksulluk en çok kadınları, çocukları ve mültecileri etkilemiştir.

    “MÜLTECİLER NEFRET SÖYLEMLERİNE MARUZ KALIYOR”

    Artık Türkiye toplumunun bir parçası, asli unsuru haline gelen mülteciler, her türlü ayrımcılığa ve istismara, nefret söylemine ve ekonomik sömürüye maruz kalıyorlar. 2020 yılında da yine kolluk güçlerinin yanı sıra sivil insanların da ırkçı ve nefret içerikli şiddetine maruz kalan mülteciler yaşamlarını yitirdiler. İnsan kaçakçıları tarafından para uğruna kandırılıp ölüme sürüklendiler. Salgının fiziksel, ruhsal, sosyal ve ekonomik tüm sonuçlarını en ağır bir şekilde yaşayan mülteciler, ne yazık ki toplumumuz açısından görmezden gelinen, hatta gözden çıkarılan hayatlar oldular.

    “COVİD-19 MESLEK HASTALIĞI OLARAK KABUL EDİLMELİ”

    Bugün, burada en başından beri salgını kontrol altına almak ve halkın sağlığını korumak için olağanüstü bir çaba harcayan ve gerekli önlemlerin yeterince alınmaması sonucu yaşamını yitiren sağlık çalışanlarını özellikle anmak isteriz. Sağlık çalışanlarının Covid-19’un iş kazası ve meslek hastalığı olarak kabul edilmesi talebi derhal kabul edilip yasalaşmalıdır. 

    Devletlerin ve hükümetlerin insan haklarına yönelik saygısının doğrudan belirleyici göstergesi hapishanelerdir. Yani bir ülkenin insan haklarının gelişmişliğinin doğrudan ölçütü ve mukayese aracı hapishaneleridir. Türkiye’de siyasal iktidarın hukuku, bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanması sonucunda maalesef hapishaneler tıka basa dolu durumdadır. Hapishaneler yaşam hakkı ihlalinden işkenceye ve sağlık hakkına erişime kadar ağır ve ciddi ihlallerinin yaşandığı yerlerdir. Covid-19 salgını açısından en riskli yerlerin başında hapishaneler gelmektedir. Salgın gerekçe gösterilerek mahpusların zaten kısıtlanmış olan hakları daha da kısıtlanarak yeni bir “normal” yaratılmak istenmektedir. Salgının ulaştığı boyut göz önüne alındığında yeni kayıplar ve hak ihlalleri yaşanmadan derhal söz konusu otoritelerin uyarı ve çağrılarına uygun yeni düzenlemeler yapılmalıdır.

    “ÜLKENİN TAMAMI İŞKENCEHANE HALİNE GELDİ”

    Türkiye’nin de bir parçası olduğu evrensel hukuk normlarına göre işkence mutlak olarak yasaklanmış ve insanlığa karşı bir suç olarak vasıflandırılmıştır. Bu doğrultuda T.C. Anayasası ve yasalarında işkence ve kötü muamele yasağı güvence altına alınmasına rağmen işkence olgusu 2020 yılında da Türkiye’nin başat insan hakları sorunu olmuştur. Denilebilir ki siyasal iktidarın baskı ve kontrole dayalı yönetme tarzı sonucu günümüzde ülkenin tamamı işkencehane haline gelmiştir.
    Yakın tarihimizin en utanç verici insan hakları ihlallerinden biri olan insanlığa karşı suç niteliğindeki zorla kaçırma/kaybetme vakaları OHAL’in ilan edildiği 2016 yılından bu yana yeniden artmaya başlamıştır. İnsanları kaçırma/kaybetme vakalarının, sonuna doğru geldiğimiz 2020’de hala devam ediyor olmasını son derece endişe verici buluyoruz.

    “ERKEK ŞİDDETİ ARTARAK DEVAM ETTİ”

    2020 yılında kadına yönelik erkek şiddeti de maalesef artarak devam etti. Buna karşın siyasal iktidar, “Türk aile yapısını bozduğu”, “eşcinselliğe yasal zemin hazırladığı” vb. gerekçeler ile kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önleme ve bununla mücadelede temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen İstanbul Sözleşmesi’ni hedef haline getirdi.
    Türkiye’de yurttaşlar, toplu olarak bir araya gelip eyleyemedikleri ve düşüncelerini açıklayamadıkları için örgütlenme özgürlüklerini de kullanamamakta, müşterek geleceklerini şekillendirmek üzere sivil ve kamusal alana örgütlü olarak katılamamaktadır. 2020 yılında insan hakları örgütlerinin, dernek, vakıf, emek ve meslek örgütleri ile siyasi partilerin, özellikle HDP’nin çok sayıda üye ve yöneticisi gözaltına alınmış, tutuklanmış, haklarında açılan davalar ile üzerlerinde baskı oluşturulmaya çalışılmıştır. Belediye eşbaşkanları, belediye meclis üyeleri görevden alınmış, yerlerine kayyım atanmıştır. Dokunulmazlıkları kaldırılan milletvekilleri tutuklanmış, siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin binalarına saldırılar olmuştur.

    KÜRT SORUNU

    Kürt sorunu, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en temel engellerden biri olarak varlığını korumaktadır. Sorunun barışçıl, demokratik ve adil çözümüne yönelik esas olarak iktidar tarafından içtenlikli, bütünlüklü adımların atılmaması, yanı sıra Ortadoğu’daki gelişmelerin de etkisi ile 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinin hemen ardından başlayan silahlı çatışma ortamı halen sürmekte ve başta yaşam hakkı olmak üzere ağır ve ciddi insan hakları ihlallerine yol açmaktadır.

    “TECRİT SONA ERMELİ”

    Hak savunucuları olarak bizler, Kürt sorununun her zaman demokratik, barışçıl ve adil çözümünü savunduk. Bunda ısrarlıyız. O nedenle, çatışmaların hemen durmasını istiyoruz. Çatışmasızlık ortamının tesisi ile birlikte çatışmasızlık halinin yaşanan olumsuzluklarından da hareketle tahkim edilmiş bir hale getirilerek güçlendirilmesi, izlenmesi ve toplumsal barışın sağlanabilmesi için tüm tarafların içtenlikli, etkin programlar geliştirmesi gerekmektedir. Bu bağlamda yeni barış sürecinin inşası için Selahattin Demirtaş şahsında seçilmiş Kürt siyasetçilerin siyasi rehine durumuna son verilmeli, siyasi mahpusların derhal tahliye edilmesi sağlanmalı, İmralı hapishanesi üzerindeki tecrit sona erdirilmelidir.

    2020’nin son çeyreği biterken siyasi iktidarın ortaya attığı insan hakları ve yargı alanında reform söylemleri ise bu tablo altında gerçekleşebilecek bir vaat olarak görülmemektedir. Gerçekten bir reform yapılmak isteniyorsa kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı yeni ve demokratik bir anayasanın yapılması ve geçmişle yüzleşmeyi sağlayacak gerçek bir çatışma çözüm sürecine girilmesi bir zorunluluktur. Bu adımlar atılmadan yapılacak şey reform değil, ancak uluslararası taleplere cevaben yapılan bir vitrin düzenlemesi olur.

    “İNSAN HAKLARIYLA İNSANDIR”

    Son söz olarak; var oluş nedenleri hak ihlallerinin son bulduğu, adalet, barış ve demokrasinin tesis edildiği bir ülke ve dünyaya ulaşmak olan İHD 34 ve TİHV 30 yaşındadır. Kardeş kuruluşlar olarak bizler, dün olduğu gibi bundan sonra da tüm zorluklara karşın ihlalleri belgeleyip, raporlayarak görünür kılmaya, böylelikle önlemeye, cezasızlıkla mücadele etmeye ve insan haklarına saygıyı yükseltmeye devam edeceğiz.
    İHD 34 yıldır, TİHV 30 yıldır ateşin düştüğü yerde…
    Görüyoruz, susmuyoruz, mücadele ediyoruz…
    İnsan haklarıyla insandır…
    Küresel salgın ve olağanüstü hal koşullarında insan hakları nefes aldırır.”

    PİRHA/ MERSİN

     

     

  • Mersin İHD’den açlık grevi açıklaması: Yetkililer hukuka uygun davranmalı

    Mersin İHD’den açlık grevi açıklaması: Yetkililer hukuka uygun davranmalı

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi, hapishanelerde süren açlık grevlerinde ölümlerin olmaması için ‘Yaşama ses ver’ nöbeti kapsamında basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, “Yetkililere de, herhangi bir can kaybı olmadan açlık grevlerinin sonlandırılması için hukuka uygun hareket etme çağrısı yapıyoruz” denildi.

    İHD Mersin Şubesi’nde gerçekleştirilen ‘Yaşama ses ver’ nöbetinde basın açıklaması gerçekleştirildi.

    İHD Şubesi’nde yapılan açıklamaya barış anaları, kurum temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Açıklamayı, İHD Şube Sekreteri Tahir Tüyben okudu.

    Açıklamada, “Türkiye,12 Eylül askeri darbesinden sonra hapishanelerdeki ihlallere karşı açlık grevi eylemleriyle tanışmış, ne yazık ki bu şekilde çok sayıda yurttaş yaşamını yitirmiştir. Açlık grevlerine yol açan koşulların ağırlığı, açlık grevi yapanların ölümü göze almalarına sebep olmaktadır. Türkiye’nin 12 Eylül sonrasındaki tarihi bunun açık bir kanıtıdır. Siyaset, medya, hukuk kurumları ve kamuoyu üzerinde etkisi olan bütün kişi ve kuruluşlar, yurttaşların ölümü göze almalarına yol açan ağır hak ihlallerine karşı hukuk ve demokrasiye inancın bir gereği olarak ses verme borcu altındadırlar” ifadeleri yer aldı.

    YETKİLİLERE HUKUKA UYGUN HAREKET ETME ÇAĞRISI  

    “Yaşanan ağır hak ihlalleri karşısında mecliste temsil edilen ve meclis dışındaki diğer siyasi partilerin de daha fazla ses çıkarması gerektiği bir dönemdeyiz. Bölgemizdeki Tarsus Kapalı Cezaevinde T1’de 73, T2’de 23, T3’de19 ,Kadın Kapalı Cezaevinde 18, Kayseri T1 Kapalı cezaevinde 64, Kayseri Kadın Kapalı Cezaevinde 20 olmak üzere toplam 217 kişi açlık grevindedir” denilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Avukatlarımızın haftada iki gün açlık grevindekilerle yaptıkları görüşmeler sonucunda sundukları rapora göre; Ocak ayında açlık grevine giren ilk gruplardaki mahpuslarda; kilo kaybı, uyku sorunu, baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü, koku, ses ve ışığa karşı duyarlılığın artması, mide bulantısı, kan kusma ve kanlı dışkı, gözlerde yanmalar gibi semptomların görülmeye başladığı tespit edilmiştir.

    Açlık grevlerine 5 Ocak tarihinde başlayan mahpuslarda geri dönüşü mümkün olmayan rahatsızlıkların oluştuğu, açlık grevine 1 Mart tarihinde başlayanların ise aynı sonuca doğru hızla gittiği gözlemlenmiştir. Bu yüzden tüm kamuoyuna duyarlılık çağrısı yapıyoruz.Anaların yüreği dayanmıyor artık.Gelin bu yüreği yangın yeri anaların sesine ses verelim ve genç ölümlere dur diyelim. Yetkililere de, herhangi bir can kaybı olmadan açlık grevlerinin sonlandırılması için hukuka uygun hareket etme çağrısı yapıyoruz.”

    PİRHA/MERSİN