PİRHA- Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) 2022 yılında yaptığı grevi hedef gösteren imam hakkında yapılan suç duyurusu karara bağlandı. Hekimleri hedef gösteren imama 1 yıl 8 ay hapis cezası verildi.
Dr. Ekrem Karakaya’nın öldürülmesi üzerine 7-8 Temmuz 2022 “G(ö)REV” eylemlerine katılan hekimleri hedef alan Konya’daki Kayalar Camisi imamı hakkında, Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) suç duyurusu üzerine açılan dava sonuçlandı.
Konya 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 28 Kasım 2023’te görülen karar duruşmasında savcılık; sanık imam suçlamayı kabul etmese de ihbar evrakı, açık kaynak araştırma raporu, görüntülü izleme ve çözün tutanağı doğrultusunda “halkı kin ve nefrete sürükleme” suçunun sabit olduğunu belirtti ve ceza talep etti.
Mahkeme de Türk Ceza Kanunu’nun “suç işlemeye tahrik” başlıklı 214. maddesi uyarınca imamın 1 yıl 8 ay hapis ile cezalandırılmasına ve beş yıl denetim süresine tabi olmak kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.
PİRHA- Alevi örgütleri öncülüğünde İstanbul Kadıköy’de yapılacak “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi kapsamında ziyaretler ve toplantılar sürüyor. Yeşilkent Cemevi’nde demokratik kitle örgütlerinin yöneticileriyle bir toplantı yapıldı. Alevi heyet Halkevi’ni de ziyaret ederek mitinge davet etti.
MHP destekli AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak artıyor.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmaları alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanete tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi de zorunlu hale getirdi.
AKP hükümetinin anti laik uygulamaları toplumda infial yaratıyor. Bu uygulamalara karşı Alevi örgütleri öncülüğünde İzmir’in ardından İstanbul Kadıköy’de “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi yapılacak. Miting, 10 Aralık Pazar günü saat 14.00’te başlayacak.
Mitingin hazırlıkları sürerken Alevi örgütlerinin temsilcileri çeşitli kurumları, medya organlarını, demokratik kitle örgütlerini ziyaret ederek mitinge katılmalarını ve destek vermelerini istiyor.
Bu kapsamda Avcılar’da bulunan Yeşilkent Cemevi’nde demokratik kitle örgütlerinin yöneticileriyle bir toplantı yapıldı. Toplantıda “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi ele alındı.
Alevi kurum temsilcileri, Halkevi’ni de ziyaret ederek mitinge davet etti.
PİRHA- ÇEDES proje adı altında okullara imam atanmasına tepkiler yükseliyor. Kepez Alevi Bektaşi Kültür Derneği Başkanı Abidin Özkan, “Bütün bunlar ne yazık ki Alevi toplumunu, Aleviliği yok etme projesidir. Buna şiddetle karşıyız” dedi.
Eğitimi dinselleştirme amacıyla yürürlüğe konulan ÇEDES projesi dahilinde Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında protokoller imzalandı.
Yapılan anlaşmaların sonucunda pedagojik eğitimi bulunmayan imamlar, İzmir ve Eskişehir başta olmak üzere çeşitli illerdeki okullarda görevlendirildi.
Laik eğitim anlayışına temelden aykırılıklar içeren ÇEDES projesi, Alevi toplumunca da tepkiyle karşılandı.
Kepez Alevi Bektaşi Kültür Derneği Başkanı Abidin Özkan, ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)’ projesi kapsamında okullara imam atanmasını PİRHA’ya değerlendirdi.
Abidin Özkan, yıllardır Alevilerin asimilasyon politikasıyla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Özellikle Aleviler üzerinde bir asimilasyon politikası uygulanıyor. Özellikle 20 yıldır da bu artarak geldi ve çeşitli yöntemler denendi. 4+4+4 sistem getirildi. Din dersleri kaldırılsın diye taleplerimiz varken tam tersine daha da alt sınıflara indirildi. Bu yetmezmiş gibi son zamanlarda okullara mescit yapılması kararı alındı” dedi.
“ÇEDES, “ALEVİLİĞİ YOK ETME PROJESİ”
ÇEDES projesi adı altında imamlar okullara danışman olarak atandıklarını vurgulayan Özkan, “Öğretmenlik sistemi bellidir ülkemizde. Öğretmen, okulunu bitirir, pedagojik formasyon derslerini alır, bu yeterliliğe sahip olduktan sonra uygun görülürse ataması yapılır. Şu anda danışmanlık adı altında okullara imam atıyorsunuz, pedagojik formasyonu var mı? Hangi eğitimi almış? Yetkisi bilgisi nedir? Bütün bunlar ne yazık ki Alevi toplumunu, Aleviliği yok etme projesidir. Buna şiddetle karşıyız” diye belirtti.
“SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMAMIZA RAĞMEN HİÇBİR SAVCI İŞLEME DAHİ KOYMADI”
İmamların atanması için pilot bölge olarak en çok Alevi aydın ve demokrat insanların yaşadığı bölgelerin seçildiğinin altını çizen Özkan, şöyle devam etti:
“İzmir’deki mitingde bunu haykırarak bağırdık ama ne yazık ki hukuk sistemi ülkemizde belli. Savcılıklara suç duyurusunda bulunulmasına rağmen savcılar bunu işleme dahi koymadılar. Valiliklere ve milli eğitim müdürlükleri hakkında suç duyurusunda bulunuldu ancak ne yazık ki dikkate alınmadı, alınacağını da sanmıyorum. Sağcısı, solcusu, bütün insanlar bir araya gelip ‘yeter artık’ demek zorundayız ki bu düzelsin. Aksi halde bir kişinin keyfiyetiyle daha çok imamlar görürüz. Zaten içi boşaltılmış bir eğitim sistemi varken, gelecekte nasıl bir gençlik, nasıl bir insan profili olacağını düşünebiliyor musunuz?”
PİRHA – İstanbul Eğitim Sen 3 Nolu Şube Başkanı Hüseyin Tosu, 10 Aralık’ta Kadıköy’de yapılacak “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingine katılım çağrısı yaptı. Tosu, “Üyelerimizi, velilerimizi eyleme karşı duyarlı olmaya davet ediyoruz. Laiklik bizim için hayattır, sudur,
Alevi kurumları öncülüğünde 10 Aralık Pazar günü saat 14.00’te İstanbul Kadıköy’de “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi yapılacak.
Bu kapsamda İstanbul Eğitim Sen 3 Nolu Şube Başkanı Hüseyin Tosu, 10 Aralık’ta Kadıköy’de yapılacak mitingin çok önemli olduğunu belirterek, tüm kesimlerin katılması için çağrı yaptı.
“10 ARALIK MİTİNGİ BİZİM AÇIMIZDAN ÖNEMLİ”
10 Aralık“Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitinginin Eğitim Sen açısından önemli olduğunu dile getiren Hüseyin Tosu, 16 Eylül’de Alevi kurumlarıyla birlikte İzmir’de yaptıkları mitingi hatırlatarak, “Özellikle içinde bulunduğumuz süreçte ÇEDES’le, cemaatle, Diyanetle yapılan protokoller bugün dinselleştirme konusunda öncekilerin tekrarı ve daha da geliştirilmiş şekilde devam ettiğini görüyoruz” dedi.
“ÜYELERİMİZİ, VELİLERİMİZİ MİTİNGE KARŞI DUYARLI OLMAYA DAVET EDİYORUZ”
Tosu, Eğitim Sen olarak 33 yıllık mücadelelerinin en önemli ayağının laiklik olduğunu belirterek, “Bizler her dönem laiklik için eylem ve etkinlikler yaptık, zaman zaman Alevi örgütleriyle beraber mitingler yaptık. Bugün de bunu önemsiyoruz”dedi.
Tosu, miting için şu çağrıyı yaptı:
“Üyelerimizi, velilerimizi eyleme karşı duyarlı olmaya davet ediyoruz. Laiklik bizim için hayattır, sudur, özgürlüktür, eşitliktir. Ve bizim mücadelemiz de özgürlük, eşitlik emek mücadelesidir. Bütün halkımızı mitinge davet ediyoruz.”
PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Süleyman Demir, 10 Aralık Pazar günü İstanbul Kadıköy’de yapılacak mitingin önemli olduğunu belirterek, “Okullara imam atanmasına karşı herkes ‘Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye’ mitingine katılmalı” dedi.
AKP hükümetinin eğitim müfredatını tamamen dinselleştirmesi toplumda büyük tepkilere yol açtı. Alevi kurumları öncülüğünde 10 Aralık Pazar günü saat 14.00’te İstanbul Kadıköy’de “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi yapılacak. Mitinge herkesin katılması için çağrılar sürüyor.
“İKTİDAR ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İÇİN ELİNDEN GELENİ YAPIYOR”
Siyasal İslamcı iktidarın kendisi ve dinci grupların çıkarları için elinden geleni yaptığını belirten Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Zakir Süleyman Demir, “Hükümet, en son ÇEDES projesi ile okullara imam atayarak bu da yetmedi mescit açarak kendi iradesi yürüsün diye asimilasyonla devam ediyor” dedi.
Tanrı kendi iradesini kullanmak için yeryüzündeki iyi insanları, yeryüzündeki kötü insanların da kendi iradesini kullanmak için tanrıyı kullandıklarını vurgulayan Demir, “Şu andaki siyasal İslam kendi iradesini yürütmek için hem tanrıyı kullanıyor hem de dini kullanıp özellikle çağdaş, demokrat Alevi kesimin çocuklarını kendi istediği gibi yetiştirmek istiyor” diye ifade etti.
“OKULLARA İMAMLARIN ATANMASI, MESCİT AÇILMASI SADECE ALEVİLERİN SORUNU DEĞİL”
Bu projeye karşı sadece Alevi toplumu değil, demokratik kitle örgütlerinin ortak mücadele etmesi gerektiğinin altını çizen Demir, şunalrı kaydetti:
” Sosyal demokrat kurumların, kadın eşitliğinin savunan kadınların da büyük bir mücadele vermesi gerekiyor. İslam devletlerine baktığınız zaman Türkiye, demokratik devlet olarak görünüyor ama bunu adım adım siyasal iktidar kendi kuracağı İslam Cumhuriyeti’ne doğru götürmeye çalışıyor. Bunun için sahip çıkacağımız bir miting 10 Aralık mitingi. Bütün demokratik kitle örgütleriyle, Alevi kurumlarıyla beraber 10 Aralık’ta İstanbul Kadıköy’de buluşacağız.”
PİRHA – Topçu Baba Alevi Dergahı Kurucu Başkanı Mustafa Can, ÇEDES projesi adı altında okullara imam atanması projesine tepki göstererek, “İmamların yeri okullar değil camilerdir. İmamlar, laik eğitimi ortadan kaldırmak, eğitimi tam anlamıyla dinselleştirmek ve dolayısıyla edilgen eğitimi egemen kılmak için okullarımıza gidiyorlar” dedi.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanete tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi.
“Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesine tepki gösteren Topçu Baba Alevi Dergahı Kurucu Başkanı Mustafa Can, PİRHA’ya konuştu.
“PEDAGOJİ FORMASYONUNDAN GEÇMEMİŞ BİRİ 5-6 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARA NE ANLATACAK?”
Mustafa Can, laik eğitimin önemine dikkat çekerek, “ÇEDES, laik eğitimin ortadan kaldırılması noktasında tabuta çakılan son çivilerden birisidir. Bugün ben de bir eğitimci olarak şunu ifade edebilirim ki artık okullar tamamen dinselleştirilmiş. Milli Eğitim Bakanı hiç çekinmeden ve toplumun gözünün içine bakarak diyebiliyor ki karma eğitim zorunlu değil. Halbuki biz şunu biliyoruz, laik eğitimin olmazsa olmazı kızların ve erkeklerin eğitim almasıdır ” edi.
Pedagojik bir formasyondan geçmeyen kişilerin okullarda çocuklara bir şey veremeyeceğini de söyleyen Can, “Türkiye’de bütün okullarımızda şu an dinsel bir eğitim tam anlamıyla uygulanmakta. Düşünün pedagojik bir formasyondan geçmemiş birisinin okulda çocuklara ne anlatacağını gerçekten ben en azından bir eğitimci olarak öğrenmek istiyorum. Pedagoji formasyonundan geçmemiş bir insanın 5 ve 6 yaşındaki çocuklara ne anlatacağını gerçekten çok merak ediyorum” diye konuştu.
İmamların okullarda öğrencilere soyut kavramları anlattıklarında 5-6 yaşındaki çocukların anlayamayacağını kaydeden Can, bilimsel eğitimin önemine vurgu yaptı. Can, şöyle devam etti:
“Bilimsel eğitim diyor ki, 5 ve 6 yaşındaki çocuklara yani ilköğretim öncesi çocuklara siz soyut kavramları anlatırsanız o çocukların ruh yapısını bozarsınız. Yani 4-5-6 yaşındaki çocuklar soyut kavramları anlayamazlar. Onlar masa, sandalye, kitap, defter, okul, öğretmen bunu bilebilirler. Yani elle dokunup, gözle göremeyeceği şeyleri tanımayabilirler. Melek, cin, peri gibi soyut kavramları o çocuklara anlatamazsınız. Şimdi imamlar soyut kavramları anlatmak için mi gidiyorlar? Bence tek bunun için değil, laik eğitimi ortadan kaldırmak, eğitimi tam anlamıyla dinselleştirmek ve dolayısıyla edilgen eğitimi egemen kılmak için okullarımıza gidiyorlar.”
“İMAMLARIN YERİ OKULLAR DEĞİL CAMİLERDİR”
İmamların yerinin okullar değil camiler olduğuna dikkat çeken Can, “İmamların yeri okullar değil camilerdir. Biz eğitimciler olarak camiye gitsek imamlar veya Diyanet bizi kabul eder mi? İmamların yeri, asli görevi olan camilere dönmek ve orada ibadetin görevlerini yerine getirmektir. Onun dışındaki okullarda alacağı görevler kendilerini de zor duruma düşürecektir” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, ÇEDES projesi kapsamında okullara imam atanmasına ve okullara mescit açılmasına tepki gösterdi. Yılmaz, “Bu proje sadece Alevilerin sorunu değil bu ülkede yaşayan bütün toplumun sorunudur” dedi. Yılmaz, ÇEDES projesinin iptali için üzerlerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getireceklerini kaydetti.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanete tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, ÇEDES projesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“ÇEDES PROJESİ TEKÇİ VE DAYATMACI BİR ZİHNİYETİN ÜRÜNÜ”
ÇEDES projesi toplumun her kesimini ilgilendirdiğini belirten Seher Şengüllü Yılmaz, “Bu proje sadece Alevilerin sorunu değil bu ülkede yaşayan bütün toplumların sorunu. Manevi danışmanlık adı altında tekçi, dayatmacı bir zihniyetin artık ilkokul seviyesine kadar inmesidir” dedi.
“ÇEDES’in açılımına bakıldığında ‘değerlerime saygılıyım, çevreme duyarlıyım, kültürüme sahip çıkıyorum.’ Kelime anlamıyla güzel, özüne bakıldığında gerçeklikten uzak” diyen Yılmaz, “Kelime anlamıyla çok güzel ama özüne baktığımızda tekli bir anlayış. Hiç kimsenin inancına, hiç kimsenin dinine, diline, rengine saygısı olmayan, herkesi tek kulvarda gören bir anlayışı kabul etmemiz asla mümkün değil” diye konuştu.
“ÇEDES PROJESİNİN ÖNÜNÜ KESMEK İÇİN MÜCADELE ETMEK ZORUNDAYIZ”
ÇEDES projesinin iptali için üzerlerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getireceklerini vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:
“Özellikle bu ÇEDES ayağını bitirmek adına hukuki girişimleri ve bu anlamda da bir mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Bunların önünü kapatmak adına mücadele etmek zorundayız ki beklediğimiz adaleti bulabilelim. Bu konuda sesimizi çok yüksek sesle haykırmak zorundayız. Sokak mücadelesi dediğimiz de bu oluyor. Gerekirse daha fazla mitingler yapacağız, gerekirse daha fazla direnç göstereceğiz ve bu bize dayatılan ÇEDES projesi gibi projelerin önüne geçeceğiz.”
“YAŞAMIŞ OLDUĞUMUZ ADALETSİZLİĞİ KARŞI TÜM DÜNYAYA DUYURACAĞIZ”
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, “Bunun 5 ile, 10 ile çıkmasını engellemek için mücadeleyi daha yüksek sesle, toplumun her kesimiyle birlikte yapmamız lazım. Yaşamış olduğumuz adaletsizliği yüksek sesle haykırarak, tüm dünyaya duyurarak, kamuyu oluşturarak, bir şekilde elde etmeye çalışacağız” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Antalya’da Karatepe Mahallesi Kültür Dayanışma Derneği Başkanı Abidin İfrit, zorunlu din derslerine ve ÇEDES projesine tepki göstererek, “İmamların okulları atanması, okullara mescit açılması ve zorunlu din derslerinin saatlerinin arttırılması, imamların dersten çıkıp zorla çocukları camilere götürmesi çok çirkin bir boyuta gelmiştir” dedi. İfrit, çocuklarının din derslerini almasını istemediğini de kaydetti.
Okullara imam atanmasının ardından anaokullarına mescit açılmasının zorunlu hale getirilmesine ilişkin Antalya Karatepe Mahallesi Kültür Dayanışma Yaşatma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Abidin İfrit, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
Bugüne kadar hükümet tarafından derneklerine bir ziyaret gerçekleşmediğini belirten İfrit, “Antalya’da Alevi bileşenleri çatısı altında diğer kurum ve kuruluşlarla beraber hareket etmekteyiz. Özellikle ÇEDES ile ilgili İzmir mitinginde Karatepe Derneği olarak yerimizi aldık” dedi.
“OKULLARA İMAM ATANMASINI VE MESCİT YAPILMASINI İSTEMİYORUZ”
ÇEDES projesi çerçevesinde imamların okullara atanmasına tepki gösteren İfrit, “Okullara mescit açılması ve zorunlu din derslerini saatlerinin artması, imamların dersten çıkıp zorla çocukları camilere götürüp ziyaret ettirmesi çok çirkin bir boyuta gelmektedir” diye konuştu.
Abidin İfrit, Aleviler olarak eşit yurttaşlık haklarını her zaman talep ettiklerini belirterek, “Taleplerimizi her zaman alanlarda mücadele ederek dile getiriyoruz. Çocuklarımızın zorunlu din derslerine tabi tutulmaması için devletin değişik kurumlarına dilekçelerle başvurularımızı yaptık. Hiçbir şekilde de kendi çocuklarımızın zorunlu din dersleri almasını da istemiyoruz” dedi.
“DEVLET ALEVİ TOPLUMUNU KUŞATMA ALTINA ALMAYA ÇALIŞIYOR”
Dedelere maaş alınmasınına eğilimli kurumlar olduğunu ifade eden İfrit şunları kaydetti:
“Dedelerimizin maaş alma talebi elbette yoktur fakat devlet bu konuda çok büyük bir yaptırım noktasına gelmiştir. Tamamıyla bu yaptırımlara karşıyız. Devlet tamamıyla Alevi toplumunu kuşatma altına almaya çalışıyor. Devlet bunun için kendi mekanizmalarını çok iyi kullanıyor. Bu baskıya olabildiğince direniyoruz, direnmeye de devam edeceğiz.”
PİRHA- Afyon’un Şuhut ilçesine bağlı Kayabelen Folklor Araştırma Derneği ve Kayabelen Cemevi Başkanı Özgür Oğuz, ÇEDES projesine ve okullara mescit açılmasına tepki gösterdi. Oğuz, okullara imam atamasına, anaokullarına mescit açılmasına sadece Aleviler ve Eğitim-Sen’in değil herkesin karşı çıkması ve tepki göstermesi gerektiğini kaydetti.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanete tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi.
Afyon’un Şuhut ilçesine bağlı Kayabelen Folklor Araştırma Derneği (Kafa-Der)/Kayabelen Cemevi Başkanı Özgür Oğuz, ÇEDES projesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“OKULLARA İMAM ATANMASI VE MESCİT AÇILMASINI ASLA KABUL ETMİYORUZ”
Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkesine dikkat edilmesi gerektiğini belirten Özgür Oğuz, “Cumhuriyet tek başına bir şey ifade etmez. Cumhuriyeti anlamlı kılan laikliktir. Laiklik ilkesi din ile devlet işlerini birbirinden ayırmak olarak tanımlanır da asıl o değildir. Laiklik, aslında din ve vicdan hürriyetidir, bağımsızlığıdır, bunların korunmasıdır” dedi.
Hükümetin okullara imam atamasının, anaokullarına kadar mescit açmasının laiklik ilkesine karşı hamleler olduğunu vurgulayan Oğuz, “İmam kavramı Cumhuriyetle beraber ortaya çıktı. İmamı camide namaz kıldıran gibi algılamayın. Devletten maaş alan diye konuşuyoruz, algı böyle başlıyor. Cumhuriyetten önce böyle bir şey yoktu. Çok sevdikleri şeriat düzeni dediklerin de bile yoktu. Dolayısıyla bu bir kadrolaşmadır. Bunların hepsi pastadan pay alma mantığıdır. Kendi kadrolarını yerleştirmek, iş sağlamak içindir” diye konuştu.
Karma eğitime ve laikliğe karşı yapılan girişimlerin asla kabul edilemeyeceğini belirten Oğuz, şunları kaydetti:
“Çünkü eğitim belki 100 yıllık bir yatırımdır. Biraz yaşam süresini abartarak söylersek 5-6 yaşındaki bir çocuğa vermeye başladığınız eğitim süreci 100 yıllık yatırımlardır. Dolayısıyla eğitime yönelik bunların en temel mantığı bu süreci dönüştürmedir. Biz bunu kabul etmiyoruz, doğru bulmuyoruz. Bizler aydınlık geleceği savunan insanlarız.”
“TOPLUMSAL MUHALEFET ADETA ÖNDERSİZLİK DURUMU YAŞIYOR”
Bir bütün ülkenin içinde bulunduğu durum ve yaşanan sorunlara bakıldığında aslında toplumsal muhalefetin zirve yapması gerektiği belirten Oğuz, “O kadar zor koşullarda yaşanıyor ki şu anda ülkede ekonomik koşullar, kültürel koşular o kadar ağır ki! Toplumsal muhalefetin zirve yapacağı bir dönemde, muhalefet önderlerini bulamıyor. Kurumsal muhalefet partilerinin ya da demokrat kitle örgütlerinin, sendikaların üzerlerinde atalet var. Bu ataleti atamıyorlar” ifadelerini kullandı.
“SENDİKALAR, MESLEK ÖRGÜTLERİ MÜCADELE YÜRÜTMELİ”
Devletin eğitim alanında uygulamaya koyduğu projelere karşı örgütlü anlayışın ön plana çıkması gerektiğini savunan Oğuz, şöyle devam etti:
“Muhalefet algısının artık ideolojik muhalefete dönülmesi lazım. Bizde şu anda biraz siyasal muhalefet algısı var. Yani siyasi partiye karşı başka bir siyasi partinin muhalif anlayışı var. Bunun ideolojik bir mesele olduğunun kabul edilmesi gerekir. Demokratik kitle örgütleri çok önemlidir ama asıl mesele sendikalardır, meslek örgütlerdir. Biz köy derneği olarak, dernekler federasyonları olarak ne yapabiliriz? Ama sendikalar, özellikle meslek örgütleri biraz daha bu konuda sesini çıkarması lazım ki biz de onları destekleyelim.”
“HERKES MUHATAP OLMALI, SADECE ALEVİLER DEĞİL”
Okullara imam atanmasının laikliğe karşı yapılan bir hamle olduğunu söyleyen Özgür Oğuz, “Mescidin anaokul düzeyine indirilmesinin muhatabı sadece Aleviler ve Eğitim-Sen değil. Laiklik söz konusu olduğu için herkes muhatap” dedi.
“DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ VE ALEVİLER SIK SIK BİRARAYA GELMELİ”
Demokratik kitle örgütlerinin Alevi dernekleriyle bir araya gelmemesini de eleştiren Özgür Oğuz, “Bugün muhalefet kendi içinde değişim diyor. Neyi değiştirecek ben anlayamadım. Dip dalga oluşunca toplumsal muhalefet muhalefetliğini yapar” diye konuştu.
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Kızılarık Cemevi Dedesi Kenan Akbaba, ÇEDES projesine veokullara mescit açılmasına tepki göstererek, “Okullara mescit açılması bir ülke için acı bir tablodur. Bu tamamen bilimin, ilimin önünü keserek cahil ve ümmetçi bir toplum yetiştirmenin adımıdır” dedi.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanete tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Dedesi Üryan Hızır Ocağı’ndan Kenan Akbaba, ÇEDES projesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“ÜMMETÇİ TOPLUM YETİŞTİRMENİN ADIMIDIR”
Ülke genelinde ortaokuldan başlayarak ilkokullara kadar mescitlerin açılmasını şeriata doğru gidişin adımı olduğunu belirten Akbaba, “Bu bir ülke için, bu dünya için acı bir tablodur. Bu tamamen bilimin, ilimin önünü keserek cahil ve ümmetçi bir toplum yetiştirmenin adımıdır” dedi.
Ülkenin sahipsiz olmadığının altını çizen Akbaba, “3 yaşında 5 yaşında anne kucağında olan bu çocukların dinle ne ilişkisi var. Oysaki bu okullarımızda sadece Sünni vatandaşlarımız Alevi vatandaşlarımız gitmiyor, her dinden insan okula gidiyor” diye belirtti.
“OKULLARA MESCİT YAPILMASI UTANÇ VERİCİ BİR DURUM”
Eğer bir insan inancını öğrenecekse buna ilişkin ibadet yerleri olduğuna işaret eden Akbaba, “Buralar ilim yuvaları. Dünya teknolojiyle uğraşırken biz dinin içinden çıkamıyoruz. Bunun gündeme gelmesi bile utanç vericidir. Onun için tekrar bunu protesto ediyor, gereken neyse bizler katkıda bulunacağız” ifadelerini kullandı.
PİRHA- ÇEDES projesine ilişkin konuşan PSAKD Diyarbakır Şubesi Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı, “Anaokullarında ve tüm okullarda mescitlerin zorunlu hale getirilmesine baktığımızda da artık ülkemizin bir İslam cumhuriyetine doğru koşar adımlarla gittiğini görüyoruz” dedi ve bunun sadece Alevilerin sorunu olmadığını ekledi.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD)Diyarbakır Şubesi Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı, ÇEDES projesine ilişkin PİRHA‘ya konuştu.
Son dönemlerde okullara yönelik uygulamaya konan ÇEDES projesinin ismine bakıldığında çok da itici gelmediğini ama asıl önemli olanın altındaki gerçeklere bakmak olduğunu belirten Atlı, okullara fahri imam atanmasıyla ilgili olarak, “Bizim bildiğimiz rehberlik çalışmalarına rehberlik öğretmenleri katılır. Şimdi artık bunları da ekarte edip çocuklarımızı direk imamlara teslim ediyorlar. Pedagojik eğitim almamış kişilerin bu tür rehberlik çalışmaları yapmaları, tabii ki çocuklarımızın ilerideki öğrenim hayatları açısından çok sakıncalı” dedi.
“ÇEDES’E SADECE ALEVİLER DEĞİL TÜM TOPLUM KARŞI ÇIKMALI”
Buradaki amacın sorgulanması gerektiğini ifade eden Atlı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aslında buradaki amaç bütün okulları imam hatipleştirmek, bütün dersleri zorunlu din dersine yöneltmek. Son dönemlerde anaokullarına zaten zorunlu din dersleri getirilmişti. Anaokullarında ve tüm okullarda mescitlerin zorunlu hale getirilmesine baktığımızda da artık ülkemizin bir İslam cumhuriyetine doğru koşar adımlarla gittiğini görüyoruz. Buna sadece Alevilerin karşı çıkması gerekmiyor. Bu bütün toplumun, Türkiye toplumunun bir sorunudur. Buna acilen karşı çıkılmadığı müddetçe ileride çok büyük sorunlarla karşılaşacağız.
Tüm toplum olarak, demokratik sivil toplum kuruluşları ve bütün siyasi partiler olarak buna karşı çıkmak gerekiyor. Sesimizi yükseltmemiz gerekiyor. ÇEDES projesinin iptal edilmesi için bir an önce insanların sahaya inip seslerini yükseltmesi gerekiyor.”
PİRHA- Urfa’da 12 yaşındaki çocuğa istismarda bulunduğu ortaya çıkan Akçakale Müftüsü Halil Bilik’in, okullara imam ve din görevlisi atanması projesinde yer aldığı ortaya çıktı. Müftünün çocuğu okulun mescidinde istismar ettiği belirtildi.
12 Ekim’de Urfa’nın Akçakale ilçesinde bir okulda 12 yaşındaki çocuk, Akçakale İlçe Müftüsü Halil Bilik’in cinsel istismarına maruz kaldı. İ.U’nun yaşadıklarını bir öğretmenine anlatması üzerine müftü Halil Bilik tutuklandı. Bilik’in Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasından imzalanan protokolle ÇEDES projesiyle sözde ‘manevi danışman’ olarak okulda göreve getirildiği ortaya çıktı.
12 yaşındaki çocuğu sistematik olarak taciz eden müftü Bilik’in ‘Peygamberimizin Hayatı’ dersini vermek için okulda bulunduğu belirtildi. Rehber öğretmenine Bilik’in, okulun mescidinde kendisini istismar ettiğini anlatan İ.U’nun ailesi müftüden şikayetçi oldu.
2021 yılında sadece ortaokullar ve imam hatip okullarını kapsayan okullara imam, vaiz, müftülerin atanmasını amaçlayan Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesinin 2023 yılında imzalanan ek protokolle anaokulu ve ilkokulları da kapsayacak şekilde kapması genişletildi.
PİRHA- HEDEP İstanbul Milletvekili Celal Fırat, hükümetin anaokullarına mescit açılmasını zorunlu hale getirmesine Meclis Genel Kurulu’nda tepki gösterdi. Fırat, “Her geçen gün daha da dinselleştirilen eğitim kurumlarına mescit yapmanın sebebi nedir? Bizler Aleviyiz. Çocuklarımıza farklı bir inancın dayatılmasını doğru bulmuyoruz ve kabul etmiyoruz” diyerek kararın geri çekilmesi için MEB’e çağrı yaptı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Meclis Genel Kurulu’nda söz alarak, okullara imam atanmasının ardından anaokullarına mescit açılmasının zorunlu hale getirilmesine tepki gösterdi.
Milli Eğitim Bakanlığı’na seslenen Fırat, “Her geçen gün daha da dinselleştirilen eğitim kurumlarına mescit yapmanın sebebi nedir? Küçücük yavrularımızın gittiği bir eğitim kurumunda mescite neden ihtiyaç duyulmakta bunu merak etmekteyiz” dedi.
“Bizim her türlü inanca saygımız var” diyen Fırat, “Bizler Aleviyiz. Çocuklarımıza farklı bir inancın dayatılmasını doğru bulmuyoruz ve kabul etmiyoruz” ifadesini kullandı.
“ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı, şimdi de anaokullarında mescidi zorunlu hale getirdi. Her geçen gün daha da dinselleştirilen eğitim kurumlarına mescit yapmanın sebebi nedir? Küçücük yavrularımızın gittiği bir eğitim kurumunda mescite neden ihtiyaç duyulmakta bunu merak etmekteyiz. Ülkede yaşayan onlarca farklı inanç ve kültür varken, bu tek tipleştirme gayreti demokratik bir ülken yaratmanın önünde büyük bir engeldir.
Bu ülkede yaşayan ve öteki olan insanların çocuklarına bu zulmü reva görenleri kınıyorum. Milli Eğitim Bakanlığını acilen bu düzenlemeyi geri çekmeye çağırıyorum. Eğitimin bilimselleşmesi için bu çatı altında çalışma yapmamız gerektiğine inanıyorum. Eğitim acilen bilimsel, parasız, eşit ve anadilinde olmalıdır.”
PİRHA- AKP hükümetinin okullara imam atamasına tepki gösteren Araştırmacı Yazar Ali Aksüt, “ÇEDES projesi laikliğe, bugünün uygarlığına, 21 yüzyıl insanlığına yakışmayan, düşünce sistemine uymayan insana göre bir proje değildir” dedi.
Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi adı altında okullara imam atanıyor.
Okullara imam atanmasının ardından, anaokullarına da mescit açılmasını zorunlu kılan AKP hükümetine tepkiler yükseliyor.
Araştırmacı-Yazar Ali Aksüt, hükümetin din odaklı politikalarını eleştirdi.
“ÇEDES PROJESİ SADECE ALDATMACA, ”
Algı olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan hiçbir farkının olmadığını ve cemaatlerin katkısıyla ÇEDES denilen bir projenin hayata geçirilmeye çalışıldığını belirten Aksüt, “Çevreme duyarlıyım, değerlerime saygılıyım (ÇEDES) çevremizin neresine duyarlıyız? Anadolu’da bir uçağa binip bir havaalanından diğer bir havaalanına giderken tepesi delinmemiş bir dağ, yağma edilmemiş bir orman görebiliyor musunuz? Kirlenmemiş bir ırmak görebiliyor musunuz? Erzincan’dan Kaz Dağlarına kadar olan bölgede siyanür depolarının toplumun içme sularına karıştığını, Kızılırmak’ın kızıl kan gibi aktığını görmüyor musunuz? Bu çevreye duyarlılık mıdır? Çevreyi bile bile belli insanlara yok ettirmek midir? Bu bir ayıbı sloganlaştırıp da bir güzellik gibi sunmaktır” diye konuştu.
“ÇEDES SAHNEYE ÇIKMIŞ CANBAZIN SÖZLERİ GİBİ KANDIRMACA”
Okullara imam atanması projesinin ‘değerler’ adı altında bir kandırmaca olduğunu söyleyen Aksüt, “İnsani değerlerin hangisine saygılıyız ki biz değerlerimize saygılı olalım. Önce insanın kendisi bir değer. Kendisi bir değer olan insana saygı duymadan değerlerime saygılıyım sloganıyla ortaya çıkıyorsanız. Bu gerçekten toplumsal, paylaşımcı, kucaklayıcı bir slogan değil. Bir sahneye çıkmış cambazın sözleri gibi kandırmacadır ve doğru değildir” ifadelerini kullandı.
Aksüt, “Dünya’da 57 tane İslam ülkesi var. 57 tane benzetmek istedikleri İslam ülkelerindeki insanlar nereye kaçıp gidiyorlar? Kendi rönesansını yapmış başka ülkelere ”dedi.
“HİÇBİR ALEVİ ÇEDES PROJESİNİN YANINDA YER ALAMAZ”
Aksüt, Alevilerin bu projede yer almayacağını sözlerine ekleyerek şöyle devam etti:
“Aleviliği Kalender Çelebi’nin etrafındakiler Nurhak’ta nasıl sattılar ise, Hallacı Mansur’un, Nesimi’nin etrafındakiler nasıl sattılar ise bugün satanlardan biri olarak da kime hizmet ederler? Ya kendi egolarına ya da kendilerini yönlendirenlere. Hiçbir Alevi dedesi, hiçbir Bektaşi babası, hiçbir inanç önderi ÇEDES adı verilen projenin yanında yer almaz. Bu projenin yanında yer alan Alevi gibi görünen kesimler Alevi ahlakına Alevi yaklaşımına ters düşmektedir. Dünyayı zindana çeviren siyasal İslam’ın bütün projeleri Alevilere öğretilerek Aleviler bir yere taşınamaz.”
“TARİHİN EN AYIP EN YANLIŞ İŞİNİ YAPIYORLAR”
Siyasal İslam anlayışının inançları bir araç olarak kullandığı eleştirisinde bulunan Aksüt, “Bu inancı alıp siyasal İslam’ın elinde bir oyuncak, bir malzeme haline getirmek isteyenler, tarihin en ayıp işini yapıyorlar. Bunların bu ayıptan dönmeleri, özlerine dönmeleri kendilerine iyilik, torunlarına da temiz bir miras bırakmak olacaktır. ÇEDES projesi çağdaş bir proje değildir” dedi.
“BEN KİMSENİN İNANCINA KARIŞMIYORSAM, BAŞKASI DA BENİM İNANCIMA KARIŞAMAZ”
Alevi inancı ve diğer farklı inançlara diretilen zorunlu din derslerini hatırlatan Aksüt, “Ben bu kötülüklerin karşısına çıkıyorum, ben inancımı savunuyorum. Ben başka bir inanca müdahale etmiyorum kimse de bana müdahale etmesin. Bu ülke laikse ben kendi inancımı yaşamak istiyorum. Okullarımızda geçmişten beri zorunlu din dersi var. Bir çocuk 6 yaşına kadar belli bir kişilik buluyor. Bir aile çağdaş, laik çağa yaraşır bir şekilde yetiştirilirse, o aile hem yurtsever, hem paylaşımcı, hem kucaklayıcı hem de başka inançlara saygılı ve ahlaklı olur. O ailenin yetiştirdiği çocuk da aynı olur, farklı bir inanç mensubuna din dersi veremezler” diye konuştu.
“ÇEDES 21. YÜZYIL İNSANLIĞINA YAKIŞMAYAN BİR PROJEDİR”
Yazar Ali Aksüt, ÇEDES projesinin laiklik kavramıyla örtüşmediğini belirterek, “Okullarda din ve ahlak bilgisi dersi ister Alevi olmayan din adamları tarafından verilsin ister Alevi inancı içinden gelmiş Alevi görünümlü, Alevi kılıklı olanlar versin bu bir ayıptır. Her halükarda ÇEDES projesi laikliğe yakışmayan, bugünün uygarlığına yakışmayan, 21. yüzyıl insanlarına yakışmayan, düşünce sistemine uymayan bir projedir. İnsana göre bir proje değildir” şeklinde konuştu.
PİRHA- Menemen Cemevi’nde yapılan panelde, okullara imam atanması projesinin (ÇEDES) eğitim ihlali olduğu belirtildi. Panelde, iktidarın siyasi-ideolojik biçimlendirme girişimlerinin bir parçası olarak tanımlanan okullara imam atanması uygulamasına güçlü bir şekilde karşı konulması için çağrı yapıldı.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ üzerine oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı. çocukların ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirilemeyeceğini dile getirerek, bu süreçte güçlü bir karşı koyuşla bundan geri adım attırılması çağrısında bulundu.
Menemen Cemevi’nde gerçekleşen ve birçok kurumun ve öğrenci velilerinin katıldığı panele İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi avukatların Avukat Cemile Gemici ve Avukat Zerrin Şenyıl Kale,Psikiyatrist Dr. Gülperi Putgül Köybaşı ve Veli Naim Demir panelist olarak katıldı. Panelde ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirilemeyeceği belirtilerek, bu süreçte güçlü bir karşı koyuşla bundan geri adım attırılması çağrısında bulunuldu.
ÇALIŞMANIN ÖZNESİ VELİLER OLMALI
Panelde ilk söz alan Menemen Dersimliler Derneği Başkanı Gamze Yentür, ÇEDES projesi ile ilgili Menemen’de ortak bir çalışma yürütüleceğini, başlangıç olarak Uğur Mumcu Mahallesi’nin seçildiğini ifade etti. Çalışmayı Menemen’in birçok mahallesine taşıyacaklarını belirten Yentür, çalışmanın öznesinin veliler olması gerektiğini söyledi. Yentür, velilerin yanında olduklarını vurgulayıp, projeye dair değerlendirme yaptı.
ÇEDES PROJESİ MEVZUATA AYKIRI
Panelistlerden ilk olarak söz Avukat Zerrin Şenyıl Kale, proje ile ilgili hukuki alt yapıyı anlatarak, projenin eğitim hakkı ihlali olduğunu belirtti. Uluslararası sözleşmelerden anayasaya kadar projenin mevzuatlara aykırı olduğunu, belirsiz ve muğlak ifadelerle yasal mevzuatın oluşturulduğunu ifade eden Şenyıl Kale, değerlerin evrensel olduğunu; değer yargılarının kültürel olduğunu ve değer eğitiminin din eğitimi üzerinden verilmesinin doğru olmadığını dile getirdi.
VELİNİN İZNİNE TABİ OLMALI
Avukat Cemile Gemici ise projenin yasal olarak öğrenci velisinin iznine tabii olduğunun altını çizerek, zorunluluk dayatıldığında hukuken itiraz edilebileceğini söyledi.
Psikiyatrist Dr. Gülperi Putgül Köybaşı da, çocukların 12 yaşına kadar soyut düşünemediklerini, bu sebeple cennet, cehennem gibi kavramları anlamlandıramayacaklarını ifade ederek, o yaş grubuna dini eğitimin verilmesinin çocuk gelişimi açısından uygun olmadığını ifade etti. Köybaşı, çocuklara nasıl yaklaşmak gerektiğini ve psikolojik olarak destek olmanın yollarını anlatarak eğitimde laikliği vurguladı.
Öğrenci velisi Naim Demir ise veliler olarak kaygılı olduklarını, Alevi bir aile oldukları için farklı bir inanç üzerinden eğitim verilmesini doğru bulmadıklarını söyledi ve projeye karşı olduklarını ifade etti. Çocuklarının akademik kaygısı olduğunu, arkadaşları arasında yalnız kalmak istemediğini ekledi.
Soru cevap bölümünde ise bundan sonra yapılacaklar için somut adımlar tartışıldı.
PİRHA – Ankara Varto-Der Başkanı Özgür Yetiş Aslan, hükümetin dini dayatan politikalarını eleştirdi. Baskının okul çağında başladığını belirten Aslan, “ÇEDES pozitif anlama geliyor gibi ama bu ismin altında çok tehlikeli bir süreç var. AKP hükümeti, asimilasyon, ötekileştirme noktasında tavrına devam ediyor.”
Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi adı altında okullara imam atanmasına yönelik tepkiler yükseliyor.
AKP-MHP hükümetinin dinci ve baskıcı politikaları sebebiyle toplumdaki itirazlar da günden güne artıyor. Okul çağının ilk aşamasında başlayan dini dayatma hemen hemen yaşamın tüm alanlarına da yayılmış görünüyor.
Baskıcı ve asimilasyoncu yönetime karşı demokratik kitle örgütlerinin de mücadelesi sürüyor. Ankara Varto Kültür ve Dayanışma Derneği (Ankara Varto-Der) Başkanı Özgür Yetiş Aslan, hükümetin din odaklı politikalarını eleştirdi.
“ÇOK TEHLİKELİ BİR SÜREÇ VAR”
Özgür Yetiş Aslan, özelde Alevi toplumuna yönelik baskı politikalarını değerlendirdi. Aslan, öncelikle öğrencilerin maruz kaldığı dinci eğitime dair eleştirilerini paylaştı. Okullara imam atanmasının hak ihlali olduğu vurgusunu yapan Aslan, şunları söyledi:
“16 Eylül’de İzmir’de bir miting yapıldı. O mitingin bileşenlerinden biri olarak biz de ÇEDES projesine karşı olduğumuzu ifade ettik. Başka platformlarda da ÇEDES’in asimilasyona dönük bir proje olduğunu ifade ediyoruz. ‘Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ ismi çok pozitif anlama geliyor gibi ama bu ismin altında çok tehlikeli bir süreç var. Her şeyden önce bir asimilasyon politikası öteden beri devam ediyor. Bu uygulamalara tümden karşıyız. Alevilerin çocuklarına din dersi verilmemesi konusunda talepler öteden beri vardı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu konuda karar vermişti ancak uyulmadı. Bütün itirazlara rağmen daha baskıcı bir sürece doğru gidiliyor. AKP hükümeti, asimilasyon, ötekileştirme noktasında tavrına devam ediyor.”
“ÇEDES, SİNEYE ÇEKİLECEK BİR MESELE DEĞİL”
Özgür Yetiş Aslan, AKP hükümetinin, Müslüman olmayan bütün toplumları yok saydığının da altını çizdi. ÇEDES protokolüne karşı derneğin faaliyetlerini anlatan Aslan, şöyle devam etti:
“Müslüman olmayan birçok inanca karşı bir saldırı, dayatma var. Buna karşılık birçok kurum gibi biz de çocuklarımızın okullarda zorunlu din dersine tabi olmaması ve bu zorunlu anlayışı kabul etmeyeceğimize dair bir dilekçeyle üyelerimizi bilgilendiriyoruz. İlerleyen dönemde diğer bileşenlerle beraber farklı eylem ve tepkiler mutlaka olacaktır. Bu sineye çekilecek, oluruna bırakılacak bir mesele değil. Her tür yaşam tarzına müdahale edildiği bu dönemde inancımıza da, kültürel değerlerimize de saldırı görüyoruz. Buna dönük her türlü ortak hareket noktasında biz de mutlaka varız.”
“DOĞRUYU SAVUNDUĞUNUZDA BU SİSTEMDE ETKİN OLAMIYORSUNUZ”
Özgür Yetiş Aslan, Varto’daki okuryazarlık oranının ülke ortalamasının üzerinde olduğuna dikkat çekti. Bölge insanının ayrımcılığa maruz kaldığını söyleyen Aslan “Vartolular, torpil olayında çok başarılı olamaz, kendi olanaklarıyla bir yerlere gelir. Vartoluların, doğru bildiğini sonuna kadar savunan bir yapısı vardır. Dolayısıyla doğru bilineni savunduğu sürece maalesef bu sistemde çok etkin olamıyorsunuz. Aslında bu ülkenin yönetilme noktasında birçok Vartolunun en üst düzeyde olmasını görmemiz gerekiyor. Ama maalesef ki siyasal tercih yapılıyor ve malum mülakatlarla eleniyor. Tabii bu sadece Vartolulara özgü bir şey değil ama Vartoluların dışında birçok kriminalize edilmiş, kara listeye alınmış ilçe ve illerimiz de var” eleştirisini yaptı.
PİRHA-Alevi kurumları, demokratik kitle örgütleri ve meslek örgütleri, okullara imam atanması projesi olan ÇEDES’in iptali için ortak dilekçe kampanyasına başladı. Okullara imam atama projesine karşı ortak çatı altında birleşen kurumlar, ‘Mamak Bilimsel Eğitim Platformu’ adı altında Mamak’ta okul önlerinde dilekçe dağıtımına başladı.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Alevi örgütleri ve dernekler, sivil toplum örgütleri, siyasi parti ve sendikalar; Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Müdürlüğü (MEB) ile Gençlik ve Spor Bakanlığı ortaklığında imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında okullara imam atanmasının iptali için ortak dilekçe çalışması başlattı.
Mamak Bilimsel Eğitim Platformu, Mamak’ta okul önlerinde stantlar açarak ÇEDES projesinin iptal edilmesine ilişkin bildiriler ve dilekçeleri velilere dağıtıyor. Platform açılan stantlarda ortak bildirilerini de okuyor.
“ZENGİNE FEN DERSİ, YOKSULA DİN DERSİ”
Ortak bildiride şu ifadeler yer alıyor:
“AKP iktidarı, kindar nesil projesinin yeni bir ayağını örüyor. ÇEDES projesi ‘Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ gibi masum bir sloganla okullara ‘manevi danışman’ adı altında imam, vaiz, müezzzin, Kur’an Belletlerini atıyor. MEB’in yeni programıyla tüm ülkede ve Mamak’ta okullarda din dersleri, laik bilimsel, çağdaş eğitimin üstüne çıkarıldı.
Bu program ve projedeki amaçları çocuklarımızı laik bilimsel eğitimden yoksun bırakmak, yeterli bir eğitim olmadan geleceğe hazırlıksız yetiştirmek bu sayede düşünmeyen, sorgulamayan, araştırmayan, kendilerine itaatkar, istedikleri makul dindar, kindar nesli yetiştirmektir. Matematik, fen bilgisi gibi derslerin sayısı 4 saate kadar düşerken, din ve ahlak dersi adı altındadaki ders grupları zorunlu seçmeli halde, haftada 6 saate kadar çıkartıldı. Çocuklarımızı ve geleceğimizi karanlığa bırakmamak için laik, bilimsel, eşit eğitim demekten vazgeçmeyeceğiz.”
Mamak Bilimsel Eğitim Platformu, dilekçeleri teslim ederken evrak numarası ve tarih alınması gerektiğini belirterek, “ÇEDES projesine karşı çıkıyoruz. Bilimsel eğitim hakkımızı tekrar savunmak adına imamlar camiye, atanamayan öğretmenler okula gitsin istiyoruz. Velilerimize bir itiraz dilekçesi sunuyoruz. Velilerimiz bunu doldurduktan sonra okul aile birlikleri ile birlikte, müdür ya da müdür yardımcısına teslim edip resmi işlem olarak adlandırılması için evrak numarası ve tarih almaları gerekiyor” dedi.
“ÇOCUKLARIMIZIN BÖYLE BİR PROJEYE ALET EDİLMEMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”
ÇEDES projesinin iptaline ilişkin çalışmalarda yer alan öğrenci velisi Aslıhan Han, dilekçe ve bildiri çalışmaları hakkında şu bilgileri verdi:
“Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve hükümetin bazı uygulamalarından velilerin haberi yok. Özellikle bu son yıllarda yapmaya çalıştığı eğitimin dinselleştirilmesinin bir parçası olarak ÇEDES projesini uygulamaya koydu ve biz bunun başka illerde uygulandığını biliyoruz. Bu illerde özellikle bizim bulunduğumuz okulda da bu çalışmaların başlayacağını, ÇEDES projesi kapsamında buraya din görevlilerinin atanacağını duymuştuk. Bu nedenle biz veliler olarak ve Mamak’taki demokratik kitle örgütleri olarak, burada hem velileri bilgilendirmek hem de buna karşı bir farkındalık yaratmak ve duyarlı olunması için bir çalışma başlattık. Bu çalışmanın bir kısmı ‘ÇEDES projesi nedir?’ bunu anlatan bildirileri dağıtmak. Diğeri de okul idarelerine dilekçe vererek böyle bir projeyi bu okulda kabul etmiyoruz, çocuklarımızın böyle bir projeye alet edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda da velilerin görüş ve önerilerini içeren bir dilekçe hazırlıyoruz. Velilere bunu sunuyoruz ve veliler idareye iletiyorlar.”
“ÇOCUKLARIMIZIN BİLİMSEL EĞİTİM ALMASI KONUSUNDA AİLELER İLE ORTAKLAŞIYORUZ”
Din görevlilerinin okullarda ‘manevi danışman’ olarak yer almaması konusunda ailelerin ortak bir noktada buluştuğunun altını çizen Han, “Bizim bugün yaptığımız çalışmada şunu fark ettik. Mamak gibi böyle daha demokrat, laikliği savunan bir bölgede bile ÇEDES projesinden birçok velinin haberi yok. Bu kapsamda velilerin bilgilendirilmesine ağırlık verilmesi gerektiğini anladık” diye konuştu.
Aslıhan Han şöyle devam etti:
“Şunu açıkça ifade etmek gerekirse, çocuğunu yazın Kur’an kursuna gönderen, bazı çocuklarını da imam hatip okullarına gönderen aileler bile bu okula Diyanet’in bir görevli atamasını ya da bir vakıftan bir görevli gelmesini, manevi danışman olarak atanmasını kabul etmiyorlar. Çünkü onlar da şöyle söylüyor: Her şeyin bir yeri var isteyen aileler zaten çocuğunu Kur’an kursuna gönderiyor. İsteyen çocuğunu imam hatibe gönderiyor. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarına böyle dini ifadelerle, dini argümanlarla din görevlisinin atanmasını ve görevlendirilmesini doğru bulmuyoruz.
Bu sadece bizim için değil. Yani belki siyaseten farklı düşünebiliriz, belki görüşlerimiz farklı olabilir bu tür ailelerle ama kaybımız ortak, çocuklarımız. Çocuklarımızın bilimsel eğitim alması konusunda ailelerle ortaklaşıyoruz. Bence bu bizim hareket noktamız aynı zamanda.”
PİRHA-AKP hükümetinin ÇEDES projesi adı altında okullara imam atamasına tepki gösteren Eğitimci Sevgi Kişin Sazan, “Bu proje en hafif deyimiyle bir kuşatmadır. Tek bir din, tek bir mezhep ve toplumda derinleşen kutuplaşmayı daha da derinleştirmek ve milliyetçilik üzerinden kendini var eden bu sistemin kendini daha da hissettirmesidir” dedi.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ önceleyerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)’ kapsamında okullara ‘manevi danışmanlık’ hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösteriyor.
Eğitimci Sevgi Kişin Sazan, okullara imam atanmasını PİRHA’ya değerlendirdi.
“4+4+4 PROJESİ İLE ÇEDES’İN TEMELLERİ ATILDI”
Eğitimde var olan sıkıntıların, temel eğitimin kaldırılıp 4+4+4 projesinin getirilmesi ile temellerinin atıldığını vurgulayan Kişin Sazan, “Ülkemizde yaşanan ve eğitimde sürekli gerici bir politikanın, gerici bir asimilasyon politikasının eğitimi çepeçevre alması ve özellikle biz farklı kimlikler ve kültürlere sahip olan Alevileri, ciddi anlamda endişelendirmiştir. Elbette ki bu sadece Alevileri endişelendiren bir durum değildir. Laik, bilimsel ve ana dilde eğitime taraf olan her insanı ciddi anlamda kaygılandırmıştır” dedi.
24 yıl sınıf öğretmenliği yaptığını belirten Kişin Sazan, şöyle devam etti:
“Daha sonra 2015’te KHK’yla ihraç edilen bir öğretmendim ama çocuklarla ilgili gözlemlerimi de burada paylaşmak istiyorum. Daha önce bu din dersini ilkokul öğretmenleri veriyordu. Fakat ‘4+4+4’ projesiyle temel eğitim ortadan kaldırılınca burada da ciddi bir problem ortaya çıktı. Aslında o zaman ciddi bir reaksiyon göstermek gerekirdi. 4+4+4‘’ şu demektir. Birincisi kapitalist düzende ciddi anlamda yoksulları, emekçilerin çocuklarını mesleki okullara yönlendirip onları kalifiyeli işçi edinme projesiydi. İkincisi, zaten anketlerde gösteriyor ki kız çocuklarının bu ‘4+4+4 projesinden sonra okulu bırakma oranı gittikçe fazlalaştı. Çocuk gelinlerin sayısı arttı. Zaten hedef de buydu. Açıkçası bir taraftan eğitimde kadını da vurmaktı. Başarılı oldular.
Daha sonra bunu daha da derinleştirmek amaçlı işte bizim bugün ÇEDES dediğimiz programdır. Bu programın en önemli tarafı sınırsız olmasıdır. Evet şu anda İzmir ve Eskişehir’de pilot bölgeler uygulanmaya başlanmıştır. Tabii İzmir ve Eskişehir gibi, laik, seküler illerde başlanması da benim aklıma açıkçası şunu getirir. Yani zordan başlarsa, eğer orada tutulursa, diğer illerde de uygulamaya geçer. Muhtemelen böyle bir düşüncedir.”
“BU PROJE BİR KUŞATMADIR”
Okullarda manevi danışmanlık için rehberlik öğretmenlerinin olduğunu belirten Kişin Sazan, “Rehberlik danışmanları var. Yani manevi bir danışmana ihtiyaç varsa onlar bu işin eğitimini almış öğretmenlerdir. Dinle ilgili de zaten din bilgisi ve ahlak öğretmenleri var. O ihtiyacı da bunlar karşılıyorlar zaten. Yani bu proje bambaşka bir amaçtır. Yani en hafif deyimiyle bir kuşatmadır. Bunun başka bir anlamı yoktur. Tek bir din, tek bir mezhep ve toplumda derinleşen kutuplaşmayı daha da derinleştirmek ve milliyetçilik üzerinden kendini var eden bu sistemin kendini daha da hissettirmesidir” dedi.
“İmamların pedagojik formasyonu, eğitimleri yoktur” diyen Sevgi Kişin Sazan, “Asıl sıkıntı şudur ki bunların danışmanlık yaptıkları yani imamlık yaptıkları vakıflarda, tarikatlarda çocukların ciddi anlamda şiddetle, istismarla karşı karşıya kaldıklarını biliyoruz. Bu bizim, Türkiye’deki gerçekliğimizdir. Ensar Vakfı bunun bir örneğidir. Adana’da bir ihmal sonucu yanarak ölen Kur’an kursu çocuklarından tutun, bir bakanın çıkıp bir defadan bir şey olmaz demesine kadar, bütün bunlar bu kişiler tarafından yapıldı ve bu çocuklar karşı karşıya kaldı” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUK İLE AİLE ARASINDA ÇATIŞMA YARATACAKTIR”
4 ve 6 yaş arasındaki çocukların kişisel gelişimleri konusunda ÇEDES projesinin yaratacağı olumsuzlukları anlatan Kişin Sazan, projenin çocuk ile ailesi arasında bir çatışma ortamı yaratacağını belirtti. Kişin şunları söyledi :
“Şimdi şöyle düşünün. 4 ve 6 yaşındaki bir çocuğa bir imam gelecek. Ne yapacak? Anlatacak. Diyelim ki dini anlatıyor, İslamiyet’i anlatıyor. Diyecektir ki sabah namazında annelerimiz, babamız kalkar, abdest alır, namaz kılar, dua okur, Kur’an okur. Ramazan’da oruç tutar. Bunlar bizim değerlerimiz. Bunları yapmaları gerekir. Şimdi Alevi çocuklarını bir düşünün. Alevi çocuğu şunu düşünecektir. Benim annem babam sabah erkenden kalkıp namaz kılmıyor, abdest almıyor, oruç tutmuyor. Peki o zaman ne yapacak çocuk? Kendi içerisinde, kendi ailesini sorgulamaya başlayacaktır ve kendi ailesinden utanacaktır, yerine göre öfke duyacaktır. Çünkü sürekli bunun doğru olduğu verilecektir. Çünkü çocuğun kafasında şu olacaktır. Doğru olan bu. Senin ailen yanlış yapıyor yargısı çocukta hakim olacaktır. Çocuk en masumane soruyu soracaktır ‘peki bunu yapmayanlar ne olacak?’ Cehennemde cayır cayır yanacaklar. O yaştaki bir çocuğun kafasında anne baba bunu yapmıyor ve bu anne baba cehennemde cayır cayır yanacaktır. Bunun çocuk üzerinde yarattığı baskının ve çocuğun kişisel gelişimi önünde ne kadar büyük bir engel olduğunu düşünün.
Bu manevi danışman dediğimiz önce cezaevlerinde başlamıştı. Cezaevlerinde, huzurevlerinde, sanırım bir arada hastanelerde… Bu toplumun dikkatini çok çekmemişti ama şu anda toplumun dikkatini şöyle çekmek durumundadır, küçük çocuklara, 4 ve 6 yaşındaki çocuklara ne verirseniz, onun zihninde kalır.”
“ÜLKEMİZDE ANA DİL MESELESİ ASİMİLASYONA CİDDİ BİR ÖRNEKTİR”
Bu asimilasyon politikasının uygulandığı ve başarılı olduğu bir başka alanın da ana dil meselesi olduğunun altını çizen Sevgi Kişin Sazan, “Peki biz çocuklarımızı bundan nasıl kurtarabiliriz? Vermemek durumu da söz konusu değil. Çocuk ana sınıfına gidecektir. Ve bunlar gelecektir. Bunlar geldiğinde siz kişisel olarak karşı çıksanız bile bu sefer de dışlanmayla karşı karşıya kalırsınız. Mesela ben torunum için din dersini almak istemediğimde ortada boş bir saat ders var, çocuk nereye gidecek, nerede oturacak, hangi öğretmen başında olacak. Sizi zorluyorlar ve çocuklarınız bu gerici, tekçi, tek mezhep, tek din eğitimini almak zorunda kalıyor. Ciddi bir baskıdır bu. Şimdi tabii bunlar sadece tesadüfi şeyler değildir. Bu asimilasyonun en geri ayağıdır. Maalesef karşı taraf yani biz toplum olarak, bunu çok da büyük bir tehlike olarak görmüyoruz açıkçası. Mesela bizim ülkemizde ana dil bu konuda ciddi bir örnektir. Yani hiç Türkçe bilmeyenlerin çocukları hiç Kürtçe bilmeyecek duruma geldi. Bu neyle oldu? İşte bu asimilasyonla oldu. Bu da böyle olacaktır” ifadelerini kullandı.
PİRHA-AKP hükümetinin okullara imam atamasına dair değerlendirmede bulunan Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, “Biz yeterince mücadele veremiyoruz. Mücadele vermediğimiz için bugün bizi yöneten anlayış hızla kendi yaptığı projeleriyle hayat buluyor ” dedi. Akpınar, hukukçuların ve kurumların dilekçeler hazırlayarak topluma ulaştırması gerektiğini kaydetti.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle, dini eğitimin ağırlığı katlanarak arttı.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında okullara “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösteriyor.
Antalya’da bulunan Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, okullara imam atanmasına dair PİRHA‘ya konuştu.
“İMAM HATİPLERLE BAŞARAMADIKLARINI DEVLET OKULLARINDA DENEMEYE ÇALIŞIYORLAR”
Bu ülkede dindar ve kindar bir nesil yetiştirecekler diye Türkiye’de başarılı birçok okulu imam hatibe çevirdiklerini söyleyen Akpınar, “Buna rağmen imam hatipe çevirdikleri okullarda okuyan çocukların %45’i de deist olunca amaçlarına ulaşamadılar” dedi.
“İmam hatip okullarıyla, tarikatlarla başaramadıklarını devlet okulları üzerinde denemeye çalışıyorlar” diyen Akpınar. Bunların tek amacı 5-10 yıl içerisinde Türkiye’yi bir şeriat devleti haline hazırlamaktır. Onun için bize düşen de buna karşı mücadele etmektir. Bence burada başta bizler olmak üzere Alevi kurumları, hukukçular özellikle bu konu ile ilgili dilekçe hazırlayarak tüm üyelerine bu dilekçenin örneğini göndermesi lazım” diye belirtti.
Türkiye’de bulunan bütün cemevlerinin kendi binalarına bu konu ile ilgili afiş asmasını öneren Tahsin Akpınar, “Binalarımıza afişler asarak ‘biz bunu reddediyoruz, kabul etmiyoruz’ demeliyiz. Sadece kendi çocuklarımızı değil, bu ülkede yaşayan demokrat Sünni vatandaşımızı da bilinçlendirmemiz ve onlarla da işbirliği yapmamız lazım” dedi.
Bu ülkede demokrasiye inananın sadece Aleviler olmadığının altını çizen Akpınar, “Bu ülkenin en az %50’si demokrasiye inanıyor. Ama toplum şu an öyle bir duruma düşmüş ki siyasal iktidar bilinçli şekilde ekonomik olarak toplumu fakirleştirerek, ekmek derdine düşürerek, toplumun bütün değerlerini anlamsız bıraktı” ifadelerini kullandı.
Toplum kendi değerlerine sahip çıkmazsa yârin çok geç olur diyen Akpınar şöyle devam etti:
“Bu fakirliğin de altından çıkamazlar, bu değerleri de bir daha bulamazlar. O zaman ezilen, aç kalan, gericileşen Ortadoğu ülkelerinden farkımız kalmaz, o zaman işimiz çok zor olur. Kurumlar olarak gerekirse Eğitim-Sen’le işbirliği yapıp okullarda el ilanları dağıtarak, insanlar aydınlatarak toplumu daha duyarlı bir hale getirmemiz lazım. Bu konuda kendimizi eleştirmemiz lazım. Biz yeterince bu mücadeleyi veremiyoruz, mücadele vermediğimiz için bugün bizi yöneten beyin, anlayış hızla kendi yaptığı projelerle hayat buluyor. Yarın çok geç olur” diye ifade etti.
PİRHA- ÇEDES projesi adı altında okullara imam atanmasını hükümetin siyasal İslam projelerinden biri olarak değerlendiren Yazar Hüseyin Gümüş, iktidarın boşuna çabaladığını ve bu proje ile amaçlarına ulaşamayacaklarının altını çizdi.
Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında, birçok kentte okullara imam ve din görevlisi atandı.
Geçmişte de benzer projelerle eğitim alanı laiklikten uzaklaştırılarak dinselleştirilmeye çalışılmıştı. Şimdi de ‘Manevi danışmanlık’ adı altında din görevlilerinin okullara atanması başta eğitimciler olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden tepki topluyor. Tekçi, dinci zihniyetle uygulamaya konulan bu projeye özellikle eğitimcilerden itiraz sesleri yükseliyor.
Okullara imam atanmasına ve dedelere maaş bağlama girişimine ilişkin Yazar Hüseyin Gümüş, PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
“ÇEDES SİYASAL İSLAM PROJELERİNDEN BİRİDİR”
Hüseyin Gümüş, Türkiye’de iktidara gelmiş tüm hükümetlerin Alevilik üzerinde hegemonya kurmak ve asimilasyona uğratma çabasında olduğuna değindi. AKP’nin de 21 yıllık iktidarlık döneminde aynı politikayı izlediğini belirten Gümüş, ÇEDES gibi projelerle siyasal İslam fikriyatının her yere yayılmasının amaçlandığına dikkatleri çekti.
Gümüş, bu projelerle amaçlananın gerçekleşmeyeceğini vurgulayarak şunları söyledi:
“20 yıldan beri hükümet ülkedeki kültürü, din anlayışını değiştirme çabası içerisindedir. ÇEDES de bu çabadan biridir. Ama burada büyük bir tepki ve muhalefet vardır. Bu proje başarılı olamaz. O treni kaçırdılar. 20 yılı geçmiş artık, iktidar süresinde uzatmaları oynuyorlar. Eskisi kadar iktidara hakim değiller. Tek başlarına iktidara gelemezler, gelseler bile siyasal islam projelerini hayata geçirmekte ilk yıllarda şansları daha yüksekti. Ama şimdi böyle bir şansları yok, beyhude çaba sarf ediyorlar. Bu proje tutmayacaktır.”
Yazar Gümüş, iktidarın Aleviliği kendi güdümü altına almaya çalıştığını belirterek, “Ünlü bir deyim vardır; maaş veren emir de verir. Bu olursa kendine özgü yönlerini kaybeder. Yanlıştır. Dedelerin de buna geleceğini düşünmüyorum” dedi.