Etiket: infaz yasası

  • Komisyon 3. kez toplantı: Demokratikleşme paketi, infaz yasası, yasal düzenleme konuşuldu

    Komisyon 3. kez toplantı: Demokratikleşme paketi, infaz yasası, yasal düzenleme konuşuldu

    PİRHA- ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ üçüncü kez toplandı. CHP, komisyona 29 maddelik “demokratikleşme paketi” önerisi sunarken, MHP’li Feti Yıldız ise infaz kanunun herkese eşit uygulanmadığını belirterek, kanunun sil baştan yapılması gerektiğini ifade etti. Komisyonda konuşan DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit de yasal düzenlemelerde adım atıması gerektiğine işaret etti.

    Kürt sorunun demokratik çözümü bağlamında Meclis’te kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” üçüncü kez toplandı. Toplantı, grubu bulunan ve bulunmayan partilerin üyelerinden çözüme ve işleyişe ilişkin önerilerin alınmasıyla başladı.

    Söz alan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık, basında tartışılan silah bırakma sürecine ilişkin yasa hazırlığı iddialarına işaret etti. AKP ve MHP’nin önerilerini sunması gerektiğini belirten Şık, “Hükümetin düzenleme sınırlarının ve amacının ne olduğunu öğrenmemiz, gündemi buna göre şekillendirmemizi ve gereksiz vakit kaybını önlememizi sağlayacaktır” dedi.

    ORTAK BASIN TOPLANTISI ÖNERİSİ

    Ardından söz alan EMEK Partisi (EMEP) Milletvekili İskender Bayhan, amaç ve araç arasındaki ilişkinin önemine dikkat çekerek, komisyonun halkı ikna etmesi için kapalı toplantılarla ilgili dahi uygun bir bilgilendirme yapması gerektiğini söyledi. Bayhan, ortak basın toplantıların yararlı olacağını söyledi.

    CHP’DEN ‘DEMOKRATİŞLEŞME PAKETİ’

    CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de, CHP Demokrasi Adalet ve Demokrasi Komisyonu’nun süreçle ilgili hazırladığı 29 maddelik “Demokratikleşme Paketi”ndeki detayları aktardı. 29 maddelik paket, Meclis’te tam yetkili bir “Toplumsal Barış, Adalet ve Demokratik Mutabakat Komisyonu”nun kurulması, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması, basın özgürlüğünün güvence altına alınması, infaz mevzuatının insan onuruna uygun hale getirilmesi ve cezaevlerindeki keyfi uygulamalara son verilmesini öngörüyor. Pakette ayrıca, gizli tanık uygulamasının kaldırılması, etkin pişmanlık kurumunun kötüye kullanımına son verilmesi, savunma hakkına yönelik sınırlamaların kaldırılması, KHK ile görevden ihraç edilenlerin durumunun yeniden hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi ve devletin inançlara karşı tarafsızlığının sağlanması gibi maddeler de yer alıyor.

    29 maddenin tamamı ise şu şekilde:

    “*TBMM’de tam yetkili bir ‘Toplumsal Barış, Adalet ve Demokratik Mutabakat Komisyonu’ kurulması,
    *Anayasayı askıya alan bir iktidarın varlığında anayasa yapılamaz,
    *Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması,
    *Toplumsal barışın inşası için ifade özgürlüğü,
    *Kürt sorununun çözümü için demokratik siyaset,
    *Kayyım uygulamasına son verilmesi ve güçlü bir yerel yönetim anlayışı,
    *Siyaseti yargı aracılığıyla dizayn çabalarına son verilmesi, 19 Mart darbe girişimi kapsamında haksızca tutuklanmış olan tüm siyasetçi ve bürokratların derhal tahliyesi,
    *Gezi davası başta olmak üzere toplumsal muhalefeti sindirmeye yönelik davalar nedeniyle cezaevinde tutulanların tahliyesi,
    *Terörle Mücadele Kanununda hukuki belirlilik ilkesi,
    *Güvenlik güçlerinin ve güvenlik bürokrasisinde çalışan sivil memurların özlük haklarının iyileştirilmesi,
    *Cumhurbaşkanına ve kamu görevlisine hakaret suçu sorunu,
    *Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun yeniden düzenlenmesi,
    *Nefret söylemleri ve nefret suçlarının cezalandırılması,
    *Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun bağımsız bir yapıya kavuşturulması,
    *İnsanlığa karşı suçlarla ve işkenceyle etkin mücadele,
    *Otoriter yönetimlerden ithal edilen yasa tekliflerinin gündemden kalıcı olarak geri çekildiğinin açıklanması,
    *Kadın ve çocuklara yönelik şiddete karşı etkin bir mücadele,
    *Halkın haber alma hakkı önündeki bir engel olarak erişim engellemesi sorunu,
    *Sansür yasasının yürürlükten kaldırılması,
    *Basın özgürlüğü önündeki kurumsal ve yasal engellerin kaldırılması,
    *Örgütlenme özgürlüğü önündeki kanun ve uygulamadan kaynaklı tüm engellerin kaldırılması,
    *Adil, kapsayıcı, insan onuruna yaraşır bir infaz mevzuatı,
    *Gizli tanık uygulamasının adil yargılanma hakkını ihlaline son verilmesi,
    *Etkin pişmanlık kurumunun iftiracılığa dönüşmesine derhal son verilmesi,
    *Savunma hakkına getirilen sınırlamalardan geri adım atılması,
    *Cezaevleri İdare ve Gözlem Kurullarının keyfi kararlarının önüne geçilmesi,
    *Kanun hükmünde kararnamelerle görevlerinden ihraç edilenlerin durumunun yeniden hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi,
    *Devletin inançlara karşı tarafsız olduğu bir düzenin hayata geçirilmesi,
    *Siyasi soruşturmalarda başsavcılıkların yetki gaspının sonlandırılması.”

    MHP’Lİ YILDIZ: İNFAZ HUKUKU SİL BAŞTAN YAPILMALI

    İnfaz kanunun herkese eşit uygulanmadığını belirten MHP’li Feti Yıldız, “Bunu sil baştan yapmazsak bu işin içinden çıkamayız” dedi.

    İnfaz kanununa ilişkin hatırlatma yapan Yıldız, “İnfaz uygulamasında ayrım yapılmaması gerekir. Buna uyulduğunu zannetmiyorum. Avukatlık yapan üye arkadaşlarımız bunu sık sık görürler. Daha yapacak çok iş var. Bunlardan biri de infaz hukuku. İnfaz hukuku,  ceza yargılamasının bittiği yerde başlar. Bizim infaz hukukumuz yamalı bohçaya döndü. Bunu sil baştan yapmazsak bu işin içinden çıkamayız” diye belirtti.

    DEM PARTİ’Lİ KOÇYİĞİT: EY MECLİS SORUMLULUK AL

    Komisyonda konuşan DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit, yasal düzenlemelerde adım atması gerektiğini belirtti. AKP’li Abdülhamit Gül, sivil toplumun dinlenmesi için öneride bulanacaklarını, AKP’li Cüneyt Yüksel, ETA ve IRA süreçlerinin incelenmesini istedi.

    Toplumsal baskılar, ideolojik ve politik motivasyonlar ile parti çıkarları doğrultusunda hareket edilmesi durumunda, bunun tarih ve toplum karşısında suç sayılacağını belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, böyle bir durumda herkesin sürecin altında kalacağı uyarısını yaptı. Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Hepimiz bu sürecin vebalini almış oluruz. Buna hakkımız var mı? Sorusunu hepimizin hem önce kendimize hem de birbirimize sormamız gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

    “YASAL DÜZENLEMELER YAPILMALI”

    Koçyiğit şunları ifade etti:

    “Bizim burada gereken yasal düzenlemeleri yapmamız; gerçek anlamda bu demokrasiyi, açılan yolu genişleten, ilerleten ve mutlaka kalıcı olmasını sağlayan bir yasal mevzuat tartışması da yapmamız gerekiyor. Bu Meclis, bu komisyon, en özgürlükçü tartışmayı yapan, özgürlükçü fikirleri savunan, en ileri uçtaki şeyleri dinleyebilecek ferasette ve yaklaşımla olmalıdır. 1 Ekim’e kadar ne yapacağımızı ortaya koymamız lazım.”

    AKP’Lİ CÜNEYT YÜKSEL: MEVZUAT TARAMASI YAPILMALI

    Meclis Adalet Komisyonu Başkanı ve aynı zamanda AKP Milletvekili Cüneyt Yüksel de çatışma-çözüm örneklerine değinerek, “ETA ve İRA örnekleri incelenmeli. Mevzuat taraması ve uyumlaştırma yapılmalı. Adil yargılanma ve hukuk güvenliği konuları değerlendirilmelidir. Katılımcılara hem yazılı hem sözlü bilgi verme imkanı tanınması faydalı olacaktır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Fatma Güler’in durumu kritik aşamada, pazarlık yapılmadan tahliye edilmeli’-VİDEO

    ‘Fatma Güler’in durumu kritik aşamada, pazarlık yapılmadan tahliye edilmeli’-VİDEO

    PİRHA- 75 yaşındaki hasta tutuklu Fatma Güler’in avukatı Ali Aydın, Güler’in mide kanserinden astıma birçok hastalığının bulunduğunu belirtip, “Yaşlı ve hasta  tutukluların hiçbir hesaba girmeden, pazarlık meselesi yapılmadan derhal serbest bırakılması gerekiyor. Fatma Güler cezaevinde yaşamını idame ettiremez. Sürekli bakıma ihtiyacı var” diyerek tahliye çağrısında bulundu.

    İnsan Hakları Derneği’ni verilerine göre cezaevlerinde 604’ü ağır olmak üzere bin 605 hasta tutuklu bulunuyor. Bu rakamın 249’u kadın tutuklu. Son 1 yıl içerisinde 20’nin üzerinde hasta tutuklu yaşamını yitirdi. Sağlık ve tedavi hakkı engellenen birçok tutuklu ölümle burun buruna bırakılırken, bunlardan biri de Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan ve mide kanserinden yüksek tansiyona kadar birçok hastalığı bulunan 75 yaşındaki Fatma Güler.

    Mide kanserinden  astıma, yüksek tansiyon ve karaciğerde kiste kadar birçok hastalığı bulunan Fatma Güler’in pandemi sürecinde durumunun daha da kritik bir aşamaya geldiğini kaydeden avukatı Ali Aydın, müvekkillerinin hastalıklarına dikkati çekerek, yaptıkları tahliye başvurularının dikkate alınmadığını belirtti.

    Fatma Güler’in cezaevinde kalmasının koşulları olmadığını belirten Aydın, “Cezaevine girmeden önce mide ameliyatı geçirmiş. Karaciğerinde sürekli kist oluşuyor ve bu kist şişiyor. Kistinde patlama ihtimali yüksek ve zehirlenmesi söz konusu. Cezaevine girdikten sonra oluşan kulak ağrılarından dolayı uyuyamadığını, tansiyonunun sürekli yükseldiğini ve göğsünde oluşan kistin yarattığı şişliklerin koltuk altlarına kadar yayıldığını söylüyor. Bir an önce derhal tahliye edilmeli” diyerek kamuoyunu duyarlılığa çağırdı.

    “KOYUNLARINI OTLATIRKEN GÖZALTINA ALINIYOR”

    Aydın, müvekkili Fatma Güler’in Dersim’in Hozat ilçesinde koyunlarını otlatırken 2012’de gözaltına alındığını ve hakkında verilen 5 yıl 3 ay hapis cezası kesinleştiği için 2018’den bu yana tutuklu bulunduğunu hatırlatarak,  “Fatma Güler hayvancılıkla uğraşan birisidir. Hozat’ta yaşanan bir çatışmada komşuları ile birlikte ormanda hayvanlarını otlatıyor. Askerler keçilerini alandan götürmesini söylüyor. Fatma Güler ise hayvanlarını tek başına o alandan götüremeyeceğini söyleyerek askerlerden yardım etmelerini istiyor. Tek başına keçilerini çıkaramadığı için ana dili olan Zazaca’da keçilerine küfrediyor. Askerler Fatma Güler’in keçilere küfrederek kendilerine hakaret ettiğini ve kendilerine, ‘Siz neden buraya geldiniz’ dediğini iddia ediyorlar. Bundan dolayı yardım ve yataklık iddiasıyla ifadesi alınıyor. Malatya’da görülen duruşmalarda Fatma Güler’i savunan hiçbir avukat bulunmuyor” dedi.

    “KÜRTÇE VEYA ZAZACA BİLEN ASKERLER KİMDİR?”

    “Fatma Güler için tek kanıt ise askerler içerisinde Kürtçe bilen birisinin ettiği küfürleri anlaması ve karşı tarafa sinyal vermesi diye yorumlaması” diyen Aydın, şöyle devam etti:

    “Peki Kürtçe bilen askerler kim? Bu soru sorulmamış. Sadece Kürtçe bilmek değil, Dersim’de konuşulan Zazaca’yı biliyor mu? Kendilerine bu da sorulmamış. Bunlar üzerinden yardım ve yataklık gerekçe gösterilerek 5 yıl 3 ay ceza veriliyor. Bu ceza onandıktan sonra  Aydın’da kızının yanında kaldığı 2018 yılında tutuklanıyor ve Aydın E Tipi Cezaevi’ne konuluyor. Aydın Cezaevi’nde ne bir kadın koğuşu ne de siyasi tutukluların kaldığı bir bölüm yok. Bir kütüphaneye koyuyorlar. İlk elden yaşı ve hastalıkları nedeniyle cezasının ertelenmesi için yaptığımız başvuru reddedildi. Daha sonra Şakran Cezaevi’ne gönderildi.”

    “KARACİĞERİNDEKİ KİSTİN PATLAMA İHTİMALİ YÜKSEK, ZEHİRLENEBİLİR”

    Aydın,  Fatma Güler’in  tutuklanmadan önce mide kanseri nedeniyle iki defa ameliyat geçirdiğine dikkat çekerek kendisinin aynı zamanda astım, yüksek tansiyon ve karaciğer hastası olduğuna işaret etti. Hapishane koşulları nedeniyle  hastalığı  ilerleyen Güler’in  pandemi nedeniyle tedaviye erişimin durma noktasına geldiğinin altını çizen Aydın, “Şu anda 75 yaşında. Cezaevine girmeden önce mide ameliyatı geçirmiş. Karaciğerinde sürekli kist oluşuyor ve bu kist şişiyor. Kistinde patlama ihtimali yüksek ve zehirlenmesi söz konusu. Cezaevine girdikten sonra oluşan kulak ağrılarından dolayı uyuyamadığını, tansiyonunun sürekli yükseldiğini ve göğsünde oluşan kistin yarattığı şişliklerin koltuk altlarına kadar yayıldığını söylüyor. Doktorlar sözlü olarak cezaevinde kalamayacağını söylüyorlar. Adli Tıp’ın cezaevinde kalamayacağına dair rapor vermesi gerekiyor. Ama maalesef oradan da bir sonuç çıkmadı” diye konuştu.

    “HASTANEDE UYGULANAN TEDAVİ YETERLİ DEĞİL, BAKIMA İHTİYACI VAR”

    İleri derecede görme bozukluğu ve kulaklarında ağrılar başlayan Gülerin, ağrılar nedeniyle uyku düzeninin bozulduğunu aktaran Aydın, hastanede uygulanan tedavinin yeterli olmadığını ifade etti. Aydın, “Pandemiden öce yaşı ve hastalığı nedeniyle cezasının ertelenmesi için birkaç kez başvuru yaptık. Cezaevinden hastaneye insan götürüp getirmek çok zor oluyor. Birkaç kişinin birikmesi sonrasında ancak hastaneye götürüyorlar. Ring aracında gidip gelmek zaten hasta ediyor. Ayrıca hastanede uygulanan tedavi yeterli olmuyor çünkü; doğrudan bakıma ihtiyacı var. Cezaevinde kalmasının koşulları yoktur. Pandemi döneminde hastaneye gidip döndüğünde 14 gün karantinada kalıyor. Karantina koğuşları da kendisi için uygun değil. Sürekli bir tansiyon yükselmesi var. İlaçlarını düzenli alması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “AYRIMCI İNFAZ YASASI AĞIR HAK İHLALLERİ YARATIYOR”

    Koşullu salıverme ve denetimli serbestlik gibi değişikliklerden ağır hak ihlalleri yaratan ayrımcı infaz düzenlemesine eleştiride bulunan Aydın, “14 Nisan 2020’de infaz yasasında gerçekleşen değişiklikte geçici olan 6. ve 9. maddeleri var. Bu maddelerde hasta ve yaşlılar için adli kontrol 2 yıldan 4 yıla çıkarılmış deniyor. Fatma Güler’in cezası 5 yıldır ve bu cezayı bitirmiş durumdadır. Adli kontrol 4 yıla çıktığı için zaten bırakılması gerekiyor. Bu suçlar içinde istisna bir kural koyarak örgüt üyeliğinden yargılananlar bu kapsam dışında bırakılıyor ve reddediliyor. Bunlar anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır. Dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne göndermeden, hiçbir gerekçe yazmadan doğrudan dosyayı reddediyorlar. Bu ayrıştıran infaz yasası yaşlı ve hasta insanların cezaevinde kalmasına neden oluyor” ifadelerini kullandı.

    “BAŞVURULAR DİKKATE ALINMADI, CEVAP VERİLMEDİ”

    Aydın, Fatma Güler için 2018 yılında kamu idareciliğine ve daha sonrasında Cumhurbaşkanlı İletişim Merkezi (CİMER) ve Adli Tıp’a yapılan başvuruların dikkate alınmadığını dile getirerek şöyle devam etti:

    “En son infaz yasasının hasta ve yaşlı olmasından dolayı Fatma Güler’e uygulanması için yaptığımız başvuruda bir gözlem raporu düzenlenmiş. Gözlem raporu tamamen keyfi olarak kopyala-yapıştır şeklinde düzenlenmiş. Gözlem raporunda , ‘Cezaevine girdiğinde bize örgütten ayrıldığına dair bir dilekçe vermedi’ deniliyor. Fatma Güler’in aldığı ceza örgüt üyeliği değil ki bu gözlem raporu yazılsın. Hiçbir disiplin suçu olmadığı biliniyor. Kendisi içeride okuma yazma öğrendi. Gönderilen okuma yazma kitapları 1 aydan beri kendisine verilmiyor.”

    “PAZARLIK MESELESİ YAPILMADAN DERHAL SERBEST BIRAKILMALI”

    Aydın, son olarak, “Hukuka aykırı bu ayrımcı infaz yasasının iptal edilmesi gerekiyor. Bu yaşlı ve hastaların hiçbir hesaba girmeden, pazarlık meselesi yapılmadan derhal serbest bırakılması gerekiyor. Fatma Güler cezaevinde yaşamını idame ettiremez. Sürekli bakıma ihtiyacı var. Tahliye olduğunda ailesine kendisine düzenli bakar ve hastaneye düzenli olarak gider” çağrısında bulunarak yetkililere seslendi.

    Ersin ÖZGÜL /İZMİR

     

  • Kadınlardan çağrı: İnfaz yasasındaki eşitsizlik giderilsin

    Kadınlardan çağrı: İnfaz yasasındaki eşitsizlik giderilsin

    PİRHA- Aralarında aydın, yazar, gazeteci, akademisyen ve aktivistlerin yer aldığı 393 kadın, koronavirüs salgınının cezaevlerinde büyük sıkıntılara yol açacağına dikkat çekerek, infaz yasasındaki eşitsizliğin giderilmesi çağrısında bulundu.

    Aralarında aydın, yazar, gazeteci, akademisyen ve aktivistlerin de yer aldığı 393 kadın, ortak metin yayınladı.

    Açıklamada, infaz yasasındaki eşitsizliğin giderilmesi; hükümlü ve tutukluların yaşam ve sağlık hakkının korunması çağrısı yapılırken, siyasi mahpuslardan gelen haberler kaygı verici olduğuna dikkat çekilip, infaz yasasının siyasi tutuklular ve hükümlüleri kapsayacak şekilde genişletilmesi istendi.

    “KADINLAR, YAŞAM HAKKININ KORUNMASINI İSTİYOR”

    “Kadınlar, İnfaz Yasası’ndaki Eşitsizliğin Giderilmesini; Hükümlü ve Tutukluların Yaşam ve Sağlık Hakkının Korunmasını İstiyor” başlıklı metin şöyle:

    “Biz kadınlar biliyoruz ki; bu zorlu günlerde yaşamın her alanında olduğu gibi hapishanelerde de kadınlar en zorlu süreçleri yaşıyor. Hapishanelerin, koronavirüs salgını açısından en riskli yerlerden olması, dolulukları nedeniyle çıkartılan karmaşık ve son derece adaletsiz İnfaz Yasası’nda, siyasi mahpusların kapsam dışı bırakılması, toplum vicdanını yaralamıştır. Öncelikle yaşamı savunuyoruz. Cezaevlerinde hiç kimse can güvenliklerinin sağlanamadığı koşullarda tutulmamalı. Ancak herhangi bir yaralama suçlusunun, kadınlara ve çocuklara şiddet uygulayanların tahliye edilmesi, sadece düşüncesini açıklayanların, siyasetçilerin içerde tutulmasını biz kadınlara kimse meşru gösteremez. Siyasi mahpusların İnfaz Yasası’ndaki değişiklik kapsamına alınması sağlanarak eşitsizliğin giderileceğine, hukukun ve vicdanın esas alınacağına inanmak istiyoruz.

    “MAHPUSLAR KENDİ HALİNE TERK EDİLDİ”

    Şu sıralar hapishanelerle ilgili olarak yayınlanan raporlar, avukatların ve ailelerin verdiği bilgiler kaygımızı arttırmaktadır. Salgına karşı sadece çeşitli yasaklamalar getirilmiş, cezaevlerinde sağlık ve yaşama hakkıyla ilgili önlemler alınmamış, hatta mahpuslar kendi hallerine terk edilmiş görünmektedir. ‘Muhalifse ne hali varsa görsün’ denilmediğine güvenmek istiyoruz.

    Mahpusların bağışıklık sistemleri zaten güçsüzken, ayrıca kadınların daha farklı ihtiyaçları sağlanmadığı gibi, bu günlerde sıcak yemek servisi de durdurulmuş, sadece kuru gıda verilmeye başlanmıştır. Gerekçe olarak, yemeklerin açık cezaevlerinde yaptırıldığı, bu cezaevlerindeki hükümlülerin tahliyesi nedeniyle yemek verilemediği belirtilmiştir. Tutuklu ve hükümlülerin kaldıkları yerler ayda bir dezenfekte edilmekte, yeterli temizlik ve hijyen malzemesi verilmemekte, maske ve eldiven dağıtılmamaktadır. Kantinde virüse etkili alkollü dezenfektan bulunmamakta, kantin fiyatları fahiş rakamlara varmaktadır.

    Her alanda süren cinsiyet ayrımcılığının bir yansıması olarak, kadın siyasetçilerin, eş başkanların tutulduğu Kandıra gibi cezaevlerinde, paylaşmaya çalıştığımız ihlallerin daha kötü olduğu gözleniyor. Siyasette kadınlar bin bir mücadeleyle açtıkları alanlarda, kadın görünürlüğünü ve temsiliyetini sağlamak, seslerini duyurmak için çabalarken, cezaevlerinde kadın siyasetçiler görünmezleşiyor. Bu da maruz kaldıkları ihlallerin daha az gündeme gelmesi anlamına geliyor.

    “HABERLER KAYGI VERİCİ”

    Pek çok cezaevinde, revir ya da hastane sevki imkanı bulamayan, toplu görüşme olanakları kaldırılan, kargo, mektup ve kitap alamayan, günlük kantin alışverişi iki haftaya çıkarılan mahpuslar, kendi aileleriyle, avukatlarıyla görüşemezken her gün infaz koruma memurlarıyla karşılaşmaktadır. Siyasi mahpus fazlalığı nedeniyle fiziki mesafenin korunması imkanı da bulunmayan bir çok cezaevinde olduğu gibi, özelikle de Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Selma Irmak, Çağlar Demirel, Figen Yüksekdağ, Aysel Tuğluk, Gülser Yıldırım, Nurhayat Altun ve Edibe Şahin gibi bir çok siyasetçi kadının da kaldığı Kandıra Cezaevi’ndeki siyasi mahpuslardan gelen haberler kaygı verici.

    Tutuksuz yargılama talepleri acilen hayata geçirilmesi mümkünken, dosyaları bilmeyen ve ‘sorumluluk’ almak istemeyen nöbetçi mahkemeler, dosyalara incelemeden ‘tutukluluk halinin devamına’ biçiminde bu üç kelimeyi sıralayarak, bu salgın günlerinde Kandıra Cezaevi’ndeki 9 siyasetçi kadın ve tüm mahpusların can güvenliklerini hiçe saymaktadırlar. Şu anda yaşanan hukuki süreci yaşam hakkının ağır ihlali ve ‘yavaşlatılmış/zamana yayılmış cinayet’ olarak değerlendirmekteyiz.”

    “İNFAZ KANUNU’NDA EŞİTLİK SAĞLANSIN, MAHPUSLAR SERBEST BIRAKILSIN”

    Kadınlar taleplerini şöyle sıraladı:

    “İnfaz düzenlemesine ilişkin yasa, Anayasa Mahkemesi tarafından şekil yönünden kabul edildi, esastan incelenecek. Yasa kısmi af niteliğinde. Anayasa uyarınca af düzenlemelerinin 3/5 çoğunlukla yasalaştırılması zorunluluğu var. Yasa, Anayasa’nın 10. Maddesindeki eşitlik ilkesine, 2. Maddesindeki hukuk devleti ilkesine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. Maddesindeki ayrımcılık yasağına aykırılığın göz önüne alınmasını;

    -Ceza infaz kurumlarında yaşam hakkı korunmayan kadınlar, çocuklar ve dezavantajlı gruplar, ayrımcı İnfaz Kanunu’nda eşitlik sağlanarak derhal serbest bırakılmalarını;

     

    -Hükümlü de olsa salgında en yüksek riski taşıyan kronik hastalığı bulunanların ve yaşlıların cezalarını evlerinde çekmelerinin, tutukluların adli kontrolle tahliye edilmelerinin sağlanmasını;

    -Grip belirtisi gösteren tüm mahpusların tedavi için derhal hastaneye sevkini;

    -Mahpusların güçlü ve düzenli beslenmeleri için sıcak yemek servisinin acilen tekrar başlatılmasını;

    -Tüm kullanım alanlarının sık sık dezenfekte edilmesini, mahpuslara hijyen ve temizlik malzemelerinin, maske ve eldivenlerin ücretsiz sağlanmasını;

    -Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı rapora göre, açık cezaevlerinde görevli onlarca infaz koruma memurunun koronavirüs testi pozitif çıkmıştır. İnfaz koruma memurlarının günlük teste tabi tutulmalarını;

    -Adalet Bakanlığı’nın tutuklu yakınlarını güncel kararlarla ilgili bilgilendirilmesini, telefon görüşmelerindeki  kısıtlamalar kalkmasını, telefon görüş süresi haftada iki kez 20’şer dakika olarak düzenleyip mahpus yakınlarının endişelerinin giderilmesini;

    -Cezaevlerinin tabip odalarınca denetlenmesini kadınlar olarak bir kez daha talep ediyoruz. ”

    İmzacılar şöyle:

    “Ada Ümmühan Köse, Adalet Kaya, Arzu Eylem Kayaoğlu, Arzu Kurt, Arzuhan Halis, Aslı Takanay, Asya Ülker, Atiye Arıkan, Ayfer Saki, Ayla Çelik, Aylin Barcın, Aylin Doğan, Aylin Yüksel, Aynur Cengiz, Aynur Dik, Aynur Hayrullahoğlu, Aynur Lale, Aynur Özoğurlu, Aysel Hoşgit, Aysel Sağır, Ayseli Saki, Ayşe Acinikli, Ayşe Berktay, Ayşe Erdem, Ayşe Erzan, Ayşe Gökkan, Ayşe Gözen, Ayşe Güney, Ayşe Hür, Ayşe Mattli, Ayşegül Başar, Ayşegül Başer, Ayşegül Devecioğlu, Ayşegül İyidoğan, Ayşegül Uygun, Ayşen Candaş, Banu Eriş, Banu Paker, Başak Salihler, Berciş Mani, Beril Eyüboğlu, Beritan Kalbişen, Berrin Uyar, Beyza Çelenligil Kutay, Beyza Üstün, Bircan Yorulmaz, Birgül Sönmez Şimşek, Burcu Acar, Buse Üçer, Canan Arın, Candan Dumrul, Candan Yıldız, Cemile Baklacı, Cemile Kuzu, Cemre Baytok, Cennet Nurdan Parlak, Cevriye Aydın, Cihan Aydın Bozkurt, Çağdaş Demet Güler, Çağdaş Demir, Çağla Akdere, Çağla Demir, Çağla Yolaşan, Çiğdem Çidamlı, Çiğdem Kozan, Çiğdem Yalçın, Damla Eroğlu, Delal Revşen Fındıkcı, Deniz Derinyol, Deniz Devrim Dede, Deniz Erdoğdu, Deniz Polattaş, Deniz Tuna, Deniz Tunç, Deniz Türkali, Derya Apaydın, Devrim Avcı Özkurt, Dilan Dirayet Taşdemir, Dilcen Kaya, Dilek Çankaya, Dilek Gökçin, Dilek Güzel, Dilek Hattatoğlu, Dilek Sevgi Ataç, Dilşa Deniz, Dilşat Aktaş, Duygu Tuna, Ebru Atakan Öztatar, Ebru Simeklioğlu, Ebru Sorgun, Ebru Yıldırım, Ecem Öztürk, Ekin Yeter, Elif Aytaç, Elif Bulut, Elif Ege, Elif Ergin, Elif Taşdöğen, Elif Yetiğin, Elvan Olkun, Emel Ataktürk, Emine Erel, Emine Tak, Emine Uşaklığil, Eren Keskin, Esma Yaşar, Esra Baş, Esra Çiftçi, Esra Erin, Esra Koç, Esra Mungan, Evin Doğu, Evin Kışanak, Evren Altınel, Evren Kocabıçak, Evrim İnan, Eylem Sarıoğlu Aslandoğan, Eylem Zengin, Ezgi Güngördü, F. Ceren Akçabay, Fatma Aytaç, Fatma Balpetek, Fatma Baş, Fatma Bayram, Fatma Gök, Fatma Koçyiğit, Fatma Tanyeri, Fatmagül Berktay, Fatoş Pütün, Feride Eralp, Feryal Saygılıgil, Fethiye Çetin, Feyha Karslı, Fiğen Ertem, Filiz Fırtına, Filiz Karakuş, Filiz Kerestecioğlu, Filiz Şahin, Firdevs Hoşer, Firdevs Yazıcı, Fulya Dağlı, Funda Ekin, Füsun Doğan, Füsun Ertuğ, Gamze Abay, Gamze Gökoğlu Şimşek, Gamze Özkök, Gaye Onurer, Gönül Dinçer, Gönül Korkmaz, Gönül Sevindir, Gulan Çağın Kaleli, Gurbet Uçar, Gül Altay, Gülay Kılıçaslan, Gülcihan Şimşek, Gülfer Akkaya, Gülfiye Aktaş, Gülistan Kılıç Koçyiğit, Güliz Kaptan, Güliz Sağlam, Gülnur Elçik, Gülnur Acar Savran, Gülnur Aksop, Gülseren Kayır, Gülseren Pusatlıoğlu, Gülsevil Erdem, Gülsüm Ağaoğlu, Gülşah Kaya, Gülşah Şahir, Gülşenay Dalveren, Gülşin Ketenci, Gültan Ergün, Gülyeter Aktepe, Güneş Yılmaz Baştuğ, Hacer Ansal, Halime Güner, Hamiyet Akkaya, Handan Koç, Hande Gülen, Hande Karahan, Hanife Yüksel, Hasbiye Günaçtı, Hasibe Rengin Güvenç, Hatice Ödemiş, Hazal Yaşacan, Heval Yıldız Karasu, Hicran Danışman, Hilal Alkan, Huri Özdoğan, Hülya Dinçer, Hülya Osmanağaoğlu, Hülya Uygun, Işıl Özgentürk, İdil Uğurlu, İlke Işık, İlknur Alcan, İnci Bilaloğlu, İnci Hekimoğlu, İncilay Erdoğan, Jale Gökoğlu, Julide Kural, Kamile Dinçsoy, Kardelen Taş, Kumru Başer, Kübra Kurtoğlu, Lale Bakırezer, Latife Demirci Kahya, Latife Fegan, Leman Yurtsever, Leyla Han Tüzel, Leyla Kaplan Kertiş, Liz Amado, Lütfiye Bozdağ, Mebuse Tekay, Mehtap Aksan, Mehtap Okuyan, Melda Erbatur, Melek Göregenli, Melek Ulugay Taylan, Melike Çınar, Meral Camcı, Meriç Eyüboğlu, Meryem Koray, Meryem Turan, Mihri İnal Çakır, Miray Demir, Mizgin Irgat, Mukaddes Erdoğdu Çelik, Mukaddes Yüksel, Munise Görgül, Mücella Yapıcı, Müge Yamanyılmaz, Müjgan Arpat, Nadire Mater, Nagehan Avcil, Nakiye Boran, Naran Özka, Nazan Üstündağ, Nazlı Andan, Nebiye Arı, Nebiye Merttürk, Necmiye Alpay, Nefise Sormageç, Nehir Kovar, Nesrin Nas, Nesrin Sungur Çakmak, Nesrin Şenol, Nesteren Davutoğlu, Neşe Özgen, Neşe Sönmez, Neşe Yaşin, Nihan Aksakallı, Nil Mutluer, Nilgün Doğançay, Nilgün Yurdalan, Nimet Demir, Nimet Tanrıkulu, Nurcan Özkaplan, Nupelda Çelik, Nur Betül Çelik, Nur İlhan, Nur Yazıcı, Nurhan Ercan, Nurten Ertuğrul, Nurten Tuc, Okşan Koçkar Erdoğan, Olcay Korkmaz, Oya Baydar, Oya Ersoy, Oya Öznur, Oya Sönmez, Öğet Öktem, Özengül Ergün, Özge Savaş, Özgül Saki, Özgür Sevgi Göral, Özlem Arıcı, Özlem Devrim Bahar, Özlem Marc, Özlem Özkan, Özlem Özkan, Özüm Vurgun, Pelin Songül Çiçek, Perihan Koca, Perihan Meşeli, Pınar Aydınlar, Pınar Dokuz, Pınar Erol Pur, Pınar Saip, Rengin Ergül, Reyda Ergün, Reyhan Yalçındağ, Rojda Yıldırım, Rozerin Seda Kip, Ruken Gülağacı, Rüya Kurtuluş, Saynur Gürçay, Seher Kalkan, Selin Çağatay, Selin Top, Selin Yılmaz, Selma Atabey, Semiha Arı, Semra Somersan, Semra Ulusoy, Serap Eroğlu, Serra Akcan, Sevda Çetinkaya, Sevgi Atay, Sevgi Binbir, Sevgi Özlem Gülmez, Sevgi Zülfükar, Sevil Aracı Bek, Sevil Öcal, Sevim Çelikcan, Sevim Erdem, Sevim Lektemur, Sevna Somuncuoğlu, Sezen Yılmaz, Sıdıka Özdemir, Sibel Perçinel, Simten Coşar, Songül Beydilli, Songül Soytürk, Sozdar Ortaç, Sultan Güner, Suzan İşbilen, Suzan Saner, Şahika Hancı, Şahika Yüksel, Şaneşin Aydın, Şaziye Önder, Şebnem Korur Fincancı, Şehbal Şenyurt, Şehide Zehra Keleş, Şehriban Parlak, Şemsa Özar, Şemse Kutsal, Şener Büyükbektaş Macit, Şengül Yüksel, Şevin Kaya, Şeyda Talu, Şiva Alizade, Şöhret Baltaş, Şule Şilan Işık, Şükran Şakir, Tebessüm Yılmaz, Tennur Koyuncuoğlu, Tuğçe Canbolat, Tuğçe Ercan, Tuğçe Özçelik, Tül Akbal, Tülin Eroğlu, Tülin Semayiş, Türkan Kaytan, Türkan Tansel, Ülker Sayın, Ümide Aysu, Ümmühan Kursun, Viki Çiprut, Viyan Kınalı, Yakın Ertürk, Yaprak Damla Yıldırım, Yaprak Zihnioğlu, Yasemin Ahi, Yasemin Bektaş, Yasemin Göksu, Yasemin Gülbol, Yasemin Özgün, Yaşere Kılıç, Yelda Kocak, Yeşim Dinçer, Yeter Tabak, Yıldız İmrek, Yonca Demir, Yonca Verdioğlu, Yüksel Selek, Z. Gizem Sayın, Zale Karademir, Zarife Akbulut, Zehra Arat, Zehra Şenoğuz, Zekiye Arikel, Zelal Yıldırım, Zeynep Çelik, Zeynep Gambetti, Zeynep Kıvılcım, Zeynep Oral, Zeynep Tanbay, Zöhre Dalkıran, Zübeyde Tüfekçi, Züleyha Gülüm.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • AYM, bugün ayrımcı infaz düzenlemesinin iptali talebini inceleyecek

    Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, CHP’nin yeni infaz yasasının “şekil” yönünden iptali istemiyle açtığı davanın ilk incelemesini bugün yapacak.

    Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, CHP’nin infaz düzenlemesinin “şekil” yönünden iptali istemiyle açtığı davanın ilk incelemesini bugün yapacak.

    Konuya dair açıklama yapan HDP Hukuk ve İnsan Haklarından sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede, “Anayasa Mahkemesi, AKP-MHP ittifakının işlediği suça ortak olmamalı” dedi.

    CHP, cezaevlerinden yaklaşık 90 bin kişinin tahliye edilmesini sağlayan infaz düzenlemesine ilişkin “7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un, tümünün “şekil” bakımından iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebiyle Anayasa Mahkemesine (AYM) başvurmuştu.

    CHP, kanunun tümünün yanı sıra “Bazı suçlar hariç denetimli serbestlik süresinin bir yıldan üç yıla çıkarılmasına olanak tanıyan 52. maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un değiştirilen geçici 6. maddesinin”, “şekil” bakımından iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesini talep etmişti.

    AYM Genel Kurulu, bugün yapılacak gündem toplantısında, başvurunun ilk incelemesini yapacak. Genel Kurul, yapacağı ilk inceleme sonucu başvuruda bir eksiklik olup olmadığını inceleyecek.

    Başvuruda bir eksiklik tespit edilmezse, iptal istemi daha sonra belirlenecek bir günde esastan görüşülerek karara bağlanacak.

     

  • ‘Kürt ve kadın düşmanı infaz yasasına karşı mücadelemiz bitmedi’-VİDEO

    ‘Kürt ve kadın düşmanı infaz yasasına karşı mücadelemiz bitmedi’-VİDEO

    PİRHA – HDP Dersim Kadın Meclisi, infaz yasasına ilişkin yaptığı açıklamada, cezaevlerinin bir an önce boşaltılması, cezaevlerinden tahliye olan ya da olacak kadına yönelik şiddet faillerine karşı koruyucu önlemlerin alınması gerektiğini belirtti. Açıklamada, “Kadın düşmanı infaz yasasını kabul etmiyoruz, infazda eşitlik istiyoruz” denildi. 

    Halkların Demokratik Partisi Dersim Kadın Meclisi, infaz yasasına ilişkin açıklama yaptı.

    HDP il binasında yapılan açıklamaya Kadın Meclisi üyeleri katılırken açıklamayı HDP Dersim İl Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    Yeşil, “Tüm dünyada Korona Virüs salgınına karşı acil önlemler alınırken AKP-MHP ittifakı, virüsle mücadele etmesi gerekirken daha önce gündeminde olan ve olağan dönemlerde hayata geçiremediği yasaları pandemiyi fırsata çevirerek hayata geçirmektedir. Dünyada Aralık ayının sonunda gündemleşen ve Türkiye’de mart ayında ilk vakanın ortaya çıkmasıyla beraber birinci derecede risk alanları olan cezaevlerinde salgının yayılması ihtimaline karşı ne tür tedbirler alınacağı ve risk grubunda bulunan siyasi tutsak ve adli mahpuslar başta olmak üzere cezaevlerinin boşaltılmasına dair toplumsal bir talep oluşmuşken AKP/MHP ittifakı tarafından adına infaz yasası denilen ancak bir kısım hükümlü açısından af niteliği taşıyan, siyasi tutsaklar açısından ise fiili idam niteliği taşıyan infaz yasası meclisten apar topar geçirildi. Adına ölüm yasası dediğimiz bu yasa hazırlanırken, muhalefet partilerinin, demokratik kamuoyunun, hukukçuların, insan hakları savunucularının görüş ve talepleri alınmazken sadece kendi yandaşlarının, çetelerin ve katillerin talepleri alındı” ifadelerini kullandı.

    “YASA, VAHŞET YASASIDIR”

    AKP/MHP ittifakının başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiye’deki sorunları güvenlikçi politikalarla çözme kararı vermesiyle beraber ülkede her türlü demokratik hakın kullanılmaz hale getirildiğini belirten Yeşil, şunları kaydetti:

    “Toplumsal muhalafet zor aygıtlarıyla bastırılmaya çalışılırken, yargı iktidarın sopası haline gelmiş ve aralarında milletvekilleri, belediye eşbaşkanları olmak üzere binlerce siyasetçi, akademisyen, gazeteci öğrenci hukuksuz bir biçimde tutuklanarak cezaevine konulmuştur. İmralı’da Sn. Öcalan’a uygulanan tecrit bir yönetim biçimi haline gelmiş ve tecrit bütün cezaevlerinde yaygınlaştırılmıştır. Hukuksuz bir biçimde rehin tutulmanın yanında cezaevlerinde bulunan tutsaklar nefessiz bırakılmaya çalışılmış, 80 dönemi Amed cezaevini aratır uygulamalar geliştirilmiştir. İnfaz yasasıyla siyasi tutsaklar ölüme terk edilirken bu güne kadar fiili olarak uygulanan gazete yasağı, ağırlaştırılan disiplin cezaları ile cezaevi içinde cezaevi yaklaşımı kanuni bir hale getirilmiştir.
    Biz Kadınlar, biliyoruz ki bu eşitsiz yasal düzenlemeyle birlikte başta risk grubunda olan hasta, 65 yaş üstü tutsaklar ve çocuklu kadınlar olmak üzere tüm siyasi tutsaklar ölüme terk edilmek istenmiş; kadına ve çocuklara karşı suç işleyenler, mafyalar serbest bırakılmıştır. Dolayısıyla; bu yasa vahşet yasasıdır, bu yasa erkek şiddetine cezasızlık getiren, kadına ve çocuklara karşı suç işleyenleri teşvik eden ancak bir taraftan da düşüncelerini ifade eden, kadın mücadelesi yürüten Figenleri, Sebahatları, Selmaları, Gültanları, gazetecileri, özsavunmasını gerçekleştiren kadınlar Nevinler cezaevinde tutmanın yanında Korona virüsü tehdidiyle yüz yüze bırakan bir yasadır.”

    Cezaevlerindeki tedbirlerin yetersiz olduğunun altını çizen Yeşil, “Tutsaklara maske, dezenfektan, temizlik malzemesi verilmemekte; tutsaklar kendi olanaklarıyla temin etmek istediklerinde ise cezaevi kantinlerinde satılan bu malzemeler fahiş fiyatlarla tutsaklara satılmaktadır. Cezaevlerinde olağan koşullarda bulunması riskli olan hasta tutsaklar, pandemi nedeniyle hastanelerin büyük risk taşımasından kaynaklı tedavileri aksatılmakta daha da büyük bir tehlike ile yüz yüze bırakılmaktadırlar. Bunun yanında sürekli bir biçimde “sosyal mesafe” uyarısı yapan iktidar tutsaklar söz konusu olduğunda fiziki mesafeyi hiçe sayan tutsakların yaşamını tehlikeye atan ayakta sayım, arama adı altında koğuş baskınları gibi uygulamalardan vazgeçmemektedir. Hastalıktan korunmanın en önemli yollarından biri bağışıklık sistemini güçlendirmek ve hava sirkülasyonunu sürekli bir biçimde sağlamaktır. Cezaevlerinde özellikle uzun süre bulunan tutsaklar açısından bağışıklık sisteminin cezaevi koşullarından zayıfladığı açık olduğundan müebbet ceza alan tutsaklar da birinci derecede risk grubu içinde sayılabilir” dedi.

    “YAŞANACAK ŞİDDET VE ÖLÜMLERİN SORUMLUSU EVET OYU VERENLERDİR”

    Yaşam hakkının bu kadar açık bir biçimde risk altında olduğu bir süreçte iktidarın sorumluluğunu görmezden gelerek salgının cezaevlerinde yayılmasını izlemesinin kabul edilemez olduğunu ifade eden Yeşil, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İktidar Kürtlere, muhaliflere, kadınlara düşman hukuku uygularken, hiçbir tedbir almadan kadına ve çocuğa karşı suç işleyenlerin serbest bırakılmasının da faturasını kadınlar, muhalifler ödemektedir.
    İnfaz Yasası ile tahliyelerin başlamasıyla birlikte ne mi oldu? Sadece geçtiğimiz hafta basına yansıyan bazı haberler bile yasanın önümüzdeki süreçte kamuoyunda infial yaratacağının açık bir göstergesi. Kars Belediyemiz saldırganların hedefi oldu. İzmir’de cezaevinden çıkan Mehmet I., tartıştığı arkadaşını öldürdü. Geçen yıl Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde eşi ve kızına şiddet uyguladığı için tutuklandığı cezaevinden infaz düzenlemesiyle tahliye olan Ramazan İnanç ise eşinin amcasını bıçakladıktan sonra ölü bulundu.
    Şunu çok iyi biliyoruz ki, Antep’te 9 yaşındaki Ceylan’ın babası tarafından vahşice katledilmesinin nedeni de infaz yasasının getirdiği cezasızlık politikalarıdır. Şu çok iyi bilinmelidir ki, bu yasayla kadına ve çocuğa yönelik suçlar örtülü bir biçimde affedildi. Yaşanacak tüm şiddet ve ölümlerin sorumlusu bu yasaya evet oyu veren AKP-MHP milletvekilleridir.

    “KADIN DÜŞMANI İNFAZ YASASINI KABUL ETMİYORUZ”

    Ancak; AKP-MHP faşist iktidarı şunu bilmelidir ki, Biz Kadınların; kadına düşman, çocuğa düşman, doğaya düşman; hırsıza, çeteye, şiddet failine, mafyaya dost bu yasaya karşı mücadelemiz bitmemiştir, bundan sonra da kararlılıkla devam edecektir.
    Buradan çağrımızı bir kez daha yineliyoruz; başta risk grubunda bulunan hasta, 65 yaşüstü veçocuklu kadın tutsaklar olmak üzere cezaevleri bir an önce boşaltılması, cezaevlerinden tahliye olan ya da olacak kadına yönelik şiddet faillerine karşı koruyucu önlemlerin alınması gerekmektedir.
    Kadın düşmanı infaz yasasını kabul etmiyoruz, infazda eşitlik istiyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘İktidar, toplumu biat ettirmek istiyor, ‘Kardeş Aile Kampanyası’ buna karşı bir çalışma’-VİDEO

    ‘İktidar, toplumu biat ettirmek istiyor, ‘Kardeş Aile Kampanyası’ buna karşı bir çalışma’-VİDEO

    PİRHA – HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, koronavirüs salgın sürecine ve infaz yasasına dair PİRHA’ya konuştu. Önlü, AKP’nin halkın sağlığı için değil, kendi iktidarı için yasaklar getirdiğini belirterek, “Toplumu biat ettirmek istiyor, alternatifsiz bırakmaya çalışıyor. Bizim kampanyamız, tüm bu politikalara karşı yapılan bir çalışmadır, günübirlik bir çalışma değildir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi Dersim Milletvekili Alican Önlü, koronavirüs salgını sürecine dair PİRHA‘ya konuştu.

    Koronavirüs salgınının sadece doğalından açığa çıkmış bir hastalık olmadığını belirten Önlü, “Bu, kapitalizmin doğayı talanıdır. Sınırsız tüketim ve toplumu alternatifsiz bırakarak yönetme tarzıdır. Bu virüs, kapitalizmin bir hastalığıdır. Her dönemde ismi farklı olan bu tür salgın hastalıkları görüyoruz” dedi.

    “ASIL SEBEP KÜRESEL SERMAYEDİR”

    Salgına karşı yine egemen güçlerden bir çare beklendiğini ifade eden Önlü, “Herkes bir aşı bekliyor. Yine egemen güçlerden bekleniyor. Bilim kendi hakimiyetindedir, denetimindedir. Geldiğimiz süreçte bu kadar teknoloji, ileri düzeyde icatların yapıldığı bir dönemde bir virüse karşı çaresizlik mevcut. Bu çaresizlik, toplumun çaresizliği haline getirilmek isteniyor. Asıl sebep olan yine küresel sermayedir” diye konuştu.

    “SÜREÇ, TEKÇİ SİSTEMİN KURUMSALLAŞMASI İÇİN FIRSATA ÇEVRİLDİ”

    İnfaz Yasası’na da değinen Önlü, şöyle konuştu:

    “Tam da bu sürece denk getirildi. Fırsatçılıktır. Toplum kendi derdine düşmüşken faşizane, tekçi sistemin kurumsallaşması için fırsata çevrildi. İktidar kendi iktidarının ömrü için tedbir alacaktır halkın sağlığı için değil. İnfaz yasası bundan bağımsız bir durum değil. Koronavirüsle beraber toplumu aç, susuz bırakarak, biat kültürüyle kendisine bağlayarak ve kendisine direnç gösterecek şekilde politika uyguluyorlar.

    Çıkarılan yasa, idamdır, katletmedir. Ölüme terk etme değil, öldürmedir.

    Birçok cezaevinde önce söylentiler vardı, gizlendi ama açığa çıktı. AKP’nin baskıcı, tekçi, insanlık dışı politikası Elazığ Cezaevi’nde salgınla beraber daha büyük bir risk teşkil etmiştir. Konuya ilişkin soru önergesi verildi ve ailelerle dayanışma sağlıyoruz. Kampanya çerçevesinde ailelerle dayanışma da bulunuyor.”

    “BELEDİYELERİN ÇALIŞMALARI ENGELLENİYOR, KAYYIM ATANIYOR”

    İktidarın süreçte belediyelere yönelik politikalarına tepki gösteren Önlü, “Yerel yönetimlerin toplumla dayanışma çalışması yürüten bazı belediyelerin çalışmaları engelleniyor ve soruşturma başlatıyorlar. Bizim belediyelerimize kayyımlar atıyor. Daha önce kentlerin yakılarak seçilmişlere karşı plan hazırlandıysa, şimdi de cezaevlerine yönelik bir çöktürme planı uygulanıyor. İktidar kendisini korumak için her şeyi feda ediyor. Bütün toplumu, direnenleri, demokrasi güçlerini, her şeyini kendi iktidarı için feda ediyor” diye konuştu.

    “AKP, TOPLUMU BİAT ETTİRMEK, ÖRGÜTSÜZ BIRAKMAK İSTİYOR”

    HDP’nin ekolojik, demokratik, özgürlükçü bir paradigması olduğunu belirten Önlü, şunları söyledi:

    “Bu sürece partimiz hazırlıklıydı. Tüm bunlarla beraber kampanyamız öncesi böyle bir arka plan vardı. Sadece insanlarımıza gıda yardımı yapma amacı değil. Her yerde paketler dağıtılıyor, olması da gerekiyor ama esası bu değil. Bu AKP politikasıdır. Krizden yararlanmaktır. Toplumu ayrıştırarak, kutuplaştırarak yönetmedir. Bu bir hastalıktır. Ama esaslı olan AKP aç, susuz bırakarak biat ettirmek istiyor. Halkı örgütsüz bırakmak istiyor. Bu salgından nasıl çıkacağız diye tartışılıyor artık. Hem küresel sermaye güçleri hem de içerideki tekçi, despot iktidar bu süreçten nasıl çıkacağını, kendi sistemini nasıl yapılandıracağını düşünüyor. AKP, Türkiye’de bu süreçten nasıl çıkmak istiyor, toplumu alternatifsiz bırakarak çıkmak istiyor.”

    “SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI KARARI, HALKIN SAĞLIĞI İÇİN ALINMIYOR”

    Sokağa çıkma yasağını değerlendiren Önlü, “Halka ‘evde kal’ deniliyor. Halkın sağlığı için alınmıyor bu karar. Üretimin durduğu hafta sonları alınıyor yasak kararı. Bu virüs hafta sonu ortaya çıkmıyor. Biz de bu süreçte halkın sağlığı, güvenliği, temel ihtiyaçlarının sağlanmasını öngördük. Halkın sağlığını korurken örgütsel gücümüzü korumak zorundayız” dedi.

    “AKP MANTIĞI DERSİM’DE UYGULANIYOR”

    “AKP’nin mantığı Dersim’de de uygulanıyor. Dersim’de kurulan İl Pandemi Kurulu, AKP’nin zihniyetiyle yapılan bir çalışmadır. Mülki amir, vali, sıfatını kaybetmiştir. Yargıda adaletin terazisi elde değil, AKP’nin bu toplumu tekleştiren sopasını eline almışlar” diye konuşan Önlü, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bir insanın kemikleri yargı eliyle birlikte kargoyla yollandı. O nedenle bu süreçte burada oluşturulan inisiyatifler, devlet kurumlarının bir araya gelerek oluşturduğu bir şey değil. Devlet yardım kampanyası başlatmaz. Devlet tanımlanırken toplumun koordine edilmesinde mekanizmadır. Bu devletin, vergiyi bugünler için toplaması gerekirken AKP, kendi sömürüsü için toplamıştır. Suriye’de, Libya’da cihatçılara 2 bin dolar maaş veriliyor. Bu kaynak, savaşa aktarılıyor. Bu süreçlerde yardım isteniyor.

    Dersim’de her yerde ‘Evde kal’ yazıyor. Evde aş yok, evde aç kalınmıyor. Bu kentin tepeleri kalekollarla çevrili. Dünyanın kaynağı valinin emrinde harcanıyor. Ama burada iki test yapacak parası yok. Halka yemek götürecek durum yokmuşçasına halktan, belediyeden destek isteniyor.

    ‘Bu kent huzur kenti’ sloganı vardı. Bu kentte aç, susuz, mutsuz artık kalmamış, mutlu, huzurlu Tunceli deniyordu. Uluslararası raftingler yapılıyordu. Şimdi ise sadece üst geçitlere evde kal pankartı asılıyor. Tek çift plakası önlemi alınıyor.”

    “KAMPANYA, ULUSAL BİRLİĞİ, TOPLUMSAL DAYANIŞMAYI GETİRECEKTİR”

    HDP Dersim İl Örgütü’nün başlattığı Kardeş Aile Kampanyası’nı değerlendiren Önlü, şunları kaydetti:

    “Kampanya, toplumun kendi içindeki dayanışmanın sağlaması açısından önemlidir. Bir moral birliği getirecektir, toplumsal dayanışmayı geliştirecektir.

    Kampanya, Kürt ulusal birliğini getirecektir. Türkiye’nin metropollerinde ise halkların kardeşleşmesini getirecektir. Enternasyonalist bir dayanışmadır, uzun vadeli planladığımız bir kampanyadır.

    Dersim’in toplumsal yapısında, kültüründe dayanışma vardır. Kampanyamız en iyi Dersim’de gelişiyor. Dersim İnşa Kongresi, Maraş Dernekleri Federasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu, Heyva Sor ile çalışmalar var. Kurumsal ortaklaşmalar gelişiyor. Biz HDP içinde kampanyada yer alın demiyoruz, tüm sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, inanç kurumları bulunduğu alanda kampanya başlatmalıdır. Kampanyaları ortaklaştırmalıyız.”

    “SÜREÇTE, KÜLTÜRÜMÜZÜ, TOPLUMSAL İLİŞKİLERİMİZİ GELİŞTİREBİLİRİZ”

    “Evdeyken kendi kültürümüzü, dilimizi, toplumsal ilişkimizi geliştirebiliriz. Herkes kendi örgütsel gücünü korumalıdır. Emek örgütleri, yöre dernekleri buna göre çalışma yürütmeli. Tüm kurumlar için tarihsel bir görev vardır. Olağan süreçlerde herkes bir güç olabilir, tam da toplum için miyiz, kurum için miyiz sorusunun sorulacağı süreçteyiz” diyen Önlü, valilik ve kaymakamlıklar koordinasyonundaki Vefa Sosyal Destek Grubu’na da değinerek, “Toplumu bir daha sömürmek için başlatılan bir şeydir, günübirlik paket dağıtılıyor” dedi.

    “BİZ DERSİM’DE DAYANIŞMAK İSTİYORUZ”

    “Biz Dersim’de dayanışmak istiyoruz. Dersim’deki bütün sivil toplum örgütleriyle, emek güçleriyle, yerel yönetimlerimizle ortaklaşmak istiyoruz. Kampanyamızın zemini burasıdır” diyen Önlü, Dersim’de yürütülen çalışmalara dair şunları aktardı:

    “BELEDİYE VE MECLİSE ÖNERİ GÖTÜRDÜK”

    “Biz, bu süreç başladığında önce bu kentin en geniş meclisi olan Munzur Özgür Aksın Meclisi’ne önerimizi götürdük. Bu süreci Dersim’de ortak yürütelim, bu toplumu AKP’ye, Valiye muhtaç etmeyelim dedik. Toplum için kendi içinde birimler oluşturup bu süreci yönetelim dedik. Uzun bir süre bu tartışıldı. Toplumu korumak için neden seferber olmuyorsunuz? Coğrafyamızı, doğamızı rantçı, küresel sermayeye peşkeş çekmemek için kuruldu ancak platformlar, meclisler sürece göre şekillenmeli.

    Başta Dersim Belediyesi olmak üzere yerel yönetimlere öneri götürdük. Diğer belediyeleri de dahil ederek Dersim Belediyesi’nde ortak bir birim oluşsun, siyasi partiler ve demokrasi güçleri olarak dahil olalım önerisi verdik. Belediyenin araç gereçleri seferber edilecekti.

    “VALİLİK BASKISIYLA KABUL GÖRMEDİ”

    Valinin baskısıyla bu da kabul görmedi. Valilik bünyesinde Vefa Sosyal Destek Grubu’yla ortak bir çalışma yürütüldü. Biz bunu doğru bulmuyoruz.

    Belediye Meclisi vardır. Bu tür çalışmalar belediye meclisiyle ortaklaştırılıp karar verilmeli. Valiyle mi ortak yürütülüyor, sivil toplum örgütleriyle mi ortak yürütülüyor ona göre belirlenir.

    “VALİLİK BÜNYESİNDEKİ ÇALIŞMAYI DOĞRU BULMUYORUZ”

    İstanbul, İzmir’de CHP belediyeleriyle bile kimi çalışmaları ortaklaştırırken Dersim’de bunun olmaması ciddi bir eksikliktir.

    Yaşlılarımıza, yoksulumuza aş dağıtılması doğru bir çalışmadır, ancak Vali bünyesindeki bir şeyle halka aş götürmeyi çok doğru bulmuyoruz. Belediye meclisinde biz de varız. Bu bizim politikamız değildir. Bu, orada alınan bireysel bir karardır.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘İnfaz yasasından kaç adli suçlu yararlandı?’

    ‘İnfaz yasasından kaç adli suçlu yararlandı?’

    PİRHA –  HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, koronavirüs salgını nedeniyle çıkarılan af yasasından kaç kişinin yararlandığını Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sordu. Tahliyelerden sonra yaşanan suçları hatırlatan Kenanoğlu, tahliye edilenlerin kaçının yeniden suç işlediğini sordu. 

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, yeni af yasasından kaç kişinin yararlandığını Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sordu.

    Toplumda uzun yıllardır beklenti oluşturan ve içerdiği antidemokratik hükümler nedeniyle de evrensel hukuk normlarına uygun bir değişikliği dayatan infaz yasası ile ceza yasalarının ilgili hükümlerine dair bir değişiklik Covid-19 salgının yayıldığı bir ortamda gündeme geldiğini hatırlatan Kenanoğlu, ülke kamuoyunun ölümcül salgının yayılma hızı ve cezaevlerinin olumsuz şartlarından ötürü tüm cezaevlerinin tahliyesine yönelik talepleri karşılık görmediğini belirtti.

    Kamuoyunun ölümcül salgın ve cezaevlerinin olumsuz şartlarından ötürü tüm mahkumların tahliyesine yönelik taleplerinin karşılık görmediğini belirten Kenanoğlu, ancak pek çok adli hükümlünün tahliyesine olanak sağlayan infaz yasasının Meclisten geçmesi nedeniyle, kaç adli hükümlünün tahliye olduğunu, bunların illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımlarını, infaz yasasına dahil edilmeyen siyasi mahkumların sayısını, tahliye edilenlerin kaçının yeniden suç işlediğini, bu yasa nedeniyle meydana gelebilecek tehlikelerin ve olası suçların sorumluluğunun kimde olacağını sordu.

    Kenanoğlu’nun Adalet Bakanı’na yönelttiği sorular şöyle:

    • Bugün itibariyle kaç hükümlü, infaz oranlarının ½ uygulaması sonucunda cezaevlerinden tahliye edilmiştir?
    • Bazı suç türlerinde infaz oranlarının 2/3’e indirilmesi sonucunda kaç hükümlü cezaevlerinden tahliye edilmiştir?
    • Bugün itibariyle kaç hükümlü, açık cezaevine geçme hakkını elde etmek suretiyle yasanın öngördüğü izin hakkı kapsamında tahliye edilmiştir?
    • Bugün itibariyle kaç kadın hükümlü hamilelik yahut küçük çocuğu olması sebebiyle tahliye edilmiştir?
    • Bugün itibariyle kaç 70 ile 75 yaş üstü hükümlü yasanın uygulanması sonucunda tahliye edilmiştir?
    • Halihazırda “kasten öldürme” suçundan cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar” kapsamında cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Suçun fıkralarına göre infaz oranlarının farklılığı nedeniyle tahliyelerin suçun fıkralarına göre dağılımı nasıl olmuştur? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “göçmen kaçakçılığı” suçundan cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “taksirle öldürme” suçundan cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “kasten yaralama” suçundan cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “zimmet” suçundan cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “rüşvet” suçundan cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “kaçakçılık” suçundan cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “irtikap” suçundan cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “hırsızlık” suçundan cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “dolandırıcılık” suçundan cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “nefret ve ayrımcılık” suçundan cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “sahtecilik” suçlarından cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “kumar” suçlarından cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “ihaleye fesat karıştırma” suçundan cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “tefecilik” suçundan cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “çocuk kaçırma ve alıkoyma” suçundan cezaevinde olan kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Halihazırda “uyuşturucu” suçlarında cezaevinde olan ve yasanın suç tarihine göre infazda ayrım öngören hükümlerinin tatbiki ile kaç hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliyelerin illere, yaşa, cinsiyete ve cezaevlerine göre dağılımı nedir?
    • Hâlihazırda kaç kişi TCK-220/6, 7, 8; 302, 314/2, TMK-7 ve 2911 Sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması sonucu cezaevinde bulunmaktadır? Bu oranların yaşa, illere, cezaevlerine ve cinsiyete göre dağılımı nedir? Cezaevinde bulunanların kaçı tutuklu, kaçı hükümlüdür?
    • Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından cezaevinden tahliye edilen yahut açık cezaevinde geçiş hakkı elde etmek suretiyle izin hakkından faydalananların yeniden çeşitli suçlara karıştığına dair haberler kamuoyuna yansımış olup bu bağlamda tahliye edilenlerden kaçı yeniden suç işlemiştir?
    • Tahliye edilenlerin yeniden suç işleme eğilimleri nazara alındığında ve benzeri suçları yeniden işliyor oldukları gerçeğinden hareketle birlikte değerlendirildiğinde bu yasanın 7242 Sayılı Yasanın toplumda kırılmalara ve zararlara yol açma olasılığı öngörülmekte midir? Geçmişte “Rahşan Affı” olarak bilinen yasanın yürürlüğe girmesi toplumu olumsuz etkilemiş ve bu yasal düzenlemenin bir “hata” olduğu dönemin siyasileri tarafından da itiraf edilmiş olup, bu bağlamda 7242 Sayılı Yasanın yaratacağı olumsuz etkilerin engellenmesi için bir çalışma yürütülmesi gündeminizde olacak mıdır? Aksi halde bu yasa nedeniyle meydana gelebilecek tehlikelerin ve olası suçların sorumluluğu kimde olacaktır?  PİRHA/ANKARA
  • İnfaz yasasıyla tahliye olan bir kişi tartıştığı kişiyi öldürdü

    İnfaz yasasıyla tahliye olan bir kişi tartıştığı kişiyi öldürdü

    Torbalı’da, infaz yasası düzenlemesiyle cezaevinden çıkan Mehmet I., tartıştığı Ümit Arıç’ı öldürdü. 

    İzmir’in Torbalı ilçesinde Pancar Mahallesi’nde çamlık alanda dün gece saatlerinde infaz yasası düzenlemesiyle cezaevinden tahliye olan Mehmet I. (21), tartıştığı Ümit Arıç’ı (44) öldürdü.

    İddialara göre; Mehmet I. ile Ümit Arıç’ın arasında bilinmeyen nedenle tartışma yaşandı. Tartışma sırasında Mehmet I.’nın saldırdığı Arıç, aldığı darbeler sonucu olay yerinde yaşamını yitirirken, Mehmet I. ise kaçtı. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine sağlık ve jandarma ekibi sevk edildi. Sağlık ekiplerince yapılan kontrolde Arıç’ın hayatını kaybettiği belirledi.

    Arıç’ın cansız bedeni ise olay yerinde yapılan incelemenin ardından İzmir Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Olayla ilgili başlatılan soruşturma sürüyor.

  • Özbudun: İnfaz düzenlemesi, adalet mi dediniz?

    Özbudun: İnfaz düzenlemesi, adalet mi dediniz?

    PİRHA – Akademisyen Sibel Özbudun infaz yasası ile ilgili bir yazı kaleme aldı. Özbudun, “Önümüzdeki günlerde cezaevlerinin fazlasıyla “ısınacağı”nı tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok. Siyasi tutsaklara karşı yürütülen düşman hukukunun 2000’de yaşadığımız benzeri bir “devlet çılgınlığı”na dönüşmemesi için biz dışarıdakilere, hepimize çok görev düşüyor” dedi. 

    İnfaz yasasına ilişkin bir yazı kaleme alan Akademisyen Sibel Özbudun yazısında, “Kamuoyunda “Af Yasası” olarak bilinen İnfaz Yasası’nda bir takım değişiklikler öngören yasa teklifi, Meclis’te 13 Nisan’ı 14 Nisan’a (2020) bağlayan gece 51’e karşı (AKP ve MHP milletvekillerinin) 279 “evet” oyuyla kabul edildi. İYİ Parti’yi hariçte bırakarak hesaplayacak olsak dahi, Meclis’te CHP ile HDP’nin oy toplamının 200’ü bulduğu bir durumda, yasa önerisine verilen “Hayır” oylarının sayısının neden bu kadar düşük olduğu sorusu, orta yerde duruyor. Kabul edilen yasanın “kurbanı” durumundaki siyasal tutuklu ve mahkûmlar ve/ ile yakınları açısından mutlaka sorulması gereken bir soru bu” ifadelerine yer verdi.

    Özbudun’un yazısında öne çıkan başlıklar şöyle:

    “YASA, AKP-MHP ARASINDAKİ MUTABAKATIN KEMALE ERDİĞİNİ ORTAYA KOYUYOR”

    “Bu muhasebeyi şimdilik erteleyerek devam edelim…

    Belirtmeye gerek var mı, bu bir “Af Yasası” değil. Meclis’in Af çıkarması, Anayasa hükmüyle yasaklandığı için, Meclis’te kabul edilen, bir takım yasalarda değişiklik, cezaların infazında indirim öngören bir düzenleme…

    Dikkat çekilmesi gereken bir başka nokta ise, bu düzenlemenin Mart 2020 itibariyle ülke gündemine yerleşen Covid-19 salgınıyla ilişkili olmaması. İnfaz yasasında bazı değişiklikler yapılması, uzun süredir “Cumhur ittifakını oluşturan partilerin gündeminde ve aralarında uzun pazarlıkların konusuydu.

    Pazarlık konularının ne olduğu bir yana, Cumhur İttifakı’nın her iki partisinin de başından beri mutabık olduğu husus, “Terör suçlarının infaz indirimlerinin dışında tutulmasıydı.

    Çıkan yasa, bu mutabakatın “kemale erdiğini ortaya koyuyor. İnfaz Yasası’nın yeni hâlinin tutuklu ve hükümlüler lehine getireceği düzenlemeler ne ise, “terör” suçları, ama daha doğru bir deyişle “siyasi suçlar” bu düzenlemelerin dışında tutuldu.

    Örneğin infaz hâkiminin yetkisindeki “cezanın evde çektirilmesi”, 10 yıldan az süre kalmış cezalarını açık cezaevinde geçirme, cezanın ½’sini tamamladıktan sonra koşullu salıverilme ya da denetimli serbestlikten yararlanma gibi hükümler siyasi tutsaklara uygulanmayacak.[2]

    O zaman sormak gerek, kim bu “terör suçluları”?

    Celalettin Can, Türkiye cezaevlerinde yatan 394 bin tutuklu ve hükümlünün 260 bininin “adli” olduğunu belirtiyor. Döküm ise şöyle: 80 bin kişi uyuşturucu ile ilgili suçlardan, 45 bin kişi hırsızlıktan, 10 bin kişi sahtecilik ve dolandırıcılıktan, 35 bin kişi cinayetten, 30 bin kişi yaralamaktan, 25 bin kişi gasptan, 5 bin kişi ise çıkar amaçlı çete üyeliğinden dolayı içeride.

    Çocuk yaşta evlendirmeyle ilgili hükümlülerin sayısı bin, taciz ve tecavüz hükümlülerinin sayısı ise 20 bin dolayında.

    İnfaz yasası değişikliklerinin “hedef kitlesi” bu adlilerin bir bölümü… Hangileri olduğu bu söyleşinin kapsamı dışında kalıyor. Bizi ilgilendiren, onların “terörist” dediği “siyasi suçlular”…

    Yine Celalettin Can’a göre bunların 30 bin kadarı, 10 bini doğrudan darbeye karışmaktan hüküm giymiş Gülen Cemaati mensupları. 10 bin kadar “siyasi” ise Kürt siyasetiyle ilgili “suçlardan dolayı içeride: HDP’li milletvekilleri, belediye başkanları, kitle örgütleri, sendikacılar, meslek kuruluşu yöneticileri, sosyal medya paylaşımcıları… Doğrudan “PKK üyeliğinden hüküm giymiş olanlar, bu 10 bin kişinin çok küçük bölümünü oluşturuyor. Diğer sol örgütlerin mensupları ise yaklaşık 3 bin kişi civarında.[3] Belirtmeye gerek var mı, bunların da büyük bölümü, “sosyal medya, gösteri yürüyüşü, Cumhurbaşkanı’na hakaret, pankart-afiş, slogan”vb. “terör örgütü mensubu olmamakla birlikte terör örgütü amaçları doğrultusunda faaliyet göstermek” gibi “ucube” bir hükümle, ya da “gizli tanık” ifadeleriyle içeride.

    Aslında nerede “kaybettik” biliyor musunuz?

    Hatırlayın, 1991 tarihli “Terörle Mücadele Kanunu’nda 2006’da yapılan değişikliklerle, “terör örgütünün… Yöntemlerini meşru gösterecek ya da övecek şekilde propaganda yapmak”, “örgüte ait amblem, resim ya da işaret taşımak, slogan atmak, ses cihazıyla yayın yapmak vb.” “suç” kapsamına alınarak “terör” kavramının kapsamı genişletildi, muğlaklaştırıldı. Ve toplumsal muhalefet, o gün bu düzenlemeyi geri püskürtemedi…

    Üzerinde uluslararasından geçtim, ulusal mutabakata varılmamış, herkesin kendine (ve konjonktüre: AKP ile PKK arasında “barış süreci” yürütülürken AKP çevrelerinin “PKK ve lideri Öcalan’ın “terörist” sayılmayacağına ilişkin kendilerini nasıl parçaladıklarını hatırlayın lütfen! Ya da bugün “FETÖ” mahkûmu onlarca eski hâkim ve savcıyı…) göre tanımladığı, bir “boş gösteren” olarak nitelenebilecek “terör” kavramı bu denli muğlak, bu denli konjonktürel iken, kapsamının daha da genişletilmesi, esnetilmesi, kestirme bir deyişle “devletlûlar”a muhalif her söz ve eylemin “terör suçu” sayılabileceği bir ortama böylelikle geçiş yapmıştık.

    Bugün cezaevlerinde genel kamuoyunda “terörist” yaftası yedikleri için içeride kırılsalar pek az insanın kılının kıpırdayacağı binlerce tutsak bulunuyor: siyasi parti yöneticisi olmaktan, yazı yazmaktan, mitinglere, basın açıklamalarına katılmaktan, toplantılarda konuşma yapmaktan, yerel yönetimlerle ilgili faaliyetlerden, sosyal medya paylaşımından, cumhurbaşkanına hakaretten, gazetecilik yapmaktan, slogan atmaktan, cezaevlerindeki tutsaklara para göndermekten, “gizli tanık” ifadelerinden, daha ne bileyim, halay çekmekten… binlerce kişi “terör suçlusu” damgasını yedi… Ve bu insanlar, yıllardır cezaevlerindeler. İşin çarpıcı yanı, şiddet içeren (bombalama, silahlı saldırı, soygun vb.) “terör” suçlarının adedi düşerken, cezaevlerindeki “terörle ilişkilendirilen” tutuklu ve hükümlülerin sayısının arttıkça artması.

    “CEZAEVLERİNDE SİYASİ TUTSAKLARA YER AÇMA GAYRETİ”

    Tekrar ediyorum, “terör/terörist” yaftası bugün muhalifler üzerinde yürütülen cadı avında kullanışlı bir “boş gösteren” olmayı sürdürüyor. Ve 2016 Fethullah Gülen darbe “girişiminin ardından, hele ki Başkanlık sistemine geçişle birlikte yargı kurumunun neredeyse tümüyle AKP’nin denetimi altına girmesiyle muhalifler hakkında hazırlanan emniyet fezlekeleri “kes-yapıştır” yöntemiyle önce savcılık iddianamesine, ardından da “mahkeme hükmü ”ne dönüştürülürken, hepimiz, ama hepimiz potansiyel “teröristler” konumundayız. Ve “suç”umuzun kapsamı “devlet sırlarını ifşa”, “yabancı devletlere bilgi verme”, “darbe teşebbüsü” gibi akla seza yeni eklemelerle sürekli genişletiliyor.

    Ülkenin totaliter gidişatında iktidarın adli suçluların irice bir bölümünü serbest bırakma girişimi, bugün tıklım tıklım durumdaki cezaevlerinde yeni siyasi tutsaklara yer açma gayretinden öte bir anlam taşımamaktadır.

    Malûm; Türkiye’deki 355 cezaevinin toplam kapasitesi 220 bin kişi[4] ama, şu an cezaevi mevcut sayısı 280 binin üzerinde. Bu doluluk oranı, Türkiye için bir ilk. (Ev hapsi ya da “denetimli serbestlik”ten yararlanan yaklaşık 700 bin kişi[5] de cabası: Bir başka deyişle 1 milyon kişi, yani kabaca 15 yaş üzeri her 62 yurttaştan biri, “tutuklu” ya da “mahkûm” konumunda!)

    Bu 280 küsur bin kişi 220 bin kişilik yere nasıl mı sığıyor? “Tek kişilik ranza yerine konulan iki katlı ranzalarda ve hatta yerlere serilen yataklarda yatıyorlar. Nöbetleşe uyunan yerler bile var,” diyor Hüseyin Aykol. “Yetersiz beslenme, ısıtılmayan ve havalandırılmayan koğuşlar, gün ışığından faydalanamama, yeterli hekim ve sağlık personelinin bulunmaması, muayene ve sevk sürelerindeki uzunluk, hijyen ürünlerinin parayla satılması, temiz ve sıcak suya erişememe, düzenli ve etkin bir sağlık hizmetinden faydalanamama, kötü muamele…”[6] diye uzayıp gidiyor 11 siyasi partinin ortaklaşa imzasıyla yayınlanan bildiri. “Cezaevlerinde dört metrekareye bir insan düşmesi gerekirken bir buçuk metrekareye bir insan düşüyor” diyor, HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu. “Keskin Cezaevi’nde 8 kişilik koğuşlarda 28 kişinin kaldığını; bir koğuşta da 21 kadın ve 9 çocuğun kaldığını gördüm. Ceza ve Tevkif evleri Genel Müdürü’ne ‘Sekiz kişilik koğuşta 26 kişi kalıyor’ dedim. Genel Müdür, ‘Ne yapalım? Benim yapacağım bir şey yok. Haklısınız, kalabalık ama mahkemeden gönderiyorlar biz de içeri alıyoruz’ dedi. Cezaevlerinde kalan çocukların oyuncağı yok. Kreş sadece sözde var. Cezaevlerinde çok büyük dramlar yaşanıyor.”[7]

    “BU KOŞULLAR ALTINDA CEZAEVİNE SAĞLAM GİRENİN SAĞLIKLI ÇIKMASI MÜMKÜN MÜ?”

    Bu koşullar altında cezaevine sağlam girenin sağlıklı çıkması mümkün mü? Değil elbet. Nitekim cezaevi nüfusu kırılıyor. İHD’nin raporuna göre Türkiye cezaevlerinde 590’ı ağır olmak üzere 1564 hasta tutsak var. Sağlıklarından sorumlu devletin kayıtsız bakışları altında birer birer ölüyorlar.[8]

    “Kanser hastası olan bir mahpusun abisiyle görüşüyorum,” diye anlatıyor hukukçu Esra Erin. “Kardeşine, kanser teşhisi konulduktan aylar sonra tam ışın tedavisine başlanmışken tedaviye başlanan hastane pandemi hastanesi ilan ediliyor ve aylar sonra başlanan tedavi kesilerek kardeşi cezaevine geri götürülüyor…

    Başka bir mahpusun babasıyla görüşüyorum. Oğlunun boynundan aşağısı felç ve ATK’nın cezaevinde kalamaz raporuna rağmen hâlen daha hapishanede. Sebebi ise toplum için tehlikeli olduğu iddiası. Olayın absürtlüğü burada bitmiyor, boynundan aşağısı felçli olan mahpus; belden aşağısı felç olan başka bir mahpus ve iki eli olmayan bir mahpusla aynı odada kalıyor. Üçü de ağır hasta. Üçü de politik mahpus. Dolayısıyla infaz düzenlemesinden yararlanamayacaklar…”[9]

    Ve belki de en çarpıcısı: TUHAD-FED, cezaevlerindeki hak ihlallerine ilişkin raporunda Tarsus cezaevinde tutukluları muayene için koğuşlara giden bir doktorda koronavirüs tespit edildiğini kaydediyor![10]

    Kimse “Personel yetersiz,” “cezaevleri kalabalık” gibi mazeretlere sığınmasın; devletin güvencesi altında olması gereken tutsakların, özellikle de siyasi tutsakların sağlığı, bir çeşit idam cezasına dönüşmüştür: hasta tutsağın hastaneye cezaevi ring araçlarıyla sevk edilmesi, tutsakların bunu reddetmesi durumunda hastaneye gönderilmeme, kelepçeli muayene dayatması, cezaevi giriş-çıkışlarında tutsaklara çıplak arama yapılması, cezaevinde tedavi koşulları bulunmaması, ilaç almak için her seferinde doktor raporu istenmesi… Bunların hiçbiri “cezaevi nüfusunun aşırılığı” ya da “personel veya ekipman eksikliği” ile açıklanamaz.

    Kırıkkale F Tipi Cezaevi’nde tutuklu olan Mustafa Kocatürk, Yeni Yaşam’a gönderdiği mektupta şunları söylüyor: “Hastane sevkleri muayene ve tedavi süreçlerinde yaşadığımız sorunlar artarak devam ediyor. Tek hücreli ring araçlarıyla hastaneye ulaşmamız şansa bağlı. Biz ring araçlarına binmeyi ret ediyoruz. Bunun aşıldığı durumlarda ise doktorların çoğu kelepçeli muayeneyi dayatıyorlar. Talebimiz doğrultusunda kelepçelerin açılmasını isteyen doktorlara rastladığımızda ise jandarma kelepçeyi açtırmamak için doktorlara yönelik üstü kapalı bir şekilde gözdağı ile kelepçeler açtırılmadan muayene ediliyoruz. Kırıkkale Üniversite Hastanesi, Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi, Kırıkkale Diş Hastanesi sevklerinde bu sorunları yaşadığımız için muayene ve tedavi imkânsız hâle geldi. Aylardır diş ağrısı çeken ve hastaneye götürüldüğü zamanlarda her defasında kelepçeli muayene dayatması yapıldığı için tedavi olamayan arkadaşlarımız var.” [11]

    CEZAEVLERİNDE HAK İHLALLERİ

    Tekrar ediyorum, bunlar, “doluluk” oranlarıyla değil, siyasi tutsaklara yönelik “düşman hukuk(suzluğ)u” uygulanmasının örnekleridir. “Abartı” mı diyorsunuz? Alın size, cezaevi uygulamaları:

    -“ Bursa, Silivri ve Bakırköy Cezaevlerinde siyasi tutuklulara dönük ihlal haberleri geldi. Mezopotamya Ajansının haberine göre Silivri Cezaevinde birçok hak ihlali yaşandığını söyleyen Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Yöneticisi Vedat Ece, ailelerin tutuklulara gönderdiği kargoların ya hiç verilmediği ya da üç ay bekledikten sonra verildiğini bildirdi. Ece, ‘Aileler kargoyla kitap, dergi, elbise vs. gönderiyor ama verilmiyor. Cezaevinde elden verildiğinde ise bu sefer ‘Kargoyla gönderin’ diyorlar. Çok kötü bir yıldırma politikası uygulanıyor. Geçen gün tutuklularla görüştükten sonra cezaevi idaresiyle görüştük. Kitap vermeme gibi bir kararlarının olup olmadığını sorduk. Bize böyle bir kararın olmadığını söylediler. O yüzden mahpuslara söylenen ile aile ve avukatlara söylenen şey aynı değil’ dedi.”[12]

    – “Bandırma Cezaevi’nde 29 yıllık tutuklu Hamze Deniz, ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde yaşadıkları baskıları anlattı. Görüşmede cezaevinde şartların ağırlaştığını kaydeden Deniz, tutuklu arkadaşlarının istem dışı sevklerine karşı tepki gösterdikleri için gardiyanlar tarafından tek tek koğuştan çıkarılarak, koridorlarda darp edildiğini iletti. Koridorda tutukluların elbiselerinin üzerlerinden zorla çıkarıldığını ifade eden Deniz, yaşanan şiddetten kaynaklı birçok tutuklunun kaburgaları, el ve ayak bileklerinde kırıkların yaşandığını belirtti.”[13]

    – Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara şubesi Cezaevi Komisyonu raporuna göre Afyon T1 Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na Bandırma’dan sevk edilen, çoğu 25 yılı geçkin süredir cezaevinde bulunan mahkûmlar, çıplak aramaya tabi tutulmuş, bunu kabul etmeyenler hakaret, tehdit, kaba dayak ve falakaya tabi tutulmuştur. Mahkûmların bu konuda Savcılığa verdikleri şikâyet dilekçeleri işleme konulmamış, sevk sonrasında eşyaları kendilerine verilmemiş, FM bantlı radyolarına el konulmuştur.[14]

    – “Eskişehir H Tipi Kapalı Cezaevi’nde olan tutukluların koğuşlarda yapılan aramalara özel harekât polislerinin katıldığı belirtildi.”[15]

    – “Rize L Tipi Kapalı Hapishanesi’nde kalan Murat Şimşek, hapishane idaresinin ‘karıştır-barıştır uygulamasını devreye koyduğunu, adli tutukluların ölüm tehdidine maruz kaldıklarını aktardı.”[16]

    – “Van F Tipi’nde “Tutuklu Taner Korkmaz’ın abonesi olduğu Yeni Demokrasi Gazetesinin eylül ayından itibaren gelmemesi üzerine yaptığı başvurularla 8 Yeni Demokrasi Gazetesi ve 2 Partizan dergisinin verilmemesine dair Van Cumhuriyet Başsavcılığına 26 Aralık 2019 tarihinde suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusu sonrasında aynı gün verilmeyen gazete ve dergiler için yasaklama kararı çıkarıldı. Tek bir kararla 10 ayrı gazete ve dergi için toptan yasaklama karan alındı. Tutuklu Akil Nergül’e ise 2018 yılı başında gelen Süreyya Karacabey’in ‘Gündelik Hayatta Direnmek’ isimli kitabı yazan KHK’lı olduğu gerekçesiyle keyfi bir şekilde yasaklandı. Yapılan itirazlar sonucunda İnfaz Hâkimliği 1.5 yıl sonra verdiği kararla kitabın yeniden cezaevi idaresi tarafından incelenmesini istedi. Cezaevi idaresi yaptığı incelemede kitapta sakınca olmadığı, verilebileceği yönünde bir karar verildi. Ancak İnfaz Hâkimliğinin verileceği yönündeki karara savcılık itirazı ardından Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi 5 Aralık 2019 tarihinde kitabı yasakladı.”[17]

    Örnekleri uzatmaya gerek var mı? Bu ve benzeri vakaları sizler de cezaevine yolunuz düştüğünde yaşamamış, cezaevlerindeki yakınlarınızdan dinlememiş, ya da özgür basından izlememiş olamazsınız…

    “SİYASİ TUTSAKLARI KIRDIRMA NİYETİNE İŞARET ETMİYOR MU?”

    “Düşman hukuku” dedim; cezaevlerindeki yığılmayı önlemek, “Korona günleri”yle birlikte cezaevlerindeki riski azaltmak gerekçesiyle[18] hızlandırılan, sayıları 40 ila 90 bin arası mahkûmun serbest kalmasına yol açacak düzenlemeden muaf tutulan siyasi tutsakların karşı karşıya olduğu bu uygulamaları başka bir kavramla açıklamak mümkün mü? Ya da, HDP milletvekili Meral Danış Beştaş Meclis kürsüsünden vekillere seslenirken sorduğu, “Bütün kamuoyunun gözü önünde soruyorum: İdris Baluken cezaevinde ölsün mü? Figen Yüksekdağ ölsün mü? Selahattin Demirtaş ölsün mü?” sorusuna AKP sıralarından gelen “Ölsün” seslerini?[19] İnfaz düzenlemesindeki bu ayırımcılık, büyük bölümü cezaevi koşulları nedeniyle ciddi sağlık sorunları olan siyasi tutsakları Covid-19’la kırdırma niyet ve vebaline işaret etmiyor mu?

    “BU, DÜŞMAN HUKUKU YADA SINIF KİNİDİR”

    Bu “düşman hukuku” ya da “sınıf kini”dir ki, hırsızlar, katiller, çocuk istismarcıları, dolandırıcılara “devletin şefkatli eli”ni uzatırken, aynı kalemde, “Basın İlan Kurumu aracılığıyla resmi ilan ve reklam yayınlama hakkı bulunmayan gazetelerin, ceza infaz kurumuna kabul edilmeyeceği” düzenlemesini getirmekte. “Yabancı dilde” yayımlanmış gazete ve dergilerin ceza infaz kurumuna kabul edilmesinde Adalet Bakanlığı yetkili olacak.[20] “Basın İlan Kurumu aracılığıyla resmi ilan ve reklam yayınlama hakkı bulunmayan gazeteler”, yani Kurum’un sık sık “cezalandırmak” üzere resmi ilan vermeyi kestiği Evrensel, Birgün, Cumhuriyet, Yeni Yaşam gibi muhalif basın. “Yabancı dilde yayınlanmış gazeteler” yani Kürtçe gazete ve dergiler!

    Ve yine bu “düşman hukuku” ya da “sınıf kini”dir ki, hırsızlar, katiller, çocuk istismarcıları, dolandırıcılara “devletin şefkatli eli”ni uzatırken, aynı kalemde, savcıların yanısıra istihbarat birimlerinin, diledikleri zaman “terör ve örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlenen ‘suç’larda” tutuklu ya da hükümlüleri cezaevinden sorguya alma yetkisini yasalaştırmakta![21]

    “HEPİMİZE ÇOK GÖREV DÜŞÜYOR”

    Önümüzdeki günlerde cezaevlerinin fazlasıyla “ısınacağı”nı tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok. Siyasi tutsaklara karşı yürütülen düşman hukukunun 2000’de yaşadığımız benzeri bir “devlet çılgınlığı”na dönüşmemesi için biz dışarıdakilere, hepimize çok görev düşüyor…

    Diyeceklerimi, iktidarın “düşman hukuku”na karşı bedenlerini barikata dönüştüren sevgili ÇHD’li kardeşlerimizi selamlayarak tamamlıyorum.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘Tutsak aileleri olarak tedirginiz, acil önlemler alınsın, açıklama yapılsın’-VİDEO

    ‘Tutsak aileleri olarak tedirginiz, acil önlemler alınsın, açıklama yapılsın’-VİDEO

    PİRHA – Elazığ 2 Nolu Kapalı Cezaevi’nde koronavirüs vakası tespit edildiğinin ileri sürülmesi nedeniyle tutsak aileleri tedirginlik yaşadıklarını ifade etti. Aileler, acil önlemler alınması ve açıklama yapılması için Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’na çağrı yaptılar. 

    Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bir tutuklunun koronavirüs testinin pozitif çıktığı ileri sürülmüştü.

    Konuya ilişkin HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü de Meclis’e soru önergesi vermiş, duruma yönelik bir açıklama yapılması gerektiğini belirtmişti.

    PİRHA’ya konuşan tutuklu ve hükümlü yakınları, Adalet Bakanlığı’na çağrı yaparak acil önlemler alınmasını ve açıklama yapılmasını talep ettiler.

    “ELAZIĞ’DA VAKA TESPİT EDİLDİĞİ BELİRTİLİYOR; TEDİRGİNİZ”

    3 yıldır Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunan Sinan Amaç’ın babası Ali Haydar Amaç, “Edindiğimiz bilgilere Elazığ Cezaevi’nde koronavirüs vakası var. Tutsaklar büyük tedirdinlik yaşıyor. Oğlum 3 yıla yakın cezaevinde. Kemik erimesi rahatsızlığı var ama bugüne kadar hiçbir tedavi uygulanmadı. Aldığımız duyumlara göre; virüsün olduğu söyleniyor. Ama doğru mu bilmiyoruz. Milletvekilimiz Meclis’e soru önergesi de verdi bu konuya dair. Adalet Bakanlığı geçtiğimiz günlerde birkaç kişinin yaşamını yitirdiğini söylemişti. Biz aileler olarak tedirginiz” ifadelerini kullandı.

    “ÇIKARTILAN YASA, ÇETELERİN AFFIDIR”

    İnfaz yasasına tepki gösteren Amaç, “Çıkartılan infaz yasasıyla nerede bir katil, tecavüzcü, çete varsa onlara yasa onlara ilişkin oldu. Akp ve Mhp’nin yasası budur. Çetelerin affıdır” dedi.

    Amaç şöyle devam etti:

    “Adalet Bakanlığı’na çağrı yapıyoruz. İleride ölümler yaşandığında bunun altında kalkamazlar. Bunun bedelini ödeyemezler. İnsanlar, siyasi görüşünü açıkladı diye zindanlara atıldılar. Ölüme terk ediyorlar. Selahattin başkanın neyi vardı, ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ dedi. Tüm siyasi tutsaklar Erdoğan’a karşı olduğu için cezaevlerinde.”

    “SİYASİ TUTSAKLARLA BİRLİKTE CEZAEVLERİ BOŞALTILSIN”

    Siyasi tutuklularla birlikte cezaevlerinin boşaltılması ve bir an evvel önlemlerin alınması gerektiğini savunan Amaç, “Tutsaklar, telefonda bile bir şey diyemiyorlar, korkuyorlar. Baskı görüyorlar. Biz burada tedirginiz onlar da orada tedirgin. Hiçbir önlem yoktur, insanlara işkence yapanlar maske mi verecekler. Mümkün değil” diyerek sözlerini tamamladı.

    “KAYGILIYIZ, AÇIKLAMA BEKLİYORUZ”

    Ağabeyi Suat Sefer 5 yıla yakın bir süredir Elazığ 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde bulunan Özlem Toprak, “Tedirginliğimiz sürüyor. Son bir haftadır Elazığ 2 Nolu’da koronavirüs vakası olduğu söyleniyor. Adalet Bakanlığı ve cezaevi yönetiminden konuya ilişkin bir açıklama gelmedi.

    Toprak, “İnfaz yasasında kapsam içine alınan çocuk ve kadın katilleri, uyuşturucu çeteleri tahliye edildi” diyerek tepkisini dile getirdi.

    Toprak, “Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın acil harekete geçmesi lazım. Dünya genelinde koronavirüs var. Cezaevlerine de sıçramış durumda. Biz bu konuda kaygılıyız. Açıklama bekliyoruz” diyerek çağrı yaptı.

    “İNFAZ YASASI, DEVLETİN MAFYA LİDERLERİ ÜZERİNE ÇIKARTTIĞI BİR YASA”

    Babası Ayhan Çelik 4 yıla yakın bir süredir Elazığ 1 Nolu Kapalı Cezaevi’nde olan Nazlı Çelik,  infaz yasasına değinerek “Meclisten geçecek geçmeyecek diye çok uzadı. Biz siyasi tutsak yakınları ve cezaevlerindeki arkadaşlarımızın bir beklentisi vardı açıkçası. Devletin dışarıya yansıttığı durum ise adli suçlar, mafya liderleri üzerinde çıkarttığı bir yasa. Siyasi tutsaklara belki dedik ama hata bizde devletten böyle bir şey bekledik. Bugün zindanlarda siyasi tutsaklara nasıl davranıldığını biliyoruz. Hasta tutsaklara nasıl davranıldığını biliyoruz” ifadelerini kullandı.

    Çelik, “Ortaya çıkan pakette siyasi tutsaklara ilişkin bir şey beklerken sosyal medya aracılığıyla suçlama süreçlerinin kısaltıldığını öğrendik. bundan sonra tutuklamalar olunca küçük küçük gerekçeler olacak” dedi.

    “DİLE GETİRİLEN VAKANIN REVİRE DAHİ KALDIRILMADIĞI BELİRTİLDİ”

    Çelik, Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde koronavirüs vakasının olduğu ileri sürülmesine ilişkin şunları kaydetti:

    “2 Nolu cezaevinde bir vakanın olduğunu duyduk. Koronavirüs vakası Türkiye’de görüldüğü zaman zindanlara bir şekilde taşınacak durumu doğdu açıkçası. Bu süreçten sonra, tecavüzcüleri bıraktıktan sonra zindanlarda kalan siyasi tutsaklara bu virüsün taşınabileceğini öngörmüştüm. Böyle de olacak.

    Dile getirilen şey; koronavirüs vakası olan kişi revire dahi kaldırılmamış. Ne uygulanıyor onu bile bilmiyoruz.”

    “ZİNDANLARDA DEZENFEKTE KOŞULU YOK, VİRÜSÜN YAYILACAĞI ORTAMLAR”

    Babası Ayhan Çelik ile telefon görüşmesinde gardiyanların cezaevinden gitmediği belirtildiğini ancak bilginin net olmadığını ifade eden Çelik, “Gardiyanlar ve doktorlar taşıyıcı durumda. Cezaevlerinde alınan hiçbir önlemin olmadığını biliyoruz. eldiven, maske, temizlik tedbirlerinin alınmadığını biliyoruz” dedi.

    Çelik, “Adalet Bakanlığı ölü sayısını açıkladı ama cezaevi ismi verilmedi. Kapalı cezaevlerinde var mı bilmiyoruz. Zindanların dezenfekte koşulu yok zaten. Güneşi çok görmeyen, rutubetli ortamlar virüsü yayacak ortamlar. Biz tutsak aileler olarak tedirginiz” diyerek sözlerini tamamladı.

    PİRHA/DERSİM

  • Pir Genlik’ten infaz yasasına tepki: Katiller, tecavüzcüler için çıkarılan bir yasadır

    Pir Genlik’ten infaz yasasına tepki: Katiller, tecavüzcüler için çıkarılan bir yasadır

    PİRHA – Baba Mansur Ocağı’ndan Pir Nesimi Genlik infaz yasasına tepki gösterdi. Genlik, “Çıkan yasa vicdanlı ve merhametli anlayışlardan uzaktır. Tutuklu ve hükümlü yakınlarının beklentilerine cevap olamayan bu yasa, katiller, tecavüzcüler, zehirleyiciler ve rüşvetçilere çıkarılmıştır” dedi. 

    Af yasası olarak da adlandırılan geçtiğimiz günlerde Meclis Genel Kurul’unda infaz yasası AKP ve MHP’li vekillerin oylarıyla kabul edildi. Yasanın kabul edilmesiyle birlikte 51 bine yakın fail serbest bırakılmaya başlandı.

    Siyasi mahpusların kapsam dışı bırakıldığı infaz yasasına Baba Mansur Ocağı’ndan Pir Nesimi Genlik, “İnfaz yasası, vicdanlı ve merhametli anlayışlardan uzak. Gözü yolda olan tutuklu ve hükümlü yakınlarının beklentilerine cevap olamıyorlar. Katiller, tecavüzcüler, zehirleyiciler, rüşvetçiler için çıkarılan bir yasa bu” diyerek tepki gösterdi.

    Pir Genlik, “Toplumsal muhalefetlerini, siyasi düşünceleriyle, makaleleriyle, gazetelerle, kitaplarla birçok şeyle dile getirenler ile görevden uzaklaştırılmış seçilmişlerin tutukluluk hallerinin devam etmesi vicdani değildir, merhametsizce bir anlayıştır” dedi.

    Hakkaniyetli, erdemli bir duruş gösterip biatçı anlayışı reddedenlerin bu yasadan beklentilerinin olmadığını dile getiren Genlik, “Nehaq bir anayasaya taraf olanlar yarın Rabbin kulları olduklarını söylüyorlar. Koronavirüsün yüz binlerce can aldığı bir süreçte böyle bir uygulama yapanlar çocuklarına nasıl bir miras bırakacaklar” diye konuştu.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Tutuklu gazetecilerin tahliye talebine ret

    Tutuklu gazetecilerin tahliye talebine ret

    Yürürlüğe giren infaz düzenlemesi kapsamında tahliye başvurusu yapan gazeteciler Ferhat Çelik, Aydın Keser, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Hülya Kılınç ve Murat Ağırel’in başvuruları reddedildi. Mahkemenin karar metninde Çelik ve Keser’in isimlerine yer verilmedi, avukatlar itirazda bulunacak.

    Avukatları aracılığıyla İstanbul 4’üncü Sulh Ceza Hakimliği’ne infaz düzenlemesiyle birlikte denetimli serbestlik süresinin değişmesi gerekçesiyle Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser, Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel, Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Sorumlu Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve muhabir Hülya Kılınç hakkında tahliye başvurusu yapılmıştı.

    Gazetecilerin avukatları tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan başvuruda, infaz düzenlemesiyle birlikte denetimli serbestlik süresinin de değiştiği, gazetecilerin mahkûmiyet kararı alsalar dahi cezalarının infazının olmayacağı ifade edilmişti.

    Başvuruyu görüşen mahkeme “İstihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek” suçlamasıyla yargılanan gazetecilerin tutukluluğunun devamına karar verdi.

    Mahkemenin kararında, “Haklarında tutuklanmalarına dair karar verilen Murat Ağırel, Hülya Kılınç, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan hakkında ayrı ayrı tahliye talebinde bulunulmuş ise de incelenen soruşturma dosyasına göre mevcut delil durumu, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, ifade tutanakları, atılı suç için yasada öngörülen ceza miktarı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde tutukluluk tedbirinin ölçülü olduğu, şüphelilerin tutukluluk hallerinin sonlandırılmasını gerektirir bir husus bulunmadığı ve itiraz gerekçeleri yerinde olmadığından adı geçen şüpheli müdafilerinin tahliye taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir” denildi.

    KARAR METNİNDE ÇELİK VE KESER İSİMLERİ YER ALMADI

    Yapılan başvuruda “tutuklamaya itiraz eden kişiler” olarak isimleri yer alan Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik ile Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser’in isimleri yer alsa da İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği’nin düzenlediği karar metninde Çelik ve Keser’in isimlerine yer verilmedi.

    Kararı bianet’e değerlendiren Keser ve Çelik’in avukatı Özcan Kılıç, “Bize de aynı karar tebliğ edildi. Metnin içinde varız ama karar kısmında yokuz. Alelacele yazılmış bir karar. İtiraz edeceğiz” dedi.

  • Yazar Ayhan Aydın’dan İnfaz Yasası’na tepki: Vicdanınız var mı?

    Yazar Ayhan Aydın’dan İnfaz Yasası’na tepki: Vicdanınız var mı?

    PİRHA- Yazar Ayhan Aydın, İnfaz Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle ortaya çıkan tabloyu değerlendirdi. Aydın, “Düşünceyi suç sayan, yazarları- gazetecileri içeride tutan, katilleri serbest bırakan zihniyet adaletten de, devlet yönetmekten de, insanlıktan da bahsetmesin. Böyle bir yasa olmaz olsun” diyerek tepki gösterdi.

    TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen infaz düzenlemesine ilişkin kanun, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

    İnfaz Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle, çete lideri Alaaddin Çakıcı da dahil binlerce tutuklu salıverilirken, siyasi nedenlerden dolayı cezaevinde bulunanlar bu yasadan yararlandırılmadı.

    İnfaz Yasası’na tepki gösteren Yazar Ayhan Aydın, “Katiller, caniler, ahlaksızlar, namussuzlar, gaspçılar serbest… Devletin böyle bir ciddiyetsizliği olabilir mi? Türkiye insanlık tarihini yeniden yazıyor” dedi.

    “Virüs bir salgındır. Azalır, çoğalır, gelir, gider ve belki geçer” diyen Ayhan Aydın, “Ama adaletin yani toplumsal vicdanın zedelenmesi, örselenmesi, önemsenmemesi, kısaca yok edilmesinin telafisi yoktur. Düşünceyi suç sayan, yüreği insanlıkla, adalet, sevgi ve kardeşlikle dolu yazarları- gazetecileri içeride tutan, katilleri serbest bırakan zihniyet adaletten de, devlet yönetmekten de, insanlık da bahsetmesin. Böyle bir yasanız olmaz olsun” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Çelebi: İnfaz Yasası Bahçeli’nin ihtiyacının karşılandığı bir yasa-VİDEO

    Çelebi: İnfaz Yasası Bahçeli’nin ihtiyacının karşılandığı bir yasa-VİDEO

    PİRHA – Yerine kayyım atanan Peri Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi, Meclis’te kabul edilen İnfaz Yasası’na ilişkin PİRHA’ya konuştu. Çelebi, “Bu yasa koronadan dolayı çıkarılan bir yasa değil. Devlet, kendi ihtiyacını, ortağı Bahçeli’nin ihtiyacının karşılandığı bir yasadır “dedi. Çıkarılan yasanın ölümleri getireceğini belirten Çelebi “Ölümleri durduralım” çağrısı yaptı. 

    Yerine kayyım atanan HDP’li Peri Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi, Mecliste kabul edilen İnfaz Yasası’na tepki gösterdi. Çelebi, “Yasayı koronavirüse dayanarak çıkardıklarını iddia ediyorlar ancak işin gerçeğinin böyle olmadığı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklamaya da baktığımızda önceden hazırlandığı görülüyor” dedi.

    “MHP’NİN DAYATMASIYLA ÇETELER SALIVERİLMEYE BAŞLANDI”

    Erdoğan Bahçeli görüşmelerinde, MHP’nin dayattığı özellikle de çete organizasyonunda yer almış kimi eli kanlı çeteler, uyuşturucu, fuhuş, kadın cinayetleri işlemiş, çocuk istismarı yapmış binlerce tutuklu ve hükümlünün salıverilmeye başlandığını ifade eden Çelebi, şöyle devam etti:

    “Bunlar, toplum içerisine gelecekler. Kimi cinayet işlemeye devam edecek, kirli işlerini sürdürmeye devam edecek. Yasanın hiçbir yönünde siyasi tutsaklar yok, gazeteciler, öğrenciler yok. Suç işlemeden masum insanların cezaevinde yattığını biliyoruz. Bu infaz yasası koronadan dolayı çıkarılan bir yasa değil. Devlet, kendi ihtiyacını, ortağı Bahçeli’nin ihtiyacının karşılandığı bir yasadır.”

    “YASA, ÖLÜMLERİN ARTMASINA NEDEN OLACAKTIR”

    Siyasi mahpusların salgın sürecinde zor koşullarla yaşadıklarını belirten Çelebi, “Hiçbir önlemin alınmadığını biliyoruz. Cezaevlerinden gelen haberlere baktığımızda da gardiyanların yer yer siyasi tutsakları koronavirüs bulaştırırız tehditlerini savurduğunu biliyoruz. Yasa, yeni ölümlerin artmasına neden olacaktır. Adalet Bakanlığı açıkladı 3 kişinin yaşamını yitirdiğini. Daha fazla yaşanacağını görmemiz gerekiyor” dedi.

    “MERKEZİ YÖNETİMİN ÇIKARLARI GÖZETİLİYOR”

    Tutuklu belediye eş başkanlarının durumuna dikkat çeken Çelebi, şunları kaydetti:

    “Yasada propagandayı bile kapsayan bir şey çıkmaması görevden alınmış belediye eş başkanlarımız için de bir sorun teşkil ediyor. Birçok belediye eş başkanımız, propaganda suçlamasıyla cezaevlerinde. Kapsam dışında kaldılar. Kayyım atanan belediyelerin bugün yaptıklarını görüyoruz. Halka hiçbir hizmet verilmediğini, merkezi yönetim çıkarlarının gözetildiğini görüyoruz.

    Bizim talebimiz eşit infaz yasası olması yönlüydü. Ama eşit infaz yasası olmadığı için bu yasa, ölümleri getirecektir. Ölümleri durduralım.”

    PİRHA/DERSİM

  • HDP’li Gergerlioğlu’ndan infaz yasası tepkisi: Zalim, vicdansız!

    HDP’li Gergerlioğlu’ndan infaz yasası tepkisi: Zalim, vicdansız!

    PİRHA- İnfaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifinin yasalaşmasına Twitter’dan tepki gösteren HDP Kocaeli Milletvekili, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Zalim, vicdansız infaz yasası” şeklinde nitelendirdi. Gergerlioğlu, “18 saat komisyonda sabahlara kadar mücadele ettik. Sayısal çoğunlukla kazandılar ama aslında kaybettiler, milyonlarca mazlumun nezdinde” dedi. 

    AKP ve MHP gruplarının ortak hazırladığı infaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı.

    Koronavirüs salgını nedeniyle cezaevlerindeki doluluğu azaltmak amacıyla AKP ve MHP tarafından hazırlanarak, 31 Mart’ta Meclis Başkanlığı’na sunulan İnfaz Yasa teklifi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. 330 milletvekilinin katıldığı açık oylamada, 279 milletvekili teklife evet oyu verirken, 51 milletvekili ret oyu kullandı. Teklifin son maddesi görüşülürken Meclis’e gelen MHP Lideri Devlet Bahçeli kabul oyu verdi.

    Yasa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayının ardından Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra yürürlüğe girecek.

    Yaklaşık 90 bin mahkuma tahliye yolunu açacak teklife, muhalefetin bütün çabalarına rağmen, siyasi tutuklular, düşünce suçluları, tutuklu gazeteciler dahil edilmedi.

    Teklifin Genel Kurul’daki görüşmeleri bir hafta sürdü. Sert tartışmaların yaşandığı toplantılara milletvekilleri koronavirüs salgınından korunmak için maske takarak katıldı.

    Genel Kurul’da, 70 maddeden oluşan ve 11 kanunda değişiklik öngören teklif, bir hafta süren mesai sonucunda kabul edildi.

    “SAYISAL ÇOĞUNLUKLA KAZANDILAR, VİCDANDA KAYBETTİLER”

    İnfaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifinin yasalaşmasına tepkiler de yükseliyor.

    Twitter’dan tepki gösteren HDP Kocaeli Milletvekili, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Maalesef zalim, vicdansız infaz yasası Ak Parti ve MHP oylarıyla kabul edildi. 18 saat komisyonda sabahlara kadar mücadele ettik. 7 gün kesintisiz genel kurulda direndik. Sayısal çoğunlukla kazandılar ama aslında kaybettiler, milyonlarca mazlumun nezdinde. Vicdanda kaybettiler” dedi.  (HABER MERKEZİ)

  • İnfaz düzenlemesi yasalaştı; düşünce suçluları, tutuklu gazeteciler dahil edilmedi

    İnfaz düzenlemesi yasalaştı; düşünce suçluları, tutuklu gazeteciler dahil edilmedi

    İnfaz yasa teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Yaklaşık 90 bin mahkuma tahliye yolunu açacak teklife, muhalefetin bütün çabalarına rağmen, siyasi tutuklular, düşünce suçluları, tutuklu gazeteciler dahil edilmedi.

    AKP ve MHP gruplarının ortak hazırladığı infaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı.

    Koronavirüs salgını nedeniyle cezaevlerindeki doluluğu azaltmak amacıyla AKP ve MHP tarafından hazırlanarak, 31 Mart’ta Meclis Başkanlığı’na sunulan İnfaz Yasa teklifi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. 330 milletvekilinin katıldığı açık oylamada, 279 milletvekili teklife evet oyu verirken, 51 milletvekili ret oyu kullandı. Teklifin son maddesi görüşülürken Meclis’e gelen MHP Lideri Devlet Bahçeli kabul oyu verdi.

    SİYASİ TUTUKLULAR, DÜŞÜNCE SUÇLULARI, TUTUKLU GAZETECİLER DAHİL EDİLMEDİ

    Yasa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayının ardından Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra yürürlüğe girecek.

    Yaklaşık 90 bin mahkuma tahliye yolunu açacak teklife, muhalefetin bütün çabalarına rağmen, siyasi tutuklular, düşünce suçluları, tutuklu gazeteciler dahil edilmedi.

    GÖRÜŞME MARATONU BİR HAFTA SÜRDÜ

    Teklifin Genel Kurul’daki görüşmeleri bir hafta sürdü. Sert tartışmaların yaşandığı toplantılara milletvekilleri koronavirüs salgınından korunmak için maske takarak katıldı.

    Genel Kurul’da, 70 maddeden oluşan ve 11 kanunda değişiklik öngören teklif, bir hafta süren yoğun bir mesai sonucunda kabul edildi.

    Cezaevlerinde bulunan mahkumların beklediği infaz düzenlemesinin ayrıntıları ise şöyle:

    DENETİMLİ SERBESTLİK

    Teklifinin 46. maddesinde verilen önergenin kabul edilmesiyle denetimli serbestlik sürelerinde değişikliğe gidildi. Yasada yer alan, açık ceza infaz kurumunda bulunup da koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalanların cezalarının denetimli serbestlik tedbiri altında infazına imkan veren düzenleme korundu.

    Buna göre, açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitim evinde bulunan ve koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi halli hükümlülerin talebi halinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, hükmün infazına ilişkin işlemleri yapan cumhuriyet başsavcılığının bulunduğu yer infaz hakimi tarafından karar verilecek.

    Açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartları oluşmasına karşın, iradesi dışındaki bir nedenle açık ceza infaz kurumuna ayrılamayan veya bu nedenle kapalı ceza infaz kurumuna geri gönderilen iyi halli hükümlüler, diğer şartları da taşımaları halinde infaz usulünden yararlanabilecek.

    Hükümlü hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan dolayı kamu davası açılmış olması halinde, Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’nün talebi üzerine infaz hakimi tarafından, hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilebilir. Kovuşturma sonucunda beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi veya düşme kararı verilmesi halinde, hükümlünün cezasının infazına denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak devam olunmasına infaz hakimi tarafından karar verilebilecek.

    KOŞULLU SALIVERMEDEN KİMLER YARARLANACAK?

    Mahkumların, koşullu salıverilmeden yararlanabilmesi için kurumdaki infaz süresini iyi halli olarak geçirmesi gerekiyor. Düzenlemeyle, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar 30 yılını, müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar 24 yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkum edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanmaları ön görülüyor.

    CİNSEL SALDIRI, UYUŞTURUCU VE CASUSLUK SUÇLARINA KOŞULLU SALIVERME ŞARTI

    Kabul edilen maddeler arasında, kamuoyunda tartışmalara neden olan cinsel, uyuşturucu ve casusluk gibi suçları işleyenlere ilişkin koşullu salıverme şartları da düzenleniyor.

    Buna göre, kasten öldürme, neticesi itibarıyla ağırlaşmış yaralama suçu, işkence, cinsel saldırı, reşit olmayanla cinsel ilişki, cinsel taciz suçlarından süreli hapse mahkum olanlar, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan hapiscezasına mahkum olan çocuklar, devlet istihbarat hizmetleri ve Milli İstihbarat Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkum olanlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlarından süreli hapis cezasına mahkum olanlar, cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilecek. Ayrıca, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkum olan çocuklar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanacak.

    MİT KANUNU KAPSAMINDAKİ SUÇLARI İŞLEYENLER DE İNFAZ İNDİRİMİNDEN YARARLANAMAYACAKLAR

    Koşullu salıvermeye ilişkin maddenin görüşmeleri sırasında, Milli İstihbarat Kanunu kapsamına giren suçlarda koşullu salıverme düzenlemesinin içine yerleştirildi. “Neticesi itibarıyla ağırlaşmış yaralama suçu” ile “devlet istihbarat hizmetleri ve Milli İstihbarat Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkum olanlar” ibareleri, önergeyle teklife eklendi. Koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından ise tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanacak.

    MÜKERRER SUÇ İŞLEYENLERE KOŞULLU SALIVERME ŞARTI

    Tekerrür halinde işlenen suçtan dolayı mahkum olanlarla ilgili olarak düzenlemede, birden fazla süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde en fazla 32 yılın ceza infaz kurumunda iyi halli geçirilmesi durumunda koşullu salıverilmeden yararlanılabilecek.

    Düzenlemeye göre süreli hapis cezası durumunda “dörtte üçünün” iyi halli geçirilmesi durumunda koşullu salıverilme oranı da “üçte ikisinin” iyi halli geçirilmesi şeklinde yeniden belirleniyor. Ancak, koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olanlar bakımından tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanacak.

    ÇOCUKLARA CİNSEL İSTİSMARDA, KOŞULLU SALIVERME ORANI 4/3 ORANINDA UYGULANACAK

    Bu süreler, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı suçu, reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu dolayısıyla hapis cezasına mahkum olanlar için koşullu salıverilme oranı dörtte üç olarak uygulanacak.

    İnfaz hakimi, hükümlünün talebi üzerine kasten işlenen suçlarda toplam bir yıl altı ay, taksirle öldürme suçu hariç olmak üzere taksirle işlenen suçlarda ise toplam üç yıl veya daha az süreli hapis cezasının, her hafta cuma saat 19.00’da girmek ve pazar günleri aynı saatte çıkmak ya da hafta sonları hariç, her gün saat 19.00’da girmek ve ertesi gün saat 07.00’de çıkmak suretiyle geceleri ceza infaz kurullarında çektirilmesine karar verebilecek.

    KADIN, ÇOCUK VE YAŞLILARA EV HAPSİ DÜZENLEMESİ

    Doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçen ve toplam üç yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkum olan ya da adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilen hükümlü kadınların cezasının konutunda çektirilmesine infaz hakimi tarafından karar verilebilecek. Konutta infaza karar verdikten sonra çocuk ölmüş veya anasından başka birine verilmiş olursa infaz hakimi konutta infaz uygulamasına ilişkin kararını kaldıracak.

    Kadın, çocuk veya 65 yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları toplam bir yıl, 70 yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları toplam iki yıl, 75 yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları toplam dört yıl, veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine infaz hakimi tarafından karar verilebilecek.

    Özel infaz usulüne göre geçirilen süre, infaz aşamasında mahsup edilecek. Bu hükümler, terör suçları ile örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçlarından ya da örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkum olanlar, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkum olanlar, adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilenler, koşullu salıverilme kararının geri alınması nedeniyle cezası aynen infaz edilenler hakkında uygulanamayacak.

    DENETİMDE SERBESTLİKTE 3 YIL DÜZENLEMESİ

    Denetimli serbestlikten yararlanma süresi 1 yıldan 3 yıla çıkarılıyor. 30 Mart 2020’ye kadar işlenen suçlar bakımından kasten öldürme; üst soya, alt soya, eşe veya kardeşe, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumdaki kişiye karşı işlenen kasten yaralama ve sonucu nedeniyle ağırlaşmış yaralama, işkence, eziyet suçu ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar kapsam dışında bırakılıyor.

    Söz konusu tarihe kadar işlenen suçlardan, istisna sayılan suçlar hariç, 0-6 yaş grubu çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile 70 yaşını bitirmiş hükümlüler için bu süre, 2 yıldan 4 yıla yükseltiliyor.

    Maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen 65 yaşını bitirmiş hükümlülerin, koşullu salıverilmeleri için ceza infaz kurumlarında geçirmeleri gereken sürelerde azami süre sınırına bakılmaksızın denetimli serbestlik uygulanacak. “İyi halli” olmak koşuluyla kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler hakkında da bu süreler geçerli olacak.

    30 Mart 2020’ye kadar işlenen suçlar bakımından tabi olduğu infaz rejimine göre belirlenen koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün 15 yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği 1 gün; 3 gün olarak, 18 yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği 1 gün ise 2 gün olarak dikkate alınacak.

    DENETİMLİ SERBESTLİKTEN YARARLANAN HÜKÜMLÜLER SALGIN NEDENİYLE, 31 MAYIS’A KADAR İZİNLİ SAYILACAKLAR

    Denetimli serbestlik için iyi halin saptanmasına yönelik değişiklikler, 1 Ocak 2021’de uygulanmaya başlayacak. Hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğüne başvurma süresi, Covid-19 nedeniyle 5 gün yerine, 1 Ocak 2021 tarihine kadar 25 gün olarak uygulanacak. Teklifin ilk halinde “1 Eylül 2020” olan tarih, Genel Kurul’da verilen önergeyle 1 Ocak 2021 olarak değiştirildi.

    Ayrıca Covid-19 salgını nedeniyle açık ceza infaz kurumlarında bulunanlar ile kapalı ceza infaz kurumunda bulunup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanan hükümlüler, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına karar verilen hükümlüler ve diğer denetimli serbestlik tedbirinden yararlanan hükümlüler, 31 Mayıs 2020’ye kadar izinli sayılacak.

    Salgının devam etmesi halinde ise bu süre Adalet Bakanlığı tarafından her defasında 2 ayı geçmemek üzere 3 kez uzatılabilecek.

    Türk Ceza Kanunda yer verilen devletin güvenliğine karşı işlenen suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı işlenen suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar hariç olmak üzere, toplam hapis cezası 10 yıldan az olanlar 1 ayını, 10 yıl ve daha fazla olanlar ise 3 ayını kapalı ceza infaz kurumunda geçirmiş olan iyi halli hükümlülerden ilgili mevzuat uyarınca açık ceza infaz kurumlarına ayrılmalarına, 1 yıl veya daha az süre kalanlar, talepleri halinde açık ceza infaz kurumlarına gönderilebilecek.

    İNFAZ DÜZENLEMESİ TEKLİFİNİN 32. MADDESİNDE DEĞİŞİKLİK

    AKP’nin kabul edilen önergesine göre, Basın İlan Kurumu aracılığıyla resmi ilan ve reklam yayımlama hakkı bulunmayan gazeteler, ceza infaz kurumuna kabul edilmezken, ilan ve reklamın geçici süreyle kesilmesi hali bu hükmün dışında bırakılacak.

  • HDP’li Beştaş: 70 maddelik İnfaz Yasası teklifinde sadece 1 madde korona ile ilgili-VİDEO

    HDP’li Beştaş: 70 maddelik İnfaz Yasası teklifinde sadece 1 madde korona ile ilgili-VİDEO

    PİRHA – HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te görüşülmekte olan İnfaz Yasa Teklifine ve gündemdeki gelişmelere ilişkin basın açıklaması yaptı. Beştaş, “Biz meşru, yasal ve haklı muhalefetimize devam edeceğiz. Cezaevinden çıkan her bir cenazenin, kaybettiğimiz her bir canın faili, sorumlusu, müsebbibi bu paketin altına imza veren ve oy veren herkestir” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, infaz yasası teklifine ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Beştaş, cezaevinde olası bir ölümün olmasının sorumlusunun paketin altına imza veren herkesin olduğunu belirtti.

    Açıklamadan öne çıkan başlıklar şöyle:

    “VEFATLARIN ARTMAMASI İÇİN DAHA İYİ BİR YÖNETİME GÜÇLÜ TEDBİRLERE İHTİYAÇ VAR”

    “Bugün infaz paketi 7’nci gününde, devam edecek. Ama ona gelmeden önce şu anda büyük bir hızla devam eden COVID-19 salgınının yaşamı tehdit etmeye devam ettiğini ifade etmek isterim. Dün itibariyle 1198 insanımız vefat etti maalesef. Ben öncelikle yaşamını yitirenlerin ailelerine ve sevenlerine başsağlığı, kendilerine de Allah’tan rahmet diliyorum. Ve bu vefatların artmaması için daha iyi bir yönetime ve daha güçlü tedbirlere ihtiyaç olduğunu da söylemeden geçemeyeceğiz.

    “ALINAN PLANSIZ TEDBİRLER SALGINI YAYGINLAŞTIRIYOR”

    Önlemler yetersiz, sokağa çıkma yasağı gibi önlemler de zamansız, plansız ve yöntemsiz olduğu için maalesef milyonlarca insanın virüsü kapmasına sebebiyet vermiştir. Bunu da dün ve önceki gün ilan edilen sokağa çıkma yasağıyla bir kez daha gördük. Ve bütün dünyaya Türkiye’nin ne kadar basiretsiz bir yönetim ile idare edildiğini maalesef göstermiş oldu.

    “İNSANLAR VİRÜSTEN Mİ KORUNSUN, YOKSA FAŞİZMDEN Mİ?”

    Virüs kendi gündemine devam ediyor. Virüsün işi yayılmak, bulaşmak ve daha çok insanı tehdit etmek. O kendi gündemine devam ederken, AKP iktidarı da maalesef kendi fırsatçı iktidarını devam ettirme yönündeki gündemini değiştirmiyor.  Evet, insanlar virüsten mi korunsun yoksa devam ettirilen faşizminden mi korunsun? Bu konuda ciddi bir ikilem içerisinde insanlarımız.

    “İÇİŞLERİ BAKANI NE KADAR BASİRETSİZ OLDUĞUNU CUMA AKŞAMI GÖSTERDİ”

    COVID-19 can peşinde ama iktidar rant peşinde olduğunu her aldığı karar ile tekrar tekrar ilan ediyor. İnsanlar can derdinde iken, İçişleri Bakanı ne kadar basiretsiz, ne kadar öngörüsüz ve ne kadar yönetemediğini Cuma akşamı gösterdi. Ve üstelik görevini yapmak yerine her işle meşgul olan bir İçişleri Bakanı var. Şu anda bir birim kurmuş, tweet atan, söz söyleyen, video yayınlayan insanların peşine düşmüş durumda. Böyle bir ortamda, can pazarında bile, İçişleri Bakanı, “kim bize söz söyledi, kim iktidarı eleştirdi” diye bir panik içerisinde ve bunlara karşı soruşturma açma peşinde. Bu da görevini yapamadığını bir kez daha gösterdi.

    “İÇİŞLERİ BAKANI VE CUMHURBAŞKANI BİRBİRİNİ AKLAMAYA ÇALIŞIYOR”

    Soylu’nun dün biliyorsunuz istifası oldu ve sonrasında da biliyorsunuz bu istifası Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilmedi. Bunu aslında nasıl ifade etmek mümkün? Bütün insanların hayatını sokağa çıkma yasağı ile tehlikeye atan bir İçişleri Bakanı ile  karşı karşıyayız. Ve istifayı kabul etmeme gerekçesine ilişkin de şunları söyleyelim; İçişleri Bakanı istifa etmeden önce sokağa çıkma yasağı kararını Cumhurbaşkanı ile birlikte aldığını söylemişti. Ama dünkü istifasında ise, bunun kendi sorumluluğunda olduğunu söyledi. Kendisiyle açıkça çelişen bir beyanın olduğunu görüyoruz. Ne yaptı; kendisi Cumhurbaşkanını temize çıkarmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı da İçişleri Bakanını temize çıkarmaya çalışıyor. Karşılıklı birbirini aklama durumunu gerçekleştiriyorlar.

    “BÜTÜN BUNLAR İKTİDARIN İÇ ÇATIŞMALARININ GİTGİDE ARTTIĞINI ORTAYA KOYMAKTADIR”

    Ama bütün bunlar onların krizi yönetemediklerini, Türkiye’yi yönetemedikleri ve iç çatışmalarının, çelişkilerinin gitgide arttığını ve istifaya kadar vardığını da ortaya koymuştur. Bir haftadır söylüyoruz, hep söylüyoruz: Bir yönetememe kriziyle karşı karşıyayız. Dün geceki istifa da bu yöneteme krizinin daha çok görünür olmasıyla sonuçlanmıştır.

    Şimdi Soylu’nun istifasında bile iktidara rant devşirmeye çalışıyorlar ama bunu başaramıyorlar. Halk sağlığı darbe almaya devam ediyor. Bu yönetememe krizinin takipçisi olduğumuzu ve Türkiye halklarının böyle bir yönetimi hak etmediğini ısrarla söylemeye devam edeceğiz.

    “NFAZ PAKETİNİN COVID-19 İLE İLGİLİ OLMADIĞINI KENDİLERİ DE İTİRAF ETMİŞTİR”

    Evet değerli basın mensupları, diğer gündemimiz ise İnfaz Yasası. Bugün 7’nci gün. Bu konuda birkaç noktaya açıklık getirmeye çalışmak gerekiyor. Bu infaz paketi COVID-19 ile beraber hazırlanmamıştır. İki yıldır özellikle iktidarın küçük ortağının birileri için af istediğini hepimiz biliyoruz. Zaten Genel Kurul’da da bunu iktidar partisi yetkilileri itiraf ettiler. Dediler ki, “bizim paketimiz 6 aydır hazır” ama bu paket 6 ay değil yıllardır hazır. Ve anlaşmanın bir parçası.

    “70 MADDELİK TEKLİFİN İÇERİSİNDE SADECE BİR MADDE KORONA İLE İLGİLİ”

    Şimdi COVID-19 salgınıyla beraber, fırsatçı bir iktidar olduğu için, her koşulda, her zeminde, her ölüm tehlikesinde kendi önceliklerini ortaya koyduğu için, normal zamanlarda kabul edilmeyecek, tartışılacak bir paketi COVID-19 ile birlikte getirip Meclis gündemine adeta bomba gibi koymuştur. 70 maddeden söz ediyoruz. Bunu kamuoyuna açıkladıklarında Korona salgını nedeniyle tutuklu ve hükümlülerin dışarıyı çıkarılması için olduğunu iddia ettiler. Ama koca pakette, 70 maddelik pakette sadece tek bir madde var Korona salgınıyla ilgili, o da 13’üncü madde. Bu kadar can pazarı yaşanırken, her gün 100 yakın ölüm yaşanırken, dünya Korona ile mücadele edip olağanüstü önlemler alırken,  AKP ve MHP’nin derdi kendi 70 maddelerini Meclis’ten geçirmek.

    “SADECE 3 MADDEYLE 295 BİN MAHPUSUN YAŞAM HAKKINI KORUYABİLİRİZ”

    Peki bu 70 madde ne içeriyor? Ayrıntılı anlatamayacağım ama infaz düzenlemesi esaslı değişiklikler içeriyor. Kalıcı değişiklikler içeriyor. Ve 11 ayrı kanunda, yasada değişiklik öngörüyor. Şimdi COVID’in bu kadar yüksek oranda seyrettiği bir dönemde 70 maddeyi geçirmeye çalışmak ne anlama geliyor? Bize diyorlar ki HDP süreci uzatıyor, hayır biz süreci uzatmıyoruz. Biz diyoruz ki; Korona salgını sebebiyle 2 maddeyle, 1 maddeyle, maksimum 3 maddeyle biz içeride tutulan cezaevlerinde tutulan 295 bin mahpusun yaşam hakkını güvenceye alabiliriz. Bunu söylüyoruz. 70 maddeye ihtiyacımız yok.

    Ve bu konuda kadın ve çocuğa yönelik suçlar hariç olmak üzere hepsinin mutlak surette cezaevi dışına çıkması gerektiğini söylüyoruz. Bu konuda şu anda bütün Türkiye ev hapsindeyken, bütün Türkiye’nin yurt dışı bağlantıları koparılmış iken, insanlar kendi evinden çıkmazken ve bu çağrılar yapılırken içeride tutulan hiçbir tutuklunun, hükümlünün kaçma durumu söz konusu degildir.

    “’HDP SİZİN ÇIKIŞINIZI ENGELLİYOR’ GİBİ BİR SAFSATAYI KABUL ETMİYORUZ”

    İzinli olabilir, ev hapsi olabilir, kısa sürelerle uzatılacak başka düzenlemeler olabilir. Ceza yasaları, ceza mahkemesi usül yasası buna el veriyor. Ama bu taleplerimizin hiçbirini kabul etmiyorlar. Ne diyorlar diğer içerideki mahpuslara; HDP sizin çıkışınızı engelliyor gibi bir safsata ile yanıt veriyorlar. Hayır biz içeridekilerin tahliyesini istiyoruz, serbest bırakılmasını istiyoruz ve onların yaşam hakkı her şeyin üstündedir diyoruz. Bunu bu vesile ile sizinle de paylaşmak istiyorum.

    “CİDDİ BİR AYRIMCILIK VE FIRSATÇILIKLA 200 BİN İNSAN ÖLÜME TERK EDİLİYOR”

    Bu pakette ne oluyor bir yandan içeride tutulan 90 bin insanı çıkarmak telaşındalarken diğer yandan da aslında 200 bin insanın hayatını büyük bir şekilde tehlikeye atıyorlar ve herkesten de bu ölüme giden süreci izlemelerini bekliyorlar. Hayır, bunu izlemeyeceğiz çünkü şu ana kadar iki tane kesin olmak üzere başka iddialar da var, cezaevlerinden cenazeler çıkıyor. Hastalar var, yaşlılar var, kendisine bakamayacak durumda olanlar var, engelliler var, çocuklu kadınlar, çocuklar var. Burada ciddi bir ayrımla, fırsatçılıkla bu kişiler ölüme terk ediliyor.

    Diğer yandan onları ölüme terk ederken burada milletvekillerini, yasama organını da aslında büyük bir tehlikeyle başbaşa bırakıyorlar. Neden çünkü 70 madde görüşüyoruz ve 70 madde görüşürken önceliklerimiz yok. Mesela gelecek hafta malum YÖK ile ilgili bir düzenleme gelecek, diğer hafta Plan Bütçe Komisyonuna bir düzenleme gelecek ve bu düzenlemelerin tümü uzun vadeli, kalıcı düzenlemeler olması, üzerinde güçlü tartışmaların, uzlaşmaların olması gerekirken iktidar partisi tamamen kendi gündemini işleten, iktidarının ilelebet süreceği varsayımıyla böyle bir açmazla bizi karşı karşıya bırakmaktadır.

    “1 MADDEYLE ÇÖZÜLEBİLECEK BİR MESELEYİ BİR HAFTADIR TARTIŞIYORUZ”

    Evet, 1 maddeyle çözebileceğimiz bir meseleyi bir haftadır tartışıyoruz. Bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim; tutuklularla ilgili hiçbir düzenleme yok bu pakette. Hükümlülere ilişkin var ve hükümlüler de açıkça bir ayrıma tabi tutuluyor.

    “YARALAMA SUÇLARI SERBEST BIRAKILIYOR AMA GAZETECİLER İÇERİDE KALACAK”

    Yalanlarını atıyorlar ya her gün Genel Kurulda “hayır sizin söyledikleriniz serbest bırakılmıyor” diyorlar ya. Dün sorduk yanıt veremediler, buradan bir daha kamuoyuna söylüyorum: yaralama sonucu iyileşmesi imkansız olan hastalığa sebep olanlar serbest bırakılıyor ama diğer yandan gazeteciler içeride kalmaya devam edecek. Yaralama sonucu bitkisel hayata sokma fiili sanıkları yine serbest bırakılıyor. Duyu ya da organlardan birinin işlevlerini yitirmesine sebep olanlar da serbest bırakılıyor ama belediye eşbaşkanlarımız içeride tutulmaya devam edecek. Çocuk ve konuşma yeteneğini kaybettirme filli serbest bırakılıyor ama Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş Eş Genel Başkanlarımız içeride tutulmaya devam ediyor. Gebe kadının çocuğunu düşürtme fiili sanığı, şüphelisi serbest bırakılıyor ama Facebook’ta paylaşım yapan içeride kalmaya devam ediyor. Yaralama sonucu ölüme neden olan bile yine serbest kalıyor bu düzenlemeyle ama söz söyleyenler içeride kalmaya devam ediyor.

    “BU PAKET ANAYASAYA AYKIRI, TAMAMEN KEYFİDİR”

    Bu liste çok uzun, hatta bu yaralamalar sonucunda mağdurun ölmesi gibi ağır sonuçlarda da bir affetme söz konusu. Ve burada özel af olduğunu ısrarla ısrarla tekrar tekrar vurgulamak istiyoruz. AKP-MHP bloğunun 360 milletvekili yoktur. Bu paket bugün geçse bile Anayasaya aykırı, tamamen keyfi, Anayasayı, TCK’yı, ilgili bütün mevzuatı çiğneyerek yasallaştırdıkları bir paket olacaktır. Yasal da olmayacaktır meşru da olmayacaktır.

    Son söz olarak şunu söylüyorum. Bu af yasasında söze af yok, düşünceye af yok, ifade özgürlüğüne af yok, örgütlenme özgürlüğüne af yok, siyaset yapma hakkına af yok. Demokratik sayılan hiçbir fiile ve daha doğrusu söze ve etkinliğe af yok. Ama fiile af var. Bir hukuk deyimidir fiil demek. Yani birinin ölümüne sebep olmak, birini yaralamak, birinin çocuğunu kaybetmesine vesile olmak affedilebilir ya da bir mafya lideri olan ya da bu konuda bazı baronlar affedilebilir, izinli olabilir, ev hapsine çıkabilir. Ama bununla ilgili iktidarı tek bir cümle ile eleştiren ona muhalefet eden herkes bu özel af kapsamının dışındadır.

    Çünkü tek bir kıbleleri var; kendimizi koruyalım, iktidarımızı tehlikeye atmayalım, iktidarımıza laf söyletmeyelim. Bu Korona salgını döneminde bile bu kapsama almayalım yaklaşımı var. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Bundan sonra da biz meşru, yasal ve haklı muhalefetimize her yerde her zeminde devam edeceğiz. Cezaevinden çıkan her bir cenazenin, kaybettiğimiz her bir canın faili, sorumlusu, müsebbibi bu paketin altına imza veren ve oy veren herkestir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İnfaz düzenlemesinde tartışmalı üç maddede değişiklik

    İnfaz düzenlemesinde tartışmalı üç maddede değişiklik

    Siyasi tutukluları kapsam dışı bıraktığı için tartışmalara neden olan infaz düzenlemesinde 55 madde kabul edildi, üç maddede ise değişikliğe gidildi. Yapılan değişikliklerden biriyle Basın İlan Kurumu’ndan resmi ilan ve reklam alamayan gazetelerin cezaevine girmesi önündeki engel kaldırıldı. Bir diğer değişiklikle de bir yıllık maktu denetimli serbestliğin devamına karar verildi. Böylece hapis cezası alan herkes cezaevine girmeyecek.

    Meclis Genel Kurulu’nda görüşmeleri devam eden infaz yasa teklifinin 31 ile 55 arası maddelerini kapsayan ikinci bölümünün görüşmeleri tamamlandı.

    Görüşmelerde, 32, 46 ve 48’inci maddeleri hariç, diğer maddeler değişikliğe uğramadan kabul edilerek yasalaştı.

    HDP, CHP ve İYİ Parti’nin her bir madde için verdiği değişiklik önergeleri ise AKP-MHP oylarıyla reddedildi.

    Üç maddede yapılan değişiklikler, muhalefetin itirazıyla AKP tarafından verilen değişiklik önergeleriyle oldu.

    Değiştirilen maddeler neler?

    Görüşmelerde teklifin 32’nci maddesinde yapılan değişiklikle, Basım İlan Kurumu’ndan resmi ilan ve reklam alamayan gazeteler cezaevine girebilecek.

    Teklifin 48’inci maddesi, Ceza Kanunu’ndaki üçte iki olan infazı, yarı oranına indiriyordu. Ancak yapılan değişiklikle istisna hükümler getirildi. Buna göre, “yüze kezzap atma” gibi canavarca hisle işlenen suçlarda yarı oranında inmeyip, üçte iki oranında kalacak. Böylece kamuoyunda tartışma yaratan Berfin Özek’in yüzüne kezzap atan fail Ozan Çeltik düzenlemeden yararlanmayacak.

    Ayrıca aynı değişiklik önergesiyle çocukların işlediği uyuşturucu, örgüt kapsamındaki suçlar, terör suçlarında da üçte iki oranı korunacak.

    Aynı maddede Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) karşı işlenen suçlarda da mevcut kanunda üçte iki oranı korunacak.

    Teklifin 46’ncı maddesinde de değişikliğe gidildi. Mevcut infaz sisteminde (koşullu salıverme oranı ve 1 yıllık denetimli serbestlik uygulandığında) 18 ay (veya altı) hapis cezası alan bir kişi pratikte hapis yatmıyor. Ancak yeni getirilen infaz yasası düzenlemesi, herkesin belli bir süre cezaevi kurumuna girmesini öngörüyordu. Madde üzerinde yapılan değişiklikle eski uygulamaya geri dönülerek, denetimli serbestlik koşullarının uygulanmasına dönüldü.

    Kabul edilen bazı önemli yasalar

    Mezopotamya Ajansı’ndan Diren Yurtsever’in haberine göre, düzenlemenin ikinci bölümünde kabul edilen bazı önemli yasalar şöyle:

    • Hükümlülerin kamu kuruluşlarına bağlı kütüphanelerden yararlanması ve ilgili düzenleme.
    • Basın İlan Kurumu’nda resmi ilan ve reklam alamayan gazeteler cezaevine girebilecek.
    • Kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlü iki ayda bir kez, ayrıca dini bayram, yılbaşı veya kendi doğum günlerinde dışarıda gönderilen ve kurum güvenliği için tehlikeli olmayan bir hediyeyi kabul etme hakkına sahiptir.
    • Çocuk ve 65 yaş üstü hakkını tamamlamış hükümlüler beraberinde çocuğu olan kadın hükümlüler, idare ve gözlem kurulu tarafından alınacak karar doğrultusunda belirtilen zaman dilimi dışında da hediye kabul edebilir.
    • Hükümlülerin değerlendirmesi ve iyi halin belirlemesi ile ilgili düzenleme: Buna göre iyi halin belirlenmesinde en geç 6 ayda bir gözlem kurulu tarafından değerlendirilecek. Düzenlemede, toplam 10 yıl ya da daha fazla ceza hapsine mahkum olanlar ile terör suçları örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar, kasten öldürme suçları, cinsel dokunmazlığa karşı ilenen suçlar, uyuşturucu ve uyarıcı madde, imal ve ticareti suçlarında mahkum olanlar hakkında yapılacak açık ceza infaz kurumuna ayırma, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına ve koşulu salıvermeye ilişkin değerlendirmelerde idare ve gözlem kuruluna Cumhuriyet Başsavcısı veya belirleyeceği bir Cumhuriyet Savcısı başkanlık edecek. Ayrıca, idari ve gözlem kuruluna Cumhuriyet Başsavcısı tarafından belirlenen izleme kurulu üyesi ile Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık bakanlığı il veya ilçe müdürlükleri tarafından belirlenen uzman bir kişi katılacak.
    • Hükümlük süresinin 5’te biri yerine, 10’nda birini iyi halle geçirmiş olan hükümlünün izin kullanması, sağlık rapor ile izin kullanma, izin ihlalinin doğal affet durumlarında cezalandırılmamasını içeriyor. Ancak madde kapsamına ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar girmeyecek.
    • Üç ayda bir üç gün olan izin süresi 7 güne çıkarılacak. Ayrıca hastalık ya da doğal afetler gibi zorunlu hallerde bu izinler birleştirebilecek. Ancak bu maddeden siyasi tutsaklar kapsam dışı bırakılacak.
    • Salgın hatalık, doğal affet, savaş veya seferberlik durumunda bu sebeplerden dolayı izinden dönemeyen veya geç dönen hükümlülere ceza verilmeyecek. Siyasi tutsaklar bu maddede de kapsam dışı bırakılacak.
    • Mahkumiyet hükmünün durumunda duraksama olursa veya sonradan yürürlüğe giren kanun hükmünün TCK 7’nci kapsamında değerlendirilmesi gerekirse, hükmü veren mahkemede çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa yada cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilmeyeceği yerine getirilirse infaz hakimliğinde duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için karar istenir.
    • Günlük çalışma süresi en az iki saat en fazla 8 saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir.
    •  Kasten öldürme, ‘terör’ örgütlü suçlar ve bu şekilde işlenen uyuşturucu suçları, cinsel dokunmazlığa karşı suçlar dışında kalan suçlarda hükümlü aldığı cezanın yarısını cezaevinde geçirecek. Bu cezanın 5’te 1’inide denetim serbestlik ile geçirecek.
  • Haberin Var Mı İnisiyatifi: İnfaz paketine gazeteciler de dahil edilsin-VİDEO

    Haberin Var Mı İnisiyatifi: İnfaz paketine gazeteciler de dahil edilsin-VİDEO

    PİRHA – Haberin Var Mı İnisiyatifi, cezaevinde bulunan gazetecilerin yeni infaz paketine dahil edilmesi için çağrı yaptı. 

    Haberin Var Mı İnisiyatifi, TBMM Genel Kurulu’na gelen yeni infaz paketine gazetecilerin de dahil edilmesi gerektiğini söyledi.

    İnisiyatif tarafından hazırlanan bir video ile cezaevindeki gazetecilerin salgın karşısında korumasız bırakıldığı belirtilerek, “İnfaz yasası 3 gündür Meclis’te görüşülüyor. Tasarıda pek çok ağır suç kapsama alınırken, sadece mesleklerini yaptıkları için hapsedilen gazeteciler virüs kapma tehlikesi altında, demir parmaklıkların ardında bırakılıyor” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Rahşan affından sonra siyasi hayatımıza ‘yandaş affı’ da yazılıyor’

    ‘Rahşan affından sonra siyasi hayatımıza ‘yandaş affı’ da yazılıyor’

    PİRHA – HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, infaz düzenlemesinin özel af olduğunu ve iktidarın toplumsal tepkilerden dolayı bunu açıklayamadığını belirterek, “Yani ‘Rahşan affı’ sözünden sonra Türkiye siyasi hayatına ‘Yandaş affı’ sözü de yazılmış ve kazılmış olacaktır” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, infaz düzenlemesine ilişkin Meclis’te basın açıklaması yaptı. Açıklamada HDP’li milletvekilleri, tutuklu siyasetçi, gazeteci, avukat ve hasta tutukluların fotoğrafları ile ‘İnfazda eşitlik istiyoruz’ dövizlerini taşıdı.

    Oluç, düzenlemenin koronavirüs nedeniyle getirilmediğini ve iktidarın fırsatçılık yaptığını belirtti.

    İktidarın düzenlemeyi bir yıldan fazladır hazırladığını itiraf ettiğini de dile getiren Oluç, “Biz de zaten bunu söylüyoruz. Cezaevindeki tutuklu ve hükümlülerin sağlık ve yaşam koşullarının dikkate alınmaları sonucunda salınmaları gerektiğini söylüyorduk ve düzenlemenin koronavirüs salgınıyla alakalı olmadığı çok net olarak görülmüş oldu. Aslında 3-5 maddede halledilecek ve bir günde çıkarılabilecek, infaz yasasında eşitliği ve adaleti öngören bir teklif ile bu işin çoktan halledilmesi mümkünken, iktidar fırsatçılık yapıyor” dedi.

    (HABER MERKEZİ)