Etiket: insan hakları derneği

  • İHD Çocuk Komisyonu’ndan 23 Nisan Raporu

    İHD Çocuk Komisyonu’ndan 23 Nisan Raporu

    İHD Çocuk Komisyonu 23 Nisan nedeniyle yaptığı açıklamada çocukların yaşam hakkından eğitim hakkına birçok ihlalle karşı karşıya olduklarını söyledi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Çocuk Komisyonu, 23 Nisan Çocuk Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada Türkiye’deki çocukların durumuna dikkat çekti.

    Açıklamada Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf olduğuna, Anayasa’nın ve Çocuk Koruma Kanunu’nun çocuğa sağladığı haklara değinildi.

    Ancak bunlara rağmen çocukların yaşam hakkının tehdit altında olduğu, cinsel istismara maruz bırakıldıkları, eğitim hakkına erişemedikleri gibi birçok sorunla karşı karşıya kaldıkları belirtildi.

    YAŞAM HAKKI

    Açıklamada İHD Diyarbakır Şubesi’nin 2017 yılı ilk dokuz aylık raporundan veriler paylaşıldı. Buna göre, mayın ve sahipsiz bombaların patlaması sonucu 6 çocuk,  güvenlik birimlerinin silah kullanma yetkisini aşması sonucu 6 çocuk, asker ve polise ait zırhlı araçların çarpması sonucu 8 çocuk olmak üzere toplamda 20 çocuk hayatını kaybetti ve bu olaylarda toplam 9 çocuk yaralandı.

    Türkiye’de en az 2 milyon çocuk işçi bulunduğu hatırlatılırken İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisinin verilerine göre 2017’de 18’i 15 yaş altında olmak üzere en az 60 çocuğun iş cinayetinde hayatını kaybettiği ifade edildi.

    “Ekmek almaya giderken katledilen Berkin Elvan’ın, 12 yaşında 13 kurşunla katledilen Uğur Kaymaz’ın,  Ceylan Önkol’un katillerinden hesap sorulmadı.”

    CİNSEL İSTİSMAR

    Açıklamada, Karaman’da Ensar Vakfı’na bağlı evlerde 45 çocuğun tecavüze uğradığı hatırlatılarak şu bilgilere yer verildi:

    “TÜİK verilerine göre son 6 yılda 2493’ü 15 yaş altı olmak üzere 18 yaş altı toplam en az 127 bin 928 çocuk zorla evlendirildi ve doğum yaptı.”

    EĞİTİM HAKKI

    Çocuk Komisyonu’nun aktardığına göre, Türkiye’de yaşayan eğitim çağındaki Suriyeli çocukların sadece üçte biri eğitim alabiliyor.

    Kız çocuklar arasında liseye gitme oranı batı illerinde yüzde 79,26 iken bu oran bölge illerinde yüzde 46,07’ye kadar geriliyor.

    ÇOCUK CEZAEVLERİ

    Adalet Bakanlığı’nın, Ekim 2017 tarihli tutuklu ve hükümlü istatistiklerindeki bilgilere göre; 1003’ü hükümlü 1825’i tutuklu olmak üzere 2828 çocuk mahpus var.

    Ayrıca, 0-6 yaş aralığındaki 529 çocuk anneleriyle birlikte hapishanede yaşamak zorunda.

    TÜRKİYE, ÇOCUKLAR ARASI FIRSAT EŞİTLİĞİ SIRALAMASINDA SON SIRADA

    UNİCEF’ in, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü üyesi 41 ülkede çocuklar arasındaki fırsat eşitsizliğini incelediği raporda Türkiye İsrail’le birlikte son sırada yer alıyor.

    Komisyon’dan çağrı: Her günün çocuk bayramı olması için…

    İHD Çocuk Komisyonu, yetkililere seslenerek tüm bu sorunların giderilmesi için “Çocuk Hakları Temel Yasası” çerçevesinde bütünlüklü bir yasa çalışması yapılması çağrısında bulundu.

    “Çocukların karşılaştığı tüm şiddet türleri ile mücadele etmek ve toplumsal bilinç oluşturmak için “Çocuklara Yönelik Her Tür Şiddeti Önleme Ulusal Eylem Planı” çocuk ve insan hakları örgütlerinin de görüşleri alınarak ivedilikle hazırlanmalı ve kamuoyuna açıklanmalıdır” dedi.

    EĞİTİM SEN’İN ‘ÇOCUKLARIMIZ VE GENÇLER RAPORU’

    Öte yandan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Eğitim Sen 23 Nisan kutlamaları sürerken, “Çocuklarımız ve Gerçekler Raporu’nu açıkladı. Eğitime erişim, cinsel istismar ve çocuk işçiliği gibi konularda Türkiye’deki duruma odaklanılan raporda, olumsuz tabloya işaret ediliyor. Raporda çocuk istismarıyla ilgili dava sayısının son 10 yılda 3 kat arttığı, Türkiye’de çocuk işçi sayısının 2 milyona yaklaştığı, çocukların örgün eğitimden uzaklaştığı belirtiliyor ve yaklaşık 700 çocuğun anneleriyle birlikte cezaevinde kaldığı aktarılıyor.

     

  • ‘Eren Keskin’le olmak eşitliği, özgürlüğü yalnız bırakmamak demek’- VİDEO

    ‘Eren Keskin’le olmak eşitliği, özgürlüğü yalnız bırakmamak demek’- VİDEO

    PİRHA- Hakkında 105 bin kesinleşmiş para cezası ve 12 yıl hapis cezası kararı bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin’e destek için insan hakları savunucuları, siyasetçiler, gazeteciler ve müvekkilleri İHD’de bir araya geldi. 

    İnsan hakları savunucuları, siyasetçiler, gazeteciler ve müvekkilleri, hakkında 105 bin kesinleşmiş para cezası ve 12 yıl hapis cezası kararı bulunan Eren Keskin’e destek için İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi binasında basın toplantısı düzenledi.

    Hakkında 143 dava olan Keskin’e bu ceza 2014-2016 yılları arasında Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla yaptığı eş yayın yönetmenliği görevi nedeniyle verildi.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde gerçekleşen toplantıya gazeteciler Ümit Kıvanç, Tuğrul Eryılmaz, Yasemin Çongar, Murat Çelikkan, oyuncu Nur Sürer, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Başkanı Ümit Efe, Müzisyen Eylem Aktaş, İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve Demokratik Kadın Hareketi sözcüsü Kıvılcım Arat ve 78’liler Girişimi’nden Nimet Tanrıkulu ile Eren Keskin’in müvekkilleri ve hak savunucuları katıldı.

    “KESKİN’E ‘KAÇ GİT BU ÜLKEDEN’ DİYORLAR”

    Toplantıda ilk sözü alan avukat Özcan Kılıç, Keskin’e açılan davalara ilişkin bilgilendirme yaptı.

    Kılıç, “Eren Keskin örgütün neredeyse merkez komite üyesi olarak ana davada yargılanıyor. Para ve hapis cezalarıyla Keskin’e ‘kaç git bu ülkeden ya da kaybol’ diyorlar. Türkiye’de 25 yıldır böyle alışkanlık oluştu, ceza alan birçok insan palyatif çözümle yurt dışına gidiyor. Devlet de buna alıştı. Fakat bu defa sert kayaya çarptılar. Çünkü Erdoğan’ın avukatları davaları sonlandırmak için, baroya da Keskin’in avukatlığını bitirmek için baskı yapıyorlar. Yargıtay’da cezalardan biri onanırsa, sonu yok, diğerleri de ardı ardına infaza girecek” dedi.

    Kılıç konuşmasının ardından 7 Mayıs günü görülecek duruşmaya da katılım çağrısı yaptı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin de yıllarca hak mücadelesi yürüttüğü için cezalar aldığını hapis yattığını ifade etti.

    “AVRUPA ÜLKELERİ NEDEN SESSİZ?”

    Keskin, dava konusu olan Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla yaptığı eş yayın yönetmenliği görevini neden yaptığını anlatarak yaşananları şöyle değerlendirdi:

    “Musa Anter’e, Burhan Karadeniz’e, Ferhat Tepe ve onlar gibi birçok kendimi borçlu hissettiğim için, bu gazete onların olduğu için, dayanışma amacıyla ismim oraya genel yayın yönetmeni olarak yazıldı ama bu işi hiç yapmadım ve gazeteye de gitmedim. Benim hiçbir zaman inanmadığım ancak onların barış süreci dediği zamana kadar gazetenin hiçbir davası yoktu ancak sonrasında davalar ardı ardına geldi. Üç yıl adım yazılıydı gazetede. Baskıdan dolayı arkadaşlara beni değiştirin, dedim çünkü 85 yaşında bakmak zorunda olduğum annem var.

    Ana davada müebbet ile yargılanıyorum, yurtdışına çıkış yasağım, 105 bin kesinleşmiş para cezam ve 12 yıl hapis cezam var. İnsanın yazmadığı yazılardan müebbet ceza oranında ceza alması hiçbir hukuk vicdanına uymaz. Türkiye şu anda tüm uluslararası sözleşmeleri ihlal ediyor. Türkiye hukuk devleti değil ama AB ülkeleri neden sessiz kalıyor?

    “TEK DÜŞÜNCEM ANNEM VE KEDİLERİM”

    Yurtdışına gitmeyeceğim, ifade özgürlüğü mücadelesine devam edeceğim. Tek düşüncem annem ve kedilerim. Bu haksızlığı kabul etmiyorum. O nedenle mücadeleme devam edeceğim.

    Ahmet Altan ‘Cezaevinde ölmeye hazırım siz hazır mısınız’ demişti. Kendileri yatmasın diye bütün bir toplumu ateşe atıyorlar ama bu coğrafyada her gün, her an, her şey değişebilir.”

    “EREN KESKİN’İN UĞRADIĞI SALDIRI HEPİMİZE KARŞIDIR”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri de Keskin’e verilen cezaların kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtti.

    “Eren Keskin insanlara karşı borcunu ödemek için burada, biz de Eren Keskin için buradayız” diyen İHD’nin Eski Genel Başkanı Akın Birdal ise şu şu ifadelere yer verdi:

    “Eren Keskin gerçek bir insan hakları savunucusu. Tecavüze uğramış kadınların, sokak çocuklarının, emekçilerin, ötekileştirilmişlerin, dışlananların savunucusu ve bir hukuk insanı. Bu baskı hepimize yönelik baskıdır. Onun susturulmak istenmesi bizim susturulmak istenmemizdir.

    Eren Keskin kimseyi; dili, dini, ırkı reddedilenleri yalnız bırakmadı. Toplumun haber alma hakkının kanalları kapatıldı. Eren Keskin’in bugün uğradığı saldırı hepimize karşıdır. Susmayacağız. Yitirdiklerimize karşı nasıl sorumluluğumuz varsa yaşayanlara da onları diri tutma sorumluluğumuz var. Biz Eren Keskin’le beraber olacağız. Onu yalnız bırakmayacağız. Eren Keskin’le olmak demek eşitliği, özgürlüğü yalnız bırakmamak demek.”

    Konuşmaların ardından katılımcılar söz aldı. Müvekkilleri, sanatçı, siyasetçi, LGBTİ üyeleri Eren Keskin’le ilgili anılarını paylaşarak, Keskin’in mücadelesini geleceğe taşıyacaklarını vurguladılar. Açıklamaya katılanların konuşmaları Keskin’in duygusal anlar yaşamasına neden oldu. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Hasta mahpuslar bürokrasinin çaresizlik çemberine bazen de ölüme itiliyor’- VİDEO

    ‘Hasta mahpuslar bürokrasinin çaresizlik çemberine bazen de ölüme itiliyor’- VİDEO

    PİRHA- Türkiye’de 402’si ağır 1154 hasta tutuklunun olduğunu söyleyen İnsan Hakları Derneği Hapishane Komisyonu ‘F Oturumu’un 314’üncü haftasında, kanser ve epilepsi hastası olan Hasan Kaymaz’ın serbest bırakılması istedi. 

    Hapishanelerdeki hak ihlallerine, hasta mahpusların sağlık durumuna ve F tipi hapishanelerdeki tecrit koşullarına dikkat çekmek üzere 314. kez Galatasaray Meydanı’nda buluşan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, Türkiye hapishanelerinde 402’si ağır olmak üzere bin 154 hasta mahpus bulunduğunu söyledi.

    İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri Galatasaray Meydanı’nda, gerçekleşen 314. hafta oturumunda, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” ve “Hasan Kaymaz serbest bırakılsın” pankartlarını açarak,  “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “Tedavi haktır engellenemez”, “Susma, suça ortak olma”, “Kelepçe işkencesine son”, “OHAL işkencesine son”, “İnsan haklarıyla insandır” sloganları attı. 314. hafta basın açıklamasını Tuncay Yiğit okudu. 

    “HASTA MAHPUSLAR ÖLÜMÜN KIYILARINA İTİLİYOR”

    Türkiye hapishanelerinde, İnsan Hakları Derneği’nin kamuoyuyla paylaşmış olduğu 402’si ağır olmak üzere bin 154 hasta mahpus bulunduğunu kaydeden Yiğit, “Hastaların tanı, ileri tanı, tedavi süreçleri; hapishane idaresinin, savcıların, baskı ve engellemeleri ile birbirinden koparılıyor ve hasta mahpuslar bürokrasinin çaresizlik çemberine, acıya ve bazen de ölümün kıyılarına itiliyor. Mahpusların hekime erişim ve tıbbi bakım süreçlerinde karşılaştıkları ağır zorlukları kaldırmak için; Dünya Tıp Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü düzenlemeleri gereklerinin acilen uygulanmasını talep ediyoruz” dedi. 

    ÜÇÜ KANSER BEŞ KİŞİ AYNI KOĞUŞTA

    Yiğit, 2012 yılında ikinci kez tutuklanıp Elazığ T Tipi Hapishanesi’nde tutulan 55 yaşındaki epilepsi ve kanser hastası Hasan Kaymaz’ın serbest bırakılmasını talep etti. Kalp çevresindeki tümörlerden iki kez, toplamda yedi kez ameliyat olan ve kanser nedeniyle kronik böbrek yetmezliği olan Kaymaz’ın epilepsi hastalığı sebebiyle yüzde 95 engelli raporu bununduğunu anlatan Yiğit, “Hasan Kaymaz ameliyatlıyken kaldığı 26 kişilik koğuşta ırkçı saldırıya uğradı ve hücre cezasına çarptırıldı. Kaymaz şu sıralarda hepsi de günlük hayatını sürdürebilmek için yardıma ihtiyacı olan üçü kanser hastası beş kişi ile ayni koğuşta bulunuyor. Bu vahim tabloya sessiz kalmayalım. Hasan Kaymaz tedavi hakkını kullansın. Hapishane koşullarında mümkün olmayan tedavisinin gerçekleşmesi için biran önce serbest bırakılarak ailesinin yanında sağlığına kavuşması sağlansın” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • OGİ’den Mart raporu: Özgür basın geleneği hakikat yolculuğuna devam edecek -VİDEO

    OGİ’den Mart raporu: Özgür basın geleneği hakikat yolculuğuna devam edecek -VİDEO

    PİRHA – Mart ayı basın ihlal raporunu İstanbul’da açıklayan ÖGİ Sözcüsü Hakkı Boltan, “Bilgi akışının tamamını kontrol altına alıp muhalif olan sesleri devre dışı bırakmak istiyorlar. Satın alamadıklarını zor yöntemlerle almaya çalışıyorlar. OHAL olduğu sürece bir KHK’ya bakar” dedi.

    Özgür Gazeteciler İnisiyatifi (ÖGİ), Mart ayı basın ihlalleri raporunu İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yaptığı basın toplantısıyla açıkladı. Her ay Diyarbakır’da açıklanan rapor, Özgürlükçü Demokrasi gazetesi ve Gün Matbaası’nın polis baskınıyla TMSF’ye devredilmesi nedeniyle bu kez İstanbul’da açıklandı. “Özgür Basın Susturulamaz” pankartının asıldığı açıklamaya, Özgürlükçü Demokrasi gazetesi çalışanları, sivil toplum örgütü temsilcileri, basın meslek örgütleri ile çok sayıda gazeteci katıldı. Raporu ÖGİ Sözcüsü Hakkı Boltan açıkladı.

    “MUHALİF SESLERİ DEVRE DIŞI BIRAKMAK İSTİYORLAR”

    Mart ayının gazeteciler için ceza, gözaltı ve baskıların en fazla arttığı ay olduğuna dikkat çeken Boltan, Türkiye’de farklı bir sesin ve farklı bir basın istenmediğini söyledi. Türkiye’de tek tip insan ve basının yaratılmaya çalışıldığını kaydeden Boltan, “Bilgi akışının tamamını kontrol altına alıp muhalif olan sesleri devre dışı bırakmak istiyorlar. Satın alamadıklarını zor yöntemlerle almaya çalışıyorlar. OHAL olduğu sürece bir KHK’ya bakar. Doğan Medya’nın satılması ile medyayı kırılma noktasına getirdiler. Bundan sonra daha fazla muhalif basını susturmaya çalışacaklar” diye belirtti.

    “SARAY DÜŞÜNCE VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ BOĞUYOR”

    “Saray, adım adım düşünce, ifade ve basın özgürlüğünü boğuyor” diyen Boltan, 15 Temmuz darbe girişimi ardından çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kapatılan onlarca basın-yayın organına dikkat çekti. Boltan, şöyle devam etti: “Yüzlerce gazeteci işsiz kaldı. Cumhuriyet tarihinde, aydınların, gazetecilerin, akademisyenlerin, sendikacıların ve STK yönetici ve mensuplarının cezaevlerini doldurduğu olağanüstü bir dönem yaşıyoruz. Doğan Medya’nın şeffaf olmayan ayrıca gönüllü olmadığı anlaşılan bir ticari işlemle iktidara yakın bir başka holdinge verilmesinin ardından Özgürlükçü Demokrasi’nin, gelen ilk bilgilere göre, TMSF marifetiyle kayyıma devredilmesi, gelecekte, Saray’a biat etmemekte direnen gazetelerin de yayınlanmasının giderek imkansız hale geleceği öngörüyor. Türkiye’de haber alma hakkı ve basın özgürlüğünün engellenmesi için iktidar tarafından karanlığın ve uçurumun en dip noktasına doğru başlatılan yolculuk yeni baskı metotlarıyla son hızla devam ettiriliyor.”

    “30 YILLIK MÜCADELEDEN BİR ŞEY ANLAYAMAYANLARDIR”

    İnternet yayınlarının RTÜK iznine bağlanmasına yönelik kanun tasarısının Meclis’ten geçirilmesine de değinen Boltan, “Diğer yandan tüm yayınlarında iktidara sonsuz destek verdiği halde, salt kurumsal ve ekonomik olarak hükümetin kontrolünde olmadığı için büyük baskılarla karşılaşan Doğan Medya Grubu da hükümet yanlısı bir şirket tarafından satın alındı. Bu adımların devamı olarak 27 Mart gecesi Özgür Basın geleneğinin son temsilcisi Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin İstanbul’da bulunan merkez bürosu ve gazetenin basıldığı Gün Matbaası’na baskın yapılmış, hem gazeteye hem de matbaaya el konulmuştur. Baskınla eş zamanlı olarak Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar, gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü İshak Yasul, Gün Matbaası Sahibi Kasım Zengin ile beraber eski çalışanlar dahil en az 25 kişi gözaltına alınmıştır. Kayyum atayarak, araçlarına el koyarak veya meslektaşlarımızı gözaltına alıp tutuklayarak, özgür basını susturacaklarına inanlar geride bıraktığımız 30 yıllık mücadeleden bir şey anlamayanlardır” dedi.

    “ÖZGÜR BASIN GELENEĞİ HER KOŞULDA DEVAM EDECEKTİR”

    Özgür Basın’ın hakikatin izini sürerken büyük bedeller verdiğinin altını çizen Boltan, “Gazete binaları bombalandı, sokak ortasında gazeteciler infaz edildi ve çalışanlarına binlerce yılı aşan hapis cezaları verildi, ancak mücadelesinden asla vazgeçmedi. El konulan Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi işte bu geleneğin mirasçısıdır. Bu yüzden de Özgür Basın geleneği her koşulda ve tüm baskılara rağmen hakikat yolculuğuna devam edeceğine inancımız tamdır” denildi.

    “İKTİDARIN MUHALİF BASINA TAHAMMÜLÜ YOK”

    AKP iktidarını alternatif ve muhalif medya kuruluşlarına yönelik bu uygulamalarından vazgeçmeye çağıran Boltan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu politikaların Türkiye’yi büyük bir karanlığa sürüklediğini tekrardan hatırlatmak istiyoruz. Gazete ve matbaalara kayyum atamakla, gazetecileri gözaltına alıp tutuklamakla iktidar sürdürülemez. Ülkeyi bu politikalarla dikensiz bir gül bahçesine çevireceğini sananlar anlamalı ki ne yaparlarsa yapsınlar 21. yüzyılın koşullarında gerçekleri toplumdan gizlemeyi başaramayacaklardır. Gelinen aşamada bütün muhalif medya kuruluşları, muhalif sesleri bastırmaya çalışan hükümetin hedefinde bulunuyor.  Bu uygulamalardan anlaşılıyor ki iktidar hiçbir muhalif medya kuruluşuna tahammül etmeyeceği gibi alternatif seslerin çıkmasına izin vermemek için her türlü baskı ve zorbalığa başvurmaya katmerli bir şekilde devam edecektir.”

    Tüm muhalif basın kuruluşlarını ve yürekli gazetecileri dayanışmaya çağıran Boltan, “Baskı, sindirme ve susturma siyasetine karşı, halkın doğru haber alma hakkını daha büyük bir dayanışmayla savunmaya devam edelim. Tarihin hiçbir döneminde gerçek yalana teslim olmadı ve ona karşı yenilmedi” dedi.

    “172 GAZETECİ TUTUKLU”

    Boltan’ın açıkladığı ÖGİ’nin Mart ayı basın ihlal bilançosu ise şöyle:

    “172’i tutuklu, 41’i gözaltına alındı, 3’i hakkında dava açıldı, 83’i yargılandı ve 30 gazeteci cezalandırıldı. (30 gazeteciye toplam 178 yıl 4 ay hapis cezası verildi). 1 gazete ve 1 matbaaya kayyum atandı. 1 gazetecinin bazı köşe yazıları sansürlendi, 1 dizi yayınlanmadan sansürlendi. Doğan Medya Grubu satıldı. İnternet RTÜK’ün denetimine girdi. 1 gazete 12 kez BTK tarafından engellendi.”

    “TÜM TOPLUM KUŞATMA ALTINDA”

    Boltan’ın ardından söz alan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Basın İş Başkanı Faruk Eren, “Bu açıklama bizim de görüşümüzdür. Ne yazık ki tüm toplum kuşatma altında. Seçim yaklaşırken özellikle bu kuşatmayı medya nezdinde yapmaya çalışıyorlar. Tek elden yönetmek istiyorlar. Gazeteciler davalar açılarak, ceza verilerek baskı altına alınıyorlar. 170 tutuklu gazeteci var. Şimdi de kapatıyorlar. Özgürlükçü Demokrasi gazetesine ve Gün Matbaası’na baskın yapıldı. Bir el koyma var. Tamamen hukuksuz. Gazeteciler gerçekleri anlatmaya yazmaya devam edecek. Bu kuşatmayı dayanışma ile kıracağız” şeklinde konuştu. (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Her yerde, her koşulda ve herkes için yaşam hakkı’-VİDEO

    ‘Her yerde, her koşulda ve herkes için yaşam hakkı’-VİDEO

    PİRHA- 308. F Oturması 2017 yılında tedavisi engellendiği için hayatını yaşamını yitiren hasta tutuklular için düzenlendi. İnsan hakları savunucuları, durumu ağır olan yüzlerce hasta tutuklunun aynı kaderi yaşamaması için derhal serbest bırakılmalarını istedi.

    Haberin videosu 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek için düzenlediği F Oturması’nın 308.’si, 2017 yılında hayatını kaybedenler başta olmak üzere hasta tutuklulara atfedildi.

    Galatasaray Meydanı’nda, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “Tedavi haktır engellenemez”, “Hapishanelerde ölüm olmasın yaşam hakkı korunsun!” yazılı pankartlarla hasta tutsakların fotoğrafları taşındı.

    İlk söz alan İHD Hapishane Komisyonu üyesi Hatice Onaran elindeki hasta tutsak Celal Şeker’in fotoğrafını göstererek “Geçen hafta eylem yaparken onun yaşamını yitirdiği bilgisi gelmemişti” dedi. Onaran, tüm mücadelelerine rağmen Şeker’in bile bile hayatını kaybetmesine izin verdiğini kaydetti.

    İNTİHAR İLE ÖLEN TUTUKLUNUN ÖLÜM ŞEKLİ RAPORDA GEÇMİYOR

    İnsan Hakları Derneği Hapishane Komisyonu adına basın açıklamasını Maside Ocak okudu. Hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin boyutunun artarak devam ettiğini kaydeden Ocak, başta yaşam hakkı ve bunun korunmasına dair sağlığa erişim hakkının tutukların elinden alınmaya çalışıldığını belirtti. Ocak, 2017 yılı hariç son sekiz yıldır 2300 tutsağın “eceliyle” öldüğü bilgisini veren Adalet Bakanlığı’nın, intihar eden veya bir şekilde öldürülen tutukluların ölüm şekilleri konusunda hiçbir rapor veya bilgi vermeye gerek duymadığını ifade etti.

    “Komisyon olarak, geçtiğimiz yıl hapishanelerde yaşamını yitiren mahpusların bilgisine erişmeye çalıştık” diyen Ocak, amaçlarının sayısal veriler üzerinden bilgi vermek yerine bu ölümlerin bilinen nedenlerini görünür kılmak ve sağlık durumu ağır yüzlerce hasta tutsağın aynı kaderi yaşamasının önüne geçmek olduğunu aktardı.

    2017’DE YAŞAMINI YİTİREN TUTUKLULAR

    Ocak, 2017 yılında yaşamını yitiren tutuklulara ilişkin şu bilgiler verildi:

    Yılmaz Duruk: 57 yaşındaki mahpus (Mersin Açık Hapishanesi) Mart 2017’de tutuklanır, bir ay sonra diş şikayeti ile hapishane doktoruna gider. Aylarca hastaneye sevk edilmez ve iltihap vücuduna yayılır. 15 gün yoğun bakımda tutulur ancak tedavide geç kalındığı için tüm iç organları iflas etmiştir.

    Abdurrahman Şen: 62 yaşındaki mahpusun (Alanya L Tipi Hapishanesi) ailesi sağlık sorunları nedeniyle tahliyesi için uğraşır ancak bırakılmaz. 1 Aralıkta vefat eden A.Şen’e Ekim ayında Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Eğit. Araşt. Hast. kalp, diyabet (tip2), her iki ayakta MTF, gözlerde katarakt ve lezyon gibi pek çok rahatsızlığın altına ‘hapishanede kalabilir’ diye rapor verir. Bir ay sonra durumu ağırlaşır, hastaneye kaldırılır Bir hafta yoğun bakımda, kolunda kelepçe ile yatırılır. Ailesi, tüm ısrarına rağmen beş dakika görüş izni verilmediği için son kez yüzünü morgda görebilir.

    Cengiz Ünver: 6 Haziran gecesi rahatsızlanarak Elmalı Devlet Hastanesine kaldırılarak ağrı kesici iğne yapılıp tekrar cezaevine gönderildi. Ertesi gün gece yarısı tekrar rahatsızlanan ve arkadaşlarının iddiasına göre kan kustuğu belirtilen Ünver, idareye haber verilmesiyle; vardiya amiri İ.K. tarafından kontrol edildiği ve sağlık ekiplerinin gelmesini istemeyerek “Ben böyle vakaları çok gördüm, bir şeyi yok” demiştir. Sabaha karşı rahatsızlığı artan ve Elmalı Devlet hastanesine kaldırılan Cengiz Ünver yaklaşık 20 dakika sonra yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayan Ünver’in bir süredir mide kanaması geçirdiği belirtildi.

    Mehmet Yıldızbakan: 65 yaşında ve İskenderun M Tipi Hapishanesindeydi. Defalarca tahliye talebi ret edilen mahpus, infazının bittiği 27 Mart günü yaşamını yitirdi.

    Murat Saat: 13 Aralıkta kalp krizi geçirdi. Hastaneye ring aracı ile götürülürken tekrar kalp krizi geçirdi. Hastaneye gittiğinde beyin ölümü gerçekleşmişti, 15 gün sonra kalbi de durdu. Murat Saat hastaneye ambulansla götürülseydi hala yaşıyor olabilirdi. Bir çok mahpus Adli Tıp Kurumu’ndan (ATK) rapor beklerken bir çoğu da ATK olumsuz rapor verdiği için yaşamını yitiriyor.

    Ahmet Bayar: 52 yaşında ve akciğer kanseri hastası olan Ahmet Bayar, şuurunu kaybettiği halde tahliye edilmedi. Ailesi Diyarbakır T Tipi Hapishanesi önünde oturma ve açlık grevi eylemine başlayınca Ağustos ayında serbest bırakılan Ahmet Bayar üç ay sonra yaşamını yitirdi.

    “ATK KARARLARINI VERİRKEN SİYASİ DAVRANIYOR”

    Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) kararlarını verirken siyasi davrandığını söyleyen Ocak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hasta mahpus listesinde olan ve durumu, yaşadıkları onlarca hasta mahpustan pek farklı olmayan Celal Şeker’in ‘Bölge hastanelerinin hapishanede kalamaz, yaşamını tek başına idame ettiremez’ raporlarına rağmen ATK ‘kalabileceğini’ belirtti. Anayasa Mahkemesi (AYM) ise sağlığa erişim imkanı olduğu kanaatiyle olumsuz karar verdi. Celal Şeker 12 yıldır diyaliz hastası ve yüzde 96 engelli raporu vardı. Yaklaşık 20 gün verdiği yaşam mücadelesinde yenik düştü ve 3 Şubat günü yaşamını yitirdi. İki eli olmayan dolayısı ile yaşamını tek başına idame ettiremeyen Ergin Aktaş; 24 Ocak’ta Bakırköy hastanesine yatırılan Selami Keleş, 80 yaşındaki Mehmet Emin Özkan, ilik kanseri ve mama ile beslenen Seyran Demir, kalp ameliyatı sonrası tedavisi aksatılan Kasım Karataş ve 40 yakın Wernice korsakof hastası aynı siyasi gerekçelerle tahliye edilmiyorlar.” (HABER MERKEZİ)

  • Dilşah Ana’nın acısı 21 yıldır dinmedi: Eşimin bir mezarı olsun-VİDEO

    Dilşah Ana’nın acısı 21 yıldır dinmedi: Eşimin bir mezarı olsun-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri 672. haftada 21 yıl önce gözaltında kaybedilen Fikri Özgen için Galatasaray Meydanı’ndan seslendi: Bir mezarının olması için adli makamları göreve çağırıyoruz. 

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri 672. haftada İstanbul Galatasaray Lisesi önünde bir araya geldi. Eylemde açılan “Failler belli, kayıplar nerede?” pankartının üzerine 21 yıl önce gözaltında katledilen Fikri Özgen’in fotoğrafı, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbent bırakıldı.

    “KİMLİĞİMİZDEN VE DİLİMİZDEN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Eylemde ilk konuşmayı gözaltında kaybedilen Fehim Tosun’un eşi Hanım Tosun yaptı. Tosun, Galatasaray Lisesi önüne kayıplarını unutmamak için bir araya geldiklerini söyledi. Hanım Tosun, “Fikri amca kaybolduktan sonra Dilşah anayla hep beraber meydanlarda beraber olduk” dedi.

    Bütün kayıplar için kafalarının her zaman dik olduğunu çünkü onların bir suçlarının olmadığını söyleyen Tosun, “Eşlerimiz, kardeşlerimiz, çocuklarımız hiç kötü bir şey yapmadı. Bu ülkede demokrasi, hukuk ve yargı varsa hiç kimse gözaltında kaybedilmeyi hak etmiyor” şeklinde konuştu.

    Tosun, “Bu ülkede Kürtlere siyaset yasak, kendi dilini konuşmak yasak. Eğer sadece Kürt olmak suçsa evet biz Kürtüz hiçbir zaman dilimizden ve kimliğimizden vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Fikri amcayı da unutmuyoruz, unutturmayacağız” dedi.

    Hanım Tosun, failler bulunana kadar bu meydanlarda mücadele etmeye devam edeceklerini söyledi.

    DİLŞAH TEYZENİN YASI BİTMEDİ…

    Eylemde Avukat Sezgin Tanrıkulu’nun mektubu okundu. Tanrıkulu’nun  mektubunu Kemal Gökhan Gürsen okudu. Mektupta, mücadele çağrısında bulunarak şunlar belirtildi.

    “Fikri amca sesiz ama bilge bir insandı. Fikri amcanın dosyasını AHİM’e götürdük ve kazandık ama Dilşah teyzenin yasını bitiremedik. Kayıplar bulunana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    “21 YILIN ACISI”

    Özgen ailesinin mektubunu Cumartesi insanlarından Taylan Bekin okudu. Özgen ailesi mektubunda, “Çocuklarını öldürüp sana katil dediler. Bir babayı çocuklarıyla vuruyorlardı ve çocukları babalarıyla. 21 yıl geçti aradan acısı her geçen gün artarak devam ediyor” denildi.

    21 YILDIR GELMEYEN ADALET

    Basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Cihan Kaplan yaptı.

    Kaplan, ‘672 haftadır Galatasaray’ dile getirdiğimiz “Gözaltında Kayıplar” “ Beyaz Toroslar” ve “JİTEM” gibi kavramlar OHAL uygulamalarının, hak ve özgürlük talep edenleri düşmanlaştıran şiddet politikaların bir sonucu olarak karşımız çıktı” dedi.

    Kaplan, sorunları,  hak ve özgürlükleri askıya alan olağanüstü hal uygulamalarıyla, şiddet yöntemleriyle çözme ısrarının getirdiği acı sonuçları, ağır yıkımları yakından bilenler olarak, 672 haftadır tüm sorunların gerçek çözümünün barışta, adalette, hakikatte ve hakkaniyette olduğunu söyledi.

    84 yaşındaki Dilşah Özgen’in Diyarbakır’dan yükselen “21 yıldır eşimi arıyorum, 21 yıldır adalet arıyorum!” diyen sesine Galatasaray’dan ses katmak için buluştuklarını belirtti.

    “ONU BEYAZ TOROS’A BİNDİRİP GÖTÜRDÜLER”

    Cihan Kaplan, Fikri Özgen’in kaybedilme sürecini anlattı:

    “Fikri Özgen Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Yeşilköy’ünün muhtarıydı. Köyde eşi ile birlikte yaşıyordu. Oğullarının politik faaliyetleri nedeniyle yoğun baskı altındaydı.Sık sık gözaltına alınarak sorgulanıyordu.Üç defa evi yakılan Fikri Özgen evinin bombalanması üzerine 1992 yılında, 28 yıl boyunca muhtarlığını yaptığı köyden ayrılarak Diyarbakır’a taşındı.

    Fikri Özgen’in üzerindeki asker ve polis baskısı Diyarbakır’da  da devam etti. Eşiyle kaldıkları ev güvenlik güçleri tarafından sık sık basılıyor, evde arama yapılıyor ve Fikri Özgen sorgulanıyordu. Kürtçe de konuşan Recep ön isimli polis amiri yapılan ev baskınlarının hepsinde bulunuyordu. 73 yaşındaki Fikri Özgen kronik astım hastasıydı. İlaç desteği olmadan nefes almakta ciddi zorluk yaşıyordu. 27 Şubat 1997 tarihinde saat 10:00 gibi  Koşuyolu’ndaki evinden ilaç almak için ayrıldı. Evinden birkaç yüz metre uzaklaşmıştı ki sivil giyimli dört kişi tarafından durduruldu. Ellerinde telsiz bulunan bu kişiler önce Fikri Özgen’in kimliğini kontrol etti. Sonra onu beyaz Toros’a  bindirerek götürdü.

    Dilşah Özgen savcılığa müracaat ederek gözaltına alınan eşi ile ilgili bilgi istedi. Savcılık başvuruya cevaben  05 Mart 1997 tarihinde Fikri Özgen’in gözaltı kayıtlarında olmadığına dair bilgi verdi. Dilşah Özgen 06.03.1997 tarihinde tekrar şikayet dilekçesi verdi ve Fikri Özgen’i kaçıranların devlet güçleri ile bağlantılı olduğunu belirterek soruşturma açılmasını talep etti.

    Aile olaydan bir süre sonra devletle bağlantısı olan kişilerden gayrı-resmi olarak Fikri Özgen’in JİTEM merkezine götürülerek sorgulandığını öğrendi. Ayrıca aynı tarihlerde JİTEM’de sorgulanan kişiler aileye ve avukatlarına sorguda nefes almakta zorlanan bir kişinin sesini duyduklarını söylediler. Ancak Diyarbakır Savcılığı’nın 13.03.1997 tarih ve 1997/1737 sayılı soruşturmasında Jandarma ve Emniyet Müdürlüğü kayıtlarında Fikri Özgen’e ilişkin hiçbir şey çıkmadı. Ailenin, avukatlarının, İnsan Hakları Derneği’nin ve Af Örgütü’nün bütün girişimleri sonuçsuz kaldı, Fikri Özgen’den bir daha haber alınamadı.

    Olaydan yıllar sonra JİTEM’de kadrolu olarak çalışan itirafçı Abdulkadir Aygan, gazetelere de yansıyan itiraflarında; Fikri Özgen’in Diyarbakır JİTEM Komutanlığı’nda sorgulandığını ve Diyarbakır Jandarma İstihbarat Tim Komutanı Yüzbaşı Zahit Engin tarafından öldürüldüğünü açıkladı.”

    “BİR MEZARIMIZ OLSUN”

    21 yıldır, Fikri Özgen’in Diyarbakır Jandarma Komutanlığı ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı arasında bulunan ve Başsavcılık makam odasının birkaç metre uzağındaki Diyarbakır JİTEM Komutanlığı’nda sorgulandığı iddiaları bugüne kadar etkili bir biçimde soruşturulmadığını hatırlatarak, faillerin cezasızlıkla korunduğunu vurguladı.

    Fikri Özgen’in gözaltında kaybedilişinin 21. yılında adalet isteyen Kaplan, Özgen ailesinin “Bir mezarımız olsun” talebinin karşılanması için adli makamları göreve çağırdı. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Vücut fonksiyon kaybı olan tutuklu Keskin serbest bırakılsın’

    ‘Vücut fonksiyon kaybı olan tutuklu Keskin serbest bırakılsın’

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla 305. haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    HABERİN VİDEOSU

    “Hasta tutsaklar serbest bırakılsın” pankartlarının açıldığı eylemde, “Tedavi haktır engellenemez”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır,” “Ufuk Keskin serbest bırakılsın” sloganları atıldı. Hasta tutukluların fotoğraflarının taşındığı eyleme çok sayıda kişi destek verdi. 350. haftada hasta tutuklu Ufuk Keskin’in durumuna dikkat çekildi.

    Basın açıklamasını yapan Neriman Çelik, “305 haftadır hapishanelerde süregelen hak ihlallerini ve olumsuz yaşam koşullarını sizlere duyurmak için azami gayret gösteriyoruz. OHAL ve şu anda yaşadığımız savaş süreci ile baskı ve sindirme politikalarının ağırlaştığı, devrimci demokrat kamuoyunun içeride ve dışarıda adeta yok edilmeye çalışıldığı karanlık bir sürece girilmiştir” dedi.

    Dışarıda en temel insan hak ve özgürlüklerimiz başta olmak üzere, savunma, haber alma ve  barış isteme hakkının gasp edildiğini söyleyen Çelik, cezaevlerinde tecrit ve insanlık dışı uygulamaların artarak devam ettiğine dikkat çekti.

    Çelik, hasta tutuklu Ufuk Keskin’in durumuna dikkat çekti:

    “1998 yılında tutuklanan Ufuk keskin 12 yaşından beri tip 1 diyabet hastası olduğu günde 4 kez kan ölçümü ve insülin alması gerekiyor. Ufuk Keskin şuan İzmir/Şakran 1 Nolu T Tipi Hapishanesi’nde tutuluyor.”

    Çelik, Ufuk Keskin ile aynı hücrede kalan arkadaşı Hüseyin Süngü’nün gönderdiği mektubu okudu.

    “HAPİSHANEDE DOĞRU DÜRÜST YEMEK VERİLMİYOR”

    Mektupta Ufuk Keskin’in 20 yıldır yattığı belirtilerek, durumunun gittikçe kötüye  girriği vurgulanarak şunlar ifade edildi:

    “Üç kişilik hücreden bozma bir koğuşta yerde yatanlar dahil 9 kişi kalıyoruz. Ufuk arkadaşımızda Tip1 diyabet, çölyak, tüm vücutta oluşan kızarıklık ve kabarcık (dermatis hipotifermis) laktoz alerjisi, bel ve boyun fıtığı, raynaud fenomeni, gastrit, toz ve küf alerjisi gibi hastalıklar vardır. 20 Yıldır hapis yatan Ufuk Keskin, Bolu F Tipi Hapishanesi’nden tedavi amaçlı olarak Bakanlık tarafından buraya  gönderilmiştir. Üç aylık rutin kontrollerini düzenli olarak yaptırmaya çalışan Ufuk arkadaşımız, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası rutin kontrollerine bir daha gönderilmemiştir. 2 yıl içinde 3 ayrı hapishaneye sürgün edilen, Ufuk Keskin’e insülün pompası takılması gerekiyor. 24 dişi çekilen Ufuk Keskin’in ağzına protez takılıp diş implantı yapılması gerekiyor.  Hapishanede doğru düzgün yemek verilmediği için arkadaşımız ihtiyaçlarını, ücretini ödeyerek kantinden sağlamak zorunda kalıyor. Ufuk Keskin, hipoglesemi durumunda, çölyak ve laktoz alerjisi olduğu için kantinde satılan diyet ürünlerini kullanamıyor. Doktor raporu olduğu halde kendisine ekmek makinası verilmiyor. Oysa bu makina onun sağlığı için son derece elzem. Hapishane idaresi Ufuk Keskin’in sağlığı için alması gereken ürünlere ulaşmasına engel oldu, olmaya devam ediyor, komaya girdiğinde felç olma veya hayatını kaybetme riski ile karşı karşıyadır. Bakanlık hapishane idaresini konuyla ilgili uyarsa da idare keyfi uygulamalarını sürdürüyor. Bakanlığa yazdığımız yazılar gitmiyor, ailelerin savcılığa yaptığı suç duyuruları dikkate alınmıyor.’’

    Yüzde 52 vücut fonksiyon kaybı ile yaşama tutunmaya çalışan Ufuk keskin’in ihtiyacı olan diyet ihtiçlarının karşılanmasını istediklerini belirten Çelik, Keskin’in bir an evvel serbest bırakılmasını istedi. (HABER MERKEZİ)

  • ‘İnsanlık bu meydanları unutmayacak’ – VİDEO

    ‘İnsanlık bu meydanları unutmayacak’ – VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri 670. haftada da kayıp yakınlarının akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldiler. Anneler, gözaltında kaybedilen Abdurahman Demir’in abisi Mehmet Demir’in hayatını kaybettiği haberini acıyla paylaştı. Bu hafta 1995 yılında gözaltında kaybedilen 17 yaşındaki Mehmet Şirin Maltu’yu kaybedenlerin bulunması talep etti.

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri 670. haftada İstanbul Galatasaray Lisesi önünde bir araya geldi. Eylemde açılan “Failler belli, kayıplar nerede?” pankartının üzerine 17 yaşında gözaltında kaybedilen Mehmet Şirin Maltu’nun fotoğraflı, hayatını kaybeden Mehmet Demir’in fotoğrafı, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbent bırakıldı.

    “ÇÖZÜM, BARIŞTA, KARDEŞLİKTE VE İNSANLIKTA”

    Eylemde ilk konuşmayı Murat Yıldız’ın Annesi Hanife Yıldız yaptı. Yıldız, acılarının ve öfkelerinin daha da büyüdüğünü söyledi. Hayatını kaybeden Mehmet Demir’i unutmayacaklarını ve mücadelesini bu meydanlarda yaşatacaklarını vurgulayan Yıldız, sorunlara çözümün susturma ve katliam olmayacağını belirterek, “Çözüm barışta, kardeşlikte, insanlıktadır” diyerek şunları söyledi:

    “Bizim düşmanımız bu ülkeyi yönetenler, zalimlik ve zulüm yapanlardır. Hani diyorlar ya işkence yok bizde. Bundan daha iyi işkence nasıl olabilir. Bir anneye, babaya ve kardeşe bundan daha iyi zulüm bundan iyi işkence mi olur. Sizler yaptıklarınızla mı övüneceksiniz. Bizi daha ne kadar öldüreceksiniz. Bizlere daha ne kadar meydan okuyup bizleri yok edeceksiniz.”

    22 yıldır Galatasaray’dan seslendiklerini söyleyen Yıldız, “Zalimlerinizi ortaya çıkarın.  Bizim kayıpların akıbetini açıklayın. Bizler bir gün tek tek ayrılacağız ama insanlık bu meydanı unutmayacak” dedi.

    “KARDEŞİMİN KEMİKLERİNİ İSTİYORUZ”

    Hanife Yıldız’dan sonra 17 yaşında gözaltında kaybedilen Mehmet Şirin Maltu’nun  kardeşi Perihan Maltu konuştu. Maltu, “Kardeşimi 17 yaşında devlet evden aldı. Mezarı yok, kemikleri yok. Biz kardeşimin kemiklerini istiyoruz” dedi.

    Maltu, bu zamana kadar burada olduklarını bundan sonra da burada olacaklarını söyledi.

    “KARDEŞİMİ BULAMADIM, ANNEMİN YÜZÜNE BAKAMIYORUM”

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına basın açıklamasını İkbal Eren okudu.

    Eren, 670. haftaya acı bir haberle başladık. 22 yıldır birlikte mücadele yürüttükleri Mehmet Demir’i bu sabah kaybettiklerini söyleyenİkbal Eren,”Kardeşimi bulamadım, annemin yüzüne bakamıyorum’ diyen Mehmet ağabeyimizi, annesi Kesriye Demir’in ardından kaybetmenin derin acısı içindeyiz. Mehmet ağabey; sessiz, sakin ama en zor zamanlarda en direngenimizdi. Galatasaray’ı kaybetmemek için gösterdiğimiz direnişte onun önemli bir payı var. Güle güle Mehmet ağabeyimiz. Gözün arkada kalmasın kardeşin Abdurrahim’in akıbeti artık bize emanet” dedi.

    MEHMET VE KESRİYE DEMİR UNUTULMADI

    22 yıldır ısrarla sürdürdükleri  gözaltında kaybetmelere karşı mücadelede yürüttüklerini söyleyen Eren, “Demir ailesinin yaşadığı belirsizlik ve kesintisiz ıstırabın, maruz kaldıkları işkence ve insanlık dışı muamelenin tanıklarıyız. Mehmet Demir’i ve Kesriye Demir’i mücadelemizde yaşatacağız” ifadelerini kullandı.

    İkbal Eren, 670. haftada şiddet ve çatışma ortamında yaşanan bir insanlığa karşı suçu hatırlatmak ve bir çocuğun bile düşmanlaştırılarak nasıl ortadan kaldırıldığı unutulmasın diye buluştuklarını dile getirdi.

    MEHMET ŞİRİN MALTU’NUN ÇIĞLIKLARI

    İkbal Eren, 17 yaşındaki Mehmet Şirin Maltu’nun gözaltında kaybedilme sürecini şöyle anlattı:

    “Batman’ın Kozluk ilçesine bağlı on beş hanelik Zediya Mezrası’nda yaşıyordu. 31 Ocak 1995 gecesi, aralarında asker, özel tim ve köy korucularının da bulunduğu güvenlik güçleri, panzerler eşliğinde Maltu Ailesi’nin evine baskın yaptı. Kimlik kontrolü yapan askerler Mehmet Şirin Maltu’yu dışarı çıkardılar. Sabah 04.00’e kadar köydeki bütün evlerden, açık alanda işkence gören Mehmet Şirin Maltu’nun çığlıkları duyuldu. Ardından, Şirin’i alıp götürdüler.

    Ertesi gün saat 12.00 civarı dört araç eşliğinde Şirin’i elleri, ayakları bağlı ve kafasına çuval geçirilmiş halde köye geri getirdiler. Açık alanda askerler tarafından saatlerce darp edildi. Ailesi ve köylüler; askerlerin ondan kendilerine yer göstermelerini istediğini ama onun sürekli ‘Bilmiyorum!’ dediğini duydu. Askerler işkence sonucu ayakta duramaz hale gelen Mehmet Şirin Maltu’yu taşıyarak araca bindirip götürdüler. Aile baskına katılan Bekirhan ve Kozluk Jandarma Karakolu’na başvurdu ama onlara çocuklarının gözaltında olmadığı söylendi. Aynı tarihlerde Batman Komando Taburu’nda gözaltında tutulan bir kişi serbest bırakılınca Maltu Ailesi’ne, Mehmet Şirin’i taburda gördüğünü ve altı gün boyunca beraber gözaltında tutulduklarını anlattı. Savcılığa başvuran aileye soruşturma başlatmak için aile dışından iki şahit göstermesi istendi ama olaya tanık olanlar ağır baskı ortamında şahitlik yapamadı.

    BAŞVURULAR YİNE SONUÇSUZ

    Başvuruları sonuçsuz kalan aile Mehmet Şirin Maltu’dan bir daha haber alamadı. 23 yıldır Sabriye Maltu’nun “ Oğluma ne olduğunu bilmek istiyorum. Başında dua edeceğim bir mezarım olsun istiyorum. Onu kaybedenlerin bize yaşattıkları bu zulmün hesabını vermesini istiyorum. Adalet istiyorum. Barış istiyorum. Hiç bir anne evlat acısı yaşamasın istiyorum.” diyen sesi, onun taleplerini yerine getirmekle görevli olanlar tarafından karşılıksız bırakıldı.”

    Hakikat ve adalet için 17 yaşındaki Mehmet Şirin Maltu’ya ne olduğunu soran Eren, “Kesriye Annemiz için, Mehmet Ağabeyimiz için sormaya devam edeceğiz: Abdurrahim Demir’e ne oldu?” dedi. (HABER MERKEZİ)

     

  • İHD’den açıklama: Hukuka aykırı; gözaltına alınanlar serbest bırakılsın

    İHD’den açıklama: Hukuka aykırı; gözaltına alınanlar serbest bırakılsın

    PİRHA –  İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ve  TV10 Programcısı Veli Haydar Güleç’in de aralarında olduğu 70 kişinin gözaltına alınmasına ilişkin bir açıklama yaptı. Açıklamada, gözaltıların keyfi olduğu ve biran önce gözaltına alınanların serbest bırakılması istendi. 

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, önceki gün gözaltına alınanlarla ilgili yazılı açıklama yaptı. Muhalefetin susturulamayacağının altı çizilen açıklamada, TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ve  TV10 Programcısı Veli Haydar Güleç ile diğer gözaltına alınanların  serbest bırakılması istendi.

    Açıklamada, TV10 yöneticileri Veli Haydar Güleç, Veli Büyükşahin, HDP yöneticileri ve eğitimcilerin de içinde olduğu 70’e yakın kişinin, hukuki bir gerekçe gösterilmeksizin evleri basılarak gözaltına alınmalarının muhalif seslere olan tahammülsüzlüğün göstergesi olduğu vurgulandı.

    “GÖZALTILAR HUKUKA AYKIRIDIR”

    Gözaltıların hukuksuz olduğu belirtilen açıklamada, gözaltına alınanlarla yapılan ziyarete ilişkin şunlar belirtildi:

    “Gözaltında tutuldukları İstanbul Emniyet Müdürlüğü TMŞ’de ziyaret ettiğimiz, aynı zamanda insan hakları savunucusu da olan Veli Haydar Güleç ve Veli Büyükşahin; evlerine gece baskın yapıldığını, kendilerine suçlamalarla ilgili bir açıklama yapılmadığını, satışı serbest kimi kitaplara ve Alevilere ilişkin belgesel çalışmalarına ait görüntü ve kayıtlara, hatta Selahattin Demirtaş’ın Seher adlı hikaye kitabına dahi suç eşyası gibi el konulduğunu belirtmişlerdir. Güleç ve Büyükşahin bu gözaltı işleminin, TV10 olarak Aleviler başta olmak üzere, Kürtler ve toplumda ötekileştirilmiş tüm gurupların sesi olmaya çalışmalarıyla yakın ilişkisi olduğunu düşündüklerini söylemektedir.”

    Ayrıca dosyada gizlilik kararının bulunması nedeniyle avukatların da suçlamalara ilişkin bilgi alamadıkları bu soruşturma ve gözaltı işlemlerinin hukuka aykırı olduğu vurgulandı.

    İHD, TV10 yöneticileri, HDP, siyasetçiler ve eğitimciler üzerinde yaratılmak istenen bu keyfi baskıya son verilmesi ve gözaltına alınanların derhal serbest bırakılmasını istedi.  (HABER MERKEZİ)

                                                                                                                                    

  • F Oturumu: Bini aşkın hasta tutuklunun sağlığa erişimi engelleniyor-VİDEO

    F Oturumu: Bini aşkın hasta tutuklunun sağlığa erişimi engelleniyor-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta düzenledikleri “F Oturumu”nun 300’üncüsünü Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi.

    Haberin Videosu

    “300 haftadır hasta mahpusların sesiyiz. Sesi olmaya devam edeceğiz”, “Hasta tutsaklar serbest bırakılsın” pankartlarının açıldığı eylemde, “Tedavi haktır engellenemez”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır” sloganları atıldı. Hasta tutukluların fotoğraflarının taşındığı eyleme çok sayıda kişi destek verdi.

    Eylemde ilk olarak konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, tedavi hakkı ile yaşam hakkının direk bağlantılı olduğunu belirterek, cezaevlerinde çok ağır hak ihlallerinin yaşandığını dile getirdi. Yoleri, Adli Tıp Kurumu’nun hasta tutukluların başvurularına yaklaşımını da eleştirdi.
    “HASTA MAHPUS SAYISI BİNİ GEÇTİ”
    Bu haftaki açıklamayı okuyan Tuncay Yiğit, 2000’lerin ortasında İHD’nin 50-60 alarak tespit ettiği hasta tutuklu sayısının bugün bini aşmış olduğunu ve yarısının sağlık sorunlarının ciddi ifade etti.  Yiğit, 2000 yılında sadece 6 tane olan F tipi cezaevinin ise bugün ülkenin tüm kentlerinde açıldığını söyledi.
    OHAL sonrası artan baskı, şiddet ve işkenceye varan uygulamaların hemen hepsinin devlet yöneticileri tarafından bilinip teşvik edildiğinin altını çizen Yiğit, “Çünkü devletin hapishanelere bakış açısı zapturapt altına alma, mevcut hakları ortadan kaldırma, her türlü insanlık dış uygulamayı ‘zor’a başvurarak yapma ve yok etme politikasıdır ve bu politikanın her daim yürürlükte olduğu gerçeği tekrar ve tüm somutluğu ile bir kez daha karşımıza çıkartılmıştır. Cumhurbaşkanının tek tip elbise söylemi çok ciddidir, tek tip elbise ile sadece mahpusların değil toplumun muhalif güçlerinin ve muhalefet unsuru taşıyan herkesin tek tipleştirilmesidir” dedi.
    “HASTA TUTUKLULAR SERBEST BIRAKILSIN”
    300 haftadır taleplerinin değişmemesinin yaşanan hak ihlallerinin göstergesi olduğunu vurgulayan Yiğit, taleplerini sıraladı:
    • Türkiye’deki mevzuatın uluslararası insan hakları hukukuna ve özel olarak da mahpus haklarına uygun hale getirilmesi
    • Tecrit politikalarına son verilerek tüm hapishanelerde insani yaşam standardının oluşturulması
    • Mahpusların sağlığa erişim haklarının sağlanması ve koruyucu sağlık hizmetlerine önem verilmesi. Hasta olan mahpusların tedavi edilmesi, ağır hastalıkları olanların sağlıklı ortamlarda tedavi edilmesi için derhal serbest bırakılması
    • Revir ve hastane sevklerinin hızlandırılması, hasta mahpusların ring aracı yerine hasta nakil ya da ambulansla hastaneye götürülmesi
    • Adli Tıp Kurumu’nun resmi bilirkişi olarak varlığına son verilmesi
    • 5275 sayılı kanunun 16. ve 25. maddelerinin yeniden gözden geçirilip ağır hasta mahpuslar lehine değiştirilerek biran önce serbest bırakılmaları
    • Sürgünlere son verilerek mahpusların aile ve avukat ziyaretlerinden mahrum bırakılmaması
    • Hapishanelerdeki başta işkence ve kötü muamele iddiaları olmak üzere hak İhlallerinin etkili bir şekilde soruşturularak sorumluların yargı önüne çıkarılması
    • Bugüne kadar hapishanelerde yaşamını yitiren hasta mahpuslarla ilgili olarak etkin bir soruşturma yapılması, ihmal ve sorumluluğu olanlar hakkında cezai yaptırımların uygulanması.” (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri: Geçmişin hesabı verilmeden özgür ve adil bir gelecek olmaz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Geçmişin hesabı verilmeden özgür ve adil bir gelecek olmaz-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri eyleminin 663. haftasında konuşan kayıp yakını Serpil Taşkaya, devletin öldürdüğü insanların kemiklerinden bile korktuğunu belirtti.

    Haberin Videosu Gelecek

    Cumartesi Anneleri eylemlerinin 663. haftasında 6 Aralık 1993’te Siverek’te gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya ve onu ararken hayatını kaybeden Fatime Taşkaya andı.

    Eylemde açılan “Failler belli kayıplar nerede?” pankartının üzerine kayıpların resimleri, Hüseyin Taşkaya’nın cezaevinde çocuklarına yazdığı mektuplar ve kırmızı karanfiller konuldu.

    Cumartesi Annesi Asiye Karakoç’un ölümünün 1. yılı nedeniyle ilk sözü oğlu Hasan Karakoç söz aldı. 22-23 yıllık mücadelelerinde bir arpa boyu yol alamadıklarını kaydeden Hasan Karakoç, Türkiye’de 22 yıldır feryat ettiklerini ancak yetkililerin kör, sağır ve dilsizi oynadıklarını belirtti. Dosyaların kozmik odalarda bekletildiğini söyleyen Hasan Karakoç, yıllar önce Berfo Ana’ya verilen sözleri hatırlatarak Türkiye’de adalete ilişkin hiçbir adım atılmadığını vurguladı.

    “DEVLET YÜZLEŞMEKTEN KORKUYOR”

    Ardından Taşkaya ailesi adına konuşan Serpil Taşkaya, cumartesi eylemlerine küçük bir aile ve insan hakları savunucularıyla başlarken yaşananların sadece kendilerinin başına geldiğini zannettiğini belirterek mücadelelerinin giderek büyüdüğünü ifade etti.

    Üzerinde ağlayabileceği bir mezarı olmasını istediklerini söyleyen Serpil Taşkaya, “Oysa devlet öldürdüğü insanların kemikleriyle bile yüzleşmekten korkuyor. Devlet şunu bilsin ki geçmişin hesabı verilmeden özgür ve adil bir gelecek olmaz” şeklinde konuştu.

    “VAY O DEVLERİN HALİNE”

    Arkasından söz alan Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif Taşkaya, babasının sistemin dayattığı asimilasyon politikalarını kabul etmediğini, her hareketiyle bunu insanlara anlattığını kaydetti. 1993 yılında gözaltına alındığı günden beri babasından haber alamadıklarını ifade eden Şerif Taşkaya, o dönemde dilekçe yazacak birini bile bulamadıklarını belirtti. Şerif Taşkaya “Bir memlekette savcı bir JİTEM komutanından bir korucudan emir alıyorsa vay o devlerin haline” dedi.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına basın açıklamasını  gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın yeğeni Sürgün Taşkaya okudu.

    Taşkaya, “Uluslararası hukukta gözaltında kaybetme insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak nitelendirilir. Bu suçu işleyenlerin kişisel sorumlulukları yanında, suçun gerçekleşmesine izin veren yetkililer ile devletin de sorumlu olduğunu belirtir” dedi.

    “KAYBEDENLERE CEZADAN KURTULMA İMKANI VERİLDİ”

    Bu yüzden 663 haftadır Galatasaray’dan haykırdıklarını söyleyen Taşkaya, devletin gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğunu kabul etmesini, uluslararası hukuktan ve Anayasa’dan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesini istedi.

    Taşkaya, 24 yıl önce gözaltından kaybedilen 42 yaşındaki 4 çocuk babası Hüseyin Taşkaya’nın gözaltına alındığının kayıtlara geçirilmediğini, bugüne kadar akıbeti ve nerede olduğu konusunda hiçbir bilgi verilmediğini söyledi. Taşkaya, kaybedenlere ise suçlarını gizleme, izlerini örtme ve cezadan kurtulma imkanı verildiğini vurguladı.

    TÜM BAŞVURULAR SONUÇSUZ KALDI

    Sürgün Taşkaya, Hüseyin Taşkaya dosyasına ilişin ise şu bilgileri verdi.

    “42 yaşındaki 4 çocuk babası Hüseyin Taşkaya Siverek’te yaşıyor ve müteahhitlik yapıyordu. 90’larda Siverek,  devletle ilişkisi Başbakanlık Teftiş Kurulu Raporunda da belgelenen Bucak Aşireti’nin hâkimiyetindeydi. Söz konusu raporda da belirtildiği gibi güvenlik güçleri yetkilerini adeta Bucak Aşireti’ne devretmişti.

    Hüseyin Taşkaya Siverek’teki ağır hak ihlallerini eleştirdiği için güvenlik güçlerinin ve Bucak Aşireti’nin hedefindeydi. Bu nedenle evini İstanbul’a taşıdı. Ailesini yerleştirdikten sonra yarım kalan işlerini tamamlayıp İstanbul’a dönmek üzere Siverek’e geldi ve amcası Mehmet Taşkaya’nın evinde yaşamaya başladı. Kısa bir süre sonra 6 Aralık 1993 tarihinde askerler, polisler ve Bucak aşiretine mensup korucular otuz araçlık konvoyla, Siverek’in Bağlar Mahallesindeki Mehmet Taşkaya’nın evine baskın yaptı. Evde bulunan Hüseyin Taşkaya gözaltına alındı. Gözaltına direnen akrabaları ağır biçimde darp edildi.

    Ailesi Hüseyin Taşkaya’yı sormak için jandarmaya, emniyete, savcılığa, valiliğe başvurdu. Askeri yetkililer gözaltından kısa bir süre sonra Taşkaya’nın polisler tarafından götürüldüğünü söyledi. Emniyet ve valilik ‘Sedat Bucak’a sorun’ dedi.  DYP milletvekili, aşiret reisi- korucubaşı Sedat Bucak ‘Bizim ekip almış fakat devlete teslim etmiş; bundan sonra haberimiz yoktur, devlet biliyor’ dedi.  Ailenin tüm başvurular sonuçsuz kaldı. Hüseyin Taşkaya’dan bir daha haber alınamadı.”

    KORUCUBAŞINDAN DÖNEMİN CUMHURBAŞKANI’NA KADAR

    Taşkaya, “Hüseyin Taşkaya’nın gözaltında kaybedilmesinden korucubaşı Sedat Bucak ile bazı korucular, Siverek Jandarma Karakol Komutanı Üstteğmen Ahmet Şentürk, Siverek kaymakamı Celalettin Yüksel, Urfa Jandarma Alay Komutanı Seral Saral, Jandarma Asayiş Bölge Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı, Urfa Emniyet Müdürü Mehmet Cebe, Urfa Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube Müdürü Mustafa Tekin, Urfa Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Fidanboy, Urfa Valisi Tevfik Ziyaeddin Akbulut, OHAL Valisi Ünal Erkan,  Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, Genel Kurmay Başkanı Doğan Güneş, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Başbakanı Tansu Çiller, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel sorumludur” dedi.

    Taşkaya, Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini sorma ve onun kaybedilmesinde sorumluluğu olan herkesin yargılanmasını talep etmeye devam edeceklerini vurguladı. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Hasta tutuklu Bahattin Solhan tedavi edilsin’-VİDEO

    ‘Hasta tutuklu Bahattin Solhan tedavi edilsin’-VİDEO

     PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun cezaevlerindeki keyfi uygulamalara ve hasta tutukluların durumlarına dikkat çekmek amacıyla düzenlediği F Oturumunun 292. haftasında hasta tutuklu Bahattin Solhan’ın serbest bırakılması istendi.

    HABERİN VİDEOSU 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla Galatasaray Lisesi önünde gerçekleştirdiği F Oturumunun 292. eylemi gerçekleştirildi. Eylemde sık sık “Hasta Mahpuslar Serbest Bırakılsın!,” “Bahattin Solhan Serbest Bırakılsın!,” “İnsan haklarıyla insandır” sloganları atıldı.

    292. Haftanın basın açıklamasını Çetin Durukanoğlu okudu.

    İktidar sahipleri ve yasa koyucuların yıllardır uyguladıkları yöntemlerin ve izledikleri yolun hiç değişmediğini belirten Durukanoğlu, günümüzde de bu yöntemlerin uygulanmasında hiçbir kural hiçbir etik değerin tanınmamakta olduğunu vurguladı.

    “OHAL ilan edileli 15 ay olmasına rağmen, başta insan hak ve özgürlükleri olmak üzere insani olan ve insan onurunu koruyan değerler ayaklar altına alınarak çiğnenmektedir” diyen Durukanoğlu, güvenlik tedbirlerinin en yüksek seviyeye çıkartılmasına rağmen, insanların en temel hakkı olan yaşam hakkı, her an kısıtlanma ve yok edilme riski ile karşı karşıya olduğunu belirtti.

    “ŞİDDETLİ BAŞ AĞRISINDAN GÜNLÜK YAŞAMINI İDAME ETTİREMİYOR”

    Baskı ve şiddetin en yoğun yaşandığı yerlerin başında hapishanelerin geldiğini vurgulayan Çetin Durukanoğlu, Tutukluların ağır tecrit politikaları ile karşı karşıya olduklarını ifade ederek, hasta tutuklu Bahattin Solhan’ın durumunu şöyle anlattı:

    “Mardin doğumlu Bahattin Solhan, 1997 yılında kafasının sağ tarafından ateşli silahla yaralanır. Yaralı halde yakalanır ve tutuklanarak Adıyaman E Tipi Hapishanesine götürülür. Başından aldığı hasar nedeniyle beyin travması geçirir. Uzun süre gerekli tedavi yapılmadığı için vücudunun sol tarafında uyuşmalar, tutulmalar baş gösterir. Zaman geçtikçe unutkanlığı artarak devam eden Bahattin Solhan, şiddetli baş ağrısı ve baş dönmesi nedeniyle günlük yaşamını idame ettirmekte zorlanmaktadır.

    2012 yılında tedavi edilmesi için Diyarbakır D Tipi hapishanesine sevk edilir. Uzun süre hastaneye götürülüp getirilen Bahattin Solhan, hapishane koşullarının da etkisiyle pek çok hastalığa yakalanır. En belirgin sağlık sorunları; beyin travması, epilepsi (Bu rahatsızlığı için günde 5 tane ilaç almaktadır.) mide ülseri, bağırsak hastalıkları, vücutta iltihaplanma, hemoroit, bel ve boyun fıtığı gibi çok sayıda hastalığı vardır.” (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

     

     

  • İHD, OHAL’in bilançosunu açıkladı

    İHD, OHAL’in bilançosunu açıkladı

    OHAL süresince yaşanan hak ihlalleri ve hukuksuzlukları bir bilançoyla açıklayan İHD, bugün uzatılması görüşülecek olan OHAL’in bir an önce sonlandırılmasını talep etti.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), bugünkü Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) uzatılması görüşülecek olan olağanüstü halin (OHAL) uzatılmaması, aksine derhal sonlandırılması gerektiğini açıkladı. 21 Temmuz 2016’da tüm Türkiye’de ilan edilen OHAL, bugüne dek beş kez uzatıldı. Bugünkü MGK ve ardından toplanacak Bakanlar Kurulu ile altıncı kez uzatılması bekleniyor.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), OHAL’in yeniden uzatılmasına yönelik hazırlıklara ilişkin dernek genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, İnsan Hakları Akademisi Başkanı Hüsnü Öndül ve İHD MYK üyesi Adnan Vural’ın katıldığı toplantıda açıklamayı Türkdoğan yaptı. OHAL’in uzatılmaması çağrısı ile sözlerine başlayan Türkdoğan, 15 Temmuz gerekçesiyle ilan edilen OHAL’i uzatmak için herhangi bir gerekçe olmadığını belirtti.

    “KHK’LARI DENETLEYECEK YARGI KALMADI”

    İHD’nin açıklamasında, bu süre içerisinde meydana gelen hak ihlalleri ve hukuksuzluklar sıralandı, OHAL’in sonlandırılması talep edildi:

    “Anayasanın 120. ve 121. maddeleri incelendiğinde, ancak yaygın şiddet hareketlerinin varlığı halinde OHAL ilan edilebileceği, OHAL ilanı süresince de OHAL gerekçesine bağlı olarak ve OHAL süresince uygulanacak kanun hükmünde kararname (KHK) çıkarılacağı belirtiliyor.

    “Karşı darbe sürecinin yargı üzerindeki olumsuz etkileri ve kamu idaresinin büyük bir baskı altına alınmasıyla yargı devre dışı kalmıştır. OHAL KHK’larını yargı denetimine tabi tutacak bir yargı kalmadı.

    “Anayasanın 121. maddesine göre OHAL KHK’larının yayınlandıkları gün Meclis onayına sunulması gerekmektedir. Bugüne kadar 667 ile başlayan ve 694 ile sona eren 28 adet KHK yayınlandı. 28 KHK’dan sadece 5’i hakkında TBMM onayı alındı. 23’ü hakkında süresi içerisinde TBMM onayı alınmadı, Anayasa ihlal edildi.

    “OHAL’in Anayasaya uygun olarak ilan edilmemesi ve çıkarılan KHK’ların TBMM onayına sunulmamasının yanı sıra bu KHK’larla bugüne değin 306 kez 300 civarında kanunda kalıcı değişiklikler yapılarak yasal sistem tamamen değiştirildi, OHAL rejimi kalıcı hale getirildi.”

    “AVRUPA VE BM’DEN UYARILAR GELDİ”

    “OHAL süresince Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Türkiye’yi birkaç kez ziyaret etti, bu konuda raporlar düzenledi, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu dört kez Türkiye’yi ziyaret etti, raporlar yazdı.

    “Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserinin özel raportörlerinden üçü Türkiye’yi ziyaret etti ve raporlar düzenledi. Bu raporlarda OHAL süresince temel hak ve özgürlüklere yönelik sözleşmelerde öngörülen kısıtlamaların ötesinde keyfi uygulamalar yapıldığı ve bunların hızla düzeltilerek OHAL’in kaldırılması gerektiği ifade edildi.

    “Türkiye’ye en önemli uyarı Avrupa Konseyi’nden geldi. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 25 Nisan 2017 tarihli Türkiye’yi siyasi denetime alan kararı oldukça önemli bir karar. Bu kararda çok açık bir şekilde Türkiye’nin OHAL’i sona erdirmesi, düşünceleri nedeni ile cezaevinde bulunan başta siyasetçiler olmak üzere, gazetecilerin ve aktivistlerin salıverilmesi gerektiği belirtildi.”

    “OHAL BİLANÇOSU”

    İHD, “Cezasızlığın tamamen bir devlet politikası haline geldiği OHAL koşullarında adalet aramanın neredeyse imkansız olduğunu” belirterek, OHAL bilançosunu açıkladı:

    * 667 sayılı KHK ile gözaltı süresi 30 güne çıkarıldı, 668 sayılı KHK ile gözaltının ilk 5 gününe avukat ile görüş yasağı getirildi. 23 Ocak 2017’de yürürlüğe giren 682 sayılı KHK ile gözaltı süresi 30 günden 14 güne indirildi, gözaltında avukat görüş yasağı bir güne indirildi.

    * Adalet Bakanlığı açıklamasına göre, Temmuz 2017 tarihi itibari ile 169 bin 13 kişi hakkında adli işlem yapılarak gözaltına alındı, 50 bin 510’u tutuklandı, 43 bin 489’u adli kontrol ile serbest bırakıldı, diğerleri gözaltı süresi içerisinde işlem yapılmayarak serbest kaldı. 8 bin 87 kişi “kaçak” durumunda.

    * HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere 11 milletvekili tutuklu, bu süre içerisinde Yüksekdağ ile birlikte toplam beş milletvekilinin vekilliği düşürüldü.

    * KHK’lar ile 94 belediyeye el koyuldu, 89’u Demokratik Bölgeler Partisi’ne mensup belediyelerdi. Seçilmiş 74 belediye eş başkanı tutuklandı, 28 HDP il eş başkanı ile 89 ilçe eş başkanı tutuklandı, 780 HDP il ve ilçe yöneticisi tutuklandı.

    * 113 bin 440 kamu görevlisi kamu görevinden çıkarıldı, 1852’si göreve iade edildi. Kapatılan özel kuruluşlarda görev yapan ve çoğunluğu öğretmen olan 22 bin 474 kişinin çalışma izinleri iptal edildi, sadece 614’ünün izni iade edildi.

    * HSK kararı ile 4 bin 240 hâkim ve savcı ihraç edildi, 166’sı iade edilmiştir.

    * 48 özel sağlık kuruluşu kapatıldı, ikisi geri açıldı. Kapatılan özel eğitim/öğretim kurumları (okul, kurs, pansiyon, yurt gibi) 2 bin 325. 15 özel üniversite kapatıldı, 19 sendika ve konfederasyonun faaliyetlerine son verildi.

    * Devlet tarafından el konularak kayyum atanan şirket sayısı 969. Bunların ekonomik büyüklüğü 41 milyar lira civarında. Çalışan işçi sayısının 47 bin civarındaydı.

    * Yazılı ve görsel medya başta olmak üzere kapatılan basın yayın kuruluşu 185 oldu. Sadece 23’ünün açılmasına izin verildi. Halen 174 gazeteci tutuklu. 2016 yılında sarı basın kartı iptal edilen gazeteci sayısı 889.

    * OHAL süresince 1412 dernek ve 139 vakıf kapatıldı.

  • ‘Kanser ve epilepsi hastası Çelik serbest bırakılsın’-VİDEO

    ‘Kanser ve epilepsi hastası Çelik serbest bırakılsın’-VİDEO

    PİRHA – Hasta tutukluların durumlarına dikkat çekmek amacıyla yapılan F Oturumunda bu hafta 22 yıldır tutuklu ve kanser hastası olan Cengiz Sinan Halis Çelik’in serbest bırakılması talep edildi. 

    Haberin Videosu

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi hapishane Komisyonu’nun her hafta hasta tutukluların durumlarına dikkat çekmek amacıyla düzenledikleri F Oturumunun bu hafta 287’incisi düzenlendi. Galatasaray Meydanı’nda buluşan insan hakları savunucuları 1996 yılında Ağrı’da yaşanan bir çatışma sonucu tutuklanan ve 22 yıldır tutuklu bulunan Cengiz Sinan Halis Çelik’in serbest bırakılmasını talep ettiler.

    Geçtiğimiz günlerde Hakk’a yürüyen Cumartesi İnsanları’ndan Güzel Şahin’in (Güzel Ana) mücadelesi anlatıldı. Daha sonra konuşan Şahin’in mücadele arkadaşı İsmail Karagöz, 1996 yılından bu yana Şahin ile mücadele yürüttüklerini belirtti. Şahin’in onurlu bir insan olduğunu dile getiren Karagöz, “Faşizmin yüzüne tüküren bir insandı. Nerede zulüm ve hakaret varsa Güzel Ana orada onun karşısındaydı. Dik duran bir insandı. Dik duralım ve korkmayalım” dedi.

    “BAŞ EĞMEZ DİK DURUŞUN MÜTEVAZİ BİR TEMSİLCİSİYDİ”

    Güzel Şahin’in anılarıyla ilgili olarak konuşan Muharrem Kurşun, “Ben Güzel Anamıza öldü demiyorum. Çünkü öyle düşünmüyorum. Sadece fiziki olarak aramızdan ayrıldı. Ölümsüzleşti diyorum. Bunu hissederek söylüyorum. Güzel Anayı hapishanede ölüm orucunda bile yanımızda görüyorduk. Burada da yanımızda. Baş eğmez dik duruşun mütevazi bir temsilcisiydi.” dedi.

    OLUMSUZ BİR DURUMDAN YETKİLİLER SORUMLU”

    Karagöz’ün ardından konuşan Cengiz S. H. Çelik’in ablası Sevim Çelik, kardeşinin Silivri T Tipi Cezaevi’nde tutulduğunu belirterek, “Kardeşim, ölüm hücresi denilen bir hücrede tutuluyor. Hastalığından dolayı hiç uyuyamıyor” diye belirtti. Kardeşinin yaklaşık 7 aydır ilaçları verilmediği için hastalığının ilerlediğini dile getiren abla Çelik, “Geçen hafta Perşembe günü Adli Tıp’a götürülmüş. Doktor kardeşime ‘Hastalığın ilerlemiş ve kemiğe yetişmiş. Tam teşekküllü bir hastaneye gitmen lazım’ demiş. Ama bir türlü tedavi edilmiyor ve buna da anlam veremiyoruz. Kardeşim öldürülmek isteniyor. Olumsuz bir durumdan yetkililer sorumludur” diyerek kardeşinin bir an önce serbest bırakılmasını istedi.

    “AÇIK GÖRÜŞ HAKKI ENGELLENİYOR”

    Basın metnini okuyan insan hakları savunucusu Ümit Efe, “12 Eylül karanlığını aratmayan hapishane koşullarında en temel insan hakkı olan yaşam hakkının keyfi uygulamalarla ortadan kaldırılmaya çalışıldığını vurguladı. Adalet Bakanlığı’nın görmezden gelme tavrı ile hak ihlallerinin sıradanlaştığını söyleyen Efe, tüm muhalif kesimlerin sindirme ve korkutma politikalarıyla yok edilmek istendiğini kaydetti. Sadece tutukluların değil tutuklu yakınlarının da çıplak arama, disiplin cezaları, yakalama kararlarıyla yakınlarının görüşlerine alınmadıklarını belirten Efe, “En temel hak olan açık görüş hakkı idari personel tarafından engelleniyor. Mahpusluk kişi ve yakınları için ciddi psikolojik rahatsızlıkların doğmasına, sürekli endişe haliyle içeride ve dışarıda yaşamanın adeta imkansız hale gelmesine sebep oluyor” dedi.

    “TÜRKİYE TÜM HALKA AÇIK HAPİSHANE”

    Türkiye sınırlarının tüm halka açık hapishane haline getirildiğini vurgulayan Efe, İHD olarak yaşatılan haksız ve hukuksuz uygulamaları teşhir etmeye devam edeceklerini belirtti. Efe, 1996 yılında Ağrı’da bir çatışmada yaralı olarak yakalanan Cengiz Sinan Halis Çelik’in her geçen gün kötüye giden sağlık durumu hakkında bilgi verdi.

    “İLAÇ TEDAVİLERİM YAPILMIYOR”

    Cengiz S. H. Çelik’in İHD’ye gönderdiği mektupta hastalığıyla ilgili bilgiler verdiğini söyleyen Efe, Cengiz S. H. Çelik’in mektubunda şunları yazdığını belirtti: “Kanser hastasıyım, defalarca ameliyat oldum. İlaç tedavileri nedeniyle vücut direncim düşük, sindirim sistemimde problemler var, idrarımdan kan geliyor, üç aylık periyotlarla olmam gereken ameliyatlar ve gerekli ilaç tedavilerim yapılmıyor. Eczacılar Birliği’nden temin ettiğim ilaçlarım, herhangi bir onkoloji ve üroloji uzmanı görüşü olmamasına rağmen almama gerek olmadığı söylenerek verilmiyor. Üroloji doktoruyla görüştürülmüyorum, rastgele bir doktora götürülüyorum; Epilepsi hastalığım için de aynı durum söz konusu.”

    “2016 ARALIK’TAN BU YANA TECRİTTE TEK BAŞIMA KALIYORUM”

    Cengiz S. H. Çelik’in hapishanede adli bir tutuklu tarafından saldırıya uğrayarak 13 yerinden şişlendiğini belirten Efe, Cengiz S. H. Çelik’in arbede sırasında ayak bileğinin kırıldığını ve tekerlekli sandalye ile yaşamak zorunda bırakıldığını kaydetti. Cengiz S. H. Çelik’in ayak kemiğinin yerine kaynamadığı, kas erimesiyle birlikte ayak ve ayak bileğinde incelme başladığı bilgisini veren Efe,  Cengiz S. H. Çelik’in ayağının üstüne basıp yürüyemediğini, fizik tedavisinin bir türlü yapılmadığını, bu durumdan kısa bir süre sonra da Metris R Tipi’nden  Silivri’ye sevk edildiğini daha sonra da Metris R Tipi’ne götürüyoruz diyerek T Tipi’ne getirdiklerini kaydetti. Efe, Cengiz S. H. Çelik’in 2016’nın Aralık ayından bu yana tecrit bölümünde tek başına kaldığını kaydetti.

    “CAN GÜVENLİĞİM YOKTUR”

    Efe, Adli Tıp Kurumu’nun tek başına kalamaz raporuna rağmen 9 aydır yalnız kalan Cengiz S. H. Çelik’in özellikle epilepsi nöbetlerinde ağız salgısı nedeniyle boğulma, kalp krizi veya solunum sıkıntısı olacağı endişesiyle uyuyamadığını belirtti. Cengiz S. H. Çelik’in mektubunda “Zaten kanser bünyeme çökmüş buna bir de uyuşukluk ve stres eklenince dayanmak çok zor. Can güvenliğim yoktur” diye yazdığını söyleyen Efe, Cengiz S. H. Çelik’in F Tipi’ne gitmek istediğini, sağlık ve hapishane koşullarını kamuoyuyla paylaşmaya ihtiyaç duyduğunu belirttiğini kaydetti. (HABER MERKEZİ)

  • Wernicke Korsakooff’lular: Açlık grevindekilere zorla müdahale bir saldırıdır – VİDEO

    Wernicke Korsakooff’lular: Açlık grevindekilere zorla müdahale bir saldırıdır – VİDEO

    PİRHA-Wernicke Korsakooff’lular ve Eski Mahpuslarla Dayanışma Girişimi, Gülmen ve Özakça’nın açlık grevine ilişkin İHD İstanbul Şube’de basın açıklaması yaptı. Açıklamada, zorla müdahalenin yaşatma kaygısı taşımadığı, müdahale edilen kişilerin Wernicke Korsakooff rahatsızlığına yakalanmasını amaçlayan bir saldırı olduğu belirtildi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Wernicke Korsakooff’lular ve Eski Mahpuslarla Dayanışma Girişimi, Gülmen ve Özakça’nın açlık grevine ilişkin bugün İnsan Hakları Derneği’nde (İHD) bugün basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını Mehmet Acettin okudu. Açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Bizler ölüm orucu ve süresiz açlık grevi sürecinde zorla müdahale edilerek Wernicke Korsakoof sendromu sonucu bedensel ve zihinsel olarak normal bir insan gibi yaşayamaz durumdayız. Tedavisi mümkün olmayan bu geriye dönülmez vücut bütünlüğümüzü kaybetmiş kişiler olarak toplumsal duyarlılığımız gereği açıklama yapma sorumluluğu duyuyoruz.”

    “GERİ DÖNÜLMEZ HALE GELDİ”

    “Nuriye ve Semih’in işlerine dönmek için başlattıkları ve 170’li günlere gelen direnişleri ‘organ yetmezliği’ nedeniyle geriye dönülmez bir hale gelmiş, ölüm sınırındaki yaşamlarının zorla müdahale koşullarında yaşasalar bile bedensel ve zihinsel vücut bütünlüğünü kaybetmiş olacaklardır.”

    “İKTİDAR TALEPLERİNİ KARŞILAMAYARAK ÖLÜME TERK ETTİ”

    “İktidar ise ‘onların ölümüne izin vermeyeceğiz’ biçiminde zorla müdahaleyi gündemine aldı. Zorla müdahaleyi birebir yaşayanlar olarak, zorla müdahalenin ‘yaşatma kaygısıyla’ değil, müdahale ettikleri kişilerin Wernicke-Korsakoff rahatsızlığına yakalanmasını amaçlayan bir saldırı olduğunu biliyoruz. İşlerine geri dönme talepli başlattıkları direnişlerine ilgisiz ve yok hükmünde sayan iktidar, hatta isimlerini dahi zikreden herkes için yasaklama ve tutuklama gerekçesi saymaktadır. Onları açlık grevinin ileri aşamasında tutuklayarak hapishanede ve hastanede kontrol altına aldılar. Aslında zorla müdahale koşullarını hazırlayan iktidar onların taleplerini karşılamayarak ölüme terk ettiler. Zorla müdahale bir başka saldırı biçimidir ve zorla müdahale edilen arkadaşlarımızın yaşadıkları pratik canlı örneklerdir.”

    Açıklamada ayrıca, “Açlık grevi ve ölüm orucunda B1 vitamini sadece beyin ve sinir hücrelerini koruyor. Vücuttaki diğer organlar ise korumasız. En azından güçsüzleşiyorlar” denildi.     (HABER MERKEZİ)

  • İHD’den açıklama: OHAL ile cezaevlerindeki hak ihlalleri sistematik hale geldi-VİDEO

    İHD’den açıklama: OHAL ile cezaevlerindeki hak ihlalleri sistematik hale geldi-VİDEO

    PİRHA-OHAL döneminde hapishanelerdeki hak ihlallerini paylaşan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, OHAL ile cezaevlerindeki baskıların sistematik hale geldiğine dikkat çekti. 

    HABERİN VİDEOSU

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu OHAL boyunca cezaevinde yaşananlara ilişkin basın toplantısı yaptı. “OHAL’in 1’inci yılında hapishaneler” pankartının açıldığı şube binasında gerçekleştirilen toplantıda Hapishane Komisyonu üyeleri de hazır bulundu.

    Darbe öncesi yaşanan hak ihlallerinin darbe sonrası kat be kat artığını yerinde gördüklerini söyleyen Avukat Hüseyin Boğatekin, Maltepe ve Gümüşhane’deki cezaevlerinde ayrım yapılmaksızın avukatla müvekkilin görüşmelerinin kayıt altına alındığını vurgulayarak, özellikle Karadeniz’de görüşe gelen ailelere saldırıların çok sık yaşandığına dikkat çekti.

    Boğatekin, “Bu hak gaspları zaten var olanlardı. Ama 2016’daki boyutları gerçekten bizleri de şaşırttı. Dışarıdaki herkesin bir mahpus adayı var. Bu yüzden cezaevleri tüm toplumu ilgilendiren meselelerdir. Hiç olmadığı kadar cezaevlerinin gözü ve kulağı olmalıyız. Aksi halde çok zor ve meşakkatli günler bizleri bekliyor” diye konuştu.

    ‘ÇIPLAK ARAMA’ TACİZE DÖNÜŞTÜ

    Konuşmanın ardından basın açıklamasını okuyan Avukat Zeynep Ceren Boztoprak, son bir yılda cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine değindi. Boztoprak, son bir yıldır özellikle “çıplak arama” uygulamasının sık başvurulan bir taciz haline getirildiğini, avukat ve aile görüşlerinde hukuka uygun olmayan kısıtlamalar yaşandığını da belirtti. Sürekli uzatılan OHAL ve buna bağlı olarak devam eden KHK’lerle insan hak ve özgürlüklerini savunan insanların da baskı, işkence ve her türlü yasadışı uygulamaya maruz bırakılmasının kabul edilemeyeceğini vurgulayan Boztoprak, İHD olarak içeride ve dışarıda yaşatılan her türlü hak ihlaline karşı mücadele edeceklerini dile getirdi.

    HASTANELERE SEVKLER YAPILMIYOR

    Açıklamanın ardından Boztoprak, 7 aydır Türkiye’nin birçok bölgesinde gittikleri cezaevlerini karşılaştırdı. OHAL sonrası hak ihlallerinin sistematik hale geldiğine dikkat çeken Boztoprak, cezaevlerinde personel azlığı gerekçe gösterilerek hasta tutuklularının hastane sevklerinin yapılmadığını, avukat-müvekkil görüşlerinin de belirli günler ile sınırlandırıldığını ya da engellendiğini, tutukluların ortak alana çıkma, sohbet ve dışarıdan kitap alma haklarının kimi cezaevlerinde yasaklandığını ve tutuklu ailelerinin de görüşlerde infaz koruma memurlarının saldırılarına maruz kaldıklarını vurguladı.

    GÖRÜŞLER KISITLANMIŞ

    Boztoprak, bazı somut yaşananları ise şöyle özetledi:

    “Erzurum’daki cezaevinde koğuşlardaki kitaplara da el koyuluyor. Trabzon’da yakın zamanda Cumhuriyet Gazetesi de verilmemeye başlandı. FETÖ duruşmaları olduğu bahanesiyle Silivri Cezaevi’nde hastaneye götürülmeyen bir adli tutuklu hayatını kaybetti. Mart ayında Trabzon’da vekaleti olan avukatın mesai saatleri içinde tutuklu ile görüşü, güne ve saate bağlandığından görüşemedi. Karadeniz’de özellikle tutukluların ailelerine yönelik saldırılar çok sık yaşanıyor. ” (S.K/İ.S)