Etiket: insan hakları derneği

  • Hak örgütleri ve partilerden ‘Barış için somut adımlar atılsın’ çağrısı- VİDEO

    Hak örgütleri ve partilerden ‘Barış için somut adımlar atılsın’ çağrısı- VİDEO

    PİRHA- Hak örgütleri ve siyasi parti temsilcileri, Meclis’te oluşturulan komisyonun Abdullah Öcalan’la görüşmesini önemli bir adım olarak değerlendirerek, sürecin somutlaştırılması gerektiğini söyledi. “En kötü barış bile savaştan iyidir” vurgusu öne çıktı.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde barış için kurulan komisyonun, İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşme gerçekleştirmesi, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Görüşmenin ardından insan hakları örgütleri ve siyasi parti temsilcileri süreci değerlendirerek, barışın toplumsallaşması ve kalıcı hale gelmesi için somut adımların gecikmeden atılması gerektiğini vurguladı. Açıklamalarda, “En kötü barış bile savaştan iyidir” mesajı öne çıkarken, komisyonun attığı bu adımın tarihi bir eşik olduğu ve tüm siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenmesi gerektiği belirtildi.

    “EN KÖTÜ BARIŞ BİLE SAVAŞTAN İYİDİR”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi Başkanı Yasemin Dora Şeker, barışın toplumsal yaşamın bütün alanlarında yaşamsal bir ihtiyaç olduğunu vurgulayarak komisyon çalışmalarını desteklediklerini ifade etti. Şeker, barışın sadece siyasal bir başlık değil, çocuklardan kadınlara, işçilerden gençlere tüm toplumu ilgilendiren bir hak olduğunu belirterek şöyle konuştu:

    “Her şeyden önce biz İnsan Hakları Derneği olarak her koşulda barıştan yanayız. Çünkü barışın olduğu bir ülkede çocuklar öldürülmez, istismara uğramaz; kadınlar şiddete maruz kalmaz; emekçiler yoksullukla mücadele etmez. En kötü barışın bile savaştan daha iyi olduğu gerçeğinden hareketle komisyon çalışmalarını doğru buluyoruz. Bu çalışmalar ileri aşamaya taşınmalı. Barış ancak herkesin tüm haklarının eşit biçimde tartışıldığı bir masada sağlanabilir. Bu nedenle bazı partilerin sürece katılmamasını doğru bulmuyoruz; barışın toplumsallaşması için herkes sorumluluk almalı.”

    “SOMUT ADIMLAR ATILMALI, TUTUKLULAR SERBEST BIRAKILMALI”

    Emek Partisi MYK Üyesi Halil İmrek, komisyonun bir yıl boyunca toplumdaki kesimleri dinlemesinin önemli olduğunu ancak bunun yeterli olmadığını belirterek somut adımların artık zorunlu hale geldiğini söyledi. İmrek, özellikle siyasi tutsaklar konusunda acil adım beklentisini dile getirerek,

    “Türkiye’de çözülmemiş olan Kürt sorunu on yıllardır binlerce insanın yaşamını yitirmesine yol açtı. Biz Emek Partisi olarak eşit haklar temelinde barışçıl çözümden yanayız. Komisyonun oluşturulması önemli, ancak bir yıldır sadece dinleme yapıldı; somut bir adım atılmadı. Barış istediği için binlerce insan cezaevlerinde. Siyasi af çıkarılmalı; Demirtaş ve Gezi tutsakları için aslında yasal düzenlemeye bile gerek yok, AYM ve uluslararası kararlar ortada. Ayrıca kayyum uygulamalarına son verilmeli, halkın iradesi iade edilmelidir. Öcalan’la görüşülmesi önemli bir adımdır; ancak AKP artık oyalamayı bırakmalı, hızlı adımlar atmalıdır” diye konuştu.

    “ÖCALAN’LA GÖRÜŞME TOPLUMSAL BARIŞIN KAPISINI ARALAYABİLİR”

    DEM Parti Adana İl Eş Başkanı Seyfettin Aydemir, barış sürecinin Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta başlattığı barış ve demokrasi perspektifiyle yeniden canlandığını belirterek, komisyonun İmralı’yla görüşmesini olumlu karşıladıklarını söyledi. Aydemir, “Bu savaşın son olmadığını herkes gördü. Sayın Abdullah Öcalan’ın başlattığı Barış ve Demokrasi Toplum Süreci çok anlamlıydı ve biz bu sürecin arkasında durduk. Şu anda da demokratik toplum inşa süreci yürütülüyor. Meclis’te kurulan komisyonun çalışmasını değerli buluyoruz. İmralı ziyaretini selamlıyoruz; umarız Öcalan’la görüşmeden sonra devlet tarafında da adımlar atılır. Bu ülke savaştan çok yoruldu. Artık acıların tekrarlanmaması için herkes üzerine düşeni yapmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “İMRALI BİRİNCİ DERECEDE MUHATAPTIR”

    EMEP Adana İl Başkanı Suat Nacar ise barış sürecinin karşılıklı ilerlemesi gerektiğini, tek taraflı adımların sonuç yaratmayacağını vurguladı. Nacar, komisyonun İmralı’ya gitmesinin oldukça önemli olduğunu ifade ederek, “Hükümetin belirsiz tutumu geçmişte büyük acıların yaşanmasına yol açtı. Bugün süreç olumlu ilerliyor gibi görünse de karşılıklı adımlar gerekiyor. Silahların sustuğu ama beklentilere cevap verilmeyen bir süreç yaşanıyor. Kürtleri memnun edecek bir adım henüz atılmış değil. İmralı birinci derecede muhataptır; komisyonun oraya gitmesi gerektiğini hep söyledik ve bu yönde oy kullandık. Halkın beklentisine cevap vermeyen siyasi yapılar süreci tıkıyor. Görüşmeler gecikmemeli, barış süreci bir an önce başlamalı” dedi.

    Fatoş SARIKAYA- Cem EKİNCİ/ ADANA

  • İHD’den Rojin Kabaiş için eş zamanlı çağrı: Rojin’e ne oldu?

    İHD’den Rojin Kabaiş için eş zamanlı çağrı: Rojin’e ne oldu?

    PİRHA- Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisiyken 27 Eylül 2024’te kaybolan ve 15 Ekim 2024’te Molla Kasım sahilinde cansız bedenine ulaşılan Rojin Kabaiş için beş farklı şehirde eş zamanlı adalet çağrısı yapıldı. İstanbul, Dersim, Mersin, İzmir ve Ankara’da İnsan Hakları Derneği (İHD) Kadın Komisyonları tarafından yapılan açıklamalarda, dosyanın bir yıldır sürüncemede bırakıldığına dikkat çekilerek kadın cinayetlerindeki cezasızlık politikaları protesto edildi. Açıklamalarda, Adli Tıp Kurumu’nun taraflı tutumu ve devletin yükümlülüklerini yerine getirmediği vurgulandı.

    İHD İSTANBUL ŞUBESİ: “ROJİN’E NE OLDU?”

    İnsan Hakları Derneği Merkezi Kadın Komisyonu, Şişhane Meydanı’nda yaptığı basın açıklamasıyla Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin soruşturmanın etkin yürütülmesi çağrısında bulundu. “Rojin intihar etmedi, ATK DNA’lar kime ait açıkla! Rojin’e ne oldu? dövizleri taşınan eylemde, “Rojin Kabaiş için adalet istiyoruz” pankartı açıldı.

    Basın açıklamasını okuyan Leman Yurtsever, Adli Tıp Kurumu’nun eksik ve şüpheli incelemeleriyle fail lehine delil oluşturduğunu ifade ederek şunları söyledi:

    “Dosyanın sürüncemede bırakılmasına gerekçe olarak ‘intihar’ şüphesi öne sürülmüş bu değerlendirme soruşturmayı daraltan ve olası fail ya da faillerin korunmasına yol açan bir yaklaşım haline getirilmiştir. Bu tutum, cezasızlık politikasının bir sonucu olarak şüpheli ölüm dosyalarının etkili biçimde soruşturulmamasına ve olası faillerin yargı denetiminden uzak bir şekilde toplum içinde dolaşmaya devam etmesine neden olmaktadır. Adli Tıp Kurumu, bu coğrafyada hem devlet suçlarının örtbas edilmesinde hem de erkek faillerin aklanmasında tek resmi delil merkezi olarak işlev görmektedir. Bu durum, dosyanın bir yıldan fazla süredir sonuçlanamamasının yanı sıra, kadınların adalete erişimini de sistematik olarak engellemektedir.”

    Açıklamada İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden imzalanması, Adli Tıp Kurumu’nun tarafsızlığı, bağımsız raporların kabul edilmesi ve cezasızlık politikalarına son verilmesi çağrısı yapıldı.

    İHD DERSİM ŞUBESİ: “KADIN CİNAYETLERİNİN GÖRÜNMEZ KALMASI POLİTİK BİR SORUNDUR”

    İHD Dersim Şubesi Kadın Komisyonu da dernek binasında düzenlediği basın toplantısıyla Rojin Kabaiş davasında adalet çağrısında bulundu. Açıklamayı Komisyon üyesi Yaprak Kurban okudu.

    “Bu yaklaşım, yalnızca Rojin Kabaiş dosyası özelinde değil, ülke genelinde meydana gelen kadın ölümleri bakımından da cezasızlık politikalarının sürdürülmesine yol açmaktadır. Bu cezasızlık pratikleri; kadınların yaşam hakkı, adalete erişim ve etkin soruşturma haklarını ihlal etmektedir. Adli Tıp raporlarının bağımsız ve şeffaf biçimde hazırlanması zorunludur. Tüm kadın ölümleri dosyalarında etkin ve hızlı soruşturma yürütülmeli, faillerin korunmasına hizmet eden eksik raporlar geçersiz sayılmalı. İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere, ulusal ve uluslararası yükümlülükler yerine getirilmeli. Kadın cinayetlerinin görünmez bırakılması ve cezasız kalması politik bir sorundur; devlet derhal faili koruyan değil, mağduru koruyan mekanizmalar geliştirmelidir.”

    İHD MERSİN ŞUBESİ: “BİR YILDIR SÜRÜMCEMEDE BIRAKILDI”

    İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu ise dernek binasında yaptığı açıklamada Rojin Kabaiş dosyasının hâlâ sonuçlanmamasını eleştirdi. Basın metninde, olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hiçbir ilerleme kaydedilmediği vurgulandı.

    “Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi olan Rojin Kabaiş’in, 27 Eylül 2024’te kaldığı KYK yurdundan çıktıktan sonra kaybolduğu, 15 Ekim 2024’te Molla Kasım sahilinde cansız bedenine ulaşıldığı hatırlatıldı. Olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen dosyanın hala sonuçlanmadığı vurgulandı.

    Soruşturmanın ‘intihar’ şüphesi üzerinden daraltıldığına dikkat çekilen açıklamada, bu tutumun potansiyel faillerin korunmasına zemin hazırladığı belirtildi.”

    Açıklamanın sonunda İHD Kadın Komisyonu, adalet sağlanana dek mücadeleye devam edeceklerini şu sözlerle duyurdu

    “Kadınların yaşam hakkını korumak devletin temel görevidir. Faili koruyan değil, mağduru yaşatan politikalar hayata geçirilmelidir. Bizler, Rojin’in sesi olmaya, kadınlar için adalet talebimizi yükseltmeye devam edeceğiz.”

    İHD İZMİR ŞUBESİ: “CEZASIZLIK POLİTİKASINA SON VERİLMELİ”

    İHD İzmir Şubesi Kadın Komisyonu, Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümü üzerindeki cezasızlık politikasını eleştirerek, ATK’nin faili koruyan raporlarıyla kadınların adalete erişimini engellediğini vurguladı, etkin soruşturma ve uluslararası sözleşmelere dönüş çağrısı yaptı. Van’da şüpheli şekilde ölü bulunan üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’e ilişkin İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi Kadın Komisyonu, Konak’ta bulunan şube binasında açıklama yaptı.

    “Rojin için adalet” pankartının yer aldığı açıklamayı, İHD İzmir Şubesi Kadın Komisyonu Sözcüsü Nazlı Turan yaptı.

    Nazlı Turan, kadın cinayetlerinin görünmez bırakılması ve cezasız kalmasının politik bir sorun olduğunu kaydetti. Adalet Bakanlığı’na, Adli Tıp Kurumu’na, TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na, barolara, kadın hakları merkezlerine ve tüm sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunduklarını söyleyen Nazlı Turan, şunları ifade etti:

    “Şiddetin, kadın cinayetlerinin ve işkencelerin belgelenmesinde Adli Tıp Kurumu tek yetkili merkez durumundan çıkarılmalı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda bağımsız hekim ve hastane raporlarının da delil olarak kabul edilmesi yönünde tereddüde yer bırakmayacak şekilde hukuki düzenlemeler yapılmalı.İstanbul Sözleşmesi yeniden imzalansın, kadınların korunma ve yaşam hakkı güvence altına alınmalı. Cezasızlık politikalarına son verilmeli, kadın cinayetleri fail ve devlet sorumluluğu bağlamında görünür kılınmalıdır.”

    İHD ANKARA ŞUBESİ: FAİLİ DEĞİL, MAĞDURU YAŞATAN POLİTİKALAR OLMALI” 

    İHD Ankara Şubesi Kadın Komisyonu da diğer şehirlerle eş zamanlı olarak Rojin Kabaiş için adalet çağrısında bulundu.
    Açıklamayı İHD Ankara Şube YK üyesi Kezban Kalın okudu.

    Açıklamada İstanbul, İzmir, Dersim ve Mersin’deki taleplerle paralel olarak dosyanın etkili şekilde soruşturulması, Adli Tıp Kurumu’nun tarafsızlığına ilişkin endişelerin giderilmesi, cezasızlık politikalarının son bulması gerektiği ifade edildi.
    Kezban Kalın, “Kadın cinayetlerinde failin değil, mağdurun yaşatıldığı bir sistemin inşası için mücadele edeceğiz” dedi.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YENİDEN İMZALANMALI

    Yapılan ortak çağrılarda, başta Adalet Bakanlığı ve Adli Tıp Kurumu olmak üzere tüm devlet kurumlarına, kadın örgütlerine ve sivil topluma seslenilerek şu talepler sıralandı:

    • Rojin Kabaiş dosyası başta olmak üzere tüm kadın ölümleri etkin ve şeffaf biçimde soruşturulmalı,

    • Adli Tıp Kurumu’nun tek yetkili merci olması uygulamasına son verilmeli, bağımsız raporlar delil sayılmalı,

    • İstanbul Sözleşmesi yeniden imzalanmalı, kadınların yaşam hakkı güvence altına alınmalı,

    • Cezasızlık politikaları derhal sona erdirilmeli.

    PİRHA – İSTANBUL / DERSİM / MERSİN/ İZMİR/ ANKARA 

  • Gazi İnci: 1 Eylül, demokratik toplum ve kalıcı barış arayışında önemli bir eşik- VİDEO

    Gazi İnci: 1 Eylül, demokratik toplum ve kalıcı barış arayışında önemli bir eşik- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şube Eş Başkanı Gazi İnci, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün bu yıl Türkiye açısından farklı bir tarihsel eşik oluşturduğunu vurguladı. İnci, demokratik bir toplumun inşası ve toplumsal barışın kalıcılaşması için güçlü bir toplumsal iradeye ihtiyaç olduğunu söyledi.

    1 Eylül Dünya Barış Günü, tüm dünyada barışın önemine dikkat çekmek, savaşların yıkıcı sonuçlarını sorgulamak ve küresel ölçekte barış kültürünün inşasına katkı sağlamak amacıyla kutlanıyor. Ancak bu tarih, Türkiye için yalnızca evrensel bir barış çağrısı değil, aynı zamanda çok özel bir anlam taşıyor.

    Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla PKK’nin kendini feshetmesi, sembolik silah yakma töreni ve ardından yürütülen çözüm süreci, Türkiye açısından barışın sağlanması için önemli bir fırsat olarak görülüyor. Bu yönüyle 1 Eylül, sadece savaşların sona erdiği bir gün değil; Türkiye’nin barış yolunda attığı adımların görünür hale geldiği, demokratik toplum inşasına ivme kazandıran bir dönem olarak öne çıkıyor.

    Bu kapsamda görüştüğümüz İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Eş Başkanı Gazi İnci,1 Eylül’ün önemine dikkat çekerek, barışın yalnızca siyasi bir mesele değil, aynı zamanda demokratikleşme ve toplumsal eşitlik süreciyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı. İnci’ye göre, kalıcı barışın sağlanabilmesi için şeffaf ve kapsayıcı bir çözüm süreci yürütülmeli, toplumun tüm kesimlerinin katılımı sağlanmalı ve hakikatle yüzleşme mekanizmaları işletilmeli.

    -1 Eylül Dünya Barış Günü’nün tarihsel ve evrensel anlamı nedir? Bu gün, sizce insan hakları mücadelesi açısından neden önemlidir?

    1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’ya işgali ile başlayan 2. Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihi aslında. 2. Dünya Savaşı tarihin gördüğü en büyük zulümlere, kayıplara konu oldu. Milyonlarca sivil insan öldü, atom bombasına ilk defa insanlık burada tanık oldu. Kimyasal silahlar kullanıldı ve görüp görebileceğiniz bütün hak ihlalleri o dönemlerde yaşandı. 1 Eylül’ün Dünya Barış Günü olarak kabul edilmesinin temel sebebi; insanlığın hafızasında bir daha aynı şeyler yaşanmasın diye tarihi bir hafıza olarak aslında belirlenmişti. O günden bugüne de barış sadece bir kelimeden, söylemenden ibaret değil. Aynı zamanda da hakların en büyük koruyucusu, en başat koşullarından biri olarak gündeme geldi. Nitekim o zaman barış veya savaş siyasi bir söylemdi ama biz bugün artık barışı en önemli insan haklarından biri olarak dile getiriyoruz.

    -PKK’nin kendini feshetmesi ve Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan barış ve demokratik toplum süreci, şu anda negatif barış düzeyinde ilerliyor. Sizce bu sürecin kalıcı ve kapsayıcı bir “pozitif barış” sürecine dönüşebilmesi için devlete düşen temel sorumluluklar ve atılması gereken somut adımlar nelerdir?

    Silahlı çatışmasızlığı veya toplumsal çatışmasızlığı dile getiren negatif barış aslında tek başına ileriye dönük kalıcı bir çözüm üretmiyor. Aynı zamanda bunun yanında bir pozitif barışın yerleştirilmesi gerekiyor toplumsal olarak. Ancak o zaman temel yurttaşlık, eşit yurttaşlık haklarının tanındığını, demokratik bir ortamın yaratıldığını söyleyebiliriz.

    Bu barış sürecinde önemli bir aktör olan Abdullah Öcalan’ın ve yine benzer bütün kimselerin barış sürecine katılımı ve sürece destek olmasının önünün açılması gerekiyor. Bunun için de Abdullah Öcalan’a dönük sürdürülen tecrit koşullarının son bulması ve Öcalan’ın serbest bırakılması gerekiyor. Bunlarla beraber Kürt meselesi sebebiyle tutuklanmış, gözaltına alınmış, şu anda tutuklanmış edilen bütün siyasetçilerin de özgürlüğüne kavuşturulması gerekiyor. Ayrıca anayasal düzeyde eşit yurttaşlığı temel alan, azınlıkların kültürel haklarını tanıyan anayasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor.

    Son olarak da bu toplumun hafızasında yer etmiş olan ağır hak ihlallerinin yaşandığı olaylara ilişkin devletin bir yüzleşme mekanizması kurması, toplumsal barışın içselleştirilmesi için önemli bir adım olacak.

    -Türkiye’de hak ihlallerinin önlenmesi barış iklimini nasıl etkiler?

    Hak ihlalinin kendisi zaten bir çatışma ortamı doğuruyor. Yani her hak ihlali aslında bir çatışma, bir savaş ortamını, bir istikrarsızlık ortamını tetikliyor. Hak ihlallerinin sonlandırılması, bütün hak ihlallerinin yavaş yavaş ve kalıcı bir şekilde sonlandırılması ve bu hak ihlallerini meydana getiren baskın statükonun ve ideolojinin ortadan kalkması aslında kendiliğinden bir barış ortamını inşa edecek. Dolayısıyla öncelikle hak ihlallerine son verilmesi ve istikrarlı bir toplumsal düzenin oluşturulması barışın da tesisi için çok önemli bir adım olacak.

    -Barışın ve demokratik toplumun inşasında insan hakları savunucularının rolü ne olmalı? İnsan hakları örgütlerinin, devletin resmi politikalarından bağımsız olarak barış süreçlerine nasıl katkı sunabileceğini düşünüyorsunuz?

    Hak savunucularının barış sürecine dahil edilerek bir hafıza merkezi olarak kabul edilmesi ve onların söylemleri, onların yönlendirmeleri ile birçok ihlal diyebileceğimiz hafızayla yüzleşmenin aslında temelinde hak savunucularının barış sürecine dahil edilmesi yatıyor. Örneğin İnsan Hakları Derneği kuruluşundan bu yana Türkiye’de meydana gelen birçok hak ihlalleri ile ilgili hafıza süreçleri yürütüyor. Bunlarla ilgili raporlama ve izleme mekanizmaları kurulmuş durumda ve bu barış sürecinin inşa edilebilmesi için öncelikle İnsan Hakları Derneği gibi başka insan hakları aktivistlerinin olduğu diğer derneklerin, sivil toplum kuruluşlarının da hafızalarında yer eden hak ihlalleri ile yüzleşilmesi gerekiyor.
    Bunun için kesinlikle sivil toplum örgütlerinin, hak örgütlerinin barış sürecine dahil edilmesi ve toplumun vicdanının bir şekilde tatmin edilmesi gerekiyor. Böylelikle bu süreç, tüm halkları kapsayan, tüm halkların rızasının alındığı toplumsal bir uzlaşıya dönebilir.

    -Siyasi iktidarın dilinde zaman zaman görülen kutuplaştırıcı, dışlayıcı söylemler; toplumsal barışı ve birlikte yaşam kültürünü nasıl etkiliyor?

    Çatışmacı, ayrımcı dil, barış sürecinin ruhuna uymamakla birlikte Kürt meselesinde derinleşen ve artık çözülmesi için eşit yurttaşlık temelinde ele alınması gereken birçok meseleyi daha da derinleştiriyor. Toplum nezdinde kabul edilmesini zorlaştırıyor. İktidar bu meseleye güvenlikçi bir meseleymiş gibi ayrımcılığı tetikleyen, güvenlik meselelerini ön plana çıkaran, kendi siyasetlerini ön planda tutabilmek için baskın ideolojiyi överken bir taraftan barış sürecini zedeleyen söylemlerden kaçınması lazım. İktidarın ve ana muhalefetin dilinde çok ciddi değişikliklere yer vermesi gerekiyor. Kürt meselesinin bir güvenlik sorunu olmaktan çıkarıp, artık eşit yurttaşlık temelli demokratik bir hak orjininde değerlendirmesi gerekiyor
    Burada dili kurarken çok hassas bir şekilde yaklaşılması gerekiyor ve topluma çok önemli, çok dikkatli bir şekilde aktarılması gerekiyor. Eşit yurttaşlık ve demokratik toplum temelinde kurulan bir dil, barış sürecinin inşası için önemli. Aksi halde toplumsal çatışma da devam edecek ve barış siyaseti siyasi bir hamle olarak belki de uzun yıllar kalmaya devam edecek.

    -Bu yılki 1 Eylül’ü önceki yıllardan ayıran temel farklar sizce nelerdir? İçinden geçtiğimiz süreç dikkate alındığında, İHD Mersin Şubesi olarak Dünya Barış Günü kapsamında ne tür çalışmalar yürütmeyi hedefliyorsunuz?

    Belki de 100 yıllık bir meselenin çözümü için bir başlangıç sürecinden geçiyoruz ve bu başlangıç sürecinin daha da olgunlaşabilmesi için, negatif barış sürecinin pozitif barış sürecine geçebilmesi için hem siyasal düzlemde hem de toplumsal düzlemde bu meselenin çok doğru bir şekilde ele alınması önemli. İHD olarak da biz kendi üzerimize düşen görevi yerine getirmek adına hem merkezi düzeyde hem de şube düzeyinde elimizden geldiğince bu meseleyi topluma barışçıl, eşit yurttaşlık ve demokratik toplum temelinde aktarmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bu 1 Eylül’de bir dizi etkinliklerimiz olacak. İlk olarak Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda barışa dair bir basın açıklamamız ve serbest kürsü etkinliğimiz olacak. Ardından insan hakları mücadelesinde hayatını kaybedenleri anmak üzere denize karanfil bırakacağız. Yine 1 Eylül vesilesiyle 5 Eylül’de bir konser düzenleyeceğiz. O konsere de tüm Mersin halkını davet etmiş olalım. Yine hem barışın inşası için hem de gelinen aşamada ilerleyen sürecin perspektifini sunmak için bir panel çalışması düzenlemeyi düşünüyoruz.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban: Barışta ısrarcıyız-VİDEO

    İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban: Barışta ısrarcıyız-VİDEO

    PİRHA- İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na yönelik eleştirileri olmasına rağmen barışın konuşuluyor olmasının önemli olduğuna vurgu yaparak,  komisyonun Abdullah Öcalan’ı dinlemesi gerektiğini söyledi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ve Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “SİVİL TOPLUMUN SÜRECE DAHİL OLMASI BAKIMINDAN ÖNEMLİ BULDUK”

    Federal Kürdistan Bölgesi’nde bulunan Süleymaniye kırsalındaki Şikefta Casenê’de silahların yakma törenini takip eden Hüseyin Küçükbalaban, şunları söyledi:

    “10-11 Temmuz tarihlerinde biz Güney Kürdistan’ın Süleymaniye bölgesindeki tören alanına gittik. 30 kişilik PKK militanı geldi orada bir törenle kendilerini barış ve demokratik toplum grubu olarak ifade ettiklerini ilişkin bir açıklama okudular. Kürt meselesinin bundan sonra şiddet dışındaki yollarla çözülmesi gerektiğine inançlarının tam olduğunu, Abdullah Öcalan’ın çağrısına uymak konusunda herhangi bir sorunların olmadığını ama Türkiye’de siyaset yapmak, demokratik hayata katılmak konusunda da yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğine ilişkin bir açıklama Kürtçe ve Türkçe orada okundu. İnsana Hakları Derneği, Özgürlükçü Hukukçular Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan oluşan 3 kuruma silah bırakan militanların kimlik bilgisi ayrıca yakılan silahların envanterlerinden oluşan bir listenin verileceğine ilişkin bir bilgi bizimle paylaşıldı. Biz de 3 kurum olarak sivil toplumun da sürece dahil olması bakımından önemli bulduk.”

    “KANUNUN BİR GÜVENCESİ VARDIR, BAŞKANLIK KARARININ BİR GÜVENCESİ YOKTUR”

    Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na ilişkin de konuşan Hüseyin Küçükbalaban, 5 Ağustos’ta yapılan ilk toplantıda komisyonun çalışma usullerini aktardığını hatırlattı. Küçükbalaban, şunları kaydetti:

    “Silah bırakan militanların güvencesi ne olacak? Onların hayata, siyasete katılmaları, can güvenlikleri konusunda ne yapılacak? Bütün bunlara ilişkin hiçbir idari adım ve yasal adım atılmamış oldu. Bu komisyon başkanlık kararıyla kuruldu. Kanunun bir güvencesi vardır, başkanlık kararının bir güvencesi yoktur. Yarın ya Cumhurbaşkanı ya da Meclis başkanı derse ki ‘ben bu komisyonu artık lav ediyorum’. Bunun bir güvencesi yok.

    Bu komisyona bu saate kadar da görüş beyan etmiş görüşlerini ileri sürmüş, öneri yapmış bütün kurumlarda bir şekilde suçlu ilan edilebilirler. Geçmişte bunları yaşadık. Komisyon üyelerinin, Meclis üyesi olmasından kaynaklı milletvekili yasama dokunulmazlıkları var ama o komisyonun sivil üyelerinin ya da oraya gidip görüş beyan eden kurumların hiçbir güvencesi yok.”

    “KÜRT MESELESİNİ 6 AYDA ÇÖZMEK MÜMKÜN DEĞİL”

    Komisyonun 6 ay çalışma süresi belirlediğini belirten Küçükbalaban, Kürt meselesini 6 ayda çözmenin mümkün olamayacağını söyledi. Küçükbalaban, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Bir yılda bile bunlar mümkün değil. Dolayısıyla bu da bir eksiklik. Komisyon iki gün sivil toplum örgütlerini ya da savaşın mağduru olan tarafları dinlemiş oldu. Meclis başkanına ve komisyon üyelerine İmralı Adası’na gitmeleri gerektiğini ifade ettik. Her partiden bir alt bir komisyon kurulabilirdi, oraya gidilirdi. Orada Abdullah Öcalan da bir dinlenirdi. Bu süreç nasıl yürüyecek? Abdullah Öcalan’ın silahsızlanma sürecine ilişkin görüşleri nedir?

    Takip edebildiğimiz, satır aralarını okuyabildiğimiz kadarıyla Abdullah Öcalan’ın da böyle bir talebi söz konusu. İşte neden silaha sarıldık? Neden silah bırakmamız lazım? Bu arada geçen sürede neler yaşandı, ne oldu, ne bitti. Bütün bunları aktarmak istediğine ilişkin bir niyetinin olduğunu tahmin ediyoruz. Şimdi böylesine önemli bir meseleyi bu kadar dar ele almak komisyonun gücünü zayıflatan durumlardır.”

    “BARIŞ İSTEMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Komisyona yönelik eleştirileri olmasına rağmen barışın konuşuluyor olmasını önemli bulduğunun altını çizen Hüseyin Küçükbalaban, “Biz barış konusunda ısrarcıyız. Barış çalışmasını kimse istemezse bile biz istemeye devam edeceğiz. Ama kalıcı bir barış, onurlu bir barış, eşit bir barış, hakların iade edildiği bir barış, Kürtlerin haklarının iade edildiği dil, kültür, kimlik ve hakların iade edildiği, Kürt meselesinin sirayet ettiği diğer toplumsal sorunların çözüldüğü bir barış” dedi.

    “KOMİSYONUN KÜRTÇE’Yİ HALEN DİNLEMİYOR OLMASI, KOMİSYONA OLAN GÜVENİ AZALTAN BİR DURUMDUR”

    Komisyon toplantısında dinlenen Barış Anne’lerinin Kürtçe konuşma taleplerinin reddedilmesini de değerlendiren Küçükbalaban, “Bu konuda biz hakikaten şaşkınız. Çünkü Kürt meselesi zaten dil meselesidir. Şimdi böyle bir silahlı şiddeti, 40 yıllık sorunu çözecek bir komisyonun Kürtçe’yi halen dinlemiyor olması, hakikaten bu komisyona olan güveni azaltan bir durumdur” diye ekledi.

    Cebrail ARSLAN-Buse Nehir DEMİR/PİRHA

     

  • İHD: Kürt işçilere yönelik ırkçı saldırılar cezasız kalmamalı

    İHD: Kürt işçilere yönelik ırkçı saldırılar cezasız kalmamalı

    PİRHA- Hatay’ın Samandağ ilçesinde Kürt inşaat işçilerine yönelik ırkçı saldırıların ardından açıklama yapan İHD, saldırının sosyal medyada yapılan hedef göstermelerle örgütlendiğine dikkat çekerek faillerin yargı önüne çıkarılmasını istedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon, 9 Ağustos 2025 tarihinde Hatay’ın Samandağ ilçesinde Kürt işçilere yönelik gerçekleşen ırkçı saldırılara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, yaşanan saldırıların münferit değil, Kürtlere karşı sistematikleşen ırkçı şiddet zincirinin bir parçası olduğu vurgulandı.

    Samandağ’da TOKİ inşaatında çalışan Kürt işçiler ile ilçede yaşayan bir grup arasında yaşanan sözlü tartışmanın ardından çıkan bıçaklı kavgada bir kişinin yaralandığı, 4 kişinin gözaltına alındığı hatırlatılan açıklamada, olayın ardından Kürt işçilere yönelik organize bir saldırı başlatıldığı belirtildi.
    “SİSTEMATİK KÜRT DÜŞMANLIĞINA SON VERİLSİN”

    İHD, olayın öncesinde sosyal medya ve WhatsApp gruplarında yapılan hedef göstermeler ve nefret söylemlerinin saldırının zeminini hazırladığını kaydetti. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

    “Yüzlerce yıldır bu coğrafyada yaşayan Kürtler, devletin aşağılayıcı ve ırkçı uygulamalarına en fazla maruz kalan etnik gruplardan biridir. 1990’lı yıllardan itibaren yoğun Kürt göçüyle birlikte, şehirlerde Kürt göçmenler gündelik yaşamda pek çok ırkçı pratik ve hakaretle karşı karşıya kalmıştır. Hatay, Kürtlere karşı ırkçı saldırıların yaşandığı önemli illerden biridir. 2010 yılında Hatay’ın Dörtyol ilçesinde üç gün süren ırkçı saldırılarda BDP binası yakılmış; Kürtlerin yoğun yaşadığı mahallelerde onlarca işyeri taşlanmış, yağmalanmış ve ateşe verilmiştir. Binleri bulan saldırganlar çevre illerden getirilmiş; kuyumcu, telefon bayiisi ve restoran gibi Kürtlere ait işyerleri yağmalanmıştır. O dönem de polisin yetersiz müdahalesi ve faillerin kısa sürede serbest bırakılması, ırkçı saldırıların cezasızlıkla sonuçlanacağı algısını pekiştirmiştir.

    İHD Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon olarak, Kürtlere karşı yürütülen sistematik ırkçı saldırıların ve Kürt düşmanlığının son bulmasını istiyoruz. Samandağ’daki saldırı dalgasının faillerinin etkin biçimde yargı önüne çıkarılmasını ve medyanın Kürt karşıtı ırkçı söylemleri dolaşıma sokmaya son vermesini istiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD Kadın Komisyonu’ndan Diyanet’in hutbesine tepki: Şiddet devlet eliyle meşrulaştırılıyor!

    İHD Kadın Komisyonu’ndan Diyanet’in hutbesine tepki: Şiddet devlet eliyle meşrulaştırılıyor!

    PİRHA-  Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, kadınları açıkça hedef gösteren hutbesine tepki gösteren İHD Merkezi Kadın Komisyonu, bu söylemlerin kadın katliamlarını meşrulaştırdığını belirterek, “Erkek egemen akıl; Cuma hutbeleriyle, futbolla, televizyon dizileriyle, eğitim sistemiyle toplumun içine yayılmaya çalışılmakta, adeta şiddet devlet eliyle “meşrulaştırılmaktadır” dedi. 

    Diyanet İşleri Başkanlığı, 1 Ağustos Cuma günü yayımladığı hutbede kadınları hedef aldı. Cuma hutbesinde, açık giyinen kadınlar “aile kurumuna saldırmakla” suçlandı; bu kadınlara karşı sessiz kalanların ise “büyük vebal altında kalacakları” ifade edildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Kadın Komisyonu, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 81 ilde okutulan Cuma hutbesine ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada hutbenin içeriğinin kadın bedenini hedef aldığı belirtilerek, kadınların yaşam hakkına ve özgürlüğüne yönelik ciddi bir saldırı olduğu vurgulandı.

    ‘Erkek Egemen Şiddet Politiktir’ başlığıyla yayımlanan açıklamada ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, altına imza attığı uluslararası sözleşmelere uygun davranmaya ve Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesini ivedilikle imzalamaya davet edildi.

    EKİN WAN HATIRLATILDI

    İHD Merkezi Kadın Komisyonu’nun açıklamasında şunlar kaydedildi:

    “Kadına yönelik devlet kaynaklı cinsel şiddetin en bariz örneğinin yaşandığı bir günün yıldönümünde, kadına yönelik şiddet alanında tüm kadınları isyana sürükleyen mevcut durumu bir kez daha tüm topluma hatırlatmak istedik.

    Bugün Ekin Wan ( Kader Kevser Ertürk)’ün 10 Ağustos 2015 tarihinde Varto’da vurulduktan sonra vücudunun çırılçıplak teşhir edildiği günün yıldönümü…

    Bu suçu, devletin yetkili resmi makamları işledi. Bugüne kadar da işlenen bu suç nedeniyle hiç kimse yargılanmadı, hesap verilmedi. İnsan hakları savunucusu kadınlar olarak, her zaman kadına yönelik şiddetin politik şiddet olduğunu dile getirirken kastettiğimiz gerçeklik, tam da budur. Yerleşik sistem; son derece erkek egemen militer, feodal ve fobik özellikler taşımaktadır. Maalesef ki, sistemin bu özellikleri erkek egemen şiddeti de beslemektedir.

    “TEMMUZ AYI İÇERİSİNDE 32 KADIN KATLEDİLDİ”

    İçinden çıktığımız Temmuz ayı içinde 32 kadın katledilmiştir. Bu sayı, yalnızca kamuoyuna yansıyan vakalardır. Bilmediğimiz başka kadın cinayetlerin olması da muhtemeldir. Bu sayı, korkunç bir sayıdır. Bu sayı, yaşadığımız coğrafyada hiçbir kadının güvende olmadığının da ispatıdır. Yaşanan bu yoğun erkek şiddetini, sistemi tartışmadan ve sistemin yapısıyla birlikte değerlendirmeden anlamak da mümkün değildir.

    DİYANET’İN HUTBESİNE TEPKİ!

    Geçtiğimiz hafta içinde, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından tüm camilerde Cuma hutbesi olarak okunmak üzere hazırlanan hutbenin içeriği, bu sistemin de özünü de ifşa etmektedir. Söz konusu hutbede, “Hayasızlık ahlaki değerleri yok eden, insanın onur ve saygınlığını ayaklar altına alan bir felakettir. Şeytanın en sinsi tuzaklarından biridir.” denmiş; aynı hutbede giyim sektörü, modacılar ve bazı medya çevreleri “çıplaklığı özendirmek ve örtünmeyi değersizleştirmekle” suçlanmıştır ve hutbede “Allah’ın örtünme emrinin ihlali” değerlendirmesi yapılmıştır.

    Aynı hutbede, tıbbı zorunluluk olmadan yaptırılan estetik ameliyatların şeytanın oyunu olduğu, günah olduğu; dövme yaptırmanın ise haram olduğu savunulmuştur.

    Diyanet’in yayınladığı bu hutbe, kadınların katledilmesine gerekçe yapılan anlayışların tamamını temsil etmektedir. Kadınlar, giyim kuşamlarında ve yaşam tarzlarını seçmekte özgürdür.

    “KADINA YÖNELİK ŞİDDET POLİTİKTİR”

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti, altına imza attığı uluslararası sözleşmeleri sürekli ihlal etmektedir. Kadına yönelik şiddet alanında bugüne kadar yazılmış en önemli sözleşme olan Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan devlet olmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin 2021 yılında bu sözleşmedeki, imzasını çekmesi, şiddeti besleyen bir anlayışı maalesef daha da görünür hale getirmiştir.

    Ailede, okulda, çalışma yaşamında, televizyon dizilerinde, futbolda- bütün bu alanlarda kadına yönelik şiddeti artırmakla sonuçlanan erkek egemen anlayış övülmektedir. Bugün yaşanan kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet konusunda bu anlayışın etkisinin olmadığını söylemek mümkün değildir.

    İşte, tam da bu nedenle kadına yönelik şiddet politiktir.

    “ŞİDDET DEVLET ELİYLE MEŞRULAŞTIRILMAKTADIR”

    Erkek egemen akıl; Cuma hutbeleriyle, futbolla, televizyon dizileriyle, eğitim sistemiyle toplumun içine yayılmaya çalışılmakta, adeta şiddet devlet eliyle “meşrulaştırılmaktadır.”

    Bizler insan hakları savunucusu kadınlar olarak, devlet şiddetinin en yoğun bir biçimde uygulandığı bir günün yıldönümünde- yani Ekin Wan’ın vücudunun devlet güçleri tarafından çıplak olarak teşhir edildiği bugünde- kadına yönelik şiddet konusunda ne kadar isyan içinde olduğumuzu bir kez daha topluma anlatmak istedik.

    Kadına yönelik şiddet, resmi şiddetten bağımsız düşünülemez. Yerleşik, militer, feodal erkek egemen devlet aklı, bu şiddetin temel besleyicisidir. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, altına imza attığı uluslararası sözleşmelere uygun davranmaya ve Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesini ivedilikle imzalamaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • İHD Dersim Şubesi: Ayten Öztürk için hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: Ayten Öztürk için hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- İHD Dersim Şubesi, 33 yıl önce işkenceyle katledilen Ayten Öztürk için bir araya geldi. Burada konuşan baba Hıdır Öztürk, yetkililere seslenerek, “Anıt mezardaki el, kızım Ayten’in elini sembolize ediyor. Gelin bu eli tutun. Failleri yakalayın ve yargı önüne çıkararak adaleti sağlayın” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Dersim’de işkence edilerek katledilen ve bedeni tanınmaz hale gelen Ayten Öztürk için basın açıklaması yaptı. Sanat Sokağında yapılan açıklamaya Öztürk’ün ailesi, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Birsen Orhan ve Cevdet Orhan ile demokratik kitle örgütleri katıldı.

    İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, birkaç gün önce yaşamını yitiren Cumartesi Annesi Emine Ocak’ı anarak sözlerine başladı ve “Mücadelesi mücadelemizdir” dedi. Ardından basın metnini okuyan Yeşil, 33 yıl önce Ayten Öztürk’ü katleden faillerin aradan geçen onca yıla rağmen hala yargılanmadığına dikkat çekti.

    “AYTEN ÖZTÜRK YEŞİL VE EKİBİ TARAFINDAN KATLEDİLDİ”

    Nurşat Yeşil, Öztürk’ün katledilme sürecine dair şunları söyledi:

    “Öztürk ailesi Dersim’de yaşıyordu. Tunceli İl Özel İdaresi’nde şef olarak çalışan Baba Hıdır Öztürk, 1992 yılının Mayıs ayında Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazgankıran tarafından üç kızı ile birlikte alay komutanlığına çağrıldı. Albay, ‘aklınızı başınıza alın’ şeklindeki tehditlerin ardından onları Polis Ahmet diye bir kişi ile tanıştırdı. Albayın tanıştırdığı kişi aslında MİT ve JİTEM adına çalışan Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’dı. Yıldırım, üç kardeşi sorguladı, telefon ve adres bilgilerini aldı. Bu olaydan kısa bir süre sonra hemşire ve mühendis olan kardeşler Dersim’den sürüldü.

    Hıdır Öztürk’ün Dersim’de kalan kızı Ayten Öztürk, Mazgirt ilçesine bağlı Akpınar’daki Tunceli İl Özel İdaresi’ne ait bir fabrikada çalışıyordu. 27 Temmuz 1992 akşamı mesai çıkışı sonrasında içinde 4 kişi bulunan beyaz bir arabayla kaçırıldı. Kaçırılan Ayten, 8 Ağustos 1992 tarihinde Elazığ Karşıyaka Kartaltepe mevkiinde, bir eli dışarıda kalmış şekilde gömülü olarak bulundu. İşkenceden tanınmayacak hale gelmiş Ayten’in kimlik teşhisi giysilerinden yapılabildi. Ancak işkence bulguları otopsi raporunda yer almadı, doktorlar detaylı otopsi yapmadı. Açılan soruşturma hızla kapatıldı.

    Bizzat JİTEM komutanı Cem Ersever ve JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan, Ayten Öztürk’ün Yeşil ve ekibi tarafından OHAL Valiliği’nce, Yeşil’e tahsis edilen beyaz Land-Rover araç ile kaçırdığını, daha sonra Diyarbakır JİTEM’e götürdüğünü ve burada üç gün boyunca işkence gördükten sonra infaz edildiğini açıkladı ve bu açıklamalar basında da yer aldı.”

    “İŞKENCEYLE ÖLDÜRMENİN ZAMANAŞIMI OLMAZ”

    13 Aralık 2011’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu’nun, Elazığ ve Tunceli Cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulunması üzerine dosya yeniden açıldığını söyleyen Nurşat yeşil, “Ancak Ayten Öztürk’ü kaçıranlar, işkence ile katledenler, bedenini kaybedenler ve insanlığa karşı bu suçu örtbas edenler biliniyor olmasına rağmen, dosyada tanıklar, deliller, itiraflar olmasına rağmen dava, 21 Eylül 2022’de zamanaşımından düşürülerek cezasızlıkla sonuçlandı” diye konuştu.

    Ayten Öztürk’ün işkence ile öldürülmesinin ve bedeninin kaybedilmesinin uluslararası hukuka göre insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu ve zamanaşımına tabi olmaması gerektiğini vurgulayan Nurşat Yeşil, “Öztürk’ün katledilişinin 33. yılında siyasi ve adli makamları bir kez daha Ayten Öztürk dosyasında uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeye ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için etkili bir giderim yolu sunmaya çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Ayten Öztürk için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    BABA ÖZTÜRK’TEN YETKİLİLERE ÇAĞRI

    Açıklamasının ardından konuşan Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, soruşturmanın üzerine gidilmediğini söyleyerek, “Savcılık ve JİTEM bu konuda adım atmadı. Bu adaletsizlik karşısında bir anıt yaptık. Anıt mezarının üzerindeki el, kızım Ayten’in elini sembolize ediyor. Devlete seslenmek istiyorum; gelin bu eli tutun. Failleri yakalayın ve yargı önüne çıkararak adaleti sağlayın. Acılı bir aile olarak soruyorum; bu nasıl barış? Birçok kişi haksız bir şekilde cezaevlerinde, Cumartesi Anneleri hala çocuklarını arıyorken zulme uğruyor, belediye başkanlarımız ve milletvekillerimiz içeride. Gerçek bir adalet ve demokrasi istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ DERSİM

  • İHD’nin 39. yıl açıklamasına homofobik engel: Polis gökkuşağını yasakladı-VİDEO

    İHD’nin 39. yıl açıklamasına homofobik engel: Polis gökkuşağını yasakladı-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği’nin, 39. kuruluş yıldönümü sebebiyle basın açıklaması yapıldı. Eylemde, ’39 Yıldır homofobinin, transfobinin karşısında’ yazılı dövizin açılmasına izin verilmezken gökkuşağı renkleri de polis engeline takıldı.

    İnsan Hakları Derneği, 39. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle Sultanahmet Meydanı’nda basın açıklaması yaptı.
    Yapılan eylemde “39 Yıldır insan haklarının hafızası ve savunucusuyuz” pankartı açılırken “Tecrit öldürür, dayanışma yaşatır. İnsan haklarıyla insandır. Hasta mahpuslar serbest bırakılsın. İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmiyoruz. 39 Yıldır homofobinin, transfobinin karşısında” dövizleri de hazırlandı. Ancak kolluk güçleri, homofobi, transfobi içerikli dövizlerin yasak olduğunu iddia etti.

    İHD Yöneticileri, polisin yasaklama kararına karşılık tüm dövizleri ters çevirdi.

    39. YILDA YASAK VE ENGELLEME

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, polis engelini kınayarak şu konuşmayı yaptı:

    “Derneğimiz, darbe koşullarında kuruldu, ‘idam cinayettir’ diye başladık ve halen devam ediyoruz. Darbe anlayışı bu coğrafyada hiç bitmedi. Beyaz Toroslar denilen dönemin en ağır ihlallerini belgeleyen tek örgütüz. Vedat Aydın olmak üzere birçok yönetici ve üyemiz katledildi. Her zaman yargılandık ve bu yargılamalar halen devam ediyor. Ancak biz vazgeçmedik. Bugün yeni bir süreç var. İHD olarak kendi temel ilkelerimize göre yaklaşımlarımızı mücadelemizi devam ettiriyoruz. Biz o nedenle ne kayıpları aramaktan, ne faili meçhul cinayetlerin faillerini sormaktan, ne kadın cinayetlerine karşı, erkek egemen devlete karşı tavrımızdan vazgeçmeyiz. Bugün yeni bir yasaklamayla karşılaştık. Homofobi, transfobiden bahsetmenin yasaklandığı bir günü yaşıyoruz. Bugün bu dövizlerimizi açmamıza yasakladılar. O nedenle elimizdeki dövizleri ters çeviriyoruz.”

    İHD İstanbul Şube yöneticilerinden Cüneyt Yılmaz da polis yasağını kınayarak, “Eylem başlamadan önce bir pankartın açılamayacağını söylediler. Bu pankartta ‘İnsan Hakları Derneği 39 yıldır homafobi ve transforminin karşısında’ yazıyordu. Bu dövizi açamayacağımızı söylediler. Derneğimizin tüzüğünde bununla ilgili maddeler olduğunu kendilerine söyledik. İHD olarak çalışmalarımızı ve bu yönlü sürdürüyoruz. Yaptığımız görüşmede pankartı ters tutacağımızı söyledik ancak ‘Onu da yapamazsınız’ dediler. Biz de bu durumu protesto ettik. Homofobi ve transfobi, bu coğrafyada can alıyor. Hastalık olarak nitelendiriliyor. Dövizlerimizi gösteremedik ama ben buradayım, yüzüm açık, kimliğim açık ve burada mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    “KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMELİ, KAYYIM POLİTİKALARINA SON VERİLMELİ”

    Ardından basın metni okundu. Metnin Kürtçesini Hasan Yaviç, Türkçesini ise Jiyan Tosun okudu.

    “İnsan hak ve özgürlüklerini savunmaya devam ediyoruz!” denilen metinde şu ifadelere yer verildi:

    “İnsan Hakları Derneği, 17 Temmuz 1986 tarihinde aralarında mahpus aileleri, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar ve mühendisler, öğretmenlerin olduğu 98 insan hakları savunucusunun imzasıyla ‘İnsan hak ve özgürlükleri konusunda çalışmalar yapmak’ amacıyla kuruldu. Kuruluşundan bu yana 23 İHD üye ve yöneticisi faili meçhul cinayetler sonucu yaşamını yitirirken, yüzlercesi fiili saldırılar sonucu yaralandı. Tüm bu baskılar İHD’yi insan hak ve özgürlüklerini savunma kararlılığından alıkoymadı.

    Coğrafyamızın en önemli demokrasi ve insan hakları sorunlarının başında Kürt meselesinin çözümü gelmektedir. Kürt meselesinin çözümü konusunda devlet ve siyasal iktidar halen güvenlikçi politikalarda, ret ve inkâr siyasetinde ısrar etmektedir. Bu politikalarda ısrar bir yandan demokrasi ve insan hakları ortamının kötüleşmesine ve toplumsal barışın yara almasına neden olurken; öte yandan da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ekonomisinde derin tahribatlara yol açmaktadır. Seçilmiş Kürt belediye eş başkanlarının görevden alınması ve yerlerine kayyım atanması politikası devam ettirilmektedir. 2024 yılı 31 Mart’ta yapılan yerel seçimler sonrası 10’u Dem Partili, 3’ü CHP li olmak üzere 13 belediyeye kayyım atanmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve onlarca CHP’li belediye başkanı siyasi operasyonlarla gözaltına alınmış, tutuklanmış ve görevden alınmışlardır. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eski Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ve önceki genel sekreterlerimizden Nazmi Gür’ün de aralarında bulunduğu 108 kişinin yargılandığı Kobani Davasında verilen ve toplamı 400 yılı geçen hapis cezalarıyla Coğrafyamızda yargının bir kez daha, muhaliflere karşı susturma ve cezalandırma aracı olarak kullandığını göstermektedir. Son aylarda aynı anlayışla CHP’li belediye başkanları ve siyasetçileri siyasallaşmış yargının hedefi olmaktadır.

    “DEVLET BARIŞ İÇİN SOMUT ADIM ATMALI”

    Türkiye’nin, Kürt meselesini kabulü ile yeni bir barış sürecine ihtiyacı bulunmaktadır.

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin demokratikleşebilmesi için demokrasi ve insan hakları sorunlarını gerçek bir çatışma çözüm süreci ile çözmesi ve geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Başta Kürt Halkının Barış talebi ve Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri olmak üzere ötekileştirilen tüm toplum kesimlerinin insan haklarına dayalı taleplerini kabul edecek siyasi iradeye ihtiyaç vardır. 1 Ekim 2024 tarihinde başlayan Kürt Meselesinin barışçıl yollarla çözümü konusunda önemli gelişmelere tanıklık etmekteyiz. 30 PKK militanı silahlarını yakarak imha etmiş ve barışa hazır olduklarını beyan etmişlerdir. Silah bırakan militanların sivil siyasete ve demokratik yaşama katılmaları için siyasal ve hukuksal adımların ivedilikle atılması gerektiğini bir kez daha devlete hatırlatıyoruz. Silahlarını imha eden grubun kimlik bilgileri ve yakılan silahların envanteri (İnsan Hakları Derneği- İHD), (Özgürlükçü Hukukçular Derneği-ÖHD) ve (Türkiye İnsan Hakları Vakfı-TİHV) temsilcilerine teslim edilmiştir. Sivil Toplum Örgütlerinin barış süreçlerine aktif katılımı konusunda bu envanter teslimini oldukça önemsediğimizi ve süreç içerisinde daha fazla sivil toplum örgütünün yasal dayanaklarla sürece üçüncü göz olarak dahil olmaları gerektiğini belirtiyoruz.
    Tüm bu gelişmelere karşın devlet henüz barış ve süreç konusunda söylem düzeyini aşan somut bir adım atmamıştır.

    “İNSAN HAKLARI MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Ortaya konulacak yeni toplumsal sözleşme; Türkiye’nin temel sorunlarından olan Kürt Meselesi, Alevilerin talepleri, toplumsal cinsiyet eşitliği, yerinden yönetime dayalı yönetim modeli, anadilinde eğitim-öğretim ve anayasal vatandaşlık gibi somut önermeleri içerecek şekilde hazırlanmalıdır. Demokrasiye giden yolun açılabilmesi için ifade özgürlüğünün mutlaka sağlanması gerekmektedir.

    İnsan hakları savunucularının İHD çatısı altındaki 39 yıllık mücadelesi insan onuruna dayanan özgürlük, eşitlik, adalet ve barış talebi ile artarak devam edecek ve Türkiye’nin insan haklarına dayalı demokratik bir rejime kavuşması mücadelesi ısrarla sürdürülecektir. İHD’nin kuruluşunun 39. Yılında ısrarla insan hak ve özgürlüklerini ve barış hakkını savunmaya devam ediyoruz; iyi ki İHD var diyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD İzmir Şubesi’nden hasta mahpus Felam Aker’in tahliyesi için çağrı-VİDEO

    İHD İzmir Şubesi’nden hasta mahpus Felam Aker’in tahliyesi için çağrı-VİDEO

    PİRHA- Ağır hasta mahpus Felem Aker’in durumuna dikkat çeken İHD İzmir Şubesi, Aker’in tahliyesinin derhal gerçekleştirilmesi ve sağlıklı koşullarda tedavisinin sağlanması çağrısında bulundu.

    İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi’nin hasta tutukluların durumuna ilişkin iki haftada bir düzenlediği eylem bu hafta da Konak Eski Sümerbank önünde devam etti.

    “Hasta mahpuslar ölüyor susma suça ortak olma” pankartı açıldığı açıklamanın Kürtçe metnini İHD İzmir Şubesi Eş Başkanı Zilan Gümüş okurken Türkçe metini ise İHD İzmir Şube Yöneticisi Yusuf Dağkaya okudu.  Bu haftaki eylemde Van T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan Felem Aker’in durumuna dikkat çekildi.

    “CEZAEVİ KOŞULLARINDA DÜZENLİ TEDAVİ GÖREMİYOR”

    2022 yılında cezaevine giren ve birçok hastalığı bulunan Felem Aker’in cezaevi koşulalrında düzenli tedavi imkanlarının bulunmadığı vurgu yapılan açıklamada, “Ailesi tarafından verilen bilgilere göre çok sayıda sistemik rahatsızlıkla mücadele etmektedir: 14 Aralık 2024’te safra kesesi ameliyatı geçirmiştir. Ancak ameliyat sonrası karın ağrıları ve sindirim problemleri devam etmiştir. Bethesda III kategorisinde tiroit nodülü ve Haşimato tiroiditi şüphesi bulunmaktadır. Kronik gastrit, gastroözofageal reflü ve CA 19-9 tümör marker yüksekliği gibi ciddi sindirim sistemi hastalıkları mevcuttur. İyonize kalsiyum düşüklüğü, astım ve kronik servisit gibi diğer sistemik rahatsızlıkları da tabloya eşlik etmektedir. Bu hastalıklar sürekli tıbbi izlem, düzenli tedavi ve beslenme desteği gerektirmektedir. Ancak cezaevi koşullarında bu süreçlerin hiçbirisi sağlıklı bir şekilde yürütülememektedir” denildi.

    “TEDAVİ DEVAM ETTİRİLMEDİ”

    Açıklamada Felem Aker’in çok sayıda ciddi rahatsızlığının olduğu ve cezaevi koşullarında kalamayacağı belirtildi. Felem Aker’in 4 Haziran 2025’te geçirdiği atak sonucu gözlem altına alındığı söylenen açıklamada, “Nörolojik belirtiler göstermiş olmasına rağmen felç ihtimali değerlendirilmemiş, durum psikolojik olarak nitelendirilmiş ve kapsamlı bir tedavi uygulanmamıştır. Bu, hasta güvenliği açısından açık bir ihmal teşkil etmektedir. 6 Haziran’da yeniden hastaneye götürülmüş, ancak tekrar kısa süreli bir gözlem sonrası cezaevine iade edilmiştir. Tüm bu süreçlerde ne doğru bilgi verilmiş ne de tedavi devam ettirilmiştir. Ancak tüm bu ciddi sağlık sorunlarına rağmen halen cezaevinde tutulmaya devam edilmektedir” diye belirtildi.

    “TAHLİYESİ DERHAL GERÇEKLEŞMELİ”

    Hakkında mahkeme kararıyla vasi atanmış olan Felam Aker’in öz bakımını sürdüremeyeceği yargı kararıyla da tescillendiğinin hatırlatıldığı açıklamada Felem Aker’in, tahliyesinin derhal gerçekleştirilerek, sağlıklı koşullarda tedavisinin sağlanması talep edildi. Açıklamanın devamında, “Kanuni olan bu haktan tüm hasta mahpuslar eşit bir şekilde yararlanmalı ve uygulamada hiçbir ayrımcılığa yer verilmemelidir. Ancak uygulamada, hasta mahpusların yasadan yararlanamamaları için her türlü engeller konulmaktadır. Bizler; İnsan Hakları Derneği Hapishane Komisyonu olarak Hasta Mahpusların durumlarını dile getirdik. Mahpusların yaşamış olduğu tüm sorunlar, kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar taleplerimizi dile getirmeye ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz” ifadeleri kullandıldı.

    Açıklama, alkışlarla sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’nde Dersim’de açıklama yapıldı-VİDEO

    İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’nde Dersim’de açıklama yapıldı-VİDEO

    PİRHA-İHD Dersim Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’nde açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Toplum üzerinde baskı ve kontrolünü her geçen gün daha da arttıran siyasal iktidarın icraatları sonucunda tüm ülke adeta işkence mekânı haline gelmiştir” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İşkence Görenlerle Dayanışma Günü dolayısıyla Sanat Sokağı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Basın metnini İHD Dersim Şube Eş Başkanı Özgür Ateş okudu. Açıklamada “İşkencesiz bir dünya mümkün” pankartı açıldı.

    Açıklamaya yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Dersim Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, Hozat Belediye Başkanı Aydın Kaya ile Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katıldı.

    “TÜM ÜLKE İŞKENCE MEKÂNI HALİNE GELDİ”

    Hiçbir istisnai durumun işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemeyeceğini belirten Özgür Ateş, “Açık ve net belirlemeye karşın işkence, hâlen dünyanın pek çok ülkesinde devletler tarafından toplumlara karşı insanlık dışı bir cezalandırma ve yıldırma aracı olarak giderek artan bir şekilde kullanılıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında tesis edildiği biçimiyle küresel insan hakları rejimini ayakta tutan siyasi iradenin hızla çözüldüğü koşullarda, başta Ortadoğu olmak üzere, dünyanın bir çok bölgesinde yaşanan insani kriz ve savaşlar, bu çözülme sürecinin varacağı/vardığı noktayı göstermektedir. Maalesef ülkemizde de işkence ve diğer kötü muamele sadece askeri darbeler döneminde değil tüm cumhuriyet tarihi boyunca sistematik bir devlet pratiği olarak varlığını korumuştur. Ancak günümüzde, insan hakları ve demokrasi değerlerini hem bir referans hem de denge ve denetleme sistemi olmaktan çıkaran, yarattığı kuralsızlık, keyfilik ve belirsizlik rejimi ile toplum üzerinde baskı ve kontrolünü her geçen gün daha da arttıran siyasal iktidarın icraatları sonucunda tüm ülke adeta işkence mekânı haline gelmiştir” diye konuştu.

    “İŞKENCEYE İLİŞKİN İDDİALAR TARAFSIZ BİR ŞEKİLDE SORUŞTURULMALI”

    Ateş, teleplerini ise şu şekilde sıraladı:

    -Cezasızlık politikalarına derhal son verilmelidir.
    -Her düzeyde yetkililer işkenceyi ve işkenceciyi öven, teşvik eden söylemlerden vazgeçilmeli.
    -Uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri doğrultusunda işkence uygulamaları kamuya açık bir şekilde kesin olarak kınanmalıdır.
    -Gözaltı koşullarında usul güvenceleri eksiksiz olarak uygulanmalıdır.
    -Gözaltı süreleri kısaltılmalıdır.
    -Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı, BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye ek Protokol (OPCAT) ve BM Paris Prensiplerine uygun, tümüyle bağımsız yeni bir Ulusal Önleme Mekanizması (UÖM) oluşturulmalıdır. -İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması, bir BM belgesi olan İstanbul Protokolü ilkelerine göre yapılmalıdır.
    -İşkenceye ilişkin iddialar İstanbul Protokolü ışığında hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmalı
    -Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları’nı yürütme erkine doğrudan bağımlı kılan, adeta bir mahkeme gibi hareket ederek yargı yetkisi kullanmasına yol açan tüm düzenlemeler iptal edilmelidir.

    Açıklama alkışlarla son buldu.

    PİRHA/DERSİM

  • Mersin’de 6 kurumdan ortak çağrı: Tecride ve keyfi uygulamalara son verilsin-VİDEO

    Mersin’de 6 kurumdan ortak çağrı: Tecride ve keyfi uygulamalara son verilsin-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de 6 kurum, hapishanelerdeki tecrit ve hasta tutukluların durumuna ilişkin ortak basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Türkiye’de barışçıl çözüm yollarının önünü açmak için başta hapishaneler olmak üzere tüm devlet kurumlarında insan haklarına saygılı bir reform süreci başlatılmalıdır. Hapishanelerde uygulanan ayrımcı ve keyfi uygulamalara derhal son verilmelidir” denildi.

     İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çukurova Yaşamını Kaybeden Aileler ile Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma Derneği (TUHAY-DER) Mersin şubeleri ile Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad (TJA) ve Barış Anneleri İnisiyatifi cezaevindeki hasta tutukluların durumuna ilişkin TUHAY-DER binası önünde ortak basın açıklaması yaptı.

    “Hasta mahpuslara özgürlük, infaz yakmalara son” pankartının açıldığı açıklamada “Hasta tutsaklara özgürlük” sloganları atıldı.

    “KEYFİ UYGULAMALARA DERHAL SON VERİLSİN”

    Tüm kurumlar adına basın açıklamasını okuyan TUHAY-DER yöneticisi Lokman Şaman, infazı dolmuş, tahliye edilmesi gereken birçok mahpusun, hapishane idarelerinin veya İdare ve Gözlem Kurullarının keyfi kararlarıyla tahliye edilmediğine dikkat çekti. İnfaz sürelerinin belirsizleşmesi hem özgürlük ve güvenlik hakkının hem de adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu belirten Şaman, “Kuralsız ve keyfi şekilde uygulanan infaz politikaları, devletin cezalandırma gücünü sınırsız bir şekilde kullanmasına olanak tanımakta, bu da temel hak ve özgürlüklerin açıkça gasp edilmesi anlamına gelmektedir. İdare ve Gözlem Kurullarının keyfi uygulamalarına derhal son verilmelidir” diye konuştu.

    “ADLİ TIP TEKELİ SON BULMALI”

    Şaman, cezaevlerinde binlerce hasta mahpusun yaşam hakkının ihlal edildiğini, doktor ve hastanelerce verilen sağlık raporlarının yalnızca Adli Tıp Kurumu tarafından onaylanması durumunda geçerli kabul edilmesinin hastaların tedaviye erişimini engellediğini söyledi. Adli Tıp Kurumu’nun tarafsız ve bağımsız bir yapıya sahip olmamasını ve bürokratik gecikmelerle hastaların yaşamının riske atılmasını da eleştiren Şaman, “Türkiye hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların tedaviye erişimlerinin önündeki engeller kaldırılmalı, infaz erteleme talepleri kabul edilerek derhal tahliye edilmelidir. Ağır hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalı ve infaz erteleme kararları bağımsız sağlık kurulları tarafından verilmelidir. Adli Tıp Kurumu’nun tek otorite olması uygulamasına son verilmeli, bilimsel ve tarafsız kurulların görüşleri esas alınmalıdır” dedi.

    HAK TEMELLİ REFORM TALEBİ

    İmralı Cezaevi’nde tutulan Abdullah Öcalan’ın tecrit koşullarına da değinen Şaman, barış sürecinin ilerleyebilmesi için İmralı tecridinin sona ermesi ve Öcalan’ın toplumsal katkı sunabileceği koşulların sağlanması gerektiğini dile getirdi.

    Lokman Şaman, açıklamayı şu ifadelerle sonlandırdı:

    “Bugün Türkiye’de barışçıl çözüm yollarının önünü açmak, toplumun tüm kesimlerinin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşamasını sağlamak ve hukukun üstünlüğünü yeniden inşa etmek için, başta hapishaneler olmak üzere tüm devlet kurumlarında insan haklarına saygılı bir reform süreci başlatılmalıdır. Hapishanelerde uygulanan ayrımcı ve keyfi uygulamalara derhal son verilmelidir. Bizler, tüm toplumu ve kamuoyunu bu hak ihlallerine karşı duyarlılık göstermeye, demokratik hukuk devleti mücadelesine destek olmaya ve sorumluluk almaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/ MERSİN

  • İHD MYK üyesi Hakkı Demir: Barış için herkes ayağa kalkmalı!- VİDEO

    İHD MYK üyesi Hakkı Demir: Barış için herkes ayağa kalkmalı!- VİDEO

    PİRHA- İHD MYK üyesi Hakkı Demir, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan yeni sürecin AKP ve MHP’nin insafına bırakılmaması gerektiğini belirterek, “Barışa herkesin sahip çıkması gerekiyor” dedi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ve PKK’nin 12. Kongresinde aldığı silah bırakma ve fesih kararı ile birlikte barış süreci yeniden gündemde.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Hakkı Demir, Öcalan’ın çağrısında ifade edilen paradigmanın Türkiye’deki tüm siyasetçilerin ve toplumun ezberlerini bozması gerektiğine dikkat çekti. Bu süreçte halkın daha fazla sahiplenici noktada olması ve barış talebinin daha güçlü bir şekilde dile getirilmesi gerektiğini vurguladı.

    “SÜRECİ AKP-MHP’NİN İNSAFINA BIRAKMAMALIYIZ”

    Hakkı Demir, İnsan Hakları Derneği olarak yıllardır barış mücadelesi verdiklerini ve çatışmasızlığı savunduklarını belirterek, bu konuda herhangi bir geri adım atmadıklarını ifade etti. “Bu sürecin sadece Kürt meselesi değil, Türkiye’nin tüm toplumsal sorunlarına yeni bir bakış açısı getirmesi gerekiyor” diyen Demir, Türkiye’deki tüm demokrasi güçlerinin bu sürece sahip çıkması ve alanlarda seslerini yükseltmeleri gerektiğini söyledi.

    Demir, özellikle siyasetçilerin barış talebini sadece beyanlarla sınırlı tutmamaları gerektiğini; sahada somut adımlar atarak, toplumun barış sürecine olan desteğini artırmaları gerektiğini söyledi. “Barışı AKP ve MHP’nin insafına bırakmamalıyız” diyen Demir, toplumun barışa daha güçlü bir şekilde sahip çıkması gerektiğinin altını çizdi.

    “İNFAZ DÜZENLEMESİ SİYASİ MAHPUSLARI KAPSAMALI”

    Hakkı Demir, Adalet Bakanlığı’nın gündemindeki infaz düzenlemesine de değinerek, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunan kişileri kapsayıp kapsamayacağı konusunda endişelerini dile getirdi. Demir, “Eğer infaz düzenlemesi, düşünceyi ifade eden insanları kapsamıyorsa, bu ciddi bir eksiklik olur” diyerek, düzenlemenin hak ve hakkaniyet ölçütlerine göre yapılması gerektiğini vurguladı.

    Demir, devletin “kader mahkumu” gibi tanımlamalarla kişilere karşı suç işleyenlerin affedilmesi tehlikesine işaret ederek, “Devlet kendisine yönelik işlenmiş suçları affedebilir ama kişilere yönelik işlenen suçları affedemez. Bu, devletin ve toplumun güvenliği için büyük bir tehlike oluşturur” dedi.

    “KAMUOYUNUN HAREKETE GEÇMESİ LAZIM”

    İHD MYK üyesi Hakkı Demir, barış ve insan hakları mücadelesinin sadece Kürtler tarafından değil, Türkiye’deki tüm demokrasi ve insan hakları savunucuları tarafından sahiplenilmesi gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Kamuoyunun ayağa kalkması lazım. Türkiye’nin tüm demokrasi güçlerinin, sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının bu sürece daha fazla sahip çıkması gerekiyor. Bu ülkenin yurttaşları olarak iyi şeyler yaşamaya layığız. İyi şeylerin olmasını istiyoruz demeleri gerekir.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • İHD: Çerkes soykırımı tanınmalı ve tazminat süreci başlatılmalı

    İHD: Çerkes soykırımı tanınmalı ve tazminat süreci başlatılmalı

    PİRHA- İHD, Çerkes soykırımının tanınması gerektiğini belirterek, “Çerkes halkının yaşadığı kayıplar için tazminat süreci başlatılmalı; Çerkeslerin dili, kültürü ve kimliklerini yaşatmaları için kolektif haklar tanınarak yasal engeller kaldırılmalı ve pozitif destek sağlanmalıdır” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), 21 Mayıs 1864 tarihinde yaşanan Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nün yıl dönümünde bir açıklama yayımlayarak, Çerkes halkının yaşadığı büyük acıların tanınması ve bu suçun etkilerini giderecek adımların atılması çağrısında bulundu.

    Açıklamada, Çerkeslerin Kuzey Kafkasya’daki anayurtlarında 300 yıl süren bir direnişin ardından Çarlık Rusyası tarafından soykırıma uğratıldığı, ardından milyonlarca insanın zorla sürgün edildiği vurgulandı. İHD, bu sürecin insanlığa karşı işlenen ağır bir suç olduğunu belirtti.

    “2 MİLYONA YAKIN ÇERKES SÜRGÜN EDİLDİ”

    İHD yaptığı açıklamada, tarihi kayıtların 2 milyona yakın Çerkes’in anayurtlarından koparıldığını; dil, inanç ve kültürlerinin baskı altına alınarak zorla asimilasyona tabi tutulduğunu ifade etti. Osmanlı topraklarına ulaşmaya çalışan on binlerce kişinin Karadeniz’de hayatını kaybettiği, sağ kalabilen binlercesinin ise salgın hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiği hatırlatıldı.

    İHD, 1864 yılında gerçekleşen Çerkes Soykırımı’nın modern Avrupa tarihindeki ilk büyük etnik temizlik örneklerinden biri olduğuna dikkat çekerek, bu olayın sonraki yıllarda yaşanan Ermeni, Kürt ve Yahudi soykırımlarına da bir zemin oluşturduğunu dile getirdi.

    Birleşmiş Milletler’in Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne atıf yapan İHD, Çerkeslere uygulanan politikaların bu tanıma birebir uyduğunu ve soykırım suçlarında zamanaşımının olmadığını vurguladı.

    TALEPLER DİLE GETİRİLDİ

    İnsan Hakları Derneği, açıklamasında şu çağrılarda bulundu:

    “Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere tüm devletler, Çerkes soykırımını ve sürgününü tanımalıdır.

    Çerkes halkının yaşadığı kayıplar için tazminat süreci başlatılmalıdır.

    Çerkeslerin dili, kültürü ve kimliklerini yaşatmaları için kolektif haklar tanınmalı; yasal engeller kaldırılmalı ve pozitif destek sağlanmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD’den devlete çağrı: Kalıcı barış için adımlar atılsın!

    İHD’den devlete çağrı: Kalıcı barış için adımlar atılsın!

    PİRHA- “Barış iyidir” diyerek kamuoyuna seslenen İnsan Hakları Derneği, PKK’nin silahsızlanma kararının ardından devlete çağrı yaparak, “İfade özgürlüğü sağlansın, siyasi mahpuslar serbest bırakılsın, kalıcı barış için güçlü bir siyasi irade ortaya konsun” dedi.

    12 Mayıs 2025’te PKK’nin kendini feshettiğini ve silahsızlanma kararı aldığını açıklamasının ardından, İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi kamuoyuna açık bir çağrıda bulunarak, barış sürecinin güçlendirilmesi için devlet ve hükümeti acilen sorumluluk almaya davet etti. Yapılan açıklamada, barışın sadece silahların susması değil; adaletin, özgürlüklerin ve insan haklarının tesis edilmesiyle anlam kazanacağı vurgulandı.

    Açıklamada, Kürt meselesinin 40 yılı aşkın süredir süren çatışmalı sürecinin derin toplumsal yaralar açtığına dikkat çekildi. PKK’nin silahsızlanma kararı, “Yaşam hakkı ihlallerini sona erdirecek ve demokratik çözümün önünü açabilecek tarihi bir adım” olarak değerlendirildi.

    “NEGATİF BARIŞTAN POZİTİF BARIŞA GEÇİLMELİ”

    İHD, gelinen aşamayı “negatif barış” olarak tanımlarken, bu durumun kalıcı ve onurlu bir barışa evrilebilmesi için devletin bazı somut adımlar atması gerektiğini belirtti. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti, altına imza attığı uluslararası sözleşmelerle garanti altına alınan ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmalıdır. Hasta mahpuslar başta olmak üzere derhal tüm siyasi mahpuslar serbest bırakılmalı ve terörle mücadele yasası kaldırılmalıdır. İstanbul sözleşmesi yeniden imzalanmalıdır. Kadına yönelik şiddet ve LGBTİ+ haklarının önündeki en büyük engel olan nefret söylemine son verilmeli ve bu konuda uluslararası sözleşmelerin garanti altına aldığı tüm açılımlar yapılmalıdır. İnsan hakları savunucuları olarak gerçek bir heyecan yaşıyoruz. Bu heyecan barışa ulaşabilme ihtimalinin verdiği heyecandır, bu nedenle bir kez daha barış iyidir diyoruz. Böyle bir süreçte insan hakları savunucuları olarak kalıcı ve onurlu barışın tesisi için güçlü bir siyasal irade beklediğimizi, aynı zamanda üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeye hazır olduğumuzu hatırlatıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Selçuk Kozağaçlı’nın tutuklanmasına Mersin’den tepki: Siyasi intikamla alınmış bir karar- VİDEO

    Selçuk Kozağaçlı’nın tutuklanmasına Mersin’den tepki: Siyasi intikamla alınmış bir karar- VİDEO

    PİRHA- ÇHD, ÖHD, İHD ve Adalet İçin Hukukçular Mersin Şubeleri, Selçuk Kozağaçlı’nın tutuklanmasına tepki gösterdi. Yapılan basın açıklamasında “Bu karar, Türkiye’de hukukun değil, siyasi intikamın hüküm sürdüğünü bir kez daha gözler önüne sermiştir” denildi.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Adalet İçin Hukukçular Mersin Şubeleri, ÇHD Onursal Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı’nın tahliye edildikten hemen sonra yeniden tutuklanmasına ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Adliye bahçesinde yapılan açıklamayı, kurumlar adına ÇHD Mersin Şube Başkanı Avukat İsmail Bozkurt okudu. Bozkurt, Türkiye’de “hukukun keyfiliğe teslim edildiğinin” ve “yargının araçsallaştırıldığının” altını çizdi.

    Selçuk Kozağaçlı’nın 16 Nisan’daki tahliyesinden sonra 24 saat geçmeden aynı infaz hakimliği tarafından savcılığın itirazı üzerine yeniden gözaltına alınarak tutuklandığını söyleyen Bozkurt, “Bu karar, yalnızca Selçuk Kozağaçlı’ya değil, adalet arayan herkese yönelik bir gözdağıdır. Aynı hakimliğin bir gün önce verdiği tahliye kararını, bir gün sonra savcılığın itirazı üzerine kaldırması, yargı bağımsızlığının yok edildiğini ve hukukun ‘helvadan put’ misali keyfiliğe göre şekillendirildiğini göstermektedir. Kozağaçlı’nın tahliyesine sevinen, umutlanan milyonlara, hukuk tanımazlığımız devam edecek mesajı verilmek istenmektedir” diye konuştu.

    Verilen kararı “hukuk garabeti” olarak tanımlayan Bozkurt, Selçuk Kozağaçlı’nın derhal serbest bırakılmasını talep ederek, “Kozağaçlı’nın yeniden tutuklanması, Türkiye’de hukukun değil, siyasi intikamın hüküm sürdüğünü bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu karara karşı tüm hukuki yolları kullanacağımızı ve mücadele kararlılığımızdan asla vazgeçmeyeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin’deki hukuk örgütlerinden baro ve kayyım tepkisi- VİDEO

    Mersin’deki hukuk örgütlerinden baro ve kayyım tepkisi- VİDEO

    PİRHA- ÖHD, ÇHD, Adalet İçin Hukukçular ve İHD Mersin Şubesi, İstanbul Barosu yönetiminin görevden alınması ve belediyelere yapılan operasyonlara tepki gösterdi. Yapılan basın açıklamasında, “İstanbul Barosu hakkında verilen karardan bir an önce geri dönülmesini, Ekrem İmamoğlu ve beraberinde tutuklanan diğer belediye başkanlarının serbest bırakılmalarını ve protestolardaki işkencelere dair hukuki işlemlere başlanmasını talep ediyoruz” denildi.

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Adalet İçin Hukukçular ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubeleri, İstanbul Barosu yönetiminin görevden alınmasına ve kayyımlara ilişkin Mersin Adliye Binası bahçesinde basın açıklaması yaptı.

    Basın açıklamasından önce konuşan İHD MYK Üyesi Hakkı Demir, “Türkiye’de son dönemde yaşananlar kimsenin hayal edemeyeceği noktalara geldi. Hukuk bir gün herkese lazım olacak. İnsanlar düşüncelerini ifade ettiği için tutuklanıyorsa bu ülkede yaşayan hiç kimse güvende değildir demektir” diyerek iktidara hukuksuzluklara son vermesi yönünde çağrı yaptı.

    “SAVUNMA, ETKİSİZLEŞTİRİLMEK İSTENİYOR”

    Basın açıklamasını okuyan ÖHD Mersin Eş Başkanı İbrahim Kaya, İstanbul Barosu yönetim kurulunun görevden alınması talebi ile yapılan yargılamada hukuk kurallarının çiğnendiğini ifade ederek, “İstanbul Barosu’nun, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in katledilmesinin soruşturulmasını talep ettiği için hedef haline getirildiklerini belirterek, “Toplumsal olaylarda söz söylenmesi, hukukun üstünlüğü ve baroların insan haklarının korunması adına yüklendiği sorumluluğun gereğidir” dedi.

    Kaya, İstanbul Barosu’na yapılan müdahalenin hukuk güvenliğini zedelemeye, avukatlık mesleğini baskı altına almaya ve savunma makamını etkisizleştirmeye yönelik bir girişim olarak adlandırdı.

    İKTİDARA ÇAĞRI

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve beraberindekilerin tutuklanmasına da değinen İbrahim Kaya, iktidarın siyasi rakiplerini saf dışı bırakmak için yargıyı bir intikam aracına dönüştürdüğünü vurguladı.

    Kaya, protestolarda polisin işkence suçu işlediğine işaret ederek, İçişleri Bakanlığı’na seslenerek, “Türkiye’nin farklı şehirlerinde günlerdir anayasal hakkını kullanmak isteyen insanlara canlı yayınlarda görüldüğü gibi işkence yapan kolluk personeli hakkında hiçbir işlem yapmayan İç İşleri Bakanlığının, eylemlere katılanları suçlayan ve yapılan işkenceyi gizleyen dilden vazgeçmesi; gözaltına alınan ve tutuklanan insanların derhal serbest bırakılması, halka işkence uygulayan kolluk personeli hakkında idari ve hukuki işlemlere başlanması gerekmektedir” diye belirtti.

    Son olarak yargının siyasal alandan çekilmesi gerektiğinin altını çizen Kaya, kayyım politikalarının son bulması, gözaltına alınan insanların, seçilmiş belediye başkanlarının ve diğer siyasetçilerin derhal serbest bırakılması için iktidara çağrıda bulundu.

    PİRHA/ MERSİN

     

     

  • İHD’li Hakkı Demir: Öcalan tarihi bir adım attı, barış toplumsallaştırılmalı- VİDEO

    İHD’li Hakkı Demir: Öcalan tarihi bir adım attı, barış toplumsallaştırılmalı- VİDEO

    PİRHA- İHD MYK Üyesi Hakkı Demir, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın tarihi ve ezberleri bozan bir çağrı yaptığını söyleyerek, “Sayın Öcalan gerçekten üstüne düşeni yaptı ve tarihi adım attı. Devletin bunu barış için çok iyi bir fırsata çevirmesi gerekiyor. Muhalefet de barışı toplumsallaştırma konusunda çaba göstermeli” dedi.

    PKK lideri Abdullah Öcalan’ın, Halkların Özgürlük ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) vekilleri tarafından 27 Şubat Perşembe günü İstanbul’daki İstanbul’da yapılan bir Hotel’de gerçekleştirilen “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” toplantısında okundu.

    “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın yankıları sürerken, Kürdistan İşçi Partisi (PKK), örgüt lideri Abdullah Öcalan’ın silah bırakma ve kendini feshetme çağrısı ardından 1 Mart Cumartesi gününden itibaren geçerli olmak üzere ateşkes ilan ettiğini duyurdu.

    “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın ardından toplumda barış umudu yeniden canlandı. Yeni bir sürecin kapısını aralayan bu çağrıyla ilgili konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Hakkı Demir, bu çağrıdan sonra devletin ve muhalefetin üzerine düşeni yapması gerektiğini vurguladı.

    “EZBERLERİ BOZAN BİR AÇIKLAMA”

    27 Şubat’ta kamuoyuyla paylaşılan metinle Abdullah Öcalan’ın bütün ezberleri bozduğunu ve yeni bir paradigma ortaya koyduğunu belirten Hakkı Demir, “Yeni bir sürece giriyoruz. Eski bildiklerimizin birçoğunu artık bir kenara bırakmamız gerektiğini hatırlatıyor ve silahlı mücadele döneminin Türkiye açısından bittiğini ifade ediyor” sözlerini kullandı.

    Demir, insan hakları savunucusu olarak bu çağrının kendisini memnun ettiğini dile getirerek, “İHD olarak yıllardır barış talebini her platformda dile getirdik. Çatışma süreçlerinin bitmesi gerektiğini savunuyoruz çünkü çatışma süreçleri yaşamın her alanını zehirliyor. Bunun ortadan kalktığı bir durumda insanlar çok daha rahat politika, siyaset yapıp çok daha rahat hak mücadelesi yürütebilecek” diye konuştu.

    “İKTİDAR YASAL DÜZENLEMELER YAPMALI”

    Her ne kadar olumlu yönde bir çağrı yapılsa da barışın tesis edilmesinin kolay olmadığına, bu süreçte çok dikkatli olunması gerektiğine dikkat çeken Hakkı Demir, “Bu süreç zorlu bir süreç tabii ki kendi içinde birtakım provokasyonları da barındırabilir ne olursa olsun bir adım atılmıştır ve bu adım doğrultusunda hareket edilmelidir dile çok dikkat edilmelidir onarıcı bir dil kullanılmalı yeni bir sayfa açılmalı bu yeni sayfaya uygun adımlar atılmalı” dedi.

    Demir, iktidarın bu çağrıdan sonra zaman kaybetmeden bir takım yasal düzenlemeler yaparak öncelikli olarak siyasi mahpusların serbest bırakılması için gerekli adımlar atması gerektiğini söyledi.

    DEVLETE VE MUHALEFETE ÇAĞRI

    Abdullah Öcalan’ın çağrısından sonra devletten muhalefete tüm kesimlere barışın sağlanması için büyük görevler düştüğünü kaydeden Demir, şu ifadeleri kullandı:

    “Sayın Öcalan gerçekten üstüne düşeni yaptı ve tarihi adım attı. Devletin bunu barış için çok iyi bir fırsata çevirmesi gerekiyor. İktidara ve devlete görev düştüğü kadar muhalefete de önemli görevler düşüyor. Türkiye’deki sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, demokratik kuruluşlar, hak örgütleri barışı toplumsallaştırma konusunda çaba göstermeli. Bizler hak örgütleri olarak bu sürecin olumlu hiçbir sekteye uğramadan ilerlemesi için elimizden geleni yapacağız bize de düşen bir görev olursa bundan sonraki süreçlerde o görevi yapmaya hazırız.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için çağrı: Hak savunuculuğu suç değildir!

    Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için çağrı: Hak savunuculuğu suç değildir!

    PİRHA- 94 gündür tutuklu bulunan ve “Örgüt üyeliği” iddiasıyla yargılanan insan hakları savunucusu Nimet Tanrıkulu’nun ilk duruşması, yarın İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için İnsan Hakları Derneği (İHD) başta olmak üzere çok sayıda sivil toplum örgütü çağrı yaptı.

    Nimet Tanrıkulu, 26 Kasım 2024’te sabah saatlerinde evine düzenlenen bir polis operasyonuyla gözaltına alındı. Aynı dosya kapsamında aralarında siyasetçiler ve sendikacıların da bulunduğu 12 kişi daha gözaltına alındı. Tanrıkulu ve sekiz kişi, 29 Kasım’da Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı. Diğer dört kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    FEMİNİST, KÜRT VE ALEVİ BİR MÜCADELE İNSANI

    Tanrıkulu, 30 yılı aşkın süredir insan hakları, kadın hakları ve barış mücadelesi veren bir isim. Feminist, Kürt ve Alevi kimliğiyle tanınan Tanrıkulu, 12 Eylül darbesi sonrasında gözaltına alınmış ve işkence görmüştü. İnsan Hakları Derneği (İHD), 78’liler Girişimi ve Barış İçin Kadın Girişimi gibi örgütlerin kurucuları arasında yer alan Tanrıkulu, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın da aktif bir üyesi. Alevi derneklerinde de yöneticilik yaptı.

    “30 YILDIR İNSAN HAKLARI MÜCADELESİ VEREN BİR İSİM”

    Yarınki duruşma öncesinde İHD İstanbul Şubesi’nde bir basın açıklaması düzenlendi. Açıklamada, “Hak savunuculuğu yargılanamaz, Nimet Tanrıkulu’na özgürlük” pankartı açıldı. İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Tanrıkulu’nun tutukluluğunun hukuk dışı olduğunu vurgulayarak, “Nimet, 30 yıldır insan hakları mücadelesi veren bir isim. Onun tutuklanması, aslında bir insan hakları savunucusunun, feministin, Kürt ve Alevi kimliğinin yargılanmasıdır” dedi.

    Keskin, Tanrıkulu’nun sosyal medya paylaşımları ve katıldığı etkinliklerin suçlama konusu yapıldığını belirterek, “Seyit Rıza, Deniz Gezmiş gibi isimlerin fotoğraflarını paylaşması veya kadın hakları çalıştaylarına katılması gibi eylemler, tamamen sivil ve meşru faaliyetlerdir. Bunların suç olarak gösterilmesi kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

    Keskin, Tanrıkulu’nun Demokratik Toplum Kongresi’nde (DTK) yaptığı bir konuşmanın da suçlama konusu yapıldığını, ancak daha önce bu konuda Diyarbakır Adliyesi’nde “kovuşturmaya yer yok” kararı verildiğini hatırlattı. “Nimet son derece hukuksuz bir şekilde yargılanıyor. Biz yarın bu hukuk dışı yargılamanın son bulmasını istiyoruz ve serbest bırakılmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    “İDDİANAME AKIL VE HUKUK DIŞI”

    İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, 20 kurumun imzaladığı ortak metni okudu. Yoleri, Tanrıkulu’nun uluslararası düzeyde tanınan bir insan hakları savunucusu olduğunu belirterek, “İddianamedeki suçlamalar akıl ve hukuk dışıdır. Nimet Tanrıkulu’nun tutukluluğu, Türkiye’nin iç hukukuna ve uluslararası sözleşmelere aykırıdır” dedi.

    Yoleri, Tanrıkulu’nun daha önce benzer iddialarla Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturulduğunu, ancak “kovuşturmaya yer yok” kararı verildiğini hatırlattı. “Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Bu yargı tacizi bir an önce son bulmalı” diye konuştu.

    TÜRKİYE ÇAPINDA ÇAĞRILAR

    İHD’nin İstanbul’daki açıklamasının yanı sıra, Şanlıurfa, İzmir, Adana, Hatay ve Van gibi birçok kentte de Tanrıkulu’nun serbest bırakılması talebiyle eylemler düzenlendi. Şanlıurfa’da İHD ve 78’liler Girişimi, “Nimet Tanrıkulu serbest bırakılsın” pankartı açarken, İzmir’de Eski Sümerbank önünde yapılan açıklamada “İnsan hakları savunucuları yargılanamaz” denildi.

    İmzacı Kurumlar:

    • İnsan Hakları Derneği (İHD)
    • 78’liler Hareketi
    • Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF)
    • Barış Vakfı
    • Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD)
    • Demokratik Alevi Dernekleri (DAD)
    • Diyarbakır Barosu
    • Eşit Haklar İçin İzleme Derneği (ESHİD)
    • Hak İnisiyatifi Derneği
    • Hakikat Adalet Hafıza Merkezi
    • İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD)
    • Kadın Kültür Sanat Edebiyat Derneği (KASED)
    • Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK)
    • Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD)
    • Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD)
    • Türk Tabipler Birliği (TTB) İnsan Hakları Kolu
    • Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV)
    • Yaşam Bellek Özgürlük Derneği
    • Yurttaşlık Derneği

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • İHD Mersin Şubesi’nden ‘Nimet Tanrıkulu serbest bırakılsın’ çağrısı- VİDEO

    İHD Mersin Şubesi’nden ‘Nimet Tanrıkulu serbest bırakılsın’ çağrısı- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi, yarın duruşması görülecek olan Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için çağrıda bulunarak, “Nimet Tanrıkulu’nun tutuklu olması hem akla hem hukuk vicdanına hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin iç hukuku ve imzaladığı uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Nimet Tanrıkulu’na yönelik bu yargı tacizinin bir an önce son bulmasını ve Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi.

    29 Kasım 2024 tarihinden bu yana tutuklu olan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Yönetim Kurulu Üyesi Nimet Tanrıkulu’nun ilk duruşması yarın saat 11.00’de İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek. Konuya ilişkin dernek binasında basın açıklaması yapan İHD Mersin Şubesi, Nimet Tanrıkulu’na yönelik bu yargı tacizinin bir an önce son bulmasını ve serbest bırakılmasını talep etti.

    SEYİT RIZA, DENİZ GEZMİŞ PAYLAŞMAK SUÇ DELİLİ SAYILMIŞ

    Basın metnini okuyan İHD Mersin Şube Eş Başkanı Gazi İnci, Tanrıkulu hakkında yargılamaya konu yapılan iddianamedeki suçlamaların akıl ve hukuk dışı olduğunu kaydetti. Sosyal medyada yaptığı iddia edilen Seyit Rıza, Deniz Gezmiş paylaşımlarının, Kadın Özgürlük Çalışmaları Çalıştayı toplantısına katılmış olmasının suçlamaya konu edildiğini söyleyen İnci, “Yine Sakine Cansız’ın cenaze töreninin yapıldığı gün telefonunun baz kayıtlarının Dersim’den alınmış olması gibi tamamen sivil alanda insan hakları mücadelesi veren herkesin katılabileceği etkinliklere katılmış olması suçlama konusu olarak gösterilmiştir. Ayrıca yine artık objektifliği tamamen ortadan kalkmış bir polis memuru gibi çalışan açık bir itirafçının Nimet Tanrıkulu hakkında vermiş olduğu ifade de tamamen yalan beyana dayalıdır” diye konuştu.

    “NİMET TANRIKULU’NUN YANINDAYIZ”

    Nimet Tanrıkulu’nun yaşamın hiçbir döneminde barışı savunmaktan vazgeçmediğini vurgulayan İnci, “Nimet Tanrıkulu’nun tutuklu olması hem akla hem hukuk vicdanına hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin iç hukuku ve imzaladığı uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Nimet Tanrıkulu 4 Mart günü Saat 11.00 da İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanacaktır. Bizler arkadaşları olarak Nimet’i yalnız bırakmayacağız. Nimet Tanrıkulu’na yönelik bu yargı tacizinin bir an önce son bulmasını ve Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin’de Ana Dili çağrısı: 21 Şubat tüm dillere özgürlük günü olsun! -VİDEO

    Mersin’de Ana Dili çağrısı: 21 Şubat tüm dillere özgürlük günü olsun! -VİDEO

    PİRHA-21 Şubat Dünya Ana Dili Günü sebebiyle açıklama yapan İHD, Sanatolia, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Eğitim-Sen, her bireyin ana dili ile eğitim alması ve dünya ile iletişim kurması hakkının bir an önce hayata geçirilmesi yönünde çağrı yaptı.

    Sanatolia, İnsan Hakları Derneği (İHD), Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim- Sen) ile Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü sebebiyle Özgür Çocuk Parkı’nda ortak basın açıklaması yaptı.

    Türkçe ve Kürtçenin Kurmanci ile Kurmancki lehçelerinde yapılan açıklamada üç dilde “21 Şubat Dünya Ana Dili Kutlu Olsun” yazılı pankart açıldı.

    “DİL ÜZERİNDEKİ TEKÇİ POLİTİKALAR KALDIRILMALI”

    Açıklama metninin Türkçe kısmını okuyan Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, ana dilinin önemine vurgu yaparak, özellikle ana dilde eğitimin temel bir insan hakkı olduğunu kaydetti. Ancak ulus devlet anlayışının ana dilinde eğitim taleplerinin önündeki en büyük engel olduğunu belirten Sümbül, “Ulus devlet anlayışı asimilasyoncu, tekçi ve yasaklayıcı bir anlayışla ana dilinde eğitim taleplerini reddetmektedir. Ulus devlet anlayışı bir toprak parçası üzerinde yaşayan bütün bireylerin ‘tek dili’ konuşmaya, eğitim görmeye ve diğer faaliyetlerini sürdürmeye zorlamaktadır. Diller üzerinde tekçi ve asimilasyoncu politikalar ve zor aygıtları kaldırılmalıdır. Halkların kendi dillerinde konuşma, eğitim alma, yaşamlarını ve kültürlerini devam ettirmeleri sağlanmalıdır. Dilsel ve kültürel çoğulculuk ile toplumların barış içinde bir arada ve özgürce yaşamaları sağlanabilecektir” diye konuştu.

    “ANA DİLİNDE EĞİTİM HAKTIR”

    Açıklamanın Kırmançki kısmını okuyan İHD Mersin Şube Yöneticisi Şükran Aktaş, ana dilinde eğitimin çocuklar üzerindeki etkisine değinerek, “Bir çocuğun ilkokul 5’inci sınıfa kadar ailesinden öğrendiği dilden kopması ve resmi dili öğrenerek bilime, sanata, kültüre ve eğitime erişmeye zorlanması hem çocuk haklarının ihlali hem de pedagojik olarak çocuğun ruhsal, sosyal ve duygusal dünyasının parçalanması anlamına gelmektedir. Farklı dil ve lehçelerin seçmeli ders olarak okutulması yetersiz bir hak olmasının yanında bu dilleri seçmek ve okulda öğrenmek neredeyse imkânsız hale getirilmiştir. Yeterince öğretmen atanmaması, bir sınıfta en az 10 öğrencinin o dersi seçmek zorunda oluşu, eğitim araç ve gereçleri ile ders kitaplarının eksikliği, çocukların ve velilerin ders seçim dönemlerinde haberdar edilmeden idarenin uygun gördüğü çoğunlukla da dini içerikli derslere çocukların yönlendirilmesi gibi zorluklar nedeniyle bu hak bile kullanılamamaktadır” dedi.

     “DİLLER ÜZERİNDEKİ YASAKÇI ANLAYIŞA SON VERİLMELİ”

    Açıklamayı Kurmanci okuyan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’ndan Nebil Birtek ise, Türkiye’de Kürt dili üzerindeki baskılara dikkat çekerek, iktidarın TRT6 ve seçmeli dersler gibi düzenlemelere gitmesinin ana dili bağlamındaki hak taleplerini karşılayacak düzeyde olmadığını belirtti.

    Yaşamın her alanında Kürtçenin ciddi engelleme ve baskılarla karşılaştığını söyleyen Birtek, “Mülki idari makamlar olmak üzere birçok idari karar ile Kürtçe tiyatro, sinema, konser ve benzeri kültürel etkinlikler yasaklanmaktadır. Geçtiğimiz aylarda başlayan ve Kürt Meselesinin çözümüne yönelik bazı görüşmeler ile tartışmalar toplumda beklentilere yol açmakta; bu beklentilerin en önemlisi ise ana dilinde eğitim hakkının tanınması meselesidir. İktidar, Kürt meselesinin çözümüne yönelik sorumlu bir davranış sergileyerek başta ana dilinde eğitim hakkı olmak üzere; diller üzerindeki yasakçı anlayışına son vermelidir” ifadelerini kullandı.

    Son olarak İHD Mersin Şube Eş Başkanı Gazi İnci, şunları söyledi:

    “28 Ekim 1990 tarihinde derneğimizin kongresinde Kürtçe konuştuğu için tutuklanan, beraat ettikten kısa bir süre sonra ise evinden alınıp gözaltında zorla kaybettirilen üyemiz Vedat Aydın’ı saygıyla anarak Dünya Anadil Gününü kutluyor, her bireyin en doğal hakkı olan kendi anadili ile eğitim alması ve dünya ile iletişim kurması hakkının ivedilikle hayata geçirilmesini talep ediyoruz.”

    Basın açıklaması, Kürtçe şarkılar eşliğinde çekilen halaylarla sonlandı.

    PİRHA/ MERSİN