Etiket: insan hakları

  • Diyanet, 38 farklı ülkede istihbarat toplamış

    Diyanet, 38 farklı ülkede istihbarat toplamış

    Cumhuriyet’ten Mahmut Lıcalı’nın haberine göre, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın TBMM Darbe Komisyonu’na gönderdiği belgelerde 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 38 farklı ülkede din görevlileri aracılığıyla istihbarat raporları hazırladığı ortaya çıktı. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 11-14 Ekim 2016 tarihlerinde düzenlenen 9. Avrasya İslam Şûrası’na sunulmak üzere yurtdışındaki temsilcilerden istediği raporlar TBMM Darbe Komisyonu’na ulaştırıldı.

    Cami görevlileri, din koordinatörü ve din hizmetleri müşavirleri aracılığıyla hazırlanan raporlarda, ‘FETÖ’nün ilgili ülkelerdeki okullar ve dershaneleri; FETÖ ile bağlantılı şirketler, dernekler, vakıflar ve medya kuruluşlarıyla ilgili çok ayrıntılı istihbarat bilgileri yer aldı. 38 farklı ülke hakkında hazırlanan 50’ye yakın raporlardan bazılarında; istihbarat çalışması yapan din görevlileri ve imamların görev yaptığı cami isimleriyle birlikte raporlarda yer alırken; bazı raporlarda ise ilgili ülkenin koordinatör din görevlilerinin isimleri de bulunuyor.

    Bazı raporlarda; cemaatçi kişiler hakkında “2-3 kişi hariç çok nadiren cumaları ve bayramları camiye gelirler”, “Aktif olarak hiçbir faaliyette bulunmasa da halen gönül bağını devam ettirdiği söyleniyor. Ev hanımı” gibi tanımlamalar yapılması dikkat çekti.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Almanya Köln raporu adıyla komisyona gönderdiği belgede “Köln Din Hizmetleri Ateşeliği 2. Bölge Camileri Avrasya Şûrası Raporları başlığı altında cami görevlileri tarafından hazırlanan raporlar şöyle yer alıyor:

    “Oberbergischer Kreis ilçesine bağlı olan ve camimizin de bulunduğu Bergneustadt’ta FETÖ’nün eğitim kurumu olarak sadece AKTİVE LERNHİLFE denilen bir dershanesi bulunmaktadır. Burası Oberbergischer Kreis’taki tüm PDY yapılanmasının karargâhı/merkezi kabul edilmektedir. Zekat, kurban, abonelik ve insan kaynakları tüm buradan sevk ve idare edilmektedir. Üye ve yöneticilerinin tamamı camimizin de cemaati olup bu kişilerin desteği ile halen varlığını sürdüren bu fesat yuvası cami hizmetleri hakkında da asılsız tezviratlar yaymakta ve Alman makam ve yerel medyasıyla dirsek teması halinde çalışmalarına devam etmektedir. N.S. Bergneustadt Merkez Camii Din Görevlisi.”

    Raporda paylaşılan istihbarat bilgilerinin bazıları şöyle:

    – B.D. ve C.D.: Bu kişiler daha önce bu bölgede ikamet etmekteyken bu örgüt tarafından Köln bölgesindeki eğitim kurumlarında eğitici olarak istihdam edilmişlerdir. Halen faal olarak görev yaptıkları söyleniyor.

    – T.Ö.: Üniversite yıllarında bu yapılanmanın evlerinde kalmış, Almanya’ya gelin olarak gelmiştir. Aktif olarak hiçbir faaliyette bulunmasa da halen gönül bağını devam ettirdiği söyleniyor. Ev hanımı.

    H. A. Fürthen/Sieg Camii Din Görevlisi

  • Hasta tutuklu sayısı 900’ü geçti

    Hasta tutuklu sayısı 900’ü geçti

    İHD Cezaevleri Komisyonu, “Türkiye Cezaevlerindeki Hasta Mahpuslar Listesi ve Sağlık Durumlarına İlişkin Bilgilendirme” raporunu açıkladı.

    26 Ekim tarihinde güncellenen rapora göre, Türkiye’de 905 hasta tutuklu bulunuyor. İHD’nin geçen yıl açıkladığı raporda bu sayı 721 idi.

    ‘HASTA TUTUKLU SAYISI SÜREKLİ ARTIYOR’

    İHD Ankara Şube Komisyonu’ndan Nuray Çevirmen adli hasta hasta tutuklularla birlikte sayının çok daha artacağını söyledi.
    Çevirmen, “Özellikle siyasi olanların sağlık gibi temel hakları hiçe sayılıyor. Hasta tutuklular ölüme terk ediliyor” dedi.
    Yıllardır sokaklarda hasta tutuklulara dair duyarlılık çağrısı yaptıklarını belirten Çevirmen, “Özellikle aileler eylemlerimize destek vermeli. Tüm insan hakkı savunucuları her hafta bizimle olmalı” çağrısı yaptı.
    Öte yandan İHD, 15 avukat ile 40 cezaevini dolaşarak hak ihlallerin konusunda daha kapsamlı raporlar hazırlayacak.
    Kapsamlı bir rapor Ocak ayı itibari ile kamuoyuna sunulacak.

  • İHD yöneticilerinin serbest bırakılmasını istedi

    İHD yöneticilerinin serbest bırakılmasını istedi

    Darbe girişimi sonrası muhaliflere yönelik tutuklama ve gözaltı furyasının insan hakları savunucularına da sıçradığına dikkat çeken İHD İzmir Şubesi tarafından düzenlenen basın toplantısında, tutuklanan ve gözaltında bulunan dernek üyelerinin serbest bırakılmaları istendi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, 2 aylık süre boyunca gerçekleşen hak ihlallerine ilişkin şube binasında basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan İHD Merkez Yürütme Kurulu üyesi Mehmet Aker, ülkenin 15 Temmuz’dan sonra OHAL ve KHK’lerle yönetildiğini hatırlatarak, cemaatin darbe girişimi denilerek başlanan bu olağanüstü uygulamanın hızlı bir şekilde yön değiştirdiğini ve tüm muhaliflere yöneldiğini ifade etti.

    HDP Eşbaşkanları ve milletvekilleri ile DBP’li belediye eşbaşkanlarının neredeyse tamamının tutuklandığını vurgulayan Aker, gelinen noktada ise ÖHD, ÇHD, MHD, Halkın Hukuk Bürosu, Kadın dernekleri, dayanışma dernekleri, yardımlaşma dernekleri, çocuk derneklerinin de aralarında bulunduğu birçok derneğin kapatıldığını anımsatıldı. Yine KHK’ler ile birçok sendikadan çeşitli nedenlerle binlerce çalışanın maaş kesim, kademe durdurma, sürgün, açığa alınma, ihraç, gözaltı, tutuklama gibi uygulamalara tabi tutulduğunu dile getiren Aker, İHD Şube üyelerinden Kadir Baydur, Mehmet Kuriş, Ali Düzgün Koçak, Tekin Çelik’in ihraç edildiğini, Maile Ariç, Yunus Kurt ise açığa alındığını kaydetti.

    İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI GÖZALTINDA

    İHD Şırnak Şube Başkanı Emrehan Uysal’ın İHD kapsamındaki basın açıklamaları gerekçe gösterilerek tutuklandığını aktaran Aker, yine Mardin Şube yöneticileri Avukat Seher Acay, Avukat Fevzi Adsız ve Genel Kurul Delegeleri Avukat Ziya Baği’nin 16 gündür gözaltında olduğunu gündeme getirdi. İnsan hakları haftasında üyelerinin derhal serbest bırakılmasını isteyen Aker, şunları söyledi:

    “Siyasal iktidardan İnsan Hakları Derneği yöneticileri ve üyelerinden ellerini çekmelerini istiyoruz. Hukuksuzca gözaltına alınan ve tutuklanan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın.”

  • İsviçre Dışişleri Bakanı: Arabulucu olmaya hazırız

    İsviçre Dışişleri Bakanı: Arabulucu olmaya hazırız

    İsviçre Dışişleri Bakanı  Burkhalter, Kürt sorunun çözümü ve barış sürecine geri dönmekte İsviçre’nin rol almaya hazır olduğunu ifade etti.  Burkhalter, “Federal Konsey olarak, Kürtlerle barış yapma noktasında iki tarafından istemesi durumunda aracı olmaya hazır olduğumuzu, 3 Kasım’da Bern’de yaptığım görüşmede Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na söyledim. Ama bugüne kadar Türkiye’den doğru böyle bir talep gelmedi” dedi.

    İsviçre Dışişleri Bakanı Didier Burkhalter, Sosyal Demokrat Partili (SP) 12 federal milletvekilinin Türkiye’de yaşanan anti-demokratik uygulamalara ve İsviçre’nin bu politika karşısında ne yaptığına yönelik kendisine sunulan soruları cevapladı.

    ANF’den Serkan Demirel’in haberine göre 12 milletvekilinin sorularını ayrı ayrı yanıtlayan Dışişleri Bakanı Burkhalter, sorulara verdiği cevaplarla aynı zamanda Türkiye’de yaşanan anti-demokratik uygulamalara dikkat çekmiş oldu.

    “TÜRKİYE’DE YAŞANAN DEĞİŞİMDEN KAYGILIYIZ”

    Federal Konsey’in Türkiye’de yaşananları dikkatli bir şekilde yakından takip ettiğini ifade eden Burkhalter, Türkiye’nin evrensel hukuk ve anayasal çerçevede darbe girişimcilerine karşı mücadele etme hakkının olduğunu belirtti.

    Burkhalter, “Ama İsviçre, darbe sonrasında OHAL ilanı ile birlikte alınan önlemler ve insan haklarının kısıtlanması noktasında büyük endişe duymaktadır. Temel özgürlüklere, hukukun üstünlüğüne ve uluslararası yükümlülüklere saygı göstermesi için Türkiye’ye çağrıda bulunduk. Öte yandan İsviçre olarak, BM, AGİT ve Avrupa Konseyi’nde Türkiye’de yaşanan değişimden kaynaklı kaygılı duyduğumuzu ifade ettik” dedi.

    isvicre-disisleri-bakani-didier-burkhalter

    “İKİ TARAF DA İSTERSE BARIŞIN SAĞLANMASI İÇİN ROL ALMAYA HAZIRIZ”

    Kürt sorunundan kaynaklı yaşanan hak ihlalleri ve çatışmalara ilişkin sorulan soruya cevaben, “Federal Konsey olarak Kürtlerle barış yapma noktasında iki tarafından istemesi durumunda İsviçre’nin aracı olmaya hazır olduğunu, 3 Kasım’da Bern’de yaptığım görüşmede Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Cavuşoğlu’na belirttim” diyen Burkhalter, “Ama Türkiye’nin bugüne kadar kendilerinden böyle bir talepte bulunmadığını belirtti. Burkhalter, “Bir kez yine tekrar ediyorum, iki taraflı bir istek dâhilinde rol alabiliriz. İsviçreli siyasi partilerde bu konuda rol oynayabilir. Umarım 2015 Haziran’dan sonra tekrardan başlayan çatışmalar için barışçıl bir çözüm sağlanır” diye ekledi.

    “HDP’Lİ SİYASETÇİLERİN TUTUKLANMASINI YAKINDAN TAKİP EDİYORUZ”

    HDP Eş Başkanları, milletvekilleri ve belediye başkanlarının tutuklanması ve belediyelere kayyum atanma durumuna ilişkin soruya ilişkin Burkhalter, “İsviçre Federal Konsey olarak, HDP Eş Başkanları, milletvekilleri ve belediye başkanlarına yönelik ortaya konan politikayı yakından takip ediyoruz. Konsey, bu konuyu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde ve AGİT’e dile getirdi.”

    Burkhalter, Federal Konsey’in kaç belediye kayyum atandığını, vekillerin ve belediye başkanlarının tutuklanmasına yönelik ayrıntılı bilgiye sahip olduğunu ve araştırmaya devam ettiğini söyledi.

    “CPT DARBE SONRASINDA YAPTIĞI ZİYARETİN SONUÇLARINI AÇIKLAMALI”

    İsviçre, Türkiye cezaevlerinde yaşanan işkenceyi araştırmak için uluslararası kuruluşları harekete geçirmedeki rolüne ilişkin sorulan soruya ilişkin, Cezaevlerini ziyaret etmekte ana aktör olan AK’ye bağlı CPT’nin periyodik aralıklarla AK üyesi ülkelerdeki cezaevlerini ziyaret etmekle yükümlü olduğunu dikkat çeken Burkhalter, “CPT Askeri darbe girişimin ardından Türkiye’deki cezaevlerini ziyaret etti ama şu ana kadar bu ziyaretin sonuçlarını kamuoyuna açıklamadı. CPT’nin bu raporu açıklaması diğer ülkeler gibi bizimde isteğimizdir. Bu duruma ilgili ülke ve AK karar verse de bizim bu konu üzerinde görüş bildirme hakkımız var diğer ülkeler gibi” dedi.

    “AK, CPT’NİN YENİDEN CEZAEVLERİNDE ARAŞTIRMA YAPMASINI İSTEYEBİLİR”

    CPT’ye yeniden Türkiye cezaevlerini ziyaret etmesi için bir davet yapılabileceğini söyleyen Bourkhalter şunları dile getirdi: “Ama bunu Avrupa Komitesi (AK) üyesi herhangi bir ülke yapamıyor.  Avrupa Parlamentosu, özel bir başlıkla Avrupa Komitesi’ni harekete geçirerek Avrupa Konseyi’nin CPT’yi istenilen ülkenin cezaevlerinde araştırma yapmasını sağlayabilir. Avrupa Güvelik Teşkilatı’nın herhangi bir ülkenin cezaevini ziyaret etme hakkı yok. BM ise geçtiğimiz günlerde özel bir raportörünü göndererek incelemelerde bulundu. Diğer taraftan, Türkiye resmi olarak Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ni (CİCR) tanımadığı ve aralarındaki anlaşmazlıktan kaynaklı CİCR Türkiye cezaevlerinde incelemede bulunamıyor. Özetle cezaevlerinde araştırma yapma ve bu konuda karar vermesi gereken kurumlar CPT ve AK’dir.”

    “TÜRKİYE’YE EVRENSEL HAKLARA SAYGI DUYMASI İÇİN ÇAĞRI YAPTIK”

    Türkiye’de yaşanan ifade ve basın özgürlüğü ihlalinin boyutuna ve bu duruma ilişkin İsviçre’nin tavrının ne olduğuna yönelik kendisine sorulan sorulara da cevap veren Burkhalter, “Bu konuda İsviçre olarak Türkiye’ye tavrımızı açıkça söyledik. Hukukun üstünlüğüne ve uluslararası yükümlülüklere uymaları gerektiğini ifade ettik. İsviçre olarak Türkiye’de çoğulcu ve özgür bir topluma, özgür bir basına, demokrasiyi geliştirecek bir yapıda ısrar ediyor ve dile getiriyoruz. Çok iyi bilinmelidir ki ülkenin istikrarı sağlanması ile demokratik alanların azaltılması arasında hiçbir ilgi yoktur.

    “TÜRKİYE’DE YAŞANAN DURUMDAN RAHATSIZIZ”

    Tüm bu nedenlerden kaynaklı İsviçre Federal Konseyi, Türkiye’de basına, sivil toplum örgütlerine ve diğer birçok kesime yönelik baskılardan büyük endişe duymaktadır. Çocuk hakları, kadın haklarını koruyan derneklerinde aralarında bulunduğu derneklerin kapatılması aktüel olarak yaşanan durumdan rahatsızız. Türk Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile 2O Eylül’de New York’ta, 3 Kasım Bern’de yaptığım her görüşmede de Türkiye ile ilgili beklentilerimizi ilettim. Siyasi muhalefet ile terörün aynı kefeye koyulmaması söyleyerek Türkiye’nin hukuk devleti koruması gerektiğini ilettim.

    “İNSAN HAKLARININ KORUNMASI DIŞ POLİTİKAMIZIN BİRİNCİ ÖNCELİĞİDİR”

    Kadın haklarında ilerleme, sivil toplum alanlarının korunması ve insan haklarının korunması ve geliştirilmesi dış politikada İsviçre’nin birinci önceliğidir. Bu amaçla Konsey Federal Türkiye’de yaşananları yakından takip etmeye devam edecek ve ona göre pozisyonunu belirleyecektir” diye konuştu.

    DAİŞ İLE BAĞLATI VAR MI DİYE ARAŞTIRMA DEVAM EDİYOR

    Dışişleri Bakanı Burkhalter, Türkiye’nin DAİŞ ile arasındaki işbirliğine yönelik soruyu şu şekilde cevapladı: “İsviçre Türkiye’nin DAİŞ’e ve cihatçı örgütlere silah teslim ederken belgelendiği iddialarını araştırmaya devam ediyor. İsviçre istihbarat teşkilatı dışa yönelik temas kurmak için başka ülkelerin servisleriyle görüşme yetkisi vardır. Bu servis bilgileri düzenli olarak Federal Konseyi’ne aktarıyor.”

    “TÜRKİYE’YE HATIRLATTIK”

    Türkiye devletinin kendi politikasını İsviçre’de yaşayan Türkiyeli göçmenler arasında da ortaya koymaya çalıştığı ve Kürt, Kemalist ve Gülen çevrelerinin bilgilerinin Türk kurumlarına sızdırılmasına yönelik soruyu doğrulayan Burkhalter, “Federal Konsey, İsviçre’de yaşayan Türkiye kökenli insanlar arasında kutuplaşmanın geliştiğini ve Türkiye’de yaşananların İsviçre’yi etkilediğinin farkındadır. Bu konuda kanton yetkilileri üzerine düşeni yapıyor. İsviçre İstihbarat Örgütü bu politikanın nasıl yapıldığını araştırıyor. Bu konuda Federal Dış İşleri Bakanlığı, ifade özgürlüğü hakkının ve hukuk sisteminin İsviçre için vazgeçilmez ilke olduğunu ve dış ülkelerin kendi iç çatışmalarını İsviçre topraklarına taşımasının yasak olduğunu Türkiyeli yetkililere hatırlattı” dedi.

  • Cumartesi Annesi Asiye Karakoç hayatını kaybetti

    Cumartesi Annesi Asiye Karakoç hayatını kaybetti

    Gözaltında öldürülen Rıdvan Karakoç’un annesi, Cumartesi Anneleri’nden Asiye Karakoç hayatını kaybetti. İşkence ile öldürülmüş bedenine 3 Haziran 1995’te  ulaşılan oğlu Rıdvan Karakoç’un dosya ise zaman aşımı tehlikesi altında.

    Asiye Karakoç, İnsan Hakları Derneği İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon’un başlattığı “Cezasızlığa son, adalet istiyoruz” kampanyasının toplantısında 4 Şubat 2015’teki basın toplantısına da katılmıştı.

    Oğlu Hasan Karakoç, Asiye Karakoç’un uzun zamandır oğlu Rıdvan’ın adından başka bir sözcük söylemediğini belirterek onun yerine söz almıştı:

    Biz yine şanslıyız tesadüf ve şansın yardımıyla mezarımızı bulduk. Yıllardır haykırdık ne gören ne anlayan oldu. Bu devletten bir can, bir kardeş, bir yoldaş alacağım var.”

    ffce872f-36ca-4663-baae-ba9c10cd0de3

    RIDVAN KARAKOÇ NASIL ÖLDÜRÜLDÜ?

    Rıdvan Karakoç, Kürt siyasi partilerinde çalışmalar yürüten, Mezopotamya Kültür Merkezi’nin kuruluş çalışmalarında yer alan 34 yaşındaki Rıdvan Karakoç, bu faaliyetleri nedeniyle polisin hedefindeydi.

    Hakkında gıyabi tutuklama kararı olan Rıdvan Karakoç’un, İstanbul’da yaşayan ailesinin evi polis ablukası altındaydı. Rıdvan Karkaoç’u arayan polisler sık sık evlerini basıyor, aileyi tehdit ediyordu.

    Rıdvan Karakoç bu nedenle  evine gidemiyor ama ailesi ve posta yoluyla vekalet gönderdiği İHD avukatlarından Eren Keskin ile düzenli olarak haberleşiyordu. Bu haberleşme 15 Şubat 1995 tarihinden sonra kesildi. Haberleşmenin kesilmesinin ardından ev baskınları son buldu,  evdeki polis ablukası kalktı.

    Karakoç ailesi, tüm mercilere başvuru yaptı ancak sonuç alamadı. Gözaltına alındığı inkâr edilen Rıdvan için devletin tüm kurumları üç ay boyunca “Bizde yok ” cevabı verdi.

    Gözaltında kaybedilen oğulları Hasan’ı arayan Ocak ailesi Mayıs ayında Beykoz Savcılığı’ndaki dosyalar arasında tesadüfen Rıdvan’ın işkence görmüş cansız bedeninin fotoğrafını gördü.

    Böylece Rıdvan Karakoç’un işkence ile öldürülmüş bedeninin 02 Mart 1995 tarihinde Beykoz’da ormanlık alana atıldığı, ölü muayenesi sonrasında fotoğraflarının çekildiği, parmak izlerinin alındığı, 26 Mart 1995 tarihinde de Adli Tıp’a teslim edildiği gerçeği açığa çıktı. Savcılık dâhil, tüm resmi kurumlardan geçen Rıdvan’ın cansız bedeni emniyette parmak izi olduğu halde  “kimliği meçhul kişi” olarak gizlice Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’na defnedilmişti.

    3 Haziran 1995 tarihinde Rıdvan’ın mezarına ulaşan Karakoç ailesi onu bulunduğu yerden alarak Gazi Mahallesi Mezarlığı’na tekrar defnetti.

    Beykoz Savcılığı’nın 1995/805 esas sayılı soruşturma dosyasında, rutin yazışmalar dışında hiçbir işlem yapılmadı.13 Şubat 2015 tarihinde aile yeniden Beykoz Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Karakoç ailesinin etkin soruşturma yapılarak cezasızlığa son verilmesi ve hakikatin açığa çıkartılması talebi 21 yıldır karşılıksız kaldı.

    Rıdvan Karakoç kaybedildiğinde; Reşat Altay İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü’ydü. Necdet Menzir İstanbul Emniyet Müdürü’ydü. Mehmet Ağar Emniyet Genel Müdürü’ydü. Hayri Kozakçıoğlu, İstanbul Valisi’ydi. Nahit Menteşe İçişleri Bakanı’ydı. Tansu Çiller Başbakan’dı. Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı’ydı.

    images-1

  • İşverenden ‘sıfır zam’ önerisi!

    İşverenden ‘sıfır zam’ önerisi!

    Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 2017 yılında uygulanacak ücreti belirlemek için toplandı. İşveren tarafı “sıfır” zam önerdi.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müzezzinoğlu, işçi ve işveren taraflarına “eşit mesafede durduğunu” söylerken, işçi yüzde 23 zam talebinde bulundu. Asgari ücretin 1600 TL’ye çıkması talebinde işveren kesiminin yanıtı ise “sıfır zam” oldu. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) temsilcisi, geçen yıl verdikleri “yüksek zammın” iki yılda ancak normalleşeceğini savundu.

    Müezzinoğlu ise, Artıştaki “her oran yalnız asgari ücreti değil, istihdam ve iş gücü maliyetini etkiliyor” diye konuştu.

    MEVCUT ASGARİ ÜCRET BİN 300 TL     

    Asgari ücret, halen bekar bir işçi için brüt bin 647 lira, vergiler ve kesintiler düşüldüğünde net bin 300 lira 99 kuruş olarak uygulanıyor.

    Asgari ücretin işverene ‘toplam maliyeti’ ise bir işçi için bin 935 lira 23 kuruş düzeyinde. Bunun bin 647 lirasını brüt asgari ücret, 255 lira 29 kuruşunu sosyal güvenlik primi, 32 lira 94 kuruşunu işveren işsizlik sigorta fonu oluşturuyor.

    ASGARİ ÜCRET NASIL BELİRLENİYOR?

    Asgari ücreti, yasa gereği işçi, işveren ve devlet temsilcisi olmak üzere 15 kişiden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu belirliyor. Bu komisyonda, en fazla üyeye sahip konfederasyon olduğu için işçi tarafını Türk-İş temsil ederken, işveren tarafı adına masaya TİSK oturuyor.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda yapılan ilk toplantının ardından işçi ve işverenin ev sahipliğinde de ayrı ayrı toplanan komisyon, son toplantısını yine bakanlıkta yapıyor.

    Bakanlığın belirlediği üyelerden birinin başkanlık ettiği komisyon, en az 10 üyenin katılımıyla toplanıp, oy çokluğuyla karar veriyor. Oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu tarafın, çoğunluğu sağladığı kabul ediliyor.

  • Çalışma Bakanı DİSK heyeti ile görüştü

    Çalışma Bakanı DİSK heyeti ile görüştü

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Kani Beko, DİSK Genel Başkan Yardımcısı Cafer Konca, DİSK Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Yahyaoğlu ve DİSK Ankara Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu ile görüştü.

    Asgari ücret görüşmelerinin başlaması nedeniyle Müezzinoğlu ile görüşen DİSK heyeti, bakana asgari ücretin 2000 TL olması gerektiğini bildirdi. Bakan Müezzinoğlu’na asgari ücret ile ilgili DİSK Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR) tarafından hazırlanan ve akademisyenlerin katkı sunduğu rapor sunuldu.

    DOĞU VE GÜNEYDOĞU’DA SENDİKAL FAALİYET DURMA NOKTASINDA

    Yapılan görüşmede, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde atanan kayyumlar sonrası ortadan kalkan iş güvencesi ve işten atılmalar dile getirildi. Söz konusu bölgelerdeki illerde sendikal faaliyetlerin durma noktasına geldiği ve sendikal faaliyete bir güvenlik sorunu olarak bakıldığı dile getirildi.

    İŞTEN ATILANLAR GERİ ALINMALI

    İşten atılan işçilerle ilgili rahatsızlıklarını ileten DİSK heyeti, işçilerin görevlerine iadesinin ve iş güvencesinin yeniden tesis edilmesini talep etti. Görüşmede şirketlerde çalışan işçilerin istihdam güvencelerine dokunulmaması istendi.

  • Okuldan uzaklaştırılan öğrenciler: Soruşturmalar geri çekilsin

    Okuldan uzaklaştırılan öğrenciler: Soruşturmalar geri çekilsin

    Mersin Üniversitesi’nde ülkü ocaklarının düzenlemek istediği Nihal Atsız anmasının protestosu sonrası gözaltına alınıp tutuklanan ve protestoya katılan 42 öğrenci daha okuldan 1 ya da 2 dönem uzaklaştırma cezası aldı. Okuldan uzaklaştırılan öğrenciler, üniversite yönetimine seslenerek “soruşturmalar geri çekilsin” dedi.  

    PİRHA- Geçtiğimiz yıl ülkü ocakları tarafından Mersin Üniversitesi Çiftlik Köy Kampüsünde düzenlenmek istenen Nihal Atsız Anması, öğrenciler tarafından protesto edilmiş, çıkan olaylar sonrası  birçok öğrenci gözaltına alınıp tutuklanmıştı. Denetimli serbestlikle bırakılan öğrenciler eğitimine devam ederken, üniversite yönetimi öğrencilere okuldan uzaklaştırma cezası verdi. Öğrenciler bu karara itiraz ederek İHD Mersin Şubesi’nde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    “İLERİCİ ÖĞRENCİLER HEP BASKIYA, ŞİDDETE, TACİZE UĞRADI”

    İHD ve Barış İçin Akademisyenlerinin de destek verdiği açıklamada öğrenciler adına konuşan Deniz Akbıyık, “ Bir buçuk seneyi aşkın bu süreç beraberinde, bütün üniversitelerde muhalif, devrimci, yurtsever, ilerici öğrencilere baskı, şiddet, taciz, sayısız soruşturmalar, uzaklaştırmalar, tutuklamalar getirdi” dedi.

    Akbıyık, “Tüm bu baskılar sadece öğrencilere değil aynı zamanda muhalif olan, savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunan, bilimsel özgürlüğü ve biat etmemeyi ilke edinmiş akademisyenlere de aynı derecede uygulandı. Üniversitelerde bu durum devam ederken yaşamın diğer tüm alanlarında da baskılar artarak devam ediyordu. OHAL ilan edilerek çıkarılan KHK’lerle kamunun her alanında tasfiyeler başladı, muhalif basına saldırılarak özgür basın kurumları kapatılıp muhalif olan tüm sesler bastırılmaya çalışıldı” şeklinde konuştu.

    “NİHAL ATSIZ OLAYI, PLANLI SÜRECİN BAŞLANGICI”

    Nihal Atsız olayının planlı bir sürecin başlangıcı olduğunu kaydeden Akbıyık, “Bu dönemle beraber Mersin Üniversitesinde bu bir buçuk yılı aşkın süre içerisinde bizim ulaşabildiğimiz 131 öğrenciye 373 dava açılmıştır. Süreç içerisinde uzaklaştırma alan arkadaşlarımızın sayısı 32 olup verilen uzaklaştırma cezalarının sayısı 50 yi aşmışken bu hafta nihal atsız protestosundan dolayı açılan soruşturmalardan 42 arkadaşımıza daha birer ve ikişer dönem olmak üzere uzaklaştırma cezası verilmiştir ve uzaklaştırma alan arkadaşlarımızın ders kayıtlarını yapmaması için ikinci yarıyıl ders kayıtları öne alınarak birinci yarıyılın başlarında yapılmıştır” dedi.

    “BİZLER YILMAYACAĞIZ”

    Konuşmasının sonunda Akbıyık, “Tüm bunları yaparlarken unuttukları bir şey vardı; başta söylediğimiz gibi bizler salt öğrenci değiliz. Bizler; yüreği savaşsız, sömürüsüz bir dünya umuduyla atan, 68’lerin anti-emperyalist ruhunu kuşanmış, özgür, bilimsel üniversite mücadelesine omuz veren, üniversitelerimizde emeği, bilimi, sanatı, özgürlüğü savunanlarız. Bizleri ne soruşturmalar ne tutuklamalar ne de uzaklaştırmalar yıldırabilir” dedi.

    Diren Keser- MERSİN

     

  • Engelliler hak gasplarına karşı sokaktaydı!

    Engelliler hak gasplarına karşı sokaktaydı!

    3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla Tünel’den Galatasaray Meydanı’na sokağa çıkan engelli yurttaşlar, insanca yaşamak istediklerini haykırdı.

    3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla Tünel’den Galatasaray Meydanı’na sokağa çıkan engelli yurttaşlar, insanca yaşamak istediklerini haykırdı. Hükümetin 2013 yılında 2022 sayılı ve 2828 sayılı yasalarda yaptığı değişikliler nedeniyle hak gaspına uğradıklarını, engelli maaşlarının kesildiğine dikkat çeken Engelli yurttaşlar, Anayasa ve İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı bu yasaların derhal değiştirilmesini istediler.

    Türkiye Sakatlar Derneği öncülüğünde Taksim ‘de bir araya gelen yüzlerce engelli yurttaş, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nü Tünel ‘den Galatasaray Meydanı’na yaptıkları yürüyüşle karşıladı.

    CHP Milletvekili Ali Şeker, CHP Parti Meclis üyesi Kadir Gökmen Öğüt , İHD, DİSK, Cumartesi Anneleri, Kuzey Ormanları , Anadolu Erenler Cemevi, Emekli-Sen ‘in katıldığı yürüyüşte, engelliler eşit yurttaşlık hakkı istediler. “Sakatlık kader değil, yarattığınız cehennemdir” yazılı pankart ile “ Sokakta olmak istiyoruz”, “ Savaş engel demektir”, “ İnsanca yaşamak istiyoruz” dövizlerini taşıyan engelli yurttaşlar, “ Sağlık uygulama tebliği kaldırılsın”, “ Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber engelli ya hiç birimiz” sloganlarını attı.

    ONBİNLERCE ENGELLİ YURTTAŞIN GELİRİ KESİLDİ   

    Galatasaray Meydanı’nda engelliler adına açıklamayı TSD Genel Başkan Yardımcısı Turan Hançerli okudu. 9 Milyon 200 bin engelli yurttaşın yaşamını doğrudan etkileyecek bir haksız uygulamayla karşı karşıya olduklarına işaret eden Hançerli, hükümetin 2022 ile 2828 sayılı yasalarda yaptığı değişiklikler nedeniyle on binlerce engelli yurttaşın gelirinin kesildiğine dikkat çekti. 1976 yılından beri yürürlükte olan kanun ve yönetmenlikler gereği, engelliler ve yaşlıların devletten cüzi miktarda sosyal yardım aldığını hatırlatan Hançerli, engellilerin yaşadığı hak gasplarını şöyle aktardı: “2022 sayılı yasa uyarınca bu rakamların; 2016 yılında engelliler için 1 aylık 342,92 TL iken, yaşlılar için ise 228,35 TL kadardı. Ancak hükümetin 2013 yılında engelli/ yaşlı aylığını kapsayan 2022 saylı yasada yaptığı değişiklikle alınan c bu cüzi maaşlar dahi kesildi. Yasa değişikliğine göre, ihtiyaç sahibi yurttaşın engelli/ yaşlı aylığı alabilmesi için artık bireyin kendi geliri yerine, aile ve akrabalarının toplam gelirine bakılıyor. Böyle olunca da ihtiyaç sahibi bireyi akrabaya bağımlı hâle getiren ve insanlık onuruna yakışma zorlayan koşullar ortaya çıkıyor. Yine 2828 saylı yasa kapsamında kendi ihtiyaçlarını gideremeyecek kadar yaşlı veya engelli olanların evde bakım aylığı olarak 924,73 TL bakım aylığı alma hakları var. Ancak yapılan değişikliğiyle birlikte yüzbinlerce yurttaşın bu yardımları kesilmiş ve kesilmeye devam edilmektedir. Bu yetmiyormuş gibi, gelirleri kesilen yurttaşlardan icra ve davalarla paralar geri istenmektedir. Binlerce aileden, icra ve davalarla 10.000 TL ile 70.000TL arasında paralar isteniyor. Açlık sınırının altında yaşam süren engelli ve ailelerinden bu bedellerin istenmesi.”

    YASALAR DEĞİŞTİRİLSİN     

    Bu yasalarda, bireyin esas alan bir yasal düzenleme taleplerini başta milletvekilleri başta olmak üzere tüm yetkilere defalarca ilettiklerini aktaran Hançerli, yetkililer sorunu düzeltme sözü verseler de bugüne kadar hiçbir değişiklik yapılmadığına dikkat çekti. Hançerli, engelli yurttaşların taleplerini şöyle sıraladı: “ 2022 saylı yasada engelli ve yaşlıya aylık bağlanmasında, engelli bireyden başka kimsenin gelirine bakılmaması yönünde değişiklikler yapılmalıdır, 2828 sayılı yasada sadece bakım ihtiyacı olan kişinin geliri dikkate alınmak suretiyle bakım aylığı bağlanması yönünde değişiklik yapılmalıdır, engellilerden engelli maaşı ve evde parasının faiziyle iadesi için açılan ve davalardan feragat edilmelidir, ailemi değil beni muhatap alın, anayasa ve İnsan Hakları Sözleşmelerine aykırı bu yasalar değiştirilsin.” (BİRGÜN)

  • Erol Zavar haftalardır tedavi edilmeyi bekliyor

    Erol Zavar haftalardır tedavi edilmeyi bekliyor

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu F Tipi oturma eyleminin 245. haftasında mesane kanseri Erol Zavar için Galatasaray Meydanında bir araya geldi. Zavar’ın gardiyanların saldırısına uğrayıp, haftalardır anjiyo olamadığı kaydedildi. 

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonunun hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta düzenledikleri “F Oturumu” Galatasaray Meydanında 245’inci kez gerçekleştirildi. “Susma suça ortak olma”, “Onursuz arama işkencesine son” sloganlarının atıldığı eylemde, “Tecrit öldürüyor “F tipi hapishaneler kapatılsın” ve “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” yazılı pankartlar açıldı.

    8daf92e1-04c8-4812-8baa-ee3c7abd804c

    “OHAL HUKUKSUZLUĞUNA SON VERİLMELİ”

    Basın açıklamasını yapan İHD Ankara Şubesi Komisyon Üyesi Nuray Çevirmen “Adaletin topyekun askıya alınıp, tüm hak ihlallerinin aleni ve fütursuzca uygulandığı, ülkenin üstüne kara bulutların çöktüğü bir süreç yaşıyoruz. Örgütlü mücadelenin değerini de böyle günlerde daha fazla hissediyoruz. Ülke bir yangın yeri. Tıpkı Aladağ’daki yurtta yaşanan yangın gibi. Yangından kaçış kapılarına da OHAL kilitleri asılmış” diyerek OHAL hukuksuzluğuna bir an önce son verilmesini istedi.

    ca200cd2-1045-408d-8651-d5b1e1283042

    CEZAEVLERİNDE HAK İHLALLERİ SÜRÜYOR

    Cezaevlerindeki hak ihlallerine dikkat çeken Çevirmen, “Devlet yoğun bir şekilde birçok mahpusa bu süreçte sürgün sevk uygulamaktadır. Hapishane girişlerinde mahpuslara çıplak arama yapılması, sözlü itirazlara şiddet uygulanması, kelepçeli muayene, kısıtlı sohbet hakkının daha da kısılması keyfi oda hakkının sıklaştırılması, özel eşyalarına el konulması, mektupların gönderilmemesi ve gelen mektupların da teslim edilmemesi, gazete ve dergilerin verilmemesi bu sürecin sıklıkla ve rutin bir şekilde devam eden uygulamalarıdır. Son zamanlarda hapishanelerdeki baskılar ve hareketlilik, hükümet tarafından atılan tweet’ler hapishanelere yönelik bir saldırı planları olduğuna dair kaygılarımızı arttırmaktadır” diye konuştu.

    adee9a08-1e18-49e1-abbe-3800696c17c0

    EROL ZAVAR’IN OLMAYAN HASTALIĞI YOK

    2001 yılında müebbet hapis cezası alan Zavar’ın ciddiyetini koruyan sağlık durumuna ilişkin bilgi veren Çevirmen, “Bir buçuk ay önce Sincan hapishanesinden Tekirdağ F tipi hapishanesine sürgün edilmiştir. Birçok rahatsızlığı olduğu için günlük işlerini tek başına yapmakta zorlanmaktadır. Erol Zavar herkesin herkesin bildiği gibi mesane kanseridir. Bu kanser nedeni ile 15 kere ameliyat olmuş ve vücudundan 50’ye yakın tümör alınmıştır. Zavar’ın hastalığı bu kanserle de sınırlı değildir. Koah, migren, astım, tiroid nodül’ü, akciğerde nodül, ürtiker döküntü, bacağında platin, dizinden menüsküs ve safra kesesi ameliyatı, bel ve boyun fıtığı hastalıları da vardır” dedi.

    Fotoğraf: Suay Abak

  • Ahmet Türk, tek kişilik odada tutuluyor

    Ahmet Türk, tek kişilik odada tutuluyor

    Silivri’de cezaevinde tutulan Ahmet Türk, avukatlarla görüştü. Ahmet Türk, “Bugüne kadar hep onurlu yaşadık. Onurumuzdan başka kaybedeceğimiz bir şeyimiz yok” dedi. Türk’ün Bekir Kaya ve Nihat Akdoğan’la birlikte kalma isteğine ise olumlu ya da olumsuz bir yanıt verilmediği belirtildi. 

    Mardin’de tutuklandıktan sonra İstanbul’daki Silivri 9 No’lu Cezaevi’ne konulan eski milletvekili ve Mardin Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Ahmet Türk, avukatlarla görüştü.

    İHD İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu’ndan avukat Zeynep Ceren Boztoprak, Ahmet Türk’ün tek kişilik odada, tutulduğunu, kimseyle görüştürülmediğini söyledi.

    Ahmet Türk’ün 74 yaşında olduğunu ve kalp piliyle yaşadığını belirten avukatlar, çok küçük bir odada tek başına tutulmasının hem tecrit anlamına geldiğini hem de hayati tehlikeye yol açtığını dile getirdi. Ahmet Türk’ün kimseyle görüştürülmemekten şikayetçi olduğu da ifade edildi. Aynı cezaevinde bulunan Van Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kaya ve Hakkari Milletvekili Nihat Akdoğan’la birlikte kalmak için başsavcı ile görüşen Ahmet Türk, olumlu ya da olumsuz bir yanıt da alamamış. Ahmet Türk’ün yakındığı konulardan biri de görüşe giderken, gelirken dahil olmak üzere sürekli aranması olmuş.

    Mardin’de gözaltında ve adliye sürecinde görevlilerin kendisine çok nazik ve dikkatli davrandığını anlatan Ahmet Türk, İstanbul’a indikten sonra durumun değiştiğini, görevlilerin doğrudan kendisine olmasa da HDP milletvekilleri ve belediye başkanları aleyhine hakaretamiz şekilde konuştuğunu anlattı.

    Kitap talebinde bulunan Ahmet Türk, seçmenlerine ve kamuoyuna şu mesajı ulaştırmalarını istemiş: “Biz bugüne kadar hep onurlu yaşadık, onurumuzdan başka kaybedeceğimiz bir şeyimiz yok.”

    ‘TÜRKİYE’DE DEMOKRATİK BİR ÇÖZÜM ÜZERİNDE DÜŞÜNÜYOR’

    Eski HDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Ahmet Türk ile görüştüğünü, Twitter hesabından açıkladı. Kaplan açıklamasında, “Silivri 9 nolu Cezaevinde Ahmet Türk ile görüştüm; Türkiye’de barışçıl demokratik Bir çözüm üzerinde hala düşünüyor..!!!” ifadelerine yer verdi.

  • Eğitim-Sen Mersin:  OHAL ve KHK hukuksuzluğuna son verilmelidir

    Eğitim-Sen Mersin: OHAL ve KHK hukuksuzluğuna son verilmelidir

    MERSİN PİRHA- Eğitim-Sen Mersin Şubesi 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla sendika binasında açıklama yaptı. Sendika adına açıklamayı okuyan Şube Sekreteri Mehmet Cemalettin Kıcır,  “Dünya çapında 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü olarak bilinmesine karşın, 12 Eylül sonrasında darbeciler tarafından ilan edilen “24 Kasım Öğretmenler Günü” olarak, tamamen sembolik ve göstermelik törenler ve söylemler eşliğinde kutlanmaktadır” dedi.

    Siyasi iktidar, aylardır on binlerce öğretmenin, eğitim ve bilim emekçisinin işine, ekmeğine, çalışma hakkına ve geleceğine yönelik hukuk dışı adımlar atmaktadır diyen Kıcır, “Bir taraftan OHAL KHK’ları ile öğretmenler hukuksuz bir şekilde işten atılırken, sendikal faaliyetleri nedeniyle açığa alınırken, diğer taraftan sözleşmeli öğretmenlik ile güvencesiz istihdamın yaygınlaşması sonucunda mesleğimiz ve geleceğimiz resmen ipotek altına alınmıştır” dedi.

    Kıcır, iktidarı laik-bilimsel eğitim karşıtı ve eğitimi dinselleştirmeyi hedefleyen eğitim politikalarına karşı çıkan, itiraz eden eğitim emekçilerinin darbe fırsatçılığı yapılarak cezalandırılmak istenmesi kabul edilemez olduğunu belirtti.

    Mehmet Cemalettin Kıcır, “Ömürleri darbelere karşı mücadele ile geçmiş, her darbenin ardından en ağır bedelleri ödeyen eğitim ve bilim emekçilerini hedef haline getirenler, tamamen hukuksuz ve suç teşkil eden bu tutumlarından derhal vazgeçmelidir. “dedi.

    Kıcır son olarak tüm eğitim ve bilim emekçilerini işimiz, mesleğimiz, iş güvencemiz ve geleceğimiz için dayanışmaya ve birlikte mücadeleye davet ediyoruz” dedi.

    20161124_124926

  • Ertuğrul Kürkçü, İngiltere Parlamentosu’nda: Kârı değil, insan haklarını öne koyun

    Ertuğrul Kürkçü, İngiltere Parlamentosu’nda: Kârı değil, insan haklarını öne koyun

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Onursal Başkanı ve İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, İngiltere Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi’nde konuştu.

    Middle East Eye‘daki (MEE) habere göre Kürkçü, “Türk elitlerinin” ülkedeki kontrol ve fren mekanizmalarını yıkarak mutlak gücü Recep Tayyip Erdoğan’ın eline bıraktıklarını savundu.

    “Bir milletvekilinin hapse atılması oksimorondur” diyen Kürkçü, bu konuda tek başlarını mücadele etmemeleri gerektiğini kaydetti.

    Kürkçü, dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda AKP’ye destek veren CHP ile MHP’yi de eleştirdi.

    HDP’nin varlığının 2011-2015 yılları arasındaki “göreli demokratik koşullar”ın sonucu olduğunu kaydeden Kürkçü, partisinin başından beri barışçıl, demokratik ve katılımcı bir çizgi izlediğini, halklar arası nefret yaratmadıklarını söyledi.

    İzmir milletvekili, 2013-2015 arasındaki “barış süreci” ve ateşkesten hem Türk, hem de Kürt halkının yararlandığını savundu.

    Kürtlerin ulusal çapta bir iktidar paylaşımından azını kabul etmeyeceğini kaydeden Kürkçü, bunun nedeni olarak da “[Kürtlerin] çok büyük adımlar atmasını, çok sayıda kazanım elde etmesini” gösterdi.

    Türkiye’deki durumun gittikçe kırılganlaştığını belirten Kürkçü, “Türk yöneticilerle farklı özlemlere sahip Türkler dahi ülkeden göçmeye başladı” dedi.

    Uluslararası hükümetlerin “kârları” yerine “insan haklarını” öne koymadı gerektiğini kaydeden Kürkçü, Türkiye’ye karşı gerekli adımların atılması gerektiğini, aksi takdirde şiddetin devam edeceğini belirtti.

    Kürkçü, “eşir fırsatlar ve daha iyi bir demokratik durum olmadığı müddetçe barışa sahip olamayız” dedi.

     

  • Türkiye tutuklama ve mahpus sayısında rekor kırdı

    Türkiye tutuklama ve mahpus sayısında rekor kırdı

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşanan bu tutuklamalar niceliksel olarak Türkiye tarihinde bir rekor oluşturdu. Bu alandaki diğer rekor ise mahpus sayısının ilk defa 210 binleri görmesi oldu.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) “Tutuklamalar ve Mahpus Sayısında Son Durum” adlı bir rapor yayınladı.

    Rapora göre Türkiye’nin mahpus sayısı tarihinde ilk defa 210 binleri gördü.

    CİSST verilerine göre mahpus sayısı Cumhuriyet tarihi boyunca 50 bin civarında seyretmişti. 2006 yılında hızlı ve “istikrarlı” bir tırmanışa başlayan mahpusların sayısı Ağustos 2016 tarihinde 214 binlere yükseldi.

    Mahpus sayısı

    1919 yılında mahpus sayısı 35 bin civarındaydı.

    Bu sayı, 1970-2005 yılları arasında 50 binlerde seyretti.

    12 Eylül 1980 darbesinin ardından 52 binden 79 bine çıktı ancak sonrasında yine 50 binlere geri döndü.

    2006 yılından sonra ise 10 sene içerisinde yaklaşık yüzde 300’lük bir artışla 210 binlere yükseldi.

    Raporda bu artış şöyle açıklandı:

    “Bu artışta 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşanan yoğun tutuklamaların etkisi olduğunu söylemek yanıltıcı olacaktır. Çünkü darbe girişiminin ardından kısmi (özel) bir af çıkarılmıştır. Bu durumu daha ayrıntılı açıklayalım:

    – Darbe girişiminin ardından ilk 30 gün içerisinde 27 bin kişi tutuklandı(1). Sonraki iki ay içerisinde, 34 bini darbe girişimi ile ilgili oldukları iddiasıyla olmak üzere tutuklanan kişi sayısı 40 bine çıktı(2). 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşanan bu tutuklamaların niceliksel olarak Türkiye tarihinde bir başka rekor oluşturduğunu söylemek mümkün (Diğer rekor mahpus sayısının ilk defa 210 binleri görmesiydi).

    15 Temmuz tutuklamaları 12 Eylül darbesinin ardından yaşanan tutuklamalardan bir buçuk kat fazladır.

    – 15 Temmuz’un ardından yaşanan tutuklamaların mahpus sayısının artışında önemli bir rolü olmadı çünkü 17 Ağustos 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kısmı (özel) bir af çıkarılmış ve ilk aşamada 38 bin mahpus tahliye edildi. Bu aftan yararlanacak kişi sayısı toplamda 93 bin civarındar. Geriye kalan 55 bin kişi de bir kaç yıl içinde tahliye olacak.

    Bu af dikkate alındığında tahliye edilen kişi sayısının (38 bin), darbe girişimiyle alakalı olduğu iddiasıyla tutuklanan kişi sayısından (34 bin) fazla olduğu görülüyor. Çıkarılan af nedeniyle mahpus sayısının darbe girişiminden etkilenmediğini aksine düştüğünü söylemek mümkündür.

    Af çıkarılmamış olsa mahpus sayısı 210 binleri değil 250 binleri görecekti (Ekim 2016 tarihli açıklamalara göre mahpus sayısı 195 bine gerilemiş durumda) (3).”

    Mahpus sayısının artışında Avrupa’da birinci dünyada onuncu

    Türkiye, Avrupa Konseyi’nin açıkladığı 2013 yılı verilerine göre, mahpus sayısındaki artış oranında (yüz bin kişi başına düşen mahpus sayısı) Avrupa Konseyi’ne üye 48 ülke içinde ilk sırada.

    2004-2013 yılları arasında Türkiye’nin mahpus sayısı yüzde 126.6 arttı(4). Bu artış Türkiye’yi açık ara diğer ülkelerin önüne yerleştiriyor. Türkiye’nin ardından yüzde 82.8 ile Ermenistan, yüzde 60.3 ile Makedonya, yüzde 59.4 ile Hırvatistan geliyor.

    2015 yılı verilerine göre Türkiye, dünyada en kalabalık mahpus nüfusuna sahip 9. ülke durumundaydı.

    CİSST’e göre bu artışın devam etmesi durumunda 2016 yılının sonunda Türkiye’nin bu listede daha da yukarılara çıkması muhtemel.

    CİSST raporun sonuç bölümünde Türkiye’nin cezaların infazı alanında, başta birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi hapsetmeye alternatif yöntemlere yönelmesi, mahpus sayısını arttırmayı değil düşürmeyi hedeflenmesi çağrısını yaptı. (HK)

    (1) Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın 17 Ağustos 2016 tarihinde basına yansıyan açıklamasından.

    (2) ve (3) Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım’ın 10 Ekim 2016 tarihinde basına yansıyan açıklamasından.

    (4) Avrupa Konseyi’nin istatistiklerini oluştururken açıkladığı rakamlarla, Türkiye’nin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün (CTE) açıkladığı rakamlar karşılaştırıldığında, bu ikisi arasında farklılıklar olduğu görülüyor. Counsil of Europe Annual Penal Statistics’in Türkiye için duyurduğu 2004 ve 2013 rakamları sırasıyla 71.148 ve 136.147 iken CTE’nin, 2004 ve 2013 yılları için açıkladığı rakamlar ise sırasıyla 57.930 ve 145.478. Avrupa Konseyi’nin kendisine ulaştırılan rakamlara göre hesapladığı artış yüzde 91.3 iken CTE’nin rakamlarına göre ise artış yüzde 151.1. Yüzbin kişi başına düşen artış ise Avrupa Konseyi’ne göre yüzde 78.9, CTE’ye göre yüzde 126.6.

    Kaynak: Bianet