Etiket: İran

  • İran Konsolosluğu önünde idam protestosu: Sessiz kalmak bu suça ortak olmaktır-VİDEO

    İran Konsolosluğu önünde idam protestosu: Sessiz kalmak bu suça ortak olmaktır-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da İran Konsolosluğu önünde bir araya gelen Demokratik Kurumlar Platformu, İran’da başta Kürtler olmak üzere rejim karşıtlarına yönelik idam kararlarını protesto etti. Eylemde konuşan TJA aktivisti Rojda Yılmaz, siyasi infazların insan haklarına ve demokrasiye yönelik açık bir saldırı olduğunu söyledi.

    Demokratik Kurumlar Platformu, İran’da başta Kürtler olmak üzere rejim karşıtı yurttaşlara yönelik idam kararlarına tepki göstermek amacıyla İstanbul’daki İran Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı. Çok sayıda kişinin katıldığı eylemde, açıklamanın Kürtçesini DBP üyesi Mevlüt Aykoç, Türkçesini ise TJA aktivisti Rojda Yılmaz okudu.

    Eylemde ilk olarak konuşan DEM Parti Parti Meclisi üyesi Murat Kalmaz, İran’daki molla rejiminin yıllardır Kürt halkının eşitlik, demokrasi ve özgürlük taleplerini baskı, tutuklama ve idamlarla bastırmaya çalıştığını söyledi.

    Rejimin Kürt halkına yönelik politikalarının sonuç vermeyeceğini belirten Kalmaz, “Bu politikaları ne kadar sürdürürseniz sürdürün, Kürt halkı dört parçada da bunları kabul etmeyecek ve başını eğmeyecektir” dedi.

    Kalmaz, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın demokratik toplum çağrısını hatırlatarak, İran yönetiminin demokratik talepler karşısında baskı politikalarını derinleştirdiğini ifade etti.

    BÖLGEYİ KARANLIĞA SÜRÜKLEYEN POLİTİKALAR

    Daha sonra konuşan TJA aktivisti Rojda Yılmaz, İran’ın Kürt halkına yönelik baskı, inkâr ve imha politikalarını sürdürdüğünü belirterek, en temel demokratik hak taleplerinin dahi idamlar, tutuklamalar ve ağır baskılarla karşılandığını söyledi.

    İran yönetiminin yıllardır baskı politikalarıyla ayakta kalmaya çalıştığını ifade eden Yılmaz, “Bugüne kadar on binlerce Kürt gencini katlederek çürümüş ve halk düşmanı yönetimini ayakta tutmaya çalışmıştır. Ortadoğu’da Kürt halkı yüzyıllardır varlık ve özgürlük mücadelesi vermektedir. Ancak halkların kardeşliği ve demokratik yaşam yerine baskıcı rejimler, Kürt halkını her zaman bir tehdit olarak görmüştür. Irak’ta Saddam rejimi, Suriye’de Esad rejimi ve İran’da molla iktidarı; Kürtlerin kimliğini, dilini, kültürünü ve demokratik taleplerini bastırmak için bütün politikalarını Kürt düşmanlığı üzerine kurmuştur” dedi.

    Kürt halkını kendi topraklarında mülteci haline getirmek, iradesiz bırakmak ve yok etmek isteyen anlayışın savaş, sürgün, infaz ve asimilasyon politikalarıyla bölgeyi yıllardır karanlığa sürüklediğini belirten Yılmaz, baskı politikalarının halkların özgürlük mücadelesini durduramayacağını vurguladı.

    “SESSİZ KALMAK BU SUÇA ORTAK OLMAKTIR”

    Geçmişte baskıcı rejimlerin halkların mücadelesi karşısında yenildiğini belirten Yılmaz, “Saddam diktatörlüğünün sonunu da, Esad rejiminin çöküşünü de bütün dünya ibretle izlemiştir. Bugün İran’da yaşanan kriz ve demokratikleşme taleplerine karşı sürdürülen baskılar da aynı şekilde molla rejiminin sonunu hazırlamaktadır. Bugün İran’da uygulanan siyasi infazlar yalnızca Kürt halkına değil; insan haklarına, demokrasiye ve insanlık değerlerine yönelik açık bir saldırıdır. Sessiz kalmak bu suça ortak olmaktır” diye konuştu.

    “İDAMLARI DURDURALIM, İNSANLIK DEĞERLERİNİ SAVUNALIM”

    Uluslararası kamuoyuna ve demokrasi güçlerine çağrıda bulunan Yılmaz, İran’daki idamlara karşı ortak mücadele çağrısı yaptı.

    Yılmaz, “İran’da gerçekleşen idamlara sessiz kalmayın. Kürt halkına yönelik yürütülen baskı ve infaz politikalarına karşı açık tavır alın. İnsan hakları ihlallerinin takipçisi olun ve İran rejimi üzerindeki uluslararası baskıyı artırın. Kürt halkı yalnız değildir. Kürtler, Ortadoğu’da demokratik yaşamın, halkların kardeşliğinin ve özgür geleceğin en güçlü dinamiklerinden biridir. Hep birlikte bu katliamlara karşı ses çıkaralım, idamları durduralım ve insanlık değerlerini savunalım” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti Osmaniye İl yöneticisi Adnan Gökçen: İran’daki idamlar insanlık suçudur! – VİDEO

    DEM Parti Osmaniye İl yöneticisi Adnan Gökçen: İran’daki idamlar insanlık suçudur! – VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Osmaniye İl yöneticilerinden Adnan Gökçen, İran’da Kürtlere yönelik artan idam kararlarını ve Orta Doğu’daki güç savaşlarını PİRHA’ya değerlendirdi. Gökçen, “İdamlarla hiçbir yere varılamaz; tüm insan hakları savunucularını Kürtlere yönelik bu saldırılara karşı durmaya çağırıyoruz” dedi.

    Orta Doğu’da bölgesel çatışmaların derinleştiği ve İran’da muhaliflere, özellikle de Kürtlere yönelik baskıların arttığı bir süreçten geçiliyor. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Osmaniye İl Yöneticisi Adnan Gökçen, bölgedeki gelişmeleri ve idam kararlarının siyasi arka planını PİRHA’ya anlattı.

    “BU BİR EMPERYALİST PAYLAŞIM SAVAŞIDIR”

    Gökçen, Orta Doğu’daki mevcut durumu “emperyalist paylaşım savaşı” olarak nitelendirerek, İran üzerindeki baskıların nedenine dair şunları söyledi:

    “Orta Doğu’da özellikle Büyük Orta Doğu Projesi adı altında geliştirilen çalışmalar içerisinde emperyalizm, İran’ın kendisine başkaldıran bir yapıda yer almasını istemedi ve onu bir rakip olarak görmeye başladı. Örneğin ekonomik anlamda Çin’in ABD emperyalizmine kafa tutması ve Orta Doğu’daki yeraltı ile yerüstü zenginlik kaynaklarının, özellikle de petrol olgusunun büyüklüğü emperyalizmin iştahını kabarttı. Ve İsrail aracılığıyla ABD, Orta Doğu’da kendi hegemonyasını sağlıklı kılabilmek için diğer emperyalist ülkeleri yanlarına çekmeye çalışsalar da bunda başarılı olmamalarına rağmen savaşı başlattılar. ABD buna her ne kadar küçük çaplı bir çatışma, küçük çaplı bir savaş anlamı yüklemiş olsa da bu bir emperyalist paylaşım savaşı konumundadır.”

    “KÜRTLER EMPERYALİZMİN OYUNUNA GELMEDİ”

    Bölgedeki muhalif güçlerin ve özellikle Kürtlerin bu paylaşım savaşında bir “aparat” olarak kullanılmak istendiğini belirten Gökçen, Kürtlerin bu oyunu bozduğunu ifade etti:

    “ABD ve İsrail’in kullanmak istediği muhalif güçler vardı. İran’da başta Kürtler olmak üzere diğer muhalif grupları kendi bünyesinde toplayıp İran içerisinde farklı bir yol çizmek istediler. Ancak yıllardır emperyalizmin batağına çekilmek istenen Kürtler, bunun bir oyun olduğunun farkına vardılar. ‘Kendi iç meselemizi demokratik yöntemlerle kendimiz çözeriz’ anlayışıyla hareket ederek emperyalizme destek sunmadılar. ‘Bu sizin kendi aranızdaki emperyalist paylaşım savaşıdır’ diyerek kendi birlikteliklerini oluşturdular. Kendi alanlarında sadece savunma pozisyonunda kaldılar ve emperyalist savaşa müdahil olmadılar. Çözüm yolunu uzun vadede anlaşmalar, müzakereler ve demokratik yöntemlerde gördüler.”

    “İDAMLARI DURDURUN”

    İdamların Kürtlerin direncini kıramayacağını vurgulayan Gökçen, dünyanın artık şiddetle sonuç alınamayacağını anlaması gerektiğini belirtti:

    “Kürtlerin demokratik yolu seçmesi, molla rejiminin despotik anlayışına ve idamlarına sessiz kalacakları anlamına gelmiyor. İdam edilen her Kürt genci için müthiş bir direniş gösterilmekte. Kürtler, kendi kaderlerini tayin etme hakkını elde edene kadar demokratik mücadelelerini büyüteceklerdir. Dünya artık insanları idam ederek, katlederek yok edemeyeceğini anladı. Her ne kadar İsrail bu anlayışla hareket etmese de dünya kamuoyu durumun farkına vardı. Hatta İsrail’de ve Amerika’da bile savaşa karşı sesler yükselmeye başladı.”

    “FİLİSTİN İÇİN GÖSTERİLEN DUYARLILIK KÜRTLER İÇİN DE GÖSTERİLMELİ”

    İdamların bir insanlık suçu olduğunu hatırlatan Gökçen, uluslararası kamuoyuna şu çağrıda bulundu:

    “Dünyanın hemen her yerinde idam artık gündemden çıkarılmıştır. İdam, ıslah edici değil, aksine bir insanlık suçudur. Dünya devletlerine ve insan hakları aktivistlerine sesleniyoruz: Kürt halkına karşı yapılan bu insanlık dışı uygulamalara karşı tavır takının. İnsan haklarına aykırı davranan ülkelerin yanında yer almayın. Nasıl ki Filistin’deki soykırıma veya Lübnan’a yönelik saldırılara tepki gösteriliyorsa, İran’da idam edilen Kürt gençleri için de aynı duyarlılığın gösterilmesini istiyoruz. Herkesi bu idamlara ‘dur’ demek için harekete geçmeye çağırıyoruz.”

    Cevahir FINDIK/OSMANİYE

  • Trump, İran’ı ‘bir gecede yok etmekle’ tehdit etti

    Trump, İran’ı ‘bir gecede yok etmekle’ tehdit etti

    PİRHA- ABD Başkanı Donald Trump, “Salı akşamına (7 nisan) kadar İran’la bir anlaşma sağlanamazsa bütün ülke tek bir gecede yok edilebilir” dedi.

    ABD Başkanı Donald Trump, İran’la yürütülen görüşmelere ilişkin yaptığı açıklamada, belirlenen süre içinde anlaşma sağlanamaması halinde İran’ın altyapısının hedef alınacağını söyledi.

    Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında konuşan Trump, ABD saatiyle bugün (7 Nisan Salı) saat 20.00’ye kadar İran’la bir anlaşmaya varmayı umduğunu belirtti.

    Trump, “Bütün ülke tek bir gecede yok edilebilir ve o gece yarın gece olabilir. Bir planımız var; yarın gece saat 12’ye kadar İran’daki her köprü yerle bir edilecek, İran’daki her elektrik santrali devre dışı kalacak ve bir daha asla kullanılamayacak. Onlarla görüşüyoruz. Yarın akşam ABD saati ile akşam sekize kadar süreleri var ama görüşmeler devam ediyor. Sanırım iyi gidiyor ama sonucu göreceğiz” ifadelerini kullandı.

    Trump, İran konusunda NATO ülkelerinin ABD’ye destek vermediğini savunarak İngiltere ve Almanya’yı eleştirdi. ABD’nin Uzak Doğu’daki müttefiklerine de tepki gösteren Trump, “Bize yardım etmeyen başka kim var biliyor musunuz? Güney Kore, bize yardım etmedi. Avustralya bize yardım etmedi. Japonya bize yardım etmedi. Japonya’da onları Kuzey Kore’den korumak için 50 bin askerimiz var” dedi.

    HABER MERKEZİ

  • İran’daki Kürt partilerinden Trump’a yalanlama: Söylenenler asılsızdır

    İran’daki Kürt partilerinden Trump’a yalanlama: Söylenenler asılsızdır

    PİRHA-İran’daki rejim karşıtlarına Kürtler üzerinden silah gönderdiklerini ancak Kürtlerin söz konusu silahları kendilerine sakladıkları açıklayan ABD Başkanı Donald Trump’a yanıt veren bölgedeki Kürt örgütleri, Trump’ın iddiasını yalanladı.

    ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı üzerinden İran’a yönelik sert tehditlerinin ardından bu kez anlaşma ihtimaline işaret ederek görüşmelerin sürdüğünü ve Pazartesiye kadar bir anlaşmanın mümkün olabileceğini söyledi.

    Trump, Fox News’e verdiği röportajda, “Yarın bir anlaşma yapabileceğimizi düşünüyorum” ifadelerini kullanırken, müzakerelerin halihazırda devam ettiğini belirtti.

    İran’ın kısa sürede anlaşmaya varmaması durumunda “her şeyi havaya uçurmayı ve petrolü kontrol altına almayı” düşündüğünü söyleyen Trump, enerji altyapısının hedef alınabileceğini dile getirdi. Trump, İran adına müzakere yürüten kişilere görüşmelerin sürmesi için geçici dokunulmazlık verildiğini de ifade etti. “İyi bir ihtimal var, görüşmeler zaten devam ediyor” dedi.

    KÜRTLERE SİLAH İDDİASI

    Aynı röportajda Trump, ABD’nin İran’daki protestoculara silah gönderdiğine dair de bir iddia ortaya attı. Fox News muhabiri Trey Yingst’in aktardığına göre Trump, “Onlara çok fazla silah gönderdik. Silahları Kürtler üzerinden yolladık ancak Kürtlerin bu silahları kendilerine sakladığını düşünüyorum” dedi.

    KÜRT GÜÇLERDEN YALANLAMA

    Öte yandan Rudaw’da yer alan habere göre Rojhilatlı Kürt partiler Trump’ın bu iddialarını yalanladı.

    Rojhilat’ta aktif olan siyasi partilerin kurduğu İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı içinde yer alan İran Kürdistan Demokrat Partisi (PDKİ) Dış İlişkiler Sorumlusu Muhammed Nazif Kadiri, “Bizim siyasetimiz, protestoları şiddet yöntemleriyle yürütmek değildir; aksine taleplerimizi silahsız, barışçıl ve sivil yöntemlerle dile getirmemiz gerektiğine inanıyoruz. Söylenenler asılsızdır, biz hiçbir silah almadık. Elimizdeki silahlar 47 yıl öncesine ait olup İslam Cumhuriyeti ile savaş meydanındaki kazanımlarımızdır, bazılarını da piyasadan satın aldık” dedi.

    Öte yandan KDPI ABD Temsilcisi Hejar Berenji de Trump’ın iddialarını yalanlayarak, İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı’nın da konuya ilişkin bir açıklama yapacağını açıkladı.

    İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komele) Siyasi Büro Üyesi Kako Alyar da Trump’ın bu iddiasına tepki göstererek yalanladı. Alyar, “Bize ne bir silah ulaştı ne de bu konuda kimseyle görüştük. Konu hakkında hiçbir bilgimiz yok” dedi.

    HABER MERKEZİ

  • Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri: NATO kapatılsın,üstler dağıtılsın!-VİDEO

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri: NATO kapatılsın,üstler dağıtılsın!-VİDEO

    PİRHA-  Antalya Attalos Meydanı’nda Emek ve Demokrasi güçleri tarafından yapılan açıklamada, İran’a yönelik saldırıların emperyalist bir müdahale olduğu vurgulandı. Açıklamada Türkiye’nin fiilen savaşın parçası haline geldiği belirtilerek NATO’ya karşı çağrı yapıldı.

    NATO’nun 77’nci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla bir çok kentte basın açıklamaları yapıldı.

    Antalya’da ise Attalos Meydanı’nda Emek ve Demokrasi güçleri adına ortak basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamayı Antalya Halkevi Başkanı Gülcan Şahin okudu.

    Son 25 yıldır bölgede süren savaş politikalarının yeni bir aşamaya geçtiği belirtilen açıklamada , İran’a yönelik müdahalenin “özgürlük” söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışıldığı ancak bunun gerçeği yansıtmadığı vurgulandı. Açıklamada, saldırıların esas amacının bölgenin yeniden şekillendirilmesi ve emperyalist çıkarların korunması olduğu ifade edildi.

    “BU SAVAŞIN AMACI YENİDEN SÖMÜRGELEŞTİRME”

    Açıklamada, İran’a yönelik saldırıların sivilleri hedef aldığına dikkat çekilerek, binlerce insanın yaşamını yitirdiği ve ülkenin altyapısının tahrip edildiği belirtildi. Emperyalist müdahalenin aynı zamanda küresel ölçekte ekonomik krizleri derinleştirdiği, halkların artan hayat pahalılığı ile karşı karşıya kaldığı ifade edildi.

    Açıklamada ayrıca, savaşın emperyalist güçler arasındaki çelişkileri de büyüttüğü ve ABD’nin dahi beklediği uluslararası desteği bulamadığı vurgulandı.

    “TÜRKİYE SAVAŞIN İÇİNDEDİR”

    Açıklamada Türkiye’nin savaşın dışında olduğu yönündeki resmi söylemlerin gerçeği yansıtmadığı belirtildi. Son dönemde yaşanan askeri kazalar, düşen uçaklar, vurulan gemiler ve hava sahasında imha edilen füzeler hatırlatılarak Türkiye’nin fiilen savaşın parçası haline geldiği ifade edildi.

    İktidarın emperyalist güçlerle işbirliği içinde hareket ettiği belirtilen açıklamada, İran’ı kınayan uluslararası bildiriye imza atılması eleştirildi. Bu durumun Türkiye’nin dış politikasında bağımlılığı gösterdiği vurgulandı.

    “NATO HALKLARIN KATİLİDİR”

    4 Nisan 1949’da kurulan NATO’nun tarihine de değinilen açıklamada, örgütün dünya halklarına savaş ve yıkım getirdiği ifade edildi. Türkiye’nin NATO’ya katılım süreci hatırlatılarak, ülkedeki pek çok olayda NATO’nun rolü olduğu ileri sürüldü.

    Ayrıca Türkiye’de kurulması planlanan çok uluslu kolordu (MNC-Türkiye) projesine tepki gösterildi. Bu girişimin ülkeyi daha fazla savaşın içine çekeceği ifade edildi. Temmuz ayında Ankara’da yapılması planlanan NATO zirvesinin de yeni askeri planların gündeme geleceği bir toplantı olacağı belirtildi.

    Açıklamanın sonunda, bölgede barışın sağlanabilmesi için emperyalist müdahalelerin son bulması gerektiği vurgulandı. Emek ve Demokrasi güçleri, NATO’dan çıkılması, çok uluslu kolordu projesinin iptal edilmesi ve başta İncirlik ile Kürecik olmak üzere askeri üslerin kapatılması çağrısında bulundu.

    PİRHA/ANTALYA 

     

  • Çiçek: İran’a yönelik saldırı özgürlük ve demokrasi mücadelesini etkiledi!-VİDEO

    Çiçek: İran’a yönelik saldırı özgürlük ve demokrasi mücadelesini etkiledi!-VİDEO

    PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Sekreteri Kemal Çiçek, İsrail ve ABD’nin İran’a müdahalesinin İran’da süren özgürlük ve demokrasi mücadelesini olumsuz etkilediğini vurgulayarak, savaşın bir an önce barışla sonlandırılması gerektiğinin altını çizdi.

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Sekreteri Kemal Çiçek, ABD ve İsrail’in İran’a yaptığı müdahaleye ilişkin konuştu.

    Orta Doğu’da yeniden bir savaşla karşı karşıya kaldıklarını belirten Çiçek, “2022 yılında Rusya Ukrayna’yı işgal ettiğinde savaşın kısa süreceği planlanmıştı. Oysa ABD ve Avrupa Birliği’nin Ukrayna’ya destek verilmesiyle birlikte Ukrayna savaşı bugün 4. yılına girmekte ve milyonlarca insanın hayatına mal oldu ve savaşın daha nerede ve nasıl duracağı belli değil” dedi.

    Savaşın halkı açlığa, yoksulluğa ve sefalete sürüklediğini vurgulayan Çiçek, onbinlerce insanın da yaşamını yitirdiğini belirtti.

    “İRAN’A MÜDAHALE DEMOKRASİ MÜCADELESİNİ SEKTEYE UĞRATTI”

    ABD’nin İran’ın kısa sürede teslim olacağını düşündüğünü ancak durumun böyle olmadığını dile getiren Çiçek, İran halkının demokrasi arayışına dair de şunları ifade etti:

    “İran hakları bir demokrasi mücadelesi yürütüyor. Zaten ekonomik koşulların zor olduğu, İslam Cumhuriyeti’nin kitlere yaptığı baskıdan dolayı bir halk direnişi vardı. Savaş burada bence o direnişi geriletti. İran’da gelecekte  iktidar değişikliğinin önünü kesti. Çünkü savaşın olduğu bir ülkede kimse demokrasi mücadelesi vermez.”

    “SAVAŞ TÜM DÜNYAYI ETKİLEDİ”

    Savaşın etkilerini tüm dünyanın hissettiğini vurgulayan Çiçek, “Bizde en yakından hisseden ülkeyiz. Gıda ve enerji kaynaklarında yaşanan sıkıntıları bütçemize yansımalarını görüyoruz” diye belirtti.

    Savaşın bir an önce barışla sonlandırılması gerektiğinin altını çizen Çiçek, “Yaşanan bu savaşın halklara hiçbir faydası yoktur. Tam tersinde açlık, yoksulluk ve beraberinde sefaleti getirir. Çünkü savaşın hiçbir ülkede olmadığı gibi Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlamamıştır” dedi.

    “İRAN SAVAŞ SONRASINDA MEVCUT BU REJİMLE AYAKTA KALAMAZ”

    Savaşın teokratik ve baskıcı rejimlerin ömrünü uzamasına neden olacağının özellikle altını çizen Çiçek, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “İran’da 2025’in sonunda sosyalistler, Kürtler, Aleviler ve  birçok etnik yapıların hayat pahalılığını protesto edilmesi ile ilgili kitleler yeniden talepleriyle sokağa döküldüler. İran rejimi bunları sert bir şekilde bastırdı, binlercesini katletti. Hapishanelere atıldılar.

    Savaşla birlikte İran’da Kürtlerin, sol, sosyalist kesimlerin bu aşamada yapabilecekleri bir şey yok. Çünkü savaşın olduğu bir ülkede hiç kimse sokağa çıkamaz. Çünkü hedeftir ve düşman olarak algılanır. Zaten İran mola rejiminden de bu yönlü açıklamalar yapılıyor.

    Savaş durduktan sonra İran yeniden eski haline gelir mi? Bence gelmez. Açlık, yoksulluk, sefalet, ekonomik kriz derinleşecek. İran’da iktidarını sürdürmek isteyenler elbette ki bunun çabasını verecekler ama bu aşamadan sonra fazla ayakta kalacağını tahmin etmiyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Ortadoğu’da gerilim tırmanıyor: İsrail’in Lübnan ve Suriye hattında operasyonları sürüyor!

    Ortadoğu’da gerilim tırmanıyor: İsrail’in Lübnan ve Suriye hattında operasyonları sürüyor!

    PİRHA- Ortadoğu’da İsrail merkezli askeri hareketliliğin Lübnan ve Suriye hattında yoğunlaşıyor. İsrail ordusunun açıklamalarına dayandırılan bilgilere göre, Lübnan’ın güneyi ve Suriye sınırına yakın bölgelerde güvenlik gerekçesiyle askeri operasyonlar yürütülüyor. Operasyonların kapsamına ilişkin resmi detaylar paylaşılmazken, faaliyetlerin “önleyici güvenlik tedbirleri” çerçevesinde olduğu ifade ediliyor.

    Lübnan’ın güneyinde İsrail ile Hizbullah arasında karşılıklı saldırıların sürdüğü, sınır hattında zaman zaman tahliye çağrılarının gündeme geldiği de gelişmeler arasında yer alıyor.

    Suriye cephesinde ise bölgesel medya ve yerel kaynaklar, ABD üslerine yönelik dron saldırısı girişimleri ve İsrail’e atfedilen hava operasyonlarına ilişkin iddialar aktarıyor.

    Irak bağlantılı olduğu öne sürülen bazı dron saldırısı iddiaları da bölgesel güvenlik gündeminde yer almaya devam ediyor.

    HABER MERKEZİ

  • Akpınar: AKP hükümeti İran’dan ders çıkarması gerekiyor! -VİDEO

    Akpınar: AKP hükümeti İran’dan ders çıkarması gerekiyor! -VİDEO

    PİRHA-Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneğim Başkanı Tahsin Akpınar, Orta Doğu’da din üzerinden yürüyen siyasetin sonucunda bugün geldiği noktanın toplumları nasıl ayrıştırdığı ve yoksullaştırdığının ortada olduğunu belirterek, “AKP hükümeti bundan ders çıkarması gerekiyor” dedi.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat’ta 81 il valiliğine gönderdiği “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” başlıklı talimatta; okul öncesinden ortaöğretime kadar öğrencilerin öğretmenleri eşliğinde okul dışında düzenlenecek iftar ve sahur programlarına katılımının öngörüldüğü belirtildi.

    Söz konusu genelgeye yönelik eleştiriler devam ederken, Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneğim Başkanı Tahsin Akpınar, “Kindar ve dindar bir nesil yetiştireceğim’ dedi, oda elinde patladı” dedi.

    “AKP İKTİDARININ TOPLUMA VERECEĞİ HİÇ BİRŞEY KALMADI”

    23 yıldır devleti yöneten AKP’nin ülkenin anayasal bir çok kurumunu devre dışı bıraktığını belirten Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneğim Başkanı Tahsin Akpınar, “AKP birçok toplumsal beklentileri hem sosyal, hem ekonomi, hem yaşam anlamda o kadar zorlaştırdı ki topluma karşı kullanacağı hiçbir şey kalmadı” diye konuştu.

    Türkiye’nin tüm kaynaklarını sattığını ve sermayeye peşkeş çektiğini belirten Akpınar, “İktidar toplumu fakirleştirdi ve topluma vereceği hiç bir şey kalmadı” diye belirtti.

    Seçim sürecinin yaklaştığını iktidarın yeniden toplumu ayrıştırmak istediğini belirten Akpıonar, “Hükümetin bu tutumuyla anayasamıza laikliğe aykırı olan bir süreci başlatmış bulunuyor. Onun için Milli Eğitim Bakanı bu genelgesini bir anayasa sorunudur” diye ifade etti.

    “AKP DERS ÇIKARMALI!”

    Hükümetin ‘kindar ve dindar’ bir toplum üzerinden bir yere varamayacağını ifade eden Akpınar, “Orta Doğu’da din üzerinden yürüyen siyasetin sonucunda bugün geldiği nokta toplumları nasıl ayrıştırdığını, fakirleştirdiğini, yoksullaştırdığını ve kapitalist ülkelerin gelip o ülkenin değerlerini kullanıp tüm kaynaklarını nasıl sömürdüğünü bugünkü İran molla rejimi bize gösteriyor. AKP hükümeti bundan ders çıkarması gerekiyor” diye belirtti.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Mehtap Sert: İran’dan Türkiye’ye kadınların mücadele hattı ortaktır-VİDEO

    Mehtap Sert: İran’dan Türkiye’ye kadınların mücadele hattı ortaktır-VİDEO

    PİRHA – İskenderun Kadın Platformu Üyesi Avukat Mehtap Sert, İran’da Mahsa Amini’nin katledilmesinin ardından yükselen kadın mücadelesini ve bu direnişin Türkiye’deki kadın hareketiyle benzerliklerini değerlendirdi. Sert, İranlı kadınların emperyalist müdahalelere dayanmadan, kendi öz güçleriyle bir özgürlük hattı kurduklarını vurguladı.

    İskenderun Kadın Platformu Üyesi Avukat Mehtap Sert, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına ve İran’da yıllardır süren kadın mücadelesine dair konuştu.

    İran’daki kadın hareketinin tarihsel sürecine değinen Mehtap Sert, 1963 yılında seçme ve seçilme hakkının kazanılmasıyla hareketin ivme kazandığını ancak 1979 İslam Devrimi ile bu hakların ellerinden alındığını belirtti. Sert, “Seçme ve seçilme hakkı, evlenme, boşanma ve eğitim gibi kamusal alanda görünürlük sağlayan tüm haklar gasbedildi. Bugün İran’da bir kadının çalışabilmesi için eşinin veya babasının izni gerekiyor. Kadınların şarkı söylemesi bile yasak; ancak bir erkeğin vokalisti olarak ya da grup içinde buna izin veriliyor” dedi.

    “MAHSA AMİNİ DİRENİŞİ BİRLEŞTİRİCİ GÜÇ OLDU”

    Kadınların 1990’lardan itibaren “İslami Feminizm” adı altında örgütlenmeye çalıştığını hatırlatan Sert, Mahsa Amini’nin katledilmesinin bir dönüm noktası olduğunu ifade etti:

    “Amini’nin katledilmesinden sonra kadınların sokaklardan yükselen ‘Jın, Jiyan, Azadî’ sesleri, mücadeleyi daha örgütlü hale getirdi. Savaş politikaları kadını meta haline getirmeye çalışırken, kadınlar hem sosyal medya üzerinden hem de sokaklarda başı açık protestolar ve yasaklanan şarkıları söyleyerek bu baskıya başkaldırdı.”

    “KADINLAR KENDİ MÜCADELELERİYLE ÖZGÜRLEŞİYOR”

    İran hükümetinin savaşı bahane ederek kadınların kazanımlarını geriletmeye çalıştığını belirten Sert, buna rağmen fiili bir kazanım sürecinin işlediğini kaydetti:

    “İranlı kadınların mücadelesi çok anlamlı çünkü kâğıt üzerindeki yasaları fiili hayatta yıkıyorlar. Örneğin, evlenmeden birlikte yaşamanın yasak olduğu ülkede, eğitimli kadınlar ‘beyaz evlilik’ diyerek bu yasakları aşıyor. Kadınlar, dış güçlerin vereceği bir özgürlüğü değil, kendi mücadeleleriyle kazanacakları bir özgürlüğü tercih ediyorlar.”

    “TÜRKİYE VE İRAN’DA ORTAK SORUN SİYASAL İSLAM VE MİLİTARİZM”

    Türkiye’deki kadın hareketinin de benzer süreçlerden geçtiğine dikkat çeken Sert, coğrafyaların birbirinden etkilenmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması ve 6284 sayılı yasanın uygulanmasındaki aksaklıkların şiddet vakalarını artırdığını söyleyen Sert, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İran’da yaşanan militarizm ve siyasal İslam temelli sorunların benzerlerini Türkiye’de de deneyimliyoruz. ‘Aile Yılı’ ilan edilen 2025 yılında şiddet verilerinde düşüş değil, aksine bir yükselme var. Dünyadaki tüm kadın hareketlerinin ortak sorunu patriyarkal sistemdir. Türkiye Kadın Hareketi ve Kürt Kadın Hareketi, İranlı kadınların mücadelesini selamlıyor. Kadınlar dayanışmayla bu mücadeleyi büyütecek ve başarıya ulaşacaktır.”

    Cevahir FINDIK/İSKENDERUN

  • İran, Türkiye’ye doğalgaz akışını kesti!

    İran, Türkiye’ye doğalgaz akışını kesti!

    PİRHA- Bloomberg’in haberine göre İran, Türkiye’ye doğalgaz akışını kesti. Kesintinin ne kadar süreceği kesinleşmezken Türkiye’nin yeterli stoklara sahip olduğu belirtildi. Türkiye, geçen yıl doğalgaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 14’ünü İran’dan karşıladı.

    İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından başlayan enerji krizi dünyayı zora sokarken ABD ise boğazı kapalı kalmaya devam etmesi durumunda İran’ı enerji altyapısını tamamen yok etmekle tehdit etti ve 48 saat süre tanıdı. Dün yaptığı açıklamayla bu süreyi 5 güne çıkaran ABD Başkanı Donald Trump, İran ile ‘yapıcı görüşmeler’ sürdürdüklerini açıkladı. İran ise görüşme açıklamasını yalanlayarak hedeflerinin savaşın tamamen sona ermesi olduğunu, herhangi bir görüşme masasında olmadıklarını duyurdu.

    Trump’ın açıkladığı 5 günlük takvim devam ederken gece boyu karşılıklı saldırılar da devam etti.

    Öte yandan geçen hafta İsrail’in Güney Pars gaz sahasına düzenlediği saldırı nedeniyle İran,Türkiye’ye doğalgaz ihracatını durdurdu. Bloomberg’in haberine göre İran, Türkiye’ye gaz akışını kesti.

    İran’ın gaz tedarikindeki bu kesintinin ne kadar süreceği netleşmezken Bloomberg’e konuşan kaynaklar, Türkiye’nin ana tedarikçileri olan Rusya ve Azerbaycan’dan gaz ithal etmeye devam ettiğini ve yeterli stoklara sahip olduğunu belirttiler. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar daha önce yaptığı açıklamada, Türkiye’nin toplam doğal gaz depolama kapasitesinin 6,3 milyar metreküpe ulaştığını duyurmuştu. Geçen yıl mart ayında Türkiye’nin günlük ortalama gaz tüketimi 230 milyon metreküp olarak kaydedilmişti.

    DOĞALGAZ İHTİYACININ YÜZDE 14’Ü İRAN’DAN

    Türkiye Doğal Gaz Dağıtıcıları Birliği (Gazbir) tarafından derlenen verilere göre, Türkiye, geçen yıl doğalgaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 14’ünü İran’dan karşıladı.

    İsrail, 18 Mart’ta dünyanın en büyük gaz sahası olan Güney Pars’ı vurdu. Tahran ise, küresel sıvılaştırılmış gaz arzının yaklaşık beşte birini üreten Katar’daki Ras Laffan tesisi de dahil olmak üzere Körfez’deki enerji varlıklarına misilleme yaptı.

    Bu saldırılar, Avrupa gaz vadeli kontratlarının üç yıldan uzun bir süredir görülmeyen bir seviyeye çıkmasına neden oldu. Fiyatlar, savaş öncesi seviyelerinin yüzde 70 üzerinde seyrediyor.

    HABER MERKEZİ

  • Pir Hüseyin Bildik: İran’da değişim halkların özgür iradesiyle olmalı -VİDEO

    Pir Hüseyin Bildik: İran’da değişim halkların özgür iradesiyle olmalı -VİDEO

    PİRHA- Axuçan Ocağı pirlerinden Pir Hüseyin Bildik, Ortadoğu’daki gelişmelere ilişkin yaptığı değerlendirmede, savaşların yıkım getirdiğini vurgulayarak demokratik çözümün halkların ortak iradesiyle mümkün olabileceğini ifade etti. Bildik, Türkiye’de devam eden barış sürecine de dikkat çekerek eşit yurttaşlık temelinde kalıcı barış çağrısında bulundu.

    ABD-İsrail ve İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaş devam ediyor. Savaş bölgedeki dengeleri etkilerken, İran rejimi Kürt siyasi parti merkezleri ve mülteci kamplarına dönük saldırılarını da sürdürüyor.

    Ortadoğu’da önemli gelişmeler yaşandığını belirten Pir Hüseyin Bildik, özellikle İran eksenli yeni bir savaş sürecinin başladığına dikkat çekti. İran’daki mevcut rejimi eleştiren Bildik, bu yapının uzun yıllardır farklı kimliklere, inançlara ve halklara yönelik baskıcı politikalar yürüttüğünü ifade etti.

    İran’da binlerce insanın idam edildiğini, sürgün yaşadığını ve cezaevlerine atıldığını vurgulayan Bildik, bu sürecin bölgedeki gerilimleri derinleştirdiğini söyledi.

    “ORTADOĞU’DAKİ TEKÇİ SİSTEMLER BUGÜNKÜ KRİZLERİN NEDENİDİR”

    Bildik, Ortadoğu’daki tekçi, ırkçı ve dinci devlet sistemlerinin halklara büyük zulümler uyguladığını belirterek, bugün yaşanan krizlerin temelinde bu anlayışın yattığını dile getirdi.

    Farklı halkların, inançların ve kültürlerin bir arada yaşadığı İran coğrafyasının büyük bir zenginlik taşıdığını ifade eden Bildik, Kürtler, Beluçlar, Azeriler ve farklı inanç topluluklarının demokratik bir sistem içinde birlikte yaşayabilmesi gerektiğini söyledi.

    Savaşların yıkım, gözyaşı, sürgün ve yoksulluk anlamına geldiğini vurgulayan Bildik, çözümün dış müdahalelerde değil, halkların ortak iradesinde olduğunu belirtti.

    “DEMOKRATİK İRAN HALKLARIN BİRLİĞİYLE MÜMKÜN”

    İran’da yaşanacak değişim ve dönüşümün ancak halkların özgür iradesiyle gerçekleşebileceğini ifade eden Bildik, farklılıkların zenginlik olarak kabul edildiği demokratik bir modelin gerekli olduğunu söyledi.

    Ezilenlerin ve yok sayılanların bir araya gelmesiyle demokratik bir ülkenin inşa edilebileceğini belirten Bildik, aksi halde dış müdahalelerin daha fazla baskı, yoksulluk ve asimilasyonu beraberinde getireceği uyarısında bulundu.

    Ortadoğu’da bir aydınlanma ve demokratik dönüşümün mümkün olduğunu dile getiren Bildik, bunun yolunun halkların birlikte yaşam kültürünü geliştirmesinden geçtiğini vurguladı.

    “EŞİT YURTTAŞLIK TEMELİNDE DEMOKRATİK BİR ANAYASA”

    Bildik, konuşmasının devamında Türkiye’de yürütülen barış sürecine de değindi. Türkiye’de artık kanın ve gözyaşının son bulması gerektiğini belirten Bildik, Kürtlerin ve Alevilerin anayasal haklarının güvence altına alınmasının önemine dikkat çekti.

    Eşit yurttaşlık temelinde demokratik bir anayasa çağrısı yapan Bildik, Alevi inancının kamusal alanda özgürce ifade edilebilmesi, cem evlerinin statüye kavuşması ve bilimsel eğitim sisteminin geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.

    Türkiye’nin kendi tarihsel gerçekleriyle yüzleşmeden kalıcı bir toplumsal barışın mümkün olmadığını belirten Bildik, Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Rumlar ve diğer halklarla barışmanın artık bir zorunluluk olduğunu söyledi.

    Bölge barışının Türkiye’nin atacağı adımlarla doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Bildik, Ortadoğu’nun yeniden yapılanmasında halkların haklarının tanınmasının belirleyici olacağını ifade etti.

    Konuşmasını “Hakikatle yüzleşmeden barış olmaz” vurgusuyla tamamlayan Bildik, tüm halkların birlikte, eşit ve özgür bir yaşam kurabileceği bir gelecek çağrısında bulundu.

    Elif SONZAMANCI PİRHA/KÖLN

     

  • ABD Başkanı Trump: Ateşkes yapmak istemiyorum!

    ABD Başkanı Trump: Ateşkes yapmak istemiyorum!

    PİRHA- ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da gazetecilere İran’a karşı yürütülen savaşla ilgili yaptığı açıklamada, “Ateşkes yapmak istemiyorum” dedi. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da, bölgede barış ve huzur yaratmak için, Ortadoğu’daki İslam ülkelerinden oluşan bir güvenlik yapısı kurulmasını önerdi. 

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik müdahalenin 22. gününde karşılıklı saldırılar ve açıklamalar devam ediyor.

    ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da gazetecilere İran’a karşı yürütülen savaşla ilgili yaptığı açıklamada, “Ateşkes yapmak istemiyorum. Karşı tarafı yerle bir ederken ateşkes yapmazsınız. ABD savaşı ne zaman bitirmek isterse İsrail’in de hazır olacağını düşünüyorum. Hürmüz Boğazı bir noktada kendiliğinden açılacak. Hürmüz konusunda Çin’in devreye girmesi iyi olurdu” dedi.

    İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da, nükleer silah peşinde olmadıklarını belirterek komşu ülkelerle çatışma yaşamak istemediklerini söyleyerek, ” Biz hiçbir şekilde nükleer silah arayışında değildik. Savunma Konseyi üyeleri ve komutanlarla birlikte Devrim Lideri’ni (Ali Hamaney) her ziyaret ettiğimizde, kendisi nükleer silahların İslam hukukunca yasaklandığını kesin bir dille ifade ederdi” dedi. Pezeşkiyan, bölgede barış ve huzur yaratmak için, Ortadoğu’daki İslam ülkelerinden oluşan bir güvenlik yapısı kurulmasını önerdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Demir Çelik: İran’a yönelik operasyonlar uzun vadeli stratejinin parçası- VİDEO

    Demir Çelik: İran’a yönelik operasyonlar uzun vadeli stratejinin parçası- VİDEO

    PİRHA- Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının askeri olduğu kadar jeopolitik ve ekonomik bir stratejiye dayandığını belirterek, sürecin uzun vadeli bir yıpratma ve yön değiştirme politikası olduğunu ifade etti.

    Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, son dönemde artan hava operasyonlarının bölgesel savaş dinamiklerinin bir parçası olduğunu ifade etti.

    Çelik, 2025 yazından bu yana süren yaptırımlar ve askeri baskının, Şubat ayı sonlarından itibaren yoğunlaşan hava saldırılarıyla yeni bir aşamaya geçtiğini belirterek, “Diplomatik görüşmelerin sonuçsuz kalmasıyla birlikte askeri operasyonlar yeniden şiddetlendi” dedi.

    “1990’LARDAN BU YANA SÜREN SÜREÇ, PARÇALI BİR ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞIDIR”

    Küresel ölçekte süren çatışmaları üç başlık altında değerlendiren Çelik, “1990’lardan bu yana süren süreç, aslında parçalı bir üçüncü dünya savaşıdır. Birinci ayağı emperyalist güçler arasındaki rekabet, ikinci ayağı ulus devletlerle emperyalistler arasındaki çatışmadır. Askeri, siyasi, diplomatik ve ekonomik yaptırımlarla devam eden daha çok da geçmişte Sovyet sisteminin, Sovyet Rusya’nın arka bahçesi olarak bilinen Baas rejimleri işte Irak’ta Saddam Libya’da Kaddafi, Mısır’da Mübarek ve en niyetinde Suriye’de Esad rejimlerinin çökertilmesi, siyasi, diplomatik ilişki Ortadoğu’da şiddetlenerek onlarca yıl sürdü. Benzeri bir savaş konumu Ukrayna-Rusya arasında başladı ve hala olanca şiddetiyle devam devam ediyor. Üçüncü ayağı ise ezilen halkların her iki güce karşı mücadelesidir.Bu boyutuyla İsrail-İran savaşı yeniden başlamadı” dedi.

    İsrail’in 7 Ekim 2023 sonrası başlattığı sürece değinen Çelik, bu dönemde İran’ın bölgedeki etkisinin zayıflatılmasının hedeflendiğini belirterek, “Hamas, Hizbullah, Husiler ve Haşdi Şabi gibi yapılar hedef alınarak İran’ın Ortadoğu’daki etkisi kırılmak istendi” ifadelerini kullandı.

    “AMAÇ REJİMİ ÇÖKERTMEK DEĞİL, BATI İLE UYUMLU HALE GETİRMEKTİR”

    ABD ve İsrail’in nihai hedefinin rejim değişikliği değil yön değişikliği olduğunu kaydeden Çelik, “Amaç İran’daki mevcut rejimi tamamen çökertmek değil onu Rusya ve Çin ekseninden koparıp Batı ile uyumlu hale getirmektir” dedi.

    Enerji hatlarının güvenliğinin bu sürecin önemli bir boyutu olduğunu vurgulayan Çelik, “Ortadoğu’daki enerji güzergahlarının güvenliği ve sürdürülebilirliği, NATO ülkeleri açısından belirleyici bir faktördür” değerlendirmesinde bulundu.

    Savaşın sadece askeri boyutla sınırlı olmadığını ifade eden Çelik, İran’ın uzun vadeli bir yıpratma stratejisiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, “Bu süreç ekonomik, diplomatik ve siyasal olarak İran’ı yalnızlaştırma ve çaresiz bırakma çabasıdır” dedi.

    “KÜRTLER PARÇALI DURMAK YERİNE BİRLİKTE MÜCADELE ETME İRADESİ ORTAYA KOYDU”

    İran’daki toplumsal dinamiklere de dikkat çeken Çelik, farklı halklar ve inanç gruplarının uzun süredir baskı altında olduğunu belirtti. Çelik, “İran çok kimlikli bir yapıya sahip. Kürtler başta olmak üzere birçok halk inkar ve asimilasyon politikalarına maruz kalıyor” diye konuştu.

    “Jin, Jiyan, Azadî” sloganıyla gelişen toplumsal hareketlere değinen Çelik, “Bu itirazlar rejimin baskıcı politikalarına karşı demokratik taleplerin ifadesidir” dedi.

    Kürt siyasi hareketlerinin 22 Şubat 2026’da aldığı birlik kararını da değerlendiren Çelik, bu adımı önemli bulduğunu belirterek, “Kürtler parçalı durmak yerine birlikte mücadele etme yönünde önemli bir irade ortaya koydu” ifadelerini kullandı.

    Çelik, Kürt örgütlerinin yayımladığı deklarasyona ilişkin ise “Ulus devlet yerine demokratik bir toplum talebinin öne çıkarılması ve dış müdahalelere karşı mesafe konulması dikkat çekicidir” dedi.

    İran’daki diğer halklara yapılan çağrılara da değinen Çelik, “Azeriler başta olmak üzere tüm halklara ortak yaşam çağrısı yapılması, çatışma yerine birlikte yaşam iradesinin güçlendiğini gösteriyor” şeklinde konuştu.

    Ortadoğu’daki sorunların tarihsel kökenlerine işaret eden Çelik, “1639 Kasr-ı Şirin ve 1916 Sykes-Picot anlaşmalarıyla bölünen Kürdistan coğrafyası, bugün de istikrarsızlığın temel nedenlerinden biridir” dedi.

    Rojava’ya yönelik baskılara karşı gelişen toplumsal dayanışmayı da değerlendiren Çelik, “ Milyonların Rojava’ya sahip çıkması, halkların öz gücüne dayalı direnişinin önemli bir göstergesidir” ifadelerini kullandı.

    Son olarak Kürtlerin birlik ihtiyacına dikkat çeken Çelik, “Bugün ortaya çıkan fırsatların değerlendirilebilmesi için ortak siyasal program, ortak diplomasi ve koordineli mücadele şarttır” diye belirtti.

    Elif SONZAMANCI PİRHA/KÖLN

     

  • İran’da savaş derinleşiyor: Milyonlarca kişi yerinden edildi, sivil kayıplar artıyor

    İran’da savaş derinleşiyor: Milyonlarca kişi yerinden edildi, sivil kayıplar artıyor

    PİRHA- ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaş 20’nci gününde sürerken, İran’da milyonlarca kişi evini terk etmek zorunda kaldı. UNHCR verileri iç göçün hızla büyüdüğünü ortaya koyarken, son saldırılarda sivillerin yaşamını yitirmesi savaşın ağır insani tablosunu gözler önüne serdi.

    ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı bombardımanla başlayan, İran’ın ise bölgedeki ABD üsleri ve İsrail’e yönelik misillemeleriyle karşılık verdiği savaş 20’nci gününde sürüyor.

    Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) yayımladığı rapora göre, İran’da süren çatışmalar nedeniyle yüz binlerce hane güvenlik gerekçesiyle evlerini terk etti.

    ÜLKE GENELİNDE 1 MİLYON HANE GEÇİCİ OLARAK YER DEĞİŞTİRDİ

    Raporda, İran hükümetinin verilerine dayanılarak ülke genelinde 600 bin ila 1 milyon hanenin geçici olarak yer değiştirdiği, bunun da yaklaşık 1.9 milyon ila 3.2 milyon kişiye karşılık geldiği belirtildi.

    Rapora göre en büyük hareketlilik başkent Tahran’da yaşandı. Saldırıların yoğunlaşmasıyla birlikte yüz binlerce kişi kentten ayrılarak kuzey bölgeler ve kırsal alanlara yöneldi. Tahran’ın yanı sıra İsfahan, Şiraz ve Tebriz gibi büyük kentlerden de küçük yerleşim yerlerine doğru göç yaşandığı aktarıldı.

    İÇ GÖÇ DALGASI İRAN’IN DEMOGRAFİK YAPISINDA ÖNEMLİ DEĞİŞİMLER YARATTI

    UNHCR, açıklanan rakamların toplam göçü tam olarak yansıtmayabileceğine dikkat çekti. Saha verileri ve yerel gözlemlerin, özellikle kentlerden köylere yönelen hareketliliğin resmi verilerin üzerinde olabileceğini gösterdiği ifade edildi. Raporda, savaşın yalnızca askeri değil toplumsal etkilerinin de derinleştiği vurgulandı. İç göç dalgasının İran’ın demografik yapısında da önemli değişimlere yol açtığı belirtildi.

    28 ŞUBAT’TAN BU YANA 207’Sİ ÇOCUK BİN 369 SİVİL YAŞAMINI YİTİRDİ

    Öte yandan  İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), İsrail-ABD’nin son 24 saat içinde 11 kentte gerçekleştirdiği en az 79 saldırıda; 15 askeri merkezin, İran Devrim Muhafızları üslerinin, Besic merkezlerinin, askeri havaalanlarının, polis merkezlerinin, petrol depolarının ve nükleer enerji tesislerinin hedef alındığını açıkladı.

    HRANA, bu saldırılarda 15 sivil yurttaşın yaşamını yitirdiğini ve 105 sivil yurttaşın yaralandığını açıkladı. Saldırıların Tahran, Hürmüzgan, Gilan, Albroz, Tebriz, Kum, Kazvin, Huremşehr, Bender Abas, Kerec, Fardis ve Piranşar kentlerinde yoğunlaştığı ifade edildi.

    Savaşın başladığı 28 Şubat’tan bu yana, 207’si çocuk bin 369 sivilin yaşamını yitirdiği aktarıldı.

    HABER MERKEZİ

  • Yüksel Mutlu: Savaştan çıkışın yolu halklar ve inanç topluluklarının ortak mücadelesidir-VİDEO

    Yüksel Mutlu: Savaştan çıkışın yolu halklar ve inanç topluluklarının ortak mücadelesidir-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısını kapitalizmin içine girdiği krizden kaynaklandığını belirterek, halkların, inanç topluluklarının birlikte yaşadığı demokratik bir Orta Doğu’nun mümkün olduğunu söyledi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısını değerledirdi.

    Kapitalizmin Orta Doğu’da kaotik süreç yaşadığını vurgulayan Yüksel Mutlu, “Kapitalizmin içine girdiği bu kaos sadece Orta Doğu’yla ilgili değil. Aynı zamanda dünyanın birçok ülkesinde sistem kendine yeni bir arayış, yeni bir çıkış arıyor ve bu çıkışın içinden emperyal güçler çıkarken halkları, inançları, yoksulları, kadınları, emekçileri asla düşünmediler, düşünmeyecekler” dedi.

    “ULUS DEVLET MİADINI DOLDURDU”

    Suriye, Irak, İran gibi birçok ülkede çatışmalı bir sürecin yaşandığını belirten Yüksel Mutlu, “Orta Doğu tarihsel olarak hep bu çatışmaların içinden çıkmış ama sınırlar oluşturularak küçük ulus devletçikler oluşturulmuş ve bu ulus devletler zaman içerisinde yıprandı. Halkın nezdinde ulus devletler bütün geçerliliğini yitirmiştir. Halkı ezen, yok sayan tekçi bir ulus devlet zihniyeti elbette ki sonsuza kadar yürüyemez” şeklinde konuştu.

    “STATÜ KAZABİLİRLER”

    Kapitalizme karşı Orta Doğu’da direniş gücünün de olduğunun altını çizen Yüksel Mutlu, “En yakın zamanda Suriye’de gördüğümüz gibi mücadele eden, örgütlü güç haline gelen, kendini ifade edebilen, direnişle kendini gösteren halklar ve toplumlar kendini ifade edebiliyor. Bir statü kazanabiliyor. Bu Rojava’da ifadesini buldu ve şu an mücadelesi devam ediyor. Suriye’de kimlikleri dahil olmayan Kürt halkı bugün bir statü kazanmış durumda” diye belirtti.

    “DEMOKRATİK BİR ORTADOĞU MÜMKÜN”

    İran’da Humeyni ile başlayan süreçte, Humeyni’nin başta sosyalistler olmak üzere halklara ve yok sayılanlara karşı idam sephalarını kurduğunu hatılratan Yüksel Mutlu, şunları ifade etti:

    “Molla rejiminin İran’daki Kürtlere, Belucilere, rejime muhalefet eden güçlere müsaade etmediğini, nasıl zulüm ettiğini İran’daki uyguladığı idamlarından ve katliamlardan biliyoruz. En son Jina Mahsa Amini’nin katledilmesi ile başlayan “Jin, Jin, Azadi” sloganı bugün neredeyse dünyada evrensel bir hal aldı.

    Bugün Molla rejimi ABD, İsrail ve ona bağlı güçlerin oluşturduğu güçler tarafından değiştirilmek isteniyor. Emperyalizm kendine bağlı yeni bir güç oluşturmak istiyor. Oradaki örgütlü güçlerin de bu kaotik süreçten bir güçle çıkarıp çıkaramayacağına bakmak lazım. Kürtler, ne molla rejimine eklemlenen ne de ABD emperyalizmine ya da İsrail İsrail’in bölgedeki egemenliğine evet diyen bir noktada değiller.

    Üçüncü yol dediğimiz kendi paradigmasını, kendi gücünü oluşturan, kendi mücadelesini yürüten bir güç olması hasebiyle bugün İran’da aslında halkların ve inançların bir arada güç oluşturabileceği bir demokratik İran rejimi olabilir mi, olamaz mı? Mesele tam burada kilitleniyor. Buradan okuduğumuzda mümkün olduğunu görüyoruz. Bu mücadele verilirse, bir araya gelinirse farklı inançlarla, farklı kimliklerle, kültürlerle bir araya gelip güçlü bir örgütlü mücadele oluşturursak bunun mümkün olduğunu düşünüyorum.

    21. yüzyılda demokratik bir Orta Doğu oluşturmanın mücadelesini hep beraber vermeliyiz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • İran’a yönelik saldırılarda 18. gün: Bin 444 can kaybı, on binlerce yaralı

    İran’a yönelik saldırılarda 18. gün: Bin 444 can kaybı, on binlerce yaralı

    PİRHA- ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı saldırılar 18. gününde sürerken, İran’da sivil kayıplar ağırlaşıyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre binlerce kişi yaşamını yitirirken, çocuklar ve kadınlar da saldırıların hedefi olmaya devam ediyor.

    ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş 18. günde karşılıklı hava saldırılarıyla sürüyor. İran Sağlık Bakanlığı, 28 Şubat’ta başlayan ABD ve İsrail’in saldırılarına ilişkin son bilgileri paylaştı.

    İRAN SAĞLIK BAKANLIĞI: YARALI SAYISI 18 BİNİ AŞTI

    Yapılan açıklamaya göre, 15 Mart 2026 itibarıyla hayatını kaybedenlerin sayısı bin 444’e, yaralı sayısı ise 18 bini aşarak 18 bin 254’e yükseldi. Bakanlığın paylaştığı verilere göre, 28 Şubat’ta başlayan hava saldırılarından bu yana on binlerce kişi sağlık merkezlerine sevk edilirken, hastanelerde yoğun bir çalışma yürütülüyor. Açıklamada, yaralılardan bin 70’inin durumunun ağır olduğu ve hastanelerde tedavilerinin sürdüğü belirtildi.

    Sivil kayıplara ilişkin detayların da yer aldığı açıklamada, yaşamını yitirenler arasında 204 çocuğun bulunduğu, bunlardan 13’ünün 5 yaşın altında olduğu kaydedildi. Saldırılarda 226 kadının hayatını kaybettiği, 3 bin 2 kadının ise yaralandığı bildirildi. Yaralılar arasında 18 yaş altı bin 275 kişinin bulunduğu, bunlardan 45’inin 2 yaşın altındaki bebekler olduğu aktarıldı.

    TRUMP’TAN OPERASYONA DAHİL OLMAK İSTEMEYEN NATO ÜLKELERİNE TEPKİ

    Öte yandan İran’dan yeni füze saldırısı başlatıldığının duyurulmasının ardından İsrail’in orta ve güney kesimlerinde sirenler çaldı. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran’dan atıldığı tespit edilen füzelere karşı hava savunma sistemlerinin devreye girdiği bildirildi.

    ABD Başkanı Donald Trump ise NATO ülkelerinin ABD ve İsrail’in İran’da başlattığı savaşa dahil olmayacakları yönündeki açıklamalarına tepki gösterdi.

    Trump, Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, NATO “müttefikleri” ifadesini tırnak içine alarak şu ifadeleri kullandı:

    “ABD’nin, NATO’daki ‘müttefiklerinin’ çoğundan Orta Doğu’da İran’daki terörist rejime karşı yürüttüğü askeri operasyona dahil olmak istemedikleri yönünde bilgi aldığı belirtildi. Bu durum, neredeyse tüm ülkelerin yapılanlara güçlü şekilde katıldığını ve İran’ın hiçbir koşulda nükleer silah sahibi olmasına izin verilmemesi gerektiği görüşünü paylaşmasına rağmen gerçekleşti.”

    HABER MERKEZİ

     

     

  • ‘İran’ın geleceğini İran halkı belirlemelidir’-VİDEO

    ‘İran’ın geleceğini İran halkı belirlemelidir’-VİDEO

    PİRHA- Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Münir Korkmaz ve EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına dair konuştu. Başkavak, Amerika’nın dünyanın hiçbiri yerine demokrasi getirmediği gibi İran’a getirmeyeceğine dikkat çekerken, Korkmaz da, toplumsal muhalefetin Türkiye’deki barışın kalıcı hale gelmesi ve demokratikleşmeye hizmet edecek adımların hızlıca atılması çağrısının süren savaşta ne kadar önemli olduğunun iktidar tarafından anlaşılması gerektiğini belirtti.

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları 18’inci gününe girerken, karşılıklı saldırı dalgası devam ediyor.

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına dair KHK Platformu’ndan Münir Korkmaz ve EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak ajansımıza konuştu.

    Yeşil Sol Parti Merkez Yürütme Üyesi (MYK) Münir Korkmaz, Ortadoğu’da yaşananları ‘savaş karşıtlığı’ üzerinden değerlendirerek, “Amerika Birleşik Devletleri’nin, bağımsız bir ülkeye bu şekilde haydutça saldırısı doğru bir şey değil. Ama bu şu anlama gelmiyor. İran’daki antidemokratik yönetiminin orada Kürtlere yaptığı uygulamaları meşru hale getirmiyor. Veyahut da kadınlara, İran halkına yönelik yaptıkları antidemokratik uygulamaları meşru hale getirmiyor. Karşı çıkma nedenimiz ABD emperyalizminin İsrail ile beraber bir ülkeye bu şekilde saldırmasıdır” dedi.

    “ZENGİNLER KAÇIYOR, YOKSULLAR ÖLÜYOR”

    Emperyalizmin amacının İran’daki petrol kaynaklarını kazanmak ve kendi politikalarını uygulayacak uydu devletler yaratmak olduğunun altını çizerek, “O anlamıyla bu yapılan müdahaleye itiraz ediyorum. Ama İran halkının geleceğini İran halkları belirleyecek. Onların da mücadelelerinin yanındayız. Emperyalist bir savaş varsa buna karşı çıkmak gerekiyor. Barış yanlılarının görevi bu. Çünkü savaşta genelde emekçi halk çocukları, kadınlar ve yoksullar ölüyor, zenginler kaçıyor” şeklinde ifade etti.

    “TÜRKİYENİN BARIŞA İHTİYACI VAR”

    Ortadoğu’daki savaşın Türkiye’yi yakından ilgilendirdiğini belirten Korkmaz, Türkiye’nin iç dinamiğinde yürüyen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarıya ulaşmasının ve hiçbir bahaneye takılmadan devam etmesi gerektiğinin altını çizdi: “Çünkü Türkiye’nin buna ihtiyacı var.”

    “BİZİM DERDİMİZ ASLINDA TÜRKİYE’Yİ DEMOKRATİKLEŞTİRMESİ OLMALIDIR”

    Münir Korkmaz, toplumsal muhalefetin Türkiye’deki barışın kalıcı hale gelmesi ve demokratikleşmeye hizmet edecek adımların hızlıca atılması çağrısının süren savaşta ne kadar önemli olduğunun iktidar tarafından anlaşılması gerektiğine dikkat çekerek, “Demokratik bir ülke olduğumuz zaman aslında bu sorunların hiçbirisi olmayacak. Bizim derdimiz aslında Türkiye’yi demokratikleştirmesi olmalıdır” ifadelerine yer verdi.

    “AMERİKA DÜNYANIN HİÇBİR YERİNE DEMOKRASİ GÖTÜRMEDİ”

    İran’daki rejimin hem gerici bir rejim olması, hem baskıcı bir iktidar olması nedeniyle dünya kamuoyunda sanki bütün saldırılara hak ediyormuş gibi bir yaklaşımın olduğunu dile getiren EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, “Evet, İran’da gerici aynı zamanda baskıcı, halkına zulm uygulayan bir iktidar var. Bunu yerine koymak lazım. Ama yaşanan sürecin şöylesi bir karşılığı var. Amerika ve İsrail İran’da ilerici bir rejim istediği için saldırmıyor. Amerikan Başkanı Trump bunu açıkça söyledi. Dolayısıyla Amerika’nın İran’dan önceki Afganistan gibi, Irak gibi, Suriye gibi pek çok ülke gibi dünyada hiçbir yere demokrasi, eşitlik, özgürlük, barış götürmediği gibi İran’a da bunları götürmek gibi bir derdi yok” diye belirtti.

    “AMERİKANIN TEK DERDİ YERALTI KAYNAKLARI”

    Amerika’nın oradaki hesapladığı tek şeyin İran halkının ortak varlığı olan yeraltı kaynaklarına el koymak olduğunu vurgulayan Başkavak, şunları ifade etti:

    “Nitekim işte Venezuela’da da Maduro’yu bir operasyonla evinden aldı ve oradaki iktidara da ‘petrolleri, Amerikan şirketleri işlettiği sürece bizim sizinle bir sorunumuz yok’ dedi. O nedenle İran halkının demokrasi, eşitlik, özgürlük isteği ne Amerikan emperyalizmi, ne İsrail siyonizmi ne de bölge gericiliklerinin karşılayabileceği bir şey değildir.

    İran halkları kendi mücadelesini kendisi vererek ancak gerçek bir demokrasiyi, gerçek bir eşitliği, gerçek bir özgürlüğü kazanabilir.”

    “SAVAŞ EKOLOJİK TAHRİBAT YARATIYOR”

    Savaşın ekolojik yıkımına da dikkat çeken Başkavak, “Çünkü bu kadar bombanın, bu kadar savaş araç gerecinin kullanıldığı coğrafyada aynı zamanda toprakta kirleniyor, su da kirleniyor ve önümüzdeki dönemde geri döndürülmez pek çok tahribatla da karşı karşıya kalıyoruz” diye konuştu.

    “İRAN HALKININ ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİN YANINDA DURMALIYIZ”

    İran’daki yaşayan halkın Amerika’dan bir demokrasi gelmeyeceğini gördüğüne işaret eden Başkavak, “Bizim gibi sol sosyalist partilerin, emek, demokrasi güçlerinin öncelikli sorumluluğu; İran’a saldırıların durdurulmasını, İran halkıyla da, İran’daki emekçi halk kitleleriyle de dayanışma içerisinde olarak onların demokrasi, eşitlik, özgürlük, barış talebini de desteklemek olmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Diren KESER/MERSİN

  • Kılavuz: Ne Mollalar ne de Amerika İran’a demokrasi getirmez! -VİDEO

    Kılavuz: Ne Mollalar ne de Amerika İran’a demokrasi getirmez! -VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevilere dönük süren soykırımın devam ettiğini belirten Pir Hasan Kılavuz, Alevi toplumunun sesinin duyulmadığına dikkat çekti. İran’da süren savaşta halkların zarar gördüğünü ifade eden Kılavuz, “Mollaların rejimini hiçbir zaman tasvip etmedik. Ancak dışarıdan müdahaleler de İran’a demokrasi getirmez” dedi.

    Mersin Cemevi Başkanı ve Seyit Sabun Ocağı’ndan Pir Hasan Kılavuz, Suriye’de Alevilere dönük soykırıma ve Ortadoğu’da süren savaşa dair konuştu.

    “COLANİ’NİN GELİŞİYLE ALEVİLER DAHA FAZLA KATLİAMA UĞRADI”

    Suriye’de Alevilerin yaşadıklarının bugünle sınırlı olmadığını, geçmiişte de acılar yaşadıklarını belirten Kılavuz, “Suriye söz konusu olduğu zaman belli gerçeklikler var ki hiçbir zaman onlar net dile getirilmedi. Esad, Suriye’deki Alevilere hiçbir zaman olanak ve imkanlar tanımadı. Esad’tan sonra ise bu git gide katmerleşti, daha da zorlaştı. Hele hele Colani’nin gelişi ise apayrı bir felakete yol açtı. Hakim oldukları bütün alanlarda Aleviler varsa onları dışladılar, öldürdüler, kovdular, arazilerine, mülklerine, bahçelerine el konuldu, kadınları pazarlarda satıldı. Böyle bir katliam ile karşı karşıya kaldılar” dedi.

    “BOSNA-HERSEK’TE YAPILANLARIN AYNISI SURİYE’DE ALEVİLERE YAPILDI”

    Alevi toplumunun sesinin duyulmadığına dikkat çeken Kılavuz, “Sahiplenen olmadı mı istediğin kadar bağır, istediğin kadar çırpın. Dünya gözünü kapadı. Avrupa’sı, Birleşmiş Milletler’i Suriye’deki olaylara gözünü kapadı. Çünkü Suriye’deki Colani’yi  sarayda oturtan o güçlerdi. Tabii ki onu sahiplendiler. Onun yaptığı her şeyi meşru görmeye başladılar. Oysa ki tamamen meşru olmayan katliamları yaşadı. Yani Bosna-Hersek’te yapılanların aynısı Suriye’de Alevilere yapıldı, halen de yapılmaktadır” şeklinde ifade etti.

    “ZULME KARŞI DURMAK LAZIM”

    Hasan Kılavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Katliama dikkat çeken Türkiye’deki ve diasporadaki Alevilerdi. Alevi yazarları, aydınları, gazetecileri, basın mensupları cılız da görünse ses çıkarmayai yazmaya başladılar. Yani bu meseleyi çok ciddiye almak lazım. Böyle tribünde maç izler gibi orayı izlemek olmaz. Ciddi bir şekilde bu konuya eğilmek lazım. Bunu belli yerlere taşımak lazım. İnsan hakları mahkemeleri mi olur, Birleşmiş Milletler mi olur, neresi olursa olsun buralara dikkati çekecek şekilde bir eyleme dönüştürmek lazım. Zalimlerin yaptığı yanlarına kalmamalı. Bunu deşifre edilmesi, anlatılması lazım.

    Türkiye’deki iktidar mensupları da aynı zamanda bu suçun ortağıdırlar. Çünkü Colani’ye açık açık destek veriyorlar. Kırmızı halılarla ağırlayıp uğurluyorlar. Peki oradaki yoksul Alevi toplumunun, demokratların, aydınların suçu ne? Suriye’de bütün inanç mensupları ve halklar aynı zulümle karşı karşıyadır. Bunu durdurmak lazım.”

    “SAVAŞA DUR DEMELİYİZ”

    İran’a yönelik ABD ve İsrail’in saldırıları sürerken can kayıpları da artmaya devam ediyor. Hasan Kılavuz, İran Suriye ilişkisinin Colani’nin gelmesiyle bozulduğunu belirterek, “Amerika, İsrail İran’ı açık hedef haline getirdiler. Bu İsrail’in ilk yaptığı değil. Yıllardan beri çatışma halindedir. İran evet bir mücadele ediyor, bir karşı koymaya çalışıyor ama ne yaparsa yapsın Amerika, İsrail’i  diğer işbirlikçi Arap devletlerini de yanına alarak İran’ın üzerinde ciddi bir baskı uygulamaya çalışıyor. Bir ciddi bir savaş var. Bu savaşta binlerce insan hayatını kaybedecektir. O ülke darmadağın olacaktır. Burada sevinçli çıkan emperyalistler olacaktır” ifaderine yer verdi.

    Savaşa dur diyecek bir gücünü ortaya çıkmadığına işaret eden Kılavuz, bu durumun kabul edilemez olduğunu söyledi.

    “BARIŞ OLSUN, BİRLİKTELİK, KARDEŞLİK OLSUN”

    Mollaların rejimini hiçbir zaman tasvip etmediklerini vurgulayan Kılavuz, şunları dile getirdi:

    “Çünkü onlar da kendi içinde birtakım devrimcilere, demokratlara, ilericilere baskı uyguladı. Ama onu bir tarafa bırakıp kendi iş sorumluluğunu kendileri halletmesi gerekirken dışarıdaki bir müdahale ile idare edilmesine asla ve asla hiç kimsenin gönlü razı olmaması lazım.

    Hakk daima mazlumdan yanadır. Bunun sonu Amerika için de iyi olmaz. Trump gibi bir deliğin elinde bu dünyanın ve halkların çok çekeceği vardır. Umarım Türkiye’ye yansımaz. Çünkü Türkiye’nin de politikası öyle net bir politika değildi. Bir yandan hem Amerika’ya şirin görünmek hem de İran’a mesaj vermek şartıyla iki taraftan iyi bir not almaya çalışıyor ama gerçek öyle değildir. Çünkü Amerika’nın üstleri burada da var. Burada da Amerika’ya destek veriyor. Net tavır koymuyor.

    Düne kadar mazlum Gazze halkına sahip çıkarım diyen bu ülkenin yöneticileri her nedense suskun kaldılar. Peki ‘One Minute!’ diyen sayın Cumhurbaşkanımız niye net tavır koymuyorlar? Netlik lazım. Şimdi bu net tavır olmadığı sürece bu ülkede güvende olmaz. Bizim temennimiz barıştan yanadır. Barış olsun, birliktelik, kardeşlik olsun ve en azından müzakere olsun. İşleri ve sorunları günümüzde müzakere masalarında halletmek lazım.

    Ne olursa olsun elini vicdanına koyan her halk burada yapılan bu haksızlığa, bu zulme, bu mezalimliğe dur demeli ve kınamalıdır. Eğer komşumuzun acı ve ızdırabı varsa o acı ve ızdırab bizim de acı ve ızdırabımızdır. Onun için acının, ızdırabın, savaşın, kavganın ortadan silinmesi tek dileğimizdir. Bozaltı Hızır, Hazreti Pir cemi cümlemizin yar ve yardımcısı olsun.”.

    Diren KESER/MERSİN

  • İran’da Hamaney’in yerine oğlu Mücteba Hamaney seçildi

    İran’da Hamaney’in yerine oğlu Mücteba Hamaney seçildi

    PİRHA- İran’da Ali Hamaney’in suikasta uğrayıp hayatını kaybetmesinin ardından yeni dini lider, oğlu Mücteba Hamaney oldu. 

    İran’da 1989’dan beri dini lider olarak görev yapan Ayetullah Ali Hamaney’in 28 Şubat’ta ABD-İsrail saldırıları sonucu öldürülmesinin ardından, Uzmanlar Meclisi, Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’i ülkenin yeni lideri olarak seçti.

    Böylece 57 yaşındaki Mücteba Hamaney, İran’ın 3’ncü dini lideri oldu.

    Reuters’a göre Mücteba’nın eşi Zahra Haddadadel de ilk hava saldırılarında öldürüldü. Haddadadeli, önde gelen sertlik yanlısı eski Meclis Başkanı Gholamali Haddadadel’in kızıydı.

    MÜCTEBA HAMANEY KİMDİR?

    Mücteba Hamaney, Ali Hamaney’in 6 çocuğundan biri. Ali Hamaney’in en büyük ikinci çocuğu olan Mücteba Hamaney, 8 Eylül 1969’da babasının memleketi Meşhed’de doğdu. İran medyasına göre Mücteba, 17 yaşında İran-Irak Savaşı sırasında birkaç kez kısa dönemlerle orduda görev yaptı.

    Lise eğitimini Tahran’daki Alevi Lisesi’nde alan Mücteba Hamaney, İran’ın dini eğitim merkezlerinden olan Kum’da uzun yıllar devlet yönetimi ve din tarihi alanında eğitim aldı.

    1999 Kum’daki medrese eğitimi sırasında Muhammed Taki Misbah-Yezdi, Lütfullah Safi Gülpaygani ve Muhammed Bağır Harazi gibi isimlerden ders aldı. Kum’daki medrese eğitimi, Mücteba Hameney’in dini otorite çevreleriyle bağlarını güçlendirdi. Ancak diğer kardeşlerinden farklı olarak kamuya açık dini görevlerde bulunmadı.

    2022 yılında İran’da dini liderlik için oldukça önemli olan ‘ayetullah’ unvanını aldı. Mücteba Hamaney’in son yıllarda babasının aldığı kararlarda önemli etkisi oldu ve İran’daki güvenlik ile askeri kurumlarla yakın ilişkiler kurdu.

    Ayrıca, birçok İranlının yurtdışı uydu kanallarını tercih ederek reddettiği, siyasi propaganda yapmasıyla sık sık eleştirilen hükümetin resmi medya kuruluşu olan İslam Cumhuriyeti Yayın Kurumu’nda da etkili bir rol oynadığı belirtiliyor.

    HABER MERKEZİ

  • İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın: Türkiye’deki barış tüm Ortadoğu’yu etkileyecek!-VİDEO

    İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın: Türkiye’deki barış tüm Ortadoğu’yu etkileyecek!-VİDEO

    PİRHA-İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, Kürt meselesinin demokratik, barışçıl ve adil çözümünün bütün Ortadoğu’yu etkileyeceğini vurgulayarak, füze ve bombalarla ülkelere demokrasi gelmeyeceğinin altını çizdi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile Orta Doğu’da süren savaşa dair sorularımızı cevapladı.

    “HÜKÜMETİN ÖNÜNDE DURAN ACİL GÖREV, MİLİTANLARININ GERİ DÖNÜŞÜ VE SİYASİ MAHPUSLARIN SERBEST BIRAKILMASI MESELESİDİR”

    PİRHA: Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde yeni bir aşamaya geçildi. Önümüzdeki süreçte ne tür gelişmeler yaşanacak?

    İnsan Hakları Derneği olarak biz bu sürecin barış sürecinin çok aktif olarak takipçisiz, çok yakından takip ediyoruz. Bu sürecin başarıya ulaşması konusunda üzerimize düşen her türlü şeyi yapmaya gayret ediyoruz. Bu konuda kamuoyuna da zaman zaman açıklamalarda bulunuyoruz. Şimdi silahsızlanma meselesi konusunda son bir yıl içerisinde çok önemli gelişmeler yaşandı. Çatışma çözümünün aynı zamanda en çok zor, en zor ayaklarından birisiydi bu ve bu önemli ölçüde başarıldı.

    Dolayısıyla şu anda yapılması gereken silah bırakmanın bir hukuka bağlanması, bir çerçeveye bağlanmış olması. Bunun için de bir yasaya ihtiyaç var. Şu anda en güncel ihtiyaç bu. Bu yasanın içeriği konusu elbette önemli. Nasıl bir yasa çıkacak? Sonuçta eğer bir geri dönüşler ya da bir entegrasyon meselesi konuşulacaksa ya da bu bir program dahilinde yapılacaksa olması gereken ilk iş hızlıca bir çerçeve yasa çıkarıp silah bırakan örgüt mensuplarının, militanlarının Türkiye’ye dönüşünün sağlanması ve sosyal ve siyasal yaşama katılımları sağlanması lazım. İlk ve şu anda en güncel adım bu. Tabii bunun peşi sıra yasalarda yapılması gereken düzenlemeler var. Terörle Mücadele Yasası, İnfaz Yasası, Ceza Kanunu gibi bir dizi kanunda yapılması gereken değişiklikler var ama bunların zaman alacağının farkında.

    Çünkü bu çatışma çözümleri meselesi sonuçta zamana yayılan bir sürece tekabül ediyor. Yılların yarattığı birikimler, tortular var. Bunlardan bir an bir çırpıda kurtulmak mümkün değil. Dünya deneyimleri de bunu göstermiştir. O açıdan güncel olarak şu anda devletin, hükümetin önünde duran acil görev, hızlıca silah bırakan örgüt mensuplarının geri dönüşü ve hapishanelerdeki siyasi mahpusların serbest bırakılması meselesi. Buna ilişkin çok hızlıca bir düzenleme yapılabilir.

    Şu anda hem Kürt tarafının hem de hükümetin söylediği Ramazan Bayramı’ndan sonra bu meselenin gündeme geleceği ya da bir torba yasanın Meclis’e geleceği ya da komisyona geleceği yönünde. Umarım bu gerçek olur. Çünkü bu infaz yasasındaki iyileştirme hali. 4. kez gündeme gelecek. Buna acil olarak ihtiyaç var.

    Sürecin en önemli eksikliklerinden birisi, süreci denetleyecek bir üçüncü göz mekanizmasının yokluğu. Dünya deneyimleri şunu gösteriyor: Eğer bir çatışma çözümünde bir üçüncü göz mekanizması kurulmuşsa %40 oranında daha hızlı ve daha kesin sonuçlar alma becerisi geliştiriyor. Türkiye’deki bu model evet kendine özgün ve önemli ayakları var ama üçüncü göz meselesi eksik.

    “İHD OLARAK SÜRECİN RESMİ BİR PARÇASI OLMAK İSTİYORUZ”

    -İnsan Hakları Derneği olarak sürecin gelişmesinde ne tür rol üstleneceksiniz? Sİvil toplum bu sürecin neresinde olmalı?

    Cihan AYDIN: Biz iade olarak ısrarlı bir şekilde sivil toplumdan oluşan, sivil toplum aktörlerinden oluşan, çatışma çözümünde deneyimi birikimi olan kişiler ve kurumlardan oluşan bir mekanizmanın bu sürece mutlak sürete dahil edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yani taraflara önerilerde ve telkinlerde bulunacak, tarafların hatalı ve kusurlu davranışlarını konusunda uyaracak bir mekanizmaya ihtiyaç var.

    Gerçekten bu sürecin başarısı açısından çok önemli. Dolayısıyla İnsan Hakları Derneği ısrarlı bir şekilde bu sürecin bir parçası olmak istiyor. Resmi bir parçası. Yani sadece dışarıda önerilerde bulunan, raporlar hazırlayan bir örgütten ziyade bir resmi statü bağlamında bu sürecin bir parçası olmak istiyor. Ve bu sürecin başarısını istiyor çünkü. Derdimiz bu.

    Bizim kimseyi hani dövme ya da ya da birinin lehine diğerinin aleyhine bir pozisyon alma gibi bir derdimiz yok. Biz aksine her iki tarafa da söz söyleme becerisi olan, bu konuda cesareti olan ve birikimi donanımı olan bir örgütüz. Bu bu bu konuda cesaretimiz de var. Dolayısıyla bizim temel derdimiz bu sürecin başarıya ulaşması. Resmi olarak da işte İHD ve yanında başka örgütler de olabilir elbette. Israrımız bu yönde. Umarım önümüzdeki dönemlerde bu konuda bir alan açılmış olur.

    “ADİL VE KALICI BİR BARIŞ SURİYE’DEKİ VE İRAN’DA ETKİLEYECEK”

    -Ortadoğu’da savaş yeniden alevlendi. Türkiye’deki süreç Ortadoğu’yu nasıl etkileyecek?

    Cihan AYDIN: Türkiye’deki Kürt meselesinin demokratik, barışçıl ve adil çözümü emin olun bütün Ortadoğu’daki halkları ve devletleri önemli ölçüde pozitif yönde etkileyeceğini düşünüyorum. Eğer Türkiye kendi sınırları içerisinde yaşayan Kürtlerin hakkını, hukukunu teslim ederse yani bu çözüm süreci gerçek anlamıyla bir başarıya ulaşırsa buradan bir sonuç alınıp, adil ve kalıcı bir barışla nihayete ererse emin olun bu Suriye’deki ve İran’daki durumu da çok etkileyecek.

    Şu anki yaşadığımız coğrafyada kaos, savaş ve çatışma var. Suriye’de ve İran’da yaşananları biliyoruz. O açıdan Türkiye’nin buradaki izleyeceği politika, Kürt meselesindeki barışçıl ve adil çözüm Ortadoğu’daki barışa ciddi bir katkı sunacak. Bu savaşları veya bu halklar arasındaki çatışmaları sona erdirme bakımdan önemli bir işlev görecek diye düşünüyorum.

    “AMERİKA YA DA İSRAİL FÜZELERİYLE İRAN’A DEMOKRASİ GELMEYECEK”

    -ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasının ardından savaş daha da derinleşecek. Barış seçeneği ve halkların buradaki tutumu ne olmalı?

    Cihan AYDIN:  Tabii ki halklar kendi öz güçlerine bakmalı. Yani bu yakın zamanda Rojava’daki deneyim bize bunu gösterdi. Yani emperyalizm ya da işte dışsal müdahaleler bugüne kadar dünyanın hiçbir yerine demokrasi götürmemiş. Bunun bir tek örneği yoktur.

    İşte Afganistan’da olanları lütfen herkes bir gözünün önüne getirsin. On yıllarca süren bir savaş, ağır insan hakları ihlalleri, büyük bir kıyım ve acılar yaşandı ama sonuçta demokrasi adına bir geriye gidişten bahsediyoruz. İlerleme değil. Bakın, mevcut durum bile kurulamadı. Daha geriye gitti. Dolayısıyla Amerika ya da İsrail bombaları ve füzeleriyle İran’a demokrasi gelmeyeceği kanaatindeyiz.

    Zaten bu savaşta en çok zarar gören siviller, halklar, kadınlar, çocuklar, dezavantajlı gruplar. Bunun altını ısrarla çizmek istiyorum. Her yerde bu böyle oldu. Suriye’de de böyle oldu. İran’da da böyle oldu ve olacak. Daha ağır tablolarla karşılaşma konusunda endişelerimiz var. Sivil insanların bu işten zarar görmesi konusunda endişelerimiz var.

    Dolayısıyla halklar gerçekten kendi öz güçleriyle, örgütlülük yapılarıyla bu hem bu savaşa karşı çıkmak ama iyi bir gelecek, demokratik bir gelecek kurma konusunda birlikte, yan yana durarak böyle bir imkânın olacağı üzerine yoğunlaşması gerektiğini düşünüyoruz. Diğer türlü uzun süren savaşlar, kıyımlara ve katliamlara yol açma potansiyeli olan bir tehdit ve tehlike ile karşı karşıyayız. O açıdan herkesin bir ötekinin hakkına hukukuna saygı duyan bir yerden meseleye bakıp bir gelecek tasavvuru üzerinde bir araya gelmesi dışında başka seçenek olduğunu düşünmüyorum.

    “BİRLİKTE YAŞAM MÜMKÜN”

    -Suriye’de SDG ve HTŞ arasında bir anlaşma imzalandı. Sahada gelen bilgilere göre ağırda olsa ilerlediğini görüyoruz. Suriye’deki gelişmeleri nasıl okuyorsunuz?

    Cihan AYDIN: Suriye’de birlikte yaşam ilkesi güç kazanmadıkça korkarım ki bu savaşın ya da bu çatışmanın tekrar başlama ya da kendisini tekrarlama gibi bir risk riski var.

    Onun için son tahlilde demokrasi birlikte yaşam ve birbirini tolere etme becerisidir. Yani Suriye’de bu demokratik kültür yani halkların ve inançların bir arada yaşama, birbirine tahammül etme becerisi zamanla üstün gelir ve Suriye’de gerçekten halkların kendi kaderini tayin hakkı ortaya çıkar. Biz bunu en başta bunu söyledik.

    Suriye’deki kalıcı çözüm aslında Suriye’deki halkların ve inançların kendi kaderlerini tayin etme hakkıyla olacaktır. Bunu söylerken bağımsız devlet algısı ortaya çıkıyor. Hayır. Başka seçeneklerde pekala mümkün. Biz Suriye için en uygun modelin bu olduğuna inanıyoruz. Aksi durumda da bu çatışmanın kendisini tekrar etme riski taşıdığını da maalesef düşünüyoruz.

    Diren KESER/MERSİN