Etiket: IŞİD

  • 45 kişiyi öldüren 6 IŞİD’li tahliye edildi

    45 kişiyi öldüren 6 IŞİD’li tahliye edildi

    PİRHA-45 kişinin ölümüne neden olan saldırıya ilişkin davada, haklarında 46’şar kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verilen 6 IŞİD’li tahliye edildi.

    Atatürk Havalimanı’nda 28 Haziran 2016’da IŞİD’in düzenlediği ve 45 kişinin katledildiği saldırının ardından tutuklanan 6 IŞİD’li tahliye edildi.

    Now Haber’den Alican Uludağ’ın haberine göre; 46’şar kez ağırlaştırılmış müebbet cezası alan tutuklu 6 IŞİD’li, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararı doğrultusunda, “hakkaniyete uygun adil bir cezaya hükmedilmesi gerekirken yetersiz gerekçe ile teşdidin derecesinde hataya düşülerek fazla ceza tayin edilmesi” gerekçesiyle 12 Aralık’ta tahliye edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hatimoğulları: Barış cesurların işidir ve sorunlarla hakiki bir yüzleşmeyi gerektirir-VİDEO

    Hatimoğulları: Barış cesurların işidir ve sorunlarla hakiki bir yüzleşmeyi gerektirir-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, iktidara seslenerek “Bir cesaret örneği olarak İmralı kapılarını açın” çağrısında bulunurken, Ortadoğu’da savaşa karşı barışı savunmaya devam edeceklerini belirtti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündemdeki gelişmelere dair konuştu.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla engellilerin yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, “Çözüm demokrasi mücadelesinin ta kendisidir. Engellerin olmadığı yeni bir yaşamı engellilerle birlikte inşa edeceğiz” dedi.

    “MÜCADELEMİZ KÜRT SORUNUNUN DEMOKRATİK VE BARIŞÇIL ÇÖZÜMÜNDEN YANADIR” 

    Tülay Hatimoğulları, Ortadoğu’da düzensizlik üzerinden yeni bir düzen ikame edilmeye çalışıldığına işaret ederek, şunları ifade etti:

    “Yeniden katliam, yıkım, yeniden göç dalgalarıyla karşı karşıyayız. Halep’ten Tel Rıfat’a, Şehba’ya kadar. Hali hazırda birkaç gündür devam eden çatışmalarda 10 binlerce insan göç yollarına düştü. İsrail ile Lübnan arasında bir anlaşma imzalandı ve bu anlaşmanın daha mürekkebi kurumadan Suriye’de savaş ve çatışma yeniden başladı. Tüm dünyada terör örgütü olarak kabul edilen Heyeti Tahrir el-Şam (HTŞ) onunla birlikte SMO şimdi Suriye’nin çeşitli yerlerine saldırılar gerçekleştiriyor. SMO’yu hatırlayacaksınız, Türkiye’nin eğitip donattığı Türkiye’nin bütün lojistiğini hatta maaşlarını sağladığı örgütün ta kendisidir. Biz buradan soruyoruz. HTŞ, SMO, El Kaide ve IŞİD uzantıları olan bu örgütler kimin vekalet savaşını yürütüyor? Bu sorunun yanıtlarını bekliyoruz. Suriye’nin en önemli kentlerinden olan Halep’e girdiler. Halep Arapların, Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Alevilerin, Hristiyanların ve  Sünnilerin bir arada barış içinde yaşadığı, yaşamayı başardığı bir kent. Bu kentlere zorla vekalet savaşı yürüten bu çeteler çökmeye çalışmaktadır.

    Tel Rıfat’a yönelik çete saldırıları devam ediyor. Biz bu filmi 2011’de Suriye savaşı başladığı zaman izlemiştik. Bu filmin şimdi yeni sahnelerini izliyoruz. Bugün Ortadoğu’da, Gazze’den Hayfa’ya, Beyrut’tan Halep’e aynı savaşın izdüşümleri yaşanıyor. 7 Ekim 2023’te başlayan Ortadoğu’da savaş denklemi, daha da çetrefil bir hal aldı. Lübnanlaşma riski bugün Türkiye dahil bütün bölge ülkeleri için bir tehlikedir. Bölgeye fetihçi gözlerle bakan, kendi iç barışını öteleyen her yaklaşım; emin olun ki Lübnanlaşmak demektir. Türkiye’de iktidarın bu konuyla ilgili çıkaracağı dersler olduğunu düşünüyoruz. Ve bu dersleri çıkarmasını ümit ediyoruz.

    Buradan devlet aklı ve yürütme erkine seslenmek istiyorum; 2011 Suriye savaşına müdahil olarak büyük bir yıkımın parçası oldunuz. Yeni maceraların peşinden koşmayın. Vekil güçlerinizi sahaya sürmeyin. Ortadoğu’daki hesap çarşıya uymaz. Rojava’da yaşayan Kürtlere mızrak, Türkiye’deki Kürtlere zeytin dalı uzatmak olmaz, olamaz.

    “IŞİD ANLAYIŞINDAKİ HTŞ, TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA ZARAR ÜRETECEĞİ BİLİNMELİDİR”

    IŞİD pratiği ve anlayışını sergileyen HTŞ’nin sadece Suriye’de değil, Türkiye ve bütün dünyada zarar üreteceği bilinmelidir. IŞİD ve türevi örgütleri, HTŞ’yi, SMO’yu ve diğer bütün koalisyonda yer alan örgütleri bizlere düzeltme yaparak satmaya sakın ola kalkmayın.

    Ortadoğu’da şiddetin her yayılışı hem Türkiye için hem de bütün bölge ülkeleri için bir felakettir. Bizler diyoruz ki; gelin bölgesel barış jeopolitiğini hayata geçirelim. Gelin içeride barış, bölgede barış ilkesini hayata geçirelim. Bu saldırılar hepimize ve geleceğimize dönüktür. Bunları asla kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. DEM Parti olarak; bölgede yaşanan kaosun hangi güçler tarafından çıkarıldığını, kimin kimden  ne çıkar elde etmek istediğini, hepsini gayet iyi biliyoruz. Bizim mücadelemiz Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünden yanadır. Sözde değil, özde demokratik bir Ortadoğu inşasından yanadır.

    Dünya nükleer savaş gibi bir tehdit altındayken, dünyayı emperyalist kutuplar arasındaki çatışmalar kurtaramaz. Çare o değildir. Çare barıştır. Barış bütün sınırlar için en önemli güvenlik yöntemidir. Türkiye 911 kilometrelik sınırında barışı sağlayabilirse güvendedir. O nedenle barış güvenlik açısından silahlardan, tanktan, toptan çok daha etkili bir yöntemdir. Burada bunun altını bir kez daha çiziyoruz; hiç kimsenin şüphesi olmasın çeteler ve onların arkasındaki güçler yenilecek.

    1 Ekim’den bu yana Türkiye’nin gündeminde MHP Genel Başkanı’nın yaptığı açıklamalar var. Kürt sorunuyla ilgili belirsiz tartışmalar devam ediyor. Toprak ölümden yoruldu, tencere sefaletten. O nedenle artık bu çatışma, sefalet ve savaş hali bitsin istiyoruz. Biz onurlu bir barış için dilimizi büyük bir ciddiyetle kurduk ve bunu koruduk. Ar damarı çatlamış kesimler ise ‘DEM Eş Genel Başkanları çözüm istemiyor’ diye yazıp duruyorlar. Vay efendim, DEM çözüm istemiyormuş diye veryansın ediyorlar. Değerli Türkiye halkları, bunlar külliyen yalandır.

    DEM Parti, onurlu barışın umududur. Bunu bilmemek, bilip de görmezden gelmek, DEM Parti ile ilgili olan bir şey değildir. Umutsuzum diyen Cumhurbaşkanı, projeniz nedir bu soruna dair yaklaşımınız nedir? Bunu sadece DEM Parti değil, bütün Türkiye, 85 milyon insanımız merak etmektedir. Bu konu ile ilgili açıklamalarınızı bekliyoruz.”

    “SAYIN ÖCALAN İLE GÖRÜŞMELER SAĞLANSIN”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’la beraber Salı günü İmralı’ya gitmek için başvuru yaptıklarını hatırlatan Hatimoğulları, “Henüz bu başvuruya bir yanıt almış değiliz. Sürecin takipçisiyiz. Geçtiğimiz günlerde Erdoğan söyledi; ‘Cesur olacağız, yeni adımlar atacağız.’ Bizler de bir cesaret örneği olarak İmralı kapılarını açın diyoruz, Sayın Öcalan ile görüşmeler sağlansın” diye konuştu.

    “DEM PARTİ ANKARA VE DİYARBAKIR’DIR”

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘DEM Parti nerededir’ sorusuna cevap veren Hatimoğulları, “Öncelikle şunu söylüyoruz tehdit dilinden vazgeçin. Bizleri tehdit edip durmayın. Tehdit ederek diyalog kurulamaz. Öncelikle bunu bilince çıkarın. Duymak isteyen kulaklar için tekrar ediyoruz; DEM Parti demokrasidir, çözümdür. DEM Parti, ortak vatandaşlıkta, inkarın karşısındadır. DEM Parti sizden daha Türkiyelidir bunu hepiniz bilesiniz. DEM Parti Ankara ve Diyarbakır’dır. Asıl biz kendilerine sormak istiyoruz; Siz bu barış sürecinin neresinde duruyorsunuz? Barış, canınızın istediği anda onu aparat olarak kullanacağız bir şey değildir. Barış cesaret işidir. Barış cesurların işidir ve sorunlarla hakiki bir yüzleşmeyi gerektirir. Ferasettir barış. Bizler barış sevdasıyla, büyük bir cesaretle okyanusta ama pusulamızı bilerek yüzmeye devam edeceğiz. Barışa giden yolları kapatmaya çalışırlarsa bizler yeniden kanatlanacağız ve barışın rotasında uçmaya devam edeceğiz. Tıpkı ağzında zeytin dalı taşıyan bir güvercin gibi. Asla ürkek değil, büyük bir cesaretle barış demeye devam edeceğiz. Bu da onlara dert olsun” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • DEM Partili Çiçek, IŞİD’li militana Kızılay’dan maaş verilmesini Bakan Yerlikaya’ya sordu!

    DEM Partili Çiçek, IŞİD’li militana Kızılay’dan maaş verilmesini Bakan Yerlikaya’ya sordu!

    PİRHA – DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, İŞİD’li Ebu Leys kod adlı Mohammed Khlaf İbrahim’e engelli maaşı verilmesini Meclis gündemine getirdi. Milletvekili Çiçek, İçişleri Bakanı Yerlikaya’ya, “Kızılay, IŞİD saldırganı Mohammed Khlaf İbrahim’e hangi şartlar ve kriterler sonucunda maaş vermiştir?” sorusunu yöneltti.

    İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, Kasım 2023’te İstanbul’daki kilise ve sinagoglara saldırı düzenleneceğine dair istihbarat sonrası yakalanan IŞİD’li M. Khlaf İbrahim’e engelli maaşı verildiği iddialarını Meclise taşıdı.

    Milletvekili Cengiz Çiçek, ‘Ebu Leys’ kod adlı Mohammed Khlaf İbrahim’in, Kızılay’dan engelli maaşı aldığını belirterek, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması talebiyle soru önergesi verdi.

    Çiçek, önergesinin gerekçesinde şunları kaydetti:

    “Ebu Leys kod adlı Mohammed Khlaf İbrahim’in, 2014 yılında IŞİD’e katıldığı, IŞİD saflarında savaşırken mayın patlaması sonucu kulağından ve gözünden yaralandığı, 2018 yılında kaçak yollardan Türkiye’ye girdiği, bir süre Van’da yaşadığı bilinmektedir. Mohammed Khlaf İbrahim’in gözaltında verdiği ifade aynen şu şekildedir: ‘Yüzde 70 görme engelliyim. Yakınımda mayın patlayınca gözlerim bu şekilde yüzde 70 engelli hale geldi. Türkiye’ye geldikten sonra Ankara’da kimlik başvurusunda bulundum. Ayrıca sağlık problemlerim nedeniyle gerekli başvurularda bulundum. Halen Kızılay’dan engelli maaşı almaktayım. Ankara’dan yaptığım başvuru neticesinde beni Balıkesir iline devlet yerleştirdi. O tarihten beri Balıkesir’de ikamet ederim.’”

    “KIZILAY, HANGİ ŞARTLAR SONUCUNDA MAAŞ VERMİŞTİR?”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Cengiz Çiçek, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya şu soruları yöneltti:

    “*Kızılay IŞİD saldırganı Mohammed Khlaf İbrahim’e hangi şartlar ve kriterler sonucunda maaş vermiştir?

    *Mohammed Khlaf İbrahim’e hangi zaman aralıklarında maaş verilmiştir?

    *Türkiye’de ikamet eden ve daha önce IŞİD’de faaliyet yürüttükleri bilinen kaç kişiye vatandaşlık verilmiştir?

    *Türkiye’de ikamet eden ve daha önce IŞİD’de faaliyet yürüttükleri bilinen kaç kişi vardır? Bu kişiler hangi şehirlerde ikamet etmektedirler? IŞİD’de faaliyet yürüttükleri bilinen bu kişilerin Türkiye’den çıkarılması için gerekli işlemler başlatılacak mıdır?

    *Sınır kapılarından veya resmi yollarla giriş yapan kişilerin İnterpol kaydı olup olmadığı kontrol edilmekte midir? Bu kişilerin Türkiye’ye girişleri araştırılmakta mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan IŞİD’li Kırıkkale’de yakalandı

    Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan IŞİD’li Kırıkkale’de yakalandı

    Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan IŞİD üyesi, Kırıkkale’de düzenlenen operasyonla gözaltına alındı.

    Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan IŞİD üyesi, Kırıkkale’de düzenlenen operasyonla gözaltına alındı. Kırıkkale İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde IŞİD’in faaliyetlerinin deşifresi amacıyla çalışma yürüttü.

    Yapılan operasyon sonucu, örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu tespit edilen Irak uyruklu B.A.H., kent merkezinde yakalandı.
    Interpol tarafından kırmızı bültenle arandığı belirlenen şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanan B.A.H., cezaevine gönderildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin’de 10 Ekim anması: Planlanmış bir katliamdı- VİDEO

    Mersin’de 10 Ekim anması: Planlanmış bir katliamdı- VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren 104 insanı andı. Yapılan açıklamada, “10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da tam anlamıyla bir katliam planlandı ve hayata geçirildi. Katilleri tanıyoruz. Bu katliamı yapanlardan hesap sorana kadar mücadelemiz devam edecek” denildi.

    IŞİD çetelerinin saldırısı sonucu 10 Ekim 2015’te Ankara’da yaşamını yitirenler Mersin’de anıldı. Özgür Çocuk Parkı’nda yapılan anmada “10 Ekim barış şehitleri onurumuzdur”, “10 Ekim şehitlerini unutturmayacağız” yazılı pankartlar açıldı.

    Açıklamaya Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Nuriye Arslan ile Hoşyar Sarıyıldız, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu adına ortak açıklamayı Tüm Bel-Sen Mersin Şube Başkanı Mustafa Özbay yaptı.

    “KATİLLERİ TANIYORUZ”

    Özbay, katliamın üzerinden 9 yıl geçmesine rağmen acı ve öfkenin her geçen gün arttığını söyleyerek, “10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da tam anlamıyla bir katliam planlandı ve hayata geçirildi. Biz, bu bombaları patlatanları da koruyup kollayanları da işbirlikçileri de katliamcıları da dün Maraş’tan, Sivas’tan, Çorum’dan, Taksim’den, Madımak’tan, Roboski’den, Reyhanlı’dan; Adana’dan, Mersin’den, Diyarbakır’dan, Suruç’tan ve en son olarak yüzlerce barış şehidi ve yüzlerce ağır yaralı verdiğimiz Ankara’dan biliyoruz. Ve bu katilleri tanıyoruz. Dönemin Başbakanının “patlamalar oldukça oylarımız her geçen gün yükseliyor” söylemi hafızalarımızda hala tazeliğini koruyor” dedi.

    “NEDEN ÖNLEM ALINMADI”

    10 Ekim’den 22 gün önce Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yazışmalarında Ankara’da canlı bomba eylemi yapılacağına dair bilgiler olmasına rağmen önlem alınmadığına vurgu yapan Özbay, “Mitingin izinli olması ve 3 kere miting tertip komitesiyle toplantılar yapılmasına rağmen niye tertip komitesiyle saldırı olacağı paylaşılmadı? Herhangi bir güvenlik zafiyeti yoktur derken, bu katliam nasıl gerçekleşti? Güvenlik zafiyeti yoksa emniyet müdürü niye görevden alındı? Ankara katliamında adı geçenlerin Suruç katliamıyla bağlantılarının kesin olmasına rağmen niye en ufak bir önlem alınmadı?” diye sordu.

    “ÜSTÜNÜ ÖRTEMEYECEKLER”

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın üzerinin örtülmesine izin vermeyeceklerinin altını çizen Özbay, sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Barış şehitlerine sözümüz var, bizler eğitimden sağlığa, kamu kurumlarından, sokakta, mahallede, basında kısacası yaşamın tüm alanlarına hakim kılınmaya çalışılan baskıcı, yasakçı, gerici, tekçi ve ırkçı zihniyete karşı her zaman eşitlikçi, laik, demokratik ve özgürlükçü, aydınlık bir Cumhuriyetin savunucusu olmaya devam edeceğiz.
    Bu katliamı yapanlardan hesap sorana kadar mücadelemiz devam edecek. Yastayız, isyandayız, bu yapılan katliamı asla unutmadık, unutturmayacağız.”

    PİRHA/ MERSİN

  • ‘Güvenliğimiz sağlanmamıştı, ölüme terk edildik; kapanmayacak yaralar açıldı’-VİDEO

    ‘Güvenliğimiz sağlanmamıştı, ölüme terk edildik; kapanmayacak yaralar açıldı’-VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda yaralanan Canan Neval Salış, “Yaşananları atlatmak, tam olarak iyileşmek mümkün değil. Kapanmayacak yaralar açıldı bizde. İnsanlar barış istedikçe savaş, ölüm politikaları daha da arttı ancak bizler barışta ısrarcıyız. Bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği (TTB), TMMOB ve HDP’nin de aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla 10 Ekim 2015 yılında Ankara Tren Garı önünde düzenlenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne IŞİD tarafından yapılan canlı bombalı saldırıda 104 kişi hayatını kaybetmiş, 20’si çocuk yaklaşık 500 kişi de yaralanmıştı.

    Katliam sanıklarına ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), saldırıda Türkiye hükümetinin/devletinin “sorumluluklarını yerine getirdiğine” karar vererek ihlal görmedi. Ancak katliama tanık olan herkes, emniyet güçlerinin herhangi bir arama, güvenlik tedbiri almadığı konusunda ortaklaşıyor.

    Katliamda ağır yaralananlardan biri olan Canan Neval Salış, önlemlerin alınmadığının altını çizerek katliam günü yaşananları PİRHA‘ya anlattı.

    “GÜVENLİĞİMİZ SAĞLANMAMIŞTI, ÖLÜME TERK EDİLDİK”

    Mersin’den Ankara’ya kalabalık bir şekilde gittiklerini ve yolda herhangi bir arama-kontrol noktasının olmadığını belirten Canan Neval Salış, “Patlamadan önce coşkulu bir atmosfer vardı ama polisin neredeyse hiç olmaması şaşırtıcıydı. Normal şartlarda böyle programlarda yüzlerce polis olurdu ama o mitingde yok denilecek kadar azdı polis. Yol boyunca hiçbir arama noktası olmadı. Hiçbir şekilde güvenlik önlemlerimiz alınmamıştı” dedi.

    Patlama sebebiyle iki ağır ameliyat geçiren Salış, o güne dair şunları anlattı:

    “İlk patlamada ne olduğunu anlayamadım, sadece yere düştüğümü hatırlıyorum. Yanımdaki arkadaş beni tuttu ve bize bomba attılar dedi. Ayağa kalkmaya çalışırken ikinci patlamada oldu ve kalkamadım bir daha. TTB’deki doktorlar ilk müdahaleyi yapmak için geldiklerinde acil bir şekilde hastaneye götürülmem gerektiğini, yoksa benim de öleceğimi söylediler. Göğüs kafesimden giren bilye sırtımdan çıkmıştı o da akciğer zarımı delmişti. İki bilye de boynumdan girip sırtımdan çıkmıştı. Her anını hatırlıyor olmak çok kötü. Polisler biber gazı attığı için bilincimi kaybettim sonrasında. 20- 25 dakika geçmesine rağmen ambulanslar gelmedi, o gün ölüme terk edildiğimizi düşündük, birçok insan yakınını kaybetti.”

    “KATLİAM, KAPANMAYACAK YARALAR AÇTI”

    Geçirdiği iki ağır ameliyattan sonra fiziksel olarak iyileşmesi 5 ayı bulan Salış, “Fiziken iyileştim fakat psikolojik olarak bunu atlatmak, tam olarak iyileşmek mümkün değil. Kapanmayacak yaralar açıldı bizde. İnsanlar barış istedikçe savaş ve ölüm politikaları daha da arttı. Bunun sistemsel olduğunu, devletin bir politikası olduğuna inanıyorum. Ama bu böyle sürmeyecek. Barış için mücadelemiz sürecek. Sürdürülen savaş ortamına karşı barışta ısrarcıyız ve bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Gar Katliamı tanığı Evrim Ay: Katliamın yol göstericilerinin de hesap vermesi gerekiyor-VİDEO

    Gar Katliamı tanığı Evrim Ay: Katliamın yol göstericilerinin de hesap vermesi gerekiyor-VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı tanığı Yapı-Yol Sen Elazığ Şube Başkanı Evrim Ay, “İnsanlarda öyle bir barış umudu vardı ki hiçbir eyleme katılmayan arkadaşlarımız bile mitinge katıldılar. Miting alanında eskisi gibi işportacılar, simitçiler ve bayrak satıcıları yoktu. Patlamadan sonra ellerimde kırmızı benekler olunca anladım ki korkunç bir katliam yaşanmış” dedi. 

    DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği (TTB), TMMOB ve HDP’nin de aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla 10 Ekim 2015 yılında Ankara Tren Garı önünde yapılmak istenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne IŞİD tarafından yapılan canlı bombalı saldırıda 104 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 500 kişi de yaralandı.

    Katliam tanığı olan Yapı-Yol Sen Elazığ Şube Başkanı Evrim Ay, o gün yaşananları PİRHA’ya anlattı.

    “BÜYÜK BİR KATILIMLA DERSİM’DEN ANKARA’YA GİTTİK”

    Türkiye’deki savaş ortamından dolayı demokratik kitle örgütlerinin çağrısı üzerine Dersim KESK Şubeler Platformu olarak yoğun bir katılım sağlayarak Ankara’ya gittiklerini söyleyen Evrim Ay, “Barış müzakerelerinin sona ermesiyle başlayan süreçle beraber 5 Haziran’daki HDP’nin mitinginde yapılan bombalı saldırı, 20 Temmuz’da SGDF’li (Sosyalist) gençlerin katledilmesi gibi savaş çığırtkanlığı yapanlara karşı barıştan yana olan tüm kitleler Ankara’da Barış Mitingi planladı. Biz de o dönem büyük bir katılımla Dersim’den Ankara’ya yola çıktık. İnsanlarda öyle bir barış umudu vardı ki hiçbir eyleme katılmayan arkadaşlarımız bile mitinge katıldılar ve biz otobüslerle Ankara’ya gittik. Ankara’ya giderken polisin mitingi engelleyici bir tutumunu görmedik. Çok rahat gittik ve mola yerlerinde halaylar çektik” dedi.

    “ELLERİMDE KIRMIZI BENEKLER VARDI, ANLADIM Kİ KORKUNÇ BİR KATLİAM YAŞANMIŞ”

    Böyle büyük bir katliamın yapılacağını akıllarına bile getirmediklerini ifade eden Evrim Ay, “Miting alanında eskisi gibi işportacılar, simitçiler ve bayrak satıcıları yoktu. Biz kortejler halinde yürüyüşe başlamıştık saat 10.00 gibi miting alanına gelmiştik, tam o esnada bir ses geldi, ben ses bombası zannettim. Daha önceki eylemlerde ve mitinglerde ona benzer sesler olurdu. Ama öyle bir sesti ki arkamızdan bir rüzgâr esintisi geldi, daha sonra insanların bize doğru koştuğunu gördük. Tam o esnada aklıma büyüklerimizden dinlediğim 1977 1 Mayıs’ı geldi. İnsanların yüzündeki o korku dolu suretleri görünce çok kötü bir şey olduğunu anladım. Ellerimde ufak kırmızı benekler vardı. O an anladım ki korkunç bir katliam yaşanmış. Şu anda hatırlıyorum ayağımın önünde kemik tarzında kafatasına benzer bir insan uzvu vardı. Biz ambulans gelir diye beklerken polisler gelip koridor oluşturdu ve bizim gidişimize izin vermediler” diye belirtti.

    “20-25 DAKİKA SONRA AMBULANSLAR GELDİ”

    Alana 20-25 dakika sonra ambulansların geldiğini vurgulayan Ay, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Alana girdiğimde korkunç bir tablo vardı. Et yığınları, insan cesetleri üzerindeki sendika ve siyasi parti bayrakları örtülmüştü. Türkiye’nin yakın tarihinin en büyük katliamı. Katliamı yapanların IŞİD militanları olduğu ve ellerini kollarını sallayarak Suriye sınırından Ankara’nın en güvenlikli yerine gelip Ankara Garı önünde büyük bir katliam yapması nedeniyle bu işin yol göstericilerinin de hesap vermesi gerektiğini söylüyoruz. O gün barış talebinde bulunan her kesimden insan oradaydı ama savaştan beslenen kesimler tarafından bu katliam planlandı.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • IŞİD çetelerinin 104 barış insanını öldürdüğü 10 Ekim Gar Katliamı’nın 9. yılı

    IŞİD çetelerinin 104 barış insanını öldürdüğü 10 Ekim Gar Katliamı’nın 9. yılı

    PİRHA- IŞİD’in 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı’nda 104 yurttaşın yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan katliamının üzerinden 9 yıl geçti. Gerçek suçlular, katilleri azmettirenler, görevi ihmal edenler, saldırıya göz yumanlar hala yargı önüne çıkarılmadı. 26 Haziran 2024’te görülen davada karar açıklandı. Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu 10 sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi ancak ailelerin adalet mücadelesi hala sürüyor. 

    Türkiye tarihinin en kanlı saldırısı olan 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden 9 yıl geçti.

    Ülkenin dört bir yanından binlerce insan, TTB, DİSK, KESK ve TMMOB tarafından düzenlenen Emek, Demokrasi ve Barış Mitingine katılmak için 10 Ekim 2015’te Ankara’da bir araya gelmişti. Saatler 10.04’ü gösterdiğinde Emek, Demokrasi ve Barış mitingi IŞİD’li 2 canlı bomba ile kana bulandı. Saldırı sonucunda 104 insan hayatını kaybetti, 500 kadar insan yaralandı.

    KARANFİL BIRAKANLARA POLİS MÜDAHALESİ!

    Katliamdan bir gün sonra, 11 Ekim’de kalabalık bir grup, saldırıda 104 insanın hayatını kaybettiği alana gidip karanfil bırakmak istedi. Polis, alana girmek isteyenlere izin vermedi. Yaşanan gerginlik sonucu polis, biber gazıyla müdahalede bulundu.

    Katliamda hayatını kaybedenler için Sıhhiye Meydanı’nda ortak tören düzenlenirken cenazeler kaldırılacakları illere uğurlandı.

    AÇILAN SORUŞTURMALAR!

    Katliamda yaşamını yitirenlerin cenazesine katılan öğrencilere 26 Kasım 2015’te ‘Yasa dışı örgütsel faaliyet’ soruşturması  tartışma konusu oldu. Hayatını kaybeden Necla Duran’ın cenaze törenine katılan ortaokul ve lise öğrencilerine de Hatay Emniyet Müdürlüğü’nün talimatı üzerine ‘yasa dışı örgütsel faaliyete katıldıkları gerekçesiyle’ soruşturma açıldı.

    KATLİAMIN PLANLAYICILARI 

    14 Aralık 2015’te katliamı planlayan İlhami Bali’nin 15 yıldır takip edildiği ortaya çıktı. Fevzi Kızılkoyun’un haberiyle Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlarının Ebubekir kod adlı IŞİD’li İlhami Balı’nın talimatıyla gerçekleştiği ve İlhami Balı’nın 2002’den beri emniyetin takibinde olduğu ortaya çıktı.

    29 Şubat 2016’da ise 10 Ekim Ankara Katliamı’nın ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, saldırıdan sonra bir kısım polis şefleri hakkında “görevi kötüye kullanmak” suçundan soruşturma izni istedi. Ankara Valiliği, “soruşturma izni verilmemesi”ne karar verdi.

    KATLİAMDA İHMALİ OLANLAR HAKKINDA SORUŞTURMA İZNİ VERİLMEDİ

    13 Nisan 2016 Müfettiş Raporu kamuoyu ile paylaşıldı. Ankara Garı’ndaki canlı bomba katliamı ile ilgili müfettiş raporuyla Emniyet’in mitingde yaşanacak olası bir canlı bomba saldırısı için öncelikle kendi personelini uyardığı, ancak mitinge katılanları ve miting düzenleme komitesini uyarmadığı ortaya çıktı.

    Katliamda ihmali olduğu düşünülen Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı yetkilileri, MİT görevlileri, Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilileri ile Ankara Emniyet Müdürlüğü hakkında 24 Nisan 2016’da suç duyurusunda bulunuldu. Savcılık, suç duyurusunu işleme koymama kararı aldı.

    İÇİŞLERİ BAKANLIĞI10 EKİM KATLİAM DEĞİL” DEDİ

    İçişleri Bakanlığı, 14 Haziran 2016’da saldırısı için açılan tazminat davasına savunmada “Yeterli önlem alındı, üstelik bu bir katliam değil” dedi. Bakanlık, dava masraflarının da mağdur aileden istenmesini talep etti. Bakanlık, katliamda yaşamını yitiren Gökmen Dalmaç’ın kardeşinin tazminat talebine de “asılsız katliam iddasıyla açılan haksız dava” diyerek tazminatın “haksız zenginleşmeye yol açacağını” savundu. Bakanlık aynı zamanda tren garı önünde toplananları “hukuka aykırı hareket etmek” ile suçladı.

    KATLİAM İDDİANAMESİ HAZIRLANDI

    10 Ekim Katliamı’nın iddianamesi 27 Haziran 2016’da hazırlandı. Hazırlanan iddianamede müfettiş raporunda yer alan ihbar ve ihmal konusundaki belge ve dokümanlar ile katliam sonrasında gaz kullanan polisler yer almadı.

    10 Ekim Davası Avukat Komisyonu, 13 Temmuz 2016’da AYM’ye başvurarak kamu görevlileri hakkında yaptıkları suç duyurularının reddedilmesinin ardından bu talebi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Daha önce katliamda sorumluluğu olan kamu görevlilerinin yargılanması için defalarca suç duyurusunda bulunulmuş ancak bu suç duyuruları her seferinde reddedilmişti.

    17 Temmuz 2016’da 10 Ekim Avukatlarına dava açıldığı duyuruldu. Katliamda ihmali ve sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında ailelerin yaptığı suç duyurusunun reddedilmesinin ardından Emniyet Genel Müdürlüğü, 10 Ekim mağdurlarının avukatlarına dava açtı.

    BİRİNCİ YIL ANMASINA İZİN VERİLMEDİ!

    10 2016’da birinci yıl anması güvenlik sebebiyle yasaklandı. Ankara Valisi 08.45’te Gar’a çiçek bıraktı. Ailelerin soyadı kontrolü ile alana alınacağı söylenerek, soyadı aynı olmayan aile üyelerinin, kayıp yakınlarının, yaralıların dahi anma alanına girmesine izin verilmedi. Girmek isteyen insanlara polis, gazla müdahale etti. 70’te fazla insan gözaltına alındı.

    İKİNCİ YIL ANMASINA DA MÜDAHALE!

    Katliamda yaşamını yitirenleri ikinci yılında anmak için Ankara’da bir araya gelenlere yine müdahale yapıldı. Ailelere gaz sıkıldı, plastik mermiyle saldırıldı. Saldırı sonrası İnşaat Mühendisleri Odası konferans salonunda anma yapmak isteyen ailelere de saldırı gerçekleştirildi.

    Kızılay’da, katliamda yaşamını yitirenler için yapılan anıt ise kırıldı. İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen anmaya yapılan polis saldırısında ise en az 50 kişi ters kelepçe ile gözaltına alındı.

    İLK DAVA 7 KASIM 2016’DA GÖRÜLDÜ

    Saldırıyla ilgili 20’si tutuklu 36 kişi hakkında dava açıldı. Ankara Dördüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan davanın savcısı Adnan Gümüş, 12 Haziran 2018’deki duruşmada 55 sayfalık esas hakkındaki görüşünü açıkladı.

    Gümüş, görüşünde “acımasız” ve “vahşi” olarak nitelendirdiği bu saldırının Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adına gerçekleştirildiğini belirtti.

    Sanıklardan Abdülmubtalip Demir, Talha Güneş, Metin Akaltın, Yakub Şahin, Hakan Şahin, Halil İbrahim Alçay, Resul Demir, Hacı Ali Durmaz ve Hüseyin Tunç hakkında “100 kişiyi kasten öldürme” suçlamasından 100’er kez; “anayasal düzeni ihlal” suçundan ise 1’er kez olmak üzere toplamda 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Aynı sanıklar için ayrıca 20’si çocuk 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçundan da ayrı ayrı 11 bin 730’ar yıl hapis cezası talep edildi.

    İddianamede patlayıcı yapımında kullanılan malzemeleri Ankara’ya getirmekle suçlanan isimlerden Abdülmubtalip Demir, Metin Akaltın, Yakıp Şahin ve Hüseyin Tunç hakkında ayrıca “örgüt faaliyeti çerçevesinde izinsiz tehlikeli madde bulundurmak, nakletmek” suçundan 24’er yıla kadar hapis cezası istendi.

    Sanık Erman Ekici hakkında “IŞİD silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” suçundan istenen hapis cezası ise 22 yıl 6 ay.

    İddianamede, saldırı talimatının IŞİD yöneticisi ve Türkiye sorumlusu olarak tanımlanan İlhami Balı tarafından verildiği belirtildi. İddianamede saldırıyla ilgili ayrıntıların ise IŞİD’in Gaziantep Emiri Yunus Durmaz tarafından planlandığı belirtildi.

    Dava sonunda da 9 sanığa “Anayasal düzeni ihlal” suçundan birer kez, “kasten öldürme” suçundan da 100’er kez olmak üzere toplam 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

    3. YIL ANMASINA DA ENGELLEME !

    Ankara Garı önündeki anmaya izin verilmesine karşın anma çeşitli engellemelerle başladı. Gar Meydanı’na giden yolları kapatan polis, önce sadece katliamda yakınlarını yitiren ve yaralananların alana girişine izin verdi.

    Anma tüm engellemelere rağmen saat 10.04’te başlarken anmaya HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ile HDP ve CHP’li milletvekilleri, KESK, DİSK, TTB ve TMMOB Genel Başkanları ile çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

    FİRARİLER YARGILANIYOR!

    16 firari sanığın yargılandığı duruşma 8 Kasım 2018’de başladı. 37 aydır firari olan 16 IŞİD’li sanık ile bu sanıkların takip edilmesine rağmen yakalanmamasından sorumlu kamu görevlilerinin bulunmadığı duruşmada, sanık sandalyeleri boş kaldı.

    18 Nisan 2019’da yapılan 2. duruşmada ise 10 Ekim Ankara Katliamı davasında IŞİD’in sınır emiri İlhami Balı’nın eşi tutuklu Hülya Balı’nın tanıklığına müdahale edildi. SEGBİS ile görüntülü olarak duruşmaya bağlanan Balı, tanıklık yapmak istemediğini söyleyerek kendi sorunlarını anlatmaya başladı. Hakim, savcının ve avukatların itirazlarına rağmen “Tanıklık yapmak istemiyorsun” diyerek Balı’yı dinlemedi.

    4. YIL ANMASI DA ABLUKA ALTINDA YAPILDI

    10 Ekim Ankara Katliamı’nın dördüncü yıldönümü için Ankara Tren Garı önünde anma yapıldı. Gara doğru hareket ederken gruptan, “Katil devlet hesap verecek”, “Katil IŞİD işbirlikçi AKP” sloganlarının atılması üzerine polis ile anmaya katılanlar arasında gerginlik yaşandı. Anmaya katılanlar yoğun güvenlik önlemi altında iki farklı arama noktasından geçerek alana giriş yapabildi.

    FİRARİLERE İLİŞKİN YÜRÜTÜLEN 3. DURUŞMA

    21 Kasım 2019’da firari sanıklar yönünden devam eden davanın duruşmasında sanık Erman Ekici’nin avukatı Erhan Fidan, IŞİD lideri Bağdadi’ye “halife” dedi ve “Türkiye El Bab’a girmese bombalar patlamayacaktı” iddiasında bulundu.

    Gar Katliamı davasında daha önce IŞİD yöneticiliğinden 18 yıl hapis cezası alan Erman Ekici, bu kez “insanlığa karşı suç” işlemekten hâkim karşısına çıkarıldı.

    Firari sanıklar açısından açılan davanın dördüncü duruşması ise Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 13 Şubat 2020 tarihinde görüldü. Mahkeme, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’na ilişkin 16 firari ve bir tutuklu sanık yönünden devam eden davayı 8 Mayıs 2020 tarihine erteledi.

    16 Temmuz 2020’de yapılan 6. Duruşmada ise katliamın firari sanıklarının yargılandığı davada avukatlar, delil karartıldığı için Gaziantep Emniyeti hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Firari Balı’nın Hayır ve Ensar Derneği üyeliğinin İstanbul Valiliği’ne sorulmasına karar verildi.

    KATLİAMDA AĞIR YARALANAN 4 KİŞİ DE YAŞAMINI YİTİRDİ

    10 Ekim 2015’te bombalı saldırı sonucu 400’den fazla yurttaş ise ağır yaralar aldı. Uzunca bir süre tedavi gören Esfet Duran, Mustafa Budak, Ağa Bayar ve Piro Yıldırım da farklı zamanlarda yaşamlarını yitirdi.

    DAVADA KARAR AÇIKLANDI

    26 Haziran 2024’te görülen davada karar açıklandı. Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu 10 sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Mahkeme heyeti sanıklar Yakup Şahin, Hakan Şahin, Resul Demir, İbrahim Halil Alçay, Hacı Ali Durmaz, Erman Ekici, Talha Güneş, Hüseyin Tunç ve Metin Akaltın’a insan öldürmekten 101’er kere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, insan öldürmeye teşebbüs suçundan da 379’ar kere 18 yıl hapis cezası verdi.

    Mahkeme heyeti ayrıca Erman Ekici hakkında insanlığa karşı suçtan beraat verilmesine, dosyanın firari sanıklar yönünden ayrılmasına karar verdi.

    Ekici’nin geçen celsede de sağlık raporu sunan avukatı, bugünkü duruşma için de mazeret göndermiş ancak mahkeme heyeti avukatın bunu “yargılamayı uzatmak için yaptığını” değerlendirerek Ekici’ye CMK’dan (Ceza Muhakemesi Kanunu) müdafii atanmasına karar vermişti.

    9 EKİM 2024’TE ANIT AÇILDI, AİLELER KATILMADI

    9 Ekim 2024’te, IŞİD’in saldırısıyla hayatını kaybedenler için katliamın yapıldığı Ankara Garı’nda anıt açıldı. 103 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı katliamın ardından yakınlarını kaybedenlerin kurduğu 10 Ekim Barış Derneği’nin girişimleri sonucunda Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) katkılarıyla anıt yapıldı. “10 Ekim Annelerinin Çığlığı Anıtı”nı heykeltıraş Metin Yurdanur tasarladı ve hazırladı.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve ABB Başkanı Mansur Yavaş açılışta konuştu. Ancak 10 Ekim Barış Derneği ve heykeltıraş Yurdanur açılışa katılmadı. Ayrıca DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da programını iptal ederek açılışta yer almadı.

    PİRHA/ANKARA 

     

  • DEM Parti’den acil çağrı: Êzidî halkı yeni bir katliam tehdidi altında!

    DEM Parti’den acil çağrı: Êzidî halkı yeni bir katliam tehdidi altında!

    PİRHA-DEM Parti, KDP politikaları nedeniyle Êzidîlerin yeni bir katliamla karşı karşıya olduğunu açıkladı. Konuya ilişkin açıklamada “IŞİD’in Êzidî halkına yönelik katliamlarına seyirci kalanlar, yeni bir soykırıma göz yumarsa bu suça ortak olacaktır. Timsah gözyaşları vicdanları temizlemez” denildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu, maruz kaldıkları tehditler nedeniyle KDP kamplarından kaçan Êzidîlerin durumuna ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “ÊZİDÎ HALKI, YOK EDİLME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA BIRAKILIYOR”

    DEM Parti, Êzidî halkının tarih boyunca 73 kez katliama uğradığını, bugün yeniden KDP’nin organize ettiği vahim bir katliam tehdidiyle karşı karşıya bulunduğunun altını çizdi. Yapılan açıklamada, “Bu kadim halk, bir kez daha sahte algılar ve tehlikeli söylemlerle yok edilme riskiyle karşı karşıya bırakılıyor. IŞİD’in kanlı saldırılarıyla hedef alınan, katledilen, köleleştirilmeye çalışılan Êzidîler, şimdi de eski bir peşmerge olan Kasım Şeşo’nun açıklamalarıyla radikal unsurların hedefi haline getirilmektedir. Barzani yönetiminin eliyle başlatılan bu tehdit, sistematik bir etnik ve inançsal temizliğe zemin sunuyor. Şengal’in 73. Fermanı sonrası uygulamaya konulan Êzidîleri yurtlarından koparma ve soykırımı tamamlama projesi, bugün yeniden hayata geçirilmek isteniyor” denildi.

    “KDP, DOĞACAK YENİ BİR KATLİAMIN BAŞ SORUMLUSU OLACAKTIR”

    “On yılı aşkın süredir kapanmayan ferman yarası, yeni bir ferman, zorunlu göç ve pogromla derinleştiriliyor” diyen DEM Parti açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Şengal Katliamında binlerce kişi hayatını kaybetmiş ve yüz binlerce kişi yurdundan sürülmüştür. Katliamdan kurtulan 150 bine yakın Ezidî ise Federe Kürdistan Bölgesi’nde insanlık dışı koşullarda yaşamakta ve çadır kentlerde mahsur bırakılmaktadır. Erbil’deki yönetim, Ezidîleri zor koşullarla terbiye ederek onları yurt dışına kaçmaya zorluyor. Bu süreçte 100 binden fazla Êzidî, Batı ülkelerine sığınmak zorunda kalmıştır. Geri kalanlar ise son günlerde Zaxo’da camilerde verilen fetvalarla yeni bir katliam fermanının hedefi haline getirilmektedir. KDP’nin kontrolündeki kamplarda kalan binlerce Êzidî, tehditler nedeniyle çaresizlik içinde Şengal’e geri dönmeye çalışmaktadır.

    Êzidîler, her saldırıda topraklarından koparılmış, dünyanın dört bir yanında yasaklı bir halk haline getirilmiştir. Gerçek dışı iddiaların aksine, Êzidîler yüzyıllardır Kürdistan ve Ortadoğu’da barışa inanmış, inanç ve kültürlerini yaşatmaktan başka bir amaç gütmemiştir. Ancak buna rağmen, bu kadim etno-inanç her dönemde soykırım tehdidiyle yüz yüze kalmıştır. Öte yandan Şengal’e yönelik artan operasyon tehditleri yeni bir fermanın kapısını aralamaktadır. IŞİD’in katliamları sırasında Êzidî halkını kaderine terk eden ve savunmalarını engelleyen KDP, doğacak yeni bir katliamın baş sorumlusu olacaktır.”

    “BU ZULME KARŞI SESSİZ KALMAYALIM!”

    KDP ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni uyaran DEM Parti, “Bu tehlikeli oyunu derhal durdurun. Kürt halkı, geçmişte olduğu gibi bugün de Êzidîlerin kendi topraklarında güven ve barış içinde yaşama hakkını savunacaktır” dedi.

    DEM Parti, ayrıca uluslararası topluma da çağrı yaparak, “IŞİD’in Êzidî halkına yönelik katliamlarına seyirci kalanlar, yeni bir soykırıma göz yumarsa bu suça ortak olacaktır. Timsah gözyaşları vicdanları temizlemez. Özellikle halkımızı bu tehditlere karşı duyarlı olmaya çağırıyoruz. Partimiz, Êzidî halkının yaşam hakkını, topraklarında özgürce yaşama ve kendini yönetme hakkını savunmaya kararlılıkla devam edecektir. Bu zulme karşı sessiz kalmayalım. Hep birlikte sesimizi yükseltelim ve bu insanlık suçuna dur diyelim” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • 33 Sosyalistin öldürüldüğü Suruç Katliamı’nın 9. yılı: Adalet arayışı sürüyor

    33 Sosyalistin öldürüldüğü Suruç Katliamı’nın 9. yılı: Adalet arayışı sürüyor

    PİRHA- IŞİD çetelerinin bombalı saldırısıyla 33 sosyalistin yaşamını yitirdiği Suruç Katliamı’nın üzerinden 9 yıl geçti. Ailelerin ve dostlarının adalet arayışı 9 yıldır sürüyor.

    20 Temmuz 2015’te Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) çağrısıyla, Kobane’deki çocuklara oyuncak götürmek için Urfa’nın Suruç ilçesindeki Amara Kültür Merkezi bahçesinde bir araya gelen gençlere yönelik İŞİD’in gerçekleştirdiği bombalı saldırı 9’uncu yılını geride bıraktı.

    Katliamda 33 genç yaşamını yitirirken, 100’ün üzerinde kişi de yaralandı.

    Suruç Katliamı’na dair firari sanıklar yönünden devam eden duruşmada aile ve avukatların talepleri reddedilmiş, ayrıca duruşmada dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun dinlenmesi talebi de yinelenmişti.

    Suruç Katliamı’nın 9. yılında 33 düş yolcusu yapılacak etkinliklerle anılacak.

    AMARA KÜLTÜR MERKEZİNDE ANMA

    20 Temmuz 2015 tarihinde “Beraber savunduk beraber inşa edeceğiz” kampanyası kapsamında Kobane’ye yola çıkan yüzlerce kişi mola verdikleri Urfa Suruç’ta bulunan Amara Kültür Merkezinde canlı bomba saldırısına uğradı. 33 düş yolcusunun ölümsüzleştiği, çok sayıda kişinin yaralandığı Amara Kültür Merkezinde her yıl olduğu gibi bu sene de 11.50’de anma yapılacak.

    CEBRAİL GÜNEBAKAN 19 TEMMUZ’DA ANILACAK

    Suruç şehitleri İstanbul’dan Samsun’a; Van’dan Diyarbakır’a, Hakkari’den Trabzon’a, Bursa’dan Ordu’ya kentlerde bulunan mezarı başında anılacak. Katledilenlerden Cebrail Günebakan için 19 Temmuz’da Elazığ Karakoçan Mezarlığı’nda anma düzenlenecek.

    İSTANBUL

    Ece Dinç: Karacaahmet Mezarlığı
    Nazegül Bahar Boyraz: Küçükyalı Mezarlığı
    Duygu Tuna, Cemil Yıldız, İsmet Şeker: Gazi Mezarlığı
    Polen Ünlü, Ezgi Sadet: Ihlamurkuyu Mezarlığı
    Alper Sapan: Kurtköy Mezarlığı
    Büşra Mete: Şeyhli Mezarlığı
    Vatan Budak: GOP Karlıtepe Mezarlığı

    VAN
    Yunus Emre Şen: Şehitlik Mezarlığı

    MARDİN

    Emrullah Akhamur, Murat Yurtgül: Kızıltepe

    HAKKARİ

    Süleyman Aksu: Orman Mahallesi Mezarlığı

    BURSA

    Ferdane-Nartan Kılıç: Hamitler Mezarlığı
    Nuray Koçan: Mudanya

    SAMSUN

    Mert Cömert: Samsun

    URFA

    Kasım Deprem, Osman Çiçek: Suruç Mezarlığı

    DİYARBAKIR

    Veysel Özdemir: Yeniköy Mezarlığı
    Nazlı Akyürek: 450 Evler

    CİZRE

    Uğur Özkan: Asri Mezarlığı

    AĞRI

    Erdal Bozkurt: Sorguçlu Köyü Mezarlığı

    MUŞ

    Evrim Deniz Erol, Medali Barutçu, Serhat Devrim: Taşo Mezarlığı

    DERSİM

    Çağdaş Aydın: Ovacık, Güneykonak Mezarlığı

    ANTAKYA

    Okan Pirinç: Hancağız Aile Mezarlığı

    TRABZON

    Koray Çapoğlu, Of

    KENTLERDE AÇIKLAMALAR

    Suruç katliamının hemen ardından SGDF etrafında kenetlenen ve Suruç’tan bugüne birleşik mücadeleyi sürdüren gençlik örgütleri bu yıl da başta İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir olmak üzere çok sayıda kentte “Suruç için adalet herkes için adalet” şiarıyla anmalar yapacak.

    İSTANBUL’DA İKİ AYRI EYLEM

    İstanbul’da bu yıl da iki ayrı eylem gerçekleşecek. Saat 18.00’de Suruç Aileleri İnisiyatifi’nin çağrısıyla Kadıköy Halitağa Caddesinde Adalet Nöbeti yapılacak. 19.30’da ise gençlik örgütlerinin çağrısıyla Süreyya Operası önünde yan yana gelinecek.

    ANKARA’DA İKİ AYRI AÇIKLAMA

    Ankara’da da bu sene iki ayrı açıklama olacak. Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri saat 18.30’da Sakarya Medyanı’nda açıklama yapacak, gençlik örgütlerinin çağrısı ise 19.00’da Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önü.

    Dersim Seyid Rıza Meydanı’nda saat 17.30’da Suruç şehitleri için açıklama yapılacak.

    İzmir Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi, Eskişehir Ulus Anıtı, Adana İnönü Parkı, Samsun Çiftlik Akbank önünde saat 18.00’da açıklama gerçekleştirilecek.

    Rize’nin Fındıklı Meydanı’nda 18.30’da açıklama yapılacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • AİHM, 10 Ekim Gar Katliamı’nda hükümetin ihmali olmadığını öne sürdü

    AİHM, 10 Ekim Gar Katliamı’nda hükümetin ihmali olmadığını öne sürdü

    PİRHA – AİHM, 103 kişinin katledildiği Ankara Gar Katliamı’na ilişkin yapılan başvuruda, Türkiye devletinin herhangi bir ihmali olmadığına, “üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdiğine” karar verdi. 

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), İŞİD’in Ankara Tren Garı Meydanı’nda 10 Ekim 2015’te düzenlediği ve 103 kişinin katledildiği saldırıda Türkiye hükümetinin/devletinin “sorumluluklarını yerine getirdiğine” karar vererek ihlal görmedi.

    Katliamda yaralanan insan hakları savunucusu Selçuk Coşkun tarafından AİHM’e yapılan başvuruda, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinde yer alan yaşam hakkını ihlal ettiği belirtildi. Ancak mahkeme başvuruya ilişkin yaptığı değerlendirmede, yaşam hakkının ihlal edilmediğine hükmetti.

    AİHM kararında, 10 Ekim 2015’teki mitinge katılanların hayatına dair açıktan, somut ve spesifik bir tehdit olmadığını belirterek, yetkililerin bu bağlamda yeterli tedbirleri aldığını savundu.

    Mahkeme, kararı oybirliğiyle aldı.

    Kararda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesine göre, yetkililerin halkı, önceden belirlenemeseler bile her türlü terör eylemi riskine karşı korumakla yükümlü olduğu belirtildi. Mahkeme, kamuoyuna duyurulmuş geniş katılımlı etkinlikler için bu sorumluluğun daha da arttığını ifade ederek, özellikle yakın zamanda ölümcül saldırılar da yaşanmış ve hala tehditler varken yetkililerin farkındalığının daha yüksek olması gerektiğini kaydetti. Mahkeme, genel olarak yetkililerin görmezden gelemeyeceği bir “terör tehdidi” olsa da, 10 Ekim 2015’te düzenlenen miting için spesifik, somut ve acil bir tehdit olmadığını savundu. Bu nedenle mahkeme, Türk devleti yetkililerinin bu bağlamda alınabilecek gerekli tedbirleri aldığını öne sürdü.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti’den Dünya Mülteciler Günü açıklaması: Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz Dünya

    DEM Parti’den Dünya Mülteciler Günü açıklaması: Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz Dünya

    PİRHA – DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü sebebiyle açıklama yaptı. “Mülteciliğe neden olan politikalara ve savaşa yatırım yapmaya derhal son verin” denilen açıklamada Türkiye’nin politikaları da eleştirildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Dünya Mülteciler Günü’nde yazılı açıklama yaparak AKP Hükümetinin mülteci politikalarını eleştirdi.

    “İLTİCA HAKTIR”

    “Göç ve Mülteci Bakanlığı kurulmalı” önerisini gündeme getiren DEM Parti, Türkiye’deki sığınmacılara dönük uygulamaları da kınadı. Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi şerhe son vererek iltica hakkının yürürlüğe konulmasının zorunlu olduğuna vurgu yapan DEM Parti, şu açıklamayı paylaştı:

    “20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nü ne yazık ki bu sene de açlığın, yoksulluğun ve savaşların yarattığı kitlesel göçlerin dramatik görüntüleri ile karşılıyoruz. Rusya’nın Ukrayna, İsrail’in Filistin işgali devam ederken; Türkiye de Suriye ve Irak’taki Kürt bölgelerine yönelik saldırılarını ve savaş tehditlerini sürdürüyor, seçimlere engel olacak politikalarıyla Ortadoğu’da savaşı derinleştiriyor.

    Bugüne kadar Libya’dan Ukrayna’ya kadar nerede bir savaş patlak vermişse Türkiye o savaşa yatırım yapmış, sonuçlardan nemalanmaya çalışmıştır. Bunu yaparken IŞİD artığı çeteler ve zihniyetleriyle olan işbirliğini geliştirmiş ve istikrarsızlığın derinleşmesine, yaşam alanlarının daralmasına neden olmuştur. Afganistan’ın “yeniden inşası” sürecinde rol alma bahanesiyle Taliban ile de tam bir işbirliğine giren AKP iktidarı, bütün aksi söylemlerine rağmen İsrail ile olan ticaretini sürdürmektedir. AKP iktidarı, yaşanan tüm çatışmaların içerisine kendisini dahil etmeye ve her meselede ikili oynamaya çalışarak bölgede istikrarsızlık için elinden geleni yapmaktadır.

    “SAVAŞLAR YIKIMIN, ÖLÜMÜN VE GÖÇMENLİĞİN TEMEL NEDENİ”

    Bütün bu savaşlar yıkımın, ölümün ve nihayetinde kitlesel göçmenliğin temel nedeni haline gelmiştir. Devletlerin yarattığı bu kitlesel göçler sağcı, popülist, faşist yönetimlerin güçlenmesine ve yabancı düşmanlığının artmasına vesile yapılmıştır. Ölümden kaçan mülteciler gittikleri yerlerde barınamaz hale getirilmiş, göçmen işçiler insanca yaşamın çok altında ücret ve koşullarla çalışmak zorunda bırakılmıştır. Sağlığa erişimin engellendiği Geri Gönderme Merkezleri, adeta işkence ve kötü muamele için özel inşa edilmiş mekanlardır. Avrupa Birliği ile süren Geri Kabul Anlaşması kendi başına suç teşkil etmektedir. Türkiye’den hukuksuz yargılama ve infaz sonucu sürgün edilen çoğunluğu Kürt olmak üzere siyasetçilerin ve tümüyle göçmenlerin hakları ve hayatları uluslararası pazarlık konusu haline getirilemez.

    AB’de yükselmekte olan sağ partilerin kadın, LGBTİ+, işçi, emekçi, göçmen ve mülteci düşmanı politikalarının Ortadoğu’daki IŞİD artığı çeteler ve zihniyetleriyle ortaklaştığını teşhir ediyoruz! IŞİD karanlığından dünyayı kurtaran halklara yönelik bu suçlar kabul edilemez. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi olarak, “Sınırsız, Sınıfsız, Sömürüsüz Dünya” sözünden geri adım atmadığımızı bir kez daha ifade ediyoruz.

    “İLTİCA HAKKI ACİLEN HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle de bir kez daha taleplerimizi yineliyoruz: Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi şerhe son vererek iltica hakkının acilen hayata geçirilmesi zorunludur. İltica haktır. Bu hakkın gaspı eğitim, sağlık, barınma, çalışma, örgütlenme gibi temel haklara erişimi de engellemektedir. Bu yüzden şerh kaldırılmalı, iç hukuk buna göre düzenlenmeli ve uluslararası hukukta yer alan haklar tanınmalıdır. Geri Gönderme Merkezleri kapatılmalı göçmen ve mültecilerin tüm süreçlerinin şeffaf bir şekilde yürütüldüğü ve haklarının güvence altına alındığı Göç ve Mülteci Bakanlığı kurulmalıdır. Türkiye, Rojava ve Irak Kürdistanı’ndaki işgal girişimlerine derhal son vermeli, Ortadoğu’da savaşı derinleştiren IŞİD artığı çetelerle ilişkisini bitirmelidir. Türkiye, Filistin halkıyla dayanışma içinde olmalı ve bu dayanışmaya Filistin’in ‘katliamcı İsrail’e ambargo’ çağrısıyla başlamalıdır. Avrupa Birliği, mültecileri Avrupa’dan uzak tutma siyasetine son vermeli, Türkiye ile fidye ilişkisini bitirmeli, bot batırma ve geri itme gibi sınırlarda işlediği suçlara son vermelidir. Türkiye sınırlarında uluslararası hukuk uygulanmalı, mültecilerin güvenliği sağlanmalıdır. Türkiye’de entegrasyon adı altında yürütülen asimilasyona son verilerek birlikte yaşam ve toplumsal dayanışma mekanizmaları kurulmalıdır. Bu mekanizmaları hayata geçirmek için de yerel yönetimlere Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı gereğince yetki verilmeli, kayyım siyasetine derhal son verilmelidir. Mülteci kadınların ve LGBTİ+’ların erkek devlet şiddetine karşı yasal dayanağı olan İstanbul Sözleşmesi’ne acilen dönülmeli ve 6284 Sayılı Kanunun eşit ve etkin şekilde uygulanması sağlanmalıdır. Göçmen ve mültecilerin emek sömürüsü düzenine son verilmeli, eşit işe eşit ücret hakkıyla güvenceli iş koşullarında sendikalaşmalarının önü açılmalı ve çocuk işçiliği mutlaka engellenmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • DAD: Kobane Davası’nda verilen cezalar IŞİD’e açık destektir, saldırıların devamıdır!

    DAD: Kobane Davası’nda verilen cezalar IŞİD’e açık destektir, saldırıların devamıdır!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Kobane Davası’nda verilen karara, “Bu cezalar, Türkiye’deki sol, sosyalist, muhalif kesimlerin Kürtlerle birlikte yaşama istemlerine verilen cezadır. Bu davayı ve siyasetçilere verilen cezaları hukuki-vicdani değil, Şengal ve Kobane saldırılarının devamı ve IŞİD’e verilmiş açık bir destek olarak görüyoruz” sözleriyle tepki gösterdi.

    IŞİD’in Kobane’ye dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gelişen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.

    Dava kapsamında HDP eski Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş’a 42 yıl Figen Yüksekdağ’a 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Tutsak bulunan 5 siyasetçi hakkında tahliye kararı, 12 kişi hakkında beraat verildi. Dava kapsamında 13 kişinin tutukluluğunun devamına karar verilirken siyasetçilere yüzlerce yıllık cezalar verildi.

    Kobane Davası kararına tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Aleviler olarak Kobane davasında siyasetçilere verilen cezaların halkların rızalı birliğine, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir ülke özlemine vurulmuş bir darbe olarak gördüklerini belirterek, siyasetçilere verilen cezaların IŞİD’e verilmiş açık destek olduğuna işaret etti.

    Açıklamada, Kürt halkının yaşamına ve yaşam alanlarına yöneltilen soykırım ve işgal saldırıları karşısında, HDP’nin Kobane halkının direnişini sahiplenme çağrısının tamamen meşru olduğu vurgulanarak, IŞİD çetelerine yenilgi yaşatan ve insanlığa rahat bir nefes aldıran Kobane direnişini sahiplenmenin asla suç olamayacağı ifade edildi.

    SURİYE HALKLARINA, ŞENGAL VE KOBANE’YE IŞİD SALDIRILARI

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi’nin açıklaması şöyle:

    “Bilindiği gibi emperyalist hegemon güçler ve bölgesel tahakkümcü devletler tarafından 2011 yılında Suriye’de bir iç savaş başlatılmış, on binlerce katil dünyanın dört bir yanından derlenerek bu ülkeye sokulmuş, eğitilerek silahlandırılmış, El Nusra ve IŞİD başta olmak üzere onlarca siyasal İslamcı terör örgütleri kurdurulmuş ve Suriye halkları sayısız katliamlara tabi tutulmuştu.

    “IŞİD BAYRAKTARLIĞINDA TOPLANAN TEÖRÖR ÖRGÜTLERİ SOYKIRIM BAŞLATMIŞTI”

    Orta Doğu üzerinde hesapları olan tüm hegemon merkezler gizli ya da açık biçimde bu katil sürülerini destekleyerek katliam ve soykırımların doğrudan ortağı olmuştur. Kısa sürede Suriye ve Irak’ta geniş alanları denetime alan bu caniler 2014’de Şengal’e yönelerek Ezidi Kürtleri soykırımdan geçirmiş, binlerce kadın ve çocuğu da köleleştirerek köle pazarlarında satışa çıkarmıştı. Bu tekçi, cinsiyetçi, eril ve katliamcı güruha karşı, “Jin Jiyan Azadî” perspektifini esas alarak direnen kadın canların direnişi zamanda ve mekanda iz bırakmıştır.

    IŞİD bayraktarlığında toparlanan bu terör örgütleri ne hikmetse bir kez daha öncelikli hedef olarak mazlum Kürt halkını seçmiş, Şengal’in ardından yine 2014’de Kobane’ye yönelerek yeni bir soykırım saldırısı başlatmışlardı.

    “KOBANE DİRENİŞİNİ SAHİPLENMEK ASLA SUÇ OLAMAZ” 

    Kürt halkının yaşamına ve yaşam alanlarına yöneltilen soykırım ve işgal saldırıları karşısında, Kobane halkının gösterdiği direniş ve Kürt halkının dünyanın her yerinde dostlarıyla birlikte sergilediği dayanışma örneklerinin yanında, demokratik siyaset alanında HDP’nin bu direniş hattını sahiplenme çağrısı yapması da tamamen meşrudur. Savaş istemeyenlerin, bu topraklarda farklı etnik yapıların, kültürlerin, İnançların, kimliklerin rızalıkla, birlikte yaşam hakkını savunanların demokratik olan protesto hakkıdır. Önünde kimsenin duramadığı insanlık düşmanı IŞİD çetelerine yenilgi yaşatan ve insanlığa rahat bir nefes aldıran Kobanê direnişini sahiplenmek asla suç olamaz. Dünya halkları bu önemi bildiği için 1 Kasım gününü Dünya Kobanê günü ilan ettiğini unutmamalıyız.

    “DEMOKRASİ GÜÇLERİNE VERİLEN CEZADIR”

    2014’den itibaren başlatılan davalar silsilesinin birleştirildiği Kobane davası hukuki değil tamamen siyasi bir davadır. Bu davayla HDP Eş Genel Başkanları ve onlarca siyasetçi tutuklanmış, AHİM ’in tahliye kararları uygulanmamış, 16 Mayıs 2024’de açıklanan karar davasıyla da demokratik siyaset yapmakta olan Kürt ve devrimci siyasetçilere yüzlerce yılı bulan cezalar verilmiştir. Bu cezalar, Türkiye’de ki sol, sosyalist, muhalif kesimlerin Kürtlerle birlikte yaşama istemlerine verilen cezadır. Uluslararası paramiliter güçlerin denetiminde olan IŞİD ve benzeri örgütlerin katliamlarını protesto edenlere verilen cezadır. Türkiye’de demokratik cumhuriyet için siyasetin toplumsallaşmasını savunan demokrasi güçlerine verilen cezadır. Savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunanlara verilen cezadır. Kobane davası, DAİŞ çetelerine ve onların savunucusu olan güçlere karşı, halkların ikrarlı birliğinin savunulduğu davadır. Verilen cezalar Söz konusu Kürtler olunca, sol, sosyalist, muhalif güçlerin birlikte mücadelede etmesini engellemeye yönelik bir anlayışın sonucudur.

    “CEZALAR, İŞİD’E VERİLMİŞ AÇIK DESTEKTİR”

    Bizler biliyoruz ki, DAİŞ başarılı olsaydı öncelikle Kürtler ve Alevilere yönelik katliamlar yapacaktı. Emevi İslam anlayışının devriye hali olan DAİŞ ve destekçilerinin yenilgiye uğraması bir çok kitlesel katliamın engellenmesi anlamına geliyor.

    Biz Aleviler olarak Kobanê davasını ve siyasetçilere verilen cezaları halklarımızın rızalı ve ikrarlı birliğine, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir ülke özlemine vurulmuş bir darbe olarak görüyor, bu davayı ve siyasetçilere verilen cezaları ret ediyoruz.

    Bu davayı ve siyasetçilere verilen cezaları hukuki-vicdani değil, Şengal ve Kobane saldırılarının devamı ve IŞİD’e verilmiş açık bir destek olarak görüyoruz. Bu dava ve kararlar, halklarımızın ve ahlaki-insani kaygı taşıyan tüm insanlığın vicdanında en başından beri mahkûm olmuştur. Dava derhal kaldırılmalı ve siyasetçiler tahliye edilmeli, bir hakikat komisyonu kurularak bu sürecin gerçekleri ve hukuksuzlukları açığa çıkarılmalıdır.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Kobane Davası’nda ceza yağdı: Demirtaş’a 42, Yüksekdağ’a 30 yıl hapis cezası!

  • IŞİD çeteleri, Humus’ta çobanlara saldırıp 100 küçükbaş hayvanı kaçırdı

    IŞİD çeteleri, Humus’ta çobanlara saldırıp 100 küçükbaş hayvanı kaçırdı

    IŞİD çeteleri, Humus’un doğusunda çobanlara saldırarak 100 küçükbaş hayvanı kaçırdı.

    Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre; IŞİD’liler Suriye’nin Humus kentinin doğusunda çobanlara saldırdı. IŞİD’li çeteler saldırı sonrası 100 küçükbaş hayvanı kaçırdı.

    SOHR verilerine göre bu yılın başından bu yana Suriye çöllerinde yaşanan saldırılarda 301 kişi öldü. Bunların 37’si sivil, 240’ı Şam hükümetine bağlı kişiler ve 24’ü de IŞİD’li.

    (HABER MERKEZİ)

  • İki Ezidi çocuğu köleleştiren IŞİD üyesi Iraklı çift tutuklandı

    İki Ezidi çocuğu köleleştiren IŞİD üyesi Iraklı çift tutuklandı

    Yaşları 5 ila 12 yaşlarındaki iki Ezidi kız çocuğunu köleleştiren IŞİD üyesi Iraklı bir çift, Almanya’da tutukladı.

    Almanya’da yaşayan “Twana H.S.” ve “Asya R.A” isimli IŞİD üyesi Iraklı bir çift, yaşları 5 ila 12 yaşlarındaki iki Ezidi kız çocuğunu köleleştirdikleri gerekçesiyle tutuklandı.

    Alman Karlsruhe Federal Savcılığı, dün yaptığı açıklama ile ülkenin güneyindeki Regensburg ve Roth bölgelerinde yakalanan Twana, H.S. ve Asya R.A adlı çiftin, Ekim 2015 ile Aralık 2017 tarihleri arasında Irak ve Suriye’de kalıp IŞİD’e üye oldukları, 5 ve 12 yaşlarındaki iki Ezidi kız çocuğunu köleleştirdikleri suçlamasıyla tutuklandığını duyurdu.

    Hazırlanan dava dosyasında, çiftin en geç 2015’in sonunda o zamanlar 5 yaşında olan bir kız çocuğunu, ardından Ekim 2017’den itibaren de 12 yaşındaki başka bir kız çocuğunu köleleştirdiği bilgisi yer aldı.

    IŞİD’’li Twana H.S.’ın kızlara defalarca tecavüz ettiği, eşinin ise tecavüz için odayı hazırlayıp kızlardan birine makyaj yaptığı ifade edildi.

    İddianamede, çiftin Ezidi kızları sürekli ev işi ve çocuk bakımına mahkum ettiği, fiziksel şiddet uyguladığı, şahsın büyük kıza süpürge sopasıyla vurduğu, kadının da küçük çocuğun elini sıcak suyla haşladığı ve çeşitli cezalar verdiği de kaydedildi.

    Savcılık, çiftin, Kasım 2017’de Suriye’den ayrılmadan önce iki küçük kız çocuğunu diğer IŞİD üyelerinin yanına bıraktığını belirtti.

    Tutuklanan çift, “soykırım, insanlığa karşı suç, savaş suçları ve yabancı terör örgütüne üye olmak”la suçlanıyor.
    Ocak 2023’te Alman Federal Meclisi Ezidilere yönelik işlenen suçları “soykırım” olarak tanımıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Moskova’da konser salonuna saldıran 4 sanık yargıç karşısına çıktı

    Moskova’da konser salonuna saldıran 4 sanık yargıç karşısına çıktı

    PİRHA – Moskova’da 22 Mart’ta bir konser salonuna düzenlenen ve en az 137 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili olarak 4 sanık, yargıç karşısına çıktı. Sanıklar “terörizmle” suçlandı.

    Rusya’nın başkenti Moskova’da 137 kişinin ölümünden sorumlu oldukları iddia edilen Tacikistan vatandaşı 4 sanığın yargılanma süreci başladı.

    Mahkeme salonuna getirilen sanıkların, ağır işkenceye uğradıkları görüldü. Sanıklardan birinin bilincinin neredeyse kapalı olduğu, bir diğerinin ise kulağının kesildiği bildiriliyor. 4 saldırganın, 22 Mayıs’taki duruşmaya kadar tutuklu kalacakları öğrenildi.

    Mahkemeden yapılan açıklamada, iki sanığın suçlarını kabul ettiği ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılabilecekleri belirtildi.

    Rus Tass haber ajansı, sanıkların isimlerini Dalerdzhon Mirzoyev, Saidakrami Murodali Rachabalizod, Muhammadsobir Fayzov ve Shamsidin Fariduni olarak açıkladı.

    Sanıkların adliyeye götürülürken ve mahkeme salonunda çekilen görüntüleri de yayınlandı. Görüntülerde dört sanığın da vücutlarının çeşitli yerlerinde morartı ve yaralar görülüyor. Sanıklardan birinin ise mahkeme salonuna tekerlekli sandalye ile getirildiği kameralara yansıdı.

    Reuters haber ajansı, sanıklardan Muhammadsobir Fayzov’un bir gözünün olmadığını da bildirdi.

    BBC Rusça Servisi, mahkemede yaşananları haber yapan Mediazona isimli yayın organına atıfla, en az iki sanığın Tacikçe konuştuğunu aktardı.

    IŞİD NEDEN RUSYA’YA SALDIRDI?

    Radikal İslamcı gruplar onlarca yıldır Kafkasya’da Rusya’ya karşı savaşıyor. Çeçenistan’daki çatışmalar bunların bir örneğiydi. O grupların bir kısmı Suriye’de iç savaş başlayınca IŞİD’e katılmak için Ortadoğu’ya yöneldi. Suriye hükümetini destekleyen Rusya da o gruplarla Suriye’de çatışmaya devam etti. Uzmanlara göre Kuzey Kafkasya’daki bazı militan grupları, IŞİD’e bağlılıklarını açıkladı.

    2015’te Mısır’ın Sina Yarımadası üzerinde bir Rus uçağı bombayla patlatılmış, saldırıda çoğu Rus turist 224 kişi hayatını kaybetmiş, saldırıyı da IŞİD üstlenmişti. Radikal İslamcılar 2017’da St. Petersburg metrosuna düzenlenen ve 15 kişinin hayatını kaybettiği bombalı bir saldırıya da üstlenmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Aileler soruyor: Gaziantep Emniyeti 10 Ekim Gar Katliamı’nı neden engellemedi? -VİDEO

    Aileler soruyor: Gaziantep Emniyeti 10 Ekim Gar Katliamı’nı neden engellemedi? -VİDEO

    PİRHA- IŞİD’in 10 Ekim 2015’te Ankara Garı’nda düzenlenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi öncesi gerçekleştirdiği canlı bombalı saldırısına ilişkin yürütülen davanın 23’üncü duruşması görüldü. Tüm taleplerin reddine karar verilen duruşma 24 Nisan’a ertelendi. Duruşma sonrası bir açıklama yapan İshak Kocabıyık,” İnancından dolayı, mezhebinden dolayı, etnik kökeninden dolayı manipüle ederek, katilliklerinden kurtulmaya çalışmasınlar. Katil her yerde katildir” dedi. 

    IŞİD’in 10 Ekim 2015’te Ankara Garı’nda düzenlenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi öncesi gerçekleştirdiği canlı bombalı saldırısına ilişkin yürütülen davanın 23’üncü duruşması Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Tüm taleplerin reddine karar verilen duruşma 24 Nisan’a ertelendi.

    Duruşma çıkışında basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, “10 Ekimi unutma, unutturma” sloganı atıldı.

    “KATİL HER YERDE KATİLDİR”

    10 Ekim Derneği yöneticilerinden İshak Kocabıyık, “ısrarla sürdürdüğümüz adalet arayışımızda bugün 23. duruşmamız vardı. Ne yazık ki taleplerimizin reddedilmesi, mahkeme heyetinin umursamaz baştan savma, adaleti gerçekleştirmekten uzak tavırları bu duruşmada da devam etti. Bu bizim için neredeyse olağan hale geldi. Şaşırtıcı olmayan bir şeyle daha bugün karşılaştık sanık müdafilerinin kışkırtıcı, provake edici bir şekilde, güya savunma yaparken bizlere hakaret etmelerine, kullandıkları dille bize hakaret etmeleri ile karşılaştık. Şunun bilinmesini isteriz ki, altını çizerek söylüyorum 10 Ekim Katliamı davası, iki kişinin birbiriyle kavga ederken birinin diğerini öldürdüğü için katil olduğu bir dava değildir. 10 Ekim katliamı davası bilerek, planlayarak iki IŞİD’linin gelip kendisini patlaması ile 104 arkadaşımızı kaybettiğimiz bir katliamdır. Biz o IŞİD’lilere, bu katliama bulaşmış herkese katil derken bu bilinç ile katil diyoruz. Yoksa inancından dolayı, mezhebinden dolayı, etnik kökeninden dolayı manipüle ederek, katilliklerinden kurtulmaya çalışmasınlar. Katil her yerde katildir” dedi.

    “BİZ YAPILAN SAYGISIZLIK YİNE YOK SAYILDI, 24 NİSAN’DA SALONLARI DOLDURMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    10 Ekim Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun da şunları söyledi:

    “Adalet talebimizi dile getirmeye devam ediyoruz. Bugün yaşadığımız şey tam olarak yargılamanın 8. yılında katliamın 9.yılında katliam yargılamasından çok münferit bir dava, adli bir vaka olarak görülüyor. Küçümseniyor, azımsanıyor olmasından kaynaklı adalet taleplerimizin de neredeyse tamamının reddedilmesiyle artık adalet demek ve adaleti istemekle ilgili gerçek anlamda motivasyonumuzu kaybediyoruz. Bugün çok önemli bir gün, yine bir mahkeme heyeti bir sanık müdafinin provakasyonları karşısında yine salonu terketti, Yine yargılamada yok saydı. Bize yapılan saygısızlık yine yok sayıldı. Olaydan sonra tuttuğumuz tutanakları yok sayarak başka bir hukuksuzluğa da imza atılmış oldu. Biz salonları doldurmaya devam edeceğiz. Sonraki celse 24 Nisan’da da yine biz gelmeye devam edeceğiz. Yine mahkeme heyetinin gözünün içine bakıp gerçek adaletin tesis edin diyeceğiz. Biz adalet arayışı kapsamında hiç yorulmadan, 100. ayında da 200. ayında da bu süreci işletmeye devam edeceğiz.”

    “GAZİANTEP EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NÜ KİM KORUYOR”

    Ülkede hala bir IŞİD tehlikesi olduğunu belirten Avukat İlke Işık ise İstanbul’da yaşanan kiliseye saldırıyı hatırlattı. Işık, “Ülkenin her yerinde IŞİD’in aktif olduğunu, yeni eylemler, yeni katliamlar yapabileceğini biz değil, bu ülkeyi yönetenler söylüyor. Bizim dosyamız ile bu konunun ilgisi ne? Bu dosyada yakalanmayan, firari olan sanıklar var ve biz diyoruz ki bu sanıkları neden bulmuyorsunuz? Bütün ülkeyi tehlike altına sokabilecek bir şeyden bahsediyoruz.

    “BU KATLİAM NASIL GERÇEKLEŞTİ?”

    Bir talebimiz ise bu katliamın tüm sorumluların açığa çıkması, nasıl gerçekleşti bu katliam? Gaziantep Emniyeti neden 2 Ekim günü Nizhip Emniyeti’nin bildirmiş olmasına rağmen, bu katliamın en önemli sorumlusu Yakup Şahin’i yakalamadı. Neden yakalayıp, bu katliamı engellemedi. Engellenebilecekken engellenmeyen bir katliamdır bu. Gaziantep Emniyet’i görevini yapmamıştır, Gaziantep Valiliği görevini yapmamıştır, Ankara Valiliği, Emniyet Müdürlüğü, İstihbarat Teşkilatı görevini yapmamıştır. Bugün yine bunu sorduk, hala işleme konmuyor bizim suç duyurularımız. Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nü kim koruyor? bu soruya yine cevap vermedi 4. Ağır Ceza Mahkemesi” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Gar Katliamı duruşmasında sanık avukatından ailelere tehdit, devrimcilere hakaret!

    Gar Katliamı duruşmasında sanık avukatından ailelere tehdit, devrimcilere hakaret!

    PİRHA-10 Ekim 2015’te IŞİD’in Ankara Gar’ında düzenlediği canlı bombalı saldırılara ilişkin yürütülen davanın 23. duruşması görülüyor. Duruşma esnasında Sanık Erman Ekici’nin avukatı, aileleri tehdit edip Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Che Guevara’ya “katil” demesi üzerine salonda büyük tepki oluştu.

    IŞİD’in çetelerinin 10 Ekim 2015’te Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi öncesi gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısına ilişkin yürütülen davanın 23’üncü duruşması Ankara’da görülüyor.

    Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmayı ailelerin yanı sıra çok sayıda avukat da takip ediyor.

    7 Kasım 2016’da başlayan davada, iki yılın ardından 9 sanık hakkında 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmişti. Ancak firari sanıklar yönünden ayrılan dosyanın dava süreci 2018 yılında yeniden başladı. Bu dava, örgüt yöneticiliğinden cezalandırılan Erman Ekici hakkında “insanlığa karşı işlenmiş suç”tan hazırlanan iddianame ile birleştirildi.

    Görülen son duruşmada sanıklar, SEGBİS ile davaya katıldı.

    Duruşmada ilk olarak sanık Resul Demir, avukatının vekilliğini kabul etmediğini belirtti. Sanık Halil İbrahim Akçay ise “Suçlamaların hiçbirini 8 yıldır kabul etmedim” dedi.

    Hacı Ali Durmaz, ek savunmaya karşı diyeceği bir şey olmadığını belirtirken, avukatı ise sanık hakkında beraat kararı talep etti. Resul Demir, “Ben katil de değilim, terörist de değilim. Suçlamaları kabul etmiyorum. Beni artık evime gönderin” dedi.

    Sanıkların avukatları, ek savunmaya bir diyecekleri olmadığını belirtti.

    AV. SENEM DOĞANOĞLU: MEHMEDİN BARAÇ İLE İLGİLİ BELGELERE ERİŞMEK İSTİYORUZ

    Avukat Senem Doğanoğlu, “Erman Ekici’nin birleşen dosyasının belgesi hala gelemedi. Kayıtların dosyaya gelmesini istiyoruz. Mehmedin Baraç ile ilgili bu dosyaya kayıtlar geldi. Mehmedin Baraç neden önemli, size anlatalım. Bu dosyada Bingöl ayağının önemli faillerinden biriydi. Şartlı tahliye olursa bir sene sonra aramızda olabilir. Yıllar sonra ortaya çıktı 18 Ekim’de aramalarda bulunan deliller İstihbarat Daire Başkanlığı’na yollandı. 8 yıl boyunca duruşmalarda Bingöl Cumhuriyet Savcılığı’nın kayıtları hiçbir zaman gelmedi. IŞİD’e adam gönderme, Bingöl’de örgütlenmek açısından önemli bir isim oldu kendisi. 10 Mart 2016 el konulmuş dijitaller neden bu kadar geç kayda alınır. Bingöl’de hiç durmadan ajanlık faaliyeti yapmış. Kürt hareketi içinde olan isimler hakkında özel incelemeler yapmış. Mehmedin Baraç’ın bu bilgileri kime ilettiği konusunda bilgi edinilmesini istiyoruz. Mahkeme huzurunda gelen bir delilin vekillere verilmemesinin bir izahı yok. IŞİD’in bu kadar örgütlenmesinde sorumlu olan devletin sorumluluğu açısından deliller de toplandı bu davada. Mehmedin Baraç’ın devlete çalışmadığını söyleyebilir miyiz? Hayır söyleyemeyiz. Belgelerimizin bizden saklandığı, ayıklandığı bir yargılanma içerisindeyiz. Bizim devletin sunduğu belgelere güvenmek gibi bir zorunluluğumuz yok. Mehmedin Baraç ile ilgili belgelere erişmek istiyoruz.”

    GÖREVİNİ YAPMAYAN GÖREVLİLER HAKKINDA İŞLEM TALEBİ!

    Avukat İlke Işık, “Katliama neden olan başlıklardan bahsetmek zorundayız. 2019 yılından bahsetmemiz gerekecek. 9 Ekim 2019 tarihinde bir yazı gördük dosyada. “Terör suçlarına kimseye haber verilmeden bırakılan 9 klasör ekimizde gönderilmiştir.” 103 insanın öldüğü davada adliyenin ortasına atıldığı 9 tane klasör. Muhtemelen 4 sene saklayabildiler bu klasörleri.

    9 Ekim günü o canlı bombalar Ankara’ya nasıl geldi? Gaziantep’teki lüks evden çıkıyorlar. Büyük bir rahatlıkla Ankara’ya geliyorlar! Ankara girişindeki aramalar kaldırılıyor ne hikmetse. 30 Eylül 2015 tarihinde katliam hazırlıklarına başlıyorlar. Gaziantep Emniyeti, bomba malzemesi temin etmeye çalıştığı konusunda bilgi aldığı Yakup Şahin hakkında hiçbir şey yapmıyor. Katliam için çok kritik bir isimden bahsediyoruz; Yakup Şahin…

    IŞİD örgütlenmesi engellenmek bir yana teşvik edilmiştir. Gaziantep Emniyeti’nin sorumluluğu olduğunu sorgulamak çok normal değil mi? 27 Ocak’ta Gaziantep amirleri hakkında suç duyurusunda bulduk. Bu suç duyurusu hakkında hala bir gelişme olmadı. 2 Ekim 2015 yılında görevini yapmayan Gaziantep Emniyeti’ni Gaziantep Savcılığı neden koruyor. Adalet Bakanlığı’na sormanızı talep ediyoruz neden bir işlem yapılmıyor? Görevini yapmayan görevliler ile ilgili işlem yapılmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    AV. EYLEM SARIOĞLU: ALİ YERLİKAYA, IŞİD FAALİYETLERİNİ ENGELLEMEK İÇİN NE YAPTI?

    Avukat Eylem Sarıoğlu ise şu savunmayı yaptı:

    “Bu katliamın önemli isimlerinden biri de Yunus Durmaz. Planlayıcısı, organize eden kişidir. Yunus Durmaz yine bir katliam planlıyor. Bu saldırıda 3 polis memuru hayatını kaybediyor. Yunus Durmaz’ın neden yakalanmadığı bizim için bir sorudur. Ali Yerlikaya, Gaziantep savcıları hakkında görevi kötüye kullanma konusunda mahkemenizden talep ediyoruz. Yunus Durmaz korunuyor mu? Yunus Durmaz, İŞİD açısından baktığımızdan devlet ile ilişkileri içerisinde ne ifade ediyordu? Katliamları gerçekleştirenler yargı önüne getirilmek yerine neden ölü ele geçirildi?

    Şimdi operasyonlar düzenleyen Ali Yerlikaya, Antep Valisi iken IŞİD’in faaliyetlerini engellemek için neler yapmış sormamız gerekiyor. Dava’nın Antep ayağının da incelenmesi gerekir. Öncelikle sanıkların Antep’teki örgüt faaliyetlerinin dosyaya kazandırılmasını istiyoruz. Kiliseye saldırı gerçekleştirildi, IŞİD Türkiye’yi üst olarak kullandığına ilişkin tespit ve değerlendirmeler var. IŞİD’in hala ne kadar tehlikeli olduğunu belirtmek istiyoruz. Firari sanıklar mevcut, bunların tekrar bir IŞİD örgütlenmesi içerinde yer almama ihtimalleri yok. Firarilerin yakalanması büyük önem taşıyor.”

    Duruşmanın sonraki aşamasında söz alan Sanık Resul Demir, “AYM’e başvurum vardı. Hayatı giden benim, her şey çok açık ortada” dedi.

    Sanık Erman Ekici ise “8 yılı bitirdim. Yakup Şahin’in verdiği isimler içerisinde benim ismim geçmedi. Bu katliamı yapan eğer devletse neden biz yargılanıyoruz? IŞİD gibi büyük bir terör örgütü benim gibi bir insanı mı kullanacak? Tahliyemi talep ediyorum” dedi.

    Erman Ekici’nin avukatı ise savunma sırasında aileleri tehdit ederek “Siz zaten Mahir Çayan ve Che Guevera gibi katilleri savunuyorsunuz” dedi. Sanık avukatının Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Che Guevara’ya “katil” demesi üzerine salonda büyük tepki oluştu.

    Verilen aranın ardından Av. Heyam Fidan, hukuk sistemini eleştirerek, Erman Ekici’nin şeriat olsa dışarı çıkacağının altını çizdi. Duruşmaya 13:30’a kadar ara verildi.

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti kilise saldırısının ardından IŞİD Horasan Grubu’na dikkat çekti!

    DEM Parti kilise saldırısının ardından IŞİD Horasan Grubu’na dikkat çekti!

    PİRHA – DEM Parti, Santa Maria Kilisesi’ne yapılan saldırının ardından IŞİD’in Türkiye’deki yapılanmasına işaret etti. IŞİD Horasan Grubu’nun, Türkiye’yi üs bölge olarak kullandığını ifade eden DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, Meclis araştırması açılmasını istedi.

    DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, Sarıyer’deki Santa Maria Kilisesi’ne yönelik saldırıyı ve IŞİD’in Türkiye’de yapılanmasının aydınlatılması amacıyla Meclis araştırması açılmasını istedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM PARTİ) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ile Sezai Temelli, konuya ilişkin yazılı açıklamalarında, IŞİD Horasan Grubu’nun Türkiye’deki çeşitli kentlerde örgütlendiğine vurgu yaptı. DEM Parti Grup Başkanvekilleri, IŞİD militanlarının, Türkiye’de silahlı eğitim alarak Afganistan’a yollandıklarını belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “Türkiye Cumhuriyeti Devlet yetkilileri her ne kadar IŞİD’le mücadelenin etkin bir şekilde yürütüldüğünü iddia etse de IŞİD Horasan Grubu’nun Türkiye’yi üs olarak kullanmasının ortaya çıkması kolluk kuvvetlerinin IŞİD’le mücadelede yetersiz kaldığını göstermektedir. Son olarak geçtiğimiz günlerde, İstanbul Sarıyer’de bulunan Santa Maria Kilisesi’ne yönelik saldırıyı da aynı örgütün üstlenmesi, kolluk kuvvetlerinin IŞİD’e karşı mücadelede zaafiyetinin devam ettiği görülmektedir. Bu sebeple, TBMM’de bütün siyasi partilerin dahil olacağı bir komisyonun IŞİD’in Türkiye’de yapılanmasına ve saldırılarına kapı aralayan zaafiyetlerin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.”

    “AFGANİSTAN’A SAVAŞA GÖNDERİLDİĞİ ORTAYA ÇIKMIŞTIR”

    TBMM Araştırma Önergesinin gerekçe bölümünde IŞİD’in yaptığı eylemlere dikkat çekilerek şu bilgiler paylaşıldı:

    “2014 yılında da Kürtlerin kontrolünde bulunan Kobane’ye karşı büyük bir askeri operasyon başlatmış ve bu hamleye karşılık bütün dünya halkları Kobane’nin IŞİD’e karşı korunması için çağrılarda bulunmuştur. Bu çağrıya karşılık IŞİD’e Karşı Mücadelede Uluslararası Koalisyon kurularak Suriye’deki Kürtlerle birlikte IŞİD’e karşı kesintisiz mücadele başlatılmıştır. IŞİD’e karşı başlatılan bu mücadele sonucunda IŞİD’in Suriye ve Irak’ta toprak egemenliği sona erdirilmiş ve örgütün eylem gücü önemli oranda azaltılmıştır.

    IŞİD’in Suriye’de hakimiyet kurduğu son kent Baguz da Demokratik Suriye Güçleri (DSG) tarafından geri alındıktan sonra örgüt, Suriye’de çöllere çekilip örgütlenmesini ve eylem planlamalarını yer altından yürütmüştür. Suriye’de, Türkiye’de ve Avrupa’da da yaptığı eylemlerden anlaşılacağı üzere örgüt teritoryal anlamda kayıp yaşamış olsa da eylem kapasitesini etkin bir şekilde korumaktadır. Özellikle, siyasi istikrarsızlığın derinleştiği bölgeleri üs olarak kullanan IŞİD, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle birlikte 2013 yılında kurulan IŞİD Horasan Grubu daha da etkin hale getirilerek adını Türkiye ve dünya kamuoyuna duyurmayı başarmıştır.

    IŞİD Horasan Grubu olarak bilenen yapı, IŞİD’in Suriye’de “hilafet” ilan etmesiyle birlikte El-Kaide’den ayrılan grup tarafından kurulmuş ve IŞİD’e ve “hilafete” olan bağlılığını ilan etmiştir. IŞİD adına Afganistan ve Pakistan’da binlerce kişinin ölümüne neden olan eylemler gerçekleştiren örgüt, Taliban’ın Afganistan’ın yönetimine geçmesiyle birlikte daha etkin ve aktif bir şekilde kanlı eylemlerini sürdürmüştür. Basına yansıyan son bilgilere göre, söz konusu örgüt Türkiye’yi önemli bir üs olarak kullandığı belgelerle ortaya çıkmıştır. Özellikle örgüte eleman temin etmek için Türkiye’de başta İstanbul olmak üzere çok sayıda kentte faaliyet yürüten Horasan grubu, Türkiye vatandaşları dahil olmak üzere Kazak, Kırgız, Özbek ve Tacik gibi Orta Asya ülkeleri vatandaşlarını da Türkiye’de örgütlediği, askeri eğitim verdiği ve sonrasında Afganistan’a savaşa gönderildiği ortaya çıkmıştır. Horasan Grubu adına faaliyet yürüten IŞİD üyelerinin daha önce Türkiye’den sınır dışı edildiği fakat sahte pasaportlarla yeniden faaliyet yürütmek için Türkiye’ye geldiği ortaya çıkmıştır. Basına ve ilgili savcılığın iddianamesine yansıyan bilgiler, Türkiye’nin IŞİD’le mücadelesinde ciddi bir zaafiyet yaşandığını açık bir şekilde göstermektedir.

    “TÜRKİYE’Yİ ÜS OLARAK KULLANIYORLAR, EN ÇOK TÜRKİYE HALKLARINA ZARAR VERDİ”

    IŞİD, Suriye ve Irak’tan sonra en çok Türkiye halklarına zarar vermiş bir örgüttür. 5 Haziran’da Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Diyarbakır Mitingine yapılan saldırı, 20 Temmuz Suruç Katliamı, 10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamı, Ağustos 2016’da Gaziantep’te Kürtlerin düğününe yönelik bombalı saldırı Türkiye halklarının hafızasında hala diri olan IŞİD’in kanlı saldırılarından sadece birkaç tanesidir. Fakat bu saldırılara rağmen, Türkiye’de IŞİD üyelerinin çok rahat bir şekilde faaliyet yürüttüğü, eylem yaptığı da bilinmektedir. Son olarak geçtiğimiz günlerde İstanbul Sarıyer’de bulunan Santa Maria Kilisesi’ne yönelik saldırı da Türkiye’de ilgili kurumların IŞİD’le mücadelede yetersiz olduğunu kanıtlar niteliktedir. Yukarıda bahsedilen IŞİD Horasan Grubu’nun Türkiye’yi üs olarak kullanması, son kilise saldırısının da bir nedeni olarak değerlendirilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkilileri her ne kadar IŞİD’e karşı etkin bir şekilde mücadele ettiğini söylese de 2015 yılından günümüze IŞİD’in Türkiye’de planlı olarak yaptığı saldırılar bunun aksini göstermektedir. IŞİD’in Horasan Grubu olarak bilinen yapının Türkiye’yi üs olarak kullanması ileride başta Türkiye halkları olmak üzere bütün dünyaya tehdit olmaya devam edeceğini ciddi bir şekilde göstermektedir. TBMM üyeleri tarafından kurulacak bir komisyonla IŞİD’e karşı mücadelede yaşanan zaafiyetleri, eksiklikler ve boşlukları tespit etmek olası saldırıların önüne geçecektir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ezidi çocuğu kaçıran IŞİD militanının duruşması kapalı görüldü

    Ezidi çocuğu kaçıran IŞİD militanının duruşması kapalı görüldü

    PİRHA – Ezidi kız çocuğunun Şengal’den kaçırılmasına dair davanın duruşması kapalı görüldü. Hukuk örgütü temsilcileri ile DEM Parti Milletvekili Adalet Kaya salondan dışarıya çıkarıldı.

    Şengal’den kaçırılan Ankara’da bir web sitesinde satışa sunulurken bulunan Ezidi Kürt kızıyla ilgili dava sürüyor.

    Ezidi bir kız çocuğunu kaçıran, “Çocuğu kaçak yollarla Türkiye’ye getirmek ve hürriyetinden yoksun kılmak” suçlamasıyla yargılanan İŞİD militanı Sabbah Ali Oruç hakkında açılan davanın ikinci duruşması Ankara 15’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) yanı sıra çok sayıda insan ve hukuk örgütünden isim, duruşmayı izlemek için adliyeye geldi. Sanık İŞİD militanı Sabbah Ali Oruç da duruşmada hazır edildi.

    Duruşmaya katılma taleplerini iletmek için salonda bulunan hukuk örgütlerinden temsilciler, duruşmanın kapalı yapılma kararı gerekçesiyle polis tarafından dışarıya çıkarıldı. Mahkeme heyeti, avukatlara “Kimliklerinizi bırakın sizi şikayet edeceğim” ifadelerini kullandı. DEM Parti Diyarbakır Milletvekilli Adalet Kaya da dışarı çıkarıldı.

    Duruşmaya katılma talepleri alınmayan avukatlar, mahkeme heyetine yönelik tutanak tutarak, baroya ileteceklerini bildirdi. Duruşma kapalı görüldü.

    NE OLMUŞTU?

    Irak uyruklu Sabbah Ali Oruç isimli IŞİD üyesi, Şengal’den kaçırdığı Ezidi Kürt kızını 2017 yılında Türkiye’ye getirmişti.
    Sabbah Ali Oruç, bazı suç ortaklarının yardımıyla Ankara Göçmenlik Bürosu’nda 2013 doğumlu Ezidi Kürt kızını kendi kızı gibi göstererek, oturum izni çıkarttı.
    IŞİD üyesi derin internette (dark web) Ezidi kızı satışa çıkardı. 2021 tarihinde örgütün hücre evine düzenlenen baskında kurtarılan Ezidi kız çocuğu devletin koruması altına alındı ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na götürüldü. 2021 yılında tutuklanan Sabbah Ali Oruç ise daha sonra serbest kaldı.

    Skandal olayın kamuoyunun gündeminden düşmesinden kısa bir süre sonra Çocuk Esirgeme Kurumu yönetiminin, devlet koruması altındaki Ezidi kızını yeniden IŞİD yöneticisi Sabbah Ali Oruç’un ailesine teslim ettiği belgeleriyle ortaya çıktı. Skandal ortaya çıkınca Sevgi Evi çocuğu geri aldı.

    Kamuoyundan gelen büyük tepkilerin ardından Ankara Valiliği, kaçırdığı Ezidi kız çocuğunu derin İnternet (dark web) satışa çıkaran IŞİD mensubu Sabbah Ali Oruç’un tutuklandığını, Oruç’un ailesine geri verilen çocuğun ise korumaya alındığını açıklamıştı.

    Sabbah Ali Oruç’un yargılandığı dava Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Ancak Oruç’un tutuksuz yargılandığı ortaya çıktı.

    Sabbah Ali Oruç’un, 26 Ekim’de emniyet merkezine, 27 Ekim’de ise Ankara Adliyesine giderek “uluslararası insan ticareti yaptığı” suçlamasıyla ifade verdiği belirtilmişti.

    IŞİD, 3 Ağustos 2014’te Ezidi Kürtlerin yaşadığı Musul’un Şengal ilçesindeki bölgelere saldırı başlatmıştı. Bir hafta süren saldırıda bin 293 kişi katledilmiş, yarısı kadın ve kız çocuklarından oluşan 6 bin 417 kişi de kaçırılmıştı.

    Ezidileri Kurtarma Ofisi’nin çalışmaları kapsamında şu ana kadar kaçırılan 3 bin 509 kişiyi kurtarmayı başardı. Ancak kaçırılanların birçoğunun akıbeti hala bilinmiyor.

    6 Temmuz 2021’de Hollanda parlamentosu, IŞİD’in Ezidi Kürtlere karşı işlediği katliamı “Soykırım” olarak tanıdı.

    Belçika Parlamentosu da 15 Temmuz 2021’de Ezidi Kürtlere yönelik gerçekleştirilen katliamları soykırım olarak tanıdı.

    Öte yandan IŞİD Tarafından İşlenen Suçları Araştırma Ekibi (UNITAD), 21 Eylül 2017’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2379 sayılı Kararı ile kuruldu.

    (HABER MERKEZİ)