Etiket: ısparta

  • ‘Isparta Belediye Başkanı, Anayasal suç işlemiştir!’

    ‘Isparta Belediye Başkanı, Anayasal suç işlemiştir!’

    PİRHA-Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan’a yönelik tavrına bir tepki de Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu (KAB-FED) Genel Başkanı Muharrem Erkan’dan geldi. Erkan, konuşmasından ötürü Gani Kaplan’ı desteklediklerini belirterek “Bu davranışı kabul etmemiz mümkün değildir. Belediye başkanı, başta Gani Kaplan ve tüm Alevilerden özür dilemelidir” dedi.

    Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in, cemevi açılışında konuşma yapan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan’a müdahalede bulunmasına tepkiler sürüyor. Konuya ilişkin bir kınama mesajı da KAB-FED Genel Başkanı Muharrem Erkan’dan geldi.

    “BU DAVRANIŞI KABUL ETMEMİZ MÜMKÜN DEĞİLDİR”

    Yazılı yapılan açıklamada Gani Kaplan’ın, Alevilerin ortak düşüncesini paylaştığını belirten Muharrem Erkan, şu cümleleri paylaştı:

    “Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Gani Kaplan, kürsüde konuşurken ifadesinde ‘Diyanet İşleri Kaldırılsın’ sözü hoşuna gitmediği için Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen yerinden kalkarak Kaplan’ın bulunduğu kürsüye doğru yürüdü. Başdeğirmen, Kaplan’ın kürsüden indirilmeden programa devam edilmeyeceğini söyledi. Yaptığı bu davranışı ile belediye başkanı, ülkemizde Alevi örgütlülüğünde önemli bir yer edinen Pir Sultan Abdal örgütlü yapısına, düşüncesine yönelik fiili bir hakarette bulunmuştur. Bu davranışını kabul etmemiz mümkün değildir. Başta Gani Kaplan ve tüm Alevilerden özür dilemelidir. Aynı zamanda belediye başkanı, Anayasal suç işlemiştir. Anayasamızın 24. ve 25. maddelerine göre ‘Herkes vicdan, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı gibi dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayıp suçlanamaz.’ ifadesiyle belirtmiştir.

    Ülkemizde örgütlü veya örgütsüz mücadele veren Alevi örgütlerinin ortak düşüncesi olan ‘Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın’ ifadesi bir anlamıyla mevcut Anayasamızla da çelişir durumdadır.

    Ülkemizi hukuksal yapıdan uzaklaştıran, her türlü anlayışın karşısındayız. Gani Kaplan’ın bu haklı konuşmasını destekliyoruz. O gün cemevi açılışına konuşmacı olarak davet edilen, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı  (HBVAKV) Genel başkanı Ercan Geçmez’in belediye başkanının bu tavrına yönelik kürsüye çıkmayarak protesto etmesini anlamlı, yerinde bir eylem olarak görüyoruz.

    Alevilerin haklı talepleri nerede dile getirilirse getirilsin, bu talepleri dile getirenlerin Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu olarak yanında yer alacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    Diyanet’i eleştiren Kaplan’a, AKP’li Belediye Başkanı’ndan hadsiz müdahale

  • DAD: Gani Kaplan’ın yanında olduğumuzu ifade ediyoruz!

    DAD: Gani Kaplan’ın yanında olduğumuzu ifade ediyoruz!

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, Isparta Cemevi açılış konuşmasında PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan’a yapılan müdahaleyi kınadı. Yazılı açıklamada “Gani Kaplan’ın sözünün kesilmesini tüm Alevi Halklara yapılmış sayıyor ve yanında olduğumuzu ifade ediyoruz” denildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan’ın Isparta Cemevi açılışındaki konuşmasına AKP’li Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in müdahalesi, Alevi kamuoyunun tepkisine sebep oldu.

    Konuya ilişkin açıklama yapan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, “Isparta Belediye başkanının kürsüye müdahalesi tekçi zihnin tahammülsüzlüğü olarak tekrar biz Aleviler için yüzleşme ve karşılaşma anı olmuştur. Bu karşılaşma hali biz Aleviler için tarihsel travmaların tekrar açığa çıkma halidir” ifadelerini kullandı.

    “TÜM ALEVİ HALKLARINA YAPILMIŞ SAYIYORUZ”

    DAD Genel Merkezinin yazılı açıklamasında “Ayağa kalkıp kürsüye yürüme cesareti gösteren egemen aklın tahammülsüzlüğü, katliam zihninden aldığı güçtür. Yanındaki kolluğun bakışlarından da anlaşılan budur. Ispartalı Alevi canların konuşmacıya müdahalesi ve belediye başkanına yaklaşımları ise travmanın, sömürge valisine yaklaşımını hatırlatmaktadır.

    Öncelikle ifade etmek isteriz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Gani Kaplan’ın sözünün kesilmesini tüm Alevi Halklara yapılmış sayıyor ve yanında olduğumuzu ifade ediyoruz. Her alanda bu tür egemen yaklaşımların karşısında olduğumuzu ifade ediyoruz. Kurumlarımızın bu yaklaşım karşısında duruşunu anlamlı buluyoruz. Hepsini o anda birlikte kürsüde, Gani Kaplan ile birlikte durarak Belediye Başkanı yerine oturana kadar ve Gani Kaplan konuşmasını istediği vakitte bitirene kadar beklemelerinin daha anlamlı bir tavır olacağını da ifade etmek isteriz.

    Bunun yanında üstü kapalı yerel yönetimlerin insafına bırakılmış bir cemevi statüsünün, mutabakat sözleşmeleri ile sosyal tesis yapılırmış gibi cemevi yaparak Alevi halkını kendine mahkum eden belediyelerin yaklaşımlarını ve Alevi kurumlarının buna dahil olma süreçlerini doğru bulmuyoruz.

    ‘Vergi veriyoruz bizim de hakkımızdır’ şeklinde yurttaşlık ilişkisini vergi verme yeterliliğine indirgeyen yaklaşımın, inancımızın tarihsel duruşunu lekelediği gibi, halkımızın ve kurum yöneticilerimizin ilkesel duruşlarını da zedeler bir boyuta varmıştır. Bu durum son dönemin tamah ettirme politikasıdır. Lakin Pir Sultan Abdal’ın ‘Bizim İtlerimiz Dahi Haram Yemez’ kelamının gerçeği tüm tarihe gerekli cevabı verecek feraset ve hakikat barındırır. Her birimizin bu hakikate yüzünü döndürme zamanıdır.

    Alevi halkları olarak ülkenin yeniden kurucu bir süreçte olduğunu biliyoruz. Halklarımız için bu son karşılaşma sürece yaklaşımımızı ‘Birlik İçerisinde Birlikte’ şiarıyla karşılamamız gerektiği açıktır. Yeni sürecin Alevi halkları için Rıza Anayasası (Kurucu Yurttaşlık İlişkisi) olarak tanımlanması birlik içerisinde karşılayacağımız süreçtir. Gerisi tamah ettirme siyasetinin devamı olacağını düşünüyoruz. Alevi Halkların Birliği konusunda üzerimize düşeni yapacağımızı da ifade etmek istiyoruz.

    Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımızdır.”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    Diyanet’i eleştiren Kaplan’a, AKP’li Belediye Başkanı’ndan hadsiz müdahale

  • PSAKD Genel Merkez Yol Erkan Kurulu: Gani Kaplan’ın sözleri sözlerimizdir!

    PSAKD Genel Merkez Yol Erkan Kurulu: Gani Kaplan’ın sözleri sözlerimizdir!

    PİRHA- PSAKD Genel Merkez Yol Erkan Kurulu, Isparta Cemevinin açılışında PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan’ı kürsüden indirmek isteyen Isparta Belediye Başkanına eleştiri geldi. Yapılan açıklamada “Genel başkanımızın dediği gibi; D.İ.B. durduğu sürece laiklik ve demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Diyanet İşleri Bakanlığı kaldırılmalıdır” denildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkez Yol Erkan Kurulu, Isparta Cemevi açılışında Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan’a sözlü müdahalesini eleştirdi.

    Yol Erkan Kurulu, yazılı yaptığı açıklamada “Alevilik Haktır. Eşit yurttaşlık mücadelemiz devam ediyor” diyerek AKP’li Belediye Başkanı tarafından yapılan müdahaleyi “Öncelikle biz bu tahammülsüzlüğü Maraş’ta, Çorum’da, Madımak’ta tanıyoruz” sözleriyle kınadı.

    “GANİ KAPLAN’IN MÜCADELESİ MÜCADELEMİZDİR”

    “Gani Kaplan yalnız değildir. Sözleri sözlerimizdir” denilen açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Diyanet kırmızı çizgimizdir. Eşit yurttaşlık mücadelemiz haktır. İmzalanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına bile uyulmazken bir cemevi bahçesinde bile Alevi mücadelesinin dirençli yanını oluşturan PSAKD Genel Başkanına yapılan saldırıyı birçok kez düşünmeliyiz.

    Genel başkanımızın dediği gibi ‘D.İ.B. durduğu sürece laiklik ve demokrasiden bahsetmek’ mümkün değildir. Diyanet İşleri Bakanlığı kaldırılmalıdır.

    Aleviler vardır. Alevilik haktır. Kapılarına çarpılar atılsa da Mamak’ta kalkan parmaktır.

    Eşit yurttaş olana kadar demokrasi ve laiklik mücadelemiz devam edecektir. Katledilen kadının, yok edilen ekosistemin, umutsuz gencin, işsizin, evladını arayan ananın yanında olacağız. Nerede bir haksızlık varsa orada Pir Sultan olacağız.

    Alevi hak mücadelesini resmi kurumlara hapsetmeye çalışan, bir kamyon beton için Alevi kurum başkanına sahip çıkamayan Hızır Paşa’cı anlayışlar bu çıkmaz yoldan dönmelidirler. Hak mücadelesi eşit yurttaşlık mücadelesidir. Elektrik-su-maaş mücadelesi değildir. Beyinleri betonlaştırmaya çalışan teslimiyetçi, asimilasyoncu zihniyeti tüm Alevi kurumları teşhir ve mahkum etmelidir. Gani Kaplan’ın Mücadelesi mücadelemizdir. Eşit yurttaş olana kadar mücadelemiz sürecektir. Aşk ile.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Diyanet’i eleştiren Kaplan’a, AKP’li Belediye Başkanı’ndan hadsiz müdahale

  • Diyanet’i eleştiren Kaplan’a, AKP’li Belediye Başkanı’ndan hadsiz müdahale-VİDEO

    Diyanet’i eleştiren Kaplan’a, AKP’li Belediye Başkanı’ndan hadsiz müdahale-VİDEO

    PİRHA- Isparta Cemevi’nin açılışında söz alan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan’ın Diyanet’i eleştiren konuşmasına AKP’li Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen müdahale ederek kürsüden indirmeye çalıştı. Kaplan’a yönelik ölçüsüz üslup ve müdahaleyi kabul etmeyen Alevi kurum başkanları kürsüde söz almayarak durumu protesto etti.

    Alevilerin kolektif emeği ve lokmalarıyla inşa edilen Isparta Cemevi’nin açılışı gerçekleşti.

    Açılışa davet edilerek söz hakkı alan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan’ın Diyanet’i eleştirdiği konuşmasına AKP’li Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen yerinden kalkarak müdahale etmek istedi. Kaplan’ın üzerine yürüyerek kürsüden indirmeye çalışan Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’e Alevi yurttaşlar tepki gösterdi.

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Isparta Cemevinin açılışında yaptığı konuşmasında Alevilerin ibadethaneleri olan cemevinin yasal statüye kavuşturulmadan yapılacak hizmetlerin bir anlamı olmadığını ifade etti. Konuşmasının devamında Diyanet’in Alevilere yönelik ayrımcı söylemlerini hatırlatan Kaplan, “Açılışını gerçekleştirdiğimiz cemevinin yasalarda kabul görmediğini biliyoruz. Alevilerin ibadethanelerin yasal statüsünü kabul etmeden bizlere hizmet vermenin bir anlamı yok. Aleviler açısından bu zulümdür. Cemevleri kırmızı çizgidir diyen Diyanet de bizler için kırmızı çizgidir. Diyanet’in yaptığı hizmetten tek bir dinin tek bir mezhebi yararlanıyor. Laiklik toplumsal barışın güvencesidir. Bu ülkede Diyanet olduğu sürece laiklikten bahsedilemez” dedi.

    Diyanet’in Alevilere yönelik ayrımcı tutum ve müdahalelerini eleştiren Kaplan’a konuşması devam ettiği esnasında AKP’li Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen yerinden kalkarak Kaplan’ın bulunduğu kürsüye doğru yürüdü. Kaplan’a karşı ölçüsüz üslup kullanan Isparta Belediye Başkanı Başdeğirmen, Kaplan’ın kürsüden indirilmeden programa devam edilmeyeceğini söyledi.

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez de PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan’a karşı ölçüsüz üslup kullanan ve konuşmasına müdahale etmeye çalışan Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’e tepki olarak söz almadı ve durumu protesto etti.

    PİRHA/ISPARTA

  • Dede Kamil İçöz: İkinci bir Muaviye dönemini yaşıyoruz-VİDEO

    Dede Kamil İçöz: İkinci bir Muaviye dönemini yaşıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Ocağı’ndan Dede Kâmil İçöz, Alevilere yönelik asimilasyona dikkat çekerek, tüm Alevileri birlik olmaya ve Yola sahip çıkmaya çağırdı. İkinci bir Muaviye dönemi yaşandığını söyleyen İçöz, Hakk’a uğurlama erkanlarında bazı Alevilerin hala kendini öğretinin içinde bulmadıklarına da işaret etti.  

    Hacı Bektaş Veli Ocağı’ndan Dede Kâmil İçöz, Alevilere yönelik asimilasyona ve Alevi köylerinde karakollardan ezan okunmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “İBADET BİR GÖNÜL İŞİDİR”

    Dede Kamil İçöz, “Aleviler üzerinde oynanan oyunlar sadece bugün değil asırlardan beri devam etmektedir. Belki bu dönemde ikinci bir Muaviye dönemi yaşadığımız muhakkak” dedi.

    Alevi köylerinde ezan okunmasını hoş karşılamadıklarını belirten İçöz, “Yüksek sesle zorla ibadete çağırmak gibi bir durum söz konusu olamaz, ibadet bir gönül işidir” dedi.

    Dede İçöz şöyle devam etti:

    “Kişinin Hakk ile kendi arasında olan muhabbetidir, öz çekişmesidir. Bu bağlamda yani bulunduğumuz yerlerde yüksek sesle hoparlörlerle sadece Tunceli ve köylerinde değil, yani bulunduğumuz mekân içerisinde de hoparlörlerden gerçekten rahatsız edici bir şekilde bu işler yapılmakta.”

    “İKİNCİ BİR MUAVİYE DÖNEMİNİ YAŞIYORUZ”

    Dede Kamil İçöz, “Bizler Muharrem aında yaptığımız, özümüzü yokladığımız o güzel günlerde hiç kimseyi rahatsız etmiyoruz, bu konuda ibadetlerimizi gönül rızası ile razılıkla birlikte yapıyoruz. Onun için de bu baskı, zulmü daha önce de söylediğim gibi ikinci bir Muaviye dönemi olarak görüyorum ve hoş karşılamıyorum” diye konuştu.

    “DEVLETİN DİNİ ADALET OLMALIDIR”

    Dede Kamil İçöz “Devletin dini adalettir” diyerek şunları kaydetti:

    “Adaleti olmayan devlet zaten dinsizdir der Hz. Ali. İnsanlar gönlünden geçen Hakk ile Hakk olabilmeyi, kendi özünde turab olabilmeyi bilmek gerekiyor. Bu bağlamda yani dağda, bayırda, çayırda, ovada biz size illa namaz vaktini duyuracağız şeklinde bir şeyin olmasını pek doğru bulmuyorum.”

    “ALEVİ CANLAR OLARAK YOLUMUZA SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    Bizler, Alevi canlar olarak gerçekten çözüm olarak önce yolumuza sahip çıkmalıyız, öğretilerimize sahip çıkmalıyız. Uluların, velilerin, dervişlerin, pirlerin bizlere bıraktığı o güzellikleri o emanetleri iyi korumalıyız.”

    “BİZLER ÖNCE YOLA TURAB OLABİLMELİYİZ

    Bizler önce yola turap olmalıyız. Kenetlenmeliyiz, birlik olabilmeliyiz. Bugün cenaze erkanlarında yaptığımız veya yapabileceğimiz şekliyle canlar daha kendilerini o öğretinin içerisinde bulamamış ki cenaze erkanını dedeler, babalar canıyürekten gönüllü olarak yapmaya çalışıyorlar ama en çok engelleyenler de kendi taliplerimiz.”

    “ALEVİ OLARAK YAŞAYIP ALEVİ OLARAK HAKK’A YÜRÜMEYİ BİLMELİYİZ”

    “Ne yapmak lazım?” diye soran Dede Kamil İçöz, “Cem ibadetlerin de ikrar verilirken bu düsturla iyi bir şekilde canlara anlatılmalı. Alevi olarak yaşayıp Alevi olarak da Hakk’a yürümeyi bilmeliyiz, duruşumuzdan ödün vermemeliyiz” diye çağrıda bulundu.

    Cebrail ARSLAN/ISPARTA -GÖNEN

     

  • Dede Hüseyin Keskin: Bazı cemevlerinde yapılanlara ‘Erkan’ demeye gerek yok!

    Dede Hüseyin Keskin: Bazı cemevlerinde yapılanlara ‘Erkan’ demeye gerek yok!

    PİRHA-Dede Hüseyin Keskin, cübbe giyen kişilerin, fatiha okuyup İslami ritüeller altında Aleviliği özünden uzaklaştırdığını söyleyerek, “Alevilikte ne elbise vardır ne de taç. Alevilik geleneği doğallıktır” ifadelerini kullandı.

    Sünni ve Şia geleneğin hakim olduğu cemevlerinde yürütülen Hakk’a uğurlama erkanları konusunda tartışma sürüyor.

    Seyit Veli Sultan Ocağı evladı Hüseyin Keskin, Kartal Cemevinde Hasan Saltık için yapılan Hakk’a yürüme erkanını eleştirdi. Dede Hüseyin Keskin, cübbe giyen kişilerin, fatiha okuyup İslami ritüeller altında Aleviliği özünden uzaklaştırdığını söyledi.

    Isparta’nın Senirkent ilçesi Uluğbey köyündeki cemevinde hizmet yürüten Dede Hüseyin Keskin, “Kartal Cemevi’nde yapılanların tamamı yanlıştır. Söylenen ve yapılanlar Alevilikte yoktur” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “Eğer Hasan Saltık canın varisleri ‘bizler böyle bir erkan istiyoruz’ dediler ise bilemem. Ama Alevilikte ne elbise vardır ne de taç. Alevilik geleneği doğallıktır. Yani Alevilikte göstermelik herhangi bir şey yoktur. Bizim Hakk’a yürüme erkanlarımızda aksi bir durum olmamalı. Pir Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın da yıllarca uğraşıp hazırladığı Hakk’a yürüme erkanı var. Onu dahi yeri geldiğinde eleştiriyoruz. Bizim kendi gelenek-göreneklerimizden ziyade Aleviliğin vasfına uygun şekilde Hakk’a yürüme erkanlarının yapılması lazım. Aksi yapılanları şahsen kınıyorum.”

    “CEMEVLERİ BİR AVUÇ ASİMİLASYONCUNUN ELİNE GEÇTİ”

    “Maalesef Anadolu Aleviliğinin özü kalmadı” diyen Keskin, sözlerine şöyle devam etti:

    “Neden? Çünkü bu kurulan vakıflarla birlikte cemevleri de kendi özelliklerini kaybetti. Maalesef buralardaki yönetimler bir avuç asimilasyoncunun eline geçti. Bu nedenle artık doğrunun değil de eğrinin peşinden gidilmeye başlandı. Doğru, eleştiriliyor ancak eğriye bir şey denildiği yok. O nedenle o cemevlerinde yapılanlara ‘erkan’ demeye de gerek yok. O yapılanların benim için bir özelliği yok.

    O başlarına taktıkları taç meselesine gelince… Evet Hacı Bektaş Veli ve Abdal Musa’dan beri o taç vardır. Fakat onu kesinlikle biz dedelerin kullanması mümkün değildir. Yanlış buluyorum çünkü gösterişe giren bir durum.”

    “ADRESLERE AİT DEDE OLMAZ”

    Birçok cemevinin “Aleviliğin özünü boşalttığını” ifade eden Keskin, “Alevilikte bir öz vardır. Alevilikteki dedelik evrenseldir. Adreslere ait dede olmaz. Maalesef kimi dedeler, gidip o cemevlerindeki yöneticilerin esiri oldular. Yöneticinin söylemi ile ‘Dede şunu yapar, Dede bunu yapar’ denildi. Bu durum bana göre yanlıştır. Dede, aksine bildiğini yapar. Dedeye müdahale olmaz. Dedenin, Mürşid’ten başka izin alması gereken kimsesi yoktur” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Isparta’da kadınların büyük çabasıyla cemevi yapıldı-VİDEO

    Isparta’da kadınların büyük çabasıyla cemevi yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Kadınların büyük çabasıyla Isparta’da cemevi yapıldı. Cemevinin inşasında özellikle kadınların büyük emeklerinin olduğunu söyleyen cemevi başkanı Sabiha Yılmaz, “Kadın arkadaşlarımız çok büyük destek oldular, her türlü katkıyı ve çabayı sarf ettiler. Erkeklerden daha fazla kadın arkadaşlarımız mücadele ederek bize yardımcı oldular” diye konuştu. 

    Isparta’da kolektif emekle bir cemevi yapıldı. Büyük zorluklar ve maddi sıkıntılar sonrasında inşa edilen cemevinin her tuğlasında kadınların büyük bir emeği olan kadınlar PİRHA’ya konuştu.

    Isparta’da kültürlerini yaşatamadıklarını, cenazelerini kaldıramadıklarını belirten Isparta Cemevi Başkanı Sabiha Yılmaz, yeni bir cemevi inşası için kadınların kendi emekleri ile hazırladıkları ürünleri satarak destek olduklarını dile getirdi.

    “ISPARTA’DA KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATAMIYORDUK”

    2015 yılında yönetimi devraldıklarını belirten Yılmaz, ihtiyaç doğrultusunda yeni bir cemevi inşa etme kararı aldıklarını söyleyerek, “1985 yılından beri Isparta’da yaşıyorum. 2015 yılında Isparta Cemevi yönetimini devraldım. 85 yaşında olan Hüseyin amcamla birlikte yola çıktık. Isparta’da bir eksiklik vardı, kültürümüzü yaşayamıyor, cenazelerimizi kaldıramıyor, kendi örf ve adetlerimizi yaşatamıyorduk. O yüzden bir cemevinin şart olduğundan hareketle başlangıç olarak Hüseyin amcamla ve kadın arkadaşlarımızla birlikte 2017 yılında 520 milyara cemevine ait arsa satın aldık” dedi.

    “ERKEKLERDEN ÇOK KADINLARIN EMEĞİ VE MÜCADELESİYLE GERÇEKLEŞTİ”

    Yılmaz, cemevi inşasında erkeklerden çok kadınların emeği olduğuna vurgu yaparak, “Daha sonra yardım için yurt dışına gittik. Bununla birlikte Isparta halkı özellikle ve kadın arkadaşlarımız çok büyük destek oldular, her türlü katkıyı ve çabayı sarf ettiler. Erkeklerden daha fazla kadın arkadaşlarımız mücadele ederek bize yardımcı oldular. Isparta Belediye Başkanı, Aydın Belediye Başkanı ve Isparta’da bulunan işadamları büyük destek oldular. Pandemi sürecinde de bize katkıda bulundular, destek çıktılar” diye konuştu.

    “CANLARIMIZ SAYESİNDE CEMEVİMİZİ BU SEVİYEYE GETİRDİK”

    Avrupa Alevi örgütlülüğünün kendilerine her aşamada destek çıktığını sözlerine ekleyen Yılmaz, bu cemevi inşasının kendileri için çok değerli olduklarını kaydederek, “Canlarımızın sayesinde cemevimizi bu seviyeye getirdik. Bu Isparta’da bir ilktir ve ilke imza atmak çok önemli bir şeydir. Buradan bize destek olan bütün canlarımıza, yurt dışından bize destek olan, bizi yalnız bırakmayan canlarımıza, Danimarka’da bulunan inanç kurulu üyesi Halil Şahin Dedeme,  AABF Eş Başkanı Hüseyin Mat’a, Hüseyin Doğan’a, Tufan Bektaş’a, Mehmet ve Serkan Öztek’e teşekkürlerimi sunarım. Bizi hiçbir zaman yalnız bırakmadılar, devamlı arayıp sordular ve bu cemevi bitecek diyerek bize destek oldular. Bu cemevini açmamız 85 yaşında olan Hüseyin amcamın sayesinde oldu. Bize destek sunan bütün canlara teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.

    “CEMEVİ İNŞASI İÇİN MANTI YAPTIK”

    “Çocuklarımız da gelsin burada bir şeyler öğrensin, kendi özümüzü, kendi kimliğimizi kabul ettirelim” diyen Isparta Cemevi Yürütme Kurulu üyesi Eda Han ise cemevinin inşasını bitirdikleri için mutlu olduklarını belirterek şöyle konuştu:

    “Yurt içinde ve yurt dışında bulunan bütün canlara katkılarından dolayı çok teşekkür ederiz. Biz buraya başladığımızda gerçekten çok umutlu değildik. Çünkü bu cemevi burada bir ilkti ama inanarak başladık. Başardık, çok mutluyuz. Çocuklarımız da gelsin burada bir şeyler öğrensin, kendi özümüzü, kendi kimliğimizi kabul ettirelim. Bu cemevinin yapımında devletin kesinlikle bize hiçbir katkısı olmadı. Sadece belediye başkanı bize katkıda bulundu, çoğu zaman yalnız kaldık.

    Çok mücadele ettik. Gerek inşaat döneminde gerekse diğer şeylerde önümüze çok büyük engeller çıktı ama hiçbir zaman pes etmedik, devam ettik yolumuza. Bütün canlara özellikle kadınlarımız büyük mücadeleler verdiler. Cemevimize katkı için mantı yaptık, kahvaltılar hazırladık. 1 TL verene her zaman dua ettik, olsun dedik illaki olacak ama başardık. Bütün canlara teşekkür ederim. Herkese selam olsun.”

    “KATKI SUNAN HERKESE TEŞEKKÜRLER”

    Isparta Cemevi Yürütme Kurulu üyesi İmdat Karkin ise katkı sunanlara teşekkür ederek, “Burada bizim görevimiz sahip çıkmak, buraları günlük olarak açıp kapatmak. Cemevinin yapımında kadınların gerçekten burada çok büyük katkıları oldu. Bizim de destek olmak ve elimizden geleni yapmak boynumuzun borcu ve yapıyoruz da. Buraya katkı sunan belediye başkanımıza, bütün esnaf arkadaşlarımıza, Isparta halkına ve Alevilere selam olsun. Yurt içindeki ve Avrupa’da bulunan katkı sunan tüm herkese selam olsun, hepsine teşekkür ediyoruz.

    Cebrail ARSLAN/ISPARTA

     

     

  • Dede Mustafa Özgün: Hiçbir Alevinin Emevi inancına göre sırlanmasına razı olmayız-VİDEO

    Dede Mustafa Özgün: Hiçbir Alevinin Emevi inancına göre sırlanmasına razı olmayız-VİDEO

    PİRHA- Isparta Gönen’de bulunan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, “Hiçbir Alevinin Emevi, Sünni inancına göre toprağa sırlanmasına gönlümüz razı olmaz” dedi. Özgün, Isparta’da hala bazı Alevilerin camiden cenaze kaldırdığını, bunun hoş olmadığını ifade ederek, dedelere çağrıda bulundu: “Hakk’a yürüme erkanı ile toprağa sırlanmamız için vasiyette bulunmalılar. Cemlerde canlara, taliplerine bu konuyu sıkı sıkı her zaman söylemeliler.”

    Alevi inancında belki de ne büyük asimilasyon Hakk’a uğurlama erkanlarında yaşanıyor. Kimileri camiden cenaze uğrularken, kimileri de cemevlerinde yarı Sünni usüle göre Hakk’a uğurlama erkanı yapıyor.

    Isparta Gönen’de bulunan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, Aleviliğe ve ‘Alevilikte Hakk’a yürüme erkanına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “SÜNNİ İNANCIYLA ZERRE KADAR BİR ALIŞVERİŞİMİZ OLMAMALI”

    “Dilimden, yüreğimden geldiği kadar konuşmak istiyorum” diyen Özgün Alevilik inancına dair şunları dile getirdi:

    “Aleviliği yaşayalım ya da yaşamayalım ömür boyu soyumuz da Alevidir, inancımız da Alevidir. Sünni inancıyla zerre kadar bir alışverişimiz olmamalıdır. Alevilik haktır, Sünnilik de haktır onlara göre. Herkesin inancı inanç gruplarının kendilerinin olmalıdır. Bizim de Alevi inancı bütün Alevilerin olmalıdır. Alevi canımız ikrar veriyor, görgü cemlerini yapıyor, her türlü inancını yaşıyor. Ne zaman Hakk’a yürürse ikrarından dönüp Sünni inancına göre caminin imamı ile toprağa sırlanıyorsa bu hiç de hoş olmayan bir unsurdur.”

    Alevilerin her türlü inanç ritüellerini Alevi usulüne göre yapması gerektiğini vurgulayan Özgün, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Ne zaman Hakk’a yürürsek, Hakk’a yürüme erkanı tek bir kelime Arapça olmadan, deyişlerle, duazlarla, gülbenglerle ana kucağı toprağa sırlanmak haktır. Bütün Alevilerin böyle olmasını istiyoruz. Hiçbir Alevinin Emevi inancıyla, Sünnilik inancıyla, cenaze erkanı ile kaldırılmasına hiç razı olmuyoruz, olamayız da. Alevilik hak olduğuna göre Hakk’a yürüyünce Sünnilik inancıyla götürülüyorsak, o insan kim olursa olsun ben isem de vücudumun yarısı Sünnidir yarısı Alevidir. Bu hususta çok dikkatli olmalıyız, aklımızı erdirmeliyiz” dedi.

    “GEÇMİŞTE SÜNNİ İNANCIYLA, CENAZE USULÜ GÖMÜLDÜK”

    Geçmişte yapılan Alevi Hakk’a yürüme erkanlarından da bahseden Özgün, Evet daha evveli yapıla gelmiş bir konu. Geçmişte çoğumuz Sünni inancıyla, Hakk’a yürüme erkanı ile değil de cenaze usulü gömüldük. Fakat şu tarihten sonra Hünkârı pirden Hakk’a yürüme erkanı kitapçıklarımız geldi, ‘Erkannameler’ adında. Bu erkannameler tamamen Sünnilikten, şeriattan, Arap zihniyetinden arınmış, Alevi inancının özüne uygundur. Bu erkannameleri herkes almalıdır, okunmalıdır. Ona göre yolumuzda dürüst bir şekilde yürümeliyiz” dedi.

    “CENAZEYİ ALIP CAMİYE TESLİM ETTİLER” 

    Isparta ve çevresinde Hakk’a yürüme erkanlarının günümüzde hala bazı yerlerde Sünnilik inancına göre camiden götürüldüğünü ifade eden Özgün, şunları aktardı:

    Isparta ve çevresindeki Aleviler Hakk’a yürüyünce ekserisini (çoğunluğu)Sünni inancına göre camiden götürüyoruz. Hoş olmayan bir unsurdur. Isparta’nın bir Şuhut Mahallesi var oraya 4-5 sefer Hakk’a yürüme erkanına gittim. Sadece evlerinin önünden rızalığı bana verdiler ve ondan sonra cenazeyi alıp camiye teslim ettiler. O da olmadı, olmuyor.

    “DEDELER ALEVİ İNANCINA GÖRE SIRLANMAYI VASİYETTE BULUNMALIDIR”

    Bütün Alevi dedeleri bu konuyu ele almalıdır. İlk önce dedeler, rehberler vasiyette bulunmalıdırlar. Ne zaman Hakk’a yürürsek, Hakk’a yürüme erkanı ile ana kucağı olan toprağa sırlanmamız için vasiyette bulunmalılar ve bütün cemlerde Alevi canlarına, taliplerine bu konuyu sıkı sıkı her zaman söylemeliler. Bu yanlışlıktan ne zaman dönersek gerçek Aleviz diye bileceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/GÖNEN-ISPARTA

  • Bir günde 5 intihar

    Bir günde 5 intihar

    PİRHA – Cizre’de kaymakamlık binasından atlayarak intihar eden Nezir Kılıç toprağa verildi. İstanbul Üniversitesi öğrencisi Hakan Taşdemir’in yaşamına son verdiği öğrenildi. Evinde ölü bulunan Zeytinburnu Belediyesi’nde çalışan Yavuz Selim Sertdemir’in intihar ettiği değerlendiriliyor. Isparta’da bir üniversite öğrencisi ve Diyarbakır’da bir uzman çavuş intihar etti.

    Şırnak’ın Cizre ilçesinde kaymakamlık binasının 4. katından atlayan ve bu sırada kameralarca görüntülenen Nezir Kılıç kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. 46 yaşındaki Kılıç’ın cenazesi aynı gün toprağa verildi. Evli ve 4 çocuk babası Kılıç’ın hizmetli olarak çalıştığı okulda işten çıkarıldığı, kaymakamlığa giderek iş istediği ancak olumsuz yanıt aldığı iddia edildi.

    Şırnak Valiliği yaptığı açıklamada Kılıç’ın epilepsi hastası olduğunu ve daha önce 3 defa intihar girişiminde bulunduğunu belirtti.

    Valilikten yapılan açıklamada şöyle denildi:

    “17.02.2020 tarihinde Nezir Kılıç isimli 46 yaşında, yüzde 76 zihinsel ve işitme engelli vatandaşımız geldiği Cizre Kaymakamlık binasının 4. atındaki koridor penceresinde intihar girişiminde bulunduğu fark edilir edilmez Cizre Kaymakamı Davut Sinanoğlu başta olmak üzere orada bulunan personel tarafından ikna girişiminde bulunulmuş ancak tüm çabalara rağmen şahıs kendini aşağıya bırakarak intihar etmiş olup kaldırıldığı Cizre Devlet Hastanesinde yapılan tüm tıbbi müdahalelere rağmen vefat etmiştir. Nezir Kılıç isimli vatandaşımızın epilepsi hastalığının olduğu ve daha önce de muhtelif zamanlarda 3 defa intihar girişimlerinde bulunduğu, yapılan müdahalelerle kurtarıldığı tespit edilmiştir. Evli ve 4 çocuk babası Nezir Kılıç’a Cizre Kaymakamlığımız Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Başkanlığı tarafından belli aralıklarla düzenli olarak yardım yapıldığı anlaşılmıştır.”

    ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ İNTİHAR ETTİ

    İstanbul Üniversitesi öğrencisi Hakan Taşdemir’in yaşamına son verdiği öğrenildi. İÜ Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü 4. sınıf öğrencisi olan Hakan Taşdemir’in geçim sıkıntısı yaşadığı ve bir süredir iş aradığı belirtildi.

    ISPARTA’DA ÖĞRENCİ İNTİHARI 

    Isparta’da Şarkikaraağaç Turizm Meslek Yüksek Okulu Aşçılık Bölümü 2. Sınıf öğrencisi Ertunç Çotuk ise kaldığı evde intihar etti. Çotuk’un kız arkadaşından ayrıldığı için bunalımda olduğu iddia edildi.

    BELEDİYE ÇALIŞANI EVİNDE ÖLÜ BULUNDU

    Zeytinburnu Belediyesi’nde memur olarak çalışan 33 yaşındaki Yavuz Selim Sertdemir Şişli’deki evinde ölü bulundu. Sertdemir’in cenazesi otopsi için Adli Tıp Kurumu morguna kaldırılırken, savcılık olayla ilgili soruşturma başlattı. Sertdemir’in intihar ettiği değerlendiriliyor.

    DİYARBAKIR’DA UZMAN ÇAVUŞ İNTİHAR ETTİ

    Diyarbakır’da ise Jandarma Uzman Çavuş Kadir Toskar tabancasıyla intihar etti. Toskar’ın izinli olduğu ve bir kafeteryada oturduğu sırada telefonda görüştüğü kişiyle tartıştıktan sonra kendisini vurduğu öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dede Mustafa Özgün: Yunus Emre’nin kabri sevenlerinin kalbinde-VİDEO

    Dede Mustafa Özgün: Yunus Emre’nin kabri sevenlerinin kalbinde-VİDEO

    PİRHA-Isparta Gönen’de bulunan Yunus Emre Türbesi’ne ilişkin konuşan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, Yunus Emre’nin kabrinin nerede olduğunun bir öneminin olmadığını, Yunus’un kabrinin sevenlerin kalbinde olduğunu ifade etti. 

    Isparta Gönen’de bulunan Yunus Emre Türbesini her yıl binlerce insan ziyaret ederek kimi sağlık, kimi iş, kimi çocuk, kimi barış dileğinde bulunuyor, dua ediyor ve adak adıyor.

    Yunus Emre Türbesi’ne ilişkin Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün Yunus Emre’nin Isparta Gönen’e geliş hikayesini ve Yunus Emre Türbesinin var oluş rivayetini şöyle anlattı:

    “Yunus Emre Eskişehir’deki bir Yunus köyünde yaşıyormuş. Köyde kıtlık yaşandığı bir dönemde Hacı Bektaş Veli’nin yoksullara yardım ettiğini duyan Yunus, Hacı Bektaş’ın yolunu tutar. Giderken boş gitmeyeyim diye de bir alıç ağacından alıç toplayıp gitmiş.

    “Yunus, Selamün aleyküm deyip konuşmaya başlamış, “Ben yardım istemeye geldim köyümüzde kıtlık var” demiş. Bunun üzerine Hacı Bektaş Veli zahire mi himmet mi, zahire mi himmet mi? üç kere tekrarlamış bunu. Üçünde de Yunus, himmet bizim karnımızı doyurmaz deyip, zahire isterim demiş. Hacı Bektaş Veli müritlerine,  “Götürün bunu ambara taşıyabileceği kadar zahire verin” demiş. Zahiresini alıp yola koyulan Yunus kara kara düşünmeye başlamış. “Himmet mi nasip mi?  götürdüğüm zahire biter belki de, nasip belki de bitmez” deyip gerisin geri Hacı Bektaş’a gidip, ‘pirim ben himmet istiyorum zahire istemiyorum’ demiş. Hacı Bektaş da ‘O himmetin anahtarını Tapık Emre’ye verdim, git ondan al’ der.

    Tapık Emre, hizmet et, himmetini al demesinin üzerine Yunus, dergahta çalışmaya başlamış. Taptuk Emre Yunus’a, koruda odun taşıma işi vermiş. Yunus her gün sırtında Hacı Bektaş’a odun taşırmış. Getirdiği odunların hepsi düz olunca, bir gün sormuşlar “ya Yunus dağda hiç mi eğri odun yok hep düz odun getiriyorsun” buna karşı Yunus, bu dergaha insanın eğrisi bile giremez, demiş.

    Bir rivayete göre Yunus kırk yıl Hacı Bektaş Veli’de kalmıştır kaldığı süre boyumca da üç cilt kitap yazmıştır. Üçüncü cildinin son sayfasında Yunus kendine der, “Ey Yunus sen bu kadar lakırtı yazdın çizdin söyledin seni sıgaya çeken bir molla kasım hoca gelirdi.”

    İki yüz sene sonra Molla Kasım hoca gelir Yunus’un kitaplarını inceler, birinci cildini şeriata uygun değil der yaktırır, ikincisini okur onu da uygun değil der denize attırır, üçüncüyü okur en son sayfasında sana rakip olan seni sigaya çekecek bir Molla Kasım hoca gelir sözünü okuyunca, kendisi o zaman bir irkilir bu zat der, bu Yunus ermiş birisidir. Yaktığı, attığı kitaplara üzülür, o son kitabı bırakır.

    Yunus Emre’nin üçüncü cildi olan gerçek kitabın kendisinde olduğunu fakat kaybettiğini belirten Dede Mustafa Özgün sözlerine şöyle devam etti:

    “Şu anda Yunus’a ait o kadar çok kitap var ki bir sürü üretmişler o bizim Yunus değil de ikinci bir Yunus gibi bir sürü üretmişler.”

    Yunus Emre’nin kabrinin nerede olduğunun bir öneminin olmadığını, Yunus Emre’nin kabrinin sevenlerin kalbinde olduğunu belirten Dede Mustafa Özgün “Aşk olsun Yunus’a” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

    PİRHA/ISPARTA

  • Tahtacıların büyük değeri Veli Asan Isparta’da toprağa sırlandı

    Tahtacıların büyük değeri Veli Asan Isparta’da toprağa sırlandı

    PİRHA- Isparta’da kırk gün önce Hakk’a yürüyen Araştırmacı-Yazar Veli Asan vasiyeti üzerine Isparta’da Hakk’a uğurlandı. Birçok kitabı bulunan Asan, bir öğretmen olarak binlerce öğrenci yetiştirdi, Alevi geleneğini yaşattı ve bu yola büyük hizmetleri oldu. 

    Araştırmacı -Yazar Veli Asan, kırk gün önce Hakk’a yürüyüp vasiyeti üzerine Isparta’da sırlandı.

    1932 Isparta doğumlu Veli Asan, uzun süredir rahatsızlığı nedeniyle tedavi görüyordu. Asan, Tahtacılar konusunda Türkiye’nin önemli uzman isimlerinden biriydi.

    Günümüzde Tahtacı Türkmen Aleviliği konusunda en yoğun çalışmalardan birini yaparak, Tahtacı Türkmen köylerini gezen; Tahtacıların gelenek, görenek, görgü, dedelik, ocak vb. çok önemli konularında geniş araştırmaları olan Veli Asan, yaşam öyküsünü anlattığı söyleşimizde “Ben Isparta merkezde doğmuşum ama kırkım çıkmadan dağa gitmişiz” demişti.

    Bir tahtacı Türkmen olarak onların tüm geleneklerini adım adım gözlemleyen ve bunları kayıt altına alan Veli Asan, Tahtacı Türkmen Alevilerinin bugünkü belleği konumundaydı. Ama benzeri birçok örnekte olduğu gibi değeri az anlaşılmış bir yazarımızdı.

    Birçok kitabı bulunan Veli Asan, bir öğretmen olarak binlerce öğrenci yetiştirdi, yüreğiyle, özüyle Alevi geleneğini yaşattı ve bu yola büyük hizmetleri oldu.

    Veli Asan, yaşam öyküsünü şöyle anlatmıştı:

    Ben 1932 yılında Isparta’nın içinde doğmuşum. O zaman benim dedem, annemin babası 15-20 yıl önce yerleşmiş oraya. Annem de Isparta’nın içinde doğmuş. Babam annemin halasının oğludur yani annem babamın dayısının kızıdır. Birisi şehre yerleşmiş, babamlar dağda kalmışlar. Demişler ki “senin dayının kızı var Isparta’da git onu al.” Neyse o da annesiyle gelmiş, annemi Isparta’dan kaçırmış. Sonra tabii Isparta’ya gelmişler. Bizde kız kaçırılınca sonra gelir, barışır biter.

    Benim dayım P.T.T. müdürüydü Afyon’da. “Gel Veli ben seni okutacağım” dedi. Babam da büyük anlayış gösterdi. Onun yanına gittim. Afyon Lisesi’nin birinci sınıfında 3 ay okudum. Benim babam cura çalardı. Kulağım saf, tertemiz Anadolu müzikleriyle dolu. Artı müzik dersinde ne gördüysem o var. Yani kulağımda hiçbir bozukluk yok. Koroda öğrendiğim okul şarkıları ve tertemiz nefesler daha doğrusu. Yani bizde babamın halk müziği olarak çaldıklarının % 90’ı nefesler, ağıtlar.

    Bir okul açıldı, İstanbul’da müzik ve resim semineri diye. Bu okul ortaokul öğrencileri arasından sınavla öğrenci alacak. Resim ve müzik konusunda yetenekli öğrenci toplayacak. Türkiye çapında sınav açtılar. Beşiktaş’ta parasız yatılı okulun bilgileri geldi. Biz de onu arıyoruz zaten. Parasız olsun da nerede olursa olsun. Öyle müzik öğretmenliği falan değil neresi olursa. Biz de parasız yatılı denilince hemen dilekçe verdik. Ben trenle tek başıma sınava gittim İstanbul’a. Lise birdeydim. Yani yaş 15-16. Uzatmayalım büyük bir mücadele, o okulu ikincilikle kazandım. Yani süper yetenekli çocukları aldılar. Bir yıl o okulda okuduk. Tahsin Bankoğlu diye birisi Milli Eğitim Bakanı oldu. Dedi ki “resim, müzik, beden eğitimine gerek yoktur bu memlekette, tarih, coğrafya, matematik lazımdır” bizim okul lise. Gazi Eğitim Enstitüsü’nün resim, müzik eğitimi bölümlerini kapattı. O güzelim müesseseler depo oldu. Gazi Eğitim’in diğer sınıflarının deposu oldu. Tutup bizim okulu kapattılar. Bizim okul aynı anda kolej gibi, lise derslerini görüyoruz orada. Fazla olarak müzik dersini görüyoruz. Ben orada Ekrem Zeki Ün’den keman dersleri aldım. Yani elek üstü müzisyenler geldi bize. Büyük ilerleme kaydettik ama ne yazık ki okul sürmedi. Bize birer yazılı kağıt “okulunuz kapatılmıştır, isteyen parasız yatılı lise, isteyen öğretmen okuluna geçebilir.”  Öğretmen okulu benim arayıp bulamadığım şey. Benim ailem beni üniversitede okutamaz. Bir an evvel öğretmen olup hayata atılmak en güzel şeydi. Hemen dilekçe verdik öğretmen okulu diye. Bolu Öğretmen Okulu’na geçtim ikinci sene. Sene kaybetmedim. Bolu Öğretmen Okulu’nu pekiyi ile bitirdim. İlkokul öğretmeni oldum. Adana Koza’nın Tepecik Ören Köyü’ne tayinim çıktı. Şimdi gibi hatırlıyorum. Tam oraya gideyim diye hazırlık yaparken gazetede ilan “Gazi Eğitim Enstitüsü burslu hale getirilmiştir, öğrencilere 100 lira burs verilecek”. Devletin yatılı yüksek okuluydu orası. O sene burslu hale getirilmiş.

    1954 yılında Türk Yurdu Dergisi’nde ilk yayınlanan yazısının “Isparta Tahtacılarına Dair Notlar” olduğunu belirten Veli Asan, “Yani hiçbir zaman “Tahtacılar” demedim. Çünkü ben Isparta dışındaki Tahtacıları tanımıyordum, incelemiyordum. Ne zaman bu çizgiyi aştım, ondan sonra yavaş yavaş “Tahtacılar” daha da büyüterek “Tahtacı Türkmenler” sözcüğünü kullanarak girdim işe” ifadelerini kullanmıştı.

    TAHTACILAR KİMLERDİR?

    Araştırmacı-Yazar Veli Asan, Tahtacıların kimler olduğunu ise şöyle açıklamıştı:

    Tahtacılar kimlerdir? Nereden gelmişler? Nereye gitmişler? Belki 40 yıldır okumanın da yanında araştırma da yapıyorum. Mesela en son çıkan Tahtacı kitabı Prof. Dr. Yusuf Ziya Yörükan’ın Bursa’da yayınlanmış. Yusuf Ziya Yörükan’ın 1929 yılında yayınladığı bir kitabı var, Tahtacılar hakkında. Burada dahi tam hükümler yok.
    Genel olarak, ele alalım. Benim kendi gözlemimi sorarsanız ki bence en canlı o. Tahta, ağacın kullanılır hale gelen şeklinin adı. Yani örneğin 2 cm. kalınlığında 20 cm. eninde, boyu 3 – 4 metre düşünülebilir, kullanılabilir kereste. Yani tavana, tabana çakılan ağaca, kullanılmış hale gelmiş tahta diyoruz. Şimdi sanıyorum bu aşiretler dağda ağacı tahta haline getirip yerleşik yerlere sattığı için oralarda “Tahtacı, tahta satmaya geldi” dile söylendiği için Tahtacı demiş, dilme getirseydi “dilmeciler” olacaktı adları belki de. Hani dilmecilik bunun daha değişik türü. Yahut ne bileyim odun satsa “oduncu” olacaktı. Ama Tahtacı sözcüğü çok yaygın. Örneğin ne derece tam sağlam değil ama araştırdık, 1453’te Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u zapt ederken o dağdan aşırdığı teknelerin tahtasını Tahtacı’ya biçtirmiş. Anadolu’dan getirmiş onları Üsküdar’a yerleştirmiş. Şimdi Üsküdar’da “Üsküdarlılar” diye bir Tahtacı Mahallesi var. Anadolu’ya tekrar gelmişler. Ödemişin Bayındır Nahiyesi vardı, şimdi ilçe oldu, bir mahallesi Üsküdarlılar’dır. Bunların Serik’te akrabaları vardır. Üstürgeliler diye bir sülale var aynı şeylerdir. Yani bu ne derece? Nasıldır? Daha ben tam olarak hüküm vermiş değilim. Verirsem zaten kitabın başına sunuş olarak yazacağım. Dr. İsmail Engin biliyorsunuz son bir araştırma yaptı. O da tam hüküm vermiş değil. Bu Yörükan bizce iyi bir kaynak, eski bir kaynak. Tabii onun da birtakım yanlışları var. Bu toplumun içine girmek çok zordur. Tahtacı toplumu kolay kolay insan almaz içine. Kendisinden olmadıkça almaz. Şimdi ben dahi bir başka köye gidip de sorsam şu nedir? Bu nedir? Şüphelenirler. Ama içinde yaşadığım için sormadan yazabilirim. Neyse sonuçta “Tahtacı” sözcüğü Prof. Faruk Sümer’in dediği gibi ağaç eriyse; Orta Asya gelişlidir, Oğuz Türkleri’nden olduğu bellidir. En belirgin özellikleri düne kadar biliyorum biz dağdan hiç inmedik, köylere dahi inmedik. Hatırlıyorum Akdağ’da kışın bir köye indik. Köyün kıyısında 3 tane çadır kurduk. Katırlarımıza da ayrı bir çadır kurduk. Yani köyün içine girip de bir yere oturmadık. Bu kadar ayrı, kapalı yaşayan insanlar. Dolayısıyla nereden geldilerse ki ben kesinlikle Orta Asya diyorum. Çünkü dil çok berrak, tertemiz. Töreler ona çok benziyor. Ben öyle diyorum. Kaldı ki Melikoff’un son “Uyur İdik Uyardılar”da “Hazar Denizi’nin güneyinde ağaç erleri adı altında bir köy var halen ve Türkiye’de ki Tahtacıların aynısıdır” diyor. Henüz gitmedim, eğer ömrüm müsaade ederse gideceğim. Orta Asya kökenli olması çok doğal. Çünkü yalnız dil falan değil töresel yapı, hele ki inançlar Şamanizm’in çok şeyi var. Biz hala yaşatıyoruz. Getiriyoruz. Ay kutsaldır, dere kutsaldır, su, toprak, ateş, tuz kutsaldır. Bunlar aynen yaşar. Kurban kesileceği zaman bile hayvanın neresinin yeneceği dahi bizde saptanmıştır. Yani değişik bir yapısı var. “Tahtacı” sözcüğü bence Türkiye’de verilmiş bir isim. Kesinlikle ağaç işiyle uğraşmalarından ileri geliyor.

    ANADOLU’NUN NERESİNDE YOĞUNLAR?

    Veli Asan, Tahtacıların yoğun yaşadıkları yerlere ilişkin de “Adana yöresinden başlıyor Tahtacı adıyla. Ama buna benzeyen çok vardır. Örneğin Hatay’da da Türkmenler var, Alevidir. Ama adı Tahtacı olarak değil. Doğu Akdeniz’den Adana’dan başlıyor. Mersin, Antalya, Muğla yani kıyı olarak alırsak İzmir, Bergama, Çanakkale… İçeride mesela Konya’da yok. Mersin’in şehir içinde var. Geçiyoruz, Antalya dedik, Burdur, Isparta’da var. Asya’dan gelenler orada kalmışlar” diye konuştu.

    AYDIN VE DENİZLİ’DE TAHTACILAR YOĞUN  

    Ege’de ise Aydın ve Denizli’de yoğun olduklarını belirten Asan, “Denizli’de çok miktarda var. Aydın’ın Ortaklar’da çok var. Hepsine halen gidip geliyorum. İzmir’de var, Muğla Günlükbaşı Köyü tamamen Tahtacıdır. 5 km Fethiye’ye giderseniz uğrayın. Ahmet Günday vardır, duymuşsunuzdur. Onun köyü orası. Ona sazı ben öğrettim. Neyse Manisa’da bir tek Tahtacı Köyü var. Başka da yok” dedi.

    “Adana’da merkez ve köylerin çoğu aklımda yok. Mesela Nergisli Köyü, Kırtıl… Nergisli Köyü merkeze bağlı. Ben bunları yazmıştım Cem Dergisi’nde de. Adana merkez ve köyleri diyelim. Mersin merkez ve Erdemli İlçesi, Erdemli İlçesi’nin bazı köyleri de var. Antalya merkez ve köyler. Antalya’da çok köy var. Isparta merkez. Isparta’nın köylerinde hiç Tahtacı yok. Sadece merkez. Burdur merkez, Muğla merkez ve Fethiye’de. Bizim buralarda akrabalar vardır mesela. Biz Isparta, Burdur, Antalya’ya yerleşmişiz.

    Çaylak sülalesinden olduklarını söyleyen Asan, “İzmir’de çok var, Bergama. Çepniler”i ayırın yalnız. Çepniler Tahtacı değil” dedi.

    Araştırmacı-Yazar Veli Asan’ın kitaplarından bazıları şunlar:

    • Tahtacı Türkmen Ozanlar
    • Tahtacı Türkmen Aleviler
    • Pir Abdal Musa
    • Tahtacı Gülmeceleri

    Veli Asan’ın bir şiiri de şöyle:

    Araya araya yanına geldim
    Uzat kollarını Şah Abdal Musa
    Kutsal eşiğine yüzümü sürdüm
    Uzat kollarını Şah Abdal Musa

    Güllerin bahçende açtı mı gene?
    Etrafa kokular saçtı mı gene?
    Münafık korkudan kaçtı mı gene?
    Uzat kollarını Şah Abdal Musa

    Durdağı yanında görünüp durur
    Budala Sultansa barınıp durur
    Niyaz edenlerin canları sürünüp durur
    Uzat kollarını Şah Abdal Musa

    Yetişti talipler güldü yüzümüz
    Oniki İmamlar’a bağlı özümüz
    Bektaşi Veli’ye var niyazımız
    Uzat kollarını Şah Abdal Musa

    Veli Asan gene kaynadı coştu
    Ehlibeyt aşkına dağları aştı
    Güruh-u Naciler sana ulaştı
    Uzat kollarını Şah Abdal Musa

    Ayhan AYDIN/PİRHA

  • Manastır’da 200 yıl yaşayan Aleviler, hizmet verilmeyince göç etmişler-VİDEO

    Manastır’da 200 yıl yaşayan Aleviler, hizmet verilmeyince göç etmişler-VİDEO

    PİRHA- Isparta’nın Gönen İlçesi’ne bağlı Manastır Mahallesi’nde 150-200 yıl yaşayan Alevi yurttaşlar, yol, su, elektrik olmaması nedeniyle Gönen’e göç etmek zorunda kalmışlar. Şu an taş evler tamamiyle yıkılmış durumda. Belediyenin imar planı vermemesi nedeniyle mahallede yeniden bir yapılaşma olması şimdilik imkansız görünüyor. 

    Isparta’nın Gönen İlçesi’ne bağlı Manastır Mahallesi’ndeyiz. Yıkık taş evlerle karşılaşıyoruz. Yaklaşık 150-200 yıl burada yaşayan Aleviler, belediyenin yol yapmaması nedeniyle ve su, elektrik, okul olmadığı için Gönen ilçesine göç etmek zorunda kalmışlar. Manastır’dan Gönen’e taşınanlardan biri olan Cihan Ökmen, Manastır Mahallesi’nin hikayesini PİRHA‘ya anlattı.

    Çocukluğunun Manastır Mahallesi’nde geçtiğini belirten Ökmen, imkansızlıklardan dolayı Gönen ilçesine göç etmek zorunda kalmalarının kendileri için üzüntü verici olduğunu kaydetti.

    Bu Manastır’da yaşayan herkesin Alevi olduğunu ifade eden Ökmen, belediyenin şu an imar planı vermediğini, yeniden evler yapılması halinde doğanın bozulacağını ekliyor.

    İşte Cihan Ökmen’in Manastır Mahallesi’ne ilişkin verdiği yanıtlar:

    PİRHA- Buranın hikayesini biraz anlatır mısınız? Neden buradan göç edilmiş? 

    Cihan Ökmen: Şimdi burası Isparta’nın Gönen İlçesi’ne bağlı Manastır Mahallesi diye geçiyor. 100-150 yıllık bir tarihi var buranın. Burayı belediye geliş gidiş, yol yapımı olmadığı için, elektrik olmadığı için halkımızı aşağıya indirdiler. Oradan yer verdi belediye, buradan aşağıya göç oldu. Bundan 150 yıl önce. Burada okul sorunu olmadığı için, yol sorunu olmadığı için…

    Yani okul ve yol olmadığı için demek istiyorsunuz.

    Evet, okul ve yol olmadığı için halkı aşağı indirmiş oldular. Ama aslında burası çok güzel bir yerdi.

    Burada kaç yıl yaşanmış?

    150 veya 200 yıl yaşanmış.

    Kaç haneymiş burası?

    Burada 200 hane vardır. Evlerimiz kerpiçten yapılma. Burası Alevi evleri olarak geçiyor. İşte o imkansızlıklardan dolayı halkımız aşağı indi.

    Peki burada yine bu şekilde Sünni köy var mıydı?

    Burada Sünni köy yoktu.

    Bu şekilde sadece Alevilerin yaşadığı evler mi vardı?

    Evet, Alevilerin evleri var burada, Sünni yok.

    Peki bu kadar zor muymuş buraya yol yapmak, elektrik getirilmesi ya da okul yapılması?

    O zamanki imkanlarda yokmuş. Elektriği veremediler. Yol yapımı da olmadığı için okul sorunu da var. O zamanlar kasabaydı burası. Tabi o zaman kar çok yağıyordu, yağdığı için çocuklar okula gidip gelemiyordu. Onun için belediye karar aldı, “Bunları yıkıp aşağıdan yer vereceğiz, oraya yerleşeceksiniz” dedi.

    Peki köylüler uzağa gitmemişler ama kolay kolay evlerini terk etmiş mi?

    Yok, kolay terketmediler, bayağı bir zorlandılar, gitmek istemediler ama belediye “Elektrik vermeyiz inmezseniz” dedi. Mecbur inmek zorunda kaldılar. Herkes evlerini kendi imkanlarıyla yıkıp aşağıya yaptı.

    Peki siz tanık oldunuz mu yoksa duyduklarınızı mı anlatıyorsunuz?

    Ben tanık oldum. Burada yaşadım.

    Peki biraz anlatır mısınız siz kendi evinizde yıllarca yaşamışsınız, evinizi terk edip aşağıya taşındıktan sonra ne hissettiniz? 

    Tabi burası yeşillik, güzel, suyu güzel, her şeyi güzel. O yönden burası daha iyi. Aşağıya nazaran yeşillik olduğu için. Çocukluğumuz burada geçti, güzeldi buralar.

    Peki gidiyor musunuz zaman zaman buradan, yollardan yürüyor musunuz?

    Tabi tabi her gün buradayız. Her zaman halkımız da gelir, Gönen ilçesinden herkes gelir görmeye, piknik yapmaya. Yani çok gezerler. Böyle yeşilliklerden ergen derler, ergen yemeye gelirler. Ayvalarımız var. Yani halktan herkese açıktır, herkes bir şeyler bulursa yer.

    Peki şu anki yerleşim yerinden memnun musunuz?      

    Tabi orası (Gönen) burası kadar yeşillik değil. Orası tabi iç içe olduğu için ama bir yandan da halkın içine karışmış olduk. Gönen halkımızla, Sünni, Alevi hep beraber kardeş gibi yaşıyoruz, çok güzel. Yani o yönden de o avantajımız var.

    Peki buraya evinizi tekrar yapma olanağı yok mu?

    İmar planı vermiyorlar buraya. Şu anda imar planı yok buralara. İlerde açılır mı bilmiyorum. Ama açılırsa tabiat bozulur. Yani o yönden şu anda yok. Belediye izin verirse olur.

    Baraka tarzı evler de mi yapılamaz yani ya da taş ev?

    Taş evler yapılır. Öyle oturmak için bahçe evi gibi.

    Bağ evi gibi.

    Tabi tabi, bağ evi gibi olur. Yani taştan yapıyorlar. İşte görüyorsunuz taşları yıkıyorlar.

    Kim yıkıyor?

    Bilinmiyor kimlerin yıktığı. Buradan evleri söküp taşları alıp gidiyorlar.

    Bu çok enteresan. Peki araştırmadınız mı, dert edinmediniz mi bu taşları kim söküyor, bu evleri kim yıkıyor, diye?

    Göremiyoruz gece gelip söküp gidiyorlar. 100-150 yıllık vardır yerdeki taşlar. Eskiden bu yolları elleriyle yapmışlar. Çok güzel, orijinal yol yapıp gitmişler ama zamanla tabi bakılmayınca bozulmuş.

    Var mı başka aktarmak istediğiniz buraya dair? Köyün adı nedir?

    Burası “Manastır” diye geçiyor.

    Manastır Mahallesi.

    Evet, Manastır Mahallesi diye geçiyor. Eskiden burada kilise varmış yıllar önce. Yıllar önce manastır diye kalmış, adını değiştirmemişler. Manastır Mahallesi olarak hala daha devam ediyor. Burası Manastır, aşağısı Manastır Mahallesi diye geçiyor.

    Hıristiyanlar yaşamış, Ermeniler olabilir.

    Yani buradan çok kişi gelmiş geçmiş. Birçok uygarlık geçmiş. Yani her gelen burada su da bol olunca konaklamış.

    Yani bu evlerde Aleviler dışında başka millete mensup, dine mensup insanlar yaşamış olabilir mi?

    Daha önce olabilir ama buraya geldiğimizde öyle kimse yoktu.

    Yani sizden önce, Alevilerden önce de göçüp gitmişler mi? 

    Evet göçüp gitmişler. Önce de varmış, onlar göçüp gitmiş, biz gelmişiz, bizden sonra artık ki m gelir onu bilmiyoruz. Burada yıkıldı artık her taraf, bir şey yok. Burası aslında Gönen, Konan diye geçiyor. Burası Konan mesela toplanma bir merkez. Mesela Senirkent’ten gelmiş aile yetişmiş, burada kalmış, Ulubor’dan gelmiş, burada kalmış. mesela yoldan biri burayı beğenmiş, burada kalmış. Yani buranın adı Konanmış, Gönen olarak düzeltilmiş tekrar. Yani Isparta’nın Gönen ilçesi olarak biliniyor.

    Nilgün METE
    Cebrail ARSLAN/Kamera-foto
    ISPARTA/GÖNEN  

  • Karataş: Çocukluğumdan beri Aleviliğe yakınım, cemlere katılıyorum-VİDEO

    Karataş: Çocukluğumdan beri Aleviliğe yakınım, cemlere katılıyorum-VİDEO

    PİRHA – Emekli öğretmen Süleyman Karataş, devlet eli ile her yerde cami yapılmasına ve okulların imam hatip liselerine dönüştürülmesine tepki gösterdi.  Karataş, “Ben bir ilçeye gittim bir yerde, 30-40 tane cami var, 1 tane cemevi yok. Niye cemevi olmasın? Cemevlerinin de çoğalmasını ve statü kazanmasını istiyorum” dedi. 

    Isparta Gönen Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi’nde karşılaştığımız emekli öğretmen Süleyman Karataş, Türkiye’de Aleviler’in uğradığı ayrımcılığa ve eğitimdeki gericileşmeye ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Emekli öğretmen Süleyman Karataş Sünni kökenli bir vatandaş olarak cemlere gelip katıldığını Alevilerin toplumun aydınlık yüzü olduğunu söyledi.

    Karataş, Alevilerin Türkiye’de ayrımcılığa maruz kaldığını, her yerde camilerin yapıldığını, imamlara maaş verildiğini ancak cemevlerinin desteklenmediğini ve yasal statüye kavuşturulmadığını hatırlatarak tepki gösterdi.

    Serik Yörüklerinden olduğunu belirten Karataş,  “Yörüklere Alevileri çok yakın gördüm. Fikirlerime uyuyorlar. Bütün öğretmenlik yıllarımda demokrasiyi, laikliği, Cumhuriyeti öğrencilerime öğrettim ve bizim o zaman çalışmalarımıza bakıyorum da şimdi biraz zayıflamış durumda. Bunun daha da kuvvetlenerek ilerlemesini isterdim” diye konuştu.

    “ALEVİLER ASİMİLE OLMAMAK İÇİN DAĞLARA YERLEŞMİŞ”

    Sünni inancına mensup olmasına rağmen cemevlerine gittiğini ve cemlere katıldığını dile getiren Karataş şunları ifade etti:

    “Aleviler eskiden asimilasyondan korkarak dağlara kaçmışlar. Kereste biçerlerdi. Bizim köye de geldiler, barakadan evler yaptılar. 10-15 sene, çocukluğumda onlarla beraber yaşadık. Bizden yiyecek içecek alırlardı, biz para almazdık, her türlü yardımda bulunurduk. Orada ben bir yakınlık hissettim. Onların bize uyduğunu, bizimle kültürel yönden çok yakın olduklarını anladım. Ondan sonra devamlı takip ettim. Nerede Alevi varsa arkadaş oldum ve çok Alevi arkadaşım var.”

    “SÜNNİ İNANCINA MENSUBUM AMA CEMLERE SÜREKLİ KATILIRIM”

    Sünni inancına mensup olmasına rağmen sürekli cemlere katıldığını belirten Karataş, “Ben insan odaklı düşünürüm. Dünyada şuymuş, buymuş bu kökenli şu kökenli önemli değil. Benim için dürüst olsun, insan olsun yani büyük liderlerin, dedelerin dediği gibi “Eline, beline, diline sahip ol” demişler. Bunlar benim doktrinim” şeklinde konuştu.

    “DEVLET CEMEVLERİNE DE YARDIM ETMELİ”

    Alevileri ve Aleviliği dürüst, demokrat, cumhuriyetçi, doğayı seven, yurtsever, vatansever, insan odaklı düşünen kişiler olarak algıladığını kaydeden Karataş, Türkiye’de Alevilerin ve Aleviliğin uğradığı ayrımcılığı şöyle ifade etti:

    “Ben bir ilçeye gittim bir yerde, 30-40 tane cami var, 1 tane cemevi yok. Niye cemevi olmasın? Yani 10 tane cami varsa hiç olmazsa 2 tane de cemevi yap. Ya da 1 tane yap. Yani burada bir ayrıcalık, ayrımcılık görüyorum. Cemevlerinin de çoğalmasını ve statü kazanmasını istiyorum. Devlet cemevlerine de yatırım yapsın, cemevlerine de yardım etsin. Sadece bir tarafı kuvvetlendirip öbür tarafı çökertirsen ülkenin omurgası kayar yani ülkenin dengesi bozulur. Her iki tarafı da dengelemek gerekiyor. Sen şimdi imamına maaş veriyorsun, imamına cami yapıyorsun, imamın bütün köyde her türlü vaazı okuyor, tek taraflı halkı yönlendiriyor, bir de öbür tarafı dinleyelim. Bir de cemevi açılsın, bir de cemevinde konuşulsun, halk onu da dinlesin, iki tarafı da dinlesin, hangisi doğruysa orayı tercih etsin.”

    “HER TOPLUMA AYNI MESAFEDE YAKLAŞMAK LAZIM”

    Alevi çocuklarına zorunlu din derslerinin dayatılmasına ve ülkede artan imam hatip liselerine tepki gösteren Karataş, şunları kaydetti:

    “Şimdi çok imam hatip açıldı. Ondan sonra okulların çoğuna müdür olarak imam hatip mezunları atandı. Bu da yanlış. O zaman tek taraflı, din odaklı bir eğitim ve kutuplaştırma oluşuyor. Ancak başka tarafların, başka grupların da liderlerini toplayıp bir araya getirip konuşup onların da istekleri nedir, ne değildir, onlara da cevap verilse daha iyi olur. Yani halkı kutuplaştırmanın anlamı yok. Çok kutuplaşma oluyor. Her topluma aynı mesafede yaklaşmak lazım. Benim görüşüm bu.”

    “CEMEVİNE DE DESTEK OLUNSA MEMLEKETTE BARIŞ OLUR”

    Birçok ülke gezdiğini ve gezdiği ülkelerde devletin inançlara yaklaşımının Türkiye’den çok farklı olduğuna dikkat çeken Karataş, şunları dile getirdi:

    Ben Avrupa’yı da dolaştım, yurtdışını da gezdim. Papa kendi bütçesini kendisi ayarlıyor, kendisi idare ediyor. Ama bizde bütçe devletten, imamın geliri gideri devletten olunca kimin davulunu çalacak? Yöneticisinin, devletin davulunu çalacak. Ama o zaman ne oluyor? Güçlü duruma geçiyor. Neden güçlü duruma geçiyor? Ekonomik yönden destek var. Cemevlerine de ekonomik yönden destek olsa, hiç olmazsa memlekette barış olur, bir sükunet olur, kutuplaşma olmaz. İyi ki vatandaşlar birbirine sarmıyor ve birbirlerine karşı kutuplaşıp da herhangi bir saldırı olmuyor.

    “CEMEVLERİ YASAL STATÜYE KAVUŞTURULMALI”

    Alevi toplumuna ve cemevlerine sahip çıkılarak elektrik, su, kira parasını devletin karşılayarak eşit yurttaşlık hakkının benimsenmesi gerektiğini vurgulayan Karataş sözlerini şöyle tamamladı:

    “Eşit yurttaş, eşit vatandaş, eşit halk, eşit hürriyet olması lazım. Ama bunların hiçbiri yok. Şimdi bizim yani bir öğretmen okulu mezunu olarak bizim zamanımızda herhangi bir öğrenci Alevi, Sünni, hangi kökenden olursa olsun eşit ve şeffaf baktık hepsine. Ama şimdi üniversite sınavlarında bile, yahut da mülakatlarda dini sorular soruluyor. Dini soruları da imam hatip mezunu yahut da Kuran kursu görmüş öğrenciler cevaplandırıyor. Öbür din odaklı olmayan kişiler cevaplandıramıyor. Mesela, babam bana zorla namaz kıldırırdı ve 8 sene ben zorla namaz kıldım. Sonradan baktım ki hiç imamın anlattıklarıyla din uymuyor birbirine. İmam başka şey anlatıyor, dindeki okuduğum başka bir şey. Onun için din odaklı düşünmemekte fayda var.”

    PİRHA/ISPARTA

  • Isparta Gönenli Alevi kadınlar: İnancımızla gurur duyuyoruz-VİDEO

    Isparta Gönenli Alevi kadınlar: İnancımızla gurur duyuyoruz-VİDEO

    PİRHA- Isparta Gönen’de Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi’ndeyiz. Cemevinde hizmet yürüten kadınlara lokma hazırladıkları mutfakta mikrofon uzattık. İnançlarını özgürce yürüttüklerini belirten kadınlar, cem öncesi lokma hazırlarken hissettikleri duyguları içtenlikle anlattı. 

    Isparta Gönen’de Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi’ne gidiyoruz. Muhabir ve kameraman arkadaşlarımla merdivenleri tırmanıp cemevinin bahçesine varıyoruz. Mustafa Özgün Dede’nin Görgü Cemi öncesinde hummalı bir çalışma var. Bahçede bulunan tüm canların sımsıcak gülen yüzleriyle karşılaşıyoruz.

    Cemevinin mutfağında ve bahçesinde kadınlar cem öncesinde akşam için lokmalar hazırlıyor. Hemen yanlarına gidip mikrofonumuzu uzatıyoruz kendilerine. İlk defa bir Alevi Haber ajansının kendilerine ulaşmasının, seslerini iletecek olmasının sevinci içinde başlıyorlar konuşmaya.

    Hacer İçöz, cemevinin sürekli çalışanlarından. Alevi olmaktan mutluluk ve gurur duyduğunu söylüyor. “Elimizden geldiği kadar iyi hizmet etmek istiyoruz” diyor.

    Isparta Gönenli olduğunu ve burada büyüdüğünü belirten İçöz, Gönen’de Alevi inancını rahat yaşadıklarını, bir sorun olmadığını, diğer inançtan insanlarla birlikte mutlu yaşadıklarını ifade ediyor.

    Kadriye Özden ise “Bende burada çalışıyorum. Çalışmaktan gurur duyuyorum, mutluyum. Hiç bir zorluk çekmiyoruz. Ben de, doğma büyüme buralıyım (Gönen). Antalya’da torunlara bakıyorum. Arada sırada buraya geliyorum ve yardım ediyorum” diye konuşuyor. Gönen’de cem yapıldığında mutlaka katıldığını belirtiyor.

    Kadriye Özden de Alevi olmaktan mutluluk duyduğunu ve gururlu olduğunu dile getiriyor ve ekliyor: Ben cemde saki görev yapıyorum. 12 hizmetlerde bulunuyorum.

    Yasemin Özyurt da, cemevinde sadece mutfakta arkadaşlarına yardımcı olduğunu  belirtiyor.

    Diğer bir can Ayseli Büyükkorkmaz‘a ise cem öncesi lokma hazırlarken neler hissettiğini soruyoruz.
    “Buraya 4 yıl önce geldim. Ben de Aleviyim. Burada olmaktan gerçekten çok keyif alıyorum, kendimi ifade edebiliyorum. O kadar mutluyum ki bazen kendimi burada kaybediyorum” ifadelerini kullanıyor.

    Elinden geldiğince cemevi mutfağında yardımcı olduğunu belirten Büyükkorkmaz, “Cem olduğunu haber aldığında cemevine geldiğini söylüyor.

    “SEMAH DÖNERKEN KENDİMİZİ KAYBEDİYORUZ”

    Hatice Kutlu da, cemevine cem olduğu zaman geldiğini, hep beraber çalıştıklarını bundan sevinç duyduklarını dile getiriyor. Kutlu, “Hep böyle birlik beraberlik olmasını isteriz” diyor.

    Kutlu, cemlerde semah döndüğünü belirtiyor ve hislerini  “Semah dönerken çok mutlu oluyoruz, kendimizi kaybediyoruz” şeklinde tanımlıyor.

    Cemevi Dedesi Mustafa Özgün’ün gelini İnci Özgün de dayanışma içinde. Emekli öğretmen olan İnci Özgün, “Ben dedenin gelini oluyorum. Ama burada kalmıyorum Antalya’dayım. Denk gelirse burada bulunuyorum” diye konuşuyor.

    Yine Gönenli bir can da, “Ne iş yaparlarsa ben de yapıyorum. Ben de memnunum. Doğma büyüme buralıyım, hep komşularım, gördüğün gibi. Hiçbir zaman ayırmazlar” diye ifade ediyor.

    “ALEVİ OLDUĞUMUZU RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİYORUZ”

    Nazlı Özak ise “Biz burada yemek yapıyoruz. Gelen misafirlerimizi ağırlamak için” diyor. Her gün mü buradasınız sorumuza “Her gün değil. Böyle hizmet olduğu zaman buradayız. Cemlerde, aşurelerde” yanıtını veriyor.

    “Cemevine hizmet yapma dışında geliyor musunuz, oturuyor musunuz, sohbet ediyor musunuz?” sorumuza ise “Bazı zamanlar toplanıyor, oturuyor sohbet ediyorlar. Onları dinliyoruz. Dedelerimizin, büyüklerimizin konuşmalarını dinliyoruz” yanıtını veriyor Nazlı Özak.

    “Peki, burada bu ilçede rahatlıkla Alevi olduğunuzu söyleyebiliyor musunuz? sorumuzu da, “Biz Alevi olduğumuzu rahatlıkla söylüyoruz. Dışarıdakiler de bize gelip giderler yemeklerimize, böyle davetlerimize katılırlar. İçlerinden sohbetlerimize gelenler olur” şeklinde yanıtlıyor.

    Nilgün METE
    Kamera/İsmet SEFER-Cebrail ARSLAN

     

  • Dede Mustafa Özgün: Alevilikte en büyük asimilasyon Hakka uğurlama erkanında oluyor-VİDEO

    Dede Mustafa Özgün: Alevilikte en büyük asimilasyon Hakka uğurlama erkanında oluyor-VİDEO

    PİRHA- Isparta Gönen’de bulunan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, en büyük asimilasyonun Hakka uğurlama erkanında yaşandığını söyledi. Özgün, Alevi erkanına göre Hakka uğurlanmak için vasiyeti olduğunu, her canın bunu vasiyet etmesi gerektiğini ifade etti. 

    Isparta Gönen’de bulunan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün için 10 Kasım Cumartesi günü Görgü Cemi yapıldı. 

    Cem öncesi sorularımızı yanıtlayan Dede Mustafa Özgün, 16 yıldır dedelik görevini sürdürdüğünü söyledi. 

    Ocakzade dedesi olduğunu belirten Özgün, Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy’un Isparta temsilcisi. 

    Dede Mustafa Özgün, Alevilikte en çok asimilasyonun Hakka uğurlama erkanında görüldüğüne işaret ederek, “15 yıldır bir vasiyetim var. Her yerde söylüyorum, konuşuyorum. Ne zaman hakka yürürsem naaşım Alevi erkânı usulüne göre kaldırılsın diye. Bu vasiyeti her can yapması lazım” dedi. 

    Dede Özgün, imam hatipli ve ilahiyatçı kişilerin dedelik yapamayacaklarını ifade ederek, “Aleviliği  başka inançtan olanlar öğretmeye çalışmasınlar, bilmezler, yanlış olur” diye konuştu. 

    İşte Isparta Gönen’de bulunan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün’ün sorularımıza verdiği yanıtlar:

    Öncelikle sizi tanıyalım.

    16 yıldır dedelik görevini sürdürüyorum. Ocakzade dedesiyim. Aynı zamanda Hacı Bektaşi Veli Dergâhı’nın postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy’un Isparta temsilcisiyim.
    15 yıldır bir vasiyetim var her yerde söylüyorum konuşuyorum. Ne zaman hakka yürürsen naaşım Alevi erkânı usulüne göre kaldırılsın diye. Bu vasiyeti her can yapması lazım.

    “SÜNNİ USULÜNE GÖRE CENAZE ERKANI OLMASIN”

    En büyük asimilasyon Alevilikte hakka yürüme erkânında oluyor. Şimdi ikrar veriyoruz, Yol’umuzu, Görgü cemlerimizi, Dar cemlerimizi yapıyoruz ama ikrar verdiğimizin sözünde durmuyor gibi oluyoruz. İkrar verirken, ‘öl ikrar verme öl ikrarından dönme’, sözümüz var. Ne yazı ki öldükten sonra sözümüzden dönüyoruz. Sünni usulüme göre, Sünni hocalarına teslim ediyoruz, ikrarımızdan dönmüş oluyoruz. Onun için vasiyetliyim. Her gittiğim yerde söylüyorum. Gittiğim illerde cemlerde konuşuyorum. Bu konuyu çok ön plana almak lazım. Her can da vasiyetini sağlığında yapması lazım. Ben Aleviyim diyen her can ikrarlı, ikrarsız olsa bile bu vasiyetini yapması lazım. Tüm Alevi camiasını asimilasyondan kurtarmak lazım.

    Türkiye’nin pek çok yerinde kimi cemevlerinde hakka yürüme erkanları neredeyse Sünni öğretisine göre yapılıyor. Kimi cemlerde de buna karşı olarak, sizin söylediğimiz biçimde hakka uğurlama yapılıyor. Çok önemli bir konuya temas ettiniz. Gönen’de Alevilik nasıl yaşıyor, inancınızı nasıl yaşıyorsunuz? Biraz bahseder misiniz?

    Isparta Gönen ilçesinin Manasır diye bir semti var. Şeyh Sadettin Sultan, Balım Sultan, Yunus Emre. Türbelerimiz var. Biz o türbenin etrafında 17 haneydik. 1967-1968 yılında Gönen ilçesine göçtük, orada bir tek türbemiz kaldı. Oraya her zaman ziyarete gidip geliyoruz. Balım Sultan, Şeyh Sadettin diye anılıyor. Hacı Bektaş müritlerinden, Hacı Bektaş’tan feyiz almış Balım Sultan 2 diye anılıyor. Balım Sultan buraya gelip yerleştikten sonra ilmini, Aleviliğini yaymaya durduktan sonra, Atabey ilçesi var, birde Uluborlu ilçesi var. O zaman Türk dili ile İslam dinini öğrettiği için Atabey’den her sene 40 baca hakkı öşür verirlermiş. Uluborlu’dan da böyle yardım yapılırmış Balım Sultan’a. Aleviliği yaydığı için. Bize de onun soyundan deniliyor ama Aleviliği çok eski tarihten beri sürdüre gelmiştir. Bizler de sonraki genç kuşaklara daha ileriye adım attırmak için aktarmak amacındayız. Ne kadar verimli olabilirsek…Gençlerimize güveniyoruz cümleniz haktan razı olsun diyoruz. Devamlı yolumuzun ışığını gütmeye çalışıyoruz.

    “ALEVİLİĞİ MÜRŞİTLER, DEDELER, REHBERLER ÖĞRETMELİ, İMAMLAR DEĞİL”

    Tunceli Cemevi yöneticisi, Diyanet’ten imam hatipli iki kişinin dedelik yapmasını ve cemevine atanmasını talep etti. Sizce ilahiyatçı, imam kişiler, dedelik yapabilir mi?

    İlahiyatçılar Sünni inancına göre ilim yapması lazım. Aleviliği Aleviler öğretmesi lazım. Aleviliğin içinden Aleviliği bilen önderler öğretmesi lazım. Dedeler, rehberler, mürşitler… Aleviliği hiçbir başka inançtan olanlar öğretmeye çalışmasınlar, bilmezler, yanlış olur.

    Biz hiçbir inanca karışmıyoruz, yalnız saygımız sonsuz, saygı duyuyoruz. Dünyada tüm inançlara saygımız var. Tüm inançların da bize can-ı gönülden saygı duymalarını bekliyoruz. Bu nedenle Aleviliği Aleviler konuşması lazım. Sünniliği Sünniler, Hristiyanlığı Hristiyanların öğretmesi lazım.

    Herkes kendi inancıyla ibadetini yapmalıdır. Bizim inancımız Alevi inancı. Aleviyiz ki farklı inancımız var. Biz de Sünni olsak Aleviliğe ne gerek var ki.

    “ALEVİLİK O KADAR ZULME VE KIYIMLARA KARŞIN HALA YAŞIYOR, GERÇEK BİR YOL”

    Tabii ki Alevilik haktır, Sünnilik de haktır. Sünniler ekseriyetle cemevi inancından etkilenmişlerdir, onu sürdürürler. Biz Aleviyiz. Hz. peygamberimizin zamanındaki Ali ile kırkların ceminden bugüne kadar Alevilik sürmüş geliyor, devam ediyor. Bizim inancımız hiçbir zaman kaybolmamış. O kadar zalimlerin zulmüne ve de kıyımlara uğramışlar. Çok gerçek bir yol olduğu için hala yaşıyor, devam ediyor. Devlet cemevlerini yasal statüsüne koyarsa çok memnun oluruz.

    İstanbul’da bir lise açıldı. Alevi imam hatip lisesi. Burada gençlerden dede yetiştirmek istiyorlar. Dedelik okuldan yetişir mi? Dedelik atamayla olur mu? Ocaklardan yetişmesi gerekmiyor mu? Bu konuda biraz bilgilendir misiniz?

    Dedelik müessesesi her ocak kendi içinden dede yetiştirir. Okul varsa öğrenmesi haktır, öğrensin. Fakat başka yerden atama olursa o hiç uygun değil, çünkü kim atayacak? İlahiyatçı biri gelirse kabul değil, ilahiyatçılar camiye aittir, dedeler cemevine aittir.

    Alevi aileden gelmiş ama ilahiyat okumuş, imam hatip okumuş olanlar Aleviliği   ne kadar bilebilir?

    İlahiyat okuyan Alevi dedesi, dede ise, hiçbir kelime Arapça okumayacak ise kabul buyursun gelsin.

    Nilgün METE-Haber
    Cebrail ARSLAN-Kamera

    ISPARTA/Gönen

     

  • Nevin Yıldırım’a yine tahliye yok

    Nevin Yıldırım’a yine tahliye yok

    Kendisine cinsel saldırıda bulunan erkeği özsavunma kullanarak öldüren ve hakkında verilen müebbet kararının bozulmasıyla yeniden yargılanmaya başlayan Nevin Yıldırım davasının ikinci duruşmasında da tahliye kararı çıkmadı. Karar duruşması 21 Mart’ta görülecek.

    Isparta’nın Yalvaç ilçesi Korukaya köyünde kendisine cinsel saldırıda bulunan Nurettin Gider’i özsavunmada bulunarak öldürdüğü için hakkında verilen müebbet hapis cezası bozulan Nevin Yıldırım’ın yeniden yargılandığı davanın ikinci duruşması görüldü.

    Yalvaç Adliyesi’nde görülen duruşmayı çok sayıda kadın takip etti.

    Duruşmada Yıldırım’ın avukatlarının cinsel saldırıya ilişkin Adli Tıp Raporu alma talebi, mahkemenin uzatılması amacı taşıdığı iddiasıyla reddedildi.

    Savcının Yargıtay kararının bozulmasını talebi de reddedildi. Bunun üzerine savcı önceki mütalaasını tekrar ederek, Nevin Yıldırım’a müebbet hapis cezası verilmesini talep etti. Karar duruşması 21 Mart’ta görülecek.

    Duruşma çıkışında açıklama yapan kadınlar, mahkeme heyetinin Nevin Yıldırım lehine karar vereceği umudunu kaybetmediklerini belirterek, “Nevin, meşru müdafaa hakkını kullandı, beraat etmesi gerekiyor. Erkek adalet değil gerçek adalet için Nevin’in yanında olacağız. Kadın cinayetlerinde erkeklere bol keseden dağıtılan ‘iyi hal’ indiriminin Nevin’e de verilmesini umuyoruz” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    Isparta’nın Yalvaç ilçesi Koruyaka köyünde yaşayan 2 çocuk annesi Nevin Yıldırım, 28 Ağustos 2012 günü kendisine silah zoruyla cinsel saldırıda bulunan Nurettin Gider’i öldürmüştü. O tarihten itibaren tutuklu olarak yargılanan Yıldırım hakkında 2015 yılında müebbet hapis cezası verilmişti. Avukatların davayı Yargıtay’a taşımasıyla açılan temyiz davası ise 14 Eylül 2017’de görülmüştü. Yargıtay da yerel mahkemenin müebbet hapis cezasını usulden bozmuştu.

  • Alevi İnanç merkezine mermer ocağı ruhsatı verildi

    Alevi İnanç merkezine mermer ocağı ruhsatı verildi

    Isparta’nın Senirkent ilçesine bağlı Uluğbey köyünde, orman ve tarım arazilerinden oluşan toplam 100 hektarlık alana mermer ocağı ruhsatı verildi. Aynı zamanda Aleviler için önemli inanç merkezlerinden biri olan Uluğbey, 16-17. Yüzyıllar arasında burada yaşamış olan Veli Baba Sultan’ın türbesine de ev sahipliği yapıyor. Bölge halkı tepkili.

    Evrensel’de yer alan habere göre, Isparta’nın Senirkent ilçesine bağlı Uluğbey köyünde açılması planlanan mermer ocağı köylüleri ayağa kaldırdı.

    Bölgedeki sondaj çalışmaları sırasında mermer ocağından haberdar olan köylüler, çalışmayı yapan ilgililere köylerinde mermer ocağı açılmasını istemediklerini bildirdiler. Bununla da yetinmeyen köylüler, bir dilekçe ile ilgili kurumlara başvurarak üzüm bağlarıyla Uluğbey’de mermer ocağı açılmasını istemediklerini yetkililere ilettiler.

    Ancak İstanbul merkezli ‘Özdönmezler İnşat Mimarlık San. Tic. Ltd Şti’ adında özel bir firma tarafından işletilmesi planlanan mermer ocağı için yapılan başvuru dosyası, Isparta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nce ‘uygun’ bulunarak projeyle ilgili ÇED sürecinin başladığı duyuruldu.

    RUHSAT SAHASI TARIM VE ORMAN ARAZİSİ NİTELİĞİNDE

    AR. 201700013 nolu ruhsat sahası toplam 99,33 hektar (Yaklaşık 1000 dönüm) araziyi kapsıyor. İlk etapta 24 hektarlık kısmında faaliyete başlanması planlanan mermer ocağında yılda yaklaşık 100 bin metreküp mermer çıkarılacağı belirtiliyor. Yılda 1 milyon 850 bin metreküp moloz, 2 milyon metreküp de pasa (atık) çıkacağı hesaplanan mermer ocağı için ruhsat verilen arazinin yaklaşık 100 dekarı tarım, 145 dekarı ise orman alanında kalıyor.

    Aleviler için önemli inanç merkezlerinden biri olan Uluğbey, aynı zamanda 16-17. Yüzyıllar arasında burada yaşamış olan Veli Baba Sultan’ın türbesine de ev sahipliği yapıyor

    “ANADOLU’DAKİ İLK ZİYARETGÂH BURADA”

    Uluğbey’de yaşayan Alevi Dedesi Erkan Durmuş, köyün 837 yılından bu yana Anadolu’daki ilk Alevi ziyaretgâhı olma özelliğine sahip olduğunu belirtiyor. Mermer ocağı açılmak istenen bölgenin yaklaşık 100 metre yakınında köylülerin seyirlik alan oluşturarak alanı ağaçlandırdığını da anlatan Durmuş, tarım arazilerinin yetersizliği yüzünden köyün önemli ölçüde dışarıya göç verdiğine dikkat çekerek, bugün Uluğbey’deki evlerin sayısının insanların sayısından fazla olduğunu dile getiriyor.

    ABDAL MUSA OCAĞINA DA MERMER OCAĞI AÇILMIŞTI

    2010 yılında Antalya’nın Elmalı ilçesine bağlı Tekke köyünde bulunan Abdal Musa türbesinin bulunduğu Dur Dağı’nda da mermer ocağı açılmış, Hindistan kökenli bir firmanın işlettiği ocak büyük tepki çekmişti. 14. Yüzyılda Teke Bölgesinde yaşayan ve yöredeki Türkmenlerin inanç önderi olan Abdal Musa’nın efsaneleriyle anılan Dur Dağı’nın bir bölümü, mermer ocağına karşı açılan davaların ve uzun süren uğraşıların sonucunda ‘korunması gereken taşınmaz kültür varlığı’ olarak tescillenerek koruma altına alınmıştı.