Etiket: İstanbul barosu

  • İbrahim Kaboğlu: Hukuk ön koşul barış sonuç-VİDEO

    İbrahim Kaboğlu: Hukuk ön koşul barış sonuç-VİDEO

    PİRHA – İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu, barış sürecine ilişkin yürütülen tartışmalara hukukun merkezinde durarak müdahil oldu. “Hukuk yoluyla demokrasiyi inşa edersek barış kendiliğinden gelir” diyen Kaboğlu, iktidarın barış söylemi ile uygulamaları arasındaki çelişkilere dikkat çekti.

    Baroların ve hukuk kurumlarının Meclis’te kurulan komisyonun dışında tutulmasının sürecin meşruiyetini zedelediğini belirten Kaboğlu, “Siz bu meşruluğu barolar, hukuk kurumları temelinde aramayacaksanız nerede arayacaksınız?” diye sordu.

    Türkiye’de hukuka olan güvenin en fazla aşındığı dönemlerden birinin yaşandığını vurgulayan Kaboğlu, barış tartışmalarının hukuki zeminden koparılarak yürütülemeyeceğini söyledi. Kürt sorununun çözümüne dair adımların somutlaşmadığını belirten Kaboğlu, demokratikleşme iddialarının sahadaki uygulamalarla örtüşmediğini ifade etti.

    “EKMEKTEN ÇOK HUKUKA İHTİYACIMIZ VAR”

    İstanbul Barosu Başkanı ve anayasa hukukçusu İbrahim Kaboğlu, son yıllarda yaşanan siyasal ve hukuksal kırılmaları tarihsel bir perspektifle ele aldı. 27 Şubat çağrısının ardından başlatıldığı ifade edilen süreci değerlendiren Kaboğlu, hukukun sistematik biçimde geriletildiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

    “Milletvekilliği yapmış ve aynı zamanda dünyanın en büyük hukuk kurumu olan İstanbul Barosu Başkanı sıfatımla da konuşuyorum! O nedenle sorumlu bir dil kullanmam gerekiyor. Türkiye’nin yüzyıllara dayanan birikimi var. Osmanlı’dan bu yana anayasal ve siyasal tarih açısından çok zengin bir mirasımız var. Ama gelin görün ki son 10 yılda Türkiye hemen hemen 100 yılda yaşamadığı bunalımlı dönemler yaşadı. 7 Haziran seçimleriyle ilk kez 13 yıldır iktidarda bulunan parti, meclisteki çoğunluğunu kaybetti. Sonrasında Anadolu’nun nasıl bir toplu katliamlar toprağına dönüştüğünü hep birlikte gördük. Sonra 15 Temmuz’da darbe girişimi oldu. 10 yıl boyunca kendisiyle ittifak yaparak ülkeyi yöneten bir tarikat, sorumlu bulundu! Aradan yaklaşık 9 ay geçti, dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bir anayasa değişikliği yapıldı; hükümet kaldırıldı, hukuk diliyle lağvedildi.”

    “TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÖYLEMİ NEYİ ÖRTÜYOR”

    Kaboğlu, anayasal düzenin askıya alındığını ve bu tablonun “terörsüz Türkiye” söylemiyle perdelenmeye çalışıldığını ifade etti. Barışın bir sloganla değil, hukukla mümkün olabileceğini vurgulayan Kaboğlu, Meclis’te kurulan komisyonun adından başlayarak yanlış kurgulandığını söyledi:

    “Şimdi bu çerçevede anayasaya saygı ve asgari demokratik standartları geçerli kılmak dururken bir anda ‘terörsüz Türkiye’ söylemi öne çıkarılarak bu hukuk dışılıklar perdelenmeye başlanıyor. ‘Terörsüz Türkiye’ demek yalnız başına ulaşılacak bir hedef değil. Çünkü terörsüz bir toplum, ülke ancak hukuk yoluyla inşa edilebilir. O bakımdan Mecliste oluşan komisyonun kuruluş aşamasında bunun adının ‘Hukuk, demokrasi ve barış komisyonu’ olması gerektiğini öne sürmüştüm. Hukuk olmadan demokrasi tesis edilemez. Hukuk ve demokrasi olmadan da barış kurulamaz.”

    HUKUK YOK AMA SEÇİCİ BİR SEFERBERLİK VAR

    Kaboğlu, barış söyleminin pratikte hukuki bir karşılığının bulunmadığını belirterek, bazı dosyalarda devletin tüm mekanizmalarının harekete geçirildiğini, buna karşın beraat kararlarının görmezden gelindiğini vurguladı:

    “Barış inşa etmek isteyen kesimler nedense hukuku hiç ağızlarına almıyorlar. Ama hükümlü bir kişiyi nasıl hükümlü olmaktan çıkarırız diye yasama, yürütme, yargı seferber olmuş durumda. Ama öbür taraftan beraat etmiş kişiler Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Karaman örneğinde olduğu gibi onlar hakkında bir sözcük etmiyorlar.”

    Ankara–İmralı hattında yürütülen görüşmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kaboğlu, barış iddiasının ancak hukukun işletilmesiyle anlam kazanacağını söyledi. Süregelen tutuklamaların bu süreci gölgelediğini belirten Kaboğlu, yaşanan tabloyu anlamakta zorlandığını ifade etti:

    “Kıdemli bir hukukçu olarak, öğretim üyeliğini uluslararası standartlarda icra etmiş bir kişi olarak bu anayasa, hukuk ihlalinin sürekliliğini anlamakta güçlük çekiyorum.”

    Kaboğlu, “terörsüz Türkiye” söyleminin ardından art arda gelen operasyonlara dikkat çekerek şöyle konuştu:

    “İlkin Ahmet Özer tutuklandı, 22 Aralık 2024’te İstanbul Barosu’na, 19 Mart 2025’te İmamoğlu’ndan itibaren yüzlerce belediye başkanı, üst düzey görevli, gazeteci, hukukçu tutuklandı. Siyasal muktedirlerin barış istediği konusunda samimi olduklarını varsayıyorum. ‘Söylemleri yanlış. Siz yalancısınız’ demiyorum.”

    ANKARA-İSTANBUL HATTI DİKENLİYKEN BARIŞ MÜMKÜN MÜ? 

    Kaboğlu’na göre barış söylemi ile siyasal pratik arasındaki temel çelişki, serbest seçimlerin önünün tıkanmasında somutlaşıyor:

    “Ama barış istedikleri konusunda içten ve tutarlı olduklarını söyleyebilmem için bir tarafta siyasal iktidarın el değiştirmesine giden yolun dikenlenmemesi gerekir. Şimdi bir tür barış süreci başlatılmak istenirken İstanbul’da alınan önlemlerle, yapılan tutuklamalarla serbest seçimlerin önü tıkanıyorsa burada çok büyük bir çelişki var demektir.”

    Kaboğlu, Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun daha baştan güven vermediğini belirtti. Komisyonun hukuk zemininden uzak kurulduğunu vurgulayan Kaboğlu, şu eleştirileri yöneltti:

    “Orada bir hukuk söylemini göremedik. Meclis başkanı, Can Atalay kararını, Anayasa Mahkemesi kararını okutmadı ve anayasal olarak geçerli olmayan Yargıtay Ceza Dairesi’nin kararını okutmaya çalıştı. Şimdi bu kadar anayasaya karşı olan bir kişinin başkanlığındaki komisyon, daha baştan güven vermiyor.”

    BAROLAR NEDEN YOK?

    Baroların sürecin dışında bırakılmasını doğrudan meşruiyet sorunu olarak değerlendiren Kaboğlu, hukuk yoluyla barış iddiasının bu haliyle inandırıcı olmadığını söyledi:

    “Birçok kesim dinlendi ama barolar gibi temel hukuk kuruluşlarına bir yarım gün ayırılmadı. Hukuk yoluyla yapacaksak bunu o zaman Hakkari’den Edirne’ye, Artvin’den Muğla’ya, baro başkanlarını çağırırsınız. Siz bu meşruluğu barolar, hukuk kurumları temelinde aramayacaksanız nerede arayacaksınız.”

    “ÖNCE FİKİR SUÇLULARI BERAAT ETMELİ”

    Kaboğlu, demokratik entegrasyon ve “umut hakkı” tartışmalarının mevcut koşullarda karşılığının olmadığını belirtti. Önceliğin açık mahkeme kararlarının uygulanması olduğunu vurguladı:

    “Açık Anayasa Mahkemesi kararları olduğu halde kararların uygulanmadığı bir ortamda umut hakkından söz etmek bana biraz fantezi geliyor.”

    Sürecin kişiler üzerinden değil, ülkenin geleceği üzerinden ele alınması gerektiğini ifade eden Kaboğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Kişilere yönelik değil, Türkiye’nin geleceğine yönelik söylem geliştirmeliyiz. Mahkemelerin verdiği kararlara saygı duyulmalı. Kayyum ve benzeri bahanelerle görevden alınan belediye başkanları, görevlerine iade edilmeli. Hapishanede olan milletvekilleri serbest bırakılmalı. En başta siyasal fikri suç işledikleri öne sürülen kişiler beraat etmeli…”

    Kaboğlu, barışın yol haritasını net bir çerçeveyle özetledi. Hukukun yok sayıldığı bir yerde barışın yalnızca bir söylem olarak kalacağını vurguladı:

    “Her zaman, her yerde, herkes için hukuk. Barış sürecinin öncelikli gündemimiz olması için önce hukuk, sonra demokrasi, sonra barış olur. Hukuk ön koşuldur. Ancak hukuk yoluyla demokrasi olur. Hukuk yoluyla demokrasiyi inşa edersek barış kendiliğinden gelir.”

    Son olarak ihtiyatlı bir iyimserlik içinde olduğunu belirten Kaboğlu, görmezden gelinen her hukuksuzluğun yeni bir kırılma yarattığını söyledi:

    “Eğer bir bildiri yüzünden İstanbul Barosu bir yıldır yargılanıyor ve 147 yıllık tarihinde karşılaşmadığı kadar anayasa dışı operasyonla karşı karşıya ise o zaman bunu ve benzeri operasyonları görmeden barışı dillendirmek mümkün değildir.”

    Eren GÜVEN/PİRHA

  • Hakan Tosun cinayetinin avukatları, yeni görüntüler servis etti!-VİDEO

    Hakan Tosun cinayetinin avukatları, yeni görüntüler servis etti!-VİDEO

    PİRHA – Gazeteci Hakan Tosun cinayetine dair yeni video kayıtlarını paylaşan hukukçular, toplamda 300 dakikalık görüntü üzerinde soruşturmanın yürütüldüğünü söyledi. Avukatlar, Tosun’u darp ettiği belirtilen motorcunun tutuklanması için yeniden çağrı yaptı.

    10 Ekim gecesi katledilen Hakan Tosun’un ailesi, avukatları ve dostları, cinayetin aydınlatılması için bir kez daha “Hakan Tosun’a ne oldu?” sorusunu sordu.

    Karşı Sanat Merkezi’nde yapılan basın toplantısında, Tosun cinayetiyle ilgili bu zamana kadar yaşanan tüm gelişmeler değerlendirildi.

    Basın toplantısında ilk olarak Hakan Tosun cinayetine ilişkin mahalleden toplanan yaklaşık 15 dakikalık video kaydı izletildi.

    Gösterimden sonra Av. Hakan Bozyurt konuştu. Emniyetin elinde 300 saatlik görüntü olduğunu söyleyen Bozyurt, şu noktalara dikkat çekti:

    “22:00 sularında Güzelyurt metrobüs durağında indikten sonra annesinin evine yürüyor. Yaklaşık yarım saat 1824 sokakta oturuyor. Sonra BMW marka araç geliyor. Tanıkların ifadesine göre Hakan “bana bulaşmayın” diyor ve hiçbir fiziki tepki vermiyor. Hakan başına aldığı darbeler sonrasında yürümeye çalışıyor ve sonra 18 yaşındaki motorcu geliyor ve o da vuruyor. Bu motosikletli tanık olarak dinleniyor. Yaklaşık 15 dk. sonra ambulans geliyor. Sağlıkçıların söylediğine göre vardıklarında Hakan’ın entübe olduğu söyleniyor. Görüntülerdeki saldırganlar çok soğukkanlı hareket ediyor ve direk baş bölgesine vuruluyor.”

    “VAHİM BİR KATLİAM”

    İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ise konuşmasında son zamanlarda belli meslek gruplarına yönelik yapılan tehditlere dikkat çekti. Kaboğlu, çevresel insan hakları savunucularının, özgürlük ve güvenlik hakkına sahip olması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

    “Bu sözleşmenin hazırlık çalışmalarına bizzat katıldım. BM’ye sunup, sözleşmenin kabul edilmesi için de çaba sarf edeceğiz. Hakan Tosun olayı büyük bir acı, vahim bir katliam. Hakan Tosun kadar hiçbirimiz cesur ve eylem insanı olamadık. Hakan Tosun’un anısını gelecek kuşaklara taşıyacağız.”

    “SORMASAYDIK DOSYA KAPATILACAKTI”

    Av. Onur Cingil ise görüntülere ulaşmak için çok çaba sarf ettiklerinin altını çizdi. “Eğer ki biz olmasaydık bu dosya kapatılacaktı” diyen Cingil, şu hususlara dikkat çekti:

    “Hakan’ın hala kimliği, cüzdanı yok. ‘Hakan Tosun nerede?’ diye sormasaydık belki Hakan halen bulunamayacaktı. Her türlü bulgu mevcuttu. Bir hafta sonrasında olay yerine gidildiğinde küpesi bulundu. Çantası yok denilmişti ancak altı gün sonra bulunuyor ama cüzdanı hala yok. Bu kadar vahim bir olayda kişiler, gözaltıyla değil, telefonla çağrılmış!

    Alanda bizim tespitimize göre toplam 17 kamera tespit ettik. İddiaların ortadan kalkması emniyetin elinde. Çantanın karakoldan çıkması da çok garip! 15 Ekim’de onlara gelmiş! İhmal mi kasıt mı? Ama ciddiyetsizlik kesin. Motorcu hakkında kimse birş ey bilmiyor. Tanıklar tehdit ediliyor ve delil karartılıyor. Bu dosyayı biz üstlendikçe deliller toplanmaya başlandı. Motorcu direk saldırıyor. Yani Hakan’ı tanıyor. Çantadan çıkan kamera, telefon şu an inceleniyor. Bizler, tanıkların da dinlenmesini istedik. Bu işin ucu kamu görevlilerine kadar gider mi göreceğiz. Olayda 3 kişi var. O kişilerden biri, yani taşıyıcı ‘Benim haberim yoktu’ demek hayatın akışına aykırıdır. Üçüncü şüphelinin tutuklanma talebimizi yineliyoruz.

    “NEDEN O KALDIRIMDA 30 DK. BEKLEDİ?”

    Toplantının devamında İbrahim Özden, “Hakan, yarım saat oturuyor. Acaba bir randevu mu söz konusuydu?” sorusunu gündeme getirdi. Av. Hakan Bozyurt “Hakan ‘Yorgunum, halsizim, bulaşmayın bana’ diyor. Evet uzun süre oturuyor. Yorgun olma ihtimali var” dedi.

    Hakan Tosun’un kardeşi Öznur Torun ise “Hakan, canına kastedileceğinin farkına varmış. Annesinin evi 3 dk. uzaklıkta. Dinlenmek isteseydi eve giderdi. Ancak o evi hedef göstermek istememiş olabilir. Daha önceden tehdit edildiği bir husus yok. Zaten tehdit edilseydi bize de söylemezdi” diye belirtti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Avukatlar, ülkede artan hukuksuz uygulamalara ilişkin konuştu: Hukuk hepimiz için gerekli!-VİDEO

    Avukatlar, ülkede artan hukuksuz uygulamalara ilişkin konuştu: Hukuk hepimiz için gerekli!-VİDEO

    PİRHA- Avukatlık mesleğinin itibarsızlaştırıldığına vurgu yapan avukatlar, “Bugün ülkenin ihtiyacı olan üç temel şey; hak, hukuk, adalettir” dediler.

    Türkiye Barolar Birliği “Savunmanın bağımsızlığı, hukuka saygı” talebiyle Ankara’da yürüyüş yaptı. Yürüyüşe katılan avukatlar mesleki olarak yaşadıkları sorunlara ve ülkede günden güne artan hukuksuzluğa ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “HUKUK HEPİMİZ İÇİN GEREKLİ”

    Denizli Barosu’ndan Av. Esra Can Mercan, “Savunma anlamında savunmamızı gerçekleştiremiyoruz, müvekkillerimizle görüşmelerimizi gerçekleştiremiyoruz. Bu her şeyi etkiler. Hukukun olmayışı her alanı etkiliyor, yaşam hakkımızı etkiliyor. O yüzden hukuk hepimiz için gerekli” dedi.

    “SAVUNMANIN SESİ KISILIRSA, TOPLUMUN SESİ KISILIR”

    Denizli Barosu avukatı Aylin Uzar Yılmaz, savunmanın önemine vurgu yaparak, “Savunmanın sesi kısılırsa, toplumun sesi kısılır. Bugünlerde savunmanın ne kadar önemli olduğunu da hep birlikte görüyoruz. Savunma susturulamaz. Bizler hiçbir zaman kimsenin efendimiz olmasına izin vermedik” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DE AVUKATLIK ÇOK İTİBARSIZLAŞTIRILDI”

    Deprem bölgesinden geldiğini belirten Adana Barosu avukatı Duygu Özyaman, depremden sonra sadece 118 tane müteahhittin içeri alınırken yasal hakkını kullanan 301 tane gencin içeride olduğunu söyledi.

    Özyaman şunları ekledi:

    “Buraya hukuksuzluğa, adaletsizliğe, avukat için de adalet için geldik. Türkiye’de avukatlık çok itibarsızlaştırıldı. İstanbul Barosu’nun yönetiminin hukuksuz bir şekilde düşürülmesi, diploması olan bir başkanın bu şekilde diplomasının alınması ve adaylığının engellenmesi, ayrıca 301 gencimizin yasal haklarını kullanması sonucu içerde olmasını kabul edemiyoruz. “

    “SORUN SİSTEM SORUNU”

    Aydın Barosu’ndan Av. Nezahat İçer, mücadeleye devam vurgusu yaparak, “Sorun sistem sorunu. Mesele avukatlara kadar geldi. Avukatlar yıllardır bu tür baskılarla, saldırılarla karşılaştı. Ama son dönemde ülkedeki sistemle ilgili bütün halka, bütün ülke kaynaklarına saldırı olduğu gibi avukatlara da bir saldırı var” dedi.

    “HUKUKSUZLUKLAR YARGININ EN TEMEL NOKTASI OLAN AVUKATLARA KADAR UZANMIŞ DURUMDA”

    Aydın Barosu’ndan CHP Nazilli İlçe Başkanı Av. Aslıhan Ökmen ise, “Eylemler hala devam ediyor. 301 öğrencimiz hukuksuz bir biçimde tutuklu, yine aynı şekilde Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklu olmasına çok yüksek sesle karşı çıkıyoruz. Bu hukuksuzluklar ne yazık ki yargının en temel noktası olan avukatlara kadar uzanmış durumda” diye ekledi.

    “CÜBBEMİZ ONURUMUZDUR”

    Aydın Barosu avukatı Göksu Yaylacı, şunları kaydetti:

    “Hepimizin başta ettiği bir mesleki yemin var. Cübbemiz onurumuzdur diye buraya geldik. Çok büyük adaletsizlikler var, mesleki sorunlar var, genç meslektaşların intiharları var. Biz bunların hepsine ses çıkarmak için buraya geldik”

    “ÖĞRENCİLER DEĞİL, KADINA ŞİDDET UYGULAYANLAR TUTUKLANMALI”

    Öğrencilerin değil kadına şiddet uygulayanların tutuklanması gerektiğini belirten Ankara Barosu avukatı Bilge Girgin de, “Biz de mesleki olarak tıpkı vatandaşlar gibi adaletin zamanında erişiminde sıkıntılar yaşıyoruz. Savunman olarak bütün hukuk argümanlarını mahkemelere sunuyoruz fakat geç gelen adalet, adalet olmuyor maalesef” diye konuştu.

    “AVUKATLAR OLARAK SAVUNMAYI SAVUNMAK DURUMUNDA KALIYORUZ”

    Avukatların en büyük problemi iktidardan kaynaklı yaşadıklarını belirten İstanbul Barosu’ndan Av. Doğan Zafer Çıngı şunları söyledi:

    “Bizler avukatız, savunmayı savunmak durumunda kalıyoruz. Bugün avukatlar savunma unsurunu gerçekleştiremiyor. Bu iktidarın avukatlar üzerinde oluşturduğu tahakkümden kaynaklı bir şey. Hakimler savcılar bugün sonsuz derecede yetkililer ve her alanda hukuksuz kararlara imza atıyorlar. Türkiye’de çok büyük hukuksuzluklar yaşanıyor.”

    “SON DÖNEMDE ARTAN BİR SINIF AYRIMI YAŞAMAKTAYIZ”

    İstanbul Barosu avukatı Pınar Akbina Karaman, avukatlar üzerinde ciddi bir sömürü söz konusu olduğunun altını çizdi. Karaman, “Mesleğimizin itibarsızlaştırılması, son dönemde artan bir sınıf ayrımı yaşamaktayız. CMK dediğimiz halka ücretsiz hizmet sunulan, bakanlık tarafından ücretleri ödenen bir sistem var. Bu sistemde yıllar içinde çok düştü ücretler. CMK ücretleri asgari ücret tarifesine eşitlensin diye bir mücadele veriyoruz. Ülkede yaşanan ekonomik sorundan bizler de iliklerimize kadar etkileniyoruz. Çok büyük hukuksuzlar yaşanıyor. Yargı AKP’gillerin hukuk bürosu halinde dönüşmüş durumda” dedi.

    “ÜLKENİN İHTİYACI OLAN ÜÇ TEMEL ŞEY; HAK, HUKUK, ADALETTİR”

    Ankara Barosu’ndan Av. Ali Fuat Demir, “Bugün ülkenin ihtiyacı olan üç temel şey; hak, hukuk, adalettir. 22 Mart’tan beri devam eden hareketlerin sonu olarak burada bir kalabalık var” diye konuştu.

    “AVUKATLAR MESLEKLERİNİ YAPARKEN ŞİDDETE MARUZ KALIYORLAR”

    İstanbul Barosu avukatı Süreyya Arcan Kara, “Hak, hukuk, adalet demek için buradayız” diyerek, şunları ekledi:

    “Avukatlar savunmayı savunmak zorunda bırakıldı. Avukatların adliyelerin içine alınmadı dönemler oldu. Avukatlar mesleklerini yaparken şiddete maruz kalıyorlar.”

    “TÜRKİYE’DE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ PRENSİBİ İHLAL EDİLİYOR”

    Uşak Barosu avukatı Emine Eser ise, avukatlar olarak hukukun üstünlüğünü savunduklarını belirterek, “Türkiye’de maalesef hukukun üstünlüğü prensibi ihlal ediliyor. Gizli tanıklarla insanların özgürlükleri alınıyor. Avukatlar olarak davalarımızda sıkıntılar yaşıyoruz. Hakimler genellikle torpille alındığı için çok niteliksiz, liyakatsiz hakimler var” dedi.

     “ÖZGÜRLÜĞÜN TEK KOŞULU BAĞIMSIZ YARGIDIR”

    Uşak Barosu’ndan Av. Nurten Yedan Tırpan, “Gidişattan memnun değiliz. Hukukun, yargının bağımsız olması gerekiyor. Şu an hükümete bağlı bir yargı olduğunu düşünüyoruz. Sonuçta hukuk, adalet herkese lazım. Özgürlüğün tek koşulu bağımsız yargıdır” diye kaydetti.

    “HERKES BU ÜLKEDE BİR HUKUKSUZLUK ORTAMINDA YAŞIYOR”

    Ankara Barosu Mustafa Kemal Baran, geçen günlerde bir meslektaşının mesleki ve ekonomik sorunlardan ötürü hayatına son verdiğini hatırlatarak, “Hukukçuların yaşadıkları problemlerin hukuk boyutunda olan kısmıdır. Herkes bu ülkede bir hukuksuzluk ortamında yaşıyor. Hukukçular daima engellemelerle karşılaşıyor. Her gün avukatlar gözaltına alınıyor, her gün tutuklamalar oluyor. Avukatlar ekonomik sıkıntılardan dolayı kendi mesleki faaliyetlerini tam olarak yapamıyor” dedi.

    Eren Güven- Buse Nehir DEMİR/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Ankara’da ‘Avukatlar Günü’ yürüyüşü: Savunmanın sesi yurttaşın nefesidir-VİDEO

     

  • Ankara’da ‘Avukatlar Günü’ yürüyüşü: Savunmanın sesi yurttaşın nefesidir-VİDEO  

    Ankara’da ‘Avukatlar Günü’ yürüyüşü: Savunmanın sesi yurttaşın nefesidir-VİDEO  

    PİRHA- Ankara’da ‘5 Nisan Avukatlar Günü’ dolayısıyla yürüyüş düzenleyen avukatların yaptığı basın açıklamasında, ” Hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan, yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını ihlal eden, yürütmenin yargı süreçlerine doğrudan müdahale ettiği duygusunu güçlendiren hukuka aykırı çok sayıda uygulamaya tanıklık ediyoruz” denildi.

    Avukatlar, ‘5 Nisan Avukatlar Günü’ sebebiyle Türkiye Barolar Birliği (TTB) binasından Anıtpark’a yürüyerek basın açıklaması yaptı.  Birçok kentten Ankara’ya gelen avukatlar yürüyüş esnasında cübbelerini giyerek, ” Birleşe birleşe kazanacağız”, “Savunma susmadı, susmayacak”, “Hak, hukuk, adalet”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Özgür savunma, bağımsız yargı” sloganları attı.

    Avukatlar ellerinde; “Can Atalay’a özgürlük”, “İstanbul Barosu yalnız değildir”, “insan haklarına saygı”, “savunmaya özgürlük” yazılı dövizler taşıdı.

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı  Av. R. Erinç Sağkan, ortak basın açıklamasını okudu.

    “AVUKATLAR, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ, KORUMA SORUMLULUĞUNU TAŞIYORLAR.

    “Baskılar ile bölmek istediğiniz barolar etle tırnak gibidir, bölemezsiniz” diyen Erinç Sağkan şunları söyledi:

    “5 Nisan Avukatlar Günü’nde, mesleğimizin onurunu ve hukuk devletinin temel ilkelerini savunma kararlılığımızın altını bir kez daha çiziyoruz. Avukatlar, yalnızca bireylerin haklarını değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğünü, adil yargılanma hakkını ve demokratik toplum düzenini koruma sorumluluğunu taşıyorlar. Hukuk devleti ilkesinin aşındığı, yargının bağımsızlığının zedelendiği ve savunma makamının sistematik biçimde baskı altına alınmaya çalışıldığı, avukatlık mesleğinin icrasını zorlaştıran hukuki, ekonomik ve sosyal engellerin giderek arttığı bir ortamda; savunma hakkını, meslek örgütlerimizin bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü koruma sorumluluğuyla hareket ediyoruz. Savunmanın sesi yurttaşın nefesidir”

    “İSTANBUL BAROSU’NA MÜDAHALE MESLEĞİN ÖZÜNE YÖNELİK TEHDİTTİR”

    5 Nisan’ın aynı zamanda, İstanbul Barosunun da kuruluş yıldönümü olduğunu hatırlatan Sağkan, “Ancak ne yazık ki, 147 yıllık bu köklü kurumun seçilmiş yönetimi bugün hukukla değil; haksızlıkla mesnetsiz iddialarla, hukuka aykırı yargı kararlarıyla görevinden uzaklaştırılmak isteniyor. İstanbul Barosu, istibdada da işgal mahkemelerine de karşı duruş göstermiş, darbe dönemlerinde hukukun onurunu ayakta tutmuş; bu halkın yüz yıllık bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde adaletin taşıyıcısı olmuştur. Bugün, böylesine köklü bir meslek örgütüne yönelen müdahale, yalnızca bir kuruma değil, İstanbul Barosu üyesi on binlerce meslektaşımızın iradesine ve avukatlık mesleğinin özüne dönük bir tehdit niteliği taşımaktadır” diye konuştu.

    “MAHKEME SALONLARINDA ARTIK ADALETİN SESİ DEĞİL, SUSKUNLUĞU YANKILANIYOR”

    Hukukun araçsallaştığı, hukuksuzluğun ise olağanlaştığı bir dönemdeyiz” diyen Sağkan şunları ekledi:

    “Ülke çapında milyonlarca seçmenin iradesinin yok sayıldığı; seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiği; anayasal haklarını kullanmak isteyen gençlerin, üniversitelilerin yalnızca bedenlerine değil gelecek umutlarına da yönelmiş bir şiddetle karşı karşıya bırakıldığı günlerdeyiz.
    Hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan, yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını ihlal eden, yürütmenin yargı süreçlerine doğrudan müdahale ettiği duygusunu güçlendiren hukuka aykırı çok sayıda uygulamaya tanıklık ediyoruz. Bu süreçte doğrudan siyasi sonuçlar yaratan işlemleri nedeniyle, yargının siyasi saiklerle hareket etmeye zorlandığı izlenimi doğuran; kişilerin ve avukatların ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı gibi anayasal haklarını açıkça ihlal eden gelişmeler yaşanıyor. Mahkeme salonlarında artık adaletin sesi değil, suskunluğu yankılanıyor. Haksız tutuklamalar, istisnalar değil, sistemli bir hukuksuzluğun ifadesi hâline gelmiş durumda. Hukuka aykırı tutuklamalar nedeniyle yüzlerce genç, geçtiğimiz bayram sabahına ailelerinden, özgürlüklerinden mahrum bir biçimde uyanmak zorunda kaldı.
    Bugün bir kez daha görüyoruz ki, avukatlık yalnızca bir meslek değil; hukukun, hak ve özgürlüklerin, adaletin sesi olma sorumluluğudur.”

    “SUSMADIK, KORKMADIK, BİAT ETMEDİK, İTAAT ETMEDİK”

    Erdinç Sağkan, “Bizler, yalnızca hukukun temsilcisi değil, aynı zamanda vicdanın da taşıyıcılarıyız” diyerek, “Ne Gümüşhane Baro Başkanımız Ali Günday’ı ne de dört ayaklı minare altında Diyarbakır Baro Başkanımız Tahir Elçi’yi katlettiklerinde sindik… Susmadık, korkmadık, biat etmedik, itaat etmedik” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Akdeniz Belediyesi önündeki kayyım nöbeti sürüyor: Tutuklamalar son bulsun!- VİDEO

    Akdeniz Belediyesi önündeki kayyım nöbeti sürüyor: Tutuklamalar son bulsun!- VİDEO

    PİRHA- Akdeniz Belediyesi önünde sürdürülen kayyım nöbetinde konuşan DEM Parti Mersin İl Eş Başkanı Bedriye Kuş, “Demokratik talep ve tepkilerini dile getirenlere karşı keyfi gözaltı ve tutuklamalara derhal son verilmeli, tutuklananlar derhal serbest bırakılmalıdır” dedi.

    Mersin’in Akdeniz İlçe Belediyesi’ne 14 Ocak’ta kayyım atanmasının ardından belediye önünde başlatılan nöbet devam ediyor. Belediyenin önünde sürdürülen nöbete kentte bulunan sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda yurttaş katılım sağladı. Nöbette, “Kayyım rejimi halk iradesine darbedir” pankartı açıldı.

    Burada yapılan basın açıklamasında Ekrem İmamoğlu ile diğer belediye başkanlarının tutuklanmasına, Şişli Belediyesi’ne kayyım atanmasına, İstanbul Barosu yönetiminin görevden alınması ve Eğitim Sen hakkında soruşturma başlatılmasına değinildi.

    “KAYYIM ANLAYIŞI TÜM TÜRKİYE İÇİN BİR TEHDİTTİR”

    Basın açıklamasını okuyan DEM Parti İl Eş Başkanı Bedriye Kuş, kayyım uygulamalarının demokratik toplum yapısı için büyük bir tehdit olduğunu belirterek, “Ekrem İmamoğlu’nun şahsında, halkın seçtiği temsilcilerin görevlerini özgürce yapabilmesi en temel demokratik haktır. Yerel yönetimlerin vesayet altına alınması tüm Türkiye’nin geleceğine yönelik bir tehdittir. Demokrasinin olmazsa olmazı, çoğunluğun iradesine saygı duymak ve azınlık haklarını korumaktır. Bu ilkeler ışığında, İstanbul’un ve tüm kentlerimizin, siyasi kaygılardan uzak, halkın ihtiyaçlarına odaklanan bir yönetim anlayışına ihtiyacı vardır” dedi.

    Dilek İmamoğlu’na yönelik cinsiyetçi söylemlere de değinen Bedriye Kuş, eril zihniyetin kayyımcı zihniyet ile aynı olduğunu vurgulayarak nefret söylemi dile getirenlerin yargılanmasını talep etti.

    “BAĞIMSIZ YARGIYA AÇIK BİR SALDIRI”

    İstanbul Barosu yönetimin görevden alınmasının bağımsız yargıya karşı açık bir saldırı niteliği taşıdığını ve kaydeden Bedriye Kuş, “İstanbul Barosu’nun demokratik iradeyle seçilmiş yönetimine yönelik bu müdahale girişimi, kayyım zihniyetinin hukuk alanına sıçradığının ve tüm demokratik kurumları vesayet altına alma hedefinin bir yansımasıdır.Bu süreç, yalnızca İstanbul Barosu’nu değil, tüm meslek örgütlerinin özerkliğini ve demokratik işleyişini tehdit etmektedir” diye konuştu.

    TALEPLER SIRALANDI

    Son olarak Eğitim Sen Merkez Yönetimine yönelik açılan soruşturmanın sendikal özgürlüklerin, akademik özerkliğin ve demokratik hakların hedef alındığı siyasi bir saldırı olduğunu belirten Bedriye Kuş, yaşanan tüm hukuksuzluklara son verilmesi için şu çağrıda bulundu:

    “Demokratik talep ve tepkilerini dile getirenlere karşı keyfi göz altı ve tutuklamalara derhal son verilmeli, bu nedenlerden dolayı tutuklananlar derhal serbest bırakılmalıdır.

    Siyasi iktidarı, sendikal özgürlükleri baskı altına alma politikalarından derhal vazgeçmeye ve Eğitim Sen’e yönelik hukuk dışı soruşturmayı geri çekmeye davet ediyoruz.

    Yargıyı, tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerine bağlı kalarak bu siyasi operasyona alet olmamaya çağırıyoruz.

    Tüm eğitim emekçilerini, akademisyenleri, demokrasi güçlerini ve kamuoyunu, “sendikal mücadeleye ve örgütlü hak arayışına sahip çıkmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin’deki hukuk örgütlerinden baro ve kayyım tepkisi- VİDEO

    Mersin’deki hukuk örgütlerinden baro ve kayyım tepkisi- VİDEO

    PİRHA- ÖHD, ÇHD, Adalet İçin Hukukçular ve İHD Mersin Şubesi, İstanbul Barosu yönetiminin görevden alınması ve belediyelere yapılan operasyonlara tepki gösterdi. Yapılan basın açıklamasında, “İstanbul Barosu hakkında verilen karardan bir an önce geri dönülmesini, Ekrem İmamoğlu ve beraberinde tutuklanan diğer belediye başkanlarının serbest bırakılmalarını ve protestolardaki işkencelere dair hukuki işlemlere başlanmasını talep ediyoruz” denildi.

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Adalet İçin Hukukçular ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubeleri, İstanbul Barosu yönetiminin görevden alınmasına ve kayyımlara ilişkin Mersin Adliye Binası bahçesinde basın açıklaması yaptı.

    Basın açıklamasından önce konuşan İHD MYK Üyesi Hakkı Demir, “Türkiye’de son dönemde yaşananlar kimsenin hayal edemeyeceği noktalara geldi. Hukuk bir gün herkese lazım olacak. İnsanlar düşüncelerini ifade ettiği için tutuklanıyorsa bu ülkede yaşayan hiç kimse güvende değildir demektir” diyerek iktidara hukuksuzluklara son vermesi yönünde çağrı yaptı.

    “SAVUNMA, ETKİSİZLEŞTİRİLMEK İSTENİYOR”

    Basın açıklamasını okuyan ÖHD Mersin Eş Başkanı İbrahim Kaya, İstanbul Barosu yönetim kurulunun görevden alınması talebi ile yapılan yargılamada hukuk kurallarının çiğnendiğini ifade ederek, “İstanbul Barosu’nun, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in katledilmesinin soruşturulmasını talep ettiği için hedef haline getirildiklerini belirterek, “Toplumsal olaylarda söz söylenmesi, hukukun üstünlüğü ve baroların insan haklarının korunması adına yüklendiği sorumluluğun gereğidir” dedi.

    Kaya, İstanbul Barosu’na yapılan müdahalenin hukuk güvenliğini zedelemeye, avukatlık mesleğini baskı altına almaya ve savunma makamını etkisizleştirmeye yönelik bir girişim olarak adlandırdı.

    İKTİDARA ÇAĞRI

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve beraberindekilerin tutuklanmasına da değinen İbrahim Kaya, iktidarın siyasi rakiplerini saf dışı bırakmak için yargıyı bir intikam aracına dönüştürdüğünü vurguladı.

    Kaya, protestolarda polisin işkence suçu işlediğine işaret ederek, İçişleri Bakanlığı’na seslenerek, “Türkiye’nin farklı şehirlerinde günlerdir anayasal hakkını kullanmak isteyen insanlara canlı yayınlarda görüldüğü gibi işkence yapan kolluk personeli hakkında hiçbir işlem yapmayan İç İşleri Bakanlığının, eylemlere katılanları suçlayan ve yapılan işkenceyi gizleyen dilden vazgeçmesi; gözaltına alınan ve tutuklanan insanların derhal serbest bırakılması, halka işkence uygulayan kolluk personeli hakkında idari ve hukuki işlemlere başlanması gerekmektedir” diye belirtti.

    Son olarak yargının siyasal alandan çekilmesi gerektiğinin altını çizen Kaya, kayyım politikalarının son bulması, gözaltına alınan insanların, seçilmiş belediye başkanlarının ve diğer siyasetçilerin derhal serbest bırakılması için iktidara çağrıda bulundu.

    PİRHA/ MERSİN

     

     

  • DEM Parti’den İstanbul Barosu’na ilişkin tepki: Bu tutum ile barış sağlanamaz

    DEM Parti’den İstanbul Barosu’na ilişkin tepki: Bu tutum ile barış sağlanamaz

    PİRHA – DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu, İstanbul Barosu Yönetim Kurulu’nun görevden alınmasını kınayarak “Bu tutum kesinlikle kabul edilemez. Bu tutum ile barış sağlanamaz” ifadelerini kullandı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu, İstanbul Barosu Yönetim Kurulu’nun görevden alınmasını kınadı. Yazılı açıklama paylaşan DEM Parti, yapılanı “hukukun üstünlüğünü yok saymaktır” ifadeleriyle eleştirdi.

    “BU TUTUM İLE BARIŞ SAĞLANAMAZ”

    Suriye’de katledilen gazetecilere dönük cinayetin aydınlatılması için girişimde bulunan İstanbul Barosu, sonraki aşamada yargı kıskacına alınmıştı. DEM Parti, gelişmelere dair “İşlenmiş bir suçun soruşturulmasını istemek suç değildir” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “İstanbul Barosu, Suriye’nin kuzeydoğusuna 19 Aralık 2024 günü yapılan hava saldırısında katledilen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in durumunu gündeme getirmiş ve bu katliamın soruşturulmasını talep etmiştir. Bunun üzerine hedef gösterilmiş, baro yönetim kurulunun görevden alınması için davaname hazırlanmış, yönetim kurulu üyeleri hakkında TMK kapsamında soruşturma açılmış, hatta baro yönetim kurulu üyesi avukat Fırat Epözdemir tutuklanmıştır.

    İstanbul Barosu, hukukun verdiği görev çerçevesinde insan haklarını savunan bir barodur. İşlenmiş bir suçun soruşturulmasını istemek suç değildir. Baronun açıklamasında işaret edildiği gibi işlenen suç ile ilgili işlem yapmak yerine baronun kendisini hedef almak, tam bir hukuksuzluktur.

    Görevini yapan İstanbul Barosuna karşı açılan davanın, tam da Newroz günü hızlıca karara bağlanıp görevden el çektirmenin açıklanması, antidemokratik yönelimin devam edeceğinin göstergesidir.

    ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yapıldığı bir dönemde, İstanbul Barosu Yönetim Kuruluna görevden el çektirilmesi, demokratik hukuk ilkelerine meydan okumaktan başka bir şey değildir.

    Bu tutum kesinlikle kabul edilemez. Bu tutum ile barış sağlanamaz.

    Bizler, ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın gereği olarak, barış, demokrasi ve adalet için halklarımızdan aldığımız güçle mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

    İstanbul Barosu Yönetim Kurulunun yanındayız ve mücadelelerini destekliyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul Barosu yönetimi hakkında 12 yıla kadar hapis istemi

    İstanbul Barosu yönetimi hakkında 12 yıla kadar hapis istemi

    PİRHA- İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesiyle ilgili hazırlanan iddianamede, 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası istendi.

    İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesiyle ilgili yürütülen soruşturmanın tamamlanması üzerine Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesi ile ilgili iddianame düzenledi. İddianamede, “şüphelilerin açıklamalarında kullandıkları ifadelerle ülkenin iç ve dış güvenliğini, kamu düzeniyle ilgili gerçeğe aykırı bilgilerle halkı yanıltarak algı oluşturmaya çalıştığı” ileri sürüldü.

    İddianamede, “Paylaşım içerikleri ve paylaşımların sosyal medyada görüntülenme sayıları dikkate alındığında eylemin kamu barışını bozmaya elverişli olduğu” savunuldu.

    HAPİS CEZASI TALEBİ

    İddianamede, İbrahim Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesi hakkında “basın yoluyla örgüt propagandası yapmak” ve “basın yoluyla halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamasıyla 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Öte yandan iddianamede siyasi yasak da istendi.

    İddianamede Adalet Bakanlığı’nın kovuşturma izni verdiği belirtilerek son soruşturmanın açılması talep edildi.

    ‘SORUŞTURMA DERİNLEŞTİRİLEBİLİR’

    Bakırköy 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelenen iddianamede mahkeme, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ve 10 baro üyesine iddianame tebliğ edilmesine karar verdi. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Barosu yönetiminin savunmasını, delilleri varsa sunmalarını, gerek görülürse soruşturmanın derinleştirileceğini belirterek dosya üzerinden yargılama izni kararının verileceğini kaydetti.

    Bakırköy 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi yargılama izni verirse, dosya İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilecek. Yargılama İstanbul Adliyesi’nde yapılacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Fırat Epözdemir tutuklandı

    İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Fırat Epözdemir tutuklandı

    PİRHA-Gözaltına alınan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Fırat Epözdemir, çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı.

    Gözaltına alınan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Fırat Epözdemir, çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı.
    İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Fırat Epözdemir, Strasbourg’da katıldığı Avrupa Konseyi Savunmanlar toplantısından dönüşünde İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındı.

    Emniyetteki işlemlerinin ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edilen Epözdemir, savcıya ifade verdi.
    Savcılık, Epözdemir’in tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevkini gerçekleştirdi. Epözdemir, çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İstanbul Barosu başkanı ve yönetimine dava açıldı

    İstanbul Barosu başkanı ve yönetimine dava açıldı

    PİRHA-İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ile Yönetim Kurulu üyeleri hakkında “görevlerine son verilmesi ve seçim yapılması” talebiyle İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldı. Açılan davaya tepki gösteren ÖHD, ÇHD ve İzmir Barosu, “Tüm barolara, avukatlık mesleğine ve yargının kurucu unsuru olan bağımsız savunmaya yapılmış bir saldırıdır” dedi.

    İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ile Yönetim Kurulu üyeleri Rukiye Leyla Süren, Hürrem Sönmez, Ahmet Ergin, Metin İriz, Mehmedali Barış Beşli, Yelda Koçak Urfa, Fırat Epözdemir, Ezgi Şahin Yalvarıcı, Ekrem Bilen Selimoğlu ve Bengisu Kadı Çavdar’ın “görevlerine son verilmesi ve seçim yapılması” talebiyle İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldı. Ayrıca “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla da Adalet Bakanlığı’ndan kovuşturma izni istendi.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, konuya dair yaptığı açıklamada, baro yöneticilerinin görevlerine son verilmesi ve yeni yönetimin seçilmesi talepli dava açıldığı belirtti. Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi: “21/12/2024 tarihinde İstanbul Barosu tarafından resmi Twitter hesabından da duyurulan açıklamayla Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’i övücü nitelikteki sözler ile ayrıca adı geçenlerin örgütü mensubiyetlerine dair açık tespitler olmasına rağmen sözde gazetecilik faaliyetleri ve gazeteci kimlikleri nedeniyle öldürüldükleri, terörle fedakarca mücadele eden devlet görevlilerimizin sözde savaş suçu işlediği şeklindeki tespitlere göre örgütünün amaç ve stratejisi doğrultusunda propagandasını yapmaları nedeniyle İstanbul Baro Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca Örgüt Propagandası Yapmak suçundan re’sen başlatılan soruşturma kapsamında şüphelilerin savunmaları 07/01/2025 tarihinde alınmış, akabinde kovuşturma izninin verilmesi için soruşturma evrakı 09/01/2025 tarihinde Adalet Bakanlığı’na gönderilmiştir.

    Ayrıca 14/01/2025 tarihi (bugün) itibarıyla 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun ‘Amaçları dışında faaliyet gösteren barolar ile Türkiye Barolar Birliği sorumlu organlarının görevlerine son verilmesine ve yerlerine yenilerinin seçilmesine, Adalet Bakanlığının veya bulundukları yer Cumhuriyet Başsavcılığı’nın istemi üzerine, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince basit usule göre yargılama yapılarak karar verilir ve dava en geç üç ay içerisinde sonuçlandırılır’ şeklindeki 77/5’inci maddesi uyarınca İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ile Baro Yönetim Kurulu Üyeleri Rukiye Leyla Süren, Hürrem Sönmez, Ahmet Ergin, Metin İriz, Mehmedali Barış Beşli, Yelda Koçak Urfa, Fırat Epözdemir, Ezgi Şahin Yalvarıcı, Ekrem Bilen Selimoğlu ve Bengisu Kadı Çavdar’ın görevlerine son verilmesi ve yeni Baro başkanı ile yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi talepli davanameyle İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde dava açılmıştır.”

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerinin görevlerine son verilerek yeni yönetim seçilmesi talebiyle dava açmasına İzmir Barosu, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Çağdaş Hukukçular Derneği’nden (ÇHD) tepki geldi.

    İZMİR BAROSU: HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ

    İzmir Barosu tarafından yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi: “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu soruşturma bahane edilerek İstanbul Barosu Başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin Avukatlık Kanunu’nun 77’nci maddesi uyarınca görevlerine son verilmesi ve baro başkanı ile yönetim kurulu üyelerinin yeniden seçilmesi talepli davanamesi, baroların sesini kısmaya yönelik hukuka aykırı açık bir müdahaledir. İzmir Barosu olarak, İstanbul Barosu’nun yanındayız. Baroların ve meslektaşlarımızın susturulmasına yönelik her türlü çabaya karşı demokratik değerleri ve hukukun üstünlüğünü savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz.”

    ÖHD: HUKUK DIŞI TUTUMA GEÇİT VERMEYECEĞİZ

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi şu paylaşımda bulundu: “İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve Yönetim Kurulu üyelerinin görevlerinden alınması ve yeniden seçim yapılması talebiyle dava açan kayyımcı zihniyeti kınıyoruz! Özgürlükçü ve ilkesel hiçbir tutuma tahammül gösteremeyen bu hukuk dışı tutuma geçit vermeyeceğiz.”

    ÇHD: DARBEYİ KABUL ETMİYORUZ, BAROMUZUN YANINDAYIZ

    ÇHD İstanbul Şubesi de sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda: “İstanbul Barosu’nun yanındayız! İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İstanbul Barosu yönetiminin görevine son verilmesi ve seçimlerin yenilenmesi yönünde açtığı dava avukatların iradesini gasp etmeye yönelik bir darbe girişimidir. Darbeyi kabul etmiyoruz, baromuzun yanındayız!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İstanbul Barosu’ndan yargı kurumlarına: Hukuka saygı duyun

    İstanbul Barosu’ndan yargı kurumlarına: Hukuka saygı duyun

    PİRHA- İstanbul Barosu, SİHA saldırısıyla öldürülen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’le ilgili yaptığı yazılı açıklama nedeniyle, hakkında soruşturma başlatılmasına tepki göstererek, yargı kurumlarını, ‘Anayasaya ve hukukun genel ilkelerine saygı duymaya’ davet etti.

    İstanbul Barosu, Kuzey ve Doğu Suriye’de Türkiye’ye ait SİHA saldırında öldürülen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’le ilgili yaptığı yazılı açıklama nedeniyle hakkında soruşturma başlatılmasına tepki gösterdi. Baro, yaptığı yazılı açıklamada tüm Anayasal kuruluşları ve hukuk kurumlarını, ‘Anayasaya ve hukukun genel ilkelerine saygı duymaya’ davet etti.
    TÜM ANAYASAL KURUMLARI HUKUKUN GENEL İLKELERİNE SAYGI DUYMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
    Baronun yaptığı açıklama şöyle:
    “Baromuz, Anayasamız ve Avukatlık Yasası’nın 76, 95 ve 97. maddeleri gereği ‘Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak’ görevi gereği, söz konusu metni paylaşmıştır.
    Baromuzca yapılan açıklamada ‘Terör örgütü propagandası yapma’ ve ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ ile ilişkilendirilebilecek hiçbir beyan yer almamaktadır. Bu itibarla, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına atfen basına yansıyan haberlere konu isnatlar ve açıklama metnimiz arasında doğrudan veya dolaylı bir bağ kurulması kesinlikle olanaksızdır. Kaldı ki, açıklama metninde Türkiye Cumhuriyeti ve kurumlarına yönelik hiçbir olumsuz ifade ve suçlama yer almamaktadır.
    Her zaman insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü savunan Baromuz, tüm Anayasal kuruluşları ve hukuk kurumlarını, usul kuralları başta olmak üzere, Anayasaya, yasalara ve hukukun genel ilkelerine saygı göstermeye çağırır.”

    (HABER MERKEZİ) 

  • İstanbul Barosu’na ‘Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’ soruşturması

    İstanbul Barosu’na ‘Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’ soruşturması

    PİRHA- İstanbul Barosu hakkında Kuzey ve Doğu Suriye’de öldürülen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin ile ilgili yapılan paylaşım nedeniyle soruşturma başlatıldı.

    İstanbul Barosu hakkında Kuzey ve Doğu Suriye’de öldürülen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’ne ilişkin yaptığı paylaşım nedeniyle soruşturma başlatıldı.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ile yönetim kurulu üyeleri hakkında başlatılan soruşturmaya gerekçe olarak “Örgüt propagandası yapmak” ile “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” gösterildi.

    Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada; “PKK örgütü mensupları Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’i övücü nitelikteki sözler ile ayrıca sözde gazetecilik faaliyetleri ve gazeteci kimlikleri nedeniyle öldürüldükleri, devletimizin sözde savaş suçu işlediği şeklinde yanıltıcı bilginin yayılması şeklindeki tespitler nedeniyle İstanbul Baro Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca ‘örgütü propagandası yapmak ve halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak’ suçlarından resen soruşturma başlatılmıştır” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ABF Heyeti, İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu’nu ziyaret etti

    ABF Heyeti, İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu’nu ziyaret etti

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) Heyeti, İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’na tebrik ziyaretinde bulundu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF)Heyeti, İstanbul Barosu Başkanlığı seçimlerinde, 7.197 oy alarak seçimi kazanan Av. Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’na tebrik ziyaretinde bulundu.

    Heyeti, İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Rukiye Leyla Süren ve Yönetim Kurulu Üyesi Av. Yelda Koçak Urfa karşıladı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İstanbul Barosu’ndan Yargıtay üyeleri hakkında suç duyurusu, hükümete uyarı-VİDEO

    İstanbul Barosu’ndan Yargıtay üyeleri hakkında suç duyurusu, hükümete uyarı-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Barosu, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi için TBMM’ye gönderilen Yargıtay kararına tepki olarak Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Yargıtay 3. Ceza Dairesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunan baro adına Başkan Filiz Saraç, “Yargının hakemliğe değil, bağımsız ve tarafsız olmaya ihtiyacı vardır. Siyasal erki elinde bulunduranlara sesleniyoruz. Yargıya müdahale etmekten vazgeçin” dedi.  

    Anayasa Mahkemesi(AYM), 27.10.2033 tarihinde tutukluluğu devam eden Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay hakkında “Seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini” belirtmişti. Bu karara rağmen Yargıtay 3. Ceza Dairesi Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesine yönelik işlemlere başlanması için kararın bir örneğinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na gönderilmesine, Anayasa hükümlerini ihlal eden ve kendisine verilen yetki sınırlarını yasal olmayacak şekilde aşarak hak ihlalinin kabulü yönünde oy kullanan ilgili Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında gereğinin takdir ve ifası için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına” şeklinde karar vermişti.

    Bu kararın ardından İstanbul Barosu ‘Hukuk Devletine Saygı’ talebiyle Çağlayan Adliyesi’nde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı baro adına İstanbul Barosu Başkanı Filiz Saraç okudu. Saraç’ın okuduğu açıklamada şu ifadelere yer verildi;

    “Anayasanın, yüksek bir mahkeme olan Yargıtay tarafından çiğnendiği, yürütme erki temsilcilerinin yaptıkları açıklamalarla yargı bağımsızlığının olmadığını bir kez daha ortaya koyduğu, ama hepsinden vahimi bu olağanüstü hukuksuzluğun olağanlaştırılmaya çalışıldığı bir sürecin içerisindeyiz.
    Anayasa Mahkemesi 25.10.2023 günlü kararıyla, Hatay Milletvekili ve Baromuzun üyesi Av. Şerafettin Can Atalay’ın seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğine karar vermiş ve bu karar 27.10.2023 günlü Resmi Gazetede yayımlanmıştı.
    Kararın hüküm kısmında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2021/178) GÖNDERİLMESİNE denilerek ihlalin nasıl ve hangi mercii tarafından giderileceği belirtilmişti.
    Buna rağmen bugün önünde açıklama yaptığımız adliyedeki İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararıyla ilgili bir karar vermeden Mahkeme başkanı imzası ile dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesine göndermiş ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı hakkında yok hükmündeki kararı ile ilgili 01.11.2023 tarihinde Baromuzca Hakim ve Savcılar Kuruluna suç duyurusunda bulunulmuştu.
    Hukuk adına yapılması gereken Yargıtay 3. Ceza Dairesinin ı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine iade etmesi, Hakim ve Savcılar Kurulunun ise İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı hakkında derhal soruşturma açmasıydı.
    Ancak süreç hukuk çerçevesinde ilerlememiş, Yargıtay 3. Ceza Dairesi 08.11.2023 tarihinde Türk hukuk sistemi ve Ceza Muhakemesi hukukunda olmayan bir şekilde:
    “…Anayasa Mahkemesi’nin anılan kararına UYULMAMASINA,
    -hükümlü Şerafettin Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesine yönelik işlemlere başlanması için kararın bir örneğinin TBMM Başkanlığı’na GÖNDERİLMESİNE,
    Anayasa hükümlerini ihlal eden ve kendisine verilen yetki sınırlarını yasal olmayacak şekilde aşarak hak ihlalinin kabulü yönünde oy kullanan ilgili Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında gereğinin takdir ve ifası için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda BULUNULMASINA,.” şeklinde karar vermiştir.

    Anayasanın 153. Maddesinde yer alan “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” şeklindeki açık hükmüne rağmen Yargıtay 3. Ceza Dairesinin bu kararı vermesi TCK’nın 257.maddesi bağlamında görevin kötüye kullanılması ve TCK’nın 109.maddesi bağlamında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturacak niteliktedir. Hukuk Devleti açısından da kaosa yol açacak, yerel mahkemelerin de Yargıtay Daire kararlarına uymayıp suç duyurusunda bulunabilmesinin yolunu açmaktadır.
    Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkan ve Üyelerinin yargıya duyulması gereken güveni zedeleyen ve suç oluşturan eylemleri dolasıyla İstanbul Barosu tarafından gerekli cezai soruşturma için Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’na suç duyurusunda bulunulmuştur. Ayrıca gerekli disiplin soruşturması için Yargıtay Yüksek Disiplin Kurulu ve Hakim ve Savcılar Kurulu’na da suç duyurusunun bir örneği gönderilmiştir. Bu hukuksuzluğa hep beraber karşı durmak veya bir başka deyimle hukuka hep beraber sahip çıkmak için bu suç duyurusu tüm meslektaşlarımızın da imzasına açılmıştır. Bugün itibariyle 3.235 İstanbul Barosu mensubu meslektaşımız da suç duyurusuna imza vermişlerdir, bu imzalarda bugün Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’na iletilecektir.

    “ANAYASA MAHKEMESİ ÜYELERİNİ HEDEF GÖSTERMEK SUÇ TEŞKİL EDER”

    Yine süreçte bazı basın organlarınca Anayasa yargısını, anayasa yargısının fonksiyonu ve hukuk sistemindeki konumunu hiçe sayan ve Anayasa yargısını itibarsızlaştırmaya yönelik ifade ve ithamlarda bulunulduğu gibi, Anayasa Mahkemesi üyeleri açıkça hedef gösterilmiştir. Bu durum Türk Ceza Kanunu’na göre açıkça suç teşkil etmektedir.
    Anayasanın 2. maddesine göre Cumhuriyetimiz demokratik laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
    Hukuk devleti ilkesi; devletin tüm organlarının üstünde hukukun mutlak egemenliğinin bulunmasını, yasa koyucunun da her zaman anayasa ve hukukun üstün kuralları ile kendisini bağlı saymasını gerektirir. Bu bağlamda yasa koyucunun yasal düzenlemelerin yapılması sırasında yaparken ki takdir yetkisi, sınırsız ve keyfi olmayıp, hukuk devleti ilkeleriyle sınırlıdır.

    “HUKUK DEVLETİ KAVRAMINI TEMELDEN SARSAR”

    Başka bir deyişle hukuk devleti kuralları belirli, bireylerin öncesinde kuralları ve yaptırımlarının öngörülebilir olduğu devlettir. Yürütmenin beğenmediği karar olunca müdahale ettiği sistemde hukuki öngörülebilirlik ve belirlemede yoktur. Böyle bir durum Anayasa’nın değiştirilmez hükümleri içerisindeki hukuk devleti kavramını da temelden sarsar.
    Yargının hakemliğe değil, bağımsız ve tarafsız olmaya ihtiyacı vardır. İstanbul Barosu ve burada bulunan meslektaşlarımız adına siyasal erki elinde bulunduranlara sesleniyoruz. Yargıya müdahale etmekten vazgeçin.”

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • İstanbul Barosu’ndan Yargıtay başkanı ve üyeleri hakkında suç duyurusu!

    İstanbul Barosu’ndan Yargıtay başkanı ve üyeleri hakkında suç duyurusu!

    PİRHA- İstanbul Barosu, AYM kararını uygulamayan Yargıtay 3. Ceza Daire Başkanı ve üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu. Dilekçede; Yargıtay üyelerinin, AYM tarafından verilen hak ihlali kararını yerine getirmemek suretiyle yargıya duyulan güveni zedeledikleri, “görevi kötüye kullanmak” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçunu işledikleri kaydedildi. 

    Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) TİP Milletvekili Can Atalay kararını tanımaması ve AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmasına ilişkin tepkiler sürüyor.

    İstanbul Barosu, AYM kararını uygulamayan Yargıtay 3. Ceza Daire Başkanı ve üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

    İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç yapılan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’na yapılan suç duyurusunda; Yargıtay üyelerinin, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen hak ihlali kararını yerine getirmemek suretiyle, yargıya duyulan güveni zedeledikleri, “görevi kötüye kullanmak” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçunu işledikleri ifade edildi.

    Suç duyurusu dilekçesinde, şu ifadelere yer verildi:

    “Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararında belirtildiği şekilde ve yeniden yargılama yapmaya yetkili makam olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dosyayı iade etmesi gerekirken Türk Hukuk sisteminde yeri olmayan Anayasa Mahkemesi kararına ‘UYMAMA’ şeklinde bir karar vermiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin Anayasa’nın 153/6 maddesinde yer alan ‘Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.’ şeklindeki açık hükmüne rağmen bu kararı vermesi TCK’nın 257.maddesi bağlamında görevin kötüye kullanması ve TCK’nın 109. maddesi bağlamında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturacak niteliktedir.”

    YARGITAY YÜKSEK DİSİPLİN KURULU VE HSK’YE DE ŞİKÂYET EDİLDİ!

    Av. Filiz Saraç tarafından Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’na verilen suç duyurusu dilekçesi, ayrıca disiplin yönünden de takdir ve ifası için Yargıtay Yüksek Disiplin Kurulu ile Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanlığı’na gönderildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul Barosu, valiliğin içki genelgesine karşı dava açtı

    İstanbul Barosu, valiliğin içki genelgesine karşı dava açtı

    İstanbul Barosu, valiliğin ‘içki genelgesi’nin iptali ile yürütmesinin durdurulması için dava açtı. Baro, genelge ile özel yaşamın gizliliğine müdahale edildiğini vurguladı.

    İstanbul Valiliği’nin, yurttaşların park, piknik yeri, mesire alanı ve plaj gibi halka açık alanlarda içki tüketmelerini hedef alan genelgesine karşı tepkiler artıyor.

    Son olarak İstanbul Barosu, Valiliğin alkol genelgesinin iptali ile yürütmesinin durdurulması için dava açtı.

    İstanbul Barosu’ndan yapılan açıklamada, “İstanbul Valiliği tarafından alkol yasağı genelgesi olarak basın ve kamuoyunda yer alan ‘Alkol Satışı Ve Alkollü İçeceklerin Tüketimi’ konulu 17 Ağustos 2023 tarihli genelge ile Anayasa’nın 20’nci maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8’inci maddesi ile güvence altına alınmış olan özel yaşamın gizliliğine müdahale edilmektedir” denildi.

    Açıklamada, “İstanbul Barosu olarak kişilerin yaşam biçimlerine müdahale eden bu genelgenin iptali ile yürütmesinin durdurulması istemli olarak İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nde 2023/1991 Esas numarası ile dava açılmıştır” ifadelerini kullandı.

    GENELGE TEPKİ ÇEKMİŞTİ

    İstanbul Valiliği’nin yurttaşların park, piknik yeri, mesire alanı ve plaj gibi halka açık alanlarda içki tüketmelerini hedef alan genelgesi büyük tepki çekmişti.

    Gazeteci Nevşin Mengü’ye konuşan İstanbul Valisi Davut Gül, konuya ilişkin, ilçe ve muhtar ziyaretlerinde bazı kişi ve grupların yüksek düzeyde alkol alarak çevreye rahatsızlık verdiğinin çokça iletildiğini belirtmişti.

    Kadınların İstanbul’da korkmadan gece geç saatlerde dahi park ve sahillerde rahatsız edilmeden vakit geçirmesinin hakkı olduğunu belirten Gül, bu genelge ile buna da dikkat çekmek istediklerini ifade etmişti.

    İstanbul Valiliği ise yaptığı yazılı açıklamada, “Valiliğimizce alınan alkol kullanım ve satışına ilişkin yeni bir uygulama kararı bulunmamaktadır” denilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri 956. haftada gözaltına alındı!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 956. haftada gözaltına alındı!-VİDEO

    PİRHA- Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 956’ncı haftada İstanbul Barosu’nun önünde gözaltına alındı.

    Cumartesi Annelerinin, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle düzenlediği eylemin 956’ncısını Galatasaray Meydanı’nda yapmak istedi. Anayasa Mahkemesi’nin, Cumartesi Annelerinin eylemine müdahale konusunda “ihlal” kararı vermesine rağmen polis, meydana çıkmak isteyen yurttaşlara izin vermedi. Cumartesi Anneleri ve hak savunucularını İstanbul Barosu önünde ablukaya alan polisler, çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.

    Cumartesi Annelerinin/İnsanlarının bu haftaki eylemine 16 baro başkanı, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu üyesi Musa Piroğlu ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık katıldı.

    Ellerinde karanfillerle İstanbul Barosu önünden Galatasaray Meydanı’na yürümek isteyen kitleye polis, Beyoğlu Kaymakamlığı’nın “yasak” kararını gerekçe göstererek izin vermedi.

    GAZETECİ FATOŞ ERDOĞAN DARP EDİLDİ

    AYM’nin “ihlal” kararı ardından 16. haftada da Galatasaray Meydanı’na yürümek isteyen Cumartesi Anneleri ile birlikte basın emekçileri de polis şiddetine maruz kaldı. Basını zorla alandan uzaklaştıran polis, Dokuz Sekiz Haber muhabiri Fatoş Erdoğan’ı yerde sürüklerken bir sokak köpeği o esnada Erdoğan’ı ayağından ısırdı. Daha sonra polis, çok sayıda kişiyi kelepçeleyerek gözaltına aldı.

    Çevredeki yurttaşlar, gözaltı işlemine tepki gösterdi. Bir yurttaş, eylemcilerin engellenmesine ve gözaltına alınması karşısında göz yaşlarını tutamadı. Yurttaş, “Buranın düzenini bozmak, insanları taraflaştırmak istiyorlar. Maside Ocak, Besna Tosun burada büyüdü. Onlar da birilerinin evladı” sözleriyle polise tepki gösterdi.

    24 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

    Eylemde gözaltına alınanların isimleri şöyle:
    Sevil Turgut
    Aslı Saraç
    Hanife Yıldız
    Mikail Kırbayır
    İkbal Eren
    İrfan Bilgin
    Ali Ocak
    Meryem Bars
    Hasan Karakoç
    Ali Tosun
    Maside Ocak
    Besna Tosun
    Eren Keskin
    Gülseren Yoleri
    Leman Yurtsever
    İsmail Yücel
    Nazım Dikbaş
    Özge Efe Bakırcı
    Meryem Göktepe
    Hatice Onaran
    Hüseyin Aygül
    Hünkar Yurtsever
    Salim Derelioğlu
    Ümit Efe

    Devrim FINDIK – Zafer TAŞKIN – Yusuf Eren GÖKTEPE/ İSTANBUL

  • Başak Demirtaş’a cinsiyetçi saldırıda bulunan avukat için İstanbul Barosu’na çağrı

    Başak Demirtaş’a cinsiyetçi saldırıda bulunan avukat için İstanbul Barosu’na çağrı

    PİRHA – HDP Kadın Meclisi, Osman Taşdemir adlı avukatın cinsiyetçi saldırısına maruz kalan Başak Demirtaş’a ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “İstanbul Barosu derhal Osman Taşdemir hakkında soruşturma başlatmalı ve gerekli cezai yaptırımı uygulamalıdır. Başak Demirtaş’a yönelik gerçekleştirilen bu saldırıya karşı tüm kadın örgütlerini örgütlülüğü ve mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz” denildi.

    İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat Osman Taşdemir’in Başak Demirtaş’a yönelik sosyal medya üzerinden yaptığı saldırıya HDP’den de tepki geldi.

    Halkların Demokratik Partisi Kadın Meclisi, “Başak Demirtaş yalnız değildir!” başlığı ile yazılı açıklama yaparak İstanbul Barosu’nu göreve davet etti.

    “İSTANBUL BAROSU GEREKLİ CEZAİ YAPTIRIMI UYGULAMALI”

    Osman Taşdemir hakkında soruşturma başlatılması gerektiğine vurgu yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “AKP-MHP erkek egemen iktidarının körüklediği kadın düşmanı politikalar, nefret söylemleri ve kullandığı cinsiyetçi dil kadınları hedef almaya devam ediyor.

    İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat Osman Taşdemir’in sevgili yoldaşımız Başak Demirtaş’a yönelik sosyal medya üzerinden gerçekleştirdiği saldırı da bu politikalardan bağımsız değildir. Başak Demirtaş ve birçok yoldaşımız daha önce de paralı troller tarafından defalarca sosyal medya üzerinden hedef alındı. Ancak bu saldırıların hiçbiri bizleri mücadelemizden alıkoymadı. Başak Demirtaş’a yönelik gerçekleştirilen bu saldırı kadın mücadelemize yönelik gerçekleştirilen bir saldırıdır.

    Kadın düşmanı politikalara yaslanarak yoldaşlarımıza yönelik bu saldırıları gerçekleştirilenler, buna sessiz kalanlar şunu çok iyi bilsin ki Başak Demirtaş yalnız değildir. Kadın örgütlülüğümüz ve dayanışmamıza olan inancımızla bu saldırılara karşı mücadelemizi yükselteceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.

    İstanbul Barosu derhal Osman Taşdemir hakkında soruşturma başlatmalı ve gerekli cezai yaptırımı uygulamalıdır. Başak Demirtaş’a yönelik gerçekleştirilen bu saldırıya karşı tüm kadın örgütlerini örgütlülüğü ve mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz. Başak Demirtaş yalnız değildir!”

    PİRHA/ANKARA

  • Av. Several Ballıkaya: Türkiye Barolar Birliği, Aysel Tuğluk için harekete geçmelidir

    Av. Several Ballıkaya: Türkiye Barolar Birliği, Aysel Tuğluk için harekete geçmelidir

    PİRHA- Aysel Tuğluk’un günlük ihtiyaçlarını karşılamada sıkıntı yaşadığını ve ciddi hafıza kaybı olduğunu belirten Av. Several Ballıkaya, Barolar Birliği’nin Tuğluk’a sahip çıkması ve bu duruma itiraz etmesi gerektiğini dile getirdi.

    Cezaevlerinde hasta tutukluların cenazeleri birbiri ardına çıkarken, Adalet Bakanlığı sessizliğini koruyor. Türkiye hapishanelerinde İHD’nin tespit edebildiği kadarıyla 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunuyor.

    Hasta tutuklulardan biri de Aysel Tuğluk. Beş yılı aşkın süredir Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutulan ve cezaevinde demans teşhisi konulan HDP’nin Eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un cezaevinden tahliyesi için ‘Aysel Tuğluk’a Özgürlük İçin 1000 Kadın’ın imzasıyla başlayan ve kısa sürede 54 ülkeden 6 binin üzerinde kadının imzasına ulaşan kampanya devam ediyor.

    Aysel Tuğluk’la aynı koğuşta kalan ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı olduğu dönemde yerine kayyım atanıp cezaevine konulan Gültan Kışanak, Aysel Tuğluk’un sağlık durumunun giderek ağırlaştığına işaret ederek, Aysel Tuğluk’un cezaevinde öz bakımı, kişisel temizliğini yapma, banyosu, kıyafetlerini giyinme, çamaşırlarını yıkama, çayını bardağa doldurma, yemeğini yeme, bulaşıklarını yıkama gibi aklınıza gelebilecek her türlü yaşamsal ihtiyacını karşılayamadığına dikkat çekerken, insan hakları ve hukuk örgütleri Aysel Tuğluk’un bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulunuyor.

    Son olarak kadın avukatlar Tuğluk’u cezaevinde ziyaret etti. Ziyaret sonrası açıklama yapan avukatlar, Tuğluk’un sağlık durumunun kötüye gittiğini belirterek, serbest bırakılması çağrısında bulundu.

    “DERSİM’DEKİ KÖYÜNÜ ÇOK ÖZLEDİĞİNİ SÖYLEDİ”

    Mezopotamya Haber Ajansı’ndan (MA) Esra Solin Dal’a konuşan Avukat Several Ballıkaya, Tuğluk’un hastalığının ilerlediğini belirterek, başta barolar olmak üzere tüm duyarlı kesimlerin Tuğluk’a ses olmasını isteyerek, şunları söyledi:

    “Sağlık durumu hastane raporları ile uygundu. Beni hatırlayıp hatırlamayacağı korkusu içimi sararken, tanıması beni çok mutlu etti. Okul anılarından bahsetti. Herkesi çok özlediğini söyledi. Özellikle Dersim’deki köyünü çok özlediğini söyledi. Her seferinde gözleri doldu. Ama Aysel her zaman çok güçlü bir kadındı. Yine çok güçlü durmaya çalışıyordu, fakat cezaevinin hastalığı üzerindeki etkisini kendisini ne kadar etkilediğinin farkındaydı. Hayatın doğal akışında günlük ihtiyaçlarını giderme konusunda ciddi sıkıntılar yaşadığını da söyledi. Bazen dışarıdan bir şey istediğinde, istediği şeyi unutup tekrar talep ettiğini belirtti. Kendisi için sürdürülen mücadeleden minnetle bahsetti ve herkese çok teşekkür etti.”

    “HEM FİZİKSEL HEM DE RUHSAL OLARAK DURUMU DAHA KÖTÜYE GİDİYOR”

    Normal günlük hayatla ilgili hafızasında çok ciddi kayıplar olduğunu vurgulayan Ballıkaya, unutkanlığının farkında olması, onda büyük tahribatların yarattığına dikkat çekti. Ballıkaya, Tuğluk’un eskisine oranla hem fiziksel hem de ruhsal olarak durumunun daha kötüye gittiğini kaydetti.

    TBB HAREKETE GEÇMELİ

    Adalet Bakanlığı’na, ATK ve mahkemeye çağrıda bulunan Ballıkaya, sağlık durumuna rağmen bir kişinin cezaevinde tutulmak istenmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtti.

    Tuğluk’un 30 yıldır İstanbul Barosu’na bağlı avukatlık yaptığını ve Türkiye Barolar Birliği’ne (TBB) bağlı olduğunun altını çizen Ballıkaya, Barolar Birliği’nin Tuğluk’a sahip çıkması ve bu duruma itiraz etmesi gerektiğini dile getirdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kadın avukatlar Aysel Tuğluk için İstanbul Barosu önünden seslendi: Sessiz kalmayın-VİDEO

    Kadın avukatlar Aysel Tuğluk için İstanbul Barosu önünden seslendi: Sessiz kalmayın-VİDEO

    PİRHA-Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Avukat Aysel Tuğluk için İstanbul Barosu önünde bir araya gelen kadın avukatlar, Tuğluk’un sağlık sorununa rağmen tahliye edilmemesini protesto etti. Avukatlar ayrıca İstanbul Barosu’nun kendi üyelerinden olan Tuğluk için sessiz kaldığını belirterek, tepki gösterdi. 

    Kadın avukatlar, meslektaşları ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Avukat Aysel Tuğluk’un sağlık sorununa rağmen tahliye edilmemesini İstanbul Barosu önünde protesto etti.

    İstanbul Barosu’nun Taksim İstiklal Caddesi’nde bulunan binası önünde bir araya gelen kadın avukatlar, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) Tuğluk hakkında “cezaevi sorumluluğunun tam olduğu” yönünde verdiği son raporuna da tepki gösterdi.

    Açıklamaya HDP İstanbul Milletvekilleri Oya Ersoy ile Züleyha Gülüm, Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de katıldı. Avukatlar adına ortak açıklamayı ise Av. Yelda Koçak Urfa okudu.

    Tuğluk’un tutukluluk sürecine değinen Urfa, “Tuğluk, Kürt siyasi partiler tarihinin ilk kadın eş genel başkanı ve eş genel başkanı olduğu Demokratik Toplum Partisi’nin kapatılmasıyla siyaset yasağı getirilen tek kadın milletvekilidir. Siyasetçi kimliğinin yanında, insan hakları savunucusu bir hukukçu ve İstanbul barosu avukatlarındandır. Emeği, mücadelesi, ödediği bedel, siyasetçi ve insan hakları savunucusu olarak yaşamdaki duruşu, yakın dönem siyasi tarihimizde derin izler bırakmıştır” ifadelerini kullandı.

    “ADLİ TIP KURUMU RAPORU TARAFLI SİYASİ YAPISINI GÖSTERİYOR”

    Urfa, Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanıp, 15 Şubat 2022 günü mahkemeye gönderilen rapora da değinirken, şunları söyledi:

    “Söz konusu rapor ATK’nın mevcut taraflı siyasi yapısını göstermesi açısından çarpıcıdır. 25 sayfalık raporun 16 sayfası Aysel Tuğluk hakkında bugüne kadar yürütülen soruşturma ve yargılamaların özetini içerirken , sadece 2 sayfasında ATK’nın tıbbi tespitlerine yer verilmiştir. ATK’daki hekimlerin raporda, Cumhuriyet Savcıları gibi suçlamalara genişçe yer vermesinin tek amacının kamuoyunun dikkatini suç iddialarıyla meşgul ederek Aysel Tuğluk’un gerçek sağlık durumunun gizlenmesi olduğunun farkındayız.

    ATK raporundaki bu sınırlı tespit ve değerlendirmelerden dahi Sayın Tuğluk’un bu haliyle savunma yapmasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak bu tespitlere rağmen ATK bu hususta görüş belirtmekten özelikle kaçınmış ve sadece cezai sorumluluk boyutu ile değerlendirme yapmakla yetinmiştir. Yıllardır etik, vicdan, bilim ve hukuka aykırı raporlarla gündeme gelen ATK, politik mahpusların ağır ve ölümcül hastalıklarına rağmen mütemadiyen tıp bilimine aykırı raporlarından birini de Tuğluk için hazırlamış ve demans hastalığını inkâr etmiştir. Aysel Tuğluk’un sağlık durumunun geldiği aşama, insan onuruna uygun koşullarda tedavisinin yapılabilmesinden uzaktır. Sayın Tuğluk’un sağlık durumu ortadayken ısrarla gereğini yerine getirmeyen, başta Adalet Bakanlığı olmak üzere bu durumu görmezden gelen tüm idari ve adli makamlar sorumludur.”

    “İSTANBUL BAROSU’NUN SESSİZ KALMASI KABUL EDİLEMEZ”

    İstanbul Barosu ile Türkiye Barolar Birliği’ne çağrıda bulunan Urfa, Tuğluk ile diğer hasta tutukluların durumuna sessiz kalınmaması gerektiğini kaydetti. Urfa sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bugün burada İstanbul Barosu önünde olmamızın sebeplerinden biri de, temel görevlerinden biri insan haklarının korunmasını sağlamak ve denetlemek olan Baroların, son dönemde sıkça gündeme gelen hasta mahpuslar ve cezaevlerinde ölümler konusunda sessiz kalmalarıdır. Dünyanın en büyük barosu olarak övünen İstanbul Barosu’nun, kendi üyelerinden biri olan Aysel Tuğluk için bugüne kadar sessiz kalması kabul edilemez. İstanbul barosu başta olmak üzere 82 il barosunu ve Türkiye Barolar Birliği’ni, Aysel Tuğluk ve onun nezdinde tüm hasta mahpusların yaşam hakkını savunmaya davet ediyoruz.

    Senelerce kadına yönelik her türlü şiddete karşı ve  kadın özgürlüğü için mücadele etmiş bir siyasetçi olarak bugün kendisine yaşatılanlara itiraz ediyor; Aysel Tuğluk’un tahliyesini talep ediyoruz. “Kadınlar İçin Adalet” talebimiz doğrultusunda Tuğluk ve onun gibi siyasi sebeplerle hapsedilen tüm kadınların özgürlüklerine kavuşması talebimizi yineliyoruz.

    Ona yaşatılan bu hukuksuz süreçte imzası olan tüm yetkilileri bir kez daha hukuka, bilime ve vicdana uygun davranmaya çağırıyor; Tuğluk’un tedavisinin insanlık onuruna yaraşır bir şekilde sürdürülebilmesi için bir an önce özgürlüğüne kavuşması gerektiğini hatırlatıyor, dayanışma çağrımızı yineliyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL