Etiket: istanbul milletvekili

  • Fırat: Cemevi Başkanlığı’nın akademisyenlerin bilgilerini istemesi fişleme ve hizaya sokmadır-VİDEO

    Fırat: Cemevi Başkanlığı’nın akademisyenlerin bilgilerini istemesi fişleme ve hizaya sokmadır-VİDEO

    PİRHA- Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi çalıştayı düzenlemeye hazırlanıyor. DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Alevi toplumu ve örgütlerinin düşkün kurum ilan ettiği Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın tüm üniversitelerden Alevilik adına çalışan öğrencilerin ve son üç yıldır Alevilik üzerine tezlerini tamamlayan akademisyenlerin, danışmanların bilgilerini istemesinin üniversitelerde Alevilik çalışanları fişleme ve hizaya sokma çalışması olduğunu söyledi.

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi çalıştayı düzenlemeye hazırlanıyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK)’e gönderilen yazıda “Başkanlığımızın Alevilik-Bektaşilik ile ilgili çalışmaları kapsamında, Başkanlığınıza bağlı tüm devlet, özel ve vakıf üniversitelerinde Alevilik-Bektaşilik ile ilgili halihazırda yüksek lisans/doktora yapan veya son üç yıl içinde yüksek lisans ve doktora tezini teslim eden öğrenciler ve tez danışmanları ile Başkanlığımızda bir çalıştay yapılması planlanmaktadır.” ifadelerine yer verildi.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, konuya ilişkin tepkisini meclisteki konuşmasında dile getirdi.

    “ALEVİLERİ İNANÇLARINI TANIMAYANLARIN KULU YAPAMAYACAKSINIZ”

    Celal Fırat konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Alevi toplumu ve örgütlerinin tanımadığı, düşkün kurum ilan ettikleri Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Kültür Bakanlığı talimatı ve YÖK’ün de aracılığıyla tüm üniversitelerden Alevilik adına çalışan öğrencilerin ve son üç yıldır Alevilik üzerine tezlerini tamamlayan akademisyenlerin, danışmanların bilgilerini istiyor, hazırlayacakları çalıştaya katılmalarının gerektiğini belirtiyor.
    Buradan soruyorum: Teze dahi yeni başlamış birinin telefonu, e-maili size niye lazım? Bu bilgi niçin kullanılacak, bu uygulama üniversitelerde Alevilik çalışanları fişleme ve hizaya sokma çalışması değilse nedir? Bu hakkı nereden, kimden almaktasınız?
    Buradan bir kez daha söylüyoruz: Ne yaparsanız yapın kendilerini, inançlarını tanımayanların kulu yapamayacaksınız!”

    PİRHA/ANKARA

  • Fırat’tan Bakan’a: Dini ağırlıklı konuların seçilmesinde velilerin ve öğrencilerin onayı alınmış mıdır?

    Fırat’tan Bakan’a: Dini ağırlıklı konuların seçilmesinde velilerin ve öğrencilerin onayı alınmış mıdır?

    PİRHA-DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, eğitimde yaşanan sorunlara karşı çözüm üretilmezken, dincileşme yolunda her geçen gün yeni bir uygulama başlatılmasına ilişkin Meclis Başkanlığı’na soru önergesi sundu. Fırat, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e cematlerle ve eğitim dışı hangi kurumlarla ne tür protokoller ve iş birlikleri yapılmıştır?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, eğitimde yaşanan sorunlara karşı çözüm üretilmezken, dinselleşme yolunda her geçen gün yeni bir uygulama başlatıldığını belirterek, konuyu Meclis gündemine taşıdı.

    Fırat, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e cevaplaması için soru önergesi sundu.

    “DİNİ ÖGELER EĞİTİM SÜRECİNE ADIM ADIM YERLEŞTİRİLMEYE ÇALIŞILMAKTADIR”

    Fırat, soru önergesinin gerekçesini şöyle açıkladı:

    “Diyanet İşleri Başkanlığının, ilkokul öğrencilerine yönelik yeni bir ‘değerler eğitim’ projesi başlatacağı, projenin, 10 Şubat’ta; aralarında İstanbul ve Ankara’nın da olduğu 10 pilot ilde uygulanacağı haberlere yansımıştır.

    Buna göre; ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin, her hafta sonu lise veya üniversite öğrencileri ile bir camide ya da bir Diyanet gençlik hizmet mekânında buluşturulacağı hedeflenmektedir. Din görevlilerinin ilkokul öğrencilerinin ödevlerine yardım edeceği, etkinliklerin, ‘öğle namazı buluşması’ ile sona ereceği, proje kapsamında çocuklarla cami bahçesinde günübirlik kamp programı düzenleneceği öngörülmektedir.

    Projede; lise ve üniversite öğrencisi Diyanet Gençlik Gönüllülerinin, ilkokul üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerine ‘rol model’ olacağı, onlara rehberlik edeceği, ayrıca, öğrencilerin cinsiyetlerine göre gruplara ayrılacağı belirtilmektedir.

    Projenin amaçları ve hedefleri; Adana, Afyonkarahisar, Bursa, Konya, Manisa, Samsun, Şırnak, Tekirdağ, İstanbul’un Ümraniye, Beykoz ve Sarıyer ile Ankara’nın Yenimahalle ve Keçiören ilçelerinde test edileceği açıklanmıştır. Proje doğrultusunda hazırlanan ‘Faaliyet Rehberi’ ne göre; etkinlikler 10 Şubat ile 10 Haziran arasındaki tüm hafta sonlarında yapılacaktır.

    Her haftanın; ‘Zamanımı verimli kullanıyorum’, ‘İnanıyorum mutluyum’, ‘İbadetlerimi öğreniyorum’, ‘Dinimin direği namaz’, ‘Berat kandili’, ‘İncitmeden yardımlaşıyorum’, ‘Ramazan ve Oruç’, ‘Mahremiyet bilinci’, ‘Teknolojiyi faydayı kullanıyorum’, ‘Çanakkale Zaferi ve önemi’, ‘Kuranla buluşuyorum’, ‘Kadir gecesi’, ‘Merhametli davranıyorum’, ‘Ramazan Bayramı’, ‘Sağlık ve Güvenlik’, ‘Peygamber ve çocuk’, ‘Trafik kurallarına uyuyorum’, ‘Peygamberimizin örnek davranışlarını öğreniyorum’, ‘Engeller engel değildir’, ‘Fetih ve fatih’, ‘Çocuk ve dua’, ‘Anne ve baba: Cennetin iki kapısı’ ve ‘Ailem ve ben’ başlıklı temalar kapsamında etkinlikler düzenlenecektir.

    Bu etkinliklerde sohbetler de yapılacağı, film ve kitapların kritik edileceği, ‘sanatsal, sportif faaliyetler’ yapılacağı, ‘kadim oyunlar’ oynanacağı, projeye dahil olan tüm çocuklar ve velilerin katılımıyla yerel şartlar dikkate alınarak, müftülüklerin uygun gördüğü vakitte, bir defa ‘camide buluşuyorum’ etkinliği yapılacağı, ayrıca farklı bir zaman diliminde ise programa katılan çocuklarla cami bahçesinde günü birlik kamp programı düzenleneceği öğrenilmiştir.

    MEB tarafından eğitim müfredatının dini değerler çerçevesinde biçimlendirilmesinden okullarda dini etkinlikler üzerinden somut uygulamalara kadar hemen her alanda dini ögeler eğitim sürecine adım adım yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu durum, son 22 yıl içinde, eğitim biliminin en temel ilkeleri ve öğrencilerin gelişim süreçleri yok sayılarak hayata geçirilen dinselleştirme adımları, öğrenciler ve veliler üzerinde yoğun psikolojik baskı oluşturmaktadır.

    “OKULLARDA DİNSELLEŞME KAYGI VERİCİ BOYUTA ULAŞMIŞTIR”

    Her türden dini inancı istismar ederek çocuklarımızı ve toplumu ‘tek din, tek mezhep’ anlayışı üzerinden ‘tek tip’ hale getirmeye çalışma girişimlerini kabul etmek mümkün değildir. Türkiye’de yaşanan yoğun dinselleşme, eğitim sürecinde dinsel sömürüye kaynaklık eden kimi pratik uygulama ve söylemlerin yaygınlaşması, son yıllarda eğitimin bütün kademelerinde yaşanan temel bir sorun olarak dikkat çekmektedir. MEB, Diyanet, dini vakıf ve derneklerin iş birliği ile okul içinde ve dışında öğrencilere yönelik olarak hayata geçirilen dini faaliyetler, eğitim sisteminin adeta belli bir inanç ve mezhebin kuralları ve uygulamaları ile kuşatılması anlamına gelmektedir.

    Türkiye’nin eğitim sistemi en temel bilimsel ilkelerden ve laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşırken, okullarda dinselleşme hızla artarak kaygı verici boyuta ulaşmıştır. Eğitim sisteminde ve genel olarak toplumsal yaşamda iktidarın kendi dünya görüşüne ve yaşam tarzına uygun nesiller yetiştirme yönündeki uygulamaları tüm topluma yönelik fiili bir baskı ve dayatma haline gelmiştir.

    ” LAİKLİĞE TEMELDEN AYKIRIDIR”

    Hiçbir toplum birbirinin aynı ve tamamen aynı düşünen, aynı inancı paylaşan, aynı ‘manevi değerleri’ benimsemiş insanlardan oluşmaz. Laiklik anlayışı gereği farklı, inanç, düşünce ve değerler karşısında tarafsız olması gereken bir devletin, sadece bir dinin ve mezhebin öğretilerini, sadece belli bir inancın benimsediği manevi değerleri öğrencilere ‘tek doğru’ olarak öğretmeye çalışması Aleviler gibi farklı inançtan öğrencilere yönelik ayrımcılık yapmak anlamına gelmektedir.

    ÇEDES projesi başta olmak üzere, öğrencilere yönelik olarak sadece belli bir inancın benimsemiş olduğu dini değerler üzerinden etkinlik düzenlemek hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırıdır.

    Türkiye’de yıllardır bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik her türlü uygulamadan derhal vazgeçilmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, dini vakıf ve derneklerin okullardaki faaliyetlerine son verilmelidir.

    Çocuklarımızın siyasi iktidarın kendi siyasal-ideolojik hedeflerine ulaşmak için hayata geçirdiği dini içerikli projelerin parçası haline getirilmesi kabul edilemez.”

    “ETKİNLİKLERDE DİNİ AĞIRLIKLI KONULARIN SEÇİLMESİNDE VELİLERİN VE ÖĞRENCİLERİN ONAYI ALINDI MI?”

    Milletvekili Celal Fırat, bu bağlamda; Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e şu soruları yöneltti:

    1- İlkokul öğrencilerine “değerler eğitimi” adı altında aralarında ‘camide namaz kıldırma’, ‘cami bahçesinde kamp’ gibi etkinliklerde bulunduğu dini ağırlıklı konuların seçilmesinde velilerin ve öğrencilerin onayı alınmış mıdır?

    2- İlkokul öğrencilerinin, değerler eğitimi adı altında farklı inançları yok sayan tek tip dinsel ağırlıklı etkinliklere katılması zorunlu mudur? Katılmak istemeyenlerin olması halinde ne tür bir uygulama yapılacaktır?

    3- Cematlerle ve eğitim dışı hangi kurumlarla ne tür protokoller ve iş birlikleri yapılmıştır?

    4- Eğitim alanına ilişkin bu tür faaliyetlere yönelik başta eğitim sendikaları olmak üzere gelen eleştiri ve şikayetlere karşı neler yapılmıştır?

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Özen’in yurt dışına çıkış yasağı kaldırıldı

    HDP’li Özen’in yurt dışına çıkış yasağı kaldırıldı

    PİRHA- 35 yıldır yaşadığı ve vatandaşı olduğu İsveç’e gitmek üzere İstanbul Havalimanı’na gittiğinde hakkında yurt dışı çıkış yasağı olduğunu öğrenen HDP Milletvekili Zeynel Özen, söz konusu yasağın kalktığını duyurdu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, 35 yıldır yaşadığı ve vatandaşı olduğu İsveç’e gitmek üzere İstanbul Havalimanı’na gittiğinde hakkında yurt dışı çıkış yasağı olduğunu öğrendi. İstanbul Havalimanında, Özen’e yurtdışı çıkış yasağı konulduğu tebliğ edildi ve uçuşu engellendi.

    Herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın uygulanan yasağı Meclis gündemine de taşıyan Özen, söz konusu yasağın kalktığını duyurdu.

    “İÇİŞLERİ BAKANLIĞI SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜMÜ ELİMDEN ALDI”

    ‘İçişleri Bakanlığı’nın keyfi yurtdışı yasağı kaldırıldı’ diyerek konuya ilişkin basın açıklaması yapan Özen, şunları dile getirdi:

    “25 Aralık 2022 Pazar günü İstanbul Havalimanından Kopenhag üzerinden 35 yıl yaşadığım İsveç’e aile ziyareti için gitmek üzereyken İçişleri Bakanlığı talimatıyla yurt dışına çıkamayacağım söylendi. Anayasa Mahkemesi’nin bu yıl Temmuz ayında açıklanan bir kararında İçişleri Bakanlığının tamamen keyfi olarak ve bir çeşit eziyet olarak kullandığı bu yetkiyi iptal etmesine rağmen bakanlık olmayan bir yetkiyle seyahat özgürlüğümü elimden aldı.

    “HERHANGİ BİR MAHKEME KARARI OLMAKSIZIN YASAK KONULMUŞ”

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Avrupa Birliği Uyum Komisyon Katip Üyesi ve Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu üyesi olarak görevlendirilen ve çalışma alanı yurt dışı olan bir milletvekiline, herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın uygulanan bu hukuksuz yasak, kamuoyundan gelen yoğun tepki ve aklıselim kişilerin duyarlılıkları üzerine bugün an itibariyle kaldırıldı. Bugün gecikmeli de olsa ailemi ziyaret etmek üzere İstanbul Havalimanı’ndan yola çıktım.

    “HAKLARINDA YASAK BULUNAN MİLYONLARCA KİŞİNİN SESİ OLACAĞIM”

    Ülkemizde bugün hala milyonlarca kişinin benzeri şekilde mahkeme kararları olmaksızın talimatlarla keyfi olarak seyahat özgürlüklerinin elinden alındığı ve medeni ölüme terk edildiklerinin farkındalığıyla, onların da sesi olmak için elimden geleni yapacağım. Bu süreçte başta özgür basın emekçileri olmak üzere sesimiz olan, desteklerini ileten ve yanımızda olduğunu hissettiren demokrasi ve insan haklarından yana tüm dostlara gönülden çok teşekkür ederim. Barış, demokrasi ve özgürlüklerin olduğu huzur içinde bir ülkede yaşamamız dileğiyle. Aşk ile…”

    PİRHA/ANKARA

  •  HDP’li Özen’den kanun teklifi; Maraş Katliamı utanç anıtı inşa edilsin

     HDP’li Özen’den kanun teklifi; Maraş Katliamı utanç anıtı inşa edilsin

    PİRHA-HDP Milletvekili Zeynel Özen, 1978 yılında Maraş’ta gerçekleşen katliamda yitirilen canların anısına “Maraş Katliamı Utanç Anıtı” yapılması ve katliamda hayatını kaybeden mağdur aileler için gerekli maddi ve manevi yardımın devlet tarafından sağlanması için kanun teklifi verdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, 1978 yılı 19-26 Aralık tarihleri arasında Maraş’ta gerçekleşen katliamda yitirilen canların anısına “Maraş Katliamı Utanç Anıtı” yapılması ve katliamda hayatını kaybeden mağdur aileler için gerekli maddi ve manevi yardımın devlet tarafından sağlanması için kanun teklifi verdi.

    “ARALIKSIZ DEVAM EDEN SALDIRILARDAN SONRA SIKIYÖNETİM İLAN EDİLDİ”
    Özen Meclis Başkanlığı’na sunduğu teklifte şu ifadelere yer verdi:

    “12 Eylül 1980 Askeri darbesinin oluşmasına müsait bir ortamın hazırlanması açısından, 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta gerçekleşenler 1980 öncesi yaşanan iç karışıklıkların şiddetli bir başlangıcını oluşturan katliamlar silsilesinin ilk durağıdır. Maraş il merkezinde 1978 yılının 19-26 Aralık tarihleri arasında 7 gün süren katliamda resmi rakamlara göre 111 kişi, katliamın tanıklarına göre ise resmi rakamlarda belirtilenlerin çok üstünde yurttaş hayatını kaybetmiştir. Alevilere ait yüzlerce ev ve işyeri yakılıp yağmalanmıştır. 26 Aralık’a kadar aralıksız devam eden saldırıların ardından 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmiştir.

    “DAVA SÜRECİNDE FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER YAŞANDI”

    1988’e kadar süren Maraş Katliamı sanıklarının yargılanması sonucunda, olaylara karışıp yargılanan 804 sanıktan 22 kişiye idam, 7 kişiye müebbet hapis, 321 kişiye ise 1 ila 24 yıl arasında hapis cezaları verilmiştir. Fakat idam ve müebbet cezalı sanıkları da içeren kararlar bir süre sonra Yargıtay tarafından bozulmuştur. Uzun süren davalar sürecinde sis perdelerini aralamaya yakın olan 3 müdahil avukatı katliamın şifrelerini çözmeye yaklaştıkça art arda faili meçhul cinayetlere kurban gider. Maraş Katliamı’nın müdahil avukatları; Ceyhun Can 10 Eylül 1979’da, Halil Sıtkı Güllüoğlu 3 Şubat 1980’de ve Ahmet Albay 3 Mayıs 1980’de öldürülürler.

    “HERKESİN YÜREĞİNDE DERİN YARALAR AÇILDI”

    Yargıtay’ın Maraş Katliamı sanıklarına verilen cezaları bozma kararının ardından gerçekleşen yeni yargılama sürecinde ise çoğu kişi beraat eder, geri kalanlara ise hafif cezalar verilir. 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu nedeniyle alınan hafif cezalar da ertelenir ve serbest bırakılırlar. Sonuç olarak içlerinde kundaktaki masum bebekler, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar dahil onlarca insanın yaşamını yitirdiği Maraş Katliamı’nın planlayıcılarından, tetikçilerinden ve katillerinden tek bir kişinin bile ceza almaması ve üstünün itinayla kapatılması, başta katledilen kişilerin yakınları olmak üzere vicdan sahibi herkesin yüreklerinde büyük bir yara açmıştır.

    “KATLİAMLA YÜZLEŞİLMESİ İÇİN ANITI İNŞA EDİLMEMELİDİR”

    Özellikle ırkçılık ve dincilik ekseninde gelişen toplumdaki tüm farklılıkları birbirine düşman eden nefret suçlarına gerekli yasal düzenlemelerin yapılması ve böyle olası katliamların yaşanmaması için hatırlanıp yüzleşilmesi şarttır. Bu anlamda katliamında yitirilen canların anısına Maraş il merkezinde “Maraş Katliamı Utanç Anıtı” adında bir anıt inşa edilmelidir. Böylece benzeri katliamların toplumun hafızasından silinmesi engellenmiş olacak; insanlığa karşı işlenen tüm suçlara karşı Devletin bütün organlarıyla karşı olduğu mesajı net bir şekilde verilebilecektir.

    “DEVLET KATLİAM MAĞDURLARININ MADDI MANEVİ ZARARINI KARŞILAMALIDIR”

    Ayrıca bu katliamın yakınlarını yitirenlerin uğradıkları maddi ve manevi zararın giderilmesi bir toplumsal ihtiyaç olarak kendini göstermektedir. Dolayısıyla Maraş Katliamında hayatını kaybeden yurttaşlarımızın ailelerine gerekli maddi desteğin verilmesi, çocuklarının eğitim ve sağlık masraflarının karşılanması devletin sorumluluğudur.
    Yukarıda belirtilen nedenlerle 1978 yılı 19-26 Aralık tarihleri arasında Kahramanmaraş’ta gerçekleşen katliamda hayatını yitiren yurttaşlarımızın ve toplumun mağduriyetinin giderilmesi amacıyla söz konusu kanun teklifi düzenlenmiştir.

    KANUN TEKLİFİNİN MADDELERİ

    MADDE 1 – Maraş katliamında yitirilenlerin anısına Kahramanmaraş il merkezinde “Maraş Katliamı Utanç Anıtı” adında bir anıt yapılacaktır.
    MADDE 2 – 1978 yılı 19-26 Aralık tarihleri arasında Kahramanmaraş’ta gerçekleşen katliamda hayatını kaybedenlerin ailelerinin 1. derece akrabalarının her türlü sosyal güvenlik ve sağlık harcaması T.C. Sağlık Bakanlığı, eğitim çağındaki çocuklarının yüksek öğrenim dahil tüm eğitim masrafları T.C. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından sağlanacaktır.
    MADDE 3 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
    MADDE 4 – Bu Kanunun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

    PİRHA-ANKARA

  • HDP’li Özen: Asgari ücretin 12.500 lira olmasını savunuyoruz-VİDEO

    HDP’li Özen: Asgari ücretin 12.500 lira olmasını savunuyoruz-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Zeynel Özen, Meclis Genel Kurulu’nda asgari ücretin belirlenmesine dair yaptığı konuşmada, “SGK verilerine göre Türkiye’de kayıtlı işçilerin yüzde 42’si asgari ücretle çalışmaktadır. Türkiye bu oranla Avrupa ülkeleri arasında açıkça zirvede, önde yer almaktadır. Biz, HDP olarak asgari ücretin en az 12.500 lira olmasını savunuyoruz” dedi.

    Asgari ücrete ilişkin görüşmelerin başlaması üzerine Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Meclis Genel Kurulu’nda söz alarak konuya ilişkin konuşma yaptı.

    Asgari ücretin insani yaşam koşulları gözetilerek belirlenmesi gerektiğini söyleyen Özen, Türkiye’de asgari ücretin 20 milyon emekçiyi ilgilendirdiğini kaydederek, HDP olarak asgari ücretin 12.500 TL olmasını önerdiklerini de belirtti.

    “ASGARİ ÜCRET TESPİTİNDE İNSANİ YAŞAM STANDARTLARI GÖZ ÖNÜNE ALINMALI”

    Zeynel Özen, Türkiye’nin kabul ettiği İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin asgari ücretle ilgili 23’üncü maddesinin, ‘Çalışan herkesin kendine ve ailesine insanlık onuruna yakışır bir yaşam sağlayan ve gerektiğinde her türlü sosyal koruma yolları ile de desteklenen adil ve elverişli bir ücret hakkı vardır’ ilkesini anımsattı.

    Özen konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Avrupa Birliği’ne aday ülke statüsünde olduğumuz Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu, geçtiğimiz aylarda asgari ücretin düzgün bir yaşam standardını sağlayacak düzeye çıkarılmasına yönelik bir yasayı kabul etmiştir. Türkiye olarak, 1932 yılından beri üyesi olduğumuz Uluslararası Çalışma Örgütünün asgari ücret tespitine ilişkin sözleşmesinin 3’üncü ‘Asgari ücretin tespitinde işçilerin ve ailelerin ihtiyaçları, ülkedeki genel ücret seviyesi, hayat pahalılığı, sosyal güvenlik yardımları ve diğer sosyal yaşam standartları dikkate alınmalıdır’ kararı bulunmaktadır. Dolayısıyla asgari ücret tespitinde insani yaşam standartlarını belirleyen uluslararası sözleşmeler doğrultusunda geçim koşulları ve alım gücü dikkate alınmalıdır.

    “ASGARİ ÜCRET 20 MİLYON EMEKÇİYİ İLGİLENDİRİYOR”

    Türkiye’de asgari ücret neredeyse çalışanların tamamını ilgilendiren bir konudur. Asgari ücretin 2023 yılı içinde ne kadar olacağı doğrudan veya dolaylı olarak birçok alanı etkiliyor; işsizlik ödeneğinden emekli maaşlarına, SGK primlerinden genel sağlık sigortası primine, evde bakım ücretlerine kadar birçok konu için sonuç doğuruyor. Bu nedenle sadece asgari ücretle çalışanları değil, çok fazla emekçiyi de ilgilendirmektedir. Milyonlarca emekçi asgari ücretin altında ya da asgari ücrete yakın bir ücretle çalışmaktadır. Asgari ücret, kayıt dışı çalışanlarla birlikte yaklaşık 20 milyon emekçinin ve onların ailelerinin yaşam koşullarını yakından ilgilendirmektedir. Tüm dünya ortalamasında asgari ücretle çalışanların genel çalışanlar içindeki oranına kıyasla Türkiye’de asgari ücretle çalışma oranı rekor düzeydedir. SGK verilerine göre Türkiye’de kayıtlı işçilerin yüzde 42’si asgari ücretle çalışmaktadır. Türkiye bu oranla Avrupa ülkeleri arasında açıkça zirvede, önde yer almaktadır.

    “HDP OLARAK ASGARİ ÜCRET 12.500 TL OLMALI DİYORUZ”

    Yaşanan ekonomik krizle Türkiye tarihinde açlık ve yoksulluk oranı ne yazık ki rekorlar kırmaktadır. Bunun en önemli göstergeleri olarak Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi tarafından yapılan araştırmaya göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırının ekim ayında 7.552 TL’ye, yoksulluk sınırının ise 26.123 TL’ye yükseldiğini tespit eden raporları gösterilebilir. Bir çalışanın tek kişilik yaşam maliyetiyse aylık 9.705 liradır arkadaşlar. Böylesi bir ortamda 5.500 TL asgari ücretle çalışan milyonlarca yurttaş açlık sınırının bile altında zor şartlarda ailelerini geçindirmek zorunda bırakılmıştır. Bu sorunların ortadan kaldırılması açısından asgari ücret düzeyi, geçim şartları veya alım gücü dikkate alınarak insan onuruna yaraşır bir düzeye getirilmeli, hayat pahalılığı ve yoksullaşmayla birlikte ortaya çıkan sorunlar giderilmelidir. Biz, Halkların Demokratik Partisi olarak asgari ücretin en az 12.500 lira olmasını savunuyoruz. Bu, aslında az bir ücrettir ama günün şartlarına göre en azından karınlarını doyurabilir insanlar.

    “ÇALIŞANLARIN EMEĞİNİN KARŞILIĞINI VERİN”

    İktidar hep şununla övünüyor, diyor ki; ‘Biz 26 milyon insana sosyal yardım yapıyoruz.’ Bu bir itiraftır. Siz 20 yıldır bu insanları açlığa mahkûm ettiniz, sosyal yardımlarla geçinen yani sadakayla yaşayan insanlar hâline dönüştürdünüz. Bu, Türkiye için bir utançtır, çalışanların emeğinin karşılığının verilmesi gerekir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kenanoğlu: Sansür Yasası’nın geçmesini muhalefete bağlayan yaklaşımlar doğru değil -VİDEO

    Kenanoğlu: Sansür Yasası’nın geçmesini muhalefete bağlayan yaklaşımlar doğru değil -VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’ten geçen Sansür Yasası’na muhalefetin yeterince tepki göstermediği noktasında yapılan eleştirilere cevap verdi. Kenanoğlu, “Cumhur İttifakı’nın milletvekili sayısının fazla olması nedeniyle Sansür Yasası Meclis’ten geçti. Bu yasanın geçmesinin sorumluluğunun muhalefete yüklenmiş olması doğru değil” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’ten geçen ve bugün itibariyle Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Sansür Yasası’na muhalefetin yeterince tepki göstermediği, gündeme taşımadığı noktasında yapılan eleştirilere cevap verdi.

    Muhalefet partileri olarak Meclis’teki görüşmeler sırasında eleştirilerini ve tepkilerini dile getirdiklerini kaydeden Kenanoğlu, Cumhur İttifakı’nın milletvekili sayısının fazla olması nedeniyle söz konusu yasanın kanunlaştığını belirtti.

    “SANSÜR YASASININ GEÇMESİNİ MUHALEFETE BAĞLAYAN YAKLAŞIMLAR DOĞRU DEĞİL”

    Sansür yasasının Meclis’ten geçtiğini ama hala tartışmalarının bitmediğini, bu tartışmaların bir yönünün de muhalefet açısından üzücü olduğunu söyleyen Kenanoğlu, şunları dile getirdi:

    “Sansür Yasası’nın geçmesini muhalefete bağlayan bir takım paylaşımlara denk geldik. Bu yönde yapılan haberler var. Bu duruma insanlar çok da tepkisel bir durum sergiliyor. Bu konuda biraz bilgi aktarmak gerekiyor. Cumhur ittifakının minimum 201 milletvekili bulundurması gerekiyor ki görüşmeler devam edebilsin. Biz muhalefet partileri olarak ya karar yeter sayısı istiyoruz ya da yoklama istiyoruz. Bunları istediğimiz zaman orada en az iktidar partisinin 201 milletvekili bulundurması gerekiyor. 201’i tamamlamadıkları takdirde Meclis o gün için kapanıyor. Muhalefet olarak neredeyse sansür yasasının her maddesinde karar yeter sayısı istedik ya da yoklama istedik.

    “MUHALEFET MİLLETVEKİLLERİ YETERLİ SAYIDA KATILIM GÖSTERDİ”

    Şöyle bir paylaşım da vardı; CHP’den 40 milletvekili, HDP’den 15 milletvekili, İyi Parti’den de 15 milletvekili katıldı şeklinde. AKP’nin de yaklaşık 70 milletvekili vardı ve bu yasa Meclis’ten böyle geçti denildi. Bu paylaşım kesinlikle doğru değil. Normalde iktidar partisinin 201 milletvekili olması gerekiyor ki sayı çok daha fazlaydı. Biz özellikle HDP olarak bunlara çok dikkat ediyoruz. CHP’nin 134, HDP’nin 56. İyi Parti’nin 37 milletvekilinin tamamı orada olsa bile toplam sayı 227 yapıyor. Buna genel başkanlar, eş genel başkanlar, bacağı kırılan Habib Eksik ya da Meclis’e hiç gelemeyen Deniz Baykal’da dahil. Muhalefet milletvekillerinin tamamının katılması halinde 227’i bulunabiliyor. AKP ve MHP’nin o anda Meclis’te bulunan sayısı 227’nin üzerindeydi.

    “SADECE MALİ KONULARDA ELEKTRONİK OYLAMA YAPILIYOR”

    Bir diğer eleştiri de oylama neden elektronik olmadı ve neden el kaldırma yöntemiyle oldu bittiye getirildi şeklindeydi. Elektronik oylama rakamsal, mali konulardaki maddeler için yapılıyor. Onun dışında elektronik oylama yapılmıyor. El kaldırma yöntemi uygulanıyor. Bu sansür yasasında mali bir yükümlülük yoktu. Bundan kaynaklı olarak da elektronik oylama yapılmadı. Bu konu çok can sıkıcı bir şekilde ilerledi. Bu yasanın geçmesinin sorumluluğu muhalefete yüklenmiş durumda. Bu şekilde bir tartışma yürütülüyor, doğru bilgiye sahip olup eleştirilerimizi öyle yapalım.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kenanoğlu: Devlet, AKP hükümeti eliyle Aleviliği kontrol altına almaya çalışıyor-VİDEO

    Kenanoğlu: Devlet, AKP hükümeti eliyle Aleviliği kontrol altına almaya çalışıyor-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, AKP hükümetinin son süreçte Alevilere yönelik izlediği politikaları değerlendirdi. Devletin hükümet eliyle Aleviliği kontrol altına almaya çalıştığını belirten Kenanoğlu, “Aleviliğin Avrupa’da tanınmasıyla birlikte devleti telaş aldı. Cumhuriyetin ilk yüzyılı tamamlanırken, Aleviliği artık kontrol altına alma vaktinin geldiği ve bunun da AKP’ye yaptırıldığının bir göstergesidir bunlar” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, AKP hükümetinin son süreçte Alevilere yönelik izlediği politikaları değerlendirdi.

    Hükümetin Alevi açılımının, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde oluşturulacak Alevilik Dairesi’nin Aleviler açısından bir kazanım mı yoksa kayıp mı olduğunu sorgulayan Kenanoğlu, devletin AKP hükümeti eliyle Aleviliği kontrol altına almaya çalıştığını belirtti.

    “BAKANLIĞA BAĞLANMAYAN CEMEVLERİ NE OLACAK?”

    Bugün AKP’nin Alevi açılımının sonu olduğunu, bu sondan kastının açılımın bitmiş olması değil, yeni başlıyor olduğunu ifade eden Kenanoğlu, “AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı şöyle bir açıklama yaptı ve dedi ki; ‘Alevilikle ilgili yeni bir sürece giriyoruz ve şu anda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda bir daire oluşturulması çalışması yürütülüyor. Bir daire oluşturulacak ve cemevleri buraya bağlanacak. Cemevinde hizmet yürütenler ve dedeler buradan görevlendirilecek ve maaşlarını buradan alacaklar.’ Diğer taraftan da cemevlerinin elektrik, su ve benzeri giderleri, özellikle mahkeme konusu olan bir takım durumlarda buraya bağlanarak buradan çözülecek. Peki bağlanmayanlar ne olacak? Bağlanmayanlar bu kapsamın dışında tutulacaklar ve buralardan herhangi bir yardım veya bu anlamda destek alamayacaklar” diye konuştu.

    “DEVLET DİNLERİ VE TOPLUMLARI KONTROL ALTINDA TUTMAK İSTİYOR”

    Birçok kesimin bu durumu AKP’nin seçimlere giderken Alevilerden oy alma kaygısı ile yapmış olduğu bir iş olarak gördüğünü aktaran Kenanoğlu, bu meselenin o kadar basit olmadığını, altında başka nedenler yattığını söyledi.

    Bu meselenin devletin AKP eliyle yaptığı son yüzyılın Alevilere en büyük kazığı olduğunu vurgulayan Kenanoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

    “Türkiye Cumhuriyeti devletinin şu andaki iktidardan bağımsız düşünürsek temelini oluşturduğu toplumda şunu hesaplamıştır: Dinleri kontrol altında tutmak, toplumu kontrol altında tutmak, zapturapt altına almak ve kontrollü bir toplum oluşturmak hedefi gütmüştür. O nedenle makbul vatandaşlık tanımı yapmıştır. Sünni olacak, Türk olacak. Makbul vatandaş budur. Türkiye Cumhuriyeti devleti açısından kuruluş kodları böyle çalışıyor. Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan Sünni toplumu 1924 yılında Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla birlikte esasında zapturapt altına almış, Sünniliği bir biçimi ile Müslümanlığı kontrol altına almış ve akabinde 1925 yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nu çıkartarak tarikatların, cemaatlerin, tekkelerin, dergahların yasaklanmasını getirmiştir. Bu esasında Aleviliği bir biçimde yasaklayan bir kanun olmuş. Bize şöyle diyorlar ya bütün tekkeler, bütün tarikatlar kapatıldı ama Aleviliğe de tarikat gözüyle bakıldığı için Alevilik yasaklanmıştır tamamen.”

    “AVRUPA’DA ALEVİĞİN TANINDIĞINI GÖREN TÜRKİYE DEVLETİNİ TELAŞ ALDI”

    Devletin Aleviliği hala bir tarikat olarak gördüğüne dikkat çeken Kenanoğlu, “Gelinen noktada özellikle Alevi kurumlarının, Alevi toplumunun demokratik mücadelesi ve Avrupa’da elde edilen çeşitli kazanımlar bağımsız müstakil bir inanç olarak Aleviliğin tanınmasını sağladı. Avrupa ülkeleri tarafından kabul edilmesi, oradaki Alevilerin beyanlarının esasıyla kabul edilmesi ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ni telaş aldı. Türkiye Cumhuriyeti devleti bütün olarak Aleviliğin artık yok sayılamayacağını artık görmezlikten gelinemeyeceğini düşünerek uzun süredir üzerinde bir çalışma yürütüyor. Aslında Alevi çalıştayları da bu amaca hizmet ettiler. Alevi toplumunun hakikatini olduğu gibi kabul eden değil, Aleviliği nasıl kontrol altına alırız çalışmalarıydı” dedi.

    “ALEVİLİK KONTROL ALTINA ALINMAYA ÇALIŞILIYOR”

    HDP İstanbul Milletvekili Kenanoğlu, AKP’nin Alevilere yaklaşımının bir seçim çalışması olmadığını belirterek, “AKP’nin Alevilerden alacağı oy da yok zaten. AKP’nin derdi şu anda ya da devletin AKP’ye yaptırmak istediği Alevilerin oylarının nereye gider meselesi de değil. Bu yüzyıl tamamlanırken, 2023 yılında Cumhuriyetin ilk yüzyılı tamamlanırken Aleviliği artık kontrol altına alma vaktinin geldiği ve bunun da AKP’ye yaptırıldığının bir göstergesi, sonucudur bu.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kenanoğlu, Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren 40 vakayı yeniden Meclis’e taşıdı

    Kenanoğlu, Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren 40 vakayı yeniden Meclis’e taşıdı

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, 2012 ve 2022 yılları arasında kamuoyuna yansıyan Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren 40 vakayı Meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği önergede, konuya ilişkin verdikleri önergelerin yanıtsız bırakıldığını vurguladı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, 2012 ve 2022 yılları arasında kamuoyuna yansıyan Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren 40 vakayı Meclis gündemine taşıdı.

    Alevilere yönelik nefret suçlarının hız kesmeden devam etmesinin nedeninin kamu otoritelerinin etkin şekilde hareket etmemesi olduğunu söyleyen Kenanoğlu, İçişleri Bakanlığı‘na verdiği soru önergesinde 2012 ve 2022 yılları arasında kamuoyuna yansıyan Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren 40 vaka yaşandığına dikkat çekti.

    “OLAYLAR ETKİN SORUŞTURULMUYOR, KAMUOYU YETERİNCE BİLGİLENDİRİLMİYOR”

    Alevi toplumuna yönelik nefret söylemi, tehditler ve evlerinin işaretlenmesi gibi vakaların artarak devam ettiğini belirten Kenanoğlu, “Bu vakaların hız kesmemesinin nedenlerinden biri de kamu otoritesinin etkin bir şekilde harekete geçmemesinden kaynaklanmaktadır. Bugün itibariyle 2012 yılından bu tarafa, farklı tarih ve bölgelerde son Ankara saldırıları ile birlikte toplam kırk (40) vaka gerçekleşmiştir. Alevilerin evlerine çarpı (X) işareti konulması ve tehdit içeren yazılar yazılması, Alevi toplumuna karşı nefret suçuna girmektedir. Bu nefret suçunu işleyenlerin üzerine ciddiyetle gidilmediği, faillerine ulaşılmadığı ve kamuoyuna bu konularda yeterli bilgi verilmediği bilinen bir gerçekliktir. Bu durum Alevilere düşmanlık besleyenlere cesaret vermekte ve sonraki vakaların rahatlıkla yaşanmasına sebep olmaktadır” dedi.

    “KAMUOYU AYDINLATILMADIĞI GİBİ SORU ÖNERGELERİMİZE DE CEVAP VERİLMİYOR”

    Kenanoğlu’nun Meclis’e sunduğu soru önergesinde şu ifadelere yer verildi:

    “En kısa zamanda güçlü bir irade ortaya konulmazsa, Sivas, Maraş, Çorum gibi Alevi katliamlarının acısını ve öfkesini üzerinden atamamış Alevi toplumunun, benzer trajedileri bir daha yaşama riski taşımaktadır.

    Alevilere ait evlerin işaretlenmesi ile ilgili olarak;

    2012 yılında, Adıyaman, İzmir, Gaziantep, Erzincan, Aydın, Balıkesir, Mersin, İstanbul illerinde,

    2013 yılında, İstanbul, Ankara, Adıyaman, Malatya illerinde,

    2014 yılında, İstanbul ilinde,

    2015 yılında, Adıyaman, İzmir, İzmit, Elâzığ, İstanbul, Ankara illerinde,

    2016 yılında, Adıyaman, Ankara illerinde,

    2017 yılında, Adana, Malatya, İstanbul, Manisa illerinde,

    2019 yılında, Ankara, İzmir ilerinde,

    2020 yılında, Malatya, İstanbul illerinde,

    2021 yılında, Yalova, Mersin illerinde,

    2022 yılında, Ankara ilinde,

    Muhtelif tarihlerde, evler, kapılar, duvarlar, sokak başları, araçlar, apartmanlar, dernekler gibi onlarca ev veya mekâna işaretleme, hakaret gibi tehditler yazıldığı kamuoyuna yansıyan haberlerden bilinmektedir.

    Ancak, bugüne kadar haberlere yansıyan bu kırk (40) vaka ile ilgili kamuoyuna aydınlatıcı bir bilgi aktarılmadığı gibi, bunlarla ilgili olarak Bakanlığınıza yönlendirilen bütün soru önergelerimize de yanıt verilmemiştir.

    “KAMUOYUNA YANSIYAN 40 VAKA İLE İLGİLİ NE TÜR İŞLEMLER YAPILMIŞTIR?”

    Bu bağlamda;

    -Yukarıda belirtilen olaylarda, kamuoyuna yansıyan bilgilerin yer aldığı kırk (40) vaka ile ilgili ne tür bir işlem yapılmıştır, faili tespit edilenler hangi vakalardır?

    -Bu (40) vakadan faili tespit edilenlere nasıl bir işlem yapılmıştır?

    -Bütün bu sorularımız neden cevapsız bırakılmaktadır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Alevi köyü Kamışçık’a planlanan mermer ocağıyla ilgili soru önergesine yanıt geldi

    Alevi köyü Kamışçık’a planlanan mermer ocağıyla ilgili soru önergesine yanıt geldi

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu‘nun, Türkmen Alevi köyü Kamışçık’a yapılmak istenen mermer ocağıyla ilgili verdiği soru önergesine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘ndan yanıt geldi. Bakanlık yanıtında, “Söz konusu sahanın bir kısmı için ÇED raporu istendi. Ulukavak ve Ulukavak Ziyaretgahı da mücavir alan dışında kalıyor” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Türkmen Alevi köyü Kamışçık’a yapılmak istenen mermer ocağını Meclis gündemine taşımıştı. Kenanoğlu, Enerji Bakanlığı ve Çevre Bakanlığı‘na verdiği soru önergesinde köylülerin yoğun itirazlarına rağmen yapılmak istenen mermer ocağının Ulukavak Ziyaretgahı’nı ve Ulukavak su kaynağını tehdit ettiğini belirtmişti.

    Kenanoğlu verdiği önergede, “‘ÇED gerekli değildir’ kararını çıkarabilmek amacıyla 100 hektarlık proje alanının 93,84 hektar olarak gösterilip, bu alanın yalnızca 24,66 hektarlık kısmı için ÇED alanı değerlendirmesi yapıldığı iddiaları doğru mudur? Doğruysa bu usulsüzlüğün altına imza atan kişiler ve/veya kurumlar hakkında bakanlığınızca bir işlem yapılacak mıdır?” diye sormuştu.

    Kenanoğlu‘nun, verdiği soru önergesine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘ndan yanıt geldi.

    “ÇED BAŞVURUSU SAHANIN TAMAMI İÇİN YAPILMADI”

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘ndan gelen yanıtta, söz konusu sahanın Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından gerçekleştirilen ihale kapsamında 93,84 hektar olarak düzenlendiği belirtilerek, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusunun sahanın tamamı için yapılmadığı aktarıldı.

    Yaşanan soruna dair Kenanoğlu’nun Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na verdiği soru önergesine 27 Haziran 2022 tarihinde gelen yanıtta ise, Yozgat Mermer Granit Nakliye Madencilik İnşaat Taahhüt İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından işletilecek alanın 25 hektardan az 24,66 hektar olarak belirlendiği için Tokat ve Yozgat valiliklerince ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verildiği söylenmişti.

    “ULUKAVAK VE ULUKAVAK ZİYARETGAHI MÜCAVİR ALAN DIŞINDA KALMAKTADIR”

    Yanıtta söz konusu sahanın MAPEG tarafından gerçekleştirilen ihale kapsamında 93,84 hektar olarak düzenlendiği ve ÇED başvurusunun sahanın tamamı için değil sadece pasa, stok ve şantiye alanı gibi fiili olarak çalışmaların yürütüleceği alanlar için yapıldığı ifade ediliyor.

    Enerji Bakanlığı tarafından Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nce anıt ağaç statüsü verilen ‘Ulukavak’ın ve ‘Ulukavak Ziyaretgahı’nın mücavir alan dışında kaldığı ve herhangi bir ruhsat sahası içinde yer almadığı da yanıtta aktarılıyor.

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Kenanoğlu, Sivas’ta ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyasını anlattı

    HDP’li Kenanoğlu, Sivas’ta ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyasını anlattı

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyası kapsamında Sivas’ın Divriği ilçesinde çeşitli ziyaretlerde bulundu. Kenanoğlu, yurttaşların sorunlarını dinleyerek ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyası hakkında bilgi verdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Halklar ve İnançlar Komisyonu Alevi Masası, ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyası kapsamında  ziyaretler gerçekleştirmeye devam ediyor.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Sivas’ın Divriği ilçesinde yaptığı ziyaretlerde ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyasını anlattı. Kenanoğlu, yurttaşlarla sohbet ederek sorunlarını dinledi.

    İlk olarak Sivas’taki Divriği Cemevi’ne giden Kenanoğlu, ardından Divriği Kültür Derneği’ni, Divriği Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi’ni ve Divriği Belediye Başkanı Hakan Gök’ü ziyaret etti. Yaptıkları ziyaretleri sosyal medya hesabından paylaşan Kenanoğlu, “Memleketimizin dört bir tarafından gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerle yurttaşlarımızla bir araya gelmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Kenanoğlu, Arguvan’da ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyasını anlattı

    HDP’li Kenanoğlu, Arguvan’da ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyasını anlattı

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu ve beraberindeki HDP Malatya Arguvan ilçe örgütü, ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyası kapsamında Malatya Arguvan’da çeşitli ziyaretlerde bulundu. Kenanoğlu ayrıca 15. Uluslararası Arguvan Türkü Festivali’ne katıldı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Halklar ve İnançlar Komisyonu Alevi Masası, ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyası kapsamında Malatya Arguvan’da çeşitli ziyaretlerde bulundu.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ve beraberindeki HDP Malatya Arguvan ilçe örgütü, gerçekleştirdikleri ziyaretlerde halkla ve esnafla sohbetler ederek, sorunlarını dinledi.

    Ziyaretler sonrasında HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Alevi Masası olarak 15. Uluslararası Arguvan Türkü Festivali’ne de katılan Kenanoğlu ve HDP heyeti, festivalin yapıldığı alanda stant açarak, ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyasını anlattı.

    23-24 Temmuz’da Malatya il örgütü ve Arguvan ilçe örgütü ile birlikte 15. Uluslararası Arguvan Türkü Festivali’ne katıldıklarını sosyal medya hesabından paylaşan Kenanoğlu, “Festival süresince türkü diyarı Arguvan’da çeşitli ziyaretler gerçekleştirerek yurttaşlarımızla bir araya geldik” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/MALATYA

  • Kenanoğlu, ‘Alevilere eşit yurttaşlık kampanyası’ kapsamında Çorum’daydı

    Kenanoğlu, ‘Alevilere eşit yurttaşlık kampanyası’ kapsamında Çorum’daydı

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, ‘Alevilere eşit yurttaşlık kampanyası’ kapsamında Çorum’da ziyaretler gerçekleştirdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, ‘Alevilere eşit yurttaşlık kampanyası’ kapsamında Çorum’da ziyaretler gerçekleştirdi.

    Kenanoğlu, HDP Karadeniz Bölge Eş Sözcüsü ve Parti Meclisi Üyesi Nuray Bedirkurum, HDP Çorum İl Eş Başkanı Şeref Karataş ve HDP Çorum il örgütünden yöneticilerle birlikte gerçekleştirdiği ziyaretlerde HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu-Alevi Masası öncülüğünde yürütülen eşit yurttaşlık hakkı kampanyasını anlattı.

    Kenanoğlu, yurttaşlarla yaptığı görüşmelerde güncel gelişmelere, seçim sürecine ve yerel sorunlara dair de değerlendirmelerde bulundu.

    Kenanoğlu ve HDP’li heyet, Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Büyükkeşlik/Nesimi Keşlik Köyü’ndeki Büyük Nesimi Dede Cemevi başta olmak üzere Acıpınar, Kazıklıkaya, Palabıyık, Soğucak, Mazıbaşı, Büyükdivan, Mislerocağı, Düdüklü (Berkaroğlu), Eşençay, Seydimçakallı, Fındıklı köy lokallerine ziyaretler gerçekleştirdi.

    Çorum Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleriyle kahvaltıda buluşan Kenanoğlu ve beraberindeki heyet, Türkmen Köyü Derneği’nde, Çorum Emekliler Kahvesi’nde ve çeşitli işçi kahvelerinde de halkla buluştu.

    PİRHA/ÇORUM

  • Kenanoğlu: Fetihtepe ve Çekmeköy’de yaşananlar kentsel değil, rantsal dönüşüm! -VİDEO

    Kenanoğlu: Fetihtepe ve Çekmeköy’de yaşananlar kentsel değil, rantsal dönüşüm! -VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, İstanbul Fetihtepe ve Çekmeköy’de yaşanan sorunları Meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu Genel Kurul konuşmasında, “Kentsel değil rantsal bir dönüşüm yapılmak isteniyor. Bölgede yaşayan vatandaşların elektriği, suyu, gazı kesilmiş. Ölümlere sebep olacak vakalar da söz konusu. Halkın onayladığı bir çözüm getirilmeli” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, İstanbul Fetihtepe ve Çekmeköy’de yaşanan sorunlara dair Meclis Genel Kurulu’nda konuştu.

    İstanbul Fetihtepe’de 16 kez iptal edilen bir kentsel dönüşüm projesinin Beyoğlu Belediyesi tarafından yeniden uygulanmak istendiğini belirten Kenanoğlu, Çekmeköy’de ise deprem toplanma alanı olan bir parkın ranta açıldığını ifade etti.

    “OKMEYDANI’NDA ZORAKİ BİR KENTSEL DÖNÜŞÜM SÖZ KONUSU”

    Okmeydanı’nda ciddi bir dramın söz konusu olduğunu dile getiren Kenanoğlu, “Hakikaten hiçbir şekilde hakkın, hukukun tanınmadığı, 16 defa iptal edilen, reddedilen bir karar var ve buna rağmen de ısrarla orada bir kentsel dönüşüm yapmak isteyen Belediye Başkanı var. Kentsel dönüşümün nasıl olması gerektiği üzerine birçok brifing yapıldı, birçok sunum yapıldı. Bu işin toplumun, orada yaşayan halkın rızası olmazsa eğer nasıl sorunlara yol açacağı konusunda birçok belge, bilgi ve sunum toplandı. Bu Meclis’in arşivlerinde de, kayıtlarında da var. Şimdi bakıyorsunuz, Okmeydanı’nda insanların kabul etmediği şekilde, zoraki bir kentsel dönüşüm söz konusu. Tabii, mahalle halkı da diyor ki: ‘Bu kentsel dönüşüm falan değil, bu rantsal dönüşüm.’ Yani belirli müteahhitlerin burada koruyup kollandığı bir sistem var. Dolayısıyla da biz evlerimizi vermek istemiyoruz” diye konuştu.

    “GECEKONDU BÖLGELERİ BÜYÜK RANT MERKEZLERİ HALİNE GELDİ”

    ‘Niye Okmeydanı bölgesi?’ diye soran Kenanoğlu sözlerine şöyle devam etti:

    “Şu anda kentin tam orta göbeğinde kalmış ve orada geçmişten gelip gecekondularda oturan insanlar var. Aynı Küçük Armutlu’da olduğu gibi, şehrin diğer göbeğinde kalan başka gecekondu bölgelerinde olduğu gibi. Yani buralar şöyle görülüyor; buralarda büyük rant alanları oluştu, bunlar çeksin gitsin başka yere, biz buralarda büyük rant merkezleri oluşturacak yapılar, binalar oluşturalım şeklinde bir bakış açısı da var. Küçük Armutlu’daki bakış açısı da bunun üzerine kurulu.”

    “BÖLGEDEKİ VATANDAŞLARIN ELEKTRİĞİ, SUYU, GAZI KESİLMİŞ DURUMDA”

    Bölgede yaşayan insanların elektriklerinin, sularının kesildiğini anımsatan Kenanoğlu, konuşmasının devamında, “Biraz önce baktım Belediye Başkanı bu konuda ne diyor diye. Belediye Başkan şöyle diyor: ‘Marjinal grupların söylemi.’
    Başka bir şey değil yani, marjinal gruplar söylemi üzerine kurulu bir ideolojik yaklaşımdan bahsediyorum. İzliyorsunuzdur iki gündür. Biz oradaki yaşananları izliyoruz, vatandaşların evlerinin içerisinden yansıyan görüntüler var. Ya, kimin ne dediği, kimin ne olduğu belli. Biraz önce, bu konuşmadan önce oradaki tanıdığım bir dernek başkanını aradım dedi ki: ‘Buradaki bu mahallede, şu anda bu mağduriyeti yaşayanların büyük çoğunluğu da AKP’ye oy verenler.’ Hani böyle işine gelmediği zaman marjinal ilan ediliyor ya kolaylıkla, öyle değil. ‘Şu anda o mağduriyeti yaşayanların büyük çoğunluğu da AKP’ye oy veren mahalleliler’ dedi. Hakikaten insanların hastaları var, mağdur olmuş insanlar var, engelli insanlar var ve onların orada elektriği, suyu, gazı kesilerek orada başka bir işkenceye maruz bırakılıyorlar. Ölümlere sebep olacak vakalar da söz konusu” dedi.

    “DEPREM TOPLANMA MERKEZİ İMARA AÇILMIŞ”

    Fetihtepe’nin ardından Çekmeköy’deki dönüşüme ilişkin konuşan Kenanoğlu, şunları aktardı:

    “Burada deprem için toplanma alanına ve oradaki bir parka yapılaşma izni veriliyor ve bununla ilgili sıkıntılar var. Şimdi, burada biz Deprem Araştırma Komisyonu’ndayken şuna tanık olduk. Denildi ki özellikle bazı ilçeler için bir depremde toplanma merkezi sadece mezarlıklar, bak, sadece mezarlıklar… Yani sağ çıksanız da depremden sonra mezarlığa gideceksiniz, öldüyseniz de mezarlığa gideceksiniz, mezarlıktan başka gideceğiniz yer yok İstanbul’da şu anda. Şimdi, bütün bunlar niye yok? İşte, bu tür park alanları imara açılıp yapılaşmaya açıldığı için. Çekmeköy’deki vatandaşın isyanı da buna yönelik. İşte, sizin bildiğiniz o müteahhitlerden birinin imar planı yapılırken ona ayrılması gereken park alanı ayrılmamış, ona başka yerden verilmiş, gelmiş orada halkın ortak park alanına ve toplanma alanına göz dikmiş ve orası imara açılmış, orayla ilgili sıkıntılar var. Sonuçta biz İstanbul milletvekiliyiz ve İstanbul’daki yaşanan sorunları, sıkıntıları ve Türkiye’nin birçok bölgesinde, farklı bölgelerinde yaşanan sorun ve sıkıntıları burada dile getireceğiz. Bunların çözülmesi konusunda da elimizden geleni yapacağız. Sizden de talebimiz, her ne kadar kulağınızı da kapatsanız, gözünüzü de kapatsanız biz bu sorunları buradan bunun için dile getiriyoruz. Çünkü orada insanlar mağdur ve sıkıntı yaşıyorlar ve bunların çözülmesini istiyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • HDP’li Özen, böbrek nakli bekleyen diyaliz hastalarına ilişkin önerge verdi

    HDP’li Özen, böbrek nakli bekleyen diyaliz hastalarına ilişkin önerge verdi

    PİRHA- HDP Milletvekili Zeynel Özen, böbrek nakli bekleyen diyaliz hastalarına ilişkin Meclis’e araştırma önergesi vererek, “Türkiye, böbrek nakilleri konusunda Avrupa ülkeleri arasında son sırada yer almaktadır. Gerekli toplumsal farkındalığın ve hassasiyetin sağlanması için yapılması gerekenlerin araştırılması elzemdir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, böbrek nakli bekleyen diyaliz hastalarına ilişkin Meclis’e araştırma önergesi verdi.

    Özen, Meclis’e sunduğu araştırma önergesinde ülke genelinde diyaliz hastalarının sayısının 70 bine ulaştığını belirterek ve Türkiye’nin böbrek nakilleri konusunda Avrupa ülkeleri arasında son sırada yer aldığını ifade etti.

    İstatistiki verilerin de yer aldığı önergede Özen, Meclis’te konuya ilişkin Araştırma Komisyonu kurulmasını da istedi.

    “TÜRKİYE, BÖBREK NAKİLLERİ KONUSUNDA AVRUPA ÜLKELERİ ARASINDA SON SIRADA”

    Özen, Meclis’e sunduğu önergede şu ifadelere yer verdi:

    “Böbrek nakli bekleyen diyaliz hastalarının hayati önemdeki donör bağışı eksikliğinden kaynaklı yaşadıkları sorunlara dair gerekli toplumsal farkındalığın ve duyarlılığın sağlanması için yapılması gerekenlerin araştırılması amacıyla Anayasamızın 98. ve TBMM İç Tüzüğünün 104. ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ederiz.

    GEREKÇE

    Türk Böbrek Vakfı (TBV) verilerine göre Türkiye genelinde diyaliz hastalarının sayısı 70.000’e yaklaşmıştır. Buna göre diğer organlar için nakil bekleyen hasta sayısı, böbrek nakli bekleyenlerin %10’u oranında gerçekleşmektedir. Türkiye, böbrek nakilleri konusunda Avrupa ülkeleri arasında son sırada yer almaktadır. Ülkemizde diyaliz hastası sayısı her yıl ortalama %12 düzeyinde artış göstermekteyken, böbrek nakli yapılan hasta sayısı 2500 civarında kalmaktadır.

    Ülkelere göre organ bağışlayıcısı olan donör ortalamalarının milyon nüfus başına yüzdelik oranları şu şekildedir;

    İspanya %34,6

    İtalya %21,1

    Fransa %20,9

    ABD %20,0

    Almanya %13,8

    İngiltere %12,3

    Yunanistan  %6,2

    Türkiye %2,2

    “HER YIL BİNLERCE BÖBREK HASTASI HAYATINI KAYBETMEKTEDİR”

    18 yaşını doldurmuş, akli dengesi yerinde olan ve sistemik bir hastalığı olmayan herkes organ bağışında bulunabilmektedir. Devlet hastaneleri, sağlık müdürlükleri, organ nakli yapan merkezler, konu ile ilgili çalışma yürüten derneklerin tümü organ bağışı kabul edebilmektedirler. Fakat bu anlamda yeterli duyarlılık sağlanamadığı için her yıl binlerce böbrek hastası hayatını kaybetmektedir.

    Bu anlamda ülkemizde devletin halkı organ bağışı konusunda yeterince bilinçlendirmemesi ve teşvik edici çalışmalarda bulunmaması da donör bağışındaki sıkıntıların en önemli nedenlerinden birisidir.  Böbrek nakli bekleyen hastaların donör bağışı eksikliğinden kaynaklı yaşamsal sorunlarına dair gerekli toplumsal farkındalığın ve hassasiyetin sağlanması için yapılması gerekenlerin araştırılması elzemdir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kenanoğlu’ndan, Meclis’e ticarethane statüsünden elektrik faturası kesilmesi ile ilgili soru önergesi

    Kenanoğlu’ndan, Meclis’e ticarethane statüsünden elektrik faturası kesilmesi ile ilgili soru önergesi

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’e ticarethane statüsünden elektrik faturası kesilmesine ilişkin soru önergesi vererek, “Kamu kurumları ticarethane statüsünde sayılarak elektrik dağıtım şirketlerine imtiyaz mı sağlanıyor?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’e ticarethane statüsünden elektrik faturası kesilmesine ilişkin soru önergesi verdi.

    Kenanoğlu, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde 2022 yılında TBMM’nin elektrik ihalesini alan Aycan Elektrik’e yılın ilk iki ayında 7,6 milyon TL elektrik faturası bedeli ödendiğine dikkat çekti. Kenanoğlu önergesinde, ‘TBMM ve cezaevleri, hastaneler, okullar ve muhtarlıklar gibi kamu kurumlarının ticarethane statüsünde sayılması nedeniyle özel elektrik dağıtım şirketlerine imtiyaz mı sağlanmaktadır?’ diye sordu.

    “2022 YILI İHALESİNİ ALAN AYCAN ELEKTRİK’E 2 AYLIK DÖNEMDE 7 MİLYON 674 BİN TL ÖDENMİŞ”

    Kenanoğlu, Meclis’e sunduğu soru önergesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) elektrik faturası tarifesinin ticarethane statüsü üzerinden ve yüksek kademeden belirlendiği öğrenilmiştir. Son iki yıldır TBMM’nin elektrik ihalesini alan Cengiz Elektrik’e 2020 yılı için 13 milyon 818 bin, 2021 yılı için ise 17 milyon 657 bin olmak üzere toplam 31 milyonu aşan elektrik faturası bedeli ödenmiştir.

    2022 yılı ihalesini alan Aycan Elektrik’in 2 aylık döneminde ise elektrik faturası toplamının 7 milyon 674 bin olduğu anlaşılmaktadır. Ortalama bir hesapla 2022 yılı için ödenecek elektrik faturası toplamının 46 milyonu aşacağı öngörülmektedir.

    “DAHA ÖNCE CEMEVLERİ TİCARETHANE STATÜSÜNDE SAYILMIŞ TEPKİLER ÜZERİNE GERİ ADIM ATILMIŞTI”

    Daha önce cemevlerinin ticarethane statüsünde sayılması uygulamasından tepkiler üzerine geri adım atılırken, TBMM, cezaevleri, hastaneler, okullar ve muhtarlıklar gibi devlet kurumlarının da ticarethane statüsünden sayılarak yüksek kademeden elektrik faturası kesilmesi, elektrik dağıtım şirketlerine devletin bütçesinden haksız ödeme yapıldığını akıllara getirmektedir.

    “ÖZEL ELEKTRİK DAĞITIM ŞİRKETLERİNE İMTİYAZ MI SAĞLANMAKTADIR?”

    Bu bağlamda;

    -TBMM ticarethane midir? Ticarethane statüsünde sayılarak yüksek elektrik faturalarına muhatap olan TBMM hangi ticari faaliyeti yürütmektedir? Eğer TBMM bir ticarethane ise yıllık kar ve zarar rakamları nedir?

    -TBMM, cezaevleri, hastaneler, okullar ve muhtarlıklar gibi kamu kurumları neden ticarethane statüsünde sayılarak yüksek elektrik faturalarına muhatap olmaktadır?

    -TBMM ve cezaevleri, hastaneler, okullar ve muhtarlıklar gibi kamu kurumlarının ticarethane statüsünde sayılması nedeniyle özel elektrik dağıtım şirketlerine imtiyaz mı sağlanmaktadır?

    -TBMM, cezaevleri, hastaneler, okullar ve muhtarlıklar gibi kar amacı gütmeyen kamu kurumlarının ticarethane statüsünden çıkarılması için bir çalışma yapılacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Özen, eşit yurttaşlık hakkı ve cemevlerine ibadethane statüsüyle ilgili araştırma önergesi verdi

    Özen, eşit yurttaşlık hakkı ve cemevlerine ibadethane statüsüyle ilgili araştırma önergesi verdi

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Anayasal hükümlere rağmen halen temel eşit yurttaşlık haklarının sağlanmaması ve cemevlerine ibadethane statüsünün tanınmamasının nedenlerinin ve uygulamadaki çözüm yollarının araştırılması için Meclis’e araştırma önergesi verdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Birleşmiş Milletler (BM) taahhütleri, BM Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, ülkemizi de bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları (AİHM) ve Anayasal hükümlere rağmen halen temel eşit yurttaşlık haklarının sağlanmaması ve cemevlerine ibadethane statüsünün tanınmamasının nedenlerinin ve uygulamadaki çözüm yollarının araştırılması için Meclis’e araştırma önergesi verdi.

    Özen, verdiği önergede, Alevi inancı ve ibadethaneleri olan cemevlerinin yıllardır yok sayıldığını belirterek, Alevi yurttaşların maruz kaldığı mağduriyetlerin giderilmesi, idarenin uygulamalarından doğan sorunların önüne geçilmesi ve cemevlerinin halen yasal statüye kavuşturulmasının nedenlerinin ve uygulamadaki çözüm yollarının araştırılmasını istedi.

    “ANAYASAYA GÖRE CEMEVLERİNE DE İBADETHANE STATÜSÜ VERİLMELİDİR”

    Özen’in Meclis’e sunduğu önergede şu ifadeler yer aldı:

    “Anadolu, Balkanlar ve Mezopotamya coğrafyasının dolayısıyla da bu toprakların kadim inançlarından birisi olan hak ve hakikat yolundaki Alevi inancı ve ibadethaneleri olan cemevleri yıllardır yok sayılmaktadır. Hatta Alevi inancına mensup yurttaşların vergileri dahi Diyanet İşleri Başkanlığı nezdinde farklı inanca aktarılmaktadır.

    Devletin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliğini tanımlayan Anayasa’nın 2’nci maddesi, herkesin vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyeti ile ibadet, dini ayin ve törenlerin serbest olduğunu belirten Anayasa’nın 24’üncü maddesi ile herkesin din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeden kanun önünde eşitliğini tanımlayan 10’ncu maddesi gereği cemevlerine de ibadethane statüsü verilmelidir.

    “HERKESİN DÜŞÜNCE, VİCDAN VE DİN ÖZGÜRLÜĞÜNE HAKKI VARDIR”

    Türkiye Cumhuriyeti olarak taraf olunan uluslararası nitelikteki temel hak ve özgürlüklere ilişkin hukuki metinlerde, Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 18. Maddesi’nde, ‘Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din veya topluca açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir’ düzenlenmesi yapılmıştır.

    Yine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 25 Kasım 1981 tarihli kararında ‘Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayırımcılığın Kaldırılması Bildirisi’nin 6.maddesinde de herkesin düşünce, vicdan, inanç veya inançsızlık özgürlüğüne özellikle önemli vurgular yapılmıştır.

    “AİHS’E GÖRE CEMEVLERİ DİĞER İBADETHANELER GİBİ DİNİ İBADET İÇİN KULLANILAN YERLERDİR”

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ‘Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü’ başlıklı 9. Maddesi’nde;

    1- Herkes vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açık veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklamak özgürlüğünü de içerir.

    2-Din veya inancını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler ve yasayla sınırlanabilir denilmektedir.

    AİHM’nin 02 Aralık 2014 tarihli kararında, Türkiye’nin imzalaması nedeniyle Anayasa’nın 90. Maddesi’ne göre kanun hükmünde olan AİHS’nin 9. Maddesi’nin (din ve vicdan özgürlüğü) ve 14. Maddesi’nin (ayırımcılık yasağı) ihlal edildiğine, cemevlerinin diğer ibadethaneler gibi dini ibadet için kullanılan yerler olduğuna karar verilmiş olup, 02.12.2014 tarihli AİHM kararı, iç hukukumuzu bağlayıcı ve Anayasanın 90. Maddesi gereği uyulması gereken kanun hükmündedir. AİHS’nin 46. Maddesi’ne göre mahkeme kararları taraf ülkeleri bağlayıcıdır.

    “ALEVİ YURTTAŞLARIN YILLARDIR UĞRADIĞI MAĞDURİYETLERİN GİDERİLMESİ İÇİN ÇÖZÜM YOLLARI ARAŞTIRILSIN”

    Demokratik ve laik hukuk sisteminin esas alındığı yönetimlerde; bir yerin ibadethane olup olmadığına, bir fikre, görüşe, dine, mezhebe, inanca gönül bağlayan insanların kendi özgür iradeleri ile verecekleri karar olmalıdır.

    Fiili ve sosyal gerçeklik, anayasal haklar ve tamamı Alevilerin inanç özgürlüğü lehine çeşitli AİHM kararları ile birlikte değerlendirildiğinde, ülkemizin de onayladığı uluslararası sözleşmelerde yer alan ‘düşünce, vicdan ve din özgürlüğü’ hakkının halen yaşama geçirilmemesi, Alevi yurttaşların yıllardır uğradığı mağduriyetin giderilmemesi, idarenin uygulamalarından doğan sorunların önüne geçilmemesinin ve en nihayetinde cemevlerinin halen yasal statüye kavuşturulmamasının nedenlerinin ve uygulamadaki çözüm yollarının araştırılması elzemdir.”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Kenanoğlu, Isparta’da yaşanan elektrik kesintisini Meclis gündemine taşıdı

    HDP’li Kenanoğlu, Isparta’da yaşanan elektrik kesintisini Meclis gündemine taşıdı

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, Isparta’da 70 saati geçen elektrik kesintisi ile birlikte vatandaşların karanlığa ve soğuğa mahkum edilmesini Meclis gündemine taşıyarak Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Kenanoğlu, Bakan Dönmez’e, “Söz konusu şirkete gerekli yaptırımlar uygulanacak mıdır?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Isparta’da 70 saati geçen elektrik kesintisi sonucu vatandaşların sert kış koşullarında karanlığa ve soğuğa mahkum edilmesini Meclis gündemine taşıdı.

    Kenanoğlu verdiği soru önergesinde, elektrik dağıtımının özelleştirilmesi, iktidarın kalite ve ucuzluk iddialarının aksine pahalılık ve daha fazla elektrik kesintisi getirdiğini ifade etti.

    Kenanoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in yanıtlaması istemiyle verdiği önergede, “Isparta’nın elektrik dağıtımından sorumlu olan Cengiz-Limak-Kalyon ortaklığının sahibi olduğu Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin hiç denetlenmediği iddiaları doğru mudur?” diye sordu.

    “ÖZELLEŞTİRMELERLE DAHA KALİTELİ VE UCUZ ELEKTRİK İLETİLECEĞİNİ SÖYLEMİŞTİNİZ”

    Kenanoğlu’nun Meclis’e verdiği soru önergesinin tam metni şu şekilde:

    “Türkiye’nin elektrik dağıtımı işi 2009 yılından itibaren özelleştirme programına alınarak özel şirketlere devredilmiştir. Özelleştirilmelere gerekçe olarak elektriğin daha kaliteli ve ucuz şekilde vatandaşa iletileceği söylenmiştir. Ancak, aradan geçen 10 yılı aşkın sürede yaşananlar bu işin aslının öyle olmadığı, elektrik dağıtım şirketlerine zenginlik, vatandaşa ise yoksulluk getirdiği gerçeği bütün çıplaklığı ile açığa çıkmıştır. Nihayetinde yılbaşından itibaren elektriğe % 52 ve % 127 aralığında zam yapılması ile elektrik faturalarının ev kiraları ile yarışır duruma gelmesi, Ağustos 2021 tarihlerinde Türkiye’nin en az 23 ilinde elektrik kesintileri yaşanması ve son olarak Isparta’nın 3 gün elektriksiz kalması bunun en bariz göstergeleridir.

    “DAĞITIM ŞİRKETİ SORUMLULUKTAN KAÇIYOR”

    Gelinen bu noktada, Isparta ili 3 Şubat 2022 tarihinden itibaren neredeyse 3 gün elektriksiz kalmıştır. Yüzbinlerce insan, karanlığa ve soğuğa mahkûm edilmiştir. Elektrik kesintisine gerekçe olarak yoğun kar yağışı ve buzlanma nedeniyle elektrik tellerinin kopması ve elektrik direklerinin yıkılması gösterilmiştir. Oysa asıl mesele bir yandan yandaşları koruma güdüsüyle denetimsizlik diğer yandan bir yönetememe sorununa işarettir.

    Isparta’nın AKP’li Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in “İki gün sıkıntı sonrasında yıl boyu rahatlık olacak” diyerek, elektrik kesintisi ile kuraklık arasında anlaşılmaz bağ kurması devekuşu misalini bile aratmıştır. Cengiz-Limak-Kalyon ortaklığının sahibi olduğu Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş. ise ‘sabırları için’ Ispartalılara teşekkür ederken, sorumluluktan kaçma yolunu seçmeye çalışmaktadır.

    “DENETİMSİZLİK VE ÖNGÖRÜSÜZLÜK VAR”

    Kamu eliyle üretilen ve EÜAŞ tarafından dağıtım şirketlerine 32 kuruşa satılan elektriğe Ispartalılar ve tüm Türkiye’nin 137 ile 206 kuruş ödemesi üstüne üstelik günlerce elektriksiz kalması özelleştirmenin sonuçlarından biridir. Türkiye’nin birçok yerinde elektrik fiyatlarının protesto edilmesi AKP iktidarının yanlış enerji politikalarına karşı yükselen halkın çığlığıdır.

    Anlaşılan o ki; denetimsizlik, öngörüsüzlük ve kar hırsı bu tür kesintilerin daha çok yaşanmasını kaçınılmaz kılacaktır. İktidarın enerji politikası tam bir fiyaskodur. Elektrik dağıtımının özelleştirilmesi kalite veya ucuzluk getirmemiş, pahalılık ve kesintiler getirmiştir. Bu nedenle her zaman savunduğumuz gibi zamların ve kesintilerin önüne geçilmesi için enerji sektörü mutlaka ve acilen kamulaştırılmalıdır.

    “ELEKTRİK KESİNTİSİ NEDENİYLE BİR VATANDAŞIN ÖLDÜĞÜ HABERİ DOĞRU MUDUR?”

    Bu bağlamda;

    -Isparta bölgesinde yaşanabilecek ağır kış koşulları biliniyorken, Isparta’nın elektrik dağıtımından 2013 yılından itibaren sorumlu olan Cengiz-Limak-Kalyon ortaklığının sahibi olduğu Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin, yapması gereken bakım ve onarım faaliyetlerini yerine getirmediği iddiaları doğru mudur? Bu nedenle söz konu şirkete gerekli yaptırımlar uygulanacak mıdır?

    -Isparta’nın elektrik dağıtımından sorumlu olan Cengiz-Limak-Kalyon ortaklığının sahibi olduğu Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin, hiç denetlenmediği iddiaları doğru mudur? Denetlenmediği doğru ise denetimden sorumlu TEDAŞ yetkilileri hakkında da soruşturma başlatılmış mıdır?

    -Elektrik kesintisi nedeniyle Ispartalıların yaşadığı mağduriyetin maliyetini Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş. üstlenecek midir?

    -Isparta’nın enerji nakil hatları hangi tarihte ve kimler tarafından yapılmıştır? Isparta nakil hatlarının en son bakımı ne zaman yapılmıştır?

    -Isparta’nın Yalvaç ilçesinde yaşamını yitiren Ramazan Nazlı’nın elektrik kesintisi nedeniyle donarak öldüğü iddiaları doğru mudur?

    -Elektrik dağıtım şirketlerinin her yıl yapmaları gereken yatırım miktarları ne kadardır? Bu yatırım vaatlerini yerine getirmeyin şirketler hangileridir? Yapılması gereken yatırımları yapmayan elektrik dağıtım şirketleri hakkında nasıl bir yaptırım uygulanmaktadır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Kenanoğlu’ndan sert tepki: Devletin cemevlerini ‘ticarethane’ olarak görmesi bir garabettir

    Kenanoğlu’ndan sert tepki: Devletin cemevlerini ‘ticarethane’ olarak görmesi bir garabettir

    PİRHA-Cemevlerine ‘ticarethane tarifesi’ üzerinden gelen yüksek faturaları ve iktidarın cemevlerine yönelik ticarethane uygulamasını Meclis gündemine taşıyan HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, “Cami, mescit, sinagog, kilise gibi yerlere ibadethane statüsü tanınırken cemevlerinin ibadethane sayılamaması bir ayrımcılık değil midir?” diye sordu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmayıp ticarethane olarak görülmesinden kaynaklı yüksek miktarda elektrik ve doğalgaz faturası ödemek zorunda bırakılmasını Meclis gündemine taşıdı.

    Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması gerektiğine dair yerel ve uluslararası mahkeme kararlarını hatırlatan Kenanoğlu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde, “Cami, mescit, sinagog, kilise gibi yerlere ibadethane statüsü tanınırken, cemevlerinin ibadethane sayılamaması bir ayrımcılık değil midir?” diye sordu.

    “CEMEVLERİNİN ‘TİCARETHANE’ OLARAK GÖRÜLMESİ GARABETTİR”

    Kenanoğlu’nun Meclis’e sunduğu soru önergesinin gerekçesinde şunlar belirtildi:

    “İstanbul Küçükçekmece’deki Garip Dede Kültür ve Cemevi Derneği’ne 30 bin 60 TL elektrik faturası gelmiştir. CK Boğaziçi Elektrik Perakende Satış isimli şirket tarafından düzenlenen elektrik faturasının ‘tüketici grubu/sınıfı’ kategorisinde ‘ticarethane tarifesi’ yazdığı görülmektedir.

    Devlet, cami, mescit, sinagog, kilise gibi yerleri ibadethane olarak görürken, Cemevlerini ibadethaneden saymak istemediği gibi “ticarethane” olarak görmesi apayrı bir garabet örneğidir.

    Bilindiği gibi, Alevilerin ibadethanesi olan Cemevlerinin elektrik giderlerinin devlet tarafından karşılanmaması üzerine hem iç hukuk hem de dış hukuk mercilerinde açılmış ve kazanılmış kararlar mevcuttur.

    Örneğin, Bakırköy 5. Asliye Hukuk mahkemesinin 19.09.2017 tarihli ve 2015/420 Esas sayılı kararı ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 25.10.2018 tarihli ve 2018/3515 Esas sayılı onama kararı gereği Cemevleri ibadethane statüsünde sayıldığından elektrik sarfiyat bedellerinden muaf tutulmuştur.

    Yine, İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi, İstanbul Esenyurt’ta bulunan ve Cem Vakfı’na bağlı Kıraç Cemevinin ibadethane sayılması gerektiğini belirterek elektrik faturası ödenmemesine yönelik karar vermiştir.

    Daha önce de İstanbul Esenyurt’ta bulunan Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevinin elektrik faturalarının ödenmediği gerekçesiyle BEDAŞ tarafından Cemevi icraya verilmiş ve Cemevi yönetimi karşı dava açarak icrayı durdurmuştur. Cemevi yönetiminin, Cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olduğu için elektrik giderlerinin devlet tarafından karşılanması istemiyle 2015 yılında açtığı dava sonuçlanmış ve Danıştay 13. Dairesi verdiği karara göre Erenler Cemevinin elektrik giderlerinin Devlet tarafından ödenmesine karar verilmiştir.

    “CEMEVLERİ İBADETHANE MİDİR? TİCARETHANE MİDİR?”

    Diğer taraftan, Aralık 2014 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Türkiye’de Cemevlerine ayrımcılık yapıldığını ve Cemevlerinin de diğer ibadethaneler gibi hukuki olarak tanınması gerektiğini oybirliğiyle karara bağlamıştır. AİHM söz konusu kararında özetle cami, kilise veya sinagoglara uygulanan elektrik faturası muafiyetinin, Cemevlerine uygulanmamasının kabul edilemeyeceğini belirtmiş ve Yenibosna’da gerçekleştirilen hiçbir faaliyetin ticari bir karakter taşımadığından yola çıkarak “Cemevleri de diğer dinlere ait mekanlar gibi ibadet mekanlarıdır. Devlet temsilcileri, neden Cemevlerine farklı bir uygulama getirildiği konusundaki savunmasında gerçekçi ve objektif bir gerekçe sunamamıştır. Dolayısıyla AİHS’in 9’uncu maddesiyle bağlantılı olarak din özgürlüğünü garanti altına alan 14’üncü maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir” denilmektedir.

    Ayrıca, yürürlükte bulunan 6446 sayılı Enerji Piyasası Kanununun “Genel aydınlatma” başlıklı geçici 6. maddesinin üçüncü fıkrasında “…toplumun ibadetine açılmış ve ücretsiz girilen ibadethanelere ilişkin aydınlatma giderleri ise Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.”  hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere toplumun ibadetine açılmış ve ücretsiz girilen tüm ibadethanelerin aydınlatma giderlerinin devlet tarafından karşılanması gerektiği öngörülmüştür.”

    Bu bağlamda Kenanoğlu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması istemiyle şu soruları sordu:

    -Cemevleri ibadethane midir? Ticarethane midir?

    -Cemevine “ticarethane” aboneliği yapılmış olması hangi mevzuata dayandırılmaktadır?

    -Cami, mescit, sinagog, kilise gibi yerler ibadethane olarak görülüyorken Cemevlerine neden ticarethane gibi bakılmaktadır?

    -Cami, mescit, sinagog, kilise gibi yerlere ibadethane statüsü tanınırken, Cemevlerinin ibadethane sayılamaması bir ayrımcılık değil midir?

    -Bir yerin ibadethane olup olmadığına kim karar vermektedir?

    -Alevilerden de alınan vergileri ile tüm inanç merkezlerinin giderleri karşılanırken, Cemevlerinin giderleri neden karşılanmamaktadır?

    -Alevilerin inanç merkezi olan Cemevlerinin ibadethane olduğu ve elektrik vb. giderlerinin devlet tarafından ödenmesi gerektiği ile ilgili AHİM, Danıştay ve Yerel Mahkemelerin verdiği kararlar mevcutken Garip Dede Kültür ve Cemevi Derneğine nasıl böyle bir elektrik faturası düzenlenmektedir?

    -Alevilerin ibadet yeri olan Cemevlerinin ibadethane olduğunun tartışmalardan çıkarılması ve bütün ibadethanelere tanınan hakların Cemevlerine de tanınması için genel bir hukuki düzenleme yapılacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Özen’den iktidara: Yeter artık çocuklarımızın üzerinden ellerinizi çekiniz!-VİDEO

    Özen’den iktidara: Yeter artık çocuklarımızın üzerinden ellerinizi çekiniz!-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Meclis’te yaptığı konuşmada 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocuklara din dersi verilmesi kararına tepki gösterdi. Özen, “Yıllardır Alevilerin temel talepleri içerisinde yer alan ‘zorunlu din dersleri kaldırılsın’ isteği yerine getirilmediği gibi, ana sınıfındaki bebeklere de dini eğitimler dayatılması pedagojik açıdan büyük bir faciadır” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Meclisi’te 20. Milli Eğitim Şûrası’nda ana okullarına din dersi getirilmesi tavsiye kararına ilişkin konuştu.

    Özen, 4-6 yaş grubundaki çocuklara din dersi verilmek istenmesi kararına tepki göstererek, devletin her inanca eşit mesafede durması gerektiğini vurguladı.

    “YETER ARTIK ÇOCUKLARIMIZIN ÜZERİNDEN ELLERİNİZİ ÇEKİN”

    Özen, konuya ilişkin şunları dile getirdi:

    “Millî Eğitim Şura toplantısında okul öncesi eğitim dönemindeki bebeklere zorunlu din eğitimi tavsiye kararı alındı. Bu karar, çoğulculuğa aykırı olduğu gibi, halkların ve inançların bir arada barış içerisinde yaşamasını güçleştirmektedir. Devletin görevi her türlü inanca, inananlara ve inanmayanlara karşı eşit mesafede durmaktır.

    Yıllardır Alevilerin temel talepleri içerisinde yer alan ‘zorunlu din dersleri kaldırılsın’ isteği yerine getirilmediği gibi, ana sınıfındaki bebeklere de dini eğitimler dayatılması pedagojik açıdan büyük bir faciadır.

    Cemaat yurduna hapsedildiği için intihar eden Tıp öğrencisi Enes Kara, eğitimin dinselleştirilmesi ve yurtların tarikatlara bırakılması ile kindar nesil yetiştirme zulmünün kurbanı olan en acı örneklerden birisidir.

    Buradan iktidara sesleniyoruz; yeter artık çocuklarımızın üzerinden ellerinizi çekiniz!”

    PİRHA/ANKARA

  • Kaya: Amerika’da trilyonlar harcayarak Türkevi açacağınıza yurt açın-VİDEO

    Kaya: Amerika’da trilyonlar harcayarak Türkevi açacağınıza yurt açın-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, barınma sorununa dikkat çekmek için eylem yapan öğrencileri ziyaret etti. Hüda Kaya, iktidarın halktan vergiler toplanıp, Amerika’da milyarlar harcayarak Türkevi açıp şov yapılacağına, öğrencilerin barınma sorunlarını çözmesini istedi.

    Devlet yurtlarının yetersizliği, özel yurtların ve ev kiralarının yüksek olmasına karşı gece dışarıda kalarak durumu protesto eden üniversite öğrencilerinin eylemleri birçok kentte devam ediyor.

    Artan barınma sorunu nedeniyle barınamayan üniversite öğrencileri tepkilerini dile getirmek için 3 gündür parklarda yatıyor. Üniversitelileri ziyaret eden Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, iktidarın artan barınma krizine çözüm üretmediğini belirtti.

    Hüda Kaya, “Biz gençlerimize kaç yüz tane üniversite açtığımızı övüne, övüne bu iktidar anlatırken ama siz binlerce öğrenciye nerede kalacaklar, nasıl okuyacaklar, ihtiyaçlarını nasıl gidilecek bunun çözümünü oluşturmuyorsunuz, bunun politikasını gündem etmiyorsunuz” diyerek iktidarı eleştirerek, “Nasıl bir iktidar zihniyetidir, nasıl bir saray zihniyetidir. Bu saray zihniyeti sadece ülkemizde nüfusumuzun nereden bakarsak bakalım en az 30 milyondan fazlası Süryani’si Hristiyan’ı, Ermeni’si, Ezidi’si, Alevi’si, inananı, inanmayanı farklı inanç ve kimliklerden vatandaşlarımız var” dedi.

    Halktan vergiler toplanıp, Amerika’da milyarlar harcayarak Türkevi açıldığına işaret eden Hüda Kaya, “Bizim çocuklarımız burada bakın sokakta. Siz Amerika’da Türk evini Türk Lirası karşılığı trilyonları oraya dökeceğinize, orada şov yapacağınıza, yüzlerce araçla orada konvoy gösterisi yapacağınıza, bizim canlarımız, geleceğimiz, evlatlarımız yer bulamadığı için bakın topraklarda, bakın taşların üstünde, parklarda barınma için çözüm bekliyorlar” diye konuştu.

    Gençlerin okumak istediğine ve eğitim alarak ülkenin geleceğinde var olmak istediklerini vurgulayan Hüda Kaya, “Eğitim istiyorlar eğitim. Eğitim almak için de barınma ihtiyaçları var” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/İSTANBUL