Etiket: jitem

  • İHD Dersim Şubesi, 32 yıl önce katledilen Metin Can ve Hasan Kaya’yı andı-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi, 32 yıl önce katledilen Metin Can ve Hasan Kaya’yı andı-VİDEO

    PİRHA- Katledişlerinin 32. yılında Avukat Metin Can ve Doktor Hasan Kaya’yı anan İHD Dersim Şubesi, “Metin Can ve Hasan Kaya’nın failleri yargılanmadan, hakikat açığa çıkarılmadan, adalet sağlanmadan bu mücadele bitmeyecek! Devletin cezasızlık politikalarına karşı, hakikatin ortaya çıkması ve adaletin yerini bulması için mücadelemizi sürdürmekte kararlıyız” diye belirtti. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, 21 Şubat 1993 yılında kaçırılıp gözaltına alınan ve 27 Şubat günü 1993 günü işkence edilerek katledilmiş bedenleri Elazığ-Dersim yolu üzerindeki Dinar Köprüsü altında bulunan İHD Elazığ Şube Başkanı Avukat Metin Can ile üyeleri Dr. Hasan Kaya’ya ilişkin açıklama yaptı.

    İHD Dersim Şubesi binasında yapılan açıklamayı Hıdır Alparslan okudu.

    “FAİLLER JİTEM BAĞLANTILIYDI, BAŞVURULAR SONUÇ VERMEDİ”

    Görgü tanıklarının faillerin JİTEM bağlantılı olduğunu ifade etmesine rağmen yapılan tüm başvuruların sonuçsuz kaldığını ifade eden Alparslan, “21 Şubat 1993 tarihinde Elazığ’da kaçırılan, işkenceyle katledilen ve 27 Şubat günü Elazığ-Dersim yolu üzerinde cansız bedenleri bulunan Avukat Metin Can ve Doktor Hasan Kaya’nın failleri, aradan geçen 32 yıla rağmen hâlâ adalet karşısına çıkarılmadı. Metin Can, İHD Elazığ Şube Başkanı olarak, Doktor Hasan Kaya ise bir insan hakları savunucusu olarak hak ihlallerine karşı mücadele etti. Ancak, dönemin devlet yetkilileriyle irtibatlı olan karanlık güçler, onları susturmak için kaçırıp katletti. O dönem İHD tarafından yetkili mercilere yapılan tüm başvurular sonuçsuz kalmış, görgü tanıkları faillerin JİTEM ile bağlantılı olduğunu ifade etmesine rağmen, JİTEM’in varlığı dahi uzun yıllar inkar edilmiştir. Devletin karanlık dehlizlerinde kaybettirilen Yeşil Kod adlı Mahmut Yıldırım gibi failler, işledikleri cinayetlerin hesabını vermemiştir” dedi.

    “METİN CAN VE HASAN KAYA’YI ANIYORUZ”

    Alparslan, devletin cezasızlık politikalarına rağmen adaletin yerini bulması için mücadeleyi sürdüreceklerini kaydederek, “Metin Can ve Hasan Kaya’nın katledilmelerinden sonra da kayıplar ve faili meçhul cinayetler devam etti. Ancak, insan hakları savunucuları olarak bizler, hakikat ve adalet mücadelesinden vazgeçmedik. Geçen 32 yıl içinde, cezasızlık politikalarına karşı mücadelemizi sürdürdük ve her bir kaybımızın hesabını sormaya devam ettik. Bir kez daha vurguluyoruz: Metin Can ve Hasan Kaya’nın failleri yargılanmadan, hakikat açığa çıkarılmadan, adalet sağlanmadan bu mücadele bitmeyecek! Devletin cezasızlık politikalarına karşı, hakikatin ortaya çıkması ve adaletin yerini bulması için mücadelemizi sürdürmekte kararlıyız. Avukat Metin Can ve Doktor Hasan Kaya’yı, katledilişlerinin 32. yılında anıyor; mücadelelerini sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz” diye belirtti.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Jitem’in katlettiği Ayten Öztürk’ün ailesi: Ciğerimiz yanıyor, kızımız niçin öldürüldü? -VİDEO

    Jitem’in katlettiği Ayten Öztürk’ün ailesi: Ciğerimiz yanıyor, kızımız niçin öldürüldü? -VİDEO

    PİRHA-Ayten Öztürk Dersim’de JİTEM elemanı “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından 1992 tarihinde kaçırılıp işkence sonucu öldürülmüştü. Baba Hıdır Öztürk, “Kızım niçin öldürüldü? 1992 yılından beri hak ve adalet diye sızlanıyoruz fakat bir türlü bulamadık” dedi. Anne Dilif Öztürk ise “Benim kızıma bunu yapanlardan hesap sorulsun, adalet istiyorum. Adalet de katillerden yana, 30 yıldır ağlıyorum” diye konuştu.

    Devlet içinde örgütlenmiş çetelerden biri olan, 1990’lı yıllardaki pek çok infazın sorumlusu olduğu bilinen kontrgerilla elemanı “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Dersim Başakçı köyünde oturan Ayten Öztürk’ün de cinayet failiydi. Ayten Öztürk, Dersim’de 27 Temmuz 1992 tarihinde “Yeşil” kod adlı JİTEM elemanı Mahmut Yıldırım tarafından kaçırılıp işkence sonucu öldürülmüş ve cansız bedeni 8 Ağustos 1992’de Elazığ’da bulunmuştu.

    Ayten Öztürk’ün ailesi, 1992 yılından itibaren yaşadıklarını ve sürdürdükleri hukuk mücadelesini PİRHA‘ya anlattı.

    “AİLE OLARAK BASKI ALTINDA KALDIK”

    Acılı ve dertli bir baba olduğunu belirterek sözlerine başlayan Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, “7 çocuk babasıyım ve çocuklarımı okutmak için çabalar sarf ettim. Büyük çocuğum Aysel Öztürk, örgüte katıldı. Yıldırım Merkit ve Mazlum Doğan ile birlikte Diyarbakır’da Urfa yolunda yakalandı. Aysel 60 gün işkencede kaldı ama serini verdi sırrını vermedi. Aysel tutuklanıp, cezaevine girdi. Ayten’in siyasetle hiçbir ilgisi yoktu. Mazlum, işine gidip gelen ve ailesine saygı duyan birisiydi. Aysel’in yüzünden diğer çocuklarıma yöneldiler ve aile olarak baskı altında kaldık. Daha sonra Tunceli Jandarma Alay Komutanı bizi çağırdı, çocuklarıma nerede çalıştıklarını sordu. Çocuklarımı aşağıya indirdiler ve kızım Aysel’in fotoğrafını gösterdiler. Bizi çağırdıklarında odada sakallı birisi vardı. O, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’dı. Bizimle yapılan toplantıdan 1 ay sonra Ayten 27 Temmuz 1992 tarihinde Elazığ mezarlığında eli dışarıda kalmak suretiyle bir çoban tarafından bulundu. Bizi çağırdılar hastanede ama aile olarak biz tanıyamadık ama yıkandıktan sonra Ayten olduğunu gördük. Aradan 1 hafta geçtikten sonra bana vali tarafından lojmandan çıkmam için bir tebligat geldi” dedi.

    “YARGITAY’DAN ÇIKACAK SONUCA GÖRE AİHM’E BAŞVURACAĞIZ”

    Yaşanan olaylardan sonra çocuklarına baskı yapıldığını dile getiren Hıdır Öztürk, “Kızım ebeydi tayinini Kars’a çıkardılar, köy hizmetlerinde çalışan diğer kızımı Çankırı’ya tayinini çıkardılar. Kızım Aysel Öztürk de cezaevinden tahliye oldu ama her gün gözaltına alınıp, işkence ediliyordu. O da dayanamadı yurtdışına gitti. 2011 yılında 20 milletvekilinin imzasıyla müracaat ettim, kızımın dosyasının Meclis’te görüşülmesi için. 30 Mayıs 2012 tarihinde başbakana, cumhurbaşkanına ve Kemal Kılıçdaroğlu’na mektup yazdım ama bir cevap alamadım. Cumhurbaşkanının İzmir’de bir akrabası bizim eve geldi, bizim durumumuza ilişkin 30 Ekim 2012 tarihinde mektup yazdı. Aradan bir hafta geçmeden o kişiye telefon ediliyor ve bu işe karışmayın demişler. Dava Elazığ’da açıldı, daha sonra Ankara’ya gönderildi. 25 Eylül 2019 tarihinde yapılan duruşmada ifade vermiştim ama davadan bir türlü istediğimiz sonucu alamadık. Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararı vermesine rağmen JİTEM Davası olarak devam ettirdiler. Şimdi dava Yargıtay’da çıkacak sonuca göre Avrupa İnsan hakları Mahkemesi’ne başvuru yapacağız” diye belirtti.

    “KIZIM NİÇİN ÖLDÜRÜLDÜ?”

    Hıdır Öztürk, 1992 yılından beri hak ve adalet aradığını vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “1992 yılından beri hak ve adalet diye sızlanıyorum fakat bir türlü bulamadık. Savcılık doğru tahkikat yapmadı, otopsi raporu yanlış tutuldu. Bursa-Amedspor maçında Yeşil’in fotoğrafını açanlara dava açtım ama hiçbir sonuç alamadım. Demek ki devlet bu kişileri koruyor. Yeşil binlerce kişinin katilidir, sen niye bu insanı bulmuyorsun. Bizim ciğerimiz yanıyor, hiç mi acı hissiniz, vicdanınız yok. Kızım niçin öldürüldü? Devlet kendi vatandaşına düşmanlık eder mi? 1992 yılından beri adalet arıyorum, bu adalet hiç mi bize uğramıyor?”

    “ADALET İSTİYORUM”

    Ayten Öztürk’ün annesi Dilif Öztürk de “Benim kızıma bunu yapanlardan hesap sorulsun, adalet istiyorum. Zaten ülkede adalet yok. Eğer olsaydı kızımın katilleri cezasını çekerdi. Adalet de katillerden yana, 30 yıldır ağlıyorum” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Dersim’de Cumartesi Anneleri açıklaması: Tüm kayıplarımız için adalet istiyoruz-VİDEO

    Dersim’de Cumartesi Anneleri açıklaması: Tüm kayıplarımız için adalet istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 964. haftasında, İHD Dersim Şubesi Seyit Rıza Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı. Tüm şubelerce eşzamanlı yapılan açıklamada, “Kaç yıl geçerse geçsin; Abdülmecit Baskın için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten ve devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    İHD Dersim Şubesi, Cumartesi Anneleri eyleminin 964. haftasında Seyit Rıza Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı. Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve İHD ortak imzasıyla, tüm İHD şubelerince eşzamanlı yapılan ‘Abdülmecit Baskın ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz’ başlıklı açıklamayı Raife Yılmaz okudu.

    Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra bir daha geri dönemeyen, akıbetleri bir sır perdesiyle örtülenlerin aileleri ve insan hakları savunucuları olarak, Türkiye’nin dört bir yanında eş zamanlı olarak seslerini birleştirip haykırdıklarını ifade eden Yılmaz, “İnsana yönelmiş en vahşi saldırı olan gözaltında kaybetme gerçeğini unutturmamak için mücadele etmekte kararlıyız” dedi.

    “ABDÜLMECİT BASKIN İÇİN ADALET İSTEMEYE DEVAM EDECEĞİZ

    964’üncü haftada zaman aşımına sürüklenerek cezasız bırakılan Abdülmecit Baskın dosyasını kamuoyu ile paylaştıklarını belirten Yılmaz, dosya detaylarını aktardı:

    “41 yaşında 3 çocuk babası olan Abdülmecit Baskın, Ankara Altındağ Nüfus Müdürüydü. 2 Kasım 1993 tarihinde iş yerindeki makamından çıktıktan sonra özel harekat polisleri tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alındığı inkar edilen Baskın’ın 4 Ekim 1993 tarihinde sorgulandıktan sonra ateşli silahla öldürülmüş, elleri arkadan bağlı cansız bedeni bir çiftçi tarafından Gölbaşı mevkinde bulundu. Bulunduğu yer Milli İstihbarat Teşkilatı Genel Koordine Merkezi’ne çok yakın mesafedeki metruk bir binanın arkasıydı. Ailenin başvurusu üzerine başlatılan soruşturma etkin bir biçimde yürütülmedi. Dosya sürüncemede bırakıldı.

    Olaydan 18 yıl sonra, 26.03.2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadede; 1993 yılında Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin’in emriyle, Abdülmecit Baskın’ı gözaltına aldıklarını ve Baskın’ın özel harekat polisleri Ziya Bandırmalıoğlu ile Ayhan Akça tarafından öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Ayhan Çarkın’ın Emniyet, Savcılık ve Hakimlik beyanlarındaki anlatımlarının yer tanımları, mekanlar ve olay yeri tutanakları ile birebir örtüştüğü savcılık ve mahkeme kayıtlarına girdi. Çarkın’ın basına da yansıyan itiraflarından sonra Abdülmecit Baskın ve Çarkın’ın beyanlarında isimleri geçen gözaltında kaybedilen veya infaz edilen 18 kişiye ilişkin yeni bir soruşturma başlatıldı.

    Soruşturma sonrası 2014 yılında Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde içlerinde Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Korkut Eken’in de bulunduğu 19 kişi hakkında “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı örgütün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçundan dava açıldı. Mahkemede dönemin üst düzey kamu görevlileri söz konusu öldürmelerin devletin bilgisi dahilinde gerçekleştiğini beyan ederek detaylı açıklamalarda bulundu. Ayrıca suçların, kimlerin talimatı ile, kimler tarafından ve nasıl işlendiği detayları ile kayıtlara geçti. Ancak kamuoyunda Ankara JİTEM davası olarak bilinen dava 13 Aralık 2019 tarihinde tüm sanıkların beraatleri ile sonuçlandı.

    Yerel mahkemece verilen hükümlere karşı aileler istinaf kanun yoluna başvurdu. 5 Nisan 2021 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, beraat hükmünü bozdu ve dosyayı Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Yeniden görülen davanın 26 Mayıs 2023 tarihli son duruşmasında, istinaf mahkemesinin verdiği bozma kararı sonrası sanıklar hakkında tekrar beraat kararı verildi. Mahkeme, gerekçeli kararı 14 Eylül 2023 tarihinde yazarak adeta dosyada zamanaşımı süresinin dolmasını bekledi. 10 yıllık yargılama sürecinde 41 hakimin ve 8 savcının değiştiği dava zamanaşımıyla sonuçlandı.

    Kaç yıl geçerse geçsin; Abdülmecit Baskın için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten ve devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Açıklamanın ardından Seyit Rıza Meydanı’nda 5 dakikalık oturma eylemi yapıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Jitem davasında karar : 19 sanığın hepsi beraat etti

    Jitem davasında karar : 19 sanığın hepsi beraat etti

    PİRHA- Halk arasında “Ankara JİTEM davası” olarak bilinen davada, aralarında Mehmet Ağar, Korkut Eken, İbrahim Şahin ve ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da bulunduğu tüm sanıklar hakkında beraat verildi.

    Ankara ve çevre kentlerinde 1993-1996 yılları arasında 19 kişinin ölümüyle ilgili açılan “JİTEM” davasının 7’nci duruşması Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bugünkü duruşmasında sanık ve müşteki avukatları hazır bulundu. Duruşmaya verilen aranın ardından mahkeme heyeti kararını açıkladı. Buna göre yargılama aşamasında ölen sanık Ziya Bandırmalıoğlu’nun dosyasının düşürülmesine hükmedilirken, sanıklar Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Mehmet Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ercan Ersoy, Seyfettin Lap, Ayhan Özkan, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Enver Ulu, Yusuf Yüksel, Lokman Külünk, Abbas Semih Sueri, Nurettin Güven ve Muhsin Korman’ın beraatine karar verildi.

    Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre duruşmaya, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şubesi Eş Başkanı Şevin Kaya ve Türkiye Barolar Birliği (TBB) temsilcisi avukatların katıldığı duruşmayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi yöneticileri katıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu’ndan jitem, Yeşil, beyaz toros tepkisi: Kim bu tehdidi yapıyor haindir, bölücüdür

    Kılıçdaroğlu’ndan jitem, Yeşil, beyaz toros tepkisi: Kim bu tehdidi yapıyor haindir, bölücüdür

    PİRHA- Amedspor’a yönelik gerçekleştirilen ırkçı saldırılara ilişkin konuşan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Hiç kimse hiç kimseyi geçmişte yaşanan acıların sembolleri ve failleri üzerinden tehdit edemez. Hukuk ivedilikle gereğini yapmalıdır” dedi. Kılıçdaroğlu ayrıca HDP ile yapılacak görüşmeye dair de “HDP’nin değerli Eş Genel Başkanlarıyla görüşeceğim. Arkadaşlarım planlamayı yapıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu T24’ten Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtladı.

    Bursaspor ile Amedspor arasındaki futbol karşılaması sırasında Amedspor futbolcularına yönelik yapılan ırkçı saldırılar ile tribünlerde açılan Jitem, Yeşil, beyaz toros pankartlarıyla ilgili soruya da cevap veren Kılıçdaroğlu, “Kim bu tehdidi yapıyor veya bu tehdide aracılık ediyor, göz yumuyorsa haindir, bölücüdür” dedi.

    “KİMSE GEÇMİŞTE YAŞANAN ACILAR ÜZERİNDEN TEHDİT EDEMEZ”

    Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

    “Türkiye Futbol Federasyonu, Bursa Valiliği ve Emniyeti’nin de dahil olduğu bir ihmaller zinciri olduğu görünüyor. Gerekli soruşturmanın başlatıldığı açıklandı. Bekleyeceğiz, bakalım ne çıkacak soruşturmadan? Taraftar boyutuna ilişkin ise; bu ülkede hiç kimse hiç kimseyi hangi gerekçeyle olursa olsun, tehdit edemez… Hiç kimse hiç kimseyi geçmişte yaşanan acıların sembolleri ve failleri üzerinden tehdit edemez. Kim bu tehdidi yapıyor veya bu tehdide aracılık ediyor, göz yumuyorsa haindir, bölücüdür. Hukuk ivedilikle gereğini yapar, yapmalıdır.

    Amedspor’un ismine gelince. Bırakın Allah aşkına; yıllar önce Türkiye Futbol Federasyonu onayladı bu ismi. Yaklaşık 10 yıldır, mücadele ettiği kümelerde yüzlerce maç oynamış, Türkiye’nin dört bir yanına deplasmana gitmiş; Türkiye’nin dört bir yanından Diyarbakır’a gelmiş takımlara ev sahipliği yapmış, Amedspor. Amedspor’un isminin Amedspor olduğunu yeni mi duymuşlar.”

    HDP İLE GÖRÜŞME YAPILACAK

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanları ile görüşeceğini de ifade eden Kılıçdaroğlu, “HDP’nin değerli Eş Genel Başkanlarıyla görüşeceğim. Arkadaşlarım planlamayı yapıyorlar” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk: Yeşil’in pankartını görünce sabaha kadar ağladım-VİDEO

    Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk: Yeşil’in pankartını görünce sabaha kadar ağladım-VİDEO

    PİRHA-937. hafta açıklamasını gerçekleştiren Cumartesi Anneleri, Jitem tarafından Dersim’de gözaltına alındıktan sonra katledilen Ayten Öztürk dosyasına değindi. Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk yaptığı açıklamada “Bursaspor-Amedspor maçında Yeşil’in pankartının açıldığını görünce dünyam zindan oldu. Sabaha kadar ağladım. Bu pankartı açanlardan da şikayetçiyim.” dedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların yargılanması talebiyle mücadelelerini sürdüren Cumartesi Anneleri 937. hafta açıklamasını Dersim’de gözaltında kaybedildikten sonra katledilen Ayten Öztürk için yaptı.

    “BURSA’DA YAŞANANLAR 90’LI YILLARIN KARANLIK ZİHNİYETİNİN SAHİPLENİLMESİDİR”

    Açıklamayı Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe okurken, şu ifadelere yer verildi:

    “Ayten Öztürk’ü ve zorla kaybetme suçuna ortak olanları unutmayacağız 5 Mart 2023 tarihinde Bursaspor ile Amedspor arasında oynanan karşılaşmada, 1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerin, zorla kaybetmelerin sembolü olan “Beyaz Toros”ların ve “Beyaz Toros”larla anılan insanlığa karşı suçların faillerinden biri olarak bilinen “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın posterleri açıldı.

    “Beyaz Toros” ve “Yeşil”, bizim hafızamızda devletin gücü ve imkanları kullanılarak işlenen faili belli cinayetlerin, zorla kaybetmelerin simgesidir. Bu nedenle Amedspor maçında Beyaz Toros ve Yeşil görselinin kullanılmasını ve Amedsporlu futbolculara yönelik saldırıları bir grup fanatiğin histerisi olarak göremeyiz. Bursa Büyükşehir Belediye Stadyumu’nda yaşananlar örgütlü bir eylemdir. Bu eylem, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu, Bursa Valisi Yakup Canpolat, Bursa Emniyet Müdürü Tacettin Aslan ve stadyumda görevli hakemler ile kolluğun yol vermeleri sonucunda gerçekleşmiştir.

    Bursa Stadyumu’nda yaşananlar, 90’lı yılların karanlık zihniyetinin sahiplenilmesidir. “Bu suçları biz işledik, buradayız, yine işleriz” mesajıdır. İnsanlığa karşı işlenmiş suçların yargılanan, aranan sanıklarına “korunuyorsunuz” mesajıdır. Kısacası cezalandırılması gereken bir suçtur. Suçu işleyenler ve suçun işlenmesine yol verenler yargılanarak cezalandırılmalıdır.

    “AYTEN ÖZTÜRK DOSYASI ZAMAN AŞIMINDAN DÜŞÜRÜLDÜ”

    Yeşil’in kim olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz: Yeşil, 1990’lı yıllarda adı faili meçhul bırakılan cinayetler, insan kaçırmalar, zorla kaybetmelerle anılan bir JİTEM ve MİT mensubudur. 937. haftamızda, Yeşil’in sanık olarak yer aldığı Ayten Öztürk dosyasını kamuoyu ile paylaşıyoruz. 32 yaşındaki Ayten Öztürk Mazgirt ilçesine bağlı Akpınar’daki Tunceli İl Özel İdaresi’ne ait bir fabrikada çalışıyordu. 27 Temmuz 1992 akşamı mesai çıkışı sonrası içinde 4 kişi bulunan beyaz bir arabayla kaçırıldı. 13 gün sonra Elazığ Karşıyaka Kartaltepe mevkiindeki boş arazide gömülü olarak bulundu. Bedeni parçalanmış, gözleri oyulmuş olan Ayten’in kimlik teşhisi ancak giysilerinden
    yapılabildi.

    JİTEM komutanları, JİTEM elemanları Ayten Öztürk’ün, Yeşil ve ekibi tarafından OHAL Valiliği’nce kendisine tahsis edilen araç ile kaçırıldığını, sonra da Diyarbakır JİTEM’e götürüldüğünü ve burada üç gün boyunca işkence gördükten sonra infaz edildiğini açıkladı. Bu açıklamalar basında da yer aldı.

    Ayten Öztürk’ü kaçıranlar, işkence ile katledenler, bedenini kaybedenler bu insanlığa karşı suçu örtbas edenler biliniyor olmasına rağmen sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkan verecek şekilde etkili bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmedi. Dosyada tanıklar, deliller, itiraflar olmasına rağmen Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’de görülen dava, 21 Eylül 2022’de zaman aşımından düşürülerek cezasızlıkla sonuçlandı.

    937. haftamızda bir kez daha hatırlatıyoruz: Tüm bu yıldırma ve gözdağı politikaları karşısında yılmayacağız; mücadelemizde ısrar ederek yolumuza devam edeceğiz. Yolumuza devam ederken, bu suça ortak olanları da unutmayacağız. Kaç yıl geçerse geçsin Ayten Öztürk için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel
    hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 238 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    “YEŞİL’İN PANKARTINI GÖRÜNCE DÜNYAM ZİNDAN OLDU”

    Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk de bir açıklama yaparken, “Kızımın katilleri Jitem mensubu Yeşil kod adlı Mahmur Yıldırım ve ekibidir. Her şey dosyada mevcut. Yeşil hala kayıp. Diğer kişiler hala Türkiye’de yaşıyorlar. Bu kişiler hakkında gerekli işlemin yapılmasını talep ediyorum. Bursaspor-Amedspor maçında Yeşil’in pankartının açıldığını görünce dünyam zindan oldu. Faili meçhul cinayetleri yeniden gündeme getirdiler. Sabaha kadar ağladım. Bu pankartı açanlardan da şikayetçiyim. Artık bu zulüm yeter” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Amedspor’a ırkçı saldırı: JİTEM ve Beyaz Toros fotoğrafları açıldı-VİDEO

    Amedspor’a ırkçı saldırı: JİTEM ve Beyaz Toros fotoğrafları açıldı-VİDEO

    Bursaspor’la oynayacağı maç için Bursa’ya giden Amedspor futbolcularına yönelik ırkçı saldırılar sahada da sürüyor. Futbolculara fiziki saldırı ve ırkçı hakaretlerin yapılmasının yanı sıra tribünde ‘Beyaz Toros’ ve JİTEM üyelerinin fotoğrafları da açıldı. 

    İkinci Lig Beyaz Grup’ta mücadele eden Amedspor, Bursaspor’la oynayacağı karşılaşma için geldiği Bursa’da dün geceden beri Bursaspor taraftarları tarafından ırkçı saldırılara uğramaya devam ediyor. Saat 14’te Bursaspor’un Timsah Arena Stadı’ndaki karşılama öncesi taraftarlar ellerinde on metrelerce uzunluğundaki Türk bayrağına yazılı, “Göğün direği alınana dek ay yıldız hüküm sürecek” pankartı taşıyarak sık sık ırkçı sloganlar attı. Pankartı taşıyan onlarca kişinin kamera karşısında yüzlerini kapatması dikkat çekti.

    IRKÇI SLOGANLAR 

    Maçın başlamasına dakikalar kala Bursaspor futbolcuları, ısınmak için sahaya, “Ne mutlu Türküm diyene” sözlerinin yer aldığı bir şarkıyla çıktı. Bursaspor taraftarları, maç öncesi ısınmak için sahaya inen Amedspor’lu futbolculara ise “Şehitler ölmez vatan bölünmez”, “Ne mutlu Türküm diyene”, “Vatanına göz dikeni ez oğlum” ve “İntikam” gibi ırkçı sloganlar atıldı.

    POLİS SALDIRIYA SEYİRCİ KALDI

    Irkçı saldırılar daha sonra fiziki saldırılara dönüştü. Saha etrafında yoğun polis bulunmasına rağmen taraftarlar Amedspor oyuncularını hedef aldı. Saldırılara saha içerisinde yer alan kimi Bursaspor ve Amedspor yöneticileri engel olmaya çalışırken, saldırıya polisin müdahale etmediği de görüldü. Saldırı anında tribünlerde bulunan binlerce taraftar, “Vurun, vurun” sloganı attı.

    AMEDSPORLU ÇOCUĞA İŞKENCE 

    Bursaspor taraftarı, Amedspor taraftarı olduğu anlaşılan bir çocuğun eline verdiği Bursaspor atkısını zorla kaldırmasını istediği görüntüler de sosyal medya platformlarında dolaştı. Çocuğa işkence uygulandığı görülen görüntülerde çocuğun korktuğu anlaşılırken, “Kimsenin yüzünü göstermeyin” dendiği de kayıtlara girdi. Bursaspor taraftarlarının saldırıları sosyal medyada tepki toplamaya devam ediyor.

    JİTEM FOTOĞRAFLARI AÇILDI

    Öte yandan saldırgan taraftarlar tribünlerden 1990’lı yıllarda on binlerce Kürt’ün faili meçhullerle kaybettirilmesinde rolü olan JİTEM elemanı “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım ve yine JİTEM’in insanları kaçırmak için kullandığı “Beyaz Toros” fotoğraflarının yer aldığı posterler açtı.

    Sosyal medya platformlarında binlerce saldırgan taraftar kendi hesaplarından “Beyaz Toros” fotoğrafları da paylaştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Musa Anter Davası’nda gerekçeli karar açıklandı

    Musa Anter Davası’nda gerekçeli karar açıklandı

    PİRHA-Gazeteci Musa Anter Davası’nda verilen zaman aşımı kararının gerekçesi açıklanırken, zaman aşımı süresinde sanıklar lehine kanunun esas alındığına dikkat çekildi.

    Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Eylül’de görülen Musa Anter Davası’nda verdiği zaman aşımı kararının gerekçesini açıkladı. Gerekçeli kararda, Musa Anter’in 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da katledildiği ve bu davanın, JİTEM Ana Davası ve 1993 yılında “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından öldürülen Ayten Öztürk davasıyla birleştirildiğine dikkat çekildi.

    Mezopotamya Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, dosya içerisinde bulunan tüm delillerin tetkik edilip değerlendirildiğine işaret edilen kararda, zaman aşımı sürelerinin hesaplanması bakımından yapılan değerlendirmede; 5237 sayılı TCK’nın 66/3. Maddesi uyarınca zaman aşımı hesabında suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin göz önünde bulundurulacağı tartışmasız olduğu ifade edildi. Kararda, ağırlaştırıcı nedenin varlığı durumunda aynı durumun geçerli olmadığı savunularak, bu durum şöyle açıklandı:

    “(…) ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenlerde, maddede öngörülen ceza miktarı üzerinden indirim oranı ya da miktarı belirtilirken; suçun daha ağır ya da daha hafif cezayı gerektiren nitelikli haline ilişkin düzenlemelerde, öngörülen ceza miktarı açıkça belirtilmektedir. Bu nedenle, mevcut dosyada atılı suçların eski ve yeni kanundaki düzenlemelerine göre suçların nitelikli halleri için yasada öngörülen ceza miktarlarının yukarı sınırının dikkate alınması gerektiği cihetle, ağırlaştırıcı nedenler nedeniyle belirlenen oranların dikkate alınamayacağı anlaşılmıştır.”

    Mahkeme, sanıklar Abdulkadir Aygan, Mahmut Yıldırım, Muhsin Gül, Fethi Çetin ve Saniye Emlük (Emel Berak) hakkındaki yakalama emirlerinin devamına karar verdi.

    AİLE, KARARI AYM’YE TAŞIDI

    Anter Ailesi ve AVUKATLARI mahkeme heyetinin 21 Eylül’de verdiği kararın ardından Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulunurken, gerekçeli karar ardından esasa dair itirazlarını sunacaklarını belirtmişti. Avukatlar, davada verilen zaman aşımı kararını ayrıca Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşımıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Musa Anter davasında zaman aşımı tehlikesi; Dicle Anter: Orhan Miroğlu sanık olarak dinlenmeli

    Musa Anter davasında zaman aşımı tehlikesi; Dicle Anter: Orhan Miroğlu sanık olarak dinlenmeli

    PİRHA-Kürt gazeteci ve yazar Musa Anter’in katledilmesine ilişkin 30 senedir süren davanın son duruşması, dosyanın zaman aşımına 5 gün kala Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 Eylül günü görülecek. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Anter’in oğlu Dicle Anter, “Babamın öldürülmesi devlet operasyonuyla olmuş bir olaydır. Tanıklar Abdulkadir Aygan, Orhan Miroğlu ve Süphan Mete’nin mahkemede sanık olarak dinlenmesi gerekiyor” dedi. 

    Kürt gazeteci ve yazar Musa Anter, belediye tarafından düzenlenen festival için gittiği Diyarbakır’da 20 Eylül 1992 günü Seyrantepe semtinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Saldırı sırasında Anter‘in yanında olan ve bugün AKP Merkez Karar Ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi olan Orhan Miroğlu ise yaralı olarak kurtuldu. Anter‘in öldürülmesine ilişkin 30 yıldır görülen dava dosyasında zaman aşımı riski yüksek ihtimal olarak görülürken, davanın son duruşması zaman aşımına 5 gün kala (20 Eylül) Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yarın görülecek.

    “BABAMIN ÖLDÜRÜLMESİ DEVLET OPERASYONUYLA OLMUŞ BİR OLAYDIR”

    Musa Anter’in oğlu Dicle Anter, Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele (JİTEM) Ana Davası ve 1993 yılında “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından Dersim’de öldürülen Ayten Öztürk dosyasıyla birleştirilen davaya ve zaman aşımı riskine ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    Türkiye siyasi tarihinde faili meçhul cinayetlerle anılan 1990’lı yıllarda yaşananlara değinen Anter, “30 yıllık zaman içerisinde Türkiye’deki aydın kesime yönelik olan cinayetlerin çoğu politik olarak işlenmiş cinayetlerdir. O dönemin hükümetleri, devlet yetkilileri bu konularda duruma vakıftırlar. Babamın öldürülmesi devlet operasyonuyla olmuş bir olaydır. Kutlu Savaş, Susurluk raporunda bunu gayet güzel bir şekilde dile getirmiştir. ‘Musa Anter’in öldürülmesi bir hatadır. Musa Anter bu işin felsefesiyle uğraşıyordu’ demiştir raporunda” ifadelerini kullandı.

    “AYGAN, MİROĞLU İLE METE’NİN SANIK OLARAK DİNLENMESİ GEREKİYOR”

    Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) eski yöneticisi Mehmet Eymür‘ün, Orhan Miroğlu ile ilgili olarak “Biz Orhan Miroğlu’nu Tayfun olarak biliyorduk” sözlerini de hatırlatan Anter, Miroğlu’nun da sanık olarak mahkemede dinlenmesi gerektiğini kaydetti. Anter, şöyle konuştu:

    “Babamın elinde bir silah yoktu. Onun elinde kurşun kalem vardı. Esasında çözülmesi aşikâr bir olay. Tanıklar Abdulkadir Aygan, Orhan Miroğlu ve Süphan Mete’nin mahkemede sanık olarak dinlenmesi gerekiyor. Ama maalesef bu aşamaya gelemedik. Bu kişilerin ifadeleri alınmadan 30 yıllık zaman aşımı bitmiş olacak. Bu kişilerin konuşması önemli. Çünkü Mehmet Eymür, Miroğlu’nu “Tayfun” olarak bildiklerini söylemişti. Bunu yalanlamadı. Miroğlu şu an hem AKP’de milletvekili hem de MKYK’de görev alıyorsa bugüne kadar delilleri neden ortaya koymadı? Devletin arşivlerini ortaya çıkarmadı? İnsanın kafasında şüpheler uyandıran konular bunlar.”

    Anter son olarak dosyanın zaman aşımına uğraması halinde ilk olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapacaklarını, oradan gelecek olumsuz bir sonuca göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceklerini belirtti.

    NE OLMUŞTU?

    1992’de Diyarbakır’da gerçekleşen Musa Anter cinayetine ilişkin dava zaman aşımına günler kala, 5 Temmuz 2013’te açıldı. Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen JİTEM davası ile Musa Anter cinayetine ilişkin Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava birleştirildi. Sanıklar Mahmut Yıldırım (Yeşil), hakkında yakalama kararı bulunan Abdulkadir Aygan (Aziz Turan) ve emekli Albay Savaş Gevrekçi ile tek tutuklu sanık Hamit Yıldırım, “Taammüden cinayet işlemekten” ağırlaştırılmış ömür boyu hapis, “Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvikten” de 20 yıla kadar hapisle yargılanıyor. Sanık avukatlarının talebiyle dava, “güvenlik gerekçesiyle” Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledildi.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Jitem davasında beraat kararına tepki: Söyleyin, oyun çağındaki Davut’u kim ölüm kuyusuna attı?

    Jitem davasında beraat kararına tepki: Söyleyin, oyun çağındaki Davut’u kim ölüm kuyusuna attı?

    PİRHA-Cumartesi Anneleri ile İHD İstanbul Şubesi Dargeçit Jitem davasında tüm sanıkların beraat etmesi üzerine yaptığı açıklamada mahkemenin kararını tanımadıklarını belirtirken; “Tanıklara, delillere rağmen yine sanıklar cezasızlıkla korundu. Bu suçu işleyenler kadar, suçun üstünü örtenler, cezasız bırakanlar da insanlığın vicdanında suçludur” ifadelerini kullandı.

    Mardin’in Dargeçit ilçesinde 29 Ekim 1995 ile 8 Mart 1996 tarihleri arasında 3’ü çocuk 7 sivil ile Uzman Çavuş Bilal Batır’ın kaybedilmesine ilişkin 18 sanık hakkında açılan davanın 26. duruşması Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Dönemin Mardin Jandarma Komando Tabur Komutanı Hurşit İmren, Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı Mehmet Tire, Dargeçit Merkez Jandarma Karakol Komutanı Mahmut Yılmaz, Karakol Komutanı Yardımcısı Haydar Topçam ve Uzman Çavuş Kerim Şahin’in de aralarında bulunduğu 18 sanığın “taammüden öldürmek”le yargılandığı davada, sanıklar beraat etti. Mahkeme heyeti, sanıkların meydana gelen olaylarla bağlantısını kuracak kesin delile ulaşılamadığı gerekçesiyle beraatlarına kadar verdi.

    Cumartesi Anneleri ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Kayıplara Karşı Komisyon kararın ardından yazılı bir açıklama yaparken, sanıkların cezasızlık ile korunduğunu kaydetti.

    “DELİLLERE RAĞMEN SANIKLAR CEZASIZLIK İLE KORUNDU”

    Yapılan açıklama şu şekilde:

    “Askerler tarafından evlerinden gözaltına alınıp Dargeçit Jandarma Taburu’na götürülen ve uzun yıllar sonra kemiklerine ölüm kuyularında ulaşılan dördü çocuk 7 Dargeçitli ve bir Uzman Çavuş’un kaybedilmesi ile ilgili yürütülen Dargeçit JİTEM davası beraatle sonuçlandı. Tanıklara, delillere rağmen yine sanıklar cezasızlıkla korundu.

    O zaman söyleyin bize! Ailelerinin kendi elleriyle ölüm kuyularından işkence izleriyle dolu kemiklerini çıkardığı bu insanlara ne oldu? O zaman söyleyin bize: yargılanan sanıklar suçsuzsa, 12 yaşındaki Davut Altunkaynak’a askeri taburda kendisi de gözaltında tutulan annesinin gözleri önünde kim işkence yaptı? Oyun çağındaki Davut’u kim infaz edip ölüm kuyusuna attı? Bu talimatları kim verdi?

    “MAHKEMENİN HUKUK DIŞI KARARINI TANIMIYORUZ”

    O zaman söyleyin bize: yargılanan sanıklar suçsuzsa, 13 yaşındaki Seyhan Doğan’a askeri taburda kendisi de gözaltında tutulan 11 yaşındaki kardeşinin gözleri önünde kim işkence yaptı? Oyun çağındaki Seyhan’ı kim infaz edip ölüm kuyusuna attı? Bu talimatları kim verdi?

    Mahkemenin bu hukuk dışı kararını tanımıyoruz. Yargı sisteminin evlatlarımızı kaybedenleri aklama aracına dönüştürülmesine karşı haykırmaya devam edeceğiz: gözaltında kaybetme insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bu suçu işleyenler kadar, suçun üstünü örtenler, cezasız bırakanlar da insanlığın vicdanında suçludur. Hukuku ve temel insan haklarını tanımayan, adaleti imkansızlaştıran yargı sistemini yaratanlar da suçludur.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Avukatlardan Musa Anter davası açıklaması: Cezasız bırakılan her suç bir yenisini çağırır-VİDEO

    Avukatlardan Musa Anter davası açıklaması: Cezasız bırakılan her suç bir yenisini çağırır-VİDEO

    PİRHA – 20 Eylül 1992’de katledilen Musa Anter davasının duruşmasında bir kez daha erteleme kararı çıkmasının ardından hukuk örgütleri açıklama yaptı. Açıklamada, “1990’lı yıllardaki ağır insan hakları ihlalleri ile yüzleşmedikçe ve katliamların faillerini yargı önüne çıkarıp adil bir şekilde yargılamadıkça, aslında faili belli olan faili meçhul kalmaya devam edecek” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖİHD), Hafıza Merkezi ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), katledilişinin 30. yılında Musa Anter Davasına ilişkin basın açıklaması yaptı. İHD Ankara Şubede yapılan basın açıklamasında konuşan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Bugün bir kez daha adalet aramaya devam ettik” diyerek  “Zaman aşımı” kavramının Musa Anter davası için kabul edilemeyeceğini vurguladı. Türkdoğan, “Zaman aşımı kavramıyla ilgilenmiyoruz” diyerek mahkemenin, duruşmayı erteleme yönündeki kararını eleştirdi.

    “İLTİCA EDEN KİŞİYİ İSVEÇ ASLA TESLİM ETMEZ”

    Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ise “Bu dava Türkiye’deki hukukun aynası gibi görülmeli” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Cinayetin aydınlatılması durumunda birçok kirlilik de ortaya çıkacaktır. Etkin bir soruşturma yapılmadı. Abdulkadir Aygan ismi öne çıkıyor. Aygan, o grubun içerisindeki bir şahıs. Şu anda İsveç’te yaşıyor. ‘Aziz Turan’ ismi ile şu an biliniyor kendisi. Bugün Cumhurbaşkanı, Aygan’ın iadesini istiyor. Çünkü iltica eden kişiyi İsveç asla teslim etmez! Zamanında Aygan’ın ifadesi alınmalıydı. Bu gibi davalarda zaman aşımı olmamalı. Olumsuz karar çıkması durumunda AİHM’e gideceğiz.”

    ASLINDA FAİLİ BELLİ OLAN FAİLİ MEÇHUL KALMAYA DEVAM EDECEK”

    Yapılan konuşmalar ardından dört kurum adına ortak açıklamayı Esra Kılıç okudu. “Sorumluların cezalandırılmasını ısrarla talep ediyoruz” denilen metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Kürt gazeteci, aydın ve yazar Musa Anter, 20 Eylül 1992’de Belediye tarafından düzenlenen Kültür ve Sanat Festivali’ne katılmak üzere davet edildiği Diyarbakır’da silahla vurularak öldürüldü. 2000 yılına gelinene kadar cinayetin sorumlularının tespit edilmesini sağlayacak etkili bir soruşturmanın olmaması nedeniyle, Musa Anter’in ailesi 22 Şubat 2000 tarihinde AİHM’e başvurdu ve AİHM, 2007 yılında yaşam hakkının hem maddi hem de usul açısından ihlal edildiğine karar verdi. AİHM kararında olayın ardından ortaya çıkan ve Musa Anter’in öldürülmesiyle doğrudan ilgisi olan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1998 tarihli Susurluk Raporu gibi bazı önemli delillerin yetkililer tarafından kullanılmadığını tespit etti.

    AİHM kararından yıllar sonra, eski JİTEM tetikçisi Abdulkadir Aygan’ın itirafları, cinayetten 17 yıl sonra 2009’da soruşturmanın yeniden açılmasını sağladı. Abdulkadir Aygan (Aziz Turan) bir hatıratında Musa Anter cinayetinin JİTEM’in önde gelen kadrosu tarafından planlandığını itiraf etti. Bunun üzerine PKK itirafçıları Cemil Işık, Ali Ozansoy, Abdülkadir Aygan, Hamit Yıldırım ve Yeşil kod adıyla tanınan Mahmut Yıldırım hakkında tutuklama kararı verildi ve Hamit Yıldırım 29 Haziran 2012’de 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolmasına çok kısa bir süre kala tutuklandı ve zamanaşımı sorunu 10 yıl daha ertelenmiş oldu.

    2013 yılında cinayetten 21 yıl sonra Hamit Yıldırım ile Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdülkadir Aygan ve emekli Albay Savaş Gevrekçi hakkında Musa Anter cinayeti nedeniyle ‘kasten insan öldürmek ve halkı silahlı isyana teşvik etmek’ suçlarından yargılanmak üzere dava açıldı. Dava açıldıktan bir süre sonra 2015 yılında Ankara’ya nakledildi. Musa Anter Davası, 90’lı yıllarda Kürt illerinde JİTEM mensupları tarafından işlenen zorla kaybetme ve hukuk dışı infazlarla ilgili yürüyen ve JİTEM Ana Davası olarak anılan davayla; 2019 yılında ise Mahmut Yıldırım tarafından işkence edilerek öldürülen Ayten Öztürk Davası ile birleştirildi.

    Abdulkadir Aygan’ın itirafları, soruşturmanın yeniden açılmasını sağladıysa da bugüne kadarki kovuşturma sürecinde bu itiraflar, kamu otoriteleri tarafından olayları çevreleyen koşullar hakkında hakikati ortaya çıkarmak, sorumluları tespit etmek ve cezalandırmak üzere değerlendirilmedi. Davaların birleştirilmesi; yargı makamlarının kovuşturmanın esasını, ağır insan hakları ihlallerini mümkün kılan örtülü ve sistematik yapıyı ortaya çıkaracak ya da hesap verebilirliği sağlayacak şekilde genişletmelerini sağlayamadı. Dolayısıyla Musa Anter cinayetinin faillerinin ortaya çıkarılması, yargılama makamlarının öncelikleri arasında yer almadı.

    Anter Ailesi’nin vekili Av. Selim Okçuoğlu Musa Anter Davası’nın diğer davalardan (JİTEM Ana Dava ve Ayten Öztürk Davası) zamanaşımı süresine çok kısa süreler kalması ve birleşen diğer davaların henüz karar aşamasında olmamaları nedeniyle tefrik edilmesi için defalarca kez taleplerde bulunduysa da Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi her defasında tefrik taleplerini reddetti ve bu ret kararlarını, davanın sanıkları Abdülkadir Aygan ve Cemil Işık’ın henüz savunmalarının alınamamış olmasıyla gerekçelendirdi. Oysa bu kişilerle ilgili işlem yapılamamış olması yine Adalet Bakanlığı’nın uzun yıllardır mahkemeye cevap vermemesi nedeniyleydi.

    Netice itibariyle Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 20 Eylül 2022 tarihi itibariyle, uygulamada başvurulan 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolmasıyla Musa Anter’in öldürülmesine ilişkin sanıklara yöneltilen suçlamaların düşmesi öngörülüyor.

    “CEZASIZ KALAN HER SUÇ BİR YENİSİNİ ÇAĞIRIR”

    Musa Anter cinayeti davası da dahil bu dönem işlenen devlet suçları ile ilgili açılan davalar, 1990’lı yıllarda devlet içerisinde gayrı resmi bir statüyle faaliyet gösteren Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Birimi’nin (JİTEM) işlediği suçlar ve ağır insan hakları ihlalleri ile hesaplaşmak için çok önemli bir imkân sunmaktaydı. 2010’lu yılların başında haklarında güçlü iddianameler hazırlanan ve ağır hapis cezaları talep edilen, insanlığa karşı suç işledikleri iddiasıyla yargılanan, üst düzey rütbeli kamu görevlisi ve askerlerin bugün teker teker aklandığını görüyoruz.

    Bu davanın da belirtilen şekilde sonuçlanması Türkiye’de kolluk kuvvetleri tarafından işlenen suçların cezasız kalması geleneğini devam ettirmesi anlamına geliyor. Cezasız bırakılan her suç bir yenisini çağırırken, 1990’lı yıllardaki ağır insan hakları ihlalleri ile yüzleşmedikçe ve katliamların faillerini yargı önüne çıkarıp adil bir şekilde yargılamadıkça, aslında faili belli olan faili meçhul kalmaya devam edecek.

    Aynı akıbetin Musa Anter cinayeti bakımından da gerçekleşmemesi için yargı makamlarını davada etkili soruşturma yürütmeye ve hakikati ortaya çıkarma yükümlülüğünü yerine getirmeye davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Musa Anter davasının duruşması Ankara’da görülmeye başlandı

    Musa Anter davasının duruşması Ankara’da görülmeye başlandı

    PİRHA- Gazeteci Yazar Musa Anter’in 20 Eylül 1992’de öldürülmesiyle ilgili süren dava, Ankara 6. Ağır Ceza mahkemesinde başladı. Duruşmaya Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ile birlikte çok sayıda avukat ve yurttaş katıldı.

    Gazeteci yazar Musa Anter’in 20 Eylül 1992’de öldürülmesiyle ilgili süren davanın duruşması Ankara 6. Ağır Ceza mahkemesinde başladı.

    ‘JİTEM-Musa Anter davası’ ismi ile anılan davada mahkeme, 24 Kasım 2021 tarihli duruşmadaki ara kararda Abdülkadir Aygan (Aziz Turan) ve Hogir kod adlı Cemil Işık ile ilgili yurtdışı bilgilerine dair Adalet Bakanlığı’na yazılan yazının akıbetinin tekrar sorulmasına ve bu kez yazıya zamanaşımı süresinin yaklaştığı bilgisinin eklenerek öncelik tanınması gerekliliğine karar vermişti.

    24 Kasım 2021 günü görülen son duruşmada ise Ankara Emniyet Müdürü Zeki Çatalkaya tanık olarak dinlenmiş, hiçbir suçlamayı kabul etmemişti.

    23 Mart 2022’de görülen son duruşmada, İHD ve Van Barosu katılma taleplerinde bulunmuş ancak bu talepler reddedilmişti. Avukatlar tarafından insanlığa karşı suçlarda zamanaşımı uygulanmayacağı yönünde beyanlarda bulunulurken, Abdülkadir Aygan’ın İsveç’te ifadesinin alınabilmesi için Adalet Bakanlığı ile tekrar yazışma yapılmasına karar verilmişti.

    Av. Selim Okçuoğlu’nun, Musa Anter dosyasının JİTEM davasından ayrı tutulması yönündeki talebi de reddedilmişti.

    Musa Anter-JİTEM Davası, karar çıkmaması durumunda Eylül 2022’de zaman aşımına uğrayacak.

    PİRHA/ANKARA

  • Umut Kitabevi davası: Bombalamanın üzerinden 16 yıl geçti, savcılık beraat istedi

    Umut Kitabevi davası: Bombalamanın üzerinden 16 yıl geçti, savcılık beraat istedi

    PİRHA-Hakkari Şemdinli’deki Umut Kitabevi’nin 9 Kasım 2005 tarihinde bombalanmasının üzerinden 16 sene geçti. Olay ve sonrasında yaşanan protestolarda toplamda 5 kişi öldürüldü. Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, sanık astsubaylar için “Tanıyorum, iyi çocuklar” dedi. Yeniden yargılanan sanıklar için savcılık ‘delil yetersizliğinden’ beraat istedi.

    Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde, Seferi Yılmaz’a ait Umut Kitabevi’ne yönelik 9 Kasım 2005’te yapılan bombalı saldırının üzerinden 16 yıl geçti. Bombalı saldırıda 1, olaydan sonra yaşanan protestolarda 4 olmak üzere toplamda 5 kişi hayatını kaybetti.

    Saldırının ardından kaçarken, halk tarafından yakalanan 3 şahsın astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile itirafçı Veysel Ateş olduğu anlaşıldı. Otomobillerinde ise Seferi Yılmaz’ın evi ve Umut Kitabevi’ne ait krokiler ile silah ve çeşitli belgeler bulundu. Belgeler arasında 105 kişinin adının yazılı olduğu üç liste, haritalar, kimlik kartları, izin kağıtları olan 300 sayfalık dört klasörün yer aldığı görüldü. ‘Sakıncalı’, ‘mili’ ve ‘devlet yanlıları’ başlıklarıyla adlandırılan listelerin yanı sıra Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) 18 delege aday adayının fotoğraflarının bulunduğu bir başka belge de ortaya çıktı.

    Saldırı faillerinin serbest bırakıldığı söylentisinin ardından yaşanan protesto eylemlerinde de 4 kişi yaşamını yitirdi. Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, bombayı atan astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz için “Tanıyorum, iyi çocuklar” dedi.

    DAVA SÜRECİNDE NELER OLDU?

    Saldırıya ilişkin Van 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. 19 Haziran 2006 tarihinde sanık astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile itirafçı Veysel Ateş hakkında “insan öldürmek, örgüt kurmak ve insan öldürmeye teşebbüs” suçlarından 39 yıl 5 ay 10’ar gün hapis cezası verildi. Sanık avukatlarının itirazı üzerine temyiz incelemesini 16 Mayıs 2007’de tamamlayan Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi, 3 sanık hakkında verilen kararı, usul ve görev yönünden bozdu. Yeniden görülmeye başlanan davanın 14 Eylül 2007’deki duruşmasında, mahkeme heyeti “görevsizlik” kararı vererek, dosyayı Van Askeri Mahkemesi’ne gönderdi.

    Mahkemesi 14 Aralık 2007 tarihindeki ilk duruşmada sanıkların tahliyesine karar verdi. Askeri mahkeme, 22 Ocak 2010 tarihinde dava dosyasını Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderme kararı aldı. Müdahil avukatlarının itirazı üzerine dosyanın gönderildiği Uyuşmazlık Mahkemesi, Anayasa’nın bazı maddelerinde yapılan değişikliği göz önünde bulundurarak, 2 Mayıs 2011 tarihinde Şemdinli Davası dosyasını yeniden Van 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.

    Dava dosyasının gönderilmesiyle sanıklar 9 Haziran 2011’de yeniden tutuklandı. 10 Ocak 2012’de görülen duruşmada, sanık astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile itirafçı Veysel Ateş’e “İnsan öldürmek”, “Örgüt kurmak” ve “İnsan öldürmeye teşebbüs etmek” suçlarından 39 yıl 5 ay 10’ar gün hapis cezası verildi.

    Darbe girişimi sonrası mahkum edilen sanıkların avukatları, dönemin Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın davaya dönük itiraflarının ardından, yargılamanın yenilenmesi amacıyla Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurmuştu. 11 Ekim 2017’de yeniden yargılama talebini kabul eden mahkeme, sanıkların tahliyesine karar vermişti. Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen son duruşmada ise, mahkeme önce tutuklu bulunan 3 sanığa “örgüt kurmak” suçundan beraat, ardından ise 3 sanığın “İnsan öldürmek ve yaralamak” suçundan dosyanın tekrar görülmesine karar vererek, üç sanığı da tahliye etti.

    Sanıkların yeniden yargılandığı davanın 14’üncü duruşması ise geçtiğimiz günlerde Van 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Savcı 3 sanık için “delil yetersizliğinden” beraat istedi.

    SAVCILIK, ‘DELİL YETERSİZLİĞİNDEN’ BERAAT İSTEDİ

    Yeniden görülen davanın duruşmasına katılan Seferi Yılmaz, sanıkların suç üstü yakalandıklarını ifade ederken; cezalandırılmaları gerektiğini belirtti. Dava avukatlarından Van Barosu Başkan Yardımcısı Hamza Çiftçi ise “Sanıkların bu suçu işledikleri sabittir. Sanıklar yönünde tutuklama kararı çıkarılmasını talep ediyoruz. Bu kişilerin tahliyesini gerektirecek hiçbir şey yoktur. Dosya sürüncemede bırakılıyor. Şuan bu şahıslar rahat bir şekilde gezebilmesi toplum vicdanı tarafından kabul edilemez” dedi.

    Daha sonra duruşmayı izleyen gazeteciler savcılık tarafından duruşmadan çıkarılmak istendi. Duruma tepki gösteren avukatlar bu kararın savcının değil mahkeme başkanının vereceğini hatırlattı. Savcılık esas hakkında mütalaasını sunarken; 3 sanık hakkında “Delil yetersizliği” gerekçesiyle beraat edilmesini istedi.

    Mahkeme heyeti bir sonraki duruşmayı 20 Aralık’a erteledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri, gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Demirkıran’ın akıbetini sordu

    Cumartesi Anneleri, gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Demirkıran’ın akıbetini sordu

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 26 yıl önce 19 yaşında iken evinden gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Mehmet Zafer Demirkıran’ın akıbetini sorarak “kayıplarımıza, hakikate ve adalete ulaşamıyoruz” dedi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormaya ve faillerinin bulunup cezalandırılmasını istemeye devam etti. Koronavirüs salgını nedeniyle online yapılan eylemlerinin 860’ıncı haftasında 12 Eylül 1995’te Diyarbakır’da evinden gözaltına alındıktan sonra kaybedilen 19 yaşındaki Mehmet Zafer Demirkıran’ın akıbetini soruldu.

    Yapılan açıklamada ilk konuşan isim Demirkıran’ın ağabeyi Sebahattin Demirkıran oldu.

    Kardeşinin evinden gözaltına alınarak kaybedildiğini söyleyen Demirkıran, “O dönem ciddi arayışlarımız oldu. Kardeşim, annemin yanında gözaltına alınırken evde polis olduklarını söyleyen insanlar birbirlerine ‘eleman’ diye hitap etmekteydiler. Silahlı ve maskeli olan bu insanların bir kısmı evdeki telefon kablosunu da kopardılar” dedi.

    Sebahattin Demirkıran, babasının bütün karakollarda kardeşini aradığını belirterek “Daha sonra babamla iletişime geçen insanlar, kardeşimin askeri birlikte olduğunu söylediler” dedi.

    “ŞEHMUS BU ÇARKIN DİŞLİLERİNDEN BİRİSİYDİ”

    Ağabey Demirkıran, kardeşini bulmak için karakola giden annesinin yanına gelip, kendisini ‘Şehmus’ diye tanıtan kişiye dair şunları aktardı:

    “Şehmus’un daha sonra Abdülkadir Aygan’ın itirafları sonucunda azılı bir katil olduğunu öğrendik. Şehmus acımasız bir katildi. Şehmus bu çarkın dişlilerinden birisiydi. Buna benzer bir sürü insan burada görev yapmaktaydı. Bunlar devletin kozmik odalarında bilinmekte. Umarım ileri ki süreçte bunlar gün yüzüne çıkar. Bizim adalet ve hakikat arayışımız devam edecektir.”

    “HAKİKATE VE ADALETE ULAŞAMIYORUZ”

    Basın açıklamasını okuyan Cumartesi İnsanı Cihan Kaplan ise, gözaltında kaybedilen insanlar için sürdürdükleri hakikat ve adalet arayışlarının 860’ıncı haftasında olduklarını anımsattı. Kaplan, “Türkiye’de yasama, yürütme ve yargı organlarının, yurttaşı değil, her durumda devleti koruma pratiği sonucunda kayıplarımıza, hakikate ve adalete ulaşamıyoruz” dedi.

    Kaplan, 5 çocuklu Demirkıran ailesinin Diyarbakır Bağlar’da yaşadığını ve çalışmak üzere önce İstanbul, ardından Mersin’e taşındıkları bilgilerini verdi. Askerlik celbi gelmesi üzerine 30 Ağustos 1995 yılında Diyarbakır’a dönen Demirkıran’ın askere sevk belgesini alıp, ailesinin yanında birliğe gideceği günü beklemeye başladığını belirten Kaplan, 12 Eylül 1995 yılında, akşam saatlerinde Demirkıran ailesinin evinin kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından basıldığını kaydetti.

    Kaplan, “ifadesi alınıp bırakılacak” denilerek Demirkıran’ı Beyaz Toros araca bindirerek götürülenlerin telefon kablolarını da keserek, ailenin iletişimini engellediğini de aktardı.

    “TARİFİNE UYAN BİRİ JİTEM’E GÖTÜRÜLDÜ”

    Karakola giden ailenin, “bizde yok” cevabı üzerine Diyarbakır’daki bütün karakollarda oğullarını aradığını söyleyen Kaplan, yetkililere yapılan başvuruların ise sonuçsuz kaldığını ifade etti. Kaplan, ailesinin Demirkıran’ın Saraykapı’daki JİTEM merkezine götürüldüğü duyumunu alması üzerine anne Behiye Demirkıran, sürekli JİTEM merkezi olan Jandarma Merkez Komutanlığı’na giderek oğlunu sorduğunu, ısrarlı soruları üzerine kapıdaki nöbetçi askerin anneye oğlunun tarifine uyan birinin oraya getirildiğini söylediğini belirtti.

    Çocuklarını bulma çabaları sonuçsuz kalan ailenin İHD Diyarbakır Şubesi’ne başvurduğunu anlatan Kaplan, “Yasal girişimlerde bulunan İHD, Uluslararası Af Örgütü ile de temasa geçti. Gerekli araştırmaları yapan Uluslararası Af Örgütü, 18 Ekim 1995 tarihinde yayınladığı ‘kayıp’ başlıklı raporla gözaltına alındığı kabul edilmeyen Mehmet Zafer Demirkıran’ın can güvenliğinden endişe ettiklerini uluslararası kamuoyuna duyurdu” diye belirtti.

    “AKIBETİNİ AYDINLATIN!”

    Ailenin, İHD’nin ve Uluslararası Af Örgütü’nün girişimlerinin yıllar içerisinde sonuçsuz bırakıldığını vurgulayan Kaplan, “26 yıldır Mehmet’i arayan ailesi, inkar ve cezasızlıkla karşılaştı. Baba Demirkıran, oğlunun akıbetine ve adalete ulaşamadan 2001 yılında aramızdan ayrıldı. 86 yaşındaki anne Behiye Demirkıran ise hala oğluna ve adalete ulaşmak için mücadele ediyor. 860. haftamızda yargı makamlarını bu açıklamamızı bir suç duyurusu sayarak Mehmet Zafer Demirkıran’ın zorla kaybedilmesi ile ilgili suçu ve suçluyu açığa çıkartacak, Mehmet’in akıbetini aydınlatacak girişimlerde bulunmaya çağırıyoruz” dedi.

    Kaynak: MA

  • Mumcu’nun çocuklarından çağrı: Dikkatler saldırgana çevrilmeli

    Mumcu’nun çocuklarından çağrı: Dikkatler saldırgana çevrilmeli

    Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in ölümüyle ilgili iddialarda bulunduğu Uğur Mumcu’nun çocukları, Dikkatler, gazetelere ve gazetecilere değil, saldırgana ve saldırganın örgütüne çevrilmeli” paylaşımı yaptı. 

    Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, Uğur Mumcu ve Kürt iş insanlarının cinayetlerinde Mehmet Ağar ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Güvenlik Daire eski Başkan Yardımcısı Korkut Eken’e işaret etti. Peker, Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin ardından olay yerine ilk olarak Mehmet Ağar’ın gittiğini iddia. “Uğur Mumcu şehit ediliyor, yanına ilk gelen kim; katil en önce gelir, Mehmet Ağar. Yüce Allah o insanın kanını bize nasip etmedi. Adam namuslu adam, bu günleri görmüş, namuslu adam. Rumlara Kıbrıs’ı satacağı yok. Aradan zaman geçti, döndüler üç dört gün sonra. Denk gelinemedi. Korkut abiyle konuştuk. Dedi sonra gideceğiz. Onlara bağlı başka bir ekip öldürmüş. Karşılaştık Korkut abiyle, ‘Halloldu o iş’ dedi” ifadelerini kullandı.

    “DİKKATLER SALDIRGANA”

    Peker’in iddialarının ardından çocukları Özge Mumcu Aybars ve Özgür Mumcu, sanal medya hesaplarından Uğur Mumcu’nun “Dikkatler, gazetelere ve gazetecilere değil, saldırgana ve saldırganın örgütüne çevrilmeli” sözünü paylaştı.

    Özge Mumcu Aybars ve Özgür Mumcu,  “Bir ülkede devletin güvenliği ile hukukun güvenliği eş anlamlıdır. Devlet güvenliği adına hukuk güvenliğinin ortadan kaldırılması, demokrasi ve hukuk devleti için ileride onarılmaz yaralar açar. Bu gibi dönemlerde daha soğukkanlı olunmasında sayısız yarar bulunmaktadır. Dikkatler, gazetelere ve gazetecilere değil, saldırgana ve saldırganın örgütüne çevrilmelidir” paylaşımında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Tokat’ta kendilerine ‘JİTEM’ diyen grubun kaçırdığı Alevi gence işkence yapıldı!

    Tokat’ta kendilerine ‘JİTEM’ diyen grubun kaçırdığı Alevi gence işkence yapıldı!

    PİRHA- İnsan kaçırma, işkence ve ajanlaştırma faaliyetlerine bir yenisi daha eklendi. Tokat’ta kaçırılan 26 yaşındaki Alevi genç Alirıza Çalpar, kendilerini ‘JİTEM’ olarak tanıtan grup tarafından işkenceye maruz kaldığını ve ölümle tehdit edildiğini anlattı.

    Türkiye’de 1990’lı yılların yöntemi olarak bilinen insan kaçırma, işkence ve ajanlaştırma faaliyetleri şimdilerde de sıkça yaşanıyor.

    JİTEM yöntemi olarak da bilinen insan kaçırma, işkence ve ajanlaştırma faaliyetinin bu kez adresi Tokat oldu.

    Demokrat Tokatlılar hesabından yapılan paylaşımda, “Tokatlı hemşerimiz Gökhan Güneş’in İstanbul’da kaçırılıp işkenceye maruz bırakılmasından sonra bu defa da 5 Şubat 2021 günü Tokat Almus Kınık Beldesi Gevrek mahallesinden Alirıza Çalpar hemşerimiz kaçırıldı” denildi.

    “BURADA JİTEM VAR”

    Yapılan paylaşımda kaçırılan Alirıza Çalpar’ın anlatımlarına da yer verildi. Çalpar, 5 Şubat’ta evinden çıkıp yaya olarak yürüdüğü esnada beyaz renkli Kango tipi bir araç ile kaçırıldığını belirterek şunları anlattı:

    “Yüzleri siyah maskeli üç kişi inerek üzerime saldırdılar. Birisi boğazımı ensemden sıkıp başım aşağı gelecek şekilde araca iteklerken diğerleri kollarımı tutarak aracın arka kapısından arabaya girmem için uğraştılar. Ayaklarımı araç koltuğuna dayayarak arabaya girmemek için direnmek istedim fakat o sırada boynumda bir yanma hissederek kendimden geçtim (bayıltılmışım).

    Kendime geldiğimde gözlerim ve kollarım bağlı üst tarafımda ki elbiselerim (mont, kazak ve atletim) çıkartılmış bir şekilde, iki kişi kollarımdan tutmuş karla kaplı bir zeminde yürüdüğümüzü anladım. Yürüme esnasında; ‘Kimsiniz nereye getirdiniz beni?’ diye sordum. Bir tanesi ‘Birkaç soru sorup hemen bırakacağız seni tabi ki sorularımıza doğru cevap verirsen, yoksa aileni de buraya getirir, hepinizi öldürürüz. Kimsenin de haberi olmaz’ dedi.

    Bir iki dakika kadar yürüdükten sonra kapalı bir ortama girdik.

    Tekrar ‘Kimsiniz, jandarma mı polis mi?’ diye sorduğumda içlerinden bir tanesi ‘kim olduğumuzu kimse bilmez’ dedi. ‘Gözlerimi açın kim olduğunuzu o zaman ben bileyim’ dedim. ‘Sus lan şerefsiz çok konuşma. Bize soru sorma. Sorularımıza cevap vereceksin hepsi bu kadar’ dedi.

    İlk soruları ‘DHKPC hakkında bilgi vereceksin? DHKPC’nin Tokat’da ki faaliyetleri ve sen bu faaliyetlerin neresindesin? Örgüte bağlı bölgede başka kimler var?’ oldu.

    Örgüt hakkında hiç bir şey bilmediğimi, hiç bir örgütle bağlantım olmadığını, hayvancılık ile geçimimi sağladığımı söyledim.

    “DÜNYA PEŞİNE DÜŞSE SENİ KİMSE BULAMAZ” 

    ‘Bize doğruları söyle, söylemezsen seni bırakmayız. Dünya pesine düşse seni kimse bulamaz. Burada bizden başkası yok, burada JİTEM var. Burada bin yıllık devlet geleneğini temsil edenler var. Konuş’ diyerek karnıma vurmaya başladılar.

    Daha sonra bana bazı kişilerin isimlerini sordular. Şahsı tanımadığımı söylediğimde kollarıma naylon olduğunu düşündüğüm cismi damlatmaya başladılar. ‘Hiç bir şey bilmiyorum, söyleyecek başka hiç bir şeyim yoktur’ dedim. Bunun üzerine soğuk su tutup sonrasında tekrardan boynumda bir acı hissettim. Gerisini hatırlamıyorum.

    Kendime geldiğimde Karadere Köprüsü denilen yere yakın Almus Baraj kenarına bırakılmıştım. Kaçırıldığımda üzerime giyinmiş olduğum elbiselerden sadece kazağımı tekrar giydirmişlerdi. Montumun cebinde cüzdanım (para, kimlik ve banka kartlarım) vardı.”

    “KONTRGERİLLA FAALİYETİNİ KINIYORUZ”

    Alirıza Çalpar, konuyla ilgili Almus Jandarma Karakolu’na şikayet dilekçesi verdiğini belirterek henüz yaşananlara dair bir gelişme olmadığını da aktardı.

    Kaçırma faaliyetine dair Demokrat Tokatlılar Platformu ise şunları kaydetti:

    “Yurdun her tarafında yaşanan bu kontrgerilla faaliyetini kınadığımızı, bu kaçırılmaların iktidarın son beş yıldır sürdürdüğü baskı ve zulüm politikalarının bir parçası olduğunu ve herkesin adım adım izlendiği bir ortamda bu kaçırılma operasyonları için iktidar ve kolluk güçlerinin ‘bilgimiz yok’ açıklamalarının hiçbir inandırıcılığının da olmadığını belirtiyoruz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Bu devlet sağır ve dilsiz – VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Bu devlet sağır ve dilsiz – VİDEO

    Cumartesi Anneleri eylemlerinin 772’nci haftasında 1996’da JİTEM eliyle işlenen Güçlükonak Katliamı’nın aydınlatılmasını istedi. Katledilenlerden Ahmet Kaya’nın kızı Emine Kaya Erbek, “25 yıldır kemiklerimizi arıyoruz. Ama o kemikleri de bize vermiyorlar” dedi.

    Haberin videosu:

    Yıllardır meydanlarda kayıplarının akıbetini soran ve faillerinin cezalandırılmasını isteyen Cumartesi Anneleri’nin 772’nci hafta eylemlerinde de Galatasaray Meydanı’na gitmeleri polis tarafından engellendi. Bunun üzerine aileler, 72 haftadır olduğu gibi İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta polis ablukası altında eylemlerini gerçekleştirdi. Kayıpların fotoğraflarının bulunduğu tişörtler giyen aileler, karanfiller taşıdı. Annelere bu haftaki eylemlerinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Oya Ersoy ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da destek verdi.

    Eylemde açıklamayı okuyan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, bu hafta inkar ve cezasızlıkla üzeri örtülmek istenen Güçlükonak Katliamı’nın unutulmaması için bir araya geldiklerini ifade etti. Türkiye’nin yakın tarihinin; ağır insan hakları ihlallerinin cezasız kalması, ihlaller için hesap verebilirliğin sağlanmaması ve geçmişle yüzleşmek yerine inkârın sürdürülmesinin tarihi olduğunu dile getiren Yoleri, “Türkiye’de hala, devlet görevlileri tarafından işlenen insan hakları ihlallerini tarafsız ve etkili bir şekilde araştırabilecek bağımsız bir organ bulunmamaktadır” dedi.

    “CANSIZ BEDENLER KOLTUKLARA BAĞLANDI”

    24 yıllık bir cezasızlık dosyası olan Güçlükonak Katliamı’nı unutmadıklarını dile getiren Yoleri, şöyle devam etti: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülen davaya da yansıyan tanık beyanlarına ve heyet raporuna göre; 1996 yılının 10-12 Ocak tarihleri arasında askerler, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine baskın yaptı. Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç’u gözaltına aldı. Taşkonak Jandarma Taburu’na götürülen köylüler işkenceyle sorgulanarak öldürüldü. 15 Ocak 1996 tarihinde Koçyurdu köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Öner’i arayan jandarma, gözaltındakileri serbest bırakacaklarını, onları almak için bir minibüs göndermelerini istedi. Durumdan şüphelenen Öner, sürücüyü yalnız göndermek istemedi ve korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz ve Lokman Özdemir’i de yanına alarak Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburu’na gitti. Taburdakiler korucuların gelmesini beklemiyordu. Gelen korucular da öldürüldü ve daha önce öldürülen 6 köylü ile birlikte, 10 kişinin cansız bedenleri minibüsün koltuklarına bağlandı, başlarına da çuval geçirildi.”

    “OLAY PKK’YE MAL EDİLMEYE ÇALIŞILDI”

    Minibüsün jandarmanın kontrolünde yola çıktığını hatırlatan Yoleri, yolun askerler tarafından trafiğe kapatıldığını ve minibüs bir noktaya gelince aracın içindeki jandarmaların inerek uzaklaştığını, yolu kesen özel timin minibüsü silahla taradığını anımsattı. Atılan roketler sonucu minibüs ve içindeki 10 kişinin kömür haline geldiğini dile getiren Yoleri, şöyle devam etti: “Kaçmaya çalışan minibüs sürücüsü de taranarak öldürüldü. Adeta kül olmuş bedenler, ailelere teslim edilmedi. Üzerinde kimliklendirme çalışması yapılmadan, dini vecibeler yerine getirilmeden güvenlik güçlerince toplu halde gömüldü. Genelkurmay Başkanlığı 16 Ocak 1996 günü Ankara’dan yerli ve yabancı gazetecileri helikopterle Güçlükonak’a getirdi. Gazetecilere açıklama yapan Albay Oğuz Kalelioğlu ‘Katliamı PKK’nin gerçekleştirdiğini ve örgütün bir ay önce ilan ettiği ateşkesi bozduğunu’ açıkladı. Olay yerinde yalnızca 20 dakika tutulan ve köylülerle konuşmalarına izin verilmeyen gazetecilerden bazıları resmi açıklamaları kuşku verici bularak bu kuşkularını İHD ve Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu ile paylaştı. Bu paylaşım üzerine bir heyetle olay yerine giden Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu’nun ulaştığı bilgi ve tanıklıklar resmi açıklamalar ile tümüyle çelişiyordu. Heyet ulaştığı bütün bilgi, bulgu ve belgeler ışığında kamuoyuna ‘Bu katliamı PKK değil, devlet güçleri yapmıştır’ açıklamasında bulundu ve raporlarıyla birlikte Diyarbakır DGM, Olağanüstü Hâl Bölge Valiliği ve Genelkurmay’a başvurdu. Ancak bir sonuç alınamadı. Yapılan tüm girişimler sonuçsuz kaldı.”

    “YARGI MAKAMLARINI GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ”

    Davanın daha sonra AİHM’e taşındığını vurgulayan Yoleri, “AİHM davada Türkiye, etkin soruşturma yükümlülüğünü ve ailelerin ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma haklarını ihlal ettiği için mahkûm oldu. Katliamdan 13 yıl sonra, 2009 yılında dönemin bakanlarından Adnan Ekmen, ‘Olayı araştırınca arkasından devlet çıktı. JİTEM’in işiydi, söyleyemedik’ dedi. 2012 yılında dönemin Şırnak İl Jandarma Merkez Bölük Komutanı Yüzbaşı Özcan Tozlu Ergenekon yargılamaları sırasında mahkemede tanık olarak verdiği ifadesinde ve basına yaptığı açıklamalarda ‘Bölgede askerden habersiz kuş bile uçamazdı’ dedi. Güçlükonak Katliamının Akçay Piyade Tugay Komutanı Albay Selahattin Uğurlu’nun emriyle, Albay Levent Göktaş’ın başında olduğu Muhabere Arama Kurtarma (MAK) timlerinin gözetiminde, Ahmet Özalp ve yakını olan 6 korucu tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürdü. Ancak bugüne kadar suçun failleri yargı önüne çıkarılmadı. Talebimiz açık ve net: yargı makamlarını göreve çağırıyoruz” diye konuştu.

    “25 YILDIR KEMİKLERİMİZİ İSTİYORUZ”

    Güçlükonak Katliamı’nda katledilen Ahmet Kaya’nın kızı Emine Kaya Erbek, artık ayakta duracak hallerinin kalmadığını dile getirerek, “Yeter artık. Ne zamana kadar bu böyle olacak. Artık dayanamıyorum. Artık adalet olsun istiyorum. Ama bu ülkede adalet yok. Biz o kadar burada bağırıyoruz ama kimse bizim sesimizi duymuyor. 25 yıldır kemiklerimizi arıyoruz. Ama o kemikleri de bize vermiyorlar. Kemiklerimizi de bulamadık” dedi.

    Ardından Ahmet Kaya’nın torunu Fatma Kaya, dedesi için kaleme aldığı şiiri okudu.

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Onun ardından konuşan 28 Temmuz 1993 tarihinde gözaltında kaybedilen Özgür Gündem gazetesi muhabiri Ferhat Tepe’nin annesi Zübeyde Tepe de 25 yıldır adalet aradıklarını ifade etti. 25 yıldır Ferhat Tepe’nin ve diğer kayıpların faillerinin bulunmadığını dile getiren anne Tepe, “25 yıldır bağırıyoruz ama bu devlet sanki sağır ve dilsiz. Biz diyoruz ki hak adalet yerini bulsun katiller yargılansın. Cumhurbaşkanı diyor ki ‘Ben her şeye hakimim.’ Madem öyle neden bizim çocuklarımızın katilini bulmadın. Biz adalet istiyoruz ama 25 yıldır adalet daha yerini bulmadı. Biz bugün varız yarın yokuz. Ama çocuklarımız Galatasay’da kayıplarımızı arayacak. Biz Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz. Adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    “OLAY ALGI OPERASYONU”

    Son olarak söz alan davanın avukatlarından CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise şunları söyledi: “Savaş devleti cezasızlık politikalarına iter. Biraz önce dinledik. Ben olayı dün gibi hatırlıyorum. Bu olay algı operasyonu olarak kullanıldı. Bu hikayeler tanıdık. Bu olay o dönem ateşkesin bitirilmesine gerekçe yapıldı. Sonra ne oldu. 3 yıl önce 2 polis memuru Ceylanpınar’da öldürüldü. Hemen gazeteler devreye girdi. Algı operasyonları devreye girdi ve çözüm süreci bozuldu. Ardından yargılamalar oldu ve yargılananlar beraat etti. Ama o zamandan bu zamana on binlerce kişi öldü. Devletler yalanların arkasına sığınırlar ve bu yalanları devlet sırrıyla gizlemeye çalışırlar.”

    Konuşmaların ardından eylem sona erdi. (Kaynak:MA)

  • Cumartesi Anneleri’nden Maraş için hakikat ve adalet çağrısı

    Cumartesi Anneleri’nden Maraş için hakikat ve adalet çağrısı

    Cumartesi Anneleri eyleminde pazartesi görülecek Dargeçit JİTEM davasının duruşmasına dikkat çekilerek, bu davanın akıbetinin adaletsizlikle sonuçlanmasına izin verilmeyeceği belirtildi. 

    Kayıpların akıbetini sormak ve faillerinin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 769’uncu haftasında Galatasaray Meydanı’nda buluşmak isteyen Cumartesi Anneleri, bir kez daha polis tarafından engellendi. Cumartesi Anneleri, polis ablukasına alınan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta eylemlerini gerçekleştirdi. Anneler, üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, karanfiller taşıdı.

    Bu haftaki eylemde 29 Ekim-8 Kasım 1995 tarihleri arasında asker ve korucuların Mardin’in Dargeçit İlçesinde düzenlediği ev baskınlarında gözaltına alınan ve bir daha haber alınamayan 12 yaşındaki Davut Altunkaynak, 13 yaşındaki Seyhan Doğan, 16 yaşındaki Nedim Akyön, 19 yaşındaki Mehmet Emin Aslan, 20 yaşındaki Abdurrahman Olcay, 21 yaşındaki Abdurrahman Coşkun, 57 yaşındaki Süleyman Seyhan faillerinin yargılanması talep edildi.

    “İNSANLIK SUÇLARINA TANIKLIK EDİYORUZ”

    Bu haftaki açıklamayı 1 Mart 1995’te gözaltında kaybedildikten sonra cenazesi kimsesizler mezarlığında bulunan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Gözaltında kaybetmenin insanlığın tüm değerlerine saldıran uluslararası bir suç olduğunu ifade eden Ocak, “İnsanlığa karşı işlenen suçlarda hukuk yolunun açılmamasının, insan haklarının sistematik ve yaygın olarak ihlal edilmesine neden olduğuna yaşayarak tanıklık ediyoruz” dedi.

    “769 haftadır gözaltında kaybetme suçunun cezasız bırakılmasına itiraz ediyoruz” diyen Ocak, 23 Aralık’ta Adıyaman 1’ci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan Dargeçit JİTEM davasında mahkemenin insanlığa karşı işlenmiş bu ağır suçun sanıklarını hakkaniyete uygun biçimde yargılama iradesi göstermesi talebinde bulunduklarını söyledi.

    AĞIR İŞKENCE GÖRDÜLER

    29 Ekim-8 Kasım 1995 tarihleri arasında Dargeçit’te asker ve korucular tarafından düzenlenen ev baskınlarında 4’cü çocuk, 2 lise öğrencisi ve 2 kadınında aralarında olduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığını hatırlatan Ocak, şöyle devam etti:

    “Gözaltına alınanlar Dargeçit Jandarma Taburuna götürüldü. Aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan Davut’un annesi Hayat Altunkaynak, Süleyman Seyhan’ın kızı Fehime ve Seyhan Doğan’ın 11 yaşındaki kardeşi Hazni 3 gün boyunca ağır işkence gördükten sonra serbest bırakıldı. Serbest bırakılanlar gözaltında tutulan yakınlarının ağır işkence gördüklerini açıkladı.”

    UZMAN ÇAVUŞ KAYBEDİLDİ

    Gözaltında tutulanları arayan ailelerinin başvurularına, “Sorgu sonrası serbest bırakıldılar, dağa gitmişler” cevabı verildiğine dikkati çeken Ocak, ailelerin kayıplarını aramaktan vazgeçsin diye tehdit edildiğini, gözaltına alındığını ve işkence gördüğünün dile getirdi. Yapılan suç duyurularının soruşturulmadan takipsizlikle sonuçlandığını belirten Ocak, 4 ay sonra 6 Mart 1996 tarihinde, Süleyman Seyhan’ın kafası olmayan yakılmış bedeni bir kuyuda bulunduğunu, Süleyman Seyhan’ın ailesine bilgi veren uzman çavuş Bilal Batırır da Dargeçit Jandarma Taburunda kaybedildiğini hatırlattı.

    İHD’nin 29 Mayıs 2009 tarihli başvurusu ile Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dosyayı yeniden açarak soruşturma başlattığını anımsatan Ocak, “Savcılığın yürüttüğü soruşturma kapsamında Dargeçit kayıplarının gözaltında öldürülerek kuyulara gömüldüğü gerçeği ortaya çıktı. 2012-2013 ve 2015 tarihleri arasında yapılan kazılar sonucunda, gözaltına alınan kişilerin ağır işkence izleri taşıyan kemiklerine ulaşıldı. Mardin Jandarma Komutanı Hurşit İmren ve Dargeçit Jandarma Komutanı Mehmet Tire’nin de içinde olduğu 18 kişi hakkında, ‘birden fazla kişiyi taammüden öldürme’ suçlamasıyla dava açıldı” diye belirtti.

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Suçun işlendiği yerdeki mahkemenin davaya bakması gerektiğini sözlerine ekleyen Ocak, dava dosyanın açıldığı Midyat’tan “güvenlik” gerekçesiyle Adıyaman’a sevk edildiğini anımsattı. Davanın en son 30 Eylül 2019 tarihinde Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldüğünü belirten Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bugüne kadar yapılan duruşmaların seyri mahkemenin, insanlığa karşı işlenmiş bu ağır suçu açığa çıkartacak, ceza adaletini sağlayacak istek ve iradede olmadığı yönündeki kaygılarımızı güçlendirdi. Dargeçit JİTEM davası önceki kayıp davalarında olduğu gibi, adalet ve hakikat arayışımızın yargı eliyle engellenmesi pratiğinin bir parçasına dönüştürülmesin; yargıçlar görevini yerine getirsin ve ceza adaletini sağlansın. Davut Altunkaynak, Seyhan Doğan, Nedim Akyön, Mehmet Emin Aslan, Abdurrahman Olcay, Abdurrahman Coşkun, Süleyman Seyhan ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”

    “ADINI TAŞIMAKTAN ONUR DUYUYORUM”

    Davut Altunkaynak’ın kaybedilmesinden 4 yıl sonra dünyaya gelen kardeşi Davut Altunkaynak eylemde söz alarak, “Ben doğduğumda bana onun adını vermişler. Onun adını taşımaktan onur duyuyorum. Keşke kendi adını kendisi taşısaydı. Bu davanın da takipsizlikle sonuçlanmasına izin vermeyeceğiz. Faillerin cezalandırılması için elimizden geleni yapacağız” diye konuştu.

    Ardından Seyhan Doğan’ın ağabeyi Kadri Doğan söz alarak şunları söyledi: “20 sene aradık Seyhan’ı. Annem 2000 yılında Seyhan’ın kayıp edildiği gün vefat etti. Annem Seyhan’ın kemiklerini bulduktan sonra benim mezarıma koyun demişti. Biz Seyhan’ın kemiklerini bulduktan annemin yanına gömdük. Biz adalet arıyoruz. Maalesef adaletin olmadığı yerde görüyoruz.”

    MARAŞ İÇİN ADALET 

    Kayıp yakınlarının konuşmasının ardından yeniden söz alan Maside Ocak, 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş Katliamı’nın 41’inci yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, şunları dile getirdi:

    “Katledilen insanlar güvenlik güçlerince Şeyh Adil Mezarlığı’nda topluca defnedildi. Defnedilenlerin Mezar yerleri hala net olarak bilinmiyor. Toplu defnedilenler dışında tespit edebildiğimiz kadarıyla Yusuflar mahallesinde öldürülen Hatice Yılmaz ve Serintepe mahallesinde de misafir bulunduğu evde ev sahipleriyle birlikte öldürülen Adıyamanlı bir öğretmen olan Mahmut Ünal’ın nerede olduğu hala bilinmiyor. Katliamın 41’inci yılında Maraş için hakikat ve adalet talebimizi tekrarlıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)  

  • Ankara JİTEM davasında, Mehmet Ağar dahil tüm sanıklar beraat ettirildi

    Ankara JİTEM davasında, Mehmet Ağar dahil tüm sanıklar beraat ettirildi

    Ankara ve çevre kentlerinde 1993-1996 yılları arasında 19 kişinin zorla kaybedilip infaz edilmesine ilişkin davada Mehmet Ağar dahil 17 sanık beraat etti.

    Ankara ve çevre kentlerinde 1993-1996 yılları arasında 19 kişinin öldürülmesine ilişkin açılan ve kamuoyunda “Ankara JİTEM Davası” olarak bilinen dava Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. 23’üncü duruşmaya, öldürülen 19 kişi arasında yer alan Savaş Buldan’ın eşi HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve çok sayıda HDP milletvekili katıldı.

    SAVCILIK BERAAT TALEP ETTİ

    “Cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçlamasıyla yargılanan sanıklar duruşmaya katılmazken savcılık mütalaasını okudu. Tanıkların dosyadaki ifadelerini okuyan savcılık, “Tanıkların ifadeleri denetime tabi tutulamayacak derecededir” dedi.

    Bugüne dek yakalanamayan ve ‘Yeşil’ kod adıyla bilinen sanık Mahmut Yıldırım’ın dosyasının ayrılmasını talep eden savcılık ölen Ahmet Yıldırım hakkında da düşme kararı talep etti. Savcılık geriye kalan tüm sanıklar yönünden beraat kararı verilmesini talep etti.

    Savcılığın mütalaasını ardından konuşan mağdur avukatlarından Mehmet Emin Aktar, “Bizim için şaşırtıcı değil. Sanıksız yargılama yapıldı. Adalet çıkmayacağını biliyorduk. Mahmut Yıldırım’a da beraat kararı verilsin kurtulalım hepimiz. Siz ne karar verirseniz verin vicdanlarımızda mahkumlardır” diye konuştu.

    Gazete Duvardan Serkan Alan‘ın haberine göre; mağdur avukatları, “Davanın açılmasına karşı çıkanların iddialarının aynısı iddia makamının mütalaasında da belirtilmiş” ifadeleriyle savcının mütalaasına itiraz etti.

    SANIK AVUKATI: BEN KATİL MİYİM?

    Mağdur avukatlarından Murat Yılmaz, “Bu mütalaa hiç şaşırtıcı değil. Bu ülkede cezasızlık politikası devam ediyor. Devletler katildir. Bazı çeteler suç işler. Bunların suç işlediğini siz de sanık avukatları da herkes de biliyor” dedi.

    Sanık avukatlarından, “Ben katil miyim biz bilmiyoruz” ifadeleriyle mağdur avukatına tepki geldi. Mağdur avukatları, “Herkes her şeyi iyi biliyor” ifadelerini kullandı.

    “SAVCI UZAYDA MI YAŞADI BİLMİYORUM”

    Öldürülen Yusuf Ekinci’nin oğlu ve aynı zamanda mağdur avukatlarından Sertaç Ekinci, “Sayın savcı uzayda mı yaşadı bilmiyorum. Mütalaada siyasal içeriğine dair hiçbir şey yok. Bu soruşturma aşamasında sanırsınız Tansu Çiller tanık olarak dinlenmemiş. Bunlar varken siz mahkemeye reddi hakim mi yaptın diyorsunuz? Bizimle dalga geçmeyin” sözleriyle mütalaaya tepki gösterdi.

    Mağdur avukatlarından Nuray Özdoğan, “Siyasi içerikli cinayetlerin aydınlatılmasında uluslararası kararlar devleti yükümlü kılar. Hali hazırda bu çeteler devlet içinde olduğu için bu davanın yürümeyeceği belliydi. Cinayetlerin aydınlatılmasına dönük etkin bir yargılama yapmalıydınız. Aydınlatmaya dönük karar veremeyecekseniz zaten sürdürmeyin. Bu yargılama sürdürülemeyecekse buna dönük adım atmalısınız” diye konuştu.

    MAĞDUR AVUKATLARI DURUŞMA SALONUNU TERKETTİ
    Mağdur avukatlarından Ahmet Özmen, “Savcılık 25 yıl geçti toplaşın evinize gidin bundan sonra yapmayacağız diyor. Kamu görevlileri sizler tarafından korunmaktadır. Bu mütalaa bundan sonra bir şey yapılmayacak anlamındadır” diye konuştu.

    Sanık avukatlarının mütalaaya ilişkin beyanları sırasında mağdur avukatlarının büyük bir kısmı ve HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan’ın da aralarında bulunduğu HDP milletvekilleri, mahkemeyi protesto ederek duruşma salonundan çıktı.

    Sanık avukatları mütalaaya katıldıklarını ifade ederek müdafilerin beraat etmesini talep etti.

    TÜM SANIKLARA BERAAT

    Mahkeme heyeti avukatların beyanlarının ardından kararını açıkladı. Sanık Ahmet Demirel’in ölümü nedeniyle atılı suçların düşmesine karar veren mahkeme heyeti Lazem Esmaeılı ve Asker Smıtko’nun ölümüne ilişkin suçlanan tüm sanıkların dosyalarının ayrılmasına karar verdi.

    Mahkeme heyeti 17 kişinin ölümüne ilişkin ise suçlanan tüm sanıkların beraatine karar verdi.

    CUMARTESİ ANNELERİ: BU CİNAYETLERİ KİM GERÇEKLEŞTİRDİ?

    Kayıp yakınlarının faillerini sormak için her hafta bir araya gelen Cumartesi Anneleri, mahkemenin beraat kararına tepki gösterdi.

    Cumartesi Anneleri yaptığı açıklamada, “Ceza yargılamasının amacı hakikati ortaya çıkarmaktır. Söyleyin o zaman; Polis Özel Harekat envanterinde bulunan silahla işlenen bu cinayetleri kim gerçekleştirdi?” dedi.

    DAVANIN SANIKLARI

    Duruşmanın sanıkları şu şekilde:

    Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Eski Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin, MİT’çi eski Yarbay Korkut Eken ve özel harekat timi polisleri Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven, Muhsin Korman.

    ÖLDÜRÜLEN 19 KİŞİ

    Öldürülen 19 kişinin ismi şu şekilde: Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Salih Aslan, Lazem Esmaeili, Asker Smitko, Faik Candan, Abdulmecit Baskın, Tarık Ümit.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Mahkemede olmayan tek şey sanıklardı’ – VİDEO

    ‘Mahkemede olmayan tek şey sanıklardı’ – VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri 756. Haftada da bir araya geldi. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi önünde bir araya gelen aileler kayıplarımızdan vazgeçmeyeceğiz dediler. Açıklamada konuşan Abdülmecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın, babasının mahemesinde 30. celseye geldiklerini fakat mahkemede olmayan tek şeyin sanıklar olduğunu söyledi. 

    Haberin Videosu

    Abdülmecit Baskın, Ankara Altındağ Nüfuz Müdürüyken özel harekat polisleri tarafından gözaltına aslınmış 4 Ekim 1993 tarihinde elleri arkadan bağlı üç kurşunla öldürülmüş olarak bulunmuştu. 756. Haftada bir araya gelen Cumartesi Anneleri Abdülmecit Baskın adına süren davadan adalet istediler.

    Cumartesi insanları adına basın metnini okuyan Sevda Arcan, 26 yıl evlat acısıyla yaşayan ve adalete ulaşmadan hayatını kaybeden Meryem Baskın’ın bıraktığı yerden Abdülmecit Baskın için adalet istediklerini belirtti.

    Sevda Arcan, Abdülmecit Baskın’ın gözaltında kaybol sürecini şöyle açıkladı;

    “41 yaşında 3 çocuk babası olan Abdülmecit Baskın, Ankara Altındağ Nüfus Müdürüydü. İş yerindeki makamından çıktıktan sonra özel harekat polisleri tarafından gözaltına alındı. 4 Ekim 1993 tarihinde elleri arkadan bağlı, üç kurşunla öldürülmüş bedenini bir çiftçi Ankara Gölbaşı mevkiinde buldu. Bulunduğu yer Milli İstihbarat Teşkilatı Genel Koordine Merkezi’ne çok yakın mesafedeki metruk bir binanın arkasıydı. Ailenin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Abdülmecit Baskın’ın gözaltına alındığı inkar edildi. Tanık başvuruları etkin bir soruşturma yapılmadan sonuçsuz bırakıldı.”

    “İFADELER VE OLAY YERİ TUTANAKLARI UYUŞUYOR”

    Ayhan Çarkın’ın verdiği ifadelerin olay yeri tutanaklarıyla örtüştüğünü vurgulayan Arcan, “26.03.2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadede; 1993 yılında Özel Harekât Daire Başkam İbrahim Şahin’in emriyle, Abdülmecit Baskın’ı gözaltına aldıklarını ve Baskın’ın Ziya Bandırmalıoğlu ile Ayhan Akça tarafından öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Ayhan Çarkın’ın anlattıkları, olay yeri tutanakları ile karşılaştırıldı. İfadeler ile yer gösterme tutanaklarının “örtüştüğü” savcılık dosyasına eklendi.”

    “MAHKEME ADİL YARGILAMA İLKESİNE UYMUYOR”

    Adil yargılama ilkesinin mahkemece ihlal edildiğine vurgu yapan Arcan sözlerini şöyle tamamladı;

    “Aile avukatlarının taleplerini geri çeviren mahkemeler “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçlarından yargıladığı Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken ve diğer 16 kişiyi bırakın tutuklamayı duruşmalardan vareste tuttu, Aile avukatlarının sanıklara soru sorma hakkı engellendi. Adil yargılama ilkesine uymayan mahkeme tarafsız bir yargılama yapılmadığı kuşkumuzu derinleştirdi.Artık yeter! Yargının asıl işlevi suç işleyenlerin yargılanıp, cezalandırılması ve adaletin yerine getirilmesidir. Ankara JİTEM Davası inkarın, sanıkları aklamanın, cezasızlığın bir parçası olmasın. Türkiye’nin yaşadığı hakikat ve adalet krizini sonlandırmanın başlangıcı olsun. Adaletin tecelli etmesi ve geçmişle hesaplaşma imkanı sunması talebimizi karşılasın!”

    “SANIKLAR MAHKEMEYE HİÇ GETİRİLMEDİ”

    Açıklamada söz alan Abdülmecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın mahkemenin gidişatına dair şunlardan bahsetti,”30. Celseye geldik. Babamla birlikte 19 ailenin bulunduğu bir dava. Mahkeme salonunda olmayan tek şey sanıklardı. Mehmet Ağar mahkeme salonuna hiçbir şekilde getirilmedi. Mehmet Ağar’ın verdiği tek ifade ‘olayla ilgim yok hiçbirini tanımam’ oldu. Evet sadece bu kadar. Benim tek amacım babamın katillerinin düzgün bir şekilde yargılanmalarıdır.”

    “MAHKEME SERGİLEDİĞİ TUTUMLA AKITILACAK KANLARA DAVETİYE ÇIKARTMAKTADIR”

    Aile avukatı Serdar Ekinci, mahkemenin adil bir yargılama yapmadığını belirterek şunları ifade etti, “Haklarında yüzlerce binlerce dava açılan Tansu Çiller, Mehmet Ağar hakkında ki suçlamalar adeta geçiştiriliyor ve gerçekliği olmayan iddialar olarak değerlendiriliyor. İlgili bu unsurlar hiçbir şekilde mahkemeye gelmiyorlar. Mahkeme adeta siz istediğiniz kadar uğraşın ama bunlar mahkemeye gelmeyecekler tavrını sergiliyor. Hakimlere sesleniyorum; önümüzdeki yıllarda akıtılacak kanları siz şimdiden aldığınız kararlarınızla meşrulaştırıyorsunuz.”

    VERİLEN İFADELER DİKKATE ALINMIYOR

    Son olarak göz altında katledilen Adnan Yıldırım’ın kızı Leyla Yıldırım ise mahkemenin sanıklardan Ayhan Çarkın’ın itiraflarına rağmen dikkate alınmadan sürdürüldüğünü belirti. Yıldırım, yargının bağımsız olmadığını tek kişinin elinde olduğunu kaydederek, mahkemelerden beklentilerinin olmadığını söyledi. Yıldırım, mahkemenin devam ettiğini ve bunun takipçisi olacakalrını kaydetti.

    PİRHA/İSTANBUL