Etiket: jitem

  • Apê Musa’nın katledilmesinin üzerinden 27 yıl geçti

    Apê Musa’nın katledilmesinin üzerinden 27 yıl geçti

    Kürt aydını, gazeteci-yazar Musa Anter’in (Apê Musa), aramızdan ayrılışının üzerinden 27 yıl geçti.

    20 Eylül 1992 yılında Diyarbakır’da gerçekleşen Kültür-Sanat Festivali’ne katılarak kitaplarını imzalayan Musa Anter, akşam saatlerinde Seyrantepe Mahallesi’nde uğradığı silahlı saldırı sonucu 72 yaşında hayatını kaybetmişti. Cinayetin üzerinden 27 yıl geçti, ancak bugüne kadar failler tek tek, isim isim bilinmesine rağmen yakalanmadı.

    Hayatı cezaevi ve sürgünlerle geçen Musa Anter, 1920 yılında Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Ziwinge  (Eskimağara) köyünde dünyaya geldi. 1944 yılında Ayşe Hale ile evlenen Ape Musa, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki eğitimi yarım bıraktı.

    KÜRT DİLİNE KATKILARI

    Üniversiteden ayrıldıktan sonra Şark Postası ve Dicle Kaynağı’nda yazmaya başlayan Anter, İleri Yurt gazetesindeki Kürtçe şiiri “Qimil/Kımıl” sebebiyle 1959 yılında tutuklandı, idamla yargılandı. 1960 darbesinden sonra serbest kalan Anter, cezaevinden çıktıktan sonra Deng, Barış Dünyası ve Yön dergilerinde yazdı. Ape Musa, çeşitli tariflerde Dicle-Fırat, Azadiya Welat, Yeni Ülke, Özgür Gündem, Rewşen ve Tewlo’da yazdı. Bununla birlikte yedi kitap ve bir de Kürtçe-Türkçe Sözlük yayımladı.

    11 YILI CEZAEVİNDE GEÇTİ

    Daha sonra Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) aktif siyasete atılan Anter, 1965 seçimlerinde Mardin’den aday oldu. Ancak son anda gerçekleşen aday değişikliği yüzünden bağımsız olarak seçimlere giren Anter, 12 Mart 1971’de tekrar tutuklandı ve Seyrantepe Askeri Cezaevi’nde 3 yıl kaldı. 12 Eylül 1980’de ise “Kürtçülük” propagandası yapmaktan tutuklanıp Nusaybin Cezaevine konulan ve 1 yıl sonra tahliye edilen Anter’in, toplamda 11 yılı cezaevinde geçti.

    JİTEM TETİKÇİSİ CİNAYETİ ANLATTI

    Kürt bilgesi Anter, 20 Eylül 1992 yılında bir Kültür-Sanat Festivali’ne katılmak için geldiği Diyarbakır’da JİTEM elemanları tarafından Seyrantepe Semtinde katledildi. Cinayetle ilgili başlatılan soruşturma ve kovuşturmada bugüne kadar bir gelişme sağlanamazken, JİTEM tetikçisi Abdulkadir Aygan 2004 yılında Apê Musa cinayetine ilişkin itiraflarda bulundu. Apê Musa cinayetini JİTEM’in planladığını itiraf eden Aygan, JİTEM kurucusu Binbaşı Ahmet Cem Ersever, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, JİTEM elemanları Mustafa Deniz, Savaş Gevrekçi, Ali Ozansoy, itirafçı Cemil Işık (Hogir) ve Hamit Yıldırım’ın cinayetten sorumlu olduğunu söyledi.

    TÜRKİYE MAHKUM EDİLDİ

    Anter Ailesi, aradan geçen yıllara rağmen sonuç alınamayan cinayetin soruşturmasını 2000’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. Mahkeme ön kabulden sonra 2005’te tarafları uzlaştırmak istedi ve aileye 15 bin Euro önerdi. Aile maddi tazminat yerine ihlal kararı çıkmasını istedi ve öneriyi reddetti. AİHM 19 Aralık 2006’da Musa Anter’in yaşam hakkının ihlal edildiği ve cinayet hakkında yeterli soruşturma yürütülmediği için, ailesinin mahkemeye “etkin başvuru hakkının elinden aldığı” gerekçesiyle Türkiye’yi 28 bin 500 Euro ödemeye mahkum etti.

    2013’TE DAVA AÇILDI

    Cinayet uzun süre “faili meçhul” kaldıktan sonra 29 Haziran 2012’de tetikçi zanlısı Hamit Yıldırım Şırnak’ta yakalandı. Yıldırım’ın 2 Temmuz 2012’de tutuklanmasıyla dava zamanaşımından kurtulmuş ve soruşturma sonucu hazırlanan 25 Haziran 2013 tarihli iddianame, 5 Temmuz 2013’te Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    JİTEM DAVASI İLE BİRLEŞTİRİLDİ

    Musa Anter davası 23 Aralık 2014 tarihinde JİTEM Ana Davası ile birleştirilerek, 16 Ocak 2015 tarihinde “güvenlik” gerekçesiyle Diyarbakır 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşındı.  Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi, birleştirme kararına itiraz etti, ancak itirazı değerlendiren Yargıtay 5’inci Ceza Dairesi’nin 29 Ocak 2016 tarihli kararıyla iki davanın birleşmesi kesinleşti. Birleştirilen iki dava Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.

    DAVA 14 KASIM’DA GÖRÜLECEK

    Musa Anter cinayeti ile ilgili tanık ifadelerine ve delillere rağmen davada tek tutuklu sanık olan Hamit Yıldırım serbest bıraktı. Cinayette adı geçenlerden Cem Ersever ve Mustafa Deniz öldürülürken, Abdulkadir Aygan, İsveç’te yaşıyor, Yeşil’in akıbeti ise bilinmiyor. 11 Temmuz 2018 günü görülen Anter cinayetinin son duruşmasında Yeşil’in yaşadığını belirten Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Daire Eski Başkanı İsmail Hakkı Pekin’in dinlenmesine karar verilerek dava 14 Kasım’a ertelendi. Cinayet davası bu şekilde cezasızlıkla devam ederse zaman aşımına uğrayacak.

    APÊ MUSA’NIN KALEMİ YERDE KALMADI

    Kürt PEN Eşbaşkanı Sami Tan, 27 yıl önce Musa Anter’in katledilmesinden sonra Welat Gazetesi’nde çalışmaya başladığını ve Anter’in ölümünden sonra gazetedeki köşesinin sürekli Kürt yazarlar tarafından doldurulduğunu belirterek, yine Apê Mûsa’nın kurduğu İstanbul Kürt Enstitüsü’nün kapatıldığı güne kadar emeğinin sürdürüldüğünü ifade etti. Tan, “Apê Musa’nın kalemi yerde kalmadı” diyerek mirasının devam ettiğini söyledi.

    “ÇALIŞMALAR DİRİLEŞTİ MİLYONLARA ULAŞTI”

    Karanlık güçlerin Apê Musa’yı katlederek verdiği mücadelenin önünü geçeceklerini sandıklarını dile getiren Tan, “Apê Musa, Gazeteci Hüseyin Deniz yine karanlık güçler tarafından öldürüldüğünde ‘Senin kalemini ben kaldırıyorum ve yazmaya devam ediyorum’ demişti. Bu sözü çok önemliydi. Ardından Apê Mûsa katledildiğinde onun izinde çalışmaları sürdüren generalleri ve öğrencileri kalemini yerde bırakmadılar. O çalışmalar o kalemle bugünlere dek sürüyor. Tabi hem Kürt basını alanında hem de Kürt dili ve entelektüeli alanından bu sürdü. O çalışmalar dirileşti ve milyonlara ulaşmıştır” ifadesinde bulundu.

    Apê Musa’nın “Biz eksiden sıfır noktasına bu çalışmaları getirene kadar neler çektiğimizi bir bilseniz” şeklindeki sözünü hatırlatan Tan, “Kürt medyası ve Kürt dili için ağır koşullarda başlatılan o çalışmalar çok güçlü oldu ve temeli sağlam atıldı. Haftalık bir Kürtçe yayın yapan gazete ile başlatıldı, ancak bugün onlarca özgür Kürt medyasının kurum ve kuruluşları var. Bu kurumlar tüm Kürdistan ve Avrupa’ya yayıldı. Bu çalışmalar sayesinde Kürt statüsünün ve bilinçlendirmesine vesile olmuştur” diye konuştu.

    “ÇOK YÖNLÜ BİR AYDINDI”

    Anter’in öldürüldüğü karanlık sürece de değinen Tan, “Çok sıcak bir savaş dönemi vardı. Katliam ve savaş kararlarına karşı çok büyük serhildanlar da vardı. Yani eğer bugünlerde milyonlar Newroz alanlarında toplanıyorsa kendiliğinden olan bir şey değildir. O günlerde tohumu atılan ruhun verdiği güçle milyonlarız” dedi. Basın alanında öldürülen gazetecilere rağmen, yakılan gazete bürolarına rağmen özgür Kürt basınının geri adım atmadığını söyleyen Tan, Anter’in ve katledilen diğer gazetecilerin kaleminin yerde bırakılmadığını belirtti.

    Anter’in çok yönlü bir aydın olduğunu söyleyen Tan, şunları söyledi: “Sadece mücadele çalışmasıyla değil aynı zamanda çok espritüel bir şahsiyeti vardı. Gönümüzde bile bazı esprileri toplumda kullanılıyor. Yazıları çok önemliydi. Her bir yazısında bir ders alacak kadar önemli vurgulamalar vardı. Toplum keyifle Apê Musa’yı okurdu. Özellikle gençler onun gazetece çıkan yazısını beklerdi. Çok sıcak ilişkiler kurardı insanlarla. Aynı zamanda o bir hukukçuydu da diyebiliriz. Çünkü Kürtlere uygulanan tüm hukuksuzluğa dikkat çekmiş. Çok net ve kararlı duruşuyla hepimize örnek olmuştur.”

    “O SES HER GÜN BÜYÜYOR”

    Özgür Gazeteciler İnisiyatifi (ÖGİ) Sözcüsü Hakkı Boltan da Anter’in çalışma yürüttüğü dönemin karanlık bir dönem olduğunu, ancak cesurca sözlerini esirgemeyen Apê Musa’nın ve yoldaşlarının özgür basının sesi olduklarını belirtti. Anter’in “Êdî bes e” sesinin hala yankılandığını dile getiren Boltan, “O ses her gün büyüdü. Bizim özgür basın geleneğinde tutum belirleyen arkadaşlar her gün sokakta katledilmelerine rağmen bu ses hiç gerilemedi. Her gün yükseldi, gürleşerek yayıldı. Bunun başlıca temsilci Apê Musa’ydı. Tabi korktular. Her gün büyüyen bu sese karşı katlederek sesini bastıracaklarını düşündüler. Ama Apê Musa’yı katlettiklerinden sonra bu ses daha da büyüdü. Apê Musa daha da büyüdü. Ape Musa büyüdükçe, onu katledenler ise küçüldü. Saklanmak zorunda kaldılar. O kadar büyük bir suça bulaşmışlardı ki, artık kendilerini göstermekten korkuyorlar. O günden bu güne, hem yazarlığı, hem de özgür basın geleneğini yan yana koyduğumuzda bugün görüyoruz, korkunun ecele faydası yoktur. Herkes bu anlamda Apê Musa’ya daha çok ihtiyaç olduğunu hissederek, onu daha fazla temsil etme adına tavır almış durumda” diye konuştu.

    (Kaynak: MA)

  • Cumartesi Anneleri abluka altında Kadir Keremoğlu’nun akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri abluka altında Kadir Keremoğlu’nun akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- 735’inci hafta eylemlerini gerçekleştiren Cumartesi Anneleri bu hafta “Kadir Keremoğlu’nu unutmadık” diyerek buluştu.

    36 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmalarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri 735’inci hafta eylemlerini İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu Beyoğlu Çukurlu Çeşme Sokak’ta gerçekleştirdi.

    Cumartesi Anneleri, abluka altında gerçekleştirdikleri eylemde 25 yıl önce Van’da gözaltına alınarak kaybedilen Kadir Keremoğlu’nun akıbetini sordu.

    Bu haftaki eyleme kayıp yakınlarının yanı sıra HDP milletvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Oya Ersoy, Züleyha Gülüm ile CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve Filistin’den gelen insan hakları savunucuları destek verdi.

    “BABAMIN KEMİKLERİNİ BİZE VERİN”

    Kadir Keremoğlu’nun oğlu Bahattin Keremoğlu, “25 yıldır hep adalet kapılarında gezdik, hep istedik. Devlet yetkililerine sesleniyorum. Bırakın insanlara acı çektirmeyi. Tek bir isteğimiz var babamın bir mezarı olsun, kemiklerini bize versinler. Adalet aramaktan vazgeçmeyeceğiz.” dedi.

    “KEREMOĞLU AİLESİ JİTEM’İN HEDEFİNDEYDİ”

    Basın metnini gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren okudu. Eren, oturma eylemlerini her hafta gerçekleştirdikleri Galatasaray Meydanı’na çıkışlarına 36 haftadır izin verilmemesinin haklarını ve anayasayı ihlal ettiğini vurguladı.

    Aslen Yüksekovalı olan Keremoğlu ailesinin Van’da yaşadığı ve JİTEM mensupları tarafından “Ölüm listesinde adınız var” denilerek tehdit edildikleri bilgisini veren Eren, ailenin haraç ödemeyi reddedince JİTEM’İn hedefi haline geldiğini kaydetti.

    75 yaşındaki Kadir Keremoğlu’nun 14 Nisan 1995 tarihinde Van merkezdeki Keremoğlu Camii’nden çıkarken Ol EA 600 plakalı Beyaz Toros, 65 ER 279 plakalı Doğan, 06 FH 600 plakalı Broadway ve 34 ALL 82 plakalı otomobildeki kişiler tarafından kaçırıldığını aktaran Eren, Keremoğlu ailesinin yaptığı araştırmanın sonucunda Kadir Keremoğlu’nun kaçırıldıktan sonra Yeşil kod isimli Mahmut Yıldırım’a teslim edilerek önce Van JİTEM merkezine, daha sonra da Van Jandarma Alay Komutanlığı’na götürüldüğünü öğrendiklerini ifade etti.

    “VALİ ‘BANA YAZILI DEĞİL SÖZLÜ BAŞVURUN’ DEDİ”

    Van Valisi Mahmut Yılbaş’a giderek yardım talebinde bulunan aileye valinin “Bana yazılı başvurmayın, size ancak sözlü olarak yardımcı olabilirim” dediğini belirten Eren, “Van Emniyet Müdürü ise ‘Siz devlete karşı isyan mı çıkaracaksınız’ diyerek aileyi tehdit etti. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ile görüşen aile buradan da sonuç alamadı. 22 Nisan 1995 tarihinde aileyi arayan ve kendisini özel harp dairesi mensubu olarak tanıtan kişi ‘babanızı bırakmak İçin 750.000 mark istiyoruz’ dedi. Parayı hazırlayan aile babalarının sesini duyup yaşadığını öğrendikten sonra ödemeyi gerçekleştireceklerini söyledi. Ancak bu istek karşılanmadı.” dedi.

    “200 MİLYON VERİN BABANIZI SERBEST BIRAKALIM”

    Daha sonra aile ile irtibata geçen ve kendisini istihbarat görevlisi Nazif Karacan diye tanıtan bir kişinin “Halen babanız sağ. Serbest bırakılmasında umut var. 200 milyon verin babanızı serbest bırakalım” diyerek fidye istediğini ve istenilen fidyenin Ziraat Bankası Kavaklıdere Şubesi’ne yatırıldığını söyleyen Eren, yaşanan olayın Aktüel Dergisi’nin 285 ve 286 sayılı nüshalarında kapak olduğunu belirtti.

    “DOSYADA HUKUK İŞLETİLMEDİ”

    Kadir Keremoğlu’nun oğullarından biri 13 Ocak 1997 tarihinde TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu’na gidip ifade verdiğini ve olayı detaylarıyla anlatarak zanlıların isimlerini verdiğini kaydeden Eren, tüm bunlara rağmen ailenin tüm hukuki girişimlerinin sonuçsuz kaldığını ifade ederek “Diyarbakır, Hakkari ve Van adliyeleri arasında gidip gelen dosyada hukuk işletilmedi. Yargısal yolların tüketilmesi üzerine dava 2015 yılında Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Anayasa Mahkemesi de cezasızlığın bir parçası oldu ve davayı reddetti. Dava AİHM’e taşındı. Kadir Keremoğlu’nun akıbetinin açığa çıkartılmasını, sorumlu olanların cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte bir yargılama faaliyeti bugüne kadar gerçekleşmedi.” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • FEDA: Çorum’un hesabını sormak bu zihniyeti iktidardan indirmekle olur

    FEDA: Çorum’un hesabını sormak bu zihniyeti iktidardan indirmekle olur

    PİRHA-Demokratik Alevi Federasyonu yaptığı yazılı açıklamada Çorum Katliamı’nı unutmadıklarını belirterek “Çorumun hesabını sormak bu katliama yol açan zihniyeti iktidardan indirmekle olanaklıdır” dedi.  

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Çorum Katliamı’na ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Katliamın kınandığı açıklamada “12 Eylül 80 darbecilerine meşruiyet sağlamak amacıyla Maraş’ta, Malatya’da, Sivas’ta sahneye konulan Alevi katliamları serisinin devamı olan Çorum Katliamı’nın sorumlusu TC devletidir” denildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Önceki Alevi katliamlarında olduğu gibi Çorum’da da Sünni yurttaşlar, Alevi yurttaşlara karşı kışkırtılmaya çalışıldı. Provokasyon yaratmaya en elverişli enstrümanların başında gelen insanların dini duyguları, 12 Eylül’de darbe yapmayı planlayanların elinde, basit bir provokasyon aracı haline getirilip arkasına devleti aklama amaçlı  derinlerindeki güçlerin olanaklarını alan faşist ve dinci güruhlarca, Çorumda  kanlı bir katliama dönüştürüldü.

    “TÜYLER DİKEN DİKEN OLUYOR”

    27 Mayıs 1980’de  MHP’li Gün Sazak’ın öldürülmesini bahane eden karanlık güçlerin kışkırttığı MHP’li faşistlerin öncülüğünde bir grup, 28 Mayıs günü Çorum’un en işlek caddelerinde terör estirmeye başlar. Dükkanlar yağmalanır, Alevi esnaflar dövülür. Alevilerin yoğun olduğu Milönü mahallesine saldırı olur. Çorum’da katliamın startı verilmiştir ve bu saldırılar belli aralıklarla 5 Temmuz 1980’e kadar sürer. Alevilere yüzyıllar boyunca reva görülen katliamlar zincirinin son halkalarından olan Çorum katliamını anlatan insanları dinledikçe insanın tüyleri diken diken oluyor.

    “YARGILANAN BİRKAÇ PİYON ÖZEL YASALARLA AFFEDİLMİŞTİR”

    Her katliamdan sonra devlet sorumluları, hemen soruşturma başlatacaklarını, sorumlulardan hesap sorulacağını söylemişlerdir. Ancak biz Alevilere karşı gerçekleştirilen hiçbir katliamın gerçek sorumluları ortaya çıkarılıp yargılanmamıştır. Yargılanan birkaç piyon ise ilk fırsatta özel yasalar çıkarılarak af edilmiştir.

    “BELGELER KOZMİK ODALARDA HESAPLAŞILMAYI BEKLİYOR”

    Bundan 38 yıl önce gerçekleşen Çorum Katliamı, 57 yurttaşın hayatını kaybettiği, 200’ün üstünde yaralı; 300’e yakın ev ve iş yerinin tahrip edilerek yakılması; binlerce ailenin göçüyle tarihin en karanlık sayfaları arasında yerini aldı. Katliamın belgeleri ‘kozmik odaların’raflarından indirilerek hesaplaşılmayı bekliyor.

    Türkiye topraklarında yaşanan tüm katliamlar gibi Çorum Katliamı da bir devlet politikası olarak ortaya çıktı. Öncülü örnekleri Malatya’da, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta görülmüştür. Özellikle son 40 yıldır da Kürt illerinin her bir köşesinde saymakla bitmeyecek yoğunlukta yüzlerce katliama tanık olmaktayız.  Katliamcılar tarafından ‘Bin operasyon yaptık’ diye itiraflarda bulunulmuştur. Ve bugün de katliam politikaları devam etmektedir.

    Diğer taraftan ise katliamcıların yargılanması, hesap sorulması ‘derin güçlerin’ marifetleriyle hep engellendi. Kimi katliamların sorumluları yakalanıyor gibi gösterilse de işin özüne dokunulmadı. Katliamcıların liderleri her iktidar döneminde işlerinin başında olmaya devam etti. Bu gerçek Çorum Katliamı’nda da değişmedi. Bu katliamların hepsinin arkasında, ‘Özel Harp Dairesi’nin, JİTEM’in, Ergenekon’un’ kanlı parmak izi çıktı.

    “ÇORUMU’N DA HESABINI SORMAK İÇİN OYLAR HDP’YE”

    FEDA olarak biliyoruz ki; Çorum Katliamı’nın hesabını sormak, bugün işlenen katliamlara sessiz kalmayarak, katliamcılara karşı sesimizi yükseltmekten geçiyor. Çorum’un hesabını sormak bu katliama yol açan zihniyeti iktidardan indirmekle olanaklıdır. Öyleyse 24 Haziran’da Çorum’un da hesabını sormak için oyları HDP’ye verelim.

    “BUGÜNÜN ALEVİSEVER YÖNETİCİLERİ 80 ÖNCESİNİN DİNCİ FAŞİST ÇETELERİYDİ”

    Unutmayalım ki bu topraklarda dün bize kanlı katliamları reva görenler bugün iktidarda olanlardır, onlar ile kol kola bu ülkeyi yönetenlerdir. Bugünün Alevisever  (!) devlet yöneticileri, 1980 öncesinin dinci ve faşist çeteleriydi. Bunu asla unutmayalım, onlar kuzu postuna bürünmüş kurtlardır. Ve puslu havada avlanmayı çok severler. Bugünde bize zorunlu din dersleriyle, Milli Eğitimi kökten imam hatiplileştirerek, Alevi çocuklarını zorla Kuran derslerine katarak, son darbeyi vurup asimile etmeye çalışıyorlar. Aleviliği tarihsel köklerinden kopararak, İslamın enteresan bir yorumu vb.  tanımlamalarla özgünlüğünü silmeye çalışarak tüm toplumu Sünnileştirme hedefine yürüyorlar.

    “DEMOKRATİK ALEVİ HAREKETİ ALEVİLERİN TÜM HAKLARINI SAVUNUYOR”

    Çorum Katliamı’ndan ders çıkarmak, dünün katliamcıları, bugünün iktidar yürütücüleri ittifakının gerçek yüzünü teşhir etmekten geçiyor. Çorum’un hesabını sormak tekçi, ırkçı iktidarı al aşağı etmekten geçiyor. Artık Aleviler örgütsüz değildir. Demokratik Alevi hareketi Alevilerin tüm haklarını savunmaktadır. Aleviler ülkede de yurt dışında da Alevi olarak yaşamak için mücadelelerini yükseltiyorlar. 24 Haziran seçimlerinde HDP’yi desteklememiz Çorum’un hesabını sormanın bir biçimi oluyor. O zaman FEDA olarak  bir kez daha diyoruz ki, Oylar Demirtaş’a, oylar HDP’ye.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri’nden Dargeçit kayıpları için adalet: Hükümetler değişti, zulüm değişmedi – VİDEO

    Cumartesi Anneleri’nden Dargeçit kayıpları için adalet: Hükümetler değişti, zulüm değişmedi – VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri eyleminin 658. haftasında Dargeçit Jitem davasında hukukun işletilmesi ve sorumluların cezalandırılması talep edildi.

    Haberin Videosu

    https://youtu.be/ljeh3x7VteY

    Cumartesi Anneleri 658. haftasına giren eylemlerinde, 1995 yılında Mardin Dargeçit’te kaybedilenleri anarak katillerin cezalandırılmasını istedi. Galatasaray Meydanı’ndaki eylemde ilk olarak kayıp yakınlarının avukatı, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu konuştu. “Ölüm kuyularından Cizre’deki ölüm bodrumlarına geldiğimiz günlerdeyiz” diyen Tanrıkulu, gözaltında kayıp davalarının dosyalarının başka illere gönderildiğini ve katillerin beraatle ödüllendirildiğini söyledi.

    “ZULÜM AYNI”

    1995 yılında gözaltına kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, oğlunun kayıplardan düşürülerek “gaiplik” kararı verilmesine tepki gösterdi. “Adaletiniz olmadığını zaten biliyoruz” diyen Yıldız “Hükümetler değişti ama zulümler, adaletsizlikler bizim için değişmedi” dedi. Yıldız konuşmasını “Ben devletten davacıyım. Diğer aileler gibi gözüm açık gitmek istemiyorum” diyerek sonlandırdı.

    Eylemde İnsan Hakları Derneği (İHD) Mardin Şubesi’nin, Dargeçit davasına ilişkin bilgiler verilen mektubu da okundu.

    Mektubun ardından İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına basın açıklamasını Maside Ocak okudu.

    Cumartesi İnsanlarından Maside Ocak, zorla kaybetmenin insanlığın tüm değerlerine saldıran bir suç olduğunu vurgulayarak, zorla kaybetmenin cezasızlık sisteminin varlığında gerçekleştiğini belirtti.

    “ÜÇÜ ÇOCUK, İKİSİ LİSE ÖĞRENCİSİ 17 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI”

    29 Ekim 1995 tarihinde Mardin/Dargeçit’te yaşanan olaya dikkat çeken Ocak olayı şöyle anlattı: 29 Ekim 1995 tarihinde Mardin/Dargeçit’te ağır silahlı askerler yaptıkları ev baskınlarında üçü çocuk, ikisi lise öğrencisi 7 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınan 12 yaşındaki Davut Altunkaynak, 13 yaşındaki Seyhan Doğan, 16 yaşındaki Nedim Akyön, 19 yaşındaki Mehmet Emin Aslan, 20 yaşındaki Abdurrahman Olcay, 21 yaşındaki Abdurrahman Coşkun, 57 yaşındaki Süleyman Seyhan Dargeçit Jandarma Taburuna götürüldü. Aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan Davut’un annesi Hayat Altunkaynak, Süleyman Seyhan’ın kızı Fehime ve Seyhan’ın 11 yaşındaki kardeşi Hazni, 3 gün boyunca ağır işkence gördükten sonra serbest bırakıldı. Serbest bırakılanlar gözaltında tutulan yakınlarının ağır işkence gördüklerini açıkladı.

    “SORGU SONRASI SERBEST BIRAKILDILAR, DAĞA GİTMİŞLERDİR

    Gözaltında tutulanları arayan ailelerin yaptıkları tüm başvuruların sonuçsuz kaldığını söyleyen Ocak başvurulara “Sorgu sonrası serbest bırakıldılar, dağa gitmişler” cevabı verildiğini, ailelerin kayıplarını aramaktan vazgeçmeleri için tehdit edildiklerini, gözaltına alınarak işkence gördüklerini ve yapılan suç duyurularının soruşturulmadan takipsizlikle sonuçlandığını kaydetti.

    “KAFASI OLMAYAN YAKILMIŞ BEDENİ KUYUDA BULUNDU”

    6 Mart 1996 tarihinde Süleyman Seyhan’ın kafası olmayan yakılmış bedeninin bir kuyuda bulunduğunu belirten Ocak, Süleyman Seyhan’ın atıldığı kuyuyu gösteren uzman çavuş Bilal Batırır’ın da Dargeçit Jandarma Taburu’nda kaybedildiğini ifade etti.

    “GÖZALTINDA ÖLDÜRÜLEREK KUYUYA GÖMÜLDÜĞÜ ORTAYA ÇIKTI”

    İHD’nin 29 Mayıs 2009 tarihli başvurusu ve İHD Mardin Şubesi’nin çabaları sonucunda Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığının dosyayı yeniden açtığını ve soruşturma başlattığını söyleyen Ocak, “Savcılığın yürüttüğü soruşturma kapsamında Dargeçit kayıplarının gözaltında öldürülerek kuyulara gömüldüğü gerçeği ortaya çıktı. 2012 – 2013 ve 2015 tarihleri arasında yapılan kazılar sonucunda, gözaltına alınan kişilerin ağır işkence izleri taşıyan kemiklerine ulaşıldı” dedi.

    “JİTEM DAVASIYLA BİRLEŞTİRİLDİ”

    Mardin Jandarma Komutanı Hurşit İmren ve Dargeçit Jandarma Komutanı Mehmet Tire’nin de içinde olduğu 18 kişi hakkında, “birden fazla kişiyi taammüden öldürme” suçlamasıyla dava açıldığını kaydeden Ocak, dava dosyasının güvenlik gerekçesiyle Midyat’tan Adıyaman’a sevk edildiğini, 13 Mart 2017’de Adıyaman’da görülen yedinci duruşmada karar aşamasına gelen davanın Ankara’ya nakledilerek Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Kızıltepe JİTEM davasıyla birleştirildiğini ifade etti.

    “DAVAYI ŞEHİRDEN ŞEHRE DOLAŞTIRDILAR”

    “‘Davaya bakma yetkisi, suçun işlendiği yer mahkemesine aittir’ ilkesinin ihlaliyle başlayan Dargeçit JİTEM davasında ceza vermekten çekinen mahkeme heyeti çareyi davayı şehirden şehre dolaştırmakta buldu” diyen Ocak, “Dargeçit davasının uzaması ve davanın cezasızlıkla sonuçlanması riskini de beraberinde getiren bu birleştirme kararı mahkemenin insanlığa karşı işlenmiş bu ağır suçun  faillerini  hakkaniyete uygun bicimde cezalandıracak istek ve iradede olmadığı yönündeki kaygılarımızı güçlendirdi” şeklinde konuştu. (HABER MERKEZİ)