PİRHA – İskenderun Kadın Platformu Üyesi Avukat Mehtap Sert, kadın cinayetleri ve şüpheli ölümlerdeki artışın temel nedeninin yasalar değil, “cezasızlık politikası” ve uygulama süreçlerindeki erkek egemen tutum olduğunu vurguladı. Sert, “Şüpheli kadın ölümü yoktur, şüpheli bırakılan kadın ölümleri vardır” dedi.
Kadın cinayetleri, “şüpheli” ölümler ve 6284 sayılı yasanın uygulanmasında yaşanan tıkanıklıklar gündemdeki yerini korurken; İskenderun Kadın Platformu Üyesi ve Hatay Barosu Kadın Hakları Komisyonu Üyesi Avukat Mehtap Sert, yargıdaki cezasızlık politikalarına ve iktidarın “Aile ve Nüfus 10 Yılı” planına dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Koruma kararı için kolluk birimlerine başvuran kadınların sistematik engellerle karşılaştığını belirten Sert, kadınların şikayetlerinden vazgeçirilmeye çalışıldığını ifade etti. Sert, kolluktaki durumu şu sözlerle özetledi:
“Kadın saatlerce bekletiliyor, erkek personel ifade alırken ‘işine gücüne bak’ gibi cümlelerle kadını yıldırıyor. Yasada prosedür olmasına rağmen ‘elektronik kelepçe yok’ denilerek sistem uygulanmıyor. Koruma kararını ihlal eden erkeğe hapis cezası istendiğinde ise ‘orada değildim’ gibi beyanlarla kararlar iptal ediliyor. Sorun yasada değil, kolluktan başlayıp aile mahkemelerine uzanan ‘yapmama isteğinde’ yatıyor.”
Sert, bu tıkanıklığın aşılması için koruma kararı birimlerinde sadece kadın personelin çalışması ve görüşmelerin özel odalarda tek bir kişiyle yapılması gerektiğini vurguladı.
“İNFAZ REJİMİ KATİLLERE CEVAZ VERİYOR”
Türkiye’deki en büyük sorunun cezaların azlığı değil, infazın düşüklüğü ve sık çıkarılan aflar olduğunu söyleyen Avukat Sert, yargı paketlerinin kadına yönelik şiddeti ödüllendirdiğini savundu:
“10 yıl ceza alan bir kişi, iyi hal indirimleriyle sadece 1-2 yıl yatıp çıkıyor. Bu rejim, bir kişiyi öldürdüğünüzde tekrar bir başkasını öldürmenize cevaz veriyor. AKP mecliste ‘kadına şiddete af yok’ dese de, yargı paketlerine eklenen maddelerle şiddet failleri indirim kapsamına alınıyor.”
“ŞÜPHELİ ÖLÜM YOKTUR, ŞÜPHELİ BIRAKILAN DOSYALAR VARDIR”
Şüpheli kadın ölümlerine dair Dörtyol’dan bir örnek veren Sert, savcılıkların olay yeri incelemesindeki ihmallerine dikkat çekti:
“Dörtyol’da bir kadın ölümü gerçekleşti, savcılık doğrudan ‘intihar’ diyerek dosyayı kapattı. İtirazlarımız sonucu evde yapılan araştırmada kadının günlüğüne ulaşıldı ve yıllara yayılan şiddet hikayesi ortaya çıktı. Eğer savcı o gün görevini yapıp delilleri toplasaydı sonuç farklı olacaktı. Savcıların süreci telefonla talimat vererek değil, bizzat takip ederek yürütmesi gerekiyor.”
“ERKEKLERİN KONUŞTUĞU EYLEM PLANLARI SONUÇ VERMEZ”
İktidarın 5 yıllık acil eylem planlarını ve “Aile ve Nüfus” hedeflerini de eleştiren Mehtap Sert, bu planların öznesinin kadın olmadığını belirtti:
“Kadın hakları toplantısına gidiyoruz; 20 kurumdan sadece 3-4’ünde kadın temsilci var. Kadın sorununu kadının olmadığı ortamlarda erkekler konuşuyor. İskenderun Müftülüğü 10 bin erkeğe eğitim verdiğini söylüyor ama kentte şiddet verileri artıyor. Demek ki bu eğitimler sadece istatistik doğurma amaçlı, samimiyetten uzak.”
“KUTSANMIŞ AİLEYE DE AYRIMCILIĞA DA KARŞIYIZ”
Hükümetin “makbul aile” vurgusuna tepki gösteren Sert, planın kapsayıcı olmadığını ve LGBTİ+’ları hedef aldığını ifade etti:
“Biz kutsanmış aileye karşıyız. Evlenmeyip çocuk sahibi olanlar veya evlat edinenler bu planda yok. Bu plan, toplumu sınıflara ayıran, ahlaki temeller üzerine kurulu bir plan. Kadının üreme sağlığı üzerinden ‘kuluçka vazifesi’ gördüğü bu yöntemlerle somut bir başarı elde edilemez. Alım gücünün düştüğü, enflasyonun arttığı bir ortamda bir kerelik 10-20 bin lira vererek ailenin idame ettirilmesi mümkün değildir.”
PİRHA- Stuttgart Belediyesi Meclis Üyesi Aynur Karakaya, Almanya’da kadın cinayetlerinin özellikle ayrılma ve boşanma süreçlerinde arttığını belirterek devletin koruma mekanizmalarındaki eksikliklere ve ekonomik bağımlılığın şiddeti derinleştirdiğine dikkat çekti.
Türkiye’de kadın cinayetleri uzun süredir kamuoyunun en yakıcı gündemlerinden biri. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre ülkede her yıl yüzlerce kadın erkekler tarafından öldürülüyor ve vakaların önemli bölümü ayrılmak isteme, boşanma ya da kendi yaşamına dair karar alma süreçlerinde gerçekleşiyor.
Türkiye’de ayrıca kadın cinayetleri, sivil toplumun yoğun takibi sayesinde isim isim ve düzenli biçimde kayıt altına alınıyor, bu da sorunun görünürlüğünü artırıyor.
Almanya’da ise Almanya Federal Kriminal Dairesi (BKA) verileri kadın cinayetlerinin çoğunlukla partner ya da eski partner tarafından işlendiğini ortaya koyuyor. Yıllık sayılar Türkiye’ye kıyasla daha düşük görünse de, bu fark yalnızca nüfusla değil, kayıt yöntemleri ve tanım farklılıklarıyla da ilgili. Almanya’da “femicide” kavramı uzun süre resmi terminolojiye girmediği için, birçok erkek şiddeti sonucu öldürülen kadın, genel cinayet istatistikleri içinde yer aldı.
İki ülke arasında temel farklardan biri de koruma mekanizmaları ve sosyal destek yapıları. Almanya’da kadın sığınma evleri, sosyal hizmetler ve hukuki koruma araçları daha kurumsal bir yapı içinde olsa da, Frauenhauskoordinierung (Kadın Sığınma Evleri Koordinasyonu) verileri bu sistemin de yetersiz kaldığını ve kapasitenin dolu olduğunu gösteriyor.
Her iki ülkede de kadınlar en çok kendi evlerinde ve en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülüyor
Stuttgart Belediyesi Meclis Üyesi Aynur Karakaya ile Almanya’da artan kadın cinayetlerini konuştuk.
Karakaya, Almanya’da kadınlara yönelik şiddetin yapısal nedenlerine dikkat çekerek, özellikle ayrılık süreçlerinin en tehlikeli dönemler olduğunu vurguladı. Karakaya, “Uzmanlara göre en riskli dönem ayrılma dönemleri. Erkekler kontrolü kaybettiklerini düşündüklerinde şiddete başvuruyor” ifadelerini kullandı.
Kadın cinayetlerinin büyük bölümünün partner ya da eski partner tarafından işlendiğini belirten Karakaya, toplumsal cinsiyet rolleri ve erkek egemen zihniyetin bu şiddeti beslediğini söyledi.
“KADININ EN BÜYÜK TEHDİDİ EVİN İÇİNDE”
Toplumda kadınlara yönelik tehdit algısının yanlış kurulduğunu ifade eden Karakaya, “Bize hep ‘dışarıda dikkat et’ deniyor ama kadınların en büyük düşmanı evindeki erkek oluyor” dedi.
Karakaya, Almanya’da yılda yaklaşık 250 bin kadının şiddete maruz kaldığını, 2023 yılında ise 306 kadının erkek şiddeti sonucu hayatını kaybettiğini hatırlattı. Pandemi sonrası şiddetin ciddi biçimde arttığını belirten Karakaya, “Bu yıl şu ana kadar 39 kadın ve 2 kız çocuğu öldürüldü” diye konuştu.
“DEVLET MEKANİZMALARI YETERSİZ KALIYOR”
Kadınların korunmasında ciddi eksiklikler olduğunu dile getiren Karakaya, eyaletler arasındaki farklı uygulamaların sorunu derinleştirdiğini belirtti. Sığınma evlerinin yetersizliğine dikkat çeken Karakaya, “Baden-Württemberg’de 3-4 bin kişilik açık var. Kadınlar yer bulamadığı için tekrar şiddet gördükleri evlere dönmek zorunda kalıyor” dedi.
Koruma süreçlerinin yavaş işlemesi ve önleyici politikaların yetersizliğini eleştiren Karakaya, “Almanya İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladı ama uygulamada ciddi sorunlar var” ifadelerini kullandı.
EKONOMİK BAĞIMLILIK ŞİDDETİ DERİNLEŞTİRİYOR
Kadınların ekonomik bağımsızlığının hayati olduğunu vurgulayan Karakaya, artan yaşam maliyetleri ve sosyal kesintilerin kadınları erkeklere bağımlı hale getirdiğini söyledi.
“Kadın çalışmazsa ayrılma şansı kalmıyor. Ekonomik olarak bağımlı hale geliyor ve şiddet döngüsünden çıkamıyor” diyen Karakaya, kreş ücretlerindeki artışın da kadınları iş hayatından kopardığını belirtti.
“KADIN CİNAYETLERİ ARTIYOR”
Karakaya, son 3 ay içerisinde Stuttgart ve çevresinde 3 kadın cinayetinin yaşandığını belirterek, vakaların ciddi bir uyarı niteliği taşıdığını söyledi.
Karakaya, bu olayların birinde genç bir kadının kendisiyle ilişki kurmak isteyen erkeği reddettiğini, ardından failin sistematik bir takip (stalking) sürecine başladığını ifade etti. Kadının yaşamının her alanında takip edildiğini belirten Karakaya, tüm başvurulara rağmen etkili bir koruma sağlanamadığını dile getirdi.
Karakaya, mevcut sistemde polisin müdahalesi için genellikle “açık tehdit” veya “fiziksel şiddet” şartı arandığını belirterek, bu nedenle birçok kadın cinayetinde erken önlem alınamadığını söyledi.
Süreç içinde failin kadının evine girdiğini ve 3-4 saat süren bir tartışma yaşandığını aktaran Karakaya, bu esnada failin “Seni öldüreceğim” şeklinde açık tehditler savurduğunu ifade etti. Buna rağmen komşuların müdahale etmediğini belirten Karakaya, “Bir kadın partneriyle tartışıyorsa dışarıdan kimse karışmaz” şeklinde bir toplumsal yaklaşımın etkili olduğunu söyledi.
Bu ihmal zincirinin sonunda kadının onlarca bıçak darbesiyle öldürüldüğünü aktardı.
Karakaya, benzer bir örnek olarak Maha adlı Afganistanlı bir kadının katledildiğini hatırlattı. Afganistan’da aile içi şiddet nedeniyle Almanya’ya göç eden Maha’nın sağlık çalışanı olarak çalıştığını ve hastane yurdunda yaşadığını belirtti.
İmam nikahlı eşinden ayrılmasının ardından failin bu ayrılığı kabul etmediğini ve kontrol kaybı nedeniyle şiddete yöneldiğini ifade eden Karakaya, Maha’nın daha önce polise başvurmasına ve uzaklaştırma kararları alınmasına rağmen korunamadığını söyledi.
Karakaya, kadın örgütleri ve sivil girişimler olarak bu tür kadın cinayetlerinin takipçisi olduklarını belirterek mitingler düzenlediklerini, mahkemeleri izlediklerini ve kamuoyu oluşturmak için çalışmalar yürüttüklerini söyledi.
Mahkemelerde sık sık fail lehine indirim çabalarıyla karşılaştıklarını ifade eden Karakaya, kadın cinayetlerinin görünür kılınması ve etkili cezai süreçlerin işletilmesi gerektiğini vurguladı.
FEMİSİT TANIMI VE YASAL GÜVENCELERİN ÖNEMİ
Kadın cinayetlerinin doğru tanımlanması gerektiğini belirten Karakaya, “Bir erkek tarafından öldürülen kadının adı femisittir. Bir kere femisitin yani bir erkek tarafından patriyarkal şiddet tarafından kadına uygulanan şiddetin adının konulması çok önemli. Çünkü genelde bunun bir femisit olmadığını iddia ediyorlar mahkeme salonlarında ya da işte basında ya da parlamentolarda. Ama önemli olan kadına yapılan bu şiddetin adını koymak ve bu şekilde bir duyarlılık oluşturmak” dedi.
İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasındaki eksikliklere de değinen Karakaya, “İstanbul Sözleşmesi’nin bütün kurallarıyla uygulanması için bütçenin ayrılması gerekiyor. Kadın sığınma evlerinin çoğaltılması gerekiyor. Kadının kendi hayatını kendi idame edecek şartların, koşulların oluşturulması gerekiyor. İşte ne bileyim bu kreştir, iş bulmada öncelikli davranmaları, eğitim konusu. Yani kadının kendini eğitip kendi özgürlüğünü ya da kendi hayatını kendi idame etmesini sağlamak gerekiyor. Bunun yanı sıra faillerin terapilerini sağlamak ta önemli. Yani şiddet gösteren erkeğin terapi alması, öfke kontrolünün dengelenmesi çok önemli” ifadelerini kullandı.
POLİTİK VE TOPLUMSAL SORUMLULUK
Başbakan Friedrich Merz Meclis’teki konuşmasında göçmen gruplarını kadına yönelik şiddette ana sorumlu olarak ima etmesi büyük tartışma yaratmıştı. Bu sözleri hatırlatan Karakaya, “İşte Alman Başbakanı çıkıp şunu söyleyebiliyor: “Kadınlara yabancılar tarafından yapılan şiddetleri öğrenmek istiyorsanız kızlarınıza sorun.” Şiddet evin kapısının önünden sonra başlamıyor. Şiddet evin içerisinde. Yani kadına karşı yapılan şiddetin büyük bir çoğunluğu yabancılar tarafından değil evdeki ya da yakınında olan erkekler tarafından yapılıyor. Dolayısıyla devletin kendi zaafını kapatma çabası bu sözler” ifadelerini kullandı.
Kadın örgütlerinin mücadelesine dikkat çeken Karakaya, “Almanya’da da kadına yönelik şiddet artmış durumda. Senede yaklaşık 250.000 kadına şiddet uygulanıyor. Bu çok yüksek bir sayı. Bu nedenle çözüm hem yasal, aynı zamanda toplumsal duyarlılık ve güçlü sosyal politikalarla mümkündür” dedi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Bornova Cemevi Kadın Meclisi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte bir araya gelerek kadın mücadelesinin önemini vurguladı. Kadınlar, savaşlara, yoksulluğa, şiddete, sömürüye ve katliamlara karşı eşitlik, özgürlük ve yaşam hakkı için mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında Pir Sultan Abdal Bornova Cemevi Kadın Meclisi, kadın cinayetlerine, şiddete ve eşitsizliğe karşı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Kadın Meclisi adına Fatma Ertaş okudu.
Ertaş, açıklamasına şu sözlerle başladı: “Bugün burada yalnızca bir günü kutlamak için değil; savaşlara, yoksulluğa, şiddete, sömürüye, katliamlara karşı; eşitlik, özgürlük ve yaşam hakkı için, mücadeleyi, dayanışmayı büyütmek için bir aradayız. 8 Mart, kadın işçilerin direnişinden, emeğinden doğan bir mücadele günüdür” dedi.
Ertaş, kadın işçilerden Bacıyan-ı Rum’a, Fatma Ana ve Kadıncık Ana’dan Clara Zetkin ve Rosa Lüksemburg’a, Mirabel Kardeşler’e uzanan mücadele mirasını gururla taşıdıklarını vurguladı.
“KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR”
2025 yılında Türkiye’de en az 299 kadının erkekler tarafından öldürüldüğünü, 94 kadının ölümünün ise şüpheli olarak kayda geçtiğini belirten Ertaş, “Yani neredeyse her gün birden fazla kadın katledildi. Kadın cinayetleri tesadüf değildir! Kadın cinayetleri politiktir!” dedi.
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, cezasızlık ve yetersiz önlemlerin şiddeti cesaretlendirdiğini ifade eden Ertaş, Pir Sultan Abdal Derneği üyesi Alev Koç’un eşi tarafından katledilmesini hatırlatarak, “Sesiniz olmaya devam edeceğiz, mücadelemizi sürdüreceğiz” mesajı verdi.
Ertaş, konuşmasında sınır ötesinde devam eden şiddet ve soykırıma da değindi:
“Suriye’de Alevi soykırımı hala devam ediyor. Kadınların, çocukların maruz kaldığı katliamlar, yerinden edilme ve şiddet bir insanlık suçu olarak tarihe geçiyor. Alevi katliamları politiktir!”
“HİÇBİR GÜÇ KADINLARIN ÖRGÜTLÜ İRADESİNDEN BÜYÜK DEĞİLDİR”
Kadınların eşit işe eşit ücret, güvenceli çalışma ve laik, bilimsel eğitim hakkı için yan yana durması gerektiğinin altını çizen Ertaş, “Emeğimizin karşılığını alana dek, özgürlüğümüzü kazanana dek ve adalet yerini bulana kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Hiçbir güç kadınların örgütlü iradesinden büyük değildir” dedi.
Ertaş, açıklamasını Kadıncık Ana’nın mücadelesi ve Pir Sultan Abdal’ın direnişiyle selamlayarak “Yaşasın 8 Mart! Yaşasın Kadın Dayanışması! Jin, Jiyan, Azadî! Kadın, Yaşam, Özgürlük!” sözleriyle tamamladı.
Açıklama sonrası sinevizyon gösterimi yapıldı ve hemen ardından PSAKD Bornova korosu sahne aldı. Etkinlik ezgilerle sona erdi.
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi, Maraş Narlı Cemevi’nde hizmet yürüten Alev Koç’un erkek şiddetiyle katledilmesine tepki göstererek, “Kadınlara yönelen şiddet, yalnızca bireysel bir suç değil; toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve cezasızlıkla beslenen bir düzenin sonucudur” dedi.
Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi, Alev Koç’un bir erkek tarafından katledilmesine ilişkin yazılı basın açıklaması yaptı. Bu cinayetin münferit olmadığına dikkat çekilen açıklamada, cezasızlık politikalarıyla beslenen erkek düzenin bir sonucu olduğuna vurgu yapıldı.
“ALEV, SEMAHIMIZIN TURNASIYDI”
Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bileşenimiz, Alevi Kültür Dernekleri Maraş Narlı Cemevi’nde hizmet yürüten, semah dönen Alev Koç canımız erkek şiddetiyle katledildi. Ailesinin, sevenlerinin ve Alevi Kültür Dernekleri’nin acısını paylaşıyoruz. Alev canımızın Devri Daim Olsun. Ama, öfkemiz büyüktür! Alevi Yol Erkânı’nda her can, Hakk’ın emanetidir. Alevilik; gökteki kuşla, yerdeki karıncayı bir sayan, doğayla ve insanla birlikte yaşam ikrarı vermiş bir inançtır.
İnancımızda cana kıymak zalimliktir, yolundan ve ikrarından şaşmaktır. Alev canımız, Maraş gibi, Aleviliğin topraktan süzüldüğü; ama aynı zamanda, Alevi katliamı ile de anılan bir şehirde, yoluna ve ikrarına bağlı bir candı. Semahımızın turnasıydı. Bu saldırı tesadüf değildir. Kadınlara yönelen şiddet, yalnızca bireysel bir suç değil; toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve cezasızlıkla beslenen bir düzenin sonucudur.
“BU ZULME RIZA GÖSTERMİYORUZ”
Kadınlar her gün öldürülüyor ve her gün toprağa bir can daha veriyoruz. Kadınların yaşam hakkını korumayanlar, şiddeti önlemeyenler, cezasızlığı büyütenler bu düzenin ortağıdır. Kadınların kanı üzerinden süren bu karanlığı kabul etmiyoruz. Alevi öğretisi, zulme rıza göstermemeyi emreder. Biz, bu zulme rıza göstermiyoruz. Buradan açıkça söylüyoruz: Adalet sağlanıncaya, katili gerekli cezayı alıncaya kadar Alev canımızın davasının takipçisi olacağız. Kadın cinayetleri durdurulana, kadınların özgür ve eşit yaşayabildiği bir yaşam kurulana kadar, mücadelemiz sürecektir. Kadın Cinayetleri Politiktir”
PİRHA – DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu Elazığ’da yaşanan kadın cinayetlerine dikkat çekti. Kordu, işlenen cinayetler kapsamında ailelerin de fail ağında yer almalarına işaret ederek, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na soru önergesi iletti.
Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Elazığ’da son iki yıl içinde yaşanan kadın cinayetleri ve şiddet vakalarına dikkat çekti. Kordu, bölgedeki kadınların maruz bırakıldığı durumlar ve kolluk kuvvetlerinin ve koruyucu-önleyici mekanizmaların yetersiz kaldığını vurguladı.
DEM Parti Milletvekili Kordu, Elazığ’ın Türkiye genelindeki şiddet haritasında yüksek riskli illerden birisi olduğunu belirterek konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de taşıdı.
ÇARPICI ÖRNEKLERDEN BİRİ!
25 yaşındaki Dilara Günana’nın Sedeftepe köyünde 4 Mayıs 2024’te kaybolduktan 9 gün sonra toprağa gömülü halde bulunan cansız bedenini hatırlatan Ayten Kordu, hazırladığı önergede şu ifadelere yer verdi:
“Dilara’nın ölümü, yalnızca bir cinayet değil; kadınların ölüm ve kaybolma riskinin nasıl sıradanlaştırıldığının açık göstergesidir. Sanık Volkan Kaplan’ın tutuklu, anne ve babasının tutuksuz yargılandığı davada dördüncü duruşmada da savcının yine mütalaa için süre istemesi, davanın aylarca sürüncemede bırakılması Elazığ’daki kadın örgütlerinin ve ailenin büyük tepkisine neden olmuştur. En son 13 Ocak 2026 tarihinde görülen davada katilin anne, baba ve kardeşinin cinayete dahil olmasına dair birçok delilin söz konusu olmasına karşın beraat istemiyle dava 2 Mart 2026’a ertelenmiştir.
Ayrıca 25 Kasım 2025 Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde, Kovancılar ilçesinde 34 yaşındaki 3 çocuk annesi Sümeyye Yıldız evli olduğu erkek tarafından 7 el ateş edilerek öldürülmüştür. Olayın kamuya yansıyan yönleri, cinayetin sıradan bir ‘aile içi tartışma’ sonucu ortaya çıkmadığını; aksine üzerinde karanlık noktalar bulunan ve ayrıntılı biçimde incelenmesi gereken bir vaka olduğunu göstermektedir. Bu cinayete dair ciddi anlamda şüphe uyandırıcı bulgular mevcuttur; fail olduğu iddia edilen kocanın MS hastalığının son evresinde olması, silahı kaldırıp tetiği çekebilecek fiziksel gücünün bulunmaması, bir kadın cinayeti olduğunu göstermektedir.
Özellikle kadının daha önce boşanmak istediğini söylemesi, eşin sağlık durumu nedeniyle cinayeti işlemesinin güç olması, ailenin ‘gerçek fail farklı’ iddiası, kadın cinayetlerinde görünmeyen faillerin, aile içi iş birliklerinin ve derin şiddet ağlarının varlığını düşündürmektedir.”
Milletvekili Ayten Kordu, Elazığ’da kadınların şiddetten korunmak için başvurabileceği sığınma evlerinin yeterli olmadığını da not düştü. Kordu, konuyla ilgili Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş yanıtlanması talebiyle şu soruları yöneltti:
“Dilara Günana’nın öldürülmesine ilişkin davada, sanığın anne, baba ve kardeşinin suça iştirak ettiğine dair çok sayıda delil bulunmasına rağmen yargılamanın sürüncemede bırakılması, kadınların adalete erişimi ve korunması açısından ciddi kaygı yaratmaktadır. Bakanlığınız, kadın cinayetleri davalarına müdahil olma, mağdur ailelere hukuki ve psikososyal destek sağlama sorumluluğu kapsamında bu dosyayı takip etmekte midir; davanın etkin yürütülmesi ve benzer vakalarda cezasızlığın önlenmesi için hangi somut adımları atacaktır?
Kadınların kaybolması ve öldürülmesi vakalarında delillerin etkin toplanması, faillerin ve suça iştirak edenlerin eksiksiz biçimde yargılanması için bakanlığınızın özel bir izleme ve denetim mekanizması var mıdır?
Sümeyye Yıldız cinayeti ile ilgili olarak, fail olduğu iddia edilen kişinin son evre MS hastası olması nedeniyle ortaya çıkan ‘gerçek fail başka olabilir’ şüpheleri hakkında Bakanlığınız tarafından herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır?
Elazığ ilinde kadınların başvurabileceği sığınma evlerinin sayısı, kapasitesi ve doluluk oranı nedir?
Elazığ merkez ve ilçelerinde aile içi şiddet başvurularında kolluk kuvvetlerinin risk değerlendirmesi ve koruma tedbiri uygulamalarının uygun olmayan şekilde geciktirildiği iddiaları doğru mudur?
Şiddet başvurusu yapan kadınların yaşadığı mahallelerde ve ilçelerde kolluk tarafından önleyici devriye ve risk takibi düzenli şekilde yapılmakta mıdır?
PİRHA- Mimoza Kadın Derneği üyesi Şehriban Şeker’in, Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümlerine dair verdiği röportaj nedeniyle yargılandığı davanın karar duruşması cuma günü Mersin’de görülecek. Karar duruşması öncesi konuşan Dernek Başkanı Çiğdem Göksoy, bunun kadınların adalet talebini susturmaya yönelik bir dava olduğunu vurguladı.
Mimoza Kadın Derneği üyesi ve Mersin Kadın Platformu aktivisti Şehriban Şeker hakkında, Rojin Kabaiş ve Gülistan Doku’nun ölüm süreçlerine ilişkin verdiği bir röportaj nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamasıyla dava açıldı. İddianamede, Şeker’in Mezopotamya Ajansı’na verdiği röportajda dile getirdiği açıklamaların “gerçeğe aykırı” olduğu ve kamuoyunu yanılttığı öne sürüldü.
Mersin 15’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen üçüncü duruşmada savcı, Şeker’in ayrıca “kamu barışını bozma” suçlamasıyla cezalandırılmasını talep etti. 16 Ocak Cuma günü görülecek karar duruşması öncesinde PİRHA’ya konuşan Mimoza Kadın Derneği Başkanı Çiğdem Göksoy, tüm kadın kurumlarını dayanışmaya çağırdı.
“KADIN CİNAYETLERİNİ SORGULAMAK SUÇ SAYILIYOR”
Çiğdem Göksoy, Şehriban Şeker’in söz konusu açıklamaları kadın cinayetlerinin üzerinin örtülmesine karşı yapılan bir savunuculuk faaliyeti olarak tanımladı. Göksoy, Şeker’in Sığınaklar Kurultayı sürecinde yaptığı röportajın, ailelerin ve avukatların kamuoyuna yansıyan beyanlarını aktarmaktan ibaret olduğunu vurgulayarak, “Bu röportajda dava konusu yapılabilecek, suç unsuru oluşturabilecek herhangi bir durum olmadığını çok iyi biliyoruz. Eğer bir kadın cinayetini sorgulamak, delillerin neden toplanmadığını, dosyaların neden ilerlemediğini sormak ‘halkı kin ve nefrete sürüklemek’ olarak tanımlanıyorsa, burada dönüp yargı sisteminin, emniyetin ve adli süreçlerin kendisinin sorgulanması gerekir. Gülistan Doku dosyası altı yılı geride bıraktı, hala gizlilik kararı var. Rojin Kabaiş dosyasında da benzer bir tablo görüyoruz. Bu bize münferit değil, sistematik bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor” dedi.
“KADIN ÖRGÜTLERİNİ GERİ ÇEKMEK İSTİYORLAR”
Göksoy, davanın aynı zamanda kadın örgütlerini hedef alan bir yıldırma politikası olduğunu belirterek, “Mimoza Kadın Derneği olarak Mersin’de ve Türkiye genelinde kadına yönelik şiddetle mücadelede güçlü bir çalışma yürütüyoruz. Bu dava, yalnızca bir arkadaşımıza açılmış bireysel bir dava değil; feminist kadın örgütlerini ötekileştirmeye, marjinalleştirmeye dönük bir girişimdir. Bugün bir arkadaşımıza dava açılır, yarın bir başkasına. Ama biz bu süreçleri tanıyoruz. Bu davalar bizi durdurmadı, aksine dayanışmamızı büyüttü. Bu davalar bizim için hiçbir zaman yolu bırakmamıza ya da bu mücadelemizden geri adım atacağımız anlamına gelmedi. Aksine örgütlenerek bugüne kadar gelebildik” diye konuştu.
KARAR DURUŞMASI İÇİN DAYANIŞMA ÇAĞRISI
Göksoy, cuma günü görülecek karar duruşması öncesi tüm kadın örgütlerine çağrıda bulunarak şunları söyledi:
“16 Ocak Cuma günü saat 09.45’te Mersin 15’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde karar duruşması görülecek. Buradan tüm feminist kadın örgütlerini, kadınları ve hak savunucularını dayanışmaya çağırıyoruz. Bizler Gülistan’a, Rojin’e ve kaybedilen tüm kadınlara ne olduğunu sormaya devam edeceğiz. Bu davalar bizi susturamayacak.”
PİRHA- SAMER Saha Araştırmaları Merkezi, basına yansıyan vakalar üzerinden hazırladığı raporu paylaştı. Rapora göre, 2025’te 420 kadın katledildi, 508 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi.
SAMER Saha Araştırmaları Merkezi, “1 Ocak -31 Aralık 2025 Tarihleri Arasında Basına Yansıyan Kadına Şiddet Vakaları İncelemesi” raporunu açıkladı.
Raporda, 2025 yılında, 420 kadının katledildiği, 508 kadının ise şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdiği açılanırken, 662 kadının fiziksel şiddet/yaralamaya uğrağı, bin 89’unun seks işçiliğine zorlandığı, 130’unun tacize, 25’inin tecavüze uğradığı, 96’sının tehdit/hakaretle karşı karşıya kaldığı, 170 çocuğun ise cinsel istismara maruz bırakıldığı yer aldı.
Raporda, faillerin profillerine ilişkin de veriler paylaşıldı. Raporda, vakaların yüzde 60,1’inde fail bilinmediği, yüzde 10,1’inin failinin eşi, yüzde 5,2’sinin tanımadığı biri, yüzde 3,1’inin tanıdığı biri, yüzde 2,9’unun akrabası, yüzde 2,8’inin eski eşi, yüzde 2,3’ünün boşanma aşamasındaki eşi, yüzde 2,1’inin eski sevgilisi, yüzde 2,1’inin sevgilisi olduğu belirtildi.
Basına yansıyan olaylardaki cinayetlerin yüzde 15’inin İstanbul, yüzde 6,4’ünün Adana, yüzde 5,2’sinin İzmir’de yaşandığına yer verilen raporda, tecavüz vakalarının yüzde 28’inin İstanbul, yüzde 8’inin Adana, yüzde 8’inin Ankara, yüzde 8’inin Eskişehir’de olduğu belirtildi. Yine çocuk istismarlarının yüzde 26,5’inin İstanbul, yüzde 8,8’inin Zonguldak, yüzde 7,6’sının Mersin, yüzde 7,1’inin Şırnak’ta olduğu aktarıldı.
PİRHA- Dersim Dernekleri Federasyonu Kadın Meclisi, eşinin babası tarafından katledilen Başak Gürkan için tüm kamuoyunu cenazeye ve adalet mücadelesine katılmaya çağırdı.
Ankara’da yaşayan Başak Gürkan, boşanma aşamasında olduğu eşi ve kayınpederi ile yaşadığı tartışma sonucu katledildi. Kayınpederi Kudret Gürkan tarafından katledilen Başak Gürkan’ın sistematik şekilde şiddet gördüğü, defalarca kolluk kuvvetlerine başvurduğu ancak gerekli korumanın sağlanmadığı bildirildi.
Başak Gürkan’ın ölümüne ilişkin kadın örgütlerinden ve demokratik kitle örgütlerinden tepkiler yükselirken, Dersim Dernekleri Federasyonu Kadın Meclisi bir açıklama yaparak Başak için adalet çağrısında bulundu.
CENAZE ÇAĞRISI
Dersim Dernekleri Federasyonu Kadın Meclisi tarafından yapılan çağrıda şu ifadelere yer verildi:
“Kızının gözünün önünde vahşice katledilen hemşerimiz Başak Gürkan’ın cenazesine çağırıyoruz! Yıkılsın ataerkil düzeniniz!”
Cenazenin detayları şu şekilde paylaşıldı:
Tarih: 11 Eylül 2025, saat: 14.00, yer: Mudanya Mezarlığı. Dersimliler Derneği, tüm kamuoyunu bu acıya ortak olmaya, kadın cinayetlerine karşı sessiz kalmamaya ve adalet mücadelesine omuz vermeye davet etti.
PİRHA- Mersin Kadın Platformu, 16 yaşındaki Hiranur Nilgün Aygar’ın katledilmesini protesto ederek, “Bu cinayet de diğerleri gibi münferit değil. Failler de tek değil. Faili Aile Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla, erkek yargısıyla, Diyanetiyle, medyasıyla ve tüm ittifaklarıyla saray iktidarıdır” dedi.
Mersin Kadın Platformu, 31 Ağustos günü 16 yaşındaki Hiranur Nilgün Aygar’ın erkek arkadaşı tarafından katledilmesine ilişkin Forum alışveriş merkezi önünde basın açıklaması yaptı. “Katledilen kadınlar isyanımızdır” yazılı pankartın açıldığı eylemde kadınlar sık sık “Erkek vuruyor devlet koruyor”, “Kadın cinayetleri politiktir” ve “Yaşasın kadın dayanışması” sloganları atıldı.
Burada yapılan basın açıklamasında, kadın cinayetlerinin ardında yalnızca bireysel faillerin değil, onları cesaretlendiren devlet politikalarının da bulunduğuna dikkat çekildi.
“FAİL, SARAY İKTİDARIDIR”
Platform adına basın metnini okuyan Güneş Doğdu, “Hiranur katledilmeden iki gün önce İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyum Rektör Naci İnci tarafından düğün salonuna çevrilen kafede çocuk işçi olarak çalışan Hilal Özdemir 24 ayrı suçtan suç kaydı olan 20 yaşındaki eski erkek arkadaşı Ayberk Kurtuluş tarafından katledildi. Bu cinayetler münferit değil. Failler de tek değil. Faili Aile Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla, erkek yargısıyla, Diyanetiyle, medyasıyla ve tüm ittifaklarıyla saray iktidarıdır” diye konuştu.
“DEVLET KADINLARI KORUMUYOR”
Güneş Doğdu, erkek şiddetinin her gün artarak sürdüğüne ve devletin kadınları koruyacak mekanizmaları işletmediğine işaret ederek, “2025 yılını Aile Yılı ilan edenler, kadınları ve çocukları koruyacak hiçbir adımı atmıyor. Erkek vuruyor, devlet koruyor” dedi. Genç kadınların flört ilişkilerinde yaşadığı şiddetin görünmez kılındığını, İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin ve üniversitelerdeki toplumsal cinsiyet çalışmalarının engellenmesinin bu durumu derinleştirdiğini belirten Doğdu, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yayınladığı genelgelerle bilimsel gerçeklerin yok sayıldığı, toplumsal cinsiyet eşitliğinin hedef haline getirildiğini vurguladı.
Son olarak Hiranur’un katledilmesiyle ilgili sürecin takipçisi olacaklarını belirten Doğdu, şunları söyledi:
“Aileyi güçlendirmeyi kadınların hayatlarının önüne koyan aile yılınızı da aile politikalarınızı da kabul etmiyoruz! Kadın cinayetleri son bulana kadar birbirimizden aldığımız güçle erkek iktidara ve tüm kurumlarına karşı kadın dayanışmasını ve mücadeleyi büyüteceğiz! Hiranur’un, Hilal’in ve katledilen tüm kadınların hesabını soracağız! Hiranur için adalet kadınlar için adalet diyerek Hiranur’un dava sürecinin de takipçisi olacağız.”
PİRHA- CHP Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us, kadın cinayetlerinin artmasında iktidarın politikalarının sorumlu olduğunu belirterek, “Kadın cinayetlerine karşı hiçbir adım atılmıyor” dedi. Hatice Us, barış sürecinin, kadınların katılımı olmadan gerçek anlamda sağlanamayacağına dikkat çekerek, “Barış masasında kadınlar olmalı, eksik olan bu” ifadelerini kullandı.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve patriyarkal sistemin derinleşmesiyle birlikte kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri de artış göstermeye devam ediyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun açıkladığı verilere göre, sadece geçen ay 26 kadın, erkek şiddeti sonucu hayatını kaybetti.
CHP Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Av. Hatice Us; kadın cinayetlerine, iktidarın kadın politikalarına, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kadın haklarının hedef alan hutbesine ve barış sürecine ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Kadına yönelik şiddetle mücadelede iktidarın duyarsız kalmasının sebeplerine değinen Hatice Us, hükümetin kadın cinayetleriyle ilgili herhangi bir destekleyici söylem üretmediğini ve şiddet mağdurlarını korumak adına somut adımlar atmadığını söyledi. Us, “Biz toplumsal kadın örgütleriyle, hukuk alanında barolarla, hükümetin kadın üzerindeki politikalarıyla ilgili binlerce mecrada sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Ama bizim sesimizi duyan, buna kulak veren bir iktidar olmadığı için kadın cinayetleri sadece sayılarla anlatılır hale geldi. Yani sadece raporlara bakıldığında, istatistiklerin artışı gözlemleniyor. Ancak kadın cinayetlerinin gerçek boyutunu, sosyal ve psikolojik etkilerini kimse sorgulamıyor. Kadın cinayetlerine dair hiçbir ciddi söylem, demeç veya destekleyici bir adım atılmadı. Hükümetin bu konudaki politikaları, kadının yaşam hakkına dair bir çözüm üretmiyor, aksine bu meseleye karşı duyarsız kalıyor” diye konuştu.
Hatice Us, kadın cinayetlerinin yalnızca sayılarla sınırlı kalmaması gerektiğini ve kadınların korunması için devletin daha fazla önlem alması gerektiğini belirtti.
“DİYANET KADINLARIN HAKLARINI HİÇE SAYIYOR”
Hatice Us, Diyanet’in kadın hakları ile ilgili tutumunun, toplumsal cinsiyet eşitliği ve laiklik ilkeleriyle çeliştiğine vurgu yaptı. Diyanet’in kadın haklarına dair açıklamalarını eleştiren Us, “Diyanet, bir kadının hukuken düzenlenmiş miras hakkını, nafaka hakkını sanki bir siyasi gündemmiş gibi sunuyor. Bu durum, kadının haklarıyla ilgili doğrudan bir müdahale anlamına gelir. Diyanet, bu konuda bir ‘Tanrı emri’ gibi açıklamalar yaparak, kadının haklarını hiçe saymaktadır. Kadınların miras hakkı, nafaka hakkı gibi temel insan hakları, dinin veya siyasi gündemlerin bir aracı haline getirilmemelidir. Laiklik, her kadının bu haklara saygı duyulmasını güvence altına alır. Diyanet’in böyle bir tutumu, sadece kadınların haklarını ihlal etmekle kalmaz, aynı zamanda toplumsal düzeni de tehlikeye atar” diyerek, bu tür müdahalelerin kadın hakları konusunda büyük bir tehdit oluşturduğunu ve laiklik ilkesinin bu tür durumlardan korunması gerektiğini kaydetti.
“KADINLAR BARIŞ MASASINDA OLMALI”
Hatice Us, barış sürecinin, kadınların katılımı olmadan gerçek anlamda sağlanamayacağına dikkat çekerek, şunları söyledi:
“Barış süreci en çok kadın için önemlidir. Ekonomik sıkıntılar, yoksulluk en çok kadını vuruyor. Erişememek, eğitim alamamak, sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamamak… Bütün bu sorunlar kadınları daha da derinden etkiliyor. Ancak buna rağmen, barış masalarında kadınların sesine pek yer verilmiyor. Kadınlar, barışın en çok etkilenen tarafıdır. Çünkü kadınlar savaşın ve şiddetin doğrudan mağdurlarından birini oluşturur. Eğer barış gerçek anlamda sağlanacaksa, o masada kadınların da sesi olmalı. Erkekler oturuyorsa, kadınlar da oturmalı. Kadınlar, barışın mutfağında en büyük rolü oynar. Barış süreci sadece masalarda alınan kararlarla değil, halkın içinde özellikle de kadınların yaşadığı zorluklarla şekillenen bir süreç olmalıdır. Barış, sadece siyasilerin değil, savaşın yıkımını en çok yaşayanların sesiyle yapılmalıdır.”
Hatice Us, kadınların sosyal ve siyasal hayatta daha fazla yer almasının, hem barışın hem de toplumsal adaletin sağlanmasında temel bir rol oynadığını dile getirdi.
PİRHA- CHP Mersin Kadın Kolları, TBMM çalışanı Saliha Akkaş’ın boşanmak istediği erkek tarafından katledilmesine tepki göstererek, “TBMM, kendi çatısı altında görev yapan bir kamu çalışanını dahi koruyamıyorsa; kimi koruyacak?” diye sordu.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Kadın Kolları, TBMM çalışanı Saliha Akkaş’ın boşanmak istediği erkek tarafından katledilmesine karşı CHP il binasında basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın metnini okuyan CHP Mersin Kadın Kolları Başkanı Gülşah Yıldırım Genç, “Kadın cinayetleri politiktir” diyerek, şiddetle mücadele edilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sona erdirilmesi için toplumsal bir dönüşüm çağrısında bulundu.
“GÖZ GÖRE GELEN BİR CİNAYET”
Saliha Aktaş’ın koruma kararı olmasına rağmen katledildiğine vurgu yapan Genç, “Dün, bu ülkenin yasalarının yapıldığı yerde, TBMM’de görev yapan bir kadını, Saliha Akkaş’ı kaybettik. Boşanmak istediği erkek tarafından, hakkında koruma kararı olmasına rağmen, vahşice katledildi. Göz göre göre gelen bir cinayetti bu. Dün Saliha’yı, önceki gün Sinem’i, ondan önce Ayşe’yi kaybettik. Mersin’de geçtiğimiz ay sadece 24 saat içerisinde 3 kadın cinayeti gerçekleşti. Temmuz ayında 31 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 30 kadın ise şüpheli şekilde hayatını kaybetti” dedi.
İKTİDARA VE BAKANLIĞA ÇAĞRI
Kadın cinayetlerinin siyasi tercihlerin, suskunluğun, cezasızlığın ürünü olduğunu dile getiren Genç, iktidara seslenerek şu ifadeleri kullandı:
“Boşanmak isteyen kadınlar, hakkında koruma kararı olmasına rağmen korunamayan kadınlar katledilmeye devam ediyor. TBMM, kendi çatısı altında görev yapan bir kamu çalışanını dahi koruyamıyorsa; kimi koruyacak? İktidara ve içinden ‘kadın’ çıkarılan Aile Bakanlığı’nın suskun bakanına sesleniyoruz; buna da mı sessiz kalacaksınız? TBMM çatısı altında çalışan bir kadının öldürülmesini de mi görmezden geleceksiniz?
Saliha için sessiz kalmayacağız. Bir kadının daha adı bir cinayet dosyasına yazılmasın diye susmayacağız. 6284 sayılı yasa uygulansın diye mücadele edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi yaşatır demeye devam edeceğiz! Adaletin suskunluğuna, erkek şiddetine, cezasızlığa, görmezden gelinen hayatlara karşı isyanımız var!”
PİRHA- Malatya’da bir hafta içerisinde iki kadının erkekler tarafından katledilmesine karşı bir araya gelen Malatya Demokratik Kadın Platformu, “Şiddetin, cinayetlerin temelinde eşitsizliği, kadını ikinci plana iten zihniyet ve erkek egemen devlet politikalar var. Bu cinayetlerin failleri kadar, kadınları korumayanlar da sorumludur. Bu alışıp sessiz kalmayacağız” dedi.
Malatya’da bir hafta içinde iki kadın erkekler tarafından katledildi. İlk cinayet, Samanköy Konteyner Kent’te meydana geldi; bir kadın, yaşam mücadelesi verirken bir erkek tarafından katledildi. Bir hafta sonra, Hekimhan ilçesinde boşandığı erkek tarafından silahla vurularak öldürülen başka bir kadın daha hayatını kaybetti.
“KADIN CİNAYETLERİ SİSTEMATİKLEŞTİ”
Malatya Demokratik Kadın Platformu, kadın cinayetlerini protesto etmek için bir araya geldi. “Artık ölmek istemiyoruz, adalet istiyoruz” yazılı pankartın açıldığı eylemde “Korkmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Kadın, yaşam, özgürlük” ve “Kadın cinayetleri politiktir” sloganları atıldı.
Platform tarafından yapılan basın açıklamasında bu cinayetlerin rastlantısal olmadığını, aksine toplumsal ve sistematik bir sorunun parçası olduğunu belirtildi. Kadın cinayetlerinin bireysel ve münferit değil, sistematik olduğu vurgulandı.
YETKİLİLERE ÇAĞRI: KADINLARI KORUYUN
Platform tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Daha bir hafta önce, Samanköy Konteyner Kent’te, bir kadın, bir erkek tarafından katledildi. Depremzede ve zor koşullarda yaşam mücadelesi veren bir kadın; yerinden edilmişliğin, güvencesizliğin ve şiddetin ortasında yaşam hakkından edildi. Şimdi ise, Hekimhan ilçesinde, bir kadın daha boşandığı erkek tarafından silahla vurularak öldürüldü. Şiddetin, istismarın, cinayetlerin temelinde yatan şey sadece bireysel nefret ya da öfke değil; toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadını ikinci plana iten zihniyet ve erkek egemen devlet politikalarıdır.
Soruyoruz; Samanköy’deki ve Hekimhan’daki kadınlar neden korunamadı? Koruma kararları neden etkili uygulanmıyor?
O zaman hatırlatalım; 6284 Sayılı Kanun etkin şekilde uygulansaydı, bu kadınlar bugün hayatta olabilirdi. İstanbul Sözleşmesi yürürlükte olsaydı, şiddetin önlenmesi için devlet yükümlülük altındaydı. Türkiye’nin hâlâ onaylamadığı ILO 190 sözleşmesi, iş yerinde ve kamusal alanda şiddete karşı kadınları korumak için hayati öneme sahiptir.
Bu ülkede kadın olmak her gün ölümle burun buruna yaşamak demek. Ama biz alışmıyoruz, susmuyoruz, susmayacağız! Bu cinayetlerin failleri kadar, onları durdurmayanları da kadın arkadaşlarımızı korumayanları da sorumlu tutuyoruz.”
PİRHA-Samandağ’da bir araya gelen kadınlar, Suriye’de yaşanan Alevi katliamına tepki göstererek yürüyüş düzenledi. Yapılan açıklamada “Suriye’deki katliamları ve sistematik ve kapsamlı şiddeti incelemek üzere uluslararası bağımsız gözlem heyeti oluşturulması için mücadelemizi ortaklaştıracağız. Suriye’deki halklara, kadınlara, çocuklara yönelik hak ihlallerini durdurmak için mücadeleyi büyüteceğiz” denildi.
Dünya Kadın Yürüyüşü Türkiye Koordinasyonu, Antakya Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu ve Yurttaş Birlikteliği’nin çağrısıyla, Türkiye ve Dünya’nın birçok yerinden Samandağ’a gelen kadınlar, insan zinciri eylemi yaptı. Suriye’de özellikle kadınları hedef Alevi katliamına tepki gösterildi.
Hz. Hızır Türbesi’nde bir araya gelen kadınlar, yürüyüş boyunca Arapça, Kürtçe ve Türkçe sloganlar attı.
Antakya Kadınlar Birlikte Güçlü’den Nilgün Yeniocak okudu. “Ordudoğu’da emperyal saldırganlığa, yayılmacılığa son verin. Suriye’de katliamları durdurun” diyen Yeniocak, şunları söyledi:
“Kadınların emperyalizmin kölesi, cihadîstlerin cariyesi olmasına izin vermeyeceğiz. Kaçırılan kadınlar bırakılsın. Emperyalist ülkeler Ortadoğu’da yürüttükleri vekalet savaşlarıyla dün Irak’ta, Libya’da olduğu gibi bugün de yıllardır Lübnan, Filistin, Yemen ve Suriye’de halkları kendilerine tabi olma ya da yok olma iklimine mahkum etmektedir.
Özellikle Arap Alevilere karşı ‘eski rejim artıkları’ sözleşmesiyle öldürülebileceği, yaşadıkları sürgün ve işkencelerin meşru olduğu yönünde görüşü, anlayışı yaymaya çalışıyorlar. Bu insani, hukuki ve ahlaki iflası bizler ve dünya halkları artık görüyor. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Bu propaganda ve emperyal yalanlara o ülke halkları da inanmıyor. Biz bu hakikat arayışımızı dayanışmayla daha güçlü hale getireceğiz.
Tüm dünya halkları bilmektedir ki Suriye’de Arap Aleviler eski rejimin artığı değil. Tarih unutmaz, halklar unutmaz. Bu tarihi zalimler değil, çocuklar, kadınlar ve emekçiler yazacak. Biz yazacağız. Özgürlüğü biz kuracak, barışı kendi ellerimizle ilmek ilmek öreceğiz. Suriye Arap Alevi halkına, Filistin halkına yapılanları unutmayacak, affetmeyeceğiz. Biz dünya kadınları, yaşamı dirençle var eden ve sürdüren koşulları yaratan emekleriyle bu mücadelenin taşıyıcıları ve örgütleyicileriyiz. Savaş ve katliam tehditleri karşısında susmayacak, birlikte direneceğiz.
Bizler Dünya Kadın Yürüyüşü Türkiye Koordinasyonu, Antakya Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu, Reyhanlı Birlikteliği Platformu bileşenleri olarak savaş koşullarında öldürülen ve farklı şiddet biçimlerinin mağduru olan kadınlarla bölgesel kadın dayanışmasını ortaklaştırma ve özellikle Suriye’de yaşanan Alevi kadınlara yönelik katliam, sistematik kaçırma, köleleştirme ve tecavüzler karşısında sergilenen sessizlik ve duyarsızlığa karşı sınırların ötesinden yükselen kadın seslerini buluşturarak mücadeleyi büyütme iradesini ortaya koyuyoruz.
“ALEVİ TOPLUMUNUN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAK İÇİN…”
Suriye’de Alevilere yönelik katliam ve soykırımı durdurun. Suriye’de kadınların kaçırılmasına, istismara uğramasına engel olun. Saldırgan cihatçı çeteler, kadınları ganimet olarak görüyor. Bunu durdurun. Suriye’de emperyalistlerin değil, birlikte yaşayacak halkların kurduğu bir yaşamı destekliyoruz.
Suriye’deki katliamları ve sistematik ve kapsamlı şiddeti incelemek üzere uluslararası bağımsız gözlem heyeti oluşturulması için mücadelemizi ortaklaştıracağız. Suriye’deki halklara, kadınlara, çocuklara yönelik hak ihlallerini durdurmak için mücadeleyi büyüteceğiz.
Halkların toprağını, yaşamını, maddi ve manevi varlığını koruma iradesine sahip çıkıyoruz. Emperyalistlerin Suriye’de yönetime getirdiği mezhepçi, vahabi zihniyet yerine Suriye’de halkların iradelerinin temsil edildiği demokratik bir yönetim oluşturulması için gerekli baskıyı yapmayı ve bu doğrultuda önlemler alınmasını görev sayıyoruz.
İşsiz bırakılarak, mallarına zorla el konularak, üretmeleri engellenerek, yokluğa ve ölüme mahkum edilen Alevi toplumunun güvenliğini sağlamak ve temel ihtiyacının karşılanması ve dünya halklarının sağlamak istediği desteğin güvenli şekilde ulaşması için mücadelemizi yükselteceğiz.
Dünyadaki tüm kadınları savaş bölgelerinde, işgal altındaki ülkelerde her türlü hakkı gasp edilen kadınlara, sahip çıkmaya, kadınları koruyan uluslararası sözleşmeleri bu amaçla kullanmaya, harekete geçirmeye davet ediyoruz. Emperyalistlerin Ortadoğu’daki ortaklarıyla birlikte işgal ettiği Filistin topraklarından çekilmesini, Filistin halkının güvenli bir şekilde yaşamlarının, koşullarının oluşturulmasını istiyoruz.
Bunun için mücadeleyi büyütüyoruz. Son olarak, dün Irak’ta, bugün Suriye, Filistin, Lübnan ve Yemen’de sürdürülen işgaller ve savaşları, halkların ve topraklarının emperyalistler tarafından sömürülmesine yönelik tüm ayrımcılık, katliam ve çatışma ortamlarını kınıyor, lanetliyoruz.
PİRHA- Almanya’nin Niedersachsen eyaletine bağlı Osnabrück kentinde bir araya gelen kadınlar, boşandığı erkek tarafından katledilen kadın için açıklama yaptı. Katledilen D.K.’nin cenaze töreni Cuma saat 11.00’de Schinkeler Friedhof Mezarlığı’nda gerçekleştirilecek.
Almanya’nın Osnabrück kentinde 41 yaşındaki bir erkek, boşandığı kadını ateşli silahla vurarak öldürüp, ardından aynı silahla intihar etmişti.
Kürt Kadın Hareketi, Kadın Hareketinin bileşenleri, Osnabrück’teki Feminist çevreler ve kadın aktivistleri; Almanya’nin Niedersachsen eyaletine bağlı Osnabrück kentinde, geçtiğimiz Pazartesi, dört yıl önce boşandığı erkek tarafından katledilen D.K için açıklama yaptı.
3 çocuk annesi katledilen kadının cenaze töreni, Cuma saat 11.00’de Schinkeler Friedhof Mezarlığı’nda gerçekleştirilecektir.
Kadınlar, tüm duyarlı kişi ve kurumları kadın katliamlarına karşı birlikte ses yükseltmeye çağırdı.
PİRHA- Almanya’da Kürt Alevi bir kadının boşandığı erkek tarafından katledilmesine dair açıklama yapan DAKB, Alevilik inancının kadına yönelik şiddeti açıkça reddettiğini vurgulayarak, “Katledilen sevgili D.K.’nin adını ve hikayesini unutmayacağız. Kadınları katleden erkek zihniyetine karşı isyandayız. Bu karanlığı durdurana dek susmayacağız!” dedi.
Almanya’nın Osnabrück kentinde 41 yaşındaki bir erkek, boşandığı kadını ateşli silahla vurarak öldürdü, ardından aynı silahla intihar etti.
Olayın ardından cinayette kullanılan silah polis tarafından olay yerinde ele geçirildi. Savcılık, olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlattı. Yetkililer, failin daha önce şiddet uygulayıp uygulamadığını ve hakkında bir uzaklaştırma kararı olup olmadığını araştırıyor. Ayrıca saldırıyı önceden bilen ya da hazırlık aşamasında yardım eden başka kişilerin olup olmadığı da inceleniyor.
“GÖÇMEN KADINLAR ATAERKİL BASKI ALTINDA EZİLİYOR”
Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), olaya dair yaptığı yazılı açıklamada Almanya’da göçmen kadınların hem sistemin hem de ataerkilliğin çifte baskısı altında ezildiğine dikkat çekti.
Federal Kriminal Dairesi (BKA) verilerini referans gösteren DAKB, Almanya’da her iki günde bir kadının partneri ya da eski partneri tarafından katledildiğine dikkat çekti. Yapılan açıklamada devlet kurumlarının kadınların yardım çağrılarını görmezden geldiğine vurgu yapılarak, “Her yıl yaklaşık 150 kadın cinayeti kayda geçiyor ve binlercesi fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddete uğruyor. Göçmen kadınlar ise bu şiddetin hem cinsiyetçi hem ırkçı yüzüyle karşılaşıyor. Almanya’da göçmen kadınlar hem sistemin hem de ataerkilliğin çifte baskısı altında eziliyor. Kadınların korunma talepleri ciddiye alınmıyor, koruma kararları yetersiz kalıyor ya da uygulanmıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin Almanya’da da eksiksiz uygulanması gerekirken, bu temel insan hakları belgesi hala pratikte yok sayılıyor. Kadınlar şiddete uğramadan önce defalarca uyarıyor, ama sistem her seferinde geç kalıyor ya da hiç gelmiyor” denildi.
“ALEVİ KADINLAR ŞİDDETSİZLİĞİ SAVUNUYOR”
D.K.’nin katledilmesinin münferit bir vaka olmadığının vurgulandığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bu cinayet erkek-devlet aklının, eril adaletin ve ırkçı bürokrasinin ortak ürünüdür. Bir kadının öldürülmesine göz yumanlar, o cinayetin faili kadar sorumludur. Alevilikte yol erkanı her şeyin üstündedir. Yol düşkünü olmak en büyük cezadır. Ve bu yol, insanı incitmemeyi emreder: İncitme! İncinsen de… Bu öğreti, kadına yönelik şiddeti açıkça reddeder. Ama toplumun ataerkil yapısı çoğu zaman inancı gölgede bırakır. Bugün Alevi kadınları hem inanç içinden hem toplumsal mücadeleyle, şiddetsiz bir varoluşu savunuyor. Kadınlar sadece hak aramıyor, aynı zamanda bu yolun vicdanını da temsil ediyor.
Katledilen sevgili D.K., adını ve hikayeni unutmayacağız. Seni katleden erkek zihniyete, susan sisteme, sessiz kalan kurumlara karşı yastayız, direnişteyiz, isyandayız. Kadınlar yaşasın diye, bir kişi daha eksilmeyelim diye, Bu karanlığı durdurana dek susmayacağız!”
PİRHA- Erkekler Mayıs ayında en az 26 kadın ve bir çocuk öldürdü.
Bianet’in yerel ve ulusal basına yansıyan haberlerden derlediği verilere göre, erkekler Mayıs 2025’te en az 26 kadını ve bir çocuğu öldürdü. Aynı ay içerisinde en az 68 kadın erkekler tarafından şiddete uğrarken, 50 çocuk istismar edildi, 16 kadın tacize maruz kaldı. Erkekler ayrıca 277 kadını seks işçiliğine zorladı.
ŞÜPHELİ ÖLÜMLER ARTTI
Mayıs ayında 27 kadın ve 21 çocuğun ölümü basına “şüpheli ölüm” olarak yansıdı. Geçen yıl aynı ayda şüpheli kadın ölümleri 17 olarak kaydedilmişti.
Mayıs ayında öldürülen en az altı kadının, koruma kararına rağmen yaşamını yitirdiği belirtildi. Öldürülen kadınlardan biri Suriyeliydi.
TACİZ VAKALARINDA ARTIŞ
Mayıs ayında erkekler en az 16 kadını taciz etti. Geçen yıl aynı ayda bu sayı dört olarak kayda geçmişti. Tacize uğrayan kadınlardan biri trans bireyken, olayların çoğu sokak, hapishane ve cadde gibi ev dışı ortamlarda yaşandı.
Erkekler, Mayıs’ta en az 50 çocuğu istismar etti. Bu sayı geçen yıl aynı ayda 29’du. Vakaların büyük çoğunluğu (43 çocuk) ev dışı ortamlarda, özellikle dini eğitim kurumlarında meydana geldi. En az 28 çocuğun failinin öğretmen olduğu belirtildi.
ERKEKLER 68 KADINI YARALADI
Mayıs ayında erkekler, 68 kadını yaraladı. Şiddet uygulayan erkekler arasında polisler de bulunuyor. Vakaların 49’u ev içinde, 17’si ise ev dışında gerçekleşti. Kadınların 55’i darp edilerek, altısı ateşli silahla, beşi kesici aletle ve ikisi yakılarak yaralandı.
Mayıs ayında erkekler bir kadına tecavüz etti. Failin, kadının okul arkadaşı olduğu bildirildi. Geçen yılın aynı ayında basına yansıyan tecavüz vakası olmamıştı.
2025’in ilk beş ayında erkekler:
• 131 kadını öldürdü,
• 70 kadını taciz etti,
• 122 çocuğu istismar etti,
• 261 kadına şiddet uyguladı,
• 4 kadına tecavüz etti,
• En az 563 kadını seks işçiliğine zorladı,
• 178 kadının ölümünü “şüpheli” şekilde basına yansıttı,
• En az 26 çocuğu öldürdü.
PİRHA- Mersin Kadın Platformu, son günlerde yaşanan kadın cinayetlerini protesto ederek, “Yargı, iyi hal indirimi, tahrik indirimiyle erkekleri ödüllendiriyor. Evde, sokakta, okulda, işte, cezaevinde şiddet görüyor ama “aile yılı” adı altında üstü kapatılmaya çalışılıyor” dedi.
Mersin Kadın Platformu, son dönemde yaşanan kadın cinayetlerine ve Tarsus’taki istismar olayına ilişkin GMK bulvarında eylem ve basın açıklaması yaptı. Kadınlar burada erkek şiddetini, devletin kadın ve LGBTİ+ düşmanı politikalarını ve cezasızlığı eleştirdi.
“ERKEK FAİLLER CESARETLENDİRİYOR”
Basın açıklamasını okuyan Ayşegül Göçmen, iktidarın kadın cinayetlerini önlemediğini belirterek, “Bahar Aksu İstanbul’un orta yerinde mahallenin ortasında eski eşinin de aralarında olduğu 3 erkek tarafından kaçırılmak istenildiği sırada ateşli silahla vurularak öldürüldü. 2 gün önce ise yanı başımızda Adana’da Neriman isimli kız kardeşimiz boşanmış olduğu erkek tarafından yine ateşli silahla katledildi. Tüm bunlar yetmezmiş gibi Serkan Güneş isimli istismarcı erkek Tarsus’ta çocuklara ders verme ve oyun oynatma bahanesi ile onlarca çocuğu istismar etti. Daha dün ise 5 sene önce cezaevinden tahliye edilen ve bir lisede güvenlik görevlisi olarak çalışan Abdullah Turan’ın iki kadını ateşli silah ile katlettiği haberini aldık. Ülkede tüm bunlar oluyor ve kadınlar katlediliyorken Aile Bakanlığı’nın yapmış olduğu tek şey ise aile yapısına zarar veriyor diye cinsel yönelik, Toplumsal cinsiyet ve LGBT+ gibi kavramları yasaklamaya çalışmaktı! Buradan soruyoruz: Erkek adaletin cesaretlendirdiği bunca fail aramızdayken biz kadınlar nasıl güvende olacağız? Katilleri cesaretlendiren bu sistemi kuran, iktidarın ta kendisidir” dedi.
“ERKEK EGEMEN SİSTEM ŞİDDETİ NORMALLEŞTİRİYOR”
Ülkede kadınlar öldürülüyorken devletin faillerin yanında durduğunu dile getiren Göçmen, erkek egemen sistemin şiddeti normalleştirildiğini vurguladı. Medyanın da çeşitli bahaneleri kullanarak katilleri akladığını söyleyen Göçmen, şu ifadeleri kullandı:
“Yargı, iyi hal indirimi, tahrik indirimiyle erkekleri ödüllendiriyor. Polis, kadınları korumak yerine onları susturmaya çalışıyor, gözaltına alıyor. Devlet ise nerede. Failin tam da yanında. Bu bir tesadüf değil! Bu, erkek egemenliğin ve yine erkek devletin bir sonucu. Kadınlar istihdamdan dışlanıyor, güvencesizliğe mahkûm ediliyor, yoksulluğa sürükleniyor. Evde, sokakta, okulda, işte, cezaevinde şiddet görüyor ama “aile yılı” adı altında üstü kapatılmaya çalışılıyor. Ama biz susmuyoruz. Eşit, adil yaşanabilir bir dünyayı kurana denk sokaklarda olmaya devam edeceğiz. Tüm meydanlarda, evde okulda, iş yerinde tüm gücümüzle karşınızda olmaya ve katledilen tüm kız kardeşlerimizin sormaya devam edeceğiz.”
PİRHA-Mersin Kadın Platformu, erkek-devlet şiddetine karşı yaşam zinciri oluşturarak, özgürlüğü savunduklarını kaydetti.
Mersin Kadın Platformu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında Forum Alışveriş Merkezinde yaşam zinciri oluşturdu.
“Kadın zinciri ile sesleniyoruz; yaşamak, özgürleşmek, değiştirmek için sokaktayız” diyen kadınlar, mor kurdelelerle oluşturdukları zincirde erkekler tarafından katledilen kadınların fotoğraflarını taşıdı.
“Birbirimiz ve hayatlarımız için sokaktayız” yazılı pankartın açıldığı eylemde “Jin jîyan azadî”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Kadınlar birlikte güçlü”, “Katledilen kadınlar isyanımızdır” sloganları atıldı.
Basın açıklamasını Berivan Özlü okudu.
“KADIN+’LARIN TEMEL HAKLARI SALDIRI ALTINDA”
Yaşam zincirinin kadınların bir araya gelişini ve gücünü simgelediğini belirten Berivan Özlü, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne sayılı günler kala biz kadınlar, sokakları birbirimize kenetlenerek, yaşam zincirimizle dolduracağız. Erkek egemenliğinin baskısına, patriyarkanın şiddetine, emeğimizin sömürülmesine ve haklarımızın gasp edilmesine karşı, birlikte direniyoruz” dedi.
Özlü, Türkiye’de ve dünyada kadınların, LGBTİ+’ların en temel haklarının saldırı altında olduğuna dikkat çekerek İstanbul Sözleşmesi’nin önemine vurgu yaptı. Sözleşmenin feshinden sonra kadınların erkek şiddetine daha açık hale geldiğinin altını çizen Özlü, “Kadın cinayetlerine, çocuk istismarlarına, LGBTQ+’lara yönelik nefret saldırıları, çalışma hayatında güvencesizleştirme ve yoksullaştırma politikalarına, savaş ve göç politikalarının kadınlara yüklediği ağır bedeller her geçen gün artarak devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi’nden hukuksuzca çekilme kararı, kadın cinayetlerinin artmasına yol açtı. 6284 sayılı yasa hedef gösteriliyor, kadınların koruma talebi görmezden geliniyor. Kadınları şiddetle baş başa bırakmaya çalışan erkek egemen politikalar, hepimizin hayatına kast ediyor” diye konuştu.
“8 MART’TA MÜCADELEYİ BÜYÜTECEĞİZ”
8 Mart’a dair katılım çağrısı yapan Özlü, şu ifadeleri kullandı:
“Cezasızlığa, Yoksulluğa, Savaşa Karşı Yaşam Zincirini Kuruyoruz! Kadın cinayetlerinin, trans cinayetlerinin, iş cinayetlerinin, savaşlarda ölen kadınların hesabını soruyoruz. Şiddeti aklayan, kadınların haklarını gasp eden yargı ve devlet politikalarına karşı adalet istiyoruz. Savaşa, militarizme, ırkçılığa karşı barış içinde bir dünyayı savunuyoruz. Emek sömürüsüne, yoksulluğa, güvencesizliğe karşı insanca bir yaşam talep ediyoruz. Şiddete, yoksulluğa ve erkek egemen sisteme karşı feminist mücadeleyi büyütüyoruz. Eşit, özgür ve sömürüsüz bir yaşam için, feminist dayanışmamızı büyütüyoruz. Yaşam zinciriyle sesleniyoruz: Vazgeçmiyoruz, itaat etmiyoruz, hayatlarımızdan ve haklarımızdan elinizi çekin!”
PİRHA- Mersin Halkevci Kadınlar, 14 Şubat Sevgililer Günü’ne dair yaptıkları basın açıklamasında “Bizi hapsetmeye çalıştıkları dört duvarı, eşitsiz aşkı kabul etmiyoruz. İstediğimiz aşkı özgürce yaşadığımız, hayatlarımıza dair kararları erkeklerin değil kendimizin aldığı bir yaşam istiyoruz. Öldüren sevgi istemiyoruz” dedi.
Mersin Halkevci Kadınlar, 14 Şubat Sevgililer Günü dolayısıyla, “Öldüren sevgi istemiyoruz” başlığıyla basın açıklaması gerçekleştirdi.
Pozcu GMK Bulvarı’nda yapılan açıklamada “Eşitsiz aşkı da eşitsiz hayatı da kabul etmiyoruz. Yaşamak için feminist mücadeleye” pankartı açıldı. Kadınlar sık sık, “Kadın cinayetleri politiktir” ve “Eşitlik yoksa aşk da yok” sloganları attı.
Basın metnini okuyan Halkevci Kadınlar üyesi Berivan Dinler, “aşk” adı altında kadına yönelik şiddetin unutturulmaya çalışıldığını ifade ederek, “Kırmızı güllerin, parıltılı hediyelerin yaşadığımız gerçekliğin üstünü örtmesine izin vermiyoruz” dedi.
“Aşk evliliği” adı altında kadınların eve hapsedildiğini, emeklerinin sömürüldüğünü vurgulayan Berivan Dinler, erkek egemen sistemin “Kadınların görünmeyen emeğiyle” döndüğünü ifade etti. Dinler, “Kadınları ev içi emeğiyle daha fazla sömürmek için pazarlanan ‘kutsal aile’ aşk ile sonlanıyor. Devletin yerine getirmediği birçok bakım hizmeti kadınların omzuna yükleniyor. Kadınlar şiddet görse dahi mutsuz olduğu evliliklere zorlanıyor. Çünkü iktidar kadınları şiddetten korumak yerine aileyi korumayı, boşanmayı engellemeyi tercih ediyor. 2024 yılında kadın cinayetleri en yüksek seviyeye ulaşmışken, iktidar tarafından 2025 yılı ‘aile yılı’ ilan edildi. En az 3 çocuk dayatmalarına, kimi sevip kimi sevemeyeceğimize karışanlara, LBTİ+ düşmanlığını körükleyenlere karşı biz de bu yılı kadın yılı ilan ettik. Bizi hapsetmeye çalıştıkları dört duvarı, eşitsiz aşkı kabul etmiyoruz. Sadece nefes almaktan ibaret bir yaşamı değil, arzu ettiğimiz hayatı istiyoruz. İstediğimiz aşkı özgürce yaşadığımız, hayatlarımıza dair kararları erkeklerin değil kendimizin aldığı bir yaşam istiyoruz. Öldüren sevgi istemiyoruz. Tüm kadınları hayatlarımıza, arzularımıza sahip çıkmaya, yaşamak için feminist mücadeleye çağırıyoruz” diye konuştu.
PİRHA- Mersin’de Halkevci Kadınlar, Pınar Gültekin’in katili Cemal Metin Avcı’ya verilen müebbet hapis cezasının Yargıtay tarafından bozulmasına tepki gösterdi. Yapılan basın açıklamasında “Erkek devletin cezasızlık politikalarıyla kadınların faillerini aklamaya çalışan erkek yargının bu kararını kabul etmiyoruz. Erkek adalet değil gerçek adalet” ifadelerine yer verildi.
Pınar Gültekin’i katleden fail Cemal Metin Avcı’ya 2020 yılında yerel mahkeme önce müebbet hapis cezası verip ardından haksız tahrik indirimi uygulayarak cezayı 23 yıla düşürdü. Bu karar İzmir İstinaf Mahkemesi tarafından bozuldu ve faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Dosya ikinci kez temyiz edilince Yargıtay iki kararı da bozdu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından bozulmasına itirazda bulundu. Başsavcılığın yaptığı itiraz, Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından değerlendirilecek.
Daire, itirazı haklı bularak bozma kararını kaldırabilir ve Cemal Metin Avcı’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onaylayabilir. Eğer daire, itirazı reddeder ve kararında ısrar ederse, dosya nihai karar için Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na taşınacak. Yargıtay’ın kararı onaylanırsa Cemal Metin Avcı, Pınar Gültekin’i tasarlayarak ve canavarca hisle kasten öldürmesine rağmen 7 yıl daha yattıktan sonra serbest kalacak.
“ÖRGÜTLÜ KADIN DÜŞMANLIĞI”
Yargıtay’ın kararına kamuoyundan tepkiler yükselmeye devam ediyor. Konuya ilişkin Mersin’de GMK Bulvarı’nda eylem yapan Halkevci Kadınlar, “Pınar Gültekin isyanımızdır, erkek adalet değil gerçek adalet” yazılı pankart açtı.
Fail Cemal Metin Avcı’nın 2020 yılında mahkeme sürecinde İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesinin ‘iyi’ olduğunu söylediğini hatırlatan Berivan Dinler, “Bu, kadın düşmanlığının en üstten en alta kadar örgütlendiğinin göstergesidir. Pınar Gültekin cinayetinde canavarca hisle ve tasarlandığına dair deliller ortadayken Cemal Metin Avcı’nın cezasının bozulma talebi, erkek devletin fail erkeklerle işbirliği içinde olduğunu da bir kez daha göstermiştir” dedi.
Yargının kadın erkek ayrımı yaptığını vurgulayan Dinler, “Kadın katillerine haksız tahrik indirimi uygulayıp cezalarını fazlasıyla düşüren erkek yargı, sistematik bir şekilde erkek şiddetine maruz kalıp özsavunma hakkını kullanan Nevin Yıldırım’a haksız tahrik indirimi vermeden müebbet hapis cezası vermişti” hatırlatmasını yaptı.
“KARARI KABUL ETMİYORUZ”
Devletin, ülkeyi bir kadın mezarlığına çevirdiğini; kadın düşmanı politikalarıyla, yargı eliyle uyguladığı cezasızlık politikalarıyla kadınları bastırmaya çalıştığını kaydeden Berivan Dinler, şunları söyledi:
“Erkek devletin cezasızlık politikalarıyla kadınların faillerini aklamaya çalışan erkek yargının bu kararını kabul etmiyoruz! Biz kadınların güçlendirilmesi için 2024 yılı bütçesinden kadınlara günlük 38 kuruşu reva görenlerle kadınların faillerini aklamaya çalışanların aynı olduğunu, failin tek başına olmadığını biliyoruz. En üstten en alta örgütlenen kadın düşmanlığı karşısında kadınların güçlenmesini 38 kuruş değil örgütlü mücadelemiz sağlayacak. Katilleri koruyan, yaşamlarımıza kast eden bu erkek düzen karşısında tüm kadınları yaşamak için feminist mücadeleye çağırıyoruz.”