Etiket: kadın cinayetleri

  • Emine Bulut’un katledilme görüntülerini çeken kişi gözaltına alındı

    Emine Bulut’un katledilme görüntülerini çeken kişi gözaltına alındı

    38 yaşındaki Emine Bulut’un eski eşi tarafından katledilmesine ilişkin görüntüleri çekip sosyal medyada paylaşan 19 yaşındaki B.Y. gözaltına alındı.

    Eski eşi tarafından boğazı kesilerek katledilen Emine Bulut’un öldürülmesine ilişkin görüntüleri çektikleri iddiasıyla gözaltına alınan B.Y. ve arkadaşı M.A. hakkında ‘Soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasındaki ses ve görüntüleri yetkisiz kayda alma veya nakletme’den işlem yapıldı. Gözaltındaki B.Y’nin Emniyet Müdürlüğü’ndeki işlemlerinin sürdüğü bildirildi.

    NE OLMUŞTU?

    38 yaşındaki Emine Bulut, eski eşi tarafından 10 yaşındaki kız çocuğunun gözleri önünde boğazından bıçaklanmıştı. Emine Bulut, hastanede yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamamış, Emine Bulut’u bıçakladıktan sonra kaçan eski eş ise bir süre sonra gözaltına alınmıştı.

    Sosyal medya ve medya kuruluşlarında yayımlanan olay anına ilişkin görüntülere Kırıkkale Sulh Ceza Hakimliği tarafından erişim ve yayımlanmanın kısıtlanması kararı getirilmişti.

  • Türkiye’nin birçok yerinde kadın cinayetlerine karşı eylemler yapıldı

    Türkiye’nin birçok yerinde kadın cinayetlerine karşı eylemler yapıldı

    Emine Bulut’un, eski eşi tarafından katledilmesinin ardından birçok ilde kadın cinayetlerine tepki için yurttaşlar sokağa çıktı.

    Kırıkkale’de, Emine Bulut’un 4 yıl önce boşandığı eşi Fedai Baran tarafından 10 yaşındaki çocuğunun gözü önünde bıçaklanarak katledilmesinin ardından kadın cinayetlerine tepkiler artıyor. Sosyal medyada gün boyu tepkilerin dile getirildiği vahşete karşı farklı illerde sokağa çıkıldı.

    TEKİRDAĞ – ÇORLU

    Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde kadınlar cinayetlere tepki için sokaktaydı. Çorlu Kadın Platformu tarafından Heykel Meydanı’nda bir basın açıklaması yapıldı.

    Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

    “Artık bir kişi daha eksilmeyeceğiz. Öfkemizle, hıncımızla kadın düşmanı politikalarına karşı duracağız. İstanbul Sözleşmesi’ni uygulatacağız, nakafa hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz, kadınların can simidi olan Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Yasasından taviz vermeyeceğiz. Kadınların bu ülkede can güvenliği sorunu varken bizler yaşam hakkımız için sokakta, adliye koridorlarında olmaya devam edeceğiz. ‘Asla yalnız yürümeyeceksin’, ‘Ölmek İstemiyoruz’, ‘Bir kişi daha eksilmeyeceğiz’ diyerek kadın dayanışmasını ve mücadelemizi yükselteceğiz.”

    İSTANBUL – KADIKÖY

    İstanbul Kadıköy’ de cinayetlere tepki için  Mehmet Ayvalıtaş Parkı’nda buluşan kadınlar, buradan Moda’ya yürüdü. HDP İzmir Milletvekilleri Serpil Kemalbay ve Oya Ersoy’un da katıldığı yürüyüşte sık sık “Erkek vuruyor, devlet koruyor”, “Kadın cinayetleri politiktir” ve “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz” sloganları atıldı.

    Moda’ya yapılın yürüyüşün ardından burada bir basın açıklaması yapıldı. Kadınlar Birlikte Güçlü’nün açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Biz kadınlar yaşamak istiyoruz! Şiddetin, tacizin; ölüm tehditlerinin ve baskıların olmadığı eşit ve özgür bir hayatı istiyoruz! Son 3 günde: Ağrı’da Emine Nuyan’ı ayrı yaşadığı kocası Özkan Nuyan ‘gel, boşanmayı kabul ediyorum’ diye kandırarak buluşmaya çağırdı ve öldürdü. Konya’da uzaklaştırma kararı almış olan Tuba Erkol’u çocuklarının önünde 20 kere bıçaklayarak öldüren kocası ‘pişman mısın?’ sorusuna ‘namus için pişman mı olunur?’ dedi. Kırıkkale’de Emine Bulut boşandığı kocası tarafından kızının önünde öldürüldü, geriye Emine’nin ‘ölmek istemiyorum’ sözleri kaldı.

    Hiçbir kadın ölmek, şiddete, tacize, tecavüze maruz bırakılmak istemiyor. İşte tam da bu yüzden erkek şiddetini önleyen yasalara, 6284 sayılı kanuna, İstanbul Sözleşmesi’ne, kadınları koruyan mekanizmalara ihtiyacımız var. Ama her gün hayatlarımızı dar eden bu şiddete rağmen bir de haklarımız ellerimizden alınmak isteniyor. Kadınlar boşan(a)masın diye ‘zorunlu arabuluculuk’ getiriliyor, şiddet uygulayan erkek ‘evden uzaklaştırılmasın ki canı sıkılmasın’ deniyor, ‘İstanbul Sözleşmesi feshedilsin’ sesleri yükseliyor. Bu gibi sözler şiddetin, kadın cinayetlerinin ortağı! Üstüne üstlük metrobüsteki tacizci Fatih Özdemir gibileri, cinsel istismarcılar, katiller serbest bırakılırken kendini savunmak zorunda kalan kadınlar cezalandırılıyor… Biz failleri aklayan, şiddeti önleyici mekanizmaları uygulamayan, tam tersine şiddetten yine kadınları ‘suçlu bulan’ düzene isyan ediyoruz! İsyanımız hayatımız için!”

    İSTANBUL – AVCILAR

    İstanbul’un Avcılar ilçesinde Kent Konseyi çağrısıyla Havuzlar Meydanı’nda bir araya gelen demokratik kitle örgütü temsilcileri, kadın cinayetlerine tepki gösterdi. CHP Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli’nin de katıldığı eylemde bir basın açıklaması okundu.

    Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

    “Sabah saatlerinde sosyal medya hesaplarına bir kadının, bir çocuğun çığlıkları düştü. Çocuğunun gözünün önünde öldürülen Emine Bulut’un görüntüleri ise her yerde… Kimse bu cinayetten kendini aklayamaz: Kadın katillerine indirim uygulayanlar, haklarımıza saldıranlar, Emine’nin cinayetine ortaktır. Boşanmaları engellemeye çalışan, boşanan kadınları ‘ahlaksız hayatlar yaşamakla’ suçlayan, nafakayı kaldırmaya çalışan, 6284 sayılı Koruma Yasası ile alınan koruma kararlarını kadınların suistimal ettiğini söyleyen, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilelim diyen siyasal iktidar ve onların yanındakiler duydunuz mu Emine’nin çığlıklarını?

    İktidarın kadınlara çizdiği muhafazakar sınırlar nedeniyle öldürüldü Emine Bulut. Hükümet, ‘Bu ülkede kadınların öldürülmesine izin vermeyiz, yasaları güçlendiririz, bir kadının burnu kanasa devlet onu oradan alır, güvenli bir yere yerleştirir ve asla erkeği haklı görmez’ demediği için, bu ülkede her gün kadınlar öldürülüyor. Siyasi iktidarın 18 yıldır söylediği aile, ailenin kutsallığı, aileleri koruma siyaseti kadınların ölümü demek. Bunu bugün Türkiye bir kez daha gördü.

    Emine’nin ölümü ile ilgili haberler sosyal medyada yer aldıktan sonra ‘cani eski koca’, ‘cezasını bulacak’, ‘yargılanacak’, ‘erkeklik bu değil…’ gibi sözler yükselmeye başladı bile… Bunlara bizim karnımız tok. Bu bir cani adam cinayeti değil, sinirlerine hakim olamamış ruh hastası bir adamın yaptığı münferit bir cinayet ise hiç değil. Devletin kadınları ısrarla sıkıştırdığı şiddet cenderesinin sonuçları bunlar.

    O yüzden şimdi siyasal iktidarın bütün temsilcileri susun, tek bir kelime bile etmeyin. Söyleyeceklerinizi biliyoruz ve artık o sözleri duymaya tahammülümüz kalmadı. Biz kadınlar, bugün Emine’nin, kız kardeşimizin yasını tutuyoruz. Tıpkı diğer kadın cinayetlerinde olduğu gibi susmayacağız. Emine’nin ‘ölmek istemiyorum’ diyen çığlıkları kulaklarımızda, yaşam hakkımızı savunacağız. Nafaka ile ilgili değişiklik yapmanıza izin vermeyeceğiz, 6284 sayılı yasaya dokunamayacaksınız, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenize engel olacağız. Aile içinde çizdiğiniz o sınırda yaşamayı kabul etmeyeceğiz.

    ANKARA

    Ankara Kadın Platfromu, yaptığı eylemle kadın cinayetlerine tepki gösterdi. Kuğulu Park’ta bir araya gelen kadınlar, burada bir basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

    “Öfkeliyiz, kızgınız, üzgünüz. Emine’nin ölümüne neden olanları bildiğimiz için ama en çok. Kadınların şiddete uğradığı, cinayetlerin hiç hız kesmediği bu ülkede, kadınlara ısrarla ‘boşanmayacaksınız’ denildiği için öldürüldü. Dünyanın en normal şeylerinden biri olan boşanmak bu ülkede aile üzerinden inşa edilen politikalar nedeniyle adeta suçmuş gibi konuşuluyor. Boşanan kadınları sapkın hayatlar yaşamakla suçlayan, boşanmaları ne pahasına engellemek için Meclis’te komisyonlar kuran, aileleri parçalatmayacağız diye dört bir yerden açıklamalar yaptıran, nafakayı kaldırmak için yasa hazırlıkları yapan, şiddete ilişkin koruma kararları almamızı sağlayan 6284 sayılı yasayı kaldırmak isteyen, İstanbul Sözleşmesi’nden devletin imzasını çekmesi için uğraşan siyasal iktidar Emine Bulut’un ölümünün sorumlusudur.

    MERSİN

    Mersin Kadın Platformu da kadın cinayetlerine tepki göstermek için sokağa çıktı. Pozcu İş Bankası önünde toplanan kadınlar, burada “Kadın cinayetleri politiktir”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” ve “Emine Bulut isyanımızdır” sloganı attı.

    Yapılan basın açıklamasında ise şu ifadelere yer verildi:

    “Bu ülkede kadın katliamı var. Bu ülkede kadınlar erkekler tarafından her gün, herkesin gözleri önünde sistemli olarak öldürüyor. Ama kadınlar ölmek istemiyor! Bizler yaşamı istiyoruz! Emine Bulut hepimizin gözleri önünde öldü. Son sözü ‘ölmek istemiyorum’du. Bir kadın katledilirken son sözü ‘ölmek istemiyorum’ ise, bugün burada bu saatte Mersin’de yan yana gelmişsek ve dişlerimiz kenetli, yumruklarımız sıkılmışsa bu yan yana geliş bir öfke çığlığı olacak ve Emine Bulut’u öldüren düzen artık yerle bir olacaktır. Sözlerimizi isyanımızla birleştirip, öfkemizi mücadeleye dönüştüreceğiz.

  • Emine Bulut’un katledilmesine tepki yağdı

    Emine Bulut’un katledilmesine tepki yağdı

    Emine Bulut’un eski eşi Fedai Baran tarafından öldürülmesine sosyal medyada birçok sanatçı ve spor kulüpleri tarafından tepki yağarken Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen konuyla ilgili açıklama yaptı.

    Emine Bulut’un öldürülmesine sosyal medyada birçok kişi tarafından #EmineBulut, #Ölmekİstemiyorum ve #sessizkalmayacağız etiketleri altında tepki gösterildi.

    Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da konuyla ilgili açıklama yaparak Emine Bulut’un kızının bakanlığın psikologlarının gözetiminde olduğu belirtildi. Yapılan açıklamada, “Cinayeti gerçekleştiren kişinin en ağır cezayı alması için Bakanlık Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğümüz kanalı ile de davaya müdahil olunacaktır. Davaya soruşturma ve kovuşturma aşamasında müdahil olunması için dilekçe verilmiş olup konu ile ilgili iki Hukuk Müşaviri görevlendirilmiştir” denildi.

    “ÖLDÜRÜLEN KADINLARIN ÇIĞLIĞIYDI”

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ise, “Emine Bulut cinayeti bir kadın cinayetidir. Ölmek istemeyen bir kadının feryadını, hayatı boyunca o anları unutmayacak çocuğun yalvarışını tüm Türkiye izledi. Bu feryat, bu çığlık sadece Temmuz ayında öldürülen 31 kadının çığlığıydı. Emine Bulut cinayetini izlerken kadının boşanma hakkına engel olmaya çalışanları, ‘kadın cinayetleri abartılıyor’ diyenleri, kadın cinayetlerini azaltan sözleşme ve kanunları ortadan kaldırmak isteyenleri aklınıza getirin. Cinayetlerle gerçekten mücadele etmek istiyorsak kadına karşı her türlü ayrımcılığı sonlandırmak; kadının boşanma hakkını, kadın özgürlüğünü savunmak zorundayız” ifadelerini kullandı.

    Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor başta olmak üzere çok sayıda spor kulübü yaşanan cinayeti sosyal medya hesaplarından sert bir şekilde kınadı.

    Galatasaray Kulübünün paylaşımında, “Hayattan koparılan bir kadın daha olmasın diye sessiz kalmayacağız. Yaşanan bu vahşet son olsun, kadın cinayetleri son bulsun!” ifadelerine yer verildi.

    Fenerbahçe Kulübünün sosyal medyasından paylaşılan mesajda, “Yaşanan bu vahşete sessiz kalmıyoruz! Failinin en ağır ceza ile yargılanmasını, toplumumuzda kadın cinayetlerinin artık son bulmasını diliyoruz!” denildi.

    Beşiktaş Kulübü de konuyla ilgili, “Bu vahşete karşı sessiz kalmıyoruz! Kadın cinayetlerinin son bulmasını, faillerin en ağır cezalarla yargılanmasını diliyoruz. Alışmayacağız, susmayacağız!” paylaşımı yaptı.

    Trabzonspor Kulübünün sosyal medya hesabında paylaşılan mesajda ise “Kadın cinayetleri karşısında sessiz kalmayacağız. Bu vahşet artık son bulsun” denildi.

    Aralarında Hazal Kaya, Haluk Levent, Gökhan Özoğuz, Fatma Turgut gibi isimlerin bulunduğu sanatçılar da yapıla bu cinayeti kınadılar. Sanatçılar twitter hesaplarından şu açıklamalarda bulundular.

  • 6 yılda 142 bin 298 kız çocuğu doğum yapmak zorunda kaldı

    6 yılda 142 bin 298 kız çocuğu doğum yapmak zorunda kaldı

    PİRHA – 2016 yılının Ocak ayından günümüze dek geçen 42 aylık sürede en az bin 391 kadın erkekler tarafından öldürülürken, en az 982 kadın da tecavüze uğradı. 6 yılda 142 bin 298 kız çocuğu doğum yapmak zorunda kaldı.

    CHP Giresun Milletvekili ve TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) üyesi Necati Tığlı, kadınlara yönelik cinayet, şiddet ve tecavüz olaylarını rapor haline getirdi

    Rapora göre 2016 Ocak ayından bugüne dek geçen 42 aylık süreçte en az bin 391 kadın erkekler tarafından öldürüldü. 982 kadın tecavüze uğradı. Raporda 2019’un ilk gününden günümüze dek en az 28 çocuk cinsel istismara maruz bırakıldı.

    42 AYDA BİN 391 KADIN KATLEDİLDİ

    Türkiye’de Kadın Cinayetleri ve Çocuk İstismarı Raporu’nda 1 Ocak 2019 ile 30 Haziran 2019 tarihleri arasında kadına yönelik şiddet, tecavüz, cinayet ve çocuk istismarları mercek altına alındı.

    2016, 2017, 2018 ve 2019 verilerinin incelendiği raporda her geçen yıl kadınlara dönük şiddet olaylarının arttığı ortaya koyuldu.

    2016 yılında kadın cinayeti sayısı 329 iken bu sayı 2017’de 409, 2018’de ise 439’a çıktı. 1 Ocak 2016’dan bugüne dek geçen 42 aylık süre içinde en az bin 391 kadın, erkekler tarafından öldürülürken en az 982 kadın tecavüze uğradı, 896 kadın ise cinsel şiddete maruz bırakıldı.

    Ayrıca, 2019’un ilk altı ayında en az 28 çocuk da istismara uğradı. Son 6 yılda ise 142 bin 298 kız çocuğun doğum yaptığı da raporda ayrıca vurgulandı.

    “İYİ HAL İNDİRİMLERİ SONA ERMELİ”

    Rapor hakkında değerlendirmede bulunan Tığlı, “Bu cinayetleri ve istismarları durdurmak AKP’nin birinci görevidir. Eğer 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun etkin uygulanmış olsaydı inanın sayılar bu kadar yüksek olmazdı. Bu durumun son bulması için öncelikle mahkemelerin katillere karşı uyguladığı iyi hal indirimleri sona ermelidir” dedi.

    PİRHA / ANKARA

  • ‘Şule Çet cinayetinin peşinde olacağız’-VİDEO

    ‘Şule Çet cinayetinin peşinde olacağız’-VİDEO

    PİRHA – Ankara’daki bir plazanın 20’nci katından şüpheli şekilde düşerek yaşamını yitiren Şule Çet’in davasında 2’nci duruşma görüldü. Sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilerek dava 10 Temmuz’a ertelendi.

    Çankaya’da bir plazanın 22. katından şüpheli şekilde düşerek 29 Mayıs 2018’de yaşamını yitiren üniversite öğrencisi 22 yaşındaki Şule Çet davasında 2. duruşma görüldü.

    Katil zanlıları Çağatay Aksu ve Berk Akand’ın yargılandığı dava Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesinde görçekleşti.

    Dava öncesi sanık Çağatay Aksu’nun avukatı tarafından verilen dilekçede, “Şule Çet’in psikolojisinin babası para göndermedi diye bozulmuş olabileceği” iddia edilerek banka hesaplarının incelenmesi talep edilmişti.

    Yoğun katılımın olduğu duruşmada, dava sanıklarının tutukluluk halinin devamına karar verilerek bir sonraki celse 10 Temmuz’da ertelendi. Duruşma çıkışında ‘Şule için adalet, herkes için adalet’ sloganları atıldı.

    Şule Çet davasında Aksu ve Akand’ın 39 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması isteniyor.

    “GERİCİ DÜZENİ SORGULAMAK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Kadın örgütlerinden davaya ilgi bir hayli yüksek oldu. Sabah erken saatlerde adliye önünde bir araya gelen Kadın Meclisleri üyeleri, “Erkek adalet değil gerçek adalet istiyoruz” diyerek basın açıklaması yaptı. “Şule Çet cinayetinin peşinde olacağız” diyen kadınlar adına metni okuyan Rüya İnanır şunları söyledi:

    “Burada adaleti haykırmak için bulunuyoruz. Cinayetin arkasındaki şiddeti, sömürüyü, eşitsizliği gözler önüne sermek için ve katillerin gerekli cezaları almasının takipçisi olacağımızı her defasında hatırlatmak için davanın takipçisi olmaya devam edeceğiz. Şule Çet’in zanlısı patronları tutuklamak yerine onları defalarca salan, Şule Çetin üniversite okuyabilmek için çalışmak zorunda olmasını değil, babasını Şule Çet’e para gönderip göndermediğini sorgulayan hukuk sisteminin adaletini bu defa biz sorgulamak için buradayız. Kadın, çocuk, genç ve tüm insanların geleceğini garanti altına almak yerine onları geleceksiz bırakan kapitalizmi sorgulamak için buradayız. Kadınların geceleri evde olmamasını, alkol almasını, taciz ve tecavüzle meşrulaştıran nedenler olarak önümüze getiren bu gerici düzeni sorgulamak için buradayız. Şule Çet’in katilleri cezalandırılana kadar burada olmaya devam edeceğiz ama bununla da yetinmeyip kadınların ne eve hapsedilmeyeceği ne şiddetin ne de eşitsizliğin bile sözkonusu olmadığı bir ülke kuracağız. Bizim ülkemizde gençler okuyabilmek için çalışmak zorunda olmayacak. Okullarımızda iktidarın, rektörün şiddeti değil yaratıcılık olacak. Biz bu umudu her geçen gün daha da büyütüyoruz. Bize iyi, güzel herhangi bir şey vaat edemeyecek bu düzen yıkılacak, hayallerimiz özgür kalacak. Şule Çet’ler, Rabia Nazlar yaşayacak.”

    Şule Çet davasına HDP milletvekillerinden de destek geldi. Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu yaptığı konuşmada “Kadın isimleri saymaktan yorulduk ama mücadele etmekten yorulmadık” diyerek şöyle devam etti.

    “Bugün mecliste Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu toplantısı olacak. Burada dile getirilenleri orada da aynı şekilde tekrarlayacağım. Artık mecliste daha aktif çalışılması gerekiyor. Artık seçimlerle ya da ülkenin gerçek gündemi olmayan konularla değil, kadın cinayetleri, çocuk istismarıyla uğraşılması gerekiyor. Biz, genç kadınları bu yaşlarda kaybetmek istemiyoruz. Onları yaşatmak ve gerçekten geleceklerini kurmalarını istiyoruz. Bunun için kadın dayanışması yaşatır diyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Kadınlar artık itaat etmiyor’-VİDEO

    ‘Kadınlar artık itaat etmiyor’-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da taleplerini haykıran kadınlar, eşitlik, özgürlük, adalet, kadın cinayetlerinin son bulması, gerici politikaların bitmesini istedi.

    Kadınlar, eşitsizliğe, adaletsizliğe, erkek egemenliğine, ekonomik krize, sömürüye, kadın cinayetlerine, gerici politikalara karşı isyanlarını kuşanarak alanlara çıktılar. İstanbul Bakırköy’den taleplerini haykıran kadınlar, dövizleri, sloganları, zılgıtları ve halaylarıyla miting alanını renklendirdiler.

    Mitinge yöresel kıyafetleriyle gelen kadınlar da vardı kucaklarında bebekleriyle gelen kadınlar da. Kucaklarında bebekleriyle gelen kadınlar “Çocuk da yaparım eyleme de giderim, haklarımı da savunurum” mesajları verdiler.

    Miting alanında taleplerini PİRHA’ya anlatan kadınlar eşitsizlikten, adaletsizlikten, sömürüden, ekonomik krizden, artan kadın cinayetlerinden, çocuk istismarından ve dayatılan gerici politikalardan şikayetçi.

    “KADINLARIN BİRLİKTELİĞİ İÇİN ALANLARDAYIZ”

    Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Eski Başkanı Beyza Metin, kadınlara dayatılan gerici politikalara karşı sesini yükseltmek için miting alanında. Kadın mühendislerin çalışma yaşamında erkek mühendislerle eşit koşullarda çalışamadıklarına vurgu yapan Metin, “Daha geçtiğimiz aylar içerisinde bir kadın mühendis patronu tarafından şiddete maruz kaldı. ‘İşe girmeden evvel evlenmeyi düşünüyor musun, çocuk yapacak mısın’ gibi sorular soruluyor ya da kadınlara sözleşmeler imzalatılıyor. Tüm bu gericiliğe karşı kadınların birlikteliği için alanlardayız.” dedi. Yerel seçimlere ilişkin de konuşan Metin, kadınları yerel yönetimlerde görmek istediklerini ve kadın temsiliyeti ön plana çıkaran partilere oy vereceklerini söyledi.

    Erkek egemenliğine, kadın cinayetlerine karşı olduğu için alanlarda olan Kader Bozbay, geçtiğimiz günlerde gündeme gelen çocuk istismarcılarına evlilik affı yasasını eleştirerek bu tür yasalara karşı kadınların hep birlikte ses çıkarması gerektiğini vurguladı.

    “BU ÖLÜM SESSİZLİĞİ BİZİ DE BULACAK”

    Kadınların öldürülmesine karşı alanlarda olan Hazal Kartal da “Biz kadınlar birlikte varız, var olacağız. Bu ülkeyi kadınlar yönetecek.” dedi. Savaşsız, kimsenin ölmediği bir ülkede yaşamak istediklerini dile getiren Kartal, Leyla Güven’in açlık grevine dikkat çekerek “Neden bu kadar sessiziz. Ölüm sessizliği nereye kadar. Bir gün bu ölüm sessizliği bizi de bulacak. Lütfen sessiz kalmayalım, sesimizi yükseltelim. Bu ülkede hepimiz barış içinde yaşayabiliriz.” şeklinde konuştu.

    “ALEVİ KADINLAR ALANLARDA OLMALI”

    Bir Alevi kadın olarak alanlarda olan Sümbül Beltir ise mitinge katılımın azlığını eleştirerek “Bir içe çekilmişlik var, bu da bizim hayrımıza değil.” dedi. Alevi kadınların hakları için alanlarda olmaları gerektiğine değinen Beltir, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevileri ötekileştirici söylemlerini hatırlatarak “Buna karşı güçlü bir ses vermemiz gerekiyor. Bu yüzden alanlarda olmalıyız. Kendi inancımıza, yolumuza, gençlerimize sahip çıkmamız gerekiyor. Bunu da ancak kadınlar başarabilir çünkü kadınlar gittikleri her yere inançla gidiyorlar.” şeklinde ifade etti.

    “KADINLAR ARTIK İTAAT ETMİYOR”

    Özgür Genç Kadın üyesi Tanya Kara da kadın cinayetlerine, homofobiye, transfobiye, artan çocuk istismarına karşı isyanını kuşanıp çıkan kadınlardan biri. Kadınların artık itaat etmediklerini ve sokaklarda özgürlük istediklerini belirten Kara, yaşadıkları alanlarda kadın yönetim tarzını istediklerini ve kadın adayları desteklediklerini söyledi.

    Barış, özgürlük ve adalet istediği için alanlarda olan kadınlar taşıdıkları dövizler ve attıkları sloganlarla Leyla Güven’in taleplerini de haykırdılar. Anadillerinde konuşan kadınlar Leyla Güven’in yaşaması için bir an önce adım atılmasını talep ettiler.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi: Hiçbir şey kadınların katledilmesine bahane olamaz

    Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi: Hiçbir şey kadınların katledilmesine bahane olamaz

    Özgecan Aslan’ın katledilişinin 4. yılı dolayısıyla Kadıköy’de eylem yapan Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, kadın düşmanlığına her gün yenisinin eklendiğini ifade ederek “Şimdilerde isyanımızın adı Şule Çet” dedi.

    Özgecan Aslan’ın katledildiği tarihe atfen her ayın 11’inde “Yaşamak İstiyoruz” eylemi yapan Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, 38. haftada Kadıköy Kalkhedon Meydanı’nda açıklama yaptı. Polis açıklamaya izin vermek istemedi ancak etraftan gelen tepkiler üzerine görüşmeler sonucunda açıklama yapıldı.

    Özgecan Aslan’ın ölümünün 4. yılında yapılan açıklamaya Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) Genel Sözcüsü Beycan Taşkıran ve eski erkek arkadaşı tarafından ölümle tehdit edilen Münevver Kızıl da katıldı.

    “Erkek adalet değil gerçek adalet”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Özgecan Aslan ölümsüzdür” sloganlarının atıldığı eylemde basın açıklamasını Ezgi Bahçeci okudu. Bahçeci, Özgecan Aslan’ın 11 Şubat 2015 tarihinde Mersin’de üniversite 1. sınıf öğrencisi iken bindiği dolmuşun şoförü tarafından katledildiğini hatırlattı.

    “O GÜNDEN BUGÜNE HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEDİ”

    Katil Suphi Altındöken’in önce Özgecan’a tecavüz etmek istediğini ardından katlettiğini ve Özgecan’ın cansız bedeninin yakılmış bir halde ormanlık alanda bulunduğunu vurgulayan Bahçeçi, “Özgecan katledildiğinde sokaklara dökülen kadınlar, kadın cinayetlerine tacize ve tecavüze karşı günlerce Özgecan’ın isyanı olup sokakları terk etmediler ama ne yazık ki o günden bugüne değişen hiçbir şey olmadı, daha da kötüye gitti” dedi.

    “YARGI ERKEKLERİ KORUMAYA DEVAM EDİYOR”

    Aradan geçen 4 yıl içinde toplam 1480 kadının erkek şiddeti ile katledildiğini ve 2019 yılının sadece Ocak ayında ise 43 kadın katledildiğini belirten Bahçeci, “38 aydır bu meydandan soruyoruz ‘Kadınlar her gün katledilirken tacize tecavüze uğrarken neden hala kadın katillerine ceza indirimi uygulanıyor? Neden 6284 sayılı yasa uygulanmıyor. Mahkeme salonlarında yargı kadınları değil erkeği savunmaya devam ediyor” diye konuştu.

    “ŞİMDİ İSYANIMIZIN ADI ŞULE ÇET”

    Kadın düşmanlığına her gün bir yenisinin eklendiğini ifade eden Bahçeci, “Şimdilerde isyanımızın adı Şule Çet. Şule Ankara’da yaşayan 23 yaşında bir üniversite öğrencisiydi. Çalıştığı iş yerinin sahibi ve arkadaşı tarafından önce cinsel saldırıya uğradı ardından 20. kattan aşağı atılarak katledildi” dedi.

    YARGI ŞULE’Yİ HEDEF GÖSTERİYOR

    Bahçeci, “Olayın yaşandığı gün odada delilleri toplamayan polis, ilk ifadede serbest bırakan savcı, ‘öğrenci ise o da dizini kırıp evden okula okuldan eve gitseydi ya’ diyen hakim, ‘bir kadın bir erkekle içki içtiyse cinsel ilişkiye rızası vardır’ diyen adli tıp kurumu doktoru, ‘o saatte orada ne işi vardı içkiliydi’ diyen sanık yakınları tüm bu yaşananlar gerçek adaletin değil erkek adaletin olduğunu bir kez daha gösterdi” diye kaydetti.

    İSTEDİĞİMİZ YERDE GEZERİZ TECAVÜZ EDEMEZSİN

    Kadınların saat kaçta, nerede olduğunun, içki içip içmediğinin öldürülmesi yada cinsel saldırıya uğraması için haklı sebepler olamayacağının altını çizen Bahçeci, “Hiçbir şey kadınların katledilmesine, tacize tecavüze şiddete uğramasına, neden yada bahane olamaz. Kadınların yaşam hakkının elinden alınması ve katledilen kadınların suçlu bulunması erkeklerin aklanmaya çalışılması ne hukuka ne de vicdana uygundur” diye ifade etti.

    “KADINLARIN ÖFKESİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    “Biz kadınlar hiçbir bahaneyi kabul etmiyoruz ve etmeyeceğiz. Kadınların isyanı ve öfkesi olmaya devam edecek, bir kişi daha eksilmemek için sokakları terk etmeyeceğiz” diyen Bahçeci, kadınların yaşam hakkımıza sahip çıkmaya ve kadınlara adalet istemeye devam edeceklerini aktardı.

  • Erkekler Kasım ayı içerisinde 31 kadını öldürdü

    Erkekler Kasım ayı içerisinde 31 kadını öldürdü

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2018 kasım ayı veri raporunu yayımladı. Rapora göre erkekler kasım ayı içerisinde 31 kadını öldürdü.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2018 Kasım ayı veri raporunu yayımladı. Rapora göre kasım ayı içerisinde 31 kadın erkekler tarafından öldürüldü.

    “Her ay basına yansıyan kadına yönelik şiddet haberlerinde davalar, yeni yaşanan olaylar ve kadın hareketine dair ayrıntılar yer almaktadır. Kadın cinayeti haberleri şikayete bağlı olmaksızın direkt kamuya yansıyorken; cinsel şiddet ve çocuk istismarı haberlerinin ortaya çıkması, gerek bu suçların şikayete bağlı olması gerek soruşturma ve dava süreçlerinin devam ediyor olmasından dolayı net sayının belirlenmesi zorlaşmaktadır” denilen raporda, İstanbul Sözleşmesi kapsamında devletin ilgili kurumlarının tespit etmesi ve buna göre şiddetle mücadele yöntemlerini belirlemesi gerekirken; söz konusu makamların bunları yapmadığı belirtildi.

    “11 KADIN HAYATINA DAİR KARAR ALDIĞI İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ” 

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tarafından hazırlanan rapor şu şekilde:

    “2018 Kasım ayında da kadınların önemli bir kısmı kim tarafından ya da neden öldürüldüğü tespit edilemedi. Bu ayki kadın cinayetlerinin 7’si şüpheli ölüm, 8’inin nedeni tespit edilemedi; 11 kadın hayatına dair karar almak istediği için öldürüldü, 5’i ekonomik sebepler bahane edilerek öldürüldü.

    Öldürülen kadınların 12’si tespit edilemeyen kişiler tarafından, 10’u evli olduğu erkek tarafından, 2’si birlikte olduğu erkek tarafından, 2’si erkek kardeşi tarafından, 2’si akraba ya da tanıdığı kişiler tarafından, 1’i de imam nikahlı erkek tarafından öldürüldü.

    Kadınların 1’i 15-18 yaş, 9’u 36-65 yaş, 7’si  26-35 yaş, 5’i 19-25 yaş, 1’i 12-14 yaş ve 5’i 66 yaş ve üzeri yaş aralığındaydı. 4’ünün yaşı tespit edilemedi.

    Antep’te yaşayan 20 yaşında 2 çocuk annesi Sabiha Sepil, uykusundan uyanıp oynamasını isteyen imam nikahlı eşi tarafından çocuklarının gözü önünde ateşli silah ile öldürdü.

    Diyarbakır’da 28 yaşındaki Vildan Nerede, evli olduğu erkek tarafından otomobilin içinde ateşli silahla öldürüldü.

    6284 SAYILI KANUN VE SONUÇLARI 

    Kasım ayında öldürülen kadınların 16’sının  koruma kararının olup olmadığı bilinmezken; 5’inin uzaklaştırma kararının olduğu biliniyor. 10 kadın için ise herhangi bir koruma veya uzaklaştırma kararı bulunmuyor.

    Şiddet uygulayanlara uzaklaştırma, yakın koruma gibi birçok tedbiri düzenleyen; kadınları maddi olarak güçlendirmekten kimlik değiştirmeye bir çok hak tanıyan ve kadın örgütlerinin yıllarca süren mücadelesi sonucu yürürlüğe giren 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun etkin uygulandığı takdirde kadınları koruyor.

    Bu ay 6284 Sayılı Kanun etkin uygulansaydı, çocuklar annesiz kalmayacaktı. Öldürülen kadınların 6 ‘sının çocuğu vardı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Helin Palandöken mezarı başında anıldı

    Helin Palandöken mezarı başında anıldı

    PİRHA- Helin Palandöken yaşamını yitirişinin 1’inci yıldönümünde mezarı başında anıldı. Yapılan anmada kadın cinayetlerinin önüne geçilmesi çağrısı yapıldı.
    Geçtiğimiz yıl 13 Ekim’de okulunun önünde pompalı tüfekle öldürülen Helin Palandöken, ailesi ve kadınlar tarafından ölüm yıldönümünde mezarı başında anıldı. Tuzla Aydınlı Mahallesi’ndeki mezarı başında Helin Palandöken’in fotoğrafının basılı olduğu “Helin Palandöken isyanımızdır” pankartının açıldı. Kürtçe ağıtların yakıldığı anmaya sivil toplum örgütlerinin yanı sıra birçok kişi katıldı.

    “AF YASASIYLA ADALET DUYGUSU YOK EDİLİYOR”

    Anmada açıklamayı Helin Palandöken’in babası Nihat Palandöken yaptı. Helin’in yokluğunu her geçen gün daha ağır yaşadıklarını dile getirildiği açıklamada, “Helin ihmaller sonucu katledilen gencecik bir insandı. Aradan geçen bu bir yılda, Helin’i öldüren katilin ağırlaştırılmış müebbet alması, yüreğimize su serpti. Ancak her gün onlarca kadın cinayetinin yaşanması, bireysel silahlarla her ay onlarca insanın katledilmesi bizlerin acısını daha da artırıyor. Sadece son 10 ayda en az 335 kadın erkek şiddetinin kurbanı oldu. Her gün haberlerde, kadın cinayetlerinin yargı eliyle cezasız bırakıldığını görüyoruz. Eli kanlı katiller bir yandan ceza alsın diye mücadele ederken bir de af yasasıyla hepimizin adalet duygusu iyice yok ediliyor” denildi.

    “BİREYSEL SİLAHLANMA YASAKLANSIN”

    Bireysel silahlarla işlenen cinayetlere karşı hiçbir önlem alınmadığının vurgulandığı açıklamada, “Kızım Helin internetten satın alınan pompalı bir tüfekle katledildi. Ben siyasilerin, sivil toplum örgütlerinin, kadın derneklerinin desteğiyle silahlanmaya karşı bir kampanya başlattım. Tek isteğimiz, bireysel silahlanmanın zorlaştırılması, kontrol altına alınması, internetten silah satışının yasaklanmasıydı. Bunların hiçbiri ne yazık ki yapılmadı. Bugün tıpkı kızım Helin gibi, insanlar öldürülmeye devam ediyor. Ucuz ölüm ülkesi Türkiye’de, her gün onlarca aile, cinayetin bıraktığı yarayla yaşamak zorunda bırakılıyor. O yüzden biz ısrarlı takip suçunun gereğinin yapılması ve suç kabul edilmesi hem de bireysel silahlanmanın bu şekilde yaygınlaşmaması için mücadele etmeye devam edeceğiz” diye belirtildi.

    MECLİS GÖREVE ÇAĞRILDI

    Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği, Kadın Meclisleri ve Mor Dayanışmanın da katıldığı anmada konuşma yapan Helin’in kuzeni Cahit Argüç de kadın cinayetleri konusunda Meclisi göreve çağırırdı: “Alınmayan önlemler nedeniyle her gün kadınlar, kızlarımız yaşamını yitirmeye devam ediyor. Eğer Özgecan’ı yitirdikten sonra gerekenler yapılsaydı, önlemler alınsaydı Helin de Eylül de bugün yaşıyor olurdu. Kadınlar ölmesin istiyorsak hepimiz birlik olmayız. Meclisteki 600 vekile de sesleniyoruz; cinayetlerin önüne geçin.”

    Anma Helin’in mezarına bırakılan çiçekler ile son buldu. (HABER MERKEZİ)

  • CHP’li Orhan Sarıbal: Kadın cinayetleri terör kapsamına alınmalı

    CHP’li Orhan Sarıbal: Kadın cinayetleri terör kapsamına alınmalı

    Bursa’da, ayrılmak istediği erkek arkadaşı tarafından yakılarak öldürülen Ş. V.’nin (35) acılı ailesini ziyaret eden CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, her yıl işlenen yüzlerce kadın cinayetinin kanıksanmasının ülkenin en büyük utançlarından biri olduğunu söyledi. Sarıbal, “Bunun adı erkek terörüdür ve terör kapsamına alınmalı ya da cinayet işleyen cani, o yıl işlenen tüm cinayetlerden cezalandırılsın. Çünkü yüzlerce kadının öldürülmesi, seri erkek cinayetidir” dedi.

    CHP’li Orhan Sarıbal, Yıldırım ilçesi Millet Mahallesi’nde geçen ay ayrılmak istediği erkek arkadaşı Ümit Varol (30) tarafından üzerine benzin dökülüp yakılarak öldürülen Ş. V’nin ailesini evlerinde ziyaret etti. Acılı aileye başsağlığı dileyen Orhan Sarıbal, her yıl yüzlerce kadının erkekler tarafından öldürülmesinin en berbat kabile devletinde bile göz yumulamayacak bir utanç olduğunu söyledi. Sarıbal, “Artık yeter, gerçekten yeter. Biz bu toplumsal sorunun etrafından dolanarak her yıl yüzlerce kadının öldürülmesine göz yumuyoruz. Gelin kanunlardan başlayarak toplumsal bir duruş sergileyelim” diye konuştu.

    Bir ülkede hem de her yıl sayısı artarak yüzlerce kadının öldürülmesinin erkek terörü olduğunu vurgulayan Orhan Sarıbal, “Hiç uzatmayalım ve uyduruk hafifletici gerekçeler aramayalım. Yok namus cinayeti, yok kravat taktığı için iyi hal indirimi… Lamı cimi yok. Bunun adı erkek terörüdür. Ve bu caniler terör kapsamında yargılanmalı. Ya da bir kadını öldüren cani o yıl işlenen tüm cinayetlerden cezalandırılmalı. Çünkü bir ülkede her yıl yüzlerce kadın, erkekler tarafından öldürülüyorsa bu seri erkek cinayetidir. Kadınlarımız kimsesiz, sahipsiz, çaresiz, bırakılamaz. Bu utanç yetmedi mi? Harekete geçmek ve gerçekten bazı şeylerin değişmesi için daha kaç kadının ölmesi gerekiyor” dedi.

    “BU CANİ DE AFTAN YARARLANACAK MI?”

    Sarıbal, MHP’nin af teklifini de eleştirerek, “Peki bu cani de aftan yararlanacak mı? Vatansever ve daha binlerce mağdur acılı ailenin yaşadıkları sizi ilgilendirmiyor mu? Siz affetseniz de bu insanlar nasıl af edecek” diye konuştu.

    Gözyaşlarına hakim olamayan Ş. V.’nin babası ise af teklifine tepki göstererek bu ve benzeri canilerin affedilmesi yerine, başta idam olmak üzere en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi.

  • Ağustos ayında 41 kadın erkekler tarafından öldürüldü

    Ağustos ayında 41 kadın erkekler tarafından öldürüldü

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, Ağustos ayında erkekler 41 kadını öldürdü.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2018 Ağustos ayı raporunu açıkladı. Rapora göre Ağustos’ta 41 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Platform geçtiğimiz aya oranla bu ay kadın cinayetlerinde artış yaşandığını vurguladı.

    Öldürülen 41 kadının 15’i şüpheli ölüm, 13’ünün neden öldürüldüğü tespit edilemedi, 5’i hayatına dair karar almak isterken öldürüldü, 6’sı ise ekonomik bahanelerle öldürüldüğü kayıtlara geçti.

    Raporda öne çıkan diğer veriler şöyle:

    • Öldürülen kadınların 17’sinin faili meçhul, 10’u evli olduğu erkek tarafından, 5’i akraba ya da tanıdığı kişiler tarafından, 3’ü babası, 3’ü oğlu, 1’i üvey oğlu, 1’i birlikte olduğu erkek ve 1’i eskiden birlikte olduğu erkek tarafından öldürüldü.
    • Kadınların 17’si 36-65 yaş, 6’sı 26-35 yaş, 6’sı 19-25 yaş, 1’i 15-18 yaş, 1’i 12-14 yaş, 1’i de 0-11 yaş aralığındaydı.
    • Bu ay içerisinde en çok kadın cinayetinin işlendiği iller şu şekilde; İstanbul 8, Adıyaman 4, Şanlıurfa 4.

    İKİ NEFRET CİNAYETİ

    Ayrıca bu ay iki trans kadın da öldürüldü.

    Bursa’da 9 Ağustos 2018 tarihinden itibaren haber alınamayan trans kadın Begüm’ün cansız bedeni bir otel odasında günler sonra bulundu.

    İstanbul’da ise trans kadın Esra Ateş evinin önünde bıçakla öldürüldü.

    CİNSEL İSTİSMAR VE ŞİDDET

    Çocuk istismarı ve cinsel şiddetin de devam ettiği belirtilen raporda, sadece basına yansıyan verilere göre Ağustos ayında 37 çocuğun cinsel istismara maruz bırakıldığı kaydedildi.

    Yine basından derlenen verilere göre Ağustos’ta 22 kadın cinsel saldırıya maruz bırakıldı.

    Saldırıya uğrayan kadınların 19’u saldırganı tanımıyor. Kadınların 14’ü evde, 7’si sokak, hastane, okul, otobüs gibi kamusal alanda, 1’i sosyal medyada cinsel şiddete maruz bırakıldı. (HABER MERKEZİ)

  • Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2017 raporunu açıkladı

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2017 raporunu açıkladı

    PİRHA-Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, (KCDP) 2017 yılı verilerini açıkladı. KCDP raporuna göre 2017 yılında 409 kadın erkekler tarafından öldürülürken 387 çocuk cinsel istismara uğradı, 332 kadına cinsel şiddet uygulandı.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) 2017 yılına ait veri raporunu kamuoyu ile paylaştı. Raporda 2017 yılında kadın katliamlarının arttığına vurgu yapılarak, OHAL ve KHK’ler ile kadın haklarına yönelik saldırıların artmasıyla kadın katliamlarının paralel olarak artış göstermeye başlandığına işaret edildi. Aralık ayında 45 kadının katledildiğinin altı çizilirken, yine OHAL ile beraber sürdürülen savaş politikalarında kadın katliamlarında vahşetin artmasına neden olduğu belirtildi.

    Raporda faili belli olmayan kadın katliamları ile karşılaşıldığı ifade edilerek, “koruma” adı altında kadınların katledildiği dile getirildi. “2017 yılında kadın cinayetinin en çok artmasının sebepleri devletin kadın cinayeti ve kadına yönelik şiddete karşı önlem alması yerine daha çok artıracak uygulama ve yasaların getirmeye çalışmasından dolayıdır” denilen raporun devamında şunlar ifade edildi:

    KADINLARIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELESİNİN ARTTIĞI BİR YIL OLDU

    “Çocuk yaşta evliliklerin önünü açacak olan ‘Müftülüklere resmi nikah yetkisinin’ verilmesi bir gecede apar topar ‘isteseniz de istemeseniz de geçecek’ denilerek yürürlüğe girdi, arabuluculuk gibi hukuk dışı uygulamalar getirilmeye çalışıldı, 6284 zedelenmek istendi. Bu gibi yasa ve uygulamaların geçirilmeye çalışıldığı Ekim ayında kadın katliamında ciddi oranda bir artış yaşanmış, 40 kadın katledildi. 2017 buna karşın kadınların örgütlü mücadelesinin de arttığı bir yıl oldu.  25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla kadınların meydanları doldurduğu Kasım ayında, ‘kıyafetime karışma’ dediğimiz Temmuz aylarında ise en düşük kadın katliamı yaşandı.

    Artan kadın katliamı, çocuk istismarı ve cinsel şiddete rağmen kadın mücadelesinin sürdüğü bir yılı olduğunun belirtildiği raporda, Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’ne göre kadın katliam verilerinin derlenmesi ve nedenlerinin açığa çıkartılmasının devletin görevi olduğu hatırlatıldı. Raporda, yetkili mercilerin görevini yerine getirmediği ve bu raporu Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak kendilerine görev bildikleri kaydedildi.

    387 ÇOCUK İSTİSMARA MARUZ BIRAKILDI

    Rapora göre 2017 yılında 387 çocuk istismara maruz bırakıldı, 20 çocuk ise katledildi. Çocukların bulundukları her alanda kaldıkları yurtlarda, okullarında öğretmenleri, okul çalışanları tarafından, evlerinde istismara maruz bırakıldığının belirtildiği raporda Aralık ayında 41 çocuğun istismara maruz bırakıldığı açıklandı.

    Raporun devamı şöyle:

    “2017 yılında çocuklar müfredatta cinsiyetçi söylemlerin yer aldığı eğitim hayatına başladı. Kadına yönelik şiddetin temeli bu müfredat değişikliği ile atılmış oldu. Eğitimde bu yıl laikliğe aykırı değişiklikler yapılarak kız çocuklarının ‘kocaya itaat etmesi’ gerektiği,’evliliklerin fıtratında’ olduğu, yine çocukların ‘evliliğe kadar iffetini muhafaza etmesi’ gerektiği gibi konular müfredata eklendi.

    16 KADIN SALDIRIYA UĞRADI

    Mayıs- Ekim ayları arasında 16 kadın ‘şort giydiği, açık giyindiği, sigara içtiği’ bahanesiyle saldırıya uğradı. Kadınların yaşam tarzına yönelik saldırıların artması ülke genelinde büyük tepki topladı, kadınlar ‘kıyafetime karışma’ dedi. Kadınlar yaşam tarzına yönelik saldırılara karşı mücadele ederken laikliğe medeni kanunlara aykırı çocuk yaşta evliliklerin önünü açacak yasa gündeme getirildi.  Bu yıl Meclis’ten apar topar geçirilen Nüfus Hizmetleri Kanun Tasarısı ile Resmi nikâhın müftülüklerce kıyılabilmesinin önü açıldı. Medeni Kanunlara aykırı olan bu yasa ile zaten ülkemizde büyük bir problem olan çocuk yaşta evliliklerin artmasına, çocukların yaşarken hayatlarının ellerinden alınmasına neden olacak.

    KADINLARI TOPLUMDAN DIŞLAMAYA YÖNELİK UYGULAMALAR

    Kadınların haklarını korumak gerekçesiyle aslında kadınları sosyal hayattan çekmeye yönelik uygulamalar gerçekleşti. Ulaşım içerisinde kadınları tacizden korumak adına ‘pembe vagon’, ‘pembe metrobüs’, ‘pembe trambüs’ gibi uygulamalar başladı. Bu uygulamaların hiç biri kadına yönelik şiddeti önlemek için değil, kadınları toplumdan dışlamaya yönelik uygulamalardır.

    332 KADIN CİNSEL ŞİDDETE MARUZ BIRAKILDI

    Aralık ayında 35, 2017 yılında ise 332 kadın cinsel şiddete uğradı. Kadınlara yönelik saldırılarda cinsel şiddet de azalmıyor. Kadınlar bu şiddet karşısında kendi yöntemleriyle korunmaya çalışıyor. Cinsel şiddet en çok kamuya açık alanlarda, sokakta ve toplu taşıma araçlarında gerçekleşiyor. Kadınların 129’u saldırıya kamuya açık alanlarda ve özellikle sokaklarda uğruyor. Kadınların 14’i tanımadığı erkekler tarafından cinsel şiddete maruz kaldı.

    EN FAZLA KATLİAMIN YAŞANDIĞI İL İSTANBUL

    2017 yılında 409 kadın katledilirken, Aralık ayında ise en yüksek sayıya ulaştı. Kadınların evlenememe değil, boşanamama sorununun olduğu ortadayken; kadınlar göz boşanmak istedikleri için katledilirken, koruma altındayken katledilirken; hala kadınları evlendirmek ve aileyi korumak üzerine politik hamlelerle kadınlar resmen ölüme mahkum edilmeye çalışılıyor. Bunlar kadın katliamlarındaki ciddi artışın sebepleri.

    Kadınların 88’i kendi hayatına dair karar almak, 30’u boşanmak istediği için katledilirken,  134 şüpheli ölüm ve 110 tespit edilemeyen kadın katliamı gerçekleşti.

    Bir yıl içerisinde en çok kadın katliamı gerçekleştiği iller; İstanbul’da 57, İzmir’de 32, Antalya’da 25, Bursa’da 18, Adana’da 17, Gaziantep’te 15, Konya’da 12 şeklinde oldu.

    Aralık ayında şaka ile “öldürdü” haberleri yaygınlaştı, çocukların kadınları “öldürdüğü” iddia edildi. Bu duruma sebep olarak bireysel silahlanmanın teşviki ve silah kullanımının son yıllarda artması sebep olurken; bu cinayetleri şüpheli ölüm kapsamında ele aldık.

    Bunun dışında kadın katliamlarında vahşetin bir diğer boyutu öldürme yöntemlerinde ortaya çıkıyor. Bu yıl kadınlar işkenceyle de katledildi.

    Kadın katliamlarında kadınların yaş aralığı düştü. Bu yıl 15-18 ve 19-25 yaş arasında toplam 65 kadın katledildi.

    *8 Mart’ta bu yılda kadınlar meydanlardaydı. Birçok ilde gerçekleşen eylemlerde kadınlar ‘Hayatın İçindeyiz, Özgürlükten Vazgeçmeyiz’ dedi

    *Kadın Dayanışmasının güzel örneklerinden biri Kadınlar Birlikte Güçlü denilerek bu yıl ortaya koyuldu.

    *Nuriye Gülmen ve Esra Özakça ekmeğinin ve emeğinin peşinde direnen kadınların sembolü oldu.

    *Dünyadan birçok kadın hareketi de bu yıl meydanlardaydı. İran’da molla rejimine karşı kadınlar protestoların en ön saflarında yer aldılar.

    *Kadınlar, bu yıl kadına yönelik her türlü şiddete karşı çözüm yollarını birlikte konuşup, tartışıp, karar alıp omuz omuza mücadele verme için Kadın Meclislerini il il, ilçe ilçe ve birçok üniversitede kurmaya başladı.” (HABER MERKEZİ)

  • Kadın Hakları Aktivisti Aydoğdu: Müftülük Yasası tecavüzcülerle evlendirme yasasının devamı-VİDEO

    Kadın Hakları Aktivisti Aydoğdu: Müftülük Yasası tecavüzcülerle evlendirme yasasının devamı-VİDEO

    PİRHA -Müftülere resmi nikah kıyma yetkisi veren yasaya olan tepkisini dile getiren Kadın Hakları Aktivisti Gülistan Aydoğdu, “Burada aslında kadınlara verilmek istenen mesaj şu; ‘Evet tecavüz yasasını çektirdiniz ama biz size rağmen bu yasaları geçireceğiz’” şeklinde ifade etti.

    Haberin Videosu

    Kadın Hakları Aktivisti Gülistan Aydoğdu, müftülere resmi nikah kıyma yetkisi veren yasaya ilişkin itirazlarını dile getirdi.

    PİRHA’ya konuşan Aydoğdu, Müftülük Yasası çıkarılmadan önce bunun taşlarının döşendiğini söyleyerek yasanın çıkarılmasının ne nikahların yetişememesiyle ne de resmi kurumlardaki memurların bu işi kotaramamasıyla bir ilgisi olmadığını, tümüyle önceden çıkarılmak istenen tecavüzcüyle evlendirme yasasının bir devamı olduğunu kaydetti.

    “SİZE RAĞMEN BU YASALARI GEÇİRECEĞİZ MESAJI VERİLMEK İSTENİYOR”

    Bu yasanın kadınların var olan haklarının ellerinden alınmasıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayan Aydoğdu, bu yasayla kadınların boşanmasının önünü kesmek, güvensizleştirmek, eve kapatmak, sosyal yaşamdan çekmek gibi bir yığın amacı olduğunu belirtti. Hükümetin bu tür konuları hiç tartışmadan, konuşmadan, halkla ve kadınlarla inatlaşarak yapıyor olmasına dikkat çeken Aydoğdu, “Burada aslında kadınlara verilmek istenen mesaj şu; ‘Evet tecavüz yasasını çektirdiniz ama biz size rağmen bu yasaları geçireceğiz’.” dedi.

    “YARGIYA DA DEVLETE DE GÜVENMİYORUZ”

    Devlet aygıtlarının işlevsiz kılınarak dinci bir yönetime doğru gidildiğini ifade eden Aydoğdu, kadın cinayetlerinin durdurulmadığını, kadına yönelik şiddetin ayyuka çıktığını ve bütün bunların temelinde de hükümetin yaratmak istediği şeriat yönetiminin olduğunu belirtti. “Biz artık yargıya da güvenmiyoruz devlete de güvenmiyoruz” diyen Aydoğdu, yargının bağımsız olmadığını hatırlattı.

    “KADINLARIN MÜCADELEYE KATILMALARI SAĞLANMALI”

    Aydoğdu, bu yasanın kadınlara neler getirdiğinin ve kadınlardan neler götürdüğünün anlatılması gerektiğine vurgu yaptı. Bu yasanın kadınlar için güvencesizlik olduğunu ifade eden Aydoğdu, “Yarın bir gün erkekler birkaç kadınla evlenmek istediklerinde bu nasıl denetlenecek? Yaşı küçük olanlarla evlenmek istediklerinde bu nasıl denetlenecek?” diye sordu. Bu yasanın doğru anlatılarak kadınların mücadeleye katılmalarının sağlanması gerektiğini belirten Aydoğdu, toplumda büyük bir sessizliğin hakim olduğunu söyleyerek şöyle konuştu:

    “Sesimizi kitlelere ulaştıramıyoruz, derdimizi anlatamıyoruz. Meclis işlevsiz, hiç bir şey konuşulup tartışılmıyor. Ama bu böyle gitmeyecek. Ben umutluyum. Bunu değiştireceğiz. Bunun kabul edilebilirliği yok çünkü. Benim bir kız çocuğum var ve ben kızımın müftülük nikahı ile evlenmesine asla izin vermeyeceğim. Benim gibi düşünen pek çok insan olduğunu sanıyorum ve inanıyorum. Bu yüzden bu mücadele gittikçe artacaktır.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • HDP Eş Genel Başkanı Kemalbay PİRHA’ya konuştu: Biz bu karanlığı dağıtacağız!-VİDEO

    HDP Eş Genel Başkanı Kemalbay PİRHA’ya konuştu: Biz bu karanlığı dağıtacağız!-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, gündeme dair PİRHA’nın sorularını yanıtladı. AKP iktidarının Türkiye’yi kaosun içine sürüklediğini ifade eden Kemalbay, “Biz bu karanlığa karşı halkların umuduyuz. Mutlaka bir yol, bir çözüm ve çareyi el birliğiyle bulacağız ve bu karanlığı dağıtacağız” diye konuştu. 

    Röportajın Videosu

    HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, PİRHA’nın sorularını yanıtladı. Son günlerde toplumda infial yaratan Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesine ırkçı saldırıya ilişkin, “Devletin göz yumması olmadan, devletin parmağı olmadan bu tür provokasyonlar gerçekleşemez bunu biliyoruz. Sivas’tan biliyoruz. Çorum’dan, Maraş’tan biliyoruz” dedi.

    Türkiye’de siyasal İslam içerikli bir devlet inşa edildiğini belirten Kemalbay, toplumun yarattığı bütün değerlerin iktidar tarafından yağmalandığını vurguladı.

    Basının OHAL kararnameleriyle susturulmasına ilişkin sorumuzu yanıtlayan Kemalbay, “Herkes bir medyadır. Herkes sesini, sözünü söyleyebilir, ulaştırabilir. ‘Bu hepimizin artık sorumluluğu olmuştur’ deyip bulunduğumuz yerden sosyal medya mecralarını daha çok kullanarak bunu hayata geçirmeye çalışıyoruz” dedi.

    AKP iktidarının Tükiye’yi kaosun içine sürüklediğini ifade eden HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, “Biz bu karanlığa karşı halkların umuduyuz.   Mutlaka bir yol, bir çözüm ve çareyi el birliğiyle bulacağız ve bu karanlığı dağıtacağız” diye konuştu.

    İşte HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay ile yaptığımız röportaj…

    “DEVLETİN PARMAĞI OLMADAN BU TÜR PROVOKASYONLAR GERÇEKLEŞEMEZ”

    Geçtiğimiz günlerde Aysel Tuluk’un annesi hayatını kaybetti. Ankara’da toprağa verilirken ırkçı saldırılara maruz kalındı. Taşlı sopalı saldırıda bulundu ırkçılar. Cenaze tekrar mezardan çıkartılmak zorunda kalındı. Bu saldırı toplumda müthiş bir infial yarattı. Siz de cenazeye katılmıştınız. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

    Ben de oradaydım. Belki de insanlık tarihinin en önemli utanç anlarından bir tanesiydi. Çünkü Hatun anneyi yattığı yerden çıkartmak durumunda kaldık. Bir küçük gruptular. Öfkeyle saldırgan bir şekilde içeriye geldiler ve ‘Burada Aleviler, Kürtler, Ermeniler defnedilemez. Burası Ermeni toprağı değil’ diyerek başlayan daha sonra tekbir sesleriyle yükselen bir saldırıya maruz kaldık orada. Yaşanan bu saldırının temelinde yatan aslında son 15 yıldır AKP saray iktidarının yarattığı o kutuplaştırmacı politikalar, insanları birbirinden uzaklaştıran, inançlarıyla, kimlikleriyle, kültürleriyle birbirine karşı kışkırtan bir siyasi iklim var. Bu siyasi iklimin aslında ne kadar büyük bir tehlike yarattığını, toplumda aslında büyük bir dinamit görevi gördüğünü biz önceki gün Hatun annenin cenazesinde gördük. Evinin karşısındaki mezarlığa gömülmek istiyor. Kendi vasiyeti ve buna karşılık da böyle bir şeyle karşı karşıya kaldık.

    “MÜNFERİT BİR OLAY DEĞİL”

    Bu münferit bir olay değil. Türkiye tarihinde de buna benzer pek çok olay var. Devletin göz yumması olmadan, devletin parmağı olmadan bu tür provokasyonlar gerçekleşemez bunu biliyoruz. Sivas’tan biliyoruz. Çorum’dan, Maraş’tan biliyoruz. Pek çok buna benzer katliam, saldırı ve provokasyon yaşadı bu ülke. Bu da onlardan bir tanesiydi. Arkasından gelen büyük bir infial oldu. Toplum duyarlı davrandı, insanlık ayaklandı. Bunun üzerine de bu sefer hükümet sanki sahip çıkıyormuş gibi bir hava içerisinde. Bunun kesinlikle doğru kavranması gerekiyor. Hükümetin sadece örtbas etme, geçiştirme eylemidir bu. Bu topluma çok büyük bir kötülük yapmak istiyorlar. Bu toplumu kutuplaştırmak, birbirinden ayrıştırmak, bölmek istiyorlar. Buna karşılık biz kardeşçe bir arada yaşamayı hala savunmaya devam edeceğiz. İnsanların barış içinde yaşaması kadar barış içinde mezarında uyuması da yatması da önemli bu topraklarda. Ermeni mezarlıklarına nasıl saldırıldığını, nasıl bakımsız bırakıldığını biz görüyoruz. Azınlıklara yönelik onların inanç mekanlarına yönelik nasıl davranıldığını biliyoruz. Alevi toplumuna nasıl yaklaşıldığını, Alevi inanç kurumlarına nasıl yaklaşıldığını görüyoruz. Bütün bunların bir göstergesi, fotoğrafı oldu. Buna karşılık biz yine birlikte, ortak bir yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Halkları birbirine düşürmeye çalışan bu politikalara karşı el birliğiyle mücadelemizi sürdüreceğiz.

    “SİYASAL İSLAM İÇERİKLİ YENİ DEVLET İNŞA EDİLİYOR”

    Türkiye’de 15 yıldır AKP iktidarda. Bu 15 yılda çok şey yaşandı, çok şey değişti.  Türkiye’nin içinde bulunduğu şu andaki genel siyasi gidişatını, OHAL kararnameleriyle ülkenin yönetilmesini nasıl değerlendirirsiniz?  Türkiye nasıl bir rotaya giriyor?  

    Türkiye’de önemli noktalar, kırılma noktaları hep olmuştur. Diyelim ki 50’ler, 60’lar, 70’ler, 80’ler. Hep darbe süreçleriyle biz bu kırılma noktalarını yaşadık. Güç kaymaları olmuştur. Ekonomik sistemde yeni dönüşümler olmuştur. Dünya küresel sisteminin Türkiye’deki yansımalarıyla birlikte Türkiye’de halkların, işçi sınıfının, emekçilerin ayaklanmasıyla, başkaldırısıyla karşı karşıya kaldıklarında egemenlerin orada zor kullanarak, darbe süreçleriyle müdahale ettiğine biz hep tanık olduk. Şimdi de aslında benzer bir süreçle karşı karşıyayız. Belki diyebiliriz ki bu dördüncü bir kırılma noktasıdır ve bu kırılma noktasının da temelinde yatan şey Türkiye’nin demokratikleşme sorunudur. Gittik, geldik, dolaştık şimdiye kadar barış süreci denildi, başka şeyler denildi. Ama en son gelinen noktada yine Türkiye egemenleri statüko anlayışı etrafında yeni bir statüko yaratarak Kürt sorununun barışçıl demokratik çözümünün üstünü örtmek istiyorlar. Halkların birlikte yaşama olanaklarını dinamitlemek istiyorlar. Buna karşı bizlerin, demokrasi güçlerinin bir tutum sergilemesi gerekiyor. Aslında bizim bir karar vermemiz gerekiyor artık. Farklı düşünen kesimlerin AKP saray rejiminin kurmak istediği yeni devlete karşı ki bu yeni devleti tarif edersek siyasal İslam içerikli, yani kendi ideolojik yapısını buradan temellendirmeye çalışan, kendi ekonomik yapısını neoliberal, talancı, yağmacı bir şekilde kurumsallaştırmaya çalışan bir militarist devlettir bu.

    “TÜRKİYE TOPLUMUNUN YARATTIĞI BÜTÜN DEĞERLER YAĞMALANIYOR”

    Din soslu bir devlet mi bu? 

    Din sosludur. Siyasal İslamı araçsallaştırarak daha doğrusu inancı araçsallaştırarak, militarizmi en etkin bir şekilde politika aracı kılarak, cinsiyetçi yapısını muhafaza ederek ve cinsiyetçiliği daha da ileriye götürerek toplumu bu anlamıyla geriye, özellikle kadınların kazanımlarını geriye götürerek yeni devlet sistemi inşa edilmek isteniyor. Bu yeni devlet sisteminin ekonomik yapısı da neoliberal sistemdir. Bu ekonomik yapı oldukça keyfileşmiş, tamamen yağmaya, talana, iştihatçı politikalara bağımlı hale gelmiş bir yapıdır. Türkiye’nin şimdiye kadar üretime dayalı ekonomisinin de dışında bir ekonomiye kendisini dayandırmaya çalışıyor. Hem ideolojik temeli açısından hem de ekonomi temeli açısından oldukça zayıf argümanlara dayanıyor. Çünkü bir ekonomik temelini aslında oluşturamıyor. Onun için varlık fonları kurmaya çalışıyor. Türkiye toplumunun bugüne kadar yarattığı bütün değerleri yağmalamaya çalışıyor, özelleştirmeye çalışıyor. Kamu birikimlerini özelleştirerek ekonomik birikimini sağlamaya çalışıyor ya da doğayı talan ederek, insan emeğini talan ederek, yağmalayarak bu birikimi yaratmaya çalışıyor. Ama bu da zayıf bir temeldir. O yüzden büyük de bir sancı da yaşıyor. Yani öyle kolay bir şekilde yeni devlet inşa edebilmesi de mümkün görünmüyor.  Bu ancak kendi kendine ortadan kalkabilecek bir sorun değil. Türkiye ezilenleri açısından, halkları açısından. O yüzden de demokrasi güçlerinin, emek güçlerinin ve demokrasi dinamiklerinin bir eksen etrafında, bir program etrafında yan yana mücadelesini de gerekli kılıyor.

    HDP’de Halklar ve İnançlar Komisyonu var. Neden böyle bir komisyona ihtiyaç duyuldu?

    Bu olmazsa olmaz bir şey. Çünkü bütün toplumsal kesimlerin kendi sorunlarını kendileri tanımlamalılar ve tarif etmeliler. O kimliğe, kültüre, inanca ifade ettikleri talepler etrafında partilerin, siyasetin çözüm üretmesi gerekiyor ve kendi politik yol haritasını buna göre çizmesi gerekiyor. Biz de inanç komisyonunu  kendi sözünü ve taleplerini oluşturan bu kesimlerle ilişkimizi geliştirmek için kurduk. Aynı zamanda bütün inançların ve kimliklerin kardeşçe bir arada olduklarını ve birbiriyle diyalog içerisinde olmaları gerektiğini düşünüyoruz. Bu açıdan da birbirine yaklaşan, birbirini aynı masa etrafında oturarak dayanışan, empati kuran bir yönelimin de olmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. İnançlar komisyonunda her inançtan farklı farklı inançlardan üyelerimiz bir araya geliyorlar ve birlikte çalışıyorlar.

    “ERDOĞAN’IN TALİMAT VERMEDİĞİ HİÇ BİR ŞEY GERÇEKLEŞMİYOR”

    Türkiye’de pek çok hak ihlali yaşanıyor. İnsan hakkı ihlali yaşanıyor ve IŞİD bombalarıyla binlerce insan katlediliyor. Bölgede Kürt illerinde insanlar öldürüldü. Bodrum katlarında yakıldı. Bütün bunlar ülkede yaşanırken Arakan meselesi gündeme geldi geçtiğimiz haftalarda özellikle. Buraya hükümet ve yandaşları hatta Cumhurbaşkanı’nın eşi çok ilgi gösterdi oralara kadar gittiler. Peki neden Türkiye’de olup bitenlere bu kadar gözler, kulaklar kapalı. Bu durumu siz nasıl okuyorsunuz?

    Tam da sizin söylediğiniz gibi aslında. Arakan’da yaşanan oradaki Müslüman halk Müslüman olsun başka inançtan olsun insan. İnsanlığa yapılan bir saldırı var, katliam var, zorla yerinden edilme var, kıyım var. Aynısı bu coğrafyada hemen yanı başımızda çok yakın; her gün de yaşıyoruz yani. Cizre’de, Sur’da, Silopi’de, Şırnak’ta yaşadık yaklaşık bir buçuk, iki yıl oluyor. Aynı zamanda bugün SİHA’larla insanlar, siviller öldürülüyor. Her gün bir katliamla karşı karşıyayız. Bu çifte standart aslında başkalarının acısı üzerinden politika yapmaktan kaynaklanıyor ve yine kutuplaştırıcı politikaya bu acıları alet etmekten kaynaklanıyor. ‘Arakan’daki Müslüman halkın acısına derman olmaya gidiyorum’ diyerek aslında buradaki günahlarını, suçlarını buradaki katliamlarını görünmez kılmaya çalışıyorlar. Ama tabi ki günümüz dünyasında gizleyebilme, kamufle edebilme şansları yok. Ne kadar medyaya ambargo koysalar da ne kadar bu ülkenin halklardan yana politika yapan siyasetçilerini rehin alıp hapishanelerr tıksalar da ne kadar seçilmiş belediyelere kayyumlar atayıp oralarda hayatı tamamen abluka altına alsalar da yine de bu gerçekliği gizleyemiyorlar, gizleyemeyecekler. O yüzden soruluyor kendilerine. ‘Yani Arakan’a bu kadar ilginiz var da peki Hakkari’deki silahlı insansız hava araçlarıyla öldürülen köylüleri niye inkar ediyorsunuz?’ bu soruyu onlara açıkça sormak gerekiyor. Şapatan’da köylülere işkence yapılıyor köy meydanında toplanarak. kadınlar taciz ediliyor, çocuklar taciz ediliyor, insanlık ayaklar altına alınıyor. Bunu yapan zaten iktidarın kendisi. Bunun emrini veren Erdoğan’ın kendisi. ‘kadın da olsa, çocuk da olsa gözünün yaşına bakmayacağız’ diyen kişi Erdoğan’dır. Erdoğan’ın bugün talimat vermediği hiçbir şey bu coğrafyada olmuyor, gerçekleşmiyor. Çünkü biz şu anda fiilen bir tek adam rejimini yaşıyoruz, tek adam sistemini yaşıyoruz. Yine SİHA’lara baktığımız zaman SİHA’lar bir teknoloji harikası olarak ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Kaynının arabasını anlatır gibi işte şöyle önemli, şöyle güzel, böyle güzel. İşte şöyle güzel ve şöyle bir mucize alet diye silah diye tanıtılan şey bir masanın başında bir kişinin düğmeye basmasıyla köyünde çeşmenin başında oturup arkadaşlarıyla, akrabalarıyla mola veren, su içen, karpuz ekmeğini yiyen köylüyü öldüren bir araçtır, silahtır. Biliyorsunuz SİHA’ların öldürdüğü Hakkari’deki bu olayda çok kısa bir süre önce Hakkari’den çıkan dört kişi aynı zamanda bir arama noktasından geçmiş insanlardır. Herkes bunun sivil olduğunu biliyor fakat her gün Erdoğan’dan başlayan başbakana kadar, adalet bakanına kadar, cumhurbaşkanı sözcüsüne kadar herkes tam ada bunun tersini ifade ediyor. İşte Arakan’a öyle yaklaşılıyor, Türkiye coğrafyasındaki katliama da böyle yaklaşılıyor. Çünkü o katliamın faili devlettir, faili bellidir.

    “ARTIK HERKES BİR MEDYADIR”

    OHAL kararnameleriyle ülke yönetilmeye başladığından beri medya da susturuldu. Alevilerin sesi Tv10, ile Yol Tv, İMC Tv, Hayatın Sesi Tv var. Bu kanallar kapatıldılar. Siz nasıl etkilendiniz bu medyasızlıktan? Kendinizi nasıl anlatıyorsunuz?

    Zaman zaman bize şöyle sorular oluyor:  ‘Ne yapıyorsunuz? Göremiyoruz.” Bu kadar sorun oluyor.’ Biz de bu mecraların bize kapatılmasından kaynaklı olarak ulaşamama sorunu yaşıyoruz. Örneğin biraz önce anlattığımız Şapatan’da olsun, Hakkari’deki bu SİHA katliamında olsun heyetlerimiz oluşturuldu hızlı bir şekilde ve raporlamaya gidildi. Daha sonra basın açıklaması yapıldı ve o basın açıklamalarıyla kamuoyuna duyurulmaya çalışıldı. Bütün bu çabalar sonucunda biz sesimizi geniş kesimlere ulaştıramadık. Ama CHP’den bir siyasetçi bir tweet attı ve o olay en geniş çevreye ulaşmış oldu. Çünkü medya onlara henüz o kadar kapatılmış değil. Dolayısıyla biz bu sıkıntıları yaşıyoruz. Özellikle Tv10’un kapatılması, Alevi yayınlarının kapatılması yine Kürdistani programlar yapan yayınların kapatılması demokratik kitle örgütleriyle temasları güçlü demokrasi dinamiği olan basının, medyanın, gerçeği halka ulaştıran, halkın haber alma hakkını savunan ve bunu gerçekleştirenlerin tutuklanması, rehin alınması bütün bunlar gerçekten olumsuz etkiliyor. Fakat biz bu ablukayı, ambargoyu aşmak için sizlerin de sayesinde özellikle herkes bir medyadır. Herkes sesini, sözünü söyleyebilir, ulaştırabilir. ‘Bu hepimizin artık sorumluluğu olmuştur’ deyip bulunduğumuz yerden sosyal medya mecralarını daha çok kullanarak bunu hayata geçirmeye çalışıyoruz. O açıdan buradan sizin aracılığınızla onu da hatırlatmış olalım gerçekten kim yüreğinde insanlık taşıyorsa o aslında artık medyadır. Öğrendiğimiz, bildiğimizi, gördüğümüz her şeyi bir başkasına aktaralım. Haber alma hakkı kısıtlanan, engellenen hatta elinden alınan topluma bu gerçekleri taşıyalım istiyoruz.

    “TÜRKİYE’Yİ KAOSUN İÇİNE SÜRÜKLEYEN BİR İKTİDAR VAR”

    Epey bir zamandır HDP eş genel başkanları tutuklandı. Belediyelere kayyumlar atandı. AKP iktidarı ne yapamaya çalıştı, neden tutukladı vekilleri ve belediye başkanlarını?

    7 Haziran’da biz aslında AKP iktidarını indirdik iktidardan. Bir ara boşluk oldu biliyorsunuz. Dedi ki Erdoğan ‘Ben Türkiye’nin bekasını tehlikede gördüğüm için seçim sonuçlarını iptal ettim ve yeni bir seçime ülkeyi götürdüm.’ Aslında bu özet. Yaşanan şey siyaseten iktidar olamayanların bir darbe gerçekleştirmeleri. 400’ü verin bu iş sulh içinde hallolsun dedikleri şey olmadığı için, o Türkiye’nin barış sürecini ortadan kaldıran, Dolmabahçe Deklerasyonu’nu ve masasını deviren ve Türkiye’yi büyük bir kaosa ve savaş ortamına sürükleyen bir iktidarla karşı karşıya kaldık. Aslında hem dışardaki politikaları açısından hem de içerideki politikaları açısından bölgede saldırgan, Osmanlıcılığa özenen, yayılmacı bir politika  izledi. İçeride de tam bir diktatörlük politikası izledi. Bunları yaparken de araç olarak çatışmayı ve şiddeti kullandı. Bunun için IŞİD ile kurulan ilişkiler devreye sokuldu. Suruç katliamından başlayan 10 Ekim Barış Emek Demokrasi Mitingi’nin katledilmesiyle devam eden süreçler. Hatta onun da biraz öncesinde iktidarını kaybedeceğini anladığında 5 Haziran’da HDP’nin Diyarbakır mitingine de bir bombalı saldırı gerçekleşmişti. Şimdi bu bombalı saldırılar IŞİD saldırılarına baktığımız zaman bütün IŞİD saldırılarının birbiriyle bağlantılı olduğunu da görüyoruz. Bunun engellenmediğini, önlem alınmadığını ve cezasızlık politikasının da hayata geçirildiğini görüyoruz.

    “BU KARANLIĞI MUTLAKA DAĞITACAĞIZ”

    Bugün bizim eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz mahkemeye duruşmaya getirilirken kelepçelenmeye çalışılırken, IŞİD canilerinin, çetelerinin ellerini kollarını sallayarak mahkemelere getirildiklerini ya da salıverdiklerini görüyoruz. Bizim arkadaşlarımız, seçilmişlerimiz, belediye eş başkanlarımız ve belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz tutuklu yargılanırken hiçbir hukuka dayanmayan, iddianamelerle fezlekelere dayandırılarak rehin alınmışken, bu insanlar çıkıp gidebiliyorlar. Ayhan Bilgen biliyorsunuz serbest bırakıldı 7 ay rehin alındıktan sonra şimdi Ayhan Bilgen’e tekrar itiraz etmiş savcılık. Biz 5 Haziran’daki saldırıyı gerçekleştirdiği neredeyse kesin olan sanığa verilen tahliyeye itiraz etiğimizde ‘Hayır siz itiraz edemezsiniz.’ demişlerdi. Yani böyle çifte standartların olduğu, cezasızlıkla kayırmanın da gerçekleştirdiği bir savaş politikası, çatışma şiddet politikası gerçekleştiriliyor. Çünkü iktidarını kaybettiği için iktidarını artık bu şekilde sürdürebilir. OHAL ile ve KHK’lerle ilelebet bu ülkeyi yönetmek istiyor. Onun için de bu kadar saldırgan, bu kadar operasyon yapıyor. O yüzden bizim milletvekillerimizi tutukladı. Belediyelere kayyum atadı, belediye eş başkanlarımızı tutukladı. Demokratik siyaseti tasfiye ederek ayakta kalmaya çalışıyor. Elinde sadece silahlar kaldı, zor kaldı, kendisine bağladığı yargı var. Yani saraydan yönetilen yargıyla, saraydan tuşuna bastığı SİHA’larla, saraydan emirler yağdırdığı ordusuyla, polisiyle, özel harekatıyla ve paramiliter güçleriyle tıpkı bizim Hatun annenin cenazesinde karşılaştığımız şekilde paramiliter güçlerle de böyle bir gerçekten karanlık bir ülke yarattı. Fakat umudumuzu asla kaybetmiyoruz. Biz bu karanlığa karşı halkların umuduyuz. Bütün demokrasi güçleri 16 Nisan’da bunu gösterdiler. Bu halkın itiraz etiğini, kendisine dayatılan faşist iktidarı kabul etmediğini gösterdi. Mutlaka bir yol, bir çözüm ve çareyi el birliğiyle bulacağız ve bu karanlığı dağıtacağız.

    “5 BİN PARTİLİMİZ HAPİSTE”

    Ülkede bunca hak ihlali yaşanıyor. İşsizlik var, ekonomi kötüye gidiyor. Pek çok kötülükler yaşanıyor. Ama yeterince ‘muhalefet edilemiyor’ diye toplumda bir eleştiri de var; hem HDP’ye hem CHP’ye yönelik. Bu görüşe katılıyor musunuz?

    Tabi daha güçlü bir muhalefete ve aslında demokrasi mücadelesine ihtiyacımızı var. Bunu el birliğiyle yaratmamız gerekiyor. Bunun önündeki engeller nedir? Aslında bu soruyu herkes kendisine sormalı ve dürüstçe cevap vermeliyiz. Eğer bu cevabı dürüstçe verebilirsek o zaman herkes demokrasi mücadelesinde ve muhalefet dediğimiz mücadele içerisindeki eksiklik tamamlanabilir. Sadece partilere yönelik olarak düşünemeyiz. Partilerin kurumsal yapıları evet burada sorumluluk sahibidir ama bizler de sorumluluk sahibiyiz. Eğer kurumsal yapılar bazı konuları aşamıyorsa, tıkanmışsa, kireçlenmişse, donup kalmışa o zaman halk bu birlikteliği, bu muhalefet etme ve mücadele etme dinamiklerini kendisi yaratır, yaratacaktır. Bugün işsizlik rakamları açıklandı %10.2 ki bu resmi rakamlar. TÜİK’in kozmetik rakamları. Çok daha yüksek olduğunu biliyoruz işsizlik rakamlarının ve özellikle çalışma yaşamının çok büyük acılar yaşadığını, iş cinayetleriyle ve güvencesizlikle baş etmeye çalıştığını biliyoruz. Dolayısıyla biz hem çalıştığımız yerden, yaşadığımız alanlardan, inanç ve kimlikle ilgili yaşadığımız sorunlardan, en temel demokratik sorunlardan hareket ederek içinde bulunduğumuz siyasi yapıları, oy verdiğimiz yapıları zorlamamız gerekiyor. Siyasete katılmamız gerekiyor. Siyasete katılımı engelleyen, bunun için korku kültürü yaratan bir iktidarla karşı karşıyayız. O yüzden bizim 5 bin üyemiz, partilimiz bugün içeride. Sevgili eş başkanlarımız, milletvekillerimiz bugün rehin alınmış durumda. O yüzden herkes muhalefeti eksik görüyorsa, aslında sadece muhalefeti değil mücadeleyi güçlendirecek inisiyatif almalı. Bu inisiyatif hepimizde diye düşünüyorum.

    “15 TEMMUZ ARTIK SARAY DARBESİDİR”

    CHP ile bir ittifak düşünülür mü gelecek seçim için? Bu kapsamda görüşmeler yapılıyor mu?

    Şimdi biz 16 Nisan referandumunu yaşadık. Nasıl yaşadığımızı hepimiz biliyoruz. 16 Nisan meşru olmayan bir referandumdu ve orada kabul edildiği iddia edilen anayasa, toplum anayasası değildir, tek adam anayasasıdır.  15 Temmuz darbesine darbe girişimi diyoruz ama aslında bir darbe gerçekleşti. AKP saray darbesi açık bir şekilde gerçekleşti. 15 Temmuz’u artık böyle anmak gerekiyor. Bu darbeye dayanarak gerçekleşen bir referandum ve iktidar ile karşı karşıyayız. Eğer biz bir seçme gideceksek o zaman eşit koşularda seçim olur değil mi? Demokratik koşullarda olur. Dengenin ve denetimin olduğu koşularda olur. Parlamentonun işlevli olduğu, yasama, yürütme, yargının rollerini oynadığı bir ortamda seçime gidilir. Ama biz bunların tek elde toplandığını parlamentoya da bir darbe yapılarak parlamentonun da işlevsizleştirildiğini görüyoruz.

    “GEÇMİŞTEKİ GİBİ BİR SEÇİM TABLOSU YOK, TOPLUM SÖZLEŞMESİ YAPMAMIZ GEREKİYOR”

    Bu koşullarda seçim ittifaklarıyla olabilecek, bir çözüm üretebileceğimiz, geçmişte yaptığımız şekilde bir seçim tablosu ile karşı karşıya değiliz. Aslında bir mücadele ile karşı karşıyayız. Toplum sözleşmesi yapmamız gerekiyor. Öncelikle de bu meşru olmayan iktidarın meşru olmayan anayasasını ve OHAL’i ve KHK süreçlerini ortadan kaldırmamız gerekiyor. KHK’leri yırtıp atmamız gerekiyor, OHAL’i kaldırmamız gerekiyor. Bizim konuşmamız gereken öncelikli meseleler bunlar. Bunar için bir araya geldiğimiz zaman zaten aslında sorunları da yavaş yavaş çözmeye başlamışız demektir. Daha sonra seçimler gelebilir ve seçimler gerçekten Türkiye halklarının iradesini yansıtabilir. Yani daha demokratik bir seçim sistemiyle, demokratik bir anayasayla gidebileceğimiz bir seçimle ancak böyle gerçekleşebilir. Bizler bütün muhalefet olarak, tarif ettiğimiz tüm kesimler hatta biraz önce bahsettiğimiz toplumun pek çok sorunları var. İşsizlik var, tarımla ilgili sorunlar var. Mevsimlik işçiler yaşamını yitiriyor. Periha,n çadırında vuruldu. Bir mevsimlik tarım işçisiydi. Urfa’dan Samsun’a gitmişti. Böyle o kadar derin sorunlarımız, o kadar üstünde yeterince tartışamadığımız sorunlar var ki; o sorunların sahibi olan herkesin bu sürecin bir parçası olması gerekiyor.

    “OHAL KADINLARA YAPILMIŞ EN BÜYÜK DARBELERDEN BİRİDİR”

    Türkiye’de neredeyse her gün kadınlar bir yakını erkek tarafından öldürülüyor. Kadın cinayetlerinin önüne nasıl geçilir sizce?

    15 yılda binlerce kadın yaşamını yitirdi. Büyük bir sıradanlaşma içerisinde yaşanıyor. OHAL aynı zamanda son dönemde kadınlara yapılmış en büyük darbelerden bir tanesi. Çünkü bu kadına yönelik şiddet meselelerine çözüm arayan pek çok dernek kapatıldı aynen Tv10’un kapatıldığı gibi. Kayyumlar atanan belediyelerin o kadar çok kadınlara yönelik politikası vardı ki; bir kere her belediyede kadın politikaları üreten bölümler, müdürlükler vardı. Onların gerçekleştirdiği şiddete karşı pek çok dernek, meclis, kurum vardı. Bütün hepsi kapatıldı. Yani kadına yönelik şiddetle mücadelenin olanakları demokrasiyi zaten dinamitleyerek ortadan kaldırılıyor.

    “HUKUKSUZLUĞUN OLDUĞU ORTAMDA KADIN CİNAYETLERİ ÖRTBAS EDİLİYOR”

    İnsan hakları savunucuları ajan diye alınıp hapse kondu. Bu kadar keyfiyetin ve hukuksuzluğun olduğu bir ortamda kadın cinayetleri de örtbas ediliyor, gene cezasızlık politikasıyla karşı karşıya kalıyor ve giderek te artıyor. İstatistiklere bakın giderek artıyor. Bunun karşısında kadınlar ne yapıyor öz savunmalarını gerçekleştirmek için o zaman bir araya gelmek durumundalar ya da Nevin’in yaptığı gibi kendini savunmak, topluma bu şekilde itiraz etmek durumunda kalıyor. Böyle bir durumda da Nevin, ömür boyu hapis cezası alırken kadın cinayetlerini işleyen erkeklerse iyi hal indirimi alabiliyorlar. Bu bir erkek devlet anlayışından, erkek yargı anlayışından, erkek adalet anlayışından kaynaklı bir durum. Tabi ki bütün kadınların bu mücadeleyi ve dayanışmayı güçlendirmesi lazım. OHAL’e karşı mücadele, faşizme karşı mücadele aynı zamanda kadınların en önemli gündemlerini oluşturuyor şuanda.

    “EŞ BAŞKAN POZİSYONUM SALDIRIYA MARUZ KALABİLİR”

    Bir kadın eş genel başkan olarak yerleşik olan erkek politikası karşısında bir zorluk yaşıyor musunuz? 

    Şu andaki en büyük zorluğumuz OHAL ve basındaki ambargo, demokratik basın mecralarının kapatılmış olması ve HDP’nin üzerindeki siyasi baskılar, bütün bahsettiğimiz sorunların üstünü örtmüş görünüyor. Bir kadın siyasetçi olarak bizim kolektif olarak mücadelesini verdiğimiz ve kazandığımız haklarımız var. Eş genel başkan olmak ya da eş başkanlık sistemi gibi. Bu sisteme yönelik saldırıların da arttığını biz bu dönemde gördük. Özellikle belediyelerde bir suç olarak tarif ediliyor eş başkan olmak. Suç kategorisine sokuldu ve cezalandırılmaya çalışılıyor. Oradan hareketle de herhalde adım adım partiye yönelecekler ve benim de buradaki bir eş başkan pozisyonum bu anlamıyla bir saldırıya da maruz kalacak. Bu gündelik politikada, siyasette görünememek tabi ki en büyük sorunlardan bir tanesi şu anda.

    Sizi en çok ne mutlu ediyor ya da ne mutlu eder?

    En çok kadınların arasında mutluyum. Onlarla bir şeyler yaparken birlikte mücadele ederken, eylemlerde en çok mutlu olduğum şimdiye kadar hep birlikte şarkılar söylemek, eylem hazırlığında bulunmak, birlikte bir şeylere hazırlanmak, umut etmek, kadınlarla birlikte umut etmek beni en çok mutlu eder.

    “GEZİ’DE BİRBİRİMİZİN ELİNİ TUTMUŞTUK, BUNU DEVAM ETTİRİRSEK BARIŞ GELİR”

    En çok ‘barış gelsin’ diyoruz. Ne olursa bu ülkeye barış gelir sizce?

    Herhalde o da bizlerin yüreğine ve onu ifadesine çok bağlı. Hatun annenin cenazesine gösterilen infial onun bir göstergesi. Eğer biz her çatışmacı ve savaş politikasına böyle yaklaşabilirsek, her ayrımcılığa, ötekileştirmeye bu şekilde yaklaşabilirsek barış gelir diye düşünüyorum. Burada özellikle Alevi toplumunun, kadınların, gençlerin, emekçilerin çok büyük bir rolü olduğunu düşünüyorum. Kürt halkı büyük bir mücadeleyi bugüne kadar taşıdı ve çok bedel ödedi. Barış Anneleri hala barış diyor. Ben iki gün önce onlarla birlikteydim. Bütün acılara rağmen, kuşatılmışlığa rağmen bir sömürge hukukunun uygulandığı o şartlara rağmen kendi bürolarından aşağı inip basın açıklamaları yapmaları bile engelleniyor. Buna rağmen anneler ‘barış gelsin’ diyorlar. Bilge bir halk, bilge bir yaklaşım. Biz batıdan doğru da bu bilgeliği gösterdiğimiz zaman özellikle toplumun en dinamik kesimleri bu konuda daha çok adım attıkları zaman, ellerini uzattıkları zaman bunu başaracağız. Cizre’ye ellerimizi uzatmıştık, daha önce Lice’ye ellerimizi uzatmıştık. Gezi’de birbirimizin elini tutmuştuk. Buna devam edersek bunu güçlendirebilirsek ve buradan vazgeçmezsek, inat edersek barışın geleceğine inanıyoruz. Barış ancak biz istersek gelebilir ve biz yeterince çaba harcarsak, halk buna karar verirse ve bu sorumluluğu almak isterse, bu sorumluluğu alırsa gelir ve almalıyız. Barışın bedeli ne olursa olsun bunu hepimiz ödemeliyiz. Çünkü aksi halde bu tek adam rejimi, faşizm asla gitmeyecek. Bugün faşizm ile karşı karşıya olmamız, bugün Alevi kurumlarının kapatılması, Alevi toplumunun ibadethanelerinin tanınmaması, laikliğin ortadan kaldırılması, inançlara saldırı, kimliklere saldırı bunların altında yatan şey aslında bir halkı esir almak, bir halkı inkar etmek, imha etmek, teslim almaktan kaynaklanıyor. İşte o halk inkar edildiğinde biz de inkar ediliyoruz.

    Bitirirken son mesajınızı alalım Türkiye halklarına ne söylemek istersiniz?

    Ellerimizi bırakmayalım, birlikte barış içinde mücadele edelim. Birlikte bir yaşamı bu topraklarda ortak bir yaşamı savunmaya da el birliğiyle devam etmeliyiz, diye düşünüyorum.

    Röportaj: Nilgün METE

    Kamera ve foto: Suay ABAK