PİRHA-PSAKD (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği) Genel Merkez ve Şubeleri 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Nevşehir’in Hacı Bektaş ilçesindeki Kadıncık Ana Evi’ni ve ilçedeki cemevini ziyaret etti.
PSAKD Genel Merkezi ile çok sayıda şube yöneticisi ve üyeler, Hacı Bektaş ilçesindeki Kadıncık Ana Evi ile ilçedeki cemevini ziyaret etti.
Ziyaret programına İstanbul PSAKD Atasehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, İzmir PSAKD Buca Şube Başkanı Yıldız Yılmaz, PSAKD Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe, PSAKD Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz, PSAKD Ankara Keçiören Şube ve Yenimahalle Şube üyeleri katıldı.
“KADINLARA REVA GÖRDÜKLERİ YAŞAM ŞEKLİ ORTADADIR”
Kadıncık Ana’nın evinde yapılan basın açıklamasını PSAKD Buca Şube Başkanı Yıldız Yılmaz okudu. Yılmaz, iktidarın kadın politikalarını eleştirerek şunları söyledi:
“Bizim topraklarımızda önce kadınlar uyanır!
Sonra güneş doğar!
Çünkü güneşi kadınlar doğurur!
Dayanışmanın, birleşmenin kıymetini bilenler olarak, bugün de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü karşılarken, dayanışmaya ve birliğe eskisinden daha çok ihtiyaç olduğunu biliyoruz. 8 Mart 1857 yılında New York’ta dokuma işçisi kadınların bilinçlere kazınan direnişinin üzerinden 164 yıl geçti. Onların miras bıraktığı direniş ve mücadele tarihini omuzlayarak ilerleyen kadınlar, onların yanan bedenlerinden öğrendikleri bilinçle; özgürlüğü ellerinden almaya çalışan, kadınları cinsel obje ve ucuz emek gücü olarak gören, ikincilleştiren, katleden, evlere hapseden erkek egemen sisteme karşı verdiği mücadele günümüzde de sürüyor. 19 yıllık iktidarı boyunca AKP’nin gerici, faşist, cinsiyetçi politikalarıyla kadın düşmanlığına soyunduğunu hepimiz biliyoruz. Binali Yıldırım’ın kadınlara yönelik ifade ettiği ‘itaat et, rahat et’ sözleriyle kadınlara reva gördükleri yaşam şekli ortadadır.
Bugün ekonomik kriz ve pandemi koşullarında işten ilk çıkarılan kadınlar evde yoksullukla mücadele ederken, bir yandan da tencereyi kaynatma zorunluluğuyla görevlendiriliyor. O da yetmezmiş gibi en az üç çocuk doğurma gibi makbul kadın dayatmalarıyla baş başa bırakılıyor.
Kadınların en temel yasal haklarına göz dikiliyor. Bir kadın bakanının ‘AKP gelene kadar ‘Kadın’ kelimesinin adı yoktu’ dediği bu iktidar döneminde, her gün en az 6 kadının öldürülmesi haberleriyle, kadın ismi sıkça geçiyor. Her gün yüzlerce kadının gerek eşi gerekse akrabaları tarafından katledilmesinde verilen ceza indirimlerinde kadının ismi sıkça kullanılıyor. Tarikatlar, şeyhler, sözde kültürlü vasfındaki adamlar, kadın bedenini iştahla dillerine dolamayı meşrulaştırmış sözlerinde kadın ismi sıkça kullanılıyor. Ensar vakfı gibi çocukların cinsel istismara uğradığı olaylarda ‘Bir kereden bir şey olmaz’ diyen kadın bakanlarla kadın ismi sıkça kullanılıyor.
Fakat tüm bu baskılara, zulme, yok saymaya karşı kadınlar; Yezid’e boyun eğmeyen Zeynep Ana’nın duruşunu, devlet zulmüne karşı bir araya gelen Bacıyan-ı Rum’un cesaretini, yüzyıllar öncesinde Hacı Bektaş-ı Veli’ye kapısını açan Kadıncık Ana’nın iyiliğini, ‘Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim’ diyen Ulrike’nin direncini, ‘Hayatın olduğu her yerde savaşmak istiyorum’ diyen Clara Zetkin’in mücadelesini, Cumartesi Anneleri’nin bitmek bilmeyen inadını, gezi direnişinde sokakları özgürleştiren sesiyle; emeğini bilinçle harmanlayarak, bugünden yarına özgürlüğünü elinden almak isteyen egemen sisteme karşı mücadele etmekten, sokaklarda, meydanlarda sesini yükseltmekten asla vazgeçmiyor. Yoksulluğun, ayrımcılığın, işsizliğin, erkek-devlet şiddetinin, tacizin, tecavüzün olmadığı bir yaşam, eşit ve özgür bir dünya, ancak bu topraklarda yaşayan Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Ermeni, Mülteci, Çingene, her ulus ve aidiyetten kadınların birlikte mücadelesiyle mümkün! Bu bilinç ve inançla, kadınların birlik, dayanışma, mücadele gününü selamlıyoruz.”
“KADINCIK ANA, İLK KADIN ÖRGÜTLÜLÜĞÜNÜ YARATAN KADIN”
İstanbul PSAKD Ataşehir Şube üyesi Nafiye Kaban, Kadıncık Ana’nın evine yapılan ziyaret esnasında polislerin, grupla birlikte hareket etmesini eleştirerek “Tarihini bilmeyen toplumların tarihini başkaları yazar. Biz Kadıncık Ana’yı ne zaman öğrendik? Çok yakın zamanda. Siz hiç camiye, sinagoga, kiliseye polislerle giden bir toplum gördünüz mü? Polislerin kendi aralarındaki konuşmaları bana taciz gibi geldi” dedi.
Ankara PSAKD Mamak Şube üst kurul delegesi Adalet Ayten ise 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin “Bugün Kadıncık Ana’da toplandık. Ankara, İzmir, İstanbul ve Antalya’dan olmak üzere birçok arkadaşla beraber 8 Mart’ı burada kutladık. Bizim doğduğumuz coğrafyada önce analar uyanır sonra güneş doğar. Demek oluyor ki her şey kadın” yorumunu yaptı.
PSAKD Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz ise Alevi kadınlar olarak her 8 Mart’ta Kadıncık Ana’nın evinde buluşulması gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:
“Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Pir Sultan Abdal Kültür Derneği kadınları olarak Hacı Bektaşi Veli’yi büyüten Kadıncık Ana’nın yanında start vermek istedik. İsteriz ki bundan sonra gelenekselleşsin ve tüm Alevi kadınlar her 8 Mart’ta ve 25 Kasım’da Kadıncık Ana’nın başında, kadın olmanın, birey olmanın startını versinler. Biz biliyoruz ki 1204 yılında Kadıncık Ana ilk dokuma tezgahlarını kurup kadın örgütlülüğünü yaratan kadındır. Sosyalist kadın hayatını biliriz, kadın tarihini biliriz ama Alevi kadın tarihine geldiğinde biraz az bilgiye sahibiz. Yaşasın kadın dayanışması. Şiddete, tacize, tecavüze hayır.”
PİRHA-8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır şubesinde etkinlik düzenlendi. Yapılan açıklamalarda “AKP iktidarı döneminde kadınların en temel yasal haklarına göz dikiliyor” denilirken Alevilikte kadın-erkek eşitliğinin tarihçesine de değinildi.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır şubesinde etkinlik düzenlendi. Programa Alevi kadınların yanı sıra Sanatçı Zilan Tigris, HDP, DBP ve CHP’den milletvekilleri, il ve ilçe örgütü temsilcileri de katıldı.
Günün anlam ve önemine ilişkin derneğin cam ve duvarlarına ‘Gülistan Doku Nerede?, İstanbul Sözleşmesi Yaşatır, Yol Kadındır, Kırklar Meclisinde biz de vardık, Vardık, Varız Var olacağız’ dövizleri asıldı.
“KADINLARA REVA GÖRDÜKLERİ YAŞAM ŞEKLİ ORTADADIR”
Kadın mücadelesinde hayatını kaybeden kadınlar anısına yapılan saygı duruşunun ardından PSAKD Diyarbakır Şube üyesi Nurşen Akbal şu açıklamayı yaptı:
“Dayanışmanın, birleşmenin kıymetini bilenler olarak, bugün de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü karşılarken, dayanışmaya ve birliğe eskisinden daha çok ihtiyaç olduğunu biliyoruz.
19 yıllık iktidarı boyunca AKP’nin gerici, faşist, cinsiyetçi politikalarıyla kadın düşmanlığına soyunduğunu hepimiz biliyoruz. Binali Yıldırım’ın kadınlara yönelik ifade ettiği ‘itaat et, rahat et’ sözleriyle kadınlara reva gördükleri yaşam şekli ortadadır. Bugün ekonomik kriz ve pandemi koşullarında işten ilk çıkarılan kadınlar evde yoksullukla mücadele ederken, bir yandan da tencereyi kaynatma zorunluluğuyla görevlendiriliyor. O da yetmezmiş gibi en az üç çocuk doğurma gibi makbul kadın dayatmalarıyla baş başa bırakılıyor.
Kadınların en temel yasal haklarına göz dikiliyor. Bir kadın bakanının ‘AKP gelene kadar ‘Kadın’ kelimesinin adı yoktu’ dediği bu iktidar döneminde her gün yüzlerce kadının gerek eşi gerekse akrabaları tarafından katledilmesinde verilen ceza indirimlerinde kadının ismi sıkça kullanılıyor. Tarikatlar, şeyhler, sözde kültürlü vasfındaki adamlar, kadın bedenini iştahla dillerine dolamayı meşrulaştırmış sözlerinde kadın ismi sıkça kullanılıyor. Ensar Vakfı gibi çocukların cinsel istismara uğradığı olaylarda ‘Bir kereden bir şey olmaz’ diyen kadın bakanlarla kadın ismi sıkça kullanılıyor. Çocuklarını arayan Cumartesi Annelerine meydanları yasaklamalarıyla kadın ismi sıkça kullanılıyor.
Bunlar gibi kadını yaşamın dışına iten, kadınların güvencesizliğine, geleceksizliğine, erkeğin gölgesinde kalmasına zorlayan yüzlerce olumsuz örnekle, kadın ismi son 19 yılda ülke gündeminden düşmüyor.
Fakat tüm bu baskılara, zulme, yok saymaya karşı kadınlar; Yezid’e boyun eğmeyen Zeynep Ananın duruşunu, devlet zulmüne karşı bir araya gelen Bacıyan-ı Rum’un cesaretini, yüzyıllar öncesinde Hacı Bektaş-ı Veli’ye kapısını açan Kadıncık Ananın iyiliğini, ‘Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim’ diyen Ulrike’nin direncini, ‘Hayatın olduğu her yerde savaşmak istiyorum’ diyen Clara Zetkin’nin mücadelesini, Cumartesi Anneleri’nin bitmek bilmeyen inadını, gezi direnişinde sokakları özgürleştiren sesiyle; emeğini bilinçle harmanlayarak bugünden yarına özgürlüğünü elinden almak isteyen egemen sisteme karşı mücadele etmekten, sokaklarda, meydanlarda sesini yükseltmekten asla vazgeçmiyor.
Yoksulluğun, ayrımcılığın, işsizliğin, erkek-devlet şiddetinin, tacizin, tecavüzün olmadığı bir yaşam, eşit ve özgür bir dünya, ancak bu topraklarda yaşayan Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Ermeni, Mülteci, Çingene, her ulus ve aidiyetten kadınların birlikte mücadelesiyle mümkün!
Bu bilinç ve inançla, kadınların birlik, dayanışma, mücadele gününü selamlıyoruz.”
“ALEVİLİĞİ ERKEKLERE VE ERKEKLİĞE KAPTIRMAYIN”
Basın açıklamasının ardından PSAKD Diyarbakır şubesi üyesi Funda Atlı Aksoy, Kadıncık Ana’yı anlatan bir metin okudu.
Kadıncık Ana’nın 800 yıl önce Anadolu’da Aleviliğin kök salmasını sağlayan temel birkaç isimden biri olduğunu söyleyen Funda Atlı Aksoy şöyle devam etti:
“Kadıncık Ana, Selçuklu Devleti’ne karşı Babailerin başlattığı Babai isyanından sağ kurtulan Baba İlyas müritlerinden Hace Bektaş-ı Veli’yi Anadolulu Bacılarla beraber koruyan, kollayan, onunla aynı inancı paylaşan, bu inancın Anadolu’da yaşamasını sağlayan, bugünkü Hace Bektaş Dergahının temellerini atan, Yol’u bugünlere taşıması için Abdal Musa’ya el veren, ona Yol’u aktaran mücadeleci, devasa bir bilgedir.
Bilinenin aksine Bektaşilik bugün varsa bu sadece Hace Bektaş sayesinde değildir. Hace Bektaş ve Kadıncık Ana elbette bu Yol’un iki temel kurucusudur. Hace Bektaş kuşkusuz çok büyük bir değerdir. Ama bugün Aleviler, Hace Bektaş-ı bile Kadıncık Ana sayesinde biliyorlar. Çünkü bu Yol’un silsile halinde bugünlere gelmesini, onun ‘kurumsallaşmasını’ sağlayan kişi Kadıncık Ana’dır.
Elbetteki Alevilikteki eşitlik havadan gelip girmedi Aleviliğe. Alevi kadınlar, Analar bu eşitliğin oluşması için yüzyıllarca canları pahasına direndiler. Alevileri Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet devletleri katlederken hep direnen, silahlanan Alevi kadınları oldu. Kadıncık Ana da bu kadınlardan biri. Kadıncık Ana, döneminin Anadolulu kadınları ile beraber örgütlü bir kadın ağının ürünüdür ve o ağ içinden oluşmuş, öne çıkmış kadınlardan biridir. Döneminde kadın erkek eşitliğine karşı mücadele eden kadın düşmanı, homofobik ve başka inançlara karşı nefret üreten Mevlana, Selçuklu sarayı gibi kesimlere karşı mücadele etmiş, onların erkek egemen dinleri ve devletlerine karşı, Anadolulu bacılarla beraber eşitlikçi bir inancı kurmaktan vazgeçmemiş bir mücadeleci velidir. Mevlana’nın kadınları evlere kapatmaya, onları erkeklere itaat etmeye zorladığı, bunun için tüm olanakları seferber ettiği yerde Kadıncık Ana, Fatma Bacı gibi kadınlar, Anadolu’da eşitliği örmekle meşgullerdi.
Bugün erkekleştirilen Alevilik karşısında Kadıncık Ana’nın, Alevi kadınlara ‘eşitlikten vazgeçmeyin, kurduğumuz eşitlikçi Aleviliği erkeklere ve erkekliğe kaptırmayın, Aleviliğin erkekleşmesine izin vermeyin’ fikrinin ve pratiğinin kendisidir. Kadıncık Ana örneği bugün için bulunmaz bir değerdir.”
Deyiş ve şiirlerin okunduğu etkinlik, sanatçı Zilan Tigris’in müzik dinletisiyle son buldu.
PİRHA- Fransa Alevi Kadınlar Birliği Başkanı ve Avrupa Alevi Kadınlar Birliği İkinci Başkanı Sultan Şahin, Alevi inancının merkezinde kadınlar olmasına rağmen günümüzde eksik yaklaşımların söz konusu olduğunu belirterek, “Fransa başta olmak üzere Avrupa’daki Alevi kadınlar olarak mücadele ederek eşit başkanlığı hayata geçirdik. Umarım Türkiye’de de benzer bir süreç yaşanır. Bizler her türlü desteğe hazırız” dedi. Kadıncık Ana Dergahının restorasyon çalışmasının tamamlandığını da aktaran Şahin, “Kadınlar Birliği olarak her yıl Kadıncık Ana Dergahında tüm kadınlarla beraber bir Muhabbet Cem’i yapacağız” diye konuştu.
Haberin videosu;
Fransa Alevi Kadınlar Birliği Başkanı ve Avrupa Alevi Kadınlar Birliği İkinci Başkanı Sultan Şahin, PİRHA’ya hem Kadıncık Ana Türbesi’nin restorasyon sürecini hem de Alevi kadınların Avrupa’da ve Türkiye’deki durumuna ilişkin sorularını yanıtladı.
ALEVİ KADINLAR HER ALANDA, HER YERDE, EŞİTLİĞİNİ ELE ALACAKTIR
Diren Keser: Alevi inancında bir çok inanç ve dinden farklı olarak kadınlar inancın taşıyıcısı, yürütücüsü ve öğreticisi konumundular. Bugün nasıl?
Sultan Şahin: Kurum ve kuruluşlarımızın içerisinde kadına tanınan bir eşitlikten bahsediliyor ama objektif baktığın zaman böyle değil. Kadını mutfakla sınırlandırmak yada basit işlere yönlendiren bir anlayış var. Söz söyleme ya da eşit haklara sahip olma noktasında Avrupa’da da bir eksiklik vardı. Çünkü bu bir toplumsal sorun. Aleviler belki geçmişi düşündüğümüz zaman biraz daha farklıydı. Analar olmadan Cem olmazdı. Düşünün bir Hacı Bektaş dergahımız da Kadıncık Anamız vardı ve eşitim diye hitap ederdi. Kadıncık Ananın büyük rolleri vardı. Günümüze baktığımız zaman ben Fransa için söyleyeyim 41 tane Alevi Kültür Merkezi (AKM) var. Bu 41 AKM içerisinde ilk başlarda kadınlar komisyon düzeyindeydi. Ama bu değişti. Çünkü biz kadınların verdiğimiz bir mücadele var. Şu anda 41 AKM içerisinde 17 tane kadın başkanımız var. Onun dışında eşit başkanlarımız var ve federasyonumuzda da eşit başkanlığa geçtik. Alevi kadınlar her alanda, her yerde, eşitliğini ele alacağını ve hak ettiği yerden olacağını düşünüyorum.
“AVRUPA ALEVİ KADINLAR BİRLİĞİNE BAĞLI OLAN 11 ÜLKE VAR”
-Fransa’daki bu tablo diğer ülkelerde de aynı mı?
Sultan Şahin: Tabii ki yolun başındayız diyebilirim. Çünkü Avrupa’nın birçok ülkesinde eşit başkanlık yoktu. İlk Fransa uyguladı eşit başkanlığı. Ama şu anda konfederasyonumuz eşit başkanlığa gitti ve konfederasyonumuzda eşit başkanlığı sevgili Nevin Kamilağaoğlu’yla başlattık. Çünkü Avrupa Alevi Kadınlar Birliğin verdiği bir mücadele vardı. Bu mücadele bazı anlayışların aşılmasıyla sonuç verdi ve başardık. Alevi kadınlar bilinçleniyor ve Aleviliğin özünde var olan ve asimilasyona uğratılmaya çalışılan, kadını görmezden gelen yaklaşımlara karşı örgütleniyor. Alevi kadınlar güçlendikçe Alevilik te güçlenecektir. Şu an güçlü bir kadın örgütü var. Avrupa Alevi Kadınlar Birliğine bağlı olan 11 ülke var. Hatta iki tanesi de Romanya ve İtalya da oluştu. Onun için özellikle tüm kadınların daha güçlü bir ses çıkarabilmesi için bence bu birliklerimizin içerisinde özellikle kadın platformlarında yer almaları, söz sahibi olmaları gerekir. Çünkü kadın isterse dünyayı değiştirir diyorum.
“TÜRKİYE’DEKİ ALEVİ KADIN HAREKETİ AVRUPA’YA KIYASLA ÇOK YAVAŞ İLERLİYOR”
-Eşit başkanlık süreci Türkiye’deki Alevi kurumlarına yansır mı?
Sultan Şahin: Açıkçası yansımasını istiyoruz. Biz şu anda Avrupa’da çalışmalar yürütüyoruz. Ama burada da beraber çalışma yürüttüğümüz Alevi kadınlarımız vardır. Nitekim oradaki çıkacak olan bir ses buraya da güç verecektir ve bir değişim olacaktır. Ama ben Türkiye’deki Alevi kadın hareketini Avrupa’ya kıyasladığımda çok yavaş ilerlediğini, çok güçlü bir hareketin çıkmadığını düşünüyorum. Türkiye’de genel olarak güçlü bir kadın hareketi var ama Alevi kadın hareketi biraz sönük geçiyor. Bunun güçlenmesi gerekir. Bunun güçlenmesi için de Avrupa’daki kadınlar olarak Türkiye’deki bacılarımızı el uzatmak ve güçlendirmek, destek sunmak diye bir hedefimiz vardır.
“HER YIL KADINCIK ANA DERGAHINDA MUHABBET CEM’İ YAPACAĞIZ”
-Kadıncık Ana Dergahı çalışmalarına gelecek olursak, restorasyonda son aşamaya gelinmiş durumda. Bu çalışma nasıl başladı?
Sultan Şahin: 15 yıllık bir geçmişi var. Fransa Alevi Kadınlar Komisyonu bir gezi düzenlemişti. Bende o geziye katılmıştım. Kadıncık Ana Dergahına ziyarete gitmeden müdürlükten izin almak gerekiyordu. Bize ait olan bir dergah ve biz izin alarak gittik. Gittiğimiz de ise Kadıncık Ana Dergahının bir tarafı yıkık, bira şişeleriyle çöp haline dönüşmüş, harebe bir yerle karşılaştık. Bu da beni çok üzdü. Fransa’ya döndüğüm zaman nasıl bir çalışma yapabiliriz, restore edebilirizin çalışmasını başlattım. O süreç içerisinde Fransa Kadınlar Birliğini kurduk ve kurar kurmaz da projeyi hayata geçirmek için çalışma başlattık. Fransa olarak yola çıksak da Avrupa Kadınlar Birliği de projeyi sahiplendi. Nevin Kamilağaoğlu, Serpil Özen canlarımızla birlikte bu çalışmaya 2018’de başladık ve süreci takip ettik. Yoğun bir yazışmadan sonra devlet kaynağının olmadığını yani yapamayacaklarını söylediler. Biz daha önce hazırlıklarımızı yaptığımız için biz yapalım dedik. Birkaç ay sonra 2019 bütçesinde restorasyon için para ayırdıklarını söylediler. Gelinen aşamada mücadelemiz sonuç verdi. Şu anda restorasyon tamamlandı, peyzaj çalışması da bitmek üzere. Çok güzel bir çalışma yürütülmüş. Belediye Başkanının da büyük çabaları oldu. Kadınlar Birliği olarak her yıl Kadıncık Ana Dergahında tüm kadınlarla beraber bir Muhabbet Cem’i yapacağız. Pandemi biterse önümüzdeki bahar da birçok şehrinden gelecek olan Avrupa Alevi Kadınlar Birliği bir heyet şeklinden Türkiye’ye gelecek ve Türkiye’deki Alevi kadınlarla birlikte bir buluşma sağlayacağız. Ayrıca Avrupa Alevi Kadınlar Birliği’nin şu anda Kadıncık Ana dahil geçmişi ile ilgili bir araştırma yapılıyor. Umarım bu araştırma kısa sürede tamamlanır ve kadın değerlerimizi açığa çıkartıp bir araya getiririz.
PİRHA-Alevi kadınlarının ısrarıyla başlanan Kadıncık Ana Evi’nin restorasyonunda sona gelindi. Alevi-Bektaşi kültüründe kadının rolünü simgeleyen Kadıncık Ana Türbesi şimdi ziyaretçilerini bekliyor.
Alevi kadınlarının mücadelesi ile Kadıncık Ana Türbesi yeniden hayat buldu. Atıl bir durumda, yıllarca kapısı kilitli tutulan türbe, restore edilerek ziyarete açılmak üzere. Hünkâr Hâce Bektaşi Veli Dergâhı’nın postnişine, Hünkârdan sonra oturan ilk kadın olma özelliğini taşıyan Kadıncık Ana, bu anlamıyla Aleviler için değerli bir Alevi önderidir.
Avrupa Alevi Kadınlar Birliği’nden (AABK) Sultan Şahin restorasyon çalışmalarını yerinde inceledi. Tamamına yakını biten Kadıncık Ana Evi’nin (Türbesi) restorasyonunda sona gelindiğini belirten Şahin, çalışmaların titizlikle sürdürülüp, tamamlanma aşamasına gelindiğini ifade ederken, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği (AABK) adına Serpil Özen de, yazılı bir açıklama yaptı. Türbenin, Alevi inancının kadına verdiği değeri yansıttığını belirten Serpil Özen, şunları kaleme aldı:
“Türbe, tarih boyunca Alevi toplumunda kadın-erkek eşitliğinin sürekliliğini temsil etmektedir. Kadıncık Ana Türbesi’nin restorasyon çalışması için ilk olarak Avrupa Alevi Kadınlar Birliği adına o dönemki başkanımız Sayın Nevin Kamilağaoğlu bir dilekçe yazarak Kadıncık Ana Türbesi’nin doğal dokusu korunarak acilen restore edilmesi gerektiğine dair talebimizi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na iletti. Bu talebimize karşın bize gelen cevapta ‘yeterli bütçemiz olmadığından dolayı türbeyi restorasyon kapsamına alamıyoruz’ denildi. Avrupa Alevi Kadınlar Birliği olarak ‘eğer koskoca bir devlet, küçücük bir türbenin bile onarımını yapamıyorsa biz kendimiz sponsor bulup yaparız’ dedik. Türbenin restorasyonu için sponsor olma talebimizi bir dilekçe ile bizzat kendilerine ilettik. Uzun süre bu dilekçemize herhangi bir cevap gelmedi. Bunun üzerine Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’ndan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, bir soru önergesi ile Kadıncık Ana’nın durumunu Kültür ve Turizm Bakanı’na sordu. Bakanlığın soru önergesine cevabında; 2019’da emlâk vergileri toplandıktan sonra toplanan paranın bir kısmının kültür değerlerinin restorasyonu için harcanabileceğini, bu bağlamda da Kadıncık Ana Türbesi’nin restorasyonunun 2019’da gündeme alınacağı bildirildi. Kadıncık Ana Türbesi’nin 2019 yatırım yılı planı kapsamında restorasyon çalışmalarının planlanmakta olduğunun bildirilmesine rağmen bu süreçte herhangi bir çalışma yapılmadı.”
“GEREKENLERİN YAPILMASI İÇİN PEŞİNİ BIRAKMADIK”
“Avrupa Alevi Kadınlar Birliği adına Türkiye’deki çalışmaların başından sonuna kadar takipçisi olan biz Serpil Özen ve Sultan Şahin, bu restorasyonun bir an önce yapılması ve verilen sözlerin gerçekleşip gerekenlerin yapılması için peşini hiç bırakmadık” diyen Özen, Uzun yıllar süren mücadelemiz sonucunda nihayet bu sene içerisinde aktif bir şekilde başlatılan restorasyon çalışması sonuçlandı. Yıllardır harabe içerisindeki görüntüsü ile yüreğimizi yakan Kadıncık Ana Türbesi’nin, özellikle Alevi kadınlarının mücadelesiyle ve Hacıbektaş İlçemizin Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok’un çabalarıyla bugün restorasyonunun tamamlanması bizler için büyük bir kıvanç ve mutluluktur. Hünkâr Hâce Bektaş Veli’yi anma etkinliklerinde, biz kadınlar onun eşiti olan Kadıncık Ana Türbesi’nin önünde her sene bir cem gerçekleşeceğimizin sözünü verdik. Umarım önümüzdeki yıl hep beraber burada kadın canlarımızla yan yana, el ele vererek, kadıncık anamızın onarılan türbesinde bu muhabbetimizi gerçekleştireceğiz. Kadıncık Ana Türbemizin onarımında emeği ve katkısı olan tüm canlarımızın hizmetleri Hakk katına yazıla. Aşk İle”
PİRHA- Avrupa Alevi Kadınlar Birliği heyeti restorasyonu yapılan Kadıncık Ana Evi’ne gitti. Birliğin başkanı Sultan Şahin, restorasyon için bir mücadele yürüttüklerini ve çalışmaların belli bir seviyeye ulaştığını belirterek, “Türbeyi harabe içinde gördüğümüzde çok üzülüyorduk ve böyle bir çalışma başlattık. Bunun sonucunu da aldık. Gerçekten çok mutluyuz” dedi.
Avrupa Alevi Kadınlar Birliği 2.Başkanı/ Fransa Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Sultan Şahin ve birliğin Türkiye Temsilcisi Serpil Özen’in Kadıncık Ana Türbesindeki restorasyon çalışmalarını yerinde inceledi.
Avrupa Alevi Kadınlar Birliği olarak Kadıncık Ana Türbesi’nin restorasyonu için bir mücadele yürüttüklerini ve çalışmaların belli bir seviyeye ulaştığını belirten Şahin, “Türbeyi harabe içinde gördüğümüzde çok üzülüyorduk ve böyle bir çalışma başlattık. Bunun sonucunu da aldık. Gerçekten çok mutluyuz” dedi.
“KADINCIK ANA TÜRBESİ’NİN ÖNÜNDE CEM YAPACAĞIZ”
Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her yıl Hacı Bektaş Anma Etkinlikleri’nde kadınlar Kadıncık Ana Türbesi’nin önünde bir cem gerçekleşeceğinin sözünü verdik ve böyle bir karar aldık. Umarım önümüzdeki yıl hep beraber burada kadın canlarımızla yan yana, el ele vererek bu muhabbetimizi gerçekleştireceğiz. Bizim dergahlarımız bize ait, Alevilere ait olan dergahlarımızın hepsine sahip çıkalım. Hepsi için böyle bir çalışma başlattık.
“KADINCIK ANA, HACI BEKTAŞ VELİ PİRİMİZİN EŞİTİDİR; BİR SÖYLEMİ OLMALI”
Türkiye’de çok fazla analarımız var. Elif Ana, Zarife Ana var. Dersim yöresinde o kadar çok kadınlarımız ve zamanında yaşanmışlıkları var ki Kadıncık Ana’nın olduğu yerden bir duyuru yapmak istiyorum. Kültür Bakanlığı’na ya da arşiv bölümlerinden sorumlu olan arkadaşlarımıza Kadıncık Ana, Hacı Bektaş Veli Pirimizin eşitidir. Bir resmi, bir söyleminin muhakkak var olması gerekir. Onun için biz bunun takipçisi olacağız. Eğer varsa Kültür Bakanlığı’nda ya da sorumlu olan insanlarda varsa bunun bir an önce ortaya çıkarılması gerekir ve yerli yerine, hakkı hakkını iade etmesi gerekir.”
“KADINCIK ANAMIZI VE EVİNİ TOPLUMA KAZANDIRIYORUZ”
Avrupa Alevi Kadınlar Birliği kurucusu ve Türkiye Temsilcisi Serpil Özen ise “Kadıncık Anamızı ve onun evini topluma kazandırıyoruz” dedi. Özen, “Bundan sonra da kadınlarımızın buraya gelip cem olmaları, cem yapabilmelerini, ziyaret edip burada niyaz olmalarını istiyoruz. Umarım bundan sonra benim için güzel bir şey olacak, bunun takipçisi olacağız” ifadelerini kullandı.
“KASIM AYININ İLK HAFTASI RESTORASYON TAMAMLANMIŞ OLACAK”
Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok da, “Sizlerin öncülüğünde başlatılan bu restorasyon çalışması 20 Ağustos itibari ile devam ediyor. 30 gün içerisinde Kasım ayının ilk haftasında çalışmayı tamamlamış olacağız” dedi.
PİRHA-Avrupa Alevi Kadınlar Birliği heyeti, Kadıncık Ana Türbesi’nde devam eden restorasyon çalışmalarını yerinde görmek için gittiği Hacıbektaş’ta belediye başkanı Arif Yoldaş Altıok’u makamında ziyaret etti.
Avrupa Alevi Kadınlar Birliği 2.Başkanı/ Fransa Alevi Kadınlar Birliği Genel Başkanı Sultan Şahin ve Avrupa Alevi Kadınlar Birliği Kurucu Üyesi ve Türkiye temsilcisi Serpil Özen, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine gitti. Şahin ve Özen, ilçedeki restorasyon çalışması devam eden Kadıncık Ana Türbesi’nde yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi almak için Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok’u makamında ziyaret etti.
Ziyarette, restorasyon çalışmalarının ne zaman tamamlanacağı, aslına uygun yapılıp yapılmadığı gibi soruları cevaplayan Belediye Başkanı Altıok, kendilerinin de sürekli çalışmaları yerinde takip ettiklerini belirtti.
Heyette yer alan Avrupa Alevi Kadınlar Birliği Türkiye Temsilcisi Serpil Özen, son zamanlarda Kadıncık Ana’yı sahiplenmenin arttığına işaret etti.
PİRHA – Hacıbektaş İlçesinde bulunan Kadıncık Ana Evi’nin restorasyon çalışmaları başladı. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok, çalışmaların özenli yapılması için takip ettiklerini söyledi.
Nevşehir’in Hacıbektaş İlçesindeki Kadıncık Ana Evi’nin restorasyon çalışmaları başladı. Kadıncık Ana Evi’nin restorasyonu için Alevi kadınlar, 2018 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvurmuştu.
“ÇALIŞMAYI TAKİP EDİYORUZ”
Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kendileriyle görüşerek çalışmalara başladığını söyledi. İki yıldır projenin bekletildiğini belirten Altıok, “Evin duvarları, içi, çatısı, duvar kaplamaları, girişi için restorasyona başladı” dedi.
Restorasyon çalışmasının Kayseri Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü tarafından yapıldığını söyleyen Altıok, çalışmanın yaklaşık iki ayda tamamlanacağını ifade etti.
Altıok, restorasyon çalışmasının uygunluğunu takip etmek için iki üç günde bir gidip yerinde incelemelerde bulunduklarını söyledi.
PİRHA – Hacıbektaş İlçesinde bulunan Kadıncık Ana Evi’nin söz verildiği halde yapılmayan restorasyonu için çağrı yapan AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, bu projenin biran önce hayata geçirilmesini istediklerini söyledi. Kamilağaoğlu, “Kültür ve Turizm Bakanılığı’nın verdiği bir söz var ve bu sözü tutmasını istiyoruz” dedi.
Nevşehir’in Hacıbektaş İlçesindeki Kadıncık Ana Evi’nin restorasyon çalışmalarını Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu PİRHA’ya değerlendirdi.
Kadıncık Ana Evi’nin restorasyonu çalışmasının 2018’de başladığını hatırlatan Kamilağaoğlu, o süreçte bakanlık ile görüşmesini şöyle anlattı:
“2018’in Haziran ayında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na Avrupa Alevi Kadınlar Birliği dilekçe gönderdi. Kısa süre içerisinde dilekçeye cevap geldi. Bizim isteğimiz Kadıncık Ana Türbesi’nin restorasyonuydu. Fakat bakanlık ödeme olmadığı için restorasyonu yapamayacaklarını söyledi. Bunun üzerine Avrupa Alevi Kadınlar Birliği olarak bu restorasyon çalışması için gerekli maddi kaynakları sağlayacağımızı belirten bir dilekçe gönderdik. Yine verilen cevap; bunun mümkün olmayacağını ve 2019 yılında emlak vergileri toplandıktan sonra toplanan bu paranın bir kısmının kültür değerlerinin restorasyonu için harcanabileceğini, bu bağlamda da Kadıncık Ana’nın restorasyonunu da 2019 yılında gündeme alacaklarını söylediler.”
Bakanlık ile yazışmaların bir süre devam ettiğini ve bu süreçte bilirkişilerin ve mimarların içinde bulunduğu bir proje hazırlandığını söyleyen Kamilağaoğlu, “Proje bize gönderildi. Bu projeyi biz bilirkişilere özellikle de başta Veliyettin Ulusoy efendimize gönderdik. Doğru bir proje olup olmadığı konusunda da bizi bilgilendirmesini rica etti. Ulusoy da detaylı bir şekilde restorasyon projesi değil ama yine de bazı önemli değişikliklerin restore edileceğini söylemişti ve o projeye okey verdi” dedi.
“PROJE BİRAN ÖNCE HAYATA GEÇİRİLMELİ”
Bu projenin biran önce yapılması için gerek Kültür Müdürlüğü gerekse valilikle görüşmeler yaptıklarını söyleyen Kamilağaoğlu, Kültür ve Turizm Bakanılığı’nın verdiği sözü tutması için çağrı yaptı.
Bu projenin biran önce hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizen Nevin Kamilağaoğlu, Kadıncık Ana’nın Alevi kadınları için önemli olduğunu, bu türbenin kesinlikle restore edilmesi için gerekli çalışmaların yürütüleceğini söyledi.
Kamilağaoğlu, bu projenin mutlaka hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek, bakanlığa bekletmekten vazgeçmeleri çağrısı yaptı.
Bu sene kadınların ilk birlik cemini Hacıbektaş’ta yapılan etkinlikler çerçevesinde türbenin önünde yapmayı planladıklarını ancak pandemi dolayısıyla bunu yapamadıklarını belirten Kamilağaoğlu, seneye bu cemi yapacaklarını ve geleneksel hale getireceklerini vurguladı.
“DOSTUK VE BARIŞ ÖDÜLÜ HAKETMEDİKLERİ HALDE AVUSTURYA HIZIR GRUBU’NA VERİLDİ”
Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok ile görüştüğünü belirten Kamilaoağoğlu, “Tabi büyük bir kırgınlığım var. Bilindiği üzere bu sene Dostluk ve Barış Ödülü’nü Avusturya Hızır grubuna verdi, haketmedikleri halde. Hiç barış ve dostluk etiketi taşımayan, Alevi kurum temsilcilerini mahkemeye veren o gruba bu ödülün verilmesi bizleri incitti. Ama yine de Arif başkanla konuştuğumda, Kadıncık Ana Türbesi’nin bahçesinde peyzaj çalışmaları yapıldı” dedi.
PİRHA- 57. Ulusal 31. Uluslararası Hünkâr Hacı Bektaş Veli Anma etkinlikleri Kadıncık Ana Halk Konseri’yle sürüyor. Konserin amacı, kadına yönelik şiddete karşı ve İstanbul Sözleşmesi’ne farkındalık yaratmak.
Haberin videosu;
57. Ulusal 31. Uluslararası Hünkâr Hacı Bektaş Veli Anma etkinlikleri Kadıncık Ana Halk Konseri’yle sürüyor. Konserin amacının kadına yönelik şiddete karşı ve İstanbul Sözleşmesi’ne farkındalık yaratmak olduğu belirtildi.
Hacıbektaş Kent Meydanı’nda gerçekleştirilen konser öncesi semah dönüldü.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN ARKASINDAYIZ”
Semahın ardından Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok bir konuşma yaptı. Altıok, salgınla mücadeleye dikkat çekerek, “56 yıldır Türkiye’nin en önemli etkinliğini yapıyoruz” dedi. Etkinliği virüs yüzünden ertelemediklerini belirten Altıok, Hacı Bektaş’ın kadınları önemsediğini kaydetti.
İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırıları hatırlatan Altıok, “Biz alevi Bektaşi toplumu olarak İstanbul Sözleşmesinin arkasındayız” dedi.
Konser, sanatçıların söylediği deyişler ve türkülerle devam ediyor. Sanatçı İlkay Akkaya da sahneye çıkarak türküler seslendirecek.
PİRHA- “Hace Bektaş Veli’yi Kadıncık Ana’sız düşünemeyiz” diyor Yazar Gülfer Akkaya. ‘Alevi Yol Önderi Kadıncık Ana’ kitabını yazan Akkaya, PİRHA’ın sorularını yanıtladı. Akkaya, Kadıncık Ana’yı tanımlarken, “Alevi süreklerinden olan Bektaşi süreğinin hem kurucusu, hem o süreğin bugünlere gelmesini sağlayan, hem de o süreğin diğer kurucusu olan Hace Bektaş Veli’nin yoldaşı olmuş, Hace Bektaş Veli’yi etkilemiş, ama ondan farklı olarak, bugüne kadar gelmesi için de bu sürecin devam ettirilmesini sağlayan çok önemli bir tarihi karakter” diyor. Akkaya, Hace Bektaş Veli ve Kadıncık Ana’nın birlikte kadıncıl bir Alevilik ördüğünü vurguluyor.
Alevilikte kadınların durumu üzerine araştırmalar yapan ve bu konuda kitapları ve çeşitli makaleleri bulunan Yazar Gülfer Akkaya ile yeni kitabı ‘Yol Kurucusu Kadıncık Ana’yı konuştuk.
Akkaya, Aleviliğin varlık mücadelesinde önemli eşiklerden biri olan Kadıncık Ana ve Hace Bektaş Veli’nin kurduğu Yol’un oluşum sürecini ve bu sürecin temel kurucularından Kadıncık Ana’nın süreçteki rolüne ilişkin önemli değerlendirmeler yaptı.
Kadıncık Ana’sız bir Hace Bektaş Veli’nin düşünelemeyeceğini söyleyen Akkaya, “Kadıncık Ana’yı bilmiyorsanız Hace Bektaş Veli’yi bilemezsiniz. Hace Bektaş Veli’yi bilmiyorsanız da Kadıncık Ana’yı bilemezsiniz. Bu ikisi aynı mekanda, aynı inancı, aynı süreği var etmiş ve aynı dönemde yaşamış insanlar. Birini bilmeyince zaten diğerini de bilmiyorsunuz. Hacebektaş ilçesinde dergah var orayı biliyorlar. Mesela o dergahın var olmasının nedeni de Kadıncık Ana ile ilgilidir. Kadıncık Ana olmasaydı o dergah da olmazdı” diye konuştu.
İşte Yazar Gülfer Akkaya‘nın PİRHA Editörü Nilgün Mete‘nin sorularına verdiği yanıtlar:
NİLGÜN METE -Öncelikle tebrik ediyorum Kadıncık Ana ile ilgili bu kitabı topluma kazandırdığınız için. Çünkü Alevi toplumunun, özellikle de kadınların önemsediği Kadıncık Ana var ve çok bilinmiyor, ondan çok söz edilmiyor ve “Alevi kadınların tarihi denilince de akla gelen ilk isimlerden biri Kadıncık Ana” diyorsunuz kitabınızın girişinde. Kadıncık Ana kimdir biraz bahseder misiniz?
GÜLFER AKKAYA-Aleviler açısından Kadıncık Ana kimdir sorusunun cevabı…Ben çalışma yaparken de sürekli aklıma Rosa Lüksemburg gelmiştir. Mesela Sosyalist harekette bir kadını düşündüğünüzde aklınıza ilk Rosa Lüksemburg gelir, o temsil eder hem teorik hem pratik olarak. Kadıncık Ana da sadece Alevi kadınlar için değil, en çok tabii Alevi kadınlar için ama Alevi toplumu için de Rosa Lüksemburg’un temsil ettiği bir şeyi temsil ediyor hem teorik hem pratik olarak. Kadıncık Ana kimdir? Kadıncık Ana bugün Alevi süreklerinden olan Bektaşi süreğinin hem kurucusu, hem o süreğin bugünlere gelmesini sağlayan, hem de o süreğin tıpkı kendisi gibi diğer kurucusu olan Hace Bektaş Veli’nin yoldaşı olmuş, Hace Bektaş Veli’yi etkilemiş, bu yolu birlikte kurmuş ama ondan farklı olarak da bugüne kadar gelmesi için de bu sürecin devam ettirilmesini sağlayan çok önemli bir tarihi karakter.
-Kadıncık Ana kitabını neden yazmak istediniz? Araştırma yapmak pahalı olsa gerek. Herhangi bir destek aldınız mı?
Kadıncık Ana, araştırma yapmaya başladığımdan itibaren karşılaştığım bir isimdi. İlk zamanlar çok aklıma gelmiyordu. Ama Yol Kadındır kitabından sonra biliyordum yani kaçınılmaz şekilde ben Kadıncık Ana’ya bulaşacaktım. Bunu hissedersiniz ya siz, öyle bir şey oldu. Sonra devam eden süreçte de bu Aleviliğin gerçekleştirilmesi meselesinde de hep erkeklerden bahsediliyor. Tarihi değerli, ünlü kişilerden bahsediliyor ama hiç Kadıncık Ana’dan bahsedilmiyor. Alevi kurumlarında, cemevlerinde Hace Bektaş Veli’nin fotoğrafları oluyor ama Kadıncık Ana’nın yok. Fakat benim yaptığım araştırmalarda Kadıncık Ana ile Hace Bektaş Veli’nin isimleri hep yan yana geçiyor, hiç ayrı geçmiyor. Her ne kadar siz Kadıncık Ana’yı görünmezleştirseniz bile, birçok erkek ve kadın araştırmacı bunu yapıyor ama gene de bir Kadıncık Ana demeden geçemiyorsunuz. Yani görünmezleştirilemeyecek kadar tarihte görülebilen, özellikle o pratik mücadelesinden kaynaklı görülebilen biri. O yüzden bu önemli kişinin kim olduğunu ben de merak ettim. Baktım, pek bir şey yok, kitap falan zaten yok. Başka bilgilere baktım. Hep İslami bir kadın figürü önünüze çıkıyor. Ama bu İslami kadın figürü Hace Bektaş Veli ile olması mümkün değil. Bu sorular ve -olması gerekiyor- merakım nedeniyle Kadıncık Ana ile ilgili araştırma yapmaya niyetlendim. Ama şunu biliyordum, başından beri kaynak sıkıntısı olacaktı. Çünkü 200 yıl önce yaşamış kadınlarla ilgili doğum tarihlerinden ya da nerede yaşadıkları, ne yaptıklarına dair gerçek bilgilere bile ulaşmak zorken, 1100’lü yıllarda yaşamış bir kadın, üstelik Alevi, üstelik Anadolu’da, üstelik Selçuklu döneminde, üstelik arşivlerinin şimdi Cumhuriyet’in kütüphanelerinde belki gizli dolaplarında saklandığı bir kadınla ilgili araştırma yaptığınızda her şey çok daha zorlaşıyor. En zoru da şuydu: Alevilerin tarihlerini İslamcılar, Türkçüler yazmışlar. O yüzden Alevilik tarihi, Türk-İslam sentezinden geçmiş ve bugünlere gelmiş. Şu anda da ‘temel kaynaklar’ diye bize önerilen kaynakların çoğu Türk-İslam sentezinden geçmiş. O bakıştan o perspektiften süzülerek hem Türkçü hem de İslamlaştırılmış bir Alevilik var. Kadıncık Ana ile Hace Bektaş Veli’nin kendisi de biraz öyle olmuş. O kaynakların içinde Kadıncık Ana’nın kendisini aramak, Alevi bir kadını, bu kadar Türkçü ve İslamcı bir bilgi ağının içinde aramanın kendisi de çok zordu. Ama neyse ki yine de devletin her ne kadar teslim almaya çalıştığı insanlar da olsalar, dede İlyas’ın torunundan ya da Aşık Paşazade’ye kadar bir takım insanlar böyle satır aralarına bazı bilgiler koymuşlar, 3-4 sayfa yer vermişler, oralardan ulaşabiliyorsunuz. Kaynak sorunu bir hayli yaşadım.
Şunu da söyleyeyim: Daha çok ben bu çalışmayı yaparken kendimi mazoşist de hissettim. İslamcı kaynakları okuyup oralardan o bilgileri yıkayarak Alevilik ve Alevi kadın mevzusunu çözmeye çalıştığım için son derece sabırlı yaptığım bir iş oldu.
Maddi kaynak açısından da biz Avrupa Alevi Konfederasyonu’na başvurduk Hüseyin Mat üzerinden. Bir de Avrupa Alevi Kadınlar Birliği’ne de Nevin Kamilağaoğlu üzerinden başvurduk, o zaman oranın başkanıydı. 2019’un Kasım ayından bahsediyorum. Ancak her iki kurum da olumlu ya da olumsuz dönmedi. Bunu da şunun için söylüyorum: Cevabın gelmemesinin kendisi politik bir şeydir. Ben bunun şöyle bir şey olduğunu düşünüyorum. Evet Aleviler kadınlar açısından yeni politikalar üretmeye başladılar. Alevi kadınlar da o açıdan iyi gidiyorlar ama galiba yeterince hazır değiller ve kendi kadın erenleriyle, mürşitleriyle bile gerçek kimlikleriyle herhalde yüzleşmeye henüz hazır değiller diye düşündüm.
“ALEVİLİK İSLAMLAŞTIRMA, TÜRKLEŞTİRME VE ERKEKLEŞTİRMEYLE ASİMİLE EDİLİYOR”
-Kitabınızı nasıl yazdınız? Nasıl bir çalışma yürüttüğünüz? Yani yeterince kaynak var mıydı? Biraz bahsettiniz o kaynaklardan… Biraz onu anlatır mısınız?
Alevilere ilişkin kaynaklar özellikle Cumhuriyet döneminden itibaren resmi kaynağa dönüştürülmüş. Onlarla ilgili gerçek bilgilerin kendisi, temel kaynakların kendisi, resmi tarih yazıcılarının eline verilmiş. O resmi tarih yazıcıları oradaki Osmanlıcaları Türkçeye çevirirken bir takım deformasyonlar yapmışlar, bilerek yapmışlar. Osmanlıcayı öyle biliyordum da değil. Mesela Elvan Çelebi’nin kitabının önsözünde kitabı yeni çıkaran kişi eski yazarlarla orada bu konularda yüzleşiyor. Kaynak meselesinde bundan sonra yapılacak araştırmalar açısından da benim önerim kendim de bu yöntemi denedim, bir kere o kaynakların kendisinin Türk ve İslamcı bir gözle yazıldığını, Aleviliğin sadece Selçuklular zamanında, sadece Osmanlılar zamanında değil, bugün Türkiye Cumhuriyeti zamanında da temel üç ayak zemininde asimile edilmeye çalıştığını görerek, bunlara karşı daha farklı perspektiflerden bakarak araştırma yapılması gerekiyor. Bir tanesi İslamlaştırma, ikincisi Türkiye Cumhuriyeti ile beraber Türkleştirme, üçüncüsü de kadıncıl olan Aleviliğin kendisini erkekleştirme ayağıdır. O yüzden araştırmacıların o kaynakların hepsine böyle bakması lazım. Şimdi ben kiminle karşılaşırsam karşılaşayım, İslamcı feminist arkadaşlarımız dahil, Alevi kurumlarında çalışan kadınlarımız dahil, “Şamanlık Alevilikte var değil mi” diye söylüyorlar. İşte “İslam Alevilikte var değil mi?” Yok. Alevilik başka dinlerden etkilenmiş ama Alevilik bu değil, Alevilik şamanlık değil…
“KADINCIL BŞİR İNANÇ OLAN ALEVİLİK ERKEKLEŞTİRİLEREK DEĞİŞTİRİLİP BUGÜNLERE GELİNDİ”
Bu kitapta nasıl anlatmaya çalıştınız Kadıncık Ana’yı?
Diğer kitaplarda Aleviliğin nasıl kadıncıl bir inanç olduğunu ve bugünlere kadar nasıl erkekleştirilerek değiştirilip geldiğinden bahsediyordum. Bu Kadıncık Ana kitabında, bu kadıncıl olan unsurlarının nasıl kurulduğunu yazdım. Bugün ben Kürt Alevi’siyim ve Dersim Alevi kültüründen geliyorum. Biz dahil olmak üzere yani Kürt Alevi süreği vs. hepsi dahil olmak üzere Kadıncık Ana’nın bizzat oluşturduğu bu kadıncıl zeminin içinden besleniyoruz biz de. Nasıl? Munzur aslında kadın adıydı da erkekleştirildi ise ve bundan güç alıyorsa kadınlar, Kadıncık Ana’nın kendisi de bu kadıncıl Aleviliğin örüldüğü süreklerden biridir ve bu kitapta bahsettiğim şey de kadıncıllık Aleviliğin kuruluş dönemlerine dair bilginin kendisi aslında. Hace Bektaş Veli’nin kadınlara karşı duyarlılığı, eşim değil, eşitim demesi Kadıncık Ana için ve kadınları da zaten eşit mesafede görmesi kendisine Kadıncık Ana ve o dönemdeki kadınlarla beraber yürüttüğü mücadelenin kendisidir. Bizim tarihçiler, Aleviler, Hace Bektaş Veli’nin Babai İsyanı’ndan sonra Anadolu’ya geldiğinin ve işte orada bir süre saklandığından falan bahsederler. Oysa hiç Aşık Paşazade öyle bir şeyden söz etmiyor. Kitabın kendisine bile göz attığınızda görüyorsunuz ki Hace Bektaş Veli, Kadıncık Ana ve o dönemdeki kadınlarla beraber hem bu süreği kuruyor hem de o kadınlar Hace Bektaş Veli’yi çevreleyip aslında Selçuklu’nun zulmünden koruyan kesimler. Orada der ki Paşazade, Hace Bektaş Veli Anadolulu bacıları seçti. Kim bu Anadolulu bacılar? Ona baktığınızda, Kadıncık Ana ve o dönemki örgütlü kadınları görüyorsunuz. O dönem Taptuk kadınları dahil olmak üzere işte Kadıncık Ana’nın içinde olduğu Anadolulu bacılar olmak üzere örgütlü bir yapı halinde varlar ve Alevi süreklerine baktığınız zaman kadınların da kendilerine dair bir örgütlenme, yan yana durma biçimlerinin olduğunu da o dönemlerde görüyoruz. Bunu kimi erkek yazarlar da tabi bizim gibi algılayamadıkları için, çünkü cinsiyetçi perspektiften baktıkları için ama buna rağmen onlar da bahsediyorlar.
-Bu yazarlar Alevi değiller mi?
Kimi Alevi, kimi de değil, ama birincil kaynaklara baktığınızda çoğu Alevi değil zaten. O temel kaynaklarının sahipleri Alevi değil ama zaten olmalarına da gerek yok. Yani o dönem Bacıyan-ı Rum’dan bahsediliyor. Bence, en önemli çarpıtmalar ve İslamlaştırmalardan biri bu. Bacıyan-ı Rum örgütü diye bir örgütten bahsediliyor. Bunun Ahi toplumuna ait bir kurum olduğundan bahsedilir ama Aşıkpaşaoğlu’nun bahsettiği Bacıyan-ı Rumlar genel bir Anadolu kadını kavramıysa o zaman Bacıyan-ı Rum örgütünün Ahilere ait bir örgüt olduğu noktasında soru işareti oluşması lazım. Bu tür sorgulamalara gittim. O çeşitli kaynaklardan karşılaştırarak, o dönem Ahi kadınların da bir örgütlenmesi var, ama Alevi kadınların da bir örgütlenmesi var ve başka alanlarda kadınların da örgütlenmesi var ve Bacıyan-ı Rum yani Anadolulu kadınlar örgütlenmesi, bugünkü bizim genel olarak kadın örgütlenmesi deyip içine nasıl bütün kadın gruplarını koyduğumuz bir kadın örgütlenmesi varsa Anadolulu kadınlar örgütlenmesinin böyle olması gerektiğini düşünüyorum. Ama mesela bunu Türk-İslam sentezinden gelen erkek araştırmacıların kendileri, işte Bacıyan-ı Rum örgütü diye bunu sadece Ahilere aitmiş gibi gösterebilir. Benim söylediğim de bir iddia ama onlar iddia olarak yazmamışlar. Bence onlarınki de iddia. O yüzden çok daha fazla temel kaynağı Osmanlıca’dan, hangi dilden yazılmışsa, o temel kaynaklara ulaşmadan bence o bilgiye de soru işareti ile bakılması gerekiyor. Mesela kitapta ilk söylenen mevzulardan biri de ilk kez ortaya atılan sorulardan başlıklardan biri de bu Bacıyan-ı Rumlar kim? Ahilik kadınları mı? bence değil. Böyle bir şey olamaz. Çünkü aynı zamanda Kadıncık Ana ve birlikte örgütlü olduğu kadınlar Taptuklu kadınlar, hepsi Anadolulu kadınları temsil ediyor.
“KADINCIK ANA YOL’UN KURUCUSU, SÜRDÜRÜCÜSÜ, KARAR VEREN”
-Kitabınızda tarihsel bilgiler de veriyorsunuz. Baba İlyas, müridi Baba İshak var. Bunlar o dönemdeki baskılara, zorluklara karşı mücadele veriyorlar. İki Yol Eren’i diyoruz. Hace Bektaş Veli’ye ve Kadıncık Ana’ya yol gösterici mi oldular?
Şurası çok kesin Hace Bektaş Veli, Anadolu’ya geldiğinde Baba İlyas’a gidiyor ve onun müridi oluyor. Bu resmi kaynaklarda bile kesin. Ama mesela bu çok çarpıtılıyor. Hace Bektaş Veli gelmeden hacca gitmiştir diyenler var. Vilayetname’de bile bu geçer. İşte oraya gittiği için Hacı falan derler ama aslında Hace Bektaş Veli hacca gitmiş biri değildir. Anadolu’ya gelirken, direkt Anadolu’ya gelmiştir ve Baba İlyas’ın müridi olmuştur. Birkaç yıl onun yanında eğitimini almıştır. Babai İsyanı’nda yer almıştır kardeşi Menteş ile beraber. Kardeş Menteş Sivas’taki savaşta ölmüştür. Savaşın sonuna doğru zaten 1,5 ay falan sürüyor Babai İsyanı’nın kendisi. Bu kısa süre içerisinde de 18 kere meydan muharebesi oluyor. Babai İsyanı dediğimiz şey çok devasa bir şey ve Alevilik için çok önemli. Özellikle Anadolu ve Türkler için çok önemli bir tarih ama hepimiz için önemli bir tarih. Babai İsyanı’nın sonucunda yenileceklerini gördüklerinde bu yolun devam etmesi için Hace Bektaş Veli için, sen şimdi çıkıyorsun, bu yolu burada sürdüreceksin. Biz yenileceğiz ama bu yol burada kalacak, diyor ve ondan sonrasında Kadıncık Ana ve Hace Bektaş Veli’yi birlikte Anadolu’da görüyoruz. Çünkü Hace Bektaş Veli Kayseri’de kalıyor. Ahilerle kesinlikle ilişkisi var ve çok iyi, çok yoldaşça bir ilişkisi var. Birlikte zaten Selçuklu’ya da karşı geliyorlar. Zaten Babaileri katlettikten sonra Ahi toplumunu da 10-15 yıl içinde Selçuklu devleti biçiyor ve Hace Bektaş Veli’nin o dönemde Ahilerin bile yok edildiği ama Hace Bektaş Veli’nin yok edilememesinin nedeni de Kadıncık Ana ile beraber Anadolu’da var olması ve Kadıncık Ana ile beraber bu yolun kendisini kurması. Zaten Hace Bektaş Veli öldüğünde aslında herhangi bir kurumsallaşma olmuyor. Bu işin devamlılığının sağlanması gerektiği kararını veren kişi de Kadıncık Ana. Bunu kendisinden sonra kimlerin yürüteceğini seçen kişi de Kadıncık Ana. Ona o eğitimi veren de Kadıncık Ana. Aynı bu Kerbela olayı gibi. Nasıl ki Zeynep olmasaydı biz bilmezdik. Zeynep taşıyor ya… Burada da Kadıncık Ana bu yolu taşıyan kişi aynı zamanda. Ama şöyle bir farkı var Kadıncık Ana’nın. Kadıncık Ana, bu Yol’un kurucusu, Hace Bektaş’la beraber bu yolun kurucusu. Sadece kazan kaynatıp yemek pişiren kişi değil. Bu Yol’un kurucusu, Yol’un sürdürücüsü, Yol’un bundan sonra nasıl devam edeceğine dair karar veren ve devam ettirecek olan kişileri seçendir Kadıncık Ana.
“KADINCIK ANA DEVASA BİR KADIN, ANCAK YETERİNCE BİLMİYORLAR”
-Bu denli bir ismi, Kadıncık Ana’yı, Alevi toplumu yeterince biliyor mu, yeterince tanıyor mu? Kadıncık Ana ismi biliniyor mu?
Ben 7-8 yıla yakındır Alevi kadınlarla ilgili çalışıyorum. Gittiğim yerlerde ben de çok merak ediyordum. Kadıncık Ana’yı soruyordum o kurumlardaki kadınlara ve erkeklere. Ya duymamışlar hiç, böyle bir kadınla ilgili bilgileri yok, ya da birini duyduk, diyorlardı. Ben hayret ediyordum. Nasıl diyordum, her yerde önüme çıkıyor ve siz bu alandasınız, çalışma yapıyorsunuz ve bilmiyorsunuz. Ama daha acısı ne biliyor musunuz? Hace Bektaş Veli’yi de bilmiyorlar. Ben Hace Bektaş Veli’nin Hace Bektaş Veli olarak bilindiğini düşünmüyorum, Vilayetname’deki haliyle de bilindiğini düşünmüyorum. Çünkü onunla ilgili de “Evet var ama o kadar da bilmiyoruz” diyen birçok insanla karşılaştım. Zaten Kadıncık Ana’yı bilmiyorsanız Hace Bektaş Veli’yi bilemezsiniz. Hace Bektaş Veli’yi bilmiyorsanız da Kadıncık Ana’yı bilemezsiniz. Bu ikisi aynı mekanda, aynı inancı, aynı süreği var etmiş ve aynı dönemde yaşamış insanlar. Birini bilmeyince zaten diğerini de bilmiyorsunuz. Şunu biliyorlar: Kadınlarla ilgili birkaç tane şiiri var Hace Bektaşı’n. O şiirleri biliyorlar. Hacıbektaş ilçesinde dergah var orayı biliyorlar. Mesela o dergahın var olmasının nedeni de Kadıncık Ana ile ilgilidir. Kadıncık Ana olmasaydı o dergah da olmazdı. Çok devasa bir kadından bahsediyoruz.
“GERÇEKTEN HACE BEKTAŞ VELİ’NİN BÖYLE BİR SAKALI VAR MIYDI?”
-Bu kıymetli, değerli Yol kurucularını, yöneticilerini tanıtmak gerekiyor, cemevlerinin bir okul gibi olması gerekiyor ve Alevi toplumuna bu Yol önderlerinin anlatılması gerekiyor.
Ama işte nereden hangi kaynaktan nasıl anlatacağız? O yüzden bu yeni çalışmalar çok önemli. Az önce desteklenmeme ile ilgili söyledim, yoksa çok önemli değil. Önemli olan kendi tarihini, kendi kültürünü ve kendini kimlerden öğreniyorsun ve nasıl öğreniyorsun? Doğru mu? Bu kadar kendi inancını bile değiştiren, İslam inancını bile değiştiren bir İslam’ın olduğu coğrafyada Alevilerin gerçekten vay haline… Dolayısıyla Hace Bektaş Veli’yi de, Kadıncık Ana’yı da ya da diğer uluların kendisini de gerçekten tanıyacağız ki tanıtalım. İslamlaştırılmış bir Hace Bektaş’ın kime ne faydası var? Ben mesela şunu da düşünüyorum Hace Bektaş Veli’nin fotoğrafları var… Ben artık bu çalışmalardan sonra şüphe ile bakıyorum. Öyle mi görünüyordu, böyle bir sakalı var mıydı?
“HACE BEKTAŞ DERGAHI’NDAKİ GÖRESELLERİN ÇOĞU İSLAMA DAİR”
-İslamlaştırılmış olabilir mi?
Hace Bektaş Veli Dergahı’na gidin. Oradaki görsellerin çoğu zaten İslam’a da dair. Benim okuduğum ve içinden büyüyerek geldiğim kültürle hiç alakası yok. Dolayısıyla ben bir arkadaşıma bu kitabını araştırmasını yaparken, “İyi ki Kadıncık Ana’yı tanımamışlar, görmemişler yoksa oraya da başı bağlı, tesettürlü bir kadın konabilirdi, demiştim.
“HACE BEKTAŞ VELİ VE KADINCIK ANA BİRLİKTE KADINCIL BİR ALEVİLİK ÖRMÜŞTÜR”
-Hace Bektaş Veli’nin kadınları önemsediğini biliyoruz. Kadıncık Ana’yı da çok önemsemiş, eşitim demiş. Yan yana mücadele etmişler. Acaba, bu iki Yol kurucusu, bu Yol’u nasıl yürütmüşler?
Bizde erkek egemen bir bakış olduğu için, bilim de çok cinsiyetçi bir alan olduğu için bilginin üretildiği alan da, oralardan hep böyle erkeklerden yola çıkarak anlatılır ama şimdi çok teknikleştirerek söylüyorum, konu daha iyi açılsın diye. Anadolu’da yaşayan kim?
Kadıncık Ana.
Dışarıdan gelen kim?
Hace Bektaş Veli.
Hace Bektaş Veli, Babai İsyanı’ndan sonra nereye geliyor? Kadıncık Ana’nın yaşadığı yere geliyor. 7 hane var, hanenin biri Kadıncık Ana’nın hanesi. Peki Hace Bektaş Veli nereye geliyor? Kadıncık Ana’nın evine geliyor. Şimdi Kadıncık Ana’nın evi dediğimiz şey aynı zamanda Hace Bektaş Veli’nin bir dönem yaşadığı yer değil mi? Dolayısıyla orası süreğin kurulduğu yer. Mekan olarak baktığımızda o anlama da geliyor. Ama cinsiyetçi perspektifle baktığınızda şu anda ne var? Hace Bektaş Veli’nin dergahı var. Kadıncık Ana’nın evi görünmüyor bile. Daha yeni yeni bu konulardan bahsediliyor. O yüzden bu iki Veli’nin arasındaki ilişkiyi anlayabilmek için bu erkek egemen bakıştan vazgeçmemiz gerekiyor. Biraz şöyle bahsediyorlar: Sanki Hace Bektaş Veli, lütfetmiş, Kadıncık Ana’ya değer vermiş. Eşitim derken bir lütufta bulunuyor gibi. Hayır öyle değil. Erkeklikle yüzleşmiş, bunu Aleviliğin içine alamayacağını biliyor. Nereden biliyor? Baba İlyas’tan biliyor. Çünkü Baba İlyas’ın 72 bin müridinin içinde binlerce kadın mürit var. Bunu nereden biliyoruz? Elvan Çelebi’nin kitabından biliyoruz. Elvan Çelebi kitabında her ne kadar direk kadın müritlerden bahsetmese de, Baba İlyas’ın aldığı kararlardan birinin kadın ve erkek müritlerin birbirlerine nasıl mesafeli olması gerektiği, nasıl dergahlarda yerleşmesi gerektiğine dair bilgilerden biliyoruz ki kadın müritler de var. Aynı şekilde İslami saldırılardan biliyoruz. Yani karşı tarafın tarihi notlarından biliyoruz. Çünkü Baba İlyas’ın yaşadığı Çat köyünde mürit olan bir kadına kafayı takıyor oradaki kadı. Bir kadın nasıl öyle olabilir, nasıl oraya gidebilir, nasıl buraya gidebilir. Bunlardan şunu anlıyoruz kadın müritler var. Kadın müritler Anadolu’da fikirlerini örgütlemek için bir yerlere gidiyorlar. Sadece dergahta da kalmıyorlar. Kadıncık Ana sadece yemek yapan biri değil. O zaman bu perspektifle baktığımızda, Hace Bektaş, Kadıncık Ana ile beraber eşit ve ortak olarak kadıncıl bir Alevilik örmüşler ve o kadıncıl Aleviliğin de bugün yürümesi gerekiyor. Bugün cemevlerinde kadınları mutfağa koyduğunuzda siz bu tarihe o zaman ihanet etmiş oluyorsunuz. Sadece erkeklerin olduğu, erkeklerin yönettiği, erkeklerden bahsedilen bir Alevilikten bahsedemezsiniz. Bahsederseniz Kadıncık Ana’yı gizlemeye çalışırsınız, zaten gizleyemediniz. Birileri de çıkar onları ortaya çıkarır. Bunun önünü kesemezsiniz.
“ALEVİLER İSLAMLAŞTIRMAYA, TÜRKLEŞTİRMEYE VE ERKEKLEŞTİRMEYE KARŞI UYANIK OLMALI”
-Hace Bektaş Veli’nin eşitim dediği Kadıncık Ana’dan bahsediyoruz. Bunun gizlenmesi, yeterince tanınmaması çok tuhaf bir durum. Bu ne anlama geliyor? Egemen olan İslam’ın etkisi olabilir mi?
Bu ilk önce erkekliğin etkisi, erkek egemen sistem diyoruz ya, onun etkisi var. Anadolu’da da yaygınlaşmaya başlayan 1200’lü yıllardan bahsediyorum. İslam o dönem Baba İlyas’ın inancından daha yaygın değil. O döneme baktığınızda Baba İlyas ve onun yaymaya çalıştığı inancın kendisi aslında Anadolu’yu Selçuklu devletinden daha çok etkiliyor. O yüzden de Baba İlyas’a çok karşılar. İşte “Kendisine peygamber dedi, öyle ilan etti.” “Katli vaciptir” falan diyorlar… Bu Babai İsyanı, gerçekten Spartaküs’ün ondan kaç bin yıl önce başlattığı isyanla tarihsel açıdan, özellikle Aleviler için ve Anadolu tarihi için Spartaküs’ün başlattığı o köle isyanıyla benziyor. Büyük anlamları olan, büyük toplumsal değişikliklere yol açan bir şey. Dolayısıyla o dönem evet İslam var, İslamcıların Baba İlyas’la da Kadıncık Ana’yla da Hace Bektaş Veli’yle de uğraştıklarını görüyoruz. Ama o dönemki İslam, Kadıncık Ana’nın ve Hace Bektaş Veli’nin bu kadıncıl Aleviliğin örmesini engelleyememiş. Dolayısıyla İslam mıdır? İslam değildir. İslam değilse o zaman nedir? Alevilerin erkekliğe karşı direnişleri ya da direnmeyişleridir. Bugün Aleviliğin bu kadar kadıncıllıktan uzaklaşmasının nedeni Alevi toplumunun kendisinin erkekleştirmeye evet demesidir. Bunu dedikten sonra İslam’la arasındaki o ilişki yansıyabilir. İslam’ın asimile etmeye çalışması yansıyabilir. Ama ben en başta 3 ayaktan bahsettim. 3 ayağa karşı Alevilerin uyanık olması lazım. Hem İslamlaştırmaya karşı, hem Türkleştirmeye karşı, hem erkekleştirmeye karşı. Peki niye şimdi Aleviler sadece İslamlaştırılarak asimile edildiğimizden bahsediyorlar da erkekleştirmeden bahsetmiyorlar, yeterince Türkleştirmeden bahsetmiyorlar o zaman. Baba İlyas’a, Hace Bektaş’a baktığımız zaman orada bir milletleştirme durumu yok zaten. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nden itibaren bu var ve buna karşı da yeterince yüksek sesle itiraz edilemiyor.
-Bu kadar kıymetli bir şahsiyetin, Kadıncık Ana’nın evi gerçekten kötü durumda, Onarılacak…Avrupa’dan Alevi kadınlar girişimde bulundular. Oarılacak. Kültür Bakanlığı da onaracak ama nasıl onaracak?
Ben o konunun biraz yangından mal kaçırma gibi olduğunu düşünüyorum. Şimdi Kadıncık Ana ile ilgili o evin durumuna ilişkin 17+ Alevi Kadınlar olarak biz gündeme getirmiştik. Sonra Avrupa Alevi kadınlar Birliği de bunu gündemine aldı ve yapmaya çalıştıkları şey çok güzel, biz de destekliyoruz. Ama şu anda AKP’nin bu dönemde üstelik paraya bu kadar ihtiyaç duyduğu bir dönemde, Alevilerin AKP’nin iktidarda olduğu bir zamanda ellerine, avuçlarına para sayarak o evi restore ettirmeye çalışmaları politika olarak da bana ters geliyor. Maddi olarak da o para gider, o ev de öyle kalır diye düşünüyorum. Ama daha da önemlisi bu tür işlerde mesela Kadıncık Ana’nın evini nasıl yapacağız? Alevi mimarisi ne? O 1100’lü yıllarda nasıldı? Şimdiki gibi o yeşil, İslami halılar mı vardı? Bütün bunları konuşmadan, bu konularda bilen, Alevi, sanat tarihi okumuş mimarlar olmadan, bir araya gelmeden Aleviler ortaklaşmadan, bu işin yapılabilmesi, çok hızlandırılmış ve bana doğru bir yöntem olarak gelmiyor. Ama arkadaşlar bilirler, kendi kararlarıdır.
“FESTİVALİN ADI ‘HACE BEKTAŞ VELİ VE KADINCIK ANA’YI ANMA FESTİVALİ’ OLMALI”
-Biliyorsunuz Ağustos’ta festival oluyor, Hace Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri. Kitabınızda “Bu etkinlik Hace Bektaş ve Kadıncık Ana Festivali olmalı” diyorsunuz.
Çünkü biri olmazsa diğeri olamaz. Kadıncık Ana’sız bir Hace Bektaş düşünemezsiniz. Bu mümkün değil. Tersinden Hace Bektaş’sız da Kadıncık Ana yok. Çünkü ikisi birden var etmişler ve Hace Bektaş Veli’nin kendisinin, adının ve yaptıklarının bugünlere gelmesinin sebebi de zaten Kadıncık Ana iken, siz o anmaları nasıl bu iki yoldaşı karpuz gibi ikiye bölerek, üstelik sadece Hace Bektaş Veli diyerek yapabilirsiniz. Bu mümkün değil. Ben yakın vadede değiştireceklerini düşünüyorum ama bunun için Alevi kadınların sesini yükseltmesi gerekir. Bu festivallerin adı Hace Bektaş Veli ve Kadıncık Ana’yı anma festivali olursa hiç olmazsa eşitlikçi, Alevilik için de somut bir adım daha atılmış olur.
PİRHA- Araştırmacı Yazar Gülfer Akkaya’nın yeni kitabı ‘Yol Kurucusu Kadıncık Ana okurlarıyla buluştu. Akkaya, Kadıncık Ana’yı ve Alevilik inancında kadın erkek eşitliğinin gelişimini mercek altına alıyor.
Uzun yıllardır Alevilikte ve Alevilerde kadınların durumu üzerine araştırmalar yapıp bu alanda çeşitli kitaplar yayımlayan Yazar Gülfer Akkaya’nın yeni kitabı çıktı.
Anadolu’da Aleviliğin varlık mücadelesinde önemli eşiklerden biri olan Kadıncık Ana ve Hace Bektaş-ı Veli’nin kurduğu Yol’un oluşum sürecini ve bu sürecin temel kurucularından Kadıncık Ana’nın süreçteki rolüne odaklanan kitap raflarda yerini aldı.
“Yol Kurucusu Kadıncık Ana” ismiyle yayımlanan kitapta Yazar Gülfer Akkaya, Baba İlyas, Selçuklu Devleti, Mevlana, Şems, Kimya Hatun, Moğollar, Kirmani, Ahi Evren, Fatma Bacı, Baciyan-ı Rum, Hace Bektaş-ı Veli, Abdal Musa gibi tarihsel figürlerin izinde Kadıncık Ana’yı ve Alevilik inancında kadın erkek eşitliğinin gelişimini mercek altına alıyor.
ERKEK ARAŞTIRMACILARIN CİNSİYETÇİ TUTUMLARI
Yaptığı çalışmalarda Alevilik hakkında kadın ve erkek araştırmacıların cinsiyetçi tutumlarına dikkat çeken Akkaya kitabında bu tutumları, “Aleviliğin kadıncıl unsurlarını yok saymaları, Aleviliğin kadıncıl unsurlarını var eden, yaşatan kadınları görünmezleştirmeleri, kadınlara dair bilgileri, kadınların yapıp ettiklerini yok saymaları ve böyle yaparak sadece erkeklerden oluşturdukları erkekleştirilmiş Aleviliği Alevi toplumuna aktarmaları” şeklinde açıklıyor.
Akkaya, Alevi kadınları görünmezleştiren bu yaklaşıma karşı daha önce yayımlanan “Sır İçinde Sır Olanlar, Alevi Kadınlar”, “Yol Kadındır” ve “Vardık, Varız Var Olacağız: Alevi Kadınlar” kitaplarında Alevilik inancına içkin olan kadın erkek eşitliğinin teolojik, tarihsel, pratik dayanaklarını araştırmış, bu eşitliğin nasıl bozulduğuna ve eşitliğin sağlanması için neler yapılabileceğine dikkat çekmişti. Son kitabında ise Alevilik inancındaki kadın erkek eşitliğinin temellerinin atıldığı en önemli süreçlerden birini gün ışığına çıkartıyor.
KADINCIK ANA’YI VAR EDEN SÜREÇ
Akkaya kitabın ilk bölümünde Hace Bektaş-ı Veli ve Kadıncık Ana’yı oluşturan sürece kadınlar açısından bakıyor. Bu bölümde döneme ve coğrafyaya hâkim olmaya çalışan İslam’ın Alevi süreklerine ve diğer muhalif toplumsal yapılara etkisini ele alıyor. Akkaya’nın kitabının bu dönemi anlatan diğer kitaplardan temel farkı, yaşananları özellikle kadın politikaları açısından ele almasında ve değerlendirmesinde açığa çıkıyor. Dönemi anlatan kaynakları feminist metodolojiyle yeniden elden geçiren Akkaya, Alevilere yönelik imha, inkâr ve asimilasyon politikalarındaki cinsiyetçiliği de bütün çıplaklığıyla ortaya seriyor. Sadece son süreçte değil, bugüne kadarki iktidarların tamamında her daim muteber bir “ulu” olarak sunulan Mevlana’daki kadın düşmanlığı, homofobi ve heteroseksist tutumlar daha önce hiçbir araştırmada bu kadar açıkça ortaya konmamıştı.
Akkaya kitabın birinci bölümünde bir yandan Baba İlyas, Kalender Çelebi, Mevlana, Şems, Kimya Hatun, Moğollar, Kirmani, Ahi Evren, Fatma Bacı, Hace Bektaş-ı Veli, Abdal Musa gibi tarihsel şahsiyetler nezdinde süreci değerlendirirken diğer yandan Babai isyanı, Ahiler, Baciyan-ı Rum örgütlülüğü, Selçuklu Devleti ve Moğolların Anadolu’ya gelişleri gibi hareket ve kurumsallaşmaların sürece etkilerinin izlerini sürüyor.
KADINCIK ANA VE ANADOLULU KADINLAR
Yazar Gülfer Akkaya, kitabın ikinci bölümünde Kadıncık Ana ve Anadolulu kadınların mücadelesine yoğunlaşıyor. Kadıncık Ana’yı ortaya çıkartan tarihsel sürece kadın bilinciyle baktığında Anadolu Bacılarından, kadın ululardan, erenlerden, pirlerden, Analardan kadın tekkelerine dek var olan güçlü bir kadın örgütlülüğünün üzerindeki tozu silkeleyerek kadınların etkili şekilde yer aldığı bu tarihi ilk kez görünür hale getiriyor.
Akkaya bu çalışmasında sadece egemen ideoloji ve güçlerin değil, bizzat kendileri de bu saldırılara maruz kalanların kadınların tarihini karartmalarına, onları tarihin görünmez dehlizlerinde unutulmaya bırakmalarına da meydan okuyor.
Kitabın üçüncü ve son bölümünde Akkaya’nın çeşitli dönemlerde Kadıncık Ana ve Kadıncık Anaevi üzerine yazdığı makaleler, meselenin nasıl ele alınması gerektiği üzerine önerilerini içeren yazılar bulunuyor.
GÜLFER AKKAYA KİMDİR?
1972 Şubat’ında, Sivas Kangal’ın Kürt Alevi köyü olan Kürkçü’de (Qurcik) doğdu.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisansını “Kadınların paralı günleri” konusu üzerine Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde yaptı.
Çeşitli haber portallarında, internet sitelerinde ve Alevi dergi ve gazetelerinde uzun yıllardan beri yazmakta. Pek çok dergide yayımlanan çok sayıda makalesi mevcut.
Uzun yıllar dergi ve gazetelerde editörlük yaptı. Hala düzenli şekilde Siyasihaber.org ve AvrupaForum1 adlı sitelerde yazmakta.
2008 yılında “Unutulmasın diye… Demokratik Kadınlar Derneği”;
2011 yılında “Sanki Eşittik, 1960-1970’li yıllarda devrimci mücadelenin feminist sorgusu”;
2014 yılında “Sır İçinde Sır Olanlar: Alevi Kadınlar”;
2017 yılında “Yol Kadındır”;
2018 yılında “Vardık, Varız, Var Olacağız: Alevi Kadınlar” adlı kitapları yayımlandı.
PİRHA- 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşırken, Mersin Cemevinde panel düzenlendi. Panelde konuşan Yazar Yaşar Seyman, Alevilikte kadının yerinin çok önemli olduğunu belirterek, “Kadıncık Ana’da, Bacıyan-ı Rum örgütlenmesinde net olarak görüyoruz” dedi.
Mersin Cemevinde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle panel düzenlendi. Vicdan Baykara’nın moderatörlüğünde gerçekleşen panele Yazar Yaşar Seyman konuşmacı olarak katıldı.
Panelde açılış konuşması yapan Mersin Cemevi Yönetim Kurulu üyesi Bedia Caka, “Bu 8 Mart’ta çok da temel bir görevimiz var” diyerek “Irkımız, mezhebimiz, inancımız, partimiz ne olursa olsun kadınların yan yana durup savaşlara karşı hayır demesi, bütün ölümü kutsayan insanları yok sayması ve yaşamı yeniden üretmesi gerekir” şeklinde konuştu.
Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz da yaptığı kısa konuşmada “2020 yılında kadının geldiği konum kendi mücadelesinin sonucudur. Kadın kendi eliyle ortaya koyduğu mücadeleden dolayı bugünlere gelmiştir. Bu evrenin kuruluşundan beri kadınlar ne elde etmişse kendi mücadelesiyle elde etmiştir” dedi.
Sendikacı Vicdan Baykara ise yaptığı konuşmada 8 Mart’ın tarihçesini paylaştıktan sonra, Yazar Yaşar Seyman da, “Anaların acısını paylaşıyorum” diyerek başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Yaşamım boyunca hep barıştan söz ettim, nefesim yettiğince de dillendirmeye devam edeceğim. Alevi inancında kadının yeri çok önemlidir. Tarih boyunca buna tanıklık ediyoruz. Hacı Bektaş Veli’nin yol arkadaşı Kadıncık Ana var. Kadıncık Ana ile ilgili Hacı Bektaş Veli’ye sürekli “Kadıncık Ana eşiniz mi?” diye soruyorlar ve Hacı Bektaş Veli de, ‘Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde/ Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde/ Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok, noksanlık, eksiklik senin görüşlerinde’ diyor. Hacı Bektaş öldükten sonra Bektaşiliği yayan Kadıncık Ana’dır. Hemen yanı başında Kırşehir’de Ahi Evran ve Bacıyan-ı Rum örgütünü kurulmuştur. Bu örgütlenmeyle kadınların toplumsal, ekonomik ve sosyal yaşamda yer almaları sağlanıyor. Pir Sultanımız, kadını kıblesi olarak görürken, Neşet Ertaş “ Biz erkekler insanoğluyuz kadınlar ise insan” demiştir.”
“21. yüzyılda günde 5 kadın şiddetten ölüyor” diyen Seyman “Bunun yanında çok büyük başarı hikayeleri var. Bunları anlatıp başarıya kilitleneceğiz” dedi.
Konuşmaların ardından soru-cevap bölümüyle panel sona erdi.
PİRHA – Kadıncık Ana Derneği Başkanı Gönül Akkuş, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda sergilenen birçok değerli eşyanın kaybolduğunu iddia etti. Yetkililerin, söz konusu envanterlerle ilgili açıklama yapmadıklarını söyleyen Akkuş, “Dergahın içerisi boşaltılıyor. Yaşam belirtisi dahi yok. Kimi yerleri rutubetten kokuyor. Alevi Bektaşi yolu böyle tahrip edilmemeli” dedi.
Kadıncık Ana Derneği Başkanı Gönül Akkuş, geçtiğimiz yıllarda Nevşehir Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda sergilenen birçok envanterin kaybolduğunu iddia etti. Yetkililerin, sözkonusu eşyalar hakkında gerekli açıklama yapmadığını söyleyen Akkuş, “Dergahın içerisi boşaltılıyor. Yaşam belirtisi dahi yok. Alevi Bektaşi yolu böyle tahrip edilmemeli” dedi.
Akkuş, dergahın kültürel açıdan zengin envanterlerinin geçmişte teşhir edildiğini, kendisinin de o eşyaları fotoğrafladığını aktardı.
Dergahı konu edinen bir de kitap çalışması yapan Akkuş, “Dergaha 2-3 ayda bir gidip geziyorum. Garibime giden birinci şey şuydu; Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin dergahındaki dervişlerin, kispetleri, giyim kuşamlarına uyumayan kara giysili vs sakallı dervişler buralara dizildi. Anadolu’muza has bir şey vardı. Bugün Avrupa ‘pes-purt’ diyor. Bizde buna ‘kırk yama’ der büyüklerimiz. Eskiden küçük-büyük kumaş parçaları muska ve kare şeklinde iç içe çeşitli sembollere dönüştürülerek güzel örtü, sofra bezi yapılır kullanıma hazır malzeme üretilirdi. Bu dokuma, kırk yama işini severek izliyordum. Resimlerini de çektim. Bu çalışmalar sonradan dergahta yok oldu. Envanterlerde müzik aletlerimiz vardı, onlar da gün geçtikçe azaltıldı” dedi.
Dergahta kaybolan malzemelerle ilgili yetkililerle görüştüğünü aktaran Akkuş, “Sorumlular kimi değerli parçaları ‘bakım yapacağız’ gerekçesiyle kaldırdılar” diyerek aktarımlarına şöyle devam etti:
“Bazı kap-kaşıklar, fincanlar, ağızlıklar, buhardanlıklar vardı ve yok oldular. Hünkar Hacı Bektaş Veli’ye ait sancaklar dahi ortadan kaldırıldı. Yetkililere sorduğumda ‘çok gelen giden oluyor o sebeple kaldırdık’ cevabını verdiler. ‘O zaman dergahın yanına bir de müze yapıp sergileyin’ dedim. Karşımdaki, ‘Ankara’daki Hacı Bayram Veli’inin türbesinde böyle bir şey var mı?’ dedi. Ben de Hacı Bayram Veli’nin böylesi kültürel envanteri, misyonu yok’ dedim. O gün bugün bu envanterlerimiz yok oldu.”
Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın yakınında bulunan Kadıncık Ana Türbesinin mevcut durumuna da değinen Gönül Akkuş, “Kadıncık Ana’nın evinde sadece dört duvar var. Restorasyon konusunda herhangi bir gelişme de yok. Eğer orası sadece bir ev ise halılara, kilimlere, eşyalara ne oldu? Burası bizim için çok önemli. Envanterlerimizin yok edilişi bir kültürün, inanışın yok edilişidir” dedi.
Akkuş sözlerine şöyle devam etti:
“Söz konusu envanterler bizim orada varolduğumuzu, yaşadığımızı göstermektedir. Dergahın hemen girişinde kocaman camekan içine sevgili Kuranı Kerim’i koymuşlar. Biz Kuran karşıtı değiliz ama o kuran asırlardır orada yoktu. Yakın zamanda konulmuş. Kuranı zaten herkes okuyor. Hacı Bektaş madem türbe Kuran’ı neden camekanın içerisine koydun. Kuran’ın oraya konulmasında halka ne gibi bir hizmet var, veya bize ne mesaj veriliyor, bu çok önemli.”
“DERGAH ÖZÜNDEN KOPARILIYOR”
Akkuş, dergahın özünden koparılmak istendiğini ifade ederek, “Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin dergahında pırlanta, elmas, gümüşten kapı vardı. Muazzam zengin bir kültür… İnsanlar dilini, kültürünü kaybederse kendileri de kaybolur, yokolur. Din, tanrı ve insan arasındadır. Ama kültür ve dil giderse toplum yok olur” dedi.
Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın büyük derecede boşaltıldığını söyleyen Akkuş şöyle devam etti:
“Müze yaptık, ileri götürdük diyorlar. Örneğin ben bu kırk yamanın peşindeyim ve bulamıyorum. Gidip gelip bakıyordum. Mesela dergahta yemekhane var. Muazzam bir teknoloji ile donatılmıştı o mutfak. Ama şimdi orada hiç yaşam belirtisi yok. Kendi haline terkedilerek, elektriği dahi yanmaz hale getirilmiş. İçerisi kokuyor. Dünyayı kurtaracak felsefe ve inanç olarak takdirle Unesco’nun dahi tercih ettiği bir anlayış, bir Alevi Bektaşi yolu böyle tahrip edilmemeli, yaşatılmalı.”
PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’a, “Kadıncık Ana Türbesi” neden yıllardır harabe bir halde bırakılarak gerekli onarım çalışmaları yapılmamıştır? Türbenin onarımı ile ilgili herhangi bir planınız var mıdır?” diye sordu.
HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Kadıncık Ana Türbesinin Onarımı hakkında Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından yanıtlanması istemiyle soru önergesi verdi.
Özen önergesinde şu hatırlatmada bulundu:
“Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Nevşehir’in Hacıbektaş İlçesinde bulunan ve Aleviler için kutsal olan Kadıncık Ana Türbesi’nin onarımı için, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvuru yapmıştı. Ancak bakanlığın 04 Eylül 2018 tarihli yanıtında; tasarruf tedbirlerinden ötürü ve ödenek yetersizliği gerekçesiyle söz konusu talebin reddedildiği bildirildi. Bunun üzerine 28 Eylül 2018 tarihinde Avrupa Alevi Kadınlar Birliği tekrar, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yazılı dilekçe vererek, sözkonusu restorasyon işlemleri için gerekli iznin verilmesi halinde ekonomik olanakları kendilerinin yaratmak istediklerini beyan ettikleri yeni bir dilekçeyi bakanlığa ilettiler.
Bakanlığa verilen dilekçede şu ifadeler yer aldı:
“Ödenek yetersizliği nedeni ile söz konusu talebimiz olumlu değerlendirilmemektedir. Ama biz, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Kadıncık Ana Türbesi’nin restorasyonu için gerekli ekonomik olanakları yaratıp Kadıncık Ananın Türbesi’ni restore etmek istiyoruz. Bakanlığımızdan bu konuda bize yardımcı olmasını ve Kadıncık Ana Türbesi’nin restorasyon için gerekli iznin verilmesini saygılarımızla talep ederiz.”
Fakat aradan 4 aydan fazla bir süre geçmesine rağmen bu dilekçeye halen bir yanıt gelmediği için Kadıncık Ana türbesi halen yıkık dökük haliyle durmaktadır. Aleviler için kutsal kabul edilen bir yerin halen virane halde olması başta Alevi kadınları olmak üzere tüm Alevileri yaralayıcı bir durumdur. Ülkemizdeki tüm inançlara ve değerlere eşit mesafede olması gereken yetkililerin bu konuda gerekli hassasiyeti gösterip, doğal yapısıyla uyumlu bir onarım çalışması için bir an önce harekete geçmelidir.
Bu kapsamda, Milletvekili Zeynel Özen’in Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy’un yanıtlaması için verdiği soru önergesinde şunları sordu:
Aleviler için kutsal olan Nevşehir’in Hacıbektaş İlçesinde bulunan ve bakanlığınızın kapsam alanında olan “Kadıncık Ana Türbesi” neden yıllardır harabe bir halde bırakılarak gerekli onarım çalışmaları yapılmamıştır? Türbenin onarımı ile ilgili herhangi bir planınız var mıdır?
Avrupa Alevi Kadınlar Birliği’nin tasarruf nedeniyle onarımı yapılamayan “Kadıncık Ana Türbesi’nin bedellerini kendilerinin karşılaması talebine yanıtınız nedir?
Kadıncık Ana Türbesi’nin onarımı için gerekli hassasiyeti gösterip, kolektif bir dayanışmayla türbenin mevcut harabe halinden kurtulması için ilgili Sivil Toplum Kuruluşlarının destekleriyle beraber gerekli çalışmaları başlatmayı düşünür müsünüz?
PİRHA – Avrupa Alevi Kadınlar Birliği tarafından Kadıncık Ana Türbesi’nin onarımı için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yapılan başvuru reddedildi.
Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Nevşehir’in Hacıbektaş İlçesinde bulunan ve Aleviler için kutsal olan Kadıncık Ana Türbesi’nin onarımı için, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvuru yapmıştı.
Ancak, bakanlık, tasarruf tedbirleri doğrultusunda ve ödenek yetersizliği gerekçesiyle söz konusu talebi reddetti. Bunun üzerine Avrupa Alevi Kadınlar Birliği tekrar, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yazılı dilekçe vererek, sözkonusu restorasyon işlemleri için gerekli iznin verilmesi halinde ekonomik olanakları kendilerinin yaratmak istediklerini beyan ettiler.
Bakanlığa verilen dilekçede şu ifadeler yer aldı:
“Ödenek yetersizliği nedeni ile sözkonusu talebimiz olumlu değerlendirilmemektedir. Ama biz, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Kadıncık Ana Türbesi’nin restorasyonu için gerekli ekonomik olanakları yaratıp Kadıncık Ananın Türbesi’ni restore etmek istiyoruz. Bakanlığımızdan bu konuda bize yardımcı olmasını ve Kadıncık Ana Türbesi’nin restorasyon için gerekli iznin verilmesini saygıyla talep ediyoruz.”
PİRHA – Hacıbektaş Dergahı’nda bir araya gelen Alevi kadınlar, Türkiye’de ve Avrupa’daki Alevi kadın örgütlenmesine ilişkin PİRHA’ya konuştu. Alevi kurumlarındaki kadın çalışmalarını değerlendiren kadınlar, Avrupa, Kıbrıs ve Mersin’deki Alevi kadın örgütlenmesinin nasıl çalışma yürüttüğünü anlattılar.
Hacıbektaş Dergahı’nda bir araya gelen Alevi kadınlar, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kadın örgütlenmesine ilişkin PİRHA’ya konuştular. Kurumlardaki kadın eksikliğinden, kadınların yaptıkları çalışma ve faaliyetleri aktaran kadınlar, kadının Alevilik inancının gövdesi olduğunu dile getirdiler.
Kadınların siyasi alanda faaliyet yürütmesi gerektiğini belirten kadınlar, “Erkekler kadar iyi düşünüyoruz ama kendi sesimize yabancıyız. Çünkü bu zemin ve hoşgörü yok. Bizim hoşgörü, doğa ve kadın erkek ayrımının olmadığı bir inancımız var. Ama yaşanılan toplumun değer yargıları Alevileri de etkiliyor” ifadelerini kullandılar.
Erkek egemenliğin Alevi toplumun içinde yansımasının göründüğünü ifade eden Alevi kadınlar, Türkiye’de ve Avrupa’da yaşayan Alevi kadınlara şöyle çağrı yaptı:
“Kadınlar mutfaktan çıksın. Başarıyı yan yana gelirsek elde ederiz. Kadınların bir an önce kendi kurumlarında örgütlenerek Alevi inancının kadın inancı olduğunu belirtmeleri gerekir. Bacıyan-ı rum’un o güzel direnişini coğrafyaya ve Aleviliğe katmalarını diliyorum” diye konuştular.
KURUMLARA EŞ BAŞKANLIK ÇAĞRISI
Kadıncık Ana Ziyareti’ne değinen kadınlar, “Solumuzda bulunan Kadıncık Ana yıkılmaya terk edilmiş. Bakanlığa bağlı olduğu için oranın değişimine müsade etmeyeceklerini biliyoruz ama bizim burayı ziyarete açmamız gerekir. Hünkarımıza niyaz olmuşsak Kadıncık Ana da bizim için çok değerlidir” dediler.
“KURUM BAŞKANLARI GENEL KURMAY GİBİ DİZİLİYORLAR”
Kurumlardaki kadınların söz sahibi olma durumunu Kürt hareketinin başardığını dile getiren kadınlar, kurumlara eş başkanlık çağrısı yaptılar. “Merkeze insanı koyan bir inancın kurumlar eşitliği anlayamamış. Yol ve dava önemlidir, başkanlık önemli değildir. Kurum başkanları genel kurmay gibi diziliyorlar. Kadınlara söz hakkı verilmiyor. Dünya’da kadın hareketi zayıf ama Türkiye’de daha da zayıftır. Çünkü şeriati bir hükümet var” diye konuşan kadınlar, Avrupa’da anaların cem tuttuğunu ve Avrupa’da Alevi kadın örgütlenmesinin çalışmalarına devam ettiğini belirttiler.
PİRHA -Alevilerin kutsalları olan dergahları ve türbeleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanarak kilit altına alınıyor. Aleviler kendi ibadet yerlerini ziyaret etmek için bile devletten izin almak zorunda bırakılıyor. Nevşehir Hacıbektaş’ta bulunan Kadıncık Ana Evi de kilit altında tutulan yerlerden birisi.
Haberin Videosu
KADINCIK ANA ALEVİLERİN KADIN ERENLERİNDEN
Kadıncık Ana, Alevi toplumunun en çok bilinen kadın erenlerinden biridir. Kadıncık Ana, her daim erkek ile eşit tutulmuş hatta Velayetname’deki bazı bölümlerde erkeğin önünde yer almıştır. Kadıncık Ana’da sembolleşen; Alevi inancının kadına verdiği değerin, tarih boyunca Alevi toplumunda kadın-erkek eşitliğinin sürekliliğine vurgusudur.
KADINLARIN TARİHTE İLK BİLİNEN OKULU: BACİYAN-I RUM
Bacıyan-ı Rum, Fatma Bacı isminde ve Hacı Bektaşı Veli’ye yakınlığı ile bilinen tasavvuf ehli bir kadının, Kadıncık Ana’nın önderliğinde kurulan bir kadın teşkilatıdır. Aşıkpaşazade’nin Hatun Ana olarak andığı ve Hacı Bektaşı Veli’nin Vilayetnamesi’nde geçen Kadıncık Ana, Bacıyan-ı Rum teşkilatı kadınları gerektiğinde kendini savunan, eşlerinin yanında mücadele eden ve kültürde, sanatta, edebiyatta, sosyal ve ekonomik alanlarda kalkınıp gelişmesini sağlamak için teşkilatlandırmıştır.
KADINCIK ANA’YA MALUM OLUR
Hacı Bektaş1 Veli’nin diyara geleceği bir kadına malum olur. Bu kadın Kadıncık Ana’dır. Hünkar Kadıncık Ana’ya (Kutlu Melek ve Fatma Ana diye de geçer) kerametlerini aktarır. Rivayete göre Hünkar, bir gün Kadıncık Ana’nın evinde ibadet ederken duvar eğilir ve yıkılacak hale gelir. Kadıncık Ana, “Erenler Şahı, duvar eğildi, oradan uzaklaşsanız” der. Hacı Bektaşı Veli, eli ile duvara dur diye işaret eder ve duvar durur. Kadıncık Ana, “Erenler Şahı bu duvar, bu haliyle durur mu?” der. Hacı Bektaşı Veli, “Kıyamete kadar durur, yıkılmaz” der.
Şimdilerde ise Kadıncık Ana’nın evine gelen ziyaretçiler o duvara sırtlarını yaslayarak ibadetlerini gerçekleştiriyor. Fakat Kadıncık Ana’nın evine girmek için önce kilidi açtırmak gerekiyor.
ZİYARET ÖZEL İZNE TABİ
Kadıncık Ana’nın evini ziyaret etmek için öncelikle Hacı Bektaş müzesinden bir görevli almak üzere müzeye gidiyorsunuz. Görevlinin işi yoksa ya da orada tek değilse yarım saat süreyle sizinle Kadıncık Ana’nın evine geliyor. Kapıya vardığınızda önce görevli, kilidi açıyor. Ardından Kadıncık Ana’nın evine giriyorsunuz. Ziyaret süresi boyunca görevli tıpkı bir gardiyan gibi başınızda bekliyor. Şayet elinizde kamera ya da tripot varsa ve çekim yapmak istiyorsanız bu da özel bir bakanlık iznine tabi. Şayet çekim yaptıysanız da ciddi bir ücret ödüyorsunuz.
“HER ŞEYE ADAM BULUYORSUNUZ DA BUNA MI BULAMIYORSUNUZ?”
Hacı Bektaş halkı ise kutsallarından olan Kadıncık Ana Evi’nin kilit altında tutulmasından rahatsız. Hacı Bektaş’ta yaşayan ve yörede Can Baba ismiyle bilinen Can Aloğlu, Kadıncık Ana Evi’nin sürekli kilit altında tutulmasına tepkisini şu sözlerle dile getirdi:
“Söylediğin zaman ters düşüyorsun. ‘Adam yok’ diyorlar. Her şeye adam buluyorsunuz da ona mı adam bulamıyorsunuz. Müzede 17 görevli var birini görevlendir orada devamlı beklesin. Atatürk evini açıyorsun, Etnografya müzesini açıyorsun ama Kadıncık Ana’yı açmıyorsun. Hacı Bektaş Dergahı’nı açmıyorsun. Böyle bir saçmalık olur mu? Söylediğin zaman düşman oluyorsun. Esas dergahtan sonra en önemli yer Kadıncık Ana’nın evidir.”