Etiket: kamu emekçileri

  • KESK 27 Ağustos’ta greve gidiyor-VİDEO

    KESK 27 Ağustos’ta greve gidiyor-VİDEO

    PİRHA – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), 27 Ağustos Salı günü ülke genelinde tüm emekçilerle birlikte 1 günlük grev yapacak. 

    Haberin videosu

    1 Ağustos 2019’da başlayan 5’nci Toplu Sözleşme görüşmeleri 28 Ağustos tarihinde son bularak Kamu Hakem Kurulu Heyeti’ne havale edildi.

    KESK, Hükümet ve MEMUR-SEN’in sunduğu tekliflerin TÜİK’in enflasyon rakamlarının çok altında kaldığını belirterek duruma tepki gösterdi.

    KESK Genel Merkezi’nde yapılan basın açıklamasında “Gelinen noktada yakıcı hiçbir sorunumuzun çözülmediği TİS sürecinden kamu emekçilerinin hiçbir beklentisi kalmamış olup, 27 Ağustos Salı günü ülke genelinde tüm emekçilerle birlikte üretimden gelen gücümüzü kullanacağız” denildi.

    “KAMU EMEKÇİLERİYLE AÇIKÇA ALAY EDİLDİ”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik’in okuduğu basın açıklamasında, “Söz konusu teklifte sadece maaş artışı rakamlarına yer verilmiştir. Kamu emekçilerinin hem genelde hem de hizmet kolları bağlamında yaşadığı yüzlerce soruna ilişkin tek cümle dahi edilmemiştir. Altışar aylık dilimlere bölünerek sunulan maaş artışı teklifinde ise, 2020 yılını ilk altı ayı için  %3,5 ikinci altı ayı için %3, 2021 yılının ilk altı ayı için  % 3, ikinci altı ayı için % 2,5 maaş zammı teklif edilmiştir. Yani, o günde vurguladığımız üzere beş milyonu aşkın kamu emekçisi ve emeklisi ile açıkça alay edilmiştir” İfadelerine yer verildi.

    Basın açıklamasında şu hususlara da vurgu yapıldı:

    “Hükümet adına ‘müjde’  gibi sunulan bu teklifler son günlerde oldukça popüler olan bir şarkının sözlerini hatırlatmaktadır. Karşılıksız bir aşk hikâyesini anlatan Karadeniz esintili o popüler parçanın bir yerinde “Ya ben anlatamadum ya sen anlamayisun. Ellere yağmur oldun bana damlamayisun” denilmektedir. Bu sözler, biraz arabesk koksa da ne yazık ki yaşadığımız durumu özetleyen sözlerdir.

    Çünkü kamu işvereni olan hükümet bu 20 günlük süreçte beş milyonu aşkın kamu emekçisinin ve emeklisinin insanca yaşamaya yetecek bir ücret, güvenceli iş güvenli gelecek taleplerine kulaklarını tıkamıştır.  En yalın şekilde ifade ettiğimiz taleplerimizi anlamazdan gelmiştir.

    Bu anlayıp da anlamamazlıktan gelme hali,  bir emek ile sermaye arasında, alın teri ile rant arasında, üretenler ile istihdam yaratmadan halkın, emekçiler olarak bizim cebimizden aktarılan teşviklerle, vergi afları, vergi indirimleri ile yaşayan asalaklar arasında yapılan bir tercihtir.

    Sözleşmelilerin kadroya geçirilmesi, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması, gelir vergisi ve ek gösterge adaletsizliğine son verilmesi bir yıl önceki seçimlerde verilen 3.600 ek gösterge sözünün gereğinin yerine getirilmesi, maaşların insanca yaşamaya yetecek bir seviyeye çekilmesi başta olmak üzere kamu emekçilerinin temel taleplerini masaya taşıdık.

    Kadrolu personel alımının durma noktasına geldiğini buna karşın sözleşmeli istihdamda bir patlama yaşandığını devletin resmi kurumlarının verileri ile açıkladık. Kimseden bir itiraz gelmedi.

    Görüşmelerde zaman zaman sanki 17 yıl önce taş devrinde yaşıyormuşuz ya da göçebe bir toplummuşuz da bizim haberimiz yokmuş gibi takınılan nobran tavra, abartılı rakamlara itiraz etmek zorunda kaldık.

    17 yılda Türkiye’nin nüfusunun 66 milyondan 82 milyona çıktığı göz ardı edip ‘Kamu personel sayımız şu kadar arttı,  öğretmen sayımız,  hemşire sayımız, doktor sayımız şu kadar arttı” gibi söylemlere Türkiye’de kamu emekçilerinin diğer ülkelerdeki emsallerine göre iş yükünün daha fazla olduğu gerçeğini hatırlattık. OECD ortalamasına göre bir kamu emekçisi 15 vatandaşa hizmet verirken Türkiye’de bir kamu emekçisinin 29 vatandaşa hizmet verdiğini yani Türkiye’de kamu emekçilerinin OECD ortalamasının iki katı kadar çalıştığını buna rağmen çalışanların mili gelirden aldığı pay bakımından Türkiye’nin 38 OECD ülkesi içinde sondan beşinci sırada yer aldığını bir daha anlattık. Dolayısıyla Türkiye’de rekor kıran işsizliğin azaltılması için hem kamuda istihdamın artırılmasının hem de dünya ülkelerine göre uzun olan çalışma saatlerinin düşürülmesinin elzem olduğunu ifade ettik.

    Bizi ezenin TÜİK vasıtası ile açıklanan çarpık enflasyon rakamları değil, bu rakamlara perdelenmek istenen sokakta, pazarda, mutfakta yaşadığımız gerçek enflasyon olduğunu vurguladık. Maaşlarımızın, yıllardır bu çarpık rakamlara göre belirlenmesi,  hiçbir zaman tutmayan enflasyon hedeflerine göre artırılması sonucunda her geçen gün daha eridiğini ifade ettik.”

    “KAYIPLARIMIZI BİR ABAKÜSLE ANLATMADIĞIMIZ KALDI”

    “Maaşlarımızda yaşanan erimeyi anlatabilmek için çeyrek altın fiyatından gram altın fiyatına, döviz kurundaki artıştan açlık yoksulluk sınırının geldiği noktaya kadar pek çok somut örnek sunduk. Kayıplarımızı bir abaküsle anlatmadığımız kaldı.

    Hükümet kanadı tarafından sunulan neredeyse tüm rakamların abartılı olduğunu,  örneğin en düşük kamu emekçisi maaşının hali hazırda 3.700 TL değil, 3.055 TL olduğunu ifade ettik.  Geçmişteki kayıplarımızın karşılanması için en düşük kamu emekçisi maaşında yoksulluk sınırının temel alınmasını, kamuda yoksulluk sınırı altında maaş kalmaması gerektiğini kaydettik.

    İşin garip tarafı bu teklifimizin yandaş konfederasyonda da karşılık bulduğuna, 1 Ağustos’ta yapılan toplantıda malum konfederasyon Genel Başkanın “bu masa yoksulluk sınırı altında maaş kalmasın diye mücadele eden bir masa”  sözleri ile teyit edilerek kayıtlara geçtiğine şahit olduk.

    Ama kamu işvereni yine anlamdı. Daha doğrusu anlamazdan, duymazdan gelmeye devam etti.

    Kısacası çizilen pembe tablolara rağmen kamu emekçilerinin, emeklilerin yaşadığı sorunların arttığını, özellikle OHAL döneminde ve son bir yıldır yaşanan ekonomik krizin bu sorunları daha derinleştirdiğini vurguladık.

    Öte yandan son 22 günde yaşadığımız süreç Türkiye’deki mevcut toplu sözleşme sürecinin iflas ettiğini bir kez daha teyit etmiştir.

    Bu karanlık tablodan tek çıkış yolu yetkinin asıl sahiplerinin kamu emekçilerinin ve emekliklerinin ortak sorunları için bir araya gelmesinden, “hak verilmez mücadele ile alınır” ilkesi ile ortak mücadeleyi yükseltmesinden geçmektedir.

    En başından beri bu ilke doğrultusunda, kamu emekçilerinin ortak çıkarları için mücadele eden, bunun için bedeller ödeyen konfederasyonumuz KESK her zaman olduğu gibi bugün de üzerine düşen sorumluluğun gereğini getirmeye hazırdır.

    Üzerimize düşen bu sorumluğun gereğini yerine getirmenin bir adımı olarak bağlı sendikalarımızın üyelerinin katılımı ile 27 Ağustos Salı günü üretimden gelen gücümüzü kullanarak tüm yurtta 1 gün iş bırakacağız. 27 Ağustos’ta “İNSANCA BİR YAŞAM VE GÜVENCELİ İŞ İÇİN G(Ö)REVDE OLACAĞIZ!

    Sözlerimizi tamamlarken tüm konfederasyonları, sendikaları,  hangi sendikanın üyesi olursa olsun ya da herhangi bir sendikanın üyesi olmasın tüm kamu emekçilerini bizi yok sayan, alay eden teklifler sunanlara karşı haklarımızı korumak için 27 Ağustos’ta omuz omuza vermeye, g(ö)reve çağırıyoruz.”

    PİRHA / ANKARA

  • Haber-Sen’den ihraç açıklaması: Cadı avı sürüyor-VİDEO

    Haber-Sen’den ihraç açıklaması: Cadı avı sürüyor-VİDEO

    PİRHA – Haber-Sen, üç yıldır açığa alınan iki şube başkanı ve bir sendika aktivistinin ulaştırma ve alt yapı bakanı onayı ile kamudan ihraç edilmesini kınadı. Yapılan basın açıklamasında “Hiçbir somut gerekçe ortaya koyulamamıştır. İdarenin ve ilgili bakanın kendilerini mahkeme yerine koymaları açıkça hukuk garabetidir” dedi.

    Haber-Sen, 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde çıkarılan bir Başbakanlık genelgesine istinaden, gerekçe gösterilmeden ihraç edilen iki şube başkanı ve bir sendika aktivisti için basın açıklaması yaptı.

    Sendikanın genel merkezinde yapılan açıklamada, ihraçların Ramazan Bayramı arefesinde ve Ulaştırma ve Alt Yapı Bakanı onayı ile yapıldığına dikkat çekildi.

    Basın metnini okuyan Haber-Sen Genel Başkanı Musa Özdemir, “OHAL’in bittiğini ve KHK zulmünün son bulduğunu iddia edenler, kamu emekçilerini hukuksuzca ihraç ettiler” dedi.

    BASIN AÇIKLAMALARINA KATILIM SUÇ OLARAK GÖSTERİLMİŞ

    Özdemir, açıklamanın devamında şu konulara da değindi:

    “Üyelerimizin Anayasada ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan temel hak ve özgürlükler kapsamında gerçekleştirilen eylem etkinlik ve basın açıklamaları suç olarak gösterilmiş ve bunun sonucunda soruşturmalar açılmıştır. Ancak dava açılıp açılmayacağı dahi net değilken arkadaşlarımız hukuksuzca ve antidemokratik bir şekilde ihraç edilmişlerdir.

    Yaklaşık üç yıldır açıkta bulunan üyelerimiz ile ilgili soruşturma yürütenler tarafından hiçbir somut gerekçe ortaya koyulamamıştır. Ve cezai işlem başlatılamamasına rağmen ilgili bakanın onayı ile üyelerimizin ihraç edilmesi hukuken yok hükmündedir. İdarenin ve ilgili bakanın kendilerini mahkeme yerine koymaları açıkça hukuk garabetidir. Hukuk devletinde ve demokrasinin egemen olduğu ülkelerde olmayacak uygulamalardır.”

    “İKTİDAR CADI AVINI SÜRDÜRÜYOR”

    “İktidar uzunca bir süredir kendine muhalif olan kesimlere yönelik başlattığı cadı avına devam etmektedir. Emekçilerin anayasal ve demokratik bir hak olan çalışma hakkını elinden alarak, açlığa ve sefalete mahkum etmeye çalışmaktadır.

    Kamudan ihracı bir silah olarak gören AKP iktidarı, kendine biat etmeyen, barıştan, demokrasiden, insan haklarından, sendikal hak ve özgürlükler mücadelesinden yana kesimleri susturmak, baskılamak amacıyla kullanmaktadır.

    Haksızlıklara karşı mücadele eden, biat etmeyen, emek, demokrasi, barış ve özgürlüklerden yana olan kamu emekçilerinin is güvencesi OHAL ve KHK rejimi ile fili olarak ortadan kaldırılması kabul edilir değildir. Üyelerimiz hala çeşitli yasal düzenlemeler ve düzmece soruşturmalarla çalışma hakkı elinden alınmaktadır.

    Hükümetin bu uygulamalarının anti demokratik olduğunu bir kez daha dile getiriyoruz. Devletin ve onun yürütücüsü iktidar partisinin kendi ideolojik referansları doğrultusunda hareket etmekten vazgeçmesini, tüm yurttaşlara eşit mesafede, tarafsız ve demokratik bir siyaset izlemesinin etik gereği olduğunu hatırlatıyoruz.

    Sonuç olarak, ihraç edilen tüm üyelerimiz işlerine iade edilene kadar mücadelemizin süreceğinin bilinmesini istiyoruz.”

    PİRHA / ANKARA

  • BES: Adli yıl binlerce kişinin haksız tutukluluğu ile başlıyor- VİDEO

    BES: Adli yıl binlerce kişinin haksız tutukluluğu ile başlıyor- VİDEO

    PİRHA- Büro Emekçiler Sendikası BES  adli yılın açılışı ile ilgili yaptığı açıklamada, “Bu adli yılda binlerce kişinin haksız tutukluğu ile başlıyor. Başta tutuklu milletvekilleri ve onlarca siyasetçinin yanı sıra, gazeteciler, üniversitelerin binlerce öğrencisi de talimatlı yargı düzeninin mağduru olarak cezaevinde tutuluyor. Hal böyleyken adaletten de söz etmek mümkün olamıyor” dedi.

    Yargının bağımsızlığı için adli yılın açılışı ile ilgili Büro Emekçileri Sendikası BES Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenlendi. Açıklamayı MYK adına BES Genel Başkanı Serpil Akpınar okudu.

    Ülkede yargı bağımsızlığının 2010 ve 2017 Anayasa değişiklikleriyle daha da tartışmalı hale geldiğini söyleyen Akpınar, yeni sistemin, yargının güçlenmesine, bağımsızlığına ve tarafsızlığına katkı sağlayacağı, başta iktidar ve destekçileri ile bağımlı medya tarafından sürekli olarak söylendiğini belirtti.

    “ADALETTEN SÖZ ETMEK MÜMKÜN OLAMIYOR”

    Ancak çıkan kararnameler ile bunun böyle olmadığını yaşayarak ve tecrübe ederek gördüklerini aktaran Akpınar sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kamudaki görevlerinden, haksız ve hukuksuz bir şekilde ihraç edilen kamu emekçileri için yargı kapılarını kapatmış, anayasa mahkemesi kararları hiçe sayılmış ve bir komisyonun ağzından çıkacak olanlar yargı kararıymış gibi yutturulmaya çalışılmaktadır.

    Bu adli yılda binlerce kişinin haksız tutukluğu ile başlıyor. Başta tutuklu milletvekilleri ve onlarca siyasetçinin yanı sıra, gazeteciler, üniversitelerin binlerce öğrencisi de talimatlı yargı düzeninin mağduru olarak cezaevinde tutuluyor. Hal böyleyken adaletten de söz etmek mümkün olamıyor.

    Adalet Bakanlığı’nın her bir üyesinin atamasının direkt olarak Cumhurbaşkanı tarafından yapıldığı bir yargının, bağımsızlığa hizmet ettiğini söylemek oldukça zordur. Anayasa Mahkemesi kararlarına uymak yerine Cumhurbaşkanının verdiği beyanlara uyulduğunu tedirginlikle izliyoruz. Bu durumda da yargının bağımsızlığının arttığından çok, aksine idareye olan bağlılığın arttığını görüyoruz.

    60 binin üzerinde yargı emekçisi kölece çalışma koşullarında yargı hizmeti üretmeye çalışıyor. Bir uyuşmazlığın veya suçun yargıya intikal etmesinden yargı kararının infazına kadar geçen süreç yargı emekçilerinin omuzlarındadır.

    “YARGI EMEKÇİLERİ İDARİ BASKI ALTINDA EZİLİYOR”

    Dünya’nın, Avrupa’nın en büyük adliye saraylarından, en ücra ilçelerde yer alan adliyelere kadar yargı hizmeti üreten yargı emekçileri, öncelikle yoğun iş yükü ve idari baskı altında eziliyor. Yargı emekçilerinin sorunları, yapılan adalet saraylarının büyüklüğüyle yarışır hale gelmiştir.

    Yargı alanındaki tüm olumsuzluklara rağmen, hâkim, savcı, mübaşir, zabıt kâtibi, yazı işleri müdürü, sosyal hizmet uzmanı, teknisyen, 4/B, taşeron işçi, hep birlikte adalet hizmeti üretiyor. Ancak, adliye binalarında aynı çatı altında, hâkim ve savcılarla diğer yargı emekçileri arasında sınıfsal bir fark gibi yaşanan ayrımcılık, keyfi yönetim, kuralsız çalışma, horlanma, aşağılanma, itibarsızlaştırma vb. moby bing uygulamaları çalışma hayatını adeta cehenneme çeviriyor. Alındığı gün biten maaşlar, her geçen gün artan dava sayısına karşı azalan/eksik personelle hizmet vermeye çalışmak, bunca iş yüküne rağmen en küçük hatada disiplin soruşturması tehdidiyle karşılaşmak, kurumun ‘diğerleri’ muamelesi yapılarak, yaşanan her olumsuz olayda, hatada ilk gözden çıkarılan olmak, yargı emekçilerinin rutini haline getirilmiştir.

    Görevde yükselme sınavlarındaki mülakat uygulaması ise kurumda adalet binalarında yaşanan en görünür adaletsizliklerden birisi haline gelmiştir. Girdiği üç yazılı sınavda da 85-90 puan alan bir yargı emekçisi, mülakat denilen torpil çarkında elenmektedir. Yıllardır biriken sorunlara karşı, gerek Adalet Bakanlığı’nın gerekse siyasi iktidarın vurdumduymazlığı, bırakın sorunların çözümünü, var olan sorunlara yeni sorunlar eklemeye devam etmektedir. Yargı emekçisi olup, uğradığı haksızlığın, eşitsizliğin kendi kurumunda çözülememesi başlı başına büyük bir çelişkidir. Yapılması gereken Adalet Bakanlığı’nın yargı hizmetini bütün olarak değerlendirip yargı emekçilerinin sorunlarını adaletli bir şekilde çözme iradesinden geçmektedir.

    “KAMU EMEKÇİLERİ KISKAÇ ALTINA ALINMIŞTIR”

    Açlık sınırına yakın ücretler, olumsuz çalışma koşulları, iş güvencesinin ortadan kaldırılarak bir gecede KHK ile işinden edilme endişesi, ihraç edilenlerin dışarıda iş bulup yaşamlarını sürdürmelerine dahi izin vermeyen, açlıkla terbiye etmeye yönelik uygulamalar vb gibi nedenlerle kamu emekçileri ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak kıskaç altına alınmıştır. Bu kıskaç kamu emekçilerini her geçen gün intihara sürüklemektedir. İlan edilen OHAL süresi boyunca yayınlanan KHK’larla işlerinden atılan kamu emekçilerinden 56’sı intihar ederek yaşamlarına son vermiştir.”

    TALEPLER

    Akpınar taleplerini ise şöyle sıraladı:

    • Yargı emekçilerine insanca yaşayacakları bir ücret için derhal ek zam verilmelidir.
    • Şu anda Ankara, İstanbul ve İzmir illeriyle sınırlı olmak üzere ödenen yol ücretleri, tüm yargı emekçilerine ödenmelidir.
    • Zabıt Kâtibi yargı emekçilerine VHKİ kadrosu verilmelidir.
    • Mübaşir yargı emekçileri Genel İdare Hizmetleri Sınıfına geçirilmelidir.
    • Disiplin soruşturması yönünden 2802 Sayılı Yasanın ilgili hükümleri kapsamından çıkarılarak yargı emekçilerinin de 657 Sayılı Yasa kapsamında disiplin soruşturmasına tabi tutulması konularında düzenleme yapılmalıdır.
    • Fazla mesai ücretleri genişletilerek tüm yargı emekçilerine ödenmesi sağlanmalıdır.
    • Atama ve görevde yükselmelerde mülakat değil, liyakat esas alınmalıdır.
    • Artan iş yüküne karşın yeteri kadar personel alımı yapılması yerine yargı emekçileri üzerindeki baskı arttırılarak sorun çözülmeye çalışılmaktadır. Bu tür uygulamalardan vazgeçilerek yeterli personel istihdamı yapılmalıdır.

    MÜCADELE VURGUSU

    Akpınar, BES olarak, tüm yargı emekçilerinin taleplerinin sesi, sözü olduklarını söyleyerek yargı emekçilerinin insanca yaşam ve insanca çalışma koşullarının yaratılması için, hukukun üstünlüğüne dayalı eşit, laik, demokratik, barışçıl bir adalet sistemi için mücadeleye devam edeceklerini vurguladı.

    ANKARA/PİRHA

  • Kadıköy’de gözaltına alınan kamu emekçileri yarın adliyeye götürülecek

    Kadıköy’de gözaltına alınan kamu emekçileri yarın adliyeye götürülecek

    PİRHA-Geçtiğimiz gün İstanbul Kadıköy’de gözaltına alınan KESK üyesi kamu emekçilerinin yarın Kartal Adliyesi’ne götürülecekleri öğrenildi. 

    KHK ile işlerinden ihraç edilmelerine karşı İstanbul Kadıköy ve Bakırköy’de eylemlerini sürdüren KESK üyesi kamu emekçileri geçtiğimiz gün gözaltına alınmıştı. Kadıköy’de gözaltına alınanlar arasında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir de bulunuyor.

    KESK İstanbul Şubeler Platformu yaptığı bir açıklamayla gözaltıları protesto etmişti.

    Öte yandan PSAKD Genel Merkezi de yaptığı açıklamayla PSAKD Kartal Şube Başkanı ve MYK üyesi Songül Tunçdemir ile beraberinde gözaltına alınanların serbest bırakılmalarını istedi.

    Alevi kurumlarının çeşitli şube temsilcileri de gözaltılara sosyal medyadan tepki gösterdi. Tepkiler şöyle:

    PSAKD Ankara Şube Başkanı Ali Üngörmüş “KHK ile haksız ve hukuksuz bir şekilde işten çıkarılan ve 68 haftadır Kadıköy meydanında direnen, aralarında PSAKD Kartal Şube Başkanı ve önceki dönem PSAKD MYK Üyesi Songül Tunçdemir’in de bulunduğu 7 arkadaşımız polis müdahalesi sonucu gözaltına alınmıştır. Hakkını aramak suç değildir. Baskılar bizi yıldıramaz! Gözaltılar derhal serbest bırakılsın!”

    Alevi kurum temsilcilerinin ve yurttaşların da tepkileri devam etti.

    Tuncay Özdemir, “PSAKD Kartal Şube Başkanımız Songül Tunçdemir kendisi gibi aylardır direnen KHK ile işinden edilen 7 emekçi ile birlikte gözaltına alındı. Dün Bakırköy direnişçisi KHK mağduru emekçiyi haksız ve hukuksuz bir biçimde gözaltına alan polis daha sonra Kadıköy direnişçilerine saldırdı ve arkadaşlarımızı gözaltına aldı. Başta Songül yoldaşımız olmak üzere işi için, ekmeği için direnen emekçi kardeşlerimizin yanındayız. Ne yaparsanız yapın biat etmeyeceğiz. Size boyun eğmeyeceğiz. Direne direne kazanacağız. Arkadaşlarımızı derhal serbest bırakın.”

    Hüseyin Aydın, “Uzun yıllar demokrasi, emek ve Alevi örgütlülüğü mücadelesinin yılmaz direnişçisi Songül Tunçdemir, (Kartal PSAKD Şube Başkanı KHK ile görevinde alınan öğretmen) gözaltına alınmıştır. Bu keyfi ve göz dağı verme sürek avını kınıyorum.”

    Hasan Doğan, “PSAKD Kartal Şube Başkanı’mız Songül Tunçdemir ve önceki üst kurul delegemiz Özgür Karadaş, gözaltına alınmıştır. KHK ile işinden, aşından edilen emekçi canlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.”

    Gülizar Taşbilek, “PSAKD Kartal Şube Başkanımız Songül Tunçdemir Kadıköy’de direnişçi arkadaşlarıyla birlikte darp edilerek gözaltına alınmış. Songül başkan yalnız değildir.”

    KAÇ GÖZALTI

    Kadıköy’de Hüseyin Demir, Songül Tunçdemir, Özgür Karataş, Abdullah Şenyuva, Maşuk Öztekin, Hüda Yıldırım ve soy ismi öğrenilmeyen Gülşen gözaltına alınırken, Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda ise Nursel Tanrıverdi, Özge Astan, İlhan Kaya, Adem Erdem, Nuğyen Nedim, Ömer Açık, Dursun ve Filiz Doğan, Ergin Bayrak, Onur Pekşen, Ersem Karababa, Fatoş Çekmez, Ayla Özkan Mimati gözaltına alındı. (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li Toğrul: Kamu emekçilerine yönelik bu yeni “cadı avı” kim ya da kimlerin talimatı ile başlatıldı?

    HDP’li Toğrul: Kamu emekçilerine yönelik bu yeni “cadı avı” kim ya da kimlerin talimatı ile başlatıldı?

    PİRHA- HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul kamu emekçilerinin sürgün edilmesini Meclis gündemine taşıdı. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz tarafından cevaplandırılması için verdiği soru önergesinde Toğrul, “Muhalif olan kamu emekçilerine yönelik başlatılan bu “cadı avı” kim ya da kimlerin talimatı ile başlatılmıştır?” diye sordu. 

    HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul kamu emekçilerinin sürgün edilmesini Meclis gündemine taşıdı. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz tarafından cevaplandırılması için verdiği soru önergesinde Toğrul, şu hatırlatmada bulundu:

    “Kamu görevlilerinin, sendikalarının aldığı kararlar doğrultusunda toplu eylem hakkına sahip oldukları; uluslararası sözleşmelerde, Anayasa ve mahkeme kararlarında hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde kamu emekçilerine grev hakkı tanınmaktadır. Bu konuda çok sayıda AİHM, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve idari yargı kararı bulunmaktadır. İç hukuk ve uluslararası hukukta güvence altına alınan demokratik haklar bugün suç olarak değerlendirilmektedir. Kamu hizmeti sunma ve alma hakkının yanı sıra başta yaşam hakkını da tehdit eden söz konusu gelişmelere karşı, Kamu emekçileri de yaşanan olumsuzlukların giderilmesi ve hayatın normale dönmesi amacıyla, 21 Aralık 2015 günü bir saatlik iş üretmeme ve 29 Aralık 2015 günü ise iş bırakma eylemi gerçekleştirmiştir.”

    “15 Temmuz darbe girişiminin ardından tüm kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan çok sayıda kamu emekçisi, açığa alınmış, ihraç edilmiş ve sürgünler ile süreç devam ettirilmektedir. Hükümet tarafından OHAL kanunları kapsamında on binlerce kamu görevlisi ihracı ve sürgünleri devam ettirilerek cadı avı sürdürülmektedir” diyen HDP’li Vekil Toğrul, önergesinde Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’a şu soruları yöneltti:

    1- Sürgün etmiş olduğunuz kamu emekçilerini hangi gerekçeyle sürgün etmiş bulunmaktasınız? Kamuoyuna sürgünler konusundaki sayı yaklaşık olarak 1000 kişi olarak yansımıştır. Tam olarak kaç kişi sürgün edilmiştir? Bunların sendikalara göre dağılımı ne şekildedir?

    2- Geçen yıl kurban bayramından önce binlerce öğretmenin açığa alınması, ihraç edilmesi ve bu yılda yine bayramdan birkaç gün önce emekçilerin hukuksuz bir şekilde sürgün edilmesi, iktidarınızın kamu emekçilerine naçizane bir hediyesi midir?

    3- İktidarınız tarafından 15 Temmuz darbe girişiminden sonra OHAL ilan edilerek ve çıkarılan KHK’larla, yasama, yürütme ve yargı organlarının boşa çıkarıldığı hukuksuz bir süreç yürütülmektedir. Darbe girişimi ve cemaat ile hiçbir ilişkisi olmayan hatta ömürleri darbe girişimlerine karşı çıkmak ve mücadele ile geçen kamu emekçilerinin ihraç ve sürgün edilmesinin nedeni nedir?

    4- Tüm Türkiye’de 21 Aralık 2015 ve 29 Aralık 2015 tarihlerindeki iş bırakmalara katılım olduğu halde, sürgün edilen emekçilerin özellikle Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Elazığ, Van, Muş, Siirt, Mardin ve Tunceli’den seçilmesinin nedeni nedir? Ve sürgün edilen emekçilerin özellikle İç Anadolu’nun Orta Anadolu bölgesine sürgün edilmesinin nedeni nedir? Kamu emekçilerini özellikle Orta Anadolu bölgesine sürgün ederken kamu emekçilerinin yaşayabileceği saldırılar ve can güvenliği konusunda ne gibi önlemler alacaksınız?

    5- Sendikal eylemlerin suç sayılmadığı ve ceza verilemeyeceği uluslararası hukuk ve iç hukuk tarafından güvence altına alınmışken iktidarınız tarafından kamu emekçilerine böyle cezaların verilmesinin nedeni nedir? Uluslararası sözleşmeleri ve kanunları neden çiğnemektesiniz?

    6- Muhalif olan kamu emekçilerine yönelik başlatılan bu “cadı avı” kim ya da kimlerin talimatı ile başlatılmıştır?

    7- Sendikal çalışma, faaliyet ve eylemlerinden dolayı basında ve kamuoyunda 1 yıldır açık hedef haline getirilen ve sürgün edilen bu eğitim emekçilerinin can güvenliğini nasıl sağlayacaksınız?

    (HABER MERKEZİ)

  • KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen: Laikliği kazanacak hamleler yapmalıyız-VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen: Laikliği kazanacak hamleler yapmalıyız-VİDEO

    PİRHA – KESK’in OHAL ve KHK’lara yönelik mücadelesini değerlendiren KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, AKP’nin toplumda yaratmaya çalıştığı yıkıma karşı kamusallığı savunmak gerektiğini vurguladı. Gezen, AKP iktidarının KHK’ları kullanarak toplumu dönüştürmeye çalıştığını belirterek, “Laikliği kazanacak hamleler yapılması gerekiyor” dedi. 

    Haberin Videosu

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) 9. Olağan Kurulunda Eş Genel Başkanlık görevine getirilen Aysun Gezen, çıkarılan Kanun hükmünde Kararnamelerle (KHK) devam eden sürece yönelik KESK’in mücadele hattının ne olacağını PİRHA’ya değerlendirdi. Kendisinin de 672 sayılı KHK ile ihraç edilen bir bilim emekçisi olduğunu söyleyen Gezen, son yayınlanan KHK’nın AKP’nin emekçilere yönelik saldırılarına devam edeceğinin kanıtı olduğunu belirtti.

    “İHRAÇ SADECE İŞTEN ATMA DEĞİL”

    Gezen, binlerce kişinin ihraç edildiği KHK’larla ilgili “Bu sadece işinden edilme değil, aynı zamanda vatandaşlık haklarının çok büyük bir kısmından yararlanamama, sivil ölüye çevrilme. Bu, kişilerle sınırlı değil. Aileleri ve toplumsal travma yaratan durumlarla birlikte milyonlarca insanı etkileyen düzenlemelerdir” dedi.

    “KHK’LARIN İPTALİNE YÖNELİK MÜCADELE HATTI YÜKSELTİLMELİ”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerinin OHAL ve KHK’ların ne için kullanıldığına dair ipuçları verdiğini belirten Gezen, işçilerin iş güvencelerine yönelik büyük saldırılar olduğunun ve zaten KHK’nın kendisinin iş güvencesini ortadan kaldıran bir düzenleme olduğunun altını çizdi. Gezen, OHAL’in ortadan kaldırılması ve KHK’ların tüm sonuçlarıyla birlikte iptal edilmesine yönelik mücadele hattının yükseltilmesi gerektiğini kaydetti.

    “AKP KHK’LARI KULLANARAK TOPLUMU DÖNÜŞTÜRMEYE ÇALIŞIYOR”

    AKP’nin toplumda gerici, dinci eksende kültürel bir hegemonya kurma çabasında olduğunu söyleyen Gezen, AKP’nin KHK’ları kullanarak toplumu buna uygun olarak dönüştürmeye çalıştığını kaydetti. Bu gericileşmeden kadınların daha çok etkilendiğini belirten Gezen, “Mollalar gönderilerek emek boyun eğdirilmeye, tevekkül ettirilmeye çalışılıyor. Dolayısıyla bizim aslında sınıf mücadelesini kesintiye uğratan bu gericilikle de hesaplaşmamız ve buna karşı laikliği kazanacak hamleler yapmamız gerekiyor” dedi.

    AKP’nin yaratmaya çalıştığı yıkıma karşı kamusallığı savunmak gerektiğini vurgulayan KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezer, AKP’nin liyakat usulünü tamamen ortadan kaldırdığını torpilli yöneticiler dönemini getirdiğini dile getirdi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Emek örgütleri: Korku imparatorluğunu kırmanın tek yolu sokakta mücadeledir-video

    Emek örgütleri: Korku imparatorluğunu kırmanın tek yolu sokakta mücadeledir-video

    PİRHA – SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem ve Tüm-Bel Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt Adalet yürüyüşüne ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundular. Gönül Erdem adalet talebinin hiçbir kesime sıkıştırılamayacak kadar geniş bir talep olduğunu, Erdal Bozkurt ise gerçekten herkes için adalet isteyenlerin bu yürüyüşte yer almaları gerektiğini belirtti.

    Haberin Videosu

    Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Gönül Erdem ve Tüm Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası (Tüm-Bel Sen) Genel Başkanı Erdal Bozkurt Adalet yürüyüşüne ilişkin açıklamalarda bulundular. OHAL’in ilanından sonra her geçen gün karanlığa gömülen, hukuktan ve demokrasiden bahsedilemeyecek bir noktada Adalet yürüyüşünün anlamlı ve kıymetli bir başlangıç olduğunu söyleyen Gönül Erdem bu yürüyüşün sahiplenilmesi ve güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

    Yürüyüşün Maltepe’de sonlandırılmaması ve tek bir partinin yürüyüşü olmaktan çıkarılması gerektiğini savunan Gönül Erdem Pazar günü Maltepe’de yapılacak olan miting ile de adaletin gelmeyeceğini iyi bildiklerini söyledi.

    “KORKU İMPARATORLUĞUNU KIRMANIN TEK YOLU SOKAKTA MÜCADELE ETMEK”

    Ceza evinde olan gazeteciler, milletvekilleri, akademisyenler, siyasetçiler için ülkenin her yerinde adalet talebinin büyütülmesi gerekiğini belirten Gönül Erdem “Öylesi bir korku imparatorluğu yaratılmış ki ülkede bu korkuyu kırmanın tek yol ve yöntemi sokakta mücadele etmek. Sokakta bu talebin bütün ötekilerin yan yana gelerek dillendirilmesi gerekiyor. Çünkü yalnızlaştıkça daha fazla korkuluyor maalesef ki ve maalesef ki bu korku imparatorluğu daha fazla büyüyor. O yüzden de bulunduğumuz her yerde örgütlenmeli, örgütlü bir şekilde barışı da, demokrasiyi de özgürlüğü de ve bununla birlikte adaleti hep beraber yeniden inşa etmeliyiz” dedi.

    “HAVA KADAR, SU KADAR ADALETE DE İHTİYACIMIZ VAR”

    Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt adalet yürüyüşünün milyonların yürüyüşü olduğunu belirterek “Türkiye her geçen gün adaletsizliklerle karşı karşıya kalan bir ülke konumuna düştü. Her şeyin bir kişiye teslim edildiği bir dönemi yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

    İşçilerin adalete en çok ihtiyacı olan kesimlerden olduğunu ifade eden Erdal Bozkurt şöyle belirtti: “Niye? Çünkü iş güvencemiz elimizden alınmak isteniyor.  OHAL uygulamasıyla karşı karşıyayız, buna ilişkin itirazlarımızı sunabilmemiz için adalete ihtiyacımız var. Hava kadar, su kadar gerçekten ihtiyacımız var. Kamu emekçilerinin ekonomik, demokratik haklarının elinden alınması buna ilişkin bu hakların geri kazanımı için yapacağımız mücadelenin bir zeminini oluşturmak için adalete ihtiyacımız var. Çocuklarımızın yaşantısının garanti edilebilmesi için adalete ihtiyacımız var.”

    İstanbul’da 9 Temmuz’da yapılacak olan mitinge katılacaklarını açıklayan Erdal Bozkurt tüm kamu emekçilerine, işsizlere, gençlere, yaşlılara Maltepe’de yapılacak olan mitinge katılım çağrısı yaptı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA