PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, Kanal İstanbul projesi kapsamında Arnavutköy’de satışa çıkarılan taşınmazlar ve yapılan usulsüzlükler hakkında soru önergesi hazırladı. Milletvekili Fırat, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a konuyla ilgili “Arnavutköy Belediyesi, taşınmazları neden satışa çıkarmıştır?” sorusunu yöneltti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Kanal İstanbul projesi kapsamında satışa çıkarılan taşınmazları gündeme getirdi.
Milletvekili Fırat, AKP iktidarının, tüm itirazlara rağmen projeyi hayata geçirmeye çalıştığını belirterek, proje kapsamında Arnavutköy’de satışa çıkarılan taşınmazlar ve yapılan usulsüzlükler hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına (TBMM) soru önergesi verdi.
34 TAŞINMAZ SATIŞTA!
Milletvekili Celal Fırat, Kanal İstanbul projesi kapsamında 34 taşınmazın satışa çıkarıldığını belirterek, tarım ve mera alanlarında inşaat yapımlarının da hızla sürdüğünü kaydetti.
Fırat, önergesinde şu hususlara dikkat çekti:
“AKP iktidarının, uzmanların ve yaşam savunucularının tüm itirazlarına karşın “çılgın proje” diye adlandırdığı “Kanal İstanbul” projesinin deyim yerindeyse yapı taşları santim santim döşeniyor. Deprem tehlikesinin yanı sıra ekoloji ve deniz bilimi açısından da birçok tahribata yol açacağına yönelik uyarılarda bulunulan projenin güzergâhındaki taşınmazlar kamu eliyle satılmaya devam ediliyor.
AKP’li Arnavutköy Belediyesi’nin sözde Kanal İstanbul güzergâhında yer alan 34 taşınmazı satışa çıkardığı öğrenilmiştir. Bu taşınmazlar Durusu, Haraççı, Taşoluk, Boğazköy, Hadımköy, Bolluca ve Ömerli mahallelerinde yer almaktadır. Bunun yanı sıra Arnavutköy’de hiçbir kural tanımadan Boyalık, Dursunköy, Baklalı, Yassıören Mahallelerinde doğa ve ekoloji tahribatı yapılarak tarım alanlarına, meralara konutlar, inşaat yapımları bütün hızıyla devam ediyor.
Aynı bölgede “Kanal İstanbul” adı altında; yoksul halkın kendi çoluk çocuğunun rızkından feragat ederek, kendi emekleri ve alın teriyle aldığı arazilerde inşaat yapmalarına izin verilmezken köylünün, çiftçinin ve yoksulun arazisinden % 42 kesinti yapılarak kestiği arazileri birleştirip oluşturulan bölgelere de toplu konut yapılarak ticari alana dönüştürmek istendiği görülmektedir. Yoksul halkın, köylünün, çiftçinin kalan yüzde 58’lik arazilerinin her bir kısmını farklı parsellere atarak elverişsiz hale getirmekte ve inşaat yapımına olanak tanınmamaktadır.”
“BU TAŞINMAZLARIN GERÇEK BEDELİ NE KADARDIR?”
Milletvekili Celal Fırat, konuyla ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından şu soruların cevaplandırılmasını talep etti:
-Arnavutköy’de Boyalık, Dursunköy, Baklalı, Yassıören Mahallelerinde yapılan konutlar hangi yerli veya yabancı şirketler eliyle yapılmaktadır?
-Bu yapılan inşaat konut projelerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının ve Arnavutköy Belediyesinin görüş veya onayı alınmış mıdır?
Arnavutköy’de yoksul halkın arazilerinden kesinti yapılarak konut yapımına başlanırken, arazileri parçalanmış mahalle sakinlerine bu hak neden tanınmamaktadır?
-Arnavutköy Belediyesi taşınmazları neden satışa çıkarmıştır? Bu taşınmazların gerçek bedeli ne kadardır?
Geçen dönem 150 milyon TL’ye TOKİ’ye satılan 600 dönüm arazinin, ödenmeyen 50 milyon TL’si için 200 dönüm iade edilmesi gerekirken, 67 dönüm iade edildiği yönündeki iddialar incelenecek midir?”
PİRHA- İstanbul için büyük bir çevre ve rant tehdidi olan ‘Kanal İstanbul Projesi’ne ve Murat Kurum’a onayımız yok diyerek bir araya gelen İstanbullular “Rantçı başkan istemiyoruz” sloganları ile Kurum’u protesto etti.
Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu, Kanal İstanbul projesinin imzacılarından ve bugüne dek bakanlığı sürecinde pek çok çevre katliamının altında imzası bulunan Murat Kurum’un İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı adaylığına tepki göstererek Kadıköy rıhtımında basın açıklaması düzenledi.
“İstanbul’da kanala, talana, Murat Kurum’a izin verme” pankartı açılan eylemde, “Ya kanal ya İstanbul”, “Kanal değil rant yolu”, “Kanala, ranta değil depreme hazırlık” dövizleri açıldı. Eyleme, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Eşbaşkan adayı Murat Çepni, Kadıköy Belediye Eş Başkan adayları Nimet Çelebi ve Veysi Eski, İBB Başkan Vekili Sakalar ile çok sayıda siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcileri katıldı.
Basın açıklamasını, koordinasyon adına Fatoş Osmanağaoğlu okudu. AKP’nin İBB başkan adayı Murat Kurum’un adaylığı açıklandığından yana Kanal İstanbul’la ilgili projelere yanıt vermediğini ya da “gündemimizde yok” gibi yanıtlarla geçiştirdiğini söyleyen Osmanağaoğlu, diğer yanda Ulaştırma Bakanlığı’nın projeyi devam ettirdiğini belirtti.
“SERMAYE İÇİN RANT ORTAYA ÇIKACAK”
“Kurum’un ‘gündeminde olmayan’ ve hatta Erdoğan’a ‘başka önceliklerim var’ diyebileceğini iddia ettiği sırada Kanal İstanbul projesinin ‘kalbi’ olarak ifade edilen Arnavutköy Dursunköy’de bir projenin ihalesi daha yayımlandı” diyen Osmanağaoğlu, İstanbul 11. İdare Mahkemesi’nin ise Kanal İstanbul Yenişehir Rezerv Yapı Alanı birinci, ikinci ve üçüncü etap imar planlarını oybirliğiyle iptal ettiğini kaydetti. Bunun iktidarı durdurmadığını dile getiren Osmanağaoğlu, iktidarın Kuzey Ormanlarını boydan boya yaralayacak bir YHT projesi hazırlığında olduğunu söyledi.
Açıklamanın devamında ise şu ifadelere yer verildi:
“Bu yasa ile kentler, tarım alanları, ormanlar kısaca her yer rezerv yapı alanı olarak ilan edilebiliyor. Kentlerde halkın izinli, tapulu ve deprem riski olmayan konutlarına da el konularak “kentsel dönüşüm” adı altında inşaat şirketlerinin daha da zenginleşmesi sağlanacak. “Dönüşüm” iddiasıyla evi elinden alınan ve yerine inşa edilen konutlar için halk borçlandırılacak ve borcunu ödeyemeyenler ise mülkiyet hakkını kaybedecek. Ayrıca afet bağlamında olmasa da araziler ihale edilebilecek. Kabul edilen yasa ile özellikle İstanbul’da büyük bir yer değiştirme ve sermaye için rant ortaya çıkarılacak.
“MURAT KURUM’A GEÇİT VERMEYECEĞİZ”
Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu olarak ilan ediyoruz: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı olarak işlediği suçlara yenilerini eklemek isteyen Murat Kurum’a biz İstanbullular geçit vermeyeceğiz. Yeni rant ve talan politikalarına izin vermeyeceğiz. Bugüne kadar olduğu gibi bu seçimde de “atı alan Üsküdar’ı geçti” deseniz de mücadele etmeye devam edeceğiz, size “Kanalı yaptırmayacağız”. İstanbul halkını yerel seçimlerde Murat Kurum’a oy vermemeye, her daim kenti ve doğayı talan eden rant projelerine karşı mücadele etmeye çağırıyoruz.”
“ŞAHİNTEPELİLER ÖFKELİ”
Alevilerin ve yoksul emekçilerin yoğunlukta olduğu Şahintepe halk ise yerinden edildiklerini bunun bir kanal değil sürgün projesi olduğunu ifade etti. 2019 yılında bu yana defalarca kez polisler ile karşı karşıya bırakıldıklarını dile getiren mahalle sakinleri AKP’nin rant ve talan politikalarına karşı eylemlerine devam edeceklerini ifade etti.
PİRHA – Prof. Dr. Doğu Ergil, Rusya-Ukrayna savaşı ile Kürt ve Alevi sorununa ilişkin PİRHA’ya konuştu. Rusya’nın, amacına ulaşana dek tüm gücünü kullanacağına vurgu yapan Ergil, Türkiye siyasetinde yaşanan gelişmeleri de yorumladı. Alevi sorununda iktidarın tutumunu eleştiren Ergil, “Aleviliği, Sünniliğe dönüştürerek asimile edemezsiniz. Sünnilik adına Aleviliğe karşı durur, onun beklentilerini ‘sapkınlık’ olarak görürsen tabii ki ayrım doğar” ifadelerini kullandı.
Rusya’nın Ukrayna’ya dönük işgali tüm hızıyla sürüyor. Sivillere yönelik saldırılar da durmak bilmiyor. Ukrayna, son olarak ülkenin güneyindeki Mariupol şehrinde sivillerin sığınak olarak kullandığı tiyatro binasının Rusya tarafından bombalandığını açıkladı. Aktarılan bilgilere göre söz konusu binada 1200 kişinin bulunduğu belirtiliyor. Henüz ölü ve yaralılar konusunda ise net bir bilgi bulunmuyor.
Ukrayna, Rusya’nın “savaş suçu” işlediğini ifade etse de ne Avrupa ne de diğer dünya ülkeleri söz konusu bu savaşta etkin bir taraf olmuyor.
Savaşın başından bu yana sadece Mariupol’de dahi en az 2 bin 400 kişinin öldürüldüğü bilgisi paylaşılsa da asıl gerçeklerin savaş sonlandıktan sonra ortaya çıkacağı belirtiliyor.
“HER KOŞULDA KAÇINILMASI GEREKİR”
Siyaset Bilimci Prof. Dr. Doğu Ergil ile Rusya işgaline dair yaptığımız sohbetteki ilk yorum da “Savaş bir trajedidir” yönünde oldu. Akademisyen Ergil, “Savaşın her koşulda kaçınılması gereken acı verici bir olay” olduğu vurgusunu yaparak, Rusya’nın amaçlarına, Dünya ülkelerinin ise yaşanan ölümlere neden kayıtsız kaldığını yorumladı.
Türkiye’nin temel sorunlarından Kürt sorununun çözümü için 63 kişilik Akil İnsanlar Listesi’nde de yer alan Doğu Ergil ile Rusya ve Ukrayna savaşı başta olmak üzere Alevi sorununa dek birçok başlığı konuştuk.
“NATO’NUN DA AMACI UKRAYNA’NIN MENFAATLERİ DEĞİL”
PİRHA-Günümüz Avrupa’sında bir savaş pek öngörülmezdi ancak çok yakıcı bir duruma şahitlik ediyoruz. Sizce Rusya’nın Ukrayna harekâtı batı ülkelerini birleştirdi mi? Rusya ile Avrupa ülkeleri arasında tam bir kutuplaşma oluştu denebilir mi?
DOĞU ERGİL: “Ukrayna gerçekten çok zengin bir tarım ülkesi. Avrupa’nın ‘ekmek sepeti’ denir. Ayçiçeği yağı ve buğdayın çoğunu bizler de oradan alıyoruz. Bu alanlar artık ekilip biçilemeyecek. Çünkü Rus ordusu sadece şehirleri tahrip etmiyor, aynı zamanda ekili arazileri de yakıyor. Bir an önce sonuca gidip Ukrayna halkına ‘Yeter artık bu çektiğimiz nedir?’ dedirtip kendi yönetimine baskı yapsın diye… Bu yaşananlara Avrupa ne kadar katlanır onu bilmiyoruz. O yüzden şimdilik bu savaş Avrupa ülkelerini birleştirmiş gözüküyor. Hatta NATO’yu ‘Demir Yumruk’ gibi yaptı iddiaları da var. Fakat NATO ‘Biz sana her türlü desteği veririz’ derken bu askeri müdahaleye karşı fiili bir şey yapmıyor. Çünkü NATO’nun da amacı Ukrayna’nın menfaatleri değil. ‘Rusya batağa saplansın, zor durumda kalsın ve NATO karşısında zayıflasın’ amacı güdüyor. Yani bunun da kurbanı Ukrayna halkı ve toprakları oluyor.”
“KİMSE BU DENLİ YIKICI BİR MÜDAHALEYE İNANMIYORDU”
-NATO planında sona gelindiği tartışmaları varken şimdi NATO’nun genişlemesi konuşuluyor. Bu mümkün mü?
NATO’nun karşısında ciddi bir tehdit ve rakip yoktu. O yüzden bu boşlukta Rusya hamlesini yaptı. Rusya, kendince ‘Şunlar şunlar olursa ben müdahale ederim’ diye yıllar öncesinde söylemlerde bulundu fakat kimse bu denli yıkıcı bir müdahaleye inanmıyordu. ‘Amaçlarımı elde etmeden bana karşı çıkılırsa elimdeki nükleer cephaneliği de harekete geçiririm’ diyor ki bu üçüncü ve belki de son Dünya Savaşı olur.”
“UKRAYNA’NIN FEDA EDİLMESİNE GÖZ YUMUYORLAR”
-Avrupa’nın da ABD’nin de bu savaşı hemen bitirebilecek gücü var ancak tam anlamı ile taraf olmuyorlar. Sizce Ukrayna gözden çıkarıldı mı?
Hayır öyle bir şey diyemeyiz fakat Rusya istediklerini elde etmesin diye Ukrayna’nın feda edilmesine göz yumuyorlar. Bir, askeri açıdan istediğini yapmasın, NATO karşısında güçlenmesin, Ukrayna ve Doğu Avrupa’da eski Sovyet Birliği nüfus alanında tekrar varlığını göstermesin ve burada NATO’yu dengeleyecek bir varlık sergilemesin isteniyor. Rusya bunu yapabildiği ölçüde NATO ve Batı istediğine kavuşamayacak. Rusya istediğini elde edinceye kadar maalesef Ukrayna’nın boğazını sıkacak ta ki nefesi kesilene kadar. Ukrayna ölmemek için ‘tamam artık dur’ diyecek. Bu tabii ki haklı bir şey değil çünkü egemen bağımsız bir ülke, istediği bloka yanaşır ya da savunma sistemini seçer. Fakat Rusya diyor ki ‘NATO, benim varlığımı tehdit eden, güvenliğimi yok edecek bir düzen peşinde’. Şimdiye kadar dünya barışını hep denge götürdü. Buna da ‘Dehşet dengesi’ deniyordu. Her iki tarafın da nükleer silahları var. Bir tarafta NATO var diğer tarafta Varşova Paktı. Fakat Sovyetler çökünce Varşova Paktı da ortadan kalktı. Şimdi Rusya buna benzer bir güç odağı oluşturmak istiyor. Merkezinde Rusya’nın olduğu… Bu olmadan da ‘vazgeçmem’ diyor.”
“RUSYA BU SAVAŞI AVRUPA VEYA NATO BLOĞUNA KARŞI VERMİYOR”
-Emmanuel Macron, 6 Kasım 2018’de yaptığı bir açıklamada, Rusya tehlikesine dikkat çekerek, ABD’ye bağımlı olmayan, egemen bir AB ordusu kurmadıkça Avrupalıların güvende olamayacağınısöylemişti. Almanya ise yakın zamanda savunma bütçesini 100 milyar Avro arttırma kararı aldı. Avrupa şu an kendisini tehlikede görüyor mu dersiniz?
Avrupa’yı tehdit eden bir Rus varlığı söz konusu değildi. Rusya kendi güvenliği için savaştığını söylüyor ve bunu da Avrupa veya NATO bloğuna karşı vermiyor, kendi eski nüfus alanında ve hatta kendisi için çok elzem olan Karadeniz filosunun bulunduğu Kırım bölgesini kaptırmamaya çalışıyor. Sanıyorum 1954 yılıydı, Rusya Devlet başkanı olan ve Ukrayna doğumlu olan Nikita Kuruşçev tuttu Rusya için çok önemli olan Kırım’ı durduk yerde Ukrayna’ya verdi. Belki de Stalin zamanında yapılan büyük zulüm nedeniyle vicdan azabı sebebiyle telafi etmek amacıyla bunu yaptı. Ama orası hep ihtilaflı bir bölge olarak kaldı. Ve Rusya, Ukrayna’dan burayı hep kiralayarak, bu kira süresi de hep arttırılarak bugüne kadar geldi. Fakat Ukrayna, yapılan anlaşmalara rağmen ‘Burası benim, vermem’ diyordu. Sonunda resmen ilhak etti. Bu tabii bağımsız bir ülkeye karşı yapılacak bir şey değildi. O zaman bütün güçlüler, kaba kuvvetle kendi haklılıklarını ilan edebilirler. Ne var ki politika ideal değil reel bir şey. Hegemon güçler böyle şeyler yapabiliyor. Şimdi biz bile kendimizi ‘tehdit altında’ hissettiğimiz için güneyde başka ülkelerin topraklarına girebiliyoruz. Bunda da kendimizi çok haklı olarak görüyoruz. Maalesef bunlar güçlünün haksızlığı diyelim.”
“ARSA SATACAĞIM DİYE ÜLKE MENFAATLERİNİ FEDA ETMENİN ANLAMI YOK”
-Yeni bir dünya kuruluyor gibi. ABD, AB, Çin, Rusya ve Hindistan’dan oluşan beş merkezli bir dünya. Türkiye bunların içerisinde nerede olacak dersiniz?
Türkiye tercihini yapmıştı. Batı ile olacak. Onun savunma sisteminin bir parçası ama Türkiye ne yapıp edip çatışma ihtimali olan bu bloklar arasında tarafsız kalmalı. Geçmişte bu rolü oynayan iyi yetişmiş görevliler vardı ama şimdi bir Dışişleri Bakanlığı yok. Diplomasi ortadan kaldırıldı ve oraya siyasi iradenin istediği insanlar atanıyor. Büyükelçilerin birçoğu mevcut iktidara yakın isimler ama bunlar da diplomasiyi bilmiyorlar. Cumhuriyetin ilanından beri Türkiye’nin getirdiği o dengede durma ve bloklar arasındaki tarafsızlık konusunda Türkiye o anlayıştan uzaklaştı. Bunun bir yansıması da Kanal İstanbul’dur. Şimdi boğazları bypass edip Kanal İstanbul’dan ‘istediğim savaş gemilerini Karadeniz’e geçirebilirim’ dediğin anda Möntrö Antlaşması’nın hükümlerini geçersiz kılıyor kendi tarafsızlığını zedeliyorsun. Ve Rusya’nın da hedefi haline geliyorsun. Arsa satacağım diye ülkenin menfaatlerini feda etmenin anlamı yok.”
“ALEVİLERİN SABRI VE ANLAYIŞINA TEŞEKKÜR ETMEK LAZIM”
-Biraz da Türkiye özelindeki konulara değinelim isterim. Rusya-Ukrayna savaşı öncelikli gündem haline geldi ancak Türkiye’de de uzun yıllardır bir iç çatışma hali söz konusu. En önemli sorunlar; Kürt ve Alevi sorunu iktidar ve bir kısım muhalefet tarafından hiç konuşulmuyor. Diğer yandan seçim telaşı başladı ve barajın yüzde 7’ye çekilmesi girişimi var. Tüm bu güncel gelişmelere dair yorumunuz ne olur?
Alevilerin eşit yurttaş olarak sistemde yerini alması sorunu şimdiye kadar şiddet doğurmadı ve bu sorun şiddetle yürütülmedi. Buna bir defa şükür etmek lazım. Bu konuda tabi Alevilerin inanılmaz sabrı ve anlayışına da teşekkür etmek lazım. Kürt sorunu ise bence ‘yapay’ bir sorun. Bundan kastım şu; doğada sorun yoktur, olgular ve gerçekler vardır. Fakat siz bu gerçekleri anlamaz ve iyi yönetemezseniz soruna dönüşürler. Kürt sorunu da böyle. Kürt sorunu, Türkiye, Kürtlerin isteklerini, beklentilerini; aşırılardan bahsetmiyorum, anlayıp yönetemediği için soruna dönüştü. Türkiye’de Kürt nüfusu ‘20 milyon’ diye telaffuz ediliyor olabilir. Hadi onu 12-13 milyon diye indir. Şimdi bu kadar insan isyan etse hiçbir ülke bunu bastıramaz. Yani Kürtler bu kadar çok korkulduğu kadar ayrılık, bağımsızlık, Türkiye’den nefret üzerine türetilmiş bir kopukluk falan istemiyorlar. Ama birtakım istekleri var. Bakın şimdi, Türkiye halkı, özellikle ‘halkı’ diyorum ‘hükümeti’ değil, bütün siyasi partilerle, tabii ki HDP dışında hepsi, Kürtleri dinlememek, onları yok saymak konusunda müttefik. Bakın koalisyonlara bile dahil etmiyorlar. Yani Türkiye’de yüzde seksen, Kürtleri dışlamak, dışarıda bırakmak, Kürtlerden endişe etmek, korkmak hatta nefret etmek konusunda bir uzlaşma halinde. Ve bu uzlaşma laikleri, dincisi, muhafazakarı, liberali, askeri, sivili, hepsinin ortak özelliğidir. O yüzden bu sorun oluyor ve Kürtleri de içine alan bir siyasal birliğin oluşturulamaması ve siyasetin normalleşememesi sonucunu doğuruyor.”
“KISIR VE EKSİK AKLIN PLANI”
-Geçmişte Kürtleri, Türk kimliği içerisinde eritme projesi vardı. Şimdi de Aleviliği Sünnilik içerisinde eritme gibi bir politika yürütülmekte. Okullarda zorunlu din dersleri dayatılıyor, cemevleri halen ibadethane statüsünde görülmüyor. Mevcut iktidarın asimilasyon politikalarına dair ne söylersiniz?
Bu bir kısır ve eksik aklın planı. Bir kimlik muhalif olmaktan, isyancı olmaktan uzaklaştırılabilir. Nasıl uzaklaştırırsın? Örneğin bir başka kimliğe dönüştürerek değil, karşıt da olsa farklı kimliklerin hepsini kapsayacak bir üst kimlik altında toplayabilirsin. Şimdi siz Aleviliği Sünniliğe dönüştürerek asimile edemezsiniz. Ama Aleviliği de Sünniliği de genel İslam çerçevesi içine yerleştirebilirsiniz. Yerlerini bulur, bunları çatışma halinden çıkartır, ‘Senin yerin burası. Sen de bir Müslüman kesimsin. Senin haklarını kabul ediyorum, beklentilerinin farkındayım karşılıyorum’ dediğin zaman olmaz. Sen Sünnilik adına Aleviliğe karşı durur onun beklentilerini ‘sapkınlık’ olarak görürsen tabii ki ayrım doğar. Ve o zaman yönetim mezhepsel bir yönetime döner.”
“İNİSİYATİFİ AZ, İRADESİ ÇOK SINIRLI BİR MUHALEFET VAR”
-Sorunların giderilmesi adına muhalefet, yeterince refleks gösterebiliyor mu sizce?
Yaşananlara karşı çıkmayan, itiraz etmeyen, farklı yol yöntem önermeyen bir kesim bir kere zaten muhalefet olamaz. Yani Türkiye’nin sorunlarından biri, anlayışı kıt bir iktidar değil, inisiyatifi az, iradesi çok sınırlı ve nasıl muhalefet edileceğini pek bilmeyen bir muhalefettir aynı zamanda. Yani bunlar birbirlerini tamamlıyorlar. O yüzden de Türkiye’nin sorunları çözülemiyor.”
“TÜRKİYE ESKİDEN DAHA ÇOĞULCUYDU”
-Türkiye siyasetinin kalitesi geçmişe kıyasla geriye mi gitti yani?
Türkiye eskiden daha çoğulcuydu yani farklılıklarını daha rahat kabul edebilen bir toplumdu. Sol partiler vardı, sendikacılık vardı ama bugün sendikacılık diye bir şey yok. O yüzden örgütlü bir toplum olmaktan çıkıldı ve bugün sadece iktidara bağlanması istenen ve bağlanan bürokrasisinin kalitesi çok düşmüş. Dış ilişkilerin, kişisel tercihlere bağlandığı bir ülke haline geldik maalesef.”
“ALEVİ KÖYLERİNE CAMİ YAPMAK CHP HÜKÜMETİ DÖNEMİNDE DE VARDI”
-Demokratik bir seçim sürecini atlatmamız halinde 2 yıl sonrası için ülkeyi nasıl görüyorsunuz?
İşte seçimlerin nasıl olacağını bilmiyoruz. Eğer demokratik bir seçim olmazsa Türkiye son derece sürtüşmeli, çekişmeli bir sürece girecek demektir. Bırak onu, muhalefet seçimi kazansa bile aralarında o kadar farklı görüş ayrılıkları var ki gene Kürtleri dışarıda bırakan bir tavırla bu sorunları çözmeleri çok zor. Alevi sorunu da keza öyle. Farklılıkları kabul etmeyen bir ülke kendi varlığını inkar ediyor demektir. Bugün Alevi köylerine cami yapmak CHP hükümetleri döneminde de söz konusuydu. Yani bu neye delalet ediyor; dinin bir devlet kurumu olduğu anlayışına dayanıyor. Halbuki dinin bireysel bir tercih olması lazım. Eğer öyle anlaşılırsa Alevilik de bir sorun olmaz. İsteyen camisini kurar, istemeyen kurmaz. Dinin, devletin tasarrufundan ve tabii egemenliğinden çıkması lazım.”
Danıştay 13’üncü Daire, Kanal İstanbul Projesi kapsamında yapılan “Halkalı-Ispartakule Arası Demiryolu Hattı İnşaatı” ihalesini hukuka aykırı bularak iptal etti.
Danıştay 13’üncü Daire, Kanal İstanbul Projesi kapsamında hazırlanan ve yapılan “Halkalı-Ispartakule Arası Demiryolu Hattı İnşaatı” ihalesini hukuka aykırı bularak iptal etti. “Pazarlık usulü” yöntemiyle yapılan ihalede gerekli açıklık ve rekabetin sağlanmadığına değinilen kararda, ihalenin Kamu İhale Kanunu’nun 21/b fıkrasında aranan “ivedilik şartını” taşımadığı vurgulandı. Kararın “kesin nitelik” taşıdığına dikkat çekerek, “karar düzeltme yolu”nun da kapalı olduğuna hükmetti.
Deutsche Welle’nin haberine göre Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü, “Halkalı-Kapıkule Yeni Demiryolu İnşaatı Kapsamında Halkalı-Ispartakule Arası (Kanal İstanbul Geçişi) Demiryolu Hattı İnşaatı ile Elektromekanik Sistemlerinin Temini ve Yapımı” ihalesini 28 Haziran 2021 tarihinde gerçekleştirmişti. İhalede doğal afet, salgın hastalık, can veya mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen veya yapım tekniği açısından özellik arz eden durumlarda uygulanan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 21/b maddesi kapsamında ilansız olarak pazarlık usulü yöntemi uygulandı. İhale konusu yapım işi, “ivedi” olarak yapılması zorunlu olan işler arasında gösterildi.
Bakanlık, bu kapsamda ihaleye 9 firma davet ederken 5 firma teklif verdi. Ekonomik açıdan en uygun teklif, 3 milyar 111 milyon 362 bin 15 TL bedelle Gülermak-Yapı ve Yapı-Taşyapı ortaklığından geldi. İhaleyi, bu ortaklık kazandı. Ancak Modifalt İnşaat Makina Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti, işin açık ihale ile yapılmamasının yasaya aykırı olduğu iddiasıyla dava açtı.
PİRHA – Milletvekili Özgür Karabat Kanal İstanbul’u “Yandaşları ihya etme projesi” olarak nitelendirerek planlanan Organize Sanayi Bölgesi (OSB) projesinin başında AKP’li isimler olduğuna dikkat çekti.
CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, “Kanal İstanbul Projesiyle milyarlarca dolarlık rant elde etmeyi planlayan AKP, aynı zamanda seçimlerde kaybettiği İstanbul’a paralel bir kent yaratma çabasındadır. OSB gibi projeler de bunun açık göstergesidir” dedi.
YENİ OSB TANIDIK İSME VERİLMİŞ!
AKP’nin Kanal İstanbul konusunda “organize biçimde” hareket ettiğini belirten Karabat, Arnavutköy Yassıören’de 500 bin metrekarelik OSB yapılacağını belirtti. Bahse konu arazinin TOKİ ihalesinde 2.7 milyar TL Kuzey Marmara Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi’nin aldığını da ifade eden Karabat: “Bu denli büyük bütçe ile arazi alan kooperatifin bir internet sitesi dahi yok! Yönetiminde de AKP’ye yakın iş insanlarını görüyoruz. Kooperatifin Yönetim Kurulu Başkanı Reha Yeltekin, 2011’de İstanbul 3. Bölgede AKP milletvekili aday adayı oldu.” dedi.
Stratejik yatırımların ülke ihtiyaçlarına göre değil AKP’li yandaşların menfaatleri çerçevesinde belirlendiğini savunan Karabat; “16 milyon nüfusun sıkıştığı bir şehirde hava, tarım ve temiz su havzaları ihtiyacı varken neden bu OSB ısrarı? İTO neden ülkenin makroekonomik sorunlarını düşünmez ve İstanbul’un ekolojisine zarar veren bu projeleri destekler? Karbon salınımını artıracak, su kaynaklarını tüketecek bu proje istihdam yaratacak; ama esas dertleri yaratacağı büyük ranta konmak!” dedi.
MÜSİAD’IN HİTAM ORTAK GİRİŞİMİ İLE BİR OSB DAHA!
Kuzey Marmara Kooperatifi dışında bir diğer OSB projesinin de Avrasya İş Yeri Yapı Kooperatifi ve MÜSİAD’ın HİTAM Ortak Girişimi ile yürütüldüğünü söyleyen Karabat:
“Görüldüğü üzere AKP Hükümeti, Kanal İstanbul çevresindeki sanayileşme rantını MÜSİAD öncülüğünde yürütüyor. Bakın Avrasya Kooperatif sitesinde: ‘Amacımız, MÜSİAD öncülüğünde, yerli ve milli sermaye ile KOBİ’lere destek vermek’ diyor.
Sermaye gruplarının siyasileşmesinin tehlikesine değinen Karabat, “Bu noktada da 15 Temmuz’dan ders almadıklarını görüyoruz. FETÖ’nün kendisine bağlı iş adamları ile ülkeye ne zararlar verdiğini hatırlayın. MÜSİAD da AKP’nin kutuplaşma siyasetine ve İstanbul’u talan eden politikalarına uygun hareket ediyor.” dedi.
PİRHA- Kuzey Ormanları Araştırma Derneği 2021 Nisan-Mayıs-Haziran izleme raporunu yayınladı. Rapora göre, Kuzey Ormanları coğrafyasında yer alan Edirne-Keşan, Tekirdağ, Kırklareli, Kuzey Çanakkale, İstanbul ve Bursa’da 438 ayrı tehdit, tahrip ve savunma kaydedildi. Raporda Kanal İstanbul, müsilaj ve orman yangınlarına da değinildi. Kuzey Ormanları Savunması aktivisti ve şehir planlamacısı Seda Elhan raporu PİRHA’ya değerlendirdi. Elhan, son birkaç ayın öne çıkan gündeminin deniz ekosisteminin tahribi de denilebilecek müsilaj olduğunu söyledi.
Kuzey Ormanları Araştırma Derneği 2021 yılının ikinci üç aylık raporunu yayınladı. Ormanların kesilerek Rüzgar Enerji Santrallerinin (RES) kurulduğu belirtilen raporda, bu üç aylık periyotta RES projelerine ilişkin 11 adet izleme kaydedildiği belirtildi. “İstanbul Çatalca mevkilerini ağır tahrip eden İstanbul RES projesi inşaatı ve KOS‘un yürüttüğü Ormanda RES Olmaz kampanyası devam etmektedir.” dendi.
Ayrıca Nisan – Mayıs – Haziran aylarında Kuzey Ormanları’nda 6 yangın çıkmıştı ve yangın çıkan bölgeler, ‘Tekirdağ, Pendik, Sakarya – Geyve, Edirne – Keşan, Bursa’ olarak bildirildi. Buna göre Kuzey Ormanları coğrafyasında, üç aylık periyotta yaklaşık 12 hektar orman yangın sebebiyle tahrip oldu.
İSTANBUL’U, TRAKYA’YI AVRUPA KITASI’NI TEHDİT EDEN PROJE: KANAL İSTANBUL
Raporun devamında Kanal İstanbul projesine ilişkin gelişmeler de yer aldı. 26 Haziran’da “Kanal İstanbul inşaatına başlıyoruz” denilerek Kuzey Ormanları’nın Sazlıdere mevkilerinde yeni bir yıkım sürecinin başlatıldığı ve inşaatın Sazlıdere Barajı’nın üstünden geçecek, Kuzey Marmara Otoyolu’nun sekizinci etabının viyadüğü olduğunun anlaşıldığı belirtildi.
RAPOR NELERİ KAPSIYOR?
Raporun içeriğini Kuzey Ormanları Savunması (KOS) aktivisti ve şehir planlamacısı Seda Elhan,PİRHA‘ya anlattı. Elhan, “Kuzey Ormanları Araştırma Derneği, geçen yıldan beri Kuzey Ormanları ve coğrafyasında bir izleme çalışması yapıyor. Üçer aylık periyodlarla da bunu raporlaştırarak kamuoyuyla paylaşıyor. Kuzey Ormanlarında gerçekleşen tehdit tahrip ve savunma haberlerini günlük olarak takip edip kaydederek aynı zamanda bölgeye özel önemli bir kayıt da tutmuş oluyor” ifadelerini kullandı. Son açıklanan raporda bölgede 438 adet ayrı haber izlendiğini aktaran Elhan, son birkaç ayın öne çıkan gündeminin deniz ekosisteminin tahribi de denilebilecek müsilaj olduğunu aktardı.
“MARMARA DENİZİ ARTIK ÖLMEYE BAŞLIYOR”
Elhan, Marmara Denizi’ne yönelik yıllardır yaşanan ağır tahribin devam ettiğini ancak Ergene Derin Deniz Deşarjı projesinin de eklenmesiyle bardağı taşıran son damlanın da düştüğünü ifade etti. “Bize bu müsilaj durumu ile Marmara Denizi artık ölmeye başladığını da göstermiş oldu.” dedi.
Elhan, Marmara genelindeki haber takiplerinde bir yandan Ergene Derin Deniz deşarjının devam etmesi ve savunulması söz konusu iken bir yandan da evsel ve sanayi atıklarının denize verilmesine de devam edildiğini vurguladı. Elhan’a göre uygulamalar, denetlemeler ve cezalar göstermelik ve yetersiz kalıyor.
Bir diğer öne çıkan konu Kanal İstanbul projesi. Raporda, Kanal İstanbul projesi ile ilgili 37 adet izleme kaydedildi. Elhan, şunları kaydetti:
“26 Haziran’da Kanal İstanbul inşaatına başlıyoruz denilerek Kuzey Ormanları’nın Sazlıdere mevkilerinde yeni bir yıkım süreci başlatıldı. İnşaatın Sazlıdere Barajı’nın üstünden geçecek, Kuzey Marmara Otoyolu’nun 8. etabının viyadüğü olduğu anlaşıldı. Tabii Kuzey Ormanlarını etkileyen 3.köprü, 3. Havalimanı ve Kuzey Marmara Otoyolu şimdi de planlanan Kanal projesi birbirinden ayrı düşünülecek konular değil. Hepsi bütünlüklü büyük planın parçaları olarak hayata geçiriliyor.”
Elhan bu konuda mevcut hükumetin kendisini inşaat ve rant ekonomisi ile sürdürmesiyle ilişkili olduğu değerlendirmesinde bulundu ve ekledi:
“İstanbul’un son kalan ormanları, doğal kaynaklarının korunmasının önemi ortadayken, şehrin daha fazla büyümemesi uzmanlarca söyleniyorken hala bu ısrarı bilimsel ya da hukuki ya da etik olarak açıklamak mümkün değil.”
İzleme çalışmalarında öne çıkan bir diğer başlık ise orman yangınları. Bu 3 aylık takipte Kuzey Ormanları’nda yaklaşık 12 hektarlık orman alanının yok olduğu açıklandı.
PİRHA-İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Yönetim Kurulu Başkanı Taner Yüzgeç, Kanal İstanbul projesini değerlendirerek “Amacını tam olarak anlamadığımız Kanal İstanbul projesi çevre, kentleşme, su kaynakları, ulaşım, sit alanları, ekonomi, uluslararası hukuk, dış politika, güvenlik gibi konular bağlamında bütüncül değerlendirmeler dahilinde, bilgi ve akıl süzgecinden geçirilerek yapılmış bir proje değil” dedi.
AKP İktidarının uzun bir süredir yapımı konusunda ısrar ettiği Kanal İstanbul projesi tam olarak nasıl bir ihtiyacı karşılayacak, detaylarını uzmanlara sorduk.
Karadeniz’den Marmara Denizi’ne uzanması tasarlanan su yolu projesini ilk olarak 2011 yılında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan açıklandı. Tartışmalı proje için ilk ihale ise 26 Mart 2020’de yapıldı.
Kanal İstanbul projesine benzer öneriler, geçtiğimiz yıllarda da gündeme gelmişti. İstanbul’un batısında bir kanal projesi ilk kez TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik dergisinde Ağustos 1990 tarihinde yayınlanan bir makalede önerilmişti.
Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu 1994 yılında Bülent Ecevit de İstanbul’un Avrupa yakasında Karadeniz’le Marmara arasında bir kanal açılmasını önermişti. Nitekim o öneri “Boğaz ve DSP’nin Kanal Projesi” ismiyle DSP’nin seçim propagandalarında da yer bulmuştu.
KANAL İSTANBUL İLE AMAÇLANAN NE?
Peki Recep Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle “çılgın proje” olarak basına yansıyan ve 2027’de tamamlanması planlanan Kanal İstanbul’un amacı ne?
İktidar cephesi, asıl amaçlananın gemi trafiğinin azaltılması olarak cevap veriyor. Karadeniz’den Marmara Denizi’ne geçişin hızlı, güvenli ve ekonomik olarak da gelir sağlamasını amaçlıyor.
Kanalın uzunluğu 40 ila 45 km; genişliğinin ise 150 m olması planlanıyor. Böylelikle İstanbul’da iki yeni yarımada ve bir de ada oluşacak. Projenin toplam maliyetinin ise 118 milyar lirayı bulacağı tahmin edilmekte.
“AMACININ NE OLDUĞUNU ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL”
İstanbul’un bir bütün olarak değişimine yol açacak projeye dair bilim insanları ne yorum yapıyor; İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Taner Yüzgeç ile konuştuk.
Kanal İstanbul projesini tek cümle ile özetleyen Yüzgeç “Amacını tam olarak anlamadığımız Kanal İstanbul projesi çevre, kentleşme, su kaynakları, ulaşım, sit alanları, ekonomi, uluslararası hukuk, dış politika, güvenlik gibi konular bağlamında bütüncül değerlendirmeler dahilinde, bilgi ve akıl süzgecinden geçirilerek yapılmış bir proje değil. Toplumumuza herhangi bir fayda sağlayacağını düşünmüyorum” yorumunda bulundu.
Kanal İstanbul’a benzer Süveyş ve Panama kanallarını hatırlatmamız üzerine İMO Başkanı Taner Yüzgeç, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Kanal İstanbul ile Süveyş ve Panama kanallarının benzerliği sadece inşa süreci. Bahsettiğiniz iki kanalın somut bir amacı var. Onu da en basit haliyle ifade etmek gerekirse ticari anlamda tasarruf sağlamak amacıyla kat edilen yolu kısaltmak. Yani daha kolay ve ucuz bir şekilde ulaşımı sağlamak. Ancak Kanal İstanbul projesinde böyle bir amaçtan bahsetmek mümkün değil. Çünkü boğaza paralel yapılacak bir projeden bahsediyoruz. Üstelik Kanal İstanbul’un raporlara yansıyan fiziksel özelliklerini incelediğimizde, İstanbul Boğazından taşımacılık ve ekonomik açıdan daha dezavantajlı olduğunu görüyoruz. Açıkçası açıklanan gerekçeler göz önüne alındığında amacının ne olduğunu tam olarak anlamak mümkün değil. Amacını tam olarak anlamadığımız Kanal İstanbul projesi çevre, kentleşme, su kaynakları, ulaşım, tarihi alanlar, sit alanları, ekonomi, uluslararası hukuk, dış politika, güvenlik gibi konular bağlamında bütüncül değerlendirmeler dahilinde, bilgi ve akıl süzgecinden geçirilerek yapılmış bir proje değil. Dolayısı ile toplumumuza herhangi bir fayda sağlayacağını düşünmüyorum.”
“BİLİMSEL BİR AÇIKLAMASI YOK”
İMO Başkanı Taner Yüzgeç’e “Süveyş Kanalı, gemileri Afrika kıtasını dolaşmaktan, Panama Kanalı ise Güney Amerika kıtasını dolaşmaktan kurtarıyor. Kanal İstanbul’un İstanbul Boğazı’na paralel olduğunu düşünürsek neden böyle bir proje” sorusunu da yönelttik. Taner Yüzgeç, meslek odaları olarak, benzer soruların defalarca kez iktidara sorulduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Ancak ne iktidardan ne de ilgili kamu kuruluşlarından kamuoyunu tatmin edici izahatlar yapılmadı. İktidar tarafından bu tartışma teknik ve bilimsel verilerle değil, toplum daha çok kutuplaştırıcı bir dille yönetilmeye çalışılıyor. İktidarın 2011 yılında çılgın proje olarak tanıttığı Kanal İstanbul’un ayakları yere sağlam basan bilimsel bir açıklaması yok. Kamuoyunda Kanal İstanbul üzerine yapılan mühendislik harici diğer tartışmaları değerlendirdiğimiz zaman; hem siyasal hem ekonomi hem güvenlik hem de çevresel etkileri itibariyle toplumun her kesimi tarafından ağır eleştiriler getirildiğini, yurttaşlar tarafından kabul edilmediğini görüyoruz.”
TEK FAYDASI İNŞAAT SÜRECİNDE YARATACAĞI İSTİHDAM!
Taner Yüzgeç’ten, Kanal İstanbul projesinin az da olsa topluma ne gibi fayda getireceğinin cevabını da aldık. Yüzgeç, “Kanal İstanbul bir ulaşım ve kentleşme projesi değildir” diyerek “Afet riski altında bulunan İstanbul için riski ve kaosu ciddi oranda artırmaktadır. Yapılacağı bölge itibariyle Ülkemizin doğal varlıklarına zarar vereceği aşikardır. Sadece kanal yapım aşamasında inşaat sürecinde istihdam yaratabilir. Elbette bu istihdam bize kaybettirecekleri ile kıyas bile edilemez.”
Yüzgeç, söz konusu projenin hiçbir şekilde ülke ekonomisine katkı sağlamayacağını vurgulayarak sözlerine şu cümlelerle devam etti:
“ÇED raporuna göre tahmini trafik hacmi 2071 yılı için 86.000 olarak ön görülmüş. Ancak bu öngörünün de ne kadar bilimsel olduğu tartışma konusu. Çünkü İstanbul boğazı için trafik hacimleri incelendiğinde 2006 için 55.000, 2017 için 42.000, 2020 için ise 40.000 rakamlarını görüyoruz. Yani Boğazdaki trafik hacminde düşüş potansiyeli görünürken Kanal İstanbul projeksiyonunda 2071 için 86.000 rakamını görüyoruz. Bu projeksiyonun hangi bilimsel yöntemle yapıldığını da açıkçası çok merak ediyoruz. Üstelik bu tahminleri doğru kabul etsek bile artı bir ekonomik girdi pek mümkün değil.”
“MAALESEF CİDDİYETTEN UZAK BİR PROJE”
Gemi trafiği ve kazalar nedeniyle deniz sularının ciddi oranda kirlenmesi meselesi de bir diğer kaygı konusu. Açılacak yeni kanalın kaza ihtimalini ortadan kaldıracağı söylentilerine de cevap veren Taner Yüzgeç, “Bu tespitin bilimsel bir çalışmaya dayanmadığı, kanal ihtiyacını açıklama çabasının bir sonucu olarak, sübjektif bir değerlendirme olduğu kanaatindeyim. Kaza ihtimali gibi geleceğe yönelik öngörüler bu aşamada kesinlikle belirlenemez. Gerçeği yansıtmadığını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
İMO Başkanı, İstanbul’da beklenen ortalama 7.5 şiddetindeki depreme de işaret ederek Kanal İstanbul’un ne gibi tehlikelere yol açacağına ise şu sözlerle açıklık getirdi:
“Kanal İstanbul Kuzey Anadolu fayının Marmara Denizine uzantısının 11 km yakınında yer almakta. Bu nedenle, kanalın kendi yapısı ve Kanal İstanbul kapsamındaki, karayolu, demiryolu geçiş köprüleri, demiryolu, metro, altyapı tünelleri gibi geçiş tünelleri, altyapı geçiş yapıları, kıyı-deniz yapıları gibi mühendislik yapılarının deprem riskleri açısından konuyu ele almak gereklidir.
Ana kanalın Marmara Denizi ile Sazlıdere barajı arasındaki yaklaşık 16 km’lik güney kısmındaki zemin yapısının depremde yüksek sıvılaşma potansiyeli göstermesi deprem hasarı açısından bu projenin en kritik risk unsurunu oluşturmaktadır. Genel zemin mekaniği kuramları ile değerlendirilemeyen bu zemin yapısının iyileştirilmesi için ÇED raporunda sunulan öneriler, uygulanabilirliği ve maliyetleri nedeniyle maalesef ciddiyetten uzaktır.
Konuya afet yönetimi açısından baktığımızda, deprem riski çok yüksek olan İstanbul’un, mevcut durumda bile deprem toplanma alanları, ulaşım güzergâhları yok edilmişken, bir de ikiye bölünmesi, afet müdahale olanaklarının karşısında büyük bir engel oluşturacaktır.
Diğer taraftan afeti engellemenin pek çok yöntemlerinden biri de kentsel yoğunluğu azaltıp kenti dönüştürmektir. Bunun aksine Kanal İstanbul projesi ile kentin nüfusuna yaklaşık 8 milyon ilave olacağı, İstanbul nüfusunun 25 milyon, Trakya nüfusunun ise İstanbul dahil 40 milyonu bulacağı hesaplanmaktadır. Canavarlaşmış bu şehri rahatlatmak, afete yenik düşmesini engellemek için, yumuşak bir geçişle risk altında olan alanların tahliye edilmesi ve hızlıca dönüştürülmesi düşünülürken, bu oranda nüfus artışı, var olan ulaşım, alt yapı gibi problemleri katlayarak arttıracaktır.”
“BİR AN ÖNCE VAZGEÇİLSİN!”
Taner Yüzgeç, Mart 2021’de Süveyş Kanalında tıkanmaya yol açan gemi kazasına da değinerek benzer bir tehlikenin Kanal İstanbul’da da yaşanabileceğini söyleyerek şöyle devam etti:
“Süveyş Kanalı yaklaşık 300 metre genişliğe ve 24 metre derinliğe sahip bir kanal. Kanal İstanbul’da genişlik 275 ile 440 metre arasında, derinlik ise 20,75 metre olarak planlanıyor. Yani benzer özelliklere sahip diyebiliriz. İstanbul Boğazının ise genişliği 700 ile 3500 metre ve derinliği ise 30 ile 100 metre arasında. Yani fiziksel olarak Kanal İstanbul, boğaza göre daha dar ve teknik olarak da sıkıntılı bir kanal olacak.
“Kanal İstanbul projesi iktidarın zorlamaya dayalı gerçek ihtiyaç ve bilimsel tespitlerin dışında siyasi ve ticari ranta dayalı bir politika olarak gündeme getirildiğini düşünüyorum. İstanbul’a, kamusal varlıklarımıza ve ülkemizin geleceğine sahip çıkıyoruz. Kanal İstanbul projesinden bir an önce vazgeçilmesi için yetkilileri göreve çağırıyoruz.”
PİRHA- Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu, Kanal İstanbul projesini durdurmak ve bu saldırıya nasıl cevap verileceğini konuşmak için çevrimiçi toplantı düzenleyeceğini duyurdu.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, yaz aylarında Kanal İstanbul için ilk kazmanın vurulacağını ilan etti.
Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu, Kanal İstanbul projesini durdurmak ve bu saldırıya nasıl cevap verileceğini konuşmak için 14 Mayıs Cuma günü saat 20.00’de çevrimiçi toplantı düzenleyecek.
Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu, Kurum’un ilanının ardından, şunları kaydetti:
“Bu İstanbul halkına karşı bir meydan okumadır. Bu çılgın yıkım projesini durdurmak için şimdiye kadar çok çaba sarf ettik. Durduracağız dedik ve durdurmaya da kararlıyız. Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu, şehrimize yönelik bu saldırıya karşı nasıl cevap vereceğini konuşmak için toplanıyor. Sen de gel!”
PİRHA-TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu ile Maden Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Kanal İstanbul ile ilgili açıklama yaptı.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İstanbul İl Koordinasyon Kurulu ile Maden Mühendisleri Odası (MMO) İstanbul Şubesi Kanal İstanbul ile ilgili açıklama yaptı.
Maden Mühendisleri Odası İstanbul Genel Sekreteri Erşat Akyazılı, Kanal İstanbul için baz aldıkları üç kriter olduğunu belirterek, “Bunların “Bilim ve tekniğe, doğa ve çevreye, toplum ve insana uygunluk kriterleri. Bu üç kriter olmadan bizim onaylamamız mümkün değil” dedi. Projeye dair kamuoyunu doğru bilgilendirmeye devam edeceklerini aktaran Akyazılı şunları söyledi: “Ya İstanbul ya kanal diyoruz. Belirli çıkar grupları ‘kanal’ diyor, toplumdan yana olanlar ‘İstanbul’ diyor. Çıkar grupları kendi çıkarları uğruna toplumu tehlikeye atmaktan çekinmiyor” dedi.
Açıklamada projenin sadece kazı, nakliye ve depolama aşamasında 75 milyar lira gerektiği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) 2021 yılı toplam bütçesinin 28 milyar TL olduğunu ifade eden TMMOB İl Koordinasyon Kurulu üyesi Cevahir Efe Akçelik de, iktidarın Kanal İstanbul’un hukuki sürecine müdahale ettiğini belirterek projeye karşı beş farklı dava açtıklarını hatırlattı.
Kanal İstanbul’u “devlet projesi” olarak değerlendirerek İBB Başkanı İmamoğlu hakkında inceleme başlatan İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişi Mehmet Uğur Kılıç’ın, Süleyman Soylu ile aynı partide siyaset yaptığı ortaya çıktı.
Kanal İstanbul’u “devlet projesi” olarak değerlendirerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında inceleme başlatan İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişi Mehmet Uğur Kılıç’ın, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun geçmişte partidaşı olduğu belirlendi.
Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Başmüfettiş M. Uğur Kılıç, 2002’de Süleyman Soylu ile birlikte DYP’den milletvekili adayı oldu. 2007’de de Soylu’nun daha sonra genel başkan seçileceği Demokrat Parti’den aday olan Kılıç, emekli olmasına karşın AKP döneminde yeniden Mülkiye Başmüfettişi yapıldı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın “Ya Kanal Ya İstanbul”, “Kanal İstanbul’a Kimin İhtiyacı Var” afiş ve duyuruları üzerine İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği geçen günlerde inceleme başlattı.
İnceleme, emekli olduktan sonra 2019 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzaladığı kararname ile yeniden açık bulunan Mülkiye Başmüfettişliği’ne atanan ve İstanbul Grubu Müfettişliği’nde göreve başlayan Mülkiye Başmüfettişi Mehmet Uğur Kılıç’a verildi.
Mehmet Uğur Kılıç, Ekrem İmamoğlu’na 9 Kasım’da gönderdiği ve yazılı ifadesini istediği resmi yazısında, “Ya Kanal Ya İstanbul şeklindeki afişle uluslararası hukuk boyutu bulunan, aynı zamanda yabancı devletleri de ilgilendiren, devlet politikası haline gelen, siyasi alana taalluk eden ve devletin egemenlik yetkisine ilişkin bulunan bir konuya, kamu kaynağı kullanmak suretiyle karşı çıkmanın hukuka aykırı olduğu”nu ileri sürdü.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na, Kanal İstanbul projesini eleştirdiği için soruşturma açıldığını açıkladı. İçişleri Bakanlığı soruşturmayı doğrularken İmamoğlu ise yaptığı ilk açıklamada Kanal İstanbul’un kendisi için bir devlet projesi olmadığını söyledi.
İYİ Parti lideri Meral Akşener, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na Kanal İstanbul’a karşı çıktığı için soruşturma açıldığını açıkladı. İçişleri Bakanlığı soruşturmayı doğruladı, nedeni ise “Kanal İstanbul’un bir ‘devlet projesi’ olması” gösterildi. İmamoğlu, konuya ilişkin yaptığı ilk açıklamada, “Kanal İstanbul benim için bir devlet projesi değil” dedi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, soruşturma hakkında yaptığı ilk açıklamada, “Kanal İstanbul benim için devlet projesi değil” dedi.
KİPTAŞ anahtar teslim törenine giderken gazetecilerin konuyla ilgili sorusunu cevaplayan İmamoğlu “Konumuz deprem. Konumuz kentsel dönüşüm. Hukukçularımız süreci çalışıyor, inceliyor. Şimdilik bir şey söylemeyeceğim. Kamu kaynağı kullanıp kentsel dönüşüm yapıyoruz. Yapılan iyi şeyleri alkışlarız biz. Deprem ile yatıp kalkıyoruz, deprem bizim için kıymetli bir konu. Zayıf, oturulamayan evlerdeki insanları oturabilir evlere taşıyoruz. Kamu kaynağı böyle kullanılır” dedi.
Bir gazetecinin İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasında Kanal İstanbul için “devlet projesi” ifadesi yer aldığını belirterek sorduğu “Kanal İstanbul devlet projesi midir?” sorusunu “Benim için değil” diye yanıtladı.
Soruşturmaya yönelik yazılı ifadeyi ne zaman vereceğine dair soruya da “Cuma gününe daha var, hukuken inceliyoruz” yanıtını verdi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında Kanal İstanbul projesine karşı çıktığı için soruşturma açıldığını öğrendiğini duyurdu.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında Kanal İstanbul projesine karşı çıkması nedeniyle soruşturma açıldığı öğrenildi.
Konuyla ilgili açıklamayı, Fox TV’de canlı yayın konuğu olan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener yaptı.
Akşener, “Sayın Abdülhamit Gül’ün açıklamalarını dinledim inşallah dediğini yapar ama Sayın İmamoğlu’na Kanal İstanbul’a karşı çıktığı için devlete karşı çıkmaktan soruşturma açıldı. Soruşturmanın özelliği şu: Devletin projesine karşı çıktığı için bölücülük yapmakla suçlanıyor. Bütün bunlar nedir? Bütün bunlar sistemin tartışılmadığı, yamalı bohçaya döndüğü sistemin getirdiği sonuçlar” dedi.
PİRHA-İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kentin belli noktalarına asılan Kanal İstanbul afişlerinin polisler tarafından sökülmesine tepki göstererek, “Kimse susup oturmamızı beklemesin” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu, kentin belli noktalarına asılan “Ya Kanal Ya İstanbul” yazılı bilgilendirme afişlerinin İstanbul Valiliği tarafından polislere toplatılmasına tepki gösterdi. İmamoğlu, “Kimse susup oturmamızı beklemesin”dedi.
“RANT PROJESİNE KARŞI BİLGİLENDİRME FAALİYETLERİMİZ İSE DEVAM EDECEK”
İlgili mevzuat gereği sadece yargı kararıyla gerçekleştirilmesi gereken işlemin yargı kararı olmaksızın yapıldığının altını çizen İmamoğlu, “Dün öğlen sayın valimize afişlerin Cuma günü değişeceğini söylememe rağmen 24 saat bile tahammül edilemeden gece yarısı polisimizin başka işi yokmuş gibi pankart söktürülüyor. Yazık, çok üzücü. Şehrin huzuru için bu süreci kendi haline bırakacağız ama unutmayacağız. Rant projesine karşı bilgilendirme faaliyetlerimiz ise devam edecek. Kimse susup oturmamızı beklemesin” dedi.
“SONUNDA KAZANAN HUKUK VE DEMOKRASİ OLACAKTIR”
İstanbul’a büyük yıkım getirecek Kanal İstanbul projesiyle ilgili bilgilendirme afişlerinin hukuksuzca söküldüğünü dile getiren İmamoğlu şöyle devam etti:
“Yasa gereği bölücü ve yıkıcı olmayan afişler ancak mahkeme kararıyla kaldırılabilir. Maalesef bir avuç insan artık yargı kararına bile gerek duymadan canının istediğini yapıyor. Hukuksuzluk ülkenin en büyük sorunu haline gelmiştir. Elbet sonunda kazanan hukuk ve demokrasi olacaktır. Bu uygulamaların sorumluları bunu unutmasın.”
Kanal İstanbul projesiyle 10 bin hektar tarım, 850 hektar orman alanı kaybedilecek. Projeyle birlikte ilave 1.2 milyon nüfus gelmesi de öngörülüyor.
Tartışmalara neden olan Kanal İstanbul projesinin 7 etaptan oluşan projenin ilk 3 etabına ilişkin imar planları hazırlandı ve askıya çıktı. Planlar bir iki gün içinde askıdan inecek. Kanal İstanbul projesiyle İstanbul’daki tarım alanları zarar gördü.
Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre, tarım alanları, meralar ve birçok alan yeni planlarla imara açıldı. Çilingir Köyü Mezarlığı’nın üzerinden de yol geçti. Yeni planlarla birlikte genel olarak proje güzergâhında yer alan köyler tamamen değişti.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden alınan verilere göre, 2009 yılı 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı incelendiğinde toplam tarım alanı 11 bin 218 hektarken 2020 yılı Kanal İstanbul’a ilişkin plan değişikliği incelendiğinde bu rakamın 733 hektara düştüğü görülüyor. Yani 10 bin 485 hektar tarım alanı kaybedilecek.
ORMAN ALANI KAYBEDİLECEK
Yine 2009 planında 2 bin 984 hektar orman alanı varken 2020 plan değişikliğinde bu rakam 2 bin 134 hektara iniyor. Yani 850 hektar orman alanı kaybediliyor. 2009 yılında 497 hektar görünen mera alanı ise 2020 planında sıfıra iniyor. Bölgede artık köylülerin hayvanlarını otlattığı mera niteliğinde alan da kalmayacak. Proje alanında mevcut planlı alan 12 bin 509 hektarken Kanal İstanbul projesi sonrası planlı alan sayısı da 35 bin 714 hektara çıktı. Bu durum, yapılaşmayı da beraberinde getirecek. Şu an bölgede yapılaşmaya açık alan 2 bin 526 hektarken projeyle yapılaşmaya açılan toplam alan 9 bin 446 hektara ulaştı. Projeyle birlikte ilave 1.2 milyon nüfus gelmesi de öngörülüyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul’la ilgili 2 itiraz dilekçesini, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne sundu. Bilimsel veriler ışığında Kanal İstanbul’un kent için en büyük tehditlerden biri olduğunu vurgulayan İmamoğlu, “Kanal İstanbul ile ilgili süreç alelacele, apar topar bu seviyeye getirip, planlarını ilana asmak, İstanbul’a çok büyük bir ihanetin parçasıdır. Bu manada girişimi başlatıyoruz” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Ataşehir Hizmet Binası’na giderek, Kanal İstanbul projesiyle ilgili iki itiraz dilekçesi sundu.
İmamoğlu, “İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğine” ve “İstanbul İli Yenişehir Rezerv Yapı Alanı (Kanal İstanbul Projesi) 1. 2. ve 3. Etabına İlişkin 1/5000 Ölçekli Nazım İmar Planları ve 1/1000 Ölçekli Uygulama İmar Planlarına” itiraz dilekçelerini verdi. Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi ve Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı da İmamoğlu’na itiraz sürecinde eşlik etti.
“KAMU YARARINA TÜMÜYLE AYKIRI”
Kanal İstanbul’a yapılan itiraza ilişkin dilekçede, söz konusu projenin İstanbul’un gerçekçi sorunlarından son derece uzak, yapılması halinde doğal yaşam alanlarında geri dönülemeyecek tahribatlar bırakacak olan; şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına tümüyle aykırı olduğu belirtildi.
Dilekçede, “Kanal İstanbul Projesi ve Yenişehir Rezerv Yapı Alanı nazım ve uygulama imar planlarının, her türlü bilimsel karşı argümana rağmen, re’sen onaylanarak askıya çıkarıldığı görülmektedir” denildi.
Dilekçede, Kanal İstanbul Projesi’nin, yeterli bilimsel analiz çalışmaları sonucu üretilmeyen, her türlü katılım pratiğine kapalı, mevcut proje ve sonrasında oluşacak kentsel yapılaşma alanları ile tarım alanlarını, mera alanlarını, yer altı ve yer üstü su kaynaklarını/havzalarını, sit alanlarını geri dönülemeyecek biçimde yok edeceği kaydedilerek, söz konusu planların iptal edilmesini talep edildi.
“ÇEVRE DÜZENİ PLANI DEĞİŞİKLİĞİ YAŞAMIN TÜM GERÇEKLERİNDEN KOPUK”
İmamoğlu’nun itiraz dilekçesi verdiği bir diğer proje de, ‘İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı’ oldu.
İtiraz dilekçesinde, binlerce İstanbullunun gerek ÇED Raporu, gerekse Çevre Düzeni Planı askı sürecinde sunmuş oldukları itirazların dikkate dahi alınmadığına dikkat çekilerek, “İstanbul’un geleceğini, coğrafyasını bu denli etkileyecek plan çalışmasında yürütülen iş ve işlemler adeta birer yasak savma faaliyetine dönüştürülmüştür” denildi. İstanbul’un doğal yaşam alanları ve ekosistemini bozacak, doğal ve arkeolojik sit alanlarına zarar verecek, mevcut durumda dahi ekilen ve biçilen tarım alanlarını, hayvancılık yapılan mera alanlarını imara açacak çevre düzeni planı değişikliğinin iptal edilmesi talep edildiği dilekçede, söz konusu imar planlarının dünyanın, Türkiye’nin, İstanbul’un ve yaşamın tüm gerçeklerinden tamamıyla kopuk olduğuna işaret edilen dilekçede, planlama sürecinde halkın bilgilendirilmesine yönelik herhangi bir çalışma yapılmadığı da bildirildi.
“İSTANBUL’A ÇOK BÜYÜK BİR İHANETİN PARÇASI”
İmamoğlu, itiraz süreciyle ilgili ilk değerlendirmelerini, dilekçelerinin “alındı” onayını beklerken, sosyal medya hesaplarından canlı olarak yaptı. Bilimsel veriler ışığında Kanal İstanbul’un kent için en büyük tehditlerden biri olduğunu vurgulayan İmamoğlu, “Kanal İstanbul ile ilgili süreç alelacele, apar topar bu seviyeye getirip, planlarını ilana asmak, İstanbul’a çok büyük bir ihanetin parçasıdır. Bu manada girişimi başlatıyoruz. Daha önce 100 binlik planlara yaptığımız itiraz gibi. Hem onu yeniliyor hem 1000’lik, 5000’lik planlara dair itirazımızı veriyoruz. Bundan sonra hukuksal süreçleri de takip edeceğiz. Bu kişisel başvurum, kurumsal başvurularımız da olacak” dedi.
“ŞU ÜLKEDEN, BU ÜLKEDEN İNSANLAR ZENGİN OLSUN DİYE PLANLAMA YAPILIYOR!”
Sürecin tarif edilir bir tarafı olmadığının altını çizen İmamoğlu, şunları söyledi:
“İstanbul’daki yatırımın ve kentsel dönüşümün çözümleri bulma imkanı var iken, böyle bir inatla, böyle bir ısrarla bir süreç yönetmek, gerçekten çok üzücü. İşin daha kötüsü burada ‘Şu ülkeden, bu ülkeden’ birileri zengin olsun diye de planlama yapılıyor. Bu kadar da aleni yapılıyor. Bunlar ne kadar zeki insanlarmış ki 6-7 sene önce, 8 sene önce tarım alanlarından yerler almışlar. Şimdi o yerler iş merkezi, konut, turizm alanı olacak. Buradaki arazi hareketlerinin kimlerin üstüne olduğu belli. Yani bu kadar aşikar, ekonomik, sosyal, milli duygular üzerinden, şehircilik üzerinden içi ihanet dolu bir süreç. Onun için toplumun bu konuda duyarlı olacağını, uyanık olacağını biliyoruz. Toplumun buna çok karşı olduğunu da biliyoruz yaptığımız ölçümlerde. Bu siyasi bir mesele değildir. Milli bir meseledir. Bu İstanbul’un kurtulma mücadelesidir. İtirazımı bu duygularla veriyorum. Allah İstanbul’u akla ve bilime inanmayanların şerrinden korusun.”
PİRHA- Çevre örgütleri, meslek odaları ve yurttaşların yapılmasının doğanın ve kent yaşamının yıkımına neden olacağını belirterek karşı çıktıkları Kanal İstanbul projesi için mahkemeden emsal bir karar çıktı. Mahkeme bilirkişi ve keşif kararı verdi.
Halkevleri Eş Genel Başkanı Nuri Günay’ın 13 Şubat’ta yaptığı başvuruda, mahkeme bilirkişi ve keşif kararı verdi.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu Raporu’nun iptal edilmesi ve yürütmenin durdurulması talebiyle açılan davada kararı İstanbul 10. İdare Mahkemesi verdi.
Mahkeme, “Uyuşmazlığın, teknik yönden açıklığa kavuşturulabilmesi için alanında uzman bilirkişilerin görüşüne başvurulması gerekli görüldüğünden, yürütmenin durdurulması istemi hakkında mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra bir karar verilmesi” yönünde oy birliğiyle karar aldı. Ayrıca mahkeme keşif ve bilirkişi giderlerine karşılık bilirkişi avansı ve keşif harcı talep etti.
Ulaştırma Bakanlığı ise yüzbinlerce yurttaşın verdiği itiraz dilekçesinin bilimsel nedenlerini anlayamadıkları cevabını vermişti. Bakanlık itiraz cevabında, “200’e yakın uzmanın çalıştığı Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden destek alındığı, dünyanın en gelişmiş laboratuvarlarında simülasyonların yapıldığı ve tüm teknik çalışmaların en ince ayrıntısına kadar düşünüldüğü bu projeye karşı çıkmanızın bilimsel nedeni anlaşılamamıştır” demişti.
“KANAL PROJESİNDEN VAZGEÇİLMELİ”
Halkevleri ise yaptığı açıklamada, “Dava dosyamızda bu rant kanalının hem İstanbul açısından hem Türkiye açısından nasıl bir ekolojik ve toplumsal yıkım yaratacağını bütün ayrıntılarıyla beyan etmiştik. Kapitalizmin doğaya rant temelli müdahalesiyle doğrudan bağlantılı Covid-19 salgınıyla boğuştuğumuz bugünlerde hiçbir bilimsel temeli olmayan kanal projesinden, insanların, hayvanların ve doğanın yaşam hakkı için bir an önce vazgeçilmesi gerekmektedir. Kentlerin, doğanın ve yaşamımızın Saray rejimi ve ondan beslenen sermaye grupları ayakta kalsın diye yağmalanmasına izin vermeyeceğiz” denildi.
PİRHA – Türkiye’nin pandemi sürecinde ciddi bir ekolojik krizle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken HDP Ekolojiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Naci Sönmez, iktidarın sermaye öncelikli politikalar sürdürme kararlılığında olduğunu belirtti.
Haberin Videosu
Türkiye’deki ekolojik tahribatı değerlendiren HDP Ekolojiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Naci Sönmez, özellikle pandemi sürecinde Türkiye’nin ciddi bir ekolojik krizle karşı karşıya olduğunun altını çizdi. Sönmez, özellikle insanların sağlıklarının ön planda olması gereken bir dönemde ne yazık ki insanların yaşamlarının tedirginlikleri ile hareket ettiği bu günlerde AKP’nin özel olarak bugüne kadar gerçekleştirmekte kararlı olduğu adımları bu dönemi de fırsata çevirerek tek tek yapmaya çalıştığını söyledi.
“EKOLOJİK TAHRİBATI ENGELLEYECEK ADIMLAR ATMIYOR”
Pandeminin ilk günlerinde İstanbul’da Kanal İstanbul ihalesinin yapılmasını, Salda Gölü’nde yaşanan tahribat, Ankara Ulus’ta acele kamulaştırma kararını, Dersim’de taş ve kum ocaklarının açılması ve Karadeniz Fatsa’da siyanürle altın sahasının genişletilme çalışmalarını hatırlatan Naci Sönmez, ” Bütün bunlar hep beraber bize gösterdi ki bu hükümet ne yazık ki bu ekolojik tahribatı bugün salgına neden olan olumsuzlukları da engelleyecek bir politik adım atmayacak gibi görünüyor” dedi.
Kaz Dağları’nda aylardır Su ve Yaşam nöbeti tutan insanların o sahadan boşaltılması için girişimlerde bulunduğunu söyleyen Sönmez, kamuoyu olarak duyarlılıklarını gösterdiklerini söyledi.
“AKP SERMAYE ÖNCELİKLİ POLİTİKALARI SÜRDÜRÜYOR”
AKP iktidarının neo liberal politikaların dünyadaki küresel kapitalizmin ezilenleri, yoksuları yaşamın tamamen dışına iten bu neo-liberal politikaların şahin bir uygulayıcısı olduğunu söyleyen Sönmez, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Özellikle kamu alanında sınırlayarak eğitimde sağlıkta bütün kamu alanlarında sınırlamalara giderek sermaye öncelikli politikaları sürdürme kararlılığındaydı. Bu kararlılığını da zaten 20 yıla yakın bir zamandır her dönem eşik eşik yaşadık. Şimdi geldiğimiz aşamada neo-liberal politikalardan geri adım niyetinde olmayan bir iktidarla karşı karşıyayız.
“TARIN ALANLARINDA EKOLOJİK TAHRİBAT YAPILMIŞTIR”
Biz Halkların Demokratik Partisi olarak özellikle şunu ifade etmek istiyoruz. Bugün ekolojik ve demokratik toplum inşa edilmeden insanların yaşamı, sağlığı garanti altına alınmadan mutlu bir geleceğimiz asla olamaz. Geleceğimizi garanti altına alınması canlı yaşamının garanti altına alınması için ekolojik bir toplum inşa etmek zorundayız. Bugün küresel iklim krizinin bu pandemilerin tetikleyicisi olduğu eko sistemi bozulması ile tahrip edilmesi ile birlikte sağlık alanında daha ciddi sorunlara karşı karşıya kalacağını biliyoruz. Bugünkü Corona aşısı elbette bulunabilir ama yeni virüsler ile karşılaştığımızda yine aynı sonucu yaşayacağız. Doğal olarak biz bugün yaşama sahip çıkan canlı yaşamını koruyan ve bu pandemileri ile mücadeleyi sadece iş başımıza geldiği zaman önlem almaya çalışan değil bu işleri önceden öngören ve bu felaketlere karşı pandemi süreçlerine karşı mutlaka ve mutlaka acil eylem planına sahip olmamız lazım. Bugün gıda güvenli değil ciddi bir sorundur, tarım alanında da ekolojik tahribat yapılmıştır. Tarımda da ekolojik bir tarımın yapılabilmesi için acil tedbirler alınması zorunludur ve bugün siyasal iktidarı artık aklını başına almaya toplumun taleplerini bu konuda çalışmalar yapan sağlık örgütlerinin demokratik kitle örgütlerinin taleplerini dinleyen koordineli bir şekilde çalışan bir siyasal çaba içerisinde olmasını arzu ediyoruz.”
“DEMOKRATİK BİR HAYATI İNŞA ETMEK SORUNLARIMIZA SAHİP ÇIKMALIYIZ”
Son olarak yerel yönetimlere karşı yürütülen merkezden yönetme baskısını da değerlendiren HDP Ekolojiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Naci Sönmez,” Bu asla bizim çözüm kanallarımızı açamaz o yüzden yerinden yerelinden ekolojik, demokratik bir hayatı inşa etmek üzere hep beraber toplum olarak sorunlarımıza sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyoruz” dedi. PİRHA/İZMİR
PİRHA- Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu tarafından yayınlanan bir video ile sanat dünyasından tanınan isimler Türkiye’ye seslendiler.”Kanal İhalesini İptal Edin” diyen sanatçılar, bütçenin işsizler ve yaşamsal önemde işlerde çalışanların hayatlarının korunması için kullanılmasını istediler.
Levent Üzümcü, Feride Gülhan, Zeynep Oral ve Hakkı Zariç yetkililere seslendiler. “Kanal’a ayrılacak bütçenin, zamanın ve emeğin daha güzel ve daha aydınlık projeler için kullanılmasını istiyoruz” diyerek kanal İstanbul projesine karşı birliktelik çağrısı yaptılar.
“İŞÇİLERİN HAKKINI KORUYUN”
Tiyatrocu Levent Üzümcü “Şirketleri sağlıksız işlerde çalışmak zorunda bıraktıkları işçilerine, eğer kendilerine bir şey olursa şirketin sorumlu olmadığına dair belge imzalatma çalışıyorlar. Böyle zararlı kanal işleriyle uğraşacağınıza gidin işlerin haklarını koruyun” dedi.
“KANAL İHALESİNİ İPTAL EDİN, İŞSİZE BÜTÇE AYIRIN”
Müzisyen Feride Gülhan “Milyonlarca işçi güvencesizken esnek çalışma denilerek geçiştirilemez. Devletin ihale peşindeki şirketlere değil ihtiyacı olana maddi destek sağlaması gerekir. Kanal ihalesini iptal edin, işsize bütçe ayırın” şeklinde konuştu.
“HERKES CAN DERDİNDEYKEN, BU VİCDANSIZLIKTIR”
Yazar – Pen Başkanı Zeynep Oral “Millet koronavirüs ile boğuşurken, işçiler, emekçiler, gençler iş ve aş derdindeyken, herkes yarını için can derdindeyken bir yanda evde kalın sakın sokağa çıkmayın, deyip bir yandan git çalış kıskacı arasına millet sıkışmışken ücretli izin söz konusu bile değilken ve büyük şirketler büyük firmalar habire çalışanları kapı dışarı ederken, bu durumda iktidarın hala Kanal İstanbul konusunda ısrar etmesi, inat etmesi en hafif deyimiyle vicdansızlıktır. Günahtır. Bunun hesabını ne bu dünya da ne ahirette veremeyecekler. Şu aşamada derhal Kanal İstanbul ihalesi iptal edilmelidir. Oraya ayrılacak zaman emek düşünce ve para derhal işçilerin emekçilerin sağlıkçıların bilim hizmetine verilmelidir” ifadelerini kullandı.
“MESELE PİKNİK YAPANLARA İNDİRGENEMEZ”
Şair, Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Sekreteri Hakkı Zariç de, ” Sağlıksız şartlarda çalışan milyonlar varken mesele piknik yapanlara indirgenemez. Kanal ihalesini iptal edin, yaşamsal önemde işlerde çalışanların hayatlarını koruyun” diye konuştu.
PİRHA – Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, yaptığı yazılı açıklamada iktidarın koronavirüs salgını için yeterli önlemleri almadığına dikkat çekerek, Kanal İstanbul projesinin hayata geçirilmesine tepki gösterildi.
Mersin Emek ve Demokrasi Platformu adına DİSK Genel-İş Şube Başkanı Kemal Göksoy’un imzasıyla ‘Ülke can derdinde iktidar rant derdinde’ bağlığıyla açıklama yayımladı.
Toplum olarak zor günlerden geçildiğine vurgu yapılan açıklamada, iktidarın zaman zaman ‘zor günlerden geçiyoruz’ gibi söylemlerinin olduğunu ancak alınan kararlar ve uygulamalara bakıldığında tekçi, rantçı, ötekileştiren, kadın düşmanı, Kürt düşmanı ve savaş yanlısı, insanı öncelemeyen, emek ve emekçi düşmanı politikalarında hiçbir şeyin değişmediğini belirtildi.
İktidarın salgını adeta fırsata çevirdiği kaydedilen açıklamada, bunlara sessiz kalınmayacağının altı çizildi.
Koronavirüs salgınına karşı gerekli hazırlıkların yapılmadığına dikkat çekilen açıklamada kayyımlara ve yargı paketine de değinilerek şöyle devam edildi:
“Gerekli tedbirler alınmadığı gibi salgının ülkemizde yaygınlaşmaya başladığı günlerde doğal sit alanlarının ranta açılması, halkın oylarıyla seçilmiş belediyelere kayyım atanmakta ve eşbaşkanları uyduruk gerekçelerle gözaltına alınıp kayyım atandıktan sonra da serbest bırakılarak atama gerekçeleri kendi hukukları ile bile ret edilmektedir. Cezaevlerindeki insanların salgından etkilenmemesi için tartışmaya açılan infaz paketinde tutuklu ve hükümlülerin tamamını gözetmek yerine uyuşturucu tacirleri, taciz ve tecavüzcüler kapsama alınmaya ve düşünce suçluları kapsam dışında tutulmaya çalışılıyor. İktidar her zaman gibi önce aklındakini kamuoyunda tartıştırıyor, sonra da gelen tepkilere göre bazı geri adımlar atarak bunu bize bir lütufmuş gibi göstermeye çalışıyor. Bu kabul edilemez. ”
“KANAL İSTANBUL PROJESİ İPTAL EDİLMELİ”
Açıklamada Kanal İstanbul Projesi’nin ihaleye açılmasına da tepki gösterildi. “İstanbul halkının kabul etmediği, bilim insanları ve şehrin iradesi olan seçilmişlerin karşı çıktığı ranttan başka bir kaygı taşımayan ucube proje iptal edilmelidir” denilen açıklamada, İstanbul’daki deprem gerçeğinin bile bu projenin durdurulması için yeterli bir sebep olduğu belirtildi.
İktidarın bir an önce sokağa çıkmamayı genelleştirmesi gerektiği çağrısı yapılan açıklamada, “Bir an önce insan hayatını temel amaç edinen önlemler alınmalıdır. Daha fazla ve etkili tedbirler alınmadığında salgının yayılması ve can kaybı artacaktır. Bunun sorumlusu da iktidar bloğu olacaktır” denildi.
“EKONOMİK PAKET VE ÖNLEMLER SERMAYEYİ KORUMAKTA”
Sağlık personelinin, temizlik işçilerinin ve çalışmak zorunda olan tüm emekçilerin sağlığı için gerekli önlemlerin alınması gerektiği kaydedilen açıklamada, açıklanan ekonomik paket ve önlemler sadece sermayeyi korumakta toplumun geriye kalanı, emekçiler ve dar gelirli insanların görmezden gelindiğine dikkat çekildi.
Son olarak açıklamada “MEB, uzaktan eğitimi, tüm tarafları planlama ve denetlemeye dahil ederek bilimsel ve pedagojik ilkelere göre yapmalıdır” denildi. PİRHA/MERSİN
PİRHA- HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, Partisinin Diyarbakır İl Örgütünde düzenlediği basın toplantısı ile son siyasi ve sosyal gelişmeler karşısındaki düşüncelerini açıkladı. Günay, hükümetin kayyım atamalarından Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüs önlemlerine kadar birçok konuda tepkisini ve önerilerini dile getirdi.
Türkiye’de çok hızlı bir şekilde yayılan koronavirüs halkın tek gündemi olurken, hükümetin gündemi HDP yönetimindeki belediyeler oldu.
İçişleri Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen yeni kayyım atamaları ile ilgili konuşan HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Kayyım yeminli Kürt düşmanlığıdır. Tam bir nefret söz konusudur” dedi.
“BÖLGESEL AYRIMCILIĞA SON VERİN”
Partisinin Diyarbakır İl Örgütünde açıklamayı gerçekleştiren Ebru Günay, hükümetin koronavirüs tedbirleri kapsamında aldığı önlemler eleştirilirken bölgede sadece bir tane vaka tespit merkezinin olduğu belirtilerek şöyle devam etti:
“Bölge halkına yurttaş muamelesi bile yapılmıyor, ayrımcılık yapılıyor; açık ve net bir ayrımcılık var. Kürdistan’ın tamamında sadece bir tane vaka tespit merkezi var. Bu durum vakaların tespitini zorlaştırıyor. Hastanelere gidenler çok kötü durumda değillerse gerekli tedbirler alınmadan evlerine geri gönderiliyor. Sınır kapılarının kapalı olduğu söyleniyor ama hükümet politikası olarak onlarca göçmen Trakya’ya yönlendiriliyor. Ağrı’da ve Van’da yaşayan yurttaşlarımızın bu yönlü özellikle gözlemleri var. Daha dün Van Saray’da 55 göçmeni taşıyan bir minibüs kaza yaptı ve 20 göçmen ağır yaralandı. AKP, kendi iktidarı söz konusu olduğunda gözü hiçbir şeyi görmüyor. Bu hükümet en küçük olayda bile çok yoğun tedbirler alıp sokağa çıkma yasakları getirdi ancak bu felakete karşı çok ciddi bir tedbirsizlik var. İnsanlar hala dışarıda, bu konuda çağrı bile yapılmıyor. AKP iktidarı başta Kürt kentleri olmak üzere tüm Türkiye’de koronavirüsle mücadeleye ciddi yaklaşmıyor. İnsanlarımız büyük bir tehlike ile karşı karşıya. Başta Van olmak üzere bütün bölge illerine bir an önce test kitleri gönderilmeli bölgede hastane kapasiteleri yetersiz. Test kitleri yok denecek kadar az. Başta Van olmak üzere bütün bölge illerine bir an önce test kitleri gönderilmeli. Türkiye’nin tamamındaki tüm hastanelere test kitleri gönderilmeli. DSÖ koronavirüs ile mücadelede test yapmanın önemini sürekli vurguluyor. Ama iktidar bunu görmezden geliyor. Böyle giderse salgın felakete dönüşebilir.”
“YILLARDIR TOPLANAN VERGİLER HALK İÇİN KULLANILMAYACAKSA KİM İÇİN KULLANILACAK?”
Toplanan vergiler ile ilgilide konuşan Ebru Günay, iktidarın vatandaşlara yönelik yardım etme durumunda tereddütlü yaklaştığı hatta yardım vermemek için bile çok fazla prosedür ortaya çıkararak yardımı engellemenin yollarını arıyorlar diyerek, “Türkiye’de ve dünyada insanlar koronavirüs salgını ile mücadele ediyor. Tedbirler alınmazsa insanlığa adeta bir felaket getirecek. Peki, AKP iktidarı ne yapıyor? Gerekli tedbiri almamakta ısrar ediyor. İnsanların evde kalması en etkili korunma yöntemi bu süreçte. Hükümet bunun gerçekleşmesi için ısrarcı değil ve bunun koşullarını da oluşturmuyor. Emekçilerin alın terinden toplanarak oluşturulan işsizlik fonunu, emekçilere açmak akıllarına bile gelmiyor. Bu fon şimdi kullanılmayacaksa ne zaman kullanılacak? Yıllardır halktan toplanan vergiler halk için kullanılmayacaksa kim için kullanacak?” ifadelerini kullandı.
“DERTLERİ HALK OLSAYDI KANAL İSTANBUL İÇİN TOPLANMAYA DEVAM ETMEZLERDİ”
Dün, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından çokça tartışılan ve İstanbul’da doğa katliamına neden olacak iktidarın doğa katliam projelerinin en büyüğü olan Kanal İstanbul için ilk ihalenin gerçekleştirilmesine tepki gösteren HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Dertlerinin işçiler, emekçiler, halk olmadığını bir kez daha gördük. Dertleri halk, emekçiler ve yoksullar olsaydı Kanal İstanbul için toplanmaya devam etmezlerdi. Halka ‘evde kal’ çağrısı yapanlar güvenli mekanlarında, rant için ihale üstüne ihale vermeye devam ediyor. Koronavirüse karşı tedbirler için toplantı yaptılar. Katılanlar kimler? Bakanlar, patronlar, sermayedarlar. Halktan kimse var mı bir işçi, bir emekçi, bir STK, bir sendika temsilcisi var mı? Yok. Olmayınca açıklanan paketinde adı Koronaya Karşı Ekonomik İstikrar Koruma Kalkanı Paketi oluyor. Yani kendilerine ve yandaşlarına koruma kalkanı oluşturuyorlar. Adı bile sorunlu bu paketin. Paketin adı “Kamu Sağlığını Korumak için Tedbirler Paketi” olmalıydı” dedi.
“KAYYIM YEMİNLİ KÜRT DÜŞMANLIĞIDIR”
Ebru Günay, AKP iktidarı tarafından HDP ve HDP’li Belediyelere yönelik saldırılar her alanda olduğu gibi halk iradesine tahammül meselesinde de kendisini gösteriyor. Seçimden önce haklarında herhangi bir sorun çıkarılmayan ve YSK tarafından aday gösterilip, Büyükşehir Belediye Başkanı, İl Belediye Başkanı ve İlçe Belediye Başkanı seçilen isimler seçimlerden bir yıl sonra görevden el çektirilmeye başlandı. Tamamen İçişleri Bakanlığı’nın keyfi uygulama uyguladığını belirtti.
Günay şunları kaydetti:
“Kayyım atamak, Kürt düşmanlığıdır. Karar sahipleri bu sözümüzden rahatsız ama gerçekten de koyun can derdinde kasap et derdinde. Bu felakette 8 belediyemize kayyım atandı. Tekrardan çok net söylüyorum; bunun adı yeminli Kürt düşmanlığıdır. İnsanlara evde kal derken, sokağa çıkmak bu kadar riskli iken, bu kargaşa ortamında kayyım atamak Kürt düşmanlığının boyutunu gösteriyor. Örgütlü ve dinmeyen bir kötülük söz konusu. Tam bir nefret söz konusu. En kritik zamanlarda bile düşmanlıktan vazgeçmiyorlar. Kürt halkı, kendisine yapılan bu zulmü unutmayacak, mutlaka hesap soracaktır. AKP’nin bu zihniyetinden mutlaka kurtulacağız. Tüm dünya koronavirüsle mücadelede yerel yönetimlerle işbirliği içinde olunmasını önerirken AKP iktidarı, bırakın işbirliği yapmayı acımasız ve insafsızca belediyelerimize el koymakla meşgul” dedi.
“SİYASİ MAHPUSLARIN YAŞAM HAKKI KORUNMALIDIR”
Adalet Bakanlığı’nın ceza infaz yasası üzerinde gerçekleştirilecek değişiklik ile ilgili de konuşan Ebru Günay konuşmasına şöyle devam etti:
“En önemli gündemlerimizden biri de infaz yasasındaki değişiklik üzerine. Hükümetin basına sızdırdığı taslak metinler oldu. Ama basına sızan metinlerden anlaşıldığı üzere eşitlik ilkesinden uzak bir infaz yasası geliyor. İnfaz yasasının önümüzdeki hafta alt komisyona ve Genel Kurul’a gelmesi planlanıyor. Amaç, belli bir suç tipini affetmek olmamalı Biz her konuda olduğu gibi infaz yasasında da eşitlik istiyoruz. Öncelikle tüm dünya ülkeleri cezaevleri en korunaksız, virüs yayılımına en uygun alanlar olduğu için bir an önce cezaevlerini boşaltmaya ve mahpusların yaşam hakkını korumaya çalışıyorlar. Maalesef AKP hükümeti her alanda olduğu gibi burada da yaşam hakkını korumaktan uzak, tehlikenin ciddiyetinden uzak davranmaya devam ediyor. Yaşam hakkının salgın karşısında tehlikede olduğu bu dönemde amaç belli bir suç tipini affetmek olmamalı. Devletin gözetim ve denetimi altında bulunan mahpusların sağlık ve yaşam koşullarını güvence altında tutmak olmalı. Öncelikle risk grubunda olanlar; yaşlı ve hasta mahpuslar olmak üzere tüm mahpuslar bir an önce serbest bırakılmalı.”
“DEVLET, CEZAEVİNDE KALAN HERKESİN CAN GÜVENLİĞİNDEN SORUMLUDUR”
HDP Sözcüsü Ebru Günay, ceza infaz yasası düzenlemesi hakkında şöyle devam etti:
“Bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler açık bir çağrı yaptı, cezaevlerinin boşaltılması için. Yine CPT’nin ilke tutum metinlerinde de benzer tavsiyeler var. Hepimiz cezaevilerinin ne durumda olduğunu biliyoruz. Sağlık ve hijyen koşulları düşünüldüğünde büyük bir facianın eşiğindeyiz. Devlet cezaevinde kalan herkesin can güvenliğinden sorumludur. Bir an önce gerekli tedbirler alınmalıdır. Cezaevleri büyük bir felaketin eşiğinde infaz düzenlemesi herkesi kapsamalı, politik mahpuslar asla kapsam dışı kalmamalıdır. Biz bunun mücadelesi içinde olacağız. Şu haliyle sunulması planan infaz düzenlemesi eksik ve adaletsiz. Düşünün 84 ağır hasta mahpus, 3 aylık ömrü var cezaevinde kalmaya devam edecek. Vicdan bunun neresinde, eşitlik adalet bunun neresinde? Bu nasıl bir nefret? Cezaevlerindeki gazeteciler, siyasetçiler, yazarlar bırakılmayacak ama mafya baronları, uyuşturucu tacirleri, cinsel istismar suçluları bırakılacak. Bunun hiçbir yerinde adalet yok. Elinde rapor olan hasta mahpuslar günler öncesinde bırakılmalıydı, geç bile kalındı. Çünkü cezaevleri büyük bir felaketin eşiğinde. Korana ile mücadele edilirken de, tedbir paketleri çıkarılırken de, infaz yasası çıkarılırken de eşitsiz ve adaletsiz bir sistem var.”
“İNFAZ YASASINI BU ŞEKLİYLE KABUL ETMEYECEĞİZ”
HDP Sözcüsü Ebru Günay, “İnfaz yasasını kimse bu şekliyle kabul etmez, biz de kabul etmeyeceğiz. AKP’ye oy veren yurttaşların bile bu vicdansızlığı kabul etmeyeceğini biliyoruz. Siyasi mahkumları ölüme terk etmek hiçbir vicdana sığmaz. Tekrar vicdan sahibini tüm STK ve siyasi partilere çağrımızdır. Virüs salgını tüm insanlık için tehdit. Bu yüzden insani ve ahlaki değerlerde buluşarak, toplumsal barışa hizmet ederek herkese eşit uygulanacak bir yasal düzenleme için tüm gücümüzle mücadele etmeliyiz” dedi.
“HERKES EVDE KALMALI, HÜKÜMET DE GEREĞİNİ YAPMALIDIR”
Koronavirüs önlemleri hakkında yaşamın her alanında önerilerini belirttiklerini söyleyen HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Salgın süresince herkesin evde kalması gerekiyor. Hepimiz, ailemizin ve toplumun sağlığı için mutlaka ama mutlaka evde kalmalıyız. Kalalım da hükümet de bunun gereğini yapmalıdır. Çağrımız nettir. Hükümet bir an önce kira ve her türlü faturanın ödenmesini durdurma kararı almalıdır. Bankalara olan kredi ödemelerinin ödemesi durmalı ve şirketlerin işten çıkarma yapması hemen yasaklanmalıdır. İşsizlik fonundan tüm işçilere kayıtsız şartsız doğrudan gelir desteği sağlanmalıdır. Bizler topluma düşmanlık etmeye alışmış bu iktidarın adım atmasını beklemeden bir an önce dışarıya, çarşıya, pazara gitmeyi kendimize yasaklamalıyız. Kendimizi ve toplumumuzu savunmalıyız” dedi.