Etiket: kanal istanbul

  • İmamoğlu’ndan sert tepki: Millet can derdindeyken, birileri Kanal İstanbul derdinde!-VİDEO

    İmamoğlu’ndan sert tepki: Millet can derdindeyken, birileri Kanal İstanbul derdinde!-VİDEO

    PİRHA- Kamuoyunun karşı çıktığı Kanal İstanbul projesinin etki alanında kalan tarihi Odabaşı ve Dursunköy köprülerinin taşınarak başka bir alanda tekrar inşa edilmesi işi için ihaleye çıkılmasına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu sert tepki gösterdi. İmamoğlu, “İnanılır gibi değil; ama millet can derdindeyken, birilerinin bugün Kanal İstanbul derdinde olması akıl alır gibi değil” dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, koronavirüs salgınına rağmen gerçekleştirilen Kanal İstanbul projesi güzergahında yer alan tarihi 2 köprüyü taşıma ihalesine çok sert tepki gösterdi. İmamoğlu, “İnanılır gibi değil; ama millet can derdindeyken, birilerinin bugün Kanal İstanbul derdinde olması akıl alır gibi değil” dedi.

    Kanal İstanbul projesi kapsamında, Odabaşı ve Dursunbey köprülerinin taşınma ihalesi yapıldığını, yol ihaleleri için de 2020 bütçesinde 8 milyar lira kaynak ayrıldığını vurgulayan İmamoğlu şöyle konuştu:

    “Oysa bugün işini kaybetme arifesinde olan ya da işyeri kapandığı için gelir elde edemeyen milyonlarca insan var, Türkiye’de ve İstanbul’da. Kaynaklarımızı hala Kanal İstanbul gibi, bize göre ucube projelere harcamak yerine, halkımız için neden harcamıyoruz? Allah aşkına, bugün bir köprü yıkıp, yapmak mı iş; yoksa, evde gelecek kaygısına düşmüş milyonlarca insana destek olmak mı? ‘Korona Krizi’nden, Kanal İstanbul çıkarmaya çalışmanın adını, vallahi ben koyamıyorum, lütfen siz koyun. Milyonlarca yurttaşımız evde ve gelecek kaygısında. Bu süreçte sadece 50 bin aile İBB’ye sosyal yardım talebinde bulundu. Geçim kaygısı yaşayan milyonlara destek olmak yerine bugün Kanal İstanbul ihalesi yapanları kamuoyunun vicdanına havale ediyorum” dedi. ” diye konuştu.

    “KORONA’YA RAĞMEN GÜNDE 1 MİLYONUN ÜZERİNDE İNSAN TOPLU TAŞIMAYI KULLANIYOR”

    İmamoğlu, koronavirüs salgınına karşı yürütülen çalışmalar hakkında da bilgi verdi. İstanbul’da toplu taşıma oranının yüzde 80’in altına düştüğünü belirten İmamoğlu şunları kaydetti:

    “Ama hâlâ 1,2 milyondan fazla sefer oluyor İstanbul’da. Taksi, dolmuş gibi diğer kullanımları da katarsak, İstanbul’da yine de 1 milyonun üzerinde insan her gün toplu taşımayı kullanıyor.  Bu, büyük bir risk. Ancak acil bir durum için evden yürüme mesafesi bir uzaklığa gitmeniz gerekir. Biliyorum, bazılarınız iş için mecburen sokaklara çıkıyor. Bunun çözümü için de devletimizin hükümet yetkililerinin bir çabası olacağına inanıyorum. İnanmak istiyorum.

    “HÜKÜMETTEN KONTROLLÜ BİR SOKAĞA ÇIKMA ÇALIŞMASI BEKLİYORUZ”

    Türkiye genelinde olmasa da en azından İstanbul için, hükümetten; kademeli, kontrollü bir sokağa çıkma konusunda bir çalışma bekliyoruz. Bu konuda biz de yardıma hazırız. Tekrar altını çizeyim; Türkiye için olmuyorsa, en azından İstanbul için kontrollü bir kısıtlama bekliyoruz.

    Bugün gerekli adımlar atılmazsa, gelecekte hayal kırıklığı yaşanacağı ne yazık ki aşikar. Onun için bu konuda çok kararlı, radikal kararlar almalıyız. Ne yazık ki bu işler, sadece lafla da olmuyor. Elbette dua edeceğiz; ama sadece dua ederek de gelecek günlere ne yazık ki bu şehri ve bu ülkeyi hazırlayamayız.

    “ÖLÜM ORANI NEREDEYSE 5 KAT ARTARAK 15 BİNLERE YAKLAŞTI”

    İmamoğlu, her geçen gün hasta sayısının da yaşamını yitirenlerin sayısının arttığına işaret ederek, “Hasta sayımız 2 bin 500’e yaklaşırken, yaşamını yitiren yurttaşlarımız 59 oldu. Türkiye’de ilk ölümün gerçekleştiği 18 Mart gününde, dünyada virüse yakalanan insan sayısı 191 bin 127 kişi, yaşamını kaybeden kişi sayısı da 7 bin 807 idi. Bizim de için de bulunduğumuz Avrupa kıtasında hasta sayısı 74 bin 760, ölüm sayısı ise sadece 3 bin 352 idi. Aradan sadece bir hafta geçti; dünyada 191 bin olan sayı, tam 472 bin hasta sayısını geçmiş durumda. 7 bin 800 olan ölüm sayısı ise, ne yazık ki dünyada 22 bine yaklaşan bir sayı oldu. Bizim de içinde bulunduğumuz Avrupa Kıtasında ise salgın çok daha hızla yayıldı. 1 haftada hasta sayısı, tam 3 kat artarak 200 bini geçmiş. Ölüm oranı ise neredeyse 5 kat artarak 15 binlere yaklaşmış durumda” diye konuştu.

    “EVDE KAL İSTANBUL, BİRLİKTE BAŞARACAĞIZ”

    Ekrem İmamoğlu Yenikapı’da “Yardımlaşma ve Koordinasyon Merkezi” kurduklarını belirterek, şöyle devam etti.

    “Neler hazırladık, bunları sizlerle paylaşacağım. Bu merkezi tanıtmamdan sonra, sizinle daha fazla hangi iş birliklerimizi kurgulayacağımızı da size anlatacağım. Asla yalnız değilsiniz. Evde kal İstanbul. Birlikte başaracağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu: İhaleyi iptal edin bütçeyi sağlığa harcayın!-VİDEO

    Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu: İhaleyi iptal edin bütçeyi sağlığa harcayın!-VİDEO

    PİRHA- Kamuoyunun büyük tepkisini çeken Kanal İstanbul projesinin etki alanında kalan tarihi Odabaşı ve Dursunköy köprülerinin taşınarak başka bir alanda tekrar inşa edilmesi işi için koronavirüs salgınına rağmen ihaleye çıkıldı. Bu koronavirüs fırsatçılığına Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu üyeleri bir video hazırlayarak tepki gösterdi. “Halk can derdinde iktidar ihale peşinde. İhaleyi iptal edin bütçeyi sağlığa harcayın!”

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından hayata geçirilecek olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “çılgın projesi” olarak adlandırdığı Kanal İstanbul projesi kapsamında bugün dev su yolunun etki alanında kalan Başakşehir’deki tarihi Odabaşı ve Arnavutköy’deki tarihi Dursunköy köprülerinin rekonstrüksiyon (yeniden yapım) projesi için Kağıthane’deki Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü’nde ihale düzenlendi.

    İhale için hazırlanan özel teknik şartnameye göre, köprü civarında araştırma kazıları yapılarak başlangıç ve bitiş noktaları ile tespit edilecek. İhaleyi alan firma; köprünün sökümü, yapı elemanlarının taşınması, yeniden yapılması ve eksik bölümlerinin tamamlanması işlerini üstleniyor.

    Proje, Küçükçekmece, Avcılar, Arnavutköy, Başakşehir ilçelerinden geçen Kanal İstanbul projesine ilişkin hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna son şekli verilerek 23 Aralık 2019 günü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından askıya çıkarılmıştı.

    Kanal İstanbul için ihale yapılmasına, tepkiler de yükseliyor.

    Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu üyeleri tepkilerini bir video hazırlayarak kamuoyuna duyurdu.

    Koordinasyon üyeleri yayınladıkları videoda hükümete şu çağrılarda bulundular:

    “Halk can derdinde iktidar ihale peşinde. Biz korona ile başetmeye çalışırken Ulaştırma Bakanlığı tarihi Odabaşı ve Dursunbey köprülerini Kanal projesi kapsamında taşıma ihalesine çıkacak. İhaleyi iptal edin bütçeyi sağlığa harcayın! Korona’ya ayrılan bütçe 100 milyar, Kanal’a ayrılan bütçe 110 milyar. Kanalı iptal et bütçeyi halkın sağlığı için kullan! Sağlığımız için suya bu kadar ihtiyacımız varken sularımızı yok edeceksiniz. Sermayenin kazancını değil halkın sağlığını düşün. Ormanları, tarım alanlarını yok ettiniz, betona boğdunuz virüslere ortam hazırladınız. Kanal değil test yapın, ölüyoruz. İşçilerin ücretli izne çıkması gerek, duymuyor musunuz çığlığımızı? Kanala değil ücretsiz izne bütçe ayır. Kanal’a paranız var ama hastanelerin, sağlık emekçilerinin ekipman ihtiyacına yok mu?  Kanala değil sağlığa bütçe. Canlı yaşam ölüyor sağır mısınız? Kanala değil yaşama bütçe. Rant Kanalı projesini iptal edin, yeter artık. Kanala değil işsize bütçe.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu: İtiraz ediyoruz! Kanal’a değil depreme bütçe

    Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu: İtiraz ediyoruz! Kanal’a değil depreme bütçe

    PİRHA- Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Çevre Düzeni Planı’nda yaptığı değişikliğe itiraz etti.

    Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Kanal İstanbul’un alt yapısını hazırlamak için İstanbul ili Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda yaptığı değişikliğe itiraz etti. İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önünde bir araya gelen yurttaşlar “Kanala değil, depreme bütçe” pankartı açarak “Rant ve talan projesi”, “Kanal İstanbul’a hayır” dövizleri taşıdı.

    Ya Kanal Ya İstanbul adına basın açıklamasını Kemal Doksanyedi okudu.

    Doksanyedi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Kanal İstanbul’un altlığını hazırlamak için İstanbul ili Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda yaptığı değişikliğe itiraz etmek için toplandıklarını söyledi.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Bilim insanları İstanbul’da 1 milyon konutun güvenli olmadığını, 100 bini aşkın konutun ise olası depremde yıkılabileceğini öngörüyor. Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu olarak bir kez daha yineliyoruz: İnsanlar deprem olduğu için değil, kötü yapılaşmadan dolayı can verirken, evsiz kalırken, bir avuç zengine kar sağlayacak Kanal Projesi’ne değil depreme bütçe ayrılmalıdır.

    Çevre Düzeni Plan’ında yapılan değişikliğe itirazımızın önemli nedenlerinden birisini de bu nedenle deprem başlığı oluşturuyor. Deprem bilimciler Kanal’ın Marmara ağzının İstanbul depreminden şiddetli bir biçimde etkileneceğini açıkça söylüyor. Plan değişikliği, 3 canlı fay hattının yer aldığı bölgede nüfusu 1 milyona varan bir Yeni Şehir kurulmasını öngörüyor. Bu yerleşim deprem ve tsunami riskinin etkilerini büyüyecektir. Yeni Şehir Projesi katliama davetiyedir.”

    “ÇED SÜREÇLERİ HUKUKSUZDUR”

    Açıklamada, İstanbul’da büyük bir ekolojik yıkıma neden olacak plan değişikliğine itirazlar ise şöyle sıralandı:

    **Planlama süreçleri ve ÇED süreçleri hukuksuzdur ve bu nedenle söz konusu plan değişikliği yok hükmündedir.

    Plan değişikliği, 1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı ana kararlarıyla çelişmektedir. Bu anlamda hukuksuz ve yok hükmündedir. ÇED süreci tamamlanmadan 1/100 000 plan değişikliğinin acilen askıya çıkarılması, planın hukuki zemininin aksaklığına işaret etmektedir. ÇED Raporunun, plan askıya çıktıktan sonra onaylanmış olması, bu raporun, askıdaki planın ÇED Raporu olmaması anlamına gelmektedir. İtirazlar değerlendirilmeden, hatta itiraz süresinin son günü bile beklenmeden planın askıya çıkması, iktidardan yükselen “her ne olursa olsun bu Kanal yapılacak” sesleri, hukuksuz bir sürecin halka dayatılması anlamı taşımaktadır. Nihai ÇED Raporu ile Plan Değişikliği karşılaştırıldığında proje sınırları açısından farklılıklar dikkat çekmektedir. Buradan da ÇED Raporunun söz konusu Plan Değişikliğinin ÇED Raporu olamayacağını açıkça söylemek mümkündür.

    **Üst ölçekli planlama ilkeleri, plan değişikliğinde dikkate alınmamıştır; aksine çelişmektedir; plan değişikliğinin kendi plan notları ile plan arasında da tutarsızlık söz konusudur:

    İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda İstanbul’un sürdürülebilir gelişmesi açısından vazgeçilmez öneme sahip ekolojik kuşak ve koridorların ana bileşenlerinin içme suyu havzaları ve orman alanları olduğu belirtilmektedir. İstanbul’un sürdürülebilir gelişmesi açısından vazgeçilmez öneme sahip ekolojik kuşak ve koridorların ana bileşenlerinin içme suyu havzaları ve orman alanları olduğunu açıkça belirtilmesine rağmen, 1/100 000 plan değişikliği, bu kabulle hazırlanmamıştır. Plan notları ve plan arasında tutarsızlıklar bulunmaktadır.

    **Katılım gözetilmemiştir: Planın hazırlanmasında katılımı sağlamak üzere toplantı, çalıştay, duyuru gibi yöntemlerle bilgilendirme yapılmamış, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri alınmamıştır.

    **Çevresel Etki Değerlendirme Raporuna göre Küçükçekmece Gölü kıyısındaki Bathenoa Antik Kenti, İstanbul’daki ilk yerleşmelerden biri olan Yarımburgaz Mağaraları gibi kültürel varlıklar proje tarafından yutulacaktır. Köyler ortadan kalkacak, mezarlıklar yok olacaktır.

    “KAMU YARARI ESAS ALINMIYOR”

    **Kamu yararını esas almamaktadır. Yenişehir Planlama Yaklaşımı, bugüne kadar İstanbul için yapılmış bütüncül yaklaşımlı üç ana Plana da aykırı olarak; “bütüncül” değil, “parçacı/projeci”, koruma-kullanım dengesini gözeten değil, yalnızca kullanan, katılımcı değil, siyasi üst kararlarla, emredici bir yaklaşımdır. “Kamu yararını esas almaktan” ise çok uzaktır. Bu türden plan bütünlüğünü bozucu otonom kararlarla yapılan projeler çevresinde başka yeni yatırım ve yasa dışı yapılaşmaları da tetikleyecek ve kentin kuzeyindeki hassas bölgelerini tahrip edici bir kısır döngüye neden olacaktır.

    **Proje Kentsel ölçekteki tüm alt yapıyı ve ulaşım akslarını parçalayarak, kamuya çok yüksek ve önceliği olmayan sosyal ve ekonomik maliyetler yükleyecektir ve bu anlamda da kamu yararına değil zararınadır.

    **Kanal/Yeni Şehir Projesi, Türkiye’nin taraf olduğu, başta Montrö, Ramsar ve Paris Anlaşması olmak üzere birçok uluslararası sözleşmeye aykırıdır.

    “TÜM YAŞAMSAL KAYNAKLAR YÜKSEK DÜZEYDE ETKİLENECEKTİR”

    **Doğanın yok edilmesi maliyetlendirilemez. Değişiklik Planı’nın stratejilerinden biri de “Yenişehir’de doğanın maliyetlendirilmesi ilkesinin ön plana alınması” olarak ifade edilmiştir. Bölgenin tüm yaşamsal kaynakları, projeden yüksek düzeyde etkilenecektir. Karadeniz’in kıyı coğrafyası bozulacaktır. Su fakiri İstanbul’un su kaynakları yok olacaktır. Temel haklardan olan yaşam hakkı, su hakkı halkın ve gelecek kuşakların elinden alınmaktadır. Doğanın bu ölçekteki tahribinin maliyetini kim, nasıl, neye göre hesaplayabilir?

    “TÜM CANLILARIN YAŞAM HAKKINI GASP EDEN BİR PROJE”

    Kanal İstanbul’un kentli hakkını yok sayan, toplumun, gelecek kuşakların ve tüm canlıların yaşam hakkını gasp eden bir proje olduğu belirtilen açıklamada, “Kilometrelerce genişlikte bir alanın tüm hassas ekolojik alanları, ormanları, tarım alanları, meraları, su havzaları üzerinde baskı oluşturan bu plan, bölgede yaşayan her bir canlının yaşam alanını daraltan, yaşamsal kaynaklarını elinden alan ve böylelikle yaşam hakkını gasp eden bir niteliği haizdir. Biz İstanbullular olarak hukuku ve halkın iradesini tanımayan, doğa ve yaşam düşmanı İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği’ne itiraz ediyoruz. Bu itirazımızı kamu yararını korumak adına bütün Anayasal haklarımızı kullanarak takip edeceğimizi de açıkça belirtiyoruz. Bütün yurttaşlarımızı yaşamı, doğayı, çocuklarımızı savunmaya davet ediyoruz. Katılın durduralım İstanbul’u birlikte kurtaralım” ifadeleri yer aldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şubesi’nden Kanal İstanbul toplantısı

    Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şubesi’nden Kanal İstanbul toplantısı

    PİRHA- Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şubesi Başkanı Prof. Dr. Ünal Akkemik, Kanal İstanbul Güzergâhında kalan yaklaşık 145 hektarlık muhafaza ormanı ile  ilgili 30 Ocak Perşembe günü saat 10.30’da dernek binasında basın toplantısı yapacaklarını duyurdu. 

    Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şubesi Başkanı Prof. Dr. Ünal Akkemik, Kanal İstanbul Güzergâhında kalan yaklaşık 145 hektarlık muhafaza ormanı ile ilgili Kuzey Ormanları Derneğinin de katılımıyla bir basın toplantısı yapılacağını duyurdu.

    Akkemik yaptığı açıklamada, bu muhafaza ormanının Terkos olarak bilinen içme suyu havzasının korunması amacıyla insan emeğiyle oluşturulmuş bir orman olduğunu hatırlatarak, itiraz sürecine katkı sağlamak amacıyla, Kanal İstanbul’la ilgili olarak zarar görecek orman alanları, ekosistem ve su konularının dile getirileceğini kaydetti.

    Prof. Dr. Ünal Akkemik, basın toplantısını, dernek üyelerinden Prof. Dr. Uçkun Geray’ın 11. ölüm yıldönümü olan 30 Ocak Perşembe günü sabah saat 10.30’da Kadıköy’de bulunan Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şubesi’nde yapacaklarını belirtti. Akkemik, basın toplantısının kahvaltılı olacağını da bildirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Kanal İstanbul, Marmara kıyısındaki tüm plajları yok eder’

    ‘Kanal İstanbul, Marmara kıyısındaki tüm plajları yok eder’

    Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, Kanal İstanbul ile ilgili ciddi uyarılarda bulundu. 17 ilin doğrudan fay hattı üzerinde olduğunu belirten Alan, binaların güçlendirilmesine de güvenilmemesi gerektiğini söyledi. 

    Artıgerçek’ten Derya Okatan’ın haberine göre, Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, basın mensuplarıyla bir araya gelerek, Kanal İstanbul, Eskişehir-İzmir Yüksek Hızlı Tren hattında oluşan obruklar ve TBMM gündeminde bulunan İmar Kanun teklifine dair değerlendirmelerde bulundu.

    TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nda kabul edilen İmar Kanun Teklifi’nin bazı maddelerine itiraz eden Alan, komisyon görüşmelerine katıldıklarını ancak sundukları önergenin kabul edilmediğini söyledi.

    DOĞRUDAN FAY HATTI ÜZERİNDE 17 İL

    2012 yılında MTA Genel Müdürlüğünün hazırladığı Türkiye diri fay haritasına göre, 5.5 ve üzeri deprem üretebilecek 485 diri fay ve fay segmenti bulunduğunu hatırlatan Alan, 17 il, 80’den fazla ilçe ve 512 köyde doğrudan fay hattı geçtiğini vurguladı.

    Alan’ın verdiği bilgiye göre, merkezleri fay hattı üzerinde bulunan kentler şöyle: Aksaray, Aydın, Bingöl, Bolu, Bursa, Denizli, Erzurum, Eskişehir, Hakkari, Hatay, İzmir, Kütahya, Maraş, Manisa, Muğla, Sakarya ve Yalova.

    “BİNANIN GÜÇLENDİRİLMESİNE GÜVENİLMESİN”

    2012 yılında taahhüt verilmesine rağmen hâlâ fay yasası çıkarılmazken, imar kanunu teklifine eklenen bir madde ile imar affı kapsamındaki binaların güçlendirilmesinin zorunlu hale getirildiğini belirten Alan, imar affı kapsamında 7,5 milyon bağımsız bölüme yapı kayıt belgesi verildiğini hatırlattı.

    Alan, Bolu’yu örnek gösterdi. Bolu merkezindeki 26 bin 500 binadan 936’sının doğrudan fay hattı üzerinde bulunduğunu, bu sayının Türkiye genelinde 100 bini aştığını vurguladı. “Bunlar arasında İmar Affı’ndan yararlanan binalar mutlaka vardır. Bunları güçlendirsen bile ayakta kalma şansı yok. Kazık da çaksan ne yaparsan yap durduramazsın” diyen Alan, vatandaşların binanın güçlendirilmesine güvenmemesi gerektiğinin altını çizdi. Alan, sadece deprem değil, heyelan, kaya
    düşmesi, dere yatağı gibi afet riski alanında bulunan binaların da aynı tehlikeyi taşıdığını ifade ederek, kanun teklifindeki 17. Maddenin yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.

    19 KİŞİ İÇİN YASA ÇIKARILIYOR

    JMO Başkanı Alan’ın itiraz ettiği bir diğer madde, tasarım kontrolü ve gözetiminin zorunlu hale getirilmesi. Alan’ın verdiği bilgiye göre, Türkiye’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yetki verdiği, tasarımın kontrolü ve gözetimini yapan sadece 19 mühendis bulunuyor. Bu 19 kişi, kendi uzmanlık alanlarında yılda yaklaşık 30 bin binanın tasarım ve kontrol hizmetini yürütecek. Ücretleri ise 60 bin ile 100 bin TL  arasında değişiyor. Alan, teklif yasalaşırsa, Van’ın Erciş ilçesinde basit bir ahır yaptırmak isteyen kişinin bile bu kontrolü yaptırması gerektiğini belirtiyor. Alan, bazı seçkinci mühendislere rant aktarma amacı taşıdığını söylediği maddenin metinden çıkarılmasını istedi.

    “TREN HATTININ ALTINDA OBRUK OLUŞABİLİR”

    JMO Başkanı Hüseyin Alan, 2022’de tamamlanması planlanan Ankara-İzmir Yüksek Hızlı Tren hattında
    meydana gelen obruklar hakkında da değerlendirmelerde bulundu. Alan, Eskişehir Sivrihisar ilçesine bağlı Sığırcık, Göktepe, Kaldırımköy ve Yeniköy köyleri arasındaki bölgede son birkaç yıl içerisinde 8 adet obruk oluştuğunu ve bu bölgenin Ankara-İzmir Yüksek Hızlı Tren güzergahının Polatlı-Afyon kısmının sadece 1.5 kilometre güneyinde yer aldığını belirtti.

    Hızlı trenlerin yüksek debili titreşimler yarattığını, üstteki örtü tabakası zayıfsa daha hızlı çökmelere neden olabileceğini vurgulayan Alan, “Bu bölgenin tamamı obruk oluşumuna uygun bir bölge. Tren hattının altında obruk oluşabilir” dedi.
    Alan, daha önce, Ankara-İstanbul YHT güzergâhındaki bazı bölgeler için heyelan uyarısında bulunduklarını, uyarılarının dikkate alınmadığını ve Bakanlar Kurulu kararı ile meteahhit firmalara proje yapım bedelinin yüzde 40’ını aşan oranlarda fiyat artışı verildiğini hatırlattı. Alan, kamusal kaynakları israf eden bu öngörüsüzlük nedeniyle Ankara-İstanbul YHT yapım çalışmalarının hala bitirilemediğine vurgu yaptı, ayrıca 200 milyon dolarlık Tünel Açma Makinesinin 5-6 yıldır heyelan kütlesi altında bulunduğunu hatırlattı.

    TREN HATTI VE OTOYOL FAYIN ÜZERİNDE BULUNUYOR

    Öte yandan, Ankara-İstanbul YHT hattında Arifiye-Sapanca arasındaki kısmının Kuzey Anadolu fayının üzerinden geçtiğini vurgulayan Alan, “Olası bir depremde etkilenme olasılığı var” dedi. Bu tür çizgisel yapıların fay hattı boyunca değil dikine 90 derece kesecek şekilde yapılması gerektiğinin altını çizen Alan, yine Ankara-İstanbul otoyolunda da Sakarya nehrini geçtikten sonra Sapanca’ya kadar olan 25-30 kilometrelik bölünün doğrudan fay hattı üzerinde olduğunu söyledi. Alan, “Vatandaşın güvenli kullanabileceği yollar yapmak zorundayız” dedi.

    KANAL İSTANBUL MARMARA’DAKİ TÜM PLAJLARI YOK EDECEK

    Gazetecilerin Kanal İstanbul’a dair soruları üzerine bu konuda kapsamlı bir rapor hazırladıkları bilgisini paylaşan Alan, projenin hayata geçmesiyle bölgedeki yeraltı su kaynaklarının kirleneceği, olası bir depremden ciddi şekilde etkileneceği ve heyelanlar yaşanacağı uyarısında bulundu.

    Ayrıca Kanal İstanbul projesinin kıyı erozyonuna yol açacağını söyleyen Alan, “Deniz suyu seviyesi yükselecek. Marmara kıyısındaki tüm plajlar yok olacak” dedi. Alan, Boğaçay “çılgın projesi” nedeniyle Antalya Konyaaltı plajının 17 metre geri çekilmesini örnek verdi.

  • TMMOB, Kanal İstanbul ‘ÇED olumlu’ kararına dava açacak

    TMMOB, Kanal İstanbul ‘ÇED olumlu’ kararına dava açacak

    Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, Kanal İstanbul projesine karşı ‘yurttaş davası’ çağrısında bulundu.

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “ÇED Olumlu” kararı verdiği Kanal İstanbul” projesine karşı TMMOB dava açmaya hazırlanıyor.

    Kanal İstanbul projesiyle ilgili Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Karaköy Binasında bir basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu  (İKK) Sekreteri Cevahir Efe Akçelik, TMMOB Mimarlar Odası ÇED Danışma Kurulu Sekreteri Mücella Yapıcı, İTÜ Ulaştırma Bölümü akademisyeni Haluk Gerçek katıldı.

    TMMOB İKK adına hazırlanan açıklamayı Cevahir Efe Akçelik okudu. Akçelik geçtiğimiz günlerde “ÇED Olumlu” kararı verilen Kanal İstanbul’un tepeden inme bir şekilde İstanbul halkına dayatılan bu proje başta İstanbul olmak üzere Marmara’dan Karadeniz’e uzanacak boyutuyla tüm bu coğrafyayı onarılmaz bir biçimde etkileyecek, ekosistemler arasında yarılma meydana getirecek, binlerce yılda oluşmuş doğal bir dengeyi alt üst edecek” dedi.

    “SU KAYNAĞI YOK OLACAK”

    Akçelik “Şehrin toplam su biriktirme kapasitesinin %29’u kanal güzergâhında bulunmaktadır. Bu kaynakların yok olması 6 milyon kişinin su ihtiyacına denk düşmektedir. İstanbul’un önemli su havzaları üzerinde bulunan kanal güzergâhı nedeniyle havza alanları büyük zarar görecek, İstanbul’a içme suyu sağlayan Sazlıdere barajı tamamen boşaltılacaktır” ifadelerini kullanarak şöyle devam etti:

    “Terkos Gölü’nün tuzlanma olasılığı hala büyük bir risk olarak karşımızda durmaktadır. Küçükçekmece Gölü’nün Sazlıdere Baraj Gölüne kadar olan bölümü sulak ve bataklık alanları oluşturmaktadır. Gölün gelgitleri ile oluşan bataklık alan kuşların göç yolu üzerinde dinlenme ve üreme bölgesi durumundadır. İstanbul için üretilen bütün çevre düzeni planları için yapılan doğal yapı sentezlerinde; söz konusu alanı mutlak korunması gereken işlevlerinin bozulmaması gereken kritik önemdeki ekolojik sistemler, su döngüsüsün sürdürülebilmesi açısından birinci ve ikinci derecede kritik toprak ve kaynak alanları olarak tanımlanmıştır. Bölge barındırdığı dere ve doğal topografyası nedeniyle de çok önemli yer altı suyu ve bir yağmur suyu toplama havzası ve İstanbul’un en önemli ekolojik koridorudur.”

    “KANAL İSTANBUL PROJESİYLE YENİ BİR EK NÜFUS GELECEK”

    “Dünya mirası İstanbul, yaşanılabilecek bir şehir olmaktan çıkarılmış, kısa vadeli siyasal ve ekonomik çıkarlarını her türlü yaşamsal değerin üstünde gören küresel ve yandaş sermayenin oyun ve rant alanı haline getirilmiştir” diyen Akçelik “projenin etkileri yalnızca doğal alanlarla sınırlı kalmamakta, projenin kendisinden önce çıkan emlak reklamlarından da anlaşıldığı üzere sosyolojik bir etki de barındırmaktadır. Yapılaşmaya açılacak olan kanal güzergâhında yaşayan insanlar yerlerinden edilecek, yerlerine “Kanal Manzaralı” evlerde yaşama imtiyazına sahip kimseler getirilecektir. Kanalla birlikte İstanbul’un kuzeyi ek bir nüfus yoğunluğu altına daha girecek, şehir yönetilebilir olmaktan çıkacaktır” şeklinde konuştu.

    Akçelik, TMMOB’un Kanal İstanbul projesine karşı dava açacaklarını belirterek yurttaşlara “Gelin binlerce/yüzbinlerce insan bir arada bu davayı Türkiye tarihinin en büyük davasına dönüştürelim, tarihe İstanbul için almış olduğumuz bu yurttaş sorumluluğunu not düşelim. Bir başka İstanbul daha yok” çağrısında bulundu.

    “BÜYÜK BİR ALDATMACA İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Mücella Yapıcı da Kanal İstanbul ÇED ve planı karşılaştırdığı sunumunda süreçte izlenmesi gereken adımların izlenmediğini ve büyük bir hukuksuzluğun işlendiğini dile getirerek büyük bir aldatmaca ile karşı karşıya olduklarını belirtti. Yapıcı, AKP Kartal İlçe Örgütü tarafından hazırlanan bir belgeselde kanal İstanbul’un genişliğinin 150 metre olduğunu, kanalın genişliği konusunda dahi bir anlaşma olmadığına dikkat çekti.

    Yapıcı, Kanal İstanbul projesinin her sürecinin her parçasının ÇED sürecine tabi tutulması gerektiğini ifade etti.

    Yapıcı 3. Havalimanı’nın çevresel etkilerinin risklerinin hava kalitesi açısından hiçbir çekilde etkilerinin ne ÇED raporuna ne de plana işlenmediğini dile getirerek sadece aydınlatma ile ilgili detayların raporda yer aldığının altını çizdi. Raporda etkilenecek ilçe sayının 6, planda ise bu sayının 8’e 9’a çıktığını söyledi. 2009 yılında ÇDP yapılırken sadece İstanbul değil bütün Marmara’nın değerlendirildiğini belirten Yapıcı, sentezler yapıldığını, ve doğal eşiklerle ilgili araştırmaların bu plana işlendiğini kaydetti.

    Kanal İstanbul’un ilk ke açıklandığı 2011 yılından bir yıl sonra 2012 yılında çıkarılan afet yasası kapsamında rezerv alanı oluşturulduğunu bu alan içinde 3. Havalimanı ve bugünkü Kanal İstanbul’un olduğuna dikkat çekti.

    Yapıcı “Kanal üstünde inşa edilecek bütün köprüler heyelan bölgesinde yer alıyor” dedi.

    “KAZININ 4 YIL İÇİNDE BİTMESİ MÜMKÜN DEĞİL”

    Ulaşım Uzmanı Haluk Gerçek de “Aslında bu Kanal İstanbul projesi çok boyutlu bir proje. Taşınacak malzeme miktarıda artış olabilir. Kanal İstanbul kazısının 4 yıl içinde bitirilmesi mümkün değil. Yapılacak köprülerin dördü Boğaziçi Köprüsü’nden daha büyük olacak. Bunların çok ciddi yüksek miktarı olacak. ÇED raporunda 75 milyar TL denilse de Ulaştırma Bakanlığı’nın raporunda 21 milyar dolar” dedi.

    “DÜNYANIN EN EMNİYETLİ SU YOLUNA SAHİBİZ”

    Emekli Kılavuz Kaptanı Saim Oğuzülgen de “Denizde kazalar olabilir. Yaşanan trajik kazalardan biri en son 13 Mart 1994 yılında yaşandı. O günden bugüne trajik bir kaza yaşanmamış” ifadelerini kullandığı konuşmasında şunları söyledi:

    “En emniyetli su yollarından birine sahibiz. Kaza oranını sıfır düzeyine indirebiliriz. Dümen, eleman ya da motor hatalarından kaynaklı kazalar yaşanabilir. Bunlar doğal, bunları öngörmeniz mümkün değil. Bugün gelirken hava soğuk ve rüzgarlıydı, kendi kendime acaba Kanal İstanbul açılmış oslaydı, 100 bin ton ağırlığındaki petrol tankerini nasıl geçirebilirim diye düşündüm. Bu mu mümkün mü? Karadeniz’deki rüzgarların ne kadar şiddetli olduğunu düşünün. İstanbul Boğazı’nda tehlike oluşturan gemileri Kanal İstanbul’a aldığınızda daha büyük bi tehlike oluşturacak intibası oluştu bende.”

    (ArtıGerçek)

  • ‘100 bin insan dava açsın Kanal İstanbul’u yapabilecek bir babayiğit yok’

    ‘100 bin insan dava açsın Kanal İstanbul’u yapabilecek bir babayiğit yok’

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul’a karşı çıkanların itirazlarını dile getirmek için projenin başlamasını beklemeden kullanabilecekleri yasal hakları olduğunu söyledi. 

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, T24 yazarları ve yöneticileriyle buluşmasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘na eşlik etti. CHP Genel Başkan yardımcıları Tuncay Özkan ve Faik Öztrak ile CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, CHP Sarıyer İlçe Başkanı Sevim Yalınkılıç ve Genel Başkan Danışmanı Okan Konuralp‘in de katıldığı buluşmada T24 yazarlarının soruları üzerine İmamoğlu çeşitli açıklamalarda bulundu.

    İmamoğlu’nun açıklamalarından bazıları şöyle:

    “KANAL İSTANBUL İÇİN KEPÇE VURULMASI BEKLENMESİN”

    “İş dünyasından, üniversite dünyasından, toplumun her kesiminden hiç kimse Kanal İstanbul’a karşı çıkmak için kepçe vurulmasını beklemesin. ÇED raporlarına karşı dilekçe versinler, halen askıda olan plana itiraz etsinler, dava açsınlar. Kepçeden önce birçok kanuni hakları var. Bu ülkede 100 bin insan dava açsın Kanal İstanbul’u yapabilecek bir babayiğit yok. Ben plana itirazımı yaptım, herkesi de itiraza çağırdım. Davayı da açacağım. Bunları vatandaş Ekrem İmamoğlu olarak da yapıyorum.”

    “İSO, İTO, MÜSİAD VE ÜNİVERSİTELER NEREDE?”

    “Şu anda Kanal İstanbul’u ciddiye alması gereken kurumlar ciddiye almıyor. İstanbul Sanayi Odası (İSO), İstanbul Ticaret Odası (İTO) nerede? Ve MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği) nerede? Ben MÜSİAD’ı ziyaret için beş defa talepte bulundum, geri dönüş yapmadılar. İTO, İSO, MÜSİAD, bunların yönetimleri iktidar baskısıyla seçilmiş yönetimler. Ve üniversiteler, devlet üniversitelerinden bana tek rektör geldi, çünkü Büyükşehir Belediyesi ile bir işi vardı. Bu ülkenin üniversiteleri Kanal İstanbul ile ilgili tek cümle konuşmadılar.”

    “CUMHURBAŞKANINDAN MEKTUBA CEVAP BEKLİYORUZ”

    “Sayın Cumhurbaşkanı’na verdiğimiz mektup ikili ilişki üzerinde yazılmış bir mektup değil. İçeriği konusundaki cevap için bir süre beklememiz lazım. Sayın Cumhurbaşkanı’ndan tüm iyi niyetimizle bir cevap bekliyoruz, çok da sürmez çağırır bizi diye düşünüyoruz.”

    “ADALARA ELEKTRİKLİ ARAÇ”

    “Adalar’da iki-üç nesildir faytonculuk yapan aileler var. Oraya düşünülen bütçeyi taksi plakası gibi düşünün. Bugün İstanbul’da bir taksi plakasının fiyatı 2 milyon lira. Faytonları işleten aileler için 300 bin lira veya üzeri rakamlar konuşuldu. Biraz tekelleşmiş, bloklaşmış bir durum da gözleniyor, ama bu durumda 200 küsur aile var. İki-üç nesildir bu işi yapıyorlar, bu nedenle onlara faytonları kaldırırken ‘haydi güle güle’ deme şansımız yok. Bu insanlar bir şekilde Adalar’da tutunmuş Anadolu insanları. Biz ayrıca her aileden bir kişiye İstanbul’un çeşitli yerlerinde iş de vereceğimizi söyledik. Elbette bir de canlıya olan tutkumuz, faytonlarda kullanılan atların durumu, onların sıkıntısı var.”

    “Düşünülmesin ki biz bugün kalkıp bir karar verdik. Defalarca toplantılar, çalıştaylar yaptık, yani bugünün meselesi değil. Ve sulh içinde, başından sonuna kadar şeffaf yürüttük bütün bu süreci.”

    “Adalar’da ulaşım sistemini tümüyle İETT üzerinden yürüteceğiz, hiç aracı olmayacak. Turistik amaçlı elektrikli araçlar ve diğer elektrikli araçların seçimi için yarışma düzenliyoruz. Yarışmanın sonucuna göre yeni nesil bir tasarımla adalara hizmet vermek istiyoruz.”

    “Her şeye rağmen fayton olmalı, düşüncesi de tartışılıyor. Evrensel ve insani bir tasarımı, uygulaması varsa elbette biz de bakarız, ama şu an için bu söz konusu değil.”

    “Bu arada binin üzerinde tasarımcı, plancı, mimar, genci projelerini toplumla paylaşacakları bir saha çalışmasının içerisindeyiz.”

    “20 MEYDAN İÇİN HALKA SORU SORDUK”

    “Meydanların düzenlenmesi konusunda ciddi ve hızlı bir süreç başlattık. ‘Meydanlar konuşuyor’ diye 20 meydan için halka soru sorduk. Taksim’den Ümraniye’ye, Beyazıt’tan Bakırköy’e kadar 20’ye yakın meydan için çalışma yapıyoruz.”

    “Şu anda İstanbul’da meydanlar çıplak, betonarme ve insansız, insandan arındırılmış. Meydan çalışmalarımız konusunda çok umutluyuz. Bu arada yarışmalar da düzenliyoruz; Haliç kıyıları, Sarayburnu, Salacak da bu çalışmalara dahil.”

    “Ben vakit geçtikçe toplumun mırıldanmasını, homurdanmasını bilen birisiyim. Ama görüş alıp planlama yapmazsınız, iyi sonuç ortaya koyamazsınız. Çok da uzun sürmeyecek; nisan, mayıs, haziran aylarında kamuoyunun önüne bir şey koyacağız.”

    “Taksim Meydanı’nda Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın bir çadırı var. Cumhurbaşkanlığı bu çadırı koydu, yazı yazdık, kaldırılmasını istedik ama kaldırmıyorlar.”

    “METRO TÖRENİNE BENİ ÇAĞIRMADILAR”

    “Gayrettepe- Yeni havalimanı metrosu için ‘ray kaynağı’ töreni yapıldı. Bu törene İstanbul Belediye Başkanı olarak ben çağırılmadım.”

    “İstanbul metrosu için altı hattın durmuş olan üç hattını başlattık. Devletin yatırım planına alınması ve Hazine’nin onay vermesi gerekiyor. Ne yazık ki ocak ayının ilk haftasında yayımlanan listede bu çalışma yer almadı. Sonra Ulaştırma Bakanı ‘İmamoğlu hatları durdurdu’ diyor. Ulaştırma Bakanı’na durumu anlattım, ‘Ya bilmiyordum, ben de Sağlık Bakanı’ndan öyle duydum’ dedi. Durum bu.”

    “Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘Kime süt dağıtıyorsun, hadi göster bakalım’ diye bir lafı var. Biz tam da bunu yapıyoruz, kimseye göstermiyoruz. 97 bin çocuğumuza süt dağıtıyoruz, ama kimse görmüyor.” (T24)

  • Kanal İstanbul’a karşı insan zinciri-VİDEO

    Kanal İstanbul’a karşı insan zinciri-VİDEO

    PİRHA – Ya Kanal Ya İstanbul Platformu’nun çağrısıyla Küçükçekmece Gölü’nün etrafında “insan zinciri” için bir araya gelindi. Eyleme katılan yurttaşlar ‘Kanal değil yaşam’ sloganı atarak Kanal İstanbul Projesi’ne tepki gösterdi. 

    Haberin videosu;

    Ya Kanal Ya İstanbul Platformu’nun çağrısıyla Küçükçekmece Gölü’nün etrafında ‘insan zinciri’ için bir araya gelindi. “Kanal değil yaşam”, “Kanala değil depreme bütçe”, “Kanala değil eğitime bütçe”, “Bu daha başlangıç mücadele devam”, “Kanala geçit yok” sloganları atılarak insan zinciri oluşturuldu.

    Eyleme HDP, CHP Milletvekilleri, Alevi Dernekler Federasyonu Başkanı Celal Fırat’ın yanı sıra İstanbul’un ilçelerinden çok sayıd yurttaş da destek verdi. Küçükçemece’deki tarihi köprü üzerinde yapılan basın açıklamasında Kanal İstanbul Projesine tepki gösterildi.

    Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu, İstanbul’u savunmak ve Kanal İstanbul projesine “Hayır” demek üzere Küçükçekmece gölü etrafında insan zinciri oluşturma çağrısında bulunmuştu.

    Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu tarafından yapılan açıklamada, “Tüm kentin yaşamına kast eden Kanal İstanbul projesine hayır demek için, kendi yaşam alanımızın sağlığını korumak için, ekolojik yıkımı değil yaşamı savunmak için birleşiyoruz, dayanışıyoruz” denildi.

    Açıklamanın Tamamı;

    Katıl Kanal İstanbul’u durduralım, Küçükçekmece’yi, Avcıları kurtaralım!

    Bir yıkım projesi olan  ‘Kanal İstanbul’, Marmara Bölgesi’ne olduğu kadar Karadeniz’e ve Karadeniz’e kıyısı olan ülkelere de zarar verecek. Ancak bugün etrafında toplandığımız Küçükçekmece Lagünü ve çevresi için bu etkiyi sadece zararlı diye ifade etmek çok hafif kalır. Küçükçekmece’de, Avcılar’da, Başakşehir’dei Firuzköyde, Kayabaşı’nda ve kanalın yapılacağı bölgede yaşayan yurttaşların Kanal İstanbul’a itiraz etmek, yapamazsınız, durun demek için herkesten çok daha fazla sebepleri var.

    Kanal istanbul ile;

    Küçükçekmece, Avcılar ve kanalın çevresinde kalacak diğer yerlerde yaşayanlar; her an  deprem riski ile, yeraltına karışacak denizsuyunun kayganlaştıracağı zeminde yıkım riski ile yaşamaya mahkum olacak. İstanbul’da beklenen büyük deprem her an gerçekleşebilir. Bilim insanlarına göre olası depremde Kanal’ın Marmara ağzı 9-10 şiddetinde etkilenecek ve ciddi hasar görecek. Marmara Ağzı denilen yer Avcılar ve Küçükçekmece’dir. 17 Ağustos depreminde İstanbul’un en çok zarar gören bu ilçeleri için Kanal Projesi, yaşanacak yeni depremlerle haritadan tamamen silinmek, binlerce insanın yaşamını yitirmesi demektir.

    Tarım arazilerine ve evlere el konacak, halkın elinden yaşam alanları zorla alınacak

    ÇED raporuna göre Düzenleme Ortaklık Payı (DOP) kullanılarak uygulama yapılacak. Halkın elinden, arazilerinin yüzde 45’i hukuksuzca alınacak. Şimdiden acele kamulaştırma bedeli için rayiç bedel ödenmeyecektir kararını çıkaranların niyeti açıktır; bölge halkının ev ve arazilerine acele kamulaştırma ile el konacaktır.

    Küçükçekmece, Avcılar, Kanalın çevre çeperinde tüm yaşam susuz bırakacak!

    Proje ile birlikte istanbul’un su ihtiyacının yüzde 28.89’unu karşılayan Sazlıdere Barajı ve Durusu (Terkos Gölü), Küçükçekmece Lagünü ve yeraltı suları ile birlikte tuzlanacak, ekolojik yapıları tamamen değişecek. Başta Küçükçekmece, Avcılar, Firüzköy, Kayabaşı halkı olmak üzere İstanbul ve Trakya’da yaşayan halklar susuz kalacak . Küçükçekmece Lagün havzasında yaşayan tüm canlılar için yaşam, yaşam alanları ile birlikte yok olacak.

    Sokaklarda çocuklarımız güvende olmayacak!

    Üçüncü Havalimanı inşaatının en yoğun olduğu 2018 yılında hafriyat kamyonlarının çarpması ile 253 kişi hayatını kaybetti. Proje hayata geçerse 7 yıl boyunca İstanbul trafiğine günlük 10 bin dev hafriyat kamyonu katılacak. Bu kamyonlar Küçükçekmece, Avcılar, Başakşehir, Arnavutköy hattında yol alacaklar.

    Yollarda güvenle yürünemeyecek, çocuklar oynayamayacak. Okula, bakkala, gitmek kaza ile yüz yüze yaşamak haline dönüşecek.

    Her gün her saat zehir soluyacağız

    Kazılar, patlatmalar başlar başlamaz en az  7 yıl boyunca bütün bölge inşaat alanı haline gelecek. Hepimiz  içinde asbestten, kadmiyum a kadar barındıran partikülleri soluyacağız. Yakınlarımızı,  arkadaşımızı, çocuğumuzu kaybetmenin bedelini yaşamak zorunda değiliz. Hastalıklara mahkum olmak zorunda değiliz. Zehir solumaya, zehirlenmeye razı olmayacağız.

    Kıyamadığımız hayvanların idam emridir; Kanal İstanbul

    Bizler bu topraklarda yaşayanlar; ekoloji mücadelesi verenler, İstanbul’lular hayvanları, canlıları, ağaçları kendimizden daha fazla severiz, koruruz. Gezi’de ağacına dokundurmayan, Hevsel’de binlerce yıl biriken ekoloji belleğini korumak için sokaklara dökülen, yaz kış sokaklara kediler, köpekler için su koyan insandır İstanbullu. Küçükçekmece Lagünü, onu besleyen orman ekosistemi bu proje ile yok olurken, oradan beslenen, orada barınan, orada üreyen  en az 124 kuş türünün, su samurlarının yok olacağı, yüzlerce balığın üreyemeyeceği söyleniyor. Buna göz yumacak mıyız?

    Anılarımız, İstanbul kentinin  belleği yok olacak

    Proje ile birlikte Küçükçekmece Lagün havzasında olan Bathenoa Antik Kenti, İstanbul’daki ilk yerleşmelerden biri olan Yarımburgaz Mağaraları  ve henüz gün yüzüne çıkarılmayan yüzlerce uygarlık izi, kültürel varlıklar proje tarafından yutulacak. Kentin belleği  ile birlikte büyüdüğümüz sokaklar, evler, parklar yok olacak. Dün bizim yaşadığımız Küçükçekmece, Avcılar yarın parayı bastıranının keyif yaptığı Katar İstanbul’a dönüşecek.

    Vazgeçmeyeceğiz;

    Bu projeyi durduracağız.

    İstanbullular birleşecek ve bunu başaracağız.

    Yaşama, doğaya, çocuklarına sahip çıkan bütün İstanbullulara sesleniyoruz.

    Katıl durduralım İstanbul’u birlikte kurtaralım!

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Kanal İstanbul, yaşam alanlarımıza darbedir’-VİDEO

    ‘Kanal İstanbul, yaşam alanlarımıza darbedir’-VİDEO

    PİRHA – Kanal İstanbul Projesi’ne ilişkin PİRHA’ya konuşan aktivistler Selçuk Koçum ve Funda Gül Özdem, “Kanal İstanbul, yaşam alanlarımıza bir darbedir. Bütün mücadele alanları iç içe geçmeli. Birbirimizden öğreneceğimiz çok şey var. Doğanın talan edilmesine, insanların keyifleri öyle istiyor diye birilerinin hizmetine sunulmasına karşıyız” ifadelerini kullandılar. 

    Haberin Videosu

    Kanal İstanbul Projesi’ne karşı çıkmak için toplanan aktivistler konuya ilişkin PİRHA‘ya aktarımlarda bulundular. 

    Kuzey Ormanları Savunması üyesi Selçuk Koçum, “Kanal İstanbul, yaşam alanlarımıza bir darbedir. Buna karşı yapmamız gerekenler vardır. Herkesi kendi yaşa alanı için bir fikri, hakkı vardır. Bunu savunması gerekiyor” dedi. 

    “DAHA GÜÇLÜ ŞEKİLDE DEVAM ETMEMİZ GEREKİYOR”

    Mücadeleyi çok seslilikle yürütmek gerektiğini savunan Koçum, bu girişimlerin ancak mücadele ile durdurulabileceğini vurguladı. Koçum, “Çok seslilikle hep beraber savunmamız gerekiyor. Savunma kelimesi de doğru değil; sonuçta düzgün yaşayabilmemiz için haklarımızı ifade edebilmek için insanların bir araya gelmesiydi yapılan toplantılarımız. Daha güçlü bir şekilde devam etmemiz gerekiyor. Medya, gerçeklerin konuşulduğu, negatifin pozitifin tartışıldığı mecralar olmaktan çıktı. Dolayısıyla öncelikle karşıt görüşlere sonra da günümüz koşullarında doğruları anlatacak medya kanallarına ihtiyacımız var. Zaman içerisinde çok kazanımımız oldu. Bunların bir kısmı tahrip ediliyor, bir kısmı gözden kaçıyor. Bugün burada bulunan bütün oluşumlar zaman içerisinde çok güzel kazanımlar elde etti. Çalıştığımız sürece, doğru hareket ettiğimiz sürece, bilimi arkamıza aldığımız sürece başaramayacağımız iş yoktur. Biz mücadele ettikçe bu güçler durdu, kendini geri çekti. Önemli olan birlikte olmak, birlikte hareket etmek” diye konuştu. 

     “MÜCADELE ALANLARINI BİRLEŞTİRMELİYİZ”

    Hayvan Özgürlüğü Kolektifi’nden Funda Gül Özdem ise, Büyükada’da yaşanan hayvan katliamlarına dikkat çekerek hayvanların, insanların ve bir bütün doğanın mücadelesinin ortaklaştırılması gerektiğini değindi. 

    Özdem, sürece dair şunları aktardı:

    “Ekrem İmamoğlu ile görüşme yaptık. Görüşme sonucunda İmamoğlu, 300 atın kalacağını söyledi. Bu bizim için kazanım değil, direnişimize devam ediyoruz.

    2011’den beri bu süreç devam ediyor. İmamoğlu’nun artık bir nokta koymasını istiyoruz, önemsiyoruz. Orada bir yaşam alanı kurduk. 50 aktivistiz, gün içinde 150 kişiye ulaştığımız zamanlar oluyor. Bugünlerde hak mücadelesi veren örgütlere, kurumlara dayanışma çağrısında bulunuyoruz.

    Doğanın, hayvanların, insanların hiçbir şekilde köle edilmemesi, onların haklarının savunulması gerek. Bütün mücadele alanları iç içe geçmeli. Birbirimizden öğreneceğimiz çok şey var. Doğanın talan edilmesine, insanların keyifleri öyle istiyor diye birilerinin hizmetine sunulmasına karşıyız. Eğer gerçekten örgütlü mücadelemizi pratiklerle, koordinelerle sürdürürsek umudumuz vardır. Mücadeleye ve iyi politika üretmemize dayanıyor her şey.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kanal İstanbul’a itiraz için son gün

    Kanal İstanbul’a itiraz için son gün

    Türkiye’nin günlerdir tartıştığı ‘Kanal İstanbul’ projesine itiraz süresi bugün doluyor.

    Uzmanların ve yurttaşların itirazlarına rağmen AKP’nin yapmakta direttiği ‘Kanal İstanbul’ Projesi için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu açıklandıktan sonra yurttaşların ‘görüş ve önerilerine’ sunulmuştu.

    Bunun üzerine projenin iptalini isteyen yurttaşlar, yalnızca İstanbul’da değil ülkenin dört bir yanından Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri önünde uzun kuyruklar oluşturarak itiraz dilekçelerini vermeye başladı.

    Projeye itirazlar, bugün sona eriyor. Vatandaşlar, itirazlarını bugün günü mesai bitimine kadar Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri’ne dilekçeyle başvurarak yapılabildiği gibi, ilgili kurumlara faks göndererek ya da CİMER üzerinden de yapılabiliyor.

  • İmamoğlu, Kanal İstanbul için itiraz dilekçesini verdi

    İmamoğlu, Kanal İstanbul için itiraz dilekçesini verdi

    PİRHA – İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul ÇED raporuna dair itiraz dilekçesini Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne verdi. Çıkışta konuşan İmamoğlu, “16 milyon bunları söylemem için beni seçti” dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul projesi Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna ilişkin itiraz dilekçesini Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne verdi. Dilekçesini verdikten sonra dışarıda açıklamalarda bulunan İmamoğlu, projeye ilişkin birkaç bilim insanının su ile ilgili raporunu okuduktan sonra geceleri uykularının kaçtığını söyledi.
    İmamoğlu, “Bir bilim insanının tarifi şu, siz yeraltı su kaynaklarını kurutuyorsunuz. Istıranca’lardan gelen suyun İstanbul’a yer altı akışını yok ediyorsunuz. Bu yaratmak istediğiniz ada yarınlarda yerleşime uygun olmayan kurak bir alana dönüşme riskine sahip. Bunları ben değil, bilim insanları söylüyor” diye konuştu.

    “SÖYLEDİKLERİNİZ HİÇ KİMSEYİ KORKUTMUYOR”

    Sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarını ifade eden İmamoğlu, şunları kaydetti:
    “Bu süreci son ana kadar takip edeceğim. Varsa söylemek istediğiniz güzel cümleler kurun. Akılla, bilimle anlatın. Talimatla anlatmayın. Hiç kimseyi de korkutmuyor söyledikleriniz. Biz şehrin vicdanını temsil ediyoruz. Ben istemiyorum diye kimse istemiyorum demesin. Bir başkası istiyor diye de kimse istiyorum demesin. Bu güne kadar kimsenin bilgi sahibi yapılmamasının tersine insanları daha fazla aydınlatacağız. Bu millet yat, kat, saray istemiyor. Bu millet iş, aş, eğitim, ekmek istiyor. İnsanlar özel okulu bile evirip çeviremiyor. Bu sorunlar varken, uluslararası ilişkiler sorunları varken, birçok konuda sorunlarımız varken ülkeyi Kanal İstanbul ile meşgul etmek devlet adamlığına sığmaz.”
    (HABER MERKEZİ)
  • Halkın soğuk havaya rağmen ‘Kanal İstanbul’a itirazı sürüyor

    Halkın soğuk havaya rağmen ‘Kanal İstanbul’a itirazı sürüyor

    AKP hükümetinin Kanal İstanbul’da diretmesine karşı, halkın Kanal İstanbul’a itiraz dilekçesi kuyruğu kötü havaya rağmen devam ediyor.

    İstanbullular, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) Kanal İstanbul Projesi’nin iptali için hazırladığı itiraz dilekçesini teslim etmek için İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne akın etmeye devam ediyor.

    Halk, kötü hava koşullarına rağmen uzun kuyruklar oluşturması dikkat çekiyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • ABF: Çocukların ve doğanın geleceği için Kanal İstanbul’a hayır

    ABF: Çocukların ve doğanın geleceği için Kanal İstanbul’a hayır

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu, Kanal İstanbul’a ilişkin yazılı açıklama yaparak tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Çocuklarımızı ve doğamızın geleceği için ranta , talana ve Kanal İstanbula Hayır”denildi. 

    ÇED raporunun yayımlanmasıyla resmi süreci başlayan Kanal İstanbul’a tepkiler gelmeye devam ediyor. Gerek yurttaşların TMMOB’nin hazırladığı dilekçeyle Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne akın etmesi gerekse kurumların açıklamalarıyla Kanal İstanbul’un yapımına tepkiler geliyor.

    Alevi Bektaşi Federasyonu da Kanal İstanbul’un yapımına tepki gösteren yazılı açıklama yaptı. İktidarın önüne gelen herşeyi talan ettiği vurgulanan açıklamada, “Ormanlarımız ateşe veriliyor, dağlarımız, ırmaklarımız siyanür ile zehirleniyor. Çocuklarımız küçük yaşta bilimden uzak cemaat yurtlarına veriliyor. Laik bir ülkenin bütçesini büyük bir bölümü Diyanet İşleri Başkanlığına aktarılıyor. Yandaşlara, lüks yaşamlarına oluk oluk para akıtılırken emekçiler açlığa mahkum edilip, vatan millet edebiyatı yapıyor, milyonları halkı topluca açlığa mahkum ediyor” denildi.

    “DOĞA, YAŞAM VE EKONOMİYE PEŞKEŞ PROJESİ”

    Rant ve talan düzeninin iktidarın gözünü kararttığı belirtilen açıklamada, bilimden uzak meşrulaştırılmış uluslararası bir soygunu ve talanın dayatıldığı vurgulanarak Kanal İstanbul’un doğaya, yaşama ve ekonomiye peşkeş projesi olduğunun altı çizildi.

    “İktidar çözümü geleceğimizi kanallarda aramasın” denilen açıklamada, insanı ve doğayı yaşatacak projeler üzerinde çalışılması gerektiği belirtilerek, “çocuklarımızı ve doğamızın geleceği için ranta, talana ve Kanal İstanbul’a hayır” denildi. (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Kanal İstanbul Projesi yıkımdır; bir araya gelirsek durdururuz’-VİDEO

    ‘Kanal İstanbul Projesi yıkımdır; bir araya gelirsek durdururuz’-VİDEO

    PİRHA – Kanal İstanbul Projesi’ne tepki gösteren Yok Oluş İsyanı üyesi Elif Ünal, “Ne kadar haklı olsak da yaşama hakkından bahsederek dava açsak da biliyoruz ki hukuki süreçler hükümetin yönlendirmesiyle ilerliyor, çözümsüz kalıyor. Hukuki süreç yürütülürken eylemlerin zirvede olması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı. 

    Haberin Videosu

    Kanal İstanbul’a karşı oluşan itiraz, İstanbul sınırlarını aşarak toplumsal muhalefete dönüşüyor. İstanbul’da başlayan itiraz, dalga dalga büyüyerek yurt geneline yayılıyor. Buralarda da itiraz dilekçeleriyle Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri’ne giden yurttaşlar, dilekçelerini teslim ederek “Kanal İstanbul’a hayır” demeye devam ediyor.

    AKP’nin tüm itirazlara rağmen yapmak da ısrar ettiği Kanal İstanbul projesine itiraz etmek için dilekçe vermeye gelen yurttaşlar Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde uzun kuyruklar oluşturuyor.

    Kanal İstanbul Projesi’ne ilişkin PİRHA‘ya konuşan Yok Oluş İsyanı üyesi Elif Ünal, “Her ne kadar 2011 yılında fikir atılmış olsa da tekrar gündeme geldi. Hızlı bir şekilde açıklamalar geldi. Erdoğan’ın Kanal İstanbul yapılacak beyanları var. Geri dönülemez sonuçlar doğuracak bu projeyi istemiyorum. İstanbul için çok büyük sonuçlar doğuracak Kanal İstanbul’a karşı İstanbul’u seven bir insan olarak bu yanlışa dur demek için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız” diyerek tepkisini dile getirdi.

    “DAYANIŞMA AĞLARINI ÖRMELİYİZ”

    Kanal İstanbul Projesi’ne karşı çıkan insanların yoğunlukta olduğunu belirten Ünal, “Daha önce aktivist olmayan insanları içine çeken bir ilke haline geldi. Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü önünde sıralar oluşmuş, insanlar bu duruma tepkili, olmasını istemiyorlar. Örgütler de tepkili ve gözlerimizin önünde böyle bir yıkımın yaşanmasını istemiyorlar. Dayanışma ağlarını örmeliyiz. Herkese ulaşmalıyız diye düşünüyorum. Birey olarak sorumluluk şeklinde nitelendiriyorum bu durumu” dedi.

    “HUKUKİ SÜREÇ YÜRÜTÜLÜRKEN EYLEMLER OLMASI GEREKİYOR”

    Projeye karşı eylemselliğin artması gerektiğine dikkat çeken Ünal, şunları kaydetti:

    “Şu zamana kadar havaalanı, köprü olsun birçok yıkım projesi yapıldı. Hiçbirine dur diyemedik, şimdi elimizden geleni yapmalıyız. Hukuksal boyutu da var tabi. Ama şunu da biliyoruz ki havaalanı yapılırken mahkeme süreci yürüdüğünde inşaata devam edilmişti. Bizim yapmamız gereken ilk kazmayı vurdurmamaktı. Bu süreçler arasında kaybolup gidiyoruz. Ne kadar haklı olsak da yaşama hakkından bahsederek dava açsak da biliyoruz ki hukuki süreçler hükümetin yönlendirmesiyle ilerliyor, çözümsüz kalıyor. Hukuki süreç yürütülürken eylemlerin zirvede olması gerektiğini düşünüyorum. Yeterince İstanbul’u seven insanlar olarak bir araya gelirsek durduracağımızı düşünüyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD: Ne Kanal İstanbul’u ne de AKP’yi istemiyoruz

    PSAKD: Ne Kanal İstanbul’u ne de AKP’yi istemiyoruz

    PİRHA – PSAKD Genel Merkezi, Kanal İstanbul’a ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Rant ve talan düzeni, AKP’nin gözünü o kadar karartmıştır ki, artık meşrulaştırılmış uluslararası bir soygun ve talan ile karşı karşıyayız. Adına Kanal İstanbul dedikleri proje, bizzat doğamızı, yaşamımızı,ekonomimizi ve ülkemizi peşkeş projesidir” denildi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi,  Kanal İstanbul Projesi’ne tepki gösterdi.

    “AKP 17 YILLIK BİR KABUSTUR”

    “Artık kabuslarımızdan başka kaybedecek bir şeyimiz kalmadı. AKP iktidarı önüne gelen her şeyi talan ediyor,yağmaya açıyor. Ormanlarımız ateşe veriliyor,dağlarımız,ırmaklarımız siyanür ile zehirleniyor. Çocuklarımız cemaat yurtlarında Kur’an kurslarında tecavüze uğruyor,kadınlar ki zaten sokağa çıkamaz durumdalar” denilen açıklama şöyle devam etti:

    “Yandaşlara,lüks yaşamlarına oluk oluk para akıtılırken emekçiler açlığa mahkum edilip, vatan millet edebiyatı yapıyorlar. Asgari ücret bu ülkede milyonlarca insana apaçık hakarettir,bir halkı topluca açlığa mahkum etmektir.

    Rant ve talan düzeni, AKP’nin gözünü o kadar karartmıştır ki, artık meşrulaştırılmış uluslararası bir soygun ve talan ile karşı karşıyayız. Adına Kanal İstanbul dedikleri proje, bizzat doğamızı, yaşamımızı,ekonomimizi ve ülkemizi peşkeş projesidir. Bu proje Çanakkale’de canı pahasına savaşmış Anadolu halklarının ortak kazanımını yok etmektir. Bu proje Karadeniz’i emperyalistlerin emrine açma projesidir.!”

    “NE KANAL İSTANBUL’U NE DE AKP’Yİ İSTEMİYORUZ”

    “Artık ülkemizde mucizenin adı iş bulmak,imkansızın adı ise emekli olmaktır. Akp milyonlarca genç işsizler ordusu yaratmış yine milyonlarca insanın emeğini gasp ederek EYT’li durumuna düşürmüştür.
    Çocuklarımızı,kadınları,doğayı,işimizi,emeğimizi ve geleceğimizi korumak için bu kabusa bir son vermeliyiz. Önümüzdeki ilk seçimlerde bu kabustan kurtulmak için AKP’den kurtulmalıyız.!
    Ne kanal İstanbul’u ne de AKP’yi istemiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • KESK’ten Kanal İstanbul tepkisi: Doğanın talanına izin vermeyeceğiz

    KESK’ten Kanal İstanbul tepkisi: Doğanın talanına izin vermeyeceğiz

    PİRHA –   KESK, Kanal İstanbul Projesi’ne ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da doğanın talanına, halk sağlığının ciddi tehdit altına girmesine ve ranta sessiz kalmayacağız” denildi. 

    Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu, İstanbul Kanal Projesi ile ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, projenin doğanın talan edilmesine yönelik olduğuna dikkat çekildi.

    KESK’in açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

    “İktidarını toplumsal kutuplaşma ve gerginlik stratejisi üzerinden sürdürmeyi ilke edinen AKP ve Genel Başkanı, bu kez de tüm bilimsel kaygıları, uyarıları ve vatandaşların yoğun tepkisini zerre kadar umursamadan, tehditler eşliğinde Kanal İstanbul Projesini ne pahasına olursa olsun hayata geçireceğini ilan etmekte, yeni gerginlik alanı olarak kullanmaktadır.

    Oysa, “Ne pahasına olursa olsun” dedikleri İstanbul’un yaşam destek sistemleri olan Kuzey Ormanları, su havzaları, su havzalarını besleyen su kaynakları, tarım ve mera alanlarının yok olmasıdır.

    “Ne pahasına olursa olsun” dedikleri, İstanbul’un önemli su kaynaklarından biri olan Sazlı dere Barajı’nın yok olmasıdır!

    “Ne pahasına olursa olsun” dedikleri, doğal ve arkeolojik sit alanları, tabiat parkları, milli parklar vb. koruma alanlarının tahrip olmasıdır!

    “Ne pahasına olursa olsun” dedikleri, Trakya gibi çok geniş bir bölgede tarım ve hayvancılığın sürdürülemez duruma gelmesidir.

    “Ne pahasına olursa olsun” dedikleri, üç aktif fay hattının geçtiği bölgede nüfus ve yapılaşma baskısı nedeniyle depremler başta olmak üzere afet riskinin artmasıdır.

    “Ne pahasına olursa olsun” dedikleri, oluşacak çevre kirliliği ve ekosistemin bozulması nedeniyle halk sağlığının tehdit altına girmesidir.”

    “RANTA SESSİZ KALMAYACAĞIZ”

    “İktidarın “devlet projesi” diye sunduğu Kanal İstanbul Projesi bir yönüyle bir siyaset malzemesi iken bir yönüyle de içeride ve dışarıda yandaş sermayeye yeni rant alanı açmayı hedeflemektedir. Basında çıkan bu yönlü haberlerin her birinin kamu adına görev yürüten savcılıklar tarafından soruşturmaya konu edilmesi gerekirken şu ana kadar tek bir girişimin dahi olmaması düşündürücüdür.

    Kaldı ki, Anayasa’nın 56. maddesine göre “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.”

    Kanal İstanbul eko sistemi bozacak, değiştirecek ciddi özellikler barındırmaktadır. “İstikbal ve istiklal projesi” gibi içi boş, hamasi söylemlerle sunulan çevre ve halk sağlığını bozacak bu projenin etrafında yapılan tartışmalar sonlandırılmalı, proje tümüyle iptal edilmeli, vergilerimizden oluşan hazine kaynakları halk sağlığı, eğitim, doğanın korunması ve kamu hizmetleri için kullanılmalıdır.

    Konfederasyonumuz hepimizin bugününü ve geleceğini yakından ilgilendiren Kanal İstanbul projesini doğru bulmadığı gibi bundan sonra da hayata geçirilmemesi için demokratik haklarını kullanarak karşı çıkmaya devam edecektir. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da doğanın talanına, halk sağlığının ciddi tehdit altına girmesine ve ranta sessiz kalmayacağız.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

  • Halk, Kanal İstanbul’un iptali için akın etti!

    Halk, Kanal İstanbul’un iptali için akın etti!

    ÇED raporunun yayımlanmasıyla resmi süreci başlayan Kanal İstanbul’un iptali, için yurttaşlar, TMMOB’nin hazırladığı dilekçeyle Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne akın etti

    Kanal İstanbul’un ÇED raporu 10 gün boyunca halkın görüş ve önerileri için askıda kalacak. Bu 10 günlük süre zarfında, “Kanal İstanbul” projesine itirazı olan vatandaşlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na veya illerdeki Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerine müracaat edebilecekler.

    TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu da, yurttaşların Kanal İstanbul Projesi ile ilgili görüş ve itirazlarını iletebilmeleri için bir dilekçe yönergesi hazırladı.

    İstanbullular, dilekçe vermek için İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne akın etti.

     

  • Alevi Dernekleri Federasyonu’ndan ‘Kanal İstanbul’ projesine itiraz dilekçesi

    Alevi Dernekleri Federasyonu’ndan ‘Kanal İstanbul’ projesine itiraz dilekçesi

    PİRHA- Alevi Dernekleri Federasyonu Bileşenleri adına Genel Başkan Celal Fırat, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bir dilekçeyle başvurarak Kanal İstanbul projesine ve  son şekli verilen ÇED Raporu’na itiraz etti. 

    Alevi Dernekleri Federasyonu Bileşenleri adına Genel Başkan Celal Fırat, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bir dilekçeyle başvurarak Kanal İstanbul projesinin son şekli verilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu’na İtiraz etti.

    Fırat, itiraz dilekçesinde gerekçelerini sıraladıktan sonra “Kanal İstanbul Projesi’nin yapılmasına ve Aralık 2019 da yayınlanan ÇED Raporu’nun kabulüne itiraz ediyoruz ve itirazımız hakkında cevap verilmesini talep ediyoruz” dedi.

    Fırat, ÇED raporuna neden itiraz ettiklerini şu şekilde sıraladı:

    “T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ve İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün İnternet sayfasında 23.12.2019 tarihinde yayınlanan bilgiyle, Kanal İstanbul Projesi’nin Son Şekli Verilen ÇED Raporu’nda kabul edildiği anlaşılmıştır.
    Bu rapora, aşağıdaki itirazlarımızı sunuyoruz.
    – Bu proje tüm karasal ve denizsel yaşam alanları ile yer altı suyu sistemi ve ulaşım sistemini tamamen değiştirecektir.
    – Bu proje böylesine yoğun nüfuslu ve deprem bölgesinde olan bir alanda hayata geçirildiğinde, planlanan kanalın olası bir depremde nasıl bir tepki vereceği öngörülmüyor.
    – Denizlerin kimyası bozulacak, sularda ki tuzluluk oranlarının değişmesinden tutun İstanbul’a su sağlayan su havzalarının ortasından kanal geçirilerek bütün su rejiminin hidrolojisinin bozulmasına kadar, yarımadanın bu bölgesinde yaşayan Trakya’nın son ormanlarının ve sadece bu bölgede bulunan bitki örtülerinin ortadan kalkmasına yol açacak.
    – Küçükçekmece Gölü, Sazlı Dere ve Terkos Barajı özelliğini yitirerek tuzlanacak.
    – Karadeniz kuruyup yok olurken, Marmara ve Akdeniz’in yaşam koşulları onarılamaz biçimde bozulacak.
    – Boğaz’da hali hazırda var olan iki yönlü akıntı sistemi Kanal içerisinde geliştirilemeyecek ve Karadeniz’in kirli suları Marmara’ya dolacak.
    – Küçükçekmece ve Sazlıdere’ye iki adet yat limanı yapılacak. Bölgede emlak rantı olunca güzergâh etrafında yaşayanlar sürgün edilecek.
    – Proje güzergahında kalan 35 bin nüfuslu Şahintepe ve 14 bin nüfuslu Altınşehir mahallelerinde 23 kilometrekare kamulaştırma yapılacak. Yerleşim ve tarım alanları halkın elinden alınacak.

    Yukarıdaki gerekçelerle, Kanal İstanbul Projesi’nin yapılmasına ve Aralık 2019 da yayınlanan ÇED Raporu’nun kabulüne itiraz ediyoruz ve itirazımız hakkında cevap verilmesini talep ediyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ekrem İmamoğlu: Kanal İstanbul ihanet, cinayet projesidir

    Ekrem İmamoğlu: Kanal İstanbul ihanet, cinayet projesidir

    Kanal İstanbul projesine karşı basın toplantısı düzenleyen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Kanal İstanbul bir cinayet projesidir” dedi.

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul projesi ile ilgili basın toplantısı düzenledi.

    İBB’nin Kanal İstanbul protokolünden çekildiğini ifade eden İmamoğlu; “Kanal İstanbul bir ihanet değil cinayet projesidir” dedi.

    İmamoğlu, “Açıklamalarımın hiçbiri siyasi değildir. Tüm İstanbullulardan ve ülkemizin dört bir köşesinde yaşayan vatandaşlarımızın çok dikkatli dinlemelerini rica ediyorum. 82 milyon insanımız için değil, çocuklarımız için torunlarımız için geleceğimiz için büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız,” ifadelerini kullandı.

    Akademisyenlerden gelen raporları gördükçe Kanal İstanbul’un İstanbul için nasıl felaket getireceğine daha da emin olduklarını belirten İmamoğlu, “Karşılaşacağımız felaketlerin boyutlarını tek tek anlatacağım,” diyerek sunum yaptı.

    İmamoğlu, “Kanal İstanbul yapılırsa, İstanbul’un 8 bin 500 yıldır var olan yer altı ve yer üstü kaynakları yok olacak! En büyük tehlike Terkos Gölü’ne karışacak tuzlu su. Sazlıdere Barajı da devre dışı kalacak. 427 milyon metreküp içme suyu rezervi elden çıkar. Bu susuzluğa mahkumiyet demektir,” dedi.

    İmamoğlu, açıklamanın ardından “İBB’nin protokolden çekilmesi Kanal İstanbul projesini nasıl etkileyecek?” sorusuna “Bu proje zaten olmayacak, yapılmayacak” yanıtı verdi. İmamoğlu; “”Bizim Kanal İstanbul projesinden çekilmemiz demek projeyi uzaktan seyredeceğimiz anlamına gelmiyor. Olmaması için her şeyi yapacağız,” dedi.

    İmamoğlu’nun konuşmasından satır başları:

    “Kimlere ne söz verilmiş olursa olsun derhal vazgeçilmelidir. 15 tehdidi, 15 madde olarak anlatmaya çalışacağım.

    Kanal İstanbul demek susuzluğa mahkumiyet demektir. Öncelikle projedeki kanal 45 km uzunluğunda en dar yerinde 275 metre genişliğinde bir kanal. 8 bin 500 yıldır var olan İstanbul yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını kaybedecek. Sadece bu madde bile bu projenin rafa kaldırılmasını emrediyor. Akıllı, mantıklı, gerçeklerden uzaklaşmamış hiçbir siyasetçi, dünya susuzluğu konuşurken bunu destekleyemez. Kendi ülkesine, kendi şehrine, kendi insanına bu ihaneti düşünemez.

    DSİ ve İSKİ raporları tek tek anlatıyor. Terkos Gölü’ne karışacak tuzlu su ile sıfatını yitirecektir. Terkos havzası İstanbul ve çevresi için çok önemli bir depolama alanıdır. Avrupa yakasındaki en büyük su deposudur. Kanal İstanbul inşa edilirse bu çok değerli su kaynağı yok olacak. Sazlıdere Barajı da devre dışı kalacak. Bir milli yatırım olarak değeri 2 milyar liranın üzerine olan Sazlıdere Barajı’ndan bahsediyorum. Atatürk Havalimanı gibi tümüyle işlevsiz kalacak. Terkos Gölü’nün doğusundaki 20 kilometrelik su toplama havzası da devre dışı kalıyor. 15 yıl sonra 7,5 milyon insanın su ihtiyacını karşılayacak. Kanal İstanbul inşa edilecek bu sistem devre dışı kalacak. Yerüstü su kaynaklarımız değil, yeraltı su kaynaklarımız da yok olacak. Bunu söyleyen bilim insanları, su uzmanları.

    DSİ raporunda, “Zemin etüdü ve sondajlar yapılsa da her zaman beklenmedik durumlar ortaya çıkar. Kayalardaki çatlak ve kırıklar sondajlarla belirlenemez. Kanal İstanbul’un tuzlu suyu Terkos’a girer ve İstanbul’un büyük bölümü susuz kalır. Kaybedilecek su kaynağının alternatifi de bulunmamaktadır” diyor. Susuzluktan daha büyük bir felaket konuşulmuyor. Bu rapora göre inşa edilecek kanalın 5,2 kilometrelik zemini kireçtaşı. Tuzlu suyun karışacağı da net. Kanal kotu Terkos’tan düşük olacağı için sızıntı ihtimali büyük bir risk oluşturuyor.

    Tek tehlike susuzluk da değil. Strateji ve güvenlik konusunda da felakettir. “İnşa edilecek olan kanal güzergahı acil eylem planı çerçevesinde saklı stratejik noktadır. Savaş ve doğal afetlerde yüzey suları kullanılmayacak durumda olabilir. Bu durumda stratejik rezerv alanda su kaynaklarını kaybetme riskiyle karşı karşıyayız” diyor raporda. Karşılığında ne alacağız. Su gitti, ne alacağız? Sükse yapacağız, kime?

    KANAL İSTANBUL DEPREMİ TETİKLER

    Kanal İstanbul demek depremi tetiklemek demek. İhanetin ötesinde, cinayet. İstanbul var oldukça devam edecek bir sorundur deprem. Binlerce yıldır var, var olacak. Tarihsel dönem ve 120 yıllık verilere göre, kanal boyunca yapılacak yapılaşma İstanbullular için büyük bir risk taşıyor. Zemin yapısı ne yazık ki heyelanlara çok müsait. 11 km’den Kuzey Anadolu, 30 km’den Çınarcık fay hattı geçiyor. İnşaat ile ortaya çıkacak yüklemelerin depremleri davet edeceği, depremlerin şiddetini artıracağı söyleniyor. Avcılarda konteynır limanı yapılacak. Olası büyük İstanbul depreminin 6 metre yüksekliğinde dalgalar yaratacağı konusunda simülasyonlar var. Tsunami ile o liman sular altında kalacak.

    İstanbul doğasını sonsuza kadar katletmek demek. Yine beton, yine rant, yine çevre katliamı. ÇED raporunu açıklayanlar yapılaşmadan bahsetmiyor. Bu yapıların ne tür çevresel felaketlere yol açacağı ÇED raporu cevap vermiyor. Yapılaşma kısa zamanda sıcaklık, nem, rüzgar rejimini değiştirecek. İstanbul’un batısındaki bu duvar, İstanbul’u ısı adasına çevirecek. Çevre düzeni planı kapsamında, büyüklük, büyümenin yönetimine dikkat etmek zorundasınız. İstanbul’da her arazi kullanımı kentin ekolojik yapısına katkı vermelidir. ‘İhanet ettik’ diyenler dikkat etmedikleri için İstanbul’un başı dertte. 23 milyon metrekare orman alanı, 45 kilometre uzunluğunda 136 milyon metrekarelik tarım alanı sonsuza kadar ortadan kaldırılacak.

    ÇED RAPORUNA ELEŞTİRİ

    Kimisi o güzel tarım alanlarına bakar güzel der kimi de gökdelenlere bakıp güzel der. Donatılar gelecekmiş. Ya yine beton, yine beton, yine rant. ÇED raporunda yapılaşma hiç yok. Kimi aldatıyorsunuz? Bu yapıların ne tür çevresel sorunlara var olacağı sorusuna ÇED asla cevap vermiyor. Bir aldanma geleneğimiz olabilir ama milleti aldatamazsınız, biz buradayız. Sanki bölgede yapılaşma olmayacakmış gibi bir rapor hazırlamışlar.

    Kanal İstanbul demek İstanbul’un tarihini talan etmek demektir. Öyle bir şey ki tarihi yapıyı korumak gerekçe olarak anlatılıyor. Birkaç kazayı referans gösterip, bunu gerekçe gösterip kanalın bitmesiyle boğaz trafiği azaltılacakmış. Bahaneye bakar mısınız? O da boğazdaki tarihi dokunun korunmasını sağlayacaktır. ÇED başvuru dosyasında iddia edildiği gibi yıllara göre boğaz trafiğinde bir artış yok. Son 10 yılda yüzde 22 oranında azalış var. 17 milyon metrekarelik sit alanı Kanal İstanbul ile etkilenmektedir. Tarihe ve tarihi değerlere niçin zulmediyorsunuz? Her yüzyıl, onyıl bu şehre katkı sunarak kadim denmiştir o yapılara. İhanete fırsat tanımayacağız.

    Beşinci madde Kanal İstanbul demek 82 milyonun sırtına en az 110 milyar liralık vergi bindirmek demektir. Ben onu iki ile çarparım yanılmam. Bu rapor, ama ben ikiyle çarparım, yanılmam. DSİ nasıl anlatıyor durumu? Kanal’daki taşınmazların bulunduğu alan imara açılırsa DSİ olarak 1450 kamulaştırmasız el atma davası ile karşı karşıyayız. Buradan çıkacak mali yük DSİ tarafından karşılanamayacak boyuttadır. Özel şahıslara ait kamulaştırma bedelleri bile milletin sırtlarına yüklenecek. Bu laf ortaya atıldıktan sonra oradaki arsa manipülasyonları da ayrı bir boyut. İşsizlik almış başını gidiyor, gençlerimiz iş için her yerde imkan arıyorken şurada 420 kişilik memur alımı içim 25 bin insan başvurmuşken siz devlet olarak ayakta durabilmek için vergilere bel bağlamış iken kimi kandırıyorsunuz? Diyecekler ki Kanal’ın millete maliyeti yok. Ama biliyorum ki bu masalı benim kadar millet de biliyor. Yaptıkları projelerin zamanla milletin üzerine nasıl yük olduğunu yaşadık yaşıyoruz. Kendi kendine finanse edeceği noktaların geride kaldığını, gerekirse öderiz edebiyatını gördük. 82 milyon insan bal gibi ödüyoruz.

    Altıncı madde Kanal İstanbul demek İBB’nin sırtına lüzumsuz 35 milyar liralık maliyet yüklemek demek. Mevcutta yürüyen işlerimiz bile devredışı kalacak. Üç farklı lokasyonda İGDAŞ hatlarını ortadan kaldıracak, bunların yerine milyarlarca liralık ek maliyet olacak bir maliyet gelecek. Milyarlarca liralık sadece iki kuruma maliyet çıkıyor. Bu rakam İBB’nin bu 2020 yıllık bütçesinden neredeyse yüzde 50’ye yakın fazla. Pazartesi itibariyle protokolden çekilirken her bir İstanbullunun sırtından bir yeni borcu kurtarma çabasını ortaya koyduk.

    Panama Kanalı dediğiniz şey gemilerin yolunu 13 bin km kısaltıyor. Süveyş Kanalı Akdeniz ve Kızıldeniz üzerinden Hint Okyanusu’nu birbirine bağlıyor. Ortalama 6 bin km yolunu kısaltıyor. Gemilerin o yüzden iki kanala para ödeyerek o kanallardan geçiş yapıyor. Kanal İstanbul’da gemiler için tasarruf söz konusu değil ki. Aynı mesafe. Akıntı nedeniyle Marmara’dan Karadeniz’e geçiş 3-4 saat sürecek. Bedava geçmek varken boğazdan, neden Kanal İstanbul’dan geçsin? Montrö üzerinden uydurulmaya çalışılan konuya da ayrıca değineceğim.

    TRAFİK SORUNU İKİ KAT OLUŞUR

    Sekizinci madde Kanal İstanbul demek trafikte iki kat perişan etmek demek. İstanbul’un bu büyük tasarımlarında böyle bir plan yok. Böyle bir hazırlıksızlık. Bundan dolayı trafiğe olan etkisini kestirmek bile mümkün olmuyor. Daha yeni yapılan 3. köprünün yolundan, TEM’de o viyadüklerin geçişleri, ben bu sektörü bilen insan olarak hayal bile etmek istemiyorum. Kanal nedeniyle kopacak sonra köprüler ile tamamlanmaya çalışılacak yeni yollar. Yeni bağlantı köprülerine ihtiyaç duyacak. Çizgifilm çizmek kolay dedim, çizgifilm ile bu işleri tasarlayıp milletin önüne koymak kolay dedik. O çizilen köprüler TEM ve E5 sık sık trafiğe kapılacak. Büyük çile halen planlanmış olan Mahmutbey, Esenyurt gibi metro hatlarını da derinden etkiliyor. Başakşehir’in bir bölümünde ve o bölgede yaklaşık 3.5 milyon insan yaşıyor.Yalnızca karayolu değil havada da aynı şey. Ben demiyorum bunu. Raporlar diyor her ne kadar talimatla sehven denilse de . Diyorum ya talimatla fay hattının da yerini değiştirirler. Proje ile Mahmutbey-Esenyurt gibi metro hatlarını da derinden etkiliyor. Biz metro getirmemiz gerekirken, bu iki metro hattını inşa etmek varken, trafikte milyonlara niye zulmü reva görüyorsunuz? DHMİ raporları da diyor bunu. DHMİ’nin 15 Mart 2018 tarihli dosyasıyla ilgili bakanlığa yazdığı yazıda, “Bu proje ile İstanbul havalimanın uçuşa açılması imkansız olacaktır. Tüm pistler kullanıma açıldığında günde 3 bin 500 uçak trafiği olacağı için Kanal İstanbul projesi uygun görülmemektedir” diyor.

    50 YILLIK HAFRİYAT

    Kanal İstanbul demek 50 yıllık hafriyat demek. Ortaya çıkacak hafriyat tam bir muamma. Kamyonlar için yapılacak yeni yollar… Marmara gibi Karadeniz girişinde de liman kurulacak. Allah’ın lütfu denizi dolduracağız. Ben Karadeniz çocuğuyum bilirim Karadeniz’i. Kanal inşaatından çıkacak hafriyatın 2 milyar metreküpe ulaşmasını bekliyoruz. İstanbul’un kapasitesi 40 milyon metreküp. İstanbul’da 50 yılda çıkabilecek hafriyat sadece Kanal İstanbul’dan çıkıyor ve bunu denize dökmekten başka çare yok. Bağcılar, Güngören, Esenler’in bu üç ilçenin 10 katlı bina kadar yükseleceğini düşünün. 10 bin hafriyat kamyonu daha trafiğe çıkacak.

    Kanal İstanbul demek, İstanbul’a 1,2 milyon yeni nüfus demek. Kanal İstanbul inşa edildiğinde yeni yerleşim birimlerine 1,2 milyon yeni nüfus gelecek. 6 Beşiktaş demek. Sadece Kanal İstanbul yüzünden İstanbul trafiğinde 3,4 milyon yeni yolculuk olacak ve bu trafiğin yüzde 10 artması demek. İstanbul şu anda depremle ilgili sorunu çözmeye çalışıyor. Trafiği tümden durduracak, bu şehir planlamasıyla yeni sorunları çabası içindesiniz, neden?

    “AKILDIŞI, STRATEJİK İHANET PROJESİDİR”

    Kanal İstanbul demek, 8 milyonluk nüfusu bir adaya hapsetmek demek. Hem karadaki, hem denizdeki ekolojik dengesini değiştirmekle kalmıyor, o adaya 8 milyonun hapsedilmesi gibi bir durumu ortaya çıkarıyor. Bu akıldışı proje, deprem riskinin en yüksek olan alana bir kanalla hapsediyorsunuz. Deprem anında güvenliği nasıl sağlayacaksınız? Deprem sonrası bu insanları nasıl nakledeceksiniz? Vatandaşların canını nasıl koruyacaksınız? Stratejik bir ihanet projesidir. Evet dememizi nasıl bekliyorsunuz?

    MONTRÖ RÜYASI

    Kanal İstanbul demek, Montrö rüyası görmek demek. Kara ve deniz etkisi ayrıca 7 uluslararası anlaşmayı da bağlıyor. Diğer sözleşmeleri de ihlal ediyoruz. Madem Montrö üzerinden gidiyoruz; anlatıldığı gibi olumsuz değil. Türkiye’yi ve Karadeniz’de kıyısı olan ülkeleri koruyan bir sözleşme. Bu anlaşma ile neredeyse 90 yıldır Karadeniz bir barış denizidir. Karadeniz’de kıyısı olmayan ülkelerin gemileri en fazla 21 gün kalabilir. Boğazlar anlaşmasıdır ve Çanakkale Boğazı’nı da bağlar. Savaş çıkarmak için ihtiyaç duyulan bir filo Montrö sayesinde Karadeniz’e giremez. Kanal İstanbul’la bu koruma kalkanın kalkması söz konusu. Montrö fesh edilse dahi Türkiye boğazlarından ticari gemi geçişini yasaklayamazsınız. Gemileri karadan geçişe zorlayamazsınız.

    BALIKÇILIK BİTECEK

    Kanal İstanbul demek, Karadeniz’in balıklarını ve balıkçılığını yok etmek demektir. Kanalın getireceği önemli bir risktir. Bu risk Karadeniz kıyısındaki herkesi ilgilendiriyor. Kanalla binlerce yıllık su dengesi bozulacak. Karadeniz’de tuzlu su miktarı artacak ve dengesi bozulacak. Balıkçılık bitecek. Akıntı nedeniyle dip çamur Marmara’ya akacak. Silivri, Tekirdağ’da deniz sefası yapanlar, Yalova’da, Armutlu’da, Erdek’te yaşayanlar bundan derin etkilenecek. Bu güzel düzeni yok etmenin vebali o kadar büyük ki…

    On dördüncü Kanal İstanbul demek maneviyatı yok etmek demek. Mezarlıklar Müdürlüğü’nün raporuna göre mezarlıklar proje alanında kalıyor. Bu coğrafyada ölüye bile rahat vermiyorsunuz. ÇED inceleme alanında kalan mezarlıklar var. Arnavutköy, Küçükçekmece, Başakşehirde pek çok mezarın taşınmasını mecbur kalınabilir. Yapmayın bu zulmü. Yazıktır.

    On beşinci madde, Kanal İstanbul demek bu milleti sevmemek demektir. Kendini sevmek demektir. Herhalde birileri aynaya bakıp bakıp kendine hayranlık duyuyor. Kamu adına karar vericilerin önceliği milletin canını malını korumaktır. Milletini seven bir siyasetçinin önceliği milletinin mutluluğunu sağlamaktır. Bunca genç işsizlikten inliyorken sürdürülebilir üretimi refah için bunca fabrika kurma imkânı varken, çocuklar yeterince beslenemiyorken bizim önceliğimiz Kanal İstanbul olamaz. Bu proje ile dünyanın göz bebeği biricik İstanbulumuz yaşanamaz bir kent olacak. Birileri para kazanacak diye bu kadim şehrin yok edilmesine tüm hukuki mücadelemizi vererek izin vermeyeceğiz. İstanbul’un güvenliğini, canını, ve Türkiye’nin stratejik güvenliğini tehdit eden bu projeye kimse bizi ikna edemez. Bu proje her yönüyle felaket, ihanet, cinayet projesidir.”

    “BU BÜTÇEYLE İSTANBUL’DAKİ OKULLARI YENİDEN YAPARSINIZ”

    Bu bütçe ile İstanbul’daki bütün okulları yeniden yaparsınız. Kanal İstanbul için harcanacak alan Çevre Bakanlığının kentsel dönüşüme ayırdığı paranın yedi katı. Bu bütçe ile en az 9 tane daha Marmaray yaparsınız. İstanbul’daki o okulları yeniden inşa edersiniz. Deprem sorunlu ne kadar bina varsa yeniden yaparsınız. 150 yataklı tam 1056 tane hastane yaparsınız. Bu tümüyle israf, haram, ülke kaynaklarını har vurup haram savurma projesidir. Yanlışın neresinden dönerseniz kârdır.

    SORU – CEVAP

    Protokolden çekilmenizin proje üzerindeki etkisi nedir?

    Projeyi nasıl etkileyeceği benim zihnimde bile yok çünkü proje olmayacak. Bizim projeden çekilmemiz demek uzaktan seyredeceğimiz anlamına gelmiyor tümüyle hukuki mücadelemizi vereceğimiz anlamına geliyor. İBB’nin olmadığı bir proje bu kentte olamaz. Şehir halkının olmadığı bir proje olmaz, yapılamaz. Bunun adı başak bir şeydir. Türkiye bunu kabul etmeyecektir.

    İstanbul’a ne kadar yük biniyor bu protokolde? İmar hareketliliğini incelediğinizi söylemiştiniz. Neler tespit ettiniz?

    İBB’nin hızla yaptığı ya da ÇED raporunda üzerinde durulan analizler İBB’ye de 23 milyar liralık bir maliyetten bahsediliyor. Burada sıkı analizler yoktur. 23 milyar lira çok göreceli. Bunu iki ile çarpsanız çok yanlış yapmazsınız. Bu işleri söylerken inanın öylesine söylemiyoruz. Rakamların ciddiye alınması şart. Arsa alımı konusunda sayın bakan çok yanlış cümleler kuruyor. Üzülüyorum. Çevre bakanı çevre ve şehircilik adına konuşmuyor. Ne yazık ki söyledikleri çelişkili. İnsanların gözünü boyamaya çalışıyorlar. Böyle konuşmamalı Çevre Bakanı. Emin bir şekilde arsa hareketi yoktur diyorsunuz. Bir örnek vereyim 2011’den bu yana arsa hareketi 30 milyon metrekareyi bulmuştur. İsterse sayın bakan yazılı da isteyebilir telefonla da isteyebilir, bakanlık makamına saygımız sonsuz, kendisiyle paylaşırım.

    Askı süresi var İBB bu itiraz sürecine dahil olacak mı?

    Tabii ki. İstanbul’u ben dert ediyorum. Yarın ben çocuğuma üyelerime hesap veremem diyen herkes Şehircilik Bakanlığı’na İstanbul’da yaşayan bir vatandaş olarak Kanal İstanbul projesini su kaynaklarını yok etmesi tehlikesine karşı istemiyoruz diye dilekçe verecek. Milyonlarca insan buna itiraz edebilir. Susmak dilsiz şeytanlığı oynamaktır.

  • İBB’den halka Kanal İstanbul çağrısı

    İBB’den halka Kanal İstanbul çağrısı

    İBB Sözcüsü Murat Ongun, Kanal İstanbul projesine itiraz için çok sayıda yurttaşın belediyeden bilgi talebinde bulunduğunu ve itirazların ancak Çevre Ve Şehircilik İl Müdürlüğüne yapıldığını açıkladı.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sözcüsü Murat Ongun, tartışmalı Kanal İstanbul projesi hakkında sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabından bir paylaşım yaptı.

    Kanal İstanbul projesine itiraz için çok sayıda yurttaşın itiraz ettiğini belirten Ongun, resmi itirazın ancak Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne yapılabildiğinin altını çizdi.

    Konuyla ilgili İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yarın açıklama yapacağının bilgisini paylaşan Ongun, şu ifadeleri kullandı:

    “Şehrine sahip çıkan İstanbullulara teşekkürler…
    Kanal İstanbul Projesi’ne itiraz için çok sayıda vatandaşımız İBB’den bilgi talebinde bulunmuştur. Resmi itiraz ancak Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne yapılabilmekte, konuyla ilgili yarın Başkan @ekrem_imamoglu açıklama yapacak.”

    NE OLMUŞTU?

    Ekrem İmamoğlu, önceki dönemde İBB-Ulaştırma Bakanlığı-Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arasında imzalanan ve mahkemelik olan ‘Kanal İstanbul işbirliği protokolü’nden çekildiklerini açıklamıştı.

    İmamoğlu, 6 aylık bilançoyu gazetecilerle paylaştığı toplantıda ‘çekilme kararını’ şöyle dile getirmişti:

    * 2018 yılında İBB’nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Ulaşım ve Altyapı Bakanlığı ile bana göre usule uygun olmayan bir şekilde imzalanmış olan işbirliği protokolünden biz çekiliyoruz. Bu kararımız nettir. Çekildiğimizi her iki bakanlığa yazılı olarak iletmiş durumdayız. Protokol yetkisiz bir imzayla devreye sokulmaya çalışılmıştır.

    * Kanal İstanbul’un birçok detayını açıklayacağım toplantıyı 25 Aralık Çarşamba günü saat 09:30’da Saraçhane İBB binasında yapacağım. Burada size Kanal İstanbul ile ilgili bir fotoğraf çekeceğiz ve hukuksuz protokolün tüm detaylarını paylaşacağız.

    * Bunun içinde ÇED raporunda olması gereken, yazılıp geri çekilen ya da yazılan bir raporun ‘sehven yazılmıştır’ deyip başka bir raporun yollanması gibi süreçleri çok önemsiyoruz. Bunların hepsini sizlerle paylaşacağız. Çarşamba günü İstanbulluların aydınlanacağı önemli bir gün olacak.