Etiket: kayyum

  • Zeynel Abidin Koç: PKK’nin çekilme kararı barış için atılmış çok ciddi bir adım -VİDEO

    Zeynel Abidin Koç: PKK’nin çekilme kararı barış için atılmış çok ciddi bir adım -VİDEO

    PİRHA – Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, PKK’nin Türkiye’den çekilmesini “Barış için atılmış çok ciddi bir adımdır” sözleriyle değerlendirdi. Koç, barış sürecinin başarıya ulaşması için Alevi örgütleri olarak her zaman destek sunacaklarını belirterek “Ancak Aleviler, hükümet tarafından bu sürecin dışında tutuluyor” dedi.

    Demokratikleşme yolunda entegrasyon sürecine geçilirken Alevi kurumları da barış için atılan adımları yakından takip etmekte. Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç da kalıcı barışın inşası için PKK’nin almış olduğu kararların fırsat olabileceğini söyledi. Çekilme kararıyla birlikte huzur ortamının oluşacağını ifade eden Koç, şu görüşleri paylaştı:

    “40 yılı aşan bir yapılanmanın sonucunda Türkiye sınırlarının dışarısına çıkması Türkiye’de ciddi anlamda bir karşılık gösterecektir. Çünkü bu işin iki boyutu var. Bir; yürütülen süreç, bir de halk nezdindeki bakış açısı. Sonuçta halkın nezdindeki bakış açısında bu çok olumlu bir yansıma. Bunun dışında Türkiye’nin hem batı hem de doğu illerinde insanlar, ticaret yaparken ya da tüm etkinliklerinde artık şu mantık ve mantaliteyle düşünmeye başlıyorlar; Türkiye’de artık barış var. Türkiye’de artık bu barışın getirdiği bir huzur ortamı var. Doğal olarak bu coğrafyadaki sivilleşme, Türkiye’deki bu demokratikleşmenin STK’lara yansıması, bölgede çok büyük değişimlere sebebiyet verecektir ama bunun batıda da çok ciddi yansıması olacaktır. Çünkü batıda da bir gerginlik vardı. Türkiye topraklarının terk edilmesi, batıdaki gerginliği de artık ortadan kaldıracaktır. Doğal olarak barış için atılmış çok ciddi bir adımdır.”

    ADALETİN İNŞASI EŞİT YURTTAŞLIK İLE OLACAKTIR”

    Barışın sadece silahların susmasıyla değil, eşit yurttaşlık hakkının tanınmasıyla sağlanabileceğinin altını çizen Koç, şu cümlelerle devam etti:

    “Öncelikle şöyle bakmak lazım; Türkiye’de herkes, her şeyin boyacı küpü misali çalışmasına alıştığı için yıllardır onu bekliyor. ‘Bir gün başlayalım, sabahleyin bu barış görüşmeleri bitsin’ deniliyor. Şimdi bu ciddi bir uzun süreç. Yani silahların bırakılması, bunun Türkiye’ye yansıması, doğal olarak bu aşama kat edilecek bir yoldur. Yani böyle bir yıl içerisinde bitecek bir çalışma değil. Uzun yıllara varacak bir çalışma süreci gerekiyor. Tabii Alevilerin, uzun yıllardır eşit yurttaşlık talebi, ya bizler bunu tam doğru anlatamıyoruz ya da karşımızdakiler tam bunu anlamak istemiyor. Alevilerin eşit yurttaşlık talebi sadece Alevilerin kendine ait bir olgu değil. Türkiye’de yaşayan tüm toplulukların eşit yurttaşlık talebidir. Bunun altını özellikle çizmek istedim. Alevilerin eşit yurttaşlık talebi zaman içerisinde karşılık bulacaktır. Çok uzun olmayan süreç içerisinde yeni bir anayasa süreci olacaktır. Anayasa içerisindeki vatandaşlık tanımı, insanların dil, din, inanç, etnik özelliklerinin bütün haklarının verilmesi, Türkiye’de adaletin yeniden inşası, mülakatların artık kaldırılması, liyakate dayalı bir ülkenin tekrar var edilmesi eşit yurttaşlığın taleplerinin sonucu olacaktır. Doğal olarak ilerleyen yıllarda eşit yurttaşlık bandında Türkiye’ye yansıyacağını çok ciddi düşünüyorum. Çünkü Türkiye öyle  jeopolitik bir coğrafya ki her taraftan basınç var Türkiye’ye. Türkiye bu ikilemde yönünü eşit yurttaşlıkla daha çok gelişmiş ülkeler seviyesinde bulacağını düşünüyorum.”

    ÖZELLİKLE ALEVİLER BU SÜRECİN DIŞINDA TUTULUYOR”

    Zeynel Abidin Koç, Alevi kurumları olarak sürecin güvenle ilerlemesi için nasıl bir rol üstlenmeyi düşündüklerini de açıkladı. Koç, inanç topluluklarının, barışa yapabilecekleri katkıya dair şunları söyledi:

    “Bu konu gündeme geldiği ilk günden itibaren Alevi örgütlerinin tüm temsilcileri, fikirlerini açıkça ifade etti. Aleviler olarak binlerce yıldır 72 millete bir bakarız. Yani ‘biz herkesi eşit görürüz’ anlamında değil. Bunun anlamı, aynı zamanda ‘72 milletle barış içinde yaşarız’ karşılığıdır. Yani bizim varoluşumuzun sebebi barıştır zaten. Ancak ciddi anlamda bu işin içine dahil olabilmek, sürekli bilgi sahibi olmak, katkı sağlamak istediğimizi biz defaatle ifade ettik. Ama süreç şu anda sadece mecliste bir komisyonla yürüyor. Aleviler olarak bu komisyona fikirlerimizi ifade etmek için de çeşitli defa beyanda bulunduk. Fakat bugüne kadar komisyon, Alevi örgütlerini dinlemedi. Ama biz bunun dışında yine de kalmıyoruz. Süreci yürütülmesinde yaptığımız konferans ve panellerle kendi örgütümüze, halkımıza, diğer örgütlere, halklara barış hakkındaki görüşlerimizi ifade ediyoruz. Ancak yeterli mi? Değil. Ama şu anda Türkiye’deki bütün konjonktür böyle. Hiçbir şey yeterli değil. Çok dar kapsamda yürüyor. Geçmiş dönemdeki taleplerimiz hep şu olmuştu; bunun meclis çatısı altında sürdürülmesi… Ama bu kadar çok uzatılması talebimiz değildi. Bir sonuç elde edilmiyor. Habire sadece dinlemeler yapılıyor ve özellikle Aleviler bu sürecin de dışında tutuluyor. Ve bunu biz nerede görüyoruz?

    Mesela Alevilerin taleplerinin yüzde 99’u Türkiye’nin demokratikleşmesi ile ilgilidir. Meclisteki komisyon, Türkiye’nin demokratikleşmesi ile ilgili kurulmuş bir komisyon olmasına rağmen Alevi sorunlarının, dışarıda ekstra bir çözüm süreciyle yürütülmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Oysa ki biz bunu talep etmedik. Aleviler olarak biz, bu barış sürecine sağlayabileceğimiz tüm katkıları vermeye hazır olduğumuzu defaatle ifade ettik ve sözümüzün de arkasındayız. Barış sürecinin sonuca ulaşması için Alevi örgütleri olarak desteğimizi her zaman vermeye devam edeceğiz.”

    “FİKİR VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN OLMASI GEREKİR”

    Zeynel Abidin Koç, toplumsal barışın sağlanabilmesi için yapılacaklara da dikkat çekti. Koç, barış süreciyle birlikte hükümetin öncelikli yapması gerekenleri şu cümlelerle açıkladı:

    “100 yıllık bir cumhuriyetin getirmiş olduğu bir basınç var. Coğrafya içerisinde yaşayan çeşitli etnik gruplar var. Doğal olarak öncelikle bunların tamamının dinlenerek, talepleri alınarak, Türkiye’nin acilen bir demokratikleşmeye ihtiyacı var. Türkiye’deki insanların artık ‘fikrimden dolayı tutuklanmamalıyım’ diyebilmesi lazım. Fikir özgürlüktür. Fikir, Türkiye’nin gelişmesine katkı sağlar. Sadece söylediklerinden dolayı tutuklu olan binlerce insan var. Öncelikle hükümetin, bu yönlü karar alması lazım. Fikir özgürlüğünün teminat altına alınması gerekir. Bu durum ciddi bir özgürlük hareketinin başlangıcı olacaktır ve piyasalara bile ciddi anlamda olumlu yansıyacaktır. Bunun dışında hukuksuzca yürütülen kayyum meselesi var. Bir belediye başkanı suç işlemiş olabilir. Bu durumda görevden alabilirsiniz ama yeni belediye başkanını meclis seçer, kayyum atanmaz. Doğal olarak Türkiye’de öncelikle fikir ve vicdan özgürlüğünü kanunla teminat altına alıp serbest bırakmanız lazım. Bir kişinin dudağı arasına bırakmamanız lazım.”

    “SADECE BU İŞE SİYASAL AÇIDAN BAKMIYORUZ”

    Alevi kurumları olarak sürecin yakın takipçisi olduklarını belirten Zeynel Abidin Koç, şu cümlelerle konuşmasına son verdi:

    “Düzenli bilgi alıyor, Alevi örgütlerinin fikirlerini de muhataplarına bildiriyoruz. Çünkü biz Aleviler, bu ülkenin insanlarıyız. Ülkemizin her bir bireyinin huzuru, bizim de teminatımızın altında olması lazım. Alevilerin böyle bir misyonu da var. Türkiye’deki bir bireyin dahi fikrini özgür ifade edememesi bizim için bir sorun. Türkiye’deki ekonomik şartlar artık haddini aştı. Emeklinin sorunu ortada. Yani biz Aleviler sadece bu işe siyasal açıdan da bakmıyoruz. Bütün özgürlükler, ekonomik gelişmeler Alevi örgütlerinin, insanının mücadelesi içindedir.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • ABF’den CHP’ye destek: Muhalefeti sindirmeye yönelik bu girişimi şiddetle kınıyoruz

    ABF’den CHP’ye destek: Muhalefeti sindirmeye yönelik bu girişimi şiddetle kınıyoruz

    PİRHA- ABF, CHP İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım atanmasına tepki gösterdi. ABF, “Türkiye’nin en köklü muhalefet partisinin il binasına yapılan baskın, iktidarın muhalefeti susturma ve demokratik siyaseti tasfiye etme anlayışının güncel örneğidir” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), CHP İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım atanmasına ve CHP İl Binası’nın polis ablukasına alınmasına tepki göstererek açıklama yayınladı.

    “TOPLUMU AKP’YE BİAT ETTİRMEYE YÖNELİK BU GİRİŞİMİ ŞİDDETLE KINIYORUZ”

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Türkiye’nin en köklü muhalefet partisinin il binasına yapılan baskın, iktidarın muhalefeti susturma ve demokratik siyaseti tasfiye etme anlayışının güncel örneğidir. Bu saldırı, hukuk devletinin askıya alındığını ve devletin baskı aracına dönüştürüldüğünü bir kez daha göstermiştir. Biz Aleviler, muhalefeti sindirmeye ve toplumu AKP’ye biat ettirmeye yönelik bu girişimi şiddetle kınıyoruz. AKP iktidarı bilmelidir ki; hiçbir polis baskısı, hiçbir yasakçı anlayış halkın demokrasi, eşit yurttaşlık ve özgürlük talebini bastıramayacaktır.”

    “BİR OLMAYA, İRİ OLMAYA, DİRİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    ABF, demokrasi mücadelesinin herkesin sorumluluğunda olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:

    “Yolumuz gereği zalimin karşısında, mazlumun yanında durmaya devam edeceğiz. Demokrasi mücadelesi sadece bir partiye değil, tüm halka aittir. Bu mücadelemiz demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti kuruluncaya kadar sürecektir. Bir olmaya, iri olmaya, diri olmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • CHP’li belediyelere dönük operasyonlara tepki: Halkın tercihine saygı duyun!-VİDEO

    CHP’li belediyelere dönük operasyonlara tepki: Halkın tercihine saygı duyun!-VİDEO

    PİRHA – DEM Partili Celal Fırat, Mecliste yaptığı konuşmada CHP’li belediyelere dönük operasyonları eleştirdi. Fırat, “Gerçekten yolsuzlukla mücadele edilmek isteniyorsa geçmişte kayyum atanan belediyelerin mali tablosuna, kamu kaynaklarını nasıl kullandığına bakılmalıdır” diye belirtti.

    İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) adına Meclis genel kurulunda söz alarak CHP’li belediyelere yönelik operasyonları kınadı.

    Celal Fırat, “Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerine yapılan bu operasyonları kabul etmiyoruz” diyerek “tutuklamaların hukuki temelden yoksun olduğunu” belirtti.

    YOLSUZLUK, YALNIZCA MUHALEFET BELEDİYELERİ SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA GÜNDEMDE!”

    Celal Fırat, “Halkın tercihine saygı duyun” çağrısını yaparak şu konuşmayı gerçekleştirdi:

    “Demokrasi ve toplumsal barışı en çok konuştuğumuz bugünlerde maalesef tam da bu değerlere zarar veren uygulamalara tanıklık ediyoruz. Oysa, ülkemizin ihtiyacı olarak, ayrıştıran değil, birleştiren bir siyaset; kutuplaştıran değil, ortak değerleri buluşturan bir siyaset güdülmelidir. Toplumsal barışı kalıcı kılmak siyaset kurumunun asli sorumluluğundadır. Bunun yolu da diyalog ve uzlaşı kültüründen, hukukun üstünlüğünden geçmektedir. ‘Anayasa ve yasalar bu ülkenin tüm yurttaşları için eşit biçimde uygulanmaktadır. Hukukun temel ilkeleri kişilere, partilere ya da bölgelere göre değiştirilemez.’ deniliyor. Her ne kadar ciddi adaletsizlikler, eşitsizlikler barındırsa da ülkemizde seçimler belli aralıklarla yapılmakta, halk iradesini sandıkta ortaya koymaktadır. Ancak üzülerek belirtmek isterim ki halkın iradesi çoğu zaman yok sayılmakta, seçilmiş belediye başkanları, meclis üyeleri, milletvekilleri hukuki temeli tartışmalı gerekçelerle görevden alınmakta, tutuklanmaktadırlar. Özellikle geçmiş dönemlerde birçok belediyemize kayyum atanmış, halkın oyuyla göreve gelen eş başkanlarımız tutuklanmış, yerel yönetimler görevden uzaklaştırılmış, milletvekillerimizin dokunulmazlıkları kaldırarak cezaevine konulmuşlardır; seçim üstüne seçim iptal edilmiş, halkın tercihleri göz ardı edilmiştir.

    Değerli milletvekilleri, özellikle Kürt illerinde yaşanan bu uygulamalar, âdeta seçimsizliğin kalıcı hâle geldiği bir rejimi doğurmuştur. Bu tabloya yıllarca sessiz kalınmış, oysa demokrasi herkes için gereklidir, sadece belirli kesimler için değildir. Bugün benzer bir sürecin içinde yeniden yaşıyoruz. 31 Mart 2004 yerel seçimlerinde halk tercihini açıkça ortaya koymuş, muhalefet birçok yerde iktidar partisini geride bırakarak önemli bir başarı elde etmiştir. Bu başarı, halkın demokratik iradesinin bir yansımasıdır, hepimiz için saygı duyulması gereken bir olgudur. Ancak bu belediyelere yönelik yetki kısıtlamaları, medya üzerindeki itibarsızlaştırma kampanyaları, iktidarın yargı eliyle gerçekleştirilen tutuklamalar açık bir siyasi operasyonun göstergesidir. Bugüne kadar 14 belediye başkanı, çok sayıda meclis üyeleri, belediye bürokratları, çalışanlar tutuklanmıştır.

    Öte yandan, yolsuzluk, usulsüzlük iddialarının yalnızca muhalefet belediyeleri söz konusu olduğunda gündeme getirilmesi çifte standart algısını güçlendirmektedir. Yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları, hangi partiden olursa olsun tüm belediyeler için eşit, adil bir şekilde yürütülmeli, çifte standart algısı ortak kaldırılmalıdır

    Esenyurt, İstanbul Belediyesi üzerinde başlatılan bu süreç, muhalefete yönelik sistematik bir baskı politikasına dönüşmüştür, bunu kabul etmiyoruz. Oysa, gerçekten yolsuzlukla mücadele edilmek isteniyorsa geçmişte kayyum atanan belediyelerin mali tablosuna, kamu kaynaklarını nasıl kullandığına bakılmalıdır. Kayyum yönetimlerinin neden olduğu zararlara dair toplumda güçlü bir hafıza oluşmaktadır. Unutulmamalıdır ki belediyelere dönük bu müdahaleler yalnızca seçilmişleri değil, onlara oy veren milyonlarca insanı etkilemektedir.

    Çağrımız açıktır: Halkın tercihine saygı duyun. Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerine yapılan bu operasyonları kabul etmiyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Tuncer Bakırhan: Diyalog ve müzakere çabalarına karşı sabotaj yapılıyor!-VİDEO

    Tuncer Bakırhan: Diyalog ve müzakere çabalarına karşı sabotaj yapılıyor!-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında konuştu. Bakırhan, AKP iktidarının, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin PKK lideri Abdullah Öcalan’a çağrısıyla başlayan “diyalog ve müzakere çabalarını sabote etmeye çalıştığını” söyledi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te haftalık grup toplantısında konuştu.

    Tuncer Bakırhan, 21 Şubat Dünya Anadil Günü nedeniyle konuşmasına ana dili olan Kürtçe ile başladı. Kürtçe olarak, “Her dil bir güzel bir renktir, varlıktır. Biz de dilimiz, Kürtçenin onurumuz olduğunu söylüyoruz. Bu gün hem irademiz hem de dilimiz inkar ediliyor” dedi.

    “BARIŞ UMUDUNU ORTADAN KALDIRMAK İSTEYEN SABOTAJCI BİR AKLI VAR”

    Tuncer Bakırhan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

    “Bizim belediyelerimiz halkın kültürünü yaşatır, dillerini korur, çocuklarının anadilinde eğitim alması için hizmet ve katkı sunar. Belediyelerimiz halkın kültürüne sahip çıktıkça kaybolan dillere kültürlere sahip çıktıkça kayyım yoluyla bunu baltalamaya çalışan bir akıl ile karşı karşıyayız. Belediyelerimizin açtığı dil ve kültür kurumları kapatılıyor. Neredeyse farklı dillere açılan tabelalara dahi soruşturma açılıyor.

    En son olarak hepinizin de bildiği gibi Van halkının iradesi yine bu şekilde gasp edildi. Van’da halk 14 belediyenin 14’ünü de aldı. Çünkü iki dönem Van belediyesi kayyım gaspıyla, irade hırsızları tarafından yönetilmişti. Üçüncü defa halk 14’te 14 ile buna cevap verdi. Ama bu cevabı anlamak yerine yine kirli kumpaslar kurmaya, seçilmiş belediye eşbaşkanımızı yok yere cezalandırarak yerine kayyım atadılar. AKP iktidarı kaybettiği yerleri, artık sandıkta alamayacağını çok iyi biliyor. Van’ı artık rüyasında bile göremeyeceğini çok iyi biliyor. Onun için kumpaslarla, oyunlarla, darbelerle bu iradeyi geri almaya çalışıyor. Yaw sizin gaspçı iradeniz 14’te 14’e çarpar tuzla buz olur. Yolsuzluk, hırsızlık yapan kayyımlarınızı, onların pratiklerini Van halkına kabul ettiremezsiniz.

    Van halkı iradesi için günlerdir direniyor. Copunuza, merminize işkencelerinize rağmen ayakta duruyor. Maalesef bir yargı var yargı demeye bin şahit gerekiyor. AKP’nin özel kalem müdürü gibi çalışıyor. Savcı talimatla harekete geçiyor polis talimatla gece yarısı evleri basıyor, hakim elindeki mühürle haksızlığa hukuksuzluğa imza atıyor. Sonra da kalkıp ‘yargı kararı’ diyorlar. İnanır mı kimse bu yargı kararına. Van Büyükşehir Belediyemize bir gece yarısı çetevari bir şekilde girdiler. Plastikler mermilerle, gaz bombalarıyla neredeyse insanları oradan üçüncü, dördüncü kattan atacak kadar gözleri dönmüş.

    SÖMÜRGE MEMURU!

    Bu darbe değil de ne nedir Allah aşkına? Darbeymiş, vesayetmiş, sizden büyük darbeci mi olur? Sizden büyük vesayetçi mi var? Bir tane memur atamışlar. Emin olun belki memur olmasa devlet görevi olmasa Van’ı hayatında görmemiş. Van’ın kültürünü, dilini bilmeyen bir sömürge memurunu oraya atıyorlar. Evet, sömürge memurudur. Topla, tüfekle orayı gasp ederseniz biz de sömürge memurudur deriz.

    Hindistan’da da hatırlarsınız, bir zamanlar kraliyet de oraya memur atardı. Bunların belediyelerimize atadığı bu sömürge memurlarının Britanya’nın Hindistan’a atadığı o memurlardan hiç bir farkı yoktur. Kürtler bunu böyle biliyor, bilmeye devam edecek. Ne oldu kayyımın ilk icraatı biliyor musunuz? Tahmin edemezsiniz. Bizim belediyemiz daha önceki kayyımların borçlarını hırsızlıklarını yolsuzluklarını ifşa eden bir pankart asmıştı belediye üzerine. İlk oraya yöneldiler niye kayyımın hırsızlığı ve yolsuzluğu gözükmesin, kimse görmesin diye. İşte bunların belediyecilik anlayışı Van Belediyesi’nde ilk önce indirdikleri o afişte gizlidir. Kayyım; hırsızlık, yolsuzluktur kimse kayyımı başka biçimde bu topraklara bu coğrafyada yaşayan halklara anlatamaz. Sanki o pankartı indirince kayyım pirûpak olacak hırsızlıktan azade olacak. Xwelî li serê we be. Sed carî xwelî li serê we be.

    AKP’DE SİYASET YAPAN KÜRTLERE DE SESLENİYORUM

    İstanbul’da Kürt halkının varlığını bile kabul etmiyor. Neymiş efendim, İstanbul’da kent uzlaşısı yapılmış. Savcı, Türk ve Kürtler ittifak yapıyor diye yapılan kent uzlaşısını suçlama biçiminde bir iddianameye koymuş. Neymiş efendim, Kürt ittifak yapamaz, Kürt belediyede işbirliği yapamaz, Kürt belediye alamaz. 2025 model Mahmut Esat Bozkurt’un yaptıkları. Kürt düşmanlığını içeren savcının açıklamalarını umarım hepiniz okumuşsunuzdur. Peki, siz, Kürt-Türk ittifakını suç gören bu savcıyı, AKP yöneticilerinin mensuplarının tek bir şey dediğini duydunuz mu? Demek ki onlar da Kürtler ve Türklerin ittifak yapmasının suç olduğunu düşünüyor. Başsavcı Abdulhaluk Renda, Şükrü Kaya’nın, Sıddıka Avar’ın, Kemal Yamak’ın, Recep Peker’in ruhuna sarılıyor. Onlar da Kürt’ü düşman olarak gören, yok edilmesi gereken bir halk olarak gören raporlar hazırladılar.

    Buradan sizin huzurlarınızda AKP’de siyaset yapan Kürtlere de sesleniyorum; Allah aşkına, Kürt belediye alamaz, ittifak yapamaz, yaparsa kelepçe vurur, içeri atar diyen bu savcının yaptığı bu antidemokratik uygulamalara siz ne diyorsunuz, nasıl bakıyorsunuz? Bunu kabul ediyor musunuz? Biz bu ülkede 100 yıldır, bu ülkenin üzerinde dolaşan bu utançla mücadele ediyoruz. Siz ne ediyorsunuz? Bu utanca ortak olmaktan artık vazgeçin. Biz Van’da iken, bir anne yanımıza geldi ve bize, ‘Kendi ekmeğini kendi tandırında pişir’ dedi. Biz de onlara diyoruz: Gelin, bu zulme karşı halkının ve belediyenin yanında durun. Utanmıyor musunuz? Bir kilo makarna için zulüm edenlerin yanında duruyorsunuz. Ayıptır, aklınızı başınıza alın.

    SABOTAJCI BİR AKLI VAR

    Bir yandan çözüm naraları atacaksanız. Diğer yandan Sayın Öcalan’a yönelik devletlerarası komplonun olduğu gün Van’a kayyım atayacaksınız. AKP iktidarı; diyalog ve müzakere çabalarına karşı sabotaj yapıyor. Van’dan Tişrîn’e bugün olan HDK operasyonuna kadar barış umudunu ortadan kaldırmak isteyen sabotajcı bir aklı var. Toplum 15 Şubat’ta Sayın Öcalan’dan bir çağrı beklerken; iktidar çözümsüzlükte ısrar eden yaklaşımlarıyla topluma mesaj verdi. Biz çağrı bekliyorduk onlar kayyım ile mesaj verdiler.

    Fikrinde kayyım olanın zikrinde barış olur mu? Bu sabah, HDK’ye dönük olan ve içinde EMEP’in, Devrimci Parti’nin, SYKP, ESP, DBP, Yeşil Sol Parti üyelerinin, gazetecilerin, sanatçıların ve MYK üyelerimizin de bulunduğu en az 52 arkadaşımız, sabah şafak sökmeden gözaltına alındı. Bu siyasi kırım operasyonu, ülkenin barış, demokrasi ve çözüm arayışına yönelik topyekûn bir saldırıdır. Bu baskıcı ve hukuksuz uygulamayı şiddetle kınıyoruz ve reddediyoruz. Arkadaşlarımıza yapılan bu saldırılar, Türkiye’yi karanlık bir ülkeye çevirme projesinden başka bir şey değildir.

    Barış isteyen milyonların nasırına basmaktan artık vazgeçin. Biz, bu kumpasçı aklı Oslo’dan, 2013-2015 arası çözüm sürecinden çok iyi tanıyoruz, çok iyi biliyoruz. Yine aynı şeyi tekrar etmeye çalışan bu aklı kınıyoruz, reddediyoruz. HDK’yi savunmaya devam edeceğiz. Daha geçen hafta HDK, barış ve çözüm konferansı düzenledi. Ayıptır! Tam da barış hayalimiz vücut bulmuş halidir HDK. Halkların ve inançların eşit bir şekilde bir arada yaşamasının en güzel örneğidir HDK. HDK biziz, biz HDK’yiz. Bir operasyon yapacaksanız, hepimize yapın.

    Buradan Sayın Bahçeli’ye de seslenmek istiyorum. Siz, Türk-Kürt ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasından bahsediyorsunuz, ortağınız barış umudunu yok etmek için son hızla devam ediyor. Siz, bu sürece doğum sancısı diyorsunuz; iktidarınız bu süreci ölü doğum yaptırmak için elinden gelen bütün çabayı ortaya koyuyor. Bugün bu ölü doğuma karşı durmak, Kürt-Türk ittifakını savunmak hepimizin görevidir ve bu görevimizi her şeye rağmen layıkıyla yerine getirmeye devam edeceğiz.

    SAYIN ERDOĞAN ÇÖZÜMÜN NERESİNDE?

    DEM Parti olarak biz barışa inanıyoruz, biz diyaloğa ve müzakereye inanıyoruz. Ortağınız ve yürütme erki olan Sayın Erdoğan çözümün neresindedir, Sayın Bahçeli? Bu soruyu biz de, 85 milyon yurttaş da merak ediyor. Buradan DEM Partili olsun olmasın herkese sesleniyorum: Bugün Van’a kayyım atanıyor, yarın İstanbul, İzmir, Adana’ya da göz dikecekler, oraya da kayyım atamak için çalışacaklar. Bu sadece DEM Partisi’ne değil, hepimize, Türkiye’ye, Türkiye demokrasisine kurulan bir kumpastır. Bu topraklarda yaşayan her yurttaş çok iyi bilsin ki bu bir parti meselesi değil, bir demokrasi meselesidir; hepimizin meselesidir. Bu haksızlıklar, hukuksuzluklar karşısında birlikte olmaktan, ortak mücadele etmekten başka bir şansımız yoktur.”

    21 Şubat Dünya Anadil Günü nedeniyle Kırmancki, Hemşince, Ermenice, Gürcüce, Kurmanci, Çerkesce, Abhazca, Suryanice konuşmalar yapılarak, ana dilin önemine dikkat çekildi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Halkın iradesi ve özgür basın susturulamaz’-VİDEO

    ‘Halkın iradesi ve özgür basın susturulamaz’-VİDEO

    PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, belediyelere atanan kayyımlar ve basına yönelik tutuklamalara ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Yönetemedikçe saldırganlığını artıran bu iktidar, yaşanan katliamların, felaketlerin, irade gasplarının, insanlık suçlarının üstünü örtmek için kayyım politikalarından medet ummasının yanı sıra gözünü özgür ve muhalif basına dikmiştir” denildi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, “Halkın iradesi ve özgür basın susturulamaz” diyerek 18.30’da Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması düzenledi.

    Açıklamayı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti ) Ankara İl Eş Başkanı Fatin Kanat okudu.

    “SEÇİMLERDEN BU YANA İKTİDARIN YAPTIĞI TEK İCRAAT HALKIN İRADESİNİ GASP EDEREK 10 BELEDİYEYE KAYYIM ATAMAK OLMUŞTUR”

    Dün sabah saatlerine yine bir kayyım darbesi ile uyandıklarını belirten Fatin Kanat, “Siirt Belediye Eş Başkanları Sofya Alağaş ve Mehmet Kaysi görevlerinden uzaklaştırılarak Siirt Belediyesi’ne kayyım atanmıştır. Daha önce yaşanan kayyım pratiklerinden gördüğümüz üzere, belediye binası ablukaya alınmış, halkın ve halkın seçtiklerinin binaya giriş çıkışları engellenmiştir. Kayyım olarak atanan Siirt valisinin ilk icraatı ise kendisine yaptırdığı özel isimlik ile seçilmediği bir makama yerleşerek poz vermek olmuştur. Ülke yangın yerine dönmüşken, her güne yeni bir katliam yeni bir facia haberleriyle başlanırken, seçimlerden bu yana iktidarın yaptığı tek icraat halkın iradesini gasp ederek 10 belediyeye kayyım atamak olmuştur. Yönetemedikçe saldırganlığını artıran bu iktidar, yaşanan katliamların, felaketlerin, irade gasplarının, insanlık suçlarının üstünü örtmek için kayyım politikalarından medet ummasının yanı sıra gözünü özgür ve muhalif basına dikmiştir” dedi.
    “SİNDİRME POLİTİKASI DEĞİL AYNI ZAMANDA HALKIN HABER ALMA ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK DE BİR SALDIRIDIR”
    “Siz susturmaya çalıştıkça biz daha güçlü söylüyoruz ki, halkların iradesi gaspedilemez, özgür basın susturlamaz!” diyen Kanat şunları ekledi:
    “22 Aralık tarihinden bu yana basına yönelik defalarca kez operasyon düzenlenmiş, onlarca gazeteci gözaltına alınmış ve ETHA, Mezopotamya Ajansı, Yeni Yaşam Gazetesi, Jin News çalışanlarına ek olarak, son gerçekleşen Halk TV operasyonuyla birlikte toplam 16 basın emekçisi tutuklanmıştır. Bu sadece basına yönelik saldırı ve sindirme politikası değil aynı zamanda halkın haber alma özgürlüğüne yönelik de bir saldırıdır. Halkın iradesini temsil eden Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş da aynı zamanda bir gazeteci ve basın emekçisidir. Gazetecilik faaliyetleri gerekçe gösterilerek, hakkında siyasi bir kararla verilen cezanın ardından yerine kayyım atanması halkın iradesine bir darbe olduğu kadar aynı zamanda basına ve gazetecilere yönelik baskı, sindirme ve gözdağı politikalarının devamı olarak okunmaktadır.”

    “GAZETECİLERDEN ELİNİZİ ÇEKİN”

    DEM Parti Çankaya İlçe Eş Başkanı-Gazeteci Ercan İpekçi ise “Gazetecilerin üzerinden elinizi çekin” diyerek şunları ifade etti:
    “Siirt Belediyesi’ne kayyum atamak için bir gazetecinin yapmış olduğu haberler suistimal edilerek kullanıldı. Geçmişteki gazetecilik faaliyetinden dolayı Sofia Alağaş hakkında açılmış dava birdenbire hızlandırarak, yargılama süreci hızlandırarak hakkında bir ceza verildi. Belediyeye kayyum atandı. Hukuk dışı bir işlemle, hukuk dışı bir yargılamayla, suçlamayla gerekçelendirme çalışıyorlar. Gazeteci meslektaşlarımızla ilgili olarak ileri sürülen tek iddia terör suçu. Başka başka türlü hakkında hakkında gözaltı kararı verilmesi, tutuklama yapılması, ceza verilmesi zaten mümkün değil. Adalet Bakanı’nın cezaevinde mesleki faaliyetlerinden dolayı gazeteci yok lafı bir palavradır. Haberleri gerekçe gösterilerek terörle ilişkilendirilmeye çalışılıyor. Haberden terör çıkmaz, gazeteciden terör çıkmaz.”

    “OCAK AYINDA 10 GAZETECİ TUTUKLANDI”

    Eğer barıştan söz edilecekse önce gazetecilerin özgürlüğünden başlanması gerektiğinin altını çizen İpekçi, “Siyasi iktidar; barış, çözüm süreci söylemleri arasında 2025 yılına biraz hızlı başladı. Gerek Kürt medyasından, gerek sosyalist basından, son olarak da muhalif olarak nitelendirilen Halk TV’den bir meslektaşımız ile birlikte 10 gazeteci Ocak ayında tutuklandı. Eğer barıştan söz edilecekse, eğer özgürlüklerden söz edilecekse önce gazetecilerin özgürlüğünden başlanması gerekiyor. Önce özgür bir ortam olacak ki ondan sonra diğer sorunları çözebilirsiniz. Önce herkes düşüncesini özgürce ifade edebilecek ki ondan sonra çözümü getirebilirsiniz” diye konuştu.
    Açıklama alkışlar ve sloganlar ile sonra erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Sofya Alagaş: 10 aydır ancak kayyumun tahribatını gidermekle uğraştık

    Sofya Alagaş: 10 aydır ancak kayyumun tahribatını gidermekle uğraştık

    PİRHA – Siirt Belediye Başkanı Sofya Alagaş, kayyım atamasıyla birlikte kentin yeniden tahribata uğrayacağını söyledi. Alagaş, kayyımların özellikle kadın çalışmalarının önünde engel olduklarını vurgulayarak “Zaten 10 aydır ancak kayyumun tahribatını gidermekle uğraştık. Hayata geçireceğimiz birçok projemiz yarıda kaldı” dedi.

    Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alagaş’a verilen 6 yıl 3 aylık cezanın ardından 29 Ocak sabahı belediye binasında asılı olan “Gaspa izin vermeyeceğiz” yazılı pankart indirildi ve yerine Türk bayrağı asıldı. İlerleyen dakikalarda belediyeye kayyım atandığı açıklandı.

    31 Mart seçimlerinden bugüne kadar Hakkari, Esenyurt, Mardin, Batman, Dersim, Ovacık, Halfeti, Akdeniz, Bahçesaray ve Siirt, olmak üzere 10 belediyeye kayyım atanmış oldu.

    Siirt Belediyesi’ne kayyım atanması ardından şehrin valisi, çok sayıda koruma eşliğinde belediye binasına girdi. Halkın yoğun tepkisiyle karşılanan Vali Kemal Kızılkaya yönelik “Kayyumlar gidecek, biz kalacağız. Hırsız kayyum, belediyeden defol” sloganları atıldı.

    “ÇÖZÜM SÜRECİ OLACAKSA İRADE GASP EDİLMEMELİ”

    “Örgüt üyesi olma” iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Siirt Belediye Eşbaşkanı Sofya Alağaş, PİRHA’ya konuştu. Alagaş, “Sabah saatlerinden itibaren belediye binasının etrafı adeta etten duvar ile örülmüş durumda. Halk, belediye binasına giremez halde” diye belirtti.

    Sofya Alagaş, Siirt halkının kaygı içerisinde olduğunu söyleyerek “Eğer bir müzakere, çözüm süreci olacaksa irade gasp edilmemeli. Halkın oylarıyla kazanılan belediyeler atama usulüyle gasp edilmemeli” dedi.

    “CİDDİ BİR TAHRİBAT OLACAKTIR”

    Sofya Alagaş, geçtiğimiz iki dönem için kayyımların büyük bir tahribat bıraktığını da sözlerine ekledi. Kayyım atanması ardından “Kentte tekrardan ciddi bir tahribat olacaktır” diyen Alagaş, şunları söyledi:

    “Öncelikle, kayyumlardan dolayı kadın çalışmaları yapılamıyordu. Kütüphaneler dahi bu kayyımlar döneminde yıkıldı. Kadına yönelik şiddete ve madde bağımlılığına karşı açık olan birimler dahi kapatıldı. Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi, bölgede bir anket yapmıştı; en çok kadın intiharlarının olduğu şehrin Siirt olduğu açıklandı. Şimdi bu olanları kayyumlardan ayrı düşünemeyiz. Siirt’te her gün bir katledilme, intihar vakası var.”

    “ANCAK KAYYUMUN TAHRİBATINI GİDERMEKLE UĞRAŞTIK”

    Kayyım ataması ardından önemli birçok projenin de yarım kaldığını belirten Sofya Alagaş, şöyle devam etti:

    “Halk ekmek fabrikası projemiz vardı. İzinler çıkmıştı ve yakın zamanda bu hizmete başlayacaktık. Halka ucuz ekmek verme gibi bir planımız vardı. Örneğin glutensiz ekmek üretecektik. Çünkü burada çölyak hastalığı yaygın. İnsanlar İstanbul’dan maliyetli bir şekilde bu ekmekleri sipariş ediyor. Kargo ücretleriyle birlikte bu ihtiyaç, çok büyük bir maliyete sebep oluyor. Ayrıca kadın kütüphanesi çalışmamız da yarıda kaldı. Yani iş yaptırmamaya dönük çabalıyorlar. Zaten 10 aydır ancak kayyumun tahribatını gidermekle uğraştık.”

    Sofya Alagaş, olarak “Halkın protestoları sürecektir. Bunun yanı sıra hakkımda verilen hapis cezası ve kayyum kararına karşı hukuki itirazımızı da en kısa sürede yapacağız” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/SİİRT 

  • CHP’den kayyum raporu: Uygulamadan nemalanan iktidarla, yeni anayasa müzakeresi mümkün değil

    CHP’den kayyum raporu: Uygulamadan nemalanan iktidarla, yeni anayasa müzakeresi mümkün değil

    PİRHA – Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından hazırlanan kayyım raporu kamuoyu ile paylaşıldı. Raporda, kayyımların Anayasaya aykırı olduğu vurgulanırken “Kayyum uygulamasından nemalanan iktidarla hiçbir şekilde yeni anayasa müzakeresi mümkün değildir” ifadeleri kullanıldı.

    Cumhuriyet Halk Partisi Seçim ve Parti Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı tarafından “İktidarın Kayyum Müdahalesi: Yerel Seçimlerde Demokrasi ve Anayasa Yönelik Tehditler” başlıklı rapor hazırlandı.

    15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından 674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile (KHK) belediyelere kayyım atanmasının önü açıldı. DEM Partili belediyelerle ismi duyulan kayyımlar, artık CHP’li belediyelerin de öncelikli gündemlerinden oldu.

    Cumhuriyet Halk Partisi, kayyım atamalarına ilişkin değerlendirme raporunda, bugün kadar kayyum atanan büyükşehir, il, ilçe ve belde belediyelerinin listesini sıraladı.

    EN FAZLA KAYYUM ATAMASI DİYARBAKIR’A

    CHP’nin raporunda 674 Sayılı KHK’nın yürürlüğe girmesinin ardından iktidarın, yerel yönetimlere 154 kez kayyım atadığına vurgu yapıldı. Birçok belediyeye farklı tarihlerde birden çok kayyım atamasının gerçekleştiğinin belirtildiği raporda şu ifadelere yer verildi:

    “2016-2024 yılları arasında iktidarın kayyum ataması gerçekleştirdiği belde/ilçe/büyükşehir belediyelerindeki toplam seçmen sayısı 11 milyon 202 bin 496’dır. En fazla kayyum atanan kentler sıralamasında 26 kez kayyum atanan Diyarbakır birinci, 23 kez kayyum atanan Van ikinci sıradadır.”

    TAŞIMALI SEÇMEN USULSÜZLÜĞÜNE VURGU!

    Yıllara göre kayyum sayılarına da yer verilen raporda, 2016 yılı 60 kayyumla ilk sırada gelirken ikinci sırada 38 kayyumla 2019 yılının geldiği belirtildi.

    31 Mart 2024’te gerçekleştirilen yerel seçimlere kayyım yönetimiyle giden belediyelere ilişkin de bilgilerin verildiği raporda, 31 Mart öncesi 49 belediyenin kayyımla yönetildiğinin altı çizildi. Raporda şu ifadeler kullanıldı:

    “31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimi öncesinde kayyum tarafından yönetilen belediye sayısı 49’dur. Bu belediyelerin 9’u 31 Mart Mahalli İdareler Seçimi sonucu AKP veya MHP tarafından yönetilmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin 3 bin 264 oy farkla kazandığı Kars Belediye seçimleri için de 3 bin 821 taşıma seçmen tespit edilmiş ve muhalefet partileri tarafından tüm yasal yollar kullanılarak gerekli itirazlar yapılmıştır. Ancak söz konusu usulsüzlüğe ilişkin yetkili makamlarca herhangi bir adım atılmamıştır.”

    ESENYURT VE ANAYASA VURGUSU

    Kayyım raporunda 30 Ekim 2024’te gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in sürecine de dikkat çekildi. Raporda, Özer’e isnat edilen suçlar, belediyeye kayyIm olarak atanan İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy’un icraatları ve Ahmet Özer döneminde Esenyurt’ta hayata geçirilen projeler hakkında da bilgi verildi. Kayyum Can Aksoy’a yönelik raporda şu ifadelere yer verildi:

    “Kayyum Can Aksoy, Esenyurt halkının iradesine belediye meclisleri üzerinden de ipotek koydu ve gönderilen yazıda meclis üyelerinin görevleri de hukuksuzca memurlara devredildi. Bu yolla belediye meclisinin kayyumu denetleme yetkisi tamamen ortadan kaldırıldı. Daha önce kayyum atanan belediyelerde gördüğümüz israf, şatafat ve ihale usulsüzlüklerinin Esenyurt’ta yapılmasının önü de böylece açılmış oldu.” 

    İNSAN HAKLARI ÖRGÜTLERİNDEN KAYYIMLARA YÖNELİK ELEŞTİRİ!

    Raporda kayyım uygulamasının mevcut anayasayla çeliştiği de belirtilerek, kayyumların anayasanın 2, 5, 123 ve 127’nci maddeleri ile çeliştiğinin altı çizilerek, “Anayasadaki bu düzenlemeler, yerel yönetimlerin bağımsız olarak işleyebilmesini sağlamayı hedeflemektedir” denildi.

    Kayyım uygulamasına yönelik uluslararası eleştirilere de yer verilen raporda; Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütlerinin tespit ve yorumları da yer aldı.

    6 MADDELİK SONUÇ METNİ!

    Raporun 6 maddeden oluşan sonuç metninde ise şu ifadeler kullanıldı:

    -İktidar, sandıktan çıkan sonuca saygı göstermeli, sandıkta yenemediğini iktidar gücüyle ve hukuksuzca yenmeye çalışmaktan vazgeçmelidir.

    -İktidarın siyasi mühendislik alanı olarak tanımladığı kayyum uygulamaları bir an önce son bulmalıdır.

    -Parlamentoda temsil edilen 10 siyasal partinin ortak bir görüş doğrultusunda TBMM Başkanlığına sunduğu ve kayyum uygulamasının sona ermesini amaçlayan kanun teklifi bir an önce yasalaşmalıdır.

    -5393 Sayılı Belediye Kanununda yapılacak düzenlemeyle özü itibariyle anti demokratik olan kayyum uygulamasının önünü açan maddeler yürürlükten kaldırılmalıdır.

    -Hakkında kesin hüküm bulunmayan ve yerlerine kayyum atanan belediye başkanları bir an önce görevinde geri dönmeli, hakkında kesin hüküm bulunan ve yargı yolu tamamen tüketilmiş olması şartıyla hali hazırda görevinde bulunmayan belediye başkanlarının yerine belediye meclislerinde seçim yapılarak, belediye meclis üyeleri arasından yeni bir belediye başkanı seçilmelidir.

    -Anayasanın 2, 5, 123 ve 127’nci maddelerine açıkça aykırı olan kayyum uygulamasından nemalanan iktidarla hiçbir şekilde yeni anayasa müzakeresi mümkün değildir.”

    PİRHA/ANKARA

  • KESK Eş Genel Başkanı Koçak: Kayyum seçme seçilme hakkının ortadan kalkması demektir-VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Koçak: Kayyum seçme seçilme hakkının ortadan kalkması demektir-VİDEO

    PİRHA- KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak kayyımlara belediyelere kayyım atanmasına tepki göstererek, “Kayyum en basit haliyle seçme seçilme hakkının ortadan kalkması demektir. Seçme seçilme hakkının ortadan kalkması demokrasi talebinin ortadan kalması anlamına geliyor” dedi.

    İstanbul Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti, Hakkari Belediyelerinin ardından Dersim ve Ovacık ve Bahçesaray Belediyelerine de kayyım atanması büyük tepki çekiyor. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, iktidarın kayyım politikalarını eleştirirken; kayyımların emekçiler, kadınlar ve ekonomi üzerindeki etkilerini de değerlendirdi.

    “ÇATIŞMALARIN YOĞUNLAŞTIĞI DÖNEMLERDE EMEK GÖRÜNMEZ KILINIYOR”

    Emek mücadelesinin yürütülmesinin ön koşullarından bir tanesinin demokratik bir ülkede yaşamak olduğunu belirten Koçak, şunları kaydetti:

    “Öncelikli olarak Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) olarak biz bir emek örgütüyüz ama sadece bir emek örgütü değiliz. Demokrasinin oluşturmuş olduğu bir zeminin de olması gerekiyor. Doğal olarak biz KESK olarak emek mücadelesini yürütürken bir tarafıyla da demokrasi ve barış mücadelesinin de bir parçasıyız. Bu bağlamda kayyumları da değerlendirmek gerektiğini de düşünüyoruz. En nihayetinde toplumsal barışın olmadığı ortamlarda emek mücadelesi de çok hızlı bir şekilde kriminalize edilebiliyor ve bu iktidar da bunu maalesef çok iyi beceriyor. Özellikle çatışmaların yoğunlaşmış olduğu dönemlerde emek mücadelesi görünmez kılınıyor. Emek mücadelesini bıraktık, emeğin kendisi görünmez kılınıyor. İnsanların yaşamış oldukları derin yoksulluk görünmez kılınmaya çalışılıyor hatta yoksulluk öyle bir düzeye gelmiş durumda ki şu anda hiçbir şekilde saklanabilecek bir boyutu yok. İnsanlar artık gerçekten açlıkla baş etmek zorunda kalıyorlar. Bu şartlar altında açlığı ifade etmek dahi bu iktidar açısından bir tehdide dönüşmüş durumda çünkü bu iktidarın yürüttüğü 22 yıllık politikaları sonucu yaşamış olduğumuz açlık hali, geçinememe hali, geleceğini görememe hali. Elbette ki bu politikaların büyük bir kısmı da savaş ve rant politikaları üzerinden şekilleniyor.”

    “KAYYUM SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ ORTADAN KALKMASI DEMEKTİR”

    Kayyum politikalarının toplumsal barışa ciddi anlamda zarar verdiğinin altını çizen Koçak, “Kayyum en basit haliyle seçme seçilme hakkının ortadan kalkması demektir. Seçme seçilme hakkının ortadan kalkması zaten en asgari düzeydeki demokrasi talebinin ortadan kalmasını anlamına geliyor. Bir ilde değil, ilçede değil, bir muhtarlıkta dahi seçme seçilme haklı ortadan kaldırdığınızda aslında siz o ülkede hiçbir yerde seçme seçilme hakkının varlığından bahsedemezsiniz” dedi.

    Koçak, “En nihayetinde kayyum atama meselesi muktedirlerin beğenmediklerinin yerine başka birisinin atılması anlamına geliyor. Hukuksal anlamda karşılığı olduğunda ve hukuksal bir çözüm arayışı gündeme geldi, seçilmişler üzerinden tanımlanan bir yerel iktidar ilişkisi geliştirmek derdi düşüldüğünde kayyum atamasına ihtiyaç kalmıyor” diye konuştu.

    KESK Eş Genel Başkanı Koçak konuşmasının devamında şunları ifade etti:
    “Diyelim ki belediye başkanıyla ilgili bir cezai süreç mi yürüdü? Bizim ülkemizde maalesef o süreç de tam olarak yürümüyor ama- o zaman seçilmişlerden yani belediye meclisinden de belediye başkanlığında görevlendirmeler çok rahat yapılabilecekken bu iktidar bunu tercih etmek yerine bir atama yöntemi tercih ediyor. Hatta bu durumu ortadan kaldırmak için kendine göre yasal değişikliklere gidiyor. Aslında anayasaya tamamen aykırı süreci yürütmek için kendine göre yasalar düşürmeye çalışıyor. En temelde anayasaya aykırı bir süreç yürüyor aslında şu anda. Zaten belediye başkanlarını istinaf edilen suçlamalar da incelendiğinde, hukukçuların da incelemeleri sonucunda görüyoruz ki gerçek anlamda bir suç da yok ortada. Delile dayanan bir süreç yok. Aynı süreci yaşamış olan başkalarıyla ilgili bir soruşturma yürütülmediği halde seçilmiş olan belediye başkanlarını gözaltına almak, tutuklamak için gerekçeler çıkartılıyor.”

    “HAKSIZLIK DUYGUSU TOPLUMDA YER ETMİŞ DURUMDA”

    Kayyımların toplumun iradesinin ortadan kaldırılması anlamına geldiğini belirten Koçak, “Biz illere gittiğimizde zaman zaman; 3 aylık belediye başkanlığının bedeli 19 yıl mı olmalıydı sözlerini duyduk. Bu ülkede yaşayan hiç kimse belediye başkanlarının görevden alınması meselesini bir hukuksal karşılığı üzerinden olduğunu düşünmüyor artık, 2016 yılından beri yürüyen süreç insanlarda bu duyguyu yaratmış. Bunun en bariz örneği de sayın Ahmet Türk özelinde açığa çıkıyor. 3 kere üst üste sayın Ahmet Türk’e kayyum atanarak belediye başkanlığı elinden alınıyor, başka bir atama gerçekleşiyor. Fakat aynı belediye başkan adayı Ahmet Türk, 3 dönem üst üste belediye başkanlığı için başvuruda bulunuyor ve yine Seçim Kurul’u tarafından kabul görüyor. Demek ki önceki kayyumların gerçek bir karşılığı yokmuş. Apaçık bir hukuksuzluk ve haksızlık duygusu bütün toplumda yer etmiş durumda. Toplumun iradesinin ortadan kaldırılması, yok sayılması anlamına geliyor ve geleceğin belirsizliği anlamına geliyor” diye konuştu.

    “YEREL YÖNETİMLERİN HESAP SORULABİLİRLİĞİ ORTADAN KALMIŞ DURUMDA”

    Belediye başkanlarını seçtiğinizde o gelen kişinin size vaatleri olur, topluma vaatleri olur. Bu vaatlerin de karşılığını bekler o toplum. Seçilmiş olana göre aralık yerine kamu yönetimi gönderdiğimizde o vaatler ilişkisi ortadan kalkmıştır. Yani toplumun seçtiğinden beklentisi vardır, sizin atadığınızdan değil. Dolayısıyla toplumla yürütme arasındaki ilişkiyi koparmış oluyorsunuz. Bu boyutuyla da yerel yönetimlerde toplumun yönetimle ilişkisi ortadan kalkmış oluyor, yönetimin şeffaflığı ilkesi ortadan kalkmış oluyor. Daha önceki deneyimlerde biz çokça gördük, Sayıştay raporlarına da yansıdı. Yerel yönetimlerin kasalarının boşaltılmasından, çok ciddi borçlanmalara kadar birçok sorunun varlığını gördük ve bunun maalesef hesap verilebilirliği, hesap sorulabilirliği ortadan kalkmış durumda.”

    “KAYYUM İŞ GÜVENCESİNİ ORTADAN KALDIRIYOR”

    “Seçime seçilme hakkının yaratmış olduğu bir de gerçeklik vardır; bu hesap verilebilirlik.” diyen Ayfer Koçak, şu ifadeleri kullandı:

    “Kayyum meselesinin bir başka boyutu emekçiler açısından, yani o belediyelerde çalışanlar açısından da bir risk görüyoruz. Çalışanların çok hızlı bir şekilde sürgüne gönderilmesi, atanmış olan kayyumun kendine göre bir ekip oluşturma meselesi ve bu ekip oluşturulurken daha önce var olan ekibin yerinden, işinden çıkartılması. Bu liyakat esaslı değil maalesef, yandaşlık ilişkisi üzerinden şekilleniyor. Özellikle kamu emekçileri açısından çok yoğun sürgün ve mobbing ve soruşturmalarla yürüyen süreç, belediyelerde de çok yoğun bir şekilde yürütülen iştirakler üzerinden hizmet satın alma süreçlerinin, sözleşmelerinin fes edilmesiyle birçok insan işsiz bırakılıyor. Sadece Mardin’de 420’den fazla kişinin işine son verildiği bilgisi bize geldi. Bu çok açık bir şekilde güvencesiz çalışmak anlamına geliyor. İş güvencesi ortadan kalkması anlamına geliyor. Aynı zamanda iş yerinde mobbing ve baskı süreçlerini olağanlaşması anlamına geliyor ve angarya çalışmayı olağanlaştırıyor. Çalışma hukukunda, çalışma disiplininde de ciddi bir erozyon yaratıyor. Toplumsal anlamda barış ortamını ortadan kaldırdığı gibi otoriter bir yaklaşım bu kayyum meselesi. Bir tarafıyla da emekçilerin çalışma alanındaki, çalışma hayatındaki barış ortamını da ortadan kaldırıyor”

    “EN EMEKTEN YANA TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ ESENYURT VE BATMAN’DA YAPILMIŞTI”

    Kayyım atanan Esenyurt ve Batman belediyelerinde yapılmış olan toplu iş sözleşmelerinin emekçiden yana en olumlu toplu iş sözleşmelerinin yapıldığı belediyeler olduğunu belirten Koçak, “Yerel yönetimlerde kendine özgü bir bütçesi de olmasından kaynaklı yerel yönetimler üzerinden bir toplu iş sözleşmesi yetkili sendika tarafından gerçekleştiriliyor. O belediyedeki yetkili sendika yürütüyor bu süreci. Bize bağlı olan TÜMBELSEN de birçok belediyede yetkili, özellikle kayyum atanan belediyelerde yetkiyi almıştır. Birçok belediyede olduğu gibi o belediyelerde de bir toplu iş sözleşme süreci gerçekleştirildi hatta şunu söyleyebiliriz şu ana kadar bu dönem atanmış olan kayyum belediyelerinden hem Esenyurt hem de Batman yapılmış olan toplu iş sözleşmeleri açısından emekçiden yana en olumlu toplu iş sözleşmelerinin yapıldığı belediyeler” dedi.

    “KAYYIMLAR GELDİĞİNDE KADIN KURUMLARINI DA KAPATIYOR”

    Kayyım atanan belediyelerin aynı zamanda; pozitif ayrımcılık noktasında kadın dikkate alınarak, toplumsal cinsiyet rollerini de dikkate alan, toplumsal cinsiyete duyarlı toplu iş sözleşmesini de gerçekleştirmiş belediyeler olduğunu söyleyen Koçak, şunları ekledi:

    “Hem toplu sözleşmesi açısından hem de bütçenin oluşturulması açısından toplumsal cinsiyete duyarlı bir çalışma yapılmış olduğunu söylemek mümkün fakat bu kayyumlarla beraber önce zaten bu toplu iş sözleşmeleri feshediliyor, kazanılmış olan o haklar da ortadan kaldırılıyor. Atama yapıldığı andan itibaren arkadaşlarımız hem ekonomik olarak kayıplarını çok açık bir şekilde yaşıyorlar hem de toplumsal anlamdaki kazanımlarını kaybediyorlar. Sadece toplu iş sözleşmesinde değil aynı zamanda belediyenin kendi politikaları açısından da kadın politikalarına yaklaşım biçimi önemlidir. O yereldeki kadın çalışmaları, kadına yönelik şiddete karşı kadınları koruma açısından da önemlidir. Eğer bu anlamda bir politika yürütemiyorsa kadınlar orada daha yalnız kalmış oluyorlar, şiddetle karşılaştıkları zaman kendilerini yalnız hissediyorlar. Kayyumların geldikleri dönemlerde daha önceki deneyimlerimiz için de bunu çok açık söyleyebiliriz; kadın kurumları da kapatılıyor.

    “KAYYUM BİR ÇOK BOYUTUYLA BİZİM İÇİN SORUN”

    Belediyelerin daha önce yürütmüş oldukları politikalar gereği kadın sığınma evleri, kadın çalışma alanları, istihdam alanları oluşturulmuşsa o alanlar, dayanışma evleri ya da kadın politikaları müdürlükleri işlevsiz hale getiriliyor ya da kapatılıyorlar. Böylece o bölge kadına dair, kadını koruyan, koruyacak politikalarda yürürlükten çıkmış oluyor. Kayyum birçok boyutuyla bizim açımızdan sorun. Öncelikle demokrasinin yerleştirilebilmesi açısından önemli bir sorun ortaya çıkartılıyor, bir kara deliğe dönüşmüş bir yönüyle. Kayyumun başlı başına bizim kabul edebileceğimiz bir uygulama değil, hukuki anlamda da bir karşılığı yok. Bizler açısından aynı zamanda da oluşturmuş olduğumuz bütçenin bizlerden bihaber bir şekilde, hiç hesap verilmeden tüketilmesi anlamına geliyor, bu yönüyle de kayyum aslında halkımız açısından bir hırsızlık olarak tanımlanabilir.”

    “ANA DİLİNDE HİZMET ALABİLME HAKKININ TANIMLANMASI GEREKİYOR”

    Ana dilinde hizmet alabilme hakkının tanımlanması gerektiğini vurgulayan Koçak, şunları kaydetti:

    “Bu iktidar aynı zamanda açılımlar dediği dönemler içerisinde halkların dillerine ilişki hiçbir sorunları olmadığını da iddia ettiler. Hatta TRT’de bir kanal açtılar. O zaman da samimiyetsizliğine dair kaygılarımız olduğunu ifade etmiştik, bugün çok daha açık bir şekilde bu kendisini gösteriyor. TRT’de halkın bütçesiyle devam eden bir basın yayın organı, orada Kürtçe olanak ayırdığınızı söylüyorsunuz ama kendi istediğiniz şeyleri söyleyecek biçimiyle Kürtçeyi kullanabilme hakkını veriyorsunuz. Aynı dilin bir şehrin insanlarının en çok ihtiyaç duymuş olduğu trafik işaretlerinde, yol güzergahlarında kullanılmasına tahammül edemiyorsunuz. Bunun anlaşılır bir tarafı yok. Ana dillerinde hizmet alabilme hakkının tanımlanması gerekir. Sadece ve sadece hizmet almak için yaşamlarını sürdürebilmek için başka bir dili bilme, öğrenme zorunluluğun ortadan kalması gerektiğini söylüyoruz. Kendini en iyi ifade ettiği dilde kendisini tanımlamalı ve taleplerini ifade edebileceğini söylüyoruz. Bu anlamda bir ana dil tartışması yürütüyoruz. Ama bu iktidar yoldan geçmek için ihtiyacı olan, o yolu kullanmak için ihtiyacı olan yazışmaların Kürtçe olmasını reddediyor ama TRT’de bir kanalda kendi politikalarını Kürtçe anlatmak için, Kürtçe bilenlerin de kendi politikalarını duyması için o dili bir araca dönüştürüyor. Bu da bize ne kadar samimiyetsiz olduğunu, halkın değerlerine karşı yaklaşımının ne kadar samimiyetsiz olduğunu gösteriyor. Belediyelere atanan kayyumların da ilk iş olarak tabelaları değiştirme, trafik yazılarını değiştirme derdine düşmesinin de demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi olmasını beklemek mümkün değil. Varlık biçimi zaten demokrasiyle ilintili değildir. Dolayısıyla yürüteceği politikaları da buradan doğru tanımlamanın çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum.”

    “ÇÖZÜMÜ TARTIŞACAKSAK İLK ŞARTLARINDAN BİRİ DEMOKRATİKLEŞME OLMALIDIR”

    “Çatışmasızlık meselesi gündeme gelecekse bu ülkede bunun ilk şartlarından bir tanesi demokratikleşme olmalıdır” diyen Ayfer Koçak, “Tekrar bir barış ortamı yaratılabilir mi? Bir çözüm süreci tartışmaları yürütülebilir mi? tartışmalarının tam ortasında hatta başladığı günlerde kayyumlarla tekrardan güne uyandık. Biz hele ki KESK olarak aynı dönemde 30 Kasım mitingini, ‘Geçinemiyoruz’ mitingini örgütlemeye çalışıyorduk. Evet biz merkezi bütçenin oluşturulmasının ne kadar adaletsiz olduğunu söylüyorduk, Vergide adalet talebimiz bütçenin adaletli bir şekilde oluşturulması ile ilgilidir. Ama bir de bütçenin tüketilmesi meselesi var, onun ne kadar adaletsiz olduğunu da ayrıca tartışıyorduk. Merkezi bütçeyle ilgili süreci yürütürken, yerel bütçelere de bu şekilde el konularak yürütülüyor olmasını anlamak, kabul etmek bizim açımızdan mümkün değil. Bundan sonrası açısından da bir an önce bu politikalardan vazgeçilmesini talep ediyoruz. Gerçek anlamda bir çözümü tartışacaksak, gerçek anlamda bir çatışmasızlık meselesi gündeme gelecekse bu ülkede bunun ilk şartlarından bir tanesi demokratikleşme olmalıdır. Halk için bütçe, demokratikleşmenin de en temel ilkelerinden birisidir, öyle değerlendiriyoruz ve oradan doğru da mücadelemizi yürütmeye devam ediyoruz” diye kaydetti.

    Cebrail ARSLAN-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • SES Eş Genel Başkanı Akın: Kayyum politikası toplumun sağlığını bozuyor- VİDEO

    SES Eş Genel Başkanı Akın: Kayyum politikası toplumun sağlığını bozuyor- VİDEO

    PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı, Mehmet Sıddık Akın, iktidarın kayyım politikasına tepki gösterdi. Akın, “Kayyumlar aslında yerel yönetimler aracılığıyla toplumun geniş kesimlerinin bir araya gelmesine yönelik yapılan bir darbedir” dedi. Akın, kayyımların toplumun sağlığını da bozduğunu vurguladı. 

    İstanbul Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti, Hakkâri, Dersim, Ovacık ve Bahçesaray belediyelerine AKP hükümeti tarafından kayyım atanması büyük tepki çekti.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Mehmet Sıddık Akın kayyımlara dair PİRHA’ya konuştu.

    Son dönemlerde siyasal alanda yaşananların ve yapılan bütün faaliyetlerin toplumsal sağlığa olumsuz etkisi olduğunu belirten Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı, Mehmet Sıddık Akın, “Türkiye’de demokrasi, kurum ve kuralları ile oturmuş bir duruma sahip değil. Türkiye’de yaşananlar  sadece temsili bir demokrasidir” dedi.

    “TOPLUM İKTİDARLARI DEĞİŞTİRME HALİNDEN UZAKLAŞTIRILMAK İSTENİYOR”

    Seçimlerle halkın iktidarları değiştirebilmesine inanmama halinin var olduğunu belirten Akın, “Bu da aslında sağlıksız bir durum yaratıyor. Kayyum atanan bölgelerde ciddi anlamda üyelerimiz var. Bir demokratik kitle örgütü olarak üyelerimizin seçme ve seçilme hakkına da sahip çıkmamız gerekiyor. Bundan kaynaklı da kayyumlara karşı çıkıyoruz” diye konuştu.

    Yerel yönetimlerin hem halkın iradesinin yansıması hem de insan doğa ilişkisi açısında çok önemli olduğuna vurgu yapan Akın, “Biz doğa ile uyumlu kent yaşamından bahsediyoruz. Sağlıklı olabilme hali açısından içilebilir sağlıklı sudan, yaşanılabilir temiz bir havadan, sağlıklı gıdadan bahsediyoruz. Eğer siz seçim yoluyla halkın belirlediği kişileri elinden alır, oraya atama üzerinden bir görevlendirme yaparsanız, halkın geri çağırma hakkını da elinden almış oluyorsunuz” dedi.

    “KAYYMLARLA BELEDİYELER İŞLEMEZ HALE GETİRİLMEK İSTENİYOR”

    Kayyum dönemindeki atamalara bakıldığında belediyelerin işlemez hale getirildiğini de belirten Akın, şöyle devam etti:

    Kayyum döneminin politikalarına baktığımız zaman neredeyse o belediyeleri işleyemeyecek hale getirecek kadar bir rantsal ilişki, borç batağına sürükleme, var olan kaynakların halka aktarılması yerine belirli çevrelere aktarılması söz konusu. Bugün İstanbul Esenyurt’a kadar uzanması ki 50 ilçeden daha büyük bir ilçeden bahsediyoruz. Kent uzlaşısıyla ile elde edilmiş bir belediye olarak ifade ediliyor. Bu yapılanlar aslında toplumsal muhalefetin bir araya gelme çabasına, iradesine yönelik bir uygulama.”

    Kayyum atamalarının belediye başkanının Kürt olması ile bir alakası olmadığına vurgu yapan Akın, “Ülkenin çeşitli kentlerinde, Mersin, Adana gibi belediyeler için de kayyum atanacağına dair söylentiler var. Kayyum’un uygulamalarına karşıyız” diye belirtti.

    “SENDİKA OLARAK EMEĞİN ÖZGÜRLEŞECEĞİ BİR ÜLKE YARATMA MÜCADELESİ VERİYORUZ”

    Sağlık ve Sosyal Hizmet emekçileri sendikası olarak üyelerinin ekonomik, demokratik haklarını savunduklarını belirten Akın, Türkiye’de demokrasinin tüm kurum ve kurullarıyla yerleşeceği emeğin özgürleşeceği bir ülke yaratma mücadelesi veriyoruz. Çünkü biz şunu çok iyi biliyoruz ki demokrasinin yerleşik olmadığı bütün ülkelerde daha çok diktatöryal yönetimler ya da baskıcı rejimler önde olur” dedi.

    “KAYYUMLARLA KAZANILMIŞ HAKLARIMIZ ELLERİMİZDEN ALINIYOR”

    Uzun mücadeleler sonucu elde ettikleri kazanımların zaman zaman keyfi uygulamalarla ellerinden alındığına dikkat çeken Akın, şunları kaydetti:

    “Biz yerel yönetimlerde şunu görüyoruz. Özellikle bu alanda Türkiye’de ilk toplu sözleşmeyi imzalayan TÜM BEL-SEN var. Çok sayıda imzalanmış toplu sözleşme metinleri var. Bu toplu sözleşme maddeleri kayyumalar tarafından yok sayılıyor.

    KAYYUMLAR TOPLUMUN SAĞLIĞINI, RUH HALİNİ BOZUYOR”

    Kayyumların atanması, ruhsal açıdan sağlıklı olma, demokrasi ve barış içerisinde bir yaşam sürdürebilme halinden uzaklaştırır. Bizim en çok kaygılandığımız noktalardan bir tanesi de şiddet. Şiddet bir halk sağlığı sorunudur. O yüzden de demokratik yöntemler, müzakere yöntemleri barışın egemen olduğu demokratik bir rejimin inşa meselesi emeğin özgürleşme mücadelesinden bağımsız olarak değerlendirilemez.”

    Cebrail ARSLAN-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • İkinci pirler/dedeler toplantısının tarihi netleşti; bu kez analar da dahil olacak!-VİDEO

    İkinci pirler/dedeler toplantısının tarihi netleşti; bu kez analar da dahil olacak!-VİDEO

    PİRHA – Yol hizmet yürütücüleri, 18 Aralık’ta ikinci kez İstanbul’da bir araya gelecek. Toplantının çağrıcısı olan Pir Hüseyin Doğan, ele alınacak öncelikli sorunun Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı olduğunun altını çizdi. Doğan, ilk toplantıya çağrılmayan analara dair ise “Anaların olmadığı bir muhabbet, muhabbet olmaz. Eğer anayı yok sayarsan kendini de yok saymış oluyorsun” diye belirtti.

    Çok sayıda ocak mensubu dede/pir, 20 Kasım’da İstanbul Erikli Baba Dergahı’nda toplantı yaparak Alevi toplumunun sorunlarını değerlendirdi. İmam Rıza Ocağı pirlerinden Hüseyin Doğan, toplantının ikincisinin Garip Dede Dergahında yapılacağını açıkladı.

    İnanç önderlerinin toplanacağı ikinci buluşmanın 18 Aralık’ta yapılacağını açıklayan Hüseyin Doğan, ele alınacak konuları PİRHA’ya açıkladı.

    “İMAM HÜSEYİN GİBİ DİK DURMUYORUZ”

    Erikli Baba’da yapılan ilk toplantıda belirlenen konuların dışında tartışmaların yürüdüğünü söyleyen Hüseyin Doğan, “Alevilerin çok büyük sorunları var. Bu sorunların çözümünde pirler olarak birilerine hata yüklemek değil, hatayı kendimizde de aramamız lazım. Bizler ne yapıyoruz? Diyoruz ki ‘İmam Hüseyin’in soyundan geliyoruz’ ama İmam Hüseyin, sarayı, valiliği, parayı, pulu kabul etmeden bu Yola canını kurban etmiştir. Ama biz halen ‘İmam Hüseyin’in soyundan geliyoruz’ deyip ama İmam Hüseyin gibi de dik durmuyoruz. Ama şu var, demek ki bir araya gelebiliyormuşuz. Gündemlerimizi tartışacağız ancak gündemlerin dışına çıkarsak bir yere varamayız. Yani pirler olarak bu yola ikrar vermişiz. Bu ikrarımızda durmamız lazım. Zorluklarla karşılaşsak bile o bedeli vermemiz lazım. Çünkü atalarımız, taliplerine giderken her sıkıntıyı kendilerine dert edinmişti. O kadar yolu gidiyorlardı çünkü ikrar onları götürüyordu. Ve hiçbir karşılık beklemeden o sorunları çözmeye çalışıyorlardı. İşte bizler de 18 Aralık’ta Garip Dede Dergahında yine pirlerimizle beraber olacağız” dedi.

    “BİZ PİRLER BİRLİĞİMİZİ GÖSTERİRSEK KARŞIMIZDA KİMSE DURAMAZ”

    İkinci toplantıdaki katılımın daha da genişlemesi gerektiğini belirten Hüseyin Doğan Dede, birlik olmanın önemine vurgu yaptı. Doğan, şöyle devam etti:

    “Mesela Hacı Bektaş Veli Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nden birçok dede ilk toplantıya gelmemişti. Birebir olarak onları arayacağım. Çünkü artık bir araya gelmemiz lazım. Eğer bir araya gelemiyorsak, nasıl ki belediyelere kayyum atanıyorsa cemevlerimize de başlayacaktır. O yüzden bizlerin bir, iri ve diri olmamız lazım. Kenetlenmemiz lazım. Eğer biz pirler, birliğimizi gösterebilirsek karşımızda hiç kimse duramaz.”

    GÜNDEM, CEMEVİ BAŞKANLIĞI OLACAK!

    Hüseyin Doğan “Pirler, analar, tam da bugün, öncelikle hangi sorunu gündemine almalı?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı tartışmamız lazım. Onlarla ilgili hükümet çok büyük bir bütçe hazırlamış. Ve o bütçelerle Anadolu’da valilikler tarafından baskı yapıp, cemevlerinin oraya bağlanmasını istiyorlar. Bizim tek sorunumuz bu. Bakın ‘kültür’ diye ifade ediyor, bizim inancımız kültür değil. İnancımızı kabul etmeyen bir zihniyet, nasıl ‘Kültür Evi’ diye bahsedebilir. Evet bütün inançlarda kültür, gelenek var, bunlar bizim zenginliğimiz ama cemevimizin ibadethane olmasını kabul etmeyen ve dedelere, pirlerimize, mürşitlerimize ve analarımıza ‘uzman’ diyen bir zihniyetle nasıl beraber olabiliriz? Bu yaklaşım bütün Alevi kesimine büyük bir hakarettir. Ama buna hala destek veren, bunlarla beraber yürüyen bazı dedelerimiz de Yol düşkünüdür ve öyle de ilan ettik. Bizim tek sorunumuz bu. Bununla ilgili nasıl bir araya gelip dik durabiliriz, bunu konuşmak gerekir.

    Bizim tek istediğimiz, cemevlerimizin ibadethane olması ve bunun yasalaşması. Başka da bir şey istemiyoruz. Dedelerimize maaş değil, bizim pirlerimiz, analarımız, mürşitlerimiz, yıllardan beri hiçbir çıkar, menfaat beklemeden hep gönülden hizmet etti. Pirlerimiz Yolda bedel verdi ama ikrarından hiçbir zaman taviz vermedi. O yüzden bizleri ve bütün bu kurumları aşağılayan ve tanımayan bir kesimle nasıl beraber olabiliriz? Mümkün değil. O nedenle tartışmamız gereken konumuz bu olmalı.”

    “TOPLANTI İÇİN ANALARIMIZI DA ARAYACAĞIM”

    Hüseyin Doğan, Erikli Baba Dergahı’nda yapılan toplantıya anaların davet edilmediğini işaret ederek, 18 Aralık’taki buluşmada özellikle kadın temsiliyetine özen gösterileceğini söyledi. Doğan, ilk toplantıda ele alınan “Cem hizmetlerinde kadının yeri” tartışmalarına dair şunları söyledi:

    “Hani dedeler ‘Bizler peygamber soyundan geliyoruz’ diyorlar ya eğer peygamber soyundan geliyorlarsa Fatma-ül Zöhre ile gelinmiş. Sen Fatma-ül Zöhre’yi nasıl kabul edemezsin? Bakın Anadolu ‘ana’ ismiyle var. Her peygamber, her pir, her mürşit, bir anayla dünyaya gelmiş ve onun eğitimini almış. Eğer anayı yok sayarsan kendini de yok saymış oluyorsun. O yüzden yapacağımız toplantı için analarımızı da arayacağım. Anaların olmadığı bir muhabbet, muhabbet olmaz. Anaların olmadığı bir cem, cem olmaz. O yüzden de dedenin eşi, milletin anasıdır. Ananın posta oturması niye birilerini rahatsız ediyor? Ha bu durum kimleri rahatsız eder? Şeriata çok meyil veren kişileri… Biz tarikattayız, şeriatta değiliz. Batıni aleminde olunduğu zaman ana, her zaman bizim en üstümüzdür.”

    TÜM YOL YÜRÜTÜCÜLERİNE KATILIM ÇAĞRISI

    Pir Hüseyin Doğan 18 Aralık’ta yapılacak toplantıya ilişkin katılım çağrısı yaparak, “18 Aralık’ta saat 12.00’de Garip Dede Dergahında bütün analarımızı başta olmak üzere pirlerimizi, rehberlerimizi, mürşitlerimizi mihman olmaya davet ediyorum” dedi.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Muharrem Temiz: Kayyımlar bugün belediyeler üzerinde, yarın inanç merkezlerinde!-VİDEO

    Muharrem Temiz: Kayyımlar bugün belediyeler üzerinde, yarın inanç merkezlerinde!-VİDEO

    PİRHA – Sanatçı Muharrem Temiz, belediye ve muhtarlıklara atanan kayyımların, inanç merkezlerine dahi yönelebileceği belirterek, ortak hareket ederek kayyım uygulamalarının geriletilebileceğine dikkat çekti.

    İçişleri Bakanlığı kararı ile DEM Parti yönetimindeki belediyelerin yanı sıra CHP’li Esenyurt ve Ovacık Belediyelerine de kayyım atandı. Bakanlıktan yapılan açıklamada belediye başkanlarının “geçici bir tedbir olarak” görevden uzaklaştırıldığı belirtilse de belediye meclis üyeleri ve milletvekilleri dahi belediye binalarına yaklaştırılmadı.

    Son olarak Dersim ve Ovacık Belediyelerine atanan kayyımlar nedeniyle toplumun tepkisi de arttı. Sanatçı Muharrem Temiz de kayyım politikasına karşı PİRHA’ya değerlendirme yaptı.

    “DERSİM’İN TALANINA YÖNELİK BİR FIRSATÇILIK”

    Ses sanatçısı Muharrem Temiz, kayyım politikalarını “iradenin gaspı” olarak yorumlayarak şunları söyledi:

    “Mevcut kayyumları, Türkiye’de demokratik olmayan ucube bir sistemin, toplum üzerinde bir fırsatçılığı olarak değerlendiriyorum. Sonuç itibarıyla, yıllardır böyle dertlerden şikayeti olan bugünkü iktidar, adeta intikam duygularıyla kendi taşlarını yerine oturtmak için bu tip eylemler içerisine giriyor. Özellikle kayyumlar için seçilmiş bölgeler biraz daha toplumsal olarak düşünmemizi gerektiriyor. Örneğin Dersim bölgesinde, Ovacık’ta yaratılmak istenen, iktidarın o bölgede bir rant paylaşımının da olduğunu bize hissettiriyor. Sonuç itibari ile Ovacık bölgesinin yoğun bir maden alanı olduğunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla oranın talanına yönelik bir fırsatçılık olarak bu kayyumların atandığını düşünüyorum. Normal şartlar altında toplumun kutsiyeti olan Munzur, Ovacık bölgelerindeki yapılaşmaya karşı halkın hep direncini görüyorduk. Seçilmiş belediyeler yoluyla bu bölgelerde bir şeyler yapamayacaklarını anlayan iktidar, bir bahane görerek kayyumlarla o bölgeyi daha rahat talan edeceğini düşünüyor.”

    “YENİ YARALARIN AÇILMASINA SEBEP OLABİLİR”

    Muharrem Temiz, Dersim bölgesinin bir inanç merkezi olduğuna da işaret ederek şöyle devam etti:

    “Toplumun değer yargılarıyla, inanç merkezleriyle uğraşmamak lazım. Bu durum, daha çözümsüz bir noktaya götürmekle birlikte toplumda daha derin yaralar açar. Yüzyıllardır zaten bu yaralar kurumamışken yeni yaraların açılmasına sebep olabilir. Dolayısıyla halkın iradesine balta vurmamak, tecavüz etmemek gerekiyor. Seçilmişleri kabul etmek gerekiyor. Bizler de kendi alanımızda bütün kayyumlara karşı olduğumuzu her ortamda belirtiyoruz. Umuyorum ki aklın yolu birdir, demokratik siyaset bunun önüne geçer. Geniş kitlelerde, sivil toplum örgütlerinde örgütlenmek ve bir arada olmak koşuluyla demokratik yollardan bu işin üstesinden geliriz diye düşünüyorum. Aksi takdirde bunun yaygınlaşması noktasında, zaten bir kişinin dudakları arasında olan idare, bizi farklı noktalara da götürebilir. Bir an önce bu uygulamalardan vazgeçilmesini, özellikle demokratik siyasi partilerin eylem planları, kendi aralarındaki birlik ve beraberlikle çözülebileceğini umut ediyorum.”

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ OLMADIĞI İÇİN…”

    Sanatçı Muharrem Temiz, Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı Burmadere Köyü Muhtarı Şahismail Güyük’ün yerine kayyum atanmasını da eleştirdi. Muharrem Temiz, sanat kesimi olarak kayyumlara ilişkin ne yapılması gerektiği konusunu da değerlendirerek şöyle devam etti:

    “Biz sadece belediyeler üzerinden kayyumları konuşuyoruz ama sonuç itibariyle demokratik olmayan ucube bir sistemin bize getirmiş olduğu bir yöntem bu. Dolayısıyla bugün belediyeler üzerinde, yarın muhtarlar üzerinde, öbür gün inanç merkezlerinde, veyahut diğer sivil toplum örgütleri üzerindeki yönetim kademesinin de bu tip yöntemlerle değiştirilebileceğinin işareti bu. Sanatçılar olarak aslında kurumsallaşmış meslek birliklerimiz var. Belki bunlar, yönetim anlamında bir açıklama yapabilir ama sonuç itibariyle sanatla uğraşan kitlenin yüzde 90’ının bu tip uygulamalara karşı olduğunu biliyorum. Sadece Türkiye’de ifade özgürlüğü olmadığı için herkes düşüncesini kendi içinde veyahut da bir grupla paylaşabiliyor. Dolayısıyla bizim ilk önce beklentimiz demokratik siyasi ortamdan. Yani partilerden, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden…”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL 

  • ADFE: Kayyum, Alevi toplumunun değerlerini yok saymaktır

    ADFE: Kayyum, Alevi toplumunun değerlerini yok saymaktır

    PİRHA – Türkiye Alevi Federasyonu, Dersim ve Ovacık Belediyelerine atanan kayyımlara tepki gösterdi. Yazılı açıklama yapan federasyon yönetimi, “Kayyım politikaları, halkın iradesine yapılmış açık bir saldırıdır ve demokratik toplumun temellerini sarsmaktadır” yorumunda bulundu.

    DEM Partili Dersim Belediye Başkanı Cevdet Konak ile CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, yargılamalar sonucu ‘terör örgütüne üye olma’ iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Bu kararın hemen akabinde Dersim Belediyesi ile Ovacık Belediyesine kayyım atandı.

    Kayyımların göreve başlaması ardından belediye binaları beton bariyerlerle çembere alındı. Yurdun dört bir yanında tepkiyle karşılanan kayyım kararına Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) da eleştiri yöneltti.

    Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan Türkiye Alevi Federasyonu, 31 Mart’ seçimlerinden bu yana 6 belediyeye kayyım atanmasını kınayarak “Dersim’in kutsallığına ve halkının demokratik iradesine saygı gösterin!” dedi.

    “BU SALDIRIYA KARŞI SESSİZ KALMAYACAĞIZ”

    Türkiye Alevi Federasyonu tarafından yapılan açıklamanın tam hali şöyle:

    “Dersim, sadece bir coğrafi alan değil, aynı zamanda Alevi inancının kutsallarından biri, direnişin ve barışın sembolüdür. Tarih boyunca baskıya, zulme ve asimilasyona karşı duruşuyla halkların ortak hafızasında yer etmiş bu topraklarda, bir kez daha halkın iradesi yok sayılmış ve DEM Partili Merkez Belediye ile CHP’li Ovacık Belediyesi’ne kayyım atanmıştır.

    Bu durum, Dersim halkının inanç ve demokrasi mücadelesine bir darbedir. Alevi inancında rızalık esastır. Rızalık olmadan alınan kararlar, yapılan uygulamalar ne inanç değerlerimizle ne de demokratik bir toplumun temel ilkeleriyle bağdaşır. Kayyım atamaları, halkın iradesine açık bir müdahaledir ve halkın seçtiği temsilcileri görevden alarak yerel yönetimleri baskı altına almak, Alevi toplumunun kültürel, inançsal ve demokratik değerlerini yok saymaktır.

    Dersim, Alevi inancının kutsal mekânlarından biridir ve bu kutsallık yalnızca bir inanç ritüelinden ibaret değildir. Aynı zamanda, zulme karşı direnişi, hak arayışını ve toplumsal dayanışmayı ifade eder. Dersim halkı, bu ruhla bugüne kadar pek çok bedel ödemiş ve demokrasi mücadelesini kararlılıkla sürdürmüştür. Bugün yapılan bu kayyım atamaları, bu kutsal mücadelenin ruhuna aykırıdır.

    Daha önce de Esenyurt Belediyesi, Mardin, Batman ve Halfeti gibi pek çok belediyeye kayyım atanmış, halkın iradesi gasp edilmiştir. Türkiye’nin dört bir yanında demokratik değerler ve yerel yönetim anlayışı, bu tür anti-demokratik uygulamalarla yara almıştır. Bizler, Türkiye Alevi Federasyonu olarak, bu uygulamaları şiddetle kınıyoruz. Kayyım politikaları, halkın iradesine yapılmış açık bir saldırıdır ve demokratik toplumun temellerini sarsmaktadır.

    Dersim halkını ve demokrasi mücadelesini selamlıyoruz. Alevi toplumunun inanç ve kültürel değerlerine yapılan bu saldırıya karşı sessiz kalmayacağımızı bir kez daha vurguluyoruz. Halkın iradesine saygı duyan, demokratik ve barışçıl bir Türkiye hayalimizden asla vazgeçmeyeceğiz.

    Kayyım politikalarına son verin! Halkın iradesine, inancına ve kutsallarına saygı gösterin!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • CHP’li Sarıbal’dan kayyım tepkisi: Halkın iradesi gasp edilmişse demokrasiden bahsedemezsiniz

    CHP’li Sarıbal’dan kayyım tepkisi: Halkın iradesi gasp edilmişse demokrasiden bahsedemezsiniz

    PİRHA – CHP Bursa milletvekili Orhan Sarıbal, belediyelere atanan kayyımlara tepki gösterdi. Bütçe Komisyonu toplantısında konuşan Sarıbal, “Bir ülkede demokrasi askıya alınmışsa, bütçe hakkından ve eşit dağılımdan bahsedemezsiniz. Domuz eti yemekten korktuğunuz kadar kul hakkı yemekten korksaydınız ülke bu hale gelmezdi” dedi.

    TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı kuruluşların 2025 yılı bütçe görüşmeleri sürüyor.

    Ülke gündemine oturan belediyelere kayyım meselesi, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda da tartışıldı.

    “DOMUZ ETİ YEMEKTEN KORKTUĞUNUZ KADAR…”

    CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda söz alarak gündeme ilişkin konuşma yaptı. Sarıbal, “Tek adam rejiminin, ülke üzerinde hegemonya kurduğunu” belirterek şunları söyledi:

    “Bir ülkede demokrasi askıya alınmışsa, faşizm egemen olmuşsa, yasama, yürütme, yargı tek bir kişinin vesayetine verilmişse, halkın iradesi gasp edilmişse, halkın seçtiği belediye başkanlarına kayyum atanıyorsa, siz orada bütçe hakkından demokrasiden, eşit dağılımdan bahsedemezsiniz. Bir ülkede faşizmin koşulları varsa, o ülkede bir bakanın da yetkisi yoktur, bürokratların da yetkisi yoktur, tek adamın açık bir şekilde bütün bürokratların üzerinde hegemonyası vardır. Yoksulun boğazına kırmızı et girmiyorsa, meclis, görevini yapmıyor demektir. 3 yılda çiftçinin borcu yüzde 300 artmışsa, bu ülkeyi teslim etmişsiniz demektir. Bu bütçe çiftçiyi topraktan uzaklaştırma, mülksüzleştirme, yandaş ithalat lobilerinin bütçesidir. Domuz eti yemekten korktuğunuz kadar kul hakkı yemekten korksaydınız ülke bu hale gelmezdi” diyerek hükümete tepki gösterdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Alevi kurum başkanları: Kayyum demokrasiye darbedir; seçilmişleri reddetmek en ağır terördür

    Alevi kurum başkanları: Kayyum demokrasiye darbedir; seçilmişleri reddetmek en ağır terördür

    PİRHA – Belediyelere atanan kayyımlara tepki gösteren DAD Eş Başkanı Kadriye Doğan ve AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, yapılan uygulamanın “demokrasiye darbe, savaşta ısrar” olduğunu ifade ettiler. Kurum başkanları, kayyumlara karşı “ortak mücadele” çağrısı da yaptı.

    Esenyurt Belediyesi’nin ardından Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine de kayyım atanması toplumun büyük tepkisine neden oldu. Alevi kurum temsilcileri de kayyımlara karşı olduğunu dile getirdi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Kadriye Doğan ve Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, hükümet tarafından belediyelere kayyım atanmasını değerlendirdiler.

    “KAYYUMDA ISRAR SAVAŞTA ISRARDIR”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Kadriye Doğan, kayyımda ısrarın “Kürt halkını ve toplumun belli bir kesimini tanımamak” olduğunu söyledi.

    Kadriye Doğan, “Seçilmişleri reddetmek en ağır terördür” diyerek tepkisini şu sözlerle dile getirdi:

    “Yani diyor ki yaşayabilirsiniz ama biat ederek. Yaşama hakkınız var fakat seçme seçilme ve kimlik olarak varlığınızı kabul etmiyorum. Kayyumda ısrar tam da bunun teyidini yapıyor. Türkiye’de Türk olarak seçim yapabilirsin, seçilebilirsin ama başka kimseye yaşam hakkı tanınmıyor, kimliği, varlığı kabul edilmiyor. Kayyumda ısrar savaşta ısrarlıdır, faşizmde ısrardır, kaosta ısrardır, yoklukta ısrardır, her türlü yoksunlukta ısrardır.

    Kayyumu atarken de insanlara ‘terörist’ ya da ‘teröriste yardım’ yaftasını kullanıyor. Bence en büyük terör, bir toplumun, bireyin kabul edilmemesidir. Bunu reddetmek en ağır terördür. Mağdur olan insanlara ‘terörist’ diyerek kendilerine haklılık gerekçesi gösteriyor. Tümden bu anlayışı reddediyoruz. Bizler varız, bizler var olduğumuz için hak sahibiyiz ve hakkımızı da sonuna kadar kullanmak durumundayız. Bundan vazgeçmeyeceğiz. Alevi halkı olarak da haklarımızı talep etmekten, yaşamaktan, Kürtlerin de haklarını sonuna kadar talep etmekten, seçmekten, seçilmekten, hak taleplerinden asla ve asla geri adım atmak durumunda değiliz. Bunun reddiyesi, toplumun, barışın, demokrasinin, özgürlüğün, eşitliğin, insani değerlerin hepsini reddetmek anlamındadır. Kayyumları reddediyoruz, kabul etmiyoruz. Kayyumda ısrar savaşta ısrardır diye tekrar söylemek isterim.”

    “DAHA ÇOK BİRLİK İÇERİSİNDE OLMALIYIZ”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, antidemokratik uygulamalara karşı “Ortak mücadele” konusunda çağrı yaparak şöyle devam etti:

    “Aleviler de kendileri açısından zaten ciddi bir mağduriyet yaşıyor. Kürt toplumu kadar Alevi toplumu da bu ülkenin asimilasyon baskısı altındadır. Ama Alevi kurumlarının şu konuda bir eksikliği var; mağduriyet yaşayan tüm toplumsal kesimlerle buluşmakta bir eksiklik yaşanıyor. Bunun için de önümüzdeki süreçte daha çok çaba sarf etmek gerekiyor. Demokrasiden yana olan tüm kesimlerin ortaklaşması konusunda Alevi örgütlerinin öncülük etmekte biraz eksik kaldığını ama mücadele etmek gayretinde olduklarının da farkındayız. Biz Alevi örgütleri, bu anlamıyla demokrasi mücadelesinde biraz daha öncü ve gayretli olmak zorundayız. Belki de yeteri kadar destek göremediğimizden diyelim. Örneğin Diyanet. Alevilerin asimilasyonu ile ilgili toplumsal kesimlerde yeteri destek görememenin vermiş olduğu bir tedirginlik de olabilir. Bu anlamıyla tüm toplumsal kesimler, Alevi mağduriyetine de hassasiyet göstermeli. Aleviler de tüm toplumsal kesimlerin, özellikle bu kayyum atamalara karşı genel anlamda bir ortak mücadelenin elzem olduğunu söylemek isterim. Mücadele diriliyor fakat mevcut sisteme henüz geriletme veyahut da demokrasiye evrilmede başarılı olmuş değiliz. Onun için çok daha fazla çaba sarf etmeli ve birlik içerisinde olmalıyız.”

    “BU İKTİDARDAN KURTULMADIKÇA SORUNLAR ÇÖZÜLMEZ”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ise “Kayyım, demokrasiye darbedir!” diyerek tepki gösterdi. Yılmaz, demokratik bir ülke için “iktidar değişimini” işaret ederek şunları kaydetti:

    “ ‘Şahsım devleti’ rejiminin son icraatı Esenyurt, Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine atanan kayyımlardır. Toplumsal barışı ayaklarının altında çiğneyenler bu ülkeye en büyük kötülüğü yapanlardır. Toplum, halkın iradesini gasp eden bu iktidardan kurtulmadıkça, bu rejim yeniden demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti yapısına geri çevrilmedikçe, ülkenin hiçbir sorununun çözülmesi olanaklı değildir!

    Alevi örgütleri, öğretisi gereği haktan, hukuktan, barıştan ve hoşgörüden yanadır. Haksızlık karşısında mazlumdan ve doğrudan yanadır. Vicdan sahibi her bireyin göstermesi gereken refleks elbette hukuksuzluğa karşı dik durmaktır.

    Bir Alevi bir Sünninin, bir Sünni bir Alevinin hakkını savunmadıkça bu topraklara gerçek bir demokrasinin gelmesi mümkün değildir. Bu bilinçle irade gaspını, kayyım darbesini şiddetle kınıyorum.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • FEDA’dan kayyum tepkisi: Bu saldırı püskürtülmelidir!

    FEDA’dan kayyum tepkisi: Bu saldırı püskürtülmelidir!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu, belediyelere kayyım atanmasına ilişkin açıklama yayınladı. Kayyım uygulamalarının Alevi toplumunu rahatsız ettiği belirtilen açıklamada “Bütün Alevi kurumlarının kayyum siyasetine karşı aktif, etkili ve sonuç alıcı tutum geliştirmesi gerekmektedir” denildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atanmasına bir tepki de Demokratik Alevi Federasyonu’ndan (FEDA) geldi.

    Yazılı açıklama yapan FEDA, “Kürt halkın iradesinin gasp edilmesine karşı direnişteyiz” mesajını verdi.

    KİRLİ BİR SAVAŞ SÜRDÜRÜLMEKTE”

    FEDA’nın açıklamasında tüm Alevi kurumlarının kayyım siyasetine karşı aktif tutum sergilemesi gerektiğine vurgu yapıldı. Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Dün Türkiye’nin en büyük ilçesi olan İstanbul /Esenyurt ilçesine, bugün Mardin, Halfeti ve Batman’a kayyum atandı. Yezit zihniyetli AKP/MHP iktidarı, Alevileri, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adlı soykırımcı kurumla asimile etmeye çalışmaktadır. Kadınların mücadeleyle elde ettiği hakların güvencesi olan İstanbul Sözleşmesini iptal ederek kadınları baskı altına almaktadır. Emekçilerin hiçbir hakkını vermeyerek sömürüyü katmerli hale getirmiştir. Yıllardır Kürt halkına karşı kuralsız her türlü araçla kirli bir savaş sürdürülmektedir. Bütün bunlara rağmen halkların ortak iradesiyle kazanılmış Esenyurt belediyesine kayyum atanmıştır. Belediye başkanı Prof. Ahmet Özer, CHP’den belediye başkanı seçilmiş bir Kürt akademisyeniydi. Arkasından bugün sabah saatlerinde Mardin, Elih ve Halfeti belediyeleri gasp edilmiştir.

    Yezit politikalarını uygulayanlar, hem Kürt halkının özgürlük mücadelesine el koymaya, hem de demokrasi mücadelesini bastırmaya çalışmaktadır. İktidar ve ortağı halkları ezmek için her türlü hile ve hukuksuzluğu devreye koymuş bulunmaktadır. Bir yanda barıştan söz eden iktidar, bir yandan da tecrit uygulaması ve kayyum saldırılarıyla nasıl bir barış istediği de ortaya çıkmıştır.

    Değerli canlar, bu kayyum saldırılarının başladığı andan itibaren Kürt halkı, Mardin’de, Halfeti’de ve Batman’da direniştedir. Bu direniş Hz. Hüseyin’in Yezid’e karşı, Baba İshak’ın Selçuklu zalimlerine karşı, Pir Sultan’ın Hızır Paşa zorbasına, Kalender Çelebi’nin Osmanlı cellatlarına karşı direnişi kadar meşrudur, haktır. Hiçbir faşist zorbalıkla sınırlandırılamaz, engellenemez.

    Değerli Canlar, Alevi kurumları ve Alevi toplumu, kayyum siyasetinin sadece DEM Partililerin ve Kürt halkının sorunu olmadığı Esenyurt Belediyesi’ne atanan kayyumla da açıkça görülmüştür. O nedenle bu kayyum saldırılarının hak ve hakikatten yana olan bütün Alevi toplumunu rahatsız ettiği gerçeğinden hareketle bütün Alevi süreklerinin ve bütün Alevi kurumlarının kayyum siyasetine karşı aktif, etkili ve sonuç alıcı tutumu geliştirmesi gerekmektedir. Çünkü bu direniş, aynı zamanda Alevilerin eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü direnişinin kendisi olmaktadır.

    Değerli canlar, AKP/MHP’nin yönettiği devletin bu kayyum saldırısı püskürtülemezse daha kapsamlı saldırıların geliştirileceğini ve bundan en çok biz Alevilerin zarar göreceklerini iyi bilmeliyiz. O nedenle Kürt halkının iradesinin gasp edilmesine karşı ortaya konulan direnişin, her yerde ve her biçimde desteklenmesi ve büyütülmesi Alevi inancına sahip olmanın gereğidir.

    Değerli Canlar, FEDA olarak bizler, faşist AKP/MHP’nin bu kayyum saldırısını şiddetle protesto ediyor ve bu amaçla ortaya konulan direnişi kendi direnişimiz olarak görüyor ve destekliyoruz. Bütün Alevi toplumunun da bu haksızlığa karşı olduğunu biliyor ve bu tutumu saygıyla selamlıyoruz. Bütün Alevi kurumlarını, örgütlü toplumsal güçleri, kadın kurumlarını, sendikaları ve demokrasi mücadelesine güç ve omuz verecek olan tüm ezilen toplumsal kesimleri bu direnişi desteklemeye davet ediyoruz.

    Kayyum rejimine hayır! Bu direniş, Alevilerin de direnişidir!”

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD Genel Merkezi’nden Ahmet Özer’e destek: Kayyımda ısrar, toplumsal barışı inkardır!

    DAD Genel Merkezi’nden Ahmet Özer’e destek: Kayyımda ısrar, toplumsal barışı inkardır!

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, Esenyurt Belediyesi’ne yönelik kayyım uygulamasını kınadı. Yapılan açıklamada “Kayyımda ısrar, toplumsal barışı inkardır!” ifadelerine yer verildi.

    Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanması ve ardından yerine kayyım atanması nedeniyle Alevi örgütlerinden tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, konuya ilişkin yazılı açıklama yaparak kayyım kararını kınadı.

    “KÜRT SORUNUNA YAKLAŞIMIN GÖSTERGESİ”

    DAD Genel Merkezi, yaptığı açıklamada kayyımlara karşı protesto çağrısı yaparak şu mesajı verdi:

    “Hukukun iktidarın egemenlik kurma aracı olarak kullanıldığı bir dönemden geçiyoruz. AKP-MHP iktidarının kayyım politikası devam ediyor. Kürt halkının seçilmiş iradesi ve Kürt halkına deyim yerindeyse ‘selam veren’ her siyasi özne, iktidar blokunun hedefi haline getirilmektedir.

    Son yerel seçimlerden sonra kayyım rejiminin devamı önce Van’da denenmek istenmiş ve halkın direnişi ile boşa çıkarılmıştı. Daha sonra Hakkâri Belediyesine kayyım atanmış ve belediye eş başkanına alelacele tiyatral hukuki kılıflar uydurularak büyük cezalar verilmişti.

    Söz konusu kadın katliamcıları, mafyatik şahıslar ve iktidara yandaş olan failler olduğunda kendi yasaları dahi işlemeyen hukuk, ezilenler ve çeşitli muhalif çevreler söz konusu olduğunda ise kılı kırk yaran cinsten bahaneler üretmenin ve ceza ve tutuklama kararları çıkartmanın zemini haline getirilmektedir.

    Son olarak ‘kent uzlaşısı’ politikası dahilinde halkların oyları ile seçilmiş olan Esenyurt Belediyesi’nin Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer tutuklanmış ve başkanı olduğu belediyeye kayyım atanmıştır. Prof. Dr. Ahmet Özer, seçim öncesi resmi kurumlara başvurarak, belediye başkanı seçilmesinin önünde yasal bir engel olup olmadığını sormuş, yetkili devlet kurumu seçilmesinin önünde hukuki bir engel olmadığını resmi yazı ile kendisine bildirmiştir. Ayrıca yıllarca kamu bürokrasisinde üst düzeyde görevler almıştır. Ne oldu da ilkeler tersine döndü?

    Aleviliğe ve Alevi ibadethanelerine atanmak istenen bir kayyım olan Cemevi Başkanlığını kabul etmediğimiz gibi; belediyelere atanan kayyımları da kabul etmedik, etmeyeceğiz!

    Kayyım politikasının devamı aynı zamanda ‘normalleşme, Kürt sorununa çözüm’ gibi oluşan gündemlere iktidar blokunun nasıl yaklaştığının göstergesidir.

    Kayyımda ısrar, toplumsal barışı inkardır!

    Başta İstanbul’da yaşayan canlar olmak üzere, tüm canları en insani hak olan demokratik protesto eylemlerine katılmaya ve iradelerine sahip çıkmaya çağırıyoruz.

    Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti: Hedef alınan Kent Uzlaşısıdır, demokrasidir

    DEM Parti: Hedef alınan Kent Uzlaşısıdır, demokrasidir

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasıyla Kent Uzlaşısı ve İstanbul’a mesaj verilmek istendiğini söyledi. Doğan, “İnkar, yok sayma, asimilasyon, aynı güvenlikçi politikalarla devam. Kayyım atayarak, kayyım rejimi ile ülkeyi yöneterek mi siz toplumsal kucuklaşmayı sağlayacaksınız?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere dair partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Doğan, Esenyurt Belediyesi Başkanı Ahmet Özer’in gözaltına alınıp tutuklanması ve yerine kayyum atamasına tepki göstererek, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ve milletvekillerinin İstanbul’da toplanma ve belediye önünde halkla bir araya gelme kararı aldıklarını belirtti.

    Doğan, kayyıma karşı güçlü bir sesin yükseltilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Kayyıma hep birlikte hayır demezsek, güçlü bir ses çıkarmazsak bu hukuksuzluk, eşitsizlik ve adaletsizlik bir kar topu gibi büyür ve hepimizin hayatından çalar demiştik. Keşke bunu hatırlatmak durumunda kalmasaydık ama ne yazık ki bugün Hakkari’den Esenyurt’a 2016’dan bugüne yine aynı oyun ile karşı karşıyayız. Yine bir şafak vakti kapılar kırılarak yapılan bir operasyon. Ne oldu? Oysa çok başka bir şekilde yapılabilirdi eğer gerçekten Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ile ilgili hukuka ve demokrasiye uygun bir soruşturma yürütülüyor olsaydı. Böyle olmadığını artık hepimiz biliyoruz” dedi.

    Ayşegül Doğan, Esenyurt’un Türkiye’nin en büyük ilçesi olduğunu ve 1 buçuk milyon insanın burada yaşadığını vurgulayarak, hedef alınanın Kent Uzlaşısı ile yaklanan başarının olduğunun altını çizdi.

    “Bu irade gaspı yıkımdır, talandır” diyerek Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmasını kınayan Doğan, “Halk iradesini yok sayma demokrasiye olan zaten zedelenmiş güveni tamamen ortadan kaldırmak yok etmektir. Hep birlikte ses çıkarmalı, itiraz etmeli ve direnmeliyiz. Buna karşı mücadele etmeliyiz. Bütün demokratik haklarımızı kullanarak demokrasiye ve hukuka uygun bir şekilde davranmak durumunda bırakmalıyız” diye konuştu.

    “DEMOKRATİK MUHALEFETİN GÜÇLENMESİNDEN KORKULUYOR

    Ayşegül Doğan, “Peki neden şimdi?” diye sorarak, şunları dile getirdi:

    “Niye Esenyurt ve neden Ahmet Özer niye Esenyurt Belediye Başkanı? Niye bu sorular soruluyor çünkü toplumsal uzlaşı ve barışa çok büyük bir ihtiyaç var bir yandan. 31 Mart sonrasında en çok konuşulan konu bu oldu ve bugüne kadar gündemin en sıcak başlıklarından biri toplumsal barışa uzlaşıya duyulan ihtiyaç. Çünkü tam da böyle bir zamanda tam da böyle bir anda demokratik muhalefetin güçlenmesinden korkuluyor ve bu korku ve panik ve telaşla bu tür siyasi operasyonlarla demokratik muhalefetin zayıflatılabiliceği ve buradan Türkiye’nin kazanabileceği düşünülüyor. Ama Türkiye böyle kazanmıyor, kazanamıyor.”

    Önyargısız bir değerlendirme için geçmişten bir ders çıkarmış olmak gerekiyor. Önyargısız bir değerlendirme için geçmişin yöntemlerinden vazgeçmiş olmak gerekir. Bir yandan kucaklaşma çağrıları yapacaksınız, elimizde sıkılmış bir yumruk varmış gibi göstermeye çalışacaksınız. Bakın burada elimizde gizlenmiş bir yumruk yok, apaçık. Bir yandan da Türkiye’nin en büyük ilinin en büyük ilçesine kayyım atayacaksınız. O belediye başkanını Kürtlüğüyle suçlayıp tutuklayacaksınız. Bu kabul edilemez bir şey. Bu yalnızca DEM Parti’yi ilgilendirmiyor, yalnızca CHP’yi de ilgilendirmiyor. Bu ülkede gerçek bir kucaklaşmaya toplumsal uzlaşı ve barışa ihtiyaç duyan herkes bu uygulamadan geri dönülmesini talep ediyor.

    Toplumun bütün katmanlarının oyuyla seçilecek bir belediye başkanını hedef almak kent uzlaşısını ruhunu hedef almaktır. Hedef alınan şey birlikte yaşama ve yönetme modelidir. Projeleriyle göz dolduran dedik. Lütfen dönüp bakınız Esenyurt Belediyesi ve Ahmet Özer’in hesaplarına bakınız neler paylaşmış, ne vaat etmiş, nasıl bir modele hayata geçirmek istiyor. Hedef alınan çoğulculuk, kapsayıcılık, toplumcu belediyecilik anlayışı, demokratik ve katılımcı belediyecilik anlayışı. İşte rahatsız olunan konular tam da bu: Yerel Demokrasi. Bu başlıkları konuşmayalım istiyorlar.

    Biz DEM Parti olarak kurulan bu oyunu görüyoruz. Bu kumpasları en iyi tanıyan siyasi partiyiz. Yıllardır aynı kötülükle bizleri yıldırmaya çalışıyorlar, taviz vermeye vazgeçirmeye çalışanlara sesleniyoruz. Bu tür oyunlar, kumpaslar, hileler, küçük hesaplar ne yazık ki Türkiye’ye kaybettiriyor. Kimseye kazandırmıyor. Buradan siyasi çıkar umanlar her şeye rağmen tüm tuzak, baskı ve zorluklara rağmen kayyımlardan tek tek geri aldığımız belediyeleri hatırlasınlar.

    Cumhurbaşkanı dün dedi ki hukuksuzluğun olduğu yerde adalet olmaz. Daha başka bir hukuksuzluk nasıl olabilir. Kayyım atanacağını haberlerini, operasyonun detaylarını medyadan öğreniyoruz.  Cumhuriyet belli bir şahsın, belli bir zümrenin, belli bir kitlenin, belli bir mezhebin, meşrebin etnik kökenin cumhuriyeti değildir. Bu cumhuriyet Türk’ün de olduğu kadar elbette Kürt’ün de cumhuriyetidir deniyor. Ama saatler geçmiyor bu cumhuriyetin belli bir zümrenin, kitlenin, mezhebin, meşrebin ve etnik kökenin Cumhuriyeti olduğu bizlere hissettirilmeye çalışılıyor.

    İnkar, yok sayma, asimilasyon, aynı güvenlikçi politikalarla devam. Böyle yeni bir yol açmak Türkiye’de her zaman imkansız oldu. Toplumsal barış kucaklaşma, uzlaşı, diyalog böyle sağlanamaz. Samimiyet bizatihi kendilerinin söylemi. Böyle mi gösterilir,  bu mudur samimiyet, bu mudur sahicilik, bu mudur gerçekçilik. Kayyım atayarak, kayyım rejimi ile ülkeyi yöneterek mi siz toplumsal kucuklaşmayı sağlayacaksınız?”

    PİRHA/ANKARA

  • ABF: Halkımızı, iradesine sahip çıkmaya çağırıyoruz!

    ABF: Halkımızı, iradesine sahip çıkmaya çağırıyoruz!

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasını kınadı. Yayınlanan yazılı mesajda “Tüm bileşenlerimizi ve halkımızı bugün demokrasiye sahip çıkmak için saat 16:00’da Esenyurt Belediyesi’ne bekliyoruz” denildi.

    Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in, 30 Ekim sabahı evine yapılan operasyonla gözaltına alınmıştı. Çağlayan’daki İstanbul Adliyesinde ifade veren Özer, “PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    ABF: HALKIMIZI BİRLİKTE HAREKET ETMEYE ÇAĞIRIYORUZ!

    Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanması yönündeki karara Alevi örgütlerinden de tepki geldi. Alevi Bektaşi Federasyonu, yazılı bir açıklama yaparak kayyım kararına karşı olduklarını vurguladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bugün İstanbul Esenyurt Belediye Başkanı Sayın Prof. Dr. Ahmet Özer’in hukuksuz bir biçimde gözaltına alınması ve yerine apar topar kayyum atanması kabul edilemez! Halkın iradesine kayyum atayanlar barıştan bahsedemezler. Biz Aleviler, dün nasıl ki; Van’da, Hakkari’de atanan kayyuma karşı hukuktan ve halkın iradesinden yana tavır sergilediysek, bugün de Esenyurt halkının iradesine sahip çıkıyor ve bu iradeye karşı yapılan darbeyi kabul etmiyoruz. Halkımızı iradesine sahip çıkmaya ve bu hukuksuz tutuma karşı demokrasi güçleri ile birlikte hareket etmeye çağırıyoruz.Tüm bileşenlerimizi ve halkımızı bugün demokrasiye sahip çıkmak için saat 16:00’da Esenyurt Belediyesi’ne bekliyoruz.”

    (HABER MERKEZİ) 

  • Koçyiğit: Saray’a ve iktidara bağlı bir Alevilik yaratmak istiyorlar

    Koçyiğit: Saray’a ve iktidara bağlı bir Alevilik yaratmak istiyorlar

    PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te yaptığı basın toplantısında AKP Hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Turizm Başkanlığı’nı eleştirdi. Koçyiğit konuşmasında “Amaç Saray’a ve iktidara bağlı bir Alevilik yaratmaktır. Yani Alevilere kayyım atamak istiyorlar” diye konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Koçyiğit, konuşmasına Muharrem ayının başlaması sebebiyle Kerbela’da katledilenleri anarak başladı. Alevilere yönelik katliamlara değinen Koçyiğit, şu konuşmayı yaptı:

    “Yas-ı Muharrem Ayında oruç tutan bütün canlarımızın oruçları kabul olsun. Hz. Hüseyin’in Yezid’e karşı direnişinde 72 yol arkadaşıyla beraber katledilmesinin üzerinden yüzlerce yıl geçti. Aleviler bu katliamın ardından yas tutmaya başladılar. Dün de Yas-ı Matem Orucu başladı. Dün akşam ilk oruç açmayı gerçekleşirdi Aleviler. Hüseyni çizgide, hak ve hakikat çizgisinde direnenler önünde saygıyla eğiliyorum. Yas-ı Muharrem ayında oruç tutan bütün canlarımızın oruçlarının kabul edilmesini diliyorum.

    2 Temmuz, Madımak Katliamı’nın yıldönümüydü ve biz de Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, milletvekillerimiz, MYK-PM üyelerimiz ve partililerimizle birlikte Sivas’taydık. Sivas’ta katledilen 33 canımızı andık, karanfillerimizi bıraktık. Toplumun hafızasında bu katliamın silinmemesi çok önemli. Bunun bazı gerekleri var ama ne yazık ki bu gereklerin hiçbiri yerine gelmedi. Dava cezasızlıkla sonuçlandı. Alevilerin en büyük talebi olan Madımak’ın utanç müzesi olması talebi yerine getirilmiş değil. Madımak utanç müzesi olmalıdır ve bu konuda hızla adım atılmalıdır.

    “SİVAS KATLİAMI İNSANLIĞA KARŞI BİR SUÇTUR”

    Alevilere yönelik katliamlarda bir cezasızlık hüküm sürüyor. Madımak Katliamı’nın davasının zaman aşımıyla akamete uğratılması ve yine aynı şekilde Çorum ve Maraş katliamlarında yaşanan yargısal süreçlerin her birindeki hukuksuzluklar ve garabetler hem kamu vicdanını hem Alevi halkını incitti. Oysaki hem evrensel hukukta hem de Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suçlarda zaman aşımı yoktur. Sivas Katliamı insanlığa karşı bir suçtur ve bu suçun gerçek faillerinin açığa çıkarılması bu ülkenin en büyük sorumluluklarındandır.

    Aleviler bu ülkede eşit yurttaşlık istiyor, anayasal güvence istiyor, inançlarını özgürce yaşamak istiyor; din derslerinde asimile edilmek istemiyor. Bu ülkede Aleviler güvercin tedirginliğinde yaşamak istemiyor. Bu taleplerin her birinin yerine getirilmesi için de yıllardır mücadele ediyorlar, alanlarda sözlerini söylüyorlar. Fakat bütün bu mücadeleyi görmezden gelen iktidar Alevileri asimile etmek için yeni yol ve yöntemler deniyor.

    “ALEVİLER BUNDAN SONRA DA BİAT ETMEZLER”

    En son Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurdular. Şimdi de cemevlerini Saray’a bağlamaya çalışıyorlar. Amaç Saray’a ve iktidara bağlı bir Alevilik yaratmaktır. Yani Alevilere kayyım atamak istiyorlar. Kerbala’dan bugüne yas tutan ve mücadele eden Aleviler bugüne kadar nasıl biat etmedilerse bundan sonra da biat etmezler. Kerbala’dan Sivas’a yas tutuyoruz ama hak ve hakikat için mücadele ediyoruz, Hüseyni duruşu ortaya koyuyoruz. Ben bu vesileyle yola ikrar veren, yoldan dönmeyen, canını veren ama yolundan ve sözünden dönmeyen bütün Alevi canlarımıza aşkı niyaz ediyorum. Bir kez daha onların bu Hüseyni duruşunu selamlıyorum.

    “İSRAF VE ŞATAFAT SOFRASI KURMUŞLAR”

    AKP-MHP iktidarı yine bir paketle göz boyamaya çalışıyor, tasarruf paketi getiriyor. Her gün israf eden, har vurup harman savuran iktidar ama tasarrufu halkın yapmasını bekliyorlar. Bütçeyi savaşa, ranta ve talana harcayan iktidar ama göz diktiği halkın cebi, halkın sofrası. Getirdikleri paketle yarattıkları büyük ekonomik yıkımın faturasını halka yıkmaya çalışıyorlar. Yani karları sermayeye aktarıyorlar ama maliyeti toplumsallaştırıp halka çıkarmaya çalışıyorlar. Bir israf ve şatafat sofrası kurmuşlar orada yiyip içiyorlar ama hesabı halka ödetmek istiyorlar. AKP-MHP bir kriz iktidarıdır. Yalandan, talandan, ranttan tasarruf yapmadan bu ülke düzlüğe çıkmaz. Aldıkları ekonomik kararlar bu kadar derin ekonomik krize yol açmışken, gerçekleri karartmaya ve toplumun gözünden kaçırmaya çalışıyorlar. Mali disiplini güçlendirmek, kamu kaynaklarını etkin kullanmak için kanun teklifi veriyoruz diyorlar. Bu ülkeyi 22 yıldır kim yönetiyor? AKP sanki ülkeyi 22 yıldır kendisi yönetmiyormuş gibi, sanki tasarrufu başka bir odak engelliyormuş gibi bir algı yaratmaya devam ediyor. İsraf düzeni hali hazırda devam ederken ve Saray’a oluk oluk para akarken bu tasarruf paketi ile ne yapmaya çalışıyorsunuz. Halkın sofrasındaki ekmeği çalmaya doymadınız mı? Ne zaman doyacaksınız? Allah gözünüzü doyursun.

    Bu tasarruf paketini açıklamalarından hemen sonra Hazine ve Maliye Bakanlığının tuvaletlerinin onarımına 23 milyon 933 bin TL’lik bir harcamanın yapılacağı basına yansıdı. Bakanlık bunu yalanladı mı, hayır. Aksine özrü kabahatinden büyük bir açıklama ile bakım ve onarım giderlerinin tasarruf giderlerinin kapsamı dışında olduğunu ifade etti. Bunu söyleyince toplumun ikna olacağını sanıyorlar. 23 milyon 933 bin liralık onarımı tasarruf paketinin dışında tutuyorlar ama muhalefetteki bütün belediyelerin en küçük harcamalarını tasarruf paketi kapsamında engelliyorlar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Tasarruf böyle olmaz. Tasarruf ciddidir; popülist, göz boyayan önlemlerle gerçekleşmez. Kamuda tasarruf yapmak istiyorsanız vergi yapısını düzeltmeniz, gerçek vergi adaletini sağlamanız gerekiyor. Politik tercihlerinizi savaştan, Saray’dan ve sermayeden yana kullanmak yerine bütçe kaynaklarını halkın ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmanız gerekiyor.

    “AKP’NİN EĞİTİMLE KAVGASININ BİR YANSIMASIDIR”

    Öğretmenlik Meslek Kanunu geçen hafta komisyonda görüşüldü, bu hafta da Meclis’e gelecek. Öncelikle teklifin hazırlanma biçimini eleştirmek istiyoruz. Topluma rağmen kanun yapma pratiğinin bir devamıdır Öğretmenlik Meslek Kanunu. 18 milyona yakın öğrenci ve 1 milyon 200 öğretmeni ilgilendiren, toplumun yüzlerce yıllık geleceğini bağlayan bir meselede sendikaların, emek ve meslek örgütlerinin ve akademisyenlerin, siyasi partilerin görüşü alınmadan getirilen bir yasal düzenleme ile karşı karşıyayız. AKP’nin eğitim sistemiyle kavgalı olduğunu çok iyi biliyoruz. İşte bu kanun teklifi AKP’nin eğitimle kavgasının bir yansımasıdır. Eğitimi ideolojik ve politik bakışına göre şekillendirmesinin yasasıdır. Bu teklifte öğretmen yoktur. Teklifte öğretmenlerin gerçek ihtiyaçlarının tespiti, haklarının geliştirilmesi, sosyal statülerinin artırılması gibi hakları hiç sayılmıştır.

    Yine teklifte kariyer ve ücret farklılaşmasına, eşit ücret ilkesine, toplumsal cinsiyet sorunlarının giderilmesine, tek tipçi eğitim anlayışının yarattığı sorunlara, kadın emekçilerin sorunlarına, iş kazalarına, meslek hastalıklarına yer verilmemiştir. Eğitim emekçilerine yönelik şiddet üstün körü ele alınmıştır. İktidar bu kanun teklifini ideolojik saiklerle hazırlamıştır. Ek olarak 1 milyon 200 bin öğretmenin eğitim akademisinde eğitim alması pratik olarak mümkün değildir. Müfredat ve Öğretmenlik Meslek Kanunu sömürünün, hak gaspının ve Siyasal İslam’ın kurumsallaşmasıdır. AKP-MHP iktidarının kendi ideolojik bakışına göre geleceği şekillendirmesinin aracına dönüşmüştür.

    100 yıldır asimilasyoncu anlayışla sürdürülen eğitim sistemi Kürtleri ve diğer halkaları yok sayarak yol almaya devam ediyor. Anadilinde eğitim hakkı mevzubahis dahi edilmemiştir. Alevilere ve farklı inanç gruplarına mensup öğrencilere zorunlu din dersi dayatması devam etmekte ve buna dair tek bir kelam edilmemektedir. Bu teklifin tümden çekilmesi talebimizi yeniden ifade ediyoruz. AKP’nin oldu bitti uygulamasıyla bu kadar köklü bir değişiklik yapmasına yol vermeyeceğiz, rıza göstermeyeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Adıyaman’da kayyıma tepki nöbeti 7. gününde devam etti-VİDEO

    Adıyaman’da kayyıma tepki nöbeti 7. gününde devam etti-VİDEO

    PİRHA-Hakkâri Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki göstermek için Adıyaman’daki nöbet eylemi 7. gününde devam etti. Kayyımın hukuksuz olduğunu belirten DEM Parti Adıyaman İl Eş Başkanı Hüseyin Coşkun, “Kayyım politikasını kabul etmiyoruz. Halkın iradesini yok sayan kayyım politikasını tanımıyoruz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hakkâri Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın tutuklanması ve yerine kayyım atanması gerçekleştirilen nöbet eylemleriyle protesto ediliyor.

    Hakkâri Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki göstermek için Adıyaman’daki nöbet eylemi 7. gününde devam etti. Nöbet eylemine Adıyaman’daki siyasi parti ile sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “KAYYIM POLİTİKASINI KABUL ETMİYORUZ”

    Kayyımın hukuksuz olduğunu belirten DEM Parti Adıyaman İl Eş Başkanı Hüseyin Coşkun, “Kayyım politikasını kabul etmiyoruz. Halkın iradesini yok sayan kayyım politikasını tanımıyoruz. Kayyımları belediyelerimizden gönderene kadar mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Herkesten nöbet eylemlerimize destek olmalarını istiyoruz. 13 Haziran’da Hakkari’de gerçekleştireceğimiz mitinge duyarlı olan herkesi davet ediyoruz” dedi.

    PİRHA/ADIYAMAN