PİRHA- Özel sektör öğretmenlerinin açıklamasında aralarında Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali’nin de olduğu gözaltılar serbest bırakıldı.
Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası çatısı altında toplanan öğretmenlerin, aileleriyle birlikte bugün saat 14.00’te Ankara Kurtuluş Parkı’nda yapmayı planladıkları basın açıklamasına polis sert müdahalede bulundu.
Müdahale sırasında ters kelepçe yapılarak gözaltına alınan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Kemal Irmak ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali’nin de aralarında olduğu kişiler serbest bırakıldı.
PİRHA- Erzincan Newrozu’na katılan Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve Sanatçı Hasan Ali Sezer, 2026 Newroz mesajlarında hem barış sürecine hem de toplumsal eşitlik mücadelesine vurgu yaptı. Newroz’un sadece bir bayram değil, halkların diriliş ve mücadelesinin sembolü olduğunu belirtildi.
‘Demokrasi ve Özgürlük Newrozu’ şiarıyla kutlanan 2026 Newrozu’nda halklar demokrasi ve özgürlük taleplerini haykırıyor. Newroz kutlamalarında barış mesajları öne çıkarken, Erzincan’da Newroz kutlamalarına katılan Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve Sanatçı Hasan Ali Sezer Newroz’a yönelik düşüncelerini paylaştı.
“NEWROZ HALKLARIN EŞİT VE KARDEŞÇE YAŞAYACAĞI GÜNLERİN MEŞALESİDİR”
Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Newroz’u hem bir uyanış, hem bir diriliş, hem bir mücadele, hem de karanlığa karşı ışık olarak kutladıklarını belirtti.
Önemli bir süreçten geçildiğini ifade eden Irmak, “Newroz da halkların bir arada eşit ve kardeşçe yaşayabileceği mesajların bu doğrultuda verileceği bir gün” ifadelerini kullandı.
Irmak devamında şunları söyledi:
“Biz Newroz’un da bugüne, bu sürece hizmet edecek şekilde kutlanmasını diliyoruz. Çünkü eğer bir ülkede bir halkın dili yasaksa, bir ülkede emekçilerin grevi yasaksa, bir ülkede kadınların can güvenliği yoksa, bir ülkede gençler güvencesizlik ve geleceksizlik içinde ise, bunların hepsi birbirleriyle doğrudan ilişkili, doğrudan birbirini kesen, birbirini tamamlayan şeyler.
Newroz’un da bu anlamda buna hizmet edeceği, hem emeğin hakkının alındığı, hem halkların bir arada eşit ve kardeşçe yaşayabildiği, gençlerin geleceğe güvenle bakabildiği, kadınların cinayetlere kurban edilmediği bir günün meşalesinin yakıldığı gün olmasını diliyoruz.”
“2026 NEWROZU BARIŞA VE DEMOKRASİYE VESİLE OLSUN”
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, verdiği mesajda 2026 Newrozu’nun barış ve demokrasiye vesile olmasını diledi. Newroz’un barış ve demokrasi için bir fırsat olması gerektiğini vurguladı. Fırat, halkların kardeşliğine ve ortak yaşam iradesine dikkat çekerek, Türkiye’nin içinde bulunduğu acıların sevgi ve dayanışmayla aşılabileceğini ifade etti.
Celal Fırat bu coğrafyada acılar yaşandığını belirterek, “Bu Newroz’un barışa, demokrasiye, bütün halkların birbirinin elini tuttuğu, güzelliklere vesile olmasını arzuluyoruz. Bu anlamıyla özellikle yarın Diyarbakır’da, pazar günü de İstanbul’da milyonlarca canlarımızla alanlarda olacağız. Bu alanlardan barış ve demokrasi taleplerimizi yükselteceğiz” dedi.
“Yaşadığımız acıları barış ve demokrasiyle dönüştürebilme şansımız var” diyen Fırat, “Acılarımızı dönüştürebiliriz. Bunu yapmamız lazım. Yoksa dünyanın öbür ucundan gelip burada yaşayan halklara sopa göstermeye devam edecekler. İran’da şu an neler yaptıklarını, Lübnan’da neler yaptıklarını görüyoruz. Bunları herkesin görmesi lazım. Korkularla kendini ifade etmeye çalışan bir mantık var. Bu mantık Ortadoğu’nun genelinde işliyor. Türkiye’de bu ülkelerden bir tanesidir. Kendi yurttaşına itikatından, inancından dolayı baskı uygulayan bir mantıkla hareket ediyor. Oysa ki kendi yurttaşıyla barışık olan bir sistemin oluşması lazım. Bunun adı da barış. Bütün halkların kendi kimliğiyle, itikatıyla, inancıyla var olması lazım. Onun için bizim birbirimizin inancına, kimliğine, diline saygı, sevgi göstermemiz lazım. Bu Newroz’un da buna vesile olmasını diliyorum. Xızır cümlemizin yoldaşı olsun ” diye belirtti.
“ÇOK TARİHSEL BİR SÜREÇ İÇERİSİNDE 2026 NEWROZU’NU KUTLUYORUZ”
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise hem Türkiye hem de Ortadoğu için kritik bir süreçten geçildiğine dikkat çekti. Kordu, Newroz’un halkların direnişi ve özgürlük mücadelesi açısından önemine vurgu yaparak şunları kaydetti:
“2026 yılı hem Türkiye hem Ortadoğu hem de dünya açısından oldukça zor bir süreç. Savaşların olduğu, türlü türlü sıkıntıların yaşandığı bir zamandan geçiyoruz. İşte böylesi bir süreçte 2026 Newrozu’nu kutluyoruz. Demokratik Toplum çağrısı ile beraber Türkiye’de bir demokratik toplum inşasının sürecini yaşıyoruz. Elbette Newrozu bu sene ‘özgürlük ve demokrasi’ şiarıyla her yerde kutluyoruz. Newroz, tarihsel açıdan bizim için çok önemli. Zulme karşı baş kaldırmış halkların mücadelesidir ve aynı zamanda bu mücadelenin simgeleştiği bir gündür.”
“NEWROZ HALKLARIN BAHARINI MÜJDELİYOR”
Erzincan Newrozu’nda sahne alan Hasan Ali Sezer ise herkesin Newroz bayramını kutlayarak, ” Newroz, tüm insanlık için, ama özellikle de Ortadoğu halkları için barış demek, zulme karşı direnmek demek, halkların kendini var etmesi anlamına da geliyor. Kimine göre baharı müjdeliyor ama toplumun da baharını müjdeleyen bir bayram Newroz” dedi.
Sezer, Erzincan’da Newroz kutlamalarında sahne almaktan büyük keyif aldığını belirterek, “Burada olmak, Erzincan’da olmak benim için çok keyifliydi. Biliyorsunuz Ortadoğu’da şu an ciddi bir savaşın içindeyiz. Newroz’un savaşlara karşı barışın simgesi olduğunu düşünüyorum. Buradan herkesin Newrozu’nu kutluyorum” dedi.
PİRHA-Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, 2016 darbesi sonrasında hukuksuz şekilde görevlerinden ihraç edilen 100 bini aşkın kamu çalışanı ve akademisyen için çağrıda bulundu: “Haklarında hiçbir delil yok, şiddet ve soruşturma yok ama hâlâ görevlerine iade edilmiyorlar. Bu zulme artık son verilmeli.”
2016 darbe girişimi sonrasında Türkiye’de kamu alanında yaşanan tarihi kıyımın üzerinden 10 yıl geçti. Eğitim-Sen Başkanı Kemal Irmak, hukuksuz ihraçların ve adaletsiz sürecin hâlâ devam ettiğini vurgulayarak, ihraç edilen akademisyenlerin ve öğretmenlerin görevlerine bir an önce iade edilmesi gerektiğini belirtti. Irmak, ihraç edilenler arasında Eğitim-Sen’e bağlı 1655 üye ile 410–414 akademisyenin bulunduğunu ve bu akademisyenlerin 320’sinin Eğitim-Sen üyesi olduğunu söyledi. Aradan 10 yıl geçmesine rağmen birçoğunun görevlerine iade edilmediğini belirten Irmak, “Bu arkadaşların hiçbir suçu yok, hiçbir terör bağlantısı yok ama hâlâ hakları iade edilmedi” diye konuştu.
OHAL KOMİSYONU VE YARGI SÜRECİ
Irmak, OHAL döneminde kurulan uyduruk bir komisyonun mağdurların başvurularını çoğunlukla reddettiğini, reddedilenlerin yargıya başvurmasının da önünün kesildiğini ifade etti. “Ancak bazı arkadaşlarımızın yargı süreçleri olumlu sonuç verdi. 2019’da Anayasa Mahkemesi, Barış Akademisyenleri için ‘eleştiri yapmak suç değildir, ifade özgürlüğüdür’ dedi. Buna uygun olarak Danıştay da bazı iade kararları verdi” dedi.
Ancak Danıştay 5. Dairesi’nin son kararı, Irmak’a göre tam bir hukuk garabeti yarattı: “Sadece dilekçeye imza atmak, terörle bağlantılı olmaya yetiyor demişler. Oysa Anayasa Mahkemesi başka karar vermişti. Hukuk devleti böyle işlemez” diye konuştu.
SİYASİ MÜDAHALELER VE TALEPLER
Irmak, siyasi baskının yargının üstünde durduğunu ve ihraçların hukuki değil, siyasi gerekçelerle yapıldığını vurguladı: “Hiçbir istihbari rapor, soruşturma, delil yok. Şiddet olayı yok ama bir gecede insanlar görevlerinden edildi. Artık bu zulüm sona erdirilmeli. Bu ülkenin beyinleri, akademisyenleri, öğretmenleri, geleceği inşa eden insanlar böyle bir belirsizliğe terk edilemez” dedi.
Irmak, parlamentodaki tüm siyasi partilerle görüşüldüğünü belirterek, “Çoğu partinin de bu durumun hukuksuz ve haksız olduğuna dikkat çektiğini gördük. Ama yargının üstündeki baskı kalkmadıkça, insanlar görevlerine iade edilmiyor” diye ekledi.
PİRHA – -Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, MEB kararıyla okullarda yapılacak Ramazan ayı etkinliklerini eleştirdi. Irmak, söz konusu uygulamaların, yasalara aykırı olduğunu belirterek “eğitimin adresi sanayi ve camilere taşındı. Milli Eğitim Bakanlığı, bu uygulamalarıyla sömürüyü meşru hâle getiriyor” dedi.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla okullara gönderilen talimatla birlikte, Ramazan ayı boyunca öğrencilere dini içerikli programlar dayatılacak.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası da (Eğitim-Sen) söz konusu uygulamalara karşı tepkisini sürdürüyor. Sendika başkanı Kemal Irmak, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, Ramazan etkinliklerinin Anayasa’nın laiklik ve 1739 sayılı Milli Eğitim Kanunu’nun temel ilkelerine aykırı olduğunun altını çizdi. Milli Eğitim Bakanı Tekin’in, toplumu kutuplaştıran bir tutum izlediğini söyleyen Kemal Irmak, “Yapılanların farkında mıdır bilmiyorum ama ona bu uyarıyı muhakkak yapmak gerekiyor” sözlerini kullandı.
“MAHALLE BASKISI”
Kemal Irmak, yapılacak etkinliklerin başta Alevi çocukları olmak üzere, başka inançlara sahip olanlara karşı da bir baskı hali oluşturduğunu söyledi.
““Buna karşı söz söyleyenlere yönelik olarak, troller aracılığıyla toplumu bir biçimde ayrıştıran, kutuplaştıran ve sanki toplum onların inancına ya da bu uygulamaya karşı çıkan insanların inançlarına düşmanmış gibi bir algı sürekli üretiliyor. Birlikte hareket ettikleri Eğitim Bir Sen’le beraber topluma bir kutuplaşma hali dayatılıyor. Bizler, bu ülkede yaşayan herkesin inancına saygılıyız. Ancak devletin, özellikle de Milli Eğitim Bakanı eliyle, kamu kurumlarında bir inancın ritüellerini etkinlik haline getirmesi, bunu raporlaştırması ve raporların ilgili müdürler aracılığıyla İl Milli Eğitim Müdürlüklerine gönderilmesi doğrudan doğruya bir mahalle baskısıdır.”
“ÇOCUKLAR YA SANAYİDE YA DA CAMİDE SÖMÜRÜLÜYOR!”
“Ramazan ayı etkinlikleri çocukların ufkunu nasıl açacak?” sorusunu gündeme getiren Irmak, eğitimin adresinin sanayi ve camiler olmadığının altını çizdi.
“Yapılanlar için ‘Ramazan ayı şenlikleri’ deniyor. Siz Hristiyan mısınız? Noel mi yapıyorsunuz ki ‘şenlik’ düzenliyorsunuz? Ramazan’da ne zamandan beri şenlikler düzenleniyor? Gelinen aşamada eğitimin adresi özellikle bu bakanın uygulamalarıyla birlikte ya sanayide çocukların sömürülmesine sebep olan ya da camilere taşınan ikili bir sömürü aracına dönüşmüş durumda. Milli Eğitim Bakanlığı, bu uygulamalarıyla bir taraftan inanç sömürüsü, bir taraftan emek sömürüsü ile doğrudan meşru hâle getiriyor. Milli Eğitim Bakanlığı, bir inancın ritüellerini resmi bir şekilde uygulama haline dönüştürebilir mi? Bu bir ayrımcılık, kutuplaştırma değil mi? Bu durum, laiklik ilkesine aykırı bir yaklaşım değil mi? Bütün bunları hesap etmeyen, aslında hesap ederek bilinçli bir şekilde toplumu ayrıştıran, ‘Bendensin ve benden değilsin’ gibi yaklaşımı önüne koymuş bir milli eğitim politikası ile karşı karşıyayız.”
“BİR ARADA YAŞAMI DA TEHDİT EDECEKTİR”
Kemal Irmak, Ramazan ayı etkinliklerine karşı hukuki girişimlerde bulunup itirazlarının süreceğini de belirtti. Irmak, uygulamanın hayata geçirilmesi için öğretmenlere de baskıda bulunulduğunu söyledi.
“Devletin okullarında herhangi bir inancın, Aleviliğin, Sünniliğin, Hristiyanlığın ritüelleri uygulanamaz. Bu diğerlerine karşı bir baskı sebebidir. Buradan bir kez daha Milli Eğitim Bakanlığına ve onun arkasında dizilen, toplumu ayrıştıran sendikalara da sözümüz şu olsun: Toplumsal sorumluluğunuz olsun. Sorumluluğunuz sadece bir inancın, bir mezhebin ritüellerini birilerine dayatmak olmasın. Bu durum, demokratik barışı da bir arada yaşamı da tehdit edecektir. Devlet, inançlara eşit mesafede durmak zorundadır. Devlet, hiçbir inancın ritüellerini okullarda dayatamaz. Bizler, insanların inançlarıyla ilgilenmiyoruz. Altını özellikle çiziyorum, Milli Eğitim Bakanlığı güya gönüllülük esasına dayandırıyor ama komisyonda yer alan öğretmene ‘Alınan kararları yapmak zorundasın’ diye bir dayatmada bulunuyor. Bunları kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Mücadelemizi de sürdüreceğiz.”
PİRHA- Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, okul ve kırtasiye masraflarının artmasına tepki göstererek, “Madem Anayasa’nın 42. maddesi gereği zorunlu eğitim ve parasız eğitim diyorsunuz. Bu çocukların eğitim ihtiyaçlarını karşılamak durumundasınız. Anayasa’yı ihlal ediyorsunuz” dedi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Kemal Irmak, 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı’nın başlamasıyla okul ve kırtasiye masraflarının artmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“ÇOCUKLAR OKULA AÇ GİDİYOR”
Bu sene de yüksek enflasyon nedeniyle okulda çocukların birçok sorunla karşı karşıya kalacağını belirten Kemal Irmak, “Dört çocuktan birisi okula aç gidiyor. Üstelik bu her dört çocuktan birisi genel bir durum. Bazı yerlerde dört çocuktan üçü okula aç gidiyor. Diğer taraftan ulaşıma yüzde 30 oranında engelleme getirildi. Aileler kendi ekonomik bütçelerinden yer ayırarak çocuklarını göndermeye çalışıyorlar. Onu da gönderemiyorlar. 30 km’nin üstünde kalan hiçbir yerden çocuklara taşıma yapılmıyor” dedi.
“BİR OKUL ÇANTASI YAKLAŞIK 4.000 LİRAYA DOLUYOR, KABUL EDİLEBİLİR DEĞİL”
Bir ilkokul çocuğunun okul çantasının yaklaşık 4 bin liraya dolduğunu belirten Irmak, “Çocuklar çantaları dolmuyor, bir ilkokul çocuğunun çantası; sadece kalemi, defteri, silgisi, boyası, kalem tıraşı ve çantası ile 4 bin liraya yakın bir parayı buluyor. 22 bin lira asgari ücretle çalışan bir kişinin, hele de ailesinde birden fazla çocuk varsa aldığı tüm ücretini eğitim ihtiyaçlarına yatırsa ancak karşılıyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil” diye ekledi.
“ANAYASA’YI İHLAL EDİYORSUNUZ”
Millî Eğitim Bakanlığı’nın anayasa gereği çocukların eğitim masraflarını karşılaması gerektiğinin altını çizen Irmak, “Madem Anayasa’nın 42. maddesi gereği zorunlu eğitim ve parasız eğitim diyorsunuz. Bu çocukların eğitim ihtiyaçlarını karşılamak durumundasınız. Anayasa’yı ihlal ediyorsunuz, Milli Eğitim Temel Kanunu’nu ihlal ediyorsunuz, çocukların eğitim hakkını ihlal ediyorsunuz” diye konuştu.
“MEB, ÇOCUKLARIN EĞİTİM HAKKINI ELİNDEN ALMAMALI”
Kemal Irmak, yoksulluktan kaynaklı olarak çocukların MESEM’lerde işçi gibi çalıştığını kaydederek şunları söyledi:
“Çocuklar yoksulluktan kaynaklı MESEM’lere gidiyorlar. Çocuk değiller orada. Eğitim değil MESEM’deki, tamamen bir işçilik. İşçilik yaptırılıyor çocuklara.
Yoksulluktan kaynaklı bir miktar para verildiği için çocuklara, oralarda gidip hayatlarını veriyorlar, ömürlerini veriyorlar, zamanlarını veriyorlar, istismara uğruyorlar. Bunların hiçbiri kabul edilemez. Kamusal, bilimsel eğitimin gereği olarak Milli Eğitim Bakanlığı gerekli bütçeye ayırarak bu çocukların, bu ailelerin mağduriyetini ortadan kaldırma. Çocukların da eğitim hakkını elinden almamalıdır.”
PİRHA – Eğitim emekçileri, “Yeni Maarif Modeli ve Laik Bilimsel Çağdaş Eğitimin Uygulanması” başlıklı panelde dinsel dayatmalara dikkat çekti. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe konuşmasında, “Zorunlu din derslerinin kaldırılması meselesini sadece Alevilerin meselesi olarak görmek bizi yanlış bir yere götürüyor. Elbetteki ana dilinde eğitim Kürtlerin de meselesidir ama bu talepler Kürtlerin Alevilerin talebi olmaktan çıkıp toplumun bütün kesimlerini kapsamalıdır” dedi.
62. Ulusal, 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’nin son gününde “Yeni Maarif Modeli ve Laik Bilimsel Çağdaş Eğitimin Uygulanması” başlıklı panel düzenlendi.
Hacıbektaş Kültür Merkezi’nde yapılan panelin moderatörlüğünü Ramazan Gürbüz yürüttü. Eğitimin 85 milyonun sorumluluğunda olduğunu söyleyen Gürbüz, “KESK olarak laik, parasız, ana dilinde, bilimsel eğitim için çok büyük bedeller ödedik. Sadece bizim değil, toplumun tüm kesimlerini eğitim konusunda duyarlılığa çağırmaktayız. Laik yaşam olmadan bu ülkede barış olmaz” dedi.
“AMAÇLANAN DÜŞÜNMEYEN, TARTIŞMAYAN BİR NESİL”
Panelin konuşmacılarından Eğitim Sen Eş Genel Başkanı Kemal Irmak, iktidarın özellikle 2012 yılından sonra eğitim alanında ciddi değişimler yaptığına işaret etti.
‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin yanlışlarına değinen Irmak, şunları söyledi:
“İktidarlar, bütün ideolojik tahakkümlerini eğitim üzerinden yapıyor. Örneğin Alevi çocukları halen zorunlu din derslerine maruz kalıyor. AKP iktidarının aslında dini imanı yok. Onların dini imanı para. FETÖ ne istediyse verildi. Şimdi Menzilciler Süleymancılar… Ancak bunlara karşı toplumsal bir itiraz oluşturamadık. Bilimsel bir eğitim yerine her şeyi bir kutsal üzerinden açıklayacak, evrimi ortadan kaldıracak gibi uygulamalar ile düşünmeyen, tartışmayan, bilimi arka plana atan bir proje bu. Ama şöyle bir handikap var, söyledikleri her şey yerini tutmuyor. Yakın zamanda bir öğretmen arkadaşla tanıştım. Bütün ailesinin AKP’li olduğunu belirtti ve genç neslin artık bunlara inanmadığını, tevazu göstermediğini söyledi. Böyle de bir gerçeklik var.
EĞİTİMDE DİYANETİN ETKİSİ!
“Diyanet, devlete hükmediyor ve milli eğitim politikalarını belirliyor. Hatta rehberlik eğitimi almış öğretmenleri devre dışı bırakıp, manevi danışmanlık olarak okullara bir takım hoca ve imam gönderilmeye çalışıyor. Bu durum Sağlık Bakanlığında da yapılıyor. O yüzden ismini net koyalım, laik bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı olamaz. Kaldırılmalı! Laiklik çocuğun özgürlüğüdür. AKP iktidarı laiklik konusunda büyük gedik açtı. CHP’nin altı okundan biri laiklik ama onlar da mücadele konusunda yetersiz kalındı. Osmanlı’da Şeyhülislam neyse Diyanet İşleri Başkanlığı da bugün aynı işlevi görüyor. Laik ve bilimsel eğitim ile kamusal eğitim Eğitim Sen’in iki önemli başlığıdır.”
“İSTEDİKLERİNE ULAŞTILAR”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe de eğitimin AKP öncesinde de “gerici, ırkçı ve tekçi” olduğunu söyledi. Erçe, iktidarın “Kindar, dindar ve itaatkar nesil” yetiştirme konusunda çok planlı olduğunu söyleyerek şunları aktardı:
“Çocuklarını özel dershanelere, özel kolejlere, kreşlere göndermeyenimiz kalmadı. Bu konuda iktidar istediğine ulaştı malesef. Aleviler, bu süreçte en çok olumsuz etkilenen kesimlerin başında oldu. Laiklik, gericilik meselesi yeterince gündemleşemediği için sorunlar büyüyor.
Zorunlu din derslerinin kaldırılması meselesini sadece Alevilerin meselesi olarak görmek bizi yanlış bir yere götürüyor. Elbetteki ana dilde eğitim Kürtlerin de meselesidir ama bu talepler Kürtlerin Alevilerin talebi olmaktan çıkıp toplumun bütün kesimlerini kapsamalıdır.
TARİKATLARI DİKKATE ALMALIYIZ
‘Türkiye laiktir laik kalacak’ sloganları atıldığında Türkiye’de zorunlu din dersleri vardı. Laikliğin ne demek olduğu malesef bilinmiyor. AKP dönemi ile bu slogan eskisi kadar sık atılmaz oldu. Laik eğitimde din eğitimi olmaz. Laik eğitimden uzaklaşmanın sonuçlarını bugün görüyoruz. Tarikatları dikkate almıyoruz. Menzil örneğin, Adıyaman’da bir kent kuruyor. Aleviler laik, bilimsel, çağdaş eğitimi sadece kendi çocukları için istemiyorlar.”
“ÇOCUKLARIN GELECEK HAYALİ YOK”
KESK Nevşehir Şube Temsilcisi Tarık Kaya da eğitim üzerinde “ciddi oynamalar” yapıldığını anlatarak şunları söyledi:
“Toplumun büyük kesimi malesef bu süreçlere dahil olmuyor ve eğitim için ciddi harcamalar yapıyor. Çocuklarımıza ‘Hayata dair beklentiniz nedir?’ diye sorduğumuzda ‘Güzel bir ev, güzel bir araba’ diyorlar. Hayata, bilime dair beklentiler sıfırlanmış, teknolojik ürünlerin bol olduğu bir hayal dünyasına sahipler. Bizler okul önlerinde de taleplerimizi, eğitimdeki gidişatı dile getiriyoruz ancak ne yazık ki karşılık bulamıyoruz. Eğitim konusunda toplumun bize vereceği destek çok önemli.
OLMAZSA OLMAZIMIZ
Toplumlar tarih boyunca eğitimi yönetme aracı olarak kullanmışlardır. Dolayısıyla laiklik bizim için yaşamsaldır. Eğitim sisteminde laikliği tartıştığınız zaman karşınızda Diyanetle karşı karşıya kalıyorsunuz. Alternatif Milli Eğitim Bakanlığı durumuna gelmiş durumda. Sadece fetva vermek ile kalmıyo, bütün devlet kurumlarını yönlendiren bir konumda. Dolayısıyla biz Diyanet’i bir kurumsal yapı olarak görmeyelim. Diyanet artık bir sistem. Bu alanı iyi tanıyıp mücadele hattı geliştirmek lazım. Örneğin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin dinsel eğitim konusındaki kararları uygulanmadı. Karşılık bulunmamasının sebebi yeterince mücadele verilmiyor olmasından kaynaklı değildi; Diyanet’ti. Laiklik konusunda ödün vermeden mücadeleyi büyütmek gerekir. Olmazsa olmazlarımızdan bir tanesidir laiklik.”
PİRHA- Eğitim Sen, 2024-2025 eğitim öğretim döneminin son ermesi dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı önünde yaptığı açıklamada Bakan Yusuf Tekin’e “karne” verdi. Açıklamada eğitimde yaşanan sorunların artmaya devam ettiği vurgulandı.
video eklenecek…
2024-2025 eğitim-öğretim yılı sona erdi. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası da (Eğitim Sen) Milli Eğitim Bakanlığı önünde yaptığı açıklama ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın karnesini verdi.
Yapılan basın açıklamasında eğitimde yaşanan yapısal sorunların artarak devam etmekte olduğuna dikkat çekildi. Basın metnini Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.
EĞİTİM SİSTEMİ VE ÇOK KATMANLI BİR KRİZLE KARŞI KARŞIYADIR.
2024- 2025 Eğitim Öğretim yılında çocukların; bilim dışı anlayışla, açlığa, çocuk işçiliğine, cemaat ve tarikat düzenine mahkum edildiğini belirten Kemal Irmak, şunları kaydetti:
“ Türkiye’de eğitim sistemi, yıllardır sürdürülen piyasacı, rekabete dayalı ve sınav odaklı politikalar nedeniyle uzun süredir derin ve çok katmanlı bir krizle karşı karşıyadır. 2024/’25 eğitim öğretim yılında okul öncesinden yükseköğretime kadar eğitimin tüm kademelerinde yaşanan sorunlar, sistemin temel işlevlerini yerine getiremez hale geldiğini bir kez daha göstermiştir. Bu yapısal tıkanıklık, eğitimin niteliğinde ciddi bir gerilemeyi beraberinde getirmiştir.
Okulların fiziki altyapı eksiklikleri, donanımsızlık, kalabalık sınıflar ve ikili öğretim uygulamaları gibi temel problemler bu eğitim yılında da çözüme kavuşturulamamıştır. Özellikle kırsal bölgelerde sürdürülen taşımalı eğitim modeli, eğitime erişimi kolaylaştırmaktan çok çocukların sosyal, fiziksel ve pedagojik gelişimlerini olumsuz etkilemektedir.”
“MESLEKİ SAYGINLIĞI ZEDELEMİŞ VE EĞİTİMDE NİTELİĞİ OLUMSUZ ETKİLEMİŞTİR”
Öğretmen açığı sorunun bu yıl da giderilemediğine dikkat çeken Irmak, “Nitelikli, güvenceli öğretmen istihdamı yerine, sözleşmeli, ücretli ve mülakata dayalı atama uygulamaları devam etmiştir. Bu politikalar, öğretmenler arasında adaletsizliği derinleştirmiş, mesleki saygınlığı zedelemiş ve eğitimde niteliği olumsuz etkilemiştir” dedi.
“ÇOCUKLARIN HAKLARI VE GELECEKLERİ TEHDİT ALTINDADIR”
Irmak, çocukların haklarının ve geleceklerinin tehdit altında olduğunu vurgulayarak şunları ekledi:
“MEB’in açıkladığı ve 2024-2025 itibarıyla kademeli olarak uygulamaya koyduğu yeni müfredat, bilimsel içerikten uzaklaşmış, eleştirel düşünceyi baskılayan, dini referanslı bir yapıdadır. Laiklik, eleştirel düşünce, bilimsel yöntem gibi temel ilkeler müfredatta giderek daha az yer bulmakta; yerini dogmatik, tekçi ve ideolojik ögelere bırakmaktadır.
Çocuk yaşta evliliklerin önüne geçecek, çocuk istismarını önleyecek politikaların hayata geçirilmemesi, toplumsal eşitsizliklerin eğitim yoluyla yeniden üretildiğini açıkça göstermektedir. Özellikle emekçi ailelerin çocukları, kız çocukları ve kırsal bölgelerde yaşayan öğrenciler açısından eğitime erişim, bu yıl da ciddi sorun alanlarından biri olmuştur. Çocukların hakları ve gelecekleri tehdit altındadır.”
“EĞİTİM SİSTEMİ İÇİNDE FARKLI ETNİK, DİLSEL VE KÜLTÜREL KİMLİKLERE YÖNELİK DIŞLAYICI UYGULAMALAR SÜRMEKTEDİR”
Kemal Irmak, eğitim sistemi içinde farklı etnik, dilsel ve kültürel kimliklere yönelik dışlayıcı uygulamaların sürdüğünü belirterek, “2024-2025 eğitim öğretim yılı, Türkiye’de eğitim sisteminin eşitlikçi, kapsayıcı ve kamusal karakterinden uzaklaştığı bir dönemi daha gözler önüne sermiştir. Bölgesel, sınıfsal, etnik, cinsiyet temelli ve fiziksel engellilik gibi toplumsal farklılıkların eğitim sisteminde yarattığı eşitsizlikler derinleşerek devam etmektedir.
Eğitim sistemi içinde farklı etnik, dilsel ve kültürel kimliklere yönelik dışlayıcı uygulamalar sürmektedir. Anadilinde eğitim hakkı tanınmadığı için çok sayıda çocuk sistematik bir eğitim dışına itilme riskiyle karşı karşıyadır. Engelli çocuklar için okullarda yeterli fiziki altyapı, uzman öğretmen ve özel destek hizmetleri sağlanmamaktadır. Kamusal eğitim hakkı linç ediliyor. MEB proje okullarında büyük bir tasfiyenin peşindedir . Milli Eğitim Akademisi mesleki özerkliğe yönelik siyasal bir müdahale olmuştur. Taşımalı eğitimin kısmen kaldırılması eğitim hakkının gaspı demektir” dedi.
“EĞİTİM HAKKINA ERİŞİMİN ÖNÜNDEKİ TÜM ENGELLER KALDIRILMALIDIR”
“2024-2025 eğitim öğretim yılı, eğitim hakkına erişim konusunda yaşanan çok yönlü engellerin derinleştiği bir dönem olmuştur” diyen Kemal Irmak, “Eşit, parasız ve nitelikli eğitimin temel koşulları sağlanmalıdır. Her öğrenciye ücretsiz bir öğün yemek sağlanmalıdır. Eğitim bütçesi acilen artırılmalıdır. Kamusal eğitim güçlendirilmeli, piyasalaşmaya son verilmelidir. Eğitim hakkının önündeki fiziksel ve yasal engeller kaldırılmalıdır. Her çocuğun eşit, parasız, nitelikli, laik, bilimsel, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitime erişimi güvence altına alınmalıdır. Müfredat kapsayıcı, çoğulcu ve cinsiyet eşitliğini gözeten bir biçimde yeniden yapılandırılmalıdır. Kamusal eğitim anayasal güvence altına alınmalı, özel okul teşvikleri kaldırılmalıdır.
Tüm öğrenciler için eşit, parasız, nitelikli eğitim olanakları sağlamak devletin ve özelde Millî Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğundadır” diye ekledi.
PİRHA- Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, tutuklu ve ev hapsinde olan öğrencilerin sınav haklarının tanınmasını istedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilip tutuklanması süreciyle birlikte gelişen eylemlerde öğrencilere yönelik tutuklamalara, ev hapislerine ilişkin açıklama yapan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Kemal Irmak, öğrencilerin sınav haklarının tanınmasını istedi.
Irmak, yaptığı açıklamada eğitim öğretimin anayasal bir hak olduğuna vurgu yaparak, “Anayasal protesto haklarını kullandıkları için yüzlerce eğitim çağındaki öğrenci haksız ve hukuksuz bir şekilde hapis tutuluyor. Tutuklu ve ev hapsinde tutulan tüm öğrencilere sınav hakkı tanınmalıdır” dedi.
PİRHA –Öğrencilerin boykot eylemine destek veren Eğitim Sen’e açılan soruşturma sonucunda tüm MYK üyelerine bir haftalık ev hapsi verildi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından üniversite öğrencilerinin boykot kararını desteklemiş ve bir günlük iş bırakma kararı almıştı. Eğitim Sen’in eylem kararı ardından hızlıca soruşturma açılmıştı.
Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri, İstanbul Başsavcılığı tarafından “suç işlemeye alenen tahrik etmek” iddiasıyla başlatılan soruşturma ve ayrıca Ankara Başsavcılığı tarafından da resen açılan soruşturma kapsamında ifade verdi.
Ankara 2’nci Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edilen tüm MYK üyeleri hakkında bir haftalık ev hapsi cezası ve ardından adli kontrol tedbiri uygulama kararı verildi.
“BUYURSUN YARGILASINLAR”
Kararın ardından adliye önünde basın açıklaması yapıldı. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, sendikal faaliyete soruşturma açılmasına tepki göstererek, “Eğitim Sen’in hesabını vermeyecek hiçbir meselesi yok! Ne istemişiz biz; laik ve bilimsel, anadilinde eğitim hakkı, çocukların okula aç gitmemesini, kendilerine bir öğün yemek verilmesini, çocuklara temiz su kamusal eğitim istemişiz. Bunun için yargılayacaklarsa bizi, hay hay buyursun yargılasınlar. Bizim bunun dışında suçumuz yok” şeklinde konuştu.
“ÇOCUKLARI ÖLDÜREN PATRONLARA TEK SORUŞTURMA YOK”
Meslek Eğitim Merkezleri’nde (MESEM) çalışırken 11 çocuğun öldüğünü hatırlatan Irmak, “Çocuklar orada işverenlere ucuz iş güç olsun diye öldü. Bir tek açılan dava yok, hesap veren yok. Bu ülkede daha fazla kaos olmasın, üniversitelerde güvenli ortamlar yaratılsın diye aldığınız 1 günlük uyarı anlamına gelen iş üretmeme kararı bugün soruşturma sebebi. 40 yıllık öğretmenim. 30 yıldır bu sendikada mücadele ediyorum, onlarca kez iş bırakma kararı almıştık. Bu kadar jet hızıyla bir soruşturma henüz geçirmedik. Malumun ilanıdır bu. Hukuk siyasetin emrindedir. Dün bakanın açıklamalarında da bu bir kez daha teyit edilmiştir. Alnımız ak, başımız dik. Bizim veremeyeceğimiz hesabımız yok, ama onların bize, bu topluma vereceği hesap çok” dedi.
PİRHA-Eğitim Sen’in, ‘Haklarımız, taleplerimiz ve geleceğimiz için Eğitim Sen’de birleşelim’ şiarıyla 17 Mart’ta startını verdiği örgütlenme kampanyasına ilişkin Eğitim-Sen Dersim Şubesi’nde açıklama yapıldı. Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Türkiye’deki siyasal, sosyal, anti-demokratik gelişmelerle ekonomik taleplerimizi birleştirerek genel grev, genel direniş örgütlemeye çalışacağız” dedi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Dersim Şubesi, ‘Haklarımız, taleplerimiz ve geleceğimiz için Eğitim Sen’de birleşelim’ şiarıyla 17 Mart’ta startını verdiği örgütlenme kampanyasına ilişkin şube binasında basın toplantısı düzenledi.
Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak’ın da katıldığı basın toplantısında açıklamayı Eğitim-Sen Dersim Şube Sekreteri İlhan Öner, okudu.
“EĞİTİM VE BİLİM EMEKÇİLERİNİ ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYİ BÜYÜTMEYE ÇAĞIRIYORUZ”
Yaşam koşullarının giderek kötüleştiği bir süreçten geçtiklerini ifade eden İlhan Öner, “Eğitim Sen olarak, eğitim ve bilim emekçilerinin haklarını, insanca yaşam koşullarını ve güvenceli çalışma hakkını savunmak için yeni bir örgütlenme ve mücadele kampanyası başlatıyoruz. “Haklarımız, Taleplerimiz ve Geleceğimiz İçin Eğitim Sen’de Buluşalım” şiarıyla yola çıktığımız bu kampanya ile eğitim ve bilim emekçilerinin en geniş kesimlerine ulaşmayı ve onlarla ortak bir gelecek örgütlemek birlikte mücadeleyi ilmek ilmek örmeyi hedefliyoruz. Bugün beş ilde eş zamanlı olarak başlattığımız kampanya ile eğitim ve bilim emekçilerinin taleplerini daha geniş kitlelere duyurmayı, dayanışmayı büyütmeyi ve ortak mücadeleyi güçlendirmeyi hedefliyoruz. Eğitim ve bilim emekçilerini hak kayıplarına karşı birleşmeye ve örgütlü mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz” dedi.
“İNSANCA BİR EMEKLİLİK AYLIĞI İSTİYORUZ”
Öner, kampanya taleplerini ise şu şekilde sıraladı:
-Gelir vergisi dilimlerindeki adaletsizlik nedeniyle emekçiler her geçen gün daha fazla yoksullaşmaktadır. Vergi dilimi uygulaması nedeniyle maaşlarımız yılın ilk yarısından itibaren azalmaya başlamaktadır. Vergi dilimi uygulaması nedeniyle yaşadığımız mağduriyetin giderilmesini talep ediyor, vergide adalet istiyoruz.
-Eğitim ve bilim emekçileri arasında aynı işi yapanlar arasında farklı maaş uygulaması eşit işe eşit ücret ilkesine aykırıdır. Özellikle Öğretmenlik Mesleği Kanunu sonrasında eğitim kurumlarında oluşan farklı maaş uygulaması büyük bir adaletsizlik ve eşitsizlik yaratmıştır. Eğitim kurumlarında eşit işe eşit ücret politikasıyla çelişen tüm uygulamalara son verilmelidir.
-Ek ödemeler yerine maaşlarımızda kalıcı iyileştirme istiyoruz! Maaşlarımızın büyük bölümü ek ödemelerden oluşmaktadır. Taban aylıklarımızın uzun yıllardır düşük oranda belirlenmesi eğitim ve bilim emekçilerinin emekli olduklarında düşük emekli aylığı almasına neden olmaktadır. Ek ödemelerin tamamı taban aylığa yansıtılmalıdır.
-Türkiye’de özellikle Ekim 2008’de yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda (SSGSS) yapılan değişiklikler, emekli aylıklarının her geçen yıl düşmesine neden olmuştur. Eğitim ve bilim emekçileri olarak emekli olduğumuzda açlık ve yoksulluk içinde yaşamak istemiyoruz! İnsanca bir emeklilik aylığı talep ediyoruz.”
“GENEL GREV, GENEL DİRENİŞ ÖRGÜTLEMEYE ÇALIŞACAĞIZ”
“Dünyanın her yerinde sınıflar arası ekonomik uçurum ne kadar artarsa o ülkedeki iktidar da o kadar otoriterdir” diyen Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Bir taraftan otoriter rejime karşı mücadele ederken bir taraftan da ücretler arasındaki ücretlendirme farkını ortadan kaldırmak haklarımız, taleplerimiz ve geleceğimiz için bir kampanya başlattık. Kampanyayı yereldeki şubelerimizdeki arkadaşlarımız 1 Mayıs’a kadar sürdürecekler ama bunun öncesinde kent meydanlarında imza stantları açacağız ve Türkiye’deki siyasal, sosyal, anti-demokratik gelişmelerle ekonomik taleplerimizi birleştirerek genel grev, genel direniş örgütlemeye çalışacağız. Eğer ülkede yaşanan siyasal kaos, kargaşa, iradeye müdahale, halkları yok sayma, hukuku ortadan kaldırma hali devam ederse tüm emekçilerin genel grev, genel direnişi örgütleme hakkı da oldukça meşru bir hale geliyor” diye konuştu.
PİRHA- Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, birçok ildeki il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlüklerinin, okul müdürlerine Ramazan ayında etkinlik düzenlemeleri için talimat göndermesine ilişkin “Herkes aynı inanca sahip değil, herkes Ramazan orucu tutmuyor, herkes Müslüman da değil ama bunlar bütün bu çocukların üzerinde bu uygulamayla beraber çok ciddi psikolojik bir baskı oluşturuyorlar” dedi.
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, birçok ildeki il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin, okul müdürlerine Ramazan ayında etkinlik düzenlemeleri için talimat göndermesine tepki gösterdi.
“RAMAZAN SÜRESİNCE YAPILACAK ETKİNLİKLER ADI ALTINDA YAYINLANAN 23 MADDELİK BİR LİSTE VAR”
İktidarın 13 yıldır eğitim alanında çok ciddi bir dönüşüm faaliyeti yürüttüğünü belirten Irmak, “Eğitimi giderek bilimsel değerlerden, bilimden uzaklaştırarak, gerici bir eğitimle faaliyet sürdürüyorlar. İktidarın kendi ideolojik hedefleri doğrultusunda bir iş yapmasının kendilerince bir anlamı var o da toplumu biraz daha muhafazakarlaştırmak, biat eden bir toplum yetiştirmek. Bunu yaparken ülkenin bütün değerlerini göz ardı eden bir yerden bunu yapıyorlar. ÇEDES ile başlayan ama şimdi Ramazan süresince yapılacak etkinlikler adı altında yayınlanan 23 maddelik bir liste var. Bu listede çocukların evlerinde Ramazan köşesi oluşturması, okul koridorlarında Ramazan koridoru oluşturulması, Ramazan köşesi yapılması, veliler ile birlikte çeşitli iftar, söyleşi ve benzeri programlar düzenlemesi gibi birçok faaliyet var. Kabul edilebilir bir şey değil” dedi.
“UYGULAMALAR ÇOCUKLARIN ÜZERİNDE ÇOK CİDDİ PSİKOLOJİK BASKI OLUŞTURUYOR”
İktidarın giderek eğitim alanında attığı adımlarla çığrından çıkan işler yapmaya başladığının altını çizen Kemal Irmak şunları söyledi:
“Herkes aynı inanca sahip değil, herkes Ramazan orucu tutmuyor, herkes Müslüman da değil ama bunlar bütün bu çocukların üzerinde uygulamayla beraber çok ciddi psikolojik bir baskı oluşturuyorlar. İnanç baskısı oluşturuyorlar.
Bir dönem bu ülkede başörtüsünden kaynaklı insanlar ciddi problemler yaşadılar. Bunu bugün iktidar sahipleri bir inanca müdahale olarak değerlendiriyorlar, baskı olarak değerlendiriyorlar. Haksız değiller ama iktidar bugün bu baskıyı ilkokulu, ortaokul ve lise çağındaki çocuklara indirgeyecek şekilde yapıyor. Gönüllülük esasına dayalı diyorlar böyle gönüllülük olmaz.”
“TALİMATLARIN NEREDEN GELDİĞİNE RESMİ YAZI YOK”
Uygulamaların ideolojik olduğunu pedagojik bir uygulama olmadığı belirten Irmak, “Çocukların ruh halini çok olumsuz yönde etkiliyorlar. Burada temel olan bir problem var o da şu; bu 23 maddelik Ramazan’da yapılacak işlerle ilgili okullara il, ilçe milli eğitim müdürlükleri WhatsApp grubu ile gönderdikleri bu talimatların nereden geldiğine dair de bir resmi yazı yok. Bakanlık eliyle il milli eğitimlerine gönderilen bir yazı yok. Ama biz şunu biliyoruz il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri bütün ülkenin her yerinde eş zamanlı olarak böyle bir iş yapmazlar. Fiili bir durum oluşturuyorlar asıl kötü olan bu” diye konuştu.
“DEVLET KENDİ DİNİNİ BÜTÜN FARKLI İNANÇ KESİMLERİNE DAYATIYOR”
Konuya ilişkin eylemler önlerine koyduklarını belirten Irmak, şunları kaydetti:
“İmam Hatipler’de yapılan bu uygulama artık ülkenin bütün okullarında yapılıyor. Her yeri İmam Hatipleştirme çabası var. Toplumu da bu inanç baskısıyla zapturapt altına alma çabaları var. Bizim açımızdan kabul edilebilir bir şey değil. İnsanların inançlarını yaşamasının anayasal güvence altına alınması gibi birtakım hakları var ama devletin böyle bir hakkı yok, devletin dini olmaz. Burada devletin bir dini varmış gibi ve bu devlet kendi dinini bütün farklı inanç kesimlere dayatmak gibi bir tutumla karşı karşıya, kabul edilemeyen yani bu. Bir inancın gölgesini tüm inançlar üzerine, özellikle kamu alanında, kurumlarda ve özellikle de okullarda, milli eğitim alanında bunun yapılması doğru değil. Bu yazının kim tarafından okullara gönderildiğine dair bilgi edinme hakkı üzerinden bakanlığa da bir soru sorduk onun cevabında bekliyoruz. Diğer taraftan Eğitim Hakkı Platformu ile birlikte buna yönelik de bir itiraz, bir eylemimiz olacak.”
PİRHA- Beraberiz Derneği, 6 Şubat depremlerini unutturmamak amacıyla “Bizim Eller” Fotoğraf Sergi & Paneli düzenledi. Sergi pazartesi gününe kadar Yunus Emre Kültür Merkezi’nde kamuoyuna açık olacak.
6 Şubat depremlerini unutturmamak ve afet farkındalığı kazandırmak amacıyla Beraberiz Derneği tarafından düzenlenen “Bizim Eller” Fotoğraf Sergi & Paneli’nin dördüncüsü Yunus Emre Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Panele siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Küratör Mahmut Akgül sergi açılışını yaptı. Panelde CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, depremi siyasi açıdan değerlendirirken, Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak depremle birlikte enkaz altında kalan eğitimi anlattı.
Van depreminden bu yana afet bölgesindeki kadınların regl yoksulluğuna dikkat çeken, destek sunan Konuşmamız Gerek Derneği temsilcisi Cansel Zey afet bölgesindeki kadınları anlattı.
Panelin ardından Halk Müziği Sanatçısı Sevilay Gökpınar 6 Şubat anısına konser verdi.
Sergi pazartesi gününe kadar Yunus Emre Kültür Merkezi’nde açık olacak.
PİRHA-Eğitim Sen yaptığı açıklamada, 6 Şubat depremleri ve son olarak Bolu’da yaşanan yangın felaketinin ortaya çıkardığı acı tablonun herkesi derinden sarstığını belirterek, “Zamanında gerekli önlemler alınmaması, atılması gereken adımların atılmaması nedeniyle yaşanan bu tür felaketler sonrasında öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin can güvenliği konusunda ciddi endişeler taşıyoruz” dedi.
Eğitim Sen, Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın faciası ve 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü nedeniyle, Eğitim Sen Genel Merkezi’nde basın toplantısı yaptı. Basın açıklamasını Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.
“ÖĞRENCİLERİN VE EĞİTİM EMEKÇİLERİNİN CAN GÜVENLİĞİ KONUSUNDA CİDDİ ENDİŞELER TAŞIYORUZ”
21 Ocak Salı günü Bolu Kartalkaya’da bir otelde meydana gelen yangın felaketi sonrasında aralarında öğrencilerin ve eğitimcilerin de bulunduğu 78 yurttaşın, zamanında alınmayan önlemler nedeniyle yaşamını yitirdiğini hatırlatan Irmak, şunları söyledi:
“İki yıl önce yaşanan ve 50 binin üzerinde canımızı kaybettiğimiz 6 Şubat depremleri ve son olarak Bolu’da yaşanan yangın felaketinin ortaya çıkardığı acı tablo ülke olarak hepimizi derinden sarmıştır. Zamanında gerekli önlemler alınmaması, atılması gereken adımların atılmaması nedeniyle yaşanan bu tür felaketler sonrasında öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin can güvenliği konusunda ciddi endişeler taşıyoruz. Eğitim kurumları, sadece eğitim-öğretimin sürdürüldüğü yerler değil, aynı zamanda çocukların ve eğitim emekçilerinin günlerinin büyük bir kısmını geçirdiği alanlar olması nedeniyle bu alanların deprem ve yangın gibi felaketlere ne kadar hazır olduğu, dolayısıyla can güvenliği açısından ne kadar güvenilir olduğu tartışmalıdır.
Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın felaketi, ülke genelinde okul güvenliği, kriz yönetimi ve psikolojik destek mekanizmalarının önemini bir kez daha göstermiştir. Eğitimin sadece bilgi aktarımı değil, aynı zamanda çocukların ve gençlerin duygusal ve sosyal gelişimlerini destekleme süreci olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Bu tür olaylardan sonra yapılması gereken, sadece kayıpları anmak değil, aynı zamanda gelecekte benzer durumlarda daha hazırlıklı olunması için harekete geçmek, eğitim kurumlarını yaşanması muhtemel felaketlere karşı daha sağlam ve güvenli yapılar haline getirmektir.”
“YANGIN YA DA DEPREM GİBİ BİR FELAKET YAŞANDIĞINDA SORUMLULUK KİMİN OLACAK?”
Kemal Irmak, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıt vermesi gereken sorular olduğunu belirterek, şu soruları sıraladı:
“-Türkiye’deki tüm ortaokul ve lise düzeyindeki kaç okulda yangın merdiveni bulunmaktadır?
-Depreme dayanıksız olduğu bilinen kaç okul binası hâlâ aktif olarak kullanılmaktadır?
-Yangın merdiveni olmayan okulların sayısı kaçtır? Bu okullara neden gerekli düzenlemeler yapılmamıştır?
-Mevcut yangın merdivenlerinin kaçının kullanımı güvenlidir? Kaç tanesi yönetmeliklere uygundur?
-Deprem güçlendirme çalışmaları tamamlanmadan eğitim-öğretimin sürdürüldüğü kaç okul bulunmaktadır?
-Bu okullarda eğitim gören öğrencilerin, öğretmenlerin ve diğer çalışanların can güvenliği nasıl sağlanacaktır?
-Yangın ya da deprem gibi bir felaket yaşandığında sorumluluk kimin olacaktır? İhmaller nedeniyle meydana gelebilecek olası can kayıplarının hesabını kim verecektir?”
“EĞİTİM KURUMLARI CAN GÜVENLİĞİNE ÖNCELİK VERİLECEK ŞEKİLDE DÜZENLENMELİ”
“Eğitim Sen olarak, Milli Eğitim Bakanlığı’na sorumluluklarını bir kez daha hatırlatıyoruz” diyen Irmak şunları ifade etti:
“Türkiye’deki tüm okulların güvenli olup olmadığına dair şeffaf bir denetim yapılmalı ve sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.
Yangın merdiveni bulunmayan ve depreme dayanıksız okullar derhal kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Riskli okullarda yapılan eğitim-öğretim faaliyetleri derhal durdurulmalı, öğrencilerin güvenli binalara eğitim-öğretim görmesi için gerekli önlemler alınmalıdır. Yangın ve deprem güvenliği için merkezi bütçeden ihtiyaç kadar bütçe ayrılmalı, eğitim kurumları ranta göre değil, can güvenliğine öncelik verilecek şekilde düzenlenmelidir.
Bolu Kartalkaya’da yaşanan felaket sonrasında yapılması planlanan psikolojik destek çalışmaları sadece yangında hayatını kaybeden öğrencilerin okullarıyla sınırlı kalmamalı, Türkiye genelinde kapsamlı bir psikososyal destek planlaması yapılmalıdır. Bunun için öncelikle ülke genelinde, öğretmenlere travma sonrası öğrenci davranışlarını anlama ve doğru müdahalede bulunma eğitimleri verilmelidir. Travmaların etkilerinin uzun vadeli olabileceği göz önünde bulundurularak, söz konusu psikososyal destekler uzun süreli olarak yapılmalıdır.
Siyasi iktidarın ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın öğrencileri ve eğitim emekçilerini depremler yaşandığında enkaz altında, yangınlarda alevler içinde bırakmasına seyirci kalmamız mümkün değildir.”
PİRHA- Eğitim Sen, “2024-2025 Eğitim Öğretim Yılı Birinci Yarıyılında Eğitimin Durumu” raporunu açıkladı. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “2024/’25 eğitim öğretim yılının birinci yarıyılı, geçmişten günümüzde varlığını sürdüren yapısal sorunlara çözüm üretilmediği bir dönem olmuştur” dedi. Irmak, çocukların eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanmadığını da kaydetti.
Eğitim Sen, “2024-2025 Eğitim Öğretim Yılı Birinci Yarıyılında Eğitimin Durumu” raporunu açıklamak üzere, basın toplantısı düzenledi. Sendika genel merkezinde yapılan açıklamayı Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.
“SORUNLARA ÇÖZÜM ÜRETİLMEDİĞİ BİR DÖNEM OLMUŞTUR”
“2024/’25 eğitim öğretim yılının birinci yarıyılı, geçmişten günümüzde varlığını sürdüren yapısal sorunlara çözüm üretilmediği bir dönem olmuştur” Kemal Irmak, “Eğitimde ticarileşme ve eğitimi dinselleştirme uygulamaları artarak devam etmiştir. 2024/’25 eğitim öğretim yılının ilk yarısında yıllardır çözüm bekleyen okulların fiziki altyapı ve donanım eksiklikleri giderilmemiş, kalabalık sınıflar, ikili öğretim ve taşımalı eğitimden kaynaklı sorunlara çözüm üretmek yerine alınan kararlarla yeni mağduriyetler yaratılmıştır. Özellikle deprem bölgelerinde okul binalarının yeniden inşası ve güçlendirilmesi çalışmaları yetersizdir. Kalabalık sınıflar ve eksik derslikler, öğrencilerin sağlıklı bir eğitim ortamına erişimini zorlaştırmıştır” dedi.
Kız çocukların eğitime erişim hakkının engellendiğine de işaret eden Irmak, “2024/’25 eğitim-öğretim yılı başında ‘tasarruf tedbirleri’ kapsamında taşımalı eğitimden yararlanan bir milyonu aşkın öğrencinin yüzde 30’una denk gelen sayıda öğrenci taşımalı eğitim kapsamından çıkarılmış, bazı bölgelerde servisler tamamen kaldırılmıştır. Bu durum başta kız çocukları olmak üzere, çok sayıda öğrencinin eğitime erişim hakkının bizzat devlet eliyle engellenmesi anlamına gelmiştir. 2024/’25 eğitim öğretim yılının ilk yarısı aynı zamanda bölgesel, cinsel, sınıfsal vb. eşitsizliklerin derinleştiği, çocukların eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamadığı, eğitime erişimde yaşanan sorunlara çözüm üretilmediği ve anadilinde eğitim gibi en temel sorunların varlığını sürdürdüğü bir dönem olmuştur” diye belirtti.
“EĞİTİM DIŞINA İTİLEN ÇOCUK SAYISI SON ÜÇ YILIN EN YÜKSEK SEVİYESİNDE”
Eğitim dışına itilen çocuk sayısı son üç yılın en yüksek seviyesinde olduğunun altını çizen Irmak, kız çocuklarının eğitim haklarına yönelik müdahalelerin sürmekte olduğunu belirten Irmak şunları söyledi:
“Son yıllarda özellikle eğitime erişim başta olmak üzere çocukların en temel haklarından yararlanma oranlarında keskin bir düşüş gözlemlenmektedir.
Türkiye’de, özellikle kırsal bölgelerde kız çocuklarının okullaşma oranları, erkek çocuklarına kıyasla daha düşüktür. Bu durum, geleneksel toplumsal normların, ekonomik faktörlerin ve ailelerin kız çocuklarını eğitime teşvik etme konusundaki isteksizliklerinin bir sonucudur. Erken yaşta evlilikler, kız çocuklarının eğitimlerini yarıda bırakmalarına neden olan önemli bir toplumsal sorundur. Bu durum, eğitimsiz kadınların yaşam boyu süren sosyoekonomik dezavantajlarla karşılaşmasına yol açmaktadır.”
“OKULLARDA YAŞANAN DİNSELLEŞME UYGULAMALARI SÜRMÜŞTÜR”
2024/’25 eğitim-öğretim yılının ilk yarıyılında eğitimde dinselleşme pratikleri hız kazandığını belirten Irmak, “Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, çeşitli tarikat ve cemaatlerin ülke çapında, çocukların kişilik ve karakterinin büyük ölçüde şekillendiği 4-6 yaş gurubuna yönelik olarak Kur’an kursları faaliyetlerini artırarak sürdürmektedir. Okul öncesi eğitimde din eğitimi verilmesi hem pedagojik hem de yasal mevzuat bakımından son derece yanlış ve tartışmalı bir uygulamadır” diye konuştu.
“EĞİTİMDE TİCARİLEŞME SONUCUNDA OKUL MASRAFLARI ARTMIŞTIR”
Eğitimin ticarileşmesi sonucunda okul masraflarının arttığını ifade eden Irmak, “2024/’25 eğitim öğretim yılının ilk yarısında bir okul çantasını doldurmanın toplam maliyeti, öğrencinin sınıf seviyesine ve ihtiyaçlarına bağlı olarak değişmiştir. Eğitim masraflarındaki artışlar, özellikle düşük gelirli ailelerin çocuklarının eğitime erişim imkânlarını ciddi anlamda tehdit etmiştir. Birçok aile, yaşanan hayat pahalılığı nedeniyle çocuklarının en temel okul ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale gelmiştir” dedi.
“YENİ MÜFREDAT SORUNLARI BERABERİNDE GETİRMİŞTİR”
“2024/’25 eğitim-öğretim yılı itibarıyla “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında yeni müfredat 1., 5. ve 9. sınıflarda ilk kez kademeli olarak uygulanmaya başlanmıştır” diyen Irmak, açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Müfredatta yapılan değişiklikler incelendiğinde, özellikle bilimsel gerçeklerden uzak, ideolojik eğilimlerle şekillenmiş ve öğrencilerin öğrenme süreçlerini olumsuz etkileyen bazı yanlış ve yanıltıcı bilgiler karşımıza çıkmaktadır. Yeni müfredatın içeriğinde, milliyetçi ve dini referansların arttığı, bilimsel ve laik eğitim anlayışından uzaklaşıldığı görülmektedir.”
“MESEM’LER ÖĞRENCİLERİN CAN GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDİYOR”
Bugüne kadar MESEM kapsamında olan 12 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini hatırlatan Irmak, “Çocukların ucuz iş gücü olarak kullanılarak kamu kaynaklarının sermayedarlara aktarılmasının bir yolu şeklinde tasarlanan MESEM’ler uygulamanın başladığı günden bu yana çocukları çarklarında acımasızca öğüten bir sistem haline gelmiştir. Yaşanan can kayıpları, kazalar ve hastalıklar MESEM programını ve bu program kapsamındaki iş yerlerinin denetlenmesi gerektiğini göstermektedir” diye kaydetti.
“ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ KANUNU (ÖMK) TÜM ELEŞTİRİLERE RAĞMEN YASALAŞMIŞTIR”
Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) düzenlemesinin bütün itirazlara rağmen TBMM’de yasalaşarak yürürlüğe girdiğini belirten Kemal Irmak, “ÖMK’nin en tehlikeli düzenlemelerinden birisi olan Öğretmen Akademisi ile öğretmenlerin iktidarın siyasal çizgisinde yetiştirilmesi ve ideolojik olarak şekillendirilmesi hedeflenmiştir” diye konuştu.
PİRHA-Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, İzmir Bornova’da 99 okula ÇEDES projesi kapsamında cami imamlarının görevlendirilmesinin, çocuklara camide ders verilmesinin laik eğitim ve laik yaşama müdahale olduğunu söyledi. Bu uygulamaların Anayasa’ya ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı olduğunu belirten Irmak, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya davet etti.
Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet, Gençlik ve Spor Bakanlığının ortaklaşa yürüttüğü Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) Projesi İzmir’in Bornova ilçesinde hayata geçiriliyor. ÇEDES Projesi için iki yıl önce İzmir ve Eskişehir’i pilot il seçen Milli Eğitim Bakanlığı, ÇEDES projesi kapsamında aralarında anaokullarının da bulunduğu 99 okula din görevlileri atamasına tepkiler sürüyor.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Kemal Irmak konuya ilişkin açıklama yaptı.
“OKULLARA İMAM GÖREVLENDİRİLMESİ SUÇTUR, BU UYGULAMALAR İDEOLOJİKTİR”
Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 2 Aralık 2024 tarihinde okullara gönderdiği yazı ile ÇEDES Projesi kapsamında lise, ortaokul, ilkokul ve anaokullarından oluşan 99 okula cami imamları görevlendirdiğini belirten Kemal Irmak, “Okullarda imam görevlendirilmesi, laik ve bilimsel eğitime meydan okumak, laik ve seküler yaşamı ortadan kaldırmaya yönelik bir tutumdur. Eğitim sisteminde okul öncesinden yüksek öğrenime kadar bütün alanlarda dini kural ve referanslara göre biçimlendirme çalışmaları siyasal iktidar tarafından devam etmektedir. Laik eğitim ve laik yaşama meydan okuyan politika ve uygulamalarını sürdürmeye devam ediyor. Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, 2 Aralık 2024 tarihinde okullara gönderdiği yazı ile ÇEDES Projesi kapsamında lise, ortaokul, ilkokul ve anaokullarından oluşan 99 okula cami imamları görevlendirmiştir. Hangi gerekçeyle olursa olsun, okullarda imamların görevlendirilmesi hem anayasanın ilgili maddesine hem de 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırıdır ve suçtur. Okulda dersi öğretmen verir. Bu uygulamalar ideolojiktir” dedi.
“BU UYGULAMALAR CİHATÇI BİR ANLAYIŞI ÇAĞRIŞTIRMAKTADIR”
Milli Eğitim Bakanı’nın tüm enerjisini, eğitimi dinselleştirme uygulamalarına harcadığının altını çizen Irmak, şöyle devam etti:
“AKP’nin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin eleştirilere ‘bunlar ideolojik eleştiriler’ dese de aslında kendi ideolojik anlayışını gizlemeye yönelik uygulamalardır, ataklardır bunlar. Bu uygulamalar cihatçı bir anlayışı çağrıştırmaktadır. Eğitim sistemini, bilimsel ve laik eğitimden uzaklaştırarak dini içeriklerin ön planda tutulduğu bir yapıya dönüştürmek istenmektedir. Anaokulları başta olmak üzere eğitimin bütün kademelerinde uygulanan bu tür görevlendirmeler, çocukların gelişim süreçlerini ideolojik bir biçimde yönlendirme amacını taşımakta ve pedagojik esaslara aykırılık teşkil etmektedir. Eğitimde kronikleşmiş pek çok sorun dururken kalabalık sınıflar, temizlik ve hijyen sorunları, öğretmen ve yardımcı personel açıkları ve benzeri gibi birçok sorunla boğuşurken okullar, okullarda imam görevlendirilmesi kabul edilemez bir uygulamadır. Milli Eğitim Bakanı bu tür sorunları bırakmış tüm enerjisini, eğitimi dinselleştirme uygulamalarına harcamaktadır.”
“YUSUF TEKİN’İ İSTİFAYA DAVET EDİYORUZ”
Bu tür uygulamaların Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre de doğrudan çocuğu siyasal istismarı anlamına gelmekte olduğu belirten Kemal Irmak, Yusuf Tekin’i bu uygulamalarından ötürü bir kez daha istifaya davet ettiklerini belirti.
Irmak şunları kaydetti:
“Öğrencilerin iktidarın siyasal ideolojik hedefleri doğrultusunda okul içinde ve dışındaki dini etkinliklere katılmasının sağlanması çocuğun üstün yararı ilkesine de aykırıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre de doğrudan çocuğun siyasal istismarı anlamına gelmektedir. Okullarda dini dernek ve vakıflar üzerinden yürütülen dini etkinlikler son olarak ÇEDES uygulaması anayasadaki laiklik ilkesine, din ve vicdan hürriyetine aykırı bir uygulamadır ve derhal iptal edilmelidir. Bornova’da gerçekleşen bu uygulama eğitim sisteminin laik ve bilimsel olma niteliğini açıktan tehdit etmektedir. Bu uygulamaların İzmir, Eskişehir, Tekirdağ gibi yerlerde halkın büyük çoğunluğunun, laik yaşamdan yana olan yerlerde uygulanması ise ayrıca ve oldukça manidardır. Eğitim kurumları ve okullar dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, pedagoji biliminin mekanları olmak durumundadır. Eğitim-Sen olarak laik eğitimi ve laik yaşama meydan okumak anlamına gelen her türlü politika ve uygulamaya karşı başta eğitim emekçileri olmak üzere tüm öğrencileri, velileri ve demokratik kamuoyunu ÇEDES ve benzeri uygulamalara karşı birlikte tutum almaya ve ortak mücadeleye devam ederken Yusuf Tekin’i de bu uygulamalarından ötürü bir kez daha istifaya davet ediyoruz.”
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) 13. Olağan kurulunu gerçekleştiriyor. Alevilerin her dönem zulüm gördükleri vurgulanırken, ortak mücadeleyi geliştirmenin önemine dikkat çekildi. Tek listeyle gidilen seçimde Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Başkanı yeniden Ercan Geçmez oldu.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı binasında yapılan kurula; Alevi kurum temsilcileri, siyasi parti temsilcileri, demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ve birçok ilden üyeler katıldı.
Kurulun gerçekleşeceği salona “Diyanet işleri başkanlığı kaldırılsın”, “Okullarımızda imam istemiyoruz”, “Zorunlu din dersleri kaldırılsın” pankartları asıldı. Kurul, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Cemevi Dedesi ve Celal Abbas Ocağı’ndan İbrahim Erzincan’ın verdiği gülbeng ve çerağ uyandırılması ile başladı.
“ALEVİLER VARDIR, ALEVİLİK HAKTIR”
Açılış konuşması yapan HBVAKV Ercan Geçmez, Alevilerin yıllardır büyük bir mücadele verdiğini belirtip, “Aleviler yıllardır eşit yurttaşlık için mücadele veriyorlar. Aleviler yıllardır kayyıma karşı mücadele veriyorlar. Aleviler yıllardır cemevleri bizim ibadethanemizdir diyor. Peki buna karşın dünyada görülen nadir bir işlem oldu bir başkanlık kuruldu. Ancak bu başkanlık cemevlerini ibadethane olarak görmüyor. Biz bu bakanlığın lav edilmesi için hukuku bir mücadele veriyoruz. İnsanlığa karşı suçlarda zaman aşımı olmaz. Sivas katliamı bir insanlığa karşı suçtur. Bu katliamlar cezasız kaldıkça yeni katliamlara yer açılıyor. Alevilerin dergahlari alevilerindir. Koyunbaba Dergahı’na cami yaparak Alevi Sünni kavgası çıkartmak istiyorlar. Dergahlarımızı size vermeyiz. Bizi korkutacağını sananlar tarihimizi bilmeyenlerdir. Eşit yurttaşlık için ve barış için mücadele etmeye devam etmeliyiz. Bunun yolu da yeni bir anayasadır. Aleviler vardır, Alevilik haktır” diyerek mücadeleye devam çağrısı yaptı.
“ALEVİLİĞE KAYYIM ATANDI”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, “Meydanlarda birleşemeyenler ne yazık ki cezaevlerinde birleşebiliyorlar. Açıkçası bu ülkede yaşanan anti demokratik uygulamalar ateşin düştüğü yeri yaktığı bir durumda. Bugün Türkiye büyük bir abluka altında. Selahattin Demirtaş’in içeride olmasına tepki veremedik şimdi Can Atalay içeride. Can Atalay’a tepki veremedik Kemal Kılıçdaroğlu yargılanıyor. Ele ele bu mücadeleyi büyütmek zorundayız. Alevi Başkanları olarak bugün Dersim’e gidiyoruz. Aleviliğe kayyIm atandı. Bu kayyım Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’dır. Belediye başkanlarımız bu başkanlığa karşı çıktıkları için kayyım atanmıştır” dedi.
“TEKÇİ ANLAYIŞA KARŞI BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ”
Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan ise, “Çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı bir topraklarda yaşadığımızı unutmayacağız. Tekci anlayışlarına karşı birlikte mücadele etmek zorundayız” diye konuştu.
“ÖZELLİKLE EĞİTİMDE BİR REJİM TAHAKKÜM EDİLİYOR”
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, eğitimde gericiliğin ne kadar arttığını belirterek, “Alanlarda mücadelemiz ortak. Bizim ülkemizde hem çocuklarımızın geleceği hem de ülkemizin geleceği tehlike altında. Özellikle eğitimde bir rejim tahakküm ediliyor. Gerici bir müfredat ile karşı karşıyayız” dedi.
“DÜN BOYUN EĞMEDİK, BUGÜN DE EĞMEYECEĞİZ”
DEM Parti Eş Genel Başkani Tülay Hatimoğulları, Alevilerin her dönemde zulüm gördüğünü vurguladı. Hatimoğulları, “21. Yüzyılda hala evlerimiz işaretleniyor. Alevilik bir inançtır. Aleviler yıllardır bedel ödeyerek ibadetlerini yapmıştır. Başkanlık ile Aleviliği dizayn edemezsiniz. Alevileri dönüştüremezsiniz. Alevilik rızalıktır. Biz siyasi partilere büyük sorumluluklar düşüyor farkındayız. Çünkü biz yetmiş iki millete bir nazardan bakan bir milletiz. Böyle bir coğrafyada yaşamak istiyoruz. Kayyım zihniyeti bu iktidarın tüm hücrelere yaymak istediği bi hal almaya başladı. Barış dışında bir seçeneğimiz yoktur. Bu iktidarın baskılarına, tehditlerine dün boyun eğmedik, bugün de boyun eğmeyeceğiz” dedi.
“KAYYIMLARDAKİ ASIL AMAÇ HALKI CEZANLANDIRMAKTIR”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise yaptığı konuşmada herkesime hitap edecek yeni bir anayasa vurgusu yaparak şunları söyledı:
“Her şey anayasal bir eşitlikten geçiyor. Bütçe görüşmeleri var. İnsanlığın en önemli kazanımlarından biridir bütçe. Bütçeyi alırken Alevi Sünniyi ayırmadan vergi alınıyor. Bunun eşit bir inanç olduğunu kabul edip uymak gerekiyor. Aslında diyorlar ki eğitim bakanı en kötü bakandır diyorlar. Bence en iyi bakan o, onların kabinesini en iyi temsil eden bakan o, o zihniyeti en iyi temsil eden bakan o. Yaptığımız bütün hatalarımızdan ders alacağız. Ne derler siyasetini izleyerek bir yere gelemeyeceğim çok açık. Biz kim haklıysa onun yanında olmaya devam edeceğiz. Çağın ihtiyaçlarını karşılayacak bir anayasa yapacağız. Bu iktidarı önce hep birlikte yıkacağız, sonra eşitlikçi bir anayasa yazarak bu ulkeyi daha güçlü bir hale getireceğiz. Kayyımlardaki asıl mesele halkı cezalandırmaktır.”
Tek listeyle gidilen seçimde Ercan Geçmez yeniden genel başkan seçildi.
PİRHA- Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in laiklik karşıtı açıklamalarına tepki gösterdi. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, göreve geldiği ilk günden bu yana eğitimde laiklik ilkesini hedef aldığını belirterek, Bakanın istifasını istedi. Irmak, “Yusuf Tekin tarikat ve cemaatlerle iş birliğini savunarak eğitimi çağdışı bir anlayışa sürüklemiştir” dedi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in laiklik karşıtı açıklamaları hakkında basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.
“EĞİTİM ÇAĞDIŞI BİR ANLAYIŞA SÜRÜKLENMİŞTİR”
Bakan Tekin’in açıklamalarının, iktidarın eğitimi kendi siyasal ve ideolojik hedeflerine göre şekillendirme çabasının açık bir göstergesi olduğunu söyleyen Kemal Irmak, “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, göreve geldiği ilk günden bu yana eğitimde laiklik ilkesini hedef alan çok sayıda uygulamayı hayata geçirmiş, tarikat ve cemaatlerle iş birliğini savunarak eğitimi çağdışı bir anlayışa sürüklemiştir” dedi.
Irmak, Bakan Tekin, sizin laiklikten anladığınız; camilerin kapısına kilit vurmak, camileri ahıra çevirmek, vatandaşın Kuran’ı Kerim öğrenmesini yasaklamak, sizin laiklikten anladığınız şey bu. O zaman sizin laiklik anlayışınızla benim laiklik anlayışım aynı değil” dedi.
Kemal Irmak, şöyle devam etti:
“Bir kere tarihi gerçekleri çarpıtıyor Sayın Bakan. Daha da kötü bir şey yapıyor. Halkı din ve inanç üzerinden kin ve düşmanlığa sevk ediyor. Başka ne diyor Sayın Bakan? “Vatandaşlar hangi din ya da inanca sahip olurlarsa olsunlar, inanç özgürlüklerinin devlet tarafından güvence altına alınmasını anlıyorum laiklikten, diyor. Doğru. Peki, Sayın Bakan yıllardır okullarda zorunlu ve seçmeli din dersleri ile farklı inançtan olanlara ve inançsızlara bir mezhebin inancını ve ritüellerini dayatmak nedir? Yıllardır devlet kurumlarını, bakanlıkları belli tarikat ve cemaat üyelerine teslim etmek nedir? Tarikat ve cemaat uzantıları, dernek ve vakıflarla yaptığınız protokollerle, örgün eğitim çağındaki öğrencileri bu cemaatlerin dini yaklaşımı altına sokmak nedir? Evet, Sayın Tekin sizin laiklikten anladığınız aslında şeriattır. Zihin arkanızdaki tam da budur. Laiklik ifadesini gerçek düşüncelerinizi maskelemek için alet ediyorsunuz.”
“LAİKLİK DİN DÜŞMANLIĞI DEĞİLDİR”
Kemal Irmak, ayrıca “Laiklik, demokratik ve çağdaş bir toplumun temel taşıdır” diyerek şunları ekledi:
“Laiklik, din düşmanlığı değildir. Sizin yaptığınız gibi din ve inanç istismarlığı da değildir. Eğitim sistemimizin amacı; düşünen, sorgulayan, bilimsel yöntemlerle bilgiye ulaşan bireyler yetiştirmektir. Ancak Bakan Tekin’in, tipik bir siyasal İslamcı söylemle yaptığı açıklamalar, laik ve bilimsel eğitime doğrudan bir saldırıdır. Bu yaklaşım, eğitimi bilimsellikten uzaklaştırarak, dogmatik ve tek tip bir nesil yetiştirme çabasını ortaya koymaktadır.
Bakan Tekin, milli eğitimdeki sorunları hasıraltı etmek, gündem değiştirmek peşinde… Okullar temizlenmiyor, temizlenemiyor. Çünkü personel yok. Oluşturduğunuz derin yoksulluktan dolayı çocuklar okula aç gidiyor, tuvaletlerden su içiyor. Daraltılan taşıma nedeniyle çocukların okula erişimi engelleniyor.
“GERİCİ-KARANLIK ODAKLARLA PROTOKOLLER İMZALAYAN BAKAN TEKİN’DEN AKSİ BEKLENEMEZDİ”
MESEM’lerde çocuklar ölüyor, çocuk işçiliği Bakanlık tarafından meşru hale getiriliyor. Mülakatlarda skandallar bitmiyor. Mülakat garabeti yüzünden öğretmen adaylarının hakkı yeniyor. On üç bin liraya öğretmen çalıştırılıyor. Bazı illerde on binlere varan öğretmen açığı var, öğrenciler öğretmensiz ve eğitimsiz kalıyor. Yatırım yapılmadığı için birçok yerde ikili eğitim yapılıyor. Daracık sınıflarda çocuklar tıkış tıkış eğitim almaya çalışıyor. Bakanın gündemi ise siyasal İslamcı anlayışı doğrultusunda çalışmalar sürdürmek.
Yurtlarında öğrencilerimizin yanarak can verdiği, cinsel saldırıya uğrayarak istismar edildiği tarikat ve cemaatleri STK olarak gören ve yargı kararlarına rağmen bu gerici-karanlık odaklarla protokoller imzalayarak iş birliği yapmaya devam eden Bakan Tekin’den aksi beklenemezdi. Zira kendisi sakalsız ve şalvarsız gezenleri kırbaçlayan Taliban ile aynı değerleri taşıdığını ifade eden, kafa kesen IŞİD için öfkeli gençler nitelendirmesini yapan gerici, karanlık anlayışın tercihli temsilcilerindendir.”
“BU GERİCİ ANLAYIŞA KARŞI AKLIN VE BİLİMİN YOLUNDA YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Kemal Irmak, Bakan Yusuf Tekin’in laiklik karşıtı söylemlerini kınayarak, kendisini istifaya davet etti.
Irmak, “Eğitimde laiklik ilkesinden taviz verilmesi, toplumsal barışı ve demokratik değerleri zedeleyerek toplumu daha da kutuplaştıracaktır. Siyasal İslamcı ideolojinin eğitim sistemi üzerindeki bu tür çarpıtıcı müdahaleleri kabul edilemez. Laik ve bilimsel eğitim, toplumun her kesimini eşit ve adil bir şekilde kucaklamalı, özgür düşünen bireyler yetiştirmeyi hedeflemelidir.
Tüm eğitim emekçilerini ve kamuoyunu, laik ve bilimsel eğitimi savunmaya çağırıyoruz. Birlikte mücadele ederek, bu gerici anlayışa karşı aklın ve bilimin yolunda yürümeye devam edeceğiz.”
PİRHA- Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, eğitimde yaşanan sorunları değerlendirdi. Irmak, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin,bugünün Türkiye’sinin ve dünyasının eğitim ihtiyacını karşılayabilecek bir model olmadığına dikkat çekti. Irmak, sadece müfredat sorunu değil eğitime ulaşamama sorunu da olduğunu söyledi. Alevi çocukların din dersinde yaşadığı zoruluğu da dile getiren Irmak, “Alevi aileler çocuklarının zorunlu din dersini almasını istemiyorlarsa toplu bir şekilde dilekçe verip, çocuklarının bu zorunlu din eğitiminden azade kılınmasını istemesi gerekiyor” dedi.
Ajansımız PİRHA‘da yeni bir dosya haber dizisi başlatıyoruz. “Türkiye eğitim sistemi nasıl dincileşti?”, “Laik, bilimsel, parasız, ana dilinde eğitim için ne yapılmalı?” sorularına yanıt arayacağız.
Türkiye’de eğitim-öğretim hiçbir zaman tam anlamıyla laik, demokratik, bilimsel olmadı. 12 Eylül ile birlikte zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi adı altında Sünni din eğitimi, bu dersi almak istemeyen ve özellikle de Alevi çocuklar için bir zulüm haline dönüştü.
Neredeyse yüz yıldır devam eden tekçi eğitim sistemi 22 yıllık AKP iktidarı döneminde daha da ırkçı, dinci bir kimliğe büründü.
AKP önce 2012-2013 öğretim yılında 4+4+4 diye tanımlanan, laik eğitim sistemini dinci eğitime dönüştüren yasa çıkardı. O dönem AKP güdümündeki Anayasa Mahkemesi de bu yasaya onay verdi.
Öğretim Birliği Yasası’yla kurulan imam hatip okulları eğitim-öğretimin temeli durumuna getirildi. Diğer meslek okullarının orta kısmı bulunmazken, imam hatip ortaokulu açma olanağı yaratıldı.
İmam okulları dışındaki diğer okulların eğitim-öğretim programlarına Kuran-ı Kerim, Peygamberin Hayatı, din bilgisi dersleri eklenerek tüm okulların kısmen de olsa imam hatipleştirilmesi sağlandı. Okullardan felsefe dersleri kaldırıldı.
İlk ve orta öğretim kesintili 12 yıla çıkarıldı. Kız çocukların 14 yaşından itibaren okullardan uzaklaşmasına neden oldu.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile imzaladığı “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında Diyanet’le, tarikatlar ve dini vakıflarla işbirliği yapıldı. Okullara imamlar atandı. Çocuklar ders saatlerinde camilere götürülüyor.
ÇEDES ile dincileşme yetmiyormuş gibi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla yeni müfredat hazırlandı. 9 Eylül 2024’ten itibaren okul öncesi, ilkokul 1, ortaokul 5 ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanıyor. Yeni müfredatla dini derslerin saatleri arttırıldı. Okullarda dinciliğin önünü açan bu müfredat hem eğitim eğitimcilerin, hem velilerin tepkisini çekti.
Başka bir sorun ise hükümetin tasarruf tedbirleri gerekçesiyle okullarda temizlik personeli çalıştırmaması. Bu nedenle okullarda hijyen problemi ortaya çıktı, hem öğrenciler hem de öğretmenler çeşitli hastalıklarla karşı karşıya.
Laik, demokratik, bilimsel eğitimden hızla uzaklaşılmasını, tekçi, dinci eğitim sisteminin topluma dayatılmasını, eğitimde yaşanan diğer sorunları eğitimciler PİRHA’ya değerlendiriyor.
Dosyamızın ilk konuğu Eğitim SenGenel Başkanı Kemal Irmak.
“YENİ MÜFREDAT, BUGÜNÜN TÜRKİYESİNİN VE DÜNYASININ EĞİTİM İHTİYACINI KARŞILAYACAK BİR MODEL DEĞİL”
PİRHA- AKP hükümeti, “Türkiye’nin Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla hazırladığı müfredatla ile eğitim sistemini yeni bir aşamaya geçirmek istiyor. Bu “yeni” olanda neler var, eskisinden farkı nedir?
KEMAL IRMAK: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli yeni bir model olarak sunuldu. Yeni olmasının sebebi bir önceki modelin Türkiye’deki eğitim sistemine cevap vermediği, yaklaşımıyla ama bunlar bir gerekçe olarak öncesinden sunulmadı topluma. Bir öğrenim programı yapılırken teknik olarak gerekçeleri ortaya konur. Analiz, ihtiyaç analizi yapılır. Ama bunlar yapılmadan bir kurguyla bir Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli diye bir model, bir müfredat önümüze hızlı bir şekilde geldi. Henüz modelin önceki modele göre neyi yeni olarak, neyi yenilikçi olarak toplumun ve eğitimin gündemine sokulduğu belli değil ama biz bu modelin üzerinde yaptığımız çalışmalarda, analiz çalışmalarında gördük aslında ismi yeni olmakla beraber hiç de yeni olmayan, eski bir eğitim yaklaşımını, çok eski bir eğitim modelini Türkiye’nin önüne koymuş oldular. Neden eski? Değerler eğitimi üzerine biliyorsunuz biçimlendi. Değer, erdem, eylem şekliyle, bu üç saç ayağı üzerine Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli konuldu. Değerler eğitimi aslında bir medrese eğitimi, değerler eğitimi aslında bir kilise eğitimi ve bunlar çok öncede bırakıldı. Değerlerin öğrenilmesi toplumla beraber, aileyle birlikte yapılabilir. Önceden daha çok ahlak üzerine bir eğitim yaklaşımı vardı. Çünkü toplum henüz bilim ve bilimsel alanda belli bir gelişmişlik sağlamamıştı. Ama daha sonra bilimin gelişmesi, bilimin yol almasıyla birlikte eğitim modelinde daha çocukların bilimi keşfetmek, kendini keşfetmek, kendi becerilerini ve yeteneklerini ortaya koymak ve bu şekilde insanlığa nasıl faydalı olunabileceği şeklinde bir bilimsel eğitim yaklaşımına yöneldi. Ama Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli maalesef bunu tekrar arka plana çekti. Sürdürülebilir mi? Önümüzdeki günlerde göreceğiz. Bugünden birçok aksaklığın olduğu ortaya çıktı. Neden sürdürülüp sürdürülemeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Çünkü bununla ilgili bir pilot çalışma yapılmadı. Bir bölgesel, yerel ya da genel bir pilot çalışma yapılmadı. Oysa bu tür büyük müfredat değişikliklerinde bir pilot çalışma yapılır. Pilot çalışmada bu modelin olup olmayacağını, aksaklıkların ne olduğunu gördükten sonra, onları gözlemledikten sonra yeni bir müfredat programına geçilir. Bir eğitim modeli ne olursa olsun, eğitimin niteliği bilimsel dayanaklar üzerine oturmadığı sürece gelişkin bir model olmuyor. Diğer taraftan bir eğitim modelinin gerçek anlamda öğrencilerin ve velilerin ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için eğitim alanına ciddi bir yatırımın yapılması lazım. Bugün maalesef o tür yatırımlardan da yoksun bir şekilde bu Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli başladı. Şuna inanıyorum; bugüne kadar birçok model değiştirdi AKP iktidarı. Buna da pilot uygulama yapmadan değişiklik yaptı. En kısa zamanda bu modelin de çöküp, yeni bir model arayışı içine gireceklerinden eminim. Eminim diyorum çünkü bu şekliyle bir yüzyıl öncesinin eğitim yaklaşımı, bugünün Türkiye’sinin ve dünyasının eğitim ihtiyacını karşılayabilecek bir model değil.
“DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİNİ 2 SAATTEN 4 SAATE ÇIKARDILAR, MATEMATİK 5 SAAT”
-Bir bütün olarak eğitimdeki bilim dışı ve laiklik karşıtı uygulamalar özellikle dini bir çerçeveye oturtuluyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Aslında 4+4+4 süreciyle eğitimi dinselleştirme süreci başladı. Tabii öncesinden elbette 12 Eylül, 12 Eylül’ün getirdiği herkese zorunlu din derslerini zorunlu kılmak, ardından da AKP iktidarı bunu daha da derinleştirerek devam etti. 2012’de geçilen 4+4+4 modeliyle beraber imam hatip bölümleri, ortaokul bölümleri açıldı. İmam hatipler teşvik edildi, sayıları arttırıldı. Bunlar yapılırken Türkiye’deki Anadolu Liselerinden vazgeçildi. Proje okullarını giderek azalttılar. Okullar düzleminde ciddi bir değişiklik yaptılar ama okullar düzleminde yapılan değişiklik elbette yeterli olmadı. Müfredatta ve programda bir değişiklik yaptılar. Birçok proje yapıldı, dini projeler yapıldı. ÇEDES projesi gibi. ÇEDES projesinin, protokolünün bir parçası Diyanet İşleri Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığıyla beraber okullara vaizler, imamlar girmeye başladı. Hatta bugünlerde gündemde, kendi sınıfından çocukları imama göndermeyen öğretmenlere soruşturmalar açıldı. Bütün bu uygulamalar AKP iktidarının bir tercihi. Oysa Türkiye’de ve dünyanın her yerinde laik, bilimsel, seküler bir eğitim yaklaşımı herkes için olumlu ve doğru olan bir yaklaşım. Çünkü bilimsel ve eleştirel eğitimin olmadığı yerde, eleştirel aklın olmadığı yerde dogmalarla hareket etmek, dogmalarla dünyayı tariflemeye çalışmak, kutsallık üzerinden dünyada olup bitenleri tanımlamak problemli bir şey. Evrimi ortadan kaldırdılar. Diğer taraftan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini o kadar kalın hale getirmişler, sayılarını arttırmışlar ki! Bakın ortaokullarda önceden 2 saat Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi vardı, şimdi 4 saate çıkardılar. 5 saat matematik var.
“BİLİMSEL EĞİTİM ÇOK ÖNEMLİ; HERKESİN ANA DİLİNDE EĞİTİM ALMA HAKKI VAR”
-Laik, bilimsel, ana dilinde eğitim istemek neden önemli?
Bugün bilim insanları; dünyada olup biten, ortaya konulan her türlü bilimsel ve teknolojik gelişimin, keşiflerin ilhamını nereden almıştır? Kutsaldan mı almıştır? Kuran’dan mı almıştır? İncil’den mi almıştır? Hayır bilimsel çalışmalarla, bilim ışığında yapmıştır. O yüzden bilim ve bilimsel eğitim çok önemli. Dünyayı doğru anlamak, doğru yorumlamak ve dünyadaki diğer ülkelerle yarışabilmek için. Diğer taraftan herkesin ana dilinde eğitim alma hakkı var. Bu bir haktır, bu bir hak olmaktan öteye çocuğun dünyayı daha iyi yorumlaması, okuduklarını doğru anlayabilmesi, anladıklarını paylaşabilmesi açısından da önemli bir veri. Biz 21 Şubat Dünya Ana Dil Günü’nde ana dil ile ilgili bir video hazırladık. Bu videodaki tüm görüş ve oradaki ifadeleri Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğrenim programından aldık. Onlar da vurguluyorlar ana dilinde eğitimin önemini, ana dilinde eğitimin çocuklar üzerindeki olumlu gelişimini ama ana dilinde eğitim Türkiye’de sadece bir yapı varmış gibi, bir tek etnik yapı varmış gibi, sadece onun ana dilinde eğitiminin istendiğini anlıyorlar. Bu topraklarda Kürtler de, Araplar da, Türkler de, herkes kendi ana dilinde eğitim alma hakkına sahiptir, olması gerekir, olması gereken de budur.
“SADECE MÜFREDAT SORUNU YOK, EĞİTİME ULAŞAMAMA SORUNU DA VAR”
-Eğitim sistemi okullaşmadan, öğretmen açığına, çocukların temiz su içememesinden, milyonlarca çocuğun yatağa aç girmesine kadar birçok sorunla karşı karşıya. Bu sorunlar yeterince gündeme getirilebiliyor mu? Getirilemiyorsa neden? Bu sorunlar nasıl gündeme oturtulabilir?
Aslında Türkiye’deki eğitim sorunları çok fazla dillendiriliyor, dile getiriliyor. Türkiye’deki birçok basın kuruluşu da bu sorunların dillendirilmesinde ciddi bir görev üstleniyor, görevlerini yerine getiriyorlar. Ama sorun bu değil, bir sorunu dillendirmek değil. Sorunu sağır sultana söylüyorsanız, o sorunu duymamaya çalışıyor. Belli bir kesim hiç duymuyor. Türkiye’deki eğitim sorunları; eğitim bileşenleriyle birlikte, pedagoglarla, eğitim sendikalarıyla ortaklaşılarak, bu işin mutfağında çalışan öğretmenlerle, akademisyenlerle bir eğitim programı ortaya konulsa çok büyük bir sorun giderilmiş olur. En azından müfredat olarak giderilmiş olur. Ama diğer tarafdan eğitimin sorunu sadece bir müfredat ve kitaplar ve kitaplardaki içerik sorunu değil. Eğitimin sorunu, aynı zamanda birçok sebepten dolayı eğitime ulaşamama sorunu. Yani bu bölgesel farklılıklar, sınıfsal farklılıklar, iller arası farklılıklar, aile yapıları arasındaki farklılıklar bütün bunları gözeten bir eğitim yaklaşımı da yok Türkiye’de.
“KAMUSAL EĞİTİMDEN VAZGEÇİLİYOR”
Diğer taraftan kamusal eğitimden vazgeçiliyor her geçen gün. En çok çocukları vuran, yoksul halk çocuklarını vuran, onların eğitim hakkını ya tamamen ortadan kaldıran ya da eğitim haklarını yarıda bırakmalarına sebep olan mesele kamusal eğitimden vazgeçilmesidir.
Ne demek kamusal eğitim? Kamusal eğitim; bir çocuğun okula başladığında, 12 yıl boyunca -madem zorunlu eğitim 12 yıl ve madem Anayasa’nın 41. Maddesi’nde bu 12 yıl zorunludur ve parasızdır diyor- bütün çocukların eğitime ulaşmasındaki eksikliklerini karşılayan bir yaklaşım olması lazım. Kamusal eğitim; onların ulaşım, okulda yemek yeme, kitaplarının verilmesi, gerekirse yoksul ailelere kırtasiye yardımının yapılması, taşıma hakkının tamamen kamusal bir şekilde yapılması, okullara erişiminin sağlanması, gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması, güvenlikçi alınması, okul duvarlarının ona göre biçimlendirilmesi gibi aslında birçok şey içeriyor. Bu sadece Milli Eğitim için değil, yükseköğrenim için de böyle. Hem yükseköğrenimde hem ilköğrenimde çocuklar birçok farklı yurtlara gidiyorlar. Şimdi bir tarikat, bir cemaat bu çocuklara ucuz barınma sağlayabiliyor da devlet niye sağlayamıyor? Bu yüzden çocuklar bu tarikat yurtlarına gidiyorlar. Orada da birçok sorunla karşı karşıya kalıyorlar. Ya o tarikatın kendi dini ritüellerine uymak koşuluyla orada kalıyorlar ya da Aladağ’da olduğu gibi, Karaman’da olduğu gibi bu çocuklar ya yanıyor ya da istismara uğruyorlar. Bu çocukların; hem ilköğretimde hem yükseköğrenimde barınma ve beslenmelerini devlet sağlamak zorunda.
“EĞİTİM ALANINDA İLK SIRALARDA OLAN ÜLKELERİN TAMAMI KAMUSAL EĞİTİM YAPIYOR”
Dünyanın eğitim alanında ilk sıralarda olan ülkelerin neredeyse tamamı kamusal eğitim yapıyor ve bu ülkelerin neredeyse tamamına yakında asla ve kata özel okul yok. Eğitimi kamusal olmaktan çıkarınca, eğitimin niteliğini bozunca, eğitimin bilimsel olmasından uzaklaşınca veliler kendi paralarıyla gidiyorlar, eğitim alıyorlar. Bilimsel eğitim alıyorlar, kamusal eğitim alıyorlar. Bunların hepsinin devletin görevi olması lazım. Bunun da tek koşulu var; devletin milli eğitime ve yatırımlara çok ciddi bir şekilde bütçe ayırması.
“BÜTÇENİN EĞİTİME YARTIRIMI YÜZDE 17’DEN YÜZDE 8-9’A DÜŞMÜŞ”
Bütçenin yatırımlara payı yüzde 17’den yüzde 8-9’a düşmüş, yarı yarıya düşmüş. Yatırım yapılmıyor eğitim alanında. Bina yapmak demek değildir yatırım yapmak. Yatırım çocukların her türlü eğitime erişiminde engel ne varsa onları sağlamak. Mesela işçi çocuklar var. Tarım işçisi olan insanların çocukları var. Günlerce, aylarca gidiyorlar birlikte çalışıyorlar ve o çocuklar eğitime ulaşamıyor. Bir kamusal eğitim yapan ve yeterince bütçe ayrılan bir eğitimde, o çocukların çalıştığı yerlere mutlaka mobil okulların kurulması gerekiyor. Geçici olarak o hizmetlerin verilmesi ve ona göre hem öğretmen istihdamı hem geçici mobil olarak kurulacak, bugün deprem kentlerinde olduğu gibi konteyner okullar kurulup, kaldırılması ve o görevin yerine getirilmesi lazım.
-Alevi çocukların zorunlu din derslerine zorunlu katılımı bu yıl da devam ediyor? Danıştay’ın, AİHM’nin Alevi çocukların din derslerinden muaf tutulması için verdiği kararlar var. Ancak iktidar mahkeme kararlarını uygulamıyor. Bu kararların uygulanması nasıl sağlanabilir?
Alevi çocuklar, zorunlu din derslerine tabi tutuluyor. Zorunlu din dersi; bütün inançları, bir kültürel yaklaşım içerisinde anlatan bir ders olsa elbette bundan kimse etkilenmez. Çocuklar dünyadaki inançları, beraberinde kendi inançlarını öğrenirler ama Türkiye’de Alevi çocuklara, diğer bütün çocuklara zorunlu kılınan din dersi; Hanifi, Sünni mezhebinin inançlarını, inanç ritüellerini anlatan, onu bütün çocukları kavratmaya çalışan ve onlar üzerinde bu inancı hakim kılmaya çalışan bir yaklaşım. O yüzden bu kabul edilemez. Zorunlu din derslerinin kaldırılması için mücadele ediyoruz. Bizim mücadelemiz yetmiyor ama bu konuda verilmiş hukuki kararlar var. Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlar verdi fakat AKP iktidarı bunların hiçbirini uygulamıyor. Uygulaması için ne yapılması lazım? Alevi aileler çocuklarının zorunlu din dersini almasını istemiyorlarsa hepsinin toplu bir şekilde dilekçe verip, çocuklarının bu zorunlu din eğitiminden azade kılınmasını istemesi gerekiyor. Yoksa bugünkü Hanefi, Sünni mezhebinin yaklaşımını, anlayışını çocuklara dayatan bir eğitim anlayışı ve eğitim yaklaşımıyla bu işin olabilme imkanı ve ihtimali yok.
“TOPLUM SORUNLARI DERİNLEMESİNE ANALİZ EDEMİYOR”
-Zorunlu din derslerinin kaldırılmasından ana dilinde eğitimin verilmesine, çocukların sağlıklı bir şekilde büyümesinden öğretmenlerin atanmasına kadar yaşanan sorunlara karşı toplumsal muhalefetin (Alevi kurumları, eğitim sendikaları, siyasi partiler vb.) yeterli tepkiyi ve farkındalığı ortaya koyamamasını neye bağlıyorsunuz?
Bir, sorunları derinlemesine analiz edemiyor toplum, böyle bir şeyden yoksun. İki, devletin ve devletin kurumlarının çocuklara yanlış yapmayacağını düşünüyor halk. Yanlış yaptığını düşündüğü yerde de maalesef örgütlü bir şekilde buna tutum alamıyor. Bu 12 Eylül’ün getirdiği bir durum aslında. Ben hep söylüyorum; bugün ülkede yaşanan insanların korkusu, kaygısı, örgütlü bir hale gelememesi 12 Eylül’de atılan tohumlar. Ondan sonra gelen iktidarların da aynı şekilde insanların haklarını arama noktasına geldiğinde despotik, faşizan tutum ve uygulamalarda bulunması. İnsanlar da bunu göze alamıyor aslında. Bu göze alamama meselesinden kaynaklı, bu otoriter, islamcı, gerici, ırkçı rejimlere çocuklarını teslim ediyorlar. Olması gereken bu değil, elbette olması gereken demokratik bir devlette, demokratik yaklaşımlar içerisinde bütün eğitim programı da yapılırken, bileşenlerle birlikte yapmak, uygulamak ve eğitim sorunlarını, eğitimin bileşenleriyle birlikte çözmek, itiraz gelen yerlere kulak vermek, neden itiraz geldiğini anlamaya çalışmak. Ama tek tipçi olunca, gerici, ırkçı bir eğitim yaklaşımı içinde olunca bunları da buna göre dizayn ediyorlar.
“MUHALEFET PARTİLERİ DE GÜÇLÜ SES VERMELİ”
Buna karşı aslında halkın ve aslında daha çok halkın da değil de ana muhalefet partilerinin daha güçlü bir ses vermesi gerekiyor. Bu konuda halkı da motive etmesi gerekiyor. Muhalefet partilerinde de bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye’de siyaset sadece seçimler üzerinden ve sadece parlamentoda yapılır gibi bir algı var. Hayır, sadece seçimle muhalefet yapılmaz, sokakta da muhalefet yapılır, sokakta da itirazda bulunulur. Bunlar da demokratik bir hakkın kullanımıdır, demokratik ülkelerde bunlar hukuksal güvence altına alınmıştır ama bizde öyle değil. İnsanlarda ciddi bir korku ve kaygı yaratılmış. İnsanlar bence yeterince bundan dolayı muhalefetini güçlendiremiyor.
PİRHA- Eğitim Sen’in, 2024 yılı için yapılacak öğretmen atamalarının mülakat sonuçlarındaki usulsüzlüklere tepki gösterdi. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “İktidarın her seçim döneminde kaldırılacağı vaadinde bulunduğu ama uygulamaktan bir türlü vazgeçmediği mülakatın bu seneki sonuçları da geçen yıllardakilerden farklı değil. Her yıl olduğu gibi bu yıl da birçok usulsüzlüğe tanık oluyoruz. İktidar bildiğini okumaya kadrolaşmanın en önemli araçlarından biri olarak mülakatı uygulamaya devam ediyor” dedi.
Eğitim Sen, 2024 yılı için yapılacak öğretmen atamalarının mülakat sonuçlarındaki usulsüzlükler hakkında basın açıklaması yaptı. Eğitim Sen Genel Merkezi’nde yapılan açıklamayı Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.
“MÜLAKAT SİSTEMİNDE ISRARI ANLAYABİLMİŞ DEĞİLİZ”
Mülakat uygulamasının yapılmaya başlandığı ilk günden beri her atama ve sınavın şaibeli olduğunun altını çizen Kemal Irmak şunları kaydetti:
“Yıllardır her türlü olumsuzluğunu hep birlikte yaşadığımız KPSS mülakat sonuçları açıklandı. İktidarın her seçim döneminde kaldırılacağı vaadinde bulunduğu ama uygulamaktan bir türlü vazgeçmediği mülakatın bu seneki sonuçları da geçen yıllardakilerden farklı değil. Her yıl olduğu gibi bu yıl da birçok usulsüzlüğe tanık oluyoruz. İktidar bildiğini okumaya kadrolaşmanın en önemli araçlarından biri olarak mülakatı uygulamaya devam ediyor.
Mülakat uygulaması yapılmaya başlandığı ilk günden beri her atama ve sınavın şaibeli olduğu yönünde kamuoyunda geniş bir yargı oluşmasına rağmen kayırmacılık, torpil, liyakatsizlik ile özdeşleşen, kaldırılmasını her fırsatta dile getirdiğimiz sözlü sınav/mülakat sisteminde ısrarı anlayabilmiş değiliz.”
“DANIŞTAY KARARINA RAĞMEN İKTİDAR MÜLAKAT UYGULAMASINI TEKRAR DEVREYE SOKMUŞTUR”
Irmak, geçtiğimiz günlerde anlık da olsa mülakat sonuçlarını gösteren sistemin erişime açılıp kısa süre sonra kapatılması, sonuçlarını görebilen kimi öğretmen adaylarında farklı aralıklarda farklı puanlar verildiği şüphesini uyandırdığını belirterek, “MEB’in normal sınav takviminde sonuçlandırmayı başaramadığı mülakat sonuçlarının açıklanmaması ile ilgili olarak Yusuf Tekin, kendi beceriksizliklerinin üzerini örtmek için Danıştay’a yapılan başvuruya atıfta bulunarak ‘Eğer davalar olmasaydı sonuçları açıklayıp, takvimi ilan etmiş olacaktık.’ demişti. Yapılan bu açıklama inandırıcılıktan uzaktır. Zira mülakatın iptaline yönelik defalarca kez Danıştay’a başvuru yapılmasına ve uygulamanın iptali yönünde kararlar çıkmasına rağmen iktidar her fırsatta mülakat uygulamasını tekrar tekrar devreye sokmuştur” dedi.
“ÖĞRETMEN ATAMALARININ DAHA ŞEFFAF VE OBJEKTİF ÖLÇÜTLERE DAYANDIRILMASI GEREKMEKTEDİR”
“Sonuçların açıklanması ile birlikte mülakat sınavına giren öğretmen adaylarının tespit ederek sendikamıza ilettiği kimi usulsüzlükleri içeren dosyayı sizlerle paylaşmak istiyoruz” diyen Irmak şu bilgileri verdi:
“Burada öğretmen adaylarının mülakat sonuçlarını görenlerden topladıkları verilere dayalı olarak, 2550 mülakat sonucunun analiz var. Bu analiz, mülakatlardaki puanlama farklılıklarını somut verilerle ortaya koymakta ve sürecin adil bir şekilde yürütülmediği iddiaların güçlendirmektedir. KPSS mülakat sonuçlarına yönelik ciddi çelişkileri ve tutarsızlıkları içermektedir. Bazı öğretmen adaylarının mülakat puanları ile KPSS puanları arasında belirgin farklılıklar olduğu görülüyor. Örneğin, KPSS puanlarına göre sıralamaya giren adayların mülakat puanlarının oldukça düşük verilmesi ya da tam tersine düşük KPSS puanlı adayların yüksek mülakat puanı alması gibi durumlar söz konusudur. Bu tür puanlama farklılıkları, objektiflik ilkesine ters düşmekte ve adayların mağduriyetine yol açıyor. Mülakat sonuçlarının önceden belirlenmiş objektif bir ölçüt üzerinden yapılmadığı yönünde ciddi endişeler vardı bunu doğruluyor bu araştırma. Örneğin, 20 Eylül 2024 tarihinde kısa süreliğine açılan e-devlet sisteminden alınan verilere göre, bazı adayların sıralamalarının dramatik biçimde değiştiği, bu durumun ciddi adaletsizlikler yarattığına dair kanıtlar ortaya çıktı.
Ayrıca farklı iller arasında puanlama konusunda büyük tutarsızlıklar olduğu görülüyor. Dosyada yer alan veriler mülakat sisteminin şeffaf olmadığını, objektiflikten uzak puanlama yöntemleri ve bölgesel farklılıklar gibi temel sorunların öne çıktığını göstermektedir. Bu durumun çözülmesi için mülakat uygulamasının tamamen kaldırılması ve öğretmen atamalarının daha şeffaf ve objektif ölçütlere dayandırılması gerekmektedir. Farklı iller arasında mülakat puanlarında ciddi tutarsızlıklar olduğu açıkça görülmektedir. Mülakat puanlarının KPSS puanlarına göre belirgin bir fark göstermesi, bölgesel adaletsizliklerin varlığı, mülakat puanlarının yuvarlanarak verilmesi gibi bulgular, mülakat sisteminin adil ve şeffaf bir yapıda olmadığını ve öğretmen adaylarının bu süreçte ciddi haksızlıklara maruz kaldığını somut şekilde ortaya koymaktadır.”
“EN AZ KADROLU 150 BİN ÖĞRETMEN ATAMASININ YAPILMASI GEREKİYOR”
Eğitim Sen olarak taleplerini sıralayan Kemal Irmak, “Öğretmen açıklarının kapatılması için ilk aşamada en az kadrolu 150 bin öğretmen atamasının yapılması, ücretli ve sözleşmeli öğretmen istihdamından vazgeçilmesi, mülakat sistemi, arşiv araştırması, güvenlik soruşturmasının tümden kaldırılması, öğretmen atamalarının belli bir planlama dâhilinde yapılması ve ataması yapılmayan öğretmenler sorununun kalıcı olarak çözülmesidir” diye konuştu.
PİRHA-Yeni eğitim öğretim yılının çözülmeyen sorunlar ile başladığını belirten Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, birçok okulda ve kent meydanlarında oturma ve nöbet eylemleri yapılacağını söyledi. Irmak, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin uygulanmaması için tekrar bakanlığa bir uyarı eylemliliği gerçekleştirilecek” dedi.
Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki yaklaşık 20 milyon öğrenci ve 1,2 milyona yakın öğretmen için 2024-2025 eğitim öğretim yılı başladı. Yeni ders yılı, her yıl olduğu gibi birçok sorunla başladı.
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, eğitimde yaşanan sorunları diler getirerek, 2024-2025 eğitim öğretim yılına ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmeler yaptı.
“ÇOCUKLAR SALGINLARLA KARŞI KARŞIYA KALACAK”
Kemal Irmak, yeni eğitim öğretim yılı başlarken öğrencilerin yaşadığı temel sorunlara değindi.
Irmak, İŞKUR elemanlarının haftada sadece üç gün okullara giderek temizlik yapmasının çocukların önümüzdeki dönem büyük oranda birçok salgınla karşı karşıya kalmasına neden olacağının altını çizerek şunları söyledi:
“Yeni eğitim öğretim yılı başladı. Eğitim öğretim yılı yine giderilemeyen birçok sorunla beraber başladı. Özellikle son iki yıldır, üç yıldır ülkemizde süren yüksek enflasyon, bunun getirdiği derin yoksulluk ve işsizlik maalesef öğrencilerin eğitim öğretim yıl başlamasıyla birlikte en çok karşı karşıya kaldıkları sorunlar arasında. Diğer taraftan bu yıl okullarda görevlendirilecek İŞKUR elemanlarının haftada sadece üç gün okullara giderek temizlik yapması bu çocukların önümüzdeki dönem çok büyük oranda birçok salgınla karşı karşıya kalacağı, hijyenli bir ortamda olamayacakları için hastalıklarla baş başa kalacakları gibi birçok sorun ve problemler var.
“ÖĞRETMEN AÇIĞI BU SENE KATMERLENEREK ARTMIŞ”
Diğer taraftan okullarda yeterince öğretmen atanmamış olması, atanacak öğretmenlerin bile hala güvenlik soruşturmaları ya da Danıştay’da kararın verilmemiş olmasından kaynaklı var olan öğretmen açığı bu sene katmerlenerek artmış. Bu sene çocuklar çok büyük oranda öğretmensiz kalacak ve başlarında öğretmen olmadan eğitim öğretim yılına devam etmiş olacaklar. Bunlar bugün için eğitim öğretim yılının başladığı bu ilk günlerde en temel problemler olarak karşımızda duruyor.”
“OKULLARDA VE KENT MEYDANLARINDA OTURMA VE NÖBET EYLEMLERİ YAPILACAK”
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne karşı birçok okulda ve kent meydanlarında oturma ve nöbet eylemleri yapılacağını belirten Irmak, “Eğitim Sen, eğitimin alanında yaşanan hiçbir problemi kulak arkası yapmadan kamuoyunu bilgilendiren, bu konuda mücadele veren bir sendika. Elbette bugün ve bu hafta özellikle bu Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne karşı birçok okulda ve kent meydanlarında oturma ve nöbet eylemleri ve bu maarif modelinin uygulanmaması için tekrar bakanlığa bir uyarma eylemliliği gerçekleştirilecek” dedi.
Çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılması için ve çocuklara mutlaka bir öğün yemek ve su verilmesi için kampanyalar sürdürdürdüklerini belirten Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Okul yemeği koalisyonuyla birlikte çalışmalar yapıyoruz. 21-22 Eylül’de bu konuda bir çalıştay yaparak sonuçlarını kamuoyuyla paylaşacağız. Okula aç giden çocuklar ve onlara mutlaka bir öğün yemek ve temiz su verilmemesini en temel problem olarak görüyoruz şu anda. Bu konuda da mücadelemiz devam ediyor” ifadelerini kullandı.