Etiket: kenanoğlu

  • Kenanoğlu: İktidar enkazları kaldırırken de felakete sebep oluyor

    Kenanoğlu: İktidar enkazları kaldırırken de felakete sebep oluyor

    PİRHA – Milletvekili Ali Kenanoğlu, Adıyaman Merkez’de yaşam alanlarına yakın yerde döküm sahasının oluşturulmasını eleştirerek “Deprem esnasında felaket yaşatan iktidar, enkazları kaldırırken de başka bir felakete de sebep oluyor” dedi.

    Yeşil Sol Parti Adıyaman Milletvekili Adayı Ali Kenanoğlu, Adıyaman Merkez’deki Karapınar Mezarlığı çevresinin döküm sahası olarak kullanılmasını eleştirdi.
    Döküm sahasının etrafında yaşam alanlarının da olduğuna işaret eden Kenanoğlu, civarda bir okulun olduğunu kaydetti.

    “KİMYASALLAR ETRAFA YAYILIYOR”

    Karapınar Mezarlığı’na bir defin işlemi için geldiğini söyleyen Kenanoğlu, “Mezarlığın hemen yanı başında enkaz döküm sahası var. Depremde yıkılan binaların enkazları buraya dökülüyor. Bu döküm sahası yaşam alanlarının ortasında bulunuyor, hem de mezarlık olduğu için bütün gün insanlarla dolu bir alan burası. Aynı zamanda burası bir de dere yatağı. Molozlar dökülürken olduğu gibi toz duman içerisinde kalıyor etraf. Asbest dediğimiz kimyasal kalıntılar dahil olmak üzere etrafa yayılıyor” dedi.

    “YANLIŞLARIN ÜSTÜNE KATARAK DEVAM EDİYORLAR”

    Moloz dökümü konusunda yanlış yer seçildiğini belirten Kenanoğlu, şöyle devam etti:

    “Bizim itirazımız da tam da buna. Yaşam alanlarının ortasına insanların yoğun olarak geldiği yerlere dökümlerin yapılmasının yanlış olduğunu ifade ediyoruz. Tam da yanlışın ortasındayız. Bütün yanlışlar üstüne katarak devam ediyor. Deprem esnasında felaket yaşatan iktidar enkazları kaldırırken de başka bir felakete de sebep oluyor. Bunu da yerinde görmüş olduk” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Kenanoğlu’ndan çağrı: Aleviler seçim beyannamesi ve taahhütname hazırlamalı

    Kenanoğlu’ndan çağrı: Aleviler seçim beyannamesi ve taahhütname hazırlamalı

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi toplumu ve Alevi kurumlarının kendi seçim beyannamesini yazarak, taahhütname hazırlamaları gerektiğini söyledi. Hazırlanan taahhütnamenin sadece milletvekillerine değil cumhurbaşkanı adaylarına, siyasi partilere ulaştırılması gerektiğini belirtti.

    Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel seçimi 14 Mayıs Pazar günü yapılacak. Cumhurbaşkanı adayları ve siyasi partiler seçim çalışmasını başlatırken, Alevilerin yıllardır kabul edilmeyen talepleri, çözülmeyen sorunları var. Peki Aleviler bu seçim sürecinde ne yapmalı?

    PİRHA’ya konuşan HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi kurumlarının, Alevi toplumun kendi seçim beyannamesini yazarak bu beyannameyi herhangi bir yere aday olmuş ve iddia sahibi olan herkese ulaştırmaları gerektiğini ifade etti.

    Kenanoğlu, bu beyannamenin Aleviler açısından kolaylık sağlayacağını belirterek, “Alevi kurumlarını HDP ziyaret etti. HDP’nin düzenleyeceği seçim beyannamesinde Alevilerin taleplerini ve o beyannamede yer almasını istedikleri demokratik talepleri bizzat Alevi kurumlarının kendisinden dinlemek istedi. Ve bunlara yer vermek üzere bu görüşmeyi gerçekleştirdi. Hiçbir parti bunu yapmıyor. Sadece HDP yaptı” dedi.

    Kenanoğlu, “Alevi kurumları bu seçimlere yönelik kendi seçim beyannamelerini yani seçilecek olanlara yönelik taahhütname hazırlamalı” diyerek şu çağrıda bulundu:

    “Alevi kurumları hem kendilerini ziyaret eden milletvekillerine hem seçim döneminde aday olan siyasi partilere hem de cumhurbaşkanı adaylarına bu konuyla ilgili herhangi bir yere aday olmuş iddia sahibi olan herkese ‘seçildiğim takdirde Alevilerle ilgili şunu şunu yapacağım’ diye bir taahhütname hazırlamaları gerekir. Bu mücadelenin yöntemi artık kağıda dökülüp imza almakla olacaktır. Ve bundan sonra bunu cumhurbaşkanı adaylarına, siyasi partilere bizzat kendileri götürebilirler. Kendilerini ziyaret eden milletvekillerine de kendileri imzalatabilirler. Ondan sonra bunu kamuoyuna duyurmaları gerekir.
    Demeleri gerekir ki ‘Biz Alevi toplumu, Alevi kurumları olarak Alevilerin temel sorunlarını ve bunların çözüm önerilerini içeren kanunlarla ilgili olarak seçildiği takdirde bu kanunlarda şu tür düzenlemeler ya da şu kanunların çıkartılması gerektiği hususunda ya da şu kanunları değiştirmesi konusunda bir taahhütname hazırladık. Adaylara sunduk. Bunlar içerisinde şunlar imzaladı, bunlar reddetti’ diyerek bunu kamuoyunun takdirine sunması gerekiyor. Sadece milletvekilleri seçimlerinde değil bütün kademelerdeki herkese bu taahhütnameyi sunmalılar. Sonuçta Alevi toplumu, Alevi örgütleri, bu konulardaki taleplerini somutlaştırıp bunu adaylara sunmaları ve adayların bu taahhütnameyi imzalamalarını sağlamaları gerekir. Böyle olursa ‘biz taahhütnameyi sunduk, yerine getirin’ diyebilme imkanı olur. Kendileri açısından kolaylık olur. Bunu demedikleri takdirde sürüklenen bir yerde bu siyasetin sadece oy veren pozisyonunda kalmaya devam ederler. Benim önerim buydu.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Kenanoğlu: Deprem bölgelerinde hala hiç ulaşılamayan enkazlar var

    Kenanoğlu: Deprem bölgelerinde hala hiç ulaşılamayan enkazlar var

    PİRHA-HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, 7,7 büyüklüğündeki depremin ardından birçok ilde göçük altında kalanlara hala ulaşılamadığını belirterek, “Deprem bölgelerine hava ve kara yoluyla ulaşılamıyor. Sadece helikopter. Birçok yerden enkaz bilgisi geliyor. Gelen bilgileri AFAD ve yerel idarelere bildiriyoruz” dedi. 

    Merkez üssü Maraş’ın Pazarcık ilçesinde meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki depremin ardından birçok ilde göçük altında kalanların olduğu belirtiliyor.

    HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, AFAD’la görüştüğünü söyleyerek açıklamalarda bulundu.

    “HAVA VE KARAYOLUYLA ULAŞILAMIYOR”

    Kenanoğlu Twitter hesabından yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

    “Genel merkezde kriz masasındayız. Yola çıkanlar geri dönüyor. Deprem bölgelerine hava ve kara yoluyla ulaşılamıyor. Sadece helikopter. Birçok yerden enkaz bilgisi geliyor. Gelen bilgileri AFAD ve yerel idarelere bildiriyoruz. Malesef halen hiç ulaşılamayan enkazlar var.

    Biraz önce AFAD ile görüştüm. Durumu teyit ettiler; ‘Şu an helikopter dışında hiçbir şekilde enkaz bölgelerine ulaşamıyoruz’ dediler. Uluslararası yardım çağrısında bulunduk, durum çok kötü denildi.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kenanoğlu: Alevi Kurumlarına yapılan saldırının takipçisi olacağım-VİDEO

    Kenanoğlu: Alevi Kurumlarına yapılan saldırının takipçisi olacağım-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da eş zamanlı şekilde cemevlerine saldırılara ilişkin HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu açıklama yaptı. Kenanoğlu, konunun takipçisi olacaklarını belirterek, iktidarın bu saldırıların önünü açacak önyargıları pekiştirdiğini söyledi.

    Ankara’da dün eş zamanlı şekilde cemevlerine saldırı gerçekleştirildi. Saldırının ardından Ankara Valiliği saldırganlardan birinin yakalandığını söylese de kimliğini açıklamadı.
    Konuya ilişkin Aleviler için eşit yurttaşlık kampanyası yürüten Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu da açıklama yaptı.

    Kenanoğlu da saldırganın kimliğine dair bilginin bulunmadığını hatırlatarak, “Tabi bugüne kadar Alevilere yönelik saldırılarda işlenen yol ve usul işleniyor. Bundan önce 2012 yılından 2021 yılına kadar 37 ayrı yerleşim yerinde yüzlerce Alevi evi işaretlendi, hakaretler yapıldı, duvarlara yazılar yazıldı bütün bunlarla ilgili olarak da daha etkin bir soruşturma sonucu ortaya konmadı” dedi.
    Kenanoğlu, kimi zaman bunların çocuklar yaptı denildiğini, bunun sebebinin de saldırıları kimlerin yaptığı ve ne tür cezai işlemlere tabi tutulduğu konusunda kamuoyuna bir açıklama yapmamak olduğunu söyledi.

    İÇİŞLERİ BAKANLIĞI DÖNÜŞ YAPMADI

    İstanbul milletvekili Kenanoğlu, şunları kaydetti:

    “Biz de milletvekili olarak parlamentoda bunlarla ilgili olarak hem konuşma yaparak kürsüden sorduk hem de yazılı soru önergelerimizle İçişleri Bakanlığı’na sorduk. Fakat onlara da herhangi bir cevap verilmedi. Yani Alevilere yönelik işlenen suçlarla ilgili olarak kamu oyununa detaylı bir bilgilendirme yapılmıyor. Diğer taraftan Armutlu Cemevi örneğinde olduğu gibi birçok yerde de bizzat güvenlik güçleri tarafından cemevlerine yönelik fiziki hakaretlerde bulunuldu hem silahlarla cemevine girme, hem de Armutlu Cemevinde  olduğu gibi cemevine işemek suretiyle hakaret de sonuçsuz kaldı.”

    Kenanoğlu kendilerinin yaşananları parlamentoda o dönemde konuştuğunu ifade etti. Fakat kimsenin bunları bilmek, görmek, duymak istemediğini belirterek bunların açıklamadan, soruşturma yapılmadan ortalıkta kaldığını söyledi.

    “Yine Okmeydanı Cemevi’nde Uğur Kurt canımız polis kurşunu ile katledildi” diyen Kenanoğlu, “Katil polis sadece para cezası ile cezalandırıldı ve görevine devam ediyor, hala görevinin başında. Diğer taraftan da o dönemin sorumlu emniyet müdürü Servet Yılmaz şu anda Ankara emniyet Müdürlüğü’nü yapıyor. Dolayısıyla esasında Alevilere yönelik işlenen suçlarda bırakın bir cezayı cezasızlık politikası uygulanıyor ve diğer taraftan da bir ödül şeklinde terfiler de alınabiliyor”  ifadelerini kullandı.

    Kenanoğlu, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmeyen, ibadethane statüsü olmayan yerler, mekanlar olarak tanımladığını ve buradan kaynaklı olarak da Aleviliğin Türkiye’de yasaklı bir inanç durumda olduğunu ifade etti.

    Kenanoğlu, “Tabii bunlarla birlikte özellikle iktidar kanadının iktidar sözcülerinin özellikle AKP Genel başkanının Alevi siyasetçilerine yönelik kullandığı dil bütün bu cezasızlık politikaları ile birlikte Alevilere yönelik saldırıları kolaylaştırıyor. En azından bu cemevine saldıranlar, Alevilere saldıranlar Alevi kimliğinden dolayı Alevilere hakaret edenler kendilerine yönelik herhangi bir cezai işlem yapılmayacağını biliyorlar. Burada kaynaklı olarak da çok kolaylıkla cemevlerine yönelik saldırılar düzenliyorlar” şeklinde konuştu.

    Konunun takipçisi olacaklarını belirten Kenanoğlu,  en azından bu kişinin kim olduğunu, hangi tahriklerle bu şucu işlediğini ve hangi cezaya çarptırılacağını izleyeceğini vurguladı. Kenanoğlu,  “Ama diğer taraftan da hem iktidarı hem de Alevi kamyonu uyarmak gerekiyor. Çünkü seçim sürecine girmiş olduğumuz bir son bir yıl içeresinde özellikle ülkede kargaşa çıkartmak isteyenlerin çok kolaylıkla hedef aldıkları topluluk Aleviler olduğunu bilmemiz gerekiyor. Geçmişteki yaşamış olduğumuz pratikler  bize bunu çok net göstermiştir. Kimi provokatif söylemler de kimi bahanelerle Alevilere ve Alevilerin yaşam alanlarına saldırılar çok rahatlıkla gerçekleştiriliyor” diyerek Alevileri uyanık olmaları konularında uyardı.

    Kenanoğlu, bu konuda toplumun bilinç altında hazırlanmış bir ön yargılar söz konusu olduğunu hatırlattı ve önyargıların iktidarın eliyle de pekiştirildiğini ve beslendiğinin altını çizdi. “Tam tersine önyargıyı kıracak, bunları yok edecek söylemler yerine bunları pekiştirecek söylemler de gitgide ifade ediliyor. Bunlardan kaynaklı olarak hem Alevi kamuoyu seçimler sürecine doğru giderken uyanık olmalı, dikkatli olmalı. İktidar da bu tutumlarından vazgeçerek Alevilere yönelik özellikle ibadethanelerimize ve Alevi yaşam alanlarına yönelik tehditlere karşı tedbir almak durumundadır. Bunları da buradan uyarmış olalım.   Alevi camiasına ve kumlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz ve konunun takipçisi olacağız bunu da buradan belirtmek isterim.” şeklinde konuşmasını sonlandırdı.

    PİRHA/ ANKARA

  • Üç vekilden araştırma önergesi: Sivas Katliamı’nda sorumlu olan tüm failler tespit edilsin

    Üç vekilden araştırma önergesi: Sivas Katliamı’nda sorumlu olan tüm failler tespit edilsin

    PİRHA- HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Alevi Masası vekilleri Ali Kenanoğlu, Kemal Bülbül ve Zeynel Özen, 29. yılında Madımak Katliamı’na dair Meclis Başkanlığına araştırma önergesi verdi. Vekiller, katliamda sorumluluğu bulunan tüm faillerin tespit edilerek vicdanlarda ve hukuk önünde yargılanıp mahkum edilmesi amacıyla araştırma komisyonu kurulması gerektiğini belirttiler. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Antalya Milletvekili Kemal Bülbül ve İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Alevi Masası vekilleri olarak Sivas Madımak Katliamı’nın 29. yıl dönümünde ortak araştırma önergesi verdi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı‘na sunulan araştırma önergesinde Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgulayan HDP’li vekiller, aradan geçen 29 yıla rağmen katliamın gerçek anlamda aydınlatılmadığını ifade ettiler. Katliam sanıklarını savunan avukatların AKP’de siyaset yaptıklarına dikkat çeken HDP Alevi Masası vekilleri, katliamda sorumluluğu bulunan tüm faillerin tespit edilerek vicdanlarda ve hukuk önünde yargılanıp mahkum edilmesi amacıyla araştırma komisyonu kurulması gerektiğini belirttiler.

    Araştırma önergesinin gerekçesinde şunlar kaydedildi:

    Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında 1 Temmuz 1993 günü Sivas’a gelen şair, yazar, sanatçı ve halk ozanlarının arasında bulunduğu aydınlar, Madımak Oteli’ne yerleşmiş ancak etkinlikler öncesinde Sivas’ta karanlık odaklar devreye girmeye başlamıştır. Sivas’ta el altından “Müslüman kamuoyuna” başlıklı bildiriler dağıtılırken, yerel basında “Müslüman mahallesinde salyangoz satılıyor” manşetleriyle halk kışkırtılmaya başlanmış, özellikle Aydınlık Gazetesi’nde Salman Rüşdi’ye ait “Şeytan Ayetleri” kitabını yayınlatan yazar Aziz Nesin hedef gösterilmeye başlanmıştır.

    Olaylar, 2 Temmuz günü Cuma namazı sonrası başlamış, öğlen saatlerine çeşitli camilerden çıkan bin kişilik grup, Cumhuriyet karşıtı sloganlar atarak Hükümet Binası’na doğru yürüyüşe geçmiş, saldırgan grup, Atatürk Bulvarı ile Meydan arasında oluşturan polis barikatını yıkmış, devletin müdahalesi, engelleme girişimleri ise göstermelik olmaktan öteye geçmemiştir. Akşam saatlerine doğru kalabalık sayısı 10 bini geçmiş, Kültür Merkezi’nden ayrılan güruhlar Madımak Oteli’ni taşlamaya başlamış, otele giren saldırganlar içeriyi ateşe vermiş, dışardaki gruptan “Yak yak”, “Şeriat isteriz”, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak”, “Sivas, Aziz Nesin’e mezar olacak” şeklinde sloganlar atmaya devam etmiştir. Yangına müdahaleye gelen itfaiyeye saldırganlar izin vermemiş, bütün devlet mekanizması, Madımak Oteli’nin içindekilerle yakılmasını izlemekle yetinmiştir.

    “POLİS TUTANAĞINA GÖRE, TALEBE RAĞMEN 20 KİŞİ DIŞINDA ASKERİ KUVVET DESTEĞE GELMEMİŞ”

    Katliama ilişkin polisin düzenlediği olay tutanağında talep edilmesine karşın 20 kişi dışında askeri kuvvetin desteğe gelmediği vurgulanmış, saldırganlar dağıtıldıktan sonra Madımak Oteli’nden 93 kişi çıkarılmış, bunların 35’inin hayatını kaybettiği anlaşılmıştır.

    Türkiye; Metin Altıok, Behçet Aysan, Uğur Kaynar, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Hasret Gültekin, Asım Bezirci, Edibe Sulari ve Asaf Koçak gibi aydın, sanatçı, şair, yazar ve halk ozanını Sivas’ta kaybetmiş, 12 yaşındaki Koray Kaya ile 15 yaşındaki Menekşe Kaya da Madımak’tan çıkamamıştır. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, katliam sonrasında “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” diyerek devletin katliama ne gözle baktığını açık etmiştir.

    “KATLİAM SANIKALRININ AVUKATLARI AKP’DE SİYASET YAPAMA DEVAM EDİYOR”

    Katliama ilişkin yalnızca 124 kişi hakkında dava açılmış, uzun süren yargılamalar sonucunda 33 sanık idam cezası, 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezalarına çarptırılmış, idam cezasının kaldırılmasıyla birlikte 33 sanığın cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrilmiş, yaşlı ve hasta olduğu iddia edilerek sanık Ahmet Turan Kılıç Cumhurbaşkanı tarafından affedilmiş, katliam sanıklarının avukatlığını üstlenenler ise bugün AKP’de siyaset yapmaya devam etmiştir.

    Aralarında Cafer Erçakmak’ın bulunduğu firari 5 sanığın davası ise 2012’de zamanaşımı nedeniyle düşürülmüş, mahkeme, katliamın insanlığa karşı suç olduğuna ilişkin müştekilerin talebini kabul etmemiş, dava sürecinde aranan sanıkların evlendiği, askere gittiği, belediyede işe girdiği ortaya çıkmış, halen, firari üç sanık hakkında açılan dava Ankara mahkemelerinde görülmeye devam etmiştir. Sivas Katliamı davası 20 yılın ardından zaman aşımı gerekçesiyle kapatılmıştır. Böylece 5 firari sanık ceza almaktan kurtulmuştur. İlk açıklama da dönemin Başbakanı Erdoğan’dan gelmiş, Sivas davasında alınan zamanaşımı kararı için grup toplantısında yaptığı konuşmada “Milletimiz ve ülkemiz için hayırlı olsun” açıklamasında bulunmuştur.

    SANIKLARIN AVUKATLIĞINI YAPAN CELAL MÜMTAZ AKINCI’NIN ANAYASA MAHKEMESİ ÜYESİ OLDUĞU İDDİASI

    Anayasa Mahkemesi, 2012’de zamanaşımı nedeniyle düşürülen Sivas Katliamı davasına yapılan başvuruyu 7 yıl sonra gündemine almış ancak mahkeme, başvurunun görüşülmesini gerekçesiz bir şekilde ertelemiştir. Dosyayı görüşecek olan AYM İkinci Bölümün üyeleri arasında bir dönem Sivas Katliamı’nda sanıkların avukatlığını yapan Celal Mümtaz Akıncı’nın da olduğu iddia edilmektedir.

    “KATLİAMIN ARKASINDAKİ ÖRGÜTLER, GERÇEK FAİLLER ORTAYA ÇIKARILMADI”

    Her ne kadar birinci davada ağır cezalar verilmiş olsa dahi esas olarak eksik, yarım, tamamlanmamış bir dava olarak devam eden Sivas Katliamı davası bitmemiştir. Arkasındaki örgütler bulunmamış, gerçek failler ortaya çıkarılmamıştır. Madımak katliamında adaletin sağlandığını söylemek mümkün değildir.

    29 yıl önce yaşanan ve insanlığa karşı işlenmiş suç kabul edilmesi gereken 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın tüm yönleriyle tekrar ele alınması, asıl faillerin tespiti, devletin en üst kademesine kadar sorumluluğu bulunanların yargı önüne çıkarılması, firari sanıkların Türkiye’ye getirilip yargılanması ve nihayetinde tüm sorumlularının vicdanlarda ve hukuk önünde yargılanıp mahkûm edilmesi amacıyla araştırma komisyonunun kurulmasını çok önemli ve gerekli görmekteyiz.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Kenanoğlu, İbrahim Kaypakkaya’yı Meclis’te andı-VİDEO

    Kenanoğlu, İbrahim Kaypakkaya’yı Meclis’te andı-VİDEO

    PİRHA-HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, İbrahim Kaypakkaya’yı katledilişinin 49. yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda andı. Kenanoğlu, “Ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya’yı katledilişinin yıl dönümünde saygıyla anıyorum, mücadelesi önünde saygıyla eğiliyorum” dedi.

    Türkiye devrimci hareketinin öncü isimlerinden İbrahim Kaypakkaya 49 yıl önce 18 Mayıs 1973’de Diyarbakır’da gördüğü işkence sonucu katledildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, İbrahim Kaypakkaya’yı  TBMM Genel Kurulu’nda andı.

    “MÜCADELESİ ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUM”

    Kaypakkaya’nın mücadelesine değinen Ali Kenanoğlu, “70’li yılların devrimci önderlerinden İbrahim Kaypakkaya 1949 yılı Çorum doğumludur. 1961 yılında Hasanoğlan Öğretmen Okulunu dereceyle bitiren Kaypakkaya, ardından İstanbul’da Çapa Yüksek Öğretmen Okuluna başlamış, aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümünü okumuştur. 70’li yıllarda devrimci gençliğin antiemperyalist mücadelesi içerisinde İşçi-Köylü fikriyatında Sosyalist düşüncelerle yer almış, Fikir Kulüpleri Federasyonu’nda çalışmalar yürütmüştür. 1970 yılında Dersim Vartinik mezrasında yaralanmış ve Diyarbakır Cezaevinde gördüğü işkence sonucu yaşamını yitirmiştir. Acımasız zulüm ve işkencelere rağmen ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya’yı, katledilişinin yıl dönümünde saygıyla anıyor, mücadelesi önünde de saygıyla eğiliyorum” dedi.

    PİRHA/ ANKARA

  • Kenanoğlu: AYM’nin kararına rağmen zorunlu din dersleri uygulamasına devam edilecek midir?

    Kenanoğlu: AYM’nin kararına rağmen zorunlu din dersleri uygulamasına devam edilecek midir?

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) zorunlu din dersi ile ilgili ‘hak ihlali’ kararını HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e, “Anayasa Mahkemesinin ‘zorunlu din derslerinin inanç özgürlüğünün ihlali’ yönünde verdiği son karara rağmen zorunlu din dersleri uygulamasına devam edilecek midir?” diye sordu.

    Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, zorunlu din dersinin din özgürlüğünün ihlali olduğu gerekçesiyle 2014 yılında yapılan bireysel başvuruyu değerlendirmek üzere 7 Nisan’da toplanmıştı.

    AYM’nin zorunlu din dersinin, din özgürlüğünün ihlali olduğu gerekçesiyle yapılan bireysel başvuruda, ‘Anayasa’nın 24. Maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan ebeveynlerin eğitim ve öğretimin kendi dinî ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama hakkının ihlal edildiğine’ dair karar verdi.

    AYM Genel Kurulu’nda 8 yıldır devam eden dosyada, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia ise kabul edilmedi.

    KENANOĞLU MECLİS GÜNDEMİNE TAŞIDI

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) taşıdı. Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, “Anayasa Mahkemesinin ‘zorunlu din derslerinin inanç özgürlüğünün ihlali’ yönünde verdiği son karara rağmen zorunlu din dersleri uygulamasına devam edilecek midir?” diye sordu.

    Kenanoğlu soru önergesinin gerekçesini şu şekilde belirtti:

    “Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu zorunlu din dersinin din özgürlüğünün ihlali olduğu gerekçesiyle 2014 yılında yapılan bireysel başvuruyu değerlendirmek üzere 7 Nisan 2022 tarihinde toplanmıştır. AYM Genel Kurulunda 8 yıldır devam eden dosyada, ‘Anayasa’nın 24. Maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan ebeveynlerin eğitim ve öğretimin kendi dinî ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama hakkının ihlal edildiğine’ dair karar verilmiştir. AYM’nin söz konusu kararı ile ebeveynlerin eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama hakkının ihlal edildiğine hükmedilmiştir.

    1980 darbesi sonrası hazırlanan 1982 Anayasasıyla birlikte Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi okullarda zorunlu dersler arasında yer almıştır. Bu zorunluluk Türkiye’de yaşayan Sünni inancın dışındaki tüm diğer inançlar ve inançsızlar açısından bir insan hakkı ihlali olarak yıllarca dile getirilmekte, muafiyet talepleri ulusal ve uluslararası mahkemelere taşınmakta, uluslararası ve ulusal mahkemelerin verdiği kararlar yerine getirilmediğinden bitmeyen bu tartışma hem ülke gündemini meşgul etmekte hem de bu sorunu yaşayan ailelerin mağduriyetinin sürmesine neden olmaktadır.

    Türkiye’de yerel mahkemelerde açılan davalar ve AİHM nezdinde yapılan başvuruların ardından gelen mahkûmiyet kararları, zorunlu din dersi uygulamasının toplumsal talepleri karşılayamadığı ve konu hakkında değişikliğe gidilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Özellikle Alevi inancına sahip ailelerin çocuklarının din dersinden muaf tutulması yönünde yapmış oldukları başvurular, yerel mahkemelerce lehte sonuçlanmasına rağmen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu olmaktan çıkarılması için gerekli düzenlemeler bugüne kadar yapılmamıştır.

    Yüzyıllardır, Alevi inancının çeşitli yöntemlerle yok edilmeye, olmazsa dönüştürülmeye, asimile edilmeye çalışılması kesintisiz bir yönetim anlayışı olarak sürdürülmektedir. Bırakın zorunlu din derslerinin iddia edildiği gibi din, inanç, kültür ve mezheplerin öğretildiği bir ders olarak uygulanmasını, tam aksine bu derse giren her çocuğa inancı ne olursa olsun, zorunlu olarak Sünni, Hanefi inancın eğitimi verilmekte, bu inancın tek ve mutlak doğru olduğu öğretilmektedir.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2007 ve 2014 yıllarında Türkiye’den yapılan başvurular sonrasında zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu olarak okutulmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) eğitim hakkına ilişkin 2. maddesini ihlal ettiği yönünde karar vermiştir. AİHM, Türkiye Cumhuriyeti’ne AİHS’in 46. maddesini hatırlatarak, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu derslerden çıkarılması yönünde iç hukukta gerekli düzenlemelerin yapılması kararını iletmiştir. Ancak aradan geçen onca yıla rağmen bu yönde herhangi bir adım atılmayarak, çocuğunun bu dersten muaf tutulmasını isteyen aileler okul yönetimleri ile karşı karşıya getirilmekte, dava yolu ile kazanılan hakların bile uygulanmaması yönünde direnç gösterilmektedir.

    Yine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), eğitimde zorunlu din ve ahlak kültürü derslerine karşı Ankara’dan davacı olan 14 Türk vatandaşının 2011 yılında açtığı dava ile ilgili olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) eğitim hakkıyla ilgili maddesinin ihlaline hükmetmiştir. Kararda, Türkiye’de din ve ahlak kültürü kitaplarının içeriğinde yapılan son değişikliklerin ‘yetersiz’ olduğu belirtilip, devletin dini konularla ilgili düzenlemelerde ‘yansız ve tarafsız olma yükümlülüğü’ tekrar hatırlatılmıştır.

    AİHM, kullanılmakta olan din ve ahlak kültürü kitaplarında Türkiye’de çoğunluğun ait olduğu Sünni İslam’a daha fazla yer ayrılmasının, Alevi inancının özellikleri dikkate alındığında, ebeveynlerin çocuklarında okul ile kendilerine has değerler arasında bir “bağlılık çatışması” yaratabileceğini düşünmekte haksız olmadıklarına kanaat getirmiştir. Türk eğitim sisteminin sadece Hıristiyan ve Musevi öğrencilere zorunlu din derslerinden muaf tutulma hakkı tanıdığına işaret eden AİHM’nin gerekçeli kararında, ‘bu durum çocukları okulda gördükleri eğitim ile ailelerinin dini veya felsefi inançları arasında çatışmaya itebilir’ sonucuna varmıştır.

    Avrupa ülkelerinin çoğunluğunun öğrencilere din derslerine girmeme veya bu ders yerine başka bir derse girme hakkı tanıdığını da hatırlatan AİHM, Türk eğitim sisteminin ebeveynlerin inançlarına saygı konusunda hâlâ Avrupa standartlarında olmadığı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin eğitim hakkıyla ilgili maddesini ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM, sorunun ‘yapısal’ olduğunu da belirterek, kararın nasıl uygulanması gerektiği konusunda en kısa sürede din ve ahlak kültürü derslerinin zorunlu olmaktan çıkartılıp, öğrencilerin muaf tutulabilecekleri bir sisteme geçilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

    Bu noktada, Türkiye’de zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersi uygulamasında, sorunun ortadan kaldırılmasının yegâne yolunun zorunlu din dersi uygulamasının kaldırılması ve bu dersin yerine tüm dinlere ve inanma biçimlerine eşit mesafeden bakabilecek seçimli bir ‘Din Kültürü’ dersi uygulamasının getirilmesi öneriler arasında yer almaktadır.

    Diğer taraftan, AİHM’in 09.11.2008 tarihli, kesinleşmiş olan Hasan ve Eylem Zengin- Türkiye davasına ilişkin kararında da bir ülke olarak mevcut din kültürü ve ahlak bilgisi eğitimi pratiğinin Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi, 1’inci ek protokolü, 2’inci maddesinde güvenceye alınan, velilerin inançlarına uygun eğitim hakkını ihlal edici nitelikte olduğu hükme bağlanmıştır.

    Aleviler tarafından zorunlu din derslerine karşı Türkiye’nin değişik yerlerinde her yıl okullar açılırken davalar açılmaktadır. Alevi örgütleri, anayasanın belirttiği eşitlikçi kavramları hatırlatarak bu sorunun çözüme kavuşturulması gerektiğini ifade etmektedirler. Bu kararlar, benzer olası davalar için emsal teşkil etmesi bakımından önem taşımaktadır.

    Nihayetinde, 7 Nisan 2022 tarihinde toplanan Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, 2014 yılında yapılan ve 8 yıldır devam eden dosyada, Anayasa’nın 24. Maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan ebeveynlerin eğitim ve öğretimin kendi dinî ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama hakkının ihlal edildiği yönünde verdiği karar, din derslerinden muafiyet ve bu derslerin müfredatı konusunda Millî Eğitim Bakanlığını bağlayıcı hükümler içermektedir. Dolayısıyla, Türkiye’de sıklıkla ileri sürüldüğü üzere, ebeveynlerin inançlarına gerçek anlamda saygı gösterilmesini sağlayacak tek çözüm Anayasa’nın ilgili maddesinden zorunlu din dersinin okutulması gereken dersler arasından çıkarılmasıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Aleviliğe hakaret eden Nurettin Topçu’nun kitabının okullarda dağıtılması Meclis gündeminde

    Aleviliğe hakaret eden Nurettin Topçu’nun kitabının okullarda dağıtılması Meclis gündeminde

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Aleviliğe ve Alevlere hakaretleriyle bilinen, laiklik karşıtı Nurettin Topçu’nun “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı kitabının imza karşılığında öğretmenlere dağıtılmasını Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e sordu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu Aleviliğe hakaretler eden, laiklik karşıtı Nurettin Topçu’nun “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı kitabının imza karşılığında öğretmenlere dağıtılmasını Meclis gündemine taşıdı.

    Söz konusu kitabın Antalya Valiliği ve Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından başlatılan Antalya’da Hedeflenen Eğitime Nitelik Kazandırma (AHENK) Projesi kapsamında dağıtıldığını belirten Kenanoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı‘na “Nurettin Topçu’nun, Alevilere karşı nefret dolu ifadeleri ile birlikte laiklik ve karma eğitim karşıtı görüşleri içeren bu kitabının Antalya’da öğretmenlere dağıtılmasında sorumluluğu bulanan yetkililer hakkında soruşturma açılacak mıdır?” diye sordu.

    Kenanoğlu, soru önergesinin gerekçesinde şunları belirtti:

    “Antalya Valiliği ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından başlatılan Antalya’da Hedeflenen Eğitime Nitelik Kazandırma (AHENK) Projesi kapsamında, laiklik düşmanı fikirleri ile bilinen Nurettin Topçu’nun, içinde ayrımcı ve aşağılayıcı ifadeler bulunan “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı kitabı öğretmenlere imza karşılığı ücretsiz olarak dağıtılmıştır.

    1909-1975 yılları arasında yaşayan Nurettin Topçu’nun biyografisine bakıldığında, laikliğe karşı çıkarak dine dayalı eğitimi savunmasıyla, tarikatların resmi olarak da tanınmasını talep etmesiyle, Aleviliğe ve Alevilere yönelik ayrımcı ve aşağılayıcı ifadeler kullanmasıyla, kız ve erkeklerin ayrı okullarda okutulmasını savunmasıyla tanınan İslamcı bir yazar olduğu görülmektedir.

    Antalya’da başlatılan AHENK projesi kapsamında öğretmenlere dağıtılan Nurettin Topçu’nun “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı kitabın özünde; tek taraflı bakış açısı ile Alevilik inancına hakaretler eden, tarikatları öven ve onlara sahip çıkan, halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden ifadeler içerdiği anlaşılmaktadır.

    Söz konusu kitapta Alevilik ile ilgili olarak; “Tarikatları ise, asırların arasında kemiren şerir kuvvet Alevilik olmuştur. Ve böyle bozuk bir zihniyete, kolayca ortak olan hayati hazlarla yüklü bir adap ve erkan silsilesi, tarikatları çürütmeğe kâfi geldi” gibi Alevilik inancına hakaretler eden mezhepçi, ayrımcı ve insanları kin ve düşmanlığa sevk eden cümleler kurulduğu görülmektedir.

    Diğer taraftan anılan kitapta; “Önder din adamları zümresi yetişerek cemaatin kalbine hakikat aşkının mukaddes tohumlarını serptikten sonra milli mektebin kapıları açılacaktır”, “Hakka götüren yol diye kendini hakikate adamak, gerçek mektebin yoludur. Tarikatlar, halka İslam’ın ahlakını aşılıyor, devlet hukukun bekçiliğini yapıyordu”, “Harf inkılabı, yüzlerce yıllık milli kültürle bağları kopardıktan sonra dilin değişmesi üniversite gençliğini orta okul çocuklarının hizasına indirdi”, “Bedbaht bir şair şu sözleri söylemişti: Kızlarını okutmayan millet oğullarını manevi öksüzlüğe mahkûm etmiş demektir. Fakat biz asıl kızlarımızı okuttuktan sonra oğullarımızı ruh öksüzlüğüne mahkûm ettik” gibi birçok cümlesinde tarikatları öven, laiklik karşıtı, bilimsel eğitimi küçümseyen, kız çocuklarının okutulmasını reddeden bir zihniyetin yansımaları açıkça görmek mümkündür.

    Alevilik inancına hakaretler eden, laik, bilimsel ve karma eğitim karşıtı, cinsiyet ayrımcı, halkı kin ve düşmanlığa sevk eden ve toplumu kutuplaştırıcı ifadeler içeren böyle bir kitabın Antalya Valiliği ve Millî Eğitim Bakanlığı kanalıyla öğretmenlere dağıtılması başlı başına bir skandaldır.”

    Bu bağlamda Kenanoğlu Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e şu soruları yöneltti:

    1. Nurettin Topçu’nun Alevilik inancına hakaretler eden, ayrımcı ve laiklik karşıtı kitabının AHENK projesi kapsamında Antalya’da öğretmenlere dağıtılması Bakanlığınızın bilgisi dahilinde midir?
    2. İçinde ayrımcılık, nefret ve aşağılama dolu ifadeler bulunan Nurettin Topçu’nun bu kitabının bir dayatma yoluyla öğretmenlere dağıtılarak, öğrencilere bu fikirlerin ‘aşılanması’ mı hedeflenmektedir?
    3. Nurettin Topçu’nun, Alevilere karşı nefret dolu ifadeleri ile birlikte laiklik ve karma eğitim karşıtı görüşleri içeren bu kitabının Antalya’da öğretmenlere dağıtılmasında sorumluluğu bulanan yetkililer hakkında soruşturma açılacak mıdır?
    4. Alevilik inancına hakaretler eden, laik ve bilimsel eğitim düşüncesinden uzak, kız çocuklarının okutulmasına karşı çıkan ifadelerin yer aldığı bu kitabın dağıtılması durdurulacak mıdır?

    PİRHA/ ANKARA

     

  • Kenanoğlu: Meclis’te olunsaydı Diyanet Akademisi’ne ‘hayır’ oyu vermenin onurunu yaşardık-VİDEO

    Kenanoğlu: Meclis’te olunsaydı Diyanet Akademisi’ne ‘hayır’ oyu vermenin onurunu yaşardık-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, 16 Mart’ta Diyanet Akademisi Kanunu oylaması ile ilgili kendilerine ve HDP’ye gelen eleştirilere yanıt verdi. Yapıcı eleştirilerin yanında hakaretlerin de olduğunu belirten Kenanoğlu, o gün İstanbul’da Newroz çalışmaları yaptığını, ancak “Meclis’te olunsaydı hayır oyu vermenin onurunu yaşardık” dedi. 

    HDP’nin Alevi milletvekillerinden Ali Kenanoğlu, TBMM’de 16 Mart 2022 tarihinde oylanarak kabul edilen Diyanet Akademisi Kanunu oylaması ile ilgili açıklamalarda bulundu.

    Meclis’te bulunan 10 HDP’li vekilin çekimser oy verdiğini hatırlatan Kenanoğlu, o gün Meclis’te olmadığını kaydetti. Çekimser oy verilmesinin doğru olmadığını belirten Kenanoğlu, konunun parti yönetiminde tartışıldığını ve bir parti kararı olmadığını öğrendiğini ifade etti.

    Kenanoğlu, “Arkadaşlar, bu bir akademi, çok da hayır demeye gerek yok, diye düşünmüşler, bu şekilde karar verilmiş” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri’nin Diyanet Akademisi’ne ret oyu verilmemesini eleştirdiği açıklamalarını da hatırlatan Kenanoğlu, “HDP’ye yönelik eleştirileri olumlu buluyorum. Demokrasi böyle bir şeydir. Eleştiriler önemlidir, kıymetlidir. Ancak hakarete varan eleştirirler de var” dedi.

    Oylama yapıldığı gün neden Meclis’te olmadığına açıklık getiren Kenanoğlu, İstanbul’da Newroz çalışmaları yaptığını söyledi.

    “Meclis’te olunsaydı hayır oyu vermenin onurunu yaşardık” diyen Kenanoğlu, eleştiri adı altında yapılan hakaretlere, saldırılara da tepki gösterdi.

    “Çekimser kalınacağından haberimiz yoktu. Bizim beklediğimiz hayır oyu verilmesiydi” diyen HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, PSAKD açıklamasını da eleştirdi.

    PİRHA/ ANKARA

     

     

  • ‘Alevi okul müdürünü görevden almak için kumpas kuran Başmüfettiş görevden alınacak mıdır?’

    ‘Alevi okul müdürünü görevden almak için kumpas kuran Başmüfettiş görevden alınacak mıdır?’

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı teftiş kurulu başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya‘nın kumpas kurarak İstanbul Kadıköy’de bir okulda görev yapan okul müdürü Metin Bila‘yı Alevi olduğu için görevden almasını Meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e “Alevi okul müdürünü görevden almak için kumpas kurarak açıkça kin ve nefret suçu işleyen MEB Başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya görevden alınacak mıdır?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) teftiş kurulu başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya‘nın kumpas kurarak İstanbul Kadıköy’deki Neriman İrfan Akça Mesleki Eğitim Merkezi’nde görev yapan okul müdürü Metin Bila‘yı Alevi olduğu için görevden almasını Meclis gündemine taşıdı.

    MEB teftiş kurulu başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya’nın Metin Bila’nın görevden alınması için yazdığı resmi mailde, “Zaten, kendisi Aleviymiş bunu da gizleme gereği duymamış. Camiamıza uygun olmadığı aşikâr…” ifadelerini kullandığını belirten Kenanoğlu, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde “Alevi okul müdürünü görevden almak için kumpas kurarak açıkça kin ve nefret suçu işleyen MEB Başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya görevden alınacak mıdır?” diye sordu.

    “OKUL MÜDÜRÜNÜN ALEVİ OLMASINA DAHİ TAHAMMÜL GÖSTERİLMEDİĞİNE TANIKLIK EDİYORUZ”

    Kenanoğlu, soru önergesinin gerekçesinde şunları kaydetti:

    “Millî Eğitim Bakanlığı Başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya, İstanbul Kadıköy Neriman İrfan Akça Mesleki Eğitim Merkezinde Okul Müdürü olarak görev yapan Metin Bila’nın “Alevi” olduğu için sicilini kasıtlı olarak bozduğu ortaya çıkmıştır.

    MEB Başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya’nın, “Alevi” okul müdürünün görevden alınması için yaptığı yazışma, yanlışlıkla 20 kişilik müfettiş grubuna göndermesi üzerine ortaya çıkmıştır. MEB Başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya’nın İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü Maarif Müfettişleri Koordinatörü Ayşegül Ekizceli’ye iletilmek üzere Maarif Müfettişi Semra Erdem’e yazdığı ‘meb’ uzantılı resmi e-posta iletisinde; “Metin Bila Bey’in idareciliğinin sonlandırılması için elimizden geleni yaptık. Zaten, kendisi Aleviymiş bunu da gizleme gereği duymamış. Camiamıza uygun olmadığı aşikâr…” denildiği görülmektedir.

    Bu ülke nüfusunun önemli bir bölümünün Alevi inancına sahip vatandaşlarımızdan oluşmasına rağmen, özellikle AKP iktidarı döneminde kamuda kaç üst düzey yönetici bulunduğuna dair sorduğumuz sorular cevapsız bırakıldığı gibi bir okul müdürünün Alevi olmasına dahi tahammül gösterilmediğine ne yazık ki tanıklık ediyoruz.

    Siyasi iktidar ve kamu kurumlarının, Alevileri “eşit yurttaş” olarak görmediği son yaşanan örnekten de bariz olarak anlaşılmaktadır. AKP iktidarı döneminde kamu kurumlarında yaşanan ayrımcı, dışlayıcı, aşağılayıcı ve nefret dolu yaklaşımlar da artış görüldüğü bütün kamuoyu tarafından bilinmektedir. Kamu kurumlarında Alevilere yönelik yaşatılan bu ayrımcı ve nefret söylemiyle üretilen ötekileştirme ve kutuplaştırmaya karşı olduğumuzu bir kez daha ifade etmek gerekiyor. Ülkemizde yaşayan bütün inanç ve kimliklerin eşit haklara sahip barış içinde bir arada yaşaması için laik ve demokratik bir ülkenin savunucusu olmaya devam edeceğiz.”

    Milletvekili Kenanoğlu bu bağlamda, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e şu soruları yöneltti:

    *Alevi okul müdürünü görevden almak için kumpas kurarak açıkça kin ve nefret suçu işleyen MEB Başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya görevden alınacak mıdır?

    *Alevi okul müdürünü görevden almak için kasıtlı olarak sicil bozan MEB Başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya’nın maili gönderdiği tüm ilgili kişiler hakkında da soruşturma açılacak mıdır?

    *Alevi olduğu için kasti olarak sicili bozulan Okul Müdürü Metin Bila görevden alınmış ise tekrar göreve iade edilecek midir?

    PİRHA/ ANLARA

  • Kenanoğlu’ndan MEB’e: Enes Kara’nın yaşamına son verdiği cemaat yurdu kapatılacak mı?

    Kenanoğlu’ndan MEB’e: Enes Kara’nın yaşamına son verdiği cemaat yurdu kapatılacak mı?

    PİRHA- HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 19 yaşındaki Enes Kara’nın ailesinin ve cemaatin baskıları sonucu intiharını Meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e, “Enes Kara’nın yaşamına son verdiği cemaat yurdu kapatılacak mıdır?” diye sordu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 19 yaşındaki Enes Kara’nın intiharını Meclis gündemine taşıdı. Enes Kara’nın ailesinin baskısıyla kaldığı cemaat yurdunda uğradığı baskıya dikkat çeken Kenanoğlu, tarikat ve cemaat yurtlarının kamulaştırılması ve ekonomik zorluk yaşayan öğrencilere ücretsiz hizmete sunulması gerektiğini ifade etti.

    Kenanoğlu, önergesinin gerekçesinde şunları belirtti:

    “Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. Sınıf öğrencisi 20 yaşındaki Enes Kara, ailesinin baskısı ile kaldığı cemaat yurdunda, cemaatin dinsel yönlendirmeleri ve yine ailesinin zorlamalarına dayanamayarak yaşamına son vermiştir. Enes Kara, bütün yaşamı boyunca ailesinin ve ailesinin bağlı bulunduğu cemaatin yarattığı inanç atmosferinin baskı ve zorlamalarından kurtulmak için bir çıkış yolu bulamamış ve ne yazık ki ölümü tercih etmiştir.

    Enes Kara ne ilktir ne de son olacaktır. Çünkü tarikat veya cemaat yurtları denilen ve neredeyse denetimsiz/kaçak sayılabilecek bu barınma evlerinde hatırlanacağı gibi; daha yakın bir zamanda Antalya’da bir yurtta üniversite öğrencisi başı kesilerek katledilmiş, Aladağ’da Süleymancılara ait yurtta çıkan yangında 11 öğrenci yanmış, Karaman’da Ensar Vakfına ait evlerde kalan çocukların cinsel istismara uğradığı iddia edilmiş, Konya’da kız kuran kursunda yaşanan patlamada 17 öğrenci yaşamını yitirmiştir.

    Gençlerin kendilerini güvende hissetmediği, eğitimde fırsat eşitsizliğinin her geçen gün arttığı, ekonomik zorluklara bağlı olarak eğitim olanaklarının gittikçe zayıfladığı, barınma sorununun çözülmediği, yaşam haklarının hiçe sayıldığı böylesi bir ortamda, ailelerin bilinçli veya zorlama ile veya çaresizlik içinde cemaat ve tarikat yurtlarına göndermek zorunda bıraktığı üniversite öğrencilerinin, baskılara, zorlamalara, tacizlere maruz bırakılması çağdaş toplumlarda kabul edilmesi mümkün değildir.

    Tarikat veya cemaat yurtları denilen bu yurtlar derhal kamulaştırılmalı, ekonomik zorluk yaşayan tüm öğrencilerin kullanıma parasız sunulmalıdır.”

    Bu bağlamda Kenanoğlu Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer tarafından yanıtlanmasını istediği şu soruları yöneltti:

    *Türkiye’de, tarikat veya cemaat yurtları denilen bu evlerden hangi illerde kaç tane vardır ve kaç öğrenci barınmaktadır?

    *Tarikat veya cemaat yurtları denilen bu mekanlar kim tarafından denetlenmektedir?

    *Enes Kara’nın yaşamına son verdiği yurt, kime aittir, hiç denetim görmüş müdür?

    *Enes Kara’nın yaşamına son verdiği cemaat yurdu kapatılacak mıdır?

    *KYK yurtları dışında kalan bu özel yurtlarda gece-gündüz dini eğitim verilmesine neden göz yumulmaktadır?

    *Tarikat veya cemaat yurtlarından kaçı usulsüz uygulamalar nedeniyle soruşturulmuş ve kapatılmıştır?

    *Kaçak olduğu tespit edilip kapatılan yurtlar varsa buradaki öğrencilerin barınma sorunu nasıl çözülmektedir?

    *Dindar-kindar bir nesil yetiştirme hedefi ile tümüyle tarikat ve cemaatlere terk edilen bu yurtlar neden kamulaştırılmamaktadır?

    PİRHA/ ANKARA

  • Kenanoğlu: 2022 bütçesinde de Aleviler görülmedi; Aleviler vardır, Alevilik haktır-VİDEO

    Kenanoğlu: 2022 bütçesinde de Aleviler görülmedi; Aleviler vardır, Alevilik haktır-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında 2022 bütçesinde Alevilerin yerini değerlendirdi. Kenanoğlu, 2022 bütçesinde de Alevilerin yine görülmediğini belirterek devletin tüm inançlara eşit mesafede durması gerektiğini söyledi.

    Hakların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında 2022 bütçesinde Alevilerin yerini değerlendirdi.

    Ülke nüfusunun %20’sini oluşturan Alevilerin Meclis’te kimler tarafından nasıl konuşulduğunun son derece önemli olduğunu ifade eden Kenanoğlu, 2022 yılı bütçe görüşmelerinde Alevilerden bahseden 30 milletvekilinden 17’sinin HDP milletvekili olduğuna dikkat çekti.

    “Alevilerin taleplerini ve sorunlarını Meclis’te gündeme getirmek bizim en başlı görevlerimizden” diyen Kenanoğlu, 2022 bütçesinde de Alevilerin yine görülmediğini belirterek devletin tüm inançlara eşit mesafede durması gerektiğini söyledi.

    Kenanoğlu, “Alevi toplumu bu ülkenin bir gerçekliği, Aleviler vardır, Alevilik haktır. Biz de bu hakkı teslim etmek için mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    PİRHA/ ANKARA

  • Kenanoğlu’ndan, Bakan Varank’a: Alevileri inkar edemezsin, yok öyle yağma!-VİDEO

    Kenanoğlu’ndan, Bakan Varank’a: Alevileri inkar edemezsin, yok öyle yağma!-VİDEO

    PİRHA- TBMM 2022 yılı bütçe görüşmelerinde konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın, ‘Bir milletvekili Türk kökenli bir bilim insanının Alevi olduğu için yurt dışına gittiğini zırvaladı’ sözlerine HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu sert tepki gösterdi. Kenanoğlu, “İşinize geldiği zaman, önemli bir buluş gerçekleştirdiği zaman Türkiye ve Türk kökenli olacak; ama sıra onların yok sayılan inançlarına, kimliklerine gelince kabul etmeyeceksiniz, yok sayacaksınız. Yok öyle yağma!” dedi. 

    TBMM Genel Kurulu’nda 2022 yılı bütçe görüşmelerinde konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nu hedef alarak, “Bir milletvekili Türk kökenli bir bilim insanının Alevi olduğu için yurt dışına gittiğini zırvaladı. En son Nazi Almanya’sında bilim insanları bu şekilde fişleniyordu” sözlerini kullanmıştı.

    Meclis genel kurulunda söz alan HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, makbul vatandaş tanımının Türk ve Müslüman olduğuna vurgu yaparak diğer inançların ise inkar edilen noktada olduğunu belirtti.

    “MARAŞ’TA ALEVİLER CENAZELERİNİ GÖMEMEDEN ÜLKEYİ TERKETTİ”

    Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın, ‘Bir milletvekili Türk kökenli bir bilim insanının Alevi olduğu için yurt dışına gittiğini zırvaladı’ sözlerine cevap veren Kenanoğlu şöyle konuştu:

    “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinden bu yana bir tekçi anlayışın bakış açısı olarak makbul vatandaş olarak Türk ve Sünni-Müslüman kimliği üzerinden  bir tanımlama yapılıyor. Birçok inkar ve asimilasyon politikalarının yanında imha politikaları da uygulanıyor. 6-7 Eylül 1955’te bu ülkede yaşayan Ermenilerin, Yahudilerin bu ülkeyi terketmek zorunda kaldığını hepiniz itiraf ediyorsunuz. Maraş Katliamı’nda Aleviler cenazelerini gömemeden ülkeyi terketmek zorunda kaldılar. Orada yaşatılan bu acıyı yok mu sayacaksınız? İşinize geldiği zaman, önemli bir buluş gerçekleştirdiği zaman Türkiye ve Türk kökenli olacak; ama sıra onların yok sayılan inançlarına, kimliklerine gelince kabul etmeyeceksiniz, yok sayacaksınız. Yok öyle yağma!”

    PİRHA/ ANKARA

  • Kenanoğlu’ndan Soylu’ya: Alevi açılımını, katlettiğiniz Uğur Kurt’un çocuğuna anlatın!-VİDEO

    Kenanoğlu’ndan Soylu’ya: Alevi açılımını, katlettiğiniz Uğur Kurt’un çocuğuna anlatın!-VİDEO

    İçişleri Bakanlığı’nın cemevlerine ihtiyaç ziyaretleri yapmasını eleştiren HDP’li Ali Kenanoğlu, “Siz Alevi açılımını, Okmeydanı Cemevi avlusunda katledilen, o sizin koruyup kolladığınız kişilerin mağdur ettiği Uğur Kurt’un 2 yaşında babasız bıraktığınız evladına anlatın” dedi.

    Meclis Genel Kurulu’nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile bağlı kuruluşların bütçe görüşmelerinde HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu konuştu. İçişleri Bakanlığı’nın “Alevi açılımı”na değinen Kenanoğlu, bin 600’e yakın cemevinin danışmanlar tarafından ziyaret edildiğini belirtti.

    Bakan Soylu’nun da zaman zaman ziyaret ettiği cemevleri olduğunu kaydeden Kenanoğlu, “Buralarda tabii, soruyorlar: ‘Ne lazım? Çay, çorba, boya, badana ondan sonra beton, tuğla, masa, sandalye ne istersiniz?’ falan diye. Kimi cemevi yöneticileri de diyor ki: ‘Hayır, biz sadaka istemiyoruz, biz ibadethane statüsü istiyoruz.’ O zaman da Sayın Bakan geçen gün buna cevap verip diyor ki: ‘Bu benim boyumu aşar’ Bu Sayın Bakanın boyunu aşıyor” dedi.

    “ALEVİLİK SUÇ MU?”

    “Okmeydanı Cemevi’ne gittiniz mi bilmiyorum” diyen Kenanoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Gitmediyseniz gidin hani cemevlerini ziyaret ediyorsunuz ya, oraya da gidin. Uğur Kurt var, Uğur Kurt, orada, cemevi’nin avlusunda katledildi. Onun katledildiği yere bir bakın, polis kurşunuyla katledildi, polisin ateş ettiği yere de bir bakın. Şimdi, cemevi avlusunda suçu ne? Suçu sadece Alevi olmak. Alevilik bir suç mu? İşte, sizin boyunuzu aşan noktadan sonraki suç, orada suçlu oluyoruz işte. Şimdi sizin boyunuza kadar ki kısmında sorun yok. Ama boyunuzu aşan kısmında suçlu ilan ediliyoruz.

    “KATİL SEZGİN KORKMAZ 12 BİN 100 LİRA PARA CEZASIYLA ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Şimdi, katil Sezgin Korkmaz -paniklemeyin Baran’ı yok bunun sadece Sezgin Korkmaz, tesadüfen benzerlik var anladığım kadarıyla- ne ceza aldı? 12 bin 100 lira para cezası. 12 bin 100 lira para cezasıyla ödüllendirildi, şu anda da personeliniz olarak görevine devam ediyor. Peki, burada daha ilginç bir şey var: O dönemde Emniyet Genel Müdürlüğü, Uğur Kurt cinayetiyle ilgili bir inceleme başlatıyor, bu daha sonra disiplin soruşturmasına dönüşüyor ve rapor burada. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği bir disiplin raporu hazırlıyor. Bu disiplin raporuna göre Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı’nın ihlal ve sorumluluğu nedeniyle disiplin suçu işlediği rapor ediliyor. Ne zaman? 2015’te.

    “ALEVİ AÇILIMINI, KATLETTİĞİNİZ UĞUR KURT’UN OĞLUNA ANLATIN”

    Peki, ne oluyor? Tabii, o süreçte -2015, güvenlik konseptine geçilmiş, artık mekanizma orada işliyor- raporu hazırlayan müfettiş emekliye sevk ediliyor, daha sonra, sizin Bakanlığınız döneminde bu kişi 2017’de Ankara Emniyet Müdürü oluyor ve şu anda hâlen de Ankara Emniyet Müdürü olan Servet Yılmaz.
    Servet Yılmaz disiplin suçunu alsa hiçbir şekilde yükselemeyecek, işleyiş böyle ama hiçbir şekilde o suçu almıyor ve ödüllendiriliyor. Şimdi, biz şunu söylüyoruz: Sizin politikanız cezasızlık üzerine kurulu, sizin Alev açılımınız budur. Siz Alevi açılımını, Okmeydanı Cemevi avlusunda katledilen, o sizin koruyup kolladığınız kişilerin mağdur ettiği Uğur Kurt’un 2 yaşında babasız bıraktınız evladına gidin anlatın onu. Şimdi, Aleviler sadaka istemiyor, Aleviler eşit yurttaşlık statüsü çerçevesinde, eşit yurttaşlık hakkı çerçevesinde kendi haklarını; ana sütü gibi helal olan, vergileriyle ödenmiş, ortaklaşmış ve bu ülkenin yurttaşı olmaktan kaynaklı haklarını istiyor. Alevilere sadaka dağıtma mantığından vazgeçin. Sizin boyunuzu aşabilir ama boyu uzun olanlar var, o uzun boylular bunun gereğini yerine getirsinler.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kenanoğlu’ndan Soylu’ya: Senin boyunu aşıyorsa Almanya Hükümeti mi düzenleme yapacak?

    Kenanoğlu’ndan Soylu’ya: Senin boyunu aşıyorsa Almanya Hükümeti mi düzenleme yapacak?

    PİRHA-HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’te yaptığı konuşmada, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Cemevleri konusu beni aşar” şeklindeki sözlerine tepki gösterdi. Kenanoğlu, “Alevilerle ilgili bir hak düzenlemesi yapılacaksa bunu Hükûmet yapacak. Yani senin boyunu aşan bir meselede acaba ne olacak, kim yapacak bunu? Yani Almanya Hükûmeti mi gelecek, düzenleme yapacak Türkiye’de?” diye sordu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda Alevi gündemi üzerine konuştu.

    Almanya’da Alevilere tanınan eşit yurttaşlık haklarına dikkat çeken Kenanoğlu, Türkiye’de Alevilerin haklarının ve taleplerinin ‘kardeşlik’ edebiyatıyla görmezden gelindiğini ifade ederek İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Alevilere ilişkin açıklamalarına tepki gösterdi.

    Kenanoğlu, Soyluya, “Alevilerle ilgili herhangi bir düzenleme yapılacaksa, bir hak düzenlemesi yapılacaksa bunu Hükûmet yapacak. Yani senin boyunu aşan bir meselede acaba ne olacak, kim yapacak bunu? Yani Almanya Hükûmeti mi gelecek, burada düzenleme yapacak, Türkiye’de?” diye sordu.

    Kenanoğlu Meclis’te şunları dile getirdi:

    “Şimdi burada Alevilerin meselesini çok konuştuk, herkes de hemen “Biz kardeşlerimizi çok seviyoruz, hepimiz iyi niyetliyiz, hepimiz iyi bakıyoruz.” falan diyerek konuşuyorlar. Şimdi, size Almanya’dan bir örnek vereceğim: En son, Almanya Kiel kentinde imzalanan anlaşmayla Almanya’da şu ana kadar 5 eyalette hak eşitliğine kavuştu Aleviler. Şimdi bu, hak eşitliği mevzusu nedir? Hak eşitliği mevzusu: Bu anlaşmayla birlikte Aleviler, diğer inanç gruplarının sahip olduğu tüm haklara sahip oldular Almanya’da; 5 eyalette bu geçerli, diğer eyaletler de çalışmalar yürütüyor. Nedir bu, Aleviler açısından ne sağlıyor?

    1) Alevilerin inanç özgürlüğüne yasal güvence tanıyor.

    2) Alevilerin kendilerini tanımlama hakkı güvence altına alınıyor yani “Bir başkası gidip Aleviler adına ahkam kesemez, ‘Siz aslında şusunuz, siz böylesiniz.’ diyemez, kendileri karar verebilir.” diyor.

    3) Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu inanç kurumu statüsünde kabul ediliyor.

    4) Alevilerin dinî etkinliklerini yapma temel hakkı yasal güvenceye kavuşturuluyor.

    5) Perşembe günü, Alevilerin dinî dinlenme günü olarak kabul ediliyor.

    6) Alevi bayram günleri ve bu günlerde Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun üyelerine izin hakkı tanınıyor.

    7) Alevi gençlerin kişiliklerini özgürce gelişme hakkı, gençlik çalışmalarını geliştirme, gençlik yardım kuruluşları kurma ve alıştırma hakkı tanınıyor.

    Diğer taraftan, Aleviler, okul öncesinden yüksekokul eğitimine, eğitim veren kurumları açma hakkına sahip oluyorlar. Ve ayrıca, Alevilik derslerinin Alevi öğretisine uygun verilecek düzenli müfredat dersi olduğu kabul ediliyor ve bu konuda Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu tek yetkili kurum olarak kabul ediliyor, müfredatı düzenleme hakkına sahip oluyorlar.

    Şimdi, bu kazanımı elde eden Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu yöneticilerini buradan kutluyoruz. Diğer taraftan, Kiel Alevi Toplumu’na da hayırlı uğurlu olsun diyoruz; oradaki yönetici arkadaşlara, Kiel Alevi Toplumu’na, Alevi Kurumu’na da hayırlı olsun diyoruz.”

    Milletvekili Kenanoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Cemevleri boyumu aşar” şeklindeki sözlerine de tepki gösterdi.

    SÜLEYMAN SOYLU’YA TEPKİ

    Kenanoğlu şöyle devam etti:

    “Peki, Türkiye’de ne oluyor? Türkiye’de şöyle bir şey oluyor: İçişleri Bakanı bununla ilgili iki gün önce bir konuşmasında şöyle diyor: Biz şu kadar cemevi dolaştırdık. Danışmanıma söyledim, 1.600’e yakın cemevi gezdi, onların ihtiyaçlarını sordu soruşturdu. Bize orada bir kısmı dedi ki, cemevinin ibadethane statüsünde kabul edilmesini istiyoruz.
    Yani cemevlerinden gelen talebi dile getiriyor İçişleri Bakanı. Diyor ki televizyon programında, boyumu aşar. Yani onun boyunu çok şeyin aştığını biliyoruz; onun boyunun nelere yettiği ortalığa döküldü zaten, onların hepsi belli.

    “KARDEŞLİK EDEBİYATI LAFLA OLMUYOR”

    Şimdi, burada şöyle bir şey var. Bu Hükûmetin bir Bakanı. Yani bugün Alevilerle ilgili herhangi bir düzenleme yapılacaksa, bir hak düzenlemesi yapılacaksa bunu Hükûmet yapacak. Yani senin boyunu aşan bir meselede acaba ne olacak, kim yapacak bunu? Yani Almanya Hükûmeti mi gelecek, burada düzenleme yapacak, Türkiye’de? Ondan sonra Avrupa’ya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidince de ‘İç meselemizi dışarıya götürüyorsunuz’ oluyor. Yani, bu kardeşlik edebiyatı böyle lafla olmuyor arkadaşlar.”

    PİRHA/ ANKARA

  • Kenanoğlu: Alevi çocuklara yaşattığınız acı için utanmanız, sıkılmanız gerekir-VİDEO

    Kenanoğlu: Alevi çocuklara yaşattığınız acı için utanmanız, sıkılmanız gerekir-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’te yaptığı konuşmada, Alevi çocuklar için “çifte kavrulmuş yalancı” diyen eski AKP Milletvekili ve Akşam Gazetesi Yazarı Hüseyin Besli’ye tepki gösterdi. Kenanoğlu, “Utanması gerekenler Alevi çocuklarına ‘yalancı’ diyor. Utanmanız, sıkılmanız gerekir Alevi çocuklara acı yaşattığınız için” diye konuştu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, 15 Kasım 1937’de Seyid Rıza’nın idamı ve eski AKP’li vekil Hüseyin Besli’nin Alevilere ve Kürtlere yönelik hakaretleri üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda konuştu.
    Seyid Rıza ve yol arkadaşlarının idamının hileli bir sürecin sonucu olduğunu ifade eden Kenanoğlu, hileli sürecin günümüzde de devam ettiğine dikkat çekerek eski AKP’li vekil Hüseyin Besli’nin Alevilere ve Kürtlere yönelik hakaretlerine tepki gösterdi.

    Kenanoğlu’nun Meclis’teki konuşması şöyle:

    “Tabii, icra ve iflas meselesi ekonomik açıdan oldukça sıkıntılı bir konu. Bu kanun düzenlemesiyle çeşitli yenilikler, düzenlemeler getirilmiş olsa da esas olan insanların icralık olmasını engelleyecek çözümleri üretmek, insanların ekonomik olarak yaşadıkları sıkıntıları ve sorunları ortadan kaldıracak ekonomik tedbirler almak ve bu konudaki yasaları çıkarmak, esas olan bu. Kanunun tümü ve bölümü üzerinde grubumuz adına konuşan arkadaşlarımız detaylı olarak dile getirdiler, ben başka iki konuda biraz görüşlerimizi ifade edeceğim.

    Tabii, 15 Kasım 1937 Seyit Rıza ve arkadaşlarının hileli bir şekilde idam edilmelerinin yıl dönümüydü. Bu, aslında bir imha sürecinin hileli bir şekilde planlanmış hâlinin 15 Kasım 1937’de Elâzığ Buğday Meydanı’nda sonuçlandırılması sürecidir. Baktığınız zaman oraya, ortada “Evladıkerbelâyız.” diyen Seyit Rıza’nın “Sizin hilelerinizle baş edemedim.” dediği bir söz vardır. Bu “…baş edemedim.” dediği söz bütün bu süreci de özetleyen, o kaypak ve hileli sürecin sonucudur. Öyle bir kaypakça bir süreçtir ki oğlunun idamını kendisine izlettirme kaypaklığı ve vicdansızlığı ortaya koymuştur ama işte Seyit Rıza kendisine bu vicdansızlığı ve kaypaklığı yapanların bile hayran kaldığı, daha sonra hatıratlarında dile getirdikleri o mertlik içerisinde idam sehpasına gitmiş ve “Evladıkerbelâyız.” diyerek kendi idamını gerçekleştirmiştir. Şimdi, bu zalimlerin, namertlerin, kaypakların hayran olduğu mertlik ve bunun karşısındaki bütün bu süreç, hileli süreç devam ediyor.

    Eve, şimdi, Hüseyin Besli’den konuşuyoruz. Hüseyin Besli AKP’nin önceki dönem milletvekillerinden biri. Söylediği sözün kendisi ilginç bir şey. Esasında başka bir mağduriyeti ortaya koyan bir şey. Diyor ki: “Alevi ve Kürt çocukları doğuştan aileleri tarafından bir inkârla yetiştirilirler. Nedir bu? Kürtlüğünü ve Aleviliğini saklamak zorunda oldukları bunlara öğretilir. Oradan kaynaklı olarak da bunlar çifte kavrulmuş yalancıdır.”

    Şimdi, esasında bir mağduriyet üzerinden, bir asimilasyon üzerinden, bir Alevi ve Kürt çocukları üzerinden yürütülen bir baskı politikası üzerinden başka bir hakaret çıkartıyor yani ilginç bir şeydi. Şimdi, Alevi ve Kürt çocukları niye söyleyemezler? Kimileri için burada “Ben Aleviyim.” demek, “…”(x) demek bir bölücülük, bir ayrıştırıcılık olabilir ama bizim açımızdan esasen bölücülüğün de ayrıştırıcılığın da ta kendisi Alevi ve Kürt çocuklarının işte, aileleri tarafından o telkinlerle büyütülmesidir, çünkü yaşadıkları coğrafyada, yaşadıkları ülkede yani bu ülkenin yasaları, kanunları ve uygulamalarında Alevi olduğunu söyleyen çocuk daha okuldan itibaren bulunduğu bütün yaşam alanlarından; askerlikte, işte, bütün toplumsal yaşam alanlarının tamamında ayrımcılığa uğrar. O nedenle aileler çocuklarının Kürt olduğunun bilinmesini istemezler, çocuklarının Alevi olduğunun bilinmesini istemezler. Biz bunları bizzat yaşadık yaşımız gereğince.

    DIŞLANMAMAK İÇİN SAHURDA IŞIK AÇILMASI

    Ben Alevi bir mahallede oturuyordum çocukluğumda ama ablam daha karma bir mahallede oturuyordu; bir gün gittiğimde oraya -zaman zaman gidip kalırdık ablamızın yanında- ramazan ayına denk gelmiştik. Ben ablamın neler yaşadığını biliyorum. Yani ramazanda oruç tutmadığı için Alevi inancının gereğince muharrem ve Hızır orucu tuttuğumuz için, oruç tutuyor numarası yapmak için o mahallede rahat edebilmek için açıkçası dışlanmamak için sabah sahur vaktinde ışığını açarak akşam iftar vaktinde de sofrasını kurarak bir takiye yapmak zorunda kalıyorlardı yani böyle kendini inkâr eden bir durum karşısında yaşamak durumunda kalıyordu. Biz de çocukluğumuzun çeşitli aşamalarında bu sıkıntıları yaşadık, bir Alevi çocuğu olarak bunları yaşadık. Kürt arkadaşların bunu yapma şansı yoktu çünkü özellikle bizim yaşıtlarımızın daha ilkokula gittiklerinde Türkçeyi bilmedikleri için Türkçeyi daha okulda öğrenmek zorunda kaldıkları için pek bunu saklama imkânları yoktu ama biz çok fazlasıyla saklama dürtüsüne girdik yani o gayrete girdik.

    “UTANMASI GEREKENLER ALEVİ ÇOCUKLARINA ‘YALANCI’ DİYOR” 

    Şimdi esas olan bu ülkede Alevi ve Kürt çocuklarının yaşadıkları bu durumdan utanması gerekenler, bundan sıkılması gerekenler bunu Alevi çocuklarına bir hakaret olarak ortaya koyuyorlar ve bunun üzerinden “çifte kavrulmuş yalancı” tabirini dile getiriyorlar. Bu esasında yönettiğiniz ülkede bir dönem burada milletvekilliği yapmış bir insanın ortaya koyduğu bu durum kendisinin utanması gereken bir durumdur.

    “UTANMANIZ GEREKİR; ALEVİ VE KÜRT ÇOCUKLARINA YAŞATTIĞINIZ ACIYI İTİRAF EDİYORSUNUZ!”

    Burada bu hakaret edilecek bir husus değil tam tersine sizin utanmanız, sıkılmanız gereken bir durumdur, çünkü Alevi ve Kürt çocuklarına yaşattığınız o travmayı, o acıyı, o asimilasyonu itiraf ediyorsunuz. Yaptığınızı bir hakaret olarak zannetseniz de aslında çok daha büyük bir itirafın sonucunu ortaya koydunuz. Bu anlamıyla Hüseyin Besli başta olmak üzere bu zihniyete sahip herkesi kınadığımızı, Alevi ve Kürt çocuklarının bu ızdırabına son verilmesinin artık zamanı geldiğini ifade ediyorum.”

    PİRHA/ ANKARA

     

  • Kenanoğlu, Meclis’te Alevi kurumlarının ortak taleplerini açıkladı-VİDEO

    Kenanoğlu, Meclis’te Alevi kurumlarının ortak taleplerini açıkladı-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’te Alevi kurumlarının ortak taleplerini dile getirdi. İçişleri Bakanlığı danışmanlarının Alevi kurumlarını ziyaret ederek taleplerini dinlemesinin oyalama taktiği olduğuna dikkat çeken Kenanoğlu, “Karşımızda 7 kez Alevi çalıştayları yapmış, elinde çok sayıda doküman ve rapor olan bir iktidar var. Tüm bunlara rağmen hükümetin İçişleri Bakanı’nın danışmanları aracılığıyla Alevi kurumlarını dolaşması oyalamacadır” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu Meclis’te yaptığı basın toplantısında İçişleri Bakanlığı danışmanlarının Alevi kurumlarını dolaşması, Isparta Cemevi açılışında Isparta Belediye Başkanı’nın Diyanet’i eleştiren PSAKD Gani Kaplan’a yönelik hadsiz müdahalesi ve İstanbul’da bulunun 41 Alevi kurumu, cemevi ve vakfın ortak talepleri hakkında konuştu.

    İçişleri Bakanlığının yetkilendirdiği kimi isimlerin Alevi kurumlarına yönelik ziyaretlerinin Alevi toplumunu oyalama taktiği olduğunu ifade eden Kenenaoğlu, Alevilerin taleplerinin ancak anayasal değişiklerle çözüleceğini söyledi.

    Kenanoğlu, ayrıca Isparta Cemevinin açılışında PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan’a belediye başkanının müdahalesine sert tepki göstererek, “Isparta Belediye Başkanı bu hadsizliğe nasıl cesaret edebiliyor?” diye sordu. Kenanoğlu, İstanbul’da bulunan 41 Alevi kurumu, cemevi ve vakfın bir araya gelerek oluşturduğu ve Alevilerin taleplerini içeren dilekçelerin mecliste savunucusu ve takipçisi olacaklarını dile getirdi.  

    “İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NIN ALEVİ KURUMLARINA ZİYARETİ OYALAMACADIR”

    Alevilerin tepkisine rağmen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Dr. Ali Arif Özzeybek Alevi kurumlarına ‘ihtiyaç’ ziyaretlerinin oyalama olduğuna vurguda bulunan Kenanoğlu, şunları söyledi:

    “Birkaç aydır İçişleri Bakanlığı, danışmanları aracılığıyla Alevi kurumlarını gezerek Alevi toplumunun taleplerini aldıklarını ifade ediyorlar. Karşımızda 7 kez Alevi çalıştayları yapmış, elinde çok sayıda doküman ve rapor olan bir iktidar var. Bütün bu çalıştaylar sürecinde Alevi toplumu temsilcileri aracılığıyla o masaya oturarak taleplerini ve sorunlarının çözümüne dair önerilerini paylaştı. Tüm bunlara rağmen hükümetin İçişleri Bakanlığı’nın danışmanları aracılığıyla Alevi kurumlarını dolaşması oyalamacadır. Yapılan görüşmelerin tamamı beton, çimento, boya üzerine üzerine kurulu. Alevi kurumları bakanlık danışmanlarına bu taleplerin sadece çimento, beton, boya olmayacağını, Alevilerin taleplerinin anayasal değişiklerle çözülmesi gereken sorunlar olduğunu belirtmişler. Bunun başında cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması meselesidir. İbadethane statüsü verilsin veya verilmesin orası Alevilerin ibadethanesidir. İbadethane statüsü verilmediği için de diğer inançların faydalandığı imkanlardan yararlanamıyor.”

    “ISPARTA BELEDİYE BAŞKANI BABASININ PARASIYLA MI KATKI SUNDU?

    Kenanoğlu, Isparta Cemevinin açılışı sırasında PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan konuşurken provokasyon yapan Isparta Belediye Başkanı’nın saldırını kınayarak, Alevi toplumuna yönelik küstahlık yapıldığını dile getirdi.

    Kenanoğlu, “Alevi kurumları ısrarla taleplerinin bilincinde olarak cemevlerinin statüsü ile ilgili olarak taleplerini dile getiriyorlar. Geçtiğimiz hafta Isparta’da çok çirkin bir olay yaşandı. Isparta Cemevi açılışında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Gani Kaplan kürsüden Diyanet İşleri Başkanlığı’nı eleştirdi. Diyanet İşleri Başkanı, ‘Cemevleri bizlerin kırmızı çizgisidir, asla ibadethane olarak kabul etmeyiz’ dedi. Buna karşı tepkisini dile getiren Gani Kaplan’a, Isparta Belediye Başkanı, ‘Burada siyaset yapma. Sen Diyanet’i, Cumhurbaşkanımızı eleştiremezsin’ diyerek saldırıda bulundu ve kürsüden inmesini istedi. Isparta Belediye Başkanı bu hadsizliğe nasıl cesaret edebiliyor? Isparta Cemevine belediyenin yaptığı harcamaları sanki babasının parası, annesinin bozdurduğu bilezikler ile yaptı. Alevi toplumuna ahkam kesip, küstahlık yapabiliyor. Bunlar Alevi toplumunun ödediği vergiler ile oluşan bütçelerdir. Bu bütçelerde de Alevi toplumunun ve cemevlerinin hakkı vardır, ana sütü gibi helaldir. Bunu sadece Isparta Belediye Başkanı şahsında değil birçok belediyede de görüyoruz. Alevi toplumunu bu belediyelere muhtaç edenler bu iktidardır. Cemevleri ile ilgili CHP’li belediyelerle de çok ciddi sıkıntılar var. Bazı yerlerde cemevlerinin anahtarı zabıtaların cebinde geziyor. Bunun önünü kesmek için cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması, ibadethane kapsamına alınması ve kimseye mecbur olmaması gerekiyor” dedi.

    “ALEVİLERİN TALEPLERİNİN SAVUNUCUSU VE TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    İstanbul’da bulunan Alevi kurumları, cemevleri, vakıflar, dergahlar olmak üzere 41 kurumun bir araya gelerek açıkladıkları 12 maddelik talepleri mecliste savunacaklarının altını çizen Kenanoğlu, “Bu talepler Alevi kurumlarının ortak talebidir ve doğru buluyoruz. Bu taleplerin mecliste savunucusu ve takipçisi olacağız. Bizim de talebimiz Alevi toplumun talebidir. Bu talepler,  sadece bunu açıklayan 41 Alevi kurumunun talebi değil, tüm Alevi kurumlarının, demokratik ve laik bir ülke arzu eden tüm toplumun talepleridir. Biz, bu taleplerin yerine getirilmesi için Pazartesi günü Cemevlerinin statüsü ile ilgili Meclis Başkanlığı’na bir kanun teklifi vereceğiz ve tüm bu taleplerin takipçisi olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ ANKARA

     

  • Cumhurbaşkanlığı’na sordu: Hangi Alevi vakıf ve derneklerle protokol yapılmıştır?

    Cumhurbaşkanlığı’na sordu: Hangi Alevi vakıf ve derneklerle protokol yapılmıştır?

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu kısa bir süre önce kamuoyuna yansıyan gri pasaport aracılığıyla yapılan ve Diyanet’e uzanan insan kaçakçılığının Alevi boyutuyla ilgili Cumhurbaşkanlığı’na soru önergesi verdi. Kenanoğlu soru önergesinde “Diyanet İşleri Başkanlığınca hangi Alevi vakıf veya dernekleri ile sözde Aleviliği yurtdışında doğru anlatma projeleri üzerinden protokol yapılmıştır?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu kısa bir süre önce kamuoyuna yansıyan gri pasaport aracılığıyla yapılan ve Diyanet’e uzanan insan kaçakçılığının Alevi boyutuyla ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması için soru önergesi verdi.

    Kenanoğlu soru önergesinin gerekçesinde şunları aktardı:

    “Malatya Yeşilyurt Belediyesi aracılığı ile gri pasaportla yurtdışına giden 43 kişinin Türkiye’ye geri dönmediği haberlerinden sonra öğrenildiği kadarıyla Elazığ Akçakiraz ve Urfa Ceylanpınar belediyelerinde de devlet imkanları ile yurtdışına çıkanların bir daha geri dönmediği bir nevi devlet kurumlarının insan kaçakçılığına alet olduğuna ilişkin bilgiler çorap söküğü gibi ortalığa saçılmıştır.

    Diğer yandan devlet imkanları ile insan kaçakçılığına başka kurumlarında aracı olduğu bunların arasında Diyanet İşleri Başkanlığının da olduğu kamuoyuna yansımıştır.

    Diyanet İşleri Başkanlığının yurtdışında yaşayan Alevi vatandaşlarımıza sözde doğu Aleviliği anlatmak için bazı Alevi vakıfları veya derneklerle protokol imzalayarak aralarında 15 yaşında çocuklarında bulunduğu kişilere “Alevi uzmanı/dedesi” adı altında gri pasaport sağlayarak yurtdışına gönderilmelerine aracılık ettiği anlaşılmaktadır.

    İşin görünmeyen tarafı ise Diyanet, Belediye veya başka devlet kuruluşlarının uydurma projelerle Avrupa’ya geçmek isteyen insanlara hizmete özel gri pasaport hazırlayarak ve binlerce Euro karşılığında insan kaçakçılığına aracılık ettiği iddialarıdır.

    Bu hususta 23 Mart 2018 tarihinde Tunceli Hacı Bektaş-ı Veli Kültürü Yayma ve Yardımlaşma Derneği tarafından savcılığa yapılan suç duyurusundan ise bir sonuç çıkmadığı, kovuşturmaya gerek görülmediği ve takipsizlik kararı verilerek olayın üstünün kapatıldığı belertilmektedir.”

    Milletvekili Ali Kenanoğlu bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması için şu soruları yöneltti:

    1- Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığı ile yurtdışına gönderilen sözde “Alevi uzmanı” kişi sayısı kaçtır ve bunların kaçı geri dönmemiştir?

    2- Diyanet İşleri Başkanlığında insan kaçakçılığına aracılık ettiği iddia edilen sorumlular hakkında bir işlem yapılmış mıdır?

    3- Diyanet İşleri Başkanlığında insan kaçakçılığını para karşılığı yapanlar kurumunuzca da tespit edilmiş midir? Tespit edilmişse haklarında ne gibi işlem yürütülmüştür?

    4- Diyanet İşleri Başkanlığınca hangi Alevi vakıf veya dernekleri ile sözde Aleviliği yurtdışında doğru anlatma projeleri üzerinden protokol yapılmıştır?

    5- Diyanet İşleri Başkanlığınca hangi illerden bu projeler kapsamında yurt dışına insan gönderilmiştir?

    PİRHA/ ANKARA

  • Kenanoğlu’ndan, Şiilere ‘sapkın’ diyen Türkiye gazetesine tepki-VİDEO

    Kenanoğlu’ndan, Şiilere ‘sapkın’ diyen Türkiye gazetesine tepki-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye gazetesinin bulmaca ekinde Şiilere yönelik sapkın diye yazmasını Cumhurbaşkanlığı’na sordu. Bu gazete hakkında bir işlem başlatılıp başlatılmadığını soran Kenanoğlu, “Burada halkı kin ve düşmanlığa sevk etme suçu var. Bir tarafta da dini değerleri aşağılama, hakaret var” hatırlatmasında bulundu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye gazetesinin Şiilere yönelik ağır hakaret içeren söylemini değerlendirdi.

    Kenanoğlu, verdiği soru önergesiyle konuyu Meclis gündemine de taşıdı. Soru önergesinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a Şiileri “Sapkın bir mezhep” olarak tanımlayan gazeteye yönelik bir soruşturma ve yaptırımın olup olmayacağını sordu.

    Kenanoğlu şunları belirtti:

    “4 Mart 2021’de okuyucularına sunduğu bulmacada bir soru soruyor. Bu soruda diyor ki, ‘Sapkın bir mezhep.’ Bunun cevabı nedir anlamında soruyu iletiyor. Cevabında da Şii yazıyor. Şiiler Türkiye’de de Caferiler olarak bilinen geniş bir topluluk. Ayrıca İslam coğrafyası içerisinde de yaygın bir inanç, mezhep. İran’da, Azerbaycan’da yer almışlardır. Irak’ta var, Suriye’de, bir çok yerde var. Bir inancı sapkın olarak tanımlamak Türkiye gazetesine düşüyor. Bize düşen görev bu konuda Türkiye gazetesi böyle bir meczupluk yapabilir. Peki bunun karşılığı nedir? Buna yönelik ne yapılmıştır. Biz de bunu sorduk. Dedik ki Cumhurbaşkanlığı makamına Türkiye gazetesi hakkında herhangi bir soruşturma açıldı mı bununla ilgili? Herhangi bir yaptırım uygulandı mı? Halkı kin ve düşmanlığa sevk etme suçu var. Bir tarafta da dini değerleri aşağılama, hakaret var.”

    PİRHA/ ANKARA

     

     

  • ‘Dersim ismi ve Alevi değerleri kriminalize edilemez!’-VİDEO

    ‘Dersim ismi ve Alevi değerleri kriminalize edilemez!’-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Dersim Kültür ve Tarih Vakfı’nın kuruluşu için mahkemeye yaptığı tescil başvurusunun reddedilmesine tepki gösterdi. Kenanoğlu, “Olacak iş değil, inanılır gibi değil. Orada Alevilik araştırmaları yapacak, duaları, ritüelleri derleyecek ve Dersim bölgesinde birtakım tarihî hafızayı ortaya koyacak çalışmaları yapacak bir vakfı, ahlaki olarak uygun görmüyor” dedi.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, TBMM Genel Kurulu’nda Dersim Kültür ve Tarih Vakfı’nın kuruluşu için mahkemeye yaptığı tescil başvurusunun reddedilmesine tepki gösterdi.

    Kenanoğlu, Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmasında vakfın senedinde yer alan ‘Alevi ritüelleri, duaları ve beyitlerinin kayıt altına alınması’ ve ‘Dersim Alevi tarihiyle ilgili çalışmaların desteklenmesi’ gibi ifadeler gerekçesiyle tescil başvurusunun reddedilmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi.

    Dersim’de asimilasyon çalışması yapan tüm kurum ve kuruluşların her türlü kamu kurum ve kuruluşu tarafından desteklendiğini belirten Kenanoğlu, demokratik ülkelerde hafıza çalışması yapan kurumların desteklendiğini de ifade etti.

    “OLACAK ŞEY DEĞİL, İNANILIR GİBİ DEĞİL!”

    Kenanoğlu Meclis’te şu konuşmayı yaptı:

    “Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin bir kararı var onu ifade edeceğim. Dersim Kültür ve Tarih Vakfı diye bir vakıf kuruluyor ve tescil işlemi için mahkemeye başvuruyor ve mahkeme vakfın tescil işlemini reddediyor. Şimdi, gerekçeye bakıyoruz niye reddetmiş? Dersim Kültür ve Tarih Vakfı ekonomik ve toplumsal tarih alanında uzmanlaşan bir arşiv, kitaplık, araştırma, eğitim ve yayın kurumunun olması, Dersim 37-38 Sözlü Tarih Projesi çerçevesinde yapılan mülakatların korunması, arşivlenmesi, Alevi ritüelleri, duaları ve beyitlerinin kayıt altına alınması, Dersim Alevi tarihiyle ilgili araştırma çalışmalarının desteklenmesi” ifadelerinin vakıf senedinde yer alması nedeniyle reddediliyor ve şöyle diyor: “Bunun cumhuriyetin Anayasa’yla belirlenen Anayasa’nın temel ilkelerine, hukuka, ahlaka, millî birliğe ve menfaatlere aykırı olması, belirli bir ırk veya cemaati destekliyor amacı gütmesi nedeniyle Dersim Kültür ve Tarih Vakfının kurulmasına izin verilmemiştir.” Yani olacak iş değil, inanılır gibi değil. Yani orada Alevilik araştırmaları yapacak, duaları, ritüelleri derleyecek ve Dersim bölgesinde birtakım tarihî hafızayı ortaya koyacak çalışmaları yapacak bir vakfı ahlaki olarak uygun görmüyor. Bir taraftan da millî birlik ve beraberliğe kasteden bir yerden değerlendiriyor ve belli bir ırk ve cemaati desteklediğini söylüyor.

    “AMA İSLAMİ VAKIFLAR CİRİT ATIYOR”

    Ya, Dersim bölgesinde, o coğrafyada yani bilinçli olarak oraya gönderilen bir sürü İslami tarikat ve cemaat vakıfları var ve bunlar kurulmuşlar, oradan asimilasyon çalışmaları yürütüyorlar. Bölgenin inancı belli, Alevilik inancına mensup bir toplum yaşıyor orada. Şimdi, bütün bunlara rağmen, bunlar istediği gibi cirit atıyorlar orada, başta valilik olmak üzere her türlü kamu kurum ve kuruluşlarından destekleniyorlar ancak bu amaçla kurulacak bir vakfa izin verilmiyor.

    “MAHKEME KARARINI DA HAKİMİ DE KINIYORUM”

    Değerli arkadaşlar, demokratik ülkelerde olsa bu tür vakıflar, yani hafızaya yönelik çalışma yapan vakıflar kamu vakfı ilan edilir ve desteklenir. Bu anlamıyla şüphesiz ki bu, bir mahkeme kararı ve biz bu mahkeme kararını kınadığımızı buradan belirtiyoruz ancak bu karar bir İslami cemaat ve tarikat vakfı için alınmış olsa idi, o kararı alan hâkimin de kendisini artık nerede bulacağını bilemiyoruz; eleştirimiz bunadır. Dolayısıyla bu mahkeme kararını da o hâkimi de bir kez daha buradan kınıyorum.