Etiket: kenanoğlu

  • ‘Katar’a suların neyini satıyoruz; su kaynaklarımızı mı veriyoruz?’-VİDEO

    ‘Katar’a suların neyini satıyoruz; su kaynaklarımızı mı veriyoruz?’-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, AKP’nin son 10 yıl içerisinde Katar’a sattıklarını ve 26 Kasım 2020 tarihinde Katar ile yapılan 10 ayrı anlaşmayı TBMM Genel Kurulu’nda gündeme getirdi. Kenanoğlu, “Katar’a suların neyini satıyoruz? Su kaynaklarımızı mı veriyoruz neyi veriyoruz Katar’a? Kamuoyuna açıklanmıyor, burası gizli tutuluyor” dedi. 

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, AKP’nin son 10 yıl içerisinde Katar’a sattıklarını ve 26 Kasım 2020 tarihinde Katar ile yapılan 10 ayrı anlaşmayı TBMM Genel Kurulu’nda gündeme getirdi. Kenanoğlu, konuşmasında Katar’a satılan her şeyin Cumhurbaşkanlığı gözetiminde, denetiminde ve garantörlüğünde, kamuoyundan gizlenerek yapıldığını belirterek yapılan anlaşmaların niteliğinin ve niceliğinin açıklanması gerektiğini söyledi. AKP’li vekillerin bunlar sizi neden rahatsız ediyor? sorusuna ise Kenanoğlu, “Su kaynaklarımızın Katar’a satılması bizi rahatsız ediyor!” diyerek cevap verdi.

    Kenanoğlu’nun konuşması şöyle:

    “Tabii, ben size iktidarın on yıllık bir Katar aşkından bahsedeceğim. Bu on yıl içerisinde neler verildi, neler satıldı? Memorial Sağlık Grubunun yüzde 40 hissesi, “English Home”un yüzde 40’ı, Alternatif Bank, BMC’nin yüzde 49’u, Finansbank’ın tamamı, Digitürk, Boyner… Türkiye’nin en pahalı yalısı, Trabzon’daki arsalar, Ege Portföy ki İsviçre Sigortayı da kapsıyor, Banvit Tavuk, oteller var ve Kanal İstanbul’un tabii, ne kadarı satıldı, onu bilmiyoruz, bir de hediye uçak var.

    “CUMHURBAŞKANI ORGANİZASYONUYLA YAPILAN SATIŞLAR”

    Şimdi, diyorlar ki “Bunlar özel şirket.” Şimdi, bunların tamamı da bu son on maddedeki satış anlaşmasında da Cumhurbaşkanlığı gözetiminde, denetiminde ve garantörlüğünde yapılıyor bu satışlar yani özel şirketlerle doğrudan bir ilişki yok, doğrudan Cumhurbaşkanı organizasyonuyla yapılan satışlar bunların hepsi.

    Şimdi, son 10 anlaşmada önemli şeyler var: Tabii, Borsa İstanbul’un yüzde 10’nu var, İstinye Park AVM var, Haliç Altın Boynuz var, proje var, Ortadoğu Antalya Liman Projesi var ve bir tane var. Su Yönetimi Anlaşması var. Su Yönetimi Anlaşması. Esas sorun burada, bu su yönetimi anlaşması nedir? Yani, biz Katar’a suların neyini satıyoruz? Su kaynaklarımızı mı veriyoruz neyi veriyoruz Katar’a? Burası kamuoyuna açıklanmıyor, burası gizli tutuluyor. Esasında bunların açıklanması gerekiyor. Bu su anlaşması son derece stratejik bir durumdur. Türkiye’nin bu konudaki su sorunu yaşayan ülkeler içerisinde olduğunu biliyoruz. Katar’ın da denizlerden su elde ettiğini biliyoruz. HES’lerle zaten su kaynaklarımız başka bir şeye dönüştürüldü. şimdi bu su anlaşmasıyla, su yönetim anlaşmasıyla ne yapılmak isteniyor? bunun açıklanması gerekiyor? (AK PARTİ sıralarından “Rahatsız mı etti!” sesi) Tabii ki rahatsız ediyor, bu ülkenin bir yurttaşı olarak su kaynaklarının Katar’a satılması bizi rahatsız ediyor arkadaş.

    Katar’la yapılan ticari anlaşmanın niteliği ve niceliği kamuoyuna açıklanmalıdır. Borsa İstanbul ne kadara satıldı? Sözleşme detayları nelerdir? Neden Katar’a doğrudan satış yapıldı, başka talipli var mıydı? Orta Doğu’da birçok ülkenin ambargo uyguladığı Katar’a yönelik bu denli sıkı ekonomik ilişkilerin gerçekleştirilmesinin dış politikaya etkisi nedir? Bunlar göz ardı edilmeden mi yapılıyor? Suudi Arabistan’ın Türkiye’ye yönelik ambargosunun Katar’la olan ilişkilerinde ki etkisi nedir?

    “TEK ADAM TÜRKİYE’NİN BİRİKİMİNİ KİMSEYE HESAP VERMEDEN SATMAKTADIR”

    Diğer taraftan, Varlık Fonu bir aile şirketidir. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, tek adam Türkiye’nin yüzyıllık birikimini kimseye hesap vermeden satmaktadır. Bu sistem var oldukça; yoksullaşma, mülksüzleşme ve dışa bağımlılık artacaktır. Varlık Fonu adı altında-Sayıştay başta olmak üzere- her türlü denetimden uzak bir sistemle bütün bu satışlar yapılmaktadır.

    Şimdi, biz şunu söylüyoruz: Mutlaka ve mutlaka demokrasi güçleriyle birlikte bu ülkeyi biz yöneteceğiz ve en başta da bu Varlık Fonu’nu kapatacağız, bu ülkeyi bu beladan kurtaracağız.

    PİRHA/ ANKARA

  • Kenanoğlu, kamuda mimar istihdamı için Meclis’i göreve çağırdı-VİDEO

    Kenanoğlu, kamuda mimar istihdamı için Meclis’i göreve çağırdı-VİDEO

    PİRHA- Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis Genel Kurulu’nda atama bekleyen mimarların taleplerini gündeme getirdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda atama bekleyen mimarların taleplerini gündeme getirdi. Kenanoğlu, doğal afetlerden alınacak zararların en aza indirilmesi için kamuda daha fazla mimarın görev alması gerektiğini söyledi.

    Kenanoğlu, konuşmasından şunları kaydetti:

    “Atama bekleyen mimarların taleplerini buradan bir kez daha gündeme getirmek istiyorum.

    KPSS’den yüksek puanlar almış ama atanmama korkusu yaşayan mimarlar seslerini meclise duyurmaya çalışıyorlar. Son 2 yılda merkezi alımlarla yalnızca 44 mimar ataması yapılmıştır. Bu durum yüksek puanlar almalarına rağmen atanamayan mimarların endişe yaşamasına sebep olmaktadır. Üniversitelerde mimarların kontenjan sayısı her yıl 7,500’ün üzerinde açılmaktadır.

    Mimarların atanması için KPSS taban puanı ise 90 puanın üzerindedir ve son iki yılda sadece 44 mimar ataması olmuştur.

    Ülkemizde yaşanması muhtemel doğal afetlerin oluşturacağı enkaza set olabilmek için mimarların kamuda istihdamının mutlaka artırılması gerekmektedir.

    Her yıl üniversitelerden binlercesi mezun olan mimarlara kamuda daha fazla istihdamının sağlanması için Meclis’i göreve çağırıyor, saygılar sunuyorum.”

    PİRHA/ ANKARA

  • Ağaç kesimi yapılmak istenen Geyikgölü Köyü Meclis gündeminde

    Ağaç kesimi yapılmak istenen Geyikgölü Köyü Meclis gündeminde

    PİRHA- Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Geyikgölü Köyü’nde koruluk alandaki ağaçların gençleştirme ve bakım adı altında kesilmek isteniyor. HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, Bakan Pakdemirli’ye “Köylülerin yüzyıllardır koruyup, kolladığı ve baktığı bu yaşam alanlarının yok edilmesinde nasıl bir yarar bulunmaktadır?” diye sordu. 

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Geyikgölü Köyü’nde, köylülerin yıllardır baktığı ve büyüttüğü, nefes alma ve piknik alanı olarak nitelendirdikleri koruluk alandaki ağaçların gençleştirme ve bakım adı altında kesilmek istenmesiyle ilgili Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin yanıtlaması için soru önergesi verdi.

    Kenanoğlu önergesinin gerekçesinde şunları kaydetti.

    “Tokat ili Niksar ilçesine bağla Geyikgölü Köyü’nün arazisi içerisinde bulunan, orman vasfı dahi bulunmayan, köylülerin yıllardır baktığı ve büyüttüğü, nefes alma ve piknik alanı olarak tabir ettikleri koruluk alandaki ağaçlar gençleştirme ve bakım adı altında kesilmek istenmektedir.

    Geyikgölü Köyü 1200 metre yükseklikte bir orman köyüdür ve çok yağmur alan Karadeniz ikliminin hakim sürdüğü, deprem ve heyelan bölgesidir.

    Ağaç kesimi yapılmak istenen yerlerden biri Köyün aşağı tarafında bulunan ve toprak kayması ve heyelan tehlikesi olan bölgedir. Bir diğer bölge ise köyün hemen üst kısmında olup, evlere yakınlığı 30 metre olan bu ağaçların kesilmesi halinde sel taşkınlarını ve sert rüzgârları önleyen bu işlevini yitirmesi sebebiyle, köylüler için hayati tehlike arz edecektir.

    Aslında bu iki alanda bulunan ağaçlık bölgeye orman bile denilmemektedir. Geyikgölü köylüleri için daha doğru terimle 30-40 dönümlük Ormancık alanlar olup, bu ormanlıklar özellikle yukarıdaki sel, heyelan ve deprem gibi doğa olaylarına karşı bir önlem, bir güvence olarak görülmekte, atalarından kalan, yüzyıllardır bilinçli olarak korunan, kollanan bu ağaçların rant uğruna ihale yoluyla kesilmesine köy sakinleri kesinlikle karşı durmaktadırlar.

    Durum bu kadar açık iken köy arazisindeki ağaçların kesilmek istenmesindeki ısrarın, köylülerde, Geyikgölü Köyü’nün Alevi köyü olmasıyla ilgisi olduğu yönünde bir kanaat oluşmasına sebep olmuştur.”

    Bu bağlamda Kenanoğlu, Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’ye şu soruları yöneltti:

    *Orman vasfı dahi bulunmayan bu iki alandaki ağaçların kesilmesine neden ihtiyaç duyulmaktadır?

    *Köylülerin yüzyılladır koruyup, kolladığı ve baktığı bu yaşam alanlarının yok edilmesinde nasıl bir yarar bulunmaktadır?

    *Bu iki koruluk alandaki ağaçların kesilmesi sonucunda sel, heyelan veya rüzgâr nedeniyle köylülerin zarara uğraması halinde bunun sorumluğunu kim üstlenecektir?

    *Geyikgölü köylülerinin itirazları neden dikkate alınmamaktadır? Sadece gelir amaçlı olduğu anlaşılan bu ihale iptal edilecek midir?

    PİRHA/ ANKARA

  • Kenanoğlu, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasını istedi

    Kenanoğlu, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasını istedi

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Enerji Piyasası ve Maden Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair TBMM’ye sunulan kanun teklifinin komisyon toplantısında konuştu. Kenanoğlu, cemevlerinin de, Elektrik Piyasası Kanunu’nun geçici 6. maddesinin 3. fıkrasında yer alan cami, mescit, kilise, sinagog, havranın yanına ibadethane olarak eklenmesi ve bu kanundan faydalanması gerektiğini belirtti. 

    Enerji Piyasası ve Maden Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair TBMM’ye sunulan kanun teklifinin komisyon toplantısında HDP grubu adına İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu konuştu.

    Kenanoğlu, kanun teklifinde cemevlerinin ibadethane olarak sayılmamasına vurgu yaparak, kanun teklifinde cemevlerinin de yer alması ve ibadethanelere sağlanan ayrıcalıklardan yararlanması gerektiğini ifade eti.

    Kenanoğlu şöyle konuştu:

    “Çok ciddi bir şekilde Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerinde, elektrik meselesinden dolayı çok ciddi sorunlar yaşanmakta ve bu konu mahkemelik olmakta. 2003 yılında İmar Kanunu’nda bir yerin imarı planlanırken camii yeri ayrılır denilmekteydi. Daha sonra yapılan değişiklikle cami yerine ibadethane tanımı getirildi. Ancak bu değişiklikten önce 2002 yılında Bakanlar Kurulu kararı enerji aboneliği ile ilgili yerleri tarif ederken ibadethanelerin tanımını yaptı. Burada ibadethane yerleri cami, mescit, kilise havra olarak belirlendi. Cemevleri bu tanımın içine sokulmadı. 14 Mart 2013 tarihli ve 6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun geçici 6. maddesinin 3. fıkrasında yer alan cami, mescit, kilise, sinagog, havra vb. ibadet şeklinde değiştirilip buraya cemevinin de eklenmesi gerekmektedir. Yani buraya cemevi eklenmediği sürece, cemevleri bu kanundan faydalanmıyor. Bu durum hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne hem de Danıştay’a kadar gitti. Alevi kurumları götürdü. Ve davalar kazanıldı. Bütün bunlara rağmen hala bu kararlar işletilmiyor. Buradan kaynaklı hala Alevi toplumu ve cemevleri böyle bir sorunu yaşamaya devam ediyorlar.”

    PİRHA/ ANKARA

     

     

  • Kenanoğlu’ndan bekçi ve mühimmat tepkisi: Ne oluyor, iç savaşa mı hazırlanılıyor?-VİDEO

    Kenanoğlu’ndan bekçi ve mühimmat tepkisi: Ne oluyor, iç savaşa mı hazırlanılıyor?-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, çarşı ve mahalle bekçilerine yönelik düzenlemeye ilişkin Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, bekçilerin oluşturacağı tehlikelere dikkat çekti. 27 Mayıs tarihli Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ihalesinde alınan, öne çıkan mühimmatları sıralayan Kenanoğlu, “Ne oluyor, bir iç savaşa mı hazırlanıyoruz” diyerek tepki gösterdi. 

    Koronavirüs nedeniyle çalışmalarına 48 gün ara veren TBMM, önceki gün yeniden toplandı. Salgından zarar gören halkın yaşamsal taleplerine rağmen TBMM’nin ilk gündemi çarşı ve mahalle bekçileri oldu.

    Bekçilere üst arama, silah kullanma, toplumsal olaylara müdahale etme yetkisi veren düzenlemeyi, “Saray’ın yeni kolluk gücünü oluşturma çabası” olarak değerlendiriliyor.

    Meclis Genel Kurulu’nda HDP Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, kanun teklifinin 1’inci maddesinin çarşı ve mahalle bekçisi olarak istihdam edileceklerde aranacak şartları, çarşı ve mahalle bekçilerinin ataması ve adaylık süreçlerini, görev ve yetkileriyle, çalışma şekillerinin nasıl olacağını düzenleyen amaç maddesi olduğunu belirterek, bunun sınırlarını sordu.

    “ÇARŞI NEREYE DENİR? MAHALLE NERESİDİR? KANUNLARDA ÇARŞININ YERİ VAR MI?”

    Kenanoğlu şöyle konuştu:

    “Bu kanun teklifinde daha ilk maddeden itibaren bir eksiklikle karşı karşıyayız ve o da tanım maddesinin yer almaması. Burada dile getirildi, bu tanım maddesinde özellikle, çarşı nereye denir?Mahalle neresidir? Kanunlarımızda çarşının yeri var mıdır, hükümlerde geçmekte midir? Örneğin AVM’ler çarşı mıdır, Mısır Çarşısı, pazar yerleri, Taksim Meydanı, sahil kenarları, Kızılay Meydanı, kordon boyu bütün bunları çarşı kapsamında değerlendirebilecek miyiz? Bunlar sorulmaktadır.

    “BEKÇİ KANUNU KAPSAMINA KÖYLER GİRİYOR MU?”

    Diğer taraftan da, mahalle kavramı, biliyorsunuz özellikle büyükşehirlerin ilan edilmesiyle birlikte köy kapsamındaki yerler ve hâlen dahi köy olarak yaşamını sürdüren fiziki koşullarını köy olarak yaşayan yerlerde büyükşehir kanunuyla birlikte mahalle kapsamına alındı dolayısıyla bu bekçi kanunu kapsamına bu köyler de giriyor mu, bunların da tanımları açısından ortaya konması gerekir.

    “ÖLÜM LİSTELERİ HAZIRLANAN BİR ORTAMDA BEKÇİ SAYISI ARTTIRILARAK HUZUR SAĞLANABİLİR Mİ?”

    Tabii, diğer bir konu, esas mesele burada güvenlik sorunu meselesi olarak dile getiriliyor. Güvenlik sorunu meselesi kolluk kuvvetleri sorunu meselesi midir yani, sayıyla oluşturulabilecek bir mesele midir? Bunu ortaya koymak gerekir. Yani komşularından ölüm listesi hazırlayabilecek bir nefret ortamının, ikliminin oluşturulduğu bir yerde bekçi sayısının artırılmasıyla, kolluk kuvvetleri sayısının artırılmasıyla güvenlik ve huzur sağlanabilir mi? Bunu tartışmak gerekiyor. Bizim bu konudaki görüşümüz çok nettir ve demokratik ülkeler açısından da baktığınız zaman bunun cevabı çok nettir, hiçbir şekilde demokratik olmayan ülkelerde nefret suçlarının sürekli övüldüğü ve yaygınlaştığı bir yerde kolluk kuvvetleriyle bu sorunları aşmak da mümkün değildir.

    “HÜKÜMET EKONOMİK SORUNLARI ÇÖZMEK İÇİN NE YAPIYOR?”

    Bir taraftan ülkede ekonomik sorunlar gitgide artıyor ve ekonomik sorunlar arttıkça da toplumsal kalkışmaların, toplumsal olayların artacağı da bekleniyor. Bu, kimi kurum kuruluşlarca da araştırma şirketlerince de ya da konunun uzmanı olduğunu ifade eden insanlarca da dile getiriliyor. Peki, bunun karşısında Hükûmet ne yapıyor yani ekonomik sorunları çözebilecek, insanların işsizlikten dolayı intiharlara sürüklenmesini engelleyebilecek birtakım tedbirler almak yerine işsizlikten ve ekonomik sorunlardan kaynaklı olarak oluşabilecek toplumsal olayları engellemek için kolluk kuvvetlerinin sayısını artırıyor.

    “BİR İÇ SAVAŞA MI HAZIRLANIYORUZ, NEDİR BU DURUM?”

    Bakın, 27 Mayıs tarihli Kamu İhale Kurumu bültenine göre Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ihalesinde alınan, öne çıkan mühimmatları ben size sayacağım. “1 milyon adet plastik mermi, 103 bin adet biber gazı, 44 bin adet açılır kapanır cop, 50 bin adet fişek, 10 bin adet sis havanı, 1 milyon adet zırh delici fişek, 10 bin adet gösteri el bombası…” diye sıralanıp gidiyor. Şimdi, buna baktığınız zaman, ne oluyor yani bir iç savaşa mı hazırlanıyoruz, nedir bu durum? Yani, ülkede ekonomi kötüye gittikçe bu tür güvenlik tedbirlerini artırmak çözüm değil; tam tersine, bu süreci daha da hızlandıran bir nokta olur.

    “EN BÜYÜK KAYDI BU BEKÇİLERİN DEVLETİN DEĞİL, PARTİ DEVLETİNİN BEKÇİLERİ OLMASI”

    Kamuoyundaki en büyük kaygı bu bekçilerin demokratik devletin bekçisi değil, parti devletinin bekçisi olması yönündeki kaygıdır. Şimdi, bu kaygı nereye dayanıyor? Yani, öyle hamaset filan değil; bu bekçilerin nasıl işe alınacağına bakıyorsunuz, 70 puanın üzeri alanlar işe alınıyor. Peki, bu 70 puan nelerden oluşuyor? Bunun yüzde 25’i fiziki yeterlilik, yüzde 25’i yazılı sınav, yüzde 50’si de mülakat. Şimdi, biz mülakatın liyakat değil sadakat olduğunu çok iyi biliyoruz ve bütün kurumların mülakat esasıyla doldurulan personellerle nasıl çökertildiğini ve nasıl tahrip edildiğini de biliyoruz.

    Dolayısıyla, bu konudaki kaygılarda vatandaş, yurttaş ve kamuoyu haklıdır. Yani, bu bekçiler demokratik devletin bekçisi değil, parti devletinin bekçisi olacak. Bu konudaki kamuoyu algısını da ispatlayan bunların alım durumudur.

    Burada sıkça ifade edildi, “Her meslekte hata yapanlar olabilir; önemli olan, hata yapanların hukuk önünde hesap vermesi” denildi. Cemevi önünde katledilen Uğur Kurt’un katili o polis sadece 12.100 lira para cezasıyla mesleğine de hayatına da çoluk çocuğuyla birlikte devam ediyor ama Uğur Kurt’un çocuğu öksüz bir şekilde, annesi de kahrından hastalanıp, kanser olup yaşamını yitirdi, öldü. Bunu da burada ifade etmek istiyorum.

    PİRHA/ ANKARA

  • Kenanoğlu Uğur Kurt’u Meclis’te andı: Katili ve adaletsiz yargıyı lanetliyorum-VİDEO

    Kenanoğlu Uğur Kurt’u Meclis’te andı: Katili ve adaletsiz yargıyı lanetliyorum-VİDEO

    PİRHA-  Okmeydanı Cemevi avlusunda 6 yıl önce polisin başından vurarak öldürdüğü Uğur Kurt, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu tarafından Meclis’te anıldı. Kenanoğlu yaptığı konuşmada, “Katili ve adaletsiz yargıyı lanetliyorum” dedi. 

    İstanbul’da 22 Mayıs 2014’te cenaze törenine katılmak için gittiği Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’na bağlı Okmeydanı Cemevi avlusunda polisin açtığı ateşle başından vurularak yaşamını yitiren Uğur Kurt, anılıyor.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu bugün Meclis Genel Kurulu’nda bir konuşma yaparak Uğur Kurt’u andı.

    Kenanoğlu, katili ve adaletsiz yargıyı lanetliyorum dediği konuşmasında şunları kaydetti:

    “Uğur Kurt 5 yıl önce bugün bir yakınının cenazesine katılmak için gittiği Okmeydanı Cemevi avlusunda polis kurşunuyla katledildi. Uğur’u katleden polis hakkında olası kasıtla öldürme suçundan iddianame düzenlenerek dava açıldı. Yargılama sonrası savcı 20 ila 25 yıl arası hapis dedi ancak bütün bunlara rağmen Uğur’u katleden polis memuru bir yıl sekiz ay hapis cezası aldı ve bu ceza paraya çevrildi yani cemevi avlusunda bir canı katletmenin bedeli 12 bin lira olarak belirlendi. Babası ve annesi tek oğullarının katline dayanamadı ve ikisi de üzüntüden kansere yakalandı. Babası Kemal Amca geçen yıl kansere yenik düştü ama anne tüm acılarıyla yaşamaya devam ediyor. Babası katledildiğinde 2 yaşında olan Uğur’un oğlu ise bütün bu acılar içerisinde annesiyle büyüyor. Ne yazık ki Aleviler açısından bin yıllık yazgı yine değişmemiştir. Uğur’a rahmet, aileye tekrardan sabır diliyorum. Katili ve adaletsiz yargıyı da lanetliyorum.

  • Kenanoğlu yazdı: Pınar Fidan’ın yaptığı mizah bizi neden bu kadar rahatsız etti?

    Kenanoğlu yazdı: Pınar Fidan’ın yaptığı mizah bizi neden bu kadar rahatsız etti?

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, stand up gösterisinde Aleviler için kullandığı ifadeler nedeniyle büyük tepki toplayan Pınar Fidan ve sonrasında yaşanan tepkileri yazdı. Fidan’ın bir ukala olduğunu vurgulayan Kenanoğlu, “Alevilerin yaraları tazedir. Bu yaralar üzerinden mizah yapmak ne vicdani ne de insanidir” dedi. Kenanoğlu Pınar Fidan’ın linç edilmesini ve hakkında suç duyurusunda bulunulmasını da eleştirdi. 

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, stand up gösterisinde Aleviler için kullandığı ifadeler nedeniyle büyük tepki toplayan Pınar Fidan ile ilgili bir yazı kaleme aldı.

    Kenanoğlu, “Birçok yönüyle Pınar Fidan vakası ve Alevilere Hakaret Hakkı” başlıklı yazısında, Pınar Fidan’ın konuşmaları, gösterilen tepkiler ve sonrasına dair görüşlerini belirtti.

    Kenanoğlu’nun yazısının tamamı şöyle:

    “18 Mart akşamı sosyal medyada bir görüntü yayılmaya başladı, Pınar Fidan isimli bir stendapçı sahnede bir şeyler anlatıyor, onu izleyenler de anlattıklarına kahkahalarla gülüyorlardı.

    Peki bu stendapçı ne anlatıyor ve bu insanlar neye gülüyordu?

    • Finlandiya Başbakanı işe metroyla gidiyormuş da bir tanıdığı bu başbakan için “asıl cennete gidecek olan bunlar bizimkiler cehennemlik” demiş,

    (Burada hiçbir gülme yok)

    • Bunu söyleyen insanda bu arada bir Alevi, hiçbir şey yapmadan cennete gideceğine inanan bir insan bir de başkalarına yargı dağıtıyor,

    (Gülüşmeler)

    • Arada bir cemevine saldırı oluyor, en son Okmeydanı’nda oldu, bu haberleri okuyoruz ama hiç Alevi kaybetmiyoruz,

    (Gülüşmeler sürekli devam ediyor)

    • Çünkü boş cemevinde Alevi yok, saldırganlar cemevine Alevilerden fazla gidiyor, bunun anlaşılması lazım,

    (Gülüşmeler ve alkışlar)

    • Çok istiyorsan meyhaneye falan git (Alevileri orada bulursun anlamında söyleniyor) ya da bir otele tıkıp hepsini yakabilirsin yani,

    (kahkahalarla gülüşmeler)

    Bu videoyu izlediğimde hatta her izlediğimde asabım bozuluyor, öfkeleniyorum, bunu izlediğim akşam gece geç vakitlere kadar uyuyamadım.

    İnsanlar yoğun olarak sosyal medyadan bu stendapçıya tepkiler gösteriyordu, bu stendapçı bunun üzerine bir mesaj yayınlayıp kendisinin de Alevi olduğunu ve ironi yaptığını söyledi.

    Aleviler ve Mizah

    Alevilerde mizah önemli bir yer tutar. Bektaşi fıkraları diye kamuoyunda da anlatılan ve çoğunlukla bir araya geldiğimizde birbirimize anlattığımız fıkralar içerisinde çokça yer almaktadır.

    Özellikle Alevilerin inanç önderleri olan cemde posta oturtup niyaz verdikleri Dede’lerle ilgili üretilmiş çokça fıkra bulunmaktadır ki birçoğu da onların Pirlik yönüyle ilgilidir.

    Demem o ki mizah Alevilerin bilmediği, alışık olmadığı bir anlatım, iletişim yöntemi değildir. Bizzat sohbetlerinde en önemli yer tutan ve kendileri üzerine de yaptıkları bir anlatımdır.

    Tabi ki bunun yanı sıra Aleviler üzerinde üretilmiş ve çoğu zaman da Alevilerin katliamlarına gerekçe oluşturan ve mizahlara da konu olmuş anlatılar bulunmaktadır. Örneğin Güner Ümit ve Mehmet Ali Erbil de Televizyonda mizah yapmışlardı. Onlar tarihi süreçlerde Alevilerin katledilmesine gerekçe olarak kullanılan “mum söndü” iftirası üzerinden mizah yapmışlardı, Pınar Fidan ise Alevilerin katliamını bizzat mizah konusu yapmış.

    Güner Ümit ve Mehmet Ali Erbil Alevilerden görmesi gereken en sert tepkiyi gördüler ve kamuoyu vicdanında hak ettikleri cezaya çarptırıldılar. Her ne kadar bu durumu paraya çevirip Mehmet Ali Erbil’i affetmeye kalkan Aleviler ortaya çıksa da onlar da Mehmet Ali Erbil’le aynı muameleyi gördüler.

    Tabi ki Mehmet Ali Erbil ve Güner Ümit doğrudan bilinçaltlarındaki Alevi algısıyla o iğrenç mizahı sergilemişlerdir. Pınar Fidan ise kendi beyanına göre bu durumu eleştirmek için bu mizahı yapmış. Yani Pınar Fidan’ın durumu diğerlerinden çok farklı.

    Peki Pınar Fidan’ın yaptığı mizah bizi neden bu kadar rahatsız etti?

    Bir defa şunu ortaya koymak lazım Alevi toplumu, üzerinde kolaylıkla laf söylenen, değerleriyle dalga geçilen, bir yalan ve iftirayla katledilen bir topluluk olarak görülmekte ve böyle davranılmaktadır. Alevi toplumunun maruz kaldığı ve mizaha konu olan iftiralar halen dahi sürmekte ve özellikle Sünni toplumun büyük bir kesimin bilinç altında yerini korumaktadır.

    Eğer Alevi toplumu üzerindeki iftiralar ve katliamlarla yüzleşilmiş, bir yara kapatılmış, yürek acıları bir nebze bile olsa soğutulmuş olsa kimsenin bu kadar zoruna gitmezdi. Ancak tam da burada Müslüman toplumun sinir uçlarına dokunmaktan çekinildiği bir ortamda Alevi ye bu kadar kolay dokunmak hepimizin zoruna gitmiştir.

    Bu stendapta sadece Madımak yoktur.

    • Bunu söyleyen bir de Alevi
    • Hiçbir şey yapmadan cennete gideceğini zanneden (sanki Alevilerin derdi Cennete gitmekmiş gibi bunu da bilmeyen bir cehaletle olaya yaklaşıyor)
    • Arada bir cemevine saldırı oluyor, en son Okmeydanı’nda oldu, bu haberleri okuyoruz ama hiç Alevi kaybetmiyoruz. ( sanırım Uğur Kurt’un katledildiği saldırıdan bahsediyor)
    • Çünkü boş, cemevinde Alevi yok.
    • Çok istiyorsan meyhaneye falan git (Alevileri orada bulursun anlamında söyleniyor)
    • Ya da bir otele tıkıp hepsini yakabilirsin yani.

    “ALEVİLERİN ACILARI TAZEDİR; BU YARALAR ÜZERİNDEN MİZAH YAPMAK NE VİCDANİ NE DE İNSANİDİR”

    Bunlar içerisinde otele tıkıp hepsini yakabilirsin söyleminin ironi olduğuna inanıyorum, çünkü Alevi olduğunu ve siyaseten de sosyal demokrat görüşlü olduğunu tahmin ettiğim (videonun devamındaki söylemlere istinaden) kişinin bu söyleminin ironi olduğunu anlayabiliriz. Ancak diğer sözler ironi yapmaya ihtiyaç duyulmayan ve Alevilere kolayca ve yaygınca söylenen sözlerdir.

    Videonun bu kısmında sinirlerimi hoplatan ise çok komik bir durum varmış gibi kahkahalar atılmasıdır. Madımak katliamının hatırlatıldığı bir noktada insanların kahkahalarla gülmesi azıcık Alevi duygusu azıcık insani duygusu olan herkesi yerinden hoplatacak ve öfkelendirmeye yetecek bir durumdur.

    Alevilerin acıları tazedir, yaraları açıktır, bu yaralar üzerinden mizah yapmak ne ahlaki ne vicdani ne de insanidir. Bunu ironi olarak yaptığınızı söyleseniz bile oradaki kahkahalar acıları taze, yaraları açık insanların yaralarına tuz basmaktan öte bir şey değildir.

    Madımak katilinin daha dün serbest bırakıldığı, Madımak Annelerinin hala gözyaşı döktüğü bir ortamda bu durumu kahkahalarla karşılamak en hafif ifadeyle vicdansızlıktır.

    Pınar Fidan Alevi düşmanı değil çokbilmiş geçinen bir ukaladır

    Pınar Fidan gibi çokça Alevi tanırız biz, geldiği toplumu eleştirmeyi marifet sayan, onların inancını beğenmeyen, toplumsal mücadelesini küçümseyen ve onların siyasi tercihleriyle dalga geçen çokça çokbilmiş tanıyorum.

    Pınar Fidan kendince Aleviliği aşmış ve dönüp onları eleştirmeyi marifet sayan ve piyasada çokça bulunan ukala birisidir. Bu ukalaların ne Alevilikten haberi vardır ne de Alevilerin sosyolojik gerçekliliklerinden, bunlar kendilerinde çokbilmiş dünyalarından Alevi toplumuna bakar ve kolaylıkla, acımasızca eleştirirler.

    Bu anlamıyla Pınar Fidan ve benzerlerine önerimiz toplumun gerçeğinden uzaklaşarak ne demokrat olabilirsiniz ne de entelektüel, entelektüellik topluma tepeden bakarak yargıda bulunmak değildir.

    “LİNÇ KÜLTÜRÜNE BİR KEZ DAHA TANIKLIK ETTİK”

    Pınar Fidan’a eleştirilerin dozu ve karşı eleştiriler

     Videonun yaygınlaşmasıyla birlikte Pınar Fidan sosyal medyada eleştirilmeye başlandı ve yine her zamanki gibi linç kültürü içerisinde saçma sapan işler de yapılmaya başlandı.

    Bu linç kültürünün Aleviler içerisine nasıl sirayet ettiğine bir kez daha tanıklık ettik. Pınar Fidan’a cinsel içerikli küfür ve hakaretler yapılırken kimi fotoğrafları sosyal medya hesaplarında teşhir edilmeye başlandı.

    Bu linç girişimi Alevilerin bir yöntemi olamaz, bir kadının kimi fotoğrafları yaygınlaştırılıp bunlar üzerinden cinsiyetçi ve gerici yaklaşımlar sergilemek bir Alevinin yapacağı iş değildir. Bu anlamda herkesin bu çirkin yöntemden vazgeçmesini söyleyip bu yapılanları da kınadığımı belirtmek istiyorum.

    “SAVCILARI GÖREVE ÇAĞIRMAK DOĞRU DEĞİL” 

    Diğer taraftan da savcıları göreve çağırmak ve Pınar Fidan hakkında suç duyurusu çağrısı yapmak da doğru değildir. Pınar Fidan bir Alevi düşmanı değildir, haddini aşan ukala bir zevzektir.

    Pınar Fidan’ı kime şikâyet edeceğiz, Pınar Fidan’ın ironi yaptığı madımak katliamındaki katili affeden ve buna sessiz kalan Hükumete mi?  Madımak katliamının hesabını sormayan yargıya mı? Madımak katilini serbest bırakılmasına sessiz kalan hatta bunu onaylayan havuz medyasına mı?

    “ELEŞTİRİYE TABULARIN OLUŞMASINA NEDEN OLAN TOPLUMLARDAN BAŞLANMALI”

    Bunları söylemişken bir söz de bizim Pınar Fidan’ı eleştirmemizi eleştirenlere

    Bu arkadaşların Alevilerin hislerini anlamadığını bir kez daha anlamış olduk. Bu arkadaşlar Demokratik olmayan bir ülkede, her türlü toplumsal ve dini tabuların yıkılmasını en kolay eleştirilen Aleviler üzerinden yapılmasına onay vermek yerine işe zor olan yerlerden başlamayı tavsiye ederiz. Bu ülkede dini ve kimi toplumsal tabuları yıkmanın yolu bu işe, zaten her fırsatta ve en kolay bir şekilde eleştiriye, alaya maruz bırakılan Aleviler üzerinden başlamak değil tam da bu tabuların oluşmasına neden olan toplumlardan başlamaktır.

    “ALEVİLERE YÖNELİK DİĞER HAKARETLERE KARŞI DA AYNI DUYARLILIĞI BEKLİYORUZ” 

    Bu vesileyle bir sözümüz de Alevileri mizah malzemesi yapmayı ve tabuları yıkmak için eleştirmeyi bu kadar kolay görenler gibi stendapçı bir kadını bu kadar kolay eleştirenleredir. Bu arkadaşların Akit gazetesinin Aleviler yönelik hakaretleri, Madımak katillerinin affedilmesi, cemevine polisin girip işemesi gibi Alevilere yönelik diğer hakaretler için de aynı oranda duyarlılığa bekliyoruz. Pınar Fidan’a saldırmak kolay, zor olan ise bizzat Hükumet eliyle, onayıyla ve göz yummasıyla Alevilere yapılan hakaretlere karşı söz söylemektir.

  • Kenanoğlu, Meclis’te Hızır inancını ve orucunu anlattı

    Kenanoğlu, Meclis’te Hızır inancını ve orucunu anlattı

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’te Alevilikte hak sayılan Hızır inancını ve orucunu anlattı.

    Haberin videosu

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’te Alevilikte Hızır inancını ve Hızır orucunu anlattı.

    Kenanoğlu, konuşmasına, “Bugünler biz Alevilerce Hızır ayı olarak nitelendirilir ve Hızır oruçları tutulup Hızır cemleri yapılır” diyerek başladı.

    Kenanoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Hızır inancı zor günlerinde dara düşenlere yardım etmek, dardakinin, zordakinin yardımına koşmak, diğer taraftan da dardakine, zordakine yardımcı olabilmenin koşullarını oluşturmak, dayanışmayı sağlamak için yapılan bir ibadettir. Hızır orucu Alevilikte hak sayılan bir oruçtur. Hızır orucu ve inancı şubat ayı içerisinde icra edilir. Şubatın hangi haftasına geleceği, üç gün mü, yedi gün mü tutulacağı, yöreye ve ocağa göre değişebilir. Oruç tutulur ve oruç bitimine denk gelen perşembe akşamında lokmalar verilir, cem yapılır. Cemden önce hazırlanan Hızır lokmaları cem sonunda topluma dağıtılır.
    Hızır, dertlerimize derman, hastalıklarımıza şifa, hanelerimize bereket, yurdumuza barış getirsin. Dardakinin, zordakinin zalimin zulmü karşısında mazlumun yâr ve yardımcısı olsun. Hızır orucumuz kabul ve makbul olsun.”

    PİRHA/ANKARA

  • Çavuşoğlu’ndan Suriyelilerle ilgili Türkiye’nin aldığı destekle ilgili önergeye yanıt

    Çavuşoğlu’ndan Suriyelilerle ilgili Türkiye’nin aldığı destekle ilgili önergeye yanıt

    PİRHA- Suriye’de yaşanan iç savaştan dolayı Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Suriyelilere, Türkiye’nin yurtdışı ülke, kurum ve kuruluşlardan aldığı destek miktarı ve hangi amaçlarla kullanıldığı ile ilgili HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun soru önergesine Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan yanıt geldi.

    HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu Suriye’de yaşanan iç savaştan dolayı Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Suriyelilere, Türkiye’nin yurtdışı ülke, kurum ve kuruluşlardan aldığı destek miktarı ve hangi amaçlarla kullanıldığını bir önergeyle Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na sormuştu.

    Kenanoğlu soru önergesinde Bakan Çavuşoğlu’nun yanıtlaması için şu soruları yöneltmişti:

    *Türkiye’de yaşayan Suriyelilerle ilgili olarak Türkiye’nin yurt dışı, ülke, kurum ve kuruluşlardan aldığı destek miktarı nedir?

    *Alınan bu desteğin ne kadarı hangi amaçlarla harcanmıştır?

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise Kenanoğlu’nun soru önergesine verdiği yanıtta şunları kaydetti:

    “Ülkemizde geçici koruma altında bulunan Suriyelilere yönelik temel uluslararası yardım mekanizması BM Kalkınma Programı (UNDP) ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) işbirliğiyle 2011’den bu yana hazırlanan Bölgesel Mülteci Dayanıklılık Planıdır (3RP). Plan 2011-2014 yılları arasında “Mülteci Müdahale Planı [RRP] adı altında hazırlanmıştır. 3RP, yerlerinden edilmiş Suriyelilere ev sahipliği yapan ülkemiz, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır’a yönelik olup, Suriyelilerin yanısıra ev sahibi toplumlara da insani ve kalkınma yardımları yapılmasını içermektedir.

    3RP çerçevesinde tahsis edilen meblağ, koruma, temel ihtiyaçlar, eğitim, sağlık, gıda/tarım ve istihdam/geçim kaynakları olmak üzere altı farklı alanda sahadaki ihtiyaçlar doğrultusunda kullanılmaktadır. 3RP, aşağıda hakkında bilgi sunulan AB’nin Sığınmacı Mali İmkânı mekanizması kapsamında tahsis edilen fonları da içermektedir. ayrıntılı http://www.3rpsyriacrisis.org/ bağlantıdan 3RP hakkında bilgilere şu ulaşılması mümkündür:

    Öte yandan, AB, Sığınmacı Mali İmkânı mekanizması (Facility for Refugees in Turkey- FRIT) çerçevesinde ülkemizdeki Suriyelilere yardımda bulunmaktadır. FRIT, AB ile varılan 18 Mart Mutabakatı bağlamında AB tarafının ülkemizdeki Suriyeliler için kullanılmak üzere tahsis ettiği 3+3 milyar Avro kaynağın aktarılması için kurulmuştur. Ülkemize tahsis edilen ilk 3 milyar Avronun tamamı sözleşmeye bağlanmış, miktarın 2.2 milyar Avrosu AB tarafından serbest bırakılarak yürütücü kuruluşlara aktarılmıştır. FRIT çerçevesinde gerçekleştirilen projeler, kısa tanımları ve aktarılan kaynak miktarına dair tabloya enlargement/sites/near/files/facility_table.pdf bağlantıdan ise bu ulaşılabilir: https://ec.europa.eu/neighbourhood-

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

  • Hükümetin Hacıbektaş Belediyesi’ne tutumu Meclis gündeminde

    Hükümetin Hacıbektaş Belediyesi’ne tutumu Meclis gündeminde

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Hacıbektaş Belediyesi’nin borçlandırılmasını ve üstüne İller Bankası’nın para talep etmesini Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a sordu. 

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, İller Bankası’nın 65 milyon lira borcu olan Hacıbektaş belediyesinden ayrıca üste para talep etmesine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması için soru önergesi verdi.

    Kenanoğlu soru önergesi vermek için gerekçesinde şunları belirtti:

    “Nevşehir’in Hacıbektaş İlçesi Alevilerin yerleşim yeri olup aynı zamanda bütün Alevi-Bektaşilerin önemli inanç merkezlerinden biridir. Yılın her döneminde Hacıbektaş ilçesine ziyaretler yapıldığı gibi, Hacıbektaş Veli’yi anma etkinliklerine Türkiye’nin her yerinden on binlerce Alevi yurttaşımız katılmaktadır.

    Ancak, Alevi dünyasının inanç merkezlerinden birinin bulunduğu Hacıbektaş Belediyesi, Türkiye’de en borçlu İlçe Belediyeleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. İlçe nüfusunun 5 bin 200, belediyenin borcunun ise 65 milyon lira olduğu söyleniyor. İller Bankası aracılığıyla belediyeye gelen ödeneğin tamamının borçlara kesildiği, her ay devletin belediyelere gönderdiği ödenekten kesilen paralar yetmeyince İller Bankası’nın Hacıbektaş belediyesinden ayrıca üste para talep ettiği öğrenilmiştir.

    Hacıbektaş Belediyesi için İller Bankası’na her ay 300 bin lira ödenek gönderiyor, ancak, bunun yüzde 40’ının yani 120 bin lirasını İller Bankası alacağına karşılık olarak kesiyor, kalan 180 bin lira ise SGK ve Maliye borçlarına kesiliyor. Borçlar 2018 yılında belediyeye bildirilmeden yapılandırılmış ve her ay kesilmeye başlanmıştır. Kesilen borç yetmezmiş gibi son ayda ayrıca 42 bin 700 lira para isteniyor. Bu uygulama sadece Hacıbektaş Belediyesi’ne yapılıyor.

    7 aydır belediye personelinin maaşları kendi öz kaynaklarından ödeniyor. Kişi başına 12 bin 500 lira borçlu olan Belediye şu an Türkiye birincisidir. Aylık 280 bin lira olan personel giderini kendi öz kaynakları ile karşılayan Belediye, kış aylarında geliri düştüğü için personel maaşlarını da ödeyemez duruma gelmiştir. SGK’ya olan borçlar 20 yıl boyunca ödenmediği için 32 milyon lira olmuş. Maliyeye 5 milyon lira borçları vardır. Belediyenin böyle bir mali yapıya sahip olması ve borç ödeyemeyeceği bilindiği halde İller Bankası 60 milyonluk projeye onay vermiş ve belediye borçlandırılmıştır. Bu durum Hacıbektaş Belediyesi’nin elini kolunu bağlamıştır. Çünkü 10 yıllık gelirlerine ipotek konulmuştur.”

    HDP Milletvekili Kenanoğlu Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a yanıtlaması için şu soruları yöneltti:

    • Başka borçlu belediyelere uygulanmayan bu yöntemin, Hacıbektaş Belediyesi’ne uygulanmasının sebebi nedir?
    • Mali olarak zor durumda kalan Hacıbektaş Belediyesi’ni bu durumdan kurtarmak için Bakanlık olarak ne yapmayı düşünüyorsunuz?

    (HABER MERKEZİ)   

     

  • Akit’ten yine provokasyon; Milletvekili Kenanoğlu’nu hedef gösterdi-VİDEO

    Akit’ten yine provokasyon; Milletvekili Kenanoğlu’nu hedef gösterdi-VİDEO

    PİRHA-HDP’nin Alevi vekillerinden Ali Kenanoğlu, TBMM kürsüsünden TSK’nin Suriye operasyonuna ilişkin yaptı konuşma nedeniyle yandaş Akit gazetesi tarafından hedef gösterildi. 

    Haberin videosu

    Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Suriye’nin kuzeyine harekat düzenlemesine Meclis kürsüsünden tepki gösteren HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, AKP iktidarı destekçilerinden yandaş Akit gazetesi tarafından hedef gösterildi.

    “Harekata karşı çıkan HDP’li Ali Kenanoğlu’ndan ‘Alevi’ provokasyonu!” başlığını atan yandaş Akit, sayfasında “Barış Pınarı Harekatı’na her PKK yanlısı gibi tepki gösterdi. Operasyonu gayri meşru gösterme çabasına giren terör sevici vekil, TBMM kürsüsünde Alevilerle ilgili büyük bir provokasyona imza attı” şeklinde provokatif ifadeler kullandı.

    Akit tarafından hedef gösterilen HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, dün TBMM kürsüsünde şunları kaydetmişti:

    Rojava aynı zamanda bir Alevi yerleşim bölgesidir. Türkiye’de Aleviler okul müdürü bile olamazken bu meclisin 7 bin 800 tane personeli içerisinde bir elin parmakları, iki elin parmakları kadar Alevi çalışan kalmadığı bir yerde Afrin’de kantonun eş başkanı bir Alevi idi. Peki, ne oldu? Buraya gittiniz, burayı ÖSO çetelerine teslim ettiniz; o bölgede, Afrin bölgesinin dağlarında, köylerinde yaşayan Alevilerin dağlarını, taşlarını, ormanlarını talan ettiler onlar ve burada  İYİ PARTİ’nin ve CHP’nin Balıkesir milletvekili bu kürsüden söyledi. 50 bin ton zeytin türevi çalındı ve bunlar Türkiye üzerinden yurt dışına satıldı. Bir kısım zeytin ağaçları yakıldı. Bu insanların yurtları böyle talan edildi, oradaki Alevilerin yurtları böyle talan edildi. Şimdi, siz Türkiye’de Alevilere yaşam hakkı vermeyeceksiniz ama gidip Suriye’de Alevileri koruyacaksınız, öyle mi? Bırakın bu işleri ya kimse size inanmaz bu konuda. Şimdi, bu anlamıyla samimi olun.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Kenanoğlu, AİHM’in cemevleri kararını Adalet Bakanı’na sordu

    Kenanoğlu, AİHM’in cemevleri kararını Adalet Bakanı’na sordu

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 28 Kasım 2018 tarihinde, AİHM’in 2014 ve 2016 tarihlerinde cemevinin ibadethane olduğu yönünde almış olduğu kararı onanmış olmasına rağmen neden uygulanmadığını Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e sordu. 

    Yargıtay 3.Hukuk Dairesi 28 Kasım 2018 tarihinde AİHM’in 2014 ve 2016 tarihlerinde cemevinin ibadethane olduğu yönünde almış olduğu kararı onamış, cemevlerinin tıpkı diğer ibadethaneler gibi devletin sağladığı fon ve imkanlardan yararlanması gerektiğine işaret etmişti. Ancak, AİHM tarafından alınan kararların 2014 ve 2016’ya dayanmasına rağmen henüz iç hukukta bir değişiklik yapılmadı.

    İç hukuka ilişkin gerekli düzenlemeler ile ilgili süregelen atıllık konusunda Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün yanıtlaması talebiyle bir soru önergesi vererek, cemevlerini ibadethane olarak gören AİHM ve Yargıtay kararlarına koşut düzenlemelerin ne zaman yapılacağını sordu.

    HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün yanıtlaması amacıyla verdiği soru önergesinde şu ifadelere yer verildi:

    YARGITAY’IN 2012’DE VERDİĞİ KARAR

    2002 yılında yayınlanan 2002/4100 sayılı Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, ibadethanelerin elektrik parasını ödemekten muaf tutulacağı yönünde bir karar alınmış, cemevleri ise bu kararın dışında bırakılmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı bir fon aracılığıyla elektrik faturalarının ödenmesi kararlaştırılan ibadethaneler cami, mescit, kilise ve sinagog ile sınırlı tutulmuştur. Cemevlerinin de ibadethane statüsünde değerlendirilip bir ve aynı imkânlardan yararlanmaları konusunda yargıya yapılan başvurular ise sonuçsuz bırakılmıştır. Nitekim, bu konuda, 2012 yılında Yargıtay 7.Hukuk Dairesi cemevlerinin ibadethane olmadığı yönünde karar vermiştir.

    İç hukuk yollarının tükenmesi, bir diğer deyişle iç hukukta yapılan başvurulara rağmen Alevilerin maruz kaldığı ayrımcılık noktasında aleyhte kararlar verilmesi neticesinde, konu 7 Mayıs ve 31 Ağustos 2010 yılında sırasıyla 32093/10 ve 62649/10 başvuru numaralı dosyalar ile AİHM’e taşınmıştır.

    32093/10 No’lu dosyanın 2 Aralık 2014 tarihli kararında ve 62649/10 No’lu dosyanın 26 Nisan 2016 tarihli kararında belirtildiği üzere AİHM cemevlerinin ibadethane olduğu kararına varmıştır. AİHS’in inanç özgürlüğünü güvence altına alan 9. maddesinin ve ayrımcılığı mahkûm eden 14. maddesinin ihlal edildiğine işaret eden AİHM, cemevlerinin hâlihazırda diğer inançlara sağlanan fondan yararlanamaması durumunu ayrımcılık olarak not etmiştir. Sözleşme gereğince imzacı devletlerin bütün inançlara eşit ve tarafsız yaklaşması gerektiğini belirten AİHM, Avrupa Konseyi üyesi bir ülke olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin inançlar karşısında tarafsız olma yükümlülüğünü hatırlatmış ve bu konuda bir ihlal tespit etmiştir.

    Yanı sıra, 26 Nisan 2016 tarihinde AİHM’in 17 yargıçlı Büyük Daire’si tarafından alınan karara göre ise, hükümet yaptığı Alevilik tanımıyla, hem Aleviliğin hukuksal statü kazanmasının önüne geçmiş hem de inancın meşruiyeti hususunda kendisini belirleyici addederek tarafsızlık ilkesini çiğnemiştir. Buradan hareketle, AİHM, hukuki statü sahibi olamayan Alevilerin din özgürlüğü hakkını fiilen kullanmalarının engellendiği yönündeki kararını deklere etmiştir.

    AİHM’in cemevlerinin ibadethane olduğunu, Türkiye’deki dini uygulamalarda ayrımcılık yapıldığını ve eşit vatandaşlık kurallarının ihlal edildiğini deklere ettiği kararı, tükenen iç hukuku da bağlamaktadır. Ve tam da bu sebeple, 2015 yılında Yargıtay 3.Hukuk Dairesi Başkanlığı elektrik faturalarını ödemediği gerekçesiyle BEDAŞ tarafından Cem Vakfı’na açılan dava (Esas No:2014/11238. Karar No:2015/9711) sonucunda Cem Vakfı aleyhine başlatılan icra kararını bozmuştur/bozmak zorunda kalmıştır.  2018/3515 esas no ve 2018/10602 karar No’lu dosya ile birlikte de, anayasanın 90. maddesi gereğince, 29 Kasım 2018 tarihinde aldığı kararla cemevlerinin ibadethane olduğuna ve devletin diğer ibadethanelere sağladığı imkanların cemevleri için de geçerli olduğu kararını onamıştır.

    “NEDEN HALA BİR İÇ DÜZENLEME YOK?”

    Fakat 2014 yılındaki AİHM kararına ve 2015 yılındaki Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararına rağmen cemevlerinin ibadethane olduğu yönünde iç hukukta henüz bir düzenleme yapılmamıştır. AİHM’in cemevlerinin ibadethane olduğu yönünde verdiği kararlar göz önünde bulundurulduğunda, Avrupa Komisyonu ülkeler arasında yer alan Türkiye’nin iç hukukunda bu kararlar ve AİHS ışığında yeni bir düzenlemeye gidilmesi yasal olarak zorunludur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesi uyarınca Avrupa Konseyi üyesi ülkeler sözleşmede belirtilen hak ve özgürlükleri ayrımcılık gözetmeksizin herkese sağlamakla mükelleftirler. Aynı sözleşmenin 9. maddesi ise herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahip olduğunu belirtirken aynı zamanda bunların açıklanabilme özgürlüğüne de işaret etmektedir. Cami, kilise, sinagog gibi cemevinin de ibadethane olduğu yönünde alınan kararın uygulanabilmesi için iç hukukta yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Aksi taktirde, Türkiye Cumhuriyeti devletinin çeşitli yaptırımlar ile karşı karşıya kalması muhtemeldir: Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa Konseyi üyeliğinden çekilmesi ve oy kullanım hakkından men edilmesi istenebilir, Türkiye Cumhuriyeti denetim sürecine tabi tutulabilir ve Türkiye Cumhuriyeti’nin üyelik süreci durdurulabilir.

    Kenanoğlu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün yanıtlaması talebiyle şu soruları yöneltti:

    • Kararların 2014 ve 2016 yılında alınmasına rağmen iç hukukta hala bir düzenlemeye gidilmemesinin gerekçesi nedir?
    • Avrupa Konseyi ülkelerden biri olması sebebiyle AİHM tarafından alınan kararları uygulamakla mükellef olan, aksi taktirde çeşitli yaptırımlarla karşılaşacak olan Türkiye Cumhuriyeti devleti iç hukukta bu kararlara koşut yeni düzenlemeler yapacak mıdır?
    • Düzenlemeler yapıldığı taktirde cemevlerinin ibadethane olduğu yönünde alınan karar tüm cemevlerini kapsayacak mıdır? Din ve inanç özgürlüğü konusunda tarafsız olmakla mükellef olan devlet Alevilerin ibadetlerini ifa ettikleri her mekânı ibadethane olarak kabul edip gerekli imkânlardan yararlanmalarının mümkün zeminini sağlayacak mıdır?

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’nin adayı Kenanoğlu’nun cemevlerini ve dernekleri ziyareti sürüyor

    HDP’nin adayı Kenanoğlu’nun cemevlerini ve dernekleri ziyareti sürüyor

    Seçime iki gün kala İstanbul 3. Bölge HDP Milletvekili Adayı Ali Kenanoğlu, seçim çalışmalarına devam ediyor. Kenanoğlu, İstanbul’da köy derneklerini, kahvehaneleri ve cemevlerini gezerek halkla sohbet ediyor ve fikir alışverişinde bulunuyor.

    İstanbul 3. Bölge HDP Milletvekili Adayı olan Ali Kenanoğlu, dün Haramidere Cemevi’nde halkla bir araya gelerek hak ve özgürlük mücadelesi vermeleri gerektiğini söyledi.

    DERNEKLERE ZİYARET

    HDP’nin meclisteki temsiliyetinin artmasının da önemini vurgulayan Kenanoğlu, aynı gün içerisinde Esenyurt Örnek Cemevi’ni, Avcılar Yeşilkent’teki kahvehaneleri, yine Yeşilkent’te Tokat Zile Karşıpınar Köyü Derneği’ni, Yozgat Çekerek Sarıköyü ve Çekerek İkizce Köyü derneklerini ziyaret etti. Halkla seçim süreci hakkında konuşup, fikir alışverişi yaptıklarını söyledi.

    CEMEVLERİNE ZİYARET

    Kenanoğlu, 20 Haziran Çarşamba günü ziyaret ettiği Başakşehir Bayramtepe Sonevler Cemevi’nde halkla sohbet edip, halkın HDP’ye destek vereceklerini belirtti. Kenanoğlu, aynı gün içerisinde yine Başakşehir’de Velibaba Cemevi’ni, Bahçeşehir Hakikat Cemevi’ni, Tokat Zile Kuzualan Köyü Derneği’ni ve son olarak da Ağuiçen Karadonlu Canbaba Cemevi’ni ziyaret etti.

    (HABER MERKEZİ)