PİRHA- Mezitli Cemevin’de paylaşılan aşure lokmasında günümüz Kerbelalarına dikkat çekilerek, toplumsal barış ve eşit yurttaşlık vurgusu yapıldı.
Alevi toplumu ve kurumları aşure lokmalarını paylaşmaya devam ediyor. Mezitli Cemevi tarafından lokma paylaşımında bulundu. Onlarca yurttaşın katıldığı lokma paylaşımı Seyit Sabun Ocağı’ndan Pir Hasan Kılavuz’un lokma gulbangıyla başladı.
Mezitli Cemevi Başkanı Ferdi Koç, Hüseyni duruşa dikkat çekerek, “Kerbela’da bugüne uzanan bu miras bize gösteriyor ki, adalet saraylarda değil, halkın ortak mücadelesinde filizlenir. Dayanışma büyüdükçe sömürü ve zulüm geriler, kardeşlik büyüdükçe ayrımcılık ortadan kalkar. Nasıl her malzeme kendi lezzetini koruyorsa, toplumda farklılıklarıyla birlikte anlam kazanır. Toplumsal barış ancak eşit yurttaşlık temelinde kurulabilir” dedi.
Konuşmaların ardından deyişler ve nefesler okunup semah dönüldü. Ardından aşure lokmaları paylaşıldı.
Mersin Pazarcıklılar Derneği de, aşure lokması paylaştı. Dernek binasında yapılan aşure paylaşımına demokratik kitle örgütü ve siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra onlarca yurttaş katıldı.
PİRHA- Demsır Kültür Aşevi’nde imece usulü ve kadınların emeğiyle hazırlanan aşure lokması paylaşıldı.
Yası Kerbela Orucu’nun ardından kaynatılan aşureler paylaşılmaya başlandı. Geçtiğimiz yıl açılışı yapılan Demsır Kültür Aşevi’nde aşure lokması paylaşıldı.
Yurttaşların yoğun katılım gösterdiği aşure lokmasının gülbangını Sarı Saltuk Ocağı’ndan Munzur Yelsalı okudu. İmeme usulüyle toplanıp, lokmalar kadınların emeğiyle hazırlanan aşure lokması paylaştırıldı.
PİRHA- Yası Kerbela Orucu nedeniyle Mersin Cemevi’nde bir araya gelen yurttaşlar, İnanç Kurulu Üyesi Gökhan Ataç Dede’nin okuduğu gülbenkle oruçlarını açtı. Muhabbet programında konuşan Haydar Karlı, dijital çağda öğrencilerin yaşadığı sorunlara ve okullarda Alevi çocuklarına uygulanan asimilasyon politikalarına değindi.
Alevi toplumu Yası Kerbela Orucu tutmaya devam ediyor. Mersin Cemevi’nde bir araya gelen yurttaşlarlar, İnanç Kurulu Üyesi Gökhan Ataç Dede’nin okuduğu gülbenkle oruçlarını açtı. Rıza Aydın’ın deyişleri eşliğinde semah dönüldü.
Daha sonra düzenlenen muhabbet programında Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi Haydar Karlı konuşma yaptı. Dijital çağda öğrencilerin yaşadığı sorunları örnekler vererek açıklayan Karlı, ekran bağımlılığının azaltılması için aile içindeki iletişimin arttılması gerektiğinin altını çizdi.
Alevi öğrencilerin okullara ÇEDES, zorunlu din dersi gibi çeşitli program ve uygulamalarla asimile edilmeye çalışıldığını belirterek, velilerin bu tür projelere karşı duyarlı olmasını ve itirazlarını sürdürmesini istedi.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü üzerinden Alevilere yönelik 12 modül hazırladığına dikkat çeken Karlı, “Bu modülleri kim hazırladı? Alevi kurumlarının içinde olmadığı bir çalışmanın yapılması doğru değil. Bizler asimilasyon politikalarına karşı duyarlı olmalıyız” dedi.
PİRHA – Bağcılar Cemevi’nde Muharrem ayının 10. gününde Muharrem Sohbeti yapıldı, oruçlar açıldı.
Alevi toplumu Yası Kerbela Orucu’nu tutmaya devam ediyor.
Bağcılar Cemevi’nde bir araya gelen yurttaşlar, muharrem sohbetine katıldı. Kureyşan Ocağına mensup Ali Efe ile Zakir Aydın Gündüz yürüttüğü sohbette İmam Hüseyin’in duruşuna dair konuşma yapıldı, nefesler ve deyişler okundu.
PİRHA- DAD Genel Merkez Yöneticisi Fethiye Yıldırım, Muharrem ayının Aleviler açısından yalnızca bir matem dönemi değil, zulme karşı direnişin ve hakikatin yanında durmanın simgesi olduğunu belirtti. Kerbela’nın tarihsel bir olay olmanın ötesinde günümüze uzanan bir ders olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Hüseyin’in duruşu, haksızlığa karşı boyun eğmemenin ve insanlık adına barışı savunmanın adıdır” dedi.
DAD Genel Merkez Yöneticisi Fethiye Yıldırım, Muharrem ayı ve Kerbela’nın Alevi toplumu açısından taşıdığı anlamı anlatarak, Muharrem orucunun yalnızca bir ibadet değil, zulme karşı direnişin ve hakikatin yanında durmanın simgesi olduğunu söyledi.
KERBELA, BİAT ETMEYENLERE YÖNELİK BİR KATLİAMDIR
Yıldırım, Kerbela’nın Aleviler için bir matem günü olarak anıldığını belirterek, yaşananların yalnızca tarihsel bir olay olmadığını ifade etti. Kerbela’da masumlara yönelik büyük bir zulmün yaşandığını vurgulayan Yıldırım, “Orada biat etmeyen bir düşünceye karşı vahşet uygulanmıştır. Bu bir katliamdır. Kerbela, haksızlığa karşı sergilenen bir duruştur. Bu nedenle Alevi toplumu Hüseyin’i bir duruş, Hüseyin’in mücadelesini ise bir direniş olarak görür” dedi.
Hz. Hüseyin’in çatışma yaratmak amacıyla hareket etmediğini ifade eden Yıldırım, “Hz. Hüseyin kimseyle savaşmak için gitmemiştir. Tam tersine sorunları çözmek ve ortamı yatıştırmak için çaba göstermiştir. Ancak Yezid ve Muaviye zihniyetinin iktidar hırsı, çatışmacı anlayışı Kerbela’da büyük bir trajediye yol açmıştır” diye konuştu.
“SUSUZLUKLA TESLİM ALMAK İSTEDİLER”
Kerbela’da Hz. Hüseyin ve beraberindekilerin günlerce susuz bırakıldığını hatırlatan Yıldırım, bunun insanlık dışı bir uygulama olduğunu söyledi.
Yıldırım, “Bir insanı aç ve susuz bırakmak korkunç bir şeydir. Buna rağmen Hüseyin kendi ailesi ve yol arkadaşlarıyla birlikte boyun eğmemiştir. Çünkü ortada büyük bir haksızlık vardı. Yezid’in zulmüne biat etmeyi kabul etmemiştir. Hüseyin’in yaşaması Yezid’in iktidarı açısından bir tehdit olarak görülüyordu. Çünkü Muaviye ile başlayan saltanat düzeni ancak muhalif seslerin susturulmasıyla devam edebilirdi” ifadelerini kullandı.
Kerbela’da yaşanan en büyük acılardan birinin çocukların susuz bırakılması olduğunu belirten Yıldırım, bu olaylardan çıkarılması gereken önemli dersler bulunduğunu belirterek, “Susuzluktan nefesi kesilen bir çocuğunu kucağına alan Hüseyin, Yezid’in ordusuna dönerek kendisi için değil, çocuk için bir damla su istemiştir. Ancak o sırada atılan bir ok çocuğun boynuna saplanmıştır. Bu, insanlık tarihinin en büyük acılarından biridir” dedi.
ANA FATMA’NIN YASIYLA BAŞLAYAN MUHARREM
Alevilerin Muharrem ayının ilk gününü Ana Fatma’ya adadığını hatırlatan Yıldırım, bunun nedeninin Kerbela’da yaşanan büyük acı olduğunu dile getirdi.
“Orada bir annenin yaşadığı tarifsiz acı vardır. Ana Fatma’nın yası da buradan başlar. Bu nedenle Muharrem’in ilk günü ona adanır. Bu yalnızca geçmişe ait bir yas değil, aynı zamanda haksızlığa karşı bir duruştur” diye konuştu.
“KERBELA BİTMEDİ, FARKLI BİÇİMLERDE DEVAM ETTİ”
Kerbela’nın yalnızca tarihte yaşanmış bir olay olarak görülmemesi gerektiğini belirten Yıldırım, zulüm ve katliamların farklı dönemlerde devam ettiğini ifade ederek, “Kerbela hiçbir zaman bitmedi. Dersim Katliamı’ndan dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan katliamlara kadar benzer acılar yaşandı. Ortadoğu’da IŞİD’in yaptıkları da aynı zihniyetin ürünüdür. Zalimlerin yöntemleri değişse de zulmün kaynağı olan anlayış değişmemiştir. Muaviye zihniyeti farklı biçimlerde günümüze kadar gelmiştir” dedi.
“MUHARREM ORUCU ZULME ORTAK OLMAMAYI ÖĞRETİR”
Muharrem orucunun yalnızca aç kalmak olmadığını ifade eden Yıldırım, bu ibadetin Kerbela’da yaşanan acıları anlamaya yönelik güçlü bir sembol olduğunu söyledi.
Yıldırım, “Biz bu yası öylesine derin yaşamışızdır ki onlar aç kaldığı için biz de aç kalırız. Bıçak kullanmayız, su içmeyiz. Çünkü Kerbela’da insanların en temel hakkı olan su onlardan esirgenmiştir. Bir insanın başka bir insana bunu yapmaya hakkı yoktur. Hele ki Müslümanın Müslümana bunu yapması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.
“HAK LOKMASI DAYANIŞMANIN VE PAYLAŞIMIN SEMBOLÜDÜR”
Muharrem orucunun ardından dağıtılan lokmaların da önemli bir anlam taşıdığını belirten Yıldırım, bunun paylaşım ve dayanışma kültürünü güçlendirdiğini kaydederek, “Orucun ardından dağıtılan hak lokması, insanların birbirleriyle dayanışmasını sağlar. Komşudan komşuya ulaşan lokmalar, ortak yaşamı ve paylaşımı büyütür. Bu aynı zamanda barışın ve kardeşliğin sembolüdür. İnsanların bir araya gelmesini, birbirinin acısını paylaşmasını sağlar” ifadelerini kullandı.
“HÜSEYİN’İN DURUŞU İNSANLIĞA ÖRNEK OLMALI”
Yıldırım, Kerbela’dan çıkarılması gereken en önemli dersin zulme karşı sessiz kalmamak olduğunu vurguladı.
“Hüseyin zulme karşı susmamıştır, haksızlığa boyun eğmemiştir. Bizler de bugün her türlü zulüm karşısında aynı duruşu göstermeliyiz. İnsanlık adına barışı savunmalı, kimsenin inancından, dilinden, kimliğinden dolayı ötekileştirilmediği bir dünya için mücadele etmeliyiz. Katliamların yaşanmadığı, insanların birbirini kırmadığı, eşit ve özgür bir ülke ve dünya istiyoruz” diye konuştu.
PİRHA- Yası Kerbela Orucu’nun açılmasının ardından yapılan sohbette konuşan ersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin, Yası Kerbela Orucu’nun dayandığı temelleri anlattı.
Yası Kerbela Orucu tutulmaya devam ediyor. Mersin’de Mersin Cemevi’nde bir araya gelen yurttaşlar oruç açtı. Rıza Aydın nefes ve deyişler okurken, Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin, “Yası Kerbela Orucu’nun dayandığı temeller” başlıklı konuşma yaptı.
12 İmam Muharrem Orucu, yalnızca aç kalmak değil; nefsi terbiye etmek, gönül kırmamak, can incitmemek, kin tutmamak, dedikodudan uzak durmak ve yaşamın her alanında Hakk’ın rızasını gözetmek olduğunu vurgulayan Erdoğan Sevin, “Muharrem günlerinde; hayvan kesilmez, et ve etli yemekler yenilmez. Kavga edilmez, gönül kırılmaz, hiçbir cana eziyet edilmez. Ağaçlara, dallara ve doğaya zarar vermemeye özen gösterilir. Düğün, nişan, doğum günü gibi kutlamalar ve eğlencelerden uzak durulur. Küfür edilmez, kin tutulmaz, komşular incitilmez, insanlar ağlatılmaz, dedikodu yapılmaz” dedi.
“GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ALEVİLER NİCE KERBELALAR YAŞADI”
Orucun, nerede olunursa olunsun güneşin batmasıyla açıldığını belirten Sevin, “Geçmişten günümüze Aleviler nice Kerbelalar yaşamalarına rağmen yollarını, erkânlarını ve inançlarını unutmamış; Muharrem matemini tutarak, lokmalar paylaşarak, aşureler kaynatarak ve cem erkânlarını yürüterek Hak-Muhammed-Ali yoluna bağlılıklarını sürdürmüşlerdir” diye konuştu.
Erdoğan Sevin Dede’nin konuşmasının ardından semah dönüldü. Çerağlar sırlandı.
PİRHA-Okmeydanı Cemevi’nde yurttaşlar Yası Kerbela Orucu lokmasında bir araya geldi. Muharrem Muhabbeti’nde “Ölüm ve Yaşam Eşiğinde Kadın Ozanlar” başlıklı yapılan sunumda, kadınların Alevi inancının ana taşıyıcısı olduğu vurgulandı.
Alevi toplumu bulunduğu her coğrafyada Yası Kerbela Orucu tutmaya devam ediyor. Cemevlerinde toplanan yurttaşlar lokmalarını paylaştırıp, orucunu açarken, çeşitli konularda sohbet ediyor.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Okmeydanı Cemevi’nde yurttaşlar Yası Kerbela Orucu lokmasında bir araya geldi.
Çerağların uyandırılmasıyla başlayan Muharrem Muhabbeti’nde “Ölüm ve Yaşam Eşiğinde Kadın Ozanlar” başlıklı sunum yapıldı.
“İNANCIN BUGÜNLERE KADAR GELMESİNDE KADINLARIN DEĞERLİ EMEKLERİ VAR”
Kıymet Erzincan Kına, Alevi-Bektaşi inanç geleneğinde kadın şahsiyetlerin önemine vurgu yapılarak, “Bu inancın ve geleneğin bugünlere kadar özgünlüğünü korumasında kadınların özellikle çok değerli emekleri var” dedi.
“BUGÜNÜN KERBELASI SURİYE”
Kıymet Erzincan Kına’nın konuşmasının ardından Zakir Yaprak Dengiz nefesler ve deyişler okudu. Baba Mansur Ocağı evlatlarından Eren Yıldırım, Suriye’de yaşananlara dikkat çekerek olanların bugünün Kerbelası olduğunu belirtti.
28 Haziran’da cemevlerinde aşure kaynatılacağını aktaran Yıldırım, “Aşurenin içerisinde çok çeşitli yiyecekler var ve hepsi ayrı ayrı hem kendi tadını koruyor hem de bir araya gelip bambaşka bir lezzet oluşturuyor. Aşuremiz bugün içinde bulunduğumuz sıkıntıların da ilacıdır” diye konuştu.
12 gün boyunca devam edecek olan Muharrem muhabbetleri lokmaların pay edilmesinin ardından sona erdi.
PİRHA- Bahçelievler Cemevi’nde Muharrem Ayı sebebiyle “İnanç ve hafıza ekseninde Muharrem Ayı ve Kerbela” konulu sohbet yapıldı.
Bahçelievler Cemevi’nde Yası Kerbela Orucu’nun birinci gününde “İnanç ve hafıza ekseninde Muharrem Ayı ve Kerbela” başlıklı sohbet yapıldı.
ADFE Genel Sekreteri Ufuk Emre Bektaş’ın konuşmacı olarak katıldığı sohbette Zakir Murat Yaman ve Feraye Güler deyiş ve nefesler okudu.
Ufuk Emre Bektaş, Kerbela’nın önemine ve Aleviler için ne anlam taşıdığına dair değerlendirmelerde bulundu. Yapılan sohbetin ardından lokmalar pay edilerek oruçlar açıldı.
PİRHA- FEDA ve DAKB, 6 Şubat depreminin “doğal afet” değil siyasal bir yıkım olduğunu belirtti. Açıklamada, Alevi coğrafyasının bilinçli biçimde yalnız bırakıldığı, Rojava ve Kobanî’de sürdürülen kuşatma ve saldırıların aynı yok etme siyasetinin devamı olduğu vurgulandı.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) tarafından yapılan ortak açıklamada, 6 Şubat 2023’te yaşanan depremin Türkiye’de “asrın doğal felaketi” olarak sunulduğu ancak gerçekte bunun egemen devlet aklının yarattığı siyasal bir yıkım olduğu belirtildi.
Açıklamada, bu yıkımın en ağır bedelini Alevi halkının ödediği vurgulanarak, “Alevi coğrafyası bilinçli biçimde yalnız bırakılmış; yardım ve kurtarma ekipleri bilerek ve isteyerek gönderilmemiştir. Enkaz altındaki insanlar günlerce kurtarılmayı beklemiş, soğukta donarak yaşamını yitirmiştir” denildi.
Deprem sonrası hayatta kalan ve ailesini yitiren çocukların dinci-cemaatçi yapılara peşkeş çekildiği belirtilen açıklamada, bu yolla çocukların Alevi kimliğinden koparılmak istendiği kaydedildi. Açıklamada, “Alevi halkına yönelik yok sayma ve imha siyaseti, bu kez ‘doğal afet’ perdesi arkasına gizlenerek devlet eliyle bir kez daha hayata geçirilmiştir” diye belirtildi.
“KOBANÎ’DE AYNI YOK ETME SİYASETİ DEVAM EDİYOR”
Açıklamada, bugün Suriye’de, Rojava’da farklı araçlarla aynı yok etme siyasetinin sürdüğü belirtildi. Arap Alevilerin, Türkiye destekli HTŞ çeteleri eliyle yeniden soykırım saldırılarına maruz bırakıldığı ifade edildi.
Bu imha politikalarının yalnızca Alevilerle sınırlı olmadığı vurgulanan açıklamada, Dürziler, Hristiyanlar, Süryaniler ve Êzidîlerin de Ortadoğu’nun kadim halkları ve inançları olarak tekçi ve cihatçı bir zihniyetle topyekûn yok edilmek istendiği belirtildi. Bu saldırıların geçici olmadığı, uygun zamanı kollayan ve süreklilik taşıyan bir yok etme siyaseti olduğu kaydedildi.
“KOBANÎ, ALEVİ İNANCININ HAFIZASINDA KERBELA’NIN BUGÜNKÜ ADIDIR”
Kobanî’nin bu zulmün en yakıcı örneği olduğu vurgulanan açıklamada, “ Etrafı kuşatılmış kadim kentin suyu, elektriği, interneti kesik, çocuklar soğukta donarak can verdiler” ifadelerine yer verildi. FEDA ve DAKB, bu nedenle Kobanî’nin Alevi inancının hafızasında Kerbela’nın bugünkü adı olduğunu belirtti.
Tüm bu yaşananlar karşısında dünya devletlerinin seyirci kaldığı belirtilen açıklamada, Suriye’de Alevi halkına ve diğer kadim halklara yönelik katliamların görmezden gelindiği, Kobanî halkının açık katliam tehlikesi karşısında uluslararası güçlerin sessizliği tercih ettiği ifade edildi.
Açıklamada son olarak, “Biz Aleviler dostlarımızla yaşamı savunuyoruz, teslim olmuyoruz; Kerbela’dan Kobanî’ye direniyoruz” diye kaydedilerek, depremde ve katliamlarda Hakk’a yürüyen tüm canlar saygıyla anıldı.
PİRHA – Muharrem Orucu’nun bitmesi ardından Mersin Cemevi’nde de aşureler paylaşıldı. Pir Hasan Kılavuz, yaptığı konuşmada “Aşure lokmaları birliğe, barışa, kardeşliğe vesile olsun” dedi.
Kerbela’da katledilenler için tutulan oruçlar ardından Mersin Cemevi’nde Aşure lokması paylaşıldı. Binlerce yurttaşın katıldığı programda Sanatçı Dertli Divani’nin yanı sıra Ercem Şahan ve Mersin Cemevi Korosu da sahne aldı. Aşure lokması paylaşımında deyişler okundu, semah dönüldü.
“MASUMİYETİN VE MAZLUMİYETİN SİMGESİ!”
Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, yaptığı konuşmada Muharrem Ayı ve aşurenin önemine değindi. Aşurenin bin yıldan beri değişmeyen bir gelenek olduğunu söyleyen Kılavuz, şu konuşmayı yaptı:
“Bütün peygamberlerin Muharrem Ayı’nda kurtuluşa kavuştuklarına inanıyoruz. Mitolojik olarak dara, zora düştüklerinde, onların kurtuluşunun Muharrem Ayı’nda olduğu hep bize anlatılmıştır. Fakat Muharrem deyince biz Anadolu Alevilerinde akla Kerbela gelir. Kerbela deyince de akla Hazreti Hüseyin gelir. Kerbela olayı tarihsel bir haklılığa yaslanmış bir kıyımıdır. Siyaset ve iktidar hırsıyla peygamberin torunlarını bile kılıçtan geçirebilecek kadar vefasızlığını gösteren bir tecrübenin 1345. yıl dönümüdür.
Yapılan bu zulmü kabullenmeyenler, o günden beri Hazreti Hüseyin’i ve Ehli Beyt yandaşlarını hep zikrederek her Muharrem Ayı geldiğinde onların adına oruç tutarak aşurelerini pişirirler. Kerbela büyük bir acının adıdır. Hazreti Hüseyin’e ve Yezid’e ebedi vasıflarını veren de Kerbela olayıdır. O günden sonra Yezid, zulmün ve zalimliğin, Hazreti Hüseyin ise masumiyetin ve mazlumiyetin simgesi olarak ebedi vasıflarını almışlardır. Kerbela iyi ile kötünün, zalim ile mazlumun, lanetli ile kutsalın, karanlık ile aydınlığın hesaplaşmasıdır. Kerbela, insan olmanın bilincidir.
SURİYE’DE YAPILANLARA KARŞI DURMAK LAZIM
Hazreti Hüseyin’e talip olanlar, dünün Kerbelası bugün de vardır. Filistin ve Gazze’de son 3 yıldan beri on binlerce masum, kadın, çoluk, çocuk, yaşlı, ihtiyar, genç demeden bir zulümle karşı karşıyadır. Zulmün en derinini yaşıyorlar. Onlara bunu reva görenleri lanetliyoruz.
Komşumuz Suriye’de Alevilere, oradaki mazlum insanlara yapılanlar; IŞİD’in baskısı, zulmü, köy basmaları… Çeteler halen Lazkiye ve nice bölgelerde baskınlar yapıyor, kadınları ve çocukları alıp esir pazarlarında satıyorlar. Daha birkaç hafta öncesine kadar bir kilisede yapılan o katliam… Orası da bir Kerbela’dır. Kerbela 1345 yıl önceki gün değildir. Günümüzde de böyle Kerbelalar yaşanmaktadır. Bunlara karşı da durmak lazım. Bunlara karşı da tavır sergilemek lazım.”
“DEVLETİN, 20 MİLYON ALEVİYİ GÖRMESİ LAZIM”
Kılavuz, aşure etkinliğine katılan Mersin Valisi’ne hitaben Alevilerin taleplerini de dile getirdi. Kılavuz, “Büyük Millet Meclisi’nde inanç yerlerimiz, cemevilerimizin yasal statüsü tamamen kabul edilsin ve bu konu Meclis’te görüşülsün. Bugüne kadar olmadı. Ama biz umutsuz değiliz. İnanıyorum ki bu da olacaktır. Sivas Madımak’ta 32 yıl önce büyük bir acı yaşandı. Oranın bir utanç müzesi olmalı. Dünyanın çeşitli yerlerinde bunun örnekleri var. Ülkemizde barıştan bahsederken, birlikten yan yana aşure lokmalarını bölüşürken, birbirimizi karşılıklı ziyaret ederken niçin bu da yapılmasın? Ülkemizde, halkımız arasında kuşku ve güvensizliğin son bulmasını, içindeki öfke, nefretin sevgiye dönüşmesini, her türlü kavganın, şiddetin son bulmasını yürekten arzu ederim. Bu aşure lokmalarını da birliğe, barışa, kardeşliğe ve hep böyle sevgiyle birbirimizi kucaklamaya vesile olsun diyorum” dedi.
Yapılan konuşmaların ardından aşure lokması paylaşıldı.
PİRHA – PSAKD Kartal Şube Başkanı Kenan Özdemir, Suriye’deki Alevi katliamının durdurulması için harekete geçilmesi gerektiğini vurgulayarak “Bir nevi çağımızın Kerbelası yaşanıyor” dedi. Özdemir, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair de “Toplum, güçlü bir şekilde bu süreci sahiplenirse emin olun ki kesinlikle bu topraklara barış gelecektir” diye belirtti.
HTŞ bünyesindeki cihatçıların Suriye’de yaptığı Alevi Katliamı günden güne daha yakıcı hal alıyor. Soykırıma varan cinayetlerin yanı sıra kadın ve çocukların kaçırılıp, uluslararası çeteler aracılığıyla pazarlandıkları bilgisi de mevcut.
Muharrem Ayı sebebiyle aşure lokması paylaşmak için bir araya gelen Alevi yurttaşların öncelikli gündemlerinden birisi de Suriye’de yaşanan katliam oluyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kartal Şube Başkanı Kenan Özdemir de “Sessiz bir katliam yaşanmakta” diyerek toplumun daha duyarlı olması yönünde eleştiri sunuyor.
“ÇAĞIMIZIN KERBELASI YAŞANIYOR”
Özdemir ile, PSAKD Kartal Cemevi’nde aşure lokmalarının paylaşılması için yapılan etkinlikte bir araya geldik. ‘Toplum birlikteliğinin önemli olduğu bir süreçte, Alevi katliamına ne oranda duyarlılık gösteriliyor?’ sorusuna Özdemir şu yanıtı verdi:
“12 gün boyunca oruçlarımızı tutup, yasımızı sürdük. Yolumuzu sürdürme açısından bizler için önemli bir süreçti. Tabii aynı zamanda yanı başımızda sessiz bir katliam yaşanıyor. Bizim coğrafyamızda ise bu katliama ses olma noktasında çok yetersiz kaldık. Gerçekten çok kötü görüntülere şahit oluyoruz ama hem ülkenin içerisindeki sürecin yoğunluğu diyelim hem de Alevi kurumlarının yeterince hassasiyet göstermediği bir konu.
Suriye’deki Alevi katliamlarına dair gerçi kimi cılız basın açıklamaları ve tepkiler olduysa da gerçekten uluslararası anlamda bu katliamı durduracak ve bu soykırımı geriletecek bir hamlede bulunamadık. Bir nevi çağımızın Kerbelası yaşanıyor diyelim. Bu anlamda Alevi kurumlarımız, mutlaka daha güçlü bir cevap vermeli. Yerelde kimi paneller düzenleniyor, söyleşiler yapılıyor ama bence bu yeterli gelmiyor. Bir de şöyle bir boyutu var tabii; bugünkü siyasi iktidar da bu katliamları yapanlarla ortak işbirliği yapıyor. Bu da bizler açısından çok olumsuz ve kötü bir durum. Yani bir bütün olarak tepkimizi göstermemiz gerekiyor. Verilen desteklerin, kurulan ilişkilerin kesinlikle onaylanmadığını ve bu anlamda da protesto edilmesi gerektiğini belirtmek isterim.”
“SADECE KÜRTLERLE OLAN BİR BARIŞ DEĞİL!”
Kenan Özdemir’in değerlendirmeleri içerisinde Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı da oldu. 41 yıllık çatışmalı süreç ardından PKK’nin kendisini feshedip silahlarını yakmasına ilişkin Özdemir şu yorumu yaptı:
“En kötü barış, çatışma durumundan daha iyidir diye başlayayım. Mutlaka bu süreçte biz Aleviler de bunu sadece Türkiye’de Kürtlerle bir barış olarak algılanmaması lazım. Gerçekten bugün yok sayılan, inkar edilen bütün düşüncelerin kendini var etme durumu söz konusu burada. Yani dili, dini, mezhebi yok sayılan insanların, bu perspektiften yaklaşması gerekiyor. Bu anlamda da en kötü barış bile bu çatışma, insanların ölümlerinden iyidir. Bu anlamda da kişisel olarak bu barış sürecini aktif olarak destekliyorum. Biz Aleviler, demokratik bir sürecin yaşanacağını, bu barışla beraber düşünüyoruz. Yani eğer gerçekleşirse… Çünkü şöyle bir şey var; örneğin bu benim kendi kişisel düşüncemdir, Gezi olaylarında işte bir nevi güçlü bir ortaklık sağlanamadı. Bugün de güçlü bir ortaklık sağlanmaması için iktidar, birçok olayları boşa düşürmek ya da insanların bir araya gelmesini engellemek için kimi manipülatif hamlelerde bulunuyor. Örneğin işte bugün AKP karşıtlarını sanki barış sürecinde bütün AKP’yi desteklediği imajı yaratılmak isteniyor. Ortada böyle bir durum söz konusu değil. Gerçekten onurlu bir barış isteyen ve bu ülkenin demokratik bir anayasayla yönetilmesini, hukukun üstünlüğünü savunan bütün güçler, bu süreci destekliyoruz.
Önümüzdeki süreçte, insani ve evrensel değerlerin yaşandığı, hukukun, adaletin esas alındığı, bütün dillerin, dinlerin, ırkların eşit koşullarda yaşadığı bir ortamın yaratılmasını umuyoruz. Bizim açımızdan barışın, kardeşliğin esası burada saklıdır ve bunun için toplum, güçlü bir şekilde bu süreci sahiplenirse emin olun ki kesinlikle bu topraklara barış gelecektir. Çatışmalardan kimseye hiçbir yarar gelmiyor. Tam tersine insanları bölüp, parçalayıp, yönetmenin, güçsüz düşürmenin bir aracı olarak kullanılıyor. Bu anlamda da bu tarihsel süreci çok iyi bir şekilde değerlendirmek gerekiyor.
Alevilerin de bu süreçte eşit yurttaşlık ekseninde; inkar, yok sayma, asimilasyon politikalarına karşı Kürtlerle birlikte dillendirmesi ve barış sürecine aktif olarak katılması gerektiği düşüncesindeyim.
“ANAYASA KOMİSYONUNDA YER ALMAYA ÇALIŞMALIYIZ”
Kenan Özdemir, yeni anayasa çalışmaları hakkında da konuştu. Mevcut süreçte Alevi örgütlerinin nasıl hareket etmesi gerektiğine de değinen Özdemir, şunları söyledi:
“Öncelikle bizim yıllardan beri temel talebimiz olan eşit yurttaşlık talebinin bir bütün olarak bu anayasaya yansıması gerekiyor. Cemevleri ibadethanemizdir. Cemevlerinin ibadethane sayılması, Diyanet İşleri Başkanlığı, yani belli bir mezhebi esas alan örgütlenme tarzının lav edilmesi ve gerçekten bu coğrafyada yaşayan bütün inançları kapsayan bir düşüncemiz var. Aleviler, eşit yurttaşlık temeli içerisinde bu sürece aktif olarak federasyon kapsamında da katılması gerekiyor. Şöyle söyleyeyim; yani bir anayasa oluşturulurken bu toplumun bütün kesimlerini kapsayan bir ön çalışma yürütülmesi gerekiyor. Bu ön çalışmada biz de eğer gerekiyorsa kendimizi önerip bu komisyonlarda, yani Anayasa Komisyonunda yer almaya çalışmalıyız diye düşünüyorum.”
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kartal Şubesi’nde aşureler pay edildi. Şube Başkanı Kenan Özdemir, yaptığı konuşmada “Günümüzün Yezitleri, Nemrutları, halkımızı cendere ve zapturapt altına almak, ülkemizi uçuruma sürüklemek istiyor. Buna karşı birlik olarak karşı durmalıyız. Aksi halde zalimin zulmü, hepimizi ezip geçecektir” ifadelerini kullandı.
Alevi toplumu, Kerbela’da katledilenler için tutulan oruçlar ardından aşurelerini paylaşmaya devam ediyor.
PSAKD Kartal Şubesi’nde sabah erken saatlerde kazanlar kaynatıldı, aşureler pişirildi.
Yüzlerce yurttaşın katıldığı aşure etkinliği Baba Mansur Ocağı evlatlarından Dede Mustafa Düzgün’ün verdiği gülbeng ile başladı. Mustafa Düzgün, aşurenin önemine de değinerek “Hz. Hüseyin, Kerbela’da şehit olmadan evvel Yezid’in askerlerine ‘Ben Hz. Ali’nin oğluyum. Siz, benden yana değilsiniz ve bir zalimin yetkilerini kullanarak çocuklarımla birlikte beni şehit etmeye gelmişsiniz’ dedi. O anda ordu komutanı ‘Ben, Hüseyin’i korumam gerekirken Yezid’in yanında yer almışım’ deyip Hz. Hüseyin’in yanına geçiyor. Bazı valilerin verdiği emirlerle masumlar eziliyor. İşte bugün bizler, İmam Hüseyin ve 72 şühedası için bir araya geldik” diye belirtti.
PSAKD Kartal Şube Başkanı Kenan Özdemir ise yaptığı konuşmada birlik olmanın önemine vurgu yaparak şunları söyledi:
“12 imamların adaleti, ilmi, sabrı ve insanlık ışığımı gördük. Her birimiz, zulüm karşısında direnişi, Hakk’a bağlılığı, insanı insan eden değerleri onlardan öğrendik. Onların her biri bizim gönül tahtımızda yol pusulamızdır. Birer yıldız olarak kalacaktır.
Aşure, Hazreti Hüseyin’in Kerbela’da verdiği o büyük onur sınavının insanlık tarihine yazılmış en acı, en dirayetli destanlarından biridir. Çünkü aşure, Kerbela’nın acısını, Zeynel Abidin’in sabrını, Hüseyin’in adaletini ve insan olmanın erdemini aynı kazanda kaynatıp bize sunar. Her lokma, zalim karşısında susmayan, mazlumun yanında olan, acıyı paylaşarak tatlı eylemenin adıdır aşure. Bu anlamda Kerbela sadece bir matem değil, aynı zamanda zalime başkaldırıdır. Hakikatin, adaletin ve insan sevgisinin abideleştiği yerdir de aynı zamanda. İçinde bin bir çeşit var. Tıpkı insanlığın farklı renklerde, dillerde, kültürlerde olduğu gibi.
Aşure bize ‘Birbirinizden ayrı olmayın. Her farkınız aynı kazanda kaynadığında aşure olun. İnsanlık olsun, kardeşlik olun’ der. Kurban, sadece bir kesim değildir. Bugün günümüzün Yezitleri, Nemrutları, halkımızı cendere altına almak istiyor ve ciddi anlamda ülkemizi bir uçuruma doğru sürüklemek, halkları zapturapt altına almak istiyor. Buna bir olarak, beraber olarak karşı durmalıyız. Pır Sultan Abdal diyor ki: ‘Bir olalım, iri olalım, biri olalım.’ Bu yaşananlar karşısında bir olamazsak, güçlü olamazsak zalimin zulmü bizi ezip geçecektir. O yüzden hep beraber burada olduğumuz gibi, her yerde birbirimizi kollayan, birbirimizi koruyan, evrensel değerlere sahip çıkan, hak ve hakikat yolunda onurlu bir şekilde yürümemiz gerekiyor. Bu yol bir olma yoludur. Bu yol mazlumdan, haklıdan, doğrudan yana olma yoludur. Hakk aşkına lokmalarımızı kabul, niyetlerimizi makbul, yolumuz Pir Sultan Abdal’ın, Hz. Ali’nin, 12 İmamların yolu olsun. Aşk ile, sevgi ile.”
Yapılan konuşmalar ardından Zakir Ergün Ergül ile Umutcan Esenboğa deyiş ve mersiyeler seslendirdi.
İmece usulüyle hazırlanan aşureler, yüzlerce kişiye pay edildi.
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, aşure lokmalarını paylaştı. DAD İstanbul Şube Eş Başkanı Berna Güzel, yaptığı konuşmada Kerbela benzeri Alevi katliamlarının günümüzde de yaşandığına vurgu yaptı.
Yası Kerbela (Muharrem) Orucu’nun ardından aşureler paylaşılmaya devam ediliyor. DAD İstanbul Şubesi de pişirdiği aşureleri dağıtmak üzere Gazi Mahallesi’nde halkla bir araya geldi.
DAD İstanbul Şube Eş Başkanı Berna Güzel, yaptığı konuşmada “Yası Kerbela Orucunu tutan ve lokmalarını pay eden cümlenizin duaları kabul, lokmaları yiyene helal yedirene delil olsun” diye belirtti.
“ALEVİ KATLİAMI HALEN DEVAM ETMEKTE”
Berna Güzel, yaptığı konuşmada Suriye’de devam eden Alevi katliamına da değinerek şunları aktardı:
“Yası Kerbela, Alevilerin aslında Hüseyin’in direnişi şahsında, kendilerinin nasıl ayakta durmalarını hatırlatmaktır. Asırlardır süre gelen Kerbelalar günümüzde aynı zihniyet tarafından devam etmektedir.
Zalimin zulmüne karşı direnmek bir Hüseyin-i duruştur. Seyit Rıza, direnişinde şöyle der ‘Bir hataydı. Yazıktır, günahtır. Evladı Kerbelayız, Kerbela’nın çocuklarıyız’ demiştir. Özellikle Reya Heq ocak geleneğinden Aleviler, kendilerini Ehlibeyt soyunda sayarlar. Biz Kerbela’nın çocuklarıyız.
Kerbela’da Hüseyin’in kafasını kesen ile Dersim’de Ali Şer’in kafasını kesen zihniyet aynı. Aynı zihniyet Dersim, Koçgiri, Maraş, Sivas, Çorum, Malatya, Gazi, Suruç ve Roboski’de bizlere Kerbela’yı yaşattı. Ayrıca HTŞ, DAİŞ, El Nusra ve benzeri cihatçılar, Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdiler. Suriye’deki Aleviler, mazlum halklar, Ezidiler ve azınlıklar katledildiler. Alevi katliamı halen devam etmekte. Canice, barbarca talan, taciz, tecavüz devam ediyor, kadın ve kız çocukları fidye karşılığında kaçırılıp her türlü insanlık dışı muameleye maruz kalıyor. Dünya suskun! İnsanlık suçu işleniyor. Yetmiyor ABD, insanlıktan nasibini almamış canileri terör listesinden çıkarıyor. Sonuç olarak Hüseyin-i duruş bir simgedir. Bugünkü mücadele, zalimin zulmüne karşı direniş, bir Hüseyin-i duruştur.”
PİRHA-Dersim’in Hozat ilçesinin Bargini (Karabakır) köyünde bulunan Ağuçan Cemevi ve Kültür Merkezi’nde aşure lokmaları pay edildi.
Aleviler, Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin ve ailesi şahsında bütün mazlumlar için 12 gün boyunca tuttukları Muharrem (Yas-ı Kerbela) Orucu’nu tamamladı.
Dersim’in Hozat ilçesinin Bargini (Karabakır) köyünde bulunan Ağuçan Cemevi ve Kültür Merkezi’nde aşure lokmaları pay edildi.
Lokma paylaşımına DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“BİZ BİR ARADA YAŞAMASINI BİLEN BİR TOPLUMUZ”
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, konuşmasında şunları söyledi:
“Biz ikrar ve rızalıkla bir arada yaşamasını bilen, bilmek zorunda olan ve bu şuurla bugüne gelmiş olan Alevi toplumuyuz. Hem kutsallarımıza sahip olmak hem de kutsallarımızın içerisinde birliğimizin beraberliğimizi, birliğimizi barışı ve bir arada yaşamanın gerekliliğinin zorunluluğunun fark ettiren bu güzel aşure pay edilen bu ortamda bulunmak bizim için de çok değerli.”
“ÖZGÜRCE YAŞAYACAĞIMIZ BİR YAŞAMI BİRLİKTE TESİS EDECEĞİZ”
Kerbela’da Yezid anlayışına karşı Hüseyin’i direniş gösterenleri anarak sözlerine başlayan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Cemlerimizde lokmalarınızı paylaşırken hep birlikte bulunduğumuz kom yerlerimizde birlik yerlerimizde kendi bulunduğumuz yerde de birliği sağlamamız gerekir. Biz Alevi halkı, Kürt halkı bu ülkede insanca, onurlu yaşamı isteyen hakikati savunan bütün halklar hep birlikte bu ülkede her kimlikten ve inançtan insanın anayasal eşitlik içerisinde hukukunun sağlandığı, kendi inancını da özgürce istediği gibi yaşayabileceği bir yaşamı hep beraber tesis edeceğimize inanıyoruz” diye konuştu.
Konuşmaların ardından aşure lokmaları pay edilip, deyişler okundu.
Aleviler, Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin ve ailesi şahsında bütün mazlumlar için 12 gün boyunca tuttukları Muharrem (Yas-ı Kerbela) Orucu’nu tamamladı.
Balıkesir’de bulunan Altınoluk Cemevi’nde aşure lokmaları paylaşıldı.
PİRHA-Muş’un Varto ilçesinin Uskîra (Çaylar) köyünde aşure lokmaları paylaşıldı.
Aleviler, Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin ve ailesi şahsında bütün mazlumlar için 12 gün boyunca tuttukları Muharrem (Yas-ı Kerbela) Orucu’nu tamamladı.
Muş’un Varto ilçesinin Uskîra (Çaylar) köyünde aşure lokmaları paylaşıldı.
PİRHA-Dersim’de Alibaba Mahallesi’nde sabah erken saatlerde aşure lokması için kazanlar kuruldu. Hazırlanan aşureler paylaştırıldı.
Aleviler, Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin ve ailesi şahsında bütün mazlumlar için 12 gün boyunca tuttukları Muharrem (Yas-ı Kerbela) Orucu’nu tamamladı.
Dersim’de Alibaba Mahallesi’nde sabah erken saatlerde aşure için kazanlar kuruldu. Pişirilen aşureler kapı kapı gezilerek paylaştırıldı.
PİRHA- Leverkusen Alevi Dergahı’nda Yas-ı Kerbela muhabbeti ve Madımak Katliamı anması yapıldı, katliamlara ve yok sayılmaya karşı birlik olma çağrısı vurgulandı.
Almanya’nın Leverkusen kentinde FEDA’ya bağlı Leverkusen Alevi Dergahı’nda Yas-ı Kerbela muhabbeti ve Madımak Katliamı anması yapıldı. Anma Pir Hayri Güney tarafından okunan gülbeng ve çerağ uyandırılmasıyla başladı.
Sanatçı Cemo Doğan’ın moderatörlüğünde yapılan söyleşide Leverkusen Alevi Dergahı Eş Başkanı Meryem Çağlı, FEDA Eş Genel Başkanı Huri Kabayel günün anlam ve önemine dair konuşarak, “Birlik” çağrısında bulundu.
Konuşmaların ardından sanatçı Cemo Doğan’In seslendirdiği deyişlerle anma sona erdi.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) bünyesinde hizmet veren Freiburg Alevi Dergahı’nda Muharrem ayı sebebiyle sohbet düzenlendi.
CAN TV organizasyonu ile yapılan programın sunuculuğunu Cemo Doğan yürüttü.
Yas-ı Kerbela muhabbetine katılım bir hayli yoğun oldu. Sinemilli Ocağından Ana Sakine Batmansu çerağ uyandırdı. Zakir Ali Matur ise deyiş ve mersiyeler seslendirdi. Matur ayrıca yaptığı konuşmada günümüzde yaşanan katliamları “Çağımızın Kerbelaları” olarak değerlendirdi.
Programın son bölümünde ise katılımcılar, soru ve güncel değerlendirmelerini paylaştı.
PİRHA-12 yıl boyunca aralıksız Muharrem Orucu tuttuğunu ve 12 kazan kurduğunu belirten Dersim’in Ovacık ilçesinden Emre Kaç, “Artık oruç zamanında matem kalmamış su kenarlarında eğlenceler yapılıyor ve et yeniliyor böyle şeyler olmaması lazım. 12 gün boyunca yas tutulsa ne olur ki?” diye sordu.
Yas-ı Kerbela Orucu tutuluyor. Aleviler, Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin ve ailesi şahsında bütün mazlumlar için oruç tutuyor.
Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Yas-ı Kerbela Orucu tutuyor. Oruç süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.
Uzun yıllardır Yas-ı Kerbela Orucu tutan Dersim’in Ovacık ilçesinin Emre Kaç adlı yurttaş, PİRHA’ya konuştu.
“MUHARREM ORUÇLARI’NDA SİHAYLAR GİYİNİR, ORUÇ BİTTİKTEN SONRA ESKİ HALİME DÖNERİM”
12 yıl boyunca aralıksız Muharrem Orucu tuttuğunu ve 12 kazan kurduğunu belirten Emre Kaç, “Artık oruç zamanında matem kalmamış; su kenarlarında eğlenceler yapılıyor ve et yeniliyor böyle şeyler olmaması lazım. 12 gün boyunca yas tutulsa ne olur ki? Bizde oruç gün batımıyla açılırdı. Elimizi yüzümüz yıkandıktan sonra çocuklardan ve büyüklerden kle kesilmeden oruç açılmazdı. Sıvı şeyler içilmezdi, ben halen o ritüele uyarım. Bizde bıçağın değdiği hiçbir şey yenilmezdi. Şimdi pirler devir değişti diyor ama ben buna katılmıyorum ibadet şekli değişebilir mi? Devir değişti diye cem ibadeti değişir mi? Oruç zamanında banyo yapılmazdı, televizyon izlenmezdi oruçların ardından aşure ve lokmalar pay edilirdi. Eskiden pirim bana, ‘Ekonomik durumu iyi olmadığı için aşure yapamayan kişi varsa su kaynatıp, 12 ağacın köküne dökerek de tamamlayabilir’ derdi. Ovacık’ta herkes beni tanır çok eğlenceli biriyim. Muharrem Oruçları’nda çarşıya biraz gidip oturup tekrardan evime dönerim kahvede oyun oynamam. Çünkü Muharrem Oruçları yılda bir kez gelir, siyahlar giyinir oruç bittikten sonra da eski halime dönerim” diye konuştu.