Etiket: kerbela

  • Yazar Piri Er: Aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve sorgu, görgü vardır-VİDEO

    Yazar Piri Er: Aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve sorgu, görgü vardır-VİDEO

    PİRHA – Yazar Piri Er, Kerbela’da katledilen 12 imam adına tutulan 12 günlük matem orucunun ardından dağıtılan aşurenin ne anlama geldiğini anlattı. Yazar Er, aşure geleneğinin 16. Yüzyılda 12 imam geleneği ile belirginlik gösterdiğini belirterek, “Tek başına aşure yapmak bir inanç motifi değildir” dedi. Er, ekledi: Aslında aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve aynı zamanda sorgu, görgü vardır.

    Alevi inancına mensup yurttaşlar, 12 gün tutulan matem orucunun ardından aşurelerini dağıtmaya devam ediyor.

    Aleviler tarafından ‘Matem ayı’ olarak adlandırılan süreç sonrasında 12 ayrı malzeme ile yapılan aşurenin tam olarak manası nedir, Araştırmacı Yazar Piri Er’den dinledik.

    Muharrem ayının 13. gününde pişirilen aşurenin sadece Aleviliğe özgü bir ritüel olmadığını vurgulayan Piri Er, “Aşureyi Sünni müslümanlar da gayrimüslimler de yapıyor. Ama Alevilikte çok daha belirgin bir figür olduğu için aşure sanki sadece Alevilere özgü bir ritüelmiş gibi değerlendiriliyor” dedi.

    TARİHTE AŞURE GELENEĞİ!

    Kerbela’da yapılan katliam sonrasında aşure geleneğinin Alevi inancında başladığı ifade edilse de Yazar Piri Er, bu kanının doğru olmadığının altını çiziyor. Er, aşurenin artık evrensel bir yiyecek haline geldiğini belirterek şu görüşü savunuyor:

    “Müslümanlar da 10 Muharrem’den sonra aşure yaparlar. Aşure, hem mitolojiktir hem de bir anlamda inanç bağlantılı gelenekselleşmiş uygulamalar bütünüdür. Peki ‘aşure’ adını nereden alıyor? Aşure, Arap aylarından Muharrem ayının 10. günü olan ‘Aşur’dan alır. Bu günün Aleviler açısından diğer bir özelliği de 10 Muharrem, yani 10 Ekim 680’de Hz. Hüseyin Kerbela’da katledilmiştir. Yahudi takvimindeki ‘Tişri’ ayının 10. günü Yahudiler açısından belki de en önemli günlerden birisidir. Çünkü o gün ‘Yom Küppur’ (bağışlanma günü) adlı 26 saatlik bir oruç tutulur. Hz Muhammed tarafından bu orucun daha sonra müslümanlara tutturulduğu biliniyor. Ancak Yahudi geleneği gibi eski gelenekler kolay kolay bırakılmıyor. Ama Ramazan ayının bildirilmesinden sonra tek başına 10 Muharrem günü oruç tutulması ‘mekruh’ yani ‘dinde karşılığı olmayan’ uygulama olarak sayılıyor. Ama eski gelenekleri bırakmayan İslam toplumu, bugün ile ilgili farklı inançlar oluşturuyor. Mesela Adem’in tövbesinin bugün kabul olduğu ya da Yunus’un, balığın karnından bugün kurtulduğu, İbrahim’in atıldığı ateşten bugün kurtulduğu ve aşureye kaynaklık ettiği düşünülen Nuh’un gemisinin sular çekilince bugün karaya oturduğu şeklinde çeşitli rivayetler, mitolojik anlatımlar üreterek bugünü İslam inancı içerisinde yaşatmaya devam ediyorlar.

    Süreç Yahudilikten başladı, İslam’a geldi. Ramazan ayının bildirilmesi ile birlikte mekruh sayıldı, buna bağlı farklı gerekçeler oluşturularak İslam toplumu içerisinde bugün yaşatılmaya devam etti.”

    12 İMAM KÜLTÜ SONRASI AŞURE RİTÜELİ!

    Nuh’un Gemisi mitolojisinin Alevi inancı içerisinde de yer bulduğunu belirten Piri Er, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu İslam geleneğindeki bağlantı bir şekilde Alevi mitolojisi içerisine de belli ölçülerde aktarılmış ama mitolojilerin bilimsel bir tutarlılığı olmaz. Eğer mitolojiye inanırsanız o bir anlamda sizin gerçeğinize dönüşür.

    Peki bu anlayış Alevi inancı içerisine nasıl geldi? Bir arada yaşayan topluluklar, süreç içerisinde birbirlerinin çeşitli geleneklerini alırlar, etkileşirler. Alevilik, bana göre İslam’dan çok önce var olan bir inanç. Ama süreç içerisinde İslam ve başka inançlar ile ilişkiye girdi. Diğer inançlardan alınanlar ile aşure geleneğinin de tahmin ediyorum ki 15. ya da 16. yüzyıl itibari ile Aleviliğin içerisine girdiğini düşünüyorum. Çünkü 16. yüzyıl itibariyle Anadolu Aleviliği üzerindeki en büyük etkileşimlerden birisi 1501 yılında Şah İsmail önderliğinde kurulan Safevi Devleti’nin Anadolu’da kendine müritler toplaması ve Yavuz ile olan mücadelesinde Alevileri kendine yandaş edindirmesi ve bu paralelde hareket etmesidir. Bunu yaparken de Anadolu Aleviliğine ait kimi figürleri alıp kullanarak Caferi geleneğinin temsilcisi olarak da birçok Caferi ve Şii unsurları da Anadolu Aleviliğinin içine taşıdığını görüyoruz. Bunların en başında gelen de sanırım 12 imam kültü. Biz 12 imam kültünün 13. ya da 14. yüzyılda Anadolu Aleviliği içerisinde varlığına ilişkin güçlü deliller bulamıyoruz. Yunus’ta, Kaygusuz’da, 13. yüzyılda yaşamış Alevi ozanlarının dilinde 12 imam ile ilgili şiirler yok. Bu durum 16. yüzyılda özellikle Şah Hatayi’nin Anadolu’da egemen olması sonrası değişiyor.

    12 imam kültü aynı zamanda Aleviliğin aşure geleneği üzerinde de etkili olmuş. Mitoloji ile tarihsel gerçekler baş başa yürürler ama bizim, burada mitolojiden arındırarak Aleviliğin gerçeklerini görmemiz gerekir. Kerbela olayı 10 Muharrem 680’de yaşanmış. 1343 yıl bu acı neden yaşandı? Aleviler yakın geçmişte birçok katliama uğradılar. Sivas, Maraş, Çorum, Dersim; birçok can acıtan katliamlar yaşandı. Alevilerin kendisine sorması gereken bir soru, ‘Hüseyin’in katledilmesi Sivas’ta yanan 33 kişiden daha mı fazla canımızı yakıyor? Benim canımı mesela Sivas daha çok yakıyor. Peki Kerbela bugüne niye geldi? Çünkü Aleviler yaşadıkları her acıyı Kerbela ile özdeşleştirdiler. Hüseyin’i de bu pozisyon içerisinde başa oturttular ve kahraman ilan ettiler. Çünkü Hüseyin orada dik durdu.”

    “12 İMAMLAR, ALEVİLİĞİMİZE NE KATMIŞTIR?”

    Yazar Piri Er, Alevi toplumunda 12 imam geleneğinin artık sorgulandığını da söyleyerek şöyle devam etti:

    “Alevilerin bir bölümü, ‘Ne için 12 imam için orucu tutuyorum? Arap toplumundaki çekişmelerin neden bir parçası oluyorum? 1343 yıl sonra niçin Hüseyin için ağlıyorum?’ ya da ‘Kim olduğunu bilmediğim Taki, Naki, Muhammed Mehdi için niçin oruç tutuyorum’ şeklinde sorgulamalar yapıyorlar. Bunun sorgulanması da gerekiyor artık. Alevilerin kendini bu 12 imam zincirinden ve bunların oluşturduğu üzerimizde bir anlamda da baskı unsuru olarak gördüğüm ki bunu bir dede soyundan olarak söylüyorum bu 12 imam anlayışından ve Aleviliği bu kaynağa bağlayarak açıklama anlayışından bir an önce kurtulması gerekiyor. Bu ‘her şeyi yok edin, kaldırın’ şeklinde değil, inanan insan, ‘oruç tutacağım’ diyorsa hiçbir sakıncası yok ama 12 imamlar için tutuyorsanız önce bu 12 imamlar kimdir, bize ne yapmıştır, Aleviliğimize ne katmıştır diye bir bakın’ diyorum.”

    “AŞURENİN ÖZÜNDE TOPLUMSAL BİRLİKTELİK VARDIR”

    Piri Er, aşure ritüelini artık inancın bir parçası değil, gelenek olarak düşünmek gerektiğini belirtti. Yazar Piri Er, aşure programlarının artık görsel bir malzemeye dönüştüğünü söyleyerek şöyle devam etti:

    “Aşureyi toplumla bir şey paylaşmak anlamında yapıyorsanız bunun hiçbir sakıncası yoktur ama bunu 12 İmam’a bağlayıp anlatmak doğru olmaz. Aslında aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve aynı zamanda sorgu, görgü vardır.

    Köylerimize aşure yapılırdı, annem cebimize birer kaşık koyup ‘gidin şu evde aşure var, yiyip gelin’ derdi. Aşure birlikte yenirdi. Aşure ortaklaşmadır ama eğer köy yaşamındaysanız düşkünü (Alevilikte düşkün ilan edilen) gelip o aşureden yiyemezdi.

    Aşure artık gelenekselleşti. Durum böyle olunca da inanç açısından bunu sorgulamasını yapma şansınız yok. Aşure bir niyettir; bir yerden bir şey beklemek değil bir yere bir şey vermektir. Aşure etkinlikleri artık görsel bir malzemeye dönüştü. Bir araya gelelim 2 sohbet ederiz deniliyor.

    “AŞURE YAPMAK BİR İNANÇ MOTİFİ DEĞİLDİR”

    Aşurenin içerisine koyduğunuz çeşide bakarsanız 12 imamcı anlayışa göre 12 çeşit olur. Sünni anlayışa göre 40 çeşit olur. Ama onlar 40 çeşidi bulamadıkları için Sünniler burada uyanık davranıp diyorlar ki ‘bir kaşık bal koyun’. Çünkü ‘arı, kır çiçekten bal toplar’ diyorlar. Elinde ne varsa onu koyarsın. Bizim köyde 3-4 çeşit ile aşure yapılırdı. Dağın başında Divriği’nin Gökçebel köyünde 12 çeşit yiyecek koyup da aşure yapacak adam kolay kolay bulunmazdı. Aşure öyle ‘kaynayıp, özdeşleşelim, bir araya gelelim’ değil.

    Farkımız var! Oraya giren üzüm üzüm olacak, yediğim fasulye de fasulye olarak kalacak. Yoksa hepsini birbirine benzetelim; hani bir ara birilerinin benzetmesi vardı ‘efendim biz mozaik değiliz, mermeriz’ falan diye… Ne olursan ol ama Alevilik farklı bir yol, çizgi… Alevilik açısından aşure geleneksel bir ritüel olarak elbette ki uygulanır. Yani aşure de bu coğrafyada yüzyıllardır uygulana gelen ritüeldir. Bu artık gelenekselleşmiştir. Ama tek başına aşure yapmak bir inanç motifi değildir. Ama bireyin kendini rahatlatması, mutlu etmesi anlamında yaptığı uygulamalardan biridir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA 

     

  • PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevinde aşure lokmaları pay edildi-VİDEO

    PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevinde aşure lokmaları pay edildi-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevinde aşure lokmaları pay edildi. Matem orucunun sadece Kerbela’da Yezid’in zulmü ile zalimce kıyılmış yetmiş iki can için olmadığını belirten PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı, “Kerbela kıyımdır, zulümdür, faciadır. Günümüze uzanan hak ve adalet için acının orucu, umudun aşuresi ve bir daha Kerbela’lar yaşanmaması için direnişin adıdır” dedi.

    PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevinde aşure lokmaları pay edildi. Aşure lokmasına, CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, CHP Diyarbakır İl Örgütü, HDP Diyarbakır İl Örgütü, Yeşil Sol Parti Diyarbakır İl Örgütü,  KESK Diyarbakır Şubeler Platformu ve Diyarbakır Emek ve Demokrasi Platformu katıldı.

    Dede Kargın Ocağı’ndan Musa Kargın dedenin gülbeng vermesinin ardından PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı konuştu.

    “KERBELA KIYIMDIR, ZULÜMDÜR”

    Matem orucunun sadece Kerbela’da Yezid’in zulmü ile zalimce kıyılmış yetmiş iki can için olmadığını belirten PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı, “Bu yeryüzünde keder-acı-hüzün ve zulmün ve belaların buluştuğu, Dersim, Sivas, Çorum, Maraş, Suruç, Ankara Garı, Taksim 1 Mayıs, Gezi, Roboski, 6-7 Eylül olayları, Ortadoğu, Afrika, Asya’da ve yeryüzünde yaşanmış ve yaşanan tüm Kerbela’larda katledilmiş insanlar ve onların davası içindir. Kerbela kıyımdır, zulümdür, faciadır. Günümüze uzanan hak ve adalet için acının orucu, umudun aşuresi ve bir daha Kerbela’lar yaşanmaması için direnişin adıdır” dedi.

    Zeynel Abidin Ocağından zakir İbrahim Erkul’un deyişleri eşliğinde semahlar dönüldü. Semahlar sonrasında aşure lokması pay edildi.

    PİRHA/DİYARBAKIR

     

  • Menşure Doğan: Dünyanın neresinde olursa olsun zulümün karşısında duralım-VİDEO

    Menşure Doğan: Dünyanın neresinde olursa olsun zulümün karşısında duralım-VİDEO

    PİRHA-Kimden gelirse gelsin zulümün zulüm olduğunu vurgulayan Derviş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan, “Kendi yaşadığımız zulümleri de unutmayalım ama benzer zulümler dünyanın neresinde olursa olsun zulümün karşısında duralım” dedi.

    Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem ayı, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için tutulan oruç bir yas ayıdır ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.

    Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.

    Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “KERBELA YAŞAMIN HER ALANINDA YAŞANAN ZULÜME ÖRNEK GÖSTERİLEBİLİR”

    Nenesinin ‘Biz 1938 Dersim Katliamı’nı yaşadıktan sonra Kerbela’yı unuttuk, daha beteri oldu’ sözlerini hatırlatarak sözlerine başlayan Menşure Doğan, “Şimdi de gençlere yönelmişler zindanlarda, işkencelerde zulüm devam ediyor. Zulüm kimden gelirse gelsin zulüm zulümdür. Kerbela, yaşamın her alanında yaşanan zulüme örnek gösterilebilir. Zulüm nereden gelmişse kabul etmeyip karşı çıkmışız. O dönemde Hz. Hüseyin’in karşı çıkışı bizi öyle bir etkilemiş ki geleneklerimize yerleştirmişiz ve günümüze kadar sürdürüyoruz. Eskiden siyahlar giyilirdi, banyo yapılmazdı, sakal tıraşı olunmazdı ama günümüzde şehir yaşamında daha toplumsal bir alandayız ve kurumsal yerlerde görevli olanlar var o yüzden geleneksel olarak yaptığımız bazı ritüeller maalesef uygulanmıyor. Onlar o kadar bedel ödeyerek inancımızı bugüne kadar getirdiler, o bedellere saygısızlık yapmayalım. Kendi yaşadığımız zulümleri de unutmayalım ama benzer zulümler dünyanın neresinde olursa olsun zulümün karşısında duralım. Zaten her şey artık Kerbela olmuş” dedi.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/PİRHA

  • Kulu: Gelecekteki Kerbela’ların ortadan kalkması için bir gayretin sahibi olmalıyız-VİDEO

    Kulu: Gelecekteki Kerbela’ların ortadan kalkması için bir gayretin sahibi olmalıyız-VİDEO

    PİRHA-Hz. Hüseyin’in kendi hakikati için ölümü göze almasının Alevi inancında çok kıymetli olduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bu topraklarda yaşanan bütün acıların Kerbela olduğunu bilen bir noktadan hayata bakmamız daha doğru olur. Koçgiri, Dersim, Zilan, Maraş, Sivas ve Suruç bir Kerbela’dır. Çünkü zulüm üreten sistem suçsuz ve günahsız insanları katletmiştir” dedi.

    Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem ayı, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için tutulan oruç bir yas ayıdır ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.

    Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ZULÜM ÜRETEN SİSTEM SUÇSUZ VE GÜNAHSIZ İNSANLARI KATLETMİŞTİR”

    Hz. Hüseyin’in kendi hakikati için ölümü göze almasının Alevi inancında çok kıymetli olduğunu belirten Musa Kulu, “Zulmün verdiği nimet, makam, mal ve mülke rağmen ölümü göze almak çok kıymetli bir şeydir. Bu topraklarda yaşanan bütün acılarKerbeladır. Koçgiri, Dersim, Zilan, Maraş, Sivas ve Suruç bir Kerbela’dır. Çünkü zulüm üreten sistem suçsuz ve günahsız insanları katletmiştir. Bütün bu acıları bilerek barışı, kardeşliği, özgürlüğü beraber ortak vatanda rıza anayasasıyla birbirine ikrar vererek öldürmeden, asimile etmeden beraber yaşama imkânı ve olanağını yaratan bir duruşun sahibi olmadığımız sürece bu tür katliamlar ve zulümler devam eder” dedi.

    “ESAS KERBELA’YI GELECEKTE GÖRECEĞİZ”

    Başkasının acısını görmeyen ve hissetmeyenin insanlığının da tartışılmasını gerektiğini vurgulayan Kulu, “Bugün bu coğrafyada halen zulüm sürüyorsa, halen kapitalist modernitenin biraz daha büyümesi için insanların emeğini, kültürünü, inancını, toprağını ve suyunu koruyamıyorsa esas Kerbela’yı gelecekte göreceğiz. Çünkü bir bütün olarak coğrafyamız, inancımız ve kültürümüz yok ediliyor. Geçmişi tabi ki unutmayacağız ama gelecekteki Kerbela’ların ortadan kalkması için bir gayretin sahibi olmamız gerekiyor. Bunu fark ettiğimiz zaman geleceği Kerbela olmaktan kurtaracağız, yoksa önümüzde bizi bekleyen çok büyük Kerbelalar var. Biz doğayı, suyu, inancımızı, dilimizi bitirdiğimiz zaman Kerbela’ya bile gerek kalmaz, çünkü bunun ötesi yok olmadır” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/PİRHA

  • ‘Maraş, Sivas, Dersim, Gazi Katliamları da bizim için Kerbela’dır’-VİDEO

    ‘Maraş, Sivas, Dersim, Gazi Katliamları da bizim için Kerbela’dır’-VİDEO

    PİRHA-Yaşadıkları her günün Kerbela olduğunu vurgulayan Derviş Cemal Ocağı evladı Cevahir Altınok, “Biz örgütlenerek, birlik olarak, yolumuza sahip çıkarak yeni Kerbela’ları önlememiz gerekiyor. Biz Pir İmam Hüseyin’in matemini tutuyoruz ama bugünkü Kerbela’ları da unutmayalım. Maraş, Sivas, Dersim, Gazi Katliamları da bizim için Kerbela’dır” dedi.

    Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem ayı, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için tutulan oruç bir yas ayıdır ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.

    Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.

    Derviş Cemal Ocağı evladı Cevahir Altınok, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “GÜNÜMÜZDEKİ KERBELA’LARI UNUTMAYALIM”

    Yaşadıkları her günün Kerbela olduğunu vurgulayan Cevahir Altınok, “Her gün katliamlar yaşıyoruz, biz Pir İmam Hüseyin, Ana Fatma ve Zeynep Ana’yı anıyoruz ve onların direnişleriyle mücadele ediyoruz. Biz Pir İmam Hüseyin’in yolunda duruş sergileyip, mücadele ediyorsak o zaman biz Pir İmam Hüseyin’i memnun edebiliriz. Biz örgütlenerek, birlik olarak, yolumuza sahip çıkarak yeni Kerbela’ları önlememiz gerekiyor. Biz Pir İmam Hüseyin’in matemini tutuyoruz ama günümüzdeki Kerbela’ları da unutmayalım. Maraş, Sivas, Dersim, Gazi Katliamları da bizim için Kerbela’dır” dedi.

    “YOLUMUZA SAHİP ÇIKALIM”

    Geçmişte matem orucunun çok ağır tutulduğunu söyleyen Altınok, “Bazıları 15 gün tutarlardı, çok ağır şartlar altında oruç tutuluyordu. Su içilmezdi, çamaşır yıkanmazdı, banyo yapılmazdı, et yenilmezdi ama günümüzde oruç tutmada bazı farklılıklar oldu. Dedem oruç tuttuğunda bizim için haberimiz olmazdı çünkü oruçlarını içten tutardı büyüklerimiz. Sadece üzüm ile oruç açıyordu ve ocağın yanına bir çul atıp üzerinde yatardı. Eskiden insanlar tarla biçerken bile o zor şartlarda su içmeden oruç tutuyorlardı. Özümüzde samimi olalım ve yolumuza sahip çıkalım” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/PİRHA

  • Diyarbakır’da Pir Sultan Abdal Cemevi’nde Muhabbet Cemi yürütüldü-VİDEO

    Diyarbakır’da Pir Sultan Abdal Cemevi’nde Muhabbet Cemi yürütüldü-VİDEO

    PİRHA-Diyarbakır Pir Sultan Abdal Cemevi’nde Dede Kargın Ocağı’ndan Musa Kargın Dede tarafından muhabbet cemi yürütüldü. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde muhabbet cemi yürütüldü. Cem erkanını Dede Kargın Ocağı’ndan Musa Kargın Dede yürütürken, zakirliği, Zeynel Abidin Ocağı’ndan İbrahim Halil Erkul yaptı. Cemde 12 hizmet yerine getirilirken, cemin ardından lokmalar pay edildi.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Erçe: Biz Yezid’in pilavı yağlı da olsa Hüseyin’in yanında aç kalmayı tercih ederiz-VİDEO

    Erçe: Biz Yezid’in pilavı yağlı da olsa Hüseyin’in yanında aç kalmayı tercih ederiz-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Muharrem ayının önce Alevi dünyasına sonra tüm insanlığa barış getirmesini umut ettiğini söyledi. Erçe, “Kimseyi incitmeden, rahatsız etmeden, geceleri kimseyi davullar ile uyandırmadan, akşamları top patlatmadan bu ülkede binlerce insan yas tutuyor, oruç tutuyor, bir matem içerisinde bir arada oluyorlar, lokmalarını paylaşıyorlar ve aç doyuruyorlar” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Muharrem ayı ve tutulan oruç dolayısıyla PİRHA’ya konuştu.

    Kerbela Katliamı’nın sadece tarihsel yanıyla ilgilenmediklerini oradaki boyun eğmez duruşu da miras olarak kabul ettiklerini belirten Erçe, Kerbela Katliamı’nın yasını tutarken tüm dünyada yaşanılan katliamların acısının da paylaşıldığına vurgu yaptı.

    “HER ZAMAN ZALİMİN KARŞISINDA MAZLUMUN YANINDA DURMAYI ESAS ALDIK”

    Cuma Erçe, miras aldıkları duruşun İmam Hüseyin’in Kerbela’daki dik duruşu olduğunu ifade ederek, “Muharrem denildiği zaman, yas denildiği zaman Alevilerin en önce akıllarına gelen elbette ki İmam Hüseyindir, Kerbela’dır. Kerbela vahşetidir. Kerbela dolayısıyla çok büyük bir travmadır ancak biz Aleviler sadece Kerbela’nın tarihsel yanıyla ilgilenmeyiz aslında oradaki duruşu da öne çıkartırız. Bir anlamıyla miras kalmış bir tarihi sahipleniriz. O da şudur: Çocukların da içinde olduğu 72 masumun kuşatılmasına rağmen üstelik oyuna getirilerek, kandırılarak oraya çağırılmalarına rağmen binlerce kişilik güçlü bir orduya karşı Hüseyni duruşu öne çıkartırız. Teslim olmayan, boyun eğmeyen duruşu öne çıkartırız. Dolayısıyla bizim için orada o eğilmez baş, bükülmez bilek kısmı öndedir. Bir tarafta zalim bir tarafta mazlum vardır. Tarihsel açıdan baktığımızda biz elbette ki o günden aldığımız miras ile o günden bugüne kadar her zaman zalimin karşısında mazlumun yanında durmayı esas almışız, buna da biz Hüseyni duruş diyoruz” dedi.

    “KERBELA ÜZERİNDEN ASLINDA YAŞANAN TÜM ACILARI YASINI TUTUYORUZ”

    Bu günlerde tartışılan konulardan birinin neden başka katliamların da yasının tutulmadığı olduğunu hatırlatan Erçe, şunları söyledi:

    “Biz Muharrem’de sadece Kerbela’nın yasını tutmuyoruz yani Kerbela bizim için bir simgesel ifadedir. Kerbela bizim için bir miattır. Dolayısıyla nasıl ki son dönemlerde özellikle 30 yıldır ‘Sivas için adalet herkes için adalet’ diyorsak, Sivas Katliamı üzerinden bütün katliamların tarihsel anlamda yüzleşilmesi gereken olgular olduğunu söylüyorsak, Kerbela üzerinden aslında yaşanan tüm acıları ifade ediyoruz. Dolayısıyla bugün tuttuğumuz yas, dünyanın neresinde olursa olsun dili, dini inancı, felsefesi, dünya görüşü, cinsiyeti, cinsel yönelimi, eğilimi ne olursa olsun tüm dünyada yaşanmış tüm acıların yasını tutuyoruz. Hatta bu yaşanmış acılara baktığımızda bunların büyük çoğunluğu sadece insan da değil biz aynı zamanda doğanın da yasını tutuyoruz, tabiatın yasını tutuyoruz, yakılan ormanların yasını tutuyoruz, öldürülen hayvanların yasını tutuyoruz bunu genellediğimiz zaman kadınların da yasını tutuyoruz, çocukların da yasını tutuyoruz, Maraş’ın da, Dersim’in de, Koçgiri’nin de, Roboski’nin de, Suruç’un da, Gazi’nin de, Gezi’nin de, hepsinin, hatta en son yaşadığımız depremde kaybettiğimiz, aslında katledilen on binlerce canımızın yasını tutuyoruz.”

    “YEZİD BUGÜN YAŞIYORSA HÜSEYİN DE YAŞAMALI”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Muharrem ayının esalarını şu şekilde belirtti:

    “Biz Yezid’in pilavı yağlı da olsa Hüseyin’in yanında aç kalmayı, Yezid’in elinde testiler dolusu su olsa da Hüseyin’in yanında susuz ölmeyi tercih ederiz. Bizim yaklaşımımız, bakış açımız budur. Alevi Kızılbaşlar da bu mantıkla tarih boyunca her zaman sonu ne olursa olsun, ödenecek bedel ne olursa olsun bu bilinçle hareket etmiş. Yezid soyunun yanında yer almamıştır. Yezid’in felsefesini, inancını taşıyanların yanında yer almamıştır. Dolayısıyla Yezid bugün yaşıyorsa Hüseyin de yaşamalıdır. Çünkü Yezid ölmedi dönemsel olarak don değiştirdi, farklı cisimlere, farklı kimliklere, farklı isimlere büründü. O zaman Hüseyin’in de ölmediğini, çoğalarak devam ettiğini göstermek zorundayız. Hüseyin’in safında, Hüseyin’in yanında yer almaya devam ediyoruz.

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin Cemevin’de muharrem sohbeti: Çırayı uyandıran kadındır-VİDEO

    Mersin Cemevin’de muharrem sohbeti: Çırayı uyandıran kadındır-VİDEO

    PİRHA- Mersin Cemevi’nde Muharrem Ayı lokmaları pay edildi. Burada konuşma yapan Mersin Cemevi Kadın Komisyonu Üyesi Aysel Kılavuz, Alevilikte kadının yerini anlatarak, inançta kadın erkek eşitliğine vurgu yaptı.

    Muharrem Orucunun 7’inci gününde Mersin Cemevi’nde İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede’nin okuduğu gülbangla lokmalar paylaşıldı. Ayhan Danyeli’nin seslendirdiği deyişler eşliğinde kadınlar semah döndü.

    Mersin Cemevi Kadın Komisyonu Üyesi Aysel Kılavuz, Alevilik inancında kadının yeri ve önemine ilişkin konuşma yaptı.

    Aleviliğin insan merkezli bir inanç olduğunu ve kadın erkek eşitliğini ön plana çıkardığını söyleyen Kılavuz, “Güneşin doğuşuna dua eden annemizden bugüne kadar ana sultanlar bu çırayı yakmıştır. Bütün zor zamanlarda her zaman için kadınlar önde olmuştur. 12 Eylül sürecinde karakollarda polisin karşısında duran kadınlardı. Cumartesi Anneleri, onca baskıya rağmen Taksim’e her hafta çıkıyorlar inatla. Akbelen Ormanı’nda en önde direnen yine kadınlar oluyor. Bu çırayı yakan biz kadınlar çocuklarımızı iyi bir eğitimden geçirip güçlü olmayı öğretmeliyiz” şeklinde konuştu.

    Kılavuz, Aleviliğin genç nesillere aktarılmasının önemine de vurgu yaptı.

    PİRHA/MERSİN

  • Hüseyin Bakır Dede: Bizim orucumuz barış ve adalet içindir-VİDEO

    Hüseyin Bakır Dede: Bizim orucumuz barış ve adalet içindir-VİDEO

    PİRHA- Hüseyin Bakır Dede, Alevi olmanın zulme başkaldırı, zalime, hırsızlığa, haksızlığa karşı gelmek olduğunu söyleyerek, “Alevi inancı orucuyla, semahıyla, ikrarıyla, sözüyle, deyişiyle insan-ı kamil olmaya varmanın yoludur” dedi.

    Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem’de, 680’de Kerbela’da Yezid tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için matem orucu tutulur. Bölgeden bölgeye farklılıklar gösterse de özünde yas tutmak, yaşananları unutmamak, tekrar yaşanmasına izin vermemek vardır.

    Mersin Cemevi İnanç Kurulu üyesi Sinemilli Ocağı Dedesi Hüseyin Bakır, matem orucuna dair konuştu.

    Ocak evinde büyüdüğünü ifade eden Bakır, sazla, sözle, muhabbetle büyüdüklerini aktardı. Bakır, matem orucunun son günü aşure yapıldığını ve aşureyle oruçlarını açtıklarını belirtti.

    Alevi inancında eşitliğin öne çıktığını vurgulayan Hüseyin Bakır, pirin rızalık almadan erkanları yürütmediğini hatırlattı.

    “BİZ ADİLSEK, HAKSIZLIĞA KARŞI GELİYORSAK ORUCUMUZU TUTARIZ”

    Hüseyin Bakır Dede, Alevi olmanın canı canla, Hakk’ı Hakk’la görmek olduğunu söyleyerek, “Zulme başkaldırıdır. Zalime, hırsızlığa, haksızlığa karşı gelmektir. Bundan dolayı inancımızın mayasında, sevgi, saygı, barış, adalet vardır. Biz adilsek, haksızlığa karşı geliyorsak orucumuzu tutarız. Alevi inancı orucuyla, semahıyla, ikrarıyla, sözüyle, deyişiyle insan-ı kamil olmaya varmanın yoludur” dedi.

    Alevilikte orucun sadece aç kalmakla açıklanamayacağına dikkat çeken Hüseyin Bakır Dede, “Önemli olan bedenen, ruhen ve manen kendini aç bırakmaktır. Dürüst olmak, yalana sarılmamak, insan hakkı yememek, barış, adalet ve huzuru sağlamak için oruç tutarız” diye konuştu.

    “BARIŞIN OLDUĞU BİR ORTAMDA YAŞAMAK İSTİYORUZ”

    Hüseyin Bakır Dede, son olarak, “İnsanların yaşama, adalet hakkı vardır. Kabul edilmeyen insanların nefsini terbiye etmemesidir. Biz bilim, eğitim, hak, hukuk, adalet ve barışın olduğu bir ortamda yaşamak istiyoruz” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/MERSİN

     

     

  • Balkız: Belediyelerin bağışı ile aşure kaynatmanın kültürümüzde yeri yok-VİDEO

    Balkız: Belediyelerin bağışı ile aşure kaynatmanın kültürümüzde yeri yok-VİDEO

    PİRHA – Yazar Ali Balkız, devlet kurumlarının, Muharrem ayında Alevi kurumlarına ‘yardım’ adı altında yürüttükleri politikaları eleştirerek, “Çağımızda, ne yazık ki başta iktidar olmak üzere iktidarın diğer temsilcileri de Alevilere büyük bir taarruz halindeler” dedi. Balkız, Alevilerin asimilasyon politikalarına karşı direnmeyi sürdüreceğini kaydetti. 

    Muharrem Orucu bugün 7. gününde. 12. günün sonrasında aşure paylaştırılacak. Bazı Alevi örgütlerinin belediyelerin yardımıyla aşure hazırlaması Alevilerin eleştirilerine neden oluyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem genel başkanlarından Yazar Ali Balkız, iktidarın, belediyeler aracılığıyla yaptığı Muharrem Orucu yardımlarına ilişkin değerlendirme yaptı. Balkız, belediyelerin, Muharrem ayı ve aşure için yardımlar yapmasını eleştirdi.

    “HÜSEYİN’İ HÜSEYİN YAPAN BOYUN EĞMEMESİDİR”

    Ali Balkız, Aleviliğin temelinde boyun eğmenin olmadığını vurguladı. Balkız, Alevi toplumunun, zalimin zulmüne boyun eğmemesi gerektiğini belirterek, “Aleviler ve Alevi olmayan vicdan sahipleri şu günlerde oruç tutuyorlar. Oruçlarını Kerbela’da Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının, Muaviye oğlu Yezid’in orduları tarafından katledilmiş olmasının anısına, hatırasına tutuyor. İslam için o tarihte siyasi tartışma kimin halife olacağı tartışmasıydı evet ama özünde bu bir siyasal, sosyal ve hiç kuşku yok ki sınıfsal bir özellik taşıyordu. Hz. Ali ve oğlu Hüseyin, Muaviye ve Yezid’e biat etmemişlerdi. Onun üstünlüğünü kabullenmemiş ve boyun eğmemişlerdi ve o yolda da Hüseyin, Kerbela’da öldürüleceğini bile bile atının sırtında gitti. Yakın akrabalarıyla birlikte kanının son damlasına kadar savaştı ve hayatını verdi. Hüseyin’i Hüseyin yapan bu tavırdır, boyun eğmemesidir, zalimin zulmüne evet dememesidir, ona karşı çıkmasıdır. Belki ondan önceki tarihlerde de Spartaküs ve benzer yiğitler vardı. İnsanlık var olduğu müddetçe de olmuştur. Zalimler ve mazlumlar, egemenler ve o egemenlerin yönetme biçimine itiraz edenler olmuştur” dedi.

    “BİR YASTIR, BİR PAYLAŞIMDIR”

    Muharrem Orucu’nun kadim bir anlayış olduğunu belirten Balkız, sözlerine şöyle devam etti:

    “Muharrem Orucu İslamiyet ve Kerbela ile de Aleviliğe intikal etmiştir. Ama Alevilik Kerbela’dan mı başlar, Horasandan mı başlar, Sümerlerden mi başlar, Orta Asya’dan mı başlar, Anadolu’dan mı başlar, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veliden mi başlar, Pir Sultan’dan mı başlar; kim nereden başlatıyor olursa olsun temel anlayış hak, hukuk aramak, özgür, laik insan olmak üzerine kurulu isteklerin bir bütünüdür. Muharrem Orucu insanların kendi dilleri, dinleri, kültürleri, coğrafyaları ile kendi yaşam tarzı ve anlayışlarıyla başka uluslarla birlikte barış içerisinde yaşamasının olanaklarını arama eylemidir aynı zamanda. Bir yastır, bir paylaşımdır… Biz sadece bayramı, doğumu, düğünü, güneşi, ayı paylaşmayız, aynı zamanda üzüntülerimizi de paylaşırız, ölülerimizin matemini de paylaşırız, yenilgilerimizi de paylaşırız. Acıları paylaşa paylaşa azaltırız, sevinçlerimizi paylaşa paylaşa çoğalttığımız gibi. Bu bir ritüeldir, bir anlayıştır.”

    “ALEVİLERE SALDIRI HALİNDELER”

    Ali Balkız, Alevilerin kentlere gelmesiyle birlikte yaşayış biçimlerindeki farklılıklara da değindi. Balkız, iktidarın yardım adı altında yaptıkları asimilasyon politikalarını eleştirerek şunları söyledi:

    “Aleviler bunu kadim olarak uzun yıllardan bu yana yapagelmişlerdir ama geldiğimiz şu günlerde, 1950-60’lardan başlayarak Alevilerin kente gelmeleri ile birlikte devletle daha iç içe, Sünni komşuları ile daha kapı komşu oluşları onları kendi yaşam alanlarındaki geleneksel olarak yaşadıkları Aleviliğin artık kent koşullarında yeniden uyarlanması haline getirmiştir. Cemler artık otantik anlamda bildiğimiz cem olmaktan çıktığı gibi oruç tutuşumuz da ne yazık ki kentte özelliklerinden kaybetmiş. Cemde, köyde kimin evinde nesi varsa o getirilir az olandan az çok olandan çok aynı tencereye girer, pişer lokma olur ve canlara dağıtılır. Artan da nüfus başına pay edilir. Yani herkesten varlığına göre alınır, herkese ihtiyacına göre verilir. Bu bize neyi hatırlatır? Aleviler yüzyıllardır bunu yaşarken Karl Marx daha doğmamıştı. Şimdi buradan hareket edecek olursak kentlerde Aleviler oruç tutacaklar, oruçlarını açacaklar, aşure kaynatacaklar ve bunun malzemelerini belediyelerden alacaklar öyle mi? Ya da belediyeler onlara çuval çuval bulgur, yağ, dut, şeker, su gönderecek ve Aleviler bunları kabul edecek. Bunlardan pişen aşureyi lokma yapıp oruç açacaklar öyle mi? Yakışmıyor. Bu doğru değil. Kendi olanakları ne kadar el veriyorsa o kadarı ile yetinmek ama belediyelerin bağışı ile gönderdiği hediyeler ile aşure kaynatmanın bizim kültürümüzde yeri yoktur. Ve ayrıca sadece bununla kalmıyor belediyeler, hükümet de çokça yapıyor bu ve benzeri yardım adı altında aslında denize olta atılmış yem gibi düşünecek olursak güya Aleviler balık onlar da avlayacaklar. Çağımızda, ne yazık ki başta iktidar olmak üzere iktidarın diğer temsilcileri tarafından Alevilere büyük bir taarruz, büyük bir saldırı halindeler.

    “ALEVİLER DİRENİYOR VE DİRENECEKLER”

    Demokratik Alevi Dernekleri, Ana Fatma Cemevi’nin kapısındaki kırıklar bundan 1 sene önce kırıldı. Diğer Alevi örgütleri ile birlikte saldırıya uğrayan bu mekanı tahrip edenler yakın bir zaman önce serbest bırakıldılar. İktidar Alevilere hoş görünmek için Alevi gençlerinden oluşacak gençlik kampları düşünüyor, Kerbela’ya Alevi dedelerini götürüyor. Hükümet, Hacı Bektaş’a Alevileri, Alevi önderlerini, dedelerini, vakıf ve Alevi derneklerini davet ediyor. ‘Onları nasıl yollarından çıkartırız, nasıl kafalarını değiştiririz, görüşlerini bulanıklaştırırız, nasıl asimile ederiz, hangi alanlarla, hangi yöntemlerle, yollarla’ diye düşünüyor. Bu konuda çok deneyimliler doğrusu. Yani Selçuklu’dan başlayarak Osmanlı boyunca devam eden ne yazık ki Cumhuriyet aşamasında da sürmekte olan bir yandan toplu halde ya da bireysel anlamda katliamlar onların yanına bir de barışçıl yolu eklediler. O sopa orada duruyor, ellerinde hazır ama tavşan havuç hikayesinde olduğu gibi havuç uzatarak acaba Alevileri yollarından döndürebilir, terbiye edebilir, yola getirebilir, kendi kervanımıza katabilir miyiz yanıtlarını aramaya çalışıyorlar. Belediyelerin şu günlerde Alevi örgütlerine, cemevlerine göndermek istedikleri ya da göndermekte oldukları aşure malzemeleri de bunun araçlarından biri ne yazık ki.

    Aşurenin bir anlamı var tarihsel anlamdaki misyonu bellidir. Semavi dinler öncesine dayanır. Kerbela ile birlikte de Aleviler, Kızılbaşlar benimsemişlerdir. 12 çeşit maddeden oluşur. Her biri bir kazana giriyor aynı kazanda kaynıyor, artık nohut nohut değil, fasulye fasulye değil, şeker şeker değil hem kendisi hem başkası artık. Kültürlerin, insanların sosyolojik, kültürel anlamda da birbirlerinden alacakları ve verecekleri vardır. Birlikte başka bir şey olurlar; kendi özelliklerini, öz benliklerini korurken aynı zamanda bir ve beraber olurlar. İktidar bunu istemiyor. Ama Aleviler direniyor ve direnecekler.”

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • AABK Eşit Başkanı Kamilağaoğlu: Kerbela aynı zamanda bir kadın mücadelesidir

    AABK Eşit Başkanı Kamilağaoğlu: Kerbela aynı zamanda bir kadın mücadelesidir

    PİRHA- AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Kerbela katliamında kadın mücadelesinin rolüne vurgu yaparak, “Zeynep Ana’nın mücadelesi eğer olmamış olsaydı Kerbela’da Yezitle Hüseyin’in karşılaşmasında, Hüseyin’in yenilgisiyle sonuçlanan bu olay tarihe bu şekilde geçmeyecekti” dedi.

    https://cantv.tv/aabk-esit-baskani-nevin-kamilagaoglu-degerlendiriyor-muharrem-ozel-can-tvde/

    Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem’de, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için matem orucu tutulur. Bölgeden bölgeye farklılıklar gösterse de özünde yas tutmak, yaşananları unutmamak, tekrar yaşanmasına izin vermemek vardır.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, matem orucuna dair konuştu. Kamilağaoğlu, Kerbela katliamında kadın mücadelesinin rolüne vurgu yaptı.

    “MATEM ORUCU HER TÜRLÜ HAKSIZLIĞA KARŞI VERİLEN MÜCADELEDİR”

    AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, yaşanan diğer katliamlarında bir Kerbela olduğunu hatırlattı. Kamilağaoğlu, Kerbela’da yaşananların günümüze kadar unutulmadan gelmesinde kadınların rolüne de değinerek, “Suruç katliamını saygıyla anıyorum unutmayacağımızı hatırlatmak istiyorum orada yaşanan da bir Kerbela katliamıdır. Kerbela’nın bir öğreti olduğunu, bir kadın mücadelesi olduğunu da aynı zamanda düşünüyorum. Ana Fatma ile başlayan bir kadın mücadelesi olarak görüyorum. Zeynep Anayla doruk noktasına ulaştığını görüyorum. Zeynep Ana’nın mücadelesi eğer olmamış olsaydı Kerbela’da Yezitle Hüseyin’in karşılaşmasında, Hüseyin’in yenilgisiyle sonuçlanan bu olay tarihe bu şekilde geçmeyecekti” dedi.

    Zeynep Ananın tarihi direnişi sonucu Kerbela’nın tarihe geçtiğini vurgulayan Kamilağaoğlu, şunları dile getirdi:

    “Aleviler, matem orucunu her türlü haksızlığa karşı verilen mücadelenin bir anlamı olarak tutuyorlar. Tüm dünyada, yaşadığımız bölgede, yaşadığımız ülkede, bu katliamların tekrar yaşanmaması için matem orucu tutuyorlar. Özellikle bu 12 gün hem Türkiye’de hem Avrupa’da çok sıkça Aleviler Alevi kültür merkezlerinde ve cemevlerinde buluşurlar, konuşurlar, sohbetini yaparlar asıl istedikleri bu katliamlar bir daha yaşanmasındır. Kadın katliamları yaşanmasın, inançlarından kimliklerinden, politik düşüncelerinden dolayı insanlar ötekileştirilmesin, faili meçhullara kurban gitmesin, kadınlar haksız yere katledilmesin bunun sohbeti yapılıyor. Bu yaşanılan olayları Aleviler Kerbela olarak görüyor. Bunun mücadelesini veriyor.”

    “FARKLI MEYVELER VE YEMİŞLER ÖZÜNÜ KAYBETMEDEN HARMANLANIR”
    Kamilağaoğlu, matem orucunun sonunda yapılan aşurelerin önemine dikkat çekerek, “Matemin sonunda yapılan aşureler çok kıymetli, çok önemli. Kendi özünü koruyan farklı meyvelerin, farklı yemişlerin harmanlandığı ve hiçbirisinin de kendi özünü kaybetmeden, yenildiği zaman her meyvenin kendi tadıyla insanı mutlu eden bir aşure ile sonuçlanır. Aleviler aşure çorbası yaparak bunu taçlandırıyorlar. Bu bir öğretidir. Biz bu olaydan nasıl ders çıkaracağız, biz bu olayların olmaması için nasıl birlikte mücadele vereceğimizin adıdır Kerbela” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Pir Kılavuz: Şükür Orucu, Matem Orucu’na dönüştü; binlerce Kerbela yaşadık-VİDEO

    Pir Kılavuz: Şükür Orucu, Matem Orucu’na dönüştü; binlerce Kerbela yaşadık-VİDEO

     PİRHA- Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz, Muharrem ayının Aleviler için önemini anlattı. Kılavuz, binlerce yıl şükür orucu tutan Alevilerin Kerbela’dan sonra Şükür Orucu’nu Matem Orucu’na dönüştürdüğüne dikkat çekerek, “Binlerce Kerbela yaşadık, yaşıyoruz. Dersim, Maraş, Sivas, Roboski, bir Kerbela’dır. Bunları ifade etmezsek anmazsak, bu da bir vebaldir” dedi.

    Üç gün tutulan Masum-u Pak Orucu’nun ardından Muharrem Orucu başladı. Bugün ikinci gün.

    Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Muharrem Orucu’nun anlam ve önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan Alevilerin bin yıllardır Muharrem Orucu tuttuklarına dikkat çeken Kılavuz, geçmişte Muharrem ayının tarihi, takvim ve teknolojiden yararlanarak değil, müslümanların hacca gidip gelmesinden sonra başladığını ifade etti.

    “ALEVİLER KERBELA’DAN SONRA ŞÜKÜR ORUCUNU MATEM ORUCU’NA DÖNÜŞTÜRMÜŞTÜR”

    Hasan Kılavuz, Muharrem ayının birlik, beraberlik, kardeşlik ve mazlumdan yana olmak olduğunun altını çizerek, “Mitolojik olarak da Nuh Peygamber’den akıp gelen bir gelenektir. Binlerce yıl şükür orucu tutan Aleviler Kerbela’dan sonra şükür orucunu Matem Orucu’na dönüştürmüştür” dedi.

    Matem Orucu boyunca sudan uzak durulduğunu belirten Kılavuz, “O günlerden bugüne şartlar değişti. Tutulan oruç cana zarar veriyorsa tutulması makbul değildir. Orucumuzda sahura kalkılmaz, güneş batımında oruçlar açılır. Niyet edilir ertesi gün güneş batımına kadar” diye belirtti.

    “BİNLERCE KERBELA YAŞADIK, YAŞIYORUZ”

    Kerbela’nın günümüzde devam ettiğini belirten Kılavuz, şöyle devam etti:

    “Dünyada yılda 35 milyon insan susuzluktan ölüyor. Savaş, açlık ve sefaletten milyonlarca insan ölüyor. Ozanımızın “Ehli Beyti seven yol ehli canlar dünün Kerbelası bugün de vardır. Hz. Hüseyin’e gönül verenler dünün Kerbelası bugün de vardır” dediği gibi, kendi ülkemizde olsun, dünyada olsun Kerbelalar yaşanıyor. Biz Anadolu Kızılbaş Alevileri binlerce Kerbela yaşamışızdır. Her gün Kerbela’yı yaşıyoruz. Dersim, Maraş, Sivas, Roboski, bir Kerbela’dır. Bunları ifade etmezsek anmazsak, bu da bir vebaldir.”

    “GÜNÜMÜZ KERBELALARINI ANLATMALIYIZ”

    6 Şubat’ta yaşanan depreme işaret eden Kılavuz, “50 bin insan Hakk’a yürüdü, yüzbinler yaralandı, evsiz, susuz kaldı. Bugün onlar da Kerbelayı yaşadı, yaşıyor. Günümüzdeki Kerbelalara muhabbetlerimizde dikkat çekmeli ve bir daha Kerbelaların yaşanmaması için duyarlı olmalıyız” diye konuştu.

    PİRHA/ MERSİN

     

     

  • Dersimliler: Muharrem orucunda yas tutuyoruz; inancımızı sürdürüyoruz-VİDEO

    Dersimliler: Muharrem orucunda yas tutuyoruz; inancımızı sürdürüyoruz-VİDEO

    PİRHA-Muharrem orucuna ilişkin konuşan Dersimliler, “Muharrem orucunda kan dökmeyiz, et yemiyoruz, su içmiyoruz, duş almıyoruz, aynaya bakmıyoruz. 12 gün oruç tuttuktan sonra aşuremizi yapıp komşularımıza dağıtıyoruz” dedi.

    Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Kurban Bayramı’ndan 20 gün sonra başlayan Muharrem orucu, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ve 71 can için tutulan oruçtur. Aslında bir yas ibadetidir ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.

    Dersim’de yaşayan yurttaşlar, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “MUHARREM ORUCUNDA KAN DÖKMEYİZ”

    İnançlarını sürdürmeye çalıştıklarını söyleyen Sultan Çelik, “Büyüklerimiz yas olduğu için yatakta yatmıyorlardı yerde yatıyorlardı. Muharrem orucunda kan dökmeyiz, et yemiyoruz, su içmiyoruz, duş almıyoruz, aynaya bakmıyoruz. 12 gün oruç tuttuktan sonra aşuremizi yapıp komşularımıza dağıtıyoruz” dedi.

    Doğan Kurukafa ise, “Muharrem orucu bittikten sonra komşular bir araya gelirdi, cem tutulurdu, yapılan niyazlar dağıtılırdı ve durumu iyi olanlar kurban keserdi” diye ifade etti.

    “YAS TUTUYORUZ”

    Kerbela’da öldürülenler için yas tuttuklarını ifade eden Kibar Poyraz ise, “Muharrem orucunda su içmiyoruz, et yemiyoruz. Oruç bittikten sonra da aşure yapıp dağıtıyoruz, mumlarımızı yakıyoruz” diye belirtti.

    Yeter Ataş, “Et yemiyoruz, soğan doğramıyoruz, düğün yapmıyorlar. 12 sene oruç tutanlar 12 kazan kuruyorlar” dedi.

    Kadife Demir de, “Muharrem oruçlarında et yemiyoruz, su içmiyoruz. Aşure yaparken on iki nimeti karıştırıyoruz ve komşularımıza dağıtıyoruz. 12 yıl oruç tutan 12 kazan kuruyor, ondan sonra oruç tutmana gerek kalmıyor” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Dede Akbaba: Rıza lokması olmadan Kerbela’ya gidilmez -VİDEO

    Dede Akbaba: Rıza lokması olmadan Kerbela’ya gidilmez -VİDEO

    PİRHA-Kerbela’ya götürülecek dedelerle ilişkin konuşan HBVAKV Antalya Şubesi Dedesi Üryan Hızır Ocağı’ndan Kenan Akbaba, “Biz rıza lokması olmadan böyle bir yere gitmeyiz. Bu bizim taliplerimizle aramızdaki ilişkiyi de bozar. Onun için bu tür oyunlara gelmeyeceğiz. Örgütlü olmamız lazım” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Dedesi Üryan Hızır Ocağı’ndan Kenan Akbaba, Kerbela’ya götürülecek dedelerle ilişkin konuştu.

    Hükümetin asıl amacının Alevileri asimile etmek olduğunu söyleyen Akbaba, Kerbelaya giden dedelerin kurumlarının dışındaki bağımsız derneklere tabii olan dedeler olduğunu aktardı. Akbaba, Alevilerin tek isteğinin ise eşit yurttaşlık haklarının tanınması olduğunu belirtti.

    “ÜZERİMİZDE OYNANAN BU OYUNLARIN TUZAĞINA DÜŞMEYECEĞİZ”

    Aleviliğin insanlık ve sevgi üzerine kurulmuş bir yol olduğunu ifade eden Akbaba, “Biz rıza lokması olmadan böyle bir yere gitmeyiz. Çünkü kendi imkanlarımızla talibimizin bize verdiği o rıza lokmalarıyla kendimiz Kerbelaya’da başka alanlara da gideriz. Bizim üzerimize oynanan bu oyunların tuzağına düşmeyeceğiz. Zaten bizim haklı taleplerimiz var. Aleviliğin yasal statüde tanınmasını, eşit yurttaşlık verilmesini istiyoruz. Onlar bizleri Kültür Bakanlığına bağlayıp bunun üzerinden Alevi dedelerine maaş vermek istiyorlar. Alevi dedeleri böyle bir maaşı da istemiyor. Eğer bugün Alevi dedeleri bu maaşı alırsa işte o zaman Aleviliği bitirmiş oluruz. Neden bitirmiş oluruz? Bizimle talibimizin aramızdaki ilişkileri yok ederler. Ayrıca yarın başka bir bölgede Diyanet’te yetiştirdikleri Sünni âlimlerini Alevi dedesi olarak atamayacaklarını nereden bileceğiz” diye konuştu.

    “KERBELAYA GİDEN DEDELER NERDE, NASIL DEDE OLMUŞ BELLİ DEĞİL”

    Cemevlerindeki dede talip ilişkilerinin bitirilmesiyle Aleviliğinde biteceğini kaydeden Akbaba, sözlerine şöyle devam etti.

    “Onun için bu tür oyunlara gelmeyeceğiz. Örgütlü olmamız lazım. Türkiye genelinde bu tip şeyler çok oluyor. Devlet erkanına yaranmak için postları teslim ediyorlar. Hazreti Muhammed Miraç’tan döndüğü zaman o kapı açılmadı ona 3 sefer o kapıyı çaldı. 3’üncüde, ‘Ben fakirler fukaralar mecnunuyum’ deyince o kapı açıldı. Çünkü Hz. Muhammet benliğini atmadan o kapıdan içeri giremedi. Burada da bizim cemevlerimize giren herkes oradaki kurallara uyacak, dede postuna saygı duyacak. Kerbela’ya giden dedelerin %100’ü Alevi kurumlarında çalışan dedeler değil. Yani bağımsız derneklerde çalışan, nasıl dede oldukları belli olmayan o dedeler gidiyorlar. Beni de aradılar ama ben cemevlerimin ibadethane olarak tanınmadığı müddetçe katılmayacağımı söyledim. Onlarda saygı duyuyoruz, dediler ve telefonu kapattılar.”

    “BİZ EŞİT YURTTAŞLIK HAKKIMIZI İSTİYORUZ”

    Akbaba son olarak, “Tüm televizyonlarda Ramazan orucu olur bahsedilir, Recep kandili olur bahsedilir yani Sünni inancının her şeyinden bahsedilir ama Alevilerin inançlarından Muharrem orundan, Hızır orucundan asla bahsedilmez. Nevroz orucu bizim kutsallarımızdır. Aleviliğin en önemli yeridir asla bahsedilmez. İşte burada eşit yurttaşlık haklarımızı bunun için istiyoruz. Bizim her  hakkımızın verilmesi lazım. Bugün Türkiye’de bir tane Alevi vali var mı? Bir tane Alevi kaymakam var mı? Bir tane askerinin başında bir Alevi var mı? Yok. Herkes hakkıyla hak ettiği yerlere gelsin istiyoruz. Bugün Avrupa’da tüm cemevleri hemen hemen tanınmış ama bu Türkiye Cumhuriyeti’nde hala tanınmamışsa ama bu bir utanç verici bir durumdur” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Ana Mutluer: Devletin parasıyla hacca gidersek, Alevi yolunu inkâr ederiz-VİDEO

    Ana Mutluer: Devletin parasıyla hacca gidersek, Alevi yolunu inkâr ederiz-VİDEO

    PİRHA – Arzuman Ocağı mensubu Ana Şehriban Mutluer, AKP tarafından 300 dedenin Kerbela’ya götürülmesi programını eleştirerek, “Kerbela’ya giden dedelere tek mesajım, gelin özümüze dönelim. Her ot kendi kökünün üzerinde biter. Kökümüzün üzerinden ayrıldığımızda çok mu gelişip büyüyeceğiz? Hayır” dedi. 

    AKP tarafından organize edilen 300 dedenin Kerbela’ya götürülme projesine bir tepki de Arzuman Ocağı mensubu Şehriban Mutluer’den geldi. Mutluer, siyasal iktidarın amacının Aleviliği özünden koparmak olduğunu ifade ederek “Alevilik nasıl bir şeydir?” sorusunu gündeme getirerek “Hakk, Muhammed, Ali yoluna talibim. Elime, belime, dilime sahibim. Rıza şehrine girmektir dileğim. Ayda, günde, arşta, kürşde cümle canlar benim şahidim” denilir. Talipten önce dede bu yola ikrar verir” dedi.

    “KÂBE CEMEVİNİN KAPISIDIR”

    Şehriban Mutluer, dedelerin, devlet nezdinde düzenlenen programlara katılması ile “haram lokma” yediklerini belirterek “Bu bizi asimile etmenin en büyük yollarıdır” dedi. Mutluer, söz konusu programa katılan kişilerin dedelik görevini bırakması gerektiğini de belirterek şunları söyledi:

    “Sadece talip ocağına ikrar vermez dede, önce bağlı olduğu mürşidine, yoluna, Ali’ye, Muhammed’e, cenabı Hakk’a, kul olarak ikrar verir. Şimdi bu ikrarlı dedelere, taliplere soralım; Biz Alevi cemine kapıdan girdiğimiz an o kapı dış eşik Muhammet, iç eşik Ali’dir. Kapının kanatları Hasan ile Hüseyin, kilidi ise Ana Fatma’dır. Biz o kapıdan girince nefsi yakar, kül eder, rıza şehrine geliriz. Rıza şehrinin amacı nedir? Gönülleri birlemenin temeli nedir? Rızalık nereden gelir bize? O ceme herkes helal kazancıyla lokma yapıp getirdiği için haram kazanç katmadığı için…

    Bugün devletin hacca göndermiş olduğu talip, dede, mürşit, hangisi ise devletin parasıyla imam Hüseyin’i mi ziyaret ediyor Muaviye mi ziyaret ediyor? En önemli tarafı budur. Benim Kerbelâ piridir pirim, Ali’dir, rehberim, Muhammed Mustafa’dır mürşidim. Eğer ben o kapılara varmıyorsam devletin parasıyla hacca gidiyorsam,

    ‘Ceylan bakışına kurban olduğum,

    Tanrı selamını almaz mısınız,

    Mevlam sizi süs için mi yarattı,

    Dost gel demeyince gelmez misiniz?

    Kâbe kapınızda bilmez misiniz’ diyor.

    Eğer o şekil Kâbe’ye gideceksen Kâbe kendi kapın, Kâbe cemevinin kapısıdır. O haram parayla gittik hacı sıfatını takındık, o zaman soralım hacılara Hz. Muhammet de hacca gitmiştir neden hacı Muhammet dememişler? Devletin parasıyla bana ‘hacı’ diyecekler diye gittilerse dedelik postunu bıraksınlar.

    Kendi kazancıyla gidecekse Kerbela’ya Hüseyin’i ziyaret etsinler. Fuzuli şöyle der bir sözünde; ‘Ben ölünce beni İmam Hüseyin’in eşiğinin önüne gömün. Her gelip geçen beni çiğnesin ki ben onun yoluna turab olayım’ demiş. Talibinden rızalık alıyor sen de mürşidin postunda oturuyorsun. Sen o postun sahibi değilsin. Sen orada temsilcisin. Orada birisi çıksa ve dese ki ‘sen devletin parasıyla hacca gittin, sen haramı kendi kursağından arındırdın mı da beni dara alıyorsun?’ O dede ne diyecek? Bu bizi asimile etmenin en büyük yollarıdır. Devlet hiçbir zaman Alevi dedesi yaratamaz. Alevi dedesini Ehlibeyt yaratmıştır. Şimdi biz hangi sıfatla o posta devletin dedelerini alalım.”

    “DEVLETİN PARASIYLA ALEVİ OLUNMAZ”

    Şehriban Mutluer, dedelere “Gelin özümüze dönelim” çağrısında da bulunarak, “Biz Alevi toplumu, inancı uğruna derisi yüzülen Seyit Nesimileriz, Enel Hakk düşüncesi ile şehrin giriş kapılarına vücudunun her bir parçası asılan Hallacı Mansurlarız. Bizler darağacında bile ‘açılın kapılar Şah’a gidelim’ diyen Pir Sultanlarız. İnsani kâmil yolunda Anadolu’nun ışığı olan Hacıbektaş’ın dergâhına niyaz-ı bent olanlarız. Bu vaziyette bu durum karşısında nasıl devletin parasıyla hacca gidelim. O zaman ya piri inkâr ederiz ya da kendimizi” dedi.

    Mutluer şöyle devam etti:

    “Dede, talibe biat kesmez, talip onun hakkullahını verir. Talip çıkarıp dedeye az para verdiğinde acaba dede ne diyecek ne yapacak? ‘Talip para cebinde dursun ben zaten devletten maaş alıyorum’ mu diyecek? Böl- parçala- yönet… Bir ailede bile iki kardeş birbiriyle anlaşamadı mı o aile yok olur gider. İşte biz inanç önderleri, birimiz nalına birimiz mıhına vurursak biz bu yolu yürütemeyiz ve gençliği de bu raya getiremeyiz. Neden? Çünkü gençlik bize şunu diyecek ‘Siz kendi aranızda zaten anlaşamıyorsunuz. Öbür dede gidiyor devletin dedesi oluyor, sen Ali, Muhammed yolunda dede oluyorsun’. Kaybımız burada bizim.

    Aleviysen İbrahim gibi Nemrut’a karşı mısın, Musa gibi Firavuna karşı mısın, Hazreti Hüseyin gibi Yezit’e karşı mısın? Hazreti Ali gibi zalime karşıysan, Hacı Bektaş Veli gibi ilmin deryasından ayrılmadıysan, bağlama kadar coşkuluysan, semah kadar Hakk aşkına dönüyorsan, Alevisin. Devletin parasıyla Alevi olunmaz.

    Gelin canlar bir olalım

    Tevekkel tu Taal Allah

    Münkire kılıç çalalım

    Tevekkel tu Taal Allah.

    Bizim ozanlarımız bunu boşa söylemedi. Biz ne zamandan beri yakılıp, yıkıldık, asıldık kesildik, Kerbeladan, Bedir’ den günümüze, Gazi’den Gezi’den, Sivas’tan, Çorum’dan, Maraş’tan, Ankara Gar’dan… Ama yine de dik durduk. İmam Hüseyin’in de sözü bu idi. Eğer ki ben Yezid’in karşısında biat eder de özgürlüğü istersem dedem Muhammed, atam Ali’yi birde İslam’ı inkâr etmiş olurum’ dedi. Biz de bugün devlet parasıyla hacca gidersek Alevi yolunu inkâr ederiz.

    Kerbela’ya giden dedelere tek mesajım, gelin özümüze dönelim. Her ot kendi kökünün üzerinde biter. Sen kendi kökünden ayrılırken öteki inancı yüceltirken, inancını satmaya hakkın yok. Kökümüzün üzerinden ayrıldığımızda çok mu gelişip büyüyeceğiz? Hayır. Daha da küçüleceğiz. Biz mazlum ehlibeytin, mazlum Ali’nin yoldaşlarıyız, masum Hüseyin’in Kerbela’da yalnız kaldığı gibi yarenleriyiz. Pir Sultan Abdal’ın dostlarının başı önünde eğik, Muaviye imansız, Mervan vicdansız, Yezit İnsafsız. Peki, sen neredesin? Hacı olmak için hacca mı gidiyorsun devletin parasıyla?”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Erdoğan’ın, Cemevi Başkanlığı’na bu hafta atamaları yapacağı iddia edildi

    Erdoğan’ın, Cemevi Başkanlığı’na bu hafta atamaları yapacağı iddia edildi

    PİRHA- Alevilerin tepkisine rağmen, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulduğu duyurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bu hafta itibariyle atmaların yapılacağı kaydedildi. Ayrıca hükümetin dedeleri Kerbela’ya götürmesi çalışması kapsamında da Şubat ayında 60 kişilik ilk grubun Kerbela’ya götürüleceği öğrenildi. 

    AKP-MHP iktidar blokunun yıllar önce rafa kaldırdığı sözde ‘Alevi açılımı’ yeniden gündeme gelmiş, cemevlerinin “kültür merkezi” olarak tanımlanması, dedelere maaş bağlanması, cemevinin su ve elektrik giderlerinin karşılanması ve Diyanet benzeri “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı”nın kurulması gibi başlıklar etrafında kamuoyuna yansıdı.

    Alevi toplumu ve örgütlerinin rızası alınmadan atılan bu adımlar büyük tepki ile karşılandı ve Aleviler, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulduğu duyurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ve torba yasaya karşı ülkenin birçok yerinde alanlara çıkarak, “Eşit yurttaşlık talebimizden vazgeçmiyoruz” mesajı vermeyi sürdürüyor.

    Hükümetin bir süre önce başlattığı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulması kararının ardından başkanlığa bu hafta atamalar yapılacağı ve cemevlerinin elektrik giderlerinin ödenmesine ise kısa süre içinde başlanacağı öğrenildi.

    ATAMALAR BU HAFTA YAPILACAK, İSİMLER NETLEŞTİ

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasının üzerinden yaklaşık iki ay geçmesinin ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde başkan ve üyelerin atanmasına dair çalışmaların sona erdiği, isimlerin netleştiği bilgisi paylaşıldı.

    DW Türkçe’nin edindiği bilgiye göre; bu hafta sonuna kadar başkanlığa atamalar Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılacak. Hem başkan, hem başkan yardımcıları atanacak. Ayrıca Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın 11 kişilik Danışma Kurulu üyeleri de Erdoğan tarafından atanacak. Danışma Kurulu’nun görev süresi üç yıl olacak.

    BAŞKANLIK HANGİ GÖREVLERİ YAPACAK?

    Edinilen bilgilere göre Başkanlığın faaliyete geçmesi ile dernek, belediye, federasyona bağlı olan tüm cemevleri başkanlık koordinasyonunda olacak. Cemevlerinin elektrik giderleri başkanlık bütçesinden karşılanacak. Bu konuda da çalışmaların son aşamaya geldiği belirtiliyor. Cemevlerinin elektrik giderlerinin karşılanması için bütün cemevlerinin elektrik dağıtım şirketi üyelikleri, adları ve abonelik sözleşmeleri bilgileri çıkarıldı. İşlemlerin bitmesinin ardından ödemelerin de önümüzdeki ay başlaması bekleniyor.

    Cemevlerine kadro verilmesi ve istenen bir personele maaş ödenmesine dair işlemler de yine kurulan Başkanlık tarafından yürütülecek. Ayrıca cemevleri, yol, imar, çevre düzenlemesi gibi fiziki ihtiyaçlar ile destek alabilecek. Kurulan ve atamaların yapılmasının ardından resmen göreve başlayacak Başkanlık bünyesinde kültür bölümü de oluşturulacak. Burada da Alevi-Bektaşi inancına dair tüm eserlerin çeşitli dillerde basılması, hazırlanması, yeni çalışmalar yapılarak kamuoyuna duyurulması ve araştırmalar yapılmasının hedeflendiği de iddia ediliyor.

    ALEVİ DEDELERİ ŞUBAT AYINDA KERBELE’YA GÖNDERİLİYOR

    Edinilen bilgiye göre dedelerin Kerbela’ya götürülmesi çalışması kapsamında da Şubat ayında 60 kişilik ilk heyet Kerbela’ya gidecek. Toplamda 3 heyet halinde 180 dedenin Kerbela’ya gönderileceği belirtiliyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Alevi kurum yöneticilerinden yeni yıl mesajı: Barış dolu güzel bir yıl olsun!-VİDEO

    Alevi kurum yöneticilerinden yeni yıl mesajı: Barış dolu güzel bir yıl olsun!-VİDEO

    PİRHA – Alevi kurum yöneticileri, 2022 yılının “Alevilerin eşit yurttaşlık için mücadele yılı” olduğunu ifade ederek, yeni yıla dair dilek ve temennilerini paylaştılar. Mesajlarda, 2023 yılının barış, sevgi yılı olması istendi. 

    Alevilerin taleplerinin görmezden gelinmesi ve asimilasyon politikalarına karşı mücadele yürüten Alevi örgütleri için 2022 yılı bir hayli hareketli oldu. Uzun yılların ardından sokağa çıkan yurttaşlar, tüm baskılara rağmen taleplerini dile getirdi.

    Alevi kurum yöneticileri, 2022 yılının siyasal iktidarın baskısı altında geçtiğini belirterek “daha fazla mücadele” vurgusu yaptılar.

    “BU ÜLKEYİ ÖZGÜRLEŞTİRECEĞİZ”

    Alevi kurumlarında görev alan isimler, yeni yıla dair dilek ve temennilerini PİRHA ile paylaştı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Rukiye Ercan Kara, 2023 yılının mücadele dolu bir yıl olmasını dileyerek “Sokakları güzelleştirmek için, gençlerimizin, kadınlarımızın geleceğini umutla doldurabilmek için mücadele edip örgütleneceğiz. Pir Sultan’ın direnciyle, bilinciyle, inancıyla sokakları ve bu ülkeyi özgürleştireceğiz diye umut ediyorum” ifadelerini kullandı.

    Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube Sekreteri Kenan Akın ise 2022 yılının iktidarın asimilasyoncu politikaları altında geçtiğini ifade ederek “2023’te asimilasyona karşı mücadelemizi daha da yükselterek, hakikati Alevi halkına anlatarak, mücadeleyi daha da yükseltmeye çalışacağız” dedi.

    Dede Müslüm Metin de 2022 yılını “Maalesef yaşadığımız dünyada insanların, tabiatın lehine hiç güzel şeyler olmadı” sözleri ile özetledi. Müslüm Metin 2023 yılına dair şu dilekte bulundu:

    “Biz Alevilerin örgütlü yapılarla bir arada olması gerekir. Kerbela’dan günümüze sürekli ezildik ama bugün umutluyuz. 2023 yılında bir olmamız gerekiyor. Birbirimizin noksanını görmeden tamamlayarak çok güzel yarınlara gidebiliriz. Gelin dostlar bir olalım zalimin karşısında dik duralım ezilenlerle birlikte tüm dünyada Alevilerin ve ezilenlerin hakkını hep birlikte alalım. Aşk olsun cümle canlara.”

    Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube ve Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak ise “Siyasal iktidar, Kürtler, Aleviler ve tüm ötekiler üzerinde yoğun saldırılarını 2022 yılında devam ettirdi. İnanıyoruz ki 2023 yılında siyasal anlamda değişimler olur. Direnip ve hakikati söylemeye devam ediyoruz. Umarım tüm dünya halkları, tüm canlılar için barış dolu güzel bir yıl olur.”

    PİRHA/ANKARA

  • Altınova Cemevinde Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı: Yasımız hiç bitmedi-VİDEO

    Altınova Cemevinde Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı: Yasımız hiç bitmedi-VİDEO

    PİRHA – Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şubesi Cemevinde anıldı. PSAKD Altınova Şube Cemevi Başkanı Adnan Arslan, Maraş Katliamı ve 25 Aralık İstanbul Kurultayı’na ilişkin konuştu. Arslan, “Biz Alevilerin yası hiç bitmedi, bitmeyecek” dedi. 

    PSAKD Altınova Şubesi Cemevinde, 44 yıl önce yapılan Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anma erkanı yapıldı.

    Baba Mansur Ocağı evlatlarından Dede Hüseyin Moğultay ile Hüseyin Doğan tarafından yürütülen anmaya PSAKD Antalya Şube Başkanı Hasibe Akpınar ve Yönetim Kurulu üyeleri, Alevi Kültür Derneği (AKD) Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi Başkanı Dursun Kaya ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Çerağların uyandırılmasının ardından Maraş ve tüm Alevi katliamlarında yaşamını yitirenler için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    “ÇOK VAHŞİCE BİR KATLİAM YAŞANDI”

    Dede Hüseyin Doğan’ın seslendirdiği deyişlerin ardından PSAKD Altınova Şube Cemevi Başkanı Adnan Arslan, Maraş Katliamı ve 25 Aralık İstanbul Kurultayı’na ilişkin konuşma yaptı. “Biz Alevilerin yası hiç bitmedi, bitmeyecek” diyen Arslan şunları dile getirdi:

    “Dünyada iki çeşit insan var. Biri zalim, biri mazlum. Bir zalim çıktı Muaviye, Hazreti Ali’ye karşı, bir Yezit çıktı Hazreti Hüseyin’e karşı. Ama Hazreti Hüseyin, dik duruşunu sergiledi ve bedelini ödedi. O günden başlayan bu katliamlar bugüne kadar geldi.

    Dersim’de ve Yavuz Sultan Selim’in yaptığı katliamlar, hangi birini sayalım. 19-26 Aralık’ta Maraş’ta gerçekten çok vahşice bir katliam yaşandı ve tarihe bir kara leke düştü. Resmi rakamlara göre 120 civarında canımız katledildi. Tabi bu rakamlar da doğru değil. 1000’e yakın canımız yaralanmış, yerlerinden yurtlarından olmuş, 200 civarında ev yakılmış, tahrip edilmiş, 100’e yakın iş yeri yağmalanmış. Yaşananlar bu rakamların daha da üstündedir.

    Bu niye yapılıyor? Alevileri bitirelim, diye. Ama bir türlü bitiremediler. Katliamlarla başladılar olmadı, bu sefer ne yaptılar asimilasyon projelerini hayata geçirmeye çalıştılar. O da olmadı ve bugüne kadar geldi.

    Biz bunları öldürdük olmadı, sürgün ettik olmadı, en son ‘bir kanunla bunları nasıl asimile ederiz’ bunun yollarına başvurdular. Ama ben inanıyorum, Alevi canlarımız duyarlıdır, mücadelecidir, her zaman zalime karşı dik duruşunu sergiler. Bunu da başaramayacaklar. Onun için hafızamızı yenileyelim. Şu gençlerimiz Maraş’ta katliam olduğunu sadece duymuş. Ama bu katliam niye olmuş? Nasıl olmuş bilmiyorlar. Ne acılar yaşanmış, ne kadar acıdır ki hamile kadınların karnındaki bebeklere kadar katlettiler. Bu vicdan mıdır? Bu insanlık mıdır? Ondan sonra çıkıp İslamiyet’ten, müslümanlıktan bahsediyorlar. ‘Allahu Ekber’ deyip can alıyorlar. Biz, haksızlığın karşısında mazlumun yanında durmaya devam edeceğiz. Biz bunları unutmayıp her zaman yâd edeceğiz. Unutmayacağız unutturmayacağız. Bu acılar bizim acılarımızdır. Biz acılarla bugüne kadar bedeller ödeyerek geldik.”

    “EYLEMLERDE OMUZ OMUZA OLURSAK HER ŞEYİ BAŞARIRIZ”

    Büyük Alevi Kurultayı’na da değinen PSAKD Altınova Şube Cemevi Başkanı Adnan Arslan, “25 Aralık’ta İstanbul’da bu sisteme karşı Alevi Kurultayı gerçekleşecek. Biz de Antalya’da bütün Alevi bileşenleri olarak çağrımızı yaptık. Otobüslerimizi ayarladık, gelmek isteyen canlarımıza son çağrımızdır. Canlar, isimlerinizi yazdırın, İstanbul’a gidelim. Bu tür eylemlerde omuz omuza olursak her şeyi başarırız” diye belirtti.

    Anma programının devamında Alevi katliamları ile ilgili sunum yapıldı. Deyişler eşliğinde semahlar dönüldü.

    Lokma gülbenginin ardından çerağ sırlanırken, lokmaların pay edilmesinin ardından anma programı son buldu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • HDP’li Özen, Soylu’ya yüklendi: Alevleri bölmeye, parçalamaya hiç kimsenin gücü yetmez-VİDEO

    HDP’li Özen, Soylu’ya yüklendi: Alevleri bölmeye, parçalamaya hiç kimsenin gücü yetmez-VİDEO

    PİRHA – Milletvekili Zeynel Özen, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda cemevleri ile ilgili çıkarılan yasayı gündeme getirerek “Bu çıkan yasa Aleviler için yok hükmündedir” dedi. Özen, İçişleri Bakanı Soylu’yu ise 8 Kasım’da Meclis önünde yapılmak istenen eyleme yönelik polis şiddeti nedeniyle eleştirdi.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Plan ve Bütçe Komisyonunda İçişleri Bakanlığı bütçe görüşmelerinde yaptığı konuşmada İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya yüklendi.

    “BU BAKAN ÖYLE BİR ŞEY YAPTI Kİ…”

    Zeynel Özen, Alevilerin 8 Kasım’da Meclis önünde Cemevi Başkanlığı konusundaki itirazlarına karşı maruz kaldıkları polis şiddetine de değinerek, “Kerbela’dan sonra bu katliamlar bitmedi. Bu zihniyet bugün de devam ediyor. Ama ne oldu, Alevileri yok edebildiniz mi?” diye sordu.

    Aleviler örgütlendikten sonra demokratik mücadeleyi yükselttiğini vurgulayan Özen, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, Anayasa Mahkemesi’nin, Yargıtay’ın bir sürü kararı var. Bu kararları yerine getirmediniz. Bunun arkasından dolanmak için şimdi de olduğu gibi bu iktidar, her şeyi algılarla yönetiyor. Algı yaratmak için Aleviler konusunda bir torba yasa getirdiniz. Bu torba yasa hakkında Soylu diyor ki ‘biz 1585 tane Cemevi dolaştık. Türkiye’de yaklaşık 3500 cemevi var. Biz en azından 3 bin cemevini dolaştık. Siz algı yaratıyorsunuz” dedi.

    “BİZ ALEVİLER SADAKA İSTEMİYORUZ”

    İçişleri Bakanına “Bizim ibadethanemiz cemevi değildir. Bizim ibadetimiz cem değildir” diyen bir tane kurum söyleyebilir misiniz?” diye soran Özen, şunları ifade etti:

    “Alevilerin anayasal güvence ve eşit yurttaşlık taleplerini yok sayarak Alevileri aslında onur kırıcı, rencide edici bir biçimde Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayarak, bir folklorik öğeye dönüştürmek kimsenin ne hakkıdır ne de haddidir. Alevilerin inancını tarif edip Alevilerin inancını folklorik bir ögeye indirmek kimsenin hakkı ve haddi değildir. Alevilerin talepleri bu değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Yargıtay’ın kararlarını boşa çıkartmak için siz sorunun arkasından dolandınız. Biz Aleviler sadaka istemiyoruz. Biz eşit yurttaşlık istiyoruz.

    Mersin’de 5 Alevi ailenin kapısı işaretlendi. Sayın Soylu 30-40 tane böyle olay oldu hepsine de ‘Münferit olaylar’ dediniz. Bundan dolayı bir tane insan içeride yatıyor mu? Kamuda bir tane Alevi vali, kaymakam, emniyet müdürü var mı? Buna daha önce de cevap veremediniz, veremezsiniz de. Bu çıkan yasa Aleviler için yok hükmündedir. Alevleri bölmeye, parçalamaya sen değil hiç kimsenin gücü yetmez.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Demokratik mücadelemizi hukuki zeminlerde savunmaya devam edeceğiz’

    ‘Demokratik mücadelemizi hukuki zeminlerde savunmaya devam edeceğiz’

    PİRHA – Sekiz Alevi çatı örgütü, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na dair itirazlarını sürdürerek “Demokratik mücadelemizi, yasal ve hukuki zeminlerde aramaya ve savunmaya devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.

    Cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesine bağlayan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne tepkiler dinmiyor. 8 Kasım’da Meclis önünde yapılan itirazın ardından Alevi kurumlarından bir açıklama daha geldi.

    “HÜSEYNİ DURUŞ, BİZİM OMURGAMIZDIR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıfları Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri imzası ile yazılı yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Hınzır Paşa Bizi Berdar etmeden

    Açılın Kapılar Şah’a gidelim

    Siyaset Günleri Gelip Çatmadan

    Açılın Kapılar Şah’a Gidelim…”

    Eşit Yurttaşlık taleplerimizden vazgeçmiyoruz.

    Halkından korkanlar bir gecede Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adı altında Aleviliği asimile ve yok etme çalışmalarına, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yasal bir zemin hazırladılar.

    Bu kararnameyi hazırlayanlar şunu bilmelidir ki;

    Biz Aleviler Kadimden bu yana, yetmiş iki millete bir nazarla bakmış, El- Ele, El-Hakka düsturu ile bu inancımızı bizden önceki ulularımızdan, pirlerimizden emanet almış ve inancımızı bizden sonrakilere teslim etmenin sorumluluk ve bilincindeyiz.

    Devraldığımız bu tarihsel bilinç ve sorumluluğumuzla, 8 Kasım 2022’de Meclis önünde bu yasa tasarısını neden kabul etmediğimizi, son derece barışçıl bir gösteri ve basın açıklamasıyla kamuoyu ile paylaştığımız günün gecesi, Alevilere GÖZDAĞI vermeye çalıştılar.

    Biz Aleviler;

    Kerbela’da İmam Hüseyin, Anadolu’da Hünkar, Banaz da Pir Sultan, Nurhak’ta Şah Kalender gibi ne inancımızdan geçeriz ne de yolumuzdan döneriz. Şah Hüseyin’in kanıyla çiziği sınıra sahip çıkma zamanıdır. Kerbela’dan bizlere miras kalan Hüseyni duruş, bizim omurgamızdır.

    Bir kez daha, yine, yeniden belirtmek istiyoruz ki;

    Bizler, Anadolu’nun çok kültürlü ve çok inançlı çeşitliliğini tekleştirmeyen, Laik ve Demokratik bir ülkede, birlikte yaşama sevdamızdan vazgeçmeyeceğiz. Demokratik Mücadelemizi, Yasal ve Hukuki zeminlerde aramaya ve savunmaya devam edeceğiz.

    “Bugün Erenlere Kurban,

    Serim Meydanda Meydanda,

    Bütün İkrar Canım Feda,

    Canım Meydanda Meydanda,”

    Aleviler vardır, Alevilik HAKTIR…”

    PİRHA/ANKARA