Etiket: kerbela

  • Savak: Muharrem ayı yaşanan zulme karşı çözüm arayışıdır-VİDEO

    Savak: Muharrem ayı yaşanan zulme karşı çözüm arayışıdır-VİDEO

    PİRHA – Muharrem ayının Aleviler için önemine değinen Baba Mansur Ocağı dedelerinden Gökmen Savak, Muharrem ayının sadece gözyaşının döküldüğü, oruç tutulduğu bir ay olmadığını, tam tersine örgütlenmek için mücadele, Kerbelaların yaşanmaması ve önlenmesi ayı olduğunu söyledi. 

    Haberin videosu

    Alevilerin en kutsal aylarından biri olan Muharrem ayının önemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baba Mansur Ocağı dedelerinden Gökmen Savak, matem ayının Alevi toplumu için acıların dile getirildiği, çektiği sıkıntıların birbiriyle paylaşıldığı ve bu sıkıntılar üzerinden nasıl bir örgütsel yapı kuracağının değerlendirdiği bir ay olduğunu söyledi.

    Barışın ve huzurun sağlanması, başka Kerbelaların yaşanmaması için uğraş verdiklerini söyleyen Savak, Kerbela’nın sadece yastan ibaret olmadığını yasa neden olan etkenleri ortadan kaldırmak için İmam Hüseyin’in mücadelesini örgütleyip acıların paylaşıldığını belirtti.

    “KERBELA’DA HAK VE HAKİKAT UĞRUNA KATLİAMA MARUZ KALINDI” 

    Alevilerin bu ayı iyi okunası gerektiğini savunan Gökmen Savak,  İmam Hüseyin’in Kerbele’da hak ve hakikat uğruna katliama maruz kaldığını ve başka insanları Yezid’in zulmünden koruma amaçlı bir hareketi geliştirdiğini belirtti.

    Savak, konuşmasını şöyle sürdürdü;

    “Biz bu ay bu hareketleri geliştirerek birer Hüseyin olabiliriz. İmam Hüseyin’in felsefesini içimizde hissedebiliriz. Bunun için de bir araya gelerek muhabbet etmemiz gerekir. Bu ayda cemevlerinde bir araya gelerek  muharrem muhabbetleri düzenlenir, hem gözyaşı dökülür hem de bu gözyaşına neden olan etkenleri de nasıl kaldıracağımızı tartışırız.

    “EVRENE YAPILAN HER TÜRLÜ SALDIRI KATLİAMDIR”  

    Orada yaşanılan şeyler burada nasıl yaşanmamalı? Biz bunun için ne yapmalıyız, Hüseyin’i yalnız bırakanlar bugün de var mıdır? Hüseyin bugün yine Kerbela’da yalnız mıdır? Hepimiz birer Hüseyin miyiz acaba? Gözyaşı dökmekle Hüseyin olunabiliyor mu? Bu gibi muhabbetlerin geçtiği birer halk meclisi anlamında değerlendirmek istiyorum.

    Onun için muharrem ayı bizim kendi özümüze dönüp istişare yaptığımız özümüzü dara çektiğimiz hak ve hakikatın tarafında ne kadar olduğumuzu değerlendirdiğimiz bir aydır.”

    Katliamın sadece insana yapılmadığına dikkat çeken Gökmen Savak, evrene yapılan her türlü saldırının katliam olduğunu belirterek, “Dolayısıyla bir ormanı yakmak da bizim için Kerbela ile eş değerdir. Çünkü orada da canlar yanıyor. İnsanların adeta akciğerleri olan bu ağaçlar hunharca sırf yer talan etmek ve birilerine menfaat sağlamak için yakılıyor” dedi.

    “İMAM HÜSEYİN’E İKRAR VERENLER ONA KARŞI SAVAŞANLARDIR”

    Yaşanan her türlü katliama karşı halkın örgütsüz olduğunu söyleyen Savak, Kerbela’da yaşananları bugüne uyarlayarak konuşmasına şu ifadelerle devam etti:

    “İmam Hüseyin, Yezit başa geçtiği zaman şöyle bir düşünce içinde hareket ettiğini düşünüyorum: Başta bir zulüm var bu zulüm sadece insanlara değil bütün varlıkları yok etmek için kendi çıkarı için hiçbir şeyi göz ardı etmeyecek. Her şeyi mubah gören bir zulüm var. Bu zulme karşı nasıl durabilirim arayış içinde oldu. Bunun içinde örgütlü bir mücadele geliştirmeye çalıştı. Çünkü bir birey tek başına bir şey değildir. Bu amaçla Medinden Mekkeye gitti. Mekke’de bir örgütlenme yapısı kurmak istedi ama ilk başta bu çok zordu çünkü Mekke’de kurulu bir örgütlenme yoktu. Yemen’den Küffe’den destekleme bulacaktı ki oradaki örgütlenmeyi sağlayabilecekti. Bu çalışmaların içinde olurken ona birşey oldu İmam Hüseyin’i aslında Kerbela’ya götüren en büyük etkenlerden biri olan Küffeli’lerden mektupları geldi. Küfeelilerin mektupları örgütlü bir yapıyı İmam Hüseyin’e bildiriyordu. Hatta bir mektupta ‘Ey imam gel ekinlerimiz kurur oldu, sen gelirsen ekinlerimiz yeşerecek. İneklerimiz süt vermez oldu sen gelirsen onlar süt verecek. En gelirsen burası bizim için cennette dönüşecek çünkü yezit gelirse burasını cehenneme dönüşecek.

    Dolayısıyla Yezid’den korkuyorlardı. Yezit katliamcıydı, zulümkardı. Hiçbir şeyi tanımayan her şeyi kendi iktidarından muaf gören bir kavramdı. İmam Hüseyin bu örgütlü yapıyı da yine temkinli yaklaşarak öncelikle amcasının oğlunu yolladı. Oradaki Küfe halkının duruşunu günümüzdeki Alevi toplumuna lense edemeyiz ama toplumun bütününe lense edebiliriz. Küfe halkı İmam Hüseyin gelmeden önce Yezit’in valisiyle karşılaştı. Vali şöyle güvence verdi korkmayın, tarlanız mı gitti Yezit iki tane verecek. İşte Küfe halkı İmam Hüseyin’i çağırıp Yezit’in zulmünden korumak için örgütlediği yapıyı ne yazık ki bireysel çıkarlara veya bireysel düşüncelere veya dünyavi şeylere değiştirdiler. İmam Hüseyin’in arkasına durmadılar. Pire ikrar veren kişiler aynı zamanda Pir’e karşı savaşan kişilerdir. Bugün olarak değerlendirirsek Kerbele bugün yakılan orman yangınlarıdır.”

    “İMAM HÜSEYİN ÖRGÜTLÜ MÜCADELE İÇİN BAŞKALDIRDI”

    “Aleviler gerçek anlamda İmam Hüseyin düşüncesini yaşatmak istiyorlarsa haksızlık neredeyse onu dile getirmekle mükellefler” diyen Gökmen Savak, yapılan haksızlıklara karşı mücadele çağrısı yaparak Aliağa’da yaşanan işçi kıyımına da değindi. Savak, insanların işinden olmasının o insanın katledilmesiyle eş değer olduğunun altını çizdi.

    Örgütlü olmanın önemine vurgu yapan Savak, İmam Hüseyin’in örgütlü mücadele için başkaldırdığını hatırlatarak, “Zulüm her zaman başında seni ezmekle mahkumdur” dedi.

    “SEÇİLMİŞLERİN YERLERİNDEN EDİLMESİ ZULÜMDÜR”

    Öte yandan kayyımları da değerlendiren Savak, Diyabakır, Van ve Mardin büyükşehir eş başkanlarının görevden alınıp kayyım atamalarını doğru bulmadığını belirterek, seçilmişlerin yerlerinden edilmesini zulüm olarak nitelendirdi.

    “Alevi toplumu örgütlü olmalıdır” çağrısından bulunan Baba Mansur Ocağı dedelerinden Gökmen Savak, Alevilerin haklının yanında haksızlık yapanın karşısında olması gerektiğini söyledi.

    Muharrem ayının sadece gözyaşı döktüğü bir ay olmadığını, “Muharrem ayında sadece oturup ağlayıp, oruç tutup Pir medet eylesin ayı değildir. Tam tersine örgütlenme, mücadele ayı, başka Kerbelaların yaşanmaması ve var olan Kerbelaları önleme ayıdır” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

     

  • FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı: Hüseyin’in davası adalet davasıydı

    FUAF Yol Erkan Kurulu Başkanı: Hüseyin’in davası adalet davasıydı

    PİRHA- Fransa Alevi Federasyonu (FUAF) Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan, Muharrem ayı nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, “Yezit zalimliğin simgesi, İmam Hüseyin ve Kerbela ise haksızlığa karşı başkaldırının, direnişin ve duruşun simgesi oldu.

    Fransa Alevi Federasyonu (FUAF) Yol Erkan Kurulu Başkanı Metin Doğan Dede, “Muharrem matemi” başlığıyla bir açıklama yayınladı.

    Doğan, İmam Hüseyin ve yarenlerinin haklı davaları uğruna Kerbela’da Yezit’in binlerce kişilik ordusu tarafından vahşice katledildiklerini hatırlatarak, “İnsanlık tarihi boyunca yaşanan tüm katliamları ve acıları Kerbela hırkasının altında biriktiren biz Aleviler, her sene Hicri takvime göre 1 Muharrem ile 12 Muharrem günleri arasında Kerbela şehitleri ve onların nezdinde, katliama uğramış tüm mazlumların matemi çekeriz” dedi.

    Metin Doğan, “Karanlık ve aydınlığın, Hak ve Batıl’ın, ezen ve ezilenin mücadelesinin değişmez simgesi haline dönüşen Kerbela günümüze değin hiç bitmedi. Kerbela bir mekan olmaktan çıktı, Yezit ise bir isim olmaktan çıktı. Yezit zalimliğin simgesi, İmam Hüseyin ve Kerbela ise haksızlığa karşı başkaldırının, direnişin ve duruşun simgesi oldu” ifadelerini kullandı.

    Açıklamanın tam metni şöyle:

    Değerli Canlar, kadim insanlık tarihi boyunca yerkürede kuşkusuz bir çok katliam ve zulüm yaşandı. Fakat bundan 1339 yıl önce Kerbela’da yaşanan katliam insanlığın bilincinde sonsuza kadar unutulmayacak büyük bir travma yarattı ve tarihe kara bir leke olarak geçti.
    İmam Hüseyin ve yarenleri haklı davaları uğruna Kerbela’da Yezit’in binlerce kişilik ordusu tarafından vahşice katledildiler.
    İzzetsiz bir şekilde yüz yıl yaşamaktansa, izzetli bir şekilde bir gün yaşarım diyerek bu uğurda haksızlığın karşısında boyun eğmeyip kendini feda eden HÜSEYİN’İN DAVASI, CAN DAVASI DEĞİL, ADALET DAVASIYDI.
    Hüseyin’i fiziki olarak katlettiler ama o, direnişi ve onurlu duruşuyla insanlığa sonsuza dek örnek oldu.

    “YEZİT ZALİMLİĞİN, İMAM HÜSEYİN VE KERBELA DİRENİŞİN SİMGESİDİR”

    Zamanla Kerbela bir mekan olmaktan çıktı, Yezit ise bir isim olmaktan çıktı. Yezit zalimliğin simgesi, İmam Hüseyin ve Kerbela ise haksızlığa karşı başkaldırının, direnişin ve duruşun simgesi oldu. Yüzyıllar boyunca kuşaktan kuşağa İmam Hüseyin’in haklı mücadelesi ve duruşu anlatıldı. İmam Hüseyin adına yüzlerce deyiş, mersiye ve ağıtlar yazıldı.
    Farklı coğrafyalarda diller değişse de Hüseyin’e ve yoldaşlarına karşı duyulan sevgi ve bağlılık değişmedi. Ne zaman zulme karşı direnen bir mazlum görülse Hüseyin akla geldi.
    Kolları kesilmiş Celal Abbas’ı, delik deşik edilmiş Ali Ekber’i, eli kınalı Kasım’ı, altı aylık Ali Asgar’ı ve diğer yakınlarını Yezit’in zulmüne kurban veren Zeynep’in yiğitliği ve direnişi unutulmadı.
    Aradan asırlar geçmesine ve 21. yüzyıla gelmemize rağmen milyonlarca insan, Kerbela Katliamı sanki daha dün yaşanmış gibi Hüseyin ve yarenlerinin acısını yüreğinde hissetmeye devam ediyor.

    Karanlık ve aydınlığın, Hak ve Batıl’ın, ezen ve ezilenin mücadelesinin değişmez simgesi haline dönüşen Kerbela günümüze değin hiç bitmedi.
    HER YER KERBELA, HER GÜN AŞURA oldu.
    Fırat’ın suyu kan akmaya devam etti.
    Dünya her dönem makamları uğruna yeryüzünü kana bulayan zalimlerin ve onlara karşı direnen mazlumların mücadelesine sahne oldu. Nerede bir Yezit varsa orada bir Hüseyin, nerede bir zulmeden varsa orada direnenler var oldu.

    Kerbela’dan günümüze kadar Hüseyin’lerin onurlu davasını sürenler, her daim egemenler tarafından baskı ve katliamlarla yok edilmeye çalışıldı. Sivas’lar, Maraş’lar, Çorum’lar, Dersim’ler bunlardan sadece bir kaç tanesi idi. Yezit hep başka donlarda karşımıza çıktı. Yavuz oldu, Hınzır Paşa oldu, Kuyucu Murat oldu. Zulüm hep var oldu.

    “YOLUMUZDAN, DAVAMIZDAN, İNANCIMIZDAN VAZGEÇİREMEDİLER”

    Ancak herşeye rağmen bizleri yolumuzdan, davamızdan ve inancımızdan vazgeçiremediler. Çünkü bizler Kerbela’ların evlatlarıyız. Bizler, darağacında, DÖNEN DÖNSÜN BEN YOLUMDAN DÖNMEZEM diyen Pir Sultan Abdal’ların, idama giderken, KORKUMUZU KERBELA’DA BIRAKTIK diyen Hüseyin İnan’ların yoldaşlarıyız. Dağların heybetini arkasına alıp yürüyen Baba İshakların, Baba İlyas’ların,
    mayasında inanç, doğruluk ve haksızlığa karşı boyun eğmeyerek direnmek olan Kalender Çelebi’lerin yarenleriyiz.

    Dehak’lara karşı Demirci Kava’yız
    Nemrut’lara karşı İbrahim’iz
    Firavun’lara karşı Musa’yız.

    Bizler, Anadolu’nun en karanlık dönemlerinde sevgi ve hoşgörü ile bilgelikleri ve itikatlarıyla toplumu biraraya getirerek ilim ve irfanı aşılayan, insanların gönüllerinde çerağ uyandıran, Hünkar Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa, Yunus Emre’lerin ve erenlerin yolundan yürüyenleriz.

    “TÜM MAZLUMLARIN MATEMİNİ ÇEKERİZ”

    İnsanlık tarihi boyunca yaşanan tüm katliamları ve acıları Kerbela hırkasının altında biriktiren biz Aleviler, her sene Hicri takvime göre 1 Muharrem ile 12 Muharrem günleri arasında Kerbela şehitleri ve onların nezdinde, katliama uğramış tüm mazlumların matemini çekeriz.

    Matem bu sene karşılama oruçlarının ardından 31.08.2019 Cumartesi günü başlayıp 11.09.2019 Çarşamba günü sona erecektir.
    Matem süresince cemevlerimizde, hanelerimizde Kerbela şehitleri aşkına çerağlarımızı uyandıracağız, verilen gülbanklarla oruçlarımızı açıp muhabbetlerimizi paylaşacağız. Matem günlerinin ardından Aşurelerimizi kaynatıp, cemlerimizi bağlayarak birlik beraberlik içerisinde bu kutsal günlerdeki ibadetlerimizi ve hizmetlerimizi yerine getireceğiz.

    “MUHARREM AYININ KUTSALLIĞI İSLAMİYET ÖNCESİNE DAYANIYOR” 

    Muharrem ayının kutsallığı İslamiyetin çok öncelerine dayanmaktadır. Oruç tutmak ise kadim insanlık tarihi kadar eski bir gelenek ve ibadettir.
    Tarihte diğer inançlarda ve topluluklarda Muharrem ayında her ne gerekçe ile oruç tutulursa tutulsun, biz Alevilerde Matem orucu olarak anılır. Kerbela Katliamı nedeniyle ve daha sonraki süreçte de 12 imamların kutsallığıyla birleştirilerek, 12 gün oruç tutulması gelenekselleşmiştir. Bizler Ehlibeyt bendeleri olarak 12 gün boyunca oruç tutar matem çekeriz. Asıl önemlisi de yaşanan bu katliamların acısını yüreğimizde hissederiz.

    “HER TÜRLÜ EĞLENCEDEN KAÇINIRIZ” 

    Her türlü eğlenceden, gösterişten ve zevkten kaçınırız. Kul Nesimi’nin, ‘Abdestimiz katlanmak,  namazımız sabretmek, biz bir oruç tutarız Ramazana benzemez’ dediği gibi bizim orucumuz diğer anlayışlardan farklıdır. Sadece yemeden içmeden oruç tutarak değil, bir ömür boyu olması gerektiği gibi elimize, dilimize, belimize sahip olarak, düşeni kaldırarak, yetimi doyurarak, ihtiyacı olanlara yardım ederek, haksızlık karşısında boyun eğmeyerek bu günlerin tamamlanması gerekir.

    Bu duygularla, Matemi gönlünde yaşayan cümle canların niyetleri kabul, muratları hasıl ola.
    Matem sonrasında paylaşacağımız aşure lokmalarımız birliğimize, beraberliğimize vesile ola. Sevgi saygı ve hoşgörü yüreğimizden hiç eksik olmaya.
    Hak Muhammed Ali, Kerbela şehitleri ve cümle mazlumlar aşkına çekilen matemi, tutulan oruçları kabul ve makbul eyleye. Erenlerin, evliyaların himmetleri üzerimizde daim ola. Bozatlı Hızır yoldaşımız, Hünkar-ı Evliya yardımcımız ola.”   (HABER MERKEZİ)    

     

  • Pir Dolaş: Kerbelayı unutursak bütün değerlerimizi unuturuz-VİDEO

    Pir Dolaş: Kerbelayı unutursak bütün değerlerimizi unuturuz-VİDEO

    PİRHA- Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya açıklama yapan Dewrişi Gewr Ocağı pirlerinden Mahmut Dolaş, “Biz ehlibeyti ve Kerbela olayını unuttuğumuz zaman bütün değerlerimizi unutmuş oluyoruz. Biz Hüseyni duruşu, zalime karşı boyun eğmemeyi ve direnmeyi, mazlumun yanında yer almayı Kerbela’dan öğrendik” dedi.

    Haberin videosu

    Aleviler, Kerbela’da Katliamı’ın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez. Matem boyunca hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.

    Muharrem ayının önemine vurgu yapan Dewrişi Gewr Ocağı pirlerinden Mahmut Dolaş, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “HER TÜRLÜ EĞLENCE YASAKTIR”

    “Muharrem Ayı yaklaştığı zaman öncesinde evlerde genel bir temizlik yapılır. Evlerde bulunan çalgı ve eğlence aletleri kaldırılır. Kimse kendini görmesin ve bakmasın diye aynalar ters çevrilirdi” ifadelerini kullanan Pir Mahmut Dolaş, “Muharrem Kurban bayramından 21 gün sonra gelir, 22’nci gün oruç tutmaya başlanır. Bölgelere göre oruç tutma günleri değişiyor. Bizim bu bölgede de 15 gün oruç tutulur. Oruç ile birlikte aynı zamanda Kerbela şehitleri için tutulan bir yas var. Bu yas nedeni ile Alevi toplumu özelikle Muharrem ayına girildiğinde bıçak kullanmazlar. Kesilecek olan malzemelerini önceden hazırlar, et yemezler.”

    “KERBELA’YI UNUTURSAK BÜTÜN DEĞERLERİMİZİ UNUTMUŞ OLURUZ”

    “Muharrem ayında erkekler tıraş olmaz her türlü eğlence yasaklanır. Düğün, nişan ve benzeri eğlenceler bu ayda yapılmaz” diyen Pir Dolaş, “Bir evde nasıl bir insan yaşamını yitiriyor ve yası tutuluyorsa bu ayda bütün Alevi evlerinde aynı yas tutulur. Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin ve Kerbela şehitlerini anmak ve değerlerini yaşatmak için buna çok önem veriyoruz. Kerbela’da katledilen ehlibeytin yasını tutmak bizim için en büyük değerlerden bir tanesidir. Bunları unutmamak ve unutturmamak, isimlerini yaşatmak için onların isimlerini çocuklarımıza veririz ve hep yaşatırız. Çünkü biz ehlibeyti ve Kerbela olayını unuttuğumuz zaman bütün değerlerimizi unutmuş oluyoruz. Biz Hüseyni duruşu zalime karşı boyun eğmemeyi ve direnmeyi mazlumun yanında yer almayı Kerbela’dan öğrendik.”

    “AŞURE GÜNÜ TATİL OLARAK KABUL EDİLMELİ”

    Pir Dolaş, “Bu ayda Aşure taneleri gibi bir arada olup bir birliktelik sağlamak gerekiyor. Muharrem ayında katledilen ehlibeyt soyu için tutulan yasın ardından o yas için Aşure lokması yapıp dağıtıyoruz. Bu nedenle Aşure gününün tatil olarak kabul edilmesini istiyoruz. Bayramda günlerce tatil yapılırken Aşure gününün tatil olarak kabul edilmemesini eksiklik olarak görüyoruz. Yetkililer bu konuda gerekli çalışmaları yapmalıdır” diye konuştu.

    Mustafa YÜKSEL/ADIYAMAN

     

     

  • ‘İslamiyet Kerbela’dan sonra doğduğu topraklara gömüldü’

    ‘İslamiyet Kerbela’dan sonra doğduğu topraklara gömüldü’

    “Yeryüzünde hiçbir devrim yoktur ki temel insanlık idealleriyle gerçekleşmeye çalışmış ve fakat yarım kalmamış olsun. Hepsi yarım kaldı: Musa, İsa, Muhammed peygamberlerin söyledikleri karşı devrime uğradı. 5-10 yıl ancak sürdü ve değiştirildi. İslamiyet Kerbela’dan sonra doğduğu topraklara gömüldü, hala orada yatıyor.” Bu sözler anti kapitalist Müslümanlardan ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık’a ait. 

    Karşı Mahalle’den Sezgin Kartal’ın gündeme dair sorularını yanıtlayan ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, yeryüzüne gelmiş bütün dinlerin bir süre sonra ideallerinden saptırıldığını ve egemenlere yaradığını vurguladı. Gerçek İslamiyetin Kerbela’dan sonra yok olduğunu belirten Eliaçık’ın önemli açıklamalarından bir bölüm şöyle:

    İSLAMİYET KERBELA’DAN SONRA BİTTİ

    “Tüm dünya tarihinde olan şey İslam tarihinde de olmuştur. Yani bütün dinler ve devrimler acılar ve ıstıraplar içerisinde doğarlar, rahatlık ve konforun içerisinde yok olurlar. Aliya İzzetbegoviç’in sözleridir bunlar. Kendilerini gerçekleştirmeleriyle beraber biterler, statükoya dönüşürler, yalan söylemeye başlarlar, karşı devrime uğrarlar, çarpıtılırlar ve özü gerilerde kalır. Yeryüzünde hiçbir peygamber yoktur ki getirdiği din çarpıtılmamış, değiştirilmemiş, özünden çıkarılmamış olsun. Yeryüzünde hiçbir devrim yoktur ki temel insanlık idealleriyle gerçekleşmeye çalışmış ve fakat yarım kalmamış olsun. Hepsi yarım kaldı: Musa, İsa, Muhammed peygamberlerin söyledikleri karşı devrime uğradı. 5-10 yıl anca sürdü ve değiştirildi. İslamiyet Kerbela’dan sonra doğduğu topraklara gömüldü, hala orada yatıyor. Fransız Devrimi ‘Özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ diye başladı; Napolyon’un Mısır’ı işgale girişmesiyle bitti. Rus Devrimi ‘Dünya emekçileri ve işçileri birleşin; devlet ortadan kalkacak, herkes eşit olacak, zenginlik yoksulluk ayrımı bitecek’ diye başladı ama en fazla 5 yıl sonra Lenin’in ölmesi ve Troçki’nin de ülkeyi terk etmesiyle, bana göre bitti. Çin Devrimi öyle, İran Devrimi öyle… Yeryüzünde adalet, özgürlük, eşitlik, kardeşlik, daha güzel bir dünya diye başlayan bütün dinler ve devrimler ilk birkaç yıl dünyaya bir şeyler söyleyerek bitmişlerdir. Şimdi biz İslamiyet’i bu kavrayışla, bu tarihsel perspektiften bakarak anlamalıyız. İslamiyet de Kerbela’dan sonra bitmiştir, peygamberin vefatıyla rüzgarı sönmüştür. Ortalıkta gördüğünüz onun karikatüründen başka bir şey değildir. İslamiyet imparatorluklar dinine dönüşmüştür; Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar’a payanda olan bir din! Daha önce de Hristiyanlık Bizans’ın, Mecusilik Sasani İmparatorluğu’nun payandasıydı. Onun yerine geçen din, Müslüman-askeri-tarım imparatorluklarını ayakta tutmaktan, onlara meşruiyet kaynağı olmaktan başka bir işe yaramadı. Padişahlara yaradı, Sultanlara yaradı, toprak ağalarına yaradı; onların manevi zırh yaratıp dinin sağlam duvarları arkasında sömürülerini sürdürmelerine yaradı. Halbuki İslamiyet bunları ortadan kaldırmak için gelmişti. Eğer İslam’ın bütün amaçları gerçekleşseydi zengin yoksul uçurumu 50 yıl içinde bitecekti; ağalık, efendilik, kölelik 50 yıl içinde tamamen kalkacaktı. Kadınlar alınıp satılmayacaktı, kadınlarla erkekler tamamen eşit hale gelecekti. İnsanların rızasına, istişaresine dayanan yönetimler kurulacaktı. Bu yönetimler ceberrut, yukarıdan aşağıya hiyerarşik, baskıcı yönetimler değil daha çok yatay yönetimler olacaktı. Belki de giderek krallık, imparatorluk,devlet dediğin şey ortadan kalkacaktı. Özgür toplumlar yaratılacaktı. Bunların hepsi İslamiyet’in hayalleriydi. Hiç biri gerçekleşmedi. Bunlar başka devrimlerde de vardır. Ben zaten hepsini bir görüyorum, dinleri devrimlerden ayırmıyorum; İsa’yı, Musa’yı, İbrahim’i birbirinden ayırmıyorum. İslam’ın çıkışını, Aydınlanma Dönemi’nin çıkışını, Rus Devrimi’ni, sosyalist devrimleri, İran Devrimi’ni birbirinden ayırmıyorum. Bunların hepsini ortak insanlık akışı içinde bir görüyorum ve devlet oluşuncaya kadar, statüko oluncaya kadarki bütün sloganlarını, özlemlerini benimsiyorum. Fark etmez hangi dilde olduğu. Biri seküler dilde, öbürü din dilinde; biri Rusça’da öbürü Fransızca’da; biri Farsça’da öbürü Arapça’da söylemiş fark etmez. Hepsi aynı özlemleri ifade ediyor ve o özlemler hala boşlukta. Ve maalesef onları savunacak, yeniden canlandıracak, insanlığın gündemine getirecek yeni hareketlere ihtiyaç var.”

    “ZENGİNLERİN ALLAH’IYLA YOKSULLARIN ALLAH’I HEP MÜCADELE ETTİ”

    Eliaçık, “Peki, bu mümkün mü? Çünkü yaygın olan anlayış sizin karşısında durduğunuz anlayış. Bugün sadece Türkiye’ye baktığımızda bile dinin kendisi yoksullara mı yarıyor, onların mı dini? Yoksa bugün ülkeyi yöneten ceberutlara mı yarıyor?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

    Bu hep tarihte de böyle oldu. Mesela gerek İsa, gerek Musa, gerek Muhammed peygamberler zamanında din, geniş yığınları uyuşturmak amacıyla kullanılıyordu. Allah vardı, fakat zenginler tefeci bezirganlar ve o toplumlara hükmedenler Allah’ı kullanıyordu. Mısır’da mesela Firavun, tanrının yeryüzündeki cisimleşmiş hali olarak görülüyordu. Fakat karşısındaki Musa da Tanrı’nın elçisi olduğunu söylüyordu. Firavun’un Allah’ı ile Musa’nın Allah’ı çarpışıyordu. Kureyş Kabilesi’nin Allah’ıyla Peygamber’in getirdiği Allah çarpışıyordu. Tarihte hep ‘dine karşı din’ olmuştur Ali Şeriati’nin dediği gibi. Dinle dinsizlik savaşmadı hiç. Dindarlarla ateistler tarihte hiç savaşmadı. Savaşlar statükonun dinini, şirk dinini temsil edenlerle tevhit dinini temsil edenler arasında idi. Zenginlerin Allah’ıyla yoksulların Allah’ı hep mücadele etti. Hüseyin de Allah diyordu Yezid de Allah diyordu; Ali de Allah diyordu Muaviye de Allah diyordu; Peygamber de Allah diyordu Ebu Celil de Allah diyordu. Müşriklerin hepsi namaz kılıyordu, oruç tutuyordu, hacca gidiyordu. Şu anki dini ritüellerin hepsini Cahiliye müşrikleri de yapıyordu. Ama sosyal adalet yoktu. Bugün de böyledir ve bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir. Sanılmasın ki yoksulların Allah’ı bir gün gelecek öbürlerinden daha fazla galip gelecek. Yok! Devletin, statükonun, zenginlerin Allah dediği şey toplumlara egemen olmaya, onları uyuşturmaya her daim devam edecek. Fakat her daim ‘Allah bu değil!’ diyen bir ses de olacak. Yani Ebuzer de olacak, Hüseyin de olacak çeşitli şekillerde. Tarihin diyalektiği, dinsel akışı böyle ilerliyor. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Çarşaf giyinip Kerbela’ya gitmek ikiyüzlülüktür’-VİDEO

    ‘Çarşaf giyinip Kerbela’ya gitmek ikiyüzlülüktür’-VİDEO

    PİRHA – Dede Sefa Öztürk, Avusturya’dan Kerbela’ya götürülen Alevi kadınlara çarşaf giydirilmesine sert tepki gösterdi. Öztürk, “Dünyanın her tarafı Kerbela olmuş durumda. Bugünkü katliamlara ses çıkarmayanların Kerbela topraklarına çarşaf giyerek gitmeleri tamamen ikiyüzlülük” dedi.

    Avusturya’da faaliyet gösteren bir Alevi-İslam topluluğu tarafından düzenlenen Kerbela ziyaretinde kadınların çarşaf giyinmesi tartışma yarattı.

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, Alevi kadınlarının çarşaf giyinip Kerbela’ya gitmesini “Bu kadarına da pes” diyerek eleştirdi. Öztürk, “Aleviler olarak ilk defa başımıza böyle bir olay geliyor” diyerek Alevilikte çarşaf giyinme anlayışının olmadığını ifade etti.

    “KERBELA’YA ÇARŞAF GİYEREK GİTMEK İKİYÜZLÜLÜKTÜR”

    Dede Öztürk, Alevi toplumuna dönük katliamların günümüzde de sürdüğüne işaret ederek “Bugünkü katliamlara ses çıkartmayanların Kerbela topraklarına çarşaf giyerek gitmeleri tamamen ikiyüzlülüktür” diyerek şunları ekledi:

    “Bizler elbette ki mazlumun yanındayız kendimizde mazlumun aslında mazlumların yanında olmak bir iddiadır kendisi sürekli katliam ve haksızlıklara uğramış bir toplumun falancanın da yanındayım demesine gerek yoktur. Mazlumiyet ve mağduriyet sürekli devam ediyor. Bugün dünyanın her tarafı Kerbela olmuş durumda. Çünkü hala katliamlar devam ediyor. Bugünkü katliamlara ses çıkartmayanların Kerbela topraklarına çarşaf giyerek gitmeleri tamamen ikiyüzlülük ve çifte standarttır, diye düşünüyorum. Ayrıca bu başka bir algıdır. Aleviliğin böyle bir problem ve anlayışı yoktur. Alevilik bugün mü keşfediliyor? Alevilik günümüzde bir tür ranta sürükleniyor. Çünkü o Kerbela’ya götürenlerin tek derdi insanlar Kerbela’yı görsün değil. Masum insanlar katledilirken acaba kaç tanesinin yüreği acıyla burkulmuştur?”

    “ÖBÜR DÜNYA RANTI YARATILDI”

    Dede Sefa Öztürk’in altını çizdiği bir diğer konu ise; Aleviliğin bir tür ideolojik katliam ile karşı karşıya olduğu noktasıydı.

    Öztürk şöyle devam etti:

    “Fakat onlar için asıl Aleviliğin ortadan kaldırılıp yok edilmesi, özünün tamamen dumura uğratılması, çürütülmesidir. Bir diğer önemli olan durum da oradan yaratılan rantın başkaları tarafından sürekli kullanılmasıdır. Bugün dinler önemli ölçüde rant yaratıyor. Alevilik ise önceden insanlık yaratıyordu. Çünkü doğasında paylaşım, rızalık, müsahiplik, kardeşlik, dayanışma ve İMC gibi kavramlar vardı. Bugün ise cennet ve cehennem algısı daha yoğun biçimde yaşanıyor. Hayatın gerçeği yukarıya doğru taşınarak bir tür öbür dünya rantı yaratıldı. Ve bugün Alevilik özellikle rantiyeye dayalı ve çürümeyi daha yoğun bir biçimde çoğaltacak anlayışları yaşamın içerisine sokarak bir tür ideolojik katliam ile karşı karşıya. Buna karşılık Alevilik mutlaka kendisini korumak zorundadır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Pir Erdoğan’dan çarşaf giyinen Alevi kadınlara tepki: İhanet ediyorlar- VİDEO

    Pir Erdoğan’dan çarşaf giyinen Alevi kadınlara tepki: İhanet ediyorlar- VİDEO

    PİRHA – Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu adlı kuruluşun Kerbela’ya düzenlediği gezide Alevi kadınlara çarşaf giydirilmesine İbrahim Erdoğan Dede tepki gösterdi. Erdoğan, “Bir Alevi olarak eğer çarşaf giyip Kerbela’ya gidiyorsa Hz. Hüseyin’e ihanet ediyor, onun yanına gitmekle ona niyaz etmiyor ona ihanet ediyor” dedi.

    Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu adlı kuruluşun Kerbela’ya düzenlediği gezide Alevi kadınlara çarşaf giydirilmesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Ağuçan Ocağı Pirlerinden İbrahim Erdoğan, “Herşeyden önce bir insan neden kendini kapatıyor, kimden utanıyor da kendini kapatıyor. Niye utanıyor, suçu mu var, tanınmasın diye mi kendini kapatıyor?” diye sordu.

    Alevi kadınlarına çarşaf giydirilerek Kerbela’ya götürülmesinin doğru olmadığını kaydeden Erdoğan, “Şii devleti Hz. Hüseyin’in de özgürlük hareketinin de üstünü perdeleyerek kendi çıkarına çevirdi” ifadelerini kullandı.

    “HÜSEYİN’İ YANLIZ BIRAKANLAR, İNSANLARA O ÇARŞAFI GİYDİRDİLER”

    Pir İbrahim Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Mesela Hz. Hüseyin Kerbela’ya giderken yolda bir Arap yazara rastlıyor diyor ki; ben oraya gidiyorum, orada durum nedir? diyor ki Ya Hüseyin oradaki Küfe halkının gönlü senden taraf kılıcı Yezid’ten taraf. İster git ister gitme.

    Şimdi Hz. Hüseyin’e imza verip biz seni tanıyoruz senden başka kimseyi tanımıyoruz deyip aile efratıyla oraya davet edip ondan sonra yüz çevirmeler, kaçanlar Hz. Hüseyin’i sahiplenmediler. Kendilerine o zinciri vuruyorlar ya Hz. Hüseyin’i sahiplenmedikleri ve ortada bıraktıkları için pişmanlıktan dolayı kendilerine zincir vuruyorlar. Bu aydınlanmasın diye Hz. Hüseyin’i kendi devletinin çıkarları için ortada bırakanlar geri döndü o insanlara çarşaf giydirdi.”

    “Bir Alevi olarak eğer çarşaf giyip Kerbela’ya gidiyorsa Hz. Hüseyin’e ihanet ediyor, onun yanına gitmekle ona niyaz etmiyor, ona ihanet ediyor” diyen Pir İbrahim Erdoğan, gri pasaportlu dedeleri hatırlatarak, “Gri pasaportlarla İran’a giden, Arabistan’a hacca giden kendine dede diyenler, devletin örgütlemesiyle bu işi uygulayanlar asla hiçbir zaman dede olamazlar” dedi.

    Pir Erdoğan, çarşaf giyip Hz. Hüseyin’in karşısına gidenlerin Hz. Hüseyin’e ihanet ettiklerini belirterek, “Çünkü Hz. Hüseyin asla özgürlüklerin karşısında değil özgürlüklerin var olması için aile efratıyla şehit oldu. Onlar özgürlüklerini kısıtlayarak gidiyorlarsa Hz. Hüseyin onları kabul etmez” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

  • ‘Aleviliğin Şiileştirilmesine bazı cemevi başkanları ve dedeler hizmet ediyor’-VİDEO

    ‘Aleviliğin Şiileştirilmesine bazı cemevi başkanları ve dedeler hizmet ediyor’-VİDEO

    PİRHA – Aleviliğin Şiileştirilerek asimile edildiğine dikkat çeken Yazar Süleyman Zaman, Şiileştirme çalışmalarına bazı cemevi başkanları ve dedelerin hizmet ettiğini söyledi. Zaman ayrıca, “Ezilenlerin, dışlananların yanında yer alan bir öğreti ve inanç olan Alevilik, egemen inançların her zaman baskısı altında olmuştur” dedi. 

    Türkiye’de kimi çevrelerin Alevileri asimile etme çalışmaları devam ediyor. Eskiden sünnileştirilmeye çalışılan Aleviler şimdi “Sünnileştiremiyorsak Şiileştirelim” politikasıyla asimile edilmeye, özlerinden koparılmaya çalışılıyorlar.

    Şiileştirme politikaları kapsamında İran’dan Şialar getirilerek çeşitli Alevi derneklerine, dergahlarına, cemevlerine yerleştirip, deyim yerindeyse kaleyi içten fethediyorlar. Öyle ki cemevi cemevi dolaşıp gençler arasında Kur’an ve namazı anlatan misyonerler bile var.

    Alevilerin Şiileştirilerek asimile edilmesine ilişkin Alevi Yazar Süleyman Zaman Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Son dönemlerde Alevilik üzerine çok büyük oyunlar oynandığının altını çizen Zaman, “Ezilenlerin, dışlananların, ötekileştirilenlerin yanında yer alan bir öğreti ve inanç olan Alevilik, egemen inançların her zaman baskısı altında olmuş. Bu nedenle toplumsal ütopyası ve tarihsel boyutu nedeni ile kırımlara uğratılmıştır” dedi.

    “SÜNNİLEŞTİREMİYORSANIZ BIRAKIN ŞİİLEŞTİRELİM”

    Günümüzde de özellikle Alevilik üzerinde büyük oyunların oynandığını dile getiren Zaman şunları kaydetti:

    “Bir zamanlar İran’da ‘Aleviliği eğer siz Sünnileştiremiyorsanız, bırakın biz onları Şiileştirelim’ denilmişti. Bu politikalara günümüzde bazı cemevi yöneticileri ve dedeleri  hizmet ediyormuş gibi bir duygu içindeyim. Bunu neden söylüyorum. Çünkü son dönemlerde cemevlerine gittiğimde özellikle bazı cemevlerinde kuran kurslarının açılması, kadınlarımızın erkeklerle ayrı oturtularak başlarına örtü örtülmeye çalışılması ve bazı Alevilerin Necefe (Kerbelaya) götürülmesi durumu var. Oranın sanki Alevilerin kabesiymiş gibi bir algı oluşturuluyor.
    Alevilik sadece  Ali’yi sevmek, matem orucunu tutmak, teber ve tebeleya sahip olmak, onları savunmak gibi gösteriliyor. Aslında Aleviliği yapan o bütüncül yönlerini unutturarak, Aleviliğin sanki batıni boyutu, toplumsal boyutu yokmuş gibi bunlar unutturulmaya çalışılıyor. Aleviliği Şiilik boyutuna indirgemeye çalışarak Aleviliğin geçmişten getirmiş olduğu o önemli değerler yok edilmeye çalışılmaktadır.”

    “RIZA ŞEHRİ ALEVİLİĞİN ALGISIDIR”

    Aleviliği oluşturan değerlerin yok edilmesine izin verilmemesi gerektiğine işaret eden Süleyman Zaman, “Bizim bedenimizde onlarca organımız biraraya gelip bizi biz yapıyorsa bir beden oluşturuyorsa Alevilik de kadim dönemden bu yana gelen o değerlerin toplamıyla Alevilik olmuştur. Bu anlamda Alevilik bana göre en az yüz bin yıllık insanlık tarihinin hafızasıdır. Bu hafızanın içerisinde insanlığın kurtuluş ütopyası var. Kamil insan, kamil toplum modeli ve rıza şehri Aleviliğin toplumsal algısıdır. Alevi bilgelerin ortaya koymuş olduğu bu ütopya insanlığın kurtuluşunu da önceleyen bir anlayıştır. Özellikle günümüzde Alevi olduğunu söyleyen bir çok dostumuz Aleviliğin bu yönünü yok saymaya çalışıyorlar. Bu Alevilerin kendisini doğal asimilasyon yapmaktan başka bir şey değildir” diye konuştu.

    Zaman şöyle devam etti:

    “Devletin egemenlerin asimilasyonunu görüyoruz burada. Aleviliğin taşımış olduğu bu değerler sadece ülkemizdeki egemenleri değil dünya egemenlerini de rahatsız ediyor. Çünkü insanlığın kurtuluş ütopyası. Sadece ülkemizdeki insanlığın kurtuluşunu değil; 72 millete aynı bakan dünyadaki tüm insanlara ve dünyanın neresinde acı varsa bir keder varsa bir yoksulluk varsa o benim davamdır diyen, bu anlamda insanlığa hizmet eden insanı ve insanlığın kurtuluşunu temel alan bir öğretidir. Bu nedenle günümüz egemenlerini korkutması kadar doğal bir şey yoktur. Dolayısıyla Aleviliğin bu yönü yok edilerek sadece inançsal boyutuna indirgenip, inançsal boyutta sadece ritüel boyutuna indirgenerek Aleviliğin diğer toplumsal boyutları yok edilmeye çalışılıyor. “

    “ALEVİLİĞİ İSLAMIN ÖZÜYMÜŞ GİBİ GÖSTERMEK DOĞRU DEĞİL”

    Yazar Süleyman Zaman, “Alevilik geçmişler toplamıdır. Tabi ki 1500 yıldır var olan İslami birtakım değerlerin Aleviliğin içine girmesi çok doğaldır. Bu diyalektikte bunu söyler. Çünkü var olan her şey başka şeyleri de etkiler. Her şey bir birinin içerisine geçer. Benzer benzeri çeker yasası vardır. Bir de gelişim yasası ve tekamül yasası vardır.  Tekamül yasası zaten tam da bunu içerir. Derki bir şey varlaştığı zaman anında başka şeyleri de etkiler. Dolayısıyla özneler arası geçiş nedeniyle bugün 1500 yıldır var olan İslami bir takım değerlerin de Aleviliğin içerisine taşındığı bir gerçektir. Ama önemli olan Alevi bilgelerinin Aleviliğe  taşımış olduğu İslami değerlerin hangi anlamları yüklediğidir. Yani bu anlamları bilmeden eğer bize egemenlerin sunduğu bir şekilde bu İslami değerlere sahip çıkarsak tabi ki o zaman gerçek Aleviliği sanki İslamın özüymüş gibi İslamın kendisiymiş gibi bir anlam içerir. Bu doğru değildir. Bu aynı zamanda Sünni dostlarımıza da haksızlık olur. Sanki onların inandığı din bu değilmiş gibi. Bu doğru değil” şeklinde konuştu.

    “KENDİ İÇİMİZDEKİ DOĞAL ASİMİLASYONA KARŞI BİR DURUŞ SERGİLEYELİM”  

    Alevilik İslam’dan etkilenmiştir ama sadece İslam’dan değil. Alevilik dört kitaba aynı nazardan bakarız diyen bir anlayıştır” diyen Alevi Yazar Süleyman Zaman son olarak şunları kaydetti:

    “Dün veya bugüne kadar ulaşan bütün inançlardan Alevilik  içerisinde bir takım şeyler bulmak olasıdır. Bunu benim söylememe gerek yok. Aleviliğin değerlerine şöyle derinlemesine bakan ozanların dizelerine bakan muhakkak bunu görür. Onun için biz 72 millete aynı nazardan bakıyoruz, dört kitabın dördü haktır diyoruz. Hatta bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün bilgelerin ortaya koymuş olduğu değerlere sahip çıkın ama önemli olan o değerlerin insanı insanileştirmesine yönelik olmasıdır. Alevilik kendini bu değerler üzerinde tanımlamıştır. Bunun için bu değerlere sahip çıkalım. Bu değerler Aleviliği Alevilik yapan değerlerdir. Asimilasyona karşı  tavır alırken kendi içimizdeki doğal asimilasyona karşı da bir duruş sergileyelim.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Veliyettin Ulusoy: Yetmiş iki fırkaya bir nazar ile bakarız, ötekimiz yoktur bizim

    Veliyettin Ulusoy: Yetmiş iki fırkaya bir nazar ile bakarız, ötekimiz yoktur bizim

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, acı üzerine yazdığı yazıda, acının yasa dönüşümünün bir nevi insanın acıyı paylaşma ve ona ortak olma biçimi olduğunu belirterek, “Bu biçimin vücut bulduğu yer ise insanın vicdanıdır” dedi. Ulusoy, “Bizler yetmiş iki fırkaya bir nazar ile baktığımız içindir ki ötekimiz de yoktur” ifadesini kullandı.

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, Serçeşme Dergisi’nin 47. sayısında da yayınlanan acı üzerine yazdığı yazıda, “Acının yasa, yasın da sevgi ve ibadete dönüşümüne ait olan sırlar kendi içinde saklıdır” dedi.

    İmam Zeynel Abidin’in, “Hz. Yakup Peygamber idi, on iki oğlundan birisi kayboldu. Onun hayatta olduğunu bildiği halde hasretine dayanayım o kadar ağladı ki gözlerine ak indi. Ben ise babamın, kardeşimin, amcamın ve ailemden olan on yedi kişinin etrafımda katledilmiş bedenlerini gördüm. Benim gamım, üzüntüm nasıl son bulabilir ki” şeklindeki sözlerini hatırlatan Ulusoy, şöyle devam etti:

    “Acı sosyal ve kültürel bir olgudur. Sadece fizyolojik değildir, insan olmaklığımız ile ilgili olarak onur ve ruhsal bir durumdan öte kendimize olan saygının bir simgesidir. En basit haliyle insan bir makine değildir acı da bir mekanizma değildir! Ve bu nedenledir ki yaşanılan ya da yaşatılan acı insana, asla yapamayacağını sandığın şeyleri yapar veya söylemek istemediğin şeyleri söyler. Bu yapılanlardan ve söylenenlerden insan bir süre sonra pişmanlık dahi duyabilir fakat bedenin ve bilincin acısı geçer ama vicdanın acısı asla. Çünkü insanın çektiği acıların sınırı yoktur ve bu nedenledir ki insanı yaşadığı dünyanın dışına atar; insanı kendisinden koparır ve sınırları ile yüz yüze getirir. İnsanın, insan olmaklığından kaynaklı olarak yüz yüze geldiği bu noktada acı yasa dönüşür ve kutsal bir yara olarak insanın vicdanında yer edinir ve hatta bazen insanın vicdanında sır olur.

    Ulusoy, acının yasa dönüşümünün bir nevi insanın acıyı paylaşma ve ona ortak olma biçimi olduğunu belirterek,  “Bu biçimin vücut bulduğu yer ise insanın vicdanıdır. Öyle bir vicdandır ki insanın imanı gibi acı ve buna bağlı olarak yaşanılan yası sevgi ve ibadete dönüştürür. Acının yasa, yasın da sevgi ve ibadete dönüşümüne ait olan sırlar kendi içinde saklıdır” dedi.

    Ulusoy şöyle devam etti:

    “Beşeri manadaki karşılığı toplumlar içinde yaşadıkları evrene yani toplumun kültürel ve sosyal sınırları dahilinde anlam ve biçim verirler. Fakat söz konusu Kerbela olduğunda hakikat meydanı kurulur. Yani kul ve beşer olmamızdan öte insan olmaklığımız ile olarak vicdanımız, olgunluğumuz, kamilliğimiz, merhametimiz, duyarlılık eşiğimiz bu hakikat meydanında dile gelir. Aksi halde beşeri anlamda yapılan yorumlar sıkıntı ve anlayışsızlığa neden olur. Ki bu da hamlık ve kabalık üretmekten öte hiçbir yaraya merhem olmaz.”

    “SÖZ KONUSU KERBELA OLDUĞUNDA NEDEN Mİ HAKİKAT MEYDANI KURULU? 

    Kerbela Katliamı’nın acısına değinen Ulusoy, İmam Hüseyin’in atı Zülcenah üzerinden hissedilen acıyı anlattı.

    “Zülcenah başını yere eğdi, alnını Şahı şehidi Kerbela’nın kanına sürdü, gözlerinden yaş akarken kadınların bulunduğu çadıra yöneldi ve başını yas içinde eğdi. Hüseyin’in kanı yetmiş iki Kerbela Şehidinin kanı gökyüzüne doğru aktı ve bir daha da asla yere düşmedi. Hüseyin, iyi ile kötünün arasında devam eden sonsuz savaşta tahrip edilmiş bütün değerlerin, yine terkedilmiş bütün ideallerin simgesi olurken kendisini adalet tapınağının eşiğinde kurban etmişti. Bu kurban ediliş biçimi insanlığın gözyaşında, yüreği burkan, sonsuza dek unutulmaz ve silinmez bir oyuk açmıştı.

    “ÖLÜME TESLİM OLMAMA HALİ İNSANLIK İÇİN KURTULUŞUN SİMGESİ”

    “Hüseyin’in ordusu, askeri, süvarisi, organize edilmiş bir savaşçı grubu yoktu ama hak ve adaletin güçten üstün gelebileceğine inanmıştı” diyen Veliyettin Ulusoy, “Bu cesur, asil ve fedakar tutum; ölüme teslim olmama hali insanlık için belki de kurtuluşun simgesi olacaktı. Bir tanıklık etme, tanık olmayı kanıtlama ve devamında bir vicdani duruşu canı pahasına insanlığa sunma biçimine dönüşürken, zalimin alnında bir utanç abidesi ve sonsuza dek silinemeyecek bir kara lekeye dönüşecekti” ifadelerini kullandı.

    “KILIÇ VE HANÇERLER ZALİMLERİN YANİ YEZİT’İN EMRİNDEYDİ”

    Ulusoy, “Kuşkusuzu ki, Hüseyin, terk edenlerin kendisine karşı savaşabileceğini biliyordu çünkü kalpler ve gönüller kendisi ile beraber olsa da kılıç ve hançerler zalimlerin yani Yezit’in emrindeydi” diyerek şöyle devam etti:

    “Bu terk ediliş trajik bir çatlağın başlangıcı olacaktı ama Hüseyin, kendisinden emin, kederli, hüzünlü ve imkânsız bir sabır ile üzerine gelen karanlığa karşı yazgısının sonsuz ışığı ile yürüdü. Çünkü Hüseyin ve yetmiş iki Kerbela Şehidi, her yaşta insan ve her nesil için, yeniden dirilme üzerine adaletin tapınağında yazgılarına boyun eğip, baş vermişlerdi. Bu şekilde bir baş verme biçimi kimileri için tarih olarak kabul görürken, kimileri için ise kutsal bir tarih, zaman, mekan ve barış adına imkansız bir sabrın mihenk taşı oldu.”

    “ÖTEKİSİ OLMAYAN BİR İNANCIN MENSUPLARIYIZ”

    “Matem Orucu, kimi süreklerde On İki İmamların Orucu, Kerbela ve buna bağlı olarak tutulan yaslar, pişirilen aşurelerin ritüel ve ayinlerinin kurucusu ve tayin makamları bizler değiliz tutulan oruç ve yası da biz kaldıralım. Böyle bir durumun Şahı Şehidi Kerbela İmam Hüseyin yazılan davet mektubu ile kendisine salınan kılıçların aynı eller olmasından hiçbir farkı olmaz” ifadelerin kullanan Ulusoy yazısını şöyle tamamladı:

    “Bizler “yetmiş iki fırkayı bir nazar ile görmeyen halka müderris olsa hakikatte asidir” düsturu ile hareket eden bir inancın mensupları ve hizmetkarlarıyız. Yetmiş iki fırkaya bir nazar ile baktığımız içindir ki ötekimiz de yoktur. Ötekisi olmayan bir inancın mensupları da insanları dili, dini, rengi, milliyetine göre ayırmaz. Başta Hüseyin-i Kerbela, On İki İmamlar ve onların yolunu sürüp, hakka yürüyenler bugün bedenen aramızda olmayabilir ve dilleri de beşeri manada dönmüyor. Ama onlar hak aşkına canlarını verdi ve hak ile hak oldular. Bize düşen görev ve ahlaki sorumluluk onların hak aşkına verdiği mücadeleye saygı göstermektir.

    PİRHA / İSTANBUL  

  • AKP’li vekile tepki: Aleviliği, Kerbela’yı saray yanlısı hiç kimse tarif edemez

    AKP’li vekile tepki: Aleviliği, Kerbela’yı saray yanlısı hiç kimse tarif edemez

    PİRHA- Kerbela’da şehit olan Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının yaşadıklarını Haçlılara, Endülüse ve 15 Temmuz’a benzeten AKP Maraş Milletvekili Habibe Öçal’a tepki gösteren Dede Hüseyin Gazi Metin, “Aleviliği, Kerbela’yı saray, düzen yanlısı hiç kimse siyasete alet edip tarif edemez” dedi.  

    Kerbela’da şehit olan Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının yaşadıklarını Haçlılara, Endülüse ve 15 Temmuz’a benzeten AKP Maraş Milletvekili Habibe Öçal’a tepkiler devam ediyor.

    AKP’li vekile tepki gösteren HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, “Kerbela ile bir benzerlik kurulacaksa; Yezit ve Muaviye zihniyetinin devamı olanların yaptığı; Maraş, Çorum, Sivas, Suruç ve Ankara Gar katliamlarını sayabiliriz” demişti.

    Bugün bir tepki de Dede Hüseyin Gazi Metin’den geldi. Metin, “Aleviliği, Kerbela’yı saray, düzen yanlısı hiç kimse siyasete alet edip tarif edemez. Kerbela’dan bu yana acı çeken, ötekileştirilen, Türk İslam senteziyle asimile etmeye çalışan toplumlar bizi tarif edemez” dedi.

    “Demokratik bir şekilde birliği sağlayıp biraraya gelmezsek bize çok Kerbela yaşatırlar” diyen Metin, yazdığı bir şiirle AKP’li vekile tepkisini dile getirdi.

    İmam Hüseyin’e ikrar verenler
    Kerbela bitmedi devam ediyor.
    Zalimin zülmüne karşı duranlar
    Kerbela bitmedi devam ediyor.

    Hallacı Mansur’la Seyit Nesimi
    Asıldık, yüzüldük duyun sesimi
    Enel hak diyenler çeker yasımı
    Kerbela bitmedi devam ediyor.

    Kanuni, Kuyucu, Yavuz Selimler
    Kızılbaş avına çıktı zalimler
    Nasıl unutulur bunca zulümler
    Kerbela bitmedi devam ediyor.

    Koçgiri halkıyla Dersim’e bakın
    Daha dünkü olay tarihi okuyun
    Toplu soykırımı unutmayın sakın.
    Kerbela bitmedi devam ediyor.

    Asırlardan beri düzene kandık
    Maraş’ta vurulduk Sivas’ta yandık
    Malatya Çorum’da candan usandık
    Kerbela bitmedi devam ediyor.

    İbo, İnan, Deniz, Mazlum Çayanlar
    Gazi’de, Gezi’de vuruldu canlar
    Asırlardır kana doymadı bunlar
    Kerbela bitmedi devam ediyor.

    Bombalı eylemler arttı bu sıra
    Suruç Diyarbakır ile Ankara.
    Kapanmaz düzenin açtığı yara
    Kerbela bitmedi devam ediyor.

    Ermeni, Süryani, Ezidi, Kürtler
    Kızılbaş Türkmenler mertoğlu mertler
    Biraraya gelin canım yiğitler
    Kerbela bitmedi devam ediyor.

    Gazi Metin Dede usandık canda
    Tekbirlerle kan akıyor her yanda
    Muaviye, Yezi,t Yavuz yine meydanda
    Kerbela bitmedi devam ediyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Büyükşahin Silivri’den yazdı: Bağırıyorum, Alevilere ayrımcılık yapılıyor!

    Büyükşahin Silivri’den yazdı: Bağırıyorum, Alevilere ayrımcılık yapılıyor!

    PİRHA- KHK ile kapatılan TV1o’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden PİRHA’ya gönderdiği mektupta,  “Ben veryansın ediyorum, çığlık atıyorum, bağırıyorum, Alevilere ayrımcılık yapılıyor. Bunu bilin, bunu duyun, bunu not düşün, bunu anlatın” dedi. Büyükşahin, Alevi kurumlarının, laiklik derdi olan herkesin bunu gündemlerine almaları ve çalışma yürütmeleri gerektiğini kaydetti. 

    Yaklaşık bir yıldır Silivri Cezaevi’nde tutulan KHK ile kapatılan TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, PİRHA’ya bir mektup göndererek, cezaevi koşullarını ve yaşadıklarını dile getirdi.

    Silivri Cezaevi’nde programcı Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir ile birlikte kalan Büyükşahin, “Çıraları yakalım, laikliği haykıralım. Çıra aydınlıktır, gönül gözünü açan ışıktır” dedi.

    Muharrem orucu boyunca hiçbir talepleri karşılanmayan TV10 çalışanları görüşçüleri aracılığıyla sıkıntılarını aktarmışlardı. Muharrem orucu bittikten sonra da Alevi dedesiyle görüşme taleplerini yineleyen Tv10 çalışanlarının dilekçelerine ise hala resmi bir cevap verilmedi.

    Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin mektubunda, cezaevinde bulunan Alevilerin inançlarından dolayı nasıl bir ayrımcılığa ve yok saymaya maruz kaldıklarını anlattı. Taleplerinin temel insan hakkı olduğunu ifade eden  Büyükşahin, “Evrensel hukuk, temel insan hakları, uluslararası sözleşmeler ve anayasaya göre herkes inancını yaşamakta özgürdür. Devlet onları baskı altına almak şurada dursun onların en güvenli bir şekilde bunu yaşamalarının imkanlarını sağlar. TC. Anayasası ve Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmeler gereği bu taleplerimizin karşılanması gerekir” şeklinde belirtti.

    Büyükşahin, cezaevinde bulunan Alevilerin inançlarının gereklerini yerine getirebilmeleri için Alevi kurumlarının Adalet Bakanlığı ile görüşüp bu konuyu gündeme getirmeleri ve bunu talepleri arasına almaları gerektiğini, burada Alevi milletvekillerine de büyük görevler düştüğünü yazdı.

    Veli Büyükşahin’in PİRHA’ya gönderdiği mektubu şöyle:

    “BİR AN ÖNCE ÇERAĞ YAKMAZSAK ÇOK GEÇ OLACAK”

    Çıraları yakalım, Laikliği haykıralım.

    Çıra aydınlıktır, gönül gözünü açan ışıktır.

    Toplumumuzu büsbütün kuşatan karanlık insanların içine doğru sinmeye başlıyor artık. Sadece dışımızda değil karanlık. Kuşatan karanlık öyle bir hal alıyor ki bırakın toplumun genel geçer yapısını ele geçirmeyi, tek tek bireyleri bile ele geçirmeye başlıyor. Önemsemiyor bana ne diyoruz. Sonra bir bakıyoruz bizi de teslim almış karanlık. En tehlikelisi de bu karanlığa tüm benliğimizle teslim olup ‘ne olduysa oldu artık yapacak bir şey kalmadı’ noktasına gelmektir.

    “MUTLU DEĞİLİZ HİÇBİRİMİZ”

    Alevi toplumunun bin yıllardır yaktığı çerağlar her daim karanlıklara karşı çıkışın biricik umudu oldu. Şimdi de yine böylesi bir dönemden geçiyoruz.

    Aydınlık bir toplumda aydınlık bir ülkede aydınlanmış insanlar mutluluğun en büyüğünü yaşarlar. Ancak mutlu değiliz hiçbirimiz. Ne ülkemiz ne toplumumuz aydınlık değil. Her gün biraz daha karanlıklara gömülüyoruz. Bu karanlıklara bir an önce bir çerağ yakmazsak çok geç olacak.

    Hapishaneler her dönem zifiri karanlığın merkezi oldular. Ancak bir ışık, bir umut büyütenler de her zaman var oldular. Şimdi de bu karanlığın hem de zifiri karanlığın içinde bir çerağ yakmak için çırpınıyoruz.

    “TALEPLERİMİZ TEMEL İNSAN HAKLARI”

    Ülkemizde maalesef artık laikliğin adından bile bahsetmek çok az rastlanır bir durum oldu. Yıllarca başta Aleviler ve demokrasiye inanmış kesimler bunun için mücadele ettiler. Laikliğin sadece adı vardı farkındaydık ama şimdi o da yok. Bu anlayış yavaş yavaş toplumun gündeminden çıkarıldı.

    Alevi toplumunun kendi taleplerinin başında laiklik geliyor. Elbette bunun dışında başka başka talepleri de var. Bu talepleri daha yüksek sesle ifade etmek aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin gelişmesine büyük katkılar sağlayacaktır.

    Bizim taleplerimiz karşılanmadığı gibi geçmişten daha da gerilediğimiz gerçeğini de görmemiz gerekiyor.

    Bizim taleplerimiz aslında temel insan haklarıdır. TC Anayasası ve Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmeler gereği bu taleplerimizin karşılanması gerekir.

    Hapishanelerde yaşananlar aslında Türkiye’nin kendi yasalarını ve uluslararası hukuku nasıl ihlal ettiğini görmemiz açısından oldukça öğreticidir.

    “AÇMAYA ÇALIŞTIĞIM KİMSENİN ÖNEMSEMEDİĞİ ŞEYLER”

    21. yy’da yaşadığımız dünyada herkesin din, inanç, vicdan hürriyeti vardır ve tüm devletler buna uymak zorundadır. Aynı zamanda devletlerin her birisi ve toplumun bu anlamda ihtiyaçlarını karşılamak görevi ile karşı karşıyadır.

    Türkiye’de bunlardan bahsetmek mümkün değil elbette. Yüz binlerce insanın kapatıldığı hapishaneler çok ayrı karanlık bir durum. Buralarda yaşanan hak ihlallerini açmayacağım buradan. Bunlar öyle ya da böyle bilinen şeyler.

    Açmaya çalıştığım şimdiye kadar hiçbir şekilde gündemleşmemiş kimsenin önemsemediği şeyler.

    Kimsenin gündeminde değil belki haberiniz yoktur. Belki çoğunuz için önemsiz gelir belki ama öyle değil.

    “BAĞIRIYORUM, ALEVİLERE AYRIMCILIK YAPILIYOR”

    Hapishanelerde insanlar inançlarından dolayı ayrımcılığa maruz kalıyorlar. En çok da Aleviler bu ayrımcılığın hedefindedirler. Belki bugüne kadar kimse bunun için veryansın etmedi fakat ben veryansın ediyorum, çığlık atıyorum, bağırıyorum, susmuyorum, kabul etmiyorum. Alevilere ayrımcılık yapılıyor. Bunu bilin, bunu duyun, bunu not düşün, bunu anlatın.

    Evrensel hukuk temel insan hakları, uluslararası sözleşmeler ve anayasaya göre herkes inancını yaşamakta özgürdür. Devlet onları baskı altına almak şurada dursun onların en güvenli bir şekilde bunu yaşamalarının imkanlarını sağlarlar.

    “BİZ ALEVİLER SİSTEM DIŞI KABUL EDİLİYORUZ”

    Hapishanelerde ne ben ne de benim gibi olanların kendi inançlarını özgürce yaşama koşulları yok. Çünkü bizler yani Aleviler yok sayılıyoruz. Sistem dışı kabul ediliyoruz. Hapishanelerde hemen hemen herkes otomatikman Sünni İslam kabul ediliyor. Öyle yaklaşılıyor, ihtiyaçlar öyle karşılanıyor. Mesela her koğuşta yeteri kadar Dinayet’in kuranları var. Ramazan orucu gibi özel günler ve ibadetler ve din adamları konusunda gerekli düzenlemeler yapılıyor ve bir sıkıntı yaşanmıyor. Bu konularla hemen hemen her talebimiz karşılanıyor. (Karşılanmasın demiyorum. Elbette insanların bu ihtiyaçları karşılansın) Ancak bize gelince durum değişiyor. Bin dereden su getiriliyor. Görmezden geliniyor, verdiğimiz dilekçeler kayboluyor, ‘böyle bir uygulamamız yok’ deniliyor. Zaten bu yaklaşım bilindiği için genelde Alevi yurttaşlar çok fazla bu taleplerini gündemleştirmiyorlar.

    “BİR AYRICALIK İSTEDİĞİMİZ YOK”

    Biz mesela TV10’dan arkadaşlar Hızır orucumuzu da Yas-ı Muharrem orucumuzu da buruda tuttuk ama bir kolaylık, ‘dikkate alma hiçbir şekilde olmadı. Ama durum basına yansıyınca ‘ne istiyorsunuz’ demeye başladılar. Sorun burası ya da biz değiliz. Hiç önemli değil. İmam Hüseyin Kerbela’da 10 Muharrem’de yoldaşlarıyla susuz bırakılarak büyük vahşetle katledildi. Bunun farkındayız. Bir ayrıcalık istediğimiz yok aslında.

    “BU AYRIMCILIĞA DUR DEMEK GEREKİYOR”

    Sorun bu ayrımcılığa dur demek. Bu sorun tüm hapishanelerde yaşanan bir sorundur. Bu ayrımcılığı sona erdirmektir mesele. Yoksa zaten Alevi canların oruçları da mütevazi, gösterişsiz, kimseyi rahatsız etmeden, kimsenin gözüne sokmadan ‘işte biz oruç tutuyoruz, duyun bizi, sofra donatın bize’ gibi bir anlayış kesinlikle yoktur, olamaz da. Mesele aç kalmak da değil, içsel olarak ve tüm benliğiyle onu hissetmektir.

    Hapishanelerde yaşanan bu ayrımcılığa dur demek gerekiyor. Bu elbette başta Alevi toplumunun aynı zamanda da tüm Türkiye’nin sorunudur.

    Madem Anayasa’ya koymuşsun, maden uluslararası sözleşmeye imza atmışsın, madem demokrasi ve laiklik demişsin o zaman bunun gereğini yapacaksın. Bizim bunu istemeye hakkımız var.

    “ALEVİ KURUMLARI GÜNDEMİNE ALMALI”

    Birkaç öneri yaparak bitireyim artık. Alevi toplumu ve onların kurumlarının, örgütlerinin kendi taleplerine ilişkin gündemleştirdikleri var. Bu istekleri halen güncelliğini korumaya devam ediyor.

    Bu taleplere bir yenisini daha eklemek gerekiyor.

    Ben bir Alevi yurttaş olarak, bir ocakzade olarak Alevi kurumlarımızın bunu gündemlerine almalarını istiyorum.

    Talebim çok açık ve net. Hapishanelerde tam bir laiklik uygulanmalıdır. İnançlar arasında ayrımcılık yapılmamalıdır. Alevi yurttaşların başta Hızır ve Muharrem oruçları ile diğer inançsal ihtiyaçları için gerekli kolaylıklar sağlamalıdır. Yine inançsal ihtiyaçlar için gerekli durumlarda pirler, ulular, rehberler, mürşitler ile biraraya gelmenin koşulları yaratılmalıdır. Bunlar daha da geliştirilebilir.

    Bu ve benzeri taleplerimiz için Adalet Bakanlığı ile Alevi kurumlarımız görüşüp gereğinin yapılmasını sağlamalıdır. Varsa yasal eksiklikler bunlar gündemleştirilmelidir. Artık taleplerimizin arasına bu da eklenmeli ve gerekirse iç ve uluslararası hukuk yolları kullanılmalıdır.

    “BU TALEP GÜNDEMLEŞMELİ VE ÇALIŞMA YÜRÜTÜLMELİ”

    Mecliste siyasi partiler ve özellikle de Alevi milletvekilleri başta olmak üzere laiklik derdi olanlar bu talebi gündemleştirmeli ve çalışma yürütmelidir.

    Aydın, yazar, gazeteci, akademisyenler bu konuyu kamuoyuyla tartışabilmelidir.

    Cemevlerinde bu durum gündemleştirilebilir.

    Adalat Bakanlığı ve yönetim bu konuda bir çözüm üretemez ise teşhir edilmeli, demokrasi ve laiklik anlayışı masaya yatırılmalıdır.

    Bu bir mücadele gerekçesi olacaktır. Bu konuda elde edilebilecek en küçük bir ilerleme önemli bir kazanım olacaktır. O yüzden küçümsenmemelidir.

    “BİR ALEVİ OLARAK YOKUZ ORADA, BİZİ YOK SAYIYORLAR”

    Belki bazı çevreler ‘Hapishanelerde Alevilere özel bir baskı mı uygulanıyor, yok öyle bir şey’ diyecekler. ‘Sırf Alevi diye sormuyoruz ki’ diyecekler. Doğru, sormuyorlar, yok sayıyorlar. Yani bir Alevi olarak yokuz orada. Zaten bizi kendilerine göre bir kalıba sokmak, yok saymak, kimliğimizle kabul etmemek ayrımcılık oluyor.

    Evet ayrımcılık var, bizi yok sayıyorsunuz.

    Buradan; hapishanelerde bir çerağ yakalım. Toplum, ülke, insanlar aydınlansın, ışıklı geleceğe bir adım daha yaklaşalım.

    “Hapishanelerde dini ve inançsal ayrımcılık son bulsun”

    “Laiklik uygulansın”

    “Aleviler vardır Alevilik Haktır”

    PİRHA/İSTANBUL

  • HDP’li Özen: Kerbela’nın acısı saray siyasetine malzeme edilemez!- VİDEO

    HDP’li Özen: Kerbela’nın acısı saray siyasetine malzeme edilemez!- VİDEO

    PİRHA- Kerbela’da şehit olan Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının yaşadıklarını Haçlılara, Endülüse ve 15 Temmuz’a dayandıran AKP’li vekile tepki gösteren HDP Milletvekili Zeynel Özen, “Kerbela ile bir benzerlik kurulacaksa; Yezit ve Muaviye zihniyetinin devamı olanların yaptığı; Maraş, Çorum, Sivas, Suruç ve Ankara Gar katliamlarını sayabiliriz” dedi.

    AKP Maraş Milletvekili Habibe Öçal, 10 Ekim 680 yılında Hz. Hüseyin ve 71 yoldaşı ile Kerbela’da şehit edilmesinin 1338’inci yıl dönümü nedeniyle TBMM’de gündem dışı konuşma yapmıştı.

    HDP’nin Alevi milletvekili Zeynel Özen, Hüseyin ve yoldaşlarını anarken Haçlılar, Endülüs ve 15 Temmuz’a dayandırmasına tepki gösterdi. Özen, Hüseyin ve yoldaşlarının böyle bir şekilde siyasete alet edilmesini, bu katliamın acısını ve yasını yaşayan Alevileri yaraladığını söyledi.

    “MARAŞ, ÇORUM, SİVAS, SURUÇ KERBELA’DIR”

    Özen, “İnancımızın ve acılarımızın siyasete malzeme edilmesini doğru bulmuyoruz ve kınıyoruz” dedi.

    Özen sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Mazlumun zalime karşı mücadelesi olan Kerbela’da katledilen ehlibeytin inancını sürdürenler; saraydakiler değil, sarayların zulmüne karşı direnen Hallacı Mansur’dur, Pir Sultan Abdal’dır, Pir Seyit Nesimi’dir, Şeyh Bedreddin’dir.  Kerbela ile bir benzerlik kurulacaksa; Yezit ve Muaviye zihniyetinin devamı olanların yaptığı; Maraş, Çorum, Sivas, Suruç ve Ankara Gar katliamlarını sayabiliriz.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Devlet Alevileri ve Aleviliği görmek, duymak zorundadır’-VİDEO

    ‘Devlet Alevileri ve Aleviliği görmek, duymak zorundadır’-VİDEO

    PİRHA–Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Ankara Mamak’ta bulunan Hüseyin Gazi Türbesi’nde tüm canlara aşure lokması pay etti. Burada konuşan ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, “Kerbela, soylu bir direnişin öyküsüdür. Güçsüz olanın güçlü olana karşı gösterdiği direniş haklı olanın haksıza karşı sürdürdüğü mücadele azim ve kararlılıktır” dedi. 

    ABF’nin Ankara Mamamak’ta yer alan Hüseyin Gazi Türbesi’nde verilen aşure lokmasına ABF MYK üyeleri, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ve PSAKD şubeleri, Hüseyin Gazi Cemevi Başkanı Gülağ Öz, Çankaya Cemevi Başkanı Hüseyin Öz, Avrupa Alevi hareketi kurucularından Gazeteci Recai Aksu, HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, CHP’nin Eski Ankara Milletvekili Aylin Nazlı Aka ve Hüseyin Bayındır, Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, Divriği Kültür Dernekleri, Halkevleri, Madımakta katledilen Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Hande Metin’in ablası Şehriban Metin, ve yüzlerce can katıldı.

    İlk sözü alan Hüseyin Gazi Ocağı mensubu, ABF Genel Başkan yardımcısı Müslüm Metin, “Aşure deyince aklımıza Kerbela, Kebela deyince Hüseyin gelir. Kerbela’dan bugüne lokmalarımızı, acılarımızı, kederimizi paylaşırız. Onun için Kerbela Alevi toplumu için çok özel ve başlangıçtır. Günümüzün Kerbelası da Sivas’tır” diye konuştu.

    “ALEVİLİĞİN AYDINLANMACI YOLUNUN IŞIĞI BURALARDAN SAÇILDI”

    Daha sonra söz alan Hüseyin Gazi Türbesi Cemevi Başkanı Gülağ Öz yaptığı konuşmasında: “21. yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu’nun Ankara’nın en yüksek tepesinde bulunmamızın bir nedeni var. Atalarımız burayı yurt edinmek için Hüseyin Gazi’nin öncülüğünde Anadolu’ya gelip buraları yurt edinmiştir. O nedenle Hüseyin Gazi bizim için büyük bir zat, büyük bir erendir. Anadolu’nun ilk Anadolu ereni Hüseyin Gazi’dir. Hacı Bektaş Veliler ondan birkaç asır sonra Anadolu’ya geldi. Ve onların yatırlarının bulunduğu yerlerde dergahlar kurdular. Anadoluyu aydınlatma yolunu, ışığını buralardan saçtılar” dedi.

    “KERBELA DİRENİŞİN ÖYKÜSÜDÜR”

    ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül Dede de yaptığı konuşmada şunları söyledi:

    “Kerbela soylu bir direnişin öyküsüdür. Güçsüz olanın güçlü olana karşı gösterdiği direniş haklı olanın haksıza karşı sürdürdüğü mücadele azim ve kararlılıktır. Kerbela, 10 Ekim’de yaşanıp bitmiş bir olay değil, Kerbela kadimden bu yana da sürdürülmektedir. Bugün de Yezitler ve Yezitlere boyun eğenler var. Bir de yenileceklerini bilseler de onlara boyun eğmeyenler İmam Hüseyin’in yolunu sürdürenler var.”

    “ÇIKARLARI PEŞİNDE KOŞANLAR ALEVİLERİN TALEPLERİNİ KARŞILAYAMAZ”

    “Alevi ibadeti cemdir, semahtır, niyazdır, dara durmaktır elbette. Alevilikte ibadet aynı zamanda Hakla birlikte Hak olup hakkın doğru yoluna ulaşmak, tencerede kaynayan aşı yoksulla bölüşmek, dertlinin derdini müşkülün halini dinlemektir” diyen Güzelgül sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’de devlet Alevileri ve Aleviliği artık görmek, duymak zorundadır. Bunun için Alevilerin siyasal alanda da inançsal alanda da muhatapları bellidir. İçi boş yandaş kurumlar ve çıkarların peşinde koşanlar Alevilerin taleplerini karşılayamaz, sorunlarını da çözemez. Bu ülkeyi yönetenler bunu bilmeli. Dünya durdukça yolumuzu, inancımızı sürdürmek için o kaynayan kazanların altında yanmaya devam edeceğiz. Bu meydanda paylaştığımız aşuremizin de tüm insanlığın barışına, bizlerin birliğine, dirliğine vesile olsun.”

    Konuşmaların ardından Hüseyin Gazi Ocağı mensubu Müslüm Metin aşure gülbangı okudu. Orada bulunan tüm canlara lokmalar pay edildi, semahlar dönüldü, deyişler söylendi. Pay edilen aşure lokmasına Ankara’nın farklı noktalarından gelen canlar yoğun ilgi gösterdiler.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

    .

     

     

  • DAD Eyüp Şubesi barışı ve umudu büyütmek için aşure lokmalarını pay etti-VİDEO

    DAD Eyüp Şubesi barışı ve umudu büyütmek için aşure lokmalarını pay etti-VİDEO

    PİRHA -İstanbul Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eyüp Şubesi Muharrem ayının bitimi ile barışı ve umudu büyütmek için dernek binalarında aşure lokması pay etti.

    Muharrem ayı vesilesiyle Kerbela’da katledilenler için 12 gün boyunca tutulan orucun ardından bir çok yerde pişirilen aşure lokması pay edilmeye devam ediyor.

    İstanbul Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eyüp Şubesi Muharrem ayının bitimi ile barış ve umudu büyütmek için bugün dernek binalarında aşure lokması pay etti.

    DAD Eyüp Şubesi Muharrem ayının bitimi ile barışı ve umudu büyütmek için pay ettiği aşure lokmasına Gazi Cemevi dedelerinden Mehmet Karabulut, Hıdır Cenan, İsmail Soyupak, Ali Elmas, İsmail Karadamla ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Ağuçan Ocağı Dedelerinden İbrahim Erdoğan dua verdikten sonra tüm canlara aşure pay edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • PSAKAD Keçiören Şubesinde aşure lokması pay edildi-VİDEO

    PSAKAD Keçiören Şubesinde aşure lokması pay edildi-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Ankara Keçiören Şubesi Cem evinde Yas-ı Muharrem bitimi ile birlikte aşure lokması pay edildi. Keçiören AKD Şube Başkanı Muzaffer Başbağ, “Kerbela vakası Alevilere yaşatılmıştır. Bunun sonucunda Yezit denen o zat tarihin çöplüğüne çoktan gömülmüştür” dedi.

    PSAKD Ankara Keçiören Şubesi Cemevi’nde Yas-ı Muharrem bitimi ile birlikte aşure lokması pay edildi.

    Aşure lokmasına CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, Eski Ankara Milletvekili Aylin Nazlı Aka, PSAKD Mamak Şube Başkanı ve YK üyeleri, CHP Ankara İl YK üyeleri, CHP Keçiören ilçe YK üyeleri, Keçiören CHP Meclis Üyeleri, Keçiören Halk Evleri, ÖDP Gençlik Örgütü, Keçiören bölgesine bağlı İncirli, 19 Mayıs, Çiçekli, Basın Evleri, Piyango tepe mahalle muhtarları, Ovacık Dernek Başkanı ve YK Üyeleri, Çorum Alaca Köy Derneği Başkanı ve yüzlerce can katıldı.

    Çorum Alaca Yöresinden Erzincan Bağıttaş Koca Leşker evlatlarından Dede Mehmet Yüce’nin gülbengi ile lokmalar gelen canlara pay edildi.

    “YEZİT TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE GÖMÜLDÜ”

    Bir konuşma yapan Keçiören AKD Şube Başkanı Muzaffer Başbağ, “Muharrem ayı Aleviler için İslam âlemi için bir kırılma noktasıdır. Onun için kaynattığımız çorba matem çorbası Hz. Hüseyin’in, Muhammed’in Ehl-i beytinden tek bir kişi hayatta kalmıştır oda Zeynel Abidin’dir. Bu nedenle insanlar hüznün içinde birden sevinç yaşamışlardır. Onun için bu çorbalar mersiyeler, deyişler, gözyaşları, oruçlar Hz. Hüseyin için yad edilmektedir. Kerbela vakası Alevilere yaşatılmıştır. Bunun sonucunda Yezit denen o zat tarihin çöplüğüne çoktan gömülmüştür diyerek sözlerini tamamladı.

    “HİÇBİR GÜÇ BİZE DİZ ÇÖKTÜREMEZ”

    Daha sonra söz alan 19 Mayıs mahalle muhtarı Ali Gölpınar ilk ve son sözümüz şu olsun diyerek başladığı konuşmasında, “Eninde sonunda biz kazanacağız. Zalimlerin zulmünü yeneceğiz. Hiç bir güç bize diz çöktüremez. Yüz yıllardır kardeşçe yaşadığımız bu coğrafyada kardeşliğimizi hiçbir güç bozamaz. Kardeşliğimizi ve birarada durmamızı sağlayan herkese teşekkür ediyorum” dedi.

    Ardından PSAKD Mamak Şube’den canlar deyişler eşliğinde semah döndü. Daha sonra sanatçı Ali Mürşit Göktaş, Zakir Esra Yalçın ve Onur Kocamaz’ın duaz-ı imam deyişleri devam etti.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Onur Şahin: 12 gün boyunca tüm zulme uğrayanlar için matemdeydik-VİDEO

    Onur Şahin: 12 gün boyunca tüm zulme uğrayanlar için matemdeydik-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Yenimahalle Şube’ye bağlı Batıkent Cemevi’nde Yas-ı Muharrem bitimi ile birlikte aşure lokması verildi. Lokmada bir konuşma yapan PSAKD Genel Sekreteri, PSAKD Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi Başkanı Onur Şahin, “12 gün boyunca matemdeydik. Sadece Kerbela şehitleri için değil, geçmişte zulme uğramış ve uğramakta olan bütün insanlar için matemdeydik” dedi. 

    Aleviler için kutsal olan Muharrem ayının bitimiyle birlikte Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi’nde aşure lokması  verildi.

    Lokmaya, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş, HDP PM üyesi Nesimi Aday, ABF MYK üyeleri, Mamak PSAKD Yönetim Kurulu üyeleri, CHP Ankara İl Başkanı Rıfkı Güvener ve yönetim kurulu üyeleri, CHP’nin eski Ankara Milletvekili Aylin Nazlı Aka, SHP’nin eski  Ankara Milletvekili Kamil Ateşoğulları, CHP Yenimahalle ilçe yönetimi, CHP Etimesgut İlçe Başkanı, EMEP Yenimahalle ilçe örgütü, ÖDP ilçe yönetim kurulu üyeleri, Kardelen, Ergazi, Turgut Özal ve İnönü Mahallesi muhtarları, Yenimahalle meclis üyeleri, DİSK Emekli-Sen MYK üyeleri, Çorum Hitit Dernekler Federasyonu MYK üyeleri, Muhtarlar Federasyonu GYK üyeleri, Demokrasi ve Devrim Şehit aileleri, Halk Ozanları Dernek Başkanı, Divriği Kültür Dernekleri Başkanı, Batı Kent Soder, Batı Kent mahalle meclisi, Batı Kent Yeni Yaşam Derneği üyeleri, Ankara 78 liler Derneği ve binlerce can katıldı.

    “AŞURE UMUDUN SİMGESİDİR”

    PSAKD Genel Sekreteri, PSAKD Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi Başkanı Onur Şahin yaptığı konuşmada 12 gün boyunca matemdeydik. Zulmün olduğu her yer bizim için Kerbela’dır, dedik. Zulme uğrayan herkesin dili, dini, kimliği, inancı ne olursa olsun bizim nazarımızda Kerbela şehitlerinden bir farkı yoktur, dedik. Bu yüzden de sadece Kerbela şehitleri için değil, geçmişte zulme uğramış ve uğramakta olan bütün insanlar için matemdeydik” dedi.

    Şahin şöyle devam etti:

    “Kerbela zalime karşı mazlumun, haksıza karşı haklının, insanlık tarihi boyunca devam eden savaşının en destansı örneklerinden biriydi. Kerbela’da dehşet vardı, kan vardı, sel gibi akan gözyaşları vardı. Kerbela’da onurlu bir direniş vardı. Kerbela’da boyun eğmeme ve teslim olmama tavrı vardı. İmam Hüseyin Kerbela’da canı ve kanı pahasına bütün ezilenler için umudu yaşattı. İşte Aşure her şeyden önce bizim için umudun simgesidir. Aşure yoksulların ve ezilenlerin dayanışmasının yarattığı bir mucizedir. Aşure kardeşlik ve dayanışmadır. Aşure birliktir.

    “TARİMİZ ZALİME ASLA BOYUN EĞMEME TARİHİDİR”

    Tarihimiz Kerbela’dan beri bir direniş tarihidir. Tarihimiz bir mücadele tarihidir. Tarihimiz zalime asla boyun eğmemenin tarihidir. Tarihimiz Hallac-ı Mansur’un, Nesimi’nin, Şeyh Bedrettin’in, Pir Sultan Abdal’ın tarihidir. Tarihimiz Seyyid Rıza’nın tarihidir. Tarihimiz Denizlerin, Mahirlerin, İboların tarihidir. Tarihimiz Dersim’in, Maraş’ın, Çorum’un, Sivas’ın tarihidir. Tarihimiz Gezi’nin, Suruç’un, Diyarbakır’ın ve Ankara Garı’nın tarihidir. Bu mücadele tarihi sonunda bizlere kadar ulaşan umut artık bizlere emanettir. Ne pahasına olursa olsun bu umudu yaşatacağız.”

    Şahin’in konuşmasının ardından, Zakir Türkan Akbıyık deyişler seslendirdi. PSAKD Yeni mahalle Cemevi’nden canlar semah döndü. Ardından Şarkışla Alaman köyü Cogi Baba Ocağı’ndan Dede Hasan Şeneldik’in ve Cemal Şahin’in Gülbengleriyle aşureler pay edildi.

    Oldukça yoğun bir  katılımın gerçekleştiği aşure lokmasında en ilgi çeken ise kalabalık bir grupla birlikte gelin ve damat adayının aşure lokmasına katılım göstermiş olmasıydı. Gelin ile damat, o an orada bulunan canlar tarafından oldukça ilgiyle karşılandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • PSAKD Malatya şubesinden birlik aşuresi-VİDEO

    PSAKD Malatya şubesinden birlik aşuresi-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şubesi tarafından aşure etkinliği düzenlendi.

    Matem oruçlarının bitmesi ile birlikte her tarafta aşure lokmaları kaynamaya başladı. Bu kapsamda Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şubesi tarafından da birlik aşuresi etkinliği gerçekleştirildi. Dernek binası önünde gerçekleştirilen etkinliğe DBP, HDP, ÖSP, EMEP Siyasi parti temsilcileri yönetimi ve üyelerinin yanı sıra KESK, PSAKD Ören şubesi yönetimi ve temsilcileri ile PSAKD Malatya Şube yönetimi, üyeleri ve yurttaşlar katıldı.

    “AŞURE GÜNÜ TOPLUMSAL DAYANIŞMA GÜNÜDÜR”

    Aşure dağıtımından önce kısa bir konuşma yapan PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş, aşurenin Alevi toplumundaki yeri ve önemine dikkat çekti.  Ulutaş, şunları belirtti: “Aşure, Alevi toplumumuzun yüzlerce yıldan bugüne kadar getirdiği en önemli geleneklerden biridir. Kerbela şehitleri ve 12 imamlara bağlılığın bir gereği olarak pişirilen aşurenin en önemli özelliği paylaşılmasıdır. Aşure günü bu bakımdan bir toplumsal dayanışma günüdür.”

    “YEZİTLER VARSA HÜSEYİNLER DE VARDIR”

    Ulutaş sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün bizleri araya getiren birlik ve beraberlik lokmasının temelinde tarih boyu haksızlığa uğrayan ve yok sayılan, kılıçtan geçirilen ve Kerbela’da günümüze kadar uzanan acılarımız ve inançlarımızdır. Kerbela zalime karşı mazlumun, haksızlığa karşı haklının tarih boyunca devam eden destansı örneklerinden biridir. Yezit iktidarı eline almış diktatör, Hüseyin ise zalime boyun eğmeyen bir devrimcidir. 70 kişilik bir aile 30 bin kişilik bir ordunun saldırısına direnmişti. Zulme karşı çıkanların payına ölümler ve işkenceler düşüyordu. Bütün ülke Yezit ve onun bir avuç yandaşı tarafından talan edilmiş. Hırsızlık ve yolsuzluk alıp başını gitmişti. O sarayında zevk ve sefa içinde yaşarken bir yandan da din sömürüsü yaparak iktidarını sürdürmeye çalışıyordu. En büyük rahatsızlığı İmam Hüseyin’di. Onun varlığından dolayı uykusuz geceler geçiriyordu. Çünkü Hüseyin mazlum halktan yanaydı. Zulme ve sömürüye karşıydı adaleti savunuyordu. Şatafata büyük öfke duyardı. Yoksul halkın emeklerinin bu şekilde harcanması onun vicdanını yaralıyordu. Yezit herkesi kendi gibi bildiği için satın alamayacağı insanın olmadığına inanıyordu. Yezit, Hüseyin’in kendi kirli iktidarına biat etmesini istiyordu, Önce Hüseyin’i satın almayı denedi Hüseyin teklifi kabul etse dönemin Yezit’ten sonraki en zengin insanı olacaktı. Ama kabul etmedi Yoksul halkı düşündü. Her milletten ve inançtan ezilenleri düşündü. İşkenceleri düşündü, zulmü düşündü. Bunu kabul edemezdi. Ne pahasına olursa olsun zalime biat edemezdi. Bu düzen yıkılmalıydı. Küfe halkının isyan çağrısına uydu yola çıktı. Ama Yezid Küfe’yi tecride boğdu. Küfe halkını cinayetlerle ve tehditlerle sindirdi. Küfe Yezide boyun eğdi. Küfe şehri Hüseyin’i yalnız bıraktı. Küfe bunun utancını tarih boyunca yaşadı. Otuz bin kişilik ordunun karşısında ailesinden ve sevdiklerinden bir avuç insanla baş başa kalmıştı. Yezit ona mesaj gönderdi: ‘Bak gördün mü o çok sevdiğin halkın korkup seni yalnız bıraktı. Değer mi o zavallı mahlukatlar için ölmeye. Gel teklifimi kabul et. Bana biat et. Zenginliğin içinde yüzersin.’ Hüseyin tek bir an bile tereddüt etmedi. Tek başına da kalsa boyun eğmeyecekti. Ona göre zalime boyun eğen şerefini de kaybederdi, boyun eğmedi. Ailesiyle birlikte zulme karşı dövüştü. Çocukları ve sevdikleri tek tek Kerbela toprağına düştüler. Hepsini teker teker toprağa gömüp koca ordunun karşısına cesaretle dikildi. Toplu bir şekilde saldırdılar. Onu ok yağmuruna tuttular. Sonra da başını kesip gövdesini atlara çiğnettiler. Çocukları ve kadınları esir alıp çırılçıplak develere bindirdiler. Akılları sıra onları küçük düşüreceklerdi. Hüseyin Kerbela’da gösterdiği cesaretle hangi dinden, inançtan ve milletten olursa olsun bütün bir insanlığa zalimlere karşı mücadelenin nasıl verilmesi gerektiğini gösterdi, direnişin simgesi oldu. Aleviler de 1379 yıldır bu onurlu duruşu göstermişlerdir ve Yezitler varsa Hüseyinler de vardır Hızır Paşalar varsa Kawalar da vardır.

    Yapılan açıklamadan sonra aşure için gülbanglar okundu. Birlik içerisinde kaynayan aşureler gelen misafirlere ikram edildi.

    Mehmet YALMAN/MALATYA

  • Üniversiteli Alevi Gençler Derneği, Kadıköy Rıhtım’da Aşure lokması dağıttı

    Üniversiteli Alevi Gençler Derneği, Kadıköy Rıhtım’da Aşure lokması dağıttı

    PİRHA – Üniversiteli Alevi Gençler Derneği  Kadıköy Rıhtım’da Aşure lokması dağıttı. 

    Üniversiteli Alevi Gençler Derneği, Kadıköy Rıhtım’da Aşure lokması dağıttı. Alevi Gençler Derneği, “Muharrem orucu bittikten sonra Kerbela ve 12 İmamlar olmak üzere bu yolda canlarını veren bütün şehitlerin anılarını bağlılığın bir gereği olarak aşure dağıtımı gerçekleştirdiklerini” söyledi.

    Etkinliğe Ehlibeyt’e Gönül  Verenler Derneği dedesi Sezai Pehlivan (Pir Perişah), Ahmet Fethi Erdoğan dede  ve ÜAGD İstanbul, Edirne, Sivas şubelerinden temsilciler katıldı.

    ÜAGD zakirler topluluğu tarafından mersiyeler okundu .Daha sonra Ahmet Fethi Erdoğan dede aşure lokması duası verdi ve aşureler dağıtıldı. (HABER MERKEZİ)

     

  • Zülfikar Dergisi’nin Eylül-Ekim sayısı çıktı

    Zülfikar Dergisi’nin Eylül-Ekim sayısı çıktı

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri’nin iki ayda bir çıkardığı Zülfikar Dergisi’nin Eylül-Ekim sayısı ‘Kerbela’ başlığıyla çıktı. Dergide, Hakk yol Aleviliği’ne dair birçok yazarın yazısı çıktı. 

    Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) iki ay arayla çıkardığı Zülfikar Dergisi Eylül-Ekim sayısı çıktı.

    ‘Kerbela’ başlığıyla çıkan dergide, DAD Eş Başkanı Selda Güneş,  ‘Kendi Gerçeği ile varoluş – Kerbela,’

    Şıx Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete, ‘Reya Hêq, Alevi inancında barışın anlamı,’ 

    DAD İzmir Şube Eş Başkanı Hüseyin Ozan, ‘Raa Heqi / Hak yol Alevi Toplumsallığında  perspektiv yitimi,’

    Ayten Şimşir, ‘Alevi toplumu binlerce yıl hakikat arayışını ocak yapılanması ile korudu’

    Pir Hasan Genç, ‘Hakk ve Hak yolu’ Yazar Mehmet Kabadayı, ‘Toplumsak hayatımızda eğitimin yeri,’ 

    İnanç Dolu, ‘Aleviler cemevleri, geldiğimiz durum,’

    Bülent Felekoğlu, ‘Aşure, rıza ve gıda hakkı,’

    Ersin Özgül,Düşkün kaldırma cemi,’ Erdal Yado’nun Abdulmamad İloliev, ‘İsmailliler’ Üzerine şöyleşisi,

    Alidevrim Can ‘Tarih bilmeyenlere, tarihi tokat,’

    Şahin Polat’dan Domanê ‘Ma’ ve Şeyh Bedreddin’den ‘Zamanın hakikat elçileri’ yazıları yer alıyor. (HABER MERKEZİ)

    ,

  • Pir Kete: Tekçi zihniyetin temsilcileri cemevine mihman sayılmaz

    Pir Kete: Tekçi zihniyetin temsilcileri cemevine mihman sayılmaz

    PİRHA- Dersim’de Aşure lokması vermek için Valilik ve müftülükle ortak program yapan cemevi yönetimine Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete tepki gösterdi. Kete, “Sorun Aşureyi ve Kerbela’yı nasıl andıkları değildir. Alevilerin hakikat hattına karşı, içimizdeki Hınzır paşalar eliyle Alevilik ahlaki ve politik özünden uzaklaştırılıyor. Alevilik egemenlerin elinde bir araca dönüşmüştür. Dersim’deki Reya Heq Alevi toplumunun duyguları istismar edilmiştir” dedi. 

    Tunceli Valiliği, müftülüğü ve cemevinin ortaklaşa düzenlediği “Aşure, Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitlerini anma” programına tepki gösteren Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete  Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Dersim’de yaşananın karşıt Alevilik olduğunu belirten Kete, “Aleviler binlerce yıldır Yass-ı Muharrem orucunu tutarlar. Özellikle Mezopotamya ve Ortadoğu’da krizden ve kaostan kurtuluştan sonra Ana Mêzin ( Büyük Ana Doğa)’ya bir minnet borcu olarak şükran aşını pişirirler. Kerbela ile beraber Hz. Hüseyin ve kendine inananlar katledildiler. İmam Zeynel Abidin’in hayatta kalmasından dolayı, bir şükranda bulunmak için 12 gün oruçtan sonra, Aşure pişirilir ve pay edilir” diyen Kete şöyle devam etti:

    “Alevi inancında yas; tarihle bütünleşme, yüzleşme, unutmama, yaşanan anın tarih olduğu bilincine varma, geçmişe dönmek, hissetme, hafızayı tazeleme, nefis iktidarını yenme, ruhsal ve bedensel ikrarlaşmayı tamamlama, zalimin zulmünü ve zalimi bilince çıkarma, içe bakış yöntemi ile ” kimlik” yenileme, tarih bilincini geliştirme manalarına gelir. Bu yönüyle bakılırsa “yas” bir kimlik edinmedir. Hz. Hüseyin’in duruşu bir hakikat ve özgürlük arayışıdır. Her hakikat arayışı bir duruştur. İlk tavır çok önemlidir. “Yanlış hayat doğru yaşanmaz” sözü Hz Hüseyin’in şahsında bir daha görünür kılınmıştır. Yezit tarafından dayatılan ikrarsız ve rızasız yaşamı reddetmiştir. Hz. Hüseyin zihin olarak İslamiyetteki hakikat paydasını görünür kılmaya çalışmıştır. Bundan dolayı Emevi İslam anlayışının temsilcileri ile bir kopuş yaşamıştır. Her hakikat yürüyüşü Nehak zihniyetten kopuşu gerektirir. Hz. Hüseyin bu kopuşun sonunda serden geçerek pir olmuştur.”

    “AŞURE VE KERBELA KAVRAMLARININ İÇİ BOŞALTILMIŞTIR”

    Dersim’de valiliğin, müftülüğün ve cemevi yetkililerinin ortaklaşa düzenledikleri  aşure programının, Hz. Hüseyin’i ve Kerbela şehitlerini anma ve lokma erkanından ziyade bir merasim olarak tanımlanması gerektiğini ifade eden Kete, şunları kaydetti:

    “Aşure ve Kerbela kavramlarının içi boşaltılmıştır. Alevi kavramlarına Marifet gözüyle bakmak lazım. Gelinen aşamada yaşananlar sadece Dersim ile sınırlı değildir. Alevilik ikrarsızların elinde bir araç haline gelmiştir. Alevileri bekleyen tehlike büyüktür.” Karşıt Alevilik” kurumsallaştırılıyor. Nasıl ki ” Yezit” şahsında somutlaşan Emevi İslam anlayışı; İslamiyet’i demokratik, ahlaki politik özünden kopardıysa, İslamiyeti,, sömürünün, iki yüzlülüğün, yalanın, hilenin üstünü örten bir araç haline getirdiyse, arsız, pirsiz nursuzların eliyle Rêya Heq Alevi inancı özünden koparılarak, iktidarın hizmetine sunularak Hızır aklından uzaklaştırılıp ” karşıt Alevilik” inşa edildiği bilinmelidir.  Alevilik devletle bir çatışma ve uzlaşma değil, devlet zihniyetinden uzak, deryada ısrar etmektir. Alevi inancında otoriteye rıza gösterilmez. Mesele otoriteyi tanıma ve karşı olma değil; nehaka rağmen yola talip olup, rızalığı esas alma vardır.”

    “ALEVİLİK AHLAKİ VE POLİTİK YÖNÜNDEN UZAKLAŞTIRILIYOR”

    Kete, sorun Aşureyi ve Kerbela’yı nasıl andıkları değildir. Alevilerin hakikat hattına karşı, içimizdeki Hınzır paşalar eliyle Alevilik ahlaki ve politik özünden uzaklaştırılıyor. Alevilik egemenlerin elinde bir araca dönüşmüştür. Dersim’deki Reya Heq Alevi toplumunun duyguları istismar edilmiştir. Cemevleri araç haline getirilerek, binlerce yıllık iktidara bulaşmayan Alevi hakikati minaresiz cami haline gelen cemevlerine sıkıştırılıyor. Nasıl ki Yezit ile beraber İslam’ın demokratik yönü Kerbela’da toprağa gömüldüyse, üzerine tuz ekildi ise, günümüzde ise Reya Heq Alevi inancının Serçeşmesi olan Dersim’de, hêrda devreşte, mekanê Duzgun’da ” “küfe Ruhunu” temsil edenlerle Alevi hakikati toprağa gömülmeye çalışılıyor” ifadelerini kullandı.

    “AŞURE KAZANI BİRİ BİN YAPAR”

    “Cemevlerinin ve dernekleşmenin araç haline gelmesiyle inancımızın ne hale getirildiği görülmektedir “diyen Kete şunları kaydetti:

    “Dersim’de yaşanan aslında Alevi inancının, toplumsallığının çarmıha gerilmesidir. Son dönemlerde Alevi coğrafyasında HES’lerin yapılması, maden ocaklarının açılması boşuna değildir. Aşure Alevi inancında hakkın emri rızasını savunan farklılıkların birbirlerine hakimiyet kurmadan birarada yaşamanın adıdır aynı zamanda. Aşure kazanı biri bin yapar. Kazanın kendisi ‘Rıza toplumunu’ temsil eder, ruhsal ve bedensel ikrarlaşmayı sağlamayanlar bu tadı bozar. Kerbela’ yı bilince çıkarmayanlar, yolu nursuza, arsıza düşüren cemevi yöneticileri ve pir olduğunu söyleyenler ancak ikrarından dönenlerdir. Aşure’deki tamlar çeşitlilik içinde birlikteliği temsil eder. Birinin varlığı ötekinin varlığı ile anlam bulur. Mülki erkanın Dersim’de yapmaya çalıştığı ise tek tipleştirerek inancı özünden uzaklaştırmaktır.”

    “ALEVİ İNANCINI DEVLET AKLI İLE BÜTÜNLEŞTİRİP ÖZÜNDEN KOPARIYORLAR”

    Bütün Aleviler bilmeliler ki, mevcut dernekleşme ve cemevi anlayışı Alevi hakikatini görünür kılmıyor. Muhammed Mustafa’yı peygamberlik sıfatı ile ceme almayan bir gelenekten geliyoruz. Haneye alınmaması sadece fakirliği dile getirmesi ile ilgili değildir. Xızır aklı ile bütünleşmesidir. Dersim ve bir çok yerde erkan yürüten, posta oturanların “ikrarsızları” ceme almaları bir üst aklın sonucudur. Bir projedir. Alevi inancını devlet aklı ile bütünleştirip, tektipleştirerek özünden koparmaya çalışıyorlar. Son dönemlerde Alevi – Bektaşi havzalarına yönelmesinin nedeni de budur”” diyen Kete şöyle devam etti:

    “TEKÇİ ZİHNİYET BİZİM İÇİN MİHMAN SAYILMAZ”

    “Daha önceleri Erzincan’da, Adıyaman’da, Ankara’da ve bir çok yerde cem erkanı sırasında, erkana ara verilerek mülki erkan ceme alınmış, posta oturtulmuştur. Erkana uymayan bu davranış ” mihman” kavramıyla savunulmuştur. Alevilikte ” Mihman” haneye nur taşıyandır. Nur taşımayana ” bexer (Hayırsız) denilmektedir. Yolu arsıza düşüren, ikrarsız olan, hakkın rızasını bilmeyen, Nehak zihniyete biat eden, bütün tekçi zihniyetlerin temsilcileri bizim için mihman sayılmaz. Nursuz olan doğal olarak düşkündür.”

    “ALEVİ TOPLUMSALLIĞI DAĞITILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Zeynel Kete, “Nahak zihniyeti ve Hınzır paşalar ile Alevi toplumsallığının dağıtılmaya çalışıldığına vurgu yapan Kete, “Alevi aklı ile bakıldığında ilk varoluş nedeni topraktır. Toprak inancımızda mülk değildir, hêrda devreştir. Bizler toprakla yâr olmuşuz. Turab olma bir makamdır. Alevilikte kutsal olan aynı zamanda toplumsaldır. Başta cem erkanlarımız olmak üzere bütün kutsallarımız tarihsel ve kültürel değerleri ile birlikte çarmıha geriliyor. Yaşanan sorunu kişilere indirgemek, müftülüğü mesul tutmak, karşıtlık oluşturarak dillendirmek istenen şeydir” diye belirtti.

    “ALEVİLER HER TÜRLÜ NEFİS İKTİDARINDAN ARINMALI”

    Kete son olarak şunları ifade etti:

    “Bizim inancımızda mazlum çaresiz, zaman sahipsiz değildir. Zor aklı bu çarkın içinde bütün yol hakikatlerinin doğumunu gerçekleştirecektir. Hak için söz söyleyeceğiz. Alevilerin bu kutsal ayda, Hüseyni nuru, gayreti, kemaletin, ikrarlı duruşu için kutsallarına karşı özünü dara alıp, çerağ uyandırarak, darı didar olmaları lazım. Aleviler her türlü nefis iktidarından aklen, ruhen ve bedenen arınması lazım. Buna kendini bilmek denir. Zihni pak, aklı pak, nuru pak, yola ikrar veren, darı didar olan Alevi pirleri ve dernek yöneticileri yolun devamını sağlar. Kendini bilen yolu pirsize, nursuza, arsıza, hırsıza düşürmez.”

    PİRHA/İSTANBUL
    .

  • ‘Dün Kerbela’da Zeynep Ana’ya saldıranlar bugün Cumartesi Annelerine saldırıyor’-VİDEO

    ‘Dün Kerbela’da Zeynep Ana’ya saldıranlar bugün Cumartesi Annelerine saldırıyor’-VİDEO

    PİRHA – Yas orucunun sona ermesi ile İstanbul Okmeydanı Cemevi ile Garip Dede Dergahı aşure lokması pay etti. Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, “Kerbela’da İmam Hüseyin’in yanında dimdik duran Zeynep Ana’ya saldıranlar bugün kayıp yakınları ve çocuklarını bulmak için yaptıkları direnişten dolayı Cumartesi Annelerine saldırıyorlar” dedi.

    İstanbul Okmeydanı Cemevi  ile Garip Dede Dergahı, Kerbela’da katledilenler için 12 gün tutulan yas orucunun sona ermesi üzerine aşure lokması dağıttı.

    İstanbul Okmeydanı Cemevi’nde bir konuşma yapan Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, “Geçmişi inkar edebilirsiniz ama geçmişi yok edemezsiniz. Geçmişi yok eden geleceğini kaybeder. Bu nedenle Kerbela’yı anmak insanlığın gereğidir. Kerbela İmam Hüseyin’dir, İmam Hüseyin mazlumdur. Kerbela anması mazlumların anmasıdır” diye konuştu.

    “DÜN ALEVİLER BUGÜN ALEVİLİK KATLEDİLİYOR”

    Bizim davamız günün yezitleri ve günün zalimleriyledir” diyen Şahin, “Yezidin kılıcı dün Kerbela’da, Dersim’de, Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta, Gazi’de ve Soma’da kesiyordu. Bugün ise asimile ederek, ötekileştirerek ve ayrıştırarak boynumuzda. Dün Aleviler katlediliyordu bugün ise zorunlu din dersleri ile Alevilik katlediliyor” şeklinde konuştu.

    “ZULÜM VE ACILAR KARŞISINDA DİK DURACAĞIZ”

    Dün darbeleri bahene edip ülkenin milli birlik ve bağımsızlığı için mücadele edenlerin bugün OHAL ve KHK zulmü ile türlü bahaneler üreterek canların işlerine ve öğrenim hayatlarına son verdiklerini dile getiren Şahin, “Dün Kerbelada İmam Hüseyin’in yanında dimdik duran Zeynep Ana’ya saldıranlar bugün kayıp yakınları ve çocuklarını bulmak için yaptıkları direnişten dolayı Cumartesi Annelerine saldırıyorlar. Biz bu zulüm ve acılar karşısında dik duracağız, yılmayacağız, susmayacağız. HZ. Hüseyin ‘Haksızılık karşısında susan dilsiz şeytandır’ demiştir. Biz dilsiz şeytandan değildik ve olmayacağızda” diyerek konuşmasını tamamladı.

    Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin’in konuşmasının ardından cemevi dedesi ve Babamasur pirlerinden Eren Yıldırım lokma duası verdikten sonra aşureler gelen canlara paylaştırıldı.

    Garipdede Dergahı’nda da çok sayıda Alevi yurttaş Aşure lokması nedeniyle dergahta buluştu. Dergahta, yas orucu sonrası yapılan Aşure lokması paylaştırıldı.

    PİRHA/İSTANBUL