Etiket: Kırmancki

  • 16. Dersim Kültür Festivali’nde yazarlar eserlerini tanıttı- VİDEO

    16. Dersim Kültür Festivali’nde yazarlar eserlerini tanıttı- VİDEO

    PİRHA- 16.Dersim Kültür Festivali kapsamında yazar çadırında bir araya gelen yazarlar, eserlerini tanıtarak okurlarla buluştu. Festival, edebiyatın yanı sıra Dersim’in tarihi, dili, kültürü ve toplumsal hafızasının yeni kuşaklara aktarılması açısından önemli bir buluşma noktası oldu.

     

    16. Dersim Kültür Festivali kapsamında kurulan yazar çadırında yazarlar okurlarıyla buluşarak eserlerini tanıttı. Farklı ülkelerden festivale katılan yazarlar, göç, kadın yaşamı, tarih, kültür, inanç ve dil üzerine kaleme aldıkları kitapları tanıtarak kültürel hafızanın korunmasının önemine dikkat çekti.

    GÖÇÜN VE KADINLARIN HİKAYESİ KİTAPLAŞTI

    Stuttgart’tan festivale katılan Asiye Ertan, 40 yıldır terzilik yaptığını ve kendi işyerini işlettiğini belirterek göç hikayelerini konu alan biyografik kitabını tanıttı. Ertan, eserinde Almanya’ya göç sürecini, özellikle de 1968 kuşağı kadınlarının yaşamlarını ve kadın yurtlarında kalan göçmen kadınların deneyimlerini anlattığını söyledi.

    Kitabın yalnızca kendi yaşam öyküsünü değil, Almanya’ya göç eden birçok insanın ve kadının sesini içerdiğini ifade eden Ertan, ayrıca şiir kitabının da bulunduğunu ve eserlerini Almancaya çevirerek daha geniş kitlelere ulaştırmaya çalıştığını belirtti. Ertan, herkesin okuma alışkanlığı kazanmasının önemine vurgu yaptı.

    KAYBOLAN KELİMELER VE KÜLTÜREL MİRAS KİTAPLARDA YAŞATILIYOR

    Yazar Pınar Özgül ise çalışmalarında tarih, kültür ve arkeoloji gibi alanlarda kaybolmaya yüz tutmuş kavramları araştırarak kitaplaştırdıklarını söyledi. Sanatçıların bu eserlerden yararlanarak müzik üretmesini ve kültürel değerleri yeni kuşaklara aktarmasını istediklerini belirten Özgül, “Biz neydik, neyiz ve ne olacağız sorularının yanıtları kitaplarımızda yer alıyor” dedi.

    Eserlerinin Kırmancki ve Almanca dillerinde de yayımlandığını belirten Özgül, özellikle çocukların kendi tarihlerini ve kültürlerini öğrenmeleri için bu kitapların okunmasının önemli olduğunu ifade etti.

    ŞİİRLE TARİHE VE EDEBİYATA KÜÇÜK BİR PENCERE

    Festivalde ilk şiir kitabını tanıtan Bedrana Yıldırım da eserinin tarih, edebiyat, roman ve hikaye alanlarında üretim yapanlara ilham vermesini amaçladığını söyledi. İlk kitabını okurlarla buluşturmanın heyecanını yaşadığını belirten Yıldırım, festivalde yer almaktan mutluluk duyduğunu dile getirdi.

    ÇOK DİLLİ ESERLERLE KÜLTÜREL HAFIZA GELECEĞE TAŞINIYOR

    Belçika’dan festivale katılan Hasan Sezgin ise eserlerini dostları ve okurlarıyla buluşturmak amacıyla Dersim’e geldiğini söyledi. Kitaplarının farklı dillere çevrildiğini belirten Sezgin, özellikle Kırmancki, Zazaki, Fransızca ve Hollandaca yayımlanan eserlerinin kültürel mirasın yaşatılmasına katkı sunduğunu ifade etti.

    Sezgin, kitaplarından birinin okuma hayali kuran küçük bir kız çocuğunun hikayesini anlattığını, bir diğer eserinde ise yaşanmış gerçek hikayelere yer verdiğini söyledi. “Muhsen” adlı kitabında kültür, inanç ve yaşam deneyimlerini bir çocuğun gözünden aktardığını belirten Sezgin, şiir kitabında ise Kırmancki/Zazaca ve Türkçe şiirlerin yer aldığını kaydetti.

    PİRHA/FRANKFURT

     

     

     

     

     

  • Doç. Dr. İlyas Aslan: Ana dilimiz kaybolursa dünyamız karanlık olur-VİDEO

    Doç. Dr. İlyas Aslan: Ana dilimiz kaybolursa dünyamız karanlık olur-VİDEO

    PİRHA- Doç.Dr. İlyas Aslan, Kırmançki ile Alevi inancının ilişkisine de dikkat çekerek, “Dilin içinde inancıda görüyoruz, kültürü de görüyoruz. Bazı dillerde bunu rahatlıkla görebiliriz. Kırmancki’de de benzer bir durum var. Bunlardan biri yoksa sakatsa dilde sakattır. Anadilimizle inancımızın böyle bir ilişkisi var. Biri yoksa diğeride eksik kalır” dedi.

    Munzur Üniversitesi Zaza Dili ve Eğitimi Bölüm Başkanı Doç.Dr. İlyas Aslan ile, ana dilinin kültür, edebiyat ve günlük yaşamdaki yerine dair konuştuk.

    “İnsanın dili, insanın herşeyidir ruhudur” diyen Aslan, ana dilini anahtara benzetti: “İletişim dili ve sosyalitedir. Dil konuşmadır. her şeyde dil vardır. Tarihin içinde dili görüyoruz, tıptda, sosyal yaşamda, sosyolojide görüyoruz.”

    Kırmançki ile Alevi inancının ilişkisine de dikkat çeken Aslan, “Dilin içinde inancıda görüyoruz, kültürü de görüyoruz. Bazı dillerde bunu rahatlıkla görebiliriz. Kırmancki’de de benzer bir durum var. Bunlardan biri yoksa sakatsa dilde sakattır. Anadilimizle inancımızın böyle bir ilişkisi var. Biri yoksa diğeride yoktur” dedi.

    Ana dilin aktarılmasında sözlü anlatımın önemine vurgu yapan Doç.Dr. İlyas Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kültürde herşey dille oluşuyor. Kültür de dille devam ederek bugüne kadar geldi. Dili yazılmamış, okutulmamış ve hep göçebe yaşamışsa o dil kültürle, sözlü anlatımla varlığını korumuştur. Bizim ana dilimizde biraz böyle olmuş. Çünkü kültürümüz bugüne kadar hep dille ilişkisini koruyarak bugüne kadar gelmiş.”

    “ANA DİLİNDE YAZMAK ÇOK ÖNEMLİ”

    Doç.Dr. İlyas Aslan, dilin çeşitiliğinin korunması gerektiğinin altını çizerek, “Yok olmakla yüz yüze kalan diller yaşatmalı ki dünya tek renkle kalmasın” uyarısında bulundu.

    Yazım dünyasında ana dilin rolüne işaret eden Aslan, “Yazılımı olan bir dilin kaybolma ihtimali yok. Örnek verecek olursak Kırmançki de öyle çok kelime kaybolmuş inançta daha diri kalmış dilimiz. Bu yüzden dili yazmak çok önemlidir. Yazılımı olan dillerin edebiyatı da güçlüdür. Bir ana dilin eğitimi varsa okutuluyorsa gelişimi de vardır. Mesela biz ana dilimizi kulaktan kulağa öğrendik, öğrettik ama okuyarak gelişşe kazanımı daha fazla olur” şeklinde konuştu.

    “ANA DİLİMİZ KAYBOLURSA DÜNYAMIZ KARANLIK OLUR”

    “Dilimiz Xızır’ın dilidir, ruhumuzun dilidir” diyen Aslan, şunları ifade etti:

    “Artık çok okunan bir dönemde değiliz. Sosyal medya sürecin çok aktif olduğu bir dönem. Dünya değişiyor, teknolojilerin kullanımı artıyor. Bundan kaynaklı zazaca dilimizde çok imkan yok. Sosyal medyada da görünmeyince, izlemeyince kısıtlı kalır.

    Devletin dillin gelişimini sağlama imkanları çoktur. Bakanlıklar bütçelerini ana dilin öğretilmesine ayırabilir. Dünyanın her yerinde bu var.

    Burada asıl önemli olan çocuklarımızla kendi dilimizle konuşmaktır. Herkes çocuklarıyla konuşmalı. Nesilden nesile böyle yayılım olur ancak. Düşünün bin yıllardır kulaktan kulağa bu dil gelmiş. Bundan sonra da hem konuşarak, hem okuyarak, hem de yazarak dile katkı sunalım. Çünkü ana dilimiz kaybolursa dünyamız karanlık olur.”

    “DERSİM’DE BİR OKULDA ZAZACA VAR”

    Dersim’de 5 tane ortaokul olduğunu ve bunlardan sadece birinde seçmeli dersin verildiği bilgisini paylaşan Aslan, “Bunun gelişimi için çok müzakere yaptık ama çok yol alamadık . Komşu ilimiz Bingöl’de her okulda, her köyde seçmeli ders olarak zazaca var ama burda o yok. Neden veliler çocuklarına seçtirmiyorlar?” diye sordu.

    Üniversitedeki bölüme de ilginin az olduğunu belirten Aslan, gençlere ana diline sahip çıkması çağrısında bulundu.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Anlıyorum ama konuşamıyorum: Kirmanckî sessizliğini kırmaya çalışıyor-VİDEO

    Anlıyorum ama konuşamıyorum: Kirmanckî sessizliğini kırmaya çalışıyor-VİDEO

    PİRHA- Kirmanckî’nin günümüzdeki durumu, tarihsel baskılar ve toplumsal pratik eksikliği ile şekilleniyor. Kirmanckî Whatsapp kanalı kurarak bir insiyatif geliştiren Mehmet Aşkın, dilin geri bırakılmasının nedenlerini ve yeniden canlandırılması için atılması gereken adımları PİRHA’ya değerlendirdi.

    Kirmanckî, tarihsel baskılar ve ekonomik sebeplerle gündelik yaşamın dışında kalıyor. Mehmet Aşkın, “Anlıyorum ama konuşamıyorum” ifadesinin hem sorunu hem de çözüm yolunu işaret ettiğini söylüyor. Hata yapma korkusu ve psikolojik baskı, dili pasif hâlde tutuyor. Aşkın’a göre çözüm, demokratik bir öğrenme kültürü oluşturarak insanların çekinmeden, utanmadan pratik yapabileceği alanlar yaratmaktan geçiyor.

    “KİRMANCKÎ GÜNDELİK YAŞAMIN DIŞINDA KALDI”

    -Kirmanckî’nin bugünkü durumunu nasıl tanımlarsınız? Sizce en kritik sorun nedir?

    MEHMET AŞKIN: Kirmanckî bugün gündelik yaşamın dışında kalan bir dildir. Bunun tarihsel nedenleri ve günümüzde daha çok ekonomi üzerinden değerlendirebileceğimiz çeşitli nedenleri var. Tarihsel olarak Kirmanckî sürekli baskılanan, konuşanların cezalandırıldığı bir dil olduğu için gündelik yaşamdan kopmuş günümüze de oldukça zayıf bir şekilde gelmiştir. Bu Kirmanckî’nin doğasının zayıf bir dil olduğunu değil dış baskılardan dolayı gerilediğini göstermektedir. Ve aynı zamanda konuşanların cezalandırılması da bu dilin geri kalmasındaki önemli nedenlerden biridir. Günümüze geldiğimizde ise gündelik yaşamda insanlar hayatı daha çok ekonomi üzerinden değerlendirmektedir. Bir dilin öğrenilip öğrenilmeyeceğinin temel unsuru o dilin getireceği maddi kazançlardır. Hangi dil maddi kazanç sağlıyorsa o dilin öğrenilmesi yönünde ve onun teşvik edilmesi yönünde Bir anlayış söz konusu açıkçası. Bu durumda da Kirmanckî herhangi maddi bir kazanç getirmediği için de gündelik yaşamdan dışlanmakta, öğrenilmesi de teşvik edilmemektedir. Belirli bir kesim tarafından açıkçası.

    ANLIYORUM AMA KONUŞAMIYORUM”

    -“Anlıyorum ama konuşamıyorum” ifadesi, dilin bu hâlini nasıl özetliyor?

    MEHMET AŞKIN: Anlıyorum ama konuşamıyorum ifadesi bize çok şey anlatmaktadır. Sorunu da çözümü de göstermektedir. Umudu da umutsuzluğu da göstermektedir bu cümle. Anlıyorum demek kişilerin bu dile yeterince maruz kaldığı anlamına gelmektedir. Yani Dersim’de yaşayan insanlar  bu dili anladıklarını ifade ederken gündelik yaşamda bu dile yeterince maruz kaldıklarını ifade etmektedirler. Anlamıyorum kısmı ise sorunun kaynağını göstermektedir. Anlamıyorum denilen yerde ise sorun bu dilin aktif bir şekilde kullanılamaması, bir üretime dönüştürülememesidir. Yani dil pasif konumdan aktif konuma bir türlü geçirilemiyor. Sorun buradadır. Dersim’de bu dilin konuşulamamasının en temel nedeni pasif durumdan aktif bir üretim sürecine bir türlü geçilememesidir. Özellikle bu dilin üretime, dilsel üretime dönüştürülememesinin en büyük nedeni insanların bu dili konuşurken,  konuşmaya çalışırken yaşadığı tereddütlerdir. İnsanlar psikolojik olarak özellikle yanlış yapmaktan çekindikleri ve utandıkları için bu dili konuşma konuşmama yönünde bir eğilim geliştirmektedirler. Eğer bu dili iyi konuşamıyorsam hiç konuşmamalıyım şeklinde bir yönelime sahip oluyorlar ve bu da dilin konuşanların sayısının gün ve gün azalmasına neden olmaktadır.

    AKTİF KULLANIM İÇİN STRATEJİLER

    -Pasif dil bilgisini aktif kullanıma dönüştürmek için belirlediğiniz stratejiler nelerdir?

    MEHMET AŞKIN: Kirmanckî bugün gündelik yaşamda yeterince yaygın olarak kullanılmamaktadır. Bunun en büyük nedeni de daha önce de bahsettiğimiz gibi bu dili insanların anlayıp ama konuşamamasıdır. Bunun konuşamamasının temel nedeni ise insanların yeterli düzeyde tekrarı ve üretimi dilsel üretimi sağlayamamasıdır. Bunun en büyük nedenlerinden bir tanesi olarak elbette sistemin yarattığı sorunlardan tarihsel olarak yaşanan sorunlardan bahsedebiliriz.
    Örneğin bu dilin bilinçli bir şekilde yasaklanması, konuşanın cezalandırılması ya da bu dilin gündelik yaşamda ekonomik anlamda bir yer bulamaması bu sorunlardan bir kaçıdır. Ama ben özellikle Dersim’de yaşanan bu sorunu farklı bir bakış açısıyla değerlendirmek istiyorum. Burada dili konuşanlar ile konuşamayanlar arasındaki bir hiyerarşiden bahsetmek istiyorum.
    Dili konuşanlar bu dili iyi konuşamayanlar üzerinde sürekli olarak eğer bu dili iyi konuşamıyorsan hiç konuşmamalısın şeklinde telkinlerde bulunuyor. Dolayısıyla da bu dili konuşmaya çalışan insanların psikolojik bir baskı altında hissetmelerine neden oluyorlar ve bu insanlar hem çekingenlik hem utanmadan kaynaklı olarak bu dile hiçbir şekilde pratik anlamda başlamıyorlar.
    Bizim bu kanalı kurmamızdaki temel hedefimiz insanların kendilerini rahat hissedecekleri bu dili yer ve zamandan bağımsız olarak bu kısıtlamalara tabi olmadan devamlı süreklilik arz eden düzenli bir tekrar pratik ortamı sağlamaktır. Hedefimiz budur. Dinleyicilerimiz bu ses kayıtlarını istedikleri yer ve zamanda dinleyerek bunları yüksek sesle tekrar ederek kendi bulundukları ortamda hiç kimsenin baskısı altında kalmadan, hata yapma korkusunu yaşamadan, çekinmeden, utanmadan bunları tekrar edip pratiğini sağlamalarını istiyorduk. Kuruluş amacımız, hedefimiz de buydu.

    “TARİHSEL BASKILAR VE DİLİN GERİ BIRAKILMASI ASLINDA KONUŞANIN CEZALANDIRILMASIDIR”

    -Kirmanckî’nin tarihsel olarak geri bırakılmış olması, bugünkü kullanımını nasıl etkiliyor?

    MEHMET AŞKIN: Kirmanckî tarihsel olarak sürekli bir yasaklamayla karşı karşıya kaldı. Konuşanın cezalandırıldığı bir politika yürütüldü. Dolayısıyla sürekli baskı altında olan bir dilin de gelişmesi açıkçası beklenmez. Dilin geri kalması geri kalmasının temel nedeni ona uygulanan baskı ve şiddettir. Konuşanın cezalandırılmasıdır. Bu Kırmanckî’yi günümüze getirirken zayıf ve güçsüz bir şekilde gelmesine neden olmuştur. Buna benzer en temel iddiamız şudur ki, bir dilin gelişebilmesi için onun güvenli ve bir barış ortamında olması gerekir. Böyle bir ortamda ancak dil büyür ve gelişir. Ama sürekli baskı altında ve tehdit altında olduğu zaman dilin gelişmesi mümkün değildir. Çünkü insanlar öncelikli olarak hayatta kalmaya çalışırlar, güvende olmaya çalışırlar. Daha sonra iletişim kurar, bilimi, sanatı, teknolojiyi geliştirirler. Ama Dersim coğrafyası için bunu söylemek mümkün değil açıkçası.
    Sanatın, kültürün, siyasetin gelişebileceği bir alan söz konusu değildir. Çünkü sürekli insanların temel kaygıları güvenlik olmuştur. Böyle bir ortamda da dil kendisini geliştirememiştir.
    Buna benzer örnekleri açıkçası Afrika’da da görebiliyoruz. Örneğin orada sürekli bir çatışma, bir savaş ortamı olduğundan insanlar birbirleriyle iletişim kurmuyorlar ve sadece hayatta kalmaya çalışarak, güvende olmaya çalışarak sürekli bir kaçış halinde oluyorlar. Dolayısıyla topluluklardan ve çevreden koparak yaşadıkları için Afrika’da o diller hiçbir şekilde gelişmemiş ve geri bırakılmıştır. Geri kalmış demiyorum, geri bırakılmıştır. Çünkü bu ona dışarıdan uygulanan baskının bir sonucudur. Yoksa dilin kendisinin doğasında bir zayıflık olmasından kaynaklanan bir durum değildir.

    -Kirmanckî’nin yeniden gündelik hayatın parçası hâline gelmesi için toplumsal ve kurumsal olarak neler yapılmalı?

    MEHMET AŞKIN: Biz insanların hiçbir psikolojik baskı altında kalmadan, utanmadan, çekinmeden bu dili öğrenecekleri ve pratik yapacakları bir alan oluşturmak istedik. Çünkü açıkçası şunun farkındayız: İnsanlar hata yapmaktan korkuyorlar. Hata yaptıklarında başkaları tarafından küçümseneceklerini düşünüyorlar. Bu durum temelsiz de değildir.
    Maalesef toplumda bu dili iyi konuşamayanlara yönelik çeşitli Küçümseyici tavırlar yaşandı. Zaten WhatsApp kanalımızın kuruluş gerekçesi de tam olarak budur. Bizim Dersim’de Kirmanckî’yi yeniden canlandırabilmemiz, gündelik yaşamın içerisine tekrar koyabilmemizin en büyük koşulu Dersim’de demokratik bir öğrenme kültürünü oluşturmaktır. Demokratik bir öğrenme kültürüne ihtiyacımız var. Öğrenenlerin hiçbir şekilde hata yapmaktan çekinmeyeceği, bu dili iyi bilenlerin de bu dili öğrenmeye çalışanlara karşı tepeden bakan, küçümseyici, damgalayıcı davranışlardan uzak durması üzerine kurulmuş, karşılıklı anlayış üzerine kurulu bir öğrenme kültürüne ihtiyacımız var. Biz bu demokratik öğrenme kültürünü oluşturduğumuz zaman işte o zaman gerçekten dili gündelik hayatın içerisine yeniden koymaya başlayacağız.

    Aşkın, son olarak herkesi kurdukları Whatsapp kanalına davet ederek, Kirmanckî’yi anlayıpta konuşamayanların bu kanala gelerek kendilerini geliştirmesi gerektiğini ifade etti:

    https://whatsapp.com/channel/0029VbCJny7BlHpYEwkNkr26

    Cem EKİNCİ/DERSİM

  • İzmir Dersim Derneği’nden Dünya Anadili Günü konseri- VİDEO

    İzmir Dersim Derneği’nden Dünya Anadili Günü konseri- VİDEO

    PİRHA- İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, 21 Şubat Dünya Anadili Günü kapsamında Mikail Aslan’ın anadilde klamlar beyitler söylediği konser etkinliği düzenledi. Etkinlikte, tüm dillerin eğitim dili olması ve yasal güvenceye alınması çağrısı yapıldı.

    İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği,bu yılki 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nü Sanatçı Mikail Aslan’ın sahne aldığı bir konserle kutladı.

    Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde yapılan konserde, sanatçı Mikail Aslan sahne aldı.

    “DİL KAYBOLURSA HAFIZA KAYBOLUR”

    Etkinlik öncesinde konuşan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Medine Dünya, anadilin bir hafıza olduğuna vurgu yaparak, “Anadiline yasal statü ve yasal güvence tanınmayan her dakika bir dil daha ölüyor. Bugün Dünya Anadili Günü.Bir dili konuşmak sadece kelimeleri yan yana getirmek değildir. Hafızayı, dili, kültürü ve bir halkın onurunu yaşatmaktır. Kırdaşki ve Kırmancki bu toprakların sesidir. Bu ses sustuğunda bir dil, bir tarih eksilir. Bugün çağrımız nettir. Ana diller yasal güvence altına alınsın, konuşulsun. öğretilsin. Çünkü dilini kaybeden bir halk hafızasını kaybeder” dedi.

    “TOPRAKLARIMIZDAN UZAK DÜŞTÜK AMA DİLİMİZDEN UZAK DÜŞMEDİK”

    Konuşmasını Kırmancki yapan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hasan Ali Kılıç ise, anadilin günlük yaşamda kullanılması çağrısını yineleyerek, “Bu ay bizler için Hızır ayıdır, Hızır sizlerin muradına yapsın, sizleri korusun. Bugün Dünya Anadil Günü’nde bir araya geldik, temennimiz odur ki dille birlikte var olsunlar. Bu dil bize atalarımızdan, annemizden, babamızda bize miraz kaldı. Bizler de çocuklarımıza miraz bırakalım, burada biz çok büyük sorumluluk düşüyor. Bugün topraklarımızdan uzak düştük ama dilimizden uzak düşmeyeceğiz. Nerde olursak olalım dilimizi konuşacağız. Bizim dilimiz Hızır’ın dilidir. Herkes anadilini konuşsun insan diliyle vardır” şeklinde konuştu.

    MİKAİL ASLAN SAHNE ALDI

    Konuşmalar ardından sahneye çıkan Mikail Aslan’ın Kırmancki, Kurmanci ve Türkçe seslendirdiği klam ve beyitler çokça alkış aldı.

    Etkinlik çiçeklerin takdim edilmesiyle son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • Demokratik Alevi Dernekleri: Anadilde eğitim ve ibadet haktır, gasp edilemez!

    Demokratik Alevi Dernekleri: Anadilde eğitim ve ibadet haktır, gasp edilemez!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri, yaptığı yazılı açıklamayla 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nü kutladı. Açıklama Kurmancî, Kirmanckî ve Türkçe olarak yapıldı ve anadilin önemine dikkat çekildi.

    1999’da Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla 21 Şubat günü, Uluslararası Anadili Günü olarak kabul edilmiş, anadili ve anadilinde eğitim hakkı güvence altına alınmıştır.

    Dünyanın birçok yerinde diller bir bir yok olurken, UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre, Türkiye’de 18 yok olmuş veya yok olma tehlikesi altında olan dil var.

    Birleşmiş Milletler tarafından 21 Şubat günü ilan edilen Dünya Anadili Günü dolayısıyla Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, anadilde eğitim ve ibadetin gasp edilemez bir hak olduğu vurgulanarak, tekçi politikalara son verilmesi çağrısı yapıldı.

    Açıklamada, insanlık kavramının tüm halkları ve onların kültürel, dilsel çeşitliliğini kapsadığı belirtilerek, 21 Şubat’ın asimilasyon ve soykırım kıskacındaki mazlum halklar açısından önemli bir farkındalık ve mücadele günü olduğuna dikkat çekildi.

    “ANADİLDE CEM YÜRÜTÜLMELİ”

    Kürt Aleviler olarak dilsel manada asimilasyon kıskacında eritilmekte, dilsel yitimle birlikte inanç dünyamızdaki pek çok manevi anlam da kaybolmaktadır. Anlam dünyamız çoraklaşmaktadır” ifadelerine yer verilen açıklamada, Raa/Rêya Heq-Alevi süreklerinin asimilasyonu reddetmesi gerektiği, cem ve ritüellerin anadilde yapılmasında ısrarcı olunması gerektiği belirtildi.

    “ANADİLİMİZDE İBADET BİR HAKTIR, GASP EDİLEMEZ”

    DAD açıklamasında şu çağrıya yer verildi:

    “Anadilinde eğitim ve anadilimizde ibadet bir haktır, gasp edilemez! Tek tipçi zihniyet ve politikalar terk edilmeli, halklarımızın ortak yaşam alanı olan bu topraklarda rızalı-ikrarlı yaşamın kapıları açılmalıdır.”

    Son olarak, “Zaman Sahipsiz, Mekân Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir” sözleriyle biten açıklama, Dünya Anadili Günü’nde halkların dayanışmasını ve demokratik mücadeleyi yükseltme çağrısı olarak paylaşıldı.

    HABER MERKEZİ 

  • İzmir’de Gimgim Tiyatro’dan Kirmanckî oyun: “Veli Toplantısı”- VİDEO

    İzmir’de Gimgim Tiyatro’dan Kirmanckî oyun: “Veli Toplantısı”- VİDEO

    PİRHA- İzmir’de faaliyet gösteren Gimgim Tiyatro, okullardaki asimilasyonu konu alan “Veli Toplantısı” adlı oyununu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi’nde sahneledi. 21 Şubat Dünya Anadili Günü kapsamında düzenlenen gösterim, seyircilerden yoğun ilgi gördü.

    İzmir’de Kirmanckî oyunlar oynayan Gimgim Tiyatro, okullardaki asimilasyonu “Veli Toplantısı” adlı oyunuyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi’nde sahneye taşıdı.

    21 Şubat Dünya Anadili Günü dolayısıyla Bornova Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi tarafından organize edilen Kirmancki tiyatro büyük ilgi gördü.

    İzmir’de 2016’da kurulan Gimgim Tiyatro oyunlarıyla Kürtçe’nin Kirmanckî lehçesini (Kirdkî) üzerindeki asimilasyona karşı sahnelediği oyunlarıyla dikkat çekiyor. 3 kişi ile yola çıkan, şimdi ise yaklaşık 20 kişiyle yoluna devam eden tiyatro ekibi, “Riştîkê” oyunuyla tiyatro serüvenine başladı, ardından “Yawuxa Doyî”, “Zelzele”, “Sınıf” oyunlarıyla yoluna devam etti. Ekip, şimdi son oyunları olan “Veli Toplantısı” oyunuyla çalışmalarını sürdürüyor. Tiyatro ekibi, Mûş’un Varto ilçesinde yaşanan bazı olayları ve köy yaşamını sahneye taşıyarak dilin unutulmasının önünde geçiyor.

    Tiyatro ekibi, çalışmalarını hem anadilin unutulmasının önüne geçmek hem de kültürel mirası canlı tutmak amacıyla sürdürüyor.

    PİRHA/DERSİM

  • Gemlik Dersimliler Derneği’nden 21 Şubat Dünya Anadil Günü buluşması- VİDEO

    Gemlik Dersimliler Derneği’nden 21 Şubat Dünya Anadil Günü buluşması- VİDEO

    PİRHA- 21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle Gemlik Dersimliler Derneği, anadil buluşması gerçekleştirdi. Sanatçılar Semih Kavramak ve Özgür Coşkun, Kirmanckî klamlar dile getirerek, unutulma tehlikesiyle karşı karşıya olan dilin yaşatılması gerektiğine dikkat çektiler.

    Gemlik’te, Dünya Anadil Günü vesilesiyle düzenlenen etkinlikte Dersimliler bir araya geldi. Gemlik Dersimliler Derneği’nde gerçekleşen programa yoğun ilgi gösterildi.

    Sanatçılar Semih Kavramak ve Özgür Coşkun, seslendirdikleri Kirmanckî klamlarla katılımcılara anadilin anlam ve önemi ifade edildi.

    Etkinlikte konuşan Gemlik Dersimliler Derneği Başkanı Burak Yıldırım, anadilin korunmasına dair önemli mesajlar verdi. Yıldırım, “Unutulmaya yüz tutmuş anadilimize sahip çıkmak hepimizin sorumluluğu. Gösterilen ilgi, bu umudu büyütüyor,” ifadelerini kullandı ve tüm katılımcılara teşekkür etti.

    Gecede hem müzik hem de topluluk dayanışması ön plandaydı. Etkinlik, anadili yaşatma bilincini güçlendirmesi açısından anlamlı bir buluşma olarak kayıtlara geçti.

    PİRHA/GEMLİK

  • Dersim’de sokaklar konuştu: Dilimiz Xızır’ın diliydi, evlerimizde susturduk!-VİDEO

    Dersim’de sokaklar konuştu: Dilimiz Xızır’ın diliydi, evlerimizde susturduk!-VİDEO

    PİRHA – 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde Dersim sokaklarında bu kez gündem siyasetin sıcak başlıkları değil, bir halkın hafızasıydı. PİRHA olarak mikrofonumuzu yurttaşlara uzattık; sorumuz basitti: “Kirmanckî yaşıyor mu?” Yanıtlar ise hem hüzünlü hem de umutlu bir tabloyu ortaya koydu.

    21 ŞUBAT: BİR GÜN DEĞİL, BİR HAFIZA

    Her yıl 21 Şubat’ta kutlanan Dünya Anadil Günü, yalnızca takvimdeki sembolik bir tarih değil. UNESCO tarafından 1999 yılında ilan edilen ve 2000’den bu yana dünya genelinde anılan bu gün, dil çeşitliliğinin korunmasını ve yok olma tehlikesi altındaki diller için farkındalık yaratılmasını amaçlıyor.

    Günün kökleri ise 1952 yılında, bugün Bangladeş sınırları içinde bulunan Dakka’da verilen dil mücadelesine dayanıyor. Resmi dil dayatmasına karşı anadilini savunan öğrencilerin yaşamını yitirmesi, dili yalnızca bir iletişim aracı olmaktan çıkarıp bir direniş sembolüne dönüştürdü.

    Dersim’de ise bu tarih, başka bir soruyu beraberinde getiriyor: Kirmanckî gelecek kuşaklara kalacak mı?

    “KİRMANCKİ’Yİ KONUŞANLAR AZALIYOR”

    PİRHA’nın mikrofon uzattığı yurttaşlar değişimin farkında.

    “Eskiden köylerde herkes Kirmancki konuşurdu. Şimdi gençler Türkçe konuşuyor, Kirmancki’yi ise ya hiç bilmiyorlar ya da konuşmaktan çekiniyorlar. Bu gidişle dilimiz unutulacak.”

    Sözler sade ama ağır. Bir dilin geri çekilişini anlatıyor.

    Yurttaşlar çözümün adresini de net koyuyor: Evler.

    “Çocuklarımıza daha bebeklik dönemlerinden başlayarak anadilimizi konuşursak, onlarda öğrenir ve Kirmanckî aktarılmış olur.”

    Ardından gelen özeleştiri ise dikkat çekici:

    “Bizler geçmişte dilimizi çocuklarımızla konuşmayarak büyük hata yaptık. Çocuklarımızla Türkçe konuştuk ve şimdi onlar kendi dillerini bilmiyorlar. Ama bundan sonrası için konuşmaya başlarsak Kirmanckî unutulmaz, dilimiz güzeldir, dilimiz Xizir’ın dilidir, inancımız Xizir’ın inancıdır. Yolumuzun, itikatımızın devam etmesi için anadilimizi, Xizir’ın dilini konuşmaya devam etmeliyiz.”

    Bu sözlerde yalnızca bir dil değil; inanç, yol, itikat ve kolektif hafıza var. Kirmanckî burada kültürel bir unsur olmanın ötesinde, inançsal bir sürekliliğin taşıyıcısı olarak tanımlanıyor.

    Bir başka yurttaş ise kaygıyı daha yalın bir cümleyle ifade ediyor:

    “Anadilimiz bizim kimliğimizdir. Kirmancki’nin yaşaması için evde, sokakta, her yerde konuşmamız lazım. Çocuklarımıza bu dili öğretmezsek birkaç kuşağa kalmaz yok olur.”

    “DİL YAŞAYAN BİR ŞEYDİR”

    Dersimliler yalnızca bireysel sorumluluğa değil, kamusal sorumluluğa da işaret ediyor. Yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve eğitim kurumlarının anadil için daha fazla çalışma yürütmesi gerektiğini vurguluyorlar.

    Bir yurttaşın sözleri meseleyi çarpıcı biçimde özetliyor:

    “Dil yaşayan bir şeydir. Eğer biz konuşmazsak ölür. Kirmancki’yi yaşatmak için çaba göstermeliyiz.”

    Kirmanckî’nin Dersim’in kimliği olduğunu söyleyen yurttaşlar şu cümleyle noktayı koyuyor:

    “Anadilimiz bizim kimliğimizdir, unutursak kendimizi unuturuz, insanlığımızı unuturuz, müsayipliğimizi, itikatımızı unuturuz.”

    21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle Dersim’de yükselen ses, nostaljik bir ağıt değil; geç kalınmış ama hâlâ mümkün olan bir hatırlatma. Kirmanckî’nin geleceği, yalnızca resmi politikalara değil, evlerin içinde kurulacak cümlelere bağlı.

    Bir dil konuşuldukça yaşar. Sustukça silinir. Dersim’de bugün sorulan soru basit ama hayati: Kirmanckî evlere geri dönecek mi?

    Cem EKİNCİ/PİRHA

  • Kirmanckî/Zazakî için Meclis’e acil eylem çağrısı!

    Kirmanckî/Zazakî için Meclis’e acil eylem çağrısı!

    PİRHA-DEM Parti milletvekilleri,  UNESCO’nun “güvensiz” kategorisinde yer alan Kirmanckî/Zazakî için Meclis Araştırması açılmasını istedi. Önergede, kuşaklar arası aktarımın durma noktasına geldiği vurgulandı, dilin korunması ve kamusal alanda kullanımının yaygınlaştırılması için “Acil Eylem Planı” çağrısı yapıldı.

    DEM Parti milletvekilleri Salihe Aydeniz, Ayten Kordu, Adalet Kaya, Cengiz Çiçek ve Ömer Faruk Hülakü, Kirmanckî/Zazakî/Dimilkî/Kirdkî dilinin yok olma riskiyle karşı karşıya bulunduğu gerekçesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Meclis Araştırması açılması talebiyle önerge sundu.

    Önergede, dilin korunması, geliştirilmesi, kamusal alanda kullanımının yaygınlaştırılması ve kuşaklar arası aktarımın sağlanması amacıyla gerekli yasal, idari ve kurumsal tedbirlerin belirlenmesi istendi. Başvuru, Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddelerine dayandırıldı.

    UNESCO UYARISI VE DİLDEKİ GERİLEME

    Gerekçede, UNESCO’nun Tehlike Altındaki Diller Atlası’nda Kirmanckî’nin “güvensiz (vulnerable)” kategorisinde yer aldığı anımsatılarak, acil önlem çağrısına rağmen dildeki kan kaybının hızlandığı vurgulandı. Dilbilimcilerin saha verilerine atıfla, Kirmanckî’nin ev içi iletişim dili olma vasfını yitirmek üzere olduğu ve ebeveynlerden çocuklara doğal aktarımın ciddi biçimde zayıfladığı ifade edildi.

    Metinde, Vate Grubu’nun sözlük ve yayın faaliyetleri, sivil toplumun dil kursları, belediyeler bünyesindeki anadilde kreş (Zarokîstan) girişimleri, tiyatro oyunları, çocuk koroları, ders materyalleri ve Kirmanckî basın-yayın çalışmaları örnek gösterildi. Bingöl ve Munzur üniversitelerindeki Zaza Dili ve Edebiyatı bölümleri ile TRT Kurdî yayınlarının olumlu adımlar olduğu, ancak dilin yaşatılması açısından yeterli görülmediği belirtildi.

    ACİL EYLEM PLANI ÇAĞRISI

    Önergede, Kirmanckî’nin konuşulma oranları ve bölgesel dağılımının güncel verilerle tespiti, öğretmen ihtiyacının neden karşılanamadığının araştırılması, anadilinde eğitimin önündeki engellerin incelenmesi ve kamusal alanda kullanımın teşvikine yönelik düzenlemelerin ele alınması talep edildi. Sivil inisiyatifler ve akademik birikimden yararlanılarak bir “Acil Eylem Planı” hazırlanması gerektiği kaydedildi.

    HABER MERKEZİ

  • Barış Süreci, Kürt dilinin geleceği konusunda nasıl bir kapı aralıyor?-VİDEO

    Barış Süreci, Kürt dilinin geleceği konusunda nasıl bir kapı aralıyor?-VİDEO

    PİRHA – Kürt sorununun çözümü için başlatılan süreçle birlikte Kürtçenin resmi dil statüsüne alınması talebi günden güne artmakta. Kürt Araştırmaları Derneği Eş Başkanı Heno Ronak, mevcut siyasi atmosfer sebebiyle Kürtçe eğitimlere talebin arttığına işaret ederek, “Kürt sorununun çözümünü konuşacaksak Kürtçe’nin kreşlerden tutun bütün eğitim yuvalarında ana dili olarak okutulması gerekmektedir” dedi. Dilbilimci Sami Tan da, yasal düzenlemeleri beklemeden bazı pratik adımların atılabileceğini belirtti.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’yle birlikte anadil konusunda yasal düzenlemelerin yapılması, öncelikli talepler arasında sıralanmakta. Dilbilimciler de dilin varlığını sürdürüp, gelişebilmesi için en büyük ihtiyacın, dilin kamusal alandaki özgürlüğü ve ana dilde eğitim olduğuna işaret etmekte.

    Ülkedeki siyasi atmosferle birlikte Kürtçe üzerindeki engeller konusunda ne adımlar atılacak, merakla bekleniyor. Ancak Kürt dil kurumları, hızlı bir refleks göstererek Kürtçenin statüye kavuşması için bir tür seferberlik çağrısı yaptı. Günümüzde Kürt yurttaşların yaşadığı birçok ilde Kürtçe eğitimler verilmeye başlandı.

    Kürt dil kurumları ayrıca 15 Ekim’de Van’da buluşarak “Kürt dil mücadelesi için strateji ve politikalar çalıştayı” yaptı. İki gün süren bu çalıştayda yer alan isimlerden birisi de Kürt Araştırmaları Derneği Eş Başkanı Heno Ronak oldu.

    “SORUN ÇÖZÜLECEKSE KÜRTÇE’NİN ÖNÜNDE ENGEL OLMAMALI!”

    Dernek bünyesinde Modern Kürt Edebiyatı derslerini veren Ronak, yeni süreçle birlikte Kürtçe eğitimin kamusal alanda serbest kılınması gerektiğini belirtti. Anadilde eğitim yasağının Kürt sorununun en can alıcı başlıklarından biri olduğunu söyleyen Ronak, “Kürt sorunu, zaten çok yönü olan bir sorundur. Çocuklarımız 7 yaşına kadar bu dille büyüyor, okula gittiği zaman yeni bir dille karşı karşıya kalıyor. Bu çocukların 7 yıllık deneyimi, yaşadıkları çöpe atılmış oluyor. Bu durum, Kürt sorununun temel sebep ve nedenlerinden bir tanesidir. Eğer Kürt sorunu çözülecekse Kürtçe’nin önünde herhangi bir engel olmaması gerekiyor. Sağlık kuruluşlarında, belediyelerde, pazarlarda, ticarette, akademide; her alanda Kürtçenin kullanılması gerekiyor” diye konuştu.

    “EĞER KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNÜ KONUŞACAKSAK…”

    Heno Ronak, Kürtçe eğitimin sadece seçmeli ders olarak haftada 2 saat verilmesini de eleştirdi. Kürt sorununun çözümünün anadilde eğitimden geçtiğini vurgulayan Ronak, şunları söyledi:

    “Ana dilde eğitimden kastımız şudur; çocuklarımız, kreşlerden tutun en yüksek basamak olan akademik düzeye, yüksek lisans, doktora bütün alanları kapsayacak şekilde Kürt dilinin eğitimde kullanılmasını istiyoruz. Yani eğer Kürt sorununun çözümünü konuşacaksak Kürtçe’nin kreşlerden tutun bütün eğitim yuvalarında ana dili olarak okutulması gerekmektedir.”

    KÜRTÇE EĞİTİM VERECEK KADRO YETERLİ Mİ?

    Van’da yapılan çalıştayda da dilin kamusal alanda kullanılması konusuna değinildiğini söyleyen Heno Ronak, “Kürdistan’da en çok konuşulan dil Kürtçedir. O nedenle Kürtçe’nin bütün alanlarda konuşulması gerekiyor” diye belirtti.

    Kamu hizmeti veren tüm alanlarda da Kürtçe’ye özgürlük sağlanması gerektiğini söyleyen Ronak, şöyle devam etti:

    “Belediyeler, valilikler, hastaneler, sağlık kuruluşları, camiler, cemevleri; yani her alanda bu dilin kullanılması gerekiyor. Çözüm için de ilk önce yasal engellerin aşılması gerek. Yıllardır Kürtçe eğitimin olamaması bir kadro sorununu da yaratıyor. Bu kadroların yetiştirilmesi gerekiyor. Dernek olarak bizler tüm materyalleri hazırlıyoruz ancak yeterli değil. Bunun için enstitülerin kurulması, farklı alanların, kadroların yetiştirilmesi gerekiyor. Dernek olarak dil atölyeleri düzenliyoruz. Online olan derslerimize dünyanın her yerinden ulaşılabiliyor. Ancak yüz yüze olan dersleri sadece İstanbul’daki dernek yerimizde yapabiliyoruz. Talep olursa farklı yerlerde de yapılabilir. Mesela DEM Parti ilçe örgütleri ve birkaç köy derneğinden talep oldu. Bu doğrultuda atölyeler açabiliyoruz. Ancak bizim her tarafa şu anda yetebilecek bir gücümüz yok.”

    İBADETHANELERDE KÜRTÇE ÖNERİSİ!

    Heno Ronak, Kürtçenin geliştirilmesinin temel alanlarından birinin de inanç merkezleri olduğunu ifade etti. Cemevi ve camilerde hizmet yürütenlerin, anadillerini kullanması gerektiğini vurgulayan Ronak, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Kürdistan’daki insanlar kendi dillerinde dua ederler. Ancak camilerde hutbeler Türkçe yayınlanıp okutulur. Hatta Diyanet’in sitesinde İngilizce, Fransızca da yayınlanır ancak Kürtçe yayınlanmaz!

    Cemevlerinde de Türkçe konuşulmakta. Buralarda, insanlara gidecek hizmetin kendi dillerinde olması gerektiğine inanıyoruz. Yani melelerin de, pirlerin de, dedelerin de, kendi dillerinde hizmet vermesi gerekir.”

    İSTANBUL’DA DİL EĞİTİMİNE İLGİ ARTIYOR!

    Yılda üç kere dil atölyeleri düzenlediklerini söyleyen Heno Ronak, Kürtçenin Soranî, Kirmanckî ve Kurmancî lehçelerinin öğretildiğini belirtti. Siyasi atmosfer doğrultusunda kurslara ilginin artacağının altını çizen Ronak, “Yılda üç ayrı atölye düzenleriz. Bazı dönemlerde Kürt sorununun çözümü konusunda bir umudun ortaya çıkmasıyla beraber buraya da ilgi artıyor” dedi.

    “TOPLUMDA BELLİ BİR RAHATLAMA OLDU”

    Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ndan sonra Kürtçenin durumuna dair görüşlerini aldığımız bir diğer isim ise Dilbilimci Sami Tan oldu. Urfa’da faaliyet gösteren Komeleya Çand û Zimanê Kurdî (Kürt Dili ve Kültürü Derneği) Başkanlığını yapan Sami Tan, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısından sonra “toplumda belli bir rahatlama” olduğunu belirtti.

    Baskı mekanizmalarının bir nebze gevşediğini söyleyen Tan, “Bu da Kürt diline ilişkin taleplerin daha görünür olmasını sağladı. Kapatılan dil ve kültür kurumları birer birer yeni isimlerle tekrar açıldı, engellenen kültürel, sanatsal faaliyetler (müzik, sinema ve tiyatro) daha rahat icra edilebilir oldu. Yerel yönetimlerin Kürt dili ile ilgili çalışmaları arttı” dedi.

    “YASAL DÜZENLEMELERİ BEKLEMEDEN ADIM ATMAK GEREKİR”

    Sami Tan, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Söylem düzeyinde sahiplenme artmış olsa da pratikte hala güçlü bir sahiplenme yok. Bugün Halk Eğitim Merkezleri’nde talep olması halinde ders açılabiliyor, dernekler dil kursları açıyor, üniversiteler online ders açıyor; bu derslere katılım hala çok cüzi bir düzeyde. Yani binlerle ifade edemiyoruz.

    Kürt toplumu, anadil konusundaki talep ve çalışmalarından hiçbir zaman vazgeçmedi. Sahada yapılan anket çalışmalarına baktığımızda Kürtçe eğitim talebi %90’lar civarında. Fakat bir şeyi sadece talep etmek, o şeyin gerçekleşmesini sağlamaz. Daha örgütlü ve sürekli bir çalışmaya ihtiyaç var. Buna da ancak siyaset kurumu, sivil toplum kurumları ve toplumun örgütlü kesimi öncülük edebilir.  Kürt toplumunun sivil-demokratik temelde bir dil planlamasına ihtiyacı var.

    Bugün için yasal düzenlemeler hemen hayata geçmezse de demokratik temelde yürütülecek dil çalışmaları toplum nezdinde uluslararası hukuka göre de meşru görüleceği için engellenemez. Bunun için yasal düzenlemeleri beklemeden bazı pratik adımları atmak gerekir. Örneğin bir dil meclisi, dil akademisi, online okullar açılabilir. Sadece anadilde eğitim için bir televizyon kanalı kurulabilir. Ayrıca var olan imkanlar (üniversitelerdeki lisans, yüksek lisans, doktora düzeyindeki eğitim; orta okul düzeyinde verilen seçmeli dersler, STK’ların verdiği dil kursları daha güçlü sahiplenilebilir.”

    ANADİLİ SAHİPLENME KONUSUNDA GENÇ NÜFUS YOK!

    Sami Tan, Kürt dili ve kültürü konusunda toplumun belli kesiminde daima bir refleks oluştuğunu anlatarak şöyle devam etti:

    “Ancak bu kesim çok sınırlı ve siyasette pek etkili değil, siyaset alanı insanlarda ‘dili araçsallaştırıyor’ duygusu yaratıyor. Dil kurumları, güçlü bir çekim merkezi olamıyor, özellikle genç kesimleri çekmek yetersiz kalıyor, dil çalışması daha çok orta yaş ve üzeri insanları iştigal ettiği bir etkinlik alanı olarak görülüyor. Bunda Kürt ailelerin çocuklarını anadilde yetiştirmemesinin etkisi büyük.”

    Anadilde eğitim konusunda her ilde başvurulabilecek bir kurumun mevcut olduğunu söyleyen Tan, “Eğer halk eğitim merkezlerinden talepte bulunurlarsa orada da dil dersi açtırabilirler. Online ders veren birçok kurum mevcut. Bunların içinde üniversiteler de var. Örneğin Mardin Artuklu Üniversitesi bunlardan biri” diye ekledi.

    “LEHÇELER ARASI HİYERARŞİK YAKLAŞIMI DA REDDETMEK GEREKİR”

    Sami Tan, yok olma tehlikesinde olan Kürtçenin Kirmanckî lehçesinin geldiği evreye de dikkat çekti. Kurumların bu konudaki faaliyetlerini de anlatan Tan, şunları söyledi:

    “Maalesef Dimilî (Kirmanckî) lehçesini sahiplenme düzeyi daha düşük. Buna özel bir çaba sarf etmek gerekiyor. Dimilî lehçesini koruyup geliştirmek sadece bu lehçeyi konuşanların değil (elbette en başta onların) bütün Kürtlerin sorumluluğudur. Diller arası hiyerarşik yaklaşımı reddettiğimiz gibi, lehçeler arası hiyerarşik yaklaşımı da reddetmek gerekir. Aslında dil çalışmalarında bulunan arkadaşların neredeyse tamamında bu bilinç var. Bu bilinci pratikleştirmek ve bütün dil çalışmalarını çok-lehçeli yürütmemiz gerekiyor. Herkes çalışmalarda kendi lehçesini kullanırsa kısa bir sürede aramızdaki dil bariyerini ortadan kaldırabiliriz. Bu yaklaşım birçok kurumda olumlu sonuç vermiştir.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Ozan Serdar: Ağıtlar bizim hafızamızdır-VİDEO

    Ozan Serdar: Ağıtlar bizim hafızamızdır-VİDEO

    PİRHA-Dersimli sanatçı Ozan Serdar, çocuk yaşta başladığı müzik yolculuğunu sürgün yıllarında büyüttü. Şimdi, yıllar sonra döndüğü topraklarda, geçmişin sesiyle geleceği anlatıyor.

    1955 yılında Dersim’in Gahmut köyünde doğan Ozan Serdar, çocuk yaşta kendi kendine bağlama çalarak başladığı müzikle, o günden bu yana kendi dilinde, halkının hikâyelerini anlatıyor. Aileden gelen ozanlık geleneğini sürdüren Ozan Serdar, “Dedemin sesini hiç duymadım ama onun makamları bize anlatılarla geçti” diyor.

    Gençlik yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde okurken yaşadığı baskılar nedeniyle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan Ozan Serdar, 1980’de Almanya’ya gitti. Orada yıllarca sürgün yaşadı; ama müzik hep onunla kaldı.

    Ozan Serdar, “Bağlama çalmayı çocukluğumda öğrendim. O zaman da Kîrmançki söylüyordum. Çünkü bu dil kalpten çıkardı, insanların yüreğine dokunurdu” diyerek müzik yolcuğunun toprağından ve insanından ayrılmadığına dikkat çekiyor.

    “DERSİM’İN ŞARKILARI, ACININ DİLİYLE SÖYLENİR”

    Ozan Serdar’ın müziği, coğrafyasından bağımsız düşünülemiyor. Ona göre Dersim’in müziği, hafızanın bir taşıyıcısı:

    “Dersim’in şarkıları ve kılamları özgündür. Dersim’in şarkılarında pek hareketli parçalar yoktur. Benim çocukluğumda da yoktu. Genelde ağıttır. Aşk da ağıt gibidir bizde. Çünkü bu topraklarda sevinç bile ağırdır.”

    35 yıl boyunca yaşadığı Almanya’da müziğe profesyonel olarak devam eden Ozan Serdar, yavaş yavaş hareketli tarza geçse de ağırlığını kaybetmeden, kimliğini unutmadan ilerlediğini söylüyor:

    “Kîrmançki müzik, insanlara kim olduklarını hatırlattı. Şarkılarla kendilerini tanıdılar. Bu topraklar evlat acısı, 38’i gördü. Ben bu acıların üzerini örtmedim, tam tersine şarkılarımla açtım.”

    “DÖNDÜĞÜMDE HER ŞEY TANIDIK AMA HİÇBİR ŞEY AYNI DEĞİLDİ”

    Serdar, 35 yılın ardından yeniden Dersim’e dönebildi. Geri dönüş, onun için yalnızca fiziksel bir yolculuk değil, duygusal bir yüzleşmeydi.

    Dersim’deki değişime de işaret eden Ozan Serdar, “Gelip ayak bastığımda şok oldum. Bıraktığım Dersim başka bir yerdi. Ama ben bu toprağın hasretiyle yaşadım. Bazen güler yüzlü görünürüm ama içimde hep bir hüzün taşırım” ifadelerine yer verdi.

    Ozan Serdar için müzik sadece bir sanat değil; aynı zamanda tanıklık, hafıza ve direnç biçimi:

    “Ben bu halkın ne yaşadığını biliyorum. O yüzden söylüyorum. Unutmasınlar, kendilerini tanısınlar diye…”

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Turabi Kişin: Dil konuşuluyor iken kayıt altına alın, sahip çıkın-VİDEO

    Turabi Kişin: Dil konuşuluyor iken kayıt altına alın, sahip çıkın-VİDEO

    PİRHA- DAD İzmir Şubesi’nin Ana Dili Günü panelinde konuşan Gazeteci Yazar Turabi Kişin, anadilde konuşmanın önemine işaret ederek, “Konuşmazsak dilimiz kaybolacak, konuşurken bunu kayıt altına alalım. Çünkü ilerde bu dili araştıran olursa ellerinde kayıt olsun. Siz var oldukça dilinize, dilinizde olan hikayeleri kayıt altına alın” vurgusunda bulundu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla Çiğli’de bulunan dernek binasında ‘Anadil için buluşuyoruz’ başlığında panel düzenledi. Panelde panelist olarak Gazeteci Yazar Turabi Kişin yer alırken panelin moderatörlüğünü Semra Acar yaptı. Panelde sıklıkla anadile ve anadilde konuşmanın önemine vurgu yapıldı.

    İlk olarak konuşan Semra Acar UNESCO’nun kaybolmakta olan diller olduğundan dolayı 21 Şubatı “Dünya Anadil Günü” olarak belirlediğini ve Kırmacki (Zazaca) dilinin de Unesco tarafından koruma altına alındığını hatırlattı. Acar, Kırmancki dilinin yavaş yavaş kaybolmakta olduğunu söyleyerek bu duruma karşı dili konuşarak mücadele edilmesi gerektiğini ifade etti.

    Ardından konuşan Turabi Kişin, anadil kavramının çok elzem bir varlık olduğunun altını çizerek, “Bir topluluk, halk diline sahip çıkamazsa ne tarihine ne de kültürüne sahip çıkabilir. Çünkü bir dil bir ayda ya da bir yılda çıkmıyor. Kimsenin tek başına bir dili üretebilme gücü yok. Her dil her yerde var olamıyor nasıl ki her ot her toprakta yetişemiyorsa. Bizim dilimizde bizim topraklarımızda var olmuştur ve şimdiye kadar kendini var edebilmiş” dedi.

    ‘KIRMANCKİ BİRÇOK BÖLGEDE KONUŞULUYOR’

    Kırmancki dilinin birçok bölgede konuşulduğunu ve farklı isimler ile ifade edildiğini dile getiren Kişin, “Zazaca’ya birçok farklı bölgede farklı isimler verilmiş; Kırmacki, Kırtki, Dimilki gibi. Bu dilin isimleri fazladır ama bölgeden bölgeye ağzı da değişiyor. Mesela Dersim Kırmacki’si İle Varto Kırmancki’si gibi. Ama bu bizim dilimizin önünde engel değil. Eğer dilimizi iyi bilirsek her bölgede konuşulanı anlarız. Eğer önem verirsek anlarız. Şimdi Semra arkadaşımız dedi Unesco dilleri koruma altına almış bu dillerden biri de bizim dilimiz. Şuan Zazayım diyenler bu dili konuşmuyor çoğunlukla yaşça büyükler konuşuyor maalesef gençlerimiz dilimizi konuşmuyor” diye belitti.

    ULUS-DEVLETLER VE DİLLERİN TEHLİKE GÖRÜLMESİ

    Ulus devletlerin diller üzerindeki baskısına değinen Kişin, “Türkiye Devleti kurulmadan önce dilimizden önünde bir engel yoktu çünkü ulus devlet sistemi değildi. Ama ne zaman Türkiye Cumhuriyeti kuruldu farklı diller engel ve tehdit olarak görüldü. Bize ‘bu cumhuriyet Türk’tür dili de Türkçedir’ olgusu dayatıldı. Bu sebepten dilimiz yasaklandı. Şark Islahat Planı ile Kürtleri asimile etme politikası devreye girdi. Bu plana göre Kürt coğrafyasında konuşulan dil yasaklanacak. Bölgede okul yapılsın ve Türkçe dili dışında hiçbir dil konuşulmasın. Bu plana göre aynı köyden 2 çocuk bile aynı sınıfta olmayacaktı. Eğer olursa kendi dillerini konuşurlar. Eğer konuşurlarsa cezalandırılacak. Bu okulları bölgenin her yerinde açtılar. Ülkesi için, varlığı, dili için kim bir şey yaparsa devletin hedefi oldu” şeklinde konuştu.

    “DİLİMİZ XIZIR DİLİDİR, KONUŞARAK VAR EDELİM”

    Xızır aylarının Alevilik inancında ki önemine ve dilin doğa ile ile olan ilişkisine vurgu yapan Kişin şöyle devam etti:

    “Şimdi biz Şubat ayındayız ve inancımızda bu ay Xızır ayıdır. Niye Xızır ayıdır çünkü bizim yaşadığımı topraklarda kış çetin geçerdi. Bu yüzden biz bu aya Xızır ayı diyoruz. Çünkü kış bitiyor bahara giriyoruz. Cemrelerin düşmesi bu ayda olur. Cemreler ne getirir baharı getirir. Biz ne diyoruz dilimiz Xızır dilidir. Bu cümlenin manası büyüktür. Çünkü insanlık bizim topraklarımızda ortaya çıkmış ve bu dillerle var olup yayılmış. Biz de bu yüzden dilimize sahip çıkalım. Madem konuşmazsak dilimiz kaybolacak konuşurken bunu kayıt altına alalım. Çünkü ilerde bu dili araştıran olursa ellerinde kayıt olsun. Siz var oldukça dilinize, dilinizde olan hikayeleri kayıt altına alın. Bir iki kelam da Kurmanci için konuşayım. Ben Kırmancki konuştum ama siz kabul edin ki Kurmanci de konuştum. Çünkü bu diller birbirine kökten bağlı. Her dil güzeldir. Dilleri bozan, yok eden devletlerdir. Bu güzel diller arasında biri de bizim dilimizdir. Bu güzelliğe sahip çıkalım.”

    Etkinliğin sonunda çocuklar ve kadın korosu Kırmancki, Kurmanci ve Ermenice türküler seslendirdi.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • Yazar Munzuroğlu: İnsanlar ana dillerinden uzaklaştırılıyor!- VİDEO

    Yazar Munzuroğlu: İnsanlar ana dillerinden uzaklaştırılıyor!- VİDEO

    PİRHA- Şair-Yazar Doğan Munzuroğlu insanların ‘Benim ana dilim, kültürüm yaşasın’ mantığından gün be gün uzaklaştırılmaya çalışıldığını söyleyerek, asimilasyona karşı herkesin ana dilini yaşatması gerektiğinin altını çizdi.

    UNESCO tarafından 1999 yılında 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü olarak ilan edildi. Ana dillerin varlığının korunması ve sürdürülmesi için teşvikler yapılsa da günümüzde küreselleşme, göçler, ulus devlet anlayışıyla yönetilen ülkelerdeki tekçi politikalar, ana dillerin konuşulmayarak günden güne kaybolmasında büyük bir rol oynuyor.

    UNESCO’nun dil bilimcilerine göre insanlığın varoluşundan bu yana yaklaşık 30 bin farklı dil konuşulurken, sadece 7 bin dilin günümüze kadar gelebildiği belirtiliyor. UNESCO’nun verileri dünya genelinde 2 bin, Türkiye’de ise 18 dilin yok olma tehlikesi altında olduğunu gösteriyor.

    Yok olma tehlikesi altında olan dillerden biri olan Kırmançki eserler üreten Şair-Yazar Doğan Munzuroğlu, ana dilinin önemine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ANA DİLİMDE YAZMAK BİLİNÇLİ BİR TERCİH”

    Dört şiir, bir roman, bir araştırma, iki öykü olmak üzere toplamda 8 kitabı olan Doğan Munzuroğlu, eserlerini ana dilinde yazıyor. Türkçe dilinde kendini yeteri kadar iyi ifade edemediğini, bu nedenle Kırmançki yazmaya başladığını ifade eden Munzuroğlu, öte yandan bunun bilinçli bir tercih olduğunun altını çizdi:

    “Kendi ana dilim dünyadan yok olup gitme, ölme tehlikesi yaşıyor. Kürtçe’nin bu lehçesi çok az insan tarafından kullanıyor. Kürt coğrafyasında birçok hikaye, masal, şiir, fıkra, bilmece her geçen gün kaybolup gidiyor. Yaşlılarımız öldükçe onlarla birlikte yok olup gidiyor ana dilimiz. Çünkü Kürtçe daha çok sözlü edebiyat alanında varlığını sürdürüyor, yazılı alana dönüştürülmedikçe her an yok olma tehlike yaşamakta. Bu nedenle bilinçli bir şekilde ürün vereceksem bu ana dilimde vereyim de belki ölümünü geciktirmede katkım olur diye düşündüm.”

    “ANA DİLİNDE EDEBİYAT BÜYÜK ZENGİNLİK”

    Edebiyatta ana dilinin büyük zenginliklere kapı açtığını ifade eden Munzuroğlu, “Türkçe yazdığınızda sizin dilinizde var olan yaşamın bir anını, durumunu, halini ifade eden sözcükler kullanamayabilirsiniz çünkü dil farklı coğrafyaların, farklı yaşamların ifadesi olduğu için ona karşılık gelecek herhangi bir kelime, deyiş, atasözü yok. Özellikle yaşlılarla sohbet ettiğinizde denk gelmişsinizdir, öyle bir deyim kullanıyorlar ki şaşırıp kalıyorsunuz bu durumu sadece bu deyim anlatabilir diye. Dolayısıyla bir dili şiirde, denemede, romanda dile getirdiğinizde o halkın inancını, sevinçlerini, kaygılarını, acılarını, kültürünü, yaşam biçimini aktarmış oluyorsunuz” dedi.

    “ASİMİLASYONLA MÜCADELE EDİLMELİ”

    Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi konjonktür sebebiyle ana dilinin varlığının korunması alanındaki mücadelenin zorlaştığını ve asimilasyonun her daim devrede olduğunu söyleyen Munzuroğlu, bu asimilasyon politikalarına karşı ne yapmalı soruna şu cevabı verdi:

    “Günümüzde insanları ‘Benim dilim, kültürüm yaşasın’ mantığından gün be gün uzaklaştırılmaya çalışıyorlar. Bireysel olarak herkesin bu konuda bilinçli hareket etmesi ve dilini her alanda konuşması gerekiyor. Burada kurumlara da büyük görev düşüyor. Ana dili hakkına karşı mücadeleyi büyütmeleri lazım. Öte yandan velilerin okullarda seçmeli derslerde çocuklarını ana diline yönlendirmeleri gerekiyor. Topyekün bir sahip çıkışla asimilasyonu önlemek mümkün olacaktır.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • DAD, ana dili günü kutlayarak Dersim’de Kırmancki ve Kurmancki dil atölyelerini başlattıklarını duyurdu

    DAD, ana dili günü kutlayarak Dersim’de Kırmancki ve Kurmancki dil atölyelerini başlattıklarını duyurdu

    PİRHA- 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nü kutlayan DAD Genel Merkezi, devletçi sistemlerin dayattıkları tekçi inkar ve asimilasyon politikaları aracılığı ile dünya genelinde birçok dilin yok olduğunu belirterek, “Tüm baskı politikalarına karşı anadili konuşma, yazma, anadilde cem yapma ve erkân yürütme konusunda ısrarcı ve yeniden inşacı olmak mümkün. İnkarcı sisteme karşı anadilinde eğitim mücadelesini güçlendirmekte bu açıdan vazgeçilmezdir” açıklamasında bulundu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü nedeniyle yazılı bir açıklama yayımladı. Kürtçenin Kurmancî ve Kirmançkî lehçelerinde yapılan açıklamada Rêya Heq coğrafyasında toplumsal itikat ve ritüellerin haliyle etnisite gerçekliği içerisinde anadili ile hayata geçirildiğine vurgu yapılarak, Kürt dili ve lehçeleri üzerindeki baskı, inkar ve asimilasyon politikalarının toplumun “Xızır’ın dili” olarak tanımladığı dil gerçeğinin, Alevilikle olan bağı koparılmak istendiğine dikkat çekildi.

    Cemlerin anadilinde yapılmaz olduğu, erkanlar ve ritüellerimiz büyük oranda Türkçeleştirildiği gerçekliğine işaret edilen DAD açıklamasında, 21 Şubat Dünya Anadili günü vesilesiyle asimilasyon gerçeği ile mücadele etmek adına genel merkezlerinin bulunduğu Dersim’de Kürtçe’nin Kirmançkî(Zazaki) ve Kurmancî(Kirdaşkî) lehçelerinde dil atölyesi başlatıldığı bilgisi de verildi.

    “DEVLETÇİ SİSTEMLERİN İNKAR-ASİMİLASYON POLİTİKALARI BİRÇOK DİLİ YOK ETTİ”

    DAD Genel Merkezi’nin 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü açıklaması şöyle:

    “Devletçi sistemler dayattıkları tekçi inkar ve asimilasyon politikaları aracılığı ile dünya genelinde birçok dili yok etmiş ve birçok dilinde kendini yeniden üretmesini engeller durumda olmuşlardır. Yaşadığımız ülkede İttihat ve Terakki döneminden bugüne kadar yürütülen tekçi politikalar sonucunda ise aynı asimilasyon gerçeği çok daha ağır bir şekilde önümüze çıkmaktadır. Tehlike Altındaki Dünya Dilleri Atlası’nda Türkiye’den 18 dil veya lehçe yer alıyor. Atlasta yer alan bilgilere göre; Hertevin, Gagavuzca, Ladino, Süryanice, Abazaca, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Romani, Adige, Kabar-Çerkes dilleri ve Kürtçe’nin Kirmançkî(Zazaki) lehçesi tehlike altında bulunuyor.

    Dünyayı diller mezarlığına çeviren bu tekçi Nehak sisteme karşı, Raa/Rêya Heq-Hak Yol Alevi inancımız toplumların kültürel değerlerine olan felsefik bakış açısını “yetmiş iki dil bizdedir” yaklaşımıyla açıklar. Her dili ve her ulusal-kültürel zenginliği bu demokratik kavrayışı ile ele alır ve yine her birini kendi doğalarında birer hakikat görerek eşit oranda ikrar verir.

    “CEMLERİMİZ, ERKANLARIMIZ, RİTÜELLERİMİZ BÜYÜK ORANDA TÜRKÇELEŞTİRİLDİ”

    Rêya Heq coğrafyasında toplumsal itikat ve ritüeller haliyle etnisite gerçekliği içerisinde anadili ile hayata geçirilmekteydi. Günümüzde Kürt dili ve lehçeleri üzerinde ki baskı, inkar ve asimilasyon politikaları bu gerçeğide ilk elden hedeflemiş ve toplumumuzun “Xızır’ın dili” olarak tanımladığı dil gerçeğinin, Alevilikle olan bağı koparılmak istenmiştir. Kürtçe üzerinde ki baskı ve inkar politikaları sonucunda, gösterilen anlamlı çabalar olmasına rağmen genel açıdan gündelik yaşamda anadilin kullanımı oldukça düşmüş, cemlerimiz anadilinde yapılmaz olmuş ve gulbanglarımız, erkânlarımız, ritüellerimiz büyük oranda Türkçeleştirilmiştir.

    Kuşkusuz bu durumu tersine çevirmek adına bizlere büyük görevler düşmekte. Tüm baskı politikalarına karşı anadili konuşma, yazma, anadilde cem yapma ve erkân yürütme konusunda ısrarcı ve yeniden inşacı olmak mümkün. İnkarcı sisteme karşı Anadilinde eğitim mücadelesini güçlendirmekte bu açıdan vazgeçilmezdir.

    GENEL MERKEZ OLAN DERSİM’DE DİL ATÖLYESİ BAŞLATILDI

    21 Şubat Dünya Anadili günü vesilesiyle asimilasyon gerçeği ile mücadele etmek adına genel merkezimizin bulunduğu Dersim’de Kürtçe’nin Kirmançkî (Zazaki) ve Kurmancî( Kirdaşkî) lehçelerinde dil atölyesi başlatıyoruz. Bir toplumun dili kurslara, atölyelere ve haftalık birkaç saate sıkıştırılmış öğrenim programlarına sığdırılamayacığının bilinciyle Anadilinde eğitim için mücadele etmeye de devam edeceğimizi belirtiyoruz. 21 Şubat Dünya Anadili Günü tüm dünya halklarına kutlu olsun!

    Roza Zonê Dayîka Bimbarek Bo!
    Roja Zimanê Dayikê Pîroz Be!
    Zimanê me Îtîqatê me ye!
    Zonê ma Îtîqadê ma yo!”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Cîvrak Derneği Başkanı Beyazgül: Ana dilimizde cem bağlamayı addettik-VİDEO

    Cîvrak Derneği Başkanı Beyazgül: Ana dilimizde cem bağlamayı addettik-VİDEO

    PİRHA – Cîvrak Derneği öncülüğünde her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul’da Kirmanckî Xizir Cemi yürütüldü. Dernek başkanı Zülfü Beyazgül, dilin unutulmaması için hassasiyet taşıdıklarını ifade ederek “Venga Heqqe; yani Xizir’ı çağırıyoruz. Nihayetinde Xizir’ı çağırdığımız zaman derdimize derman olsun istiyoruz. Xizir bizim özümüz, onun için ana dilimizde cem bağlamayı addettik” diye de ekledi.

    İstanbul’da yaşam süren Dersim’in Nazımiye İlçesi Cîvrak (Sarıyayla) Köyü mensupları, 2003 yılından günümüze dek güçlü bir sosyal ve dayanışma pratiği sergiliyor.

    Özellikle Xizir ayında kitlesel buluşmalar yapan Cîvraklılar, bu yıl da İstanbul’da bir araya gelip cem hizmetini gördükten sonra lokmalarını paylaştı.

    Cem hizmetlerinin ana dillerinde yapılması için özel bir hassasiyet sergileyen dernek yönetimi, bu yıl da o geleneği sürdürdü.

    TOPLUMSAL DAYANIŞMA ÖRNEĞİ!

    Cîvrak Derneği Başkanı Zülfü Beyazgül, dernekleşmelerindeki en önemli amacın “dayanışmayı büyütmek” olduğunun altını çizdi. Beyazgül, Dersim coğrafyasıyla olan bağların güçlü tutulması için de çaba sarf ettiklerini söyleyerek “Yüzümüzü köye çevirmiş durumdayız. Yıllar önce insanlar göç edip buralara geldi ve asimile olmamak için 2003 yılında bir dernek kurduk. Şu anda sosyal faaliyetler ile etkinlikler, geceler düzenleyip insanları bir arada tutmayı amaçlıyoruz. Tabii asimile olmadan buralarda yerleşim sağlamak istiyoruz” diye belirtti.

    KÖY İLE BAĞLARIN KORUNMASI İÇİN GİRİŞİM

    Zülfü Beyazgül, Dersim topraklarına geri dönmek adına derneklerinin kimi girişimlerinin olduğunu da anlattı. Beyazgül, İstanbul’da yaşayan Cîvraklıların, köylerinde evler yapmaya başladıklarını belirterek “Yaklaşık 2 yıl önce insanların tekrar köye gitmesi noktasında memlekette bir etkinlik düzenledik. Epeyce bir katılım oldu. Tabii ekonomik durumlar sebebiyle sıkıntılar var ama yine de insanlar köylerine dönüp artık ev yapıyor” dedi.

    “ANA DİLİMİZDE KONUŞMAYA ÇABA GÖSTERİYORUZ”

    Dernek bünyesinde ana dilde eğitim verdiklerini de belirten Zülfü Beyazgül, bu yönlü özel bir hassasiyetlerinin olduğunu vurguladı. Cîvrak Derneği’nin, bir bütün olarak eğitime önem verdiğini söyleyen Beyazgül, “Elimizden geldiğince ana dilimizde konuşmaya çaba gösteriyoruz. Nihayetinde yaşlılarımız da derneğe gelip gidiyor, insanlarımız burada bir araya geliyor. İnadına diyoruz ki kendi ‘ana dilimizi konuşalım” diye konuştu.

    ANA DİLİNDE CEM HİZMETİ VURGUSU!

    Zülfü Beyazgül, Xizir ayında yapılan cemlerin ana dilinde yürütülmesi gerektiğini de vurguladı. Beyazgül, şöyle devam etti:

    “Üç sene önce Eriklibaba Dergahı’ndaki yönetim, bu konuda bizlere kapılarını açtı. İlk olarak 8 sene önce derneğimizde ana dilimizde cem bağlamaya başlatmıştık fakat orası ibadet için dar bir mekan olma sebebiyle Eriklibabaya geldik. Pirlerimizin hepsi Dersimli ve inanç noktasında hepsinin çok büyük çalışma ve emekleri var. Şimdi az da olsa bir asimilasyon durumu var ama yıllar önce pirlerimiz ceme girdiği zaman semah dönerken çok heyecanlı olurdu. Burada ana dilde cem bağlamayı ön olarak gördük. Venga Heqe; yani Xizir’ı çağırıyoruz. Nihayetinde Xizir’ı çağırdığımız zaman derdimize derman olsun istiyoruz. Xizir bizim özümüz, onun için ana dilimizde cem bağlamayı addettik.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • DAD, Dersim’de Kırmanckî ve Kurmancî ana dili atölyesi başlatacak-VİDEO

    DAD, Dersim’de Kırmanckî ve Kurmancî ana dili atölyesi başlatacak-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Dersim’de Kırmanckî ve Kurmancî ana dili atölyesi başlatacak. Unutulmaya yüz tutmuş ana dilleriyle ilgili bir eğitim atölyesi başlatacaklarını söyleyen DAD Kadın Sekreteri Nadide Yallı, “21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nde bu atölyenin startını vereceğiz. Ana dilini konuşmak isteyen herkesi eğitim atölyesine davet ediyoruz” dedi.

    UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre Türkiye’de 18 tane yok olmuş veya yok olma tehlikesi altında olan dil olduğunu gösteriyor. 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü, Türkiye’de özellikle ana dili Kürtçe, Arapça, Lazca, Ermenice, Hemşince, Çerkezce, Çeçence, Süryanice gibi dillerden olan milyonlarca çocuğun kendi ana dillerinden koparıldığı ortamda kutlanmaktadır.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Dersim’de Kırmanckî ve Kurmancî ana dili atölyesi başlatacak.

    DAD Kadın Sekreteri Nadide Yallı, açmayı planladıkları ana dili atölyesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ANA DİLİNİ KONUŞMAK İSTEYEN HERKESİ EĞİTİM ATÖLYEMİZE DAVET EDİYORUZ”

    Demokratik Alevi Derneği olarak unutulmaya yüz tutmuş ana dilimizle ilgili bir eğitim atölyesi başlatmayı düşündüklerini ifade eden DAD Kadın Sekreteri Nadide Yallı, “Biz ana dilimizi Hızır’ın dili olarak görüyoruz ancak demokratik anlamda bu konuda mücadele etmemize rağmen karşılık bulamadık. Biz de Demokratik Alevi Dernekleri olarak dil atölyesi başlatmayı karar verdik ve 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nde bu atölyenin startını vereceğiz. Kırmanckî ve Kurmancî dil eğitiminde bize bu konuda öncülük edecek öğretmen arkadaşlarımızla birlikte bir eğitim atölyesi başlatacağız. Bizimle birlikte olmak isteyen ve ana dilini konuşmak isteyen herkesi eğitim atölyesine davet ediyoruz” dedi.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Dersim Belediyesi, minibüs durağına Kırmancki tabela astı-VİDEO

    Dersim Belediyesi, minibüs durağına Kırmancki tabela astı-VİDEO

    PİRHA-Dersim Belediyesi, minibüs durağına Türkçe ve Kırmancki tabela astı.

    UNESCO’ya göre Kırmancki (Zazaca) dili, yok olma tehlikesi altında olan diller arasında yer alıyor. 7 milyona yakın Kırmanc (Zaza) olduğu ve Kırmancki lehçesini konuşanların sayısının azaldığı biliniyor.

    Dersim Belediyesi, şehir merkezinde bulunan minibüs durağına, durak yerlerinin Türkçe ve Kırmancki adlarının bulunduğu tabela astı.

    PİRHA/DERSİM

  • Müzisyen Gündüz’den 2 Ağustos’taki konsere katılım çağrısı-VİDEO

    Müzisyen Gündüz’den 2 Ağustos’taki konsere katılım çağrısı-VİDEO

    PİRHA – Müzisyen Umut Gündüz, doğup büyüdüğü topraklar olan Varto’da, kendi ana dilinde vereceği konsere katılım çağrısı yaptı.

    Ana dili Kürtçe’nin yanı sıra Türkçe müzik de yapan Umut Gündüz, 2 Ağustos’ta Varto Kültür Merkezinde konser verecek. Gündüz, söz konusu konser için heyecanlı olduklarını belirterek katılım çağrısı yaptı.

    “DOĞUP BÜYÜDÜĞÜM TOPRAKLARDA İLK KONSERİMİ VERECEĞİM”

    Yıllarca büyükşehirlerde konserler yaptığını belirten Gündüz, “Şimdi doğup büyüdüğüm topraklarda, Varto’da ilk konserimi vereceğim, çok heyecanlıyım. Burada sanat ve kültüre gerçek anlamda bir değer veriliyor. Biz de o sanat ve kültürle besleniyoruz. Buradaki dil ve kültür bizim için çok kıymetli” dedi.

    “TÜM DOSTLARIMIZI 2 AĞUSTOS’TAKİ KONSERİMİZE BEKLİYORUZ”

    2 Ağustos’ta vereceği konserde Kürtçe’nin Kirmançkî lehçesinde ezgiler seslendireceğinin altını çizen Gündüz, şunları söyledi:

    “Söyleyeceğimiz eserler tamamen kendi ana dilimizde. Yapılacak olan festivaller insanların yeniden bir bakış açısı kazanması açısından çok önemli. Varto’nun kültürünü, dilini anlatabilecek çalışmalar yapılmalı. Biz ilk konserimizi yapacağız. Umarım diğer sanatçı dostlarımız da ileriki zamanlarda destek olurlar ve bu sayede Varto’nun kültürünü ve dilini yaşatırız. Oluşan bu yozlaşmaya karşı da bir kültür buluşması yaparak gelecek nesillere daha güzel şekilde aktaracağız. Tüm dostlarımızı 2 Ağustos’taki konserimize bekliyoruz.”

    PİRHA/MUŞ

  • Kürt Araştırmacı-Yazar Munzur Çem, mezarı başında anıldı-VİDEO

    Kürt Araştırmacı-Yazar Munzur Çem, mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-11 Aralık 2022 tarihinde Hakk’a yürüyen Kürt araştırmacı-yazar Munzur Çem (Hüseyin Beysülen), Bingöl’ün Yayladere ilçesinin Seter köyündeki mezarı başında anıldı. Munzur Çem’in ablası Dilber Beysülen, “Munzur Çem, sürgünde olmasına rağmen mücadelesini devam ettirdi. Kürtlerin özgürlük mücadelesi ve dil üzerine çok ciddi emekleri oldu. Onun mücadelesini yaşatacağız” dedi.

    Almanya’nın Berlin kentinde 11 Aralık 2022 tarihinde Hakk’a yürüyen Kürt araştırmacı ve yazar Munzur Çem (Hüseyin Beysülen), Bingöl’ün Yayladere ilçesinin Seter köyünde toprağa sırlanmıştı.

    Kürt yazar, araştırmacı ve derleyici, Zazakî-Kirmancki’nin standardize edilmesine büyük katkı sunan dilbilimci Munzur Çem, sürgünde olmasına rağmen Kürtlerin dili, kültürü ve inancı için çok önemli çalışmalar yürüttü.

    Munzur Çem, Hakk’a yürümesinin 2. yılında mezarı başında anıldı. Anmaya Munzur Çem’in ailesi, dostları, Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak ve 27. dönem HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü katıldı.

    “MUNZUR ÇEM, DİLİ, KÜLTÜRÜ VE TARİHİ İÇİN MÜCADELE ETTİ”

    CAN TV Programcısı Süleyman Ateş, “Munzur Çem dili, kültürü ve tarihi için mücadele veren birisiydi” diye belirtti.

    Munzur Çem’in kardeşi Veli Beysülen, “Sürgünde olduğunda da halkının dili, kültürü ve inancı için mücadele etti” dedi.

    “MUNZUR ÇEM, DERSİM TOPRAKLARININ SESİ OLDU”

    Munzur Çem’in 100 yıllık cumhuriyet döneminde Kürdistan coğrafyasında sürgünün adı olduğunu ifade eden Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak, “Munzur Çem, Kürt halkının dili ve kültürü için büyük emekler verdi. Munzur Çem, sürgün yaşamında da Dersim topraklarının sesi oldu. Bizlerde verilen mücadeleyi daha da büyüterek bu topraklarda özgürlüğü ve barışı inşa edene kadar mücadele edeceğiz” diye konuştu.

    “MUNZUR ÇEM’İN BIRAKTIĞI MİRASI DEVAM ETTİRECEĞİZ”

    Munzur Çem’i saygıyla anarak sözlerine başlayan Alican Önlü, “Bir halkın üç temel değeri vardır dili, kültürü ve inancı. Eğer bu değerleri kaybederse o halk yaşayamaz. Devlet, Kürt halkını yok etmek için dili, kültürü ve inancı üzerinde asimilasyon politikası uyguladı. Asimilasyon politikasına karşı direnenler de vardı ve direnenlerin en başında da Munzur Çem geliyor. Munzur Çem’in bıraktığı mirasın devamcısı olacağız” dedi.

    “KÜRT HALKININ MÜCADELESİ İÇİN CİDDİ EMEKLER VERDİ”

    Dersim Araştırmaları Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Selman Yeşilgöz, “Dilimize, kültürümüze ve inancımıza verdiği emeklerden dolayı Munzur Çem’e teşekkür ediyoruz. Onun verdiği emeği kendisinden sonra gelenler sürdürecektir” diye ifade etti.

    Munzur Çem’in sürgünde olduğu için ailesine ve topraklarına hasret kaldığını belirten Munzur Çem’in ablası Dilber Beysülen, “Sürgünde olmasına rağmen mücadelesini devam ettirdi. Kürtlerin özgürlük mücadelesi ve dilleri üzerine çok ciddi emekleri oldu, biz onun mücadelesini yaşatacağız” diye belirtti.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Yazar Doğan Munzuroğlu, imza gününde okurları ile buluştu-VİDEO

    Yazar Doğan Munzuroğlu, imza gününde okurları ile buluştu-VİDEO

    PİRHA-Yazar Doğan Munzuroğlu, ‘Dersim Aleviliği’ ve ‘Koyî Bîyê Xezal’ kitaplarının imza gününde okurları ile buluştu.

    Yazar Doğan Munzuroğlu, ‘Dersim Aleviliği’ ve ‘Koyî Bîyê Xezal’ kitaplarının imza gününde okurları ile buluştu.

    “DERSİM’DE YAŞANMIŞ ALEVİLİK İNANCINI ANLATIYORUM”

    Kırmancki’nin (Zazaca) okuyucusunun az olduğu için kitap basmanın kolay olmadığını söyleyen Doğan Munzuroğlu, “Kitapların basım masrafları çok pahalı olduğu için yazarlar kitaplarını basamıyor. Koyî Bîyê Xezal kitabının basılmasında Mikail Aslan ve Ferhat Tunç’un çok katkısı oldu, onlara teşekkür ederim. Dersim Aleviliği kitabında daha çok Dersim’de yaşanmış Alevilik inancını anlatıyorum. Dersim Aleviliği kitabı en az 60-70 kişiyle görüşerek yaptığım alan çalışmasından oluşuyor” dedi.

    Etkinlik Doğan Munzuroğlu’nun kitaplarını okuyucuları için imzalamasıyla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM