Etiket: kobane

  • İmam Şenol’dan insanlığa çağrı: Rojava özgürlük ışığıdır, sönerse mahkûm oluruz!-VİDEO

    İmam Şenol’dan insanlığa çağrı: Rojava özgürlük ışığıdır, sönerse mahkûm oluruz!-VİDEO

    PİRHA – DAD Genel Merkez Yöneticisi İmam Şenol, Rojava’daki insanlık krizine dikkat çekerek dayanışma çağrısında bulundu. Alevi kurumlarının, Rojava için daha çok destek sunması gerektiğini belirten Şenol, “Adeta Kerbela yaşanıyor. Rojava, halklar için bir özgürlük ışığıdır. Bu ışık sönerse mahkûm olacağız” ifadelerini kullandı.

    Suriye Demokratik Güçleri ile Geçici Şam Hükümeti arasında anlaşmaya varıldığı duyurulsa da başta Kobanê olmak üzere Rojava’nın birçok bölgesinde insani dram yaşanıyor. Taraflar arasında ateşkes sağlandığı yönünde açıklamalar yapılsa da Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki kuşatma sürüyor.

    Elektrik ve içme suyunun kesildiği bölgede, altı çocuk soğuktan yaşamını yitirirken mevcut krizin günden güne arttığı ifade ediliyor.

    Rojava’daki insanlık dramına karşı dünyanın birçok bölgesinden de itirazlar sürüyor. Rojava’yla dayanışma gösteren Halklar Karavanı üyeleri, sınır dışı edilmek üzere göç idaresinde tutulurken (ülkelerine de gönderilmiş olabilirler!) Kobane’ye ulaştırılmak için çok sayı da tırın da Urfa’daki bekleyişi sürüyor. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması yönündeki talepler süre giderken konuya ilişkin bir tepki de Demokratik Alevi Dernekleri’nden (DAD) geldi.

    “İNSANLIK BUNU KABUL ETMEMELİ”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi İmam Şenol, SDG ile HTŞ arasındaki ateşkese rağmen “Toplumda bir güven kırılması” oluştuğunun altını çizdi. Şenol, iki taraf arasında geçmişte yapılan anlaşmalara işaret ederek “5 Ocak’ta yapılan anlaşmanın tam imzalanacağı noktada müdahale oldu. Bu durum, uluslararası bir komploydu” dedi.

    İmam Şenol, Rojava’daki halklara büyük acı yaşatıldığını söyleyerek Halep’te yapılanların insanlık suçu olduğunu ifade etti. Şenol, “Orada insanlarımız katliamla yüz yüze geldi. Savaşın da bir kuralı vardır ancak öylesine karanlık bir zihniyet ki kadınlara tecavüz edip, infaz ettiler. Ardından kadınların saçını kestiler! Kürt kadınını infaz edip balkondan attılar! İnsanlık bunu kabul etmemeli” diye konuştu.

    “SESSİZ KALINMAMALI!”

    HTŞ rejiminin, “zalim bir yönetim” olduğunu vurgulayan İmam Şenol, “Gayri ahlaki yaklaşımları söz konusu. Buna sessiz kalmamak için Alevi ya da Kürt olmaya gerek yok” sözlerini kullandı. Şenol, dünya genelinde Rojava’ya destek eylemlerine de değinerek şöyle devam etti:

    “Toplumlar, çok ciddi tepki gösterdi. Bu tepkiler, daima egemen güçlerin istediği şekilde hareket edecek manasına gelmez. Şöyle bir anlayış var; ‘kapitalizm, egemen güçler, ne isterse onu yapar’. Bu düşünce aslında bir nevi bunların, her şeyi yapabileceği propagandasını yapıyormuşuz gibi geliyor. Evet, egemen güçlerin tankı, topu vardır ama karşısında da halklar vardır. İnsanlıktan yana vicdanı olan, dünyanın her tarafında insanlık mücadelesi ve doğa mücadelesi veren bir toplum vardır. Bu baskı sonucunda 29’unda gerçekleşen bir anlaşma, en azından Rojava’daki halkların katliamdan geçirilmemesi için önemli oldu.”

    “TÜRKİYE İYİ BİR SINAV VERMEDİ”

    İmam Şenol, Rojava’ya destek konusunda bir bütün Alevi kurumlarının yeterince ses olamadıklarını da söyledi. “Adeta Kerbela yaşanıyor” diyen Şenol, Rojava için tehlikeli sürecin henüz son bulmadığını belirterek şöyle devam etti:

    “Rojava, halklar için bir özgürlük ışığıdır. Bu ışık sönerse mahkûm olacağız. Rojava, bütün ezilen halklarındır. Suriye’de Alevilere, Dürzilere, Kürtlere yapılanları sırayla gördük. Bu selefi düşüncenin, bütün halklara düşman olduğunu belirtebiliriz. Buna karşı sessiz kalmak da mümkün değildir. Kadınlar tecavüz ediliyor, binalardan atılıyor ama Alevi kurumlarından istenilen tepki gelmiyor. Çok tehlikeli bir dönemden geçiyoruz.

    Ayrıca bin yıllık kardeşlikten bahsediyoruz! Bu kardeşlik en son Rojava’da görüldü! Türkiye iyi bir sınav vermedi. Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlet olacaksa eğer bütün halkların barış içerisinde yaşaması gerekir. Böylelikle Orta Doğu’da model olur.”

    HIZIR AYI SEBEBİYLE DAYANIŞMA ÇAĞRISI!

    Hızır Ayı’nın başladığına da dikkat çeken İmam Şenol, Raya Heq Alevileri için çok önemli bir dönemde olduklarını söyledi. Hızır Ayı’nda küskünlüklerin son bulduğunu belirten Şenol, konuşmasına şu cümlelerle devam etti:

    “Hızır, kara kışta, zor günde, darda olan, umutsuz olan toplumlara umut vermektir. Bu ayda insanlığın kalbi, vicdanı daha da yumuşar. Topluma karşı sorumluluk hissetme ayıdır.  Onun için bizler darda kaldığımızda ‘Yetiş ya Hızır’ deriz. Ben sıkıştığımda komşum bana destek veriyorsa o Hızır’dır. Hızır ayında toplumlar aydınlığa, rahatlığa ulaşır. Hızır, toplumun umutsuz olmadığını hatırlatır bize. Bu ayda dayanışma biraz daha yükselir. Bu noktada da tüm canlarımıza Hızır, yar ve yardımcısı olsun, darda, zorda bırakmasın. Herkes lokmalarıyla yanındaki aç ve darda olan canlara yardım etsin.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Nevin Kamilağaoğlu: Suriye’deki saldırıların sebebi kadın özgürlükçü anlayış!

    Nevin Kamilağaoğlu: Suriye’deki saldırıların sebebi kadın özgürlükçü anlayış!

    PİRHA – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Suriye’deki tüm halkların tehdit altında olduğunu belirterek “birlikte mücadele” vurgusu yaptı. Kürtler, Aleviler ve diğer azınlıkların, birlikte hareket etmesi gerektiğini savunan Kamilağaoğlu “Çünkü biz sadece hayatta kalmayı değil, onurumuzu koruyarak yaşamayı savunuyoruz” dedi.

    HTŞ ve IŞİD tarafından Rojava’ya dönük saldırıları sürüyor. İnsani krizle yüz yüze olan Kobani şehrindeki halk, barınma ve beslenme sorunlarıyla da mücadele ederken, 5 çocuk donarak yaşamını yitirdi.

    Alevi toplumu nezdinde tepkiyle karşılanan HTŞ-IŞİD saldırılarına ilişkin bir tepki de Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu’ndan geldi. Suriye’de kaygılı gelişmeler olduğunu söyleyen Kamilağaoğlu, tüm kesimlerin tehdit altında olduğunu belirtti.

    “HERKES TEHDİT ALTINDA”

    Kamilağaoğlu, HTŞ liderliğindeki bir hükümetin, çoğulcu bir ülke talebine karşılık veremeyeceğini vurgulayarak şunları aktardı:

    “Bugün Suriye’de yaşananları yalnızca bir devrin kapanışı sonrası yaşanan bir iç savaşın devamı olarak okumak büyük bir yanılgı olur. Şu anda yaşananlar bir ülkenin yeniden dizayn edilmesi, yeniden bir toplumun korku üzerinden biçimlendirilmesi ve radikal–şeriatçı bir zihniyete takım elbise giydirilerek bu zihniyeti meşrulaştırılmasıdır.

    Bu süreç, sadece askeri bir süreç değil, siyasi ve tarihsel bir süreçtir aynı zamanda. Bu nedenle bugün Suriye’de yaşananlar Türkiye’nin, ABD’nin, İngiltere’nin ve Avrupa’daki bazı ülkelerin baktığı gibi geçici çözümlerle değil, soğukkanlı, gerçekçi ve cesur bir dille ele alınmalıdır.

    Bugün Suriye’de herkes tehdit altında. Alevileri, Dürziler, Hristiyanlar, gayrimüslimler, Kürtler, sekülerler aydınlar ve muhalifler…

    Suriye’de HTŞ ve ona eklemlenen diğer cihadist gurupların zihniyeti açıktır. Onların çoğulculuğa karşı tahammülleri yoktur. Onlar, varlıklarını farklı kimliklerin, inançların ve ötekilerin yokluğu üzerine kurarlar. Eşit yurttaşlığa, seküler yaşama yer yoktur.”

    DÜN TERÖRİSTTİ BUGÜN CUMHURBAŞKANI!

    Suriye’de yaşananların sadece bir güvenlik sorunu olmadığını belirten Kamilağaoğlu, “Suriye için bir zihniyet, bir rejim ve bir toplum tasarımı sorunudur” yorumunu yaptı. Kısa süre öncesine kadar Ahmed el-Sharaa’nın başına 10 milyon dolar ödül konulduğunu hatırlatan Nevin Kamilağaoğlu, görüşlerini şu cümlelerle aktardı:

    “Hiç bir uluslararası mahkemede yargılanmadan, hiçbir dosyadan aklanmadan, bir günde devlet başkanı haline getirildi! Dün ‘terörist’ denilen kişi, bugün Birleşmiş Milletler’de kırmızı halıyla karşılanan meşru bir aktöre dönüştü. Onun için yaptırımlar kaldırıldı. Avrupa kapıları açıldı. Bakanlar ayağına gitti. Şeriatı savunan bir liderle tokalaşmaya çalışan Avrupalı kadın bakanların elleri havada kaldı. Bu sahneler bize gösterdi ki sorun terör değil, Avrupa açısından çıkarlar pazarlığı.”

    CİHADİSTLERİN KATLİAM, TECAVÜZ VE GASP BİLANÇOSU!

    Nevin Kamilağaoğlu, HTŞ-IŞİD zihniyetinin azınlıklara yönelik sistematik baskısının devam ettiğini de vurguladı. HTŞ’nin iktidara gelmesiyle birlikte başta Alevi, Dürzi ve Hıristiyanlara karşı katliam, sindirme ve tasfiyelerin başladığını belirten Kamilağaoğlu, Alevi yerleşim yerlerinde halen baskıların olduğunu da aktardı. Kadınlara yönelik kaçırma ve tecavüz vakalarına da değinen Kamilağaoğlu “Bazı Alevi köylerinde tüm erkekler öldürüldü. Aleviler, temizlenmesi gereken topluluk olarak hedef gösterildi. Sonra sıra Dürzilere geldi. Hristiyanların kiliselerine saldırılar başladı. Mezar taşları tahrip edildi. Bazı Hristiyan aileler göçe zorlandı, mülklerine ve ibadethanelere el koyma olayları çok arttı. Son aşamada bu devşirme hükümet Kürt bölgelerine yöneldi” dedi.

    SALDIRILARIN SEBEBİ: KADIN ÖZGÜRLÜKÇÜ ANLAYIŞ!

    AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Rojava’da süren saldırıların arka planına da işaret etti:

    “Kürt siyasi yapıları tasfiye edilmeye çalışılıyor. Para ve güç karşılığı satın alınan Arap aşiretleri üzerinden kuşatma politikası yürütülüyor. Bu tablo bize şunu söylüyor:

    Önce Aleviler, sonra Dürziler, ardından Hristiyanlar ve en sonunda Kürtler. Bu bir zincirdir. Bu zincir, tehlikeli gelişmelere dönüşüyor. Son günlerde Rojava ‘da yaşanan olumsuzluklar düşünüldüğünde Kürtler üzerindeki oyunlar çok fazla soruyu gündeme getiriyor. Neden hiçbir bölgesel güç, güçlü bir Kürt statüsü istemiyor? Çünkü kadın özgürlükçü, kolektif, demokratik Rojava modeli ve böyle bir model, emsal teşkil ederse Kürt toplumlarını ve bölge ülkeleri içerisinde yaşayan diğer Kürtleri ve azınlıkları cesaretlendirir, bu gelişmeler de merkezi devlet yapılarının otoritesini sarsar. Bundan dolayı böyle bir modelin yıkılması gerekir!

    Diğer yandan, Ortadoğu’daki Kürt meselesi bununla da sınırlı değil. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi IKBY, bölge devletleri için tehlikeli ve bulaşıcı bir model olarak gizli gizli sunulmaktadır. Türkiye başta olmak üzere büyük güçler, IKBYnin şu anda askerî, ekonomik ve siyasi kuşatma altına almış durumdalar. Türkiye’nin bölgede yaklaşık 139 askeri varlığının bulunduğu bilinmektedir. Peki Neden? Çünkü benzer bir model kendi sınırlarımız içinde oluşmamalıdır! Bu nedenle IKBY bilinçli olarak zayıflatılmakta, işlevsizleştirilmekte ve itibarsızlaştırılmaktadır.”

    “BU KÖTÜLÜĞÜ NORMALLEŞTİRMEYECEĞİZ”

    Gelinen süreçte Kürtlerin, Alevilerin ve diğer azınlıkların, birlikte hareket etmesi gerektiğinin altını çizen Kamilağaoğlu “Duygusal reflekslerle değil, yaşanılan bunca acıdan sonra diplomasi, uluslararası görünürlük ve iç dayanışma stratejileri üretmesi zorunludur. Bu dönem, akıl, gerçekçilik ve strateji dönemidir. Somut koşullar ve stratejik hamleler sürekli değişiyor” dedi.

    Kamilağaoğlu, “Biz teslim olmayacağız” diyerek sözlerini şu cümlelerle tamamladı:

    “Bir gerçeğimiz daha var: Direniş geleneğimiz. Eşitliği savunan Alevi felsefemiz. Mazlumdan yana durma ahlakımız.

    Biz bu kötülüğü normalleştirmeyeceğiz. Biz bu adaletsizliği, bize kader gibi sunulan anlayışı reddedeceğiz. Çünkü biz sadece hayatta kalmayı değil, onurumuzu koruyarak yaşamayı savunuyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DBP: Kobanê dün düşmedi, bugün de düşmeyecek!

    DBP: Kobanê dün düşmedi, bugün de düşmeyecek!

    PİRHA- Demokratik Bölgeler Partisi, Kobanê Zaferi’nin 11. yıl dönümünde yaptığı açıklamada, Kobanê’nin insanlık onurunun direniş meşalesi olduğunu vurguladı, kente yönelik kuşatma ve saldırılara karşı mücadele çağrısı yaptı.

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Kobanê Zaferi’nin 11. yıl dönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yayımladı. 

    Açıklamada   “Tarihin akışının değiştiği, ‘düştü düşecek’ denilerek karanlık planlarla kuşatılan bir kentin, halkların sarsılmaz iradesiyle yeniden ayağa kalktığı Kobanê Zaferi’nin yıl dönümünü büyük bir gururla selamlıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

    DBP, 11 yıl önce Kobanê’de yazılan destanın yalnızca askeri bir başarı olmadığına dikkat çekerek, bunun aynı zamanda “IŞİD karanlığına karşı özgürlük değerlerinin, kadın özgürlükçü paradigmanın ve halkların ortak yaşam iradesinin zaferi” olduğu değerlendirmesinde bulundu.

    Açıklamada, Kobanê direnişinin Kürt halkının hafızasında özgürlük ve direnişin sembolü olarak yer aldığı belirtilirken, “Kürt halkının hafızasına direnişin ve özgürlüğün sembolü olarak kazınan Kobanê direnişi, Arîn Mîrkanların, Paramaz Kızılbaşların ve binlerce isimsiz kahramanın fedai ruhla ördüğü bir settir” denildi. Bu direnişin zamanla küresel bir vicdan hareketine dönüştüğü ifade edilerek, “Tarihe iz düşen bu direniş, sınırların anlamsızlaştığı, dört parçadaki Kürt halkının ve dünyanın dört bir yanından gelen enternasyonalist devrimcilerin kalbinin aynı ritimle attığı küresel bir vicdan hareketine dönüşmüştür” sözleri aktarıldı.

    DBP, ayrıca Kobanê’nin “Rojava kadın devriminin yenilmezliğini tüm dünyaya ilan eden” bir merkez olduğunu vurguladı.

    ‘KOBANÊ YENİDEN KUŞATMA ALTINDA’

    Kobanê’nin bugün yeniden kuşatma altında olduğuna işaret edilen açıklamada, “Bugün bu destansı zaferin 11. yıl dönümünü kutlarken, Kobanê bir kez daha tarihin tekerrür ettirilmek istendiği, karanlık güçlerin kuşatması altında büyük bir irade göstermektedir” ifadeleri paylaşıldı. DBP, 11 yıl önce yenilgiye uğratılan güçlerin intikam arayışında olduğuna dikkat çekerek, “IŞİD artığı HTŞ ve türevi çeteler ile onları destekleyen bölgesel güçler bugün bir kez daha Kobanê’yi kendi karanlıklarında boğma çabası içindedir” değerlendirmesini yaptı.

    Günlerdir süren kuşatma ve ablukanın kentin yaşam damarlarını kestiği belirtilirken, “Günlerdir süren kuşatma ve abluka altında, kentin hayati damarları kesilerek, yine aynı karanlığa mahkum edilmek isteniyor” sözlerine yer verildi. Yaşanan insani drama ilişkin ise, “Elektrik ve suyun olmadığı, çocukların dondurucu soğuklar altında yaşamını yitirdiği bu ağır insani dram, dünya kamuoyunun gözleri önünde şu saatlerde bile devam ediyor” ifadeleri aktarıldı.

    ‘KOBANÊ RUHU ROJAVA VE ORTADOĞU’DA YAŞIYOR’

    Açıklamada, tüm imkânsızlıklara rağmen Kobanê’nin direnişten vazgeçmeyeceği kaydedilerek, “Kobanê, diz çökmeyeceğini ve onurundan taviz vermeyeceğini tüm dünyaya bir kez daha ilan etmektedir” denildi. Aynı açıklamada, direnişin bugün de kadınların öncülüğünde sürdüğü vurgulanarak, “Kobanê’nin düşmesini bekleyenleri daha önce hayal kırıklığına uğratan o muazzam irade, bugün yine kadınların öncülüğünde siperlerde ve sokaklarda yaşam bulmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

    DBP, Kobanê ruhunun bugün Rojava ve Ortadoğu’nun dört bir yanında yaşadığını belirterek, bunun “örgütlü bir halkın karşısında hiçbir gücün duramayacağının en somut kanıtı” olduğuna işaret etti. Açıklamada ayrıca, “Geçmişte bu kenti düşüremeyenlerin hevesleri bugün de kursaklarında kalacaktır” sözleri yer aldı.

    Açıklamada son olarak, “Direnişi bir yaşam biçimi haline getiren Kürt halkı ve dostları, bugün Kürdistan’ın ve dünyanın dört bir yanında Kobanê için ayaktadır, 11. yılında zaferimizi aynı coşkuyla kutlarken, maruz kaldığımız bu yeni saldırı dalgasına karşı tek bir ağızdan haykırıyoruz: Kobanê dün düşmedi, bugün de düşmeyecek!” denildi.

    HABER MERKEZİ

     

     

  • Ankara’da Emek ve Demokrasi Güçleri: Suriye’de sivil katliamlar durdurulsun-VİDEO

    Ankara’da Emek ve Demokrasi Güçleri: Suriye’de sivil katliamlar durdurulsun-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da Suriye’de yaşanan sivil katliamlar protesto edildi. Yapılan basın açıklamasında, “Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetiminin geçici Şam hükümeti ile anlaşma imzaladığı ve her türlü saldırıya karşı resmi karar aldığı, özellikle Alevilere dönük katliamların da acilen durdurulmasının hedeflendiği bir süreçte gerçekleşen bu olay şüphesiz ki bir tesadüf değildir” denilerek Kobani’nin Berxbotan köyüne yapılan saldırılar kınandı.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’de sivil katliamların durdurması talebiyle basın açıklaması yaptı. Sakarya Caddesin’de yapılan açıklamada basın metnini DEM Parti Ankara İl Örgütü Eş Başkanı Fatin Kanat okudu.

    “SİVİL HALKLARA YÖNELEN SAVAŞIN HER TÜRLÜSÜNÜ REDDEDİYORUZ”

    Tartus, Lazkiye, Hama ve Humus’ta yaşanan Alevi katliamları sıcaklığını korurken, pazartesi sabahına yeni bir katliama uyanıldığın altını çizen Kanat, “Yerel saatle 00.40’ta Türkiye’den havalanan SİHA’ların Kobani’nin Berxbotan köyüne yaptıkları saldırılar sonucunda aynı aileden 7 çocukla birlikte anne ve babaları da hunharca katledilmiş, saldırı sonucunda 2 kişi de yaralanmıştır.

    Yaşamını yitiren çocuklar, Ahîn Osman Ebdo, Dijle Osman Ebdo, Dilovan Osman Ebdo, Yasir Osman Ebdo, Ezîz Osman Ebdo, Saliha Osman Ebdo ve Avesta Osman Ebdo başta olmak üzere, anne Xezal Osman Ebdo, baba Osman Berkel Ebdo’nun acısını derinden hissediyor, yaralıların en kısa sürede iyileşmesini diliyor ve bu insanlık dışı saldırıyı en sert şekilde kınıyoruz. Sivil halklara yönelen savaşın her türlüsünü reddeden bir anlayışla, bu saldırının faillerinin mutlaka hesap vermesi gerektiğinin altını çiziyoruz” diye ekledi.

    “BU SALDIRI, BARIŞ UMUTLARINI YOK ETMEYE DÖNÜK BİLİNÇLİ BİR MESAJDIR”

    Kobani’de yaşanan katliamın, insanlık vicdanını derinden yaralayan bir savaş suçu olduğunu belirten Kanat, şunları ekledi:
    “Bölgedeki sivillerin yaşam hakkını hiçe sayan ve uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bir saldırıdır. Çocukların, kadınların ve masum ailelerin hedef alınması, insanlık dışı bir zihniyetin göstergesidir.
    Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetiminin geçici Şam hükümeti ile anlaşma imzaladığı ve her türlü saldırıya karşı resmi karar aldığı, özellikle Alevilere dönük katliamların da acilen durdurulmasının hedeflendiği bir süreçte gerçekleşen bu olay şüphesiz ki bir tesadüf değildir. Bölgede gerilimi tırmandırmaya ve barış umutlarını hedef almaya yönelik kasıtlı bir eylemdir. Barış ihtimalinin konuşulduğu bir süreçte yapılan bu vahşi saldırı, sıradan bir saldırı değildir; aynı zamanda barış umutlarını yok etmeye dönük bilinçli bir mesajdır.”

    “SİVİLLERE VE ÇOCUKLARA YÖNELİK SALDIRI SAVAŞ SUÇUDUR!”

    Katledilen çocuklar sizin için bir güvenlik tehdidi midir? diye soran Kanat, “Çıkın açıklayın, bu çocuklar bizim güvenliğimizi tehdit ediyordu, bu aile bize saldırı hazırlığındaydı mı diyeceksiniz? Güvenlik bahanesiyle çocukların ve sivillerin katledilmesi sadece bir savaş suçu değil, bir insanlık suçudur. Roboski zihniyetinin tekrarıdır. Bu katliamın üstünün örtülmesine izin vermeyeceğiz. Sivillere ve çocuklara yönelik saldırı savaş suçudur” dedi.
    Eylem sloganlar ile sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Koçyiğit: Kürt ve Alevi katliamlarına neden göz yumuluyor? – VİDEO

    Koçyiğit: Kürt ve Alevi katliamlarına neden göz yumuluyor? – VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Mecliste yaptığı konuşmada, Suriye’de özellikle Kürt ve Alevilerin çeteler tarafından katledildiğine vurgu yaparak “Türkiye, HTŞ’yi resmi olarak terör örgütü ilan etmişken, Humus’a, Hama’ya, Şam’a girmiş bu örgüte neden tek bir cümle kurmuyor?” diye sordu.

    Meclis Genel Kurulu’nda 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi görüşmeleri sürerken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, görüşmeler esnasında söz alarak HTŞ’nin Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye tarafından “terör örgütü” olarak kabul edildiğini, ancak HTŞ’nin katliamlarına sessiz kalındığını belirtti.

    “KÜRTLER VE ALEVİLER KATLEDİLİYOR”

    Özellikle Alevi ve Kürt bölgelerinde ciddi saldırı ve katliamların yaşandığına işaret eden Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Birçok yerde SİHA bombalamaları oluyor. Eyn İsa’da 12 sivil yaşamını yitirdi, çoğu çocuktu. Kobane’ye yönelik SİHA saldırılarında yine aynı şekilde 2 kişi yaralandı, 2 kişi yaşamını yitirdi. Yine, 2 Aralık’ta Kamışlo-Haseke yolunda bir sivil araç bombalandı, 1 sivil yaşamını yitirdi. 9 Aralık’ta Kobane’de 2 çocuk yaşamını yitirdi ve en önemlisi, 10 Aralık’ta yine Eyn İsa’da yapılan bombalamada 8 kişi yaralandı, 15 rejim askeri yine katledildi, yaşamını yitirdi” diye konuştu.

    “İNSANLIĞIN UTANÇ DUYACAĞI MANZARALAR GÖRÜYORUZ”

    Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın dünkü konuşmasına atıfta bulunan Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Suriye’de pek çok halk ve inanç sahibi grup var, ama şu anda hepsinin yaşamı tehdit altında. Bakın, bu dinci, bu selefî, bu cihatçı çeteler şu anda Alevi mahallelerinde Alevileri katlediyor, şu anda rejimle ilintili olduğunu düşündükleri bürokratları katlediyorlar. Sokak ortasında insanlığın utanç duyacağı manzaralar, videolar görüyoruz. Boynuna ip atılmış insanlar yerlerde sürükleniyor. Peki, biz soruyoruz: Türkiye, HTŞ’yi terör örgütü ilan etmiş, Türkiye Humus’a, Hama’ya, Şam’a girmiş olan HTŞ’ye niye tek bir cümle kurmuyor, niye tek bir kelime etmiyor da sabahtan akşama kadar Kobane’yi bombalıyor, Kamışlo’yu bombalıyor, Haseke’yi bombalıyor, Kürtleri bombalıyor?” diye sordu.

    PİRHA/ANKARA

  • HDK 13’üncü Genel Kurulu: Barışın toplumsallaşması, HDK’nin varlık gerekçelerinden biridir

    HDK 13’üncü Genel Kurulu: Barışın toplumsallaşması, HDK’nin varlık gerekçelerinden biridir

    PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek, barışın toplumsallaşmasının HDK’nin varlık gerekçelerinden biri olduğunu söyledi. Çiçek, “Kürt sorununu görüyoruz. Birileri ‘yumuşama’ dedi, Esenyurt’a kayyım atandı. ‘Çözüm süreci’ denildi ama Abdullah Öcalan’a hakaretvari çağrılar yaptılar. Görünen o ki dayatılan egemenlerin barışı kendi normalleridir” dedi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK), “Umutla, direnişle, hep birlikte özgürlüğe” mesajıyla 13. Genel Kurulu’nu İstanbul’da gerçekleştiriyor.

    Dr. Kadir Topbaş Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapılan kurula, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra HDK bileşenleri katıldı.

    “HDK GERÇEĞİNİ SAVUNMALIYIZ”

    HDK Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek, kongrede yaptığı konuşmaya, 1 Kasım Dünya Kobanê Günü bağlamında Kobanê direnişinde yaşamını yitirenleri anarak başladı.

    Çiçek, savaş geriliminin devam ettiğini dile getirerek “Rojava Devrimi, Kürt halkının varlığını ve özgürlüğünü koruma savunması olarak nitelenebilir. Devrim sadece kendini koruma değil, aynı zamanda özgürlüğünü de sağlamadır. Bugüne kadar kapitalist sistemin bize dayattığı egemenlik birçok şeyi ortaya çıkardı. Halkların özgürlük tarihini, sadece direnmenin yetmediği aynı zamanda özgürlüğün olması ve bu kapsamda özgürlüğün baki olması gerektiğini gösterdi. HDK programında iki egemen kutup karşısında ‘ezilenlerin komünal demokratik yaşamını mümkün kılan gerçektir’ diyor. Buradan hareketle yeni dönem için tartışılması gereken başlıklar da açılıyor. HDK gerçeğini savunmalıyız. Ülke ve bölge gerçeği ‘HDK zamanıdır’ adımının önemini bize gösteriyor. Dünya sermayesinin ve krizinin derinleştiği bir zamandan geçiyoruz. Egemenler buna karşın halklara yurtsuzluk, yoksulluk dayatıyor. Neden ‘HDK zamanı’ demek zorundayız. Filistin ve Kürdistan’da yaşananlar halkların tehlikelerle karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Türkiye bundan azade değil” dedi.

    “BİRİLERİ ‘YUMUŞAMA’ DEDİ, ESENYURT’A KAYYIM ATANDI”

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük tecride dikkat çeken Çiçek, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

    “100 yıllık cumhuriyette görüyoruz ki halklar hep karşı karşıya getiriliyor. Bu yüzden ‘HDK zamanı’ demeliyiz. Kürt sorununu görüyoruz. Birileri ‘yumuşama’ dedi, Esenyurt’a kayyım atandı. ‘Çözüm süreci’ denildi ama Abdullah Öcalan’a hakaretvari çağrılar yaptılar. Görünen o ki dayatılan egemenlerin barışı kendi normalleridir. Sizin değerlerinize her gün hakaret edenler nasıl bir barış getirebilir? Barışın toplumsallaşması, halkların barışa taraf kılınması HDK’nin varlık gerekçelerinden biridir. Sayın Öcalan, 20 yıla aşkındır Kürt sorununu çözmeye çalışıyor. Bunu yaparken, aynı zamanda tüm halklar için 12 metrekarelik bir yerde çözüm buluyor. ‘Tecrit nasıl aşılır? Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü nasıl sağlanır?’ soruları halkların birleşik mücadelesinden geçmektedir.

    Türkiye’deki muhalefetin parçalı halinden kurtulmadığını gördük. HDK, tarihsel ittifakta önemlidir. Yine Ekmek, su kadar bu topraklarda mücadele yürütenler için HDK’nin olması gerekiyor. Toplumun politikleşmesi halen temel hedef ise HDK’ye odaklanmak, onu büyütmek zorundayız. Dünyada her çevrenden muazzam direnişler var. Bunları ortak güce dönüştürmek, adete yaşam damarlarındaki kılcal damarlarda gezen bu mücadeleyi ana damarlarda toplamak yapacağımız şeylerden olmalıdır.”

    “HER KOŞULDA DİRENMEK TEK HEDEFİMİZDİR”

    HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir ise yaptığı konuşmada, toplumun ciddi bir baskı altında olduğunu belirtti. Halkların üzerinde küresel bir hegemonya olduğunu vurgulayan Demir,  şunları ifade etti:

    “Dünyanın her tarafında yüzlerce direniş odakları var. Fakat bunların birbirini görmemesi çözümü geciktiriyor. Bütün bu mücadele odaklarını en azından ulaşabildiklerimizi bir araya getirip yükseltmeliyiz. Dolayısıyla buna karşın hem örgütlü hem akılcı bir akılla bunu yapmak mümkün. Uluslararası güçlere karşı mücadele ederek bunu başaran Kobanê halklarına da teşekkür ederiz. Kobanê, dünya halkları için bir umuttur. Bu yüzden asla vazgeçmemek ve her koşulda direnmek tek hedefimizdir. Mücadele sürecinde hayatını kaybeden kadınları, devrimcileri de selamlamak isterim. ‘Halkların hakkıdır’ diyen ve bu yüzden yaklaşık 8 yıldır cezaevinde olan tutsaklara da selam söylemek isterim. Sevgili Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’a teşekkürlerimi yollamak isterim.”

    Kaynak: MA

  • DEM Parti’den Dünya Kobanê Günü açıklaması: Yaşasın Kobanê Devrimi-VİDEO

    DEM Parti’den Dünya Kobanê Günü açıklaması: Yaşasın Kobanê Devrimi-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Ankara İl Örgütü, Dünya Kobanê Günü sebebiyle basın açıklaması düzenledi. Okunan basın metninde “İnsanlık değerleri uğruna verilen bu büyük mücadele bugün hâlâ tehdit altında. AKP-MHP savaş ittifakı tarafından Kobanê ve çevresi savaş uçakları, bombalar ve insanlık dışı yapılar tarafından saldırılara maruz kalmaya devam ediyor” denildi.

    1 Kasım, 2014 yılında Avrupa Birliği Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) ve Peace Camping inisiyatifi tarafından IŞİD’e karşı yapılan, “Kobanê ve insanlık için küresel seferberlik” çağrısıyla “Dünya Kobanê Günü” ilan edildi.

    Dünya Kobanê Günü çağrısını Nobel Barış Ödülü sahibi, insan hakları savunucusu Adolfo Perez Esquivel ve Amerikalı filozof ve dilbilimci Prof. Noam Chomsky’nin de aralarında olduğu dünyanın farklı ülkelerinden 130 akademisyen, yazar ve gazeteci yapmıştı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara İl Örgütü, 1 Kasım Dünya Kobanê Günü sebebiyle basın açıklaması yaptı.
    Açıklamada “Rojava devrimi halkların umududur” yazılı pankart açıldı. Açıklama metninin Kürtçesini DEM Parti Ankara Kadın Sözcüsü Nebahat Çalpan, Türkçesini ise DEM Parti İl Örgütü Yönetiminde Fahrettin Altun okudu.

    “KOBANÊLİ KADINLARLA DAYANIŞMA İÇERİSİNDE OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
    Fahrettin Altun, Kobanê’de 2014 yılında IŞİD saldırılarına karşı kadınlar öncülüğünde gerçekleştirilen direnişi selamlayarak “Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma ile inşa edilen yeni yaşam bugün tüm dünya kadınlarına ilham olmuştur. Ekoloji köyleri, anayasasıyla eşit ve özgür bir yaşamın mücadelesini yürüten Kobanêli kadınlarla dayanışma içerisinde olmaya devam edeceğiz. Kobanê Direnişi, karanlığa ve zulme karşı özgürlüğün ve aydınlığın zaferini simgeleyen, Kürt halkının insanlık değerleri için büyük bedeller ödediği bir mücadele günü olarak tarihe geçti” dedi.

    “ÇAREYİ SALDIRMAKTA BULANLAR BAŞARIYA ULAŞAMAYACAK”
    Kürt kadınları ve gençlerin sergiledikleri direnişi dünya halklarının izlediğini belirten Altun, şunları ekledi:
    “Dünyanın dört bir yanındaki halklar, tarihin akışını değiştiren Kobanê’ye destek ve dayanışma için ayağa kalktı. İnsanlık değerleri uğruna verilen bu büyük mücadele bugün hâlâ tehdit altında. AKP-MHP savaş ittifakı tarafından Kobanê ve çevresi savaş uçakları, bombalar ve insanlık dışı yapılar tarafından saldırılara maruz kalmaya devam ediyor. Dünya halkları Kobanê Direnişinin önünde saygıyla eğiliyorken, bu saldırıların sürmesini kabul etmiyoruz.
    Yürüttüğü kirli savaş siyaseti ile iktidarını ayakta tutmak için her defasında çareyi Kobanê halklarına, kadınlara saldırmakta bulanlar asla başarıya ulaşamayacaktır.

    “SAHİP ÇIKMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
    Bu aydınlığa olan inancımızla özgürlüğümüzden, haklarımızdan ve kazanımlarımızdan geri adım atmayacağız. Kobanî Direnişinin halklar için yarattığı bahara sahip çıkmaya devam edeceğiz. Kobanê’de insanlığı karanlığa sürüklemek isteyenlere karşı yanan direniş meşalesi, eşitlik ve özgürlük savunucularının yolunu aydınlatmaya bugün de devam ediyor. Bu şanlı direnişin 10. yıldönümünde, IŞİD karanlığını yırtan ve geleceği aydınlatan direniş meşalesini dünya halklarının enternasyonalist dayanışma ruhuyla selamlıyor, Dünya Kobanê Günü’nü kutluyoruz” ifadelerini kaydetti.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki ise, “Kobanê’de bir direniş ortaya çıktı. Orada yeni bir yaşam kuruluyor. Herkese çağrımdır. herkes Rojava Anayasasını okusun. Kobanê devrimi tüm halklara örnek olsun” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Direnişin sınırsız mekanları: Kobane, Suruç, Gazze’ söyleşisi yapıldı-VİDEO

    ‘Direnişin sınırsız mekanları: Kobane, Suruç, Gazze’ söyleşisi yapıldı-VİDEO

    PİRHA – Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM), “Direnişin sınırsız mekanları: Kobane, Suruç, Gazze” başlığıyla Kadıköy’de bulunan Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı’nda (BEKSAV) söyleşi gerçekleştirdi.

    Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM), “Direnişin sınırsız mekanları: Kobane, Suruç, Gazze” başlığıyla Kadıköy’de bulunan Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı’nda (BEKSAV) söyleşi gerçekleştirdi.

    Söyleşiye, Kobane davasında uzun süre tutuklu bulunan ve yakın zamanda tahliye edilen Kürt siyasetçi Sabahat Tuncel, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Semiha Şahin konuşmacı olarak katıldı.

    ŞAHİN: GÖZLERİMİZ ÖNÜNDE BİR HALK SOYKIRIMA UĞRUYOR

    Semiha Şahin, Gazze konusuna değinerek, şunları dile getirdi:

    “Meseleyi sadece Gazze olarak ele almamak gerekiyor. İsrail siyonizminin temel modeli Filistin devletini tarihselliğini unutturma bakımından bir Kudüs adlandırması yapılıyor. 40 bine ulaşmış bir bilanço var. Gözlerimiz önünde bir halk soykırıma uğruyor. Filistin tüm yerleşimiyle tahribat ve bir yıkım altında. Filistin 2. Dünya Savaşı’ndan çok önce büyük bir uluslararası konsesyumla vaat edilmiş topraklar olarak görüldü. Bu işgalle birlikte Filistinlilerin ölümle sürekli yüz yüze gelmesi bu süreçten itibaren başladı. Neredeyse her yıl her ay İsrail’in değişik biçimlerde saldırılarıyla karşı karşıya geliyoruz. Birçok üniversitede boykot işgal hareketleri yaşandı. Akademik alanda üniversite alanında bu eylemler barışçıl eylemlerdi. Filistin meselesinde durduğumuz nokta demokratlar bakımından bu nokta açısından Kürt sorunuyla olan ilişkisi bir turnusol kağıdıydı. Ezilen bir halkın özgürlük talebini sadece bir kesimle yapıyla sınılandırmak oradaki halkın özgürlük talebini gölgelendiren bir hale geldi. İsrail yerleşimcidir, işgalcidir. Devrimciler sosyalistler enternasyonal mücadelenin biz savaşları egemenlerin bize gösterdikleri biçimlerde değil ezilenlerin uğruna savaştıkları mücadeleyle bakmak zorundayız. Emperyalistlerin siyonistlerin bize gösterdiklerini değil halkların taleplerine daha fazla gözümüzü açmamız gerekiyor. Dünyada sınırlar artık egemenlerin bize dayattığı kadar var.”

    TUNCEL: UMUDU DİRİ TUTMAK VE MÜCADELEYİ YENİDEN ÖRMEMİZ GEREKİR

    Kürt siyasetçi Sabahat Tuncel, Kürt ve Filistin sorununun çözülmesinin Ortadoğu’nun demokratikleşmesi için gerekli olduğunu dile getirerek “Bugün Arap, Türkiye halkları, Kürt halkı  birlikte Ortadoğu’da bir yaşam kurmaya çalışıyor” dedi. Tuncel, Kobane konusu hakkında konuşarak şunları ifade etti:

    “Bu yargılama özünde Kobane dayanışmasını yargılamak için kurgulanmış, siyasi bir öç alma davası olduğunu bize gösteriyor. 6 yıl sonra devletin aklına birden suç olduğu geliyor. Kaldı ki biz dava boyunca da bunu reddettik. Bütün şiddet, ölüm olaylarında arkadaşlarımız beraat etti. Ceza vermelerinin nedeni de yaptığımız siyasal faaliyetlerdir. Kobane, insanlığa İşid gibi bir güruhun yenilgisidir. Kobane sadece Kobane değildir. Kobane dünyadır. AKP, İŞİD ve cihatçı çetelerle işbirliği yapmayı Kürtlerle işbirliği yapmaya tercih etti. Devletler savaşı bitirecek politikalara imza atmıyorlar. Yüz yıldır bu ülkede Kürtlerin dili, kültürü yasak. Bu coğrafya bile yasak Kürtlere. “Kürdüm” demeleri bile yasak. Kürtlerin yaşadığını Araplar, Türkler yaşasa bunu kabul etmezler. Kürtlerin varlığı tanınmıyor. Biz bunu davada da söyledik, Kürtler fiilen yurttaşlıktan çıkarılmış durumda. Ortadoğu’da birlikte yaşayacaksak dayanışmayı aşan bir yerde duracağız. Kayyum meselesinde Kürt iradesi gasp ediliyor. Bu mesele sadece Kürtlerin meselesi değil. Sadece Kürtler de kaldığı sürece devlet de daha fazla çatışma ve baskıyla geliyor. Kürt meselesiyle yüzleşmeden cezasızlık politikasıyla yüzleşilemez. Devlet bizi yalnızlaştırmak istiyor. ‘Böl parçala yönet’ diyor Türkiye. Demokratik siyaseti yükseltmek önemli. Biz kadınlar olarak yaşamadığımız şey kalmadı. O zaman erkek egemenliğini bize dayatılan cinsiyetçiliği, savaş politikalarını kabul etmememiz gerekiyor. Umudu diri tutmak ve mücadeleyi yeniden örmemiz gerekir.”

    GÜMÜŞTAŞ: SURUÇ BİR DİRENİŞ MEKANIYDI

    ESP Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, Suruç’un bir direniş mekanı olduğunu dile getirerek şunları kaydetti:

    “Halklar olarak birlikte ve eşit, özgür yaşamayı var ettiği bu devrime dönüp baktığımız bir kapıydı Suruç. Rojava’daki halkların her türlü yardımlarını karşılamak için bir çadır vardı. Türkiye’nin çok çeşitli yerlerinden yardım için gidenler vardı. Kobane’ye bombalar yağmaya başladığı zaman insan zincirleri kurulmaya başladı. Halkımız çok şiddetli bombalar altında sahipleniyordu. Kadınlar, avukatlar, Alevi örgütleri orada İŞİD’e karşı mücadeleyi kendi cephelerinden yürütüyordu. Türkiye ve Kürdistan halklarını birleştiren bir bölgeydi Suruç. Gezi direnişiyle devrime dokunan Türk halkımız halkların birlikte ve eşit özgür yaşamı deneyimlemiştir. AKP-MHP faşizmi devrimin başladığı yerden devrimi bitirmek için daha sert saldırılar başlattı.

    Sosyalist gençler yönlerini Suruç’a Suruç’tan Kobane’ye döndüler. Bu topraklarda halklarımızın birlikte yaşam hakkını ördüler. Sosyalist gençlerden tam olarak buradan çıkan bir kampanya ile bu direnişi ördüler. Beraber savunduğumuz devrimi bir kez daha beraber inşa etme kararı aldılar. Nerede bir direniş varsa orada olmayı görev bildiler. Sadece analizlerle değil gidip orada hem yaşamı savunan hem de

    Her boyutuyla gençliğin içinde olduğu bir devrimdir Rojava Devrimi. SGDF’li gençler, kadınlara oradaki kadınlarla buluşturma çağrısı yapıyordu. Sayısız genç o gün orada buluştular. Ve devrim için yola koyuldular. O saldırı gençlik hareketinin en ağır saldırısı diyebiliriz. Katliam saldırısıyla bir saray darbesi başlatılmış oldu.”

    Söyleşi, katılımcıların sorularının cevaplanmasının ardından Grup Vardiya’nın seslendirdiği ezgilerle son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Gezi ve Kobane direnişinde en baş mücadele aktörleri kadınlardı’ – VİDEO

    ‘Gezi ve Kobane direnişinde en baş mücadele aktörleri kadınlardı’ – VİDEO

    PİRHA – Gezi ve Kobane direnişlerinde iktidarın toplumsal muhalefete yaklaşımını ve kadınların direnişlerdeki rolüne dair konuşan Gültan Kışanak, toplumsal muhalefetin susturulmak istendiğini, bu direnişlerdeki kadınlara yüklenen öncülük misyonunun da güçlü bir şekilde yerine getirileceğini söyledi. Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel ise AKP’nin Kobane direnişini kendi başarısızlığı, Gezi direnişini ise kendine yönelik bir kalkışma olarak gördüğünü belirterek kadınların sadece bu direnişlerde değil her yerde fark yarattığını belirtti. HDK Eş sözcüsü Esengül Demir de en baş mücadele aktörlerinin kadınlar olduğunu kaydetti.

    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel ve Halkların Demokratik Kongresi(HDK) Eş sözcüsü Esengül Demir, Gezi ve Kobane Direnişlerinde iktidarın toplumsal muhalefete yaklaşımını PİRHA’ya değerlendirdiler.

    KIŞANAK: TOPLUMSAL MUHALEFETİ SUSTURMAK İSTEDİLER

    Gezi direnişinin de Kobane direnişinin de iktidar açısından toplumsal muhalefeti bastırmanın sembol davaları haline getirildiğini ifade eden Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, “Çünkü her ikisinde de toplumun, iktidarın uygulamalarına karşı bir tepkisi vardı. Asıl bizim şahsımızda bunu cezalandırmak istediler, toplumsal muhalefeti susturmak istediler. Bu anlamda çok ortak ve benzer yönleri var. Bundan sonra önümüzdeki süreçte yürüteceğimiz demokrasi mücadelesi açısından da bizlerin bu iki davayı sembol olarak kabul edip bunun ekseninde Türkiye’deki tüm hukuksuzluklara karşı ortak mücadeleyi, demokratik mücadeleyi güçlendirmemiz gereken bir zemindeyiz diye düşünüyorum” dedi.

    “KADINLAR KENDİLERİNE YÜKLENEN ÖNCÜLÜK MİSYONUNU GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE YERİNE GETİRECEKLER”

    Kışanak, ayrıca Gezi ve Kobane direnişlerinde kadınların rolüne dair de şu değerlendirmede bulundu:

    “Bu ülkede çok çeşitli nedenlerle toplumsal yarılmalar, kutuplaşmalar, kamplaşmalar yaratıldı. Kadınlar bunu aşmayı başarıyorlar. Ortak kadınlık paydasında buluşabiliyorlar. Çünkü kadınların özgürlüğü aslında toplumdaki bütün sorunların çözümüyle çok bağlantılı ve biz kadınlar bunu biliyoruz. Savaşı da militarizmi de cinsiyetçiliği de demokratik haklara yönelik tüm müdahaleyi de. Kadın haklarıyla ilgili bir sorun olduğunun farkındayız. O nedenle kadınlar, çok farklı kimliklerine rağmen ortak payda da buluşup ortak bir mücadele yürütebiliyorlar. Bu da bize Türkiye’de demokratik muhalefetin ortak payda da buluşması konusunda kadınlara bir öncülük misyonu yüklüyor. Ben eminim ki kadınlar bu misyonu da güçlü bir şekilde yerine getirecekler.”

    TUNCEL: AKP, KOBANE DİRENİŞİNİ KENDİ BAŞARISIZLIĞI, GEZİ DİRENİŞİNİ İSE KENDİNE YÖNELİK BİR KALKIŞMA OLARAK GÖRDÜ

    Gezi direnişi ile Kobane direnişinin bir dönem davası olduğunu dile getiren Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel ise her iki direnişte iktidarın tavrını şu sözlerle değerlendirdi:

    “2013 bir yandan Sayın Abdullah Öcalan ile yapılan diyalogla müzakere süreci var. Bir yandan Türkiye’de demokrasi konusunda güçlü bir şey yaşanıyor ama bir yandan İŞİD’in Kobane’ye saldırısı var. O dönem hatırlarsanız Kobane sınırında Türkiye’deki bütün özgürlük, demokrasi güçleri ve Kürtler Kobane halkıyla dayanışmak için oradaydı. Bu çok önemli ve anlamlı. Kobane’nin özgürleşmesini AKP kendi başarısızlığı olarak gördü. Gezi direnişini de kendine yönelik bir kalkışma olarak gördü. Her ikisini de bu süreç içerisinde cezalandırmak istedi. O açıdan Gezi’den Kobane’ye dönemi doğru değerlendirmek lazım. Gezi’ye ve Kobane’ye, Türkiye’de özgürlük, demokrasi, adalet, barış mücadelesi bağlamında, Kürt halkının eşitlik, özgürlük sorunu bağlamında bakmak anlamlı olacaktır. Gezi ile Kobane’yi birleştirmek ancak mücadeleyi birleştirmekle mümkün olur diye düşünüyorum.”

    “KADINLAR HER YERDE FARK YARATIYOR”

    Tuncel, kadınların sadece bu direnişlerde değil her yerde fark yarattığını ve yaşamı yeniden kurduğunu da kaydetti.

    DEMİR: İKTİDARIN GEZİ’YE VE KOBANE’YE YAKLAŞIMINDA ÇOK FAZLA FARK YOKTU

    İktidarın Gezi’ye ve Kobane’ye yaklaşımında çok fazla fark olmadığını söyleyen Halkların Demokratik Kongresi(HDK) Eş Sözcüsü Esengül Demir ise “Gezi Direnişi, iktidar açısından korkulu bir rüyaydı. Türkiye’de toplumun hemen hemen her kesiminin sokağa çıktığı, iktidara karşı tepkiyi, özgürlük talebini dile getirdiği bir direnişti. Dolayısıyla Türkiye tarihinde ilk defa örgütlü olmayan kitlelerin sokağa çıkışıydı. Gezi’nin hemen ardından da bir dizi yasaklamalarla toplumun bu taleplerini gerçekleştirmek yerine tam tersine toplumu baskı altına almayı hedeflediler. Kobane Direnişi ise ağırlıklı olarak Kürt özgürlük mücadelesi, Kobane’de direnen Kürt halkının statü mücadelesi ve tabii İŞİD’e karşı verilen bir mücadeleydi. Ve İŞİD dünya için Orta Doğu için son derece tehlikeli, geleceği karartacak bir örgüt olması sebebiyle onun karşısında direnen halklar, direnen savaşçılar vardı. Kobane sürecinde de İŞİD’in bu politikalarına karşı çıkan Kürtlerin yanında, onlarla dayanışma mücadelesi yürütenlerin sergilediği bir direnişti. Buna da tabi iktidar çok ağır tepkiler gösterdi” diye konuştu.

    Demir, “Kobane düşmedi, o direniş kazandı” diyerek şöyle devam etti:

    “Türkiye halkları da Kobane halkıyla hem maddi hem manevi dayanışma gösterdi. 4 yıl geçtikten sonra HDP’nin MYK’sının attığı dayanışma mesajına ilişkin açılan bir dava oldu. Bu davanın tabii ki bu tweetten kaynaklı olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Dava, bir, Kobane halkının bu direnişinin sonuçlarını cezalandırmak, ikincisi Türkiye sosyalistleri, devrimcileriyle Kürtlerin yan yana gelişine tahammülsüzlük ve dolayısıyla Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesini talep eden Türkiye devrimcileriyle Türkiye’de mücadele eden demokratik siyasetteki Kürtlerin cezalandırıldığı, ağır cezaların verildiği bir dava oldu. Burada da Türkiye Cumhuriyeti devleti, hem Gezi’de hem Kobane’de Türkiye’de demokrasi taleplerine yanıt vermedi, bu taleplerin dile getirilmesine olanak tanımadı ve bunun için mücadele edenlerin de ağır cezalarla yargılanacağının mesajını çok net bir şekilde vermiştir.”

    “EN BAŞ MÜCADELE AKTÖRLERİ KADINLARDI”

    Her iki mücadelede kadınların yerinin çok önemli olduğunu da söyleyen Demir, “En baş mücadele aktörleri kadınlardı. Dolayısıyla kadın mücadelesi, Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin önünü açan bir mücadeledir. Çünkü kadın sorununda ortak çözüm hattını ören bir bakış açısıyla yaklaştıkları için demokrasi mücadelesine de kadın mücadelesi örnek olmuştur” dedi.

    Devrim FINDIK-Dilan MORSÜMBÜL/İSTANBUL

  • İstanbul’da kadınlar ‘Kobane’den Gezi’ye adalet ve özgürlük’ için buluştu-VİDEO

    İstanbul’da kadınlar ‘Kobane’den Gezi’ye adalet ve özgürlük’ için buluştu-VİDEO

    PİRHA – “Kobane’den Gezi’ye adalet ve özgürlük için buluşuyoruz” forumunda konuşan Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, “Özgürlük ve eşitliğe inan herkes öne çıkar, sözünü söylerse karanlığı dağıtabiliriz. Kadınlar özgürse toplum da özgür olacak” dedi. Siyasetçi Sebahat Tuncel ise “Bizim barışa ihtiyacımız var, barış yaşamın kendisidir. Son sözümüzü daha söylemedik. Söyleyecek sözümüz var. Biz umudu dirilteceğiz” dedi. 

    DEM Parti Kadın Meclisi, Okmeydanı’nda bulunan La Bella Organizasyon Salonu’nda “Kobane’den Gezi’ye Adalet ve Özgürlük İçin Kadın Buluşması” gerçekleştirdi.

    ‘Kobane’den Gezi’ye Adelet ve Özgürlük için Kadın Buluşması’ şiarıyla yapılan buluşmaya Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, HDP eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, DEM Parti Eğitim Politikaları Komisyonu Eş Sözcüsü İlknur Birol, DEM Parti İstanbul Milletvekilleri Kezban Konukçu, Çiçek Otlu, Özgül Saki, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu(KCDP) Genel Sekreteri Fidan Ataselim, Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, DAD İstanbul Şube Eş Başkanı Berna Güzelgündüz, Kırkyama Kadın Derneği’nden Tülay Korkutan, HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir, Ezilenlerin Sosyalist Partisi(ESP) Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan ve çok sayıda kadın katıldı.

    “BU İKTİDARI DURDURACAK OLAN BİZ KADINLARIZ”

    Buluşmada ilk olarak konuşan DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, “Bugüne kadar sokakları terk etmeyen kadınlar olarak bu buluşmada gereken cevabı veriyoruz” diyerek konuşmasına başladı.

    Türkoğlu, iktidarın biat eden kadınlar yaratmaya çalıştığını ama kadınların biat etmediğini ifade ederek, “Cezaevlerinde esaret altında tutulmaya çalışılan arkadaşlarımız var onlara söz verdik. Figen Yüksekdağ şahsında bir söz var ‘son sözü direnenler söyler’ iktidar sona doğru gidiyor onunda son sözü var bizimde son sözümüz var. Bu tarihsel iki davanın son sözünü bizler kuracağız. Bu mücadeleyi bitirmek istiyorlar ama bizler mücadelemizle, eylemlerimizle sözümüzü özgürlük olarak kuracağız. 100 yıllık inkar politikası ile makul Kürt, kadın yaratma konusunda birçok kodları yerle bir ettik. İktidar intikam alır gibi hukuku araç olarak kullanarak düşman hukuku inşa etmeye çalıştı. Ne Kobane kumpas davası, ne Gezi Direnişi davası ne de Hakkari’ye atanan kayyım bir birbirinden bağımsız değil. Hem Kobane hem Gezi hem kayyım bu ülkenin barışını tehdit eden bir şey. İktidar halklar, kadınlar, emekçiler konusunda güvenlik problemi haline gelmiştir. Bu iktidarı durduracak olan biz kadınlarız. Daha çok mücadele ederek özgürlüğü, eşitliği, adaleti hayata geçirebiliriz. Bütün arkadaşlarımızın özgürlüğü için mücadelemizi yükseltmemiz gerekiyor. Özgürlük, eşitlik, barış için daha çok bir araya gelmek zorundayız. Son sözü biz kadınlar söyleyeceğiz, son sözü direnenler söyleyecek” dedi.

    “ÖNE ÇIKIP SÖZÜMÜZÜ SÖYLERSEK KARANLIĞI DAĞITABİLİRİZ”

    Ardından söz alan Gültan Kışanak, Hakkari’de kayyım atanmasının demokrasi krizinin olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koyduğunu belirtti. Kışanak, “Bu ülkede adım adım krizlerle demokrasinin ortadan kaldırıldığını gördük ama olması gereken daha güzel bir yaşamı kurmaktı. Krizi adım adım büyütüyorlar. Türkiye krizler ülkesi haline geldi. Sürekli krizleri konuşuyoruz. Oysa bu topraklar fırsatlar coğrafyası. Ancak fırsatlar içerisinde eşitlik, özgürlük yokluğu yaşıyoruz. Bu ülkede biz kadınlar ve özgürlük eşitliğe inanan herkes öne çıkar sözümüzü söylersek karanlığı dağıtabiliriz. Mesele Sebahat’ın, Figen’in, Selahattin’in cezaevinde tutulması değildi aslında dışarıyı teslim almak istiyorlardı. Başta kadınlar olmak üzere kısmi eksikler yaşansa da toplum teslim olmadı ve direndi bu bize moral verdi. Kadın mücadelesini güçlendiren kadın yoldaşlarımıza teşekkür etmek istiyoruz. Görevimiz bitmedi. Bu bizim için başlangıç diğer arkadaşlarımızı aramıza alana kadar yürüyeceğimiz yolumuzun başlangıcı. Bu davalar üzerinden meydan meydan gezilerek kötü politikalarına meşruiyet  kazandırmaya çalıştılar ama başarmadıklarını söylemek isterim” diye konuştu.

    “KADINLAR ÖZGÜRSE BÜTÜN TOPLUM ÖZGÜR OLACAK”

    Kışanak, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:

    “Adalet, özgürlük mücadelemizi birlikte sürdüreceğimize inanıyorum. Kayyım meselesi, seçme seçilme hakkının ötesinde bir durum. Yerel demokratik belediyecilik gelişince kadınlar nefes alıyor. Kayyım kadınları nefessiz bırakıyor. Demokrasi bir bütündür ya vardır ya yoktur. Batıya demokrasi var, Doğu’ya yok olmuyor. Erkeğe demokrasi var kadına yok olmuyor ya hepimiz için vardır ya da yoktur. Haksızlığa karşı ortak refleksle adaleti ve özgürlüğü savunmalıyız. Kadınlar özgürse bütün toplum özgür olacak. Hayat bütün. Bölmeye, parçalamaya gerek yok. Kadınlara güveniyorum.”

    “DERDİMİZ VAR DERDİMİZİ ANLATIYORUZ”

    Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel de cezaevindeki kadın tutukluların selamlarını getirdiğini söyleyerek konuşmasına başladı. Tuncel, “Gülsüm anne 10 yıldır adalet arıyor. Halise anne oğlunun cenazesini aldı ama hapse attılar. Bu hak mı? çocuklarımız genç yaşta toprağa düşmesin özgür gelecek kuralım diye mücadele ediyoruz. Batı’da Gezi, Kürdistan’da Kobane direnişi vardı. Devlet Kürtlerin ve Türklerin birlikte mücadele etmesini engellemek istiyor. Kobane’de Gezi’de bir cezalandırma davası. Hala bu ülkede çözülmemiş sorun var adı Kürt sorunu. Kürt sorunu var olduğu sürece bunları konuşmaya devam edeceğiz. Kayyım bir soykırım politikasıdır. Kürt olup da hakkında dava açılmamış kimse var mıdır? Konuşacağız efendim. Biz konuşarak bu sorunu çözeceğiz. Bağımsız yargı olmadığı sürece verilen karar taraflıdır bu kararları tanımıyoruz. Yargılamada mahkeme başkanına da dedim Kürtleri yurttaşlıktan çıkartmışsınız anayasa Kürtlere uygulanmıyor. Kayyım meselesi siyasi mesele hukuki mesele değil. Kürt halkına karşı yapılan zulümdür. Bu ülkede milyonlarca terörist varsa bu iş bitmiş demektir. Kayyım zihniyetine karşı hepimizin durması gerekiyor. Biz Kürtler mücadele ediyoruz bedel ödüyoruz derdimiz var derdimizi anlatıyoruz ama anlatmayalım diye dört duvarın arasına koyuyorlar. Biz hakikati birlikte örmek zorundayız.”

    “BİZ KADINLAR MASAYI KURACAĞIZ”

    Tuncel’in konuşmasına şöyle devam etti:

    “Baskı, faşizm var. Bundan korkup kenara mı oturacağız? O zaman devlet başarılı olur. Oturmayacağız, çıktığımızdan beri sözümüzü kuruyoruz. Mücadele devam ediyor. Kadın katliamının, kadına yönelik şiddetin doğrudan Kürt sorunu ile bağlantısı var. Bizim dönemimizde kadın katliamları azalmıştı çünkü erkeği de kadını da değiştiriyorduk. Her gün kadınlar çocuklar katlediyorlar, çürüme var. İktidar yaşamı çürütüyor, sorun bu. Birlikte mücadele etmek zorundayız. Derdimiz çok ama oturup ağlayacak değiliz. Cezaevinde eylem var, tutsaklar görüşe çıkmıyor, telefon görüşüne çıkmıyor. Kürt sorunu çözülsün ve Sayın Abdullah Öcalan’a özgürlük sağlansın diye. İmralı tecridi barışın tecrididir. Tecridi sadece Kürtlerin meselesi olarak gördüğümüz sürece çözülmeyecek. Diyalog yoksa savaş olur. Biz konuşmayı savunduğumuz için yargılanıyoruz. Masayı kurun masayı niye devirdiniz. Gelin masayı yine kuralım. Biz kadınlar diyalog masasasını kuracağız. Bizim barışa ihtiyacımız var, barış yaşamın kendisidir. Son sözümüzü daha söylemedik. Söyleyecek sözümüz var. Biz umudu dirilteceğiz.”

    “ASLA BOYUN EĞENLERDEN OLMADIK”

    Ardından Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın gönderdiği mesaj okundu.

    Mesaj şu şekilde:

    “Sevgili Kadınlar, Değerli Yoldaşlar, Dostlar. Öncelikle kadınların mücadele birliğini, bilincini ve dayanışmasını geliştirme yolundaki çabalarınızı, kararlılığınızı selamlıyorum. Kadının yaşam ve özgürlüğünün katledildiği, eril faşist düzende ya boyun eğecek ya da direnişle, örgütlenmeyle yeni yollar açılacak. Günümüz ve tarihimiz şahittir ki asla boyun eğenlerden olmadık. Gittikçe zifiri karanlığa dönüşen ve bütün gerici, faşist karakteri kadına karşı yaklaşımda sivrilen mevcut rejim, şüphesiz ki; yine en çok düşmanlık güttüklerinin, binlerin iradesi karşısında yenilecektir. Sokaklarda, yakalı meydanlarda, direniş halaylarında büyütülmüş değerlerin ve haklı bir kavganın paydaşlarıyız. Bazılarımızın payına bu değerleri ve mücadeleyi zindanlarda savunmak, büyütmek düşüyor. Jin Jiyan Azadi haykırışları hiç susmadığı ve zılgıtlar eşliğinde kadınların kurtuluş yolunu çınlattığı sürece bu pay başımız gözümüz üstüne. Biz tutsak kadın siyasetçiler; içeride de dışarda olduğu gibi görevimizi yaptık, yapıyoruz. Bizlerin özgürlük davasını sahiplenen, dayanışma gösteren tüm yoldaşlara, dostlara, demokratik kamuoyuna, esas olarak da kadın hareketinin bütün bileşenlerine sevgilerimizi, selamlarımızı gönderiyoruz. Daima umutla, dirençle kalın.”

    “GEZİ VE KOBANE DAVALARI İKTİDAR HUKUKUN VE ADALETSİZLİĞİ İLE MALULDÜR”

    Ardından Gezi Davası’ndan tahliye edilen Mimar Mücella Yapıcı’nın gönderdiği mesaj okundu.

    Yapıcı, “Hepimiz biliyoruz Gezi ve Kobane davaları iktidar hukukun ve adaletsizliği ile maluldür. Dünyanın belki de en haklı direnişleri olan gezi ve Kobane’de onlarca canımızı kaybettik ve onlarca arkadaşımız hala haksız ve hukuksuz olarak tutsak. O nedenle hiçbirimiz özgür değiliz. Bugün Gezi’den, Kobane’den, Galatasaray Meydanı’ndan, Plaza de Mayo’dan, İran’dan, Filistin’den velhasıl dünyanın her yerinden yükselen barış ve adalet isteyen çığlıklarımız bir gün barışa, adalete ve daha güzel bir dünyaya ulaşmak için en büyük gücümüz olacaktır.”

    Program, yapılan forum ile sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti Kadın Meclisi, yarın Okmeydanı’nda Kadın Buluşması gerçekleştirecek

    DEM Parti Kadın Meclisi, yarın Okmeydanı’nda Kadın Buluşması gerçekleştirecek

    PİRHA – DEM Parti Kadın Meclisi, ‘Kobane’den Gezi’ye Adelet ve Özgürlük için Kadın Buluşması’ şiarıyla yarın (4 Haziran) saat 13.00’te La Bella Organizasyon Salonu’nda buluşma gerçekleştirecek.

    DEM Parti Kadın Meclisi, Kobane Davası’nda verilen hapis cezalarını protesto etmek için 4 Haziran saat 13.00’te Okmeydanı’nda bulunan La Bella Organizasyon Salonu’nda kadın buluşması gerçekleştirecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: Gezi, Kobane, 1 Mayıs tutsaklarına adalet-VİDEO

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: Gezi, Kobane, 1 Mayıs tutsaklarına adalet-VİDEO

    PİRHA-Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri; Gezi, Kobane ve 1 Mayıs tutuklularının serbest bırakılması talebiyle açıklama yaptı. Açıklamada, “Karşımızda emeği, doğayı, kentlerimizi, yaşamlarımızı sömürerek, şiddetle bastırarak ayakta duran bir iktidar var.Karanlık gidecek Gezi kalacak, Karanlık gidecek Kobane Kalacak, Taksim emeğin olacak. Eşitlik özgürlük, barış ve adalet mücadelesini yanyana büyütmeye devam edeceğiz “denildi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, “Gezi, Kobane, 1 Mayıs tutuklularına adalet” diyerek Sakarya Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklama metnini platform adına Serdar Kibar okudu.

    “GEZİ, KOBANE VE 1 MAYIS TUTSAKLARINA ÖZGÜRLÜK TALEBİYLE BİR ARADAYIZ”

    Serdar Kibar, “Haziran isyanının yıldönümüne günler kala eşitlik, özgürlük ve adalet talebiyle bir kez daha bir aradayız” diyerek şunları ekledi:

    “Halkın taleplerinin bastırılması için devreye sokulan devlet şiddeti, siyasi yargılamalar, tutuklamalar ve mahkumiyet kararları karşısında adalet talebiyle bir aradayız. Gezi, Kobane ve 1 Mayıs tutsaklarına özgürlük talebiyle bir aradayız. Eşitlik, özgürlük ve basış talebini bastırmak üzere gerçekleştirilen kitle katliamlarının; Maraş’ın, Sivas’ın, Suruç’un, 10 Ekimin cezasızlık politikasıyla aklanması karşısında adalet talebiyle bir aradayız. Adalet mücadelesi yoksullaştırılan, geleceksizleştirilen, yaşam hakkı elinden alınan; emeğin, halkların, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle büyütmek üzere bir aradayız.”

    “YAĞMA VE SÖMÜRÜ DÜZENİNİN KARŞISINDA MİLYONLARIN İNSANCA BİR YAŞAM TALEBİYLE BİR ARADAYIZ”

    Sermaye iktidarının emeğe yönelik saldırı programını Orta Vadeli Program ile ortaya koyduğunu belirten Kibar,“Bu program halktan alıp sermayeye kaynak aktarılan 2024 bütçesi, geçtiğimiz günlerde yayınlanan tasarruf genelgesi ile devam ediyor. Kamusal hizmetlere, eğitime, sağlığa, ulaşıma kaynak yok. Okullara öğretmen, atama bekleyen öğretmene iş yok. Sağlık hizmetine kaynak yok, artan sağlık ihtiyacını karşılayacak sağlıkçı ataması yok, sağlıkçılar işsiz. Temel yaşamsal ihtiyaçlara her gün zam geliyor. Asgari ücret açlık sınırının altında. Asgari ücrete Temmuz ayında zam yapılmayacağı yeniden yeniden ilan ediliyor. Milyonlarca emekli itibarsızlaştırılıyor, 10 milyona yaşamaya mahkum ediliyor. Emekli maaşına zam yok diyorlar. Kiralar almış başını gidiyor, sermaye bakanı Şimşek, fahiş kira zamlarını ancak bir nebze frenleyen kira artışında %25 sınırına ihtiyaç olmadığını söylüyor. İşsizlik artarken emekçiler güvencesiz biçimlerde, uzun sürelerle çalıştırılıyor. Toplu işçi katliamları sıradanlaşıyor. Somayı Ermenek, Ermenek’i Amasra, Amasra’yı İliç maden katliamları takip ediyor. Emeğimiz, kamusal kaynaklar, toprağımız, kentlerimiz yağmalanıyor. Bugün burada bu yağma e sömürü düzenin karşısında insanca bir yaşam talebiyle bir aradayız” diye konuştu.

    “TAKSİM EMEĞİN MEYDANIDIR”

    ‘Taksim emeğin meydanıdır, 1 Mayıs meydanıdır’ diyenlerin polis şiddetine maruz kaldığının altını çizen Serdar Kibar, “İktidar politikalarına tepki yerel seçimlerde iktidarı sarsmasına rağmen sermaye iktidarı yağma ve sömürü programını tavizsiz uygulama kararlılığında. İktidar, sonucu yoksulluk, işsizlik, geleceksizlik olan politikalara karşı gelişecek tepkileri bastırmak için her yolu deniyor. Tepkileri denetleyebilmek için ‘yumuşama’ söylemi geliştirerek muhalefeti de belirlemeye çalışıyor. Emeğin birlik, mücadele ve dayanışma günüden meydanlar emekçilere yasaklanmak isteniyor. İstanbul 1 Mayısında Taksim çevresinde adeta olağanüstü hal ilan ediliyor. ‘Taksim emeğin meydanıdır, 1 Mayıs meydanıdır’ diyenler polis şiddetine maruz kalıyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. 1 Mayıstan bugüne 48 arkadaşımız Taksim ‘1 Mayıs meydanıdır’ dediği, emeğin hakkını savunduğu için tutuklandı. Pazartesi günü yapılan ev baskınlarıyla gözaltına alınan 28 arkadaşımızın ise bugün savcılık ifadeleri alınacak. Taksim tutsaklarına özgürlük için, adalet için bir aradayız.
    İktidarın emekçilere meydan yasaklatan korkusunun nedenini biliyoruz. Geziden biliyoruz, Kobane’den biliyoruz. Sermaye iktidarı halkın örgütlü gücünü yenemeyeceğinin bilincinde” dedi.

    “İKTİDARIN GEZİ KORKUSU GEÇMEDİ”

    Haziran isyanın bir halk isyanı olduğunu söyleyen Serdar Kibar, “Bu toparlakların köklü direniş tarihine milyonların eşitlik ve özgürlük talebi olarak kazındı. İktidarın Gezi korkusu geçmedi. ‘Yumuşama’ söylemleriyle muhalefete ayar vermeye çalışanlar, Gezi Davası’nda verilen haksız ve hukuksuz kararla arkadaşlarımız iki yılı aşkın süredir özgürlüklerinden yoksun bırakmaya devam ediyor. Halkın iradesini önce Geziyi bastırarak yok sayan iktidar, halkın vekili Can Atalay’ı kendi hukukunu, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayarak tutsak etmeye devam ediyor. Gezi halktır demek üzere, Gezi tutsaklarına özgürlük ve adalet için bir aradayız” ifadelerini kullandı.

    “KOBÂNE’NİN ÇIĞLIĞINA MİLYONLARCA İNSAN SES OLARAK SOKAKLARA ÇIKMIŞTI”

    Kürt halkının siyasi temsilcilerine, sosyalistlere, devrimcilere 400 yılı aşkın sürelerle cezalar verildiğini hatırlatan Kibar, şu ifadeleri kullandı:

    “Biliyoruz ki milyonlarca insan Kobanî Kumpas Davasında ceza alan Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş şahsındaki bütün tutsakların suçsuz olduğunu biliyor. IŞİD’in Kobane topraklarına saldırdığı, katliamlarına yeni katliamlar eklemek istediği bir süreçte, Kobâne’nin çığlığına milyonlarca insan ses olarak sokaklara çıkmıştı. Kürt halkı Kobâne’de IŞİD’e karşı direnirken, 2014 yılının Ekim ayında bu topraklarda yaşayan bütün halklar, Gezi direnişinin de ortaya çıkardığı kardeşlik ve mücadele bilinciyle, Kobâne direnişini selamlamış ve Kürt halkıyla sokakta buluşmuştu. Kumpas yargılamaları, onlarca yıllık cezalarla bastırılmak, yok edilmek istenen Kürt halkının eşitlik ve özgürlük mücadelesidir, halkların ortak mücadelesidir, biliyoruz.

    Kobane kumpas davasıyla tutsak edilen arkadaşlarımıza özgürlük ve adalet için bir aradayız. Eşitlik, Adalet, Özgürlük, Barış Mücadelesini Büyüterek Sürdüreceğiz. Karşımızda emeği, doğayı, kentlerimizi, yaşamlarımızı sömürerek, şiddetle bastırarak ayakta duran bir iktidar var. Biliyoruz ki yaşamı üreten milyonların eşitlik, özgürlük ve adalet talebi çok güçlü ve kazanacak. Karanlık gidecek Gezi kalacak,karanlık gidecek Kobane kalacak, Taksim emeğin olacak. Eşitlik özgürlük, barış ve adalet mücadelesini yanyana büyütmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Koçyiğit’ten ‘iktidar tuzağı’ uyarısı: Yeniden Yenikapı ruhu yaratılmak isteniyor-VİDEO

    Koçyiğit’ten ‘iktidar tuzağı’ uyarısı: Yeniden Yenikapı ruhu yaratılmak isteniyor-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Kobanê Davası üzerinden yeni bir “Yenikapı ruhu” yaratılmak istediğini belirterek, “İktidarın kurduğu bu yeni tuzaklara karşı yan yana durarak, bu süreci ilerletmemiz gerekiyor” dedi. Koçyiğit, “Eğer IŞİD Kobanê’yi ele geçirmiş olsaydı bu kumpas davası açılmayacaktı” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

    Koçyiğit, Kobanê Davası’nda siyasetçilere ağır hapis cezaları verildiğine işaret ederek, “16 Mayıs’ta Kobanê Kumpas Davası’nda arkadaşlarımız 400 yılı aşkın cezalarla cezalandırıldı. Kobanî Kumpas Davası’nın hiçbir hukuki gerekçesi olmadığını bütün Türkiye ve dünya kamuoyu çok iyi biliyor. Kobanê Kumpas Davası’nın aslında demokratik siyasete kurulmuş bir kumpas olduğunun da altını çizmemiz gerekiyor. HDP’nin 7 Haziran başarısını sindiremeyen AKP’nin iktidarda kalmasını sağlamlaştırmak için açılmış bir dava olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Yine Kobanê Kumpas Davasının IŞİD’in kaybettiği Kobanê’den intikam alma davası olduğunun da altını çizmemiz gerekiyor. Eğer IŞİD Kobanê’yi ele geçirmiş olsaydı bu kumpas davası açılmayacaktı” dedi.

    Dava sürecinde yargılanan siyasetçilerin sürekli hedef alındığını aktaran Koçyiğit, “Özellikle Yasin Börü’nün ölümü üzerinden arkadaşlarımız sürekli hedef gösterildiler ama yargılamanın sonucunda çıkan cezalandırmalarda gördük ki arkadaşlarımız Kobanê olaylarında ölen 52 kişiden sorumlu olmadılar. Hepsinden beraat ettiler. İsnat edilen bütün suçlardan beraat ettiler. O anlamıyla kurulan kumpas davasının bir kez daha kendi mahkemeleri eliyle çöktüğünü ifade etmemiz gerekiyor. Peki neyden ceza aldı arkadaşlarımız? Kürsü konuşmalarından, katıldıkları eylem ve etkinliklerden, yaptıkları konuşmalar, o yürüyüşlere katılmış olmaları nedeniyle” ifadelerini kullandı.

    Koçyiğit, şunları kaydetti:

    “Ne yazık ki Türkiye’yi refaha kavuşturabilecek bir iklim açığa çıkmışken, AKP-MHP ittifakı yine ve yeniden rotasını baskıya zora ve zulme kırdığını Kobanê Kumpas Davası’ndan anlıyoruz. Bu davanın kararının olduğu gün, ilginç gelişmeler de oldu. Özellikle hem içişleri bakanın hem de Mehmet Uçum ’un yaptığı paylaşımların aslında bu davanın nerelerde planladığını sonuçlarından kimlerin memnun olduğunu göstermesi açısından da çok önemli olduğu ifade etmemiz gerekiyor. Yerli ve milli yargı denilen şeyin Kürtleri biçen milli ve yerli yargı olduğunu; sosyalistleri, devrimciler, demokratları, feministleri, bu ülkenin geleceği için söz söyleyen ve eyleyen herkesi biçen bir yargı olduğunu biz bir kez daha aslında görmüş olduk.

    “YENİDEN YENİKAPI RUHU YARATILMAK İSTENİYOR”

    Bugün muhalefet arasına yeniden Kobanê Kumpas Davası ve onun cezaları üzerinden kumpas kurulmaya çalışılmaktadır. Yeniden bir Yenikapı ruhu yaratılmak istenmektedir Yeniden bir müesses nizamın inşası için aslında adım atılmaktadır Bunu taşları döşenmektedir. Burada herkesin bir kez daha bu dava ve bu davayla eş zamanlı gelişen olaylara yakından bakması ve iktidarın kurduğu bu yeni tuzaklara karşı da hepimizin çok daha duyarlı olup yan yana durarak, bu süreci ilerletmemiz gerektiğini ifade etmek istiyorum.

    31 Mart seçimleri Türkiye’de yeni bir harita açığa çıkardı. Türkiye’nin birçok yerinin ala ve mora boyanmasında partimizin ciddi bir emeği ve katkısı olduğunun altını çizmek istiyoruz. Ama devraldığımız belediyeler tam bir batık halinde. Kayyım borçları neredeyse temel hizmetleri yürütmeyeceğimiz bir pozisyonu açığa çıkarmış. Bugün kayyımların belediye borçlarının ortadan kaldırılması için bir teklif verdik. Ve bu dönemde halkın parasını kim yemişse, halkın parasını kim zimmetine geçirmişse bunlar açığa çıksın ve halkın parası ile kendilerine lüks banyolar, yatlar, katlar edinenler kayyımlara da bu borçların rücu edilmesi onlardan tahsil edilmesi gerekiyor. Bu çağrıyla bitirmek istiyorum. Bütün demokratik kamuoyundan da kayyım borçları konusunda duyarlılık göstermesi gerektiğini ifade ediyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hukuk Örgütleri: Kobane Davası’nda verilen cezalar siyasi bir kararın sonucudur-VİDEO

    Hukuk Örgütleri: Kobane Davası’nda verilen cezalar siyasi bir kararın sonucudur-VİDEO

    PİRHA – Hukuk örgütleri, Kobane Davası’nda verilen cezaları protesto etmek için Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önünde açıklama yaptı. AKP-MHP iktidarı tarafından Kürt halkının meşru ve demokratik taleplerini bastırmak için ısmarlama bir şekilde Kobane Kumpas Davası’nın açtırıldığını dile getiren hukukçular, verilen cezaların siyasi bir kararın sonucu olduğunu söyledi.

    Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Adalet İçin Hukukçular, Demokrasi İçin Hukukçular, Katılımcı Hukukçular, Özgürlükçü Demokrat Avukatlar ile Toplum ve Hukuk Araştırmalar Vakfı (TOHAV) Kobane Davası’nda verilen kararı protesto etmek için Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önünde açıklama yaptı. Adliyenin bulunduğu alan açıklamadan saatler önce polis ablukasına alındı. Avukatlar, açıklama yapmak için adliye içinden meydana kadar slogan ve alkışlarla verilen cezaları protesto etti.

    Ortak basın metnini Avukat Ruken Kalın okudu.

    “YÜZLERCE YIL HAPİS CEZALARI VERİLDİ”

    Kalın, IŞİD’in Rojava’ya yönelik işgal saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protestolar gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi önceki Eş Genel Başkanları, yöneticileri ve MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 108 kişinin yargılandığı “Kobane Kumpas Davası”nın 16.05.2024 tarihinde görülen duruşmasında HDP’li siyasetçilere yüzlerce yıl hapis cezaları verildiğini ve Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Ali Ürküt, Alp Altınörs, Aynur Aşan Dilek Yağlı, Bülent Parmaksız , Günay Kubilay, İsmail Şengül , Nazmi Gür ile Pervin Oduncu ‘nun tutukluluk halinin devamına karar verildiğini dile getirdi.

    “AİHM KARARLARI TANINMAMIŞTIR”

    Kalın’ın okuduğu basın metninin devamında şunlara yer verildi:

    “Kamu düzenine dair tüm yetki ve görev kuralları yok sayılarak özel yetkili bir görevlendirme ile siyasi iktidar tarafından oluşturulan Ankara merkezli bir mahkeme eliyle yürütülen yargılamada; hakkında yasa dışı örgüt üyesi olduğu isnadıyla açılan dava içeriğinden anlaşıldığı üzere siyasi iktidar ile bağlantısı olan mahkeme başkanı Bahtiyar Çolak’ın içerisinde bulunduğu mahkeme heyeti tarafından iddianame kabul edilmiş, yargılamanın devamında duruşma periyodları, yargılananların savunma yapma ve hazırlanmalarına olanak tanınmayacak şekilde düzenlenmiş, gizli tanıklar savunma avukatları olmaksızın ve tanığı sorgulama hakkı güvencesi tanınmaksızın dinlenmiş, savunma avukatlarına ve yargılananlara karşı yargılama süreci boyunca savunma hakkını engelleyici müdahaleler gerçekleştirilmiş, AİHM kararları tanınmamıştır. Sayısız hukuksuzluğun yaşandığı göstermelik yargılama sürecinde yargılama ilke ve esasları yerle bir edilmiş, düşman ceza hukuku anlayışıyla şekillenen davaya özel yeni bir usul yasası ihdas edilmiştir. HDP’li siyasetçiler hukuksuz yargılama süreci boyunca eşitlik, özgürlük, emek ve barış mücadelesiyle onurlu bir yaşamın mümkün kılınacağını büyük bir ısrarla savunmuşlardır. Ancak iddianamenin tekrarı olan ve hakikatten kopuk bir mütalaayla barış ve demokrasi mücadelesi yürüten siyasetçiler yüzlerce yıl hapis cezası ile cezalandırılmıştır.

    “VERİLEN CEZALAR SİYASİ BİR KARARIN SONUCUDUR”

    AKP-MHP iktidarı tarafından Kürt halkının meşru ve demokratik taleplerini bastırmak için ısmarlama bir şekilde açtırılan “Kobanê Kumpas Davası”nda verilen cezalar elbetteki siyasi bir kararın sonucudur. Siyasi iktidar “Kobanê Kumpas Davası” ile oluşturmak istediği tekçi rejimin adeta temelini atmaya çalışmaktadır. Cumhuriyet’in ilk yüzyılının başlangıcında Şark İstiklal Mahkeme’lerinde yapılan düzmece yargılamalarla Kürt halkına dayatılan inkar ve imha politikası, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının başlangıcında “Kobanê Kumpas Davası” ile devam ettirilmeye çalışılmaktadır.

    “BU KARANLIĞA KARŞI MÜCADELE EDECEĞİMİZİ HAYKIRIYORUZ”

    Kobane Kumpas Davası”nda verilen cezalar, aynı zamanda “Kobanê düştü düşecek” sevinci kursağında kalan siyasi iktidarın İŞİD barbarlığı ve karanlığına karşı özgürlük ve aydınlığı savunan Kobani direnişi ve etrafında şekillenen dayanışmaya yönelik bir intikam girişimidir. Bizler burada bulunan hukuk kurumları olarak İŞİD barbarlığı ve karanlığına karşı özgürlük ve aydınlığı savunmaya devam edeceğimizi, düşman ceza hukuku anlayışıyla şekillenen “Kobanê Kumpas Davası”nda sayısız hukuksuzluğun yaşandığı düzmece yargılama süreciyle verilen cezaları tanımadığımızı ve bu düzmece dava ile Kürt halkına yönelik bir yüzyıl daha yaşatılmak istenen inkar ve imha politikalarını kabul etmediğimizi ve bu karanlığa karşı mücadele edeceğimizi haykırıyoruz!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kışanak: Ben neden hala içerideyim

    Kışanak: Ben neden hala içerideyim

    PİRHA- Kobani Davası kapsamında tutuklu bulunan ancak uzun tutukluluk süresi dolmasına rağmen tahliye edilmeyen siyasetçi Gülten Kışanak, “Azami tutukluluk sürem dolmuş ise o zaman ben neden hala içerideyim” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçinin 6-8 Ekim 2014’te yaşanan protestolar nedeniyle yargılandığı Kobani Davası’nın 40’ıncı duruşması görüldü.

    Sincan Kapalı Cezaevi’nde Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen duruşmaya tutuklu siyasetçilerden Bülent Parmaksız duruşma salonunda, Gülten Kışanak, tutuklu bulunduğu Kocaeli Cezaevi’nde; Dilek Yağlı, Meryem Adıbelli, Ayşe Yağcı, Zeynep Ölbeci, Ali Ürküt, ile Günay Kubilay ise Sincan kampüsünde bulundukları cezaevlerinde Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya bağlandı.
    Kobani Davasında verilen öğlen arasının ardından siyasetçiler mahkemenin ara kararına ilişkin savunma yaptı.

    “BOCELLİ’NİN KONSERİNE GİTMEK İÇİN TAHLİYE TALEP EDİYORUM”
    Aranın ardından savunma yapan tutuklu siyasetçi Bülent Parmaksız, bugüne kadar 30 defa ara karar kurulduğunu ancak kendisinin hiçbir zaman tahliye talebinde bulunmadığını söyledi. İlk kez tahliye talebinde bulunacağını söyleyen Parmaksız, “Sanat beni çağırıyor. İtalyan tenor, söz yazarı ve besteci Andrea Bocelli, Türkiye’ye geliyor. Onun konserine gitmek için tahliyemi talep ediyorum” dedi.

    “MÜTALAANIN TAMAMINI RET EDİYORUM”
    Parmaksız’ın ardından savunmasını yapan bir diğer siyasi tutuklu Dilek Yağlı, “İsnat edilen suçlamalara dair bir tane somut delil sunulamamış. Onun için mütalaanın tamamını reddediyorum. Tahliyemi talep ediyorum” dedi.

    “FİLİSTİN HALKININ YAŞADIĞI ACIYI YÜREĞİMDE HİSSEDİYORUM”
    “Uzun tutukluluk süresi” dolan ancak tahliye edilmeyen Kürt siyasetçi Gültan Kışanak ise Kocaeli Cezaevi’nde SEGBİS ile duruşmaya katıldı. İçinde çıkılmaz bir mütalaa ile baş etmeye çalıştıkları için duruşmalardan kopma noktasına geldiklerini söyleyen Kışanak, “Bu hukuksuzluğun altını çiziyorum. Çünkü hepimiz bir şekilde içinde çıkılmaz hale sokulan mütalaa ile baş etmeye çalışıyoruz. Bu durum , bir kere adil yargılanma hakkımın otomatik ihlali durumdur. Siz de bunun farkındasınız. Şimdi savunma yapmadan önce Filistin halkına selam göndermek istiyorum. Yaşadıkları acıyı, trajediyi yüreğimde hissediyorum. Bir dönem Kobanê’yi yüreğimde hissettiğim gibi. Maalesef, Ortadoğu’nun sınırlarını çizenler şeklen buradan çekildiler ama çıkarken de geriye iki büyük sorun bıraktılar. Bunlardan biri Kürt sorunu, diğer Filistin sorunudur. Ortadoğu’ya müdahale etmek isteyen güçler, bu iki sorunu Ortadoğu’ya miras bıraktılar ve böylece istedikleri gibi Ortadoğu’da sörf yapıyorlar” şeklinde ifadeler kullandı.

    “ANAYASA DEVLETİ İLE ARAMIZDA BİR İP KADAR BAĞ KALMIŞ”
    Kışanak, AYM üyeleri hakkında Yargıtay 3. Ceza Dairesinin suç duyurusunda bulunmasını hatırlatarak, “Böyle bir ülkede sizden tahliye talep etmek akıllıca bir iş olur mu olmaz mı sizin takdirinize bırakıyorum. Keşke mesele bu kadar olsaydı. Meselenin asıl nedeni son bir yıldır AYM’nin kapısına kilit vurulmasıdır. AYM her kararı doğru değerlendirir demiyorum. Ancak hukuk devleti ile aramızda bir ip kadar bağ kalmış, onun da kopmasını istemiyorum. Böyle bir ülkede hukuk güvencesinden nasıl bahsedilebilirim?” diye ekledi.

    “TEK MERKEZLİ BİR DEVLET YÖNETİMİ, BİR SULTAN YÖNETİMİ İSTENİYOR”
    Demokratik hukuk devletlerinde yasama yürütme ve yargı birbirlerinin alanlarına müdahale etmeden belli bir denge içinde çalıştıklarını, fakat Türkiye’de yürütme erkinin tüm erkleri belirlemek istediğini söyleyen Kışanak, “Tek merkezli bir devlet yönetimi yani bir sultan yönetimi isteniyor. Bakın Erdoğan bu yargı krizine ilişkin olarak, ‘Hakem konumundayım’ diye ifadeler kullandı. Bu ‘maçın ne zaman biteceğine ben karar veririm, kimin oyundan atılmasına ben karar veririm ya da kırmız kartı ben veririm’ anlamına geliyor. Erdoğan ‘maçın ne zaman biteceğine ben karar veririm demek istiyor. Böylesi bir ortamda uzun tutukluluk durumumuzdan kaynaklı sizden mi tahliye istesek yoksa saraydan mı istesek bilmiyorum. Aslında biliyoruz. Hem Gezi hem de Kobanê için hukuka ve yargıya ‘Bu davaları kılıfına uydurun ve mahkeme kararı ile mahkûm edin’ görevinin verildiğin biliyorum. İktidar, toplum üzerinde iktidarını baki kılmak için Gezi ve Kobanê’yi tırnak içinde söylüyorum; şeytanlaştırdı. Durum bundan ibarettir” dedi.

    “NEYE GÖRE HÜKMEDECEKSİNİZ?”

    “Bizler, özgür insan iradesinin tesisini istiyoruz” diyen Kışanak, “Neye göre hükmedeceksiniz. Çünkü siz de çok iyi biliyorsunuz ki, bunun lamı cimi yok. Azami tutukluluk süresi dolmuştur. Mütalaaya da bakabilirsiniz. Maden azami tutukluluk sürem dolmuş ise o zaman ben neden hala içerideyim” diye sordu.

    “SAVCI BEY BU MÜTALAANIN YARISINI BİLE OKUMAMIŞTIR”

    Kışanak’ın ardından savunma yapan Günay Kubilay ise tutukluluğunun gözden geçirilmesinin her ay CMK gereği yapıldığını söyledi. “Ne olursa olsun tahliye etmiyorsunuz” diye devam eden Kubilay, şunları kaydetti:

    “Hukuk garabetinin yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. Hakikaten formel düzeyde de olsa bir anayasal süreç işleniyordu. Şimdi AYM’nin kapısına kilit vuruldu. Yani AYM bundan sona karar alsa ne olur, almasa ne olur. Bize gelecek olursak, eğer tutukluluğumuzu gözden geçirmeyi dikkate alacaksanız konuşalım. Sayın Başkan hakkımızdaki en büyük iddia MYK’nın yaptığı çağrıydı. Ben MYK çağrısını inceledim. Hakikaten önden bakıyoruz olmuyor, arkadan bakıyoruz olmuyor. Çağrıya hangi taraftan bakarsanız bakın, olaylar ile arasında bir neden sonuç ilişkisi bulamıyorsunuz. Bir illiyet bağı yok. Savcının bir tane hukuksal dayanağı yoktur. Bizi niye tutuyorsunuz? Mesela neye dayanarak tutuyorsunuz? Savcı önce ‘azmettirme’ dedi olmadı, ‘talimat’ dedi olmadı, şimdi de diyor ‘bırakırsak kaçarsınız.’ Dolayısıyla böyle traji-komik bir sürecin içinden geçiyoruz. Adım kadar eminim ki bu mütalaayı bir ekip yazmış ve Savcı Bey bu mütalaanın yarısını bile okumamıştır.”

    “YÖNELTİLEN HİÇBİR SUÇUN DELİLİ YOK”
    Meryem Adıbelli ise Kürtçe yaptığı savunmasında, mütalaanın hukuken hiçbir karşılığının olmadığını kaydetti. Adıbelli, “Sayın Başkan 3 yıldan fazladır cezaevindeyiz. Bu mütalaayı kimin önüne koyarsanız koyun aynı şeyi söyleyecek. Tarafıma suçlama konusu olarak yöneltilen hiçbir suçun delili yoktur. Birçok arkadaşımız da söyledi, Savcı önüne ne gelmişse mütalaaya koymuş. Hiçbir kanıta yer vermeden önüne gelen her şeyi doldurmuş ve bizi bunlarla suçlamaktadır. Söyleyeceklerim bunlardır ve tahliyemi talep ediyorum” dedi.

    “KARARIN SİYASİ OLACAĞINI BİLİYORUZ”
    Pervin Oduncu ise şunları aktardı:

    “Çözülmeyen Kürt sorunu, devletin tüm kurumlarını çözdüğünü görüyoruz. Şu an yaşadığımız durum budur. Kürt sorununu çözemeyen kurumlar çözüldü. Bu anlamda sizin işinizin de çok zor olduğunu biliyorum sayın başkan. Çünkü siyasi davaların yönetenleri vardır. Böyle bir durumda sizin inisiyatif alıp bizi bırakacağınızı bilmiyoruz. Bilmediğimiz bir diğer durum ise, daha önce aynı dosya kapsamında tahliye ettiğiniz arkadaşlarımızı bırakıp bizi bırakmamanız. Sayın başkan bakın bizim dosyada olan gizli ve açık tanıklar, başka dosyalarda da tanıklık yaptılar. Ama o başka dosyalarda yargılananların hepsi serbest bırakıldı. En son dün TJA’lı kadınlar da bizim dosyamızdaki tanık ifadelerinden dolayı tutuklanmıştılar. Bunun da göz önüne alınmasını istiyoruz. Ama biz davanın siyasi bir dava olmasından kaynaklı, sonucunun da siyasi olacağını biliyoruz. Taktir sizin.”

    “BU KADAR TERÖR FAALİYETİ YAPILIRKEN  SAVCI BEY NEREDEYDİ?”
    En son savunma yapan tutuklu siyasetçi Zeynep Ölbeci Kürtçe yaptığı savunmada, yargının Türkiye’de geldiği duruma dikkat çekerek, yaşanan olayların benzerlerinin yıllardır Kürtlere uygulandığını, muhalefetin şimdiye kadarki hukuksuzluklara karşı sessiz kalmasının meseleleri mevcut aşamaya getirdiğini kaydetti. Ölbeci, “Ben savcının esasa dair mütalaasını da sabahki mütalaasını da kabul etmiyorum. Çünkü bizim çalışmalarımızın tamamı terörize edilmiş. Bizim Kuzey Kurdistan’da yaptığımız tüm çalışmaların tamamını PKK KCK’ye mal edilerek, onların faaliyetiymiş gibi gösterilmiş. Ben de savcıya şunu sormak istiyorum; bu kadar terör faaliyeti yapılırken siz neredeydiniz” diye sordu.

    Ölbeci ayrıca “Şimdiye kadar bize ilişkin somut bir delil bulamadınız bundan sonra mı bulacaksınız” diyerek, tahliyesini talep etti.

    Avukatların savunmalarının ardından, duruşma 13 Kasım Pazartesi günü devam edecek. Mahkemenin kurduğu ara kararın ise UYAP’a yüklenmesi bekleniyor.
    (HABER MERKEZİ)

     

  • HEDEP Eş Başkanları: Kobani davasında yargılanan demokratik siyasettir-VİDEO

    HEDEP Eş Başkanları: Kobani davasında yargılanan demokratik siyasettir-VİDEO

    PİRHA-Kobani Davası öncesi açıklama yapan HEDEP Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, “Yargılanan demokratik siyasettir bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu dava derhal son bulmalı ve siyasi rehine olarak tutulan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobani Davası’na ilişkin Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki salonun önünde açıklama yaptı.

    “DEMOKRATİK SİYASETİN ÖNEMLİ TEMSİLCİLERİ YARGILANIYOR”

    Tuncer Bakırhan davada yargılananın demokratik siyaset olduğuna dikkat çekerek, şunları ifade etti:

    “Çok önemli bir yargılama davası ile karşı karşıyayız. Eski Eş Başkanımız Sabahat Tuncel’in dediği gibi ‘Dünyanın ayakta alkışladığı sadece Türkiye’nin yargıladığı’ bir dava ile karşı karşıyayız. Bugün İstiklal Mahkemeleri’nden günümüze kadar belki de en kapsamlı kumpas davası ile karşı karşıyayız. Başından sonuna kadar şaibeli, tanığından tutanağına, mahkemesine kadar şaibeli bir kumpas davası ile karşı karşıyayız. Yargılanan demokratik siyasettir bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Yargılanan Kürt haklının emeğiyle, canıyla edinmiş olduğu mevcut durumun bozulmasına dönük bir yaklaşımdır.

    Şunu sormaya çalışıyoruz IŞİD karanlığı ile mücadele eden, IŞİD karanlığını eleştiren, IŞİD’in başta Ortadoğu, Suriye, Rojava olmak üzere oluşturmaya çalıştığı kadın düşmanı, insan düşmanı, demokrasi düşmanı yaklaşımı eleştirmek, bu karanlık karşısında demokratik siyaseti savunmak maalesef bugün burada bir dava konusu oluyor. Bugün 7 yılını doldurdu. Demokratik siyasetin çok önemli, çok değerli temsilcileri yargılanıyor. Şunu bir kez belirtmek istiyoruz bu kumpas davaları başta Ortadoğu ve dünyanın herhangi bir yerinde hakkını arayan, direnen, karanlığa karşı mücadele eden, demokrasiyi savunan, özgürlüğü savunan, kadın özgürlüğünü savunan bu davaları sahiplenmekten bizi geri bırakmayacaktır. Biz dün olduğu gibi bugün de hem IŞİD karanlığına hem bu karanlığı sahiplenen, savunan IŞİD karanlığına öyle ya da böyle yol açan bu zihniyetin karşısında durmaya devam edeceğiz.”

    “KOBANÊ DİRENİŞİ SADECE KÜRT HAKLI İÇİN DEĞİL DÜNYA HALKLARI İÇİN ÖNEMLİYDİ”

    HEDEP Eş Genel Başkanı Hatimoğulları ise 7’nci yılını geride bırakan davanın, zamana yayılmış bir sivil darbe olduğunu vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “Türkiye tarihinde askeri cuntanın darbelerine çok tanıklık ettik bir deneyimi daha yaşadık Kobanê Kumpas Davası’nda zamana yayılmış bir sivil darbe şeklinde bir deneyimi yaşadık Türkiye hakları olarak hep birlikte. Evet Kobanê bir direnişti. Kobanê sadece Kürt halkı için değil bölgede yaşayan Arap, Ezidi, Ermeni, Türk halkları, Türkmenler için çok büyük bir tehlikeydi. IŞİD çeşitli güçlerin eliyle güçlendirilen ve Ortadoğu’nun tamamının başına bela olan bir örgüttü. IŞİD’in yenilebileceğini dünya kamuoyu Kobanê’de görmüş oldu. İşte bu yüzden Kobanê direnişi sadece Kürt halkı için değil tüm dünya halkları için çok önemliydi. Siyasetin bileğini bükemedikleri, baş eğdiremedikleri HDP’ye Kobanê Kumpas Davası’nı tezgahlayarak buradan baş eğdirmek, buradan bizi siyaseten yenemedikleri için kolluk kuvveti ile, yargıyla ve aklımıza gelebilecek bütün devlet mekanizmalarıyla üzerimize gelerek bir sonuç almaya çalışıyorlar.

    “TÜRKİYE AİHM KARARLARINI GÖZ GÖRE GÖRE ÇİĞNİYOR”

    Kobanê Kumpas Davası’nda yargılanan HDP’liler değildir, Kobanê Kumpas Davası Türkiye’deki bu rejimi, IŞİD yanlısı bir rejim izleyen bu iktidarı yargılamaktadır. Ortada AİHM kararları var. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine tarafı olan Türkiye AİHM karalarını göz göre göre çiğniyor. Anayasaya aykırı davranan sarayın kendisi ile küçük ortağı MHP’dir. Bunlar Anayasayı ayaklar altına almıştır. Gültan Kışanak’ın tutukluluk süresi tamamlandığı halde bırakılmıyor. Bu anayasayı yasaları çiğnemek değil de nedir? 28 Şubat’ın mağduru olan Hüda Kaya, Kobanê kumpas davasından tutuklanıyorsa, AKP iktidarı durup kendini sorgulayacaktır. 28 Şubat darbesinin mantığını kendisi bu davada devam ettirmektedir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Bu dava derhal son bulmalı ve siyasi rehine olarak tutulan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Bunun için, biz HDP olarak dün olduğu gibi bugün de sonuna kadar demokratik mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • HEDEP’ten Kaya’nın tutuklanmasına tepki: Siz tutukladıkça biz çoğalacağız

    HEDEP’ten Kaya’nın tutuklanmasına tepki: Siz tutukladıkça biz çoğalacağız

    PİRHA- Eski HDP Milletvekili Hüda Kaya’nın tutuklanmasına ilişkin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) açıklama yaptı. Açıklamada, “İktidarın Kobanî kini dinmiyor; Hüda Kaya’nın tutuklanması intikam siyasetinin sonucudur” ifadelerine yer verildi.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan Kobanê eylemlerine ilişkin soruşturma kapsamında HDP’nin önceki dönem İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındı.

    Kaya hakkında “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılarak ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamak ve görevi yaptırmamak için direnme” suçlamalarıyla soruşturma açıldığı öğrenildi.

    Sağlık kontrolünün ardından adliyeye getirilen Kaya, tutuklama talebiyle sevk edildiği nöbetçi Ankara sulh ceza hakimliğince, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi üzerinden yapılan sorgunun ardından tutuklandı.

    “KAYA’NIN 1 KASIM DÜNYA KOBANÊ GÜNDÜNDE TUTUKLANMASI TESADÜF DEĞİLDİR”

    Açıklamada Kaya’nın tutuklanmasının intikam siyasetinin sonucu olduğunu belirten HEDEP, “Hüda Kaya, hakkındaki fezleke için avukatı vasıtasıyla birkaç kez ifade vermek istemiş, ancak soruşturma savcılığı ifadesini almamıştır. Soruşturmada kaçak muamelesi yapılmış ve bir program için yurt dışına gideceği sırada İstanbul Havaalanında gözaltına alınarak adeta kendisine tuzak kurulmuştur. Hüda Kaya’nın özellikle bugün, yani 1 Kasım Dünya Kobanê Gününde tutuklanması tesadüf değildir. ‘Kobanê düştü düşecek’ diye hayal kuranların yaşadığı hüsran, yıllardır özellikle Kürt halkına ve partimize yönelik bir intikam duygusuna dönüşmüştür. Halen devam eden ve hukukun yerle bir edildiği Kobanê Kumpas Davası bunun sonucudur. Hüda Kaya’nın bir kadın devrimi olan

    Kobanê Direnişinin yıl dönümünde tutuklanmış olması ayrıca kadın kimliğine yönelik de bir saldırıdır.

    Yıllardır 28 Şubat’tan nemalanan AKP, o dönemin mağdurlarından Hüda Kaya’ya bugün daha büyük bir mağduriyet yaşatmaktadır. Çünkü Hüda Kaya, AKP iktidarının belirleyip domine etmek istediği “iktidar ve devlet dindarlığı”nın dışında bir inanç yaşamış ve bunun gerektirdiği gibi hakkı, hukuku ve adaleti savunmuştur. İktidar, Kaya şahsında gelişen muteber muhafazakar kimliğe itirazı cezalandırmak istemiştir” dedi.

    “İKTİDAR BU TOPRAKLARI MAZLUMLARIN MAĞDURİYETLERİ COĞRAFYASINA DÖNÜŞTÜRDÜ”

    İktidarın elindeki devlet gücüyle Kürtlere ve ezilenlere zulüm uyguladığının altını çizen HEDEP, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Bu yapılan, haksız ve hukuksuz olduğu kadar ahlaksızdır da. Başka coğrafyalardaki savaşlar için timsah gözyaşı dökerek ‘mazlumların dostu’ hamaseti yapan iktidar ve sözcüleri, bu toprakları mazlumların mağduriyetler coğrafyasına dönüştürmüştür. Elindeki devlet gücüyle Kürtlere ve ezilenlere büyük bir zulüm uygulamaktadır.

    Buradan şunu bir kez daha ifade ediyoruz: Yıllardır uyguladığınız hiçbir saldırı ve baskı bizi yolumuzdan alıkoyamadı, bugün de hiçbir saldırınız bizi yolumuzdan alıkoyamayacak. Siz saldırdıkça biz güçleneceğiz, siz tutukladıkça biz çoğalacağız ve bu zulmünüz mutlaka bir gün sonunuzu getirecek.

    HEDEP olarak; iktidarın bu nobran ve kendisinden başka hiç kimseye yaşam hakkı tanımayan zulmüne karşı herkesi duyarlı olmaya ve bu hukuksuzluğa itiraz etmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Hüda Kaya, Havalimanı’nda gözaltına alındı

    Eski HDP Milletvekili Hüda Kaya tutuklandı

     

  • Eski HDP Milletvekili Hüda Kaya tutuklandı

    Eski HDP Milletvekili Hüda Kaya tutuklandı

    PİRHA-Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan HDP eski İstanbul Milletvekili Hüda Kaya tutuklandı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturma kapsamında İstanbul Havalimanı’nda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla gözaltına alınan Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem İstanbul Milletvekili Hüda Kaya hakkında tutuklama kararı verildi.

    Kaya hakkında “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa Muhalefet” ve “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamalarıyla soruşturma açıldığı öğrenilmişti.

    Soruşturma kapsamında savcılık ifadesi alınan Hüda Kaya, sevk edildiği Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Mezopotamya İnançlar Platformu’ndan Kobani Günü açıklaması

    Mezopotamya İnançlar Platformu’ndan Kobani Günü açıklaması

    PİRHA- Mezopotamya İnançlar Platformu’nun, 1 Kasım Dünya Kobani Günü dolayısıyla yaptığı basın açıklamasında Kobani’nin kurtuluşunun mazlum ve mağdur halklar için önemi vurgulanarak, “İşgale, zulme karşı insanlıktan yana olan herkesi özgür ve demokratik yaşamı birlikte inşa etmeye çağırıyoruz” denildi.

    Mezopotamya İnançlar Platformu, 1 Kasım Dünya Kobani Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yayınladı. Açıklamada bugünün tüm mazlum ve mağdur halklar için önemi vurgulandı ve Türkiye’nin Rojava politikası eleştirildi.

    “İÇLERİNDEN GEÇEN KÖTÜLÜĞÜ DIŞARI VURDULAR”

    IŞİD çetelerinin Kobani’ye saldırısını ve kuşatmasını sevk ve organize edenlerin bundan dokuz yıl önce, ‘Kobani düştü, düşecek’ diyerek içlerinden geçen kötülüğü dışarı vurduklarını, “Kürtlerin canı, malı, namusu helaldir” diyerek Kobani’yi kuşatan vahşi ve barbar çetelerin bu hevesinin kursaklarında kaldığı belirtilen açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Hamas’a, ‘Topraklarını savunan kurtuluş grubu, mücahitler hareketi’ diyen Erdoğan, canlarını, mallarını, namusunu ve toprağını işgalcilere karşı koruyan QSD’ye (Suriye Demokratik Güçleri) ve bileşenlerine terörist diyor, topraklarını karadan ve havadan bombalıyor, ablukaya alıyor, işgal ve ilhak etmek istiyor. Bir ay önce Kuzey Doğu Suriye’ye dönük günler boyunca hastane, silolar, barajlar, elektrik santralleri ve sivil yaşam alanlarını bombalayarak sivillerin ölümüne neden olmuştur.”

    “İNKARCI ZİHNİYET MAZLUM HALKLARA YAŞAMI ZEHİR ETTİ”

    Irkçı ve inkarcı zihniyetin mazlum ve mağdur halklara yaşamı zehir ettiği vurgulanan açıklamada, Kürtlerden IŞİD’in intikamının alındığı savunuldu. Açıklamada, faşizme, işgale, tecrite ve zulme karşı insanlıktan yana olan herkes özgür ve demokratik yaşamı birlikte inşa etmeye çağrıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kobani Davası’nda avukatlardan mahkemeye ‘hasmınız mıyız’ sorusu

    Kobani Davası’nda avukatlardan mahkemeye ‘hasmınız mıyız’ sorusu

    PİRHA- Kobani Davası yargılamasında avukatlar, dosyada yer alan gizli ve açık tanıklara dair taleplerini reddeden mahkeme heyetine, “Sizin hasmınız mıyız?” diye sordu.

    İŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırısı sonrasında yaşanan halk protestoları gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobani Davası’nın 37’nci duruşmasının ikinci oturumu görülmeye başlandı.

    Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Sincan Cezaevi Kampüsü’nde yer alan duruşma salonunda devam eden yargılamanın bugünkü duruşmasına tutuklu siyasetçilerden bir kısmı ve avukatları katıldı.

    “YALAN BEYANLARI TUTUKLAMA GEREKÇESİ YAPTINIZ”

    Mezopotamya Ajansı’nda yer alan haberde, Ayla Akat Ata’nın avukatı Çiğdem Kozan, savunmasına üçüncü gününde devam etti. Heyetin dünkü duruşmada savunmaya kısıtlama getirmeye çalışması nedeniyle savunma biçimini değiştirmek zorunda kaldığını, bu durumun da kendisini kısıtladığını dile getirerek sözlerine başlayan Kozan, müvekkiline dönük 6-8 Ekim olayları ile ilgili doğrudan bir suçlama olmadığını, gizli ve açık tanık beyanlarında da bu bağlamda bir iddia bulunmadığını söyledi.

    Kozan, “Protestolar sırasında müvekkilim milletvekili ve partinin herhangi bir yönetim biriminde yer almıyor. O zaman bu dosyaya neden dahil edildi? Bu durum tam da davanın neden siyasi bir dosya olduğu görüşünü ortaya koyuyor” diye ekledi.

    Kozan, “Bu dosya tanık beyanları ile açıldı. Tanık beyanları dışında hiçbir şey yok. Gerçi birbiri ile çelişiyorlar ama bu durumlara rağmen gizli tanıklar gizli dinlendi. Bu durum silahların eşitliği ilkesine aykırıdır. Bu hukuk garabetidir. Yalan söylediği açık olan tanıkların beyanlarını esas alarak tutuklama gerekçesi yaptınız” diye konuştu.

    “MÜVEKİLLERİMİZ DEDİKODU NEDENİYLE YARGILANIYOR”

    Avukat Kozan, devamında dosyada yer alan gizli tanıklardan Ulaş’ın beyanları üzerinde durdu. Bu tanığın beyanlarını ne şekilde elde ettiğine dair bir açıklamada bulunmadığını belirten Kozan, Ulaş’ın emniyet aşamasında verdiği beyanlarda, müvekkili Ata’nın KCK yönetim kadrosunda yer alan Sabri Ok ve PKK’nin üst yönetimi ile ilişkisinin olduğuna dair anlatımlarda bulunduğuna dikkat çekti.

    Kozan, savunmasına şöyle devam etti: “Gizli tanık Ulaş, ‘dedikodu, siyasetin ilkel halidir. Eğer bir konuda dedikodu var ise, bu gerçeğin yarısıdır’ diyor. Müvekkilimiz dedikodu nedeniyle yargılanıyor. Ancak mahkeme, ‘siz bize dedikodu mu anlatıyorsunuz?’ demiyor. Tanık anlatımlarında kahve dedikodularını anlatıyor. ‘2015 yılı sonunda Cihan Ekin adında birinin üzerinde bulunan ve polis tarafından yakalanan bir hafıza kartında tüm kadro isimleri yer alıyordu’ şeklinde beyanda bulunuyor. Biz bu isimlerinin yer aldığı listenin getirilmesini istedik. Bizim dosyamızda da kadro iddiası var. Ancak siz bunu araştırmıyorsunuz. Çünkü bu liste gelseydi, gerçek ortaya çıkacaktı. Bu gelseydi tüm tanık beyanları yalanlanacaktı. Ancak bunu dosyaya kazandırmadınız.”

    “BİZ KARŞIMIZDA BAĞIMSIZ BİR MAHKEME GÖRMEK İSTİYORUZ”

    Avukat Kozan, tanık Kerem Gökalp’ın, siyasetçileri birebir tanımadığını ve herhangi bir yerde karşılaşmadığını söylediğini hatırlatarak, “Bu kadar yüksek bir konumda olduğunu dile getiren bir kişi, ‘kadro’ iddiası ile suçlanan müvekkillerimizi tanımıyor! Mahkemenin soruları üzerine, “Hiçbirini kampta ya da bir eğitim çalışmasında görmedim” şeklinde yanıt veriyor. Bunun yanı sıra duruşma salonunda bulunan kimseyi orada görmediğini söylüyor. Ancak mahkeme ısrarla, ‘size isimleri söyleyelim’ şeklide tanığa soruyor. Biz bağımsız bir mahkeme görmek istiyoruz karşımızda” dedi.

    “AİHM KARARINA AYKIRI”

    Dosyada yer alan ML adlı gizli tanığın beyanları üzerinde de duran Kozan, ML’nin dinlediği sırada yanında kimsenin olup olmadığının sorulması gerektiğini, avukatların da bu usulü yerine getirmek üzere sorduğunu, ancak iddia makamının bu duruma itiraz ettiğini ve mahkemenin de bunu kabul ettiğini belirtti.

    Bu durumun hukuka aykırı olduğunu vurgulayan Kozan, bu nedenle ML’nin verdiği beyanının esas alınamayacağını söyledi. Kozan, bunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği kararlara aykırı olduğunun altını çizerek, “Bu beyanları bir soruşturma veya kovuşturmadan kurtulmak, kaçmak için yapıyor olabilir. Ayrıca bu beyanları nereden verdiğini, bir cezaevinde mi yoksa bir mahkeme salonunda mı verdiğine dair sorularımız da yanıt bulmadı. Bu tür soruları mahkeme sürekli engelledi. Mahkeme, “Biz bunları denetleriz” dedi. Biz de savunmanın bir taraftarıyız. Bizim de denetlememiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “BİZ SİZİN HASMINIZ MIYIZ?”

    Dosyada yer alan bir diğer gizli tanık olan Seher’in mahkeme tarafından gizli olarak dinlendiğini belirten Kozan, tanığın Ata’nın 6-8 Ekim olaylarını etkilediğine dair bir tanıklığının olmadığını ifade ettiğini söyledi. Dosyada yer alan 225… adlı gizli tanığa da işaret eden Kozan, “Bu tanık bir mahkemede mi dinlendi, hala bilmiyoruz. Yanında bir hakim var mıydı? Bu merakımız karşılanmadı. Hatta ‘bu merak konunuz olarak kalacak’ demiştiniz. Biz sizin hasmınız mıyız? Aynı sırada okuduk, siz hakim oldunuz, biz avukat olduk. ‘yanımda bir hakim var’ deseydi ne olacaktı? Bu tür durumlar aslında yanlarında bir hakimin olmadığını gösteriyor. Bir tanık cezaevinde, polis merkezinde dinlenemez. Buralarda mı dinlendi bilemiyoruz” diye konuştu.

    GÖRÜŞMEYE JANDARMA ENGELİ

    Duruşma esnasında mahkeme heyeti, bu yöndeki talep üzerine Sebahat Tuncel’in salonda bulunan kardeşi ile görüşmesine izin verdi. Heyet, 3 dakika ile sınırlı tuttuğu görüşmenin temassız olmasını istedi. Jandarma erlerinin kardeşi ile 10 metre uzaklıktan görüşmesini dayattığı Tuncel duruma tepki göstererek, bu şekilde görüşmeyi reddetti. Jandarma erleri ise bu şekilde talimat aldıklarını ileri sürdü. Salondaki siyasetçiler ve avukatlar da duruma tepki gösterdi. Tuncel ve kardeşi, görüşmeden ayrıldı.

    Duruşma savunmalarla devam ediyor.

    (MA)