PİRHA-1921’de Koçgiri’de Alevi Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen katliamda yaşamını yitirenler DAKME’de yapılan anma programında anıldı. Anmada Koçgiri’nin yalnızca geçmişte yaşanmış bir acı değil, bugün de hakikat, yüzleşme ve adalet mücadelesinin önemli başlıklarından biri olduğu vurgulandı.
Dortmund’da bulunan Dortmund Alevi Dergahı’nda (DAKME) 1921 yılında Koçgiri’de katledilen binlerce can anıldı. Anma Pir Cemal Cenan ve Didar Cenan Ana’nın çerağları uyandırması ile başladı.
Yapılan konuşmalarda, Koçgiri’nin yalnızca geçmişte yaşanmış bir acı değil, bugün de hakikat, yüzleşme ve adalet mücadelesinin önemli başlıklarından biri olduğu vurgulandı.
Anmada konuşan panelist Şevket Doğan, Koçgiri’nin tarihsel ve toplumsal boyutlarına dikkat çekerek, katliamlarla yüzleşilmeden halkların ortak hafızasının onarılamayacağını ifade etti. Doğan, Alevi toplumunun belleğinde derin izler bırakan Koçgiri’nin unutulmaması gerektiğini belirtti.
Programda ayrıca Dakme Müzik Topluluğu tarafından ağıtlar seslendirildi.
PİRHA – DEM Parti, Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, Koçgiri Katliamında yaşamını yitirenleri andı. Mutlu, açıklamasında “Koçgiri Katliamı, sadece bir bölgenin değil, adaletsizliğe ve zulme direnen herkesin hafızasında tazeliğini koruyor” ifadelerine yer verdi.
Koçgiri Katliamının üzerinden 104 yıl geçti. 6 Mart 1921’de başlayan katliam, üç aydan fazla sürmüş, Topal Osman başta olmak üzere çok sayıda çete mensubu, Koçgiri’de binlerce Kızılbaş Kürdü katletmişti.
“HAKİKAT MÜCADELESİNİ SÜRDÜRMEKTE KARARLIYIZ”
DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, katliamın yıldönümünde yazılı açıklama paylaştı.
“Koçgiri Katliamında yitirdiklerimizi saygı ve minnetle anıyoruz” başlıklı yazıda şu ifadelere yer verildi:
“104 yıl önce, 1921 yılında Koçgiri’de katledilen binlerce Alevi Kürt’ü saygı ve minnetle anıyoruz. Kadın, çocuk, yaşlı demeden gerçekleştirilen bu katliamda ve devam eden katliamlarda yitirdiklerimiz, halklarımıza barışı ve demokrasiyi kazandırmanın vesilesidir.
Koçgiri Katliamı, sadece bir bölgenin değil, adaletsizliğe ve zulme direnen herkesin hafızasında tazeliğini koruyor. Koçgiri’de yaşananlar, daha sonrasında Dersim, Maraş, Sivas ve Çorum’da yaşananların ve günümüze kadar uzanan daha birçok acının yankısını taşıyor. Tarihsel hafızamızı diri tutarak adalet ve hakikat mücadelesini sürdürmekte kararlıyız.
Koçgiri direnişinin sembol isimleri Zarife ve Alîşêr başta olmak üzere, katliamda yaşamını yitiren tüm canları saygıyla anıyoruz. Zulme karşı demokratik mücadelemizi sürdürürken, halklarımızın eşitlik, adalet ve özgürlük taleplerini ‘Barış ve Demokratik Toplum’ hedefiyle taçlandıracağız.”
PİRHA- İmam Rıza Ocağı mensubu Pir Mustafa Erdem Hakk’a yürüdü. Erdem, Kocaeli’de bulunan Çayırova Cemevinde bugün yapılan erkan sonrasında toprağa sırlanmak üzere Sivas’a uğurlandı.
Uzun yıllardır Kocaeli’de yaşayan ve kimi sağlık sorunları olan İmam Rıza Ocağı mensubu Pir Mustafa Erdem bugün sabah saatlerinde Hakk’a yürüdü.
Erdem, Kocaeli’de bulunan Çayırova Cemevinde yapılan Hakk’a yürüme erkanı sonrasında sırlanmak üzere Sivas Kangal’a bağlı Hıdolar Köyü’ne uğurladı.
Pir Erdem, 6 Mart 1921’de başlatılan ve 17 Haziran’da binlerce Alevi Kürt’ün katledilmesiyle son bulan Koçgiri Katliamı’nın tanıklarından dinlediği hikayeleri ajansımıza aktarmıştı.
PİRHA- Koçgiri Kültür Derneği, 1921’de Koçgiri’de katledilenleri anarak lokmalarını pay etti. 3 günlük anma kapsamında Sivas Zara ve İmranlı’daki katledilen canların mezarlarını ziyaret ederek çerağlar uyandıran Koçgiri Kültür Derneği üyeleri ayrıca Pir Köçek ziyaretinde geleneksel Newroz ateşi yaktı.
Koçgiri Kültür Derneği, Koçgiri Katliamı’nın 103. yılında katledilen canlar için Sivas’ın Zara ve İmranlı ilçelerinin köylerinde 3 gün süren anma düzenledi.
Anma kapsamında Zara ilçesine bağlı Bağlama Köyü’nde katledilen Elif Ana ve İmran’lı ilçesine bağlı Becek Köyü’nde bulunan Ana Dakilıko, mezarları başında anıldılar, çerağlar uyandırıldı.
Ayrıca Koçgiri Katliamı döneminde İmranlı ilçesi Kapıkaya köyünden alınarak katledilen İbrahim Ağa oğlu Ağa, Mille Kasım oğlu Heci, Mahmut Ağa oğlu Qaso, Heso oğlu Misto, Kiso oğlu Allo, Sile oğlu Hesso, Alişer oğlu Begigk, Mexso oğlu Kallo, Girre Ali isimli canlar için Arıx köyünde anma yapıldı.
Anma programı yine Zara ilçesine bağlı Bağlama Köyü’nde bulunan Pir Köçek ziyaretinde geleneksel Newroz ateşinin yakılması sonrasında söylenen ağıt ve klamlarla son buldu.
Koçgiri Kültür Derneği anma programına dair paylaştığı mesajda ise “Tekçi bir zihniyet kainatın hakikatine aykırı hastalıklı bir zihniyettir. Eğer bu zihniyet doğru olsaydı, bu kadar millet, bu kadar dil, bu kadar inanç olmazdı. Onun için dilinizi, itikadınızı koruyun. Toprağınıza sahip çıkın” çağrısında bulundu.
“103 yıl sonra Elif Ana’nın, Ana Dakılıko’nun ve katledilen Kapıkaya’lı canlarımızın mezarı başında toplanıyoruz. Bu mezarlarda yatan analarımız ve canlarımız ne yaptı da bizleri bir asır sonra mezarları başında toplayabiliyor? Bu sorunun cevabı çok basittir. Onlar kimsenin yaşadığı topraklara gitmediler, kimsenin toprağını gasp etmediler, kimsenin köyünü yakmadılar, kimsenin namusuna el uzatmadılar.
Onlar sadece hapishanelerden boşaltılarak Koçgiri üzerine salınan, köylerimizi yakan, mal davarımızı çalan katil sürülerine karşı canlarını ortaya koyarak nefsi müdafaa yaptılar. Toprağımızı terk etmiyoruz, inancımız, itikadımız ve dilimizden vazgeçmiyoruz dediler. Onun için katledildiler.
“103 YIL GEÇSE DE TEKÇİ ZİHMİYET HALA KOL GEZİYOR”
Çetelerin arkasındaki bu katliam zihniyeti nereden kaynaklanıyor? Bu zihniyet, tek millet, tek mezhep zihniyetidir. Bu zihniyet Koçgiri’de tek bir kurşun atılmamışken altı bin Ermeni’yi Deyr-i Zor çöllerine süren yarısını yollarda soyup öldüren, mallarına el koyan zihniyettir.
Bu zihniyet 1921’de on beş bin Rum’u katledip yüz bin Rum’u göçerten zihniyettir. 1921’de Bağlama köyünde Elif Ana’nın, Becek’te Ana Dakılıko’nun, Kapıkaya’da 9 canımızın, Koçgiri’de binlerce canımızın kapısına, toprağına çökmeye çalışan da bu zihniyettir.
Katliamcıların komutanı Sakallı Nurettin ne diyordu? ‘Bunların sadece adı İslamdır, bu harekat Ovacık’a kadar gitmezse bunlar temizlenemez.’
Değerli canlar katliamdan bu yana 103 yıl geçti. Ama bu tekçi ve katliamcı zihniyet aramızda kol geziyor. 103 yılda bizi dilimizden ettiler, kimliğimizden uzaklaştırmaya çalıştılar, itikadımıza da müdahaleleri devam ediyor. Bizi Kültür Bakanlığı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlayarak Sünnileştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
“ONLARIN DİRENCİNİ DEMOKRATİK BİR ÜLKE MÜCADELESİNDE YAŞATACAĞIZ”
İşte bu noktada Elif Ana, Ana Dakılıko ve katledilen tüm canlarımız bize yattıkları yerden sesleniyor ve diyorlar ki; ‘Ey kızlarım, oğullarım! Dilini, inancını, toprağını koruyamayan onurunu, namusunu da koruyamaz. Kendi inancıyla, kimliğiyle var olamayan egemen kimliğin ve inancın kötü bir kopyası olur.’
Tekçi bir zihniyet kainatın hakikatine aykırı hastalıklı bir zihniyettir. Eğer bu zihniyet doğru olsaydı bu kadar millet, bu kadar dil, bu kadar inanç olmazdı. Onun için dilinizi, itikadınızı koruyun. Toprağınıza sahip çıkın!
Biz bu çağrıyı duyuyoruz, içimizde hissediyoruz ve diyoruz ki; bu tekçi, ırkçı, şeriatçı zihniyete teslim olmayacağız. Elif Ana’nın, Da Kılko’nun Kapıkayalı dokuz canımızın ve katledilen binlerce insanımızın direncini, özgür, demokratik ve çoğulcu bir ülke yaratma mücadelesinde yaşatacağız. Bu mücadeleye destek veren, anmalarımıza katılan tüm canlarımıza aşk olsun diyoruz.”
PİRHA – Koçgiri Kültür Derneği 1921’de Koçgiri’de katledilen Alevileri anma programını paylaştı. Derneğin yönetim kurulunun yaptığı yazılı çağrıda, “Koçgirili tüm canlarımızın bu anmalara katılmaları bu mücadeleyi daha da güçlendirecek, direncimizi arttıracaktır” denildi.
Koçgiri Kültür Derneği, 1921‘de Koçgiri’de katledilen Alevileri anma programı düzenleyecek. Derneğin yönetim kurulu anma programına çağrı yaparak şu ifadelere yer verdi:
“Koçgirili canlar, değerli dostlar ve yoldaşlar, Koçgiri Kültür Derneği olarak 103. yılında da Koçgiri Katliamı’nı unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu amaçla katliamda kaybettiğimiz canları mezarları başında anarak anılarını yaşatmaya devam edeceğiz. İnancı ve kimliğiyle kendi toprağında yaşamak isteyen atalarımızın nefs-i müdafaası bugün de eşit yurttaşlık ve özgürlük temelinde yürütülen mücadeleye güç katacaktır. Koçgirili tüm canlarımızın bu anmalara katılmaları bu mücadeleyi daha da güçlendirecek, direncimizi arttıracaktır.”
ANMA PROGRAMI
Koçgiri Kültür Derneği Yönetim Kurulu’nun 1921‘de Koçgiri’de katledilen canları anma programı ise şöyle:
-23 Mart 2024: Elif Ana’nın mezarında anma. Saat 11.00 Zara/Bağlama Köyü
-24 Mart 2024: Ana Dakiliko mezarında anma. Saat: 11.00 Becek Köyü/İmranlı
-24 Mart 2024: Kapıkaya’dan alınan ve katledilen; İbrahim Ağa oğlu Ağa, Mille Kasım oğlu Heci, Mahmut Ağa oğlu Qaso, Heso oğlu Misto, Kiso oğlu Allo, Sile oğlu Hesso, Alişer oğlu Begigk, Mexso oğlu Kallo, Girre Ali. (Kapıkaya’da da misafir Yanık köyünden) isimli canlarımızın anması. Saat 13.00 Arıx Köyü.
-25 Mart 2024: Pir Köçek’te Geleneksel Newroz ateşinin yeniden yakılması. Saat 13.00 Zara Bağlama Köyü.
PİRHA- Rumlar ve Ermeniler ve Kürt Alevilerin katledilmesinde ve mallarının yağlamasında rol alan Topal Osman’ın, İttihat ve Terakki öncülüğünde çete, yağma, katliam gibi suçları işlediğini belirten Gazeteci-İktisat Tarihi Araştırmacısı Tufan Şişli, Topal Osman’ın bir kahraman değil aksine savaş kaçağı olarak cezalandırıldığını söyledi.
Topal Osman, Cumhuriyet kurulmadan kısa bir süre önce, Meclis tarafından ölüm cezasına çarptırılmış ve Meclis önünde asılmasına karar verilmişti. Topal Osman yaralı ele geçtiği ve öldürülerek kafası kesildiği için, Meclis önünde ayaklarından asılarak karar yerine getirildi. Devletin resmi arşivleri ve o dönemki anlatımlara göre katliam, yağmacılık ve suikastlar ile bilinen Topal Osman, Karadeniz bölgesinde Rumların ve Ermenilerin, Koçgiri’de ise Kürt Alevilerin katledilmesinde, malların yağmalanmasında rol aldı. İşlediği bu suçlardan dolayı 1919 yılında İstanbul Divan-ı Harbi tarafından hakkında arama kararı çıkarıldı.
Geçen hafta TBMM’de Topal Osman’a duyulan hayranlığın yeniden gündeme gelmesiyle ‘Topal Osman kimdir?’ sorusunu Gazeteci-İktisat Tarihi Araştırmacısı Tufan Şişli‘ye sorduk.
Topal Osman’ın kim olduğunu anlayabilmenin ancak ‘onun politik gelişimine bakmak’ ile mümkün olabileceğini vurgulayan Şişli, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne yakınlaşan Topal Osman’ın, kahramanlık efsanelerinin aksine bir savaş kaçağı olarak 50 sopa ile cezalandırıldığı bilgisini paylaştı. Dönemin iktidarının ‘maşa’ olarak kullandığı Topal Osman’ın Ermeni ve Rum katliamları sonrasında alabildiğince zenginleştiğini belirten Şişli, suikast gibi suçlarda kullanılan Topal Osman’ın yok edilmesi emrinin ise o dönem Meclis içerisindeki Kemalist grup tarafından verilmiş olabileceğine işaret etti.
1908 YILINDA İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ İLE İLİŞKİLENİYOR
‘Topal Osman’ın ne olduğuna anlayabilmek için onun politik gelişimine bakmak gerekir’ diyen Şişli, Topal Osman’ın 1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişkilendiğini bilgisini paylaşarak, “20’li yaşlarda serseri, başı boş tavırlarından kaynaklı babası tarafından evlendirilmiştir. Kayınpederi zengin, bölgenin en gelişmiş makinelerine ve kereste fabrikasına, toprağa sahip biri. Fabrikayı 4 kişi işletiyor ve Topal Osman beşinci kişi olarak oraya ortak oluyor. Topal Osman’ın burjuvalaşması adımı böyledir. Kendisi hiçbir ticaret işi ile uğraşmaz. Bütün ticaret işlerine ağabeyi Hasan bakar ve Hasan Beyi İzmir İktisat Kongresi’nde tüccar delegesi olarak görmek mümkündür. Topal Osman 1908 meşruiyetinden etkilenerek İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne yaklaşmıştır. Çünkü tabanca ve kırbaç statü göstergesidir. İttihat ve Terakki onun gibi gençleri reji (27 Mayıs 1883 tarihli sözleşmeyle yabancı sermaye ile kurulan tütün ticareti tekel ayrıcalıkları olan bir özel kâr ortaklığı şirketidir) korucusu yapmıştır. Yani kendi elemanlarını maaşa bağlamak ve onlara adam öldürme yetkisi vermek için reji kolcusuyapılmıştır” dedi.
TOPAL OSMAN’IN İLK ÇETE İCRAATI: TÜTÜN KAÇAKÇILIĞI
Topal Osman’ın Mustafa Kemal’in İngilizce öğretmeni ve Giresun rejisine bakan isim olan Naküyiddin Bey ile ilişkide olduğunu söyleyen Tufan Şişli, Topal Osman’ın ilk çete işlerine tütün kaçakçılığı ile başladığını belirterek, “Reji, Fransızların egemenliğinde ve işbirlikçi. Hamaset edebiyatını tarih diye yazanlar Topal Osman’ın reji korucularıyla çarpıştığını bile söylerler. Buradan da anti emperyalist efsane yarattılar ama işin doğrusu Topal Osman’ın kendisi reji korucusu yapılmıştır. Reji korucusu olarak Topal Osman’ın öğrendiği şey tütün kaçakçılığı yapmaktır. Ellerinden yok pahasına tütünleri alınmaya kalkışılan köylüler kaçak yollardan tütünlerini satıp geçinme telaşına düşer ve reji korucuları onları yakalayarak öldürdükten sonra tütünleri rejiye teslim eder. Bu işin kârını köylüler değil katırcılar diye bilinen gruplar alırdı. Topal Osman onlarla ilişkilerinde türün kaçakçılığını öğrenmiş, sahibi olduğu Yalı Kahve üzerinde kurduğu çeteyle bu işi yapmaya başlamıştır. Daha o yıllardaki ilk çeteleşmesi zenginleşmek içindir” diye belirtti.
9 AY HASTANEDE KALIR AMA KAHRAMAN İLAN EDİLİR
Gazeteci-İktisat Tarihi Araştırmacısı Tufan Şişli, Topal Osman’ın ilk kahramanlığının anlatıldığı 1912 Balkan Savaşı’nda neredeyse hiç savaşmadan 9 ay boyunca hastanede kaldığı süreci şöyle anlattı:
“Topal Osman 5 yıl üstte muvazzaf askerlik kurasını çekemediği için redif birliklerine kalmıştır. Balkan Savaşı dolayısıyla redif birlikleri de askere alınınca onu da almışlardır. Ailesi bu sırada bedel yatırmıştır. Seferberlik ilanında bedelin hükmü yoktur. O dönemki yasalara göre bedeli ödenmiş dahi olsa seferlik halinde seni askere alabilir. Topal Osman savaşmak üzere gemiye bindirilmiştir. Ailesinin bedeli yatırdığını öğrenir ve İstanbul’da gemiden inmek istemez. Savaşa katılmak ister ve kahramanlık yapmak istemektedir. Savaşa katıldığı zaman Çatalca önlerine geldiğinde ilk Bulgar topu diz kapağını parçalar ve kendi deyimiyle, ‘biz buraya savaşmaya geldik şu işe bak’ der. Savaşamadan yaralı bir vaziyette İstanbul’a götürülür ve tedavisi 9 ay sürecektir. Resmi belgelerde 1912’nin Eylül ayında askere gitmiş, 1913 yılının Kasım ayında Giresun’a dönmüştür. O noktada kahramanlık yapabilecek bir durumu yoktur.”
TOPAL OSMAN SAVAŞ KAÇAĞI SAYILIYOR: 50 SOPA CEZASI
Topal Osman’ın 1. Dünya Savaşı sırasında cepheyi terk etmesi ile üstleri tarafından savaş kaçağı olarak yakalandığını ve 50 sopa cezasına çarptırıldığını sözlerine ekleyen Şişli şöyle devam etti:
“Yalı Kahve’ye döner ve arkadaşlarının vasıtasıyla tütün kaçakçılığına devam eder. Bu arada 1. Dünya Savaşı gelir. Topal Osman İttihat ve Terakki bağlantılarıyla Teşkilatı Mahsusa alaylarına dahil edilir. Buradaki alayların bir tanesinin başında Topal Osman konulmuştur. Topal Osman çetesiyle oraya gider ve karargahını bir kaza merkezinde kurar. Oradan savaşı idare etme sevdasına kapılır. Kulağından tuttukları gibi cepheye getirirler. Cephe savaşının başlaması anında Topal Osman 1912 yılını hatırlar ve ‘ben büyük komutanla görüşeceğim’ diyerek cephe gerisine gider. Oradaki komutan Topal Osman’ın bu kararını oradaki komutana bildirmediği için savaş kaçağı olarak cezalandırılır. Bu anılarında da vardır. Topal Osman arkadaşlarının gözü önünde 50 sopa atılarak dövülür ve kımıldayacak hali kalmamıştır. El etek öper, ‘zaten topaldım sopayı da yedim savaşacak halim kalmadı. Beni çürük olarak geri gönderin’ der ve geri gönderilir. Çetesi de dağıtılır.”
ÇOK YÜKSEK FİYATLA ORDUYA HAYALİ MAL SATIYOR
Topal Osman cepheden geldiğinde ilişkilendiği kişi olan Hacı Hamdi Bey ile orduya yüksek faturalarla hayali mal sattığına değinen Şişli, “Hacı Hamdi Bey ise Nemlizadelerin damadıdır. Nemlizade ailesinin itilafçıların, İttihat ve Terakkicilerin içerisinde ilişkisi vardır ve bölgenin en burjuva ailelerinden biridir. Reji adına bölgenin tütün alım yetkisi bu ailededir. Aynı zamanda orduya malzeme satmak bu ailenin işidir. Hacı Hamdi Bey ve Topal Osman dürüst bir ticaret yapmazlar. Çok yüksek faturalarla çok yüksek bir malı orduya satmış gibi gösterirler. Bunlar ortaya çıkınca Hacı Hamdi Bey ordudan atılır ve sonrasında ailesinin torpili ile rütbesi iade edilir” diye anlatıyor.
ÖZEL KORUMASI GENÇ AĞA ANLATIYOR: KÖTÜ İŞLER YAPTIK!
TufanŞişli, Topal Osman’ın özel korumalığını yapan Genç Ağa isimli çete elemanının çok sonraları torununa verdiği röportajda Rum, Ermeni ve Alevi Kürtlere yönelik katliamlar yaptıklarını itiraf ettiğine işaret ederek, “Hacı Hamdi Bey yeniden çeteleşmek isteyen ve işine de yarayacak olan Topal Osman ile yeniden ilişkilenir. Çünkü o dönem Rum ve Ermeni tehciri var. Onları köylerinden yerlerinden kovmak için bir çeteye ihtiyaç vardır. Hacı Hamdi Bey asker kaçaklarının yakalanması için Topal Osman’a bir görev verir ve bunu bir kağıda yazar. Görev verme yetkisi yoktur. Topal Osman bu kağıdı dolaştırarak kaçakların ailelerine ‘asker kaçağı çocuklarınızı yakalayarak öldürürüm, olmadı ise cepheye gönderirim. Ya da bana verirsiniz’ diyerek kendi çetesine adam toplar. Bunları nereden biliyoruz peki? Topal Osman’ın özel koruması olan Genç Ağa lakaplı bir çeteciden biliyoruz. Genç Ağa’nın torunu yıllar sonra kendisi ile röportaj yapar ve, ‘biz çok yaman ve kötü işler yaptık’ diyerek yaptıkları katliamları anlatır. Kendisinin bu çeteye katılmasını ise, ‘Osman ve birkaç adamı kapıya dayanarak beni ailemden istediler. Vermemezlik olmaz yoksa hepimizi öldürürlerdi’ der. Bu şahıs aynı zamanda Mustafa Kemal’in özel muhafız ekibinde de yer alır” ifadelerini kullandı.
ERMENİ VE RUMLARIN MALLARINI YAĞMALIYOR!
Şişli, Topal Osman’ın Mustafa Kemal’in desteğini alarak ikinci kez Giresun Belediye Başkanı olmasından sonra tapu düzenlemeleri ile Ermeni ve Rumlara ait tüm malları yağlamadığını söyleyerek o süreci şöyle paylaşıyor:
“Topal Osman çetesiyle önce deniz kenarından daha sonra daha içlere sevk edilen Rumların ve Ermenilerin mallarına el koyar. Nasıl el koyar? Zorla belediye başkanlığı koltuğuna oturmuştur. Daha sonra Mustafa Kemal Samsun’a geldikten sonra onun da desteğini alarak ikinci defa belediye başkanlığı koltuğuna oturmuştur. Bütün tapu düzenlemelerini istediği gibi yapmıştır. Kimini borçlu göstermiş, belediyeye olan borcun ödenmesi için mallarını satışa çıkmış göstermiştir. Topal Osman’ın ailesi ve diğer zengin aileler adına bu malları onlardan satın almış gibi evraklar düzenlenerek Ermeni ve Rumların fabrikaları, işyerleri, fındık bahçeleri, gemileri vs. malları yağmalanmıştır.”
MUSTAFA KEMAL VE TOPAL OSMAN ANLAŞIYOR
Mustafa Kemal’in, 29 Mayıs günü Topal Osman ile Pontus Rumlarının ve Ermenilerin durumuna dair gizlice Havza’da görüştüğünü ve çetelerden özel bir birlik yarattığını dile getiren Tufan Şişli, “Bu işbirliği Topal Osman’ın Ankara Çankaya’daki muhafız birliğinin komutanı olmasına kadar gidiyor. Koçgiri seferinden dönerken 10 kişilik bir birlik Mustafa Kemal’im muhafızı olarak tanıyor. Daha sonra bu birliğin sayısı bazı kaynaklara göre 200 hatta 300’e kadar çıkarılıyor. Bunun da nedeni şu: Mustafa Kemal Samsun’a indiğinde ona ilk yerel desteği veren yine Nemlizade ailesidir. Kendi hatıratlarında belirttikleri gibi 10 bin kırmızı lira (10 bin altın) Mustafa Kemal’e verilmiştir. Onlarında Topal Osman’la bağının nasıl geliştiğini gördüğümüz için bu ilişkinin oraya kadar gitmesini de doğa karşılamak gerekir. Mustafa Kemal, Topal Osman ile buluşmak için Havza’ya gelir ve anlaşarak kendine özel ilk birliğini yaratmıştır” diyerek bu süreci özetliyor.
TOPAL OSMAN VE ÇETESİ SİLAHLA MECLİSE GİRİYOR
Topal Osman ve çetesinin meclise silahla girdiğini ve Mustafa Kemal’i eleştirenleri hedef aldığının altını çizen Şişli, “Çete mensupları hatıratlarını anlattıklarında; Mecliste Mustafa Kemal aleyhine bir şey konuşulduğu zaman, ‘bize namluya mermiyi verip boşaltmamız emredilmişti. Şakırtların sesini duyan sesini keserdi’ demektedirler. Zaten Meclisteki muhalefetin başını çeken Ali Şükrü hedef halindedir. Neden hedef halindedir? Mustafa Kemal’e meclisin bütün yetkilerinin devredilmesi, başkomutan olarak adlandırılması 3 aylık bir süreç için yapılmıştır. Fakat o 3 aylık süreç bittiği halde yeni bir karar alınmadan Mustafa Kemal yetkilerini kullanmaya devam ettiği için Ali Şükrü tarafından sürekli eleştirilmektedir. Bu Mustafa Kemal cephesinden büyük rahatsızlık doğurmaktadır. O sıra İsmet İnönü Lozan görüşmelerini sürdürmektedir. Misak-ı Milli’nin hudutları değiştirilmektedir” diyerek Ali Şükrü’ye yönelik suikastın gelişmekte olduğuna işaret ediyor.
“MUSTAFA KEMAL, ALİ ŞÜKRÜ’NÜN ÜSTÜNE SİLAHLA YÜRÜYOR”
Şişli, sürecin devamını şöyle aktarıyor:
“Ali Şükrü, ‘Meclis Misak-ı Milli sınırlarını korumak için yemin etmiştir. Bunu Lozan’a gidip biri değiştiremez. Ancak meclis karar alırsa değiştirebilir” sözlerini kurar. Emperyalistler kendileri ile uyumlu çalışacak bir güç olarak gördükleri Kemalistlerle baştan beri birçok şeyde anlaşmış oldukları için bu konuda Meclisin Misak-ı Milli’yi savunur duruma gelmesi kabullenebilir bir şey değildir. Mustafa Kemal Mecliste ceketinin cebindeki silaha eline götürerek Ali Şükrü’nün üstüne, ‘sen ne yaptığının farkında mısın?’ diyerek yürümüştür.”
TOPAL OSMAN ALİ ŞÜKRÜ’YÜ ÖLDÜRÜYOR
Ali Şükrü’yü öldüren Topal Osman’ın yakalanmasına onay vermediği için Mustafa Kemal’e tepkilerin arttığını söyleyen Şişli, “Kısa bir süre sonra da Ali Şükrü, Topal Osman tarafından öldürülmüştür. Topal Osman kaçmış, saklanmış ama bulunamıyor. Herkes Ali Şükrü’nün cesedi bulunduktan sonra onun Topal Osman tarafından öldürüldüğünü bilir vaziyete gelmiş. Meclis ayaklanıyor fakat bütün yetkiler Mustafa Kemal’e devredilmiş. Bütün yetkiler onda ve Topal Osman’ın yakalanması için onay vermiyor. Bunun üzerine Rauf Orbay, Mustafa Kemal’e dönerek, ‘Ben bunu Meclise anlatmak zorundayım, onlar benden bunun hesabını soracaklar. Buna sizin izin vermediğinizi söyleyeceğim’ dediğinde Mustafa Kemal yakalanmasına onay veriyor” şeklinde konuşuyor.
“KONUŞMASINI ENGELLEMEK İÇİN ÖLDÜRÜYOR”
Gazeteci-İktisat Tarihi Araştırmacısı Tufan Şişli, Topal Osman’ın idam kararı olmasına rağmen yaralı yakalandıktan sonra öldürülmesini ise ‘yok edilmesi gereken’ olarak yorumladı.
Şişli, “Bu noktada Topal Osman’ın konuşmasının engellenmesi lazım. Mustafa Kemal’e Topal Osman’dan önce şahsi koruması olarak verilen İsmail Hakkı Tekçe Meclis müfreze komutanıdır. Yakalama görevi kendisine verilir. Büyük ihtimalle Topal Osman’ın yok edilmesi emri de bu arada verilmiş. Bütün çeteler ve o çatışmada görev alan jandarmaların da tanıklıkları Topal Osman’ın yaralı olarak yakalandığı ama yaralı iken öldürüldüğü şeklindedir. Cenazenin Topal Osman’a ait olduğundan emin olunması için kafası kesilmiştir ve hemen bir yere gömerler. Meclis ise asılması için hüküm vermiştir ama boynuna ilmik geçirilecek bir boyun kalmamıştır. Topal Osman meclisin kapısında ayaklarından asılır. Onun kahramanlık hikayesi bu kadardır” diyerek konuştu.
PİRHA- Yönetmen Medet Dilek, Koçgiri Katliamı’nı anlattığı ‘Taş düğmeler’ isimli belgeselini PİRHA’ya anlatarak, “Bu katliam bir sır olarak tutulmak isteniyordu, üstü kapatılmak, unutturulmak isteniyordu. Ben de yaptığım sinemayla unutturulmak isteneni, saklananı ortaya çıkarmak istedim. İnsanlar izlesin gerçekleri öğrensin istedim” dedi.
Yönetmen Medet Dilek, Koçgiri Katliamı’nı anlattığı ‘Taş düğmeler’ isimli belgeselini anlattı.
Belgeselin üç yıl gibi uzun bir süre hazırlıklarının sürdüğünü belirten Dilek, bu süre zarfında Koçgiri bölgesinin birçok yerini gezdiğini, katliama ilişkin çok fazla okumalar, araştırmalar yaptığını aktardı.
Bugünü anlamanın tarihi anlamaktan geçtiğini de kaydeden Dilek, egemen güçlerin belirli kesimleri yok etme çabalarının günümüzde de hala devam ettiğini söyledi.
“YAPTIĞIM SİNEMAYLA UNUTTURULMAK İSTENENİ, SAKLANANI ORTAYA ÇIKARMAK İSTEDİM”
Belgeselin çekim aşamasını anlatarak sözlerine başlayan Dilek, canlı tanık bulma noktasında çok zorluklar yaşadıklarını aktardı.
Dilek, katliam 1921 yılında gerçekleştiği için o dönemi yaşayanların hayatta olma ihtimalinin düşük olduğunu dile getirerek, “O döneme canlı olarak tanıklık eden iki kadına ulaşabildik sadece. Şu anda bu iki kadın da hayatta değil. Bölgeye çıkmadan önce birçok okuma yaptım, araştırma yaptım, bir takım görüşmeler yaptım ve bunların sonucunda kendime bir yol haritası belirledim. Uzun yıllardır Koçgiri Katliamı’na ilişkin böyle bir belgesel çekme isteğim vardı. Çünkü karanlıkta kalmış, anlatılmayan konuları, olayları araştırmak, onları gün yüzüne çıkarmak beni çok cezbediyor. Bu katliamda bir sır olarak tutulmak isteniyordu, üstü kapatılmak, unutturulmak isteniyordu. Ben de yaptığım sinemayla unutturulmak isteneni, saklananı ortaya çıkarmak istedim. İnsanlar izlesin gerçekleri öğrensin istedim. Ben o yörede doğdum büyüdüm. Benim çocukluğumda bu katliam hiç anlatılmıyordu, saklanıyordu. Gerçekte orada ne oldu? Bu katliam nasıl gerçekleştirildi? Bunları anlatmak istedim” dedi.
“KATLİAMIN GERÇEKLEŞTİĞİ YERLERİ GÖRMEK BENİ ÇOK ETKİLEDİ”
Belgeselin çekim aşamasında kendisini etkileyen durumlardan da bahseden Dilek, en çok o döneme canlı tanıklık etmiş olan iki kadından etkilendiğini belirterek, “Bu katliamı canlı olarak yaşayan sadece iki kişi kalmıştı. Onun dışında bir canlı tanık yoktu. Belgeselde diğer konuşan kişiler katliamı yaşayanların birinci dereceden, ikinci dereceden yakınları. Bu süreçte beni etkileyen diğer bir husus da katliamın yaşandığı yerleri görmem oldu. Örneğin bir mağara vardı, o mağara Koçgiri Katliamı’ndan kaçıp orada gizlenmeye çalışanların sığındığı yerdi. Mağaraya kaçanlar, orada küçük küçük odalar oluşturmuşlar. Çok etkileyici bir yerdi ve ben oranın içerisine girip yeterince bir inceleme yapamadım. İnsanı bir yandan korkutuyor da. Bir de insanların atıldığı bir uçurum vardı. Orayı yakından görmek, orada bulunmak da beni çok etkiledi” şeklinde konuştu.
“ÇOCUKLAR OYUN OYNARKEN, ÖLDÜRÜLÜP GÖMÜLEN İNSANLARIN DÜĞMELERİNİ BULMUŞ”
Belgeselin adının ‘Taş düğmeler’ olmasının nedenini anlatan Dilek sözlerine şöyle devam etti:
“Orada yaşanmış bir olaydan kaynaklı bu ismi koyduk. Katliam sırasında ölen insanlar kıyafetleri ile birlikte toplu mezarlara gömülmüşler. Katliamın üzerinden yıllar geçtikten sonra o köyde yaşayanların çocukları oyun oynarken, bir yeri eştiklerinde düğmelerin çıktığını görüyorlar. Oradaki düğmeleri topluyorlar çocuklar. Ailelerine götürüyorlar. Hepsi taş düğmeler. Aileleri bunları nereden buldunuz, diye soruyor. Onlar da oyun oynarken şurada bulduk, diyorlar. Aileler tabii katliamı bildikleri için anlıyorlar. Böylelikle ortaya çıkıyor. Aileler sonrasında çocuklara o düğmeleri götürüp, tekrar aynı yere gömmelerini istiyor. Hayatını kaybedenlere atıfta bulunmak için anlatılan bu olaydan dolayı adını ‘Taş düğmeler’ koydum.”
“BU BELGESEL TARİHE TANIKLIK EDİYOR”
Koçgiri Katliamı’nı anlamak, tanıklarından dinlemek isteyenlerin mutlaka bu belgeseli izlemesi gerektiğini ifade eden Dilek son olarak şunları dile getirdi:
“Ülkemizde çeşitli dönemlerde katliamlar olmuş. Her zaman bir karanlık dönem yaşanmış. Bugün de o dönemlerden birisini yaşadığımızı düşünüyorum. Toplumda umutsuzluk ve karamsarlık zirveye çıkmış durumda. Bu belgesel tarihe tanıklık ediyor. Tarihi iyi öğrenemezsek geleceği de yeterince şekillendiremeyiz diye düşünüyorum. Tarihten ders çıkarmalıyız. Bu belgeseli izleyenler tarihle bugünü bağdaştırabilirler. Bugün, tarihte gizlidir. Başka bir motifle, başka bir biçimle bu tür katliamlar, yok etmeye çalışmalar devam ediyor.”
PİRHA-Koçgiri Katliamı’nın 101’inci yılına dair konuşan Yazar Gültekin Uçar, tekçi anlayışın bir sonucu olarak katliamın yaşandığını belirterek, dilin, kültürün, inancın, kimliğin siyasal olarak kabulünün şart olduğunu ifade etti.
Koçgiri Katliamı’nın ardından 101 yıl geçti. 6 Mart 1921’de başlayan, 17 Haziran’da binlerce Alevi Kürt’ün katledilmesi ve sürgün edilmesiyle son bulan katliama dair Koçgirili Zabit Kurnaz ve Bektaş Kılıç ile Yazar Gültekin Uçar, değerlendirmede bulundu.
“BİR DAHA BÖYLE KATLİAMLAR YAŞAMAK İSTEMİYORUZ”
Zabit Kurnaz, Koçgiri’de kadın, genç binlercesinin katledildiğini ve sürgüne yollandığını belirtirken, Bektaş Kılıç da, Alevilere yönelik katliamlardan biri olduğunu ifade ederek, “Devlet kendisi gibi düşünmeyenleri katlediyor ve kendisine benzetmeye çalışıyor. Bu politika çok yanlış. Devlet, katliamlara karşı sorumluluğundan kaynaklı özür dilemelidir. Bir daha böyle katliamlar yaşamak istemiyoruz” dedi.
Yazar Gültekin Uçar ise, Mart ayının hem katliamların hem de Newroz gibi direnişin iç içe geçtiği bir ay olduğunu vurgulayarak, “Herhangi bir dilin, kültürün, inancın, kimliğin problem olarak görülmemesi için siyasal olarak kabulü şarttır. Bir ülkede kimlik, inanç çatışması yaşanması istenmiyorsa yasal bir statü tanınmalı ve anayasada eşitlenmelidir. O zaman kimlik siyaseti yapılmaz” diye konuştu.
Her şeyi tekleştirerek sorunların çözülemeyeceğine işaret eden Uçar, “İngiltere’de Alevi temsiliyeti kabul edilirken, Türkiye’de bunu yapmak çok mu zor?” diye sordu.
PİRHA – Pir Mustafa Erdem, mevcut devlet yönetiminin, Koçgiri Katliamı’nın günümüzde konuşulmaması için büyük çaba sarfettiğini belirterek “Dedelerimiz, katliamdan bahsedildiği zaman ağlıyorlardı. Çoluk çocuk bırakmadan 150 köyde katliam yapıldığını anlatıyorlardı. Yaptıkları tüm katliamlara rağmen Alevi ve Kürt kimliğini yok etmeyi başaramadılar” diyerek mevcut asimilasyon politikalarına da işaret etti.
Sivas bölgesinde, 150 köy üzerinde yapılan Koçgiri Katliamı’nın ardından 101 yıl geçti. 6 Mart 1921’de Mustafa Kemal’in emriyle başlatılan harekat, 17 Haziran’da binlerce Alevi Kürt’ün katledilmesiyle son buldu. Harekat sonrasında Koçgiri coğrafyasındaki demografi de değişime uğratılarak binlerce insan sürgün edildi.
İmam Rıza Ocağı’na mensubu Pir Mustafa Erdem, Koçgiri harekatına dair dönemin tanıklarından dinlediklerini PİRHA ile paylaştı.
Pir Erdem, sözlerine tarihteki Alevi katliamlarına işaret ederek şu sözlerle başladı:
“Şah İsmail yıkıldıktan sonra en çok Türkmen Alevileri katledildi. O yıllarda Alevi – Kürt halkı da soykırıma tabi tutulup Sürgün edildi. Büyüklerimizden duyduklarınıza göre Koçgiri Aşireti önce Anadolu’da Elazığ, Bingöl bölgesine sürgün ediliyor. Ardından bu bölgelerden de sürgün edilerek Koçgiri birçok yere dağılıyor. Özellikle Sivas, Erzincan illerine dağılıyor. Hatta Çorum ve Amasya’ya kadar giden kollar da var. En son olarak Cumhuriyet döneminde büyük bir soykırıma maruz kalıyor. Tabii Cumhuriyet döneminde de incelediğime göre Osmanlı yıkıldıktan sonra Mustafa Kemal bazı aşiretlerle görüşüyor. İlk önce Türk solu ile Marksistlerle, Mustafa Suphi’lerle görüşülüyor. Ardından Seyit Rıza ve Alişer’in grupları ile görüşülüyor ve deniliyor ki ‘Biz bağımsızlığımızı aldığımız zaman demokratik, adil bir Cumhuriyet kuracağız. Herkes inancında, dilinde hür olacak’.
Bu sözler veriliyor ancak ne yazık ki Cumhuriyetin temelleri ile birlikte Koçgiri Katliamı başlatılıyor. Önce tabii komünistleri; Mustafa Suphi’leri yok ediyor. Sonrasında Koçgiri harekatı başlıyor ve tek dil, tek inanç ve ‘Ne mutlu Türk’üm’ diyerek ‘siz yoksunuz’ deniliyor.”
“BU DOSYA AÇILDIĞI ZAMAN CUMHURİYETE DOKUNACAKTIR”
Pir Mustafa Erdem, yöre halkının, Koçgiri Katliamı’na dair çok az bilgiye sahip olduğunun da altını çizdi. Devlet geleneğinin, Alevi ve Kürt katliamlarının açığa çıkmaması için çaba sarfettiğini ifade eden Erdem, şunları aktardı:
“Katliamda 150 köy yerle düz ediliyor. Çoluk, çocuk, büyük, küçük katliamdan geçiyor. Dedelerimiz, Koçgiri harekatından bahsedildiği zaman ağlıyorlardı. ‘Oğlum’ diyordu ‘Çoluk, çocuk bırakmadılar. Kadınları, kızları bırakmadılar, her pisliği, her namussuzluğu yaptılar. Tecavüzünden tut çocuklara kadar öldürdüler. Bir zulüm, soykırım yaptılar’ diyorlardı. Biz bu katliamı dedelerimizden dinledik. Sonrasında çevre halkından da dinleyerek öğrendim. Günümüzde ise bölge halkına, sistem tarafından baskılanıp yanlış bilgiler öğretiliyor. Tabii bu da Kemalistlerin çamur atmalarıdır. Kendi suçlarını bastırmak için bu yöntemi kullanıyorlar.
Günümüz halkını, sistem öylesine bastırmış ki ‘Atatürk olmasaydı Aleviler olmazdı’ diyorlar. Ben de diyorum ki, ‘Yavuz Selim’den bahsediyorsunuz ama peki Koçgiri harekatı, Dersim 1937-38 ile en büyük katliamı bu yapmış. Peki bu adam, Alevileri tanımışsa Cumhuriyetle birlikte neden Alevilerin haklarını vermemiş?’
Bugün inancımız yasak ise Mustafa Kemal tarafından bu yapılmıştır. Cami yaptırıyor, Sünniliği tanıyor ama Aleviliği reddediyor.
Bu aslında korkuya dayanıyor. İkinci bir katliam ya da benzeri olmasın diye böyle bir inkârcılığa giriliyor. Hatta neredeyse ‘Biz Alevi değiliz’ dahi denilecek. Koçgiri Katliamı’nın konuşulmasını bugün sistem istemiyor. Çünkü Koçgiri, Osmanlı’dan sonra Alevilere yapılmış en büyük zulümdür. Bu dosya açıldığı zaman Cumhuriyete dokunacaktır.”
“ALEVİLER, SİSTEME BİAT ETMEZ”
“Yaptıkları tüm katliamlara rağmen Alevi ve Kürt kimliğini yok etmeyi başaramadılar” diyen Pir Erdem, günümüz asimilasyon yöntemlerine de işaret etti. Devletin, artık asimile etmek istediği kesimden bireyleri kullanarak politika yürüttüğünü söyledi.
Erdem, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onca katliam politikasına rağmen ‘biz bunları bir türlü bitiremedik’ dediler ve ardından ‘Ne yapmamız lazım?’ diye sorduklarında kimi muhacirleri; yani Türk kesimini batıdan Doğu Anadolu’ya yerleştirdiler. Yani Kürtleri Türkleştirmeye, Alevileri de Sünnileştirmeye çalıştılar. Ama başaramadılar.
Günümüzde ise örneğin; İzzettin Doğan’a, Demirel tarafından o dönemde ‘Cemevleri yasak ama gel biz sana izin veriyoruz’ denildi. Bu iznin temelinde Kürtçe konuşulmayacak, kimliğin dile getirilmeyecek ama cemevlerinin kurulmasına izin verilecek ancak Aleviliği Sünni inancına göre yürüteceksin ve dik namaz kıldıracaksın’ denildi. Yani hakikaten kopuk bir inancı Alevilere dayatıyorlar. Kısacası Arap inancını bize dayatıyorlar. Bizler ise hakikate işaret ediyoruz. 14 bin yıl önce Alevilik vardı. Ve unutmamak gerekir ki Alevilik bir inançtır, dindarlık değil. Bunu Hz. Ali efendimiz de diyordu. ‘Ben konuşan Kur’an’ım’ diyordu.
Güneş, hava, su, toprak bizim dört kapımızdır. Dördü de ‘Hakk’tır’ diyoruz. Şimdi bunlardan birisi olmasa dünya yaşayamaz. Bu dördü bizim kutsalımızdır. Bugün doğayı, insanı bilip tanımayan hakikate varamaz. O nedenle Aleviler, sisteme biat etmez. Bunu Hz. Hüseyin de söyledi, ‘Ben sadece mazlumun yanında yer alırım’ dedi.
Şimdi bugün sistem tarafından cemevlerinin kurulması ve Alevi ve ocak pirlerinin yok edilmesi iyi araştırılmalı. Artık cemevlerinde hakikati gerçekleştirmeliyiz. Yani o hakikat de devletin getirdiği yönetimi devletin belirlediği dedeleri değil, Alevilerin kendi ocak pirleri ve yönetimi olmalı. Örneğin inancımızda müsahiplik vardır. Müsahibin yoksul ise durumu iyi olan diğeri yardım etmeli. Bu bir tür sosyal paylaşım ve adalet düzenidir.
“ALEVİLİĞİN ÖZÜNDE DAYANIŞMA VARDIR”
Alevi yolu Sosyalizm inancı gibidir. Ancak bugün özünden uzaklaştırıyoruz. Bugün hakikati oluşturmak için ocak pirlerini hayata geçirmeliyiz. ‘Pir’ demek, önderlik demek. Yani taliplere yol göstermek demek. Bugünkü cemevleri bizim ihtiyacımızı göremez. Eğer hakikat kapısına para giriyorsa demek ki sistem, seni asimile ediyor. Bugün para ile kişiler satın alınabiliyor. Bugün cemevlerine trilyonlar harcayacağımıza ihtiyacı olanlara dağıtılmalı. Evet bugün metropollerde cemevlerine ihtiyaç vardır ancak bu yerleri hakikat temeline oturtmak gerekir. Öncelik öğrencileri okutmaktır ama günümüz Alevilerine baktığınızda kimisinin altında son model araba var, bir diğeri ise ekmek bulamıyor. Peki şimdi Alevilik bunun neresinde? Aleviliğin özünde dayanışma ve dürüstlük vardır. ‘Sen, ben’ diye bir şey yoktur.”
PİRHA-İAKM ve Cemevi’nin düzenlediği Koçgiri Katliamı anmasında yazar Gültekin Uçar, Koçgiri Katliamı’nın öncesi, katliam süreci ve günümüze yansımalarına dair değerlendirmede bulunurken, sanatçı Mustafa Yeşilyurt da, ağıt ve şarkılarını katliamda yaşamını yitirenlere adadı.
İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nde Koçgiri Katliamı anması ve ‘Tarih, İnanç, Kimlik ve 101. Yılında Koçgiri Katliamı’ konulu panel yapıldı.
Dr. Ali Kemal’in moderatörlüğünde, sanatçı Mustafa Yeşilyurt ve yazar Gültekin Uçar’ın konuşmacı olarak katıldığı panel öncesi, Koçgiri Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına Yadigar Aslan Ana gülbeng okudu ve delil uyandırdı.
İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi eşit başkanı Filiz Koç, 101’inci yılında Koçgiri Katliamı’nı unutmadıklarını belirtti.
Anmanın ardından yapılan panelde konuşan yazar Gültekin Uçar, tarih ve tarihte yaşanan katliamı konuşurken kavramların öncelikle ele alınması gerektiğinin altını çizerek, “Kendi dilimizi ve inancımızı sürdürmemiz lazım. Bu da örgütsüz ve kurumsuz olmaz” diyerek, Koçgiri Katliamı’nın öncesi, katliam süreci ve günümüze yansımalarına dair değerlendirmede bulundu.
Panel sanatçı Mustafa Yeşilyurt’un söylediği ağıt ve şarkılarla son buldu.
PİRHA – Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, “Koçgiri’den Gazi’ye Alevi Katliamları” başlıklı anma programı düzenliyor.
DAD Ankara Şubesi, 19 Mart saat 14:00’te “Koçgiri’den Gazi’ye Alevi Katliamları” konulu anma düzenleyecek.
Tüm Bel-Sen toplantı salonunda yapılacak anmada Sinemacı Medet Dilek, 6 Mart 1921’de başlayıp, 17 Haziran 1921’e kadar süren Koçgiri Katliamı hakkında, DAD Genel Merkez Yöneticisi Nergis Güzel de, Gazi Katliamı’na dair sunum yapacak.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi, Koçgiri Katliamı’nın 101. yılı dolayısıyla yazılı bir açıklama yaparak, devletin elindeki askeri, siyasi arşivlerin ve dönemin TBMM tutanaklarının açılıp kamuoyu ile paylaşılmasını ve tarihle yüzleşmesini istedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi, Koçgiri Katliamı’nın 101. yıl dönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yayınladı.
Açıklamada, hak ve hakikatin ortaya çıkması için devlet elindeki askeri, siyasi arşivlerin ve dönemin TBMM tutanaklarının kamuoyu ile paylaşılması ve tarihle yüzleşilmesi gerekliliği vurgulandı.
“KOÇGİRİ KATLİAMI İNANÇ VE ULUSAL DEĞERLERE YAPILMIŞ BİR KATLİAMDIR”
Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“6 Mart 1921’de başlayıp, 17 Haziran 1921 tarihine kadar yaklaşık olarak beş ay süren Koçgiri Katliamı, inanç ve ulusal değerlere yapılmış bir katliamdır. Koçgiri, Reyhakk Alevi süreğinin direnen inanç ve direnen toplum damarını temsil ediyordu.
Cumhuriyetin kuruluş aşamasında çeşitli kongrelerde ve tamimlerde dile getirilen eşit yurttaşlık temelinde kendi kendini yönetme modeliyle ilgili verilen sözlerin yerini tekçi zihniyetin iradesi aldı. Kürt-Alevi halkının hak talepleri katliamla karşılık buldu. Koçgiri Katliamı’nda on binlerce canımız katledildi, kurtulanlar sürgüne gönderildi, Kürt-Alevilerin kutsalları olan ocakları, ziyaretleri, kutsal mekanları yerle bir edildi. Köyler yağmalandı, yakıldı; canlı, cansız varlıklara el konuldu.
Hak ve hakikatin ortaya çıkması için devlet elindeki askeri, siyasi arşivler ve dönemin TBMM tutanakları açılıp kamuoyu ile paylaşmalı ve tarihle yüzleşmelidir.
Katliamın 101. yıl dönümünde katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz.”
PİRHA- Koçgiri Katliamı’nın 100. yılında Bergisch Gladbach kentinde anma yapılacak.
Koçgiri Katliamı’nın 100. yılı sebebiyle birçok ülkede anma ve etkinlikler sürüyor. Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletindeki Bergisch Gladbach kentinde “Hatırla! Koçgiri 1921” başlığı ile anma programı düzenlenecek.
Program dahilinde, Koçgiri Katliamı’nın gerçekleri de masaya yatırılarak panel düzenlenecek. Bahri Yüceşan ve Gültekin Uçar’ın panelist olarak katılacağı program 17 Ekim saat 12:00’de başlayacak.
Koçgiri anma programında Lale Koçgün, Cemil Qoçgiri, Mustafa Yeşilyurt, Grup Meşk, Nadin Tanrıverdi, Eser Özcan ve Ozan Olgun da ezgileri ile sahnede olacak.
“Unutmadık, unutturmayacağız!” çağrısı ile yapılacak anma programında ayrıca Esma Yıldız ve Ali Koçak da şiir dinletisi yapacak.
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Koçgiri Katliamı’nın simge isimlerinden Alişêr ve Zarife Anayı katledilmelerinin 84. yılında andı.
DAD Ankara Şubesi, Koçgiri Katliamı direnişçileri Alişêr ve Zarife Ana’nın Hakk’a yürüdükleri tarihin yıldönümünde yazılı açıklama yaptı.
“TARİHE DİRENİŞLERİ İLE İZ BIRAKANLAR”
“Mücadeleniz yolumuza ışık olsun” denilen yazıda şu ifadelere yer verildi:
Koçgiri halk direniş öncüsü iki can; Alişêr ve Zarife Ana, davalarına sımsıkı sarılı, birbirlerini yalnız bir eş olarak değil; inancın yüceliğinde bulup, birbirlerini kavganın güzelliğinde sevmiş iki yoldaş olarak görürler.
Sonrasında Dersim’e geçip Seyit Rıza’ya yoldaş olurlar. Tarih 9 Temmuz 1937 Dersim Tujik dağında mevzilendikleri mağarada, dost bildikleri Rayber ve adamlarından kendilerini sakınmayıp yüreklerini açmışlardır. Ama devletin satın alıp görev verdiği hainlerin işi Alişêr ve Zarife Anayı öldürülüp, kesik başlarını getirmektir.
Emri alan işbirlikçi hain Rayber ve adamları, Alişêr ve Zarife Anayı tuzağa düşürüp katleder.
Tarihe direnişleri ile iz bırakan, kimlik mücadelesinde birer mihenk taşı olan Alişêr ve Zarife Anayı katledilmelerinin 84. yılında saygı ile anıyoruz.”
PİRHA-Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) tarafından her iki ayda bir düzenli olarak yayımlanan Semah Dergisi’nin Mart/Nisan aylarını kapsayan 50. sayısı ‚ ‘100 yıl değil 1000 yıl da geçse Unutmayacağız / Koçgiri’ manşetiyle okurlarla buluştu.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) tarafından iki ayda bir çıkartılan ve pandemi dolayısıyla yaklaşık 1 yıl ara verdiği Semah Dergisi 50. Sayısı ile okuyucusuyla yeniden buluştu.
“100 yıl değil, 1000 yıl da geçse UNUTMAYACAĞIZ! Koçgiri“ başlığı ile çıkan derginin kapağında Koçgiri ve Dersim katliamlarının direnişçi karakterlerinden Alişer ve eşi Zarife Hatun’un fotoğrafları yer aldı.
“DİLİMİZE, YURDUMUZA, İNANCIMIZA ÖNEM VERMELİYİZ”
Derginin sunum yazısında, “1 yıllık zamanda dünya insanlığının küresel çapta yaşadığı korku ve üzüntünün ortak adı; Covid 19 bulaşıcı hastalığıydı. Bu süre içerisinde Covid nedeniyle Hakk’a yürüyen canlarımızın devri daim olsun! Halen bu hastalıktan dolayı yaşam mücadelesi veren Canlarımıza acil şifalar diliyoruz! Dünyamızın küresel güçler tarafından bozulan dengesi, toprak anamızın kötü emeller için hoyratça kullanılması sonucu insanlığa yaşatılan bu vahim süreçle, 21.yüzyılımızda hiç kimsenin aklına bile gelmeyecek psikolojik bir acıyla yüzleştik. Bir doğa-natural inancı olan Alevi felsefemizin temelini oluşturan ekolojik dengelerin korunması gerektiği bilinci, bu vesileyle bir kez daha insanlığa hatırlatılmış oldu. Bütün kutsi değerlerimizle toprak anamıza bir kez daha sıkı sıkıya sarılmalı ve onu korumalıyız. Toprak anamızla birlikte ana dilimize, ana yurdumuza, inancımızın ana prensiplerine ivedilikle önem vermeliyiz” denildi.
Almanya başta olmak üzere, Fransa, Avusturya, İngiltere ve İsviçre gibi Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları ülkelerde dergahlar ve temsilcilikler aracılığı ile dağıtımı yapılan Semah Dergisi’ne özellikle Almanya’nın bir çok kentinde FEDA’ya bağlı dergahlardan ulaşmak mümkün.
Büyük kısmının Koçgiri’ye ayrıldığı ve Alevilikle ilgili pek çok yazının yer aldığı Semah Dergisi’nin Mart/Nisan 50. sayısında yer alan yazılar ise şöyle:
Koçgiri Soykırımı / Demir ÇELİK
Kapısına Kara Kilit Vurmayanlara Aşk İle / Çilem KÜÇÜKKELEŞ
Osmanlı Nüfus Defterlerinde Koçgiri Coğrafyası Aşiretlerinin Etnik Kimliği ve Tarih Yazımı Üzerine / KKDTKA ÇALIŞMA GRUBU
Koçgiri Soykırımı ve Ankara’daki Osmanlı Oyunları/ Erdoğan YALGIN
100 Yıllık Gizlenen Gerçek Koçgiri; İttihatçıların İsyan İle Örtbas Ettiği Katliam / Ali KÖYLÜCE
Alişêrê Koçgiri İle Kila Zarife’yi Anmak, Anlamak ve Bilince Çıkarmak / Dursun EVREN
Sources Occidentales Sur Les Alevis Koçgiri (1850-1910) / Erwan KERIVEL
Alevilerde ‘Cennet’ ve ‘Cehennem’ İnancı Var Mıdır? İrfan DAYIOĞLU
Tarih ve İnanç Sembolizmi Koçgiri Mezarları -1 /Ali Kemal YILDIRIM
Spinoza ve Tanrısı İle Sohbet / Hüsnü ÇAVUŞ
Kayıp Tarihin Yol Arayışçılarıyız / Songül MORSÜMBÜL
Katliam Ve Şiddet / Dora DJANN
Derleme Şiirler – Şîn / Metin ÖZTEM – İsmail ÖZTEM
PİRHA-Can TV’nin Özel Program’ında ‘Katliamın 100. yılında Koçgiri gerçeği’ konuşuldu. Belgesel Yönetmeni Özgür Çataltepe, “Resmi yazımda da Koçgiri hadisesi, Koçgiri kırımı, Koçgiri katliamı gibi kavramlarla açıklanıyor. Ama oradaki insanlar hadise yılları diyor, Kürt kırımı diyor, Kürt hadisesi diyor” derken, Gazete Duvar Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz da, Koçgiri hafızasının tahrip edilmesine rağmen hala şarkıların içinde birçok şey geçtiğine dikkat çekti.
https://www.youtube.com/watch?v=Yl8T1I26hGw
‘Katliamın 100. yılında Koçgiri gerçeği’ konusunun işlendiği Can TV’nin Özel Program’ında Koçgiri Katliamı tartışıldı. Programı Koçgiri Kültür Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Gültekin Uçar sunarken, programa, Belgesel Yönetmeni Özgür Çataltepe, Tarihçi-Yazar Namık Kemal Dinç, Gazete Duvar Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz ve Tarihçi-Yazar Erdoğan Aydın katıldı.
“HEM AŞİRET, HEM COĞRAFYA, HEM DE BİR KATLİAMDAN BAHSEDİYORUZ”
Koçgiri meselesi üzerinden saha çalışması yaptıklarını söyleyen Belgesel Yönetmeni Özgür Çataltepe, “O bölgeleri gezmeden önce ufak bir literatür taraması yaptık ve o anda oluşmuş ezberlerle birlikte sahaya gittik. Sahaya gittiğimizde zaten sahadaki gerçeklikle kitaplara geçmiş halinin bir temize çekme operasyonu olduğunu gördük, bu anlaşılabilir. Neticede her yazı mevcut literatür sahadaki hadisenin aynı biçimde yansıtmak mümkün olamamıştır. Biz alanı gezdikten sonra bizde bir anlatı kurmaya niyetlendik orada kendime bir soru sordum bu anlatılan kimin hikayesi belki de farklı anlatıların kaynağı da buydu. Hem bir aşiret, hem bir coğrafya hem de bir katliamdan bahsediyoruz. Hepsinin mekanizmaları farklı işliyor, insan kaynakları farklı dolayısıyla farklı anlatılar ortaya çıkıyor. Bir coğrafya olarak herhangi bir haberleşme sürecinde bölgeden Koçgiri diye bahsediliyor. Bir aşiret olarak da oradaki 100-150 civarında yaşayan topluluğa Koçgiri deniliyor ve bir de katliam var. Resmi yazımda da Koçgiri hadisesi, Koçgiri kırımı, Koçgiri katliamı gibi kavramlarla açıklanıyor. Ama oradaki insanlar hadise yılları diyor, Kürt kırımı diyor, Kürt hadisesi diyor” dedi.
“KOÇGİRİ HAFIZASI TAHRİP EDİLMESİNE RAĞMEN HALA ŞARKILARIN İÇİNDE BİRÇOK ŞEY GEÇİYOR”
Bir bilgi kaynağı olarak kültürün kendi iç ürünlerinin ve üretimlerinin kişisel olarak hem Dersim, hem 1915, hem de Koçgiri meselesine ilişkin kaynaklardan bunun birinci sırasında da şarkılar geldiğini vurgulayan Gazete Duvar Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz, “Bu şarkılardan bir tanesi Dılo Yaman ismiyle herkes biliyor. Bu şarkıda; yeni gelinleri öldürdüler ve alınlarındaki altınları aldılar. Şarkının içerisinde bu geçiyor yani gençlerimizi öldürdüler çukurlara attılar, ölülerimizi öldürdüler eve kilit vurdular diyor. Örneğin mağaralar dumanla doldurularak içindeki insanların öldürülmesine çalışılır. Henüz o dönemde kimyasal imanlar azdır o dönemde. Teslim olmuş, yakalanmış veya aslında çatışmacı olmayan kişilerin başarı kesilir. Baş kesmenin en çok uygulandığı olaylardan olduğu Koçgiri şarkılarında bu açık bir şekilde ortaya konuluyor. Elbette arşivlerden ve diğer belgelerden çok şey çıkar ama hafızayı küçümsememek lazım, Koçgiri hafızasının tahrip edilmesine rağmen hala şarkıların içinde birçok şey geçiyor, hala saha çıkan arkadaşlarımız birçok şey öğrenebiliyor. Bu tür arşivlerin diğer tarihi, hukuki, siyasi belgelerle birlikte değerlendirilmesi beni kanaatime göre çok önemli bir bilgi niteliğinin yükselmesine yol açacaktır” diye konuştu.
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mamak Şube ile Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Mamak Meclisi, Koçgiri Katliamı’nın 100. yılı sebebiyle ortak basın toplantısı yaptı. Verilen mesajda, Koçgiri katliam sürecinin Alevi kurumlarınca bilince çıkarılması gerektiği vardı.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Mamak Meclisi ve DAD Mamak Şube, Koçgiri Katliamı’nın 100. yılında Ana Fatma Cemevinde basın açıklaması yaptı.
Açıklamayı DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Başkanı Hasan Altun okudu. Altun, “Cumhuriyetin belirleyici egemen aklı, Koçgiri’de yüzyıldır yüzleşmediği bir katliam yapmıştır” dedi.
“TOPLUMUN KÜLTÜREL DEĞERLERİ ÇARMIHA GERİLDİ”
Hasan Altun, Koçgiri Kürt Alevi liderlerinin Ankara hükümetine sunduğu taleplerin katliam ile karşılık bulduğunu belirterek şu açıklamayı yaptı:
“Koçgiri; Rêya Hakk Alevî süreğinin, direnen inanç ve toplum damarını temsil ediyordu. Kürt ve Alevî ağırlıklı olması zaten öteki olmaya yetiyordu. Bu damar binlerce yıldır kültürel direniş hattını canlı tutmuş, ikrar ve rızalık esası üzerine, ocak örgütlemesi ile rıza toplumu yaşamını devam ettirmiştir.
Mart ayında başlayan katliam üç buçuk ay sürdü. Sakallı Nurettin Paşa komutasındaki merkezi ordu ile çete başı Topal Osman’ın çeteleri ki çoğu (katil, hırsız ve tecavüz suçundan) mahkumların cezaevlerinden salıverilerek günümüzdeki IŞİD vari bir yapılanmadan oluşturulmuştu.
On binlerce insan öldürüldü, kurtulanlar sürgüne gönderildi. Reya Hakk kutsalları olan ocakları, ziyaretleri, kutsal mekanları yerle bir edildi. Pirler talipsiz, talipler de pirsiz kaldı. Köyler yağmalandı, yakıldı, canlı cansız varlıklara el konuldu. On binlercesi sürgün edildi, geride kalanlar açlığa, ölüme, sefalete mahkum edildi. Toplumun varlığı, birliği, kimliği, doğası tüm maddi ve manevî, kültürel değerleri yok edilmeye çalışıldı, çarmıha gerildi.
Rêya Hakk ocak evlatları, analar gençler, rıza toplumu sürekleri, Alevi kurumları, Koçgiri katliam sürecini bilince çıkarmalı, iyi anlamalıdır. Bu katliamcı zihniyet geçmişten bugüne devam etmektedir. Bu zihniyetin devamı Zilan, Sason, Dersim’de devam etti. Çorum, Malatya, Maraş, Sivas ve Gazi’de kendini gösterdi. Mart ayı içinde olmamızdan dolayı 12 Mart Gazi katliamında yaşananlar hafızamızda hala canlıdır. Bu zihniyet Roboski’de, Şengal’de, Suruç ‘ta, Ankara gar katliamıyla devam etti.
“ANILARI ÖNÜNDE DARDA DURDUĞUMUZU BELİRTİRİZ”
Koçgiri Halk Hareketinin önderleri durumunda olan Alişer Efendi ve Zarife Ana Rêya Heq inancını yaşatmış, kemalet sahibi, aşiretler arası sorunları meydan kurarak, ikrar ve rızalıkla çözerek hakikat ve özgürlük mücadelesinde en önde yer aldılar. Alişer Efendi ile Zarife Ananın şahsında Koçgiri Katliamı’nda katledilen canlarımızı özlemle, saygıyla anıyoruz. Anılarının önünde darda durduğumuzu belirtiriz.
Bugün üzerinde yaşadığımız toprağın halklarımızın binlerce evladının canıyla yoğrulduğunu unutmayacağız. Bütün bu acılarla dolu tarihin sonunu getirmek için her yerde demokrasiyi, özgürlüğü, eşitliği, barışı kurma mücadelesini yükselterek, bizlere bıraktıkları direniş ruhuyla mücadelemizde yaşatacağız.”
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şubesi, 100. yılında Koçgiri Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için çerağ uyandırdı.
Demokratik Alevi Dernekleri DAD Adana Şubesi, Koçgiri Katliamı’nın 100. Yılında yaşamını yitirenleri andı. Anma programında ilk olarak katliamda can verenler için dara duruldu.
“İNANÇ VE ULUSAL DEĞERLERE YAPILMIŞ BİR KATLİAM”
DAD Adana Şube Eş Başkanı Zeynel Kete, yaptığı açıklamada, “Cumhuriyetin kuruluş aşamasında çeşitli kongrelerde ve tamimlerde dile getirilen ‘eşit yurttaşlık temelinde, kendi kendini yönetme’ modeli ile ilgili verilen sözlerin yerini Türk İslâm anlayışı aldı. Koçgiri, Rêya Hakk Alevî süreğinin direnen inanç ve direnen toplum damarını temsil ediyordu” dedi. Kete, Kürt-Alevi halkının hâk taleplerinin katliam ile karşılık bulduğunu vurguladı.
Zeynel Kete sözlerine şöyle devam etti:
“Rêya Hakk Kürt Alevileri, ocak evlatları, analar, gençler, rıza toplumu sürekleri, Alevi kurumları, Koçgiri katliam sürecini bilince çıkarmalı, iyi anlamalıdır. Bu zihniyet geçmişten bugüne devam etmektedir. Bu zihnin devamı Zilan, Sason, Dersim’de devam etti. Çorum, Malatya, Maraş, Sivas ve Gazi’de kendini gösterdi. Mart ayı içinde olmamızdan dolayı 12 Mart Gazi Katliamı’nda yaşananlar hafızamızda hala canlıdır. Bu zihniyet Roboski’de, Şengal’de, Suruç’ta, Ankara Gar Katliamıyla devam etti” diye konuştu.
Program, çerağların sırlanması, gülbeng okunması ve lokmaların pay edilmesinin ardından son buldu.
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, 100. yılında Koçgiri Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için çerağ uyandırdı.
Demokratik Alevi Dernekleri DAD Ankara Şubesi, Koçgiri Katliamı’nın 100. Yılında yaşamını yitirenleri andı. Dernek binasında yapılan anma programında ilk olarak katliamda can verenler için dara duruldu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube Yol Yürütücüsü Cemal Şahin, katliamda yaşamını yitirenler için çerağ uyandırdı. Cemal Şahin, okuduğu gülbengde “Yakılan, yıkılan, asılan, derisi yüzülen canlar aşkına; barışın, kardeşliğin, sevginin, özgürlüğün ve bütün canların bir ve diri olması aşkına çerağımız nur ola. Gönüllerde daima var ola. Onurdan, aydınlıktan cümle canlarımız ayrılmaya. Karanlık ve bağnaz düşüncelerin bizlerden uzak, güzel muhabbetlere alışık ola, cümle hanelerin ışıkları yana, burada yaptığımız hizmetler gönül defterine kayıt ola, gerçeğe hü, aşk ile…” ifadelerini kullandı.
“İNANÇ VE ULUSAL DEĞERLERE YAPILMIŞ BİR KATLİAM”
DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, okuduğu basın metninde “Cumhuriyetin kuruluş aşamasında çeşitli kongrelerde ve Tamimlerde dile getirilen ‘eşit yurttaşlık temelinde, kendi kendini yönetme’ modeli ile ilgili verilen sözlerin yerini Türk İslâm anlayışı aldı” dedi.
“Koçgiri, Rêya Hakk Alevî süreğinin direnen inanç ve direnen toplum damarını temsil ediyordu” ifadelerini kullanan Karabudak, Kürt-Alevi halkının hâk taleplerinin katliam ile karşılık bulduğunu söyledi.
Mustafa Karabudak sözlerine şöyle devam etti:
“Mart ayında başlayan katliam üç buçuk ay sürdü. Sakallı Nurettin Paşa komutasındaki merkezi ordu ile çete başı Topal Osman’ın çeteleri “Taş üstünde taş, gövde üstünde baş” bırakmadılar. Topal Osman’ın çeteleri adli suçlulardan; ırza geçme, cinayet işleme, hırsızlık, tecavüz gibi suçları işleyenlerden oluşturulmuştu. Çoğu ceza evlerinden salıverilmiş günümüzdeki IŞID vari bir yapılanmaydı. Koçgiri katliamı, Sivasın Zara, İmranlı, Suşehri, Hafik, Kangal, Gürün ve Erzincanın Kuruçay, Kemah, Refahiye ilçesi; Dersim’in bazı ilçe ve köylerinde Kürt-Alevî toplumuna, bu toplumun inanç ve ulusal değerlerine yapılmış bir katliamdır.
Koçgiri Halk hareketi üç buçuk ay sonra bastırıldı. On binlerce insan öldürüldü, kurtulanlar sürgüne gönderildi. Kürt Alevilerin kutsalları olan ocakları, ziyaretleri, kutsal mekanları yerle bir edildi. Pirler talipsiz, talipler de pirsiz kaldı. Köyler yağmalandı, yakıldı, canlı cansız varlıklara el konuldu. On binlercesi sürgün edildi, geride kalanlar açlığa, ölüme ve sefalete mahkum edildi. Toplumun varlığı, birliği, kimliği, doğası tüm maddi ve manevî, kültürel değerleri yok edilmeye çalışıldı, çarmıha gerildi.
Koçgiri Halk Hareketinin önderleri durumunda olan Alişer Efendi ve Zarife Ana Dersim’e mihman olmuşlardı. Yıllarca beraber Dersim’de Rêya Heq Kürt Alevî inancını yaşatmış, ikrarına bağlı olarak, Hakikat ve özgürlük mücadelesinde Nuri Dersim’i ile beraber ‘elmaya ikrar vererek’ en önde yer aldılar.
Alişer Efendi Kürt Teali Cemiyetine üyeydi. Kürtçenin birçok lehçesinin yanında, Arapça, Farsça, Rusça biliyordu. İkrarından dönen, düşkün olanlar tarafından ihanete uğrayarak hakikat ve özgürlük uğruna serden geçtiler.
Rêya Hakk Kürt Alevileri, ocak evlatları, analar, gençler, rıza toplumu sürekleri, Alevi kurumları, Koçgiri katliam sürecini bilince çıkarmalı, iyi anlamalıdır. Bu zihniyet geçmişten bugüne devam etmektedir. Bu zihnin devamı Zilan, Sason, Dersim’de devam etti. Çorum, Malatya, Maraş, Sivas ve Gazi’de kendini gösterdi. Mart ayı içinde olmamızdan dolayı 12 Mart Gazi katliamında yaşananlar hafızamızda hala canlıdır. Bu zihniyet Roboski’de, Şengal’de, Suruç’ta, Ankara Gar Katliamıyla devam etti.”
Basın açıklamasının ardından Sinemacı Medet Dilek, HDP Ankara İl Eş Başkanı Pakize Sinemillioğlu, VARTO-DER Ankara Şube Başkanı Özgür Yetiş Aslan, Dersim-Der Ankara Şube Sekreteri Tekin Araç da Koçgiri Katliamı’na dair görüşlerini paylaştı.
Konuşmaların ardından Zakir Hıdır Çelebi, Kürtçe ve Türkçe ezgilerle Koçgiri Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı.
Program, çerağların sırlanması ve lokmaların pay edilmesinin ardından son buldu.
PİRHA-Belgeselci Medet Dilek, 100. yılında Koçgiri Katliamı’na dair “1921’de yaşananlar Dersim Katliamı’nın ayak sesleriydi. Birçok demokratik kitle örgütü sanki 1921 yokmuş gibi direkt 37-38 Katliamı’na geçiyor. Oysaki her ikisi de çok büyük yara, çok büyük travmadır” dedi.
Notasyon, Guan-Di’nin Düğünü, Limonlu Kahve, Narkolepsi gibi filmlerin yönetmeni ve aynı zamanda Belgesel Sinemacılar Birliği (BSB) üyesi olan Medet Dilek İle Koçgiri Katliamı üzerine konuştuk.
Kürt ve Alevi toplumu nezdinde 100. yılında Koçgiri nasıl anılıyor, Sinemacı Medet Dilek’ten dinledik.
HEM İSYANIN HEM DE KATLİAMIN ADI KOÇGİRİ!
Koçgiri’nin hem katliam hem de isyan yönü olduğunu ifade eden Dilek, bir tarihçi olmadığına vurgu yaparak şunları dile getirdi:
“Bu konuyla ilgim iki sebepten dolayı; biri Koçgiri’nin 100. Yılı. Her şeyden önce Taş Düğmeler filminde Koçgiri Katliamını, Koçgiri hadisesini işleyen bir belgesel yaptım. İkincisi de o bölgenin insanıyım, Koçgiriliyim, bu sebepten dolayı kabul ettim.
Tarihçi olmak iddiasında değilim ama bölgenin insanı olduğumdan dolayı 1920 ve 1921 üzerine söyleyeceklerim var. Taş Düğmeler belgeselini çekmemle birlikte o bölgeyi yakından tanıyorum.
‘1920-1921 nedir?’ sorusu bir tartışmadır. 1921 tarihine ilişkin çok çeşitli isimlendirmeler yapılır. ‘Koçgiri Hadisesi’ ya da ‘İmraniye Hadisesi’ derler. Mecliste de bu isimle anılır. O dönemde ‘İmranlı’ Mecliste ‘İmraniye’ ismi ile ifade edilir. ‘Koçgiri Hadisesi, İmraniye Hadisesi, Koçgiri Vurgunu, Koçgiri Kırımı, Koçgiri İsyanı, Koçgiri Halk Hareketi’ gibi isimlendirmeler bunlardır. Bu konuda halen ‘İsyan mıdır? Katliam mıdır?’ tartışması sürer.
Bu konu her mevzu olduğunda bütün isimlendirmeleri kullanırım. Ama ne isyanı reddedebilirim, ne de katliamı. Hatta iki ismin bir arada kullanılabileceğine yakın duruyorum. Orada hem bir katliam hem de bir yanda isyan olmuştur.
O yıllarda Ankara Hükümetine gönderilen mektuplarda dönemin merkez hükümetine, Kürt-Alevi halkının bir hak talebi olmuştur. Bu konuda yayınlar da vardır. Kürdistan Teali Cemiyeti ile diyalogları mevcuttur. Koçgiri liderlerinin, İstanbul’daki Kürdistan Teali Cemiyeti’ne de bağları vardır. Bundan dolayı direk isyanı reddetmeyen birisiyim. Katliam da zulüm de orada mevcuttur. Topal Osman üzerinden sürdürülen, merkezi ordunun Giresun’dan başlayan ve Ankara tarafından da harekete geçen, bir abluka altına alınma durumu vardır.”
BÜYÜK KATLİAMLARIN SORUMLU İSMİ: TOPAL OSMAN
Medet Dilek, Koçgiri’de yaşananların nedenlerine de değindi. 1920’de ağır bir travmanın yaşandığını ifade eden Dilek, “İsyanın başlangıcı Mart ayında oldu. 3,5 ay kadar süren bir kalkışma var. Ardından ordu ve çeteler tarafından bastırma süreci yaşanıyor. Topal Osman öncülüğündeki 47. ve 48. alaylar tarafından oluşturulan bir çete grubuyla merkez ordunun birlikteliği ile 3,5 ay sonra bu katliamın sonlandırıldığını biliyoruz” dedi.
Medet Dilek, Topal Osman öncülüğündeki çetenin, 47. ve 48. Giresun alayının niteliği üzerinde durarak şu bilgileri paylaştı:
“Bu çete yapılanması genellikle adli suçlulardan; ırza geçme, adam öldürme, çalma noktasında olan kişilerin bu isyanı bastırmak için cezaevinden çıkarıldığını biliyoruz. Aynen IŞİD vari bir yapılanma oluşturulmuş. Kesinlikle bu dönemde de o tarz yönelimler tarihsel olarak yaşanmıştır. O sebeple Topal Osman örgütlenmesi çok özel ve büyük katliamları gerçekleştiren bir kadrodur. Çete, Topal Osman öncülüğünde evleri yakıp yıkarak Erzincan’dan İmranlı bölgesine gelmiştir. Hem insan teşkilatıyla hem de toplarıyla… O toplar dağlara, tepelere, mağaralara yönelik kullanılmıştır. Bu mağaralar bir anlamda da kurtuldukları yer olduğu için şu anda ise ziyaret yerleridir. Çünkü kurtulmalarına vesile olmuş olan yerlerdir. Benim de yaşadığım, doğduğum bölgenin mağarası Topal Osman’ın hedef aldığı mağaralardan ve köylerden bir tanesidir. O bölgeler tümüyle topa tutulmuştur.
3 köyün o mağarada sığındığı ve kuşatıldığı söylenir. Mağaranın ağzının taşlarla kapatıldığı, ateşler yakıldığı, dumandan ölmeleri amaçlanmıştır.
Savaş esnasında merkezi ordu, çeteler, yıllarca katliam ve zulüm yapmıştır ama şöyle bir şey var; 3 köy kurtulmak için o mağarada iki ay kalmışlar. Ordu o bölgeyi merkez tutmuş ama başaramayınca çekilmiş.”
ASKERDEN İÇME SUYUNA ZEHİR İTİRAFI!
“O bölgeden bir su geçiyor. İçilen suyun kaynağına asker ve çete üyeleri zehir karıştırıyor. Askerlerden bir tanesi içeri seslenerek suyun içilmemesi gerektiğini söylüyor. Burada vicdan devreye giriyor. Anlatılması ve ihmal edilmemesi gereken bir noktadır. Askerin tavrının, vicdanının kayda geçmesi gerekir.
Daha ötesine gitmek gerekir. İsyan 3 ay sonra bastırılıyor. Öncüleri İstanbul ve Erzincan’a sürgüne gönderiliyor. Haydar Bey Erzincan’a, Baytar Nuri Suriye’ye çıkış yapıyor. İdamla aranan Alişer ve Zarife Hatun da arananlar arasında. Onlar da Dersim dağlarına sığınıyor. Seyit Rıza dönemlerinden bahsediyorum…
Alişer ve Zarife, 16 sene Dersim’de dağlarda kalıyor. Devletin bir organizasyonuyla Alişer ve Zarife katledilerek başlarının kesildiği fotoğraflar dergilerde çıkıyor.”
“KOÇGİRİ, DERSİM KATLİAMI’NIN AYAK SESLERİYDİ”
Sinemacı Medet Dilek, Koçgiri’ye dair belgesel çalışması sürecinde bölge halkı üzerindeki travmaya da değindi. “Çok gezdim ve insanlarla diyalog kurdum. Yaşanan travmaları gördüm” diyen Melek, Koçgiri Katliamı’nın aydınlatılması hakkında yeterli özenin gösterilmediğini şu sözlerle anlattı:
“Şu anda o tanıklar hayatta değil. Canlı tanık bulma noktasında bir eksiklik yaşandı. Oysaki 37- 38 Dersim Katliamı’nın böylesi bir avantajı oldu. Üzerine daha düzenli gittiklerinden dolayı çok canlı tanık yakaladılar.
Benim konuştuğum iki tanıktan dolayı da mutlu olduğumu düşünüyorum. Onların anlatımları özeldi. Orada yaşanan travmayı, baskıları, zulümleri, insanların öldürülmelerini, uçurumdan atmaları vb. yaşananları anlattılar. Dersim Katliamı’nda yaşananlarla Koçgiri’de yaşananlar arasında benzer yöntemler var. Çünkü Koçgiri’de yaşananlar Dersim 37-38’e giden katliamın ayak sesleriydi.
Tabi burada bir eleştiri yapmak gerekir. 1921 Koçgiri çok konuşulmuyor, anlatılmıyor, değerlendirilmiyor. Birçok demokratik kitle örgütü sanki 1921 yokmuş gibi direk 37-38 kanallarına geçerek, ondan önce 1921 yokmuş gibi davranıyor. Oysaki her ikisi de çok büyük yara, çok büyük travmadır. 1921 Koçgiri mevzusunun dernekler tarafından da çok tartışılmadığını ve ihmal edildiğini düşünüyorum.
Koçgiri Katliamı konusunda İmranlı bölgesi çok bölünmüş durumda. İçerisinde bu konunun tartışılmasını istemeyen gruplar var. Özellikle yaşlılar ‘niye tartışıyorsunuz, eskileri niye karıştırıyorsunuz’ diyebiliyor. Bölgede yaşayan ama korku nedeniyle konuşmayan insanlar da var. Travma, kendileriyle birlikte hayatta olan torunlarına da yansımış. Bir korku mevzusu var. Yani bir Stockholm Sendromu dediğimiz bir duygu gizliden gizliye yaşanıyor. Bir güce benzeme, kendini ona benzetmek, ona itaat etme Stockholm sendromu olayı…”
KOÇGİRİ’NİN TARTIŞILMASINA İZİN VERİLMİYOR
Medet Dilek, katliam ile yüzleşilmesi gerektiğine vurgu yaparak şu yorum ile sözlerine son verdi:
“Bir asır geçmiş ama alınan yol çok kısa, hatta neredeyse yok. Çünkü halen insanlar tarihle, katliamla yüzleşmek istemiyor. neden? Çünkü demokratik bir ortamın olduğunu düşünemediğinden dolayı. Bırak bari Koçgiri bölgesinde insanlar bu dönemi tartışsın. Hiç olmazsa travmasını üzerinden atsın. Bu bile gerçekleşmiyor. Çünkü özgürlükçü bir ortamın eksikliğinden kaynaklı tartışacak, yüzleşebilecek durum mevcut değil.”