Etiket: konferans

  • Nuray Türkmen konferansı değerlendirdi: Herkesin ülkesi, herkesin cumhuriyeti mesajını verdik-VİDEO

    Nuray Türkmen konferansı değerlendirdi: Herkesin ülkesi, herkesin cumhuriyeti mesajını verdik-VİDEO

    PİRHA-Nuray Türkmen İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’ndan “Kimin cumhuriyeti? Kimin ülkesi?” sorularına cevap aradıklarını belirterek, “Konferanstan herkesin cumhuriyeti, herkesin ülkesi cevaplarını aldık” dedi.

     

    İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı yoğun katılımla tamamlandı. Demokratik dönüşüm talebini gündemin merkezine taşımak amacıyla düzenlenen konferans, 29 çağrıcının beş aylık çalışmasının ürünü oldu. Konferansın çağrıcılarından olan ve sonuç bildirgesini okuyan Nuray Türkmen, konferanstaki tartışmaları ve bundan sonraki süreci PİRHA’ya değerlendirdi.

    “AYDINLARI MEMLEKETİN SORUNLARIYLA TEMAS ETTİRMEK İSTEDİK”

    Bu konferansı düzenleme ihtiyacı nereden doğdu? Gelişme süreci nasıl oldu?

    Konferansı düzenleme fikri çok aleni bir ihtiyaç. Hepmizin gördüğü, yaşadığı, hissettiği bir ihtiyaçtan doğdu. Genelde bu tür konferanslar siyasal zeminler üzerinden yapılıyor. Biraraya gelen çağrıcılar olarak gördüğümüz, ülkenin sorunları çok parçalı olarak ifade ediliyor ya da çok kişisel hikayeler olarak aktarılıyor. Biraz buradan yola çıkarak “acaba biz de geçmişte olduğu gibi aydın sorununu memleketin sorunlarıyla temas edecek şekilde bu iki olguyu nasıl biraraya getirebiliriz.” diye bir sivil inisiyatif olarak böyle bir girişimde bulunalım diye düşündük. İsmi konferans ama bir tür bir ilk buluşma diyelim biz buna. Bugünden yarına erteleyeceğimiz hiçbir sorunumuz yok. Hepsi birbirinden önemli sorunlar. Dolayısıyla bu sorunlarla bizim sorumluluğumuz çakışmış oldu. Bu ihtiyaçtan doğdu bu buluşma.

    İlk görüşmelere başladığımız zaman beş ay önceydi. Çağrıcılar arasındaki insanlar aslında günlük hayatta da biraraya geldiğimiz görüştüğümüz insanlar. Görüşmeler sırasında gördük ki diğer arkadaşlar da böyle bir fikri olumlu buldular. Tabi bu memlekette krizler bitmiyor. Araya sürekli savaşlar, saldırılar girdiği için erteleme durumunda kaldık. Gündem çok yoğun ve sıcak olduğu için bizim açımızdan da bu konferans yapılabilecek gibi değildi. O yüzden biraz ötelemiş olduk. Son üç aydır da tekrar çalışmalara başladık. Bütün karar süreçlerini bu 29 çağrıcıyla birlikte işlettik. Ve sonrasında bu buluşmayı gerçekleştirdik.

    KONFERANSTAN ÇIKAN YANIT: “HERKESİN CUMHURİYETİ”

    Moderatörlüğünü yaptığınız oturumun başlığı “Kimin cumhuriyeti, Nasıl bir gelecek?” idi. İki gün boyunca yapılan tartışmalar bu soruya ne oranda cevap verdi?

    Esasında bu soruya cevap bulduk. Kimin cumhuriyeti? Herkesin cumhuriyeti. Kimin ülkesi? Herkesin ülkesi cevaplarını aldık konferanstan. Bu çağrıcı grup içindeki arkadaşlarımız da konuşmacı olarak davet edilen arkadaşlarımız da orada söz alan herkes de bütün sorunların bileşkesinde yer alan bir öznelik halini barındırıyorlar. Tabi bu öznelerin bir sorun içinden gelmesi de şart değil. Konferans içinde de yapılan konuşmalarda çokça geçti. Cumhuriyetin kuruluşu itibariyle tekçi bir anlayış mevcut. Türk, müslüman ve sünni kimliklerinin öne çıktığını ifade ettik. Ama bu cumhuriyet aynı zamanda Türklerin de cumhuriyeti, aynı zamanda müslümanların da cumhuriyeti, aynı zamanda sünnilerin de cumhuriyeti. Çünkü yüz yıl boyunca sadece dışarıda bırakılan kimliklerin değil içeride gibi görünen kimliklerin de aslında dışarıda olduklarını biliyoruz. Bu ülkede yüz yıldan daha uzun zamandır da yaşananlardan esasen kimse mutlu değil. Dolayısıyla herkesin ülkesi, herkesin cumhuriyeti mesajını vermiş olduğumuzu düşünüyorum.

    ALEVİLERE ÖZEL BULUŞMA SÖZÜ

    Konferans sırasında Aleviler adına yapılan konuşmalarda temsiliyet eksikliğine yönelik eleştiriler geldi. Kapanışta siz de engelliler ve Rum toplumundan da benzer eleştiriler geldiğini söylediniz. Demokratik dönüşüm tartışmalarında azınlıklar içinde daha görünmez kalan kimliklerin bu eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Memlekette o kadar çok bu ülkenin dışarıda bırakılanları var ki. Bizim bu ilk buluşmada herkesi kapsamamız olanaksızdı zaten. Ve bu iki günlük çok yoğun bir programdı. Programı oluştururken kimseyi eksik bırakmamaya çalıştık bu yüzden çok hacimli bir program oldu. Bu hacimli program içerisinde eksiklerimiz elbette var. Biz bunun özeleştirisini verip paylaşırız açıklıkla. Alevilerin sözünün edilmesini Alevilerden bahsedilmesini beklerdik biz de.  Genellikle öne çıkanlar kurum temsiliyeti olanlar. Ama biz kurum temsiliyetlerini çok dahil etmemeye çalıştık. Belki bu nedenle bir sınırlılığımız oldu. İkinci gün Cemal Salman’ın konuşmasıyla bu açığın kapanmasına büyük bir katkı yapıldığını düşünüyorum. Kapanışta şunun da sözünü vermiş olduk; bu çağrıcı grupla sadece Alevilere yönelik de bir çalışma yapılabilir ve yapılmalı da. Mesela “Alevilerin demokratik cumhuriyeti nasıl olmalı?” başlığıyla. Böyle buluşmaları gerçekleştirmeliyiz diye düşünüyorum.

    SOMUT ADIMLAR: KOMİSYON VE KENT BULUŞMALARI

    Bu konferansın yalnızca fikirlerin paylaşıldığı bir etkinlik olarak kalmaması ümit ediliyor. Bundan sonra hangi somut adımların atılması planlanıyor? Burada kurulan diyalog nasıl sürdürülecek?

    Biz 21 Mayıs’taki çağrı metnini paylaşırken de konferans boyunca da kapanış metnimizi okurken de özellikle vurgulamak istedik. Bunun bir irade beyanı olduğunu, bir irade beyanı olmaktan öte biz bunu yapacağız sözünü vermiş olduk. Bu hafta itibariyle biraraya gelip bir konferans değerlendirmesi ve bundan sonra ne yapabiliriz fikri üzerine kafa yoracağız. Örneğin; çeşitli kentlerde aydın kimliğiyle toplumun biraraya gelebileceği toplantılar yapacağız. Kalıcı olmasını, güçlenmesini, tesis edilmesini istiyoruz. Ya da mesela üç aylık altı aylık raporlar sunabileceğimiz “Demokratik cumhuriyet komisyonu” oluşturabilir miyiz fikri üzerine tartışmalar yürüteceğiz. Kendi içerisinde çok uyumlu çalışan, çok istekli, gerçek bir dönüşüm için talip olan ve bunun için de talebelik yapmak isteyen bir grubuz diyebiliriz.

    “TOPLUMA DEMOKRATİK BİR CUMHURİYET İÇİN MÜCADELE ÇAĞRISI”

    Konferans boyunca demokratik dönüşüm ihtiyacı bütün konuşmaların içerisinde yer aldı. Peki sizce cumhuriyet dönüşmezse ne olur?

    Bu sadece devletle ve iktidarla ilgili bir şey değil. Cumhuriyet dönüşmezse ne olur sorusunun öznesi kim öncelikle? Bu özneyi sormak gerekir. Öznelerinden bir tanesi, iktidarın ve devletin kendi gerekliliklerini dile getirmesi. Ama diğer taraftan ikinci özne, toplum. Şimdi burada toplumun da gerekliliklerini yerine getirmesinden bahsediyoruz. Yani zorlamasından, mücadele zeminlerini açmasından, güçlendirmesinden bahsediyoruz. Toplum ne kadar dayanışma ağlarını arttırırsa, barış ve demokrasi ısrarını zorlarsa cumhuriyetin dönüşümü olasılığı o kadar artar. Ama bütün baskı süreçlerine sessiz kalınırsa, zaten parçalanmış bir örgütlülük halinin daha fazla parçalanmasıyla birlikte herkesin daha mutsuz olacağı bir toplumla karşı karşıya kalırız. Baskının giderek arttığı ve toplumun da parçalandığı ve giderek kutuplaştığı bir durumla karşı karşıya kalırız. Ama tarihe de baktığımızda iktidar hegemonyayı ne kadar güçlendirirse toplum da bir bütün olarak bunun karşısında yeni bir hegemonya inşa edebilirler. Her zaman boşluklar vardır. Mücadeleyi ve özneyi kendimiz üzerinden kurarsak birlikte dönüşüm umudunu güçlendirmiş oluruz diye düşünüyorum. Ve bu umut yorgunluğundan da çıkmamız gerektiğini düşünüyorum.

    Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL

  • ‘Toplumdan Devlete Demokratikleşme İmkanları’ oturumunda ‘Barış Yasası’ vurgusu!-VİDEO

    ‘Toplumdan Devlete Demokratikleşme İmkanları’ oturumunda ‘Barış Yasası’ vurgusu!-VİDEO

    PİRHA- İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda ‘Toplumdan Devlete Demokratikleşme İmkanları’ konulu panelde, “Barış Yasası’nın oluşturulması gerektiği ifade edildi.

    İstanbul’daki “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” konferansı ikinci gününde. “İkinci Yüzyılda Ortak Gelecek” temasıyla gerçekleştirilen konferansta bugün de birçok başlık tartışılacak.

    “Toplumdan Devlete Demokratikleşme İmkanları” başlıklı oturumun moderasyonunu Akın Birdal yürütürken, konuşmacı olarak   Şükrü Aslan “Cumhuriyetin Tekçi Siyaset ile Baskılanan Çoğul Sosyolojik Dokusu”, Ruşen Seydaoğlu “Demokrasinin, Barışın ve Özgürlüklerin İnşasında Kadınların Kurucu Rolü”, Mehmet Bekaroğlu “Milliyetçilik, Vatanseverlik, Yurttaşlık?” ve Özgür Erol da “Cumhuriyet, Kürtler ve Demokratik Hukuksal Dönüşüm İmkânı” başlılı sunumlar yapıldı.

    Akın Birdal, geçmiş dönemde yapılan barış ve demokrasi çalışmalarına dikkat çekerek, “NATO üyesi ülkeler tarafından kurulan gladyo gibi hukuk dışı örgütlerin ortadan kaldırılması gerekiyor” dedi.

    “KÜRTLER BUNU ÇOK AĞIR BİR ŞEKİLDE YAŞADI”

    Şükrü Aslan, Osmanlı döneminde de, cumhuriyet yıllarında da etnik nüfusun tespitinin yapıldığını belirterek, “Türkçe’nin dışında anadilin olduğunu devletin resmi belgelerinde 1927 yılından 1965 yılına kadarki arşivlerde bulunuyor. Türkiye’de 21 anadil tesptit edilmiş. Bu sosyolojiye yönelik asimilasyon politikaları yürütüldü. İmkansız olan şey cumhuriyetin resmi politikası haline geldi. Kürtler bunu çok ağır bir şekilde yaşadı. Türkiye’de bu politikayla yüzleşmedi. Politika üretenleri imkansız olanın peşinden koşmamaya davet ediyoruz” diye konuştu.

    “KADINLAR DİRENİŞTEN ÖĞRENDİĞİYLE VE KATLİAMLARA KARŞI ALDIĞI TUTUMLA KENDİ SİSTEMİNİ KURDU”

    Ruşen Seydaoğlu, dili, kültürü, varlığı yok sayıldığı için mücadele edenlerin varlığının altını çizerek, “Kürt kadın hareketi toplumsal dönüşüme dair mücadele etti. Dönüşüm sürecinde kendi bilimsel yaklaşımı için mücadele etmiş, aynı zamanda kadının sömürüsüne karşı da, şiddetin kaynağına karşı da mücadele yürüttü. Kürt ve kadın kimliğinin öznesi için mücadele etti. Direnişten öğrendiğiyle ve katliamlara karşı aldığı tutumla kendi sistemini kurdu ve eş başkanlık sistemini kurudu. Bugünde bunu geliştirmeye çalışıyor. Derin kadın yoksulluğuna karşı da alternatif örgütleyecek bir eksen yarattı. Jinelojiyi yarattı ve bunu örmeye devam ediyor. Bürokrasiye çevrilen alanları dayanışmacı, özgürlükçü alanlara dönüştürdü” şeklinde ifade etti.

    “GÜVEN VERİCİ TEDBİRLER OLUŞTURULMALI”

    Mehmet Bekaroğlu, “Milliyetçilik, Vatanseverlik, Yurttaşlık?” başlıklı yaptığı sunumda, son yıllarda milliyetçiliğin arttığını vurgulayarak, “Böyle bir zamanda Türkiye’de barışı tesis edeceğiz. ‘Nasıl bir yurttaşlık?’ sorusu tartışılacak. Miliyetçiliği yok sayamayız. Ortak vatanda, insanca nasıl yaşanırın formülüne dönük kafa yormalıyız, içini doldurmalıyız. Anayasal vatandaşlık elbette inşa etmeliyiz ama bu sadece yetmez. Güven verici tedbirler oluşturulmalı” ifadelerine yer verdi.

    “BARIŞ YASASI!”

    Özgür Erol, Kürt hareketinin on yılları bulan deneyiminden kaynaklı demokrasi mücadelesinin yükünün büyük kısmını aldığına işaret ederek, “Kürdün hukuk dışı, sosyoloji dışı bırakıldı. Bizim yasallık taleplerimiz tam da bunu ifade ediyor. Bireysel haklar düzlemine indirgenemez. Kürtlere dönük cezalandırma halk üzerinden yapılmıştır. Buna karşı kollektif hukuku şekillendirmeliyiz. Bize barış yasası gerekiyor. İçinden bulunduğumuz süreç için önemlidir. Bu yasadan beklenen öncelikler kapsayıcı olmasının yanı sıra, bu sürecinin muhataplarının katılımının sağlayacak kurumsallaşmayı sağlaması önemlidir. Demokrasi çarkının dönmesi lazım” şeklinde ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İstanbul’da “Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” konferansı başladı

    İstanbul’da “Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” konferansı başladı

    PİRHA- Türkiye’nin ikinci yüzyılında demokratikleşme, toplumsal barış ve eşit yurttaşlık tartışmalarını gündeme taşımayı hedefleyen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” konferansı İstanbul’da başladı. İki gün sürecek konferansta Kürt meselesinden kadın mücadelesine, ekolojiden LGBTİ+ haklarına kadar birçok başlık ele alınacak.

    “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” konferansı, İstanbul’da bulunan Cem Karaca Kültür Merkezi’nde başladı. İki gün sürecek konferansta Türkiye’nin demokratikleşme süreci, toplumsal barış ve yeni yüzyıla ilişkin çözüm önerileri tartışılacak.

    13-14 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilen konferansa siyaset, akademi, hukuk ve sivil toplum alanlarından çok sayıda isim katılıyor. Konferansı takip etmek üzere çok sayıda gazeteci de salonda yer aldı.

    Konferansın çağrıcıları arasında Ahmet Türk, Akın Birdal, Gültan Kışanak, Rıza Türmen, Şebnem Korur Fincancı, İhsan Eliaçık ve Ali Bayramoğlu’nun da bulunduğu çok sayıda aydın, siyasetçi ve hak savunucusu yer alıyor. Açılış konuşmalarını ise Gültan Kışanak ile Rıza Türmen yaptı.

    KÜRT MESELESİNDEN EKOLOJİYE GENİŞ GÜNDEM

    Konferansta Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne demokratikleşme deneyimleri, toplumsal hafıza, milliyetçilik, eşit yurttaşlık, Kürt meselesi ve toplumsal barış başlıkları çeşitli oturumlarla ele alınacak.

    Kadınların demokratik dönüşüm süreçlerindeki rolü, yerel demokrasi, ekoloji, gençlik politikaları ve LGBTİ+ hakları da konferansın tartışma başlıkları arasında yer alıyor.

    YENİ YÜZYILA ÇAĞRI METNİ HAZIRLANACAK

    İki gün boyunca sürecek panel ve forumların ardından konferansın sonuç bildirgesinin kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor. “Yeni Yüzyıla Demokratik Çağrı” başlığıyla açıklanması planlanan metinde, demokratikleşme, barış ve ortak yaşam perspektifine ilişkin önerilerin yer alacağı belirtildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • “Barışı arayan ülke” konferansının ikinci bölümünde eşitlik, Aleviler ve Ortadoğu tartışıldı!-VİDEO

    “Barışı arayan ülke” konferansının ikinci bölümünde eşitlik, Aleviler ve Ortadoğu tartışıldı!-VİDEO

    PİRHA-Avrupa Özgürlük ve Barış Forumu’nun Almanya’nın Köln kentinde gerçekleştirdiği “Barışı arayan ülke: Engeller ve imkanlar” konferansının ikinci bölümünde barış süreçleri, kadınların özneliği, Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri ve Ortadoğu’daki bölgesel güç dengeleri ele alındı. 

    Konferansın öğleden sonraki oturumunda “Sürece Yaklaşımlar- Zeminler, Adımlar, Bariyerler” başlığıyla panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Gazeteci Can Dündar’ın yaptığı oturumda, Türkiye’de ve bölgede barışa dair farklı perspektifler masaya yatırıldı.

    SELİN TOP: KADINLAR BARIŞ SÜRECİNDE ÖZNE OLMALI

    “Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi” adına konuşan Selin Top, barış talebinin kadınlar açısından bir temsil meselesi değil, doğrudan özne olma mücadelesi olduğunu vurguladı. Top, kadınların sadece “renkli figürler” veya “kadın komisyonları” üzerinden sürece dahil edilmesine itiraz ederek, kadınların masada, ittifaklarda ve anlaşmalarda aktif olarak bulunmasının önemine dikkat çekti.

    Top, kadınların savaş süreçlerinde yalnızca annelik üzerinden değil, aynı zamanda savaşçı ve hedef alınan bireyler olarak şiddeti deneyimlediğini belirtti. Halep’te yaşanan örnekleri hatırlatan Top, kadınlara yönelik özel şiddetin patriyarkal öfke ve korkudan beslendiğini ifade etti.

    Ayrıca kadınların savaş ve çatışma ortamını günlük yaşamın zorluklarıyla bir arada yaşadığını aktaran Top, ev içi emek, göç, yoksulluk, dil engeli ve geçimlik ekonominin yok edilmesi gibi faktörlerin kadınların gündelik hayatını şekillendirdiğini söyledi. Top, barışın görünürlüğünün yalnızca “sıcak savaş yok” gerekçesiyle sağlanamayacağını, Suriye ve Rojava örnekleri üzerinden barışın tüm boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurguladı.

    DR. ESMA ÇAKIR CEYLAN: BARIŞ EŞİT YURTTAŞLIK VE ALEVİLER

    Ceza Hukuku Uzmanı Dr. Esma Çakır Ceylan, “Barış, Eşit Yurttaşlık ve Aleviler” başlıklı konuşmasında, Türkiye’de barış tartışmalarının yalnızca siyasal bir süreç olarak ele alınamayacağını vurguladı. Çakır Ceylan, kendisini bir kurum temsilcisi olarak değil, bir insan hakları savunucusu ve araştırmacı olarak konumlandırdığını belirterek sözlerine başladı.
    Türkiye’de Kürt meselesi bağlamında atılan barış adımlarının, devletin farklılıklarla birlikte yaşama iradesini gösterip gösteremeyeceğinin tekrar eden bir sınavı olduğunu ifade eden Çakır Ceylan, barışın yalnızca bir kesimin sorununun çözülmesiyle sınırlı kalması halinde toplumsal barışa dönüşemeyeceğini söyledi. Barışın Türkiye’nin bütün halklarını ve inançlarını kapsaması gerektiğini vurguladı.
    Eşit yurttaşlık kavramının sıklıkla yanlış anlaşıldığını belirten Çakır Ceylan, eşit yurttaşlığın herkesi aynı kalıba sokmak olmadığını, tam tersine farklılıkların tanınması ve korunması anlamına geldiğini ifade etti. Kürtler açısından eşit yurttaşlığın kimlik ve ana dil hakkının tanınması anlamına geldiğini belirten Çakır Ceylan, Aleviler açısından ise bunun inanç temelinde hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması olduğunu söyledi.
    Bu çerçevede Aleviler açısından kritik bir başlığa değinen Çakır Ceylan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulmasını değerlendirdi. Bu yapının kamuoyuna Alevilere yönelik bir açılım olarak sunulduğunu hatırlatan Çakır Ceylan, Alevilerin bu kuruma haklı nedenlerle temkinli yaklaştığını ve güven duymadığını ifade etti.

    “DEVLERİN İNANCI TANIMLADIĞI BİR YERDE EŞİTLİKTEN DEĞİL VESAYETTEN SÖZ EDİLİR”

    Çakır Ceylan, bunun temel nedeninin Aleviliğin bir inanç olarak değil, kültür başlığı altında ele alınması olduğunu söyledi. Aleviliğin yaşayan bir inanç olduğunu vurgulayan Çakır Ceylan, inancın folklorik ya da kültürel miras kategorisine indirgenemeyeceğini belirtti. İnancı kültür alanına sıkıştırarak eşit yurttaşlık sağlanamayacağını, aksine bu yaklaşımın inancın kamusal görünürlüğünü daralttığını ifade etti.
    Bu düzenlemeyle devletin Aleviliği tanımlayan bir konuma yerleştiğini belirten Çakır Ceylan, cem evlerinin statüsü, dedelik kurumu ve inanç çerçevesinin dolaylı biçimde devletin müdahale alanına girdiğini söyledi. Oysa Alevilikte merkezi bir otorite ve tek tip bir inanç anlayışı olmadığını vurguladı. Devletin inancı tanımladığı bir yerde eşitlikten değil, vesayetten söz edilebileceğini dile getirdi.
    Bir diğer önemli meselenin Alevi örgütlerinin bu sürece gerçek anlamda dahil edilmemesi olduğunu belirten Çakır Ceylan, yıllardır eşit yurttaşlık mücadelesi yürüten Alevi federasyonları ve derneklerinin karar verici özne haline getirilmediğini ifade etti. Görüşmelerin eşit müzakere ve ortak irade temelinde gerçekleşmemesinin güvensizliği derinleştirdiğini söyledi.
    Çakır Ceylan, Alevilerin temel eşit yurttaşlık taleplerinin hâlâ karşılanmadığını vurguladı. Cem evlerinin ibadethane olarak tanınmadığını, zorunlu din derslerinin sürdüğünü, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tek inanç merkezi yapısıyla varlığını koruduğunu hatırlattı. Bu talepler yerinde dururken yeni bir bürokratik yapı kurulmasının, Alevi kamuoyunda “sorun çözülmüyor, sadece yönetiliyor” algısını güçlendirdiğini söyledi. Çakır Ceylan, konuşmasının sonunda toplumun tarihsel deneyimlerinin barış ve eşit yurttaşlık tartışmalarının dışında bırakılıyormuş gibi ele alındığını, özellikle kurumlar düzeyinde bunun böyle hissedildiğini ifade etti. Türkiye açısından bakıldığında Alevilerin mevcut iktidarın siyasal çizgisini desteklemediğini ve bu siyasal hattın altında yer almadığını düşündüğünü belirten Çakır Ceylan, bu tutumun barış ve demokrasi mücadelesinden geri durmak anlamına gelmediğinin altını çizdi.
    Aksine Alevilerin, barışı, demokrasiyi ve eşit yurttaşlığı sağlamak için toplumsal düzeyde atılan her adımın içinde yer aldığını vurgulayan Çakır Ceylan, bu mücadelenin siyasal iktidarlardan bağımsız, tarihsel hafızaya ve eşitlik talebine dayalı bir mücadele olduğunu ifade etti.

    “ALMANYA’DA ALEVİLER RESMİ MUHATAP”

    Eşit yurttaşlığın ayrı bir alan açmak değil, kamusal alanı herkes için tarafsız, eşit ve erişilebilir hale getirmek olduğunu belirten Çakır Ceylan, Alevilerin bu kuruma yönelik itirazının bir reddiye değil, eşitlik temelinde bir uyarı olduğunu ifade etti. Alevilerin tarihsel hafızasının devlete karşı temkinli olmayı öğrettiğini vurgulayan Çakır Ceylan, taleplerinin net olduğunu söyledi: Devlet Aleviler adına konuşmamalı, Alevileri muhatap almalı, Aleviler için değil, onlarla birlikte eşitliği tesis etmelidir.
    Konuşmasında Almanya’daki Alevilerin durumuna da değinen Çakır Ceylan, burada Türkiye’den farklı bir tablo olduğunu ifade etti. Almanya’da Alevilerin hukuki ve kurumsal açıdan önemli kazanımlar elde ettiğini, devlet tarafından resmi muhatap olarak kabul edildiklerini söyledi.
    Çakır Ceylan, Almanya örneğinin, devletin inancı tanımlamak yerine inancın kendini ifade etmesine alan açmasının ve güçlü sivil örgütlenmenin eşit yurttaşlık mücadelesinde ne kadar belirleyici olduğunu gösterdiğini söyledi.

    SEZGİN TANRIKULU: KÜRT SORUNU DEVAM EDİYOR

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Muhalefetin Sınavı” başlıklı sunumunda, Türkiye’de Kürt meselesinin hâlâ çözülmediğini vurguladı. Tanrıkulu, AKP ve MHP’nin yaklaşımının sorunu yalnızca “terör” çerçevesinde ele aldığını, CHP ve diğer partilerin ise Kürt meselesinin varlığını savunduğunu belirtti.

    Tanrıkulu, iktidarın süreci gönülsüz ve siyasal geleceğini önceleyen bir yaklaşımla yürüttüğünü ifade ederek, bu durumun Rojava’daki gelişmelerle de bağlantılı olduğunu kaydetti.

    FAİK ÖZGÜR EROL: ORTADOĞU’DA 150 YILLIK TUZAK YENİLENİYOR

    İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol, Rojava süreci ve Ortadoğu’daki bölgesel gelişmeleri değerlendirdi. Erol, krizli dönemlerde duygusal tepkiler yerine rasyonel ve stratejik düşünmenin önemine dikkat çekti.

    Öcalan’ın güvenlik ve siyaset anlayışına değinen Erol, Ortadoğu’daki sistemin Kürtleri “öldürmez ama yaşatmaz” yaklaşımıyla hedeflediğini söyledi. 150 yıllık tuzağın bugün yeniden üretildiğini belirten Erol, sorunun yalnızca ulusal sınırlar içinde ele alınamayacağını vurguladı ve Şii-Sünni dengelerinin dahi bu tuzak siyaseti üzerinden şekillendiğini aktardı.

    Konferans, kadınların barış süreçlerindeki özneliği, Alevi topluluklarının eşit yurttaşlık taleplerini ve Ortadoğu’daki bölgesel güç mücadelelerini bir araya getirerek, kapsamlı bir tartışma zemini oluşturdu. Katılımcılar, barışın yalnızca çatışmanın sona ermesiyle değil, toplumsal eşitlik, hakların güvence altına alınması ve tarihsel hafızaya saygı gösterilmesiyle mümkün olabileceğini vurguladı.

    Elif SONZAMANCI/ALMANYA

  • Köln’de “Barışı arayan ülke: Engeller ve imkanlar” konferansı düzenlendi!-VİDEO

    Köln’de “Barışı arayan ülke: Engeller ve imkanlar” konferansı düzenlendi!-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Özgürlük ve Barış Forumu tarafından Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen konferansta, savaşın yıkımları, barışın olanakları ve Orta Doğu’daki bölgesel güç mücadeleleri tartışıldı. Uzmanlar, küresel sistemin çöküşü ile Orta Doğu’da otoriterleşmenin derinleştiğine dikkat çekti.

    Almanya’nın Köln kentinde Avrupa Özgürlük ve Barış Forumu tarafından “Barışı Arayan Ülke: Engeller ve İmkanlar” başlıklı konferans gerçekleştirildi. Etkinlik, Neşe Özgen ve Ercan Jan Aktaş’ın selamlama konuşmalarıyla başladı.

    Konferans kapsamında düzenlenen ilk oturumda, “Savaşın Yıkımları ve Barışın Olanakları” başlığı altında Dilan Dirayet Taşdemir’in moderatörlüğünde Ertuğrul Mavioğlu ve Latife Akyüz savaşın etkilerini değerlendirirken, Ayhan Işık barışın olanaklarını aktardı.

    İkinci oturum olan “Ya Rojava ya Barbarlık” ise Vedat Çetin ve Dilan Dirayet Taşdemir’in moderatörlüğünde gerçekleşti. Rojava’dan Hesen Mehemed Eli ve Dr. Arzu Yılmaz konuşmacı olarak katıldı.

    Dr. Arzu Yılmaz, liberal uluslararası sistemin çöküşünün yalnızca küresel kuralların işlemez hale gelmesiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda ulus-devlet modelini de krize sürüklediğini vurguladı. Yılmaz, devletlerin içerde otoriterleşerek, dışarıda korumacı politikalarla zayıflığı telafi etmeye çalıştığını ifade etti. ABD’nin artık küresel hegemonya kurabilecek kapasiteye sahip olmadığını belirten Yılmaz, Asya’da Çin’in, Avrasya’da Rusya’nın bölgesel hegemon güçler olarak öne çıktığını söyledi.

    Yılmaz, Orta Doğu’da çatışmaların artık küresel değil, bölgesel güç dengeleri üzerinden şekillendiğine dikkat çekti. Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlarının bu denklemde aktif bir rol oynadığını belirten Yılmaz, Kürt meselesinin de bu bağlamda bölgesel güç odaklı analiz edilmesi gerektiğini kaydetti.

    Rojava’dan konuşan Hesen Mehemed Eli ise Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin Irak işgaliyle başladığını, Arap Baharı ile derinleştiğini ve bugün Körfez merkezli yeni bir tasarımla sürdürüldüğünü aktardı. Eli, halkların iradesinin değil, bölgenin kontrolünün esas alındığını söyledi. Ayrıca, geçiş sürecinde diyalog yolunu tercih ettiklerini ancak karşı tarafın uzlaşmaya yanaşmadığını belirtti. Türkiye’nin Rojava’ya yönelik müdahalelerinin de bu sürecin bir parçası olduğunu ifade etti.

    Konferans, “Savaş Varken Türkiye’de Barış Mümkün mü?” başlıklı forum ile sona erdi. Moderatörlüğünü Aslı Telli ve Tuncay Yılmaz’ın üstlendiği forumda katılımcılar, Türkiye’de barış sürecinin önündeki engeller ve olası çözümleri tartıştı.

    Elif SONZAMANCI/ALMANYA

  • Ortadoğu ve Barış Konferansı sona erdi: Türkiye’de bir barış cephesinin oluşması gerekiyor-VİDEO

    Ortadoğu ve Barış Konferansı sona erdi: Türkiye’de bir barış cephesinin oluşması gerekiyor-VİDEO

    PİRHA-Dersim’deki ‘Ortadoğu ve Barış Konferansı’ “Bölgedeki gelişmeler Kürt sorunu ve demokrasi güçlerinin tutumu” başlığı ile yapılan 2’nci oturum ile sona erdi. Ortadoğu’da sınırların cetvelle çizildiğine vurgu yapan EMEP MYK Üyesi Halil İmrek, “Kürt halkının karar vermesi, onların razı olduğu çözümde tabii ki önemli. Ama esas olarak gerek bölgedeki gelişmelerden kaynaklı, gerekse de bugüne kadar Kürt halkının vermiş olduğu mücadelenin ardından çözüm masası kuruldu. Türkiye’de bir barış cephesinin oluşması gerekiyor” dedi.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, Hüseyin Güntaş Konferans Salonu’nda ‘Ortadoğu ve Barış Konferansı’ düzenledi.

    “Bölgedeki gelişmeler Kürt sorunu ve demokrasi güçlerinin tutumu” başlığı ile yapılan 2’nci oturumun moderatörlüğünü EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin yaparken EMEP Yürütme Kurulu Üyesi Halil İmrek, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın konuşmacı olarak yer aldı.

    “ORTADOĞU’DA SINIRLAR CETVELLE ÇİZİLİYOR”

    Ortadoğu’da sınırların cetvelle çizildiğine vurgu yapan EMEP MYK Üyesi Halil İmrek, “Kürt halkının karar vermesi, onların razı olduğu çözümde tabii ki önemli. Ama esas olarak gerek bölgedeki gelişmelerden kaynaklı, gerekse de bugüne kadar Kürt halkının vermiş olduğu mücadelenin ardından çözüm masası kuruldu. Türkiye’de bir barış cephesinin oluşması gerekiyor. Bu açıdan da biz buradan kaynaklı olarak da kurulan meclisteki komisyonda yer alıyoruz. Türkiye’de savaşa, savunmaya gidecek kaynakların en azından emekçilerin kullanması bakımdan bir imkan ve bu bakımdan da Öcalan’ın çağrısıyla PKK’nin bir silah bırakma kararı almış olması, bizim bunu önemli buluyoruz” dedi.

    “KOMİSYON, DENENMESİ GEREKEN BİR ARAÇTIR”

    Komisyonun işlevinin tartışıldığını belirten CHP Başkanvekili Gökhan Günaydın, “Komisyondan beklentimiz nedir? Ben umuyor ve diliyorum ki burası denenmesi gereken bir araçtır. Ve buradan Türkiye’nin barışına ve demokrasisine ilişkin bazı sonuçlar çıkartabilelim. Bunu kim arzu etmez? Bunun için gayret ediyoruz. CHP içeriden ve dışarıdan tüm eleştirilere ve hatta saldırılara rağmen bu nedenle komisyonda kalmaya devam ediyor. Buradan ne çıkartabilirsek birlikte çıkartalım” diye konuştu.

    “BİZ BU SİSTEMİ VE DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK İSTİYORUZ”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Bizler ezilenler cephesinden bu değişimin bizim lehimize nasıl mümkün olacağını aramak zorundayız. Bunun için de bazı şeyleri ayıklamak zorundayız, netleştirmek zorundayız. Biz bu sistemi ve bu dünyayı değiştirmek istiyoruz. Yani bunun için tarih boyu mücadele yürütüyoruz. Eğer egemenler kendi hegemonya kavgasında Ortadoğu’da dünyada kendi ittifaklarını kendi politikalarını değiştirme gereği duyuyorsa ve bu konuda tabiri caizse taşlar yerinde oynuyorsa bizler de kendi ittifak politikamızı, kendi mücadele tarzımızı, yolumuzu, yöntemimizi de tekrardan tartışmak zorundayız.”

    Konferans, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim’de yapılan Ortadoğu ve Barış Konferansı’nın 1. oturumu başladı-VİDEO

  • Dersim’de yapılan Ortadoğu ve Barış Konferansı’nın 1. oturumu başladı-VİDEO

    Dersim’de yapılan Ortadoğu ve Barış Konferansı’nın 1. oturumu başladı-VİDEO

    PİRHA-EMEP Dersim İl Örgütü, ‘Ortadoğu ve Barış Konferansı’ düzenledi. Konferansın açılış konuşmasını yapan EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “AKP iktidarının sürecin başladığı günden bu zaman sürecin adını koymakta bile imtina ediyor. Dersim’de halkımızın AKP iktidarının bu tutumuna karşı şüpheyle yaklaşımı devam ediyor. Çünkü karşısında pratik adım atan bir iktidarla karşı karşıya gelmedi” dedi.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, Hüseyin Güntaş Konferans Salonu’nda ‘Ortadoğu ve Barış Konferansı’ düzenledi.

    Konferansa yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan, siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ve çok sayıda kişi katıldı.

    “İKTİDAR ADIM ATMIYOR”

    Konferansın açılış konuşmasını yapan EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “AKP iktidarının sürecin başladığı günden bu zamana sürecin adını koymakta bile imtina ediyor. Ana muhalefete saldırılarını sürdüren makul muhalefeti yaratmaya çalışan, kayyımları geri çekmeyen, cezaevleri ile ilgili yasal düzenlemeleri yapmayan, barış annelerinin komisyonda kürtçe konuşmasına izin vermeyen, basın ifade örgütlenme özgürlüğünü yok sayan, bölge ve bölge illerinde Kürt coğrafyasındaki bütün illerde ve özelinde Dersim’de halkımızın AKP iktidarının bu tutumuna karşı şüpheyle yaklaşımı devam ediyor. Bu yaklaşım aslında haklıdır ve bunu devam ettiriyor. Çünkü karşısında pratik adım atan bir iktidarla karşı karşıya gelmedi” dedi.

    Konferansın 1’nci oturumda “Güç ilişkilerindeki değişiklikler ve Ortadoğu’daki gelişmeler” başlığıyla panel düzenlendi.

    Moderatörlüğünü Avukat Çağla Yolaşan’ın moderatörlüğünü yaptığı panelde Munzur Üniversitesi’nden Doç.Dr. Özkan Gökçan, Kürdistan Hewler Üniversitesi öğretim Üyesi Doç.Dr. Arzu Yılmaz ve Gazeteci Fatih Polat konuşmacı olarak yer alırken Gazeteci Fehim Taştekin’de online bağlantı gerçekleştirdi.

    “SURİYE’DEKİ KÜRT MESELESİ 2011 YILINDA BAŞLAMADI”

    Yandaş medyada anlatıldığı gibi Suriye’deki Kürt meselesinin 2011 yılında başlamadığını belirten Doç. Dr. Özkan Gökcan, “Suriye Kürtleri diye bahsettiğimiz Türkiye Kürtleri ile akraba olan kimi kaynaklara göre 10. yy’da Anadolu’dan buraya yerleştikleri tarihçiler tarafından dile getiriliyor. Bugün ne olduğunu anlayabilmek için Kürtlerin özellikle Baas iktidarı sürecinde yaşadıklarına bakmak gerekiyor. Mesele bir reddediş ve bunun karşısında ben buradayım söyleminin bir karşılığını yaşıyoruz” diye belirtti.

    “TÜRKİYE, ORTADOĞU PLANININ DIŞINA ATILDI”

    Gelinen süreçte Ortadoğu’da yeni bir dönemin başladığını vurgulayan Doç. Dr. Arzu Yılmaz, “Türkiye çoktan Ortadoğu planının dışına atıldı. Türkiye’nin yeni dünya düzensizliği içerisinde Karadeniz güvenliği içerisinde anlam buluyor. Türkiye bu güç ilişkilerinde konumlandırıldığı yerle söylediği şeylere baktığımızda ideolojik olarak kendini Ortadoğu’dan alamıyor. Kürtler hayatta kalma güdüsüyle hareket ediyorlar. Hayatta kalmanın temel dayanağı Amerika olamaz, Rusya buna yardımcı olamaz sınırları vardır, bölgesel aktörleri merkeze aldığı bir okumayla yola çıkıyorlar” dedi.

    “ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYLE BARIŞ GERÇEKLEŞİR”

    ABD’nin Ortadoğu’da kendisine bir yol açmaya çalıştığını söyleyen gazeteci Fatih Polat, “İsrail deyince ABD’yi, Almanya’yı, İngiltere’yi görüyoruz. Yapılan tahlillerde eskinin yıkılmış olması ve ABD ‘nin oradaki varlığı başka bir şeye izin verecek tarzında bir yaklaşım var. Bu karşısında bir güç olduğu oranda gerçekleşecek bir durum. Ortadoğu hava sahasına baktığımızda bu dönem en çok savunma sanayi hisseleri yükseldi. Amerika’nın İran’a saldırısı sadece güç gösterisi değildi sığınak saldırı uçaklarını denemek içindi. Sonrasında bakınca kaç ülkenin bu savaş aracı siparişini verdiğini görüyoruz. Halkların örgütlü mücadelesiyle Ortadoğu’da bir barış sağlanacağını düşünüyorum” diye ifade etti.

    “BÜTÜN ORTADOĞU HİZALANMAK İSTENİYOR”

    Fehim Taştekin, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Güç denklemi İsrail’in Filistin’de giriştiği katliam üzerinden bir baskı, korku ortamı oluşturdu. Daha önce ağır çekim bir soykırım varken eline geçen fırsatla soykırım hızlandırıldı. Lübnan’ da silahlar teslim edilmezse sürekli vurulan bir ülke haline gelebilir. Bir diğeri Suriye, Suriye’nin İsrail’i tehdit edemeyecek bir yapıya getirilmesi çünkü tüm yapıyı İsrail yok etti. Tamamen bağımlı, tehdit edilen bir ülke haline gelecek Suriye. Lübnan ve Suriye’yi bu şekilde bağladı. Sarsıcı sonuçlar ve hedefler arasında bir bağ kurmak kolay değil. Bütün Ortadoğu’yu hizalamak istiyor Türkiye dahil. Ama her şey Amerika’nın istediği gibi de olmuyor, özellikle Katar saldırısı sonrası bölgedeki Amerikan yanlısı güçlerin kendilerinin de korunamayacağını anladı bu yeni bir şey değil.”

    1’nci oturum soru-cevap bölümü ile sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘İyi bir anayasadan önce yol temizliği yapmak gerekir’-VİDEO

    ‘İyi bir anayasadan önce yol temizliği yapmak gerekir’-VİDEO

    PİRHA- “Barışın Yolunu Açmak” konferansının 3. oturumunda konuşan Kamu Hukuku Profesörü Sevtap Yokuş, “İyi bir anayasadan önce yol temizliği yapmak gerekir. İnfaz kanunu Ekim’de yeniden gelecek, umarım ciddi değişiklikler olur. Af ile ilgili bir çalışmaya da ihtiyaç var. Meclisin bu işlerle ilgili iyi mesai yapması gerekir. Muhalefet birşey yapmaz, uzaktan bakarsa biz yine demokrasiye özlem duyarız” diye belirtti.

    Barış İçin Toplumsal Girişim, İstanbul Eyüpsultan ilçesinde “Barışın yolunu açmak” başlıklı konferansı üçüncü 3. oturum ile devam etti. Konferansın üçüncü oturumunda, “Barışı Kazanmak İçin Hangi Acil Adımlar Atılmalı, Hukuki Düzenlemeler Yapılmalı?” başlığında sunumlar yapıldı. 3. oturumun moderatörlüğünü Profesör Dr. Fatma Gök gerçekleştirdi.

    Oturumda Profesör Dr. Levent Köker, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Profesör Dr. Sevtap Yokuş konuşmacı olarak yer aldı.

    “SÜRECİ ZORLAMAK ZORUNDAYIZ

    Prof Dr. Levent Köker, “hangi hukuki ve idari düzenlemeler yapılmalı?” başlıklarını değerlendirdi. Köker, “Demokrasiden uzak bir noktaya düşüldüyse eğer yasal düzenlemeleri beklemeden, yargı yoluyla birtakım işler yapılabilir. Örneğin AİHM kararları derhal uygulanabilir. Hapiste tutulan isimşerin hemen serbest bırakılması gerekir. Bu yapıldığı takdirde hiçbir yasal düzenlemeye ihtiyaç duymadan yasaya uymuş olursunuz” diye belirtti.

    Levent Köker, devletin ne zaman hangi adımları atacağının bilinmediğini söyleyerek “Kürt meselesinin en önemli taleplerinden biri ana dilinde eğitimdir. Muhalefet de ‘herkes ana dilini öğrensin’ diyor. Sorun bu değil. Sorun, ana dilinde eğitimin önünü açmaktır. Temel sorun, Türkiye Cumhuriyetinin Türk milliyetçiliği üzerine kurulu olmasından kaynaklanıyor. Bu süreci zorlamak zorundayız” dedi.

    “ÖCALAN’IN HALEN ÖZGÜR ÇALIŞMA KOŞULLARI YOK”

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ise demokratik toplumu inşa etmek için yol haritasının belli olduğunu söyleyerek konuşmasına başladı. Beştaş, şunları söyledi:

    “Şu anda Türkiye’de hukuka dayalı bir işleyiş yok. Hiç kimsenin hukuk güvenliği yok. İmralı’da uzun yıllardır bir tecrit var. Sayın Öcalan’ın muhataplığı kabul edildi ancak halen özgür çalışma koşulları yok.

    İkincisi TBMM’de komisyon kurulması lazım. Orada gerçekten yapıcı, genelin görüşünü yansıtan bir komisyondan bahsediyoruz.

    Diğer yandan, geldiğimiz aşamada bir hukuk enkazı var. Artık ‘Türkiye bir hukuk devletidir’ demekten vazgeçsinler. Öncelikle Türkiye’nin imzacısı olduğu sözleşmelere aykırı davranılmamalı. AİHM kararlarının uygulanması gerekiyor. Kobani Kumpas Davasındaki tutukluların derhal serbest bırakılması gerekiyor. Kürdü, Aleviyi, LGBTİ haklarını kapsayan bir anayasaya ihtiyaç var.

    Acılar, ihlaller arasına hiyerarşi koymamak gerekir. İkili hukuk sistemiyle de uğraşmak lazım. Hırsızı, katli cezaevinden çıkarıyorsunuz ama düşüncesinden ötürü insanlar cezaevinde. Peki yargı nasıl bu hale geldi? Bu yargı, emirden kurtarılması lazım. Bugün Onur Yürüyüşü yasaklandı. Neden?”

    “ÖNCE YOL TEMİZLİĞİ”

    Kamu Hukuku Profesörü Sevtap Yokuş da süreci “dışarıdan gelen tazzik ile ilerleyen bir süreç” diye tarif etti. Yokuş, “Herşeye rağmen bir alan açıldı” diyerek şu sunumu yaptı:

    “Bu süreç diğerlerinden farklı çünkü artık iktidar, ‘terör var’ diyemeyecek. Madem Kürt meselesinde bir yol açıldı, iyi değerlendirilmeli.

    Mesela başörtüsü meselesinde bir yasal düzenleme yapıldı mı? Hayır. İyi bir anayasadan önce yol temizliği yapmak gerekir. İnfaz kanunu Ekim’de yeniden gelecek, umarım ciddi değişiklikler olur. Af ile ilgili bir çalışmaya da ihtiyaç var. Meclisin bu işlerle ilgili iyi mesai yapması gerekir. Muhalefet birşey yapmaz, uzaktan bakarsa biz yine demokrasiye özlem duyarız.”

    Konferans sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Barış konferansı: Meclis komisyonu Temmuz ayı ortasında çalışmalarına başlayabilir-VİDEO

    Barış konferansı: Meclis komisyonu Temmuz ayı ortasında çalışmalarına başlayabilir-VİDEO

    PİRHA- “Barışın Yolunu Açmak” konferansının ikinci oturumunda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayyip Temel, sürece yönelik oluşturulması planlanan Meclis komisyonunun Temmuz ayı ortasında çalışmalarına başlayabileceği bilgisini vererek, “Bu sürecin esas hedeflerinden biri mücadeleyi bırakmak değil, yöntemini değiştirmektir. Kürt siyasi hareketinin derdi, barış içerisinde demokrasiyi inşa etmenin çabasıdır” dedi.

    Video eklenecek..

    Barış İçin Toplumsal Girişim, Kürt sorununun demokratik çözümü çerçevesinde ortak politika ve mücadele araçlarını tartışmak amacıyla Eyüp Sultan Kültür Merkezi’nde “Barışın Yolunu Açmak” konulu konferans devam ediyor.

    Çok sayıda siyasetçi, aydın ve sanatçı katıldığı konferansın ikinci oturumunda, “Sürecin barış ve demokrasiye evrilebilmesi için hangi ortak politikalar üretilmeli?” başlığı ele alındı.

    Konferansın bu bölümdeki moderatörlüğünü İzmir Büyükşehir Belediyesi önceki dönem başkanı Tunç Soyer yürüttü.

    ŞEFFAFLIK VURGUSU!

    CHP PM Üyesi Emine Uçak Erdoğan, konuşmasında barış ve demokrasi süreçlerinin birlikte yürütülmesi gerektiğini belirtti. Uçak Erdoğan, toplum tarafından sürece karşı durulmadığını söyleyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Barış adına bu zamana dek söylenmemiş bir cümle kalmadı diye düşünüyorum. Toplumun büyük kesimi bu süreci destekliyor ama daha sıkı sarılmak için bu salondakilerin dahi zihninde tam oturmamış bir hal var. Vatandaşa ‘bilmeniz gereken zamanda getirip önünüze koyarız’ dememek gerekir. Bu nedenle şeffaflık konusu önemli. Toplumun büyük kesimi de kurumlara, partilere güvenemiyor. Kürt meselesinde yerel demokrasiyi konuşabilmemiz lazım ancak iktidar, bütün yerel hakları tırpanlıyor.”

    “SÜREÇ 2015’TEKİ GİBİ KOLAY TEKMELENEMEYECEK”

    Yazar Erdoğan Aydın, konuşmasına mevcut sürecin, önceki girişimlerden farklı olduğunu belirterek başladı. “Hak gasplarının sürdüğü bir süreçteyiz” diyen Aydın, şunları söyledi:

    “Kürt illerindeki kayyım politikasının heryere yayıldığına şahit oluyoruz. Ciddi bir problem alanıyla karşı karşıyayız ama çözmek zorundayız. Bu sefer sürecin başlama nedeni iktidarın kendi iç meselesi değil, bölgedeki dengelerin değişmesi sebebiyledir. Bu süreç 2015’teki gibi kolay tekmelenemeyecektir. Her şeyden önce Kürt hareketi Rojava’da devletleşmiş, hak teslimine doğru bir konjektür söz konusu. İktidar, Kürtlerin artık nefes alabileceği bir yerde duruyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi Kürt sorununu çözümüyle mümkündür. Ancak CHP’yi destekleyen TV kanallarının hala Özgür Özel ve İmamoğlu’nu geriye çektiği gerçeği var.

    CHP tabanı ve medyasında Kürt sorununa karşı bir değişim görme hakkına sahip olduğumuzı düşünüyorum. Gerçek anlamda siyasi bir affın da çıkarılacağını düşünüyorum. Kucaklayıcı bir dil ve kapsayıcılığa bağlı bu süreç. Özellikle Kürt hareketinin laik, sosyalist niteliği de göz önüne alınırsa kısa zamanda sürecin pozitif bir hale dönüşebileceğini söyleyebilirim.”

    “BARIŞ OLSA DA OLMASA DA KADINLAR MÜCADELE EDECEKTİR”

    Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi’nden Feride Eralp ise kadınlar açısından süreci değerlendirdi. Kadınların kazanımlarına dönük saldırıları da demokratikleşme başlığı altında değerlendirmek gerektiğini söyleyen Eralp, “Bu senenin ‘Aile yılı’ seçilmesi tesadüf değil. Kadınların eşit yaşamak istemesi aileyi yıkıyormuş! Kadınlar olarak barış olsa da olmasa da mücadele devam edecektir. Kadınlar sürece dair üç temel başlangıç sundu. Bir; siyaset suç olmaktan çıksın. İki; hasta mahpuslar serbest bırakılsın. Kayyım politikaları geri çekilsin” diye belirtti.

    “SÜRECİN ESAS HEDEFİ, MÜCADELE YÖNTEMİNİ DEĞİŞTİRMEK”

    DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayyip Temel de sürecin referansları üzerinde durdu. Kürt siyasi hareketinin, Ortadoğu’da gündem belirleyen bir pozisyona geldiğini söyleyen Temel, şunları dile getirdi:

    “Sürecin genel karekteri, iktidarın isteği ile değil, zorunluluk sebebiyle girildi. Sayın Öcalan’ın ilk girişimi Meclis başkanı, CHP ve MHP başkanlarına oldu. Meseleyi sadece iktidar endeksli görmedi Öcalan. Kürtlerin büyük kısmı ‘bu süreçte devlet ne verecek?’ noktasında. Bu sürecin esas hedeflerinden biri mücadeleyi bırakmak değil, yöntemini değiştirmektir. Kürt siyasi hareketinin derdi, barış içerisinde demokrasiyi inşa etmenin çabasıdır.

    “MECLİS KOMİSYONU TEMMUZ AYI ORTASINDA ÇALIŞMALARINA BAŞLAYABİLİR”

    Ne yapılırsa süreç doğru yürür? Birincisi, görüşmelerin bir kısmının gizli yapılması kadar doğal bir durum yoktur. Toplumu ilgilendiren kısımda ise Meclisin devreye girip rol alması gerekir. Örneğin şiddetin devreden çıkması tamamen yasal düzenlemelere dayanır. Bu da söz konusu komisyonun çalışması anlamına gelir.

    CHP’ye yönelik yapılanları da görüyoruz. Silahların devreden çıktığı bir dönemde milyonların yürümesi kadar normal olan bir şey yoktur. İktidarın, süreci araçsallaştırmasının önünde olacak sadece Kürt hareketi ve Öcalan değildir.”

    Tayyip Temel, konuşmasının sonunda, sürece yönelik oluşturulması planlanan Meclis komisyonunun Temmuz ortasında çalışmalarına başlayabileceğini söyledi.

    Konferansın üçüncü oturumunda ise “Barışı kazanmak için hangi acil adımlar atılmalı? Yapılması gereken hukuki ve idari düzenlemeler nelerdir?” başlıkları değerlendirildi. Konferansın son bölümünü Prof. Fatma Gök yürüttü.

    “SÜRECİ ZORLAMAK ZORUNDAYIZ”

    Prof Dr. Levent Köker, “hangi hukuki ve idari düzenlemeler yapılmalı?” başlıklarını değerlendirdi. Köker, “Demokrasiden uzak bir noktaya düşüldüyse eğer yasal düzenlemeleri beklemeden, yargı yoluyla birtakım işler yapılabilir. Örneğin AİHM kararları derhal uygulanabilir. Hapiste tutulan isimşerin hemen serbest bırakılması gerekir. Bu yapıldığı takdirde hiçbir yasal düzenlemeye ihtiyaç duymadan yasaya uymuş olursunuz” diye belirtti.

    Levent Köker, devletin ne zaman hangi adımları atacağının bilinmediğini söyleyerek “Kürt meselesinin en önemli taleplerinden biri ana dilinde eğitimdir. Muhalefet de ‘herkes ana dilini öğrensin’ diyor. Sorun bu değil. Sorun, ana dilinde eğitimin önünü açmaktır. Temel sorun, Türkiye Cumhuriyetinin Türk milliyetçiliği üzerine kurulu olmasından kaynaklanıyor. Bu süreci zorlamak zorundayız” dedi.

    “ÖCALAN’IN HALEN ÖZGÜR ÇALIŞMA KOŞULLARI YOK”

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ise demokratik toplumu inşa etmek için yol haritasının belli olduğunu söyleyerek konuşmasına başladı. Beştaş, şunları söyledi:

    “Şu anda Türkiye’de hukuka dayalı bir işleyiş yok. Hiç kimsenin hukuk güvenliği yok. İmralı’da uzun yıllardır bir tecrit var. Sayın Öcalan’ın muhataplığı kabul edildi ancak halen özgür çalışma koşulları yok.
    İkincisi TBMM’de komisyon kurulması lazım. Orada gerçekten yapıcı, genelin görüşünü yansıtan bir komisyondan bahsediyoruz.
    Diğer yandan, geldiğimiz aşamada bir hukuk enkazı var. Artık ‘Türkiye bir hukuk devletidir’ demekten vazgeçsinler. Öncelikle Türkiye’nin imzacısı olduğu sözleşmelere aykırı davranılmamalı. AİHM kararlarının uygulanması gerekiyor. Kobani Kumpas Davasındaki tutukluların derhal serbest bırakılması gerekiyor. Kürdü, Aleviyi, LGBTİ haklarını kapsayan bir anayasaya ihtiyaç var.
    Acılar, ihlaller arasına hiyerarşi koymamak gerekir. İkili hukuk sistemiyle de uğraşmak lazım. Hırsızı, katli cezaevinden çıkarıyorsunuz ama düşüncesinden ötürü insanlar cezaevinde. Peki yargı nasıl bu hale geldi? Bu yargı, emirden kurtarılması lazım. Bugün Onur Yürüyüşü yasakandı. Neden?”

    “ÖNCE YOL TEMİZLİĞİ”

    Kamu Hukuku Profesörü Sevtap Yokuş da süreci “dışarıdan gelen tazzik ile ilerleyen bir süreç” diye tarif etti. Yokuş, “Herşeye rağmen bir alan açıldı” diyerek şu sunumu yaptı:

    “Bu süreç diğerlerinden farklı çünkü artık iktidar, ‘terör var’ diyemeyecek. Madem Kürt meselesinde bir yol açıldı, iyi değerlendirilmeli.
    Mesela başörtüsü meselesinde bir yasal düzenleme yapıldı mı? Hayır. İyi bir anayasadan önce yol temizliği yapmak gerekir. İnfaz kanunu Ekim’de yeniden gelecek, umarım ciddi değişiklikler olur. Af ile ilgili bir çalışmaya da ihtiyaç var. Meclisin bu işlerle ilgili iyi mesai yapması gerekir.muhalefet birşey yapmaz, uzaktan bakarsa biz yine demokrasiye özlem duyarız.”

    Konferans, konuşmaların ardından sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Hatimoğulları İngiltere’de konuştu: Alevilerin sesini dünyaya duyuralım-VİDEO

    Hatimoğulları İngiltere’de konuştu: Alevilerin sesini dünyaya duyuralım-VİDEO

    PİRHA-Avrupa Alevi örgütleri, İngiltere’de ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansı gerçekleştirdi. Suriye’de yönetimin değişmesinin ardından Alevilere yönelik katliamların gerçekleştiğini vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Katledilen, yaşadıkları topraklardan göç ettirilmeye çalışılan Alevilerle gerek Türkiye’deki gerekse de Avrupa’daki Aleviler olarak dayanışma içerisinde olmak ve onların sesini bütün dünyaya duyurmak çok önemli” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Britanya Alevi Federasyonu (BAF) ve Britanya Demokratik Güç Birliği tarafından İngiltere Alevi Kültür Merkezi Cemevi’nde ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansı düzenlendi.

    Konferansa DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Britanya Alevi Federasyonu Eşit Başkanı Müslüm Dalkılıç ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat konuşmacı olarak katıldı.

    Açılış konuşması yapan Enfield Alevi Kültür Merkezi başkanı Fatma Yıldırım Polat ve Britanya Demokratik Güçbirliği Temsilcisi Feyzullah Cinpolat, katılımcıları selmaladı.

    “HİÇ KİMSENİN BAŞINI EĞMEDİĞİ BİR BARIŞIN OLMASI HEPİMİZİN DİLEĞİ”

    Alevilerin barışı konuşmasının önemli olduğunu belirten Britanya Alevi Federasyonu Eşit Başkanı Müslüm Dalkılıç, “Suriye’de Alevilerin yaşadıkları ortadayken ve kendi topraklarımızda faşizan baskıcı sistemin açık bir şekilde karşısında olmak lazım. DEM Parti ve CHP belediyelerine kayyımlar atanıyor, yüzlerce devrimcilerin tutuklandığı bir süreçte Alevilerin bu süreçte sessiz kalması doğru değil. Bu nedenle Alevilerin barışı konuşması gerekiyor. Elbette barış çok önemli ama o barışın ilkeli ve hiç kimsenin başını eğmediği bir barışın olması hepimizin dileği” diye belirtti.

    “BARIŞA EN FAZLA İHTİYAÇ DUYDUĞUMUZ BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ”

    Barışın Alevilerin tarih boyunca inşa etmeye çalıştıkları bir olgu olduğunu vurgulayan Londra Cemevi Başkanı İbrahim Has, “Sevgi bizim dinimiz, 72 millete aynı nazarla bakarız diyen inancın başka bir amacı olması da imkânsız bir şey. Alevilerin kurmak istediği Rıza Şehri’de barışın her anlamda tesis edildiği bir ütopyadır. Barışa en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz” dedi.

    “SURİYE’DE KATLEDİLEN ALEVİLERİN SESİNİ BÜTÜN DÜNYAYA DUYURMAK ÇOK ÖNEMLİ”

    Alevilerle barışı konuşmanın önemine değinerek sözlerine başlayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Aleviler yaşadığımız coğrafyada büyük acılar yaşadı. Yanı başımızda bulunan Suriye’de yönetimin değişmesinin ardından Alevilere yönelik katliamlar gerçekleşiyor. Suriye topraklarında sıkıştırılan siyasal İslam çizgisi tarafından katledilen, yaşadıkları topraklardan göç ettirilmeye çalışılan Alevilerle gerek Türkiye’deki gerekse de Avrupa’daki Aleviler olarak dayanışma içerisinde olmak ve onların sesini bütün dünyaya duyurmak çok önemli” diye konuştu.

    PİRHA/İNGİLTERE

  • Avrupa’da ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansı düzenlenecek

    Avrupa’da ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansı düzenlenecek

    PİRHA-Avrupa Alevi örgütleri, Almanya, Hessen Eyaletine bağlı Gustavburg Cemevi’nde ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansı gerçekleştirecek.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF) tarafından düzenlenecek olan ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansı 22 Şubat’ta Almanya’da yapılacak.

    Yarın (22 Şubat) yapılacak olan konferansa Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DEM Parti İstanbul Milletvekili, Celal Fırat, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Demokratik Alevi Dernekleri Federasyonu Eş Başkanı Demir Çelik, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu Genel Başkanı Serhat Süleyman Narlı, Hessen Bölge Başkanı İhsan Dilber, Gustavsburg Cemevi Başkanı Müslüm Aktar katılımcı olarak yer alacak.

    Türkiye’de ve Suriye’de yaşayan Aleviler hakkında yapılacak olan konferans, 3 oturumdan gerçekleştirilecek.

    Saat 17.30 başlayacak ilk oturumda DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve Alevi örgütleri genel başkanlarının konuşması, 2’nci oturumda bölge ve cemevi başkanları ile misafirlerin sürece dair ve görüşlerinin alınması, son olarak da soruların yanıtlanması ve değerlendirmeler ile son bulacak.

    PİRHA/ALMANYA

  • Demokrasi İçin Birlik Meclisi, CAN Tv ve PİRHA’yı ziyaret etti-VİDEO

    Demokrasi İçin Birlik Meclisi, CAN Tv ve PİRHA’yı ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA-16 Şubat’ta ‘Bölgede Barış ve Adalet Konferansı’ gerçekleştirecek Demokrasi İçin Birlik Meclisi, CAN Tv ve Pir Haber Ajansı’nı ziyaret etti. Suriye’de Aleviler, Hristiyanlar, Dürziler ve Kürtlere karşı ağır bir tehdit ortamı ortaya çıktığını söyleyen Salih Zeki Tombak, “Hem dayanışmayı yükseltelim hem de bu konuda duyarlılığı arttıralım diye bir konferans düzenliyoruz” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik Meclisi, 16 Şubat Pazar günü saat 16.00’da Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde ‘Bölgede Barış ve Adalet Konferansı’ gerçekleştirecek.

    Demokrasi İçin Birlik Meclisi üyeleri Salih Zeki Tombak, Esen Aslandoğan ve Yeşim Kantekin, yapılacak konferans için CAN Tv ve Pir Haber Ajansı’nı ziyaret etti.

    “SURİYE’DE YAŞANAN KATLİAMA KARŞI DAYANIŞMAYI BÜYÜTELİM”

    Ortadoğu’daki son gelişmelerle beraber halkların yaşamlarının tehlike altında olduğunu belirten Demokrasi İçin Birlik Meclisi üyesi Salih Zeki Tombak, “Filistin halkı soykırıma uğruyor yine Suriye’de Aleviler, Hristiyanlar, Dürziler ve Kürtlere karşı ağır bir tehdit ortamı ortaya çıktı. Ortadoğu’daki gelişmelerin Türkiye’ye bire bir yansıması var. İktidarın trolleri Siyasal Alevilik kavramını ortaya koyup provokasyon yapmak istediler. Geçmişte kapılarımıza çarpı işareti koyuyorlardı şimdi ise sosyal medyada tehdit ediyorlar. Hem dayanışmayı yükseltelim hem de bu konuda duyarlılığı arttıralım diye bir konferans düzenliyoruz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sebahat Tuncel: Kürt-Türk ilişkilerini güncellemek için yeni bir yol aranıyor-VİDEO

    Sebahat Tuncel: Kürt-Türk ilişkilerini güncellemek için yeni bir yol aranıyor-VİDEO

    PİRHA- ‘Halkların eşit ve özgür yaşamı yolunda çözüm barışta’ konferansının ikinci oturumunda konuşan siyasetçi Sebahat Tuncel, “Asıl mesele Kürtlerin hatlarının inkar edilmesi ile alakalı. Öcalan’ın son görüşmelerde dikkat çektiği bir husus var, Kürt-Türk ilişkileri. Bu ilişkileri güncellemek konusunda yeni bir yol arıyor. Kürtler ve Türkler ne zaman ittifak kurmuşlarsa Türkler kazanan, Kürtler ise kaybeden olmuştur” dedi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Florya’da bulunan Elit World Otel’de,  “Halkların eşit ve özgür yaşamı yolunda çözüm barışta” konferansını gerçekleşiyor.

    Halide Türkoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı “Kürt Sorununun Demokratik Çözümü ve Barış Perspektifi” konu başlıklı ikinci oturumda “Demokratik Cumhuriyet, Demokratik Ulus, Demokratik Özerklik: Tarihsel ittifak temelinde halkların barışı ve bir arada yaşama modeli, Abdullah Öcalan’ın çözüm yaklaşımı” başlığında Sebahat Tuncel, “Toplumsal örgütlenme ve siyasi yönetim modeli olarak Rojava deneyimi ve Ortadoğu’daki anlamı: Halkların kendi kendini yönetmesi ve kadın özgürleşmesi temelinde eşit, özgür ve barışçıl ortak yaşam” başlığında Dr. Amy Austin Holmes, “Türkiye – Rojava ilişkileri. Türkiye’nin Suriye politikaları ve Rojava’nın pozisyonun bölgesel ve uluslararası dengelere etkisi” başlığında Dr. Arzu Yılmaz konuştu.

    TUNCEL: KÜRT-TÜRK İLİŞKİLERİNİ GÜNCELLEMEK KONUSUNDA YENİ BİR YOL ARIYOR

    “Demokratik Cumhuriyet, Demokratik Ulus, Demokratik Özerklik: Tarihsel ittifak temelinde halkların barışı ve bir arada yaşama modeli, Abdullah Öcalan’ın çözüm yaklaşımı” başlığıyla konuşan Siyasetçi Sebahat Tuncel, tarihsel Kürt ve Türk ittifaklarında kaybedenin Kürtler olduğu hatırlatmasında bulundu. Tuncel, “Asıl mesele, Kürtlerin yurttaşlıktan çıkartırmış olmasıdır. Bu konu, anayasal bir güvenceye kavuşturulmak durumunda. Bu süreçte bizlerin görevleri nedir? Kürt halk lideri Abdullah Öcalan ne yapmakta? Bunları tartışalım istiyoruz. Aslında sayın Öcalan, Kürt sorununun şiddet sarmalarından çıkması için uzun süredir mücadele ediyor. Asıl mesele Kürtlerin hatlarının inkar edilmesi ile alakalı. Son görüşmelerde dikkat çektiği bir husus var Kürt Türk ilişkileri. Bu ilişkileri güncellemek konusunda yeni bir yol arıyor. Kürtler ve Türkler ne zaman ittifak kurmuşlarsa Türkler kazanan, Kürtler ise kaybetmiştir. İlk ittifak 1071. İkinci ittifak Aleviler açısından bir trajedi olarak görülen Çaldıran Savaşı’dır. Kürtler, cumhuriyetin kuruluşunda da başat rol alıyor. Dikkat edin bu 3 ittifakta da Türkler kazanmış. Ama ne yazık ki 1924’le birlikte inkar, imha ve asimilasyon politikası uygulanıyor. Sonuçta Sayın Öcalan diyor ki Ortadoğu’da yeni bir durum yaşanıyor, Kürtler artık seçeneksiz değil ama buna rağmen yeniden bir Kürt Türk ittifakı mümkün. Yani Kürtlerin paradigması değişmiş değil. Sayın Öcalan’ın modelini bütün dünya artık tartışıyor. Kadın özgürlükçü, ekolojik bir paradigmayı hep ifade ediyor” ifadelerini kullandı.

    “DEVLETTE UMUT YOK!”

    Tuncel, Kürt sorununun çözülmesi ve şiddet ortamından çıkılması konusunda devletten hala bir umut olmadığına söyleyerek şunlara vurgu yaptı:

    “Sayın Öcalan, ulus devletin aşılması için ‘Demokratik ulus’ diyor. Son  görüşmede ‘Kadınla konuşmasını bilmeyen sosyalist olamaz’ diyor. Bu çok değerlidir. Sayın Öcalan’ın paradigması, kodları bu. Bu şiddet sarmalından toplumun çıkmasını öngörüyor çünkü kadınlar, doğal katlediliyor. Kürt sorununun çözülmesi, şiddet ortamından çıkılması için Sayın Öcalan KCK’yi önerdi. Kürtlere ayrı bir anayasa uygulanıyor bu çok net. Varlığı olmayanın özgürlüğü olmaz. O nedenle en fazla ‘Kürt kökenli’ olunabiliyor.

    Şöyle bir çözüm var, Kürtler kendi kendini yönetecek. İkili bir yönetimden bahsediyorum. Bu ayrıştıran bir proje değil, birleştirendir. Aslında yeni bir dönem var. Düğün değil bayram değil Devlet Bahçeli neden DEM Parti’nin masasına geldi? Umut Hakkı söylemi çok önemliydi. Dolayısıyla sayın Öcalan’ın özgür çalışabilme olanağı çok önemli. İşte devletin paradigması bu nedenle değişmeli. Bu defa bu değişimin olanakları görünüyor. Bu defa olacaksa sayın Öcalan’ın özgür çalışabilme imkanları sağlandıktan sonra bir süreç başlayacaktır. Devlete değil sayın Öcalan’a bakın. Çünkü devlette umut yok.  O koşullara rağmen halen umut İmralı’dadır.”

    “COLANİ ÜZERİNDEN BİR İTTİFAK ÇABASI SONUÇ VERMEZ”

    ‘Türkiye – Rojava ilişkileri. Türkiye’nin Suriye politikaları ve Rojava’nın pozisyonun bölgesel ve uluslararası dengelere etkisi’ başlığını ise Dr. Arzu Yılmaz değerlendirdi.

    “Mevzu barış değil ittifak” diyen Yılmaz, şu konuşmayı yaptı:

    “Bizler bir defa bir savaşın ortasındayız. Dolayısıyla savaşın ortasında barış olmaz ama ittifak olur. 20. yüzyıl boyunca Kürtler, bir tehdit olarak yorumlanagelmiş. Kürtleri bir güvenlik tehdidi olarak gören bir paradigmanın yerine 21. yüzyılda çıkarlar temelli bir ittifak üzerinden Kürtler ve Türklerin ortaklığını ifade eden bir paradigmadan bahsedildiğini düşündüm.
    Bugün Rojava ile Başur, birbirleriyle ittifak yapmazlarsa eğer hayatta kalmaları başarılı olamaz. Yeni ortadoğu, Arap-İsrail üzerine şekilleniyor.

    Türkiye devletinin vücut kimyasını bozan, Devlet Bahçeli’nin de ‘Öcalan gelsin mecliste konuşsun’ demesinin nedeni işte bu Ortadoğu’da olanlar. Eğer Kürtlerle Türkler bu yeni savaş anında bir ittifak yapmayacaklarsa demektir ki 21. yüzyıl boyunca bu savaş devam edecek. Bu da Kürtlerin tercihi olmayacaktır tabii. Ortaya çıkan şu ki Kürtlerle ittifak bir öncelik değildi, bu nedenle de Erdoğan bir adım geride durdu. Bir altarnatif bekliyorlardı ancak Colani alternatifi de işe yaramayacaktır. Colani üzerinden bir ittifak çabası sonuç vermez.”

    “İMRALI KAPALI BİR KUTUDUR”

    Panelin birinci gününün son oturumunda Asrın Hukuk Bürosu üyesi Cengiz Yürekli konuştu.

    “Tecrit ve Barış Açmazı: Evrensel hukuk bağlamında tecrit sorunu ve Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik çözüm arayışlarındaki tarihsel rolü” hakkında konuşan Yürekli, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Türkiye’de politik muhaliflere yönelik uygulanan yasalar, düşman hukukuna maruz kalınma halidir denebilir. İmralı ise kapalı bir kutudur. Ve bu olanlar Avrupa hukuk sahası içerisinde olmakta. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Kürtlere ilişkin dünya kadar ihlal kararı söz konusu. Peki aynı AİHM Sayın Öcalan’ın dosyalarına karşı ne yaptı? İmralı’daki mahkumların sözlerinin dışarıya aktarılması tehdit gibi görüldü. Mevcut bir süreç iddiası var. Henüz kimsenin bilmediği bir süreç denilebilir.”

    “TECRİT HALA DEVAM ETMEKTE”

    ‘Devlet – Öcalan muhataplığında müzakere süreçleri ve çözüm zemini: Oslo ve İmralı deneyimleri; Arka planı, gelişimi, imkanlar ve engeller’ başlığını ele alan Milletvekili Cengiz Çiçek ise Oslo deneyimleriyle birlikte şunları söyledi:

    “Ne devletin kendisi anlaşılıyor ne de tecrite maruz kalan Sayın Öcalan’ın kendisi anlaşılıyor. Devletin politikalarındaki en temel amacı, Öcalan’ın çözüm amacının anlaşılır olmaktan uzak olmasıdır. Bugün en Kürt karşıtı anlayışın dahi Kürt varlığını kabul ettiğini söyleyebiliriz. Elbette ki heybemizde bu süreçlerin olumsuz deneyimleri birikti.

    Her savaş, beraberinde bir birikim de getiriyor. Her ne kadar devlet ile PKK, Oslo’da görüşse de o süreç sayın Öcalan’ın Kandil’e mesajlarıyla yürüdü. Şimdi PKK, MİT ile görüşüyor algısı, dili o dönem de kullanıldı. Bir çözümden, diyalogdan bahsedeceksek eğer herkesin üzerinde ortaklaşması gereken temel şey şu; bu işe sivil toplumun, muhalefetin, herkesin katılması lazım. Kandille yapılan görüşmeler sonrası PKK’nin merkezi yöneticilerine dönük askeri imha saldırıları oldu. Kişilerin koordinatlarının öğrenilmesi üzerine böylesi girişimler de oldu. Oslo sürecine dahilolmamız ardından Erdoğan, Asrın Hukuk Bürosu’nu da hedef göstermişti.

    Süreç sona ermeden önce Erdoğan, Öcalan’a bir mesaj gönderiyor. Erdoğan ‘ben Kürt meselesi konusunda adım atacağım ama Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin, Kuzey Irak’taki gibi bir statü elde etmesine izin vermeyeceğim. Bu benim kırmızı çizgimdir’ diyor. Öcalan’da cevap olarak şunu söylüyor ‘iyi bilsin ki ben de Suriye’deki Kürtlerin, Türkiye’deki Kürtler gibi asimile edilmesine izin vermeyeceğim. Bu da benim kırmızı çizgimdir’ diyor. Dolayısıyla mevcuttan geriyi biraz böyle okumak, bu düzlemde ifade etmek lazım.
    Hala tecrit devam etmektedir, hala muhataplarına kıyasla Öcalan, eşitsiz koşullarda durmaktadır. Sayın Öcalan, sürekli toplumun mücadele alanını açmaya çalışır. Devletin o katı halini yumuşatıp en reel olanı ifade etmektedir.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Prof. Naci Görür: Bizler her depremde 10 bin, 50 bin insan kaybetmek zorunda mıyız?-VİDEO

    Prof. Naci Görür: Bizler her depremde 10 bin, 50 bin insan kaybetmek zorunda mıyız?-VİDEO

    PİRHA- Yer Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, Adıyaman’da depremle ilgili konferans verdi. Görür, “Adıyaman’dan daha şiddetli deprem yaşayan Japonya ve Tayvan da birkaç kişi hayatını kaybederken, Adıyaman’da resmi rakamlara göre 53 bin insan hayatını kaybetti. 50 bin kişi nerde 3-5 kişi nerde. Bunu nasıl sindirebiliyoruz, nasıl unutabiliyoruz. Depremde insanlar kendi selalarını dinleye dinleye can verdiler” dedi.

    Adıyaman Belediyesi, Adıyaman Ticaret ve Sanayi Odası, Türk Mühendis Mimarlar Odası Başkanlığı (TMMOB) ve Adıyaman İl Koordinasyon Kurulu tarafından Ticaret ve Sanayii Odası konferans salonunda Prof. Dr. Naci Görür‘ün katılımıyla “Depreme Dirençli Adıyaman”  adlı konferansı verildi. Birçok sivil toplum ve siyasi partilinin yer aldığı salona çok sayıda kişi kişi de katıldı. Adıyaman’ın depreme hazırlıklı olması için yöneticilerin üstüne düşeni yapması gerektiğini söyleyen Görür, Adıyaman Üniversitesi’nin, rektörlüğün yer bilimleri fakültesi açması gerektiğini ifade etti. Görür, halkın başka bir depreme hazırlıklı olması için ülkenin sahibi olan halkın kendi toplumunun ölümüne müsaade etmeyip gereğini yapmasını söyledi.

    “BİZLER HER DEPREMDE 10 BİN, 50 BİN İNSAN KAYBETMEK ZORUNDA MIYIZ?”

    Levha sınırlarının depremin etkili olduğu yerler olduğunu ve insanların buralara yerleştiğini belirten Görür, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Zamanla düşünebilen, bilime inanan toplumlar buraların yerleşim alanına uygun olmadığını bildikleri için yerleşim alanlarını değiştirmişlerdir. Her depremde bizler 10 bin, 20 bin, 50 bin insan feda etmeye hazır mıyız? Yöneticilere sormuyorum, sizlere soruyorum: ‘Bu kadar insanı kaybetmeyi göze alıyor musunuz?’ Almıyorsak eğer neden duruyoruz, neden doğruyu yapmıyoruz.”

    “ADIYAMAN’DA YER BİLİMLERİ FAKÜLTESİ AÇILMALI”

    Adıyaman’da olası iki tehlikeli fay hattının olduğunu söyleyen Görür, “Birincisi Bitlis-Zagros hattının Adıyaman’ı perişan edebilecek bir hattır. Eğer bir deprem olursa bu kuşakta en çok etkilenecek olanlar sizlersiniz. Buranın çok iyi araştırılması ve takip edilmesi gerekiyor. İkinci fay hattı da Doğu Anadolu Fay Hattı. Bu bölgede oluşabilecek her deprem Adıyaman’ı az veya çok etkileyebilir. Bir tehlikeye yakın bir yerdeyseniz yapacağınız bir şey yok; yapacağınız şey tehdidin bütün özelliklerini bilmek, ona göre tedbir almak” ifadesinde bulundu.

    “DEPREMLE BİRLİKTE EKONOMİ DE RİSK ALTINDA”

    Deprem sonrası yıkılan şehirlerle birlikte ekonominin de etkilendiğini ifade eden Görür,  şunları söyledi:

    “Ekonomi deprem sırasında çökmemeli, üretim durmamalı, ulaşım devam etmeli. İş insanları depremde işin durmaması için alternatifi bilmeli, çözüm üretmeli, deprem geldiği zaman bu saydığımız maddelerin durmaması gerekiyor. Ama biz de böyle olmadı. Deprem en büyük ekonomik felakettir. Deprem bir ülkeyi dizüstü çökerten bir felakettir. 11 ilde yaşanan deprem ülkeyi ekonomik anlamda çökertmiştir.”

    “DEPREMDE İNSANLAR KENDİ SELALARINI DİNLEYEREK CAN VERDİLER”

    Pazarcık ve Japonya’daki depremleri karşılaştıran Görür, önlem alındığı için Japonya ve Tayvan da az insanın hayatını kaybettiğinin altını çizerek, “Adıyaman’dan daha şiddetli deprem yaşayan Japonya ve Tayvan da birkaç kişi hayatını kaybederken, Adıyaman’da resmi rakamların verdiği rakamlara göre 53 bin insan hayatını kaybetti. 50 bin kişi nerde 3-5 kişi nerde. Bunu nasıl sindirebiliyoruz, nasıl unutabiliyoruz. Depremde insanlar kendi selalarını dinleye dinleye can verdiler. Halk olarak bizlerin suçu ise kendi yaptığımız binaların denetimini yapamamak oldu. Halkın yöneticilere şunu sorması gerekiyordu: ‘Beni yönetmek istiyorsan bulunduğum yeri depreme dirençli bölge olarak kuracaksan oyum senindir” diye konuştu.

    “İSTANBUL HALKI DEPREME HALA HAZIRLIKLI DEĞİL”

    İstanbul’da deprem olma riskine de dikkat çeken Görür, yeterli tedbirlerin alınmadığını vurgu yaparak, “İstanbul’da bir araştırmaya göre domatesin, biberin sorunu depremi sollamış. İstanbullunun bütün derdi domates kaç paraya, biber kaç paraya çıktı sorunu. Bir tek kişi deprem bizim tek sorunumuzdur demedi. 50 bin insanın hala cesedi soğumamışken halk deprem sorununu dile getirmedi. Biz bu şekilde depremle nasıl mücadele edeceğiz” diye sordu.

    PİRHA/ADIYAMAN

     

  • Çağdaş Hukukçular Derneği, 50. kuruluş yıl dönümü konferansı gerçekleştirecek

    Çağdaş Hukukçular Derneği, 50. kuruluş yıl dönümü konferansı gerçekleştirecek

    PİRHA- 1974 yılından bu yana işçi ve emekçilerin, ezilen halkların yanında yer alan, savunmasını üstlenen Çağdaş Hukukçular Derneği, 50. yılında “Kriz: Anlatılan Senin Hikayendir” konulu konferans düzenliyor.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), kuruluşunun 50’nci yılı dolayısıyla 1-2 Kasım tarihleri arasında Kültür Park’ta bulunan İzmir Sanat Merkezi’nde konferans düzenleyecek. 6 oturumlu konferans, “Kriz: Anlatılan senin hikayendir” başlığı altında gerçekleşecek.

    Konferansın ilk gününde, ekonomik kriz, ekoloji ve savaş konuları ele alınacak.

    İkinci günde ise faşizm, göç ve yargı konuları tartışılacak. Oturumlarda, ülkede yaşanan sorunlar tartışılarak, çözüm yolları aranacak.

    Konferansın açılış konuşmasını ÇHD Genel Başkanı Murat Yılmaz yapacak. Birçok akademisyen, yazar, siyasetçi, ekonomist ve hukukçu da konferansa konuşmacı olarak katılacak.

    PROGRAM

    “Kriz: Anlatılan Senin Hikayendir” konulu konferansın programı ise şöyle:

    1 Kasım Cuma

    Açılış Konuşması: ÇHD Genel Başkanı Murat Yılmaz

    1.OTURUM: Ekonomik Kriz (10.00-12.15)

    “Katı Olan Her şey Buharlaşıyor” Oturum Başkanı Ezgi Önalan

    – Yol Ayrımı: İnsanlık mı Barbarlık mı? – Mustafa Sönmez

    – Kriz ve Sınıf Mücadeleleri – Özgür Müftüoğlu

    – Kriz ve Suç Ekonomisi – Bahadır Özgür

    – Krizlere Alternatif: Ara Yüzden Açıklığa Doğru – Fuat Ercan

    2. OTURUM: Ekoloji (13.30-15.45) “Doğanın İntikamı İnsanın Açgözlülüğünden Üstündür”

    Oturum Başkanı Tuncay Koç

    – Kapitalizm Ve Emek Sömürüsü Kıskacında Ekoloji Ve Mücadele – Umut Şener

    – Küresel Enerji Değişimi ve Türkiye – Mühdan Sağlam

    – Kimyasal Kirlilik Beslenme Ve Çocuklar – Bülent Şık

    – Ekolojik-Politik Perspektifle Eylemek: Mücadele/ Öz Savunma – Beyza Üstün

    3. OTURUM: Savaş (16.00-18.15) “Savaş Sırasında Kanunlar Susar”

    Oturum Başkanı Erdoğan Akdoğdu

    – Emperyalist Sistemde Bunalım: Yeni Bir Dünya Savaşı mı? – Foti Benlisoy

    – Ortadoğu’da Savaş Ve Yeni Güç Denklemi – Fehim Taştekin

    – Tarihsel Filistin’de Olanları Anlamak – Ayşe Düzkan

    – Ortadoğu’daki Gelişmeler Işığında Kürt Sorunu – Ayşegül Doğan

    2 Kasım Cumartesi

    OTURUM: Faşizm(10.00-12.15) “Kanunları Yönetmelikleri Bütün Kararları Hepsi Halka Karşıdır”

    Oturum Başkanı Ceren Yılmaz

    – Siyasal Bir Rejim Olarak Geç Faşizm Ve Strateji Sorunu – Şebnem Oğuz

    – Güler Yüzlü Faşizm – Doğan Emrah Zıraman

    – Faşizm Ve Gündelik Hayat – Süreyya Karacabey

    – Neoliberal Çağın Ucu: Faşizm Ve Sermaye Diktatörlüğü – Hakkı Özdal

    5. OTURUM: Göç (13.30-15.45) “Kimse Terk Etmez Yurdunu / Yurdu Bir Köpek Balığının Ağzı Olmadıkça”

    Oturum Başkanı Nergis Tuba Aslan

    – Yerinden Edilme Irkçılık Ve Sınırlar – Lülüfer Körükmez

    – Irkçılık Ve Geri Gönderilme Kıskacında – Müge Yamanyılmaz

    -Göçmen Vatandaşa Kullan-At Emeğin Yaygınlaşması – Sibel Karadağ

    – Ortak Geleceğin İnşasında Sınır Aşırı Mücadele – Ozan Mirkan Balpetek

    6. OTURUM: Yargı (16.00-18.15) “Hukuk Diye Helvadan Put Yapmışsınız Acıkınca Yiyorsunuz”

    Oturum Başkanı Çiğdem Akbulut

    -Sınıf Mücadelesi Biçimi Olarak Hukuk – Kasım Akbaş

    – İktisadi-Siyasi Krizin Yargıya Yansıması – Kazım Bayraktar

    – Nazi Hukuku Araştırmaları Ve Otoriter Rejimlerde Hukukun Yozlaştırılması Sürecine Dair Dersler – Berke Özenç

    – Bir Çatışma Ve Direniş Alanı Olarak Hukuk – Zeynep Kıvılcım

    (HABER MERKEZİ)

     

  • GADEV’de, ‘TBMM’de İlk Alevi Milletvekilleri, Siyaset ve Aleviler Konferansı’ yapıldı- VİDEO

    GADEV’de, ‘TBMM’de İlk Alevi Milletvekilleri, Siyaset ve Aleviler Konferansı’ yapıldı- VİDEO

    PİRHA – GADEV’de, “2024 Yılı GADEV Alevi Akademisi Aleviler/Alevilik Saha Araştırma Konferansları”nın ikincisi olan “TBMM’de İlk Alevi Milletvekilleri, Siyaset ve Aleviler Konferansı” yapıldı.

    Dr. Mehmet Ertan’ın moderatörlüğünde yapılan konferansa konuşmacı olarak Dr. Öğr. Üyesi Özlem İngün Karkış, Doç. Dr. Meral Salman Yıkmış ve Doç. Dr. Murat Arpacı katıldı.

    Garip Dede Dergahı Vakfı Cemevi Başkanı ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi(DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat yaptığı açılış konuşmasında “Alevilerin siyasetle ne ilgisi var deniliyor. Açıkçası ben Alevilerin siyasetin her alanında güçlü bir şekilde toplumun adına siyaset yapmasının doğru olduğuna inananlardanım” dedi.

    “BİR KİMLİĞE BAKIYORSAK POLİTİK PSİKOLOJİYE DE BAKMAK GEREKİYOR”

    Dr. Öğr. Üyesi Özlem İngün Karkış, “1920’de kurulan TBMM’nde Denizli ve Kars Milletvekilleri Araştırması” konusunda konuşarak şunları ifade etti:

    “Alevi vekilleri olarak bir muhalif bir de bağımsız grup olarak mecliste yer alıyor. Ama ikinci dönem mecliste yer almıyorlar. Hüseyin Mazlum Bababalım birinci dönem milletvekili olarak meclise giriyor. Alevilikle ilgili mecliste yer aldığını görmedim. Kaynakları taradığınız zaman özellikle Atatürk’le olan samimi sohbetlere denk geliriz. Kars Vekili Fahrettin Erdoğan’ın ise meclisteki verdiği önerilere baktığımızda özellikle kendi yerel sorunlarıyla ilgilenen öneriler veren bir milletvekili olarak geçiyor. Garip Musa Ocağı’nın atasıdır. Fahrettin Erdoğan milletvekilliği sonrası meclisten maaş talebinde bulunuyor, tabi bu maaşı alamıyor. Sonrasında ardı ardına dilekçeler yolluyor. En nihayetinde maaşa bağlanıyor. Ölene kadar meclisten maaş alıyor. Kars Ardahan bölgesindeki Alevilerin partiden ziyade dedelere riayet ettiği ve buna edilmesi gerektiği söyleniyor. Fahrettin Erdoğan, Avukat Davut Batur’un yazısına cevaben bir yazı yazıyor. ‘Alevilik ne din ne bir mezheptir.’ diyor. Temel mesele Alevilerin parlamento açısından ciddi anlamda bir analize muhtaç ama bu anlamda askerlikle kurduğu ilişkide ontolojik güvenlik sorunsalıdır. Disiplinlerarası bakmayı da önemsiyorum. Özellikle bir kimliğe bakıyorsak politik psikolojiye de bakmak gerektiğini düşünüyorum.”

    “MUSTAFA KEMAL PAŞA HACIBEKTAŞ’A GELİP CEMALETTİN ÇELEBİ İLE BULUŞUYOR”

    Doç. Dr. Meral Salman Yıkmış, “Çelebilerin kutsal otoritesinin politik alana aktarılması’ başlığında şunları ifade etti:

    “Cemalettin Çelebi, Sultan Reşat’ı ziyarete gidiyor. Sultan Reşat Hacıbektaş evladı olup olmadığını anlamak için Cemalettin Çelebi’yi çağırıyor. Sultan Reşat tarafından Hacıbektaş evladı olduğu anlaşılınca Hacıbektaş’a geri gönderiliyor. İttihat ve Terakki döneminde Alevilik ve Kızılbaşlık anlamında pek çok araştırma yapılıyor. Mustafa Kemal, Hacıbektaş’a gelip Cemalettin Çelebi ile olumlu bir buluşma gerçekleştiriyor. O buluşmada bir yemek ve bir içki var bu aile açısından önemli. O da aile Mustafa Kemal, içki içince onu benimsemeleri açısından önemli. Cemalettin Çelebi’nin Mustafa Kemal’i iyi karşılamış olması Mustafa Kemal’in yanındakiler açısından iyi bir izlenim oluyor. Mustafa Kemal’in yanındaki heyet milyonlara varan Alevi kitlesini milli mücadele için gerekli buluyorlar. Ama Cemalettin Çelebi’yi biraz küçümser tavırları da var.

    “ÇELEBİ HASTALIĞI NEDENİYLE DIŞARIYA BİLE ÇIKMIYOR”

    Cemalettin Çelebi meclise hiç gitmiyor. Ama meclise iki telgraf gönderiyor. İlkinde teşekkür ediyor ikincisinde neden gelemediğini açıklıyor. Ve meclis tarafından izinli sayılıyor. Normalde vekilliğinin düşürülmesi gerekiyor. Ve hastalığı nedeniyle hayatı son buluyor. Hastalığı nedeniyle dışarı bile çıkmıyor. Hem Koçgiri isyanında hem Çapanoğlu’nda taraftar olmak istemiyor. Bu yüzden de hastalığını kullandığına dair iddialar var.”

    “HÜSEYİN AKSU İLE İLGİLİ EN ÖNEMLİ DOSYANIN ULAŞILMAZ OLDUĞUNU GÖRDÜM”

    Doç. Dr. Murat Arpacı ise “Gazi, Mebus ve Sürgün: Erzincan Milletvekili Hüseyin Aksu’nun İstisnai Yaşamı” konusunda konuşarak şunları kaydetti:

    “Bir insan hem gazi hem mebus hem de sürgünse bu istisnai bir durumdur. Türkiye tarihi bu istisnai durumlarla doludur. Hüseyin Aksu ile en önemli dosyanın ulaşılamaz olduğunu gördüm. Taradığımda bu arşiv belgesine ulaşamadım. Arşiv yetkilileri bana kapalı olduğunu ve görünemediğini söylediler. Hüseyin Aksu, Osmanlıca olarak hatıratına başlamış daha sonra kalan 17 sayfasını torunu Necdet Aksu, Hüseyin Aksu’nun konuşmalarını ve yazıyor. Elimizde olan ise 42 sayfalık hatıratı var. Bunu yazmasının amacı yaşadığı olayların hakikatini anlatmak. Ovacık Abbas Kuşağı aşiretindendir. Ailesinin İmam Hüseyin’e uzandığını söylüyor.

    “HÜSEYİN AKSU’NUN POLİTİK KIRILMASINDA TOPAL OSMAN’IN ETKİSİ BÜYÜK”

    Rus işgaline karşı mücadele ederken Seyit Rıza’nın da adamlarıyla mücadele ettiğini hatıratında söylüyor. Hüseyin Aksu, Mustafa Kemal’in Sivas’a ulaşmasında güvenliğini sağlıyor. Bu başarısından ötürü babasının da etkisiyle Mustafa Kemal’e insanlar Hüseyin Aksu’yu tavsiye ediyorlar. Aday olmasına vesile oluyorlar ve milletvekili seçiliyor. Meclisteki çalışmalarına başlıyor. Genel af ilanıyla ilgili önerge veriyor. O dönemdeki hapiste olan birçok insanın masum olduğunu düşünüyor. Hatıratın bir kısmı özeleştiri içeriyor. Mustafa Kemal’le nerede ayrıştığından bahsediyor. Aksu, Erzincan’da asayiş görevindeyken meclisten aldığı bir telgraf ile Ankara’ya gidiyor. Topal Osman’ın Koçgiri isyanında halka büyük bir zulümde bulunması Hüseyin Aksu’yu çok etkiliyor. Hüseyin Aksu’nun politik kırılmasında Topal Osman’ın etkisi büyük. Esasında Hüseyin Aksu ikinci yani muhalifler grubundadır. İkinci grupla anılmaktan yaşlılık döneminde çok hoşlanmıyor.

    “AKSU’NUN HAYATINDAKİ EN ÖNEMLİ OLAY 1937 DERSİM HAREKATININ BAŞLAMASI”

    Babası Hüseyin Aksu adına meclisten çekilme kararı veriyor. Aksu ve babasını kelepçeyle Pülümür’e götürüyorlar. Aksu artık kara listedeki bir isim. Hüseyin Aksu’nun hayatındaki en önemli olay 1937’de Dersim Harekatı’nın başlaması. Ona göre eski düşmanlarına mektup yazılıyor. Aksu’u Erzincan’dan önce Divriği oradan Çankırı ve esas sürgün yeri olan Kastamonu’ya gönderiliyor. Atatürk’le olan aradaki hatır yüzünden Aksu, sürgüne gidiyor. Kastamonu’da ailesiyle müthiş bir yoksulluğa mahkum oluyor.”

    Konferans, soru-cevap ile devam etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Almanya’da Dersim Tertelesi Konferansı düzenlenecek

    Almanya’da Dersim Tertelesi Konferansı düzenlenecek

    PİRHA-Türkiye/Almanya İnsan Hakları Derneği, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu ve Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu ortaklığında 4 Mayıs’ta Almanya’nın Köln kentinde ‘Soykırımları Unutmamak ve Yüzleşmek Tanınmayan Soykırım: Dersim Tertelesi 1937-38’  konulu konferans düzenlenecek. 

    Dersim Katliamı’nın kararının verildiği ve on binlerce Dersimlinin yaşamını yitirip, kalanların da sürgün edildiği 4 Mayıs 1937’nin üzerinden 87 yıl geçti.

    TÜDAY (Türkiye/Almanya İnsan Hakları Derneği), AABF (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu) ve FDG ( Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu) ortaklığında 4 Mayıs’ta Almanya’nın Köln kentinde ‘Soykırımları Unutmamak ve Yüzleşmek Tanınmayan Soykırım: Dersim Tertelesi 1937-38’ konusunda Konferans düzenlenecek.

    “AMACIMIZ SOYKIRIM POLİTİKALARINI ALMANYA KAMUOYUYLA PAYLAŞMAK”

    Konferansa ilişkin yapılan yazılı açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Amacımız 4 Mayıs Dersim Tertelesi/Soykırımının 87. yıl dönümü vesilesiyle, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde uygulanan soykırım politikalarının (Süryani, Ezidi, Ermeni, Rum, Musevi, Kürt, Alevi, Çerkes ve Dersim soykırımları) nedenleri ve sonuçları hakkında konuşmak ve bunu Almanya kamuoyuyla paylaşmaktır. Hakkında çok az şey bilinen Dersim Tertelesine odaklanarak Cumhuriyet döneminin tekçi, Türkçü ve İslamcı politikalarını irdeleyerek Türkiye’de devlet şiddeti, etnik ve dinsel temizlik uygulamaları üzerine daha fazla çalışma yapılmasına katkı sunmaktır. Ayrıca soykırıma uğramış toplumların yaşadığı travma ve bunun kuşaklar arası aktarımı ve travmayla baş etme yöntemleri üzerine toplumsal bilincin oluşturulmasının önemini hatırlatmayı amaçlamaktadır.

    Tanınmayan/bilinmeyen soykırım olarak Dersim Tertelesinin uluslararası hukuk ve soykırım çalışmaları perspektifiyle değerlendirilmesi ve uluslararası deneyimler ışığında yüzleşme olanakları üzerine görüş oluşturmak. Konferans bir yönüyle de Alman toplumu ve düşün dünyasının birlikte yaşadığı göçmen topluluklarının tarihsel ve toplumsal travmalarını öğrenmesine, empati duygusunun gelişmesine zemin ve olanak sunacaktır. Irkçılık ve dinciliğin kaynaklık ettiği soykırımcı politikalar hakkında Almanya’da yaşayan bütün ülkelerden göçmen topluluklarının aydınlanması demokratik ve insan haklarına dayalı eşitlikçi ve özgürlükçü bir yaşamın temelidir.

    Irkçılık ve dinciliğin kaynaklık ettiği politikaların günümüzde Almanya’daki göçmen toplumunu nasıl doğrudan etkilemekte olduğunun anlaşılmasına da önemli bir katkı sunacaktır. Ayrıca; göçmenlik sadece fiziksel bir yer değiştirme durumu değildir. Onlar tarihlerini, kültürlerini, inançlarının yanı sıra travmalarını da taşırlar ve yerleştikleri ülkelerde bunu içe dönük ve çoğunlukla kapalı yasamaktadırlar Göçmen toplumunu değişik yönleriyle iyi tanımanın entegrasyon politikalarında pozitif etkisinin olacağı kanaatindeyiz.”

    KONUŞMALAR VE MÜZİK 

    Konferans programı şu şekilde:

    -Ulus inşası ve şiddet: Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunda Anadolu’nun Türkleştirilmesi (Prof. Dr. Hans Lukas Kieser)
    -Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideolojisi ve Dersim Tertelesi (Araştırmacı-Yazar Kazım Gündoğan)
    -Uluslararası hukuk ve soykırım çalışmalarında Dersim Tertelesi (Dr. Hüseyin Çelik)
    -Soykırım; travma, yüzleşme ve iyileşme süreçleri (Prof. Dr. Jan Ilhan Kızılhan)

    -Soykırım Yasamış Halkların Ezgileri (Beser Sahin, DjancateJanet & Aykut, Asli Zelal)

    (HABER MERKEZİ)

  • “Alevilerin güncel sorunlarını Alevi perspektifiyle çözebiliriz” -VİDEO

    “Alevilerin güncel sorunlarını Alevi perspektifiyle çözebiliriz” -VİDEO

    PİRHA- Cumhuriyetin 100. Yılında Aleviler Konferansı, ‘Aleviler Nasıl Bir Gelecek İstiyor? Güncel Sorunlar ve Çözüm Önerileri’ konusunda yapılan 3. oturum ile sona erdi. Alevi toplumunun kendini yeniden inşa etme çalışmalarıyla bugüne geldiğini ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Birlik olabiliyoruz ama kararlı bir duruş ortaya koyamıyoruz. Sorun sistemde değil onlar bizi katledip, asimile edecekler önemli olan bizim ne yaptığımızdır” dedi.

    DEM Parti ve HDK’nın düzenlediği Cumhuriyetin 100. Yılında Aleviler Konferansı 3. oturumla sona erdi.

    3. oturumda ‘Aleviler Nasıl Bir Gelecek İstiyor? Güncel Sorunlar ve Çözüm Önerileri’ konusunda DAD Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete ile İmam Rıza Ocağı’ndan Berk İğdeli ve Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş konuşmacı olarak katıldı.

    “ÖNEMLİ OLAN ASİMİLASYON POLİTİKASINA KARŞI NE YAPTIĞIMIZDIR”

    Alevi toplumunun kendini yeniden inşa etme çalışmalarıyla bugüne geldiğini ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “10 Aralık’ta Alevi kurumları bir miting düzenledi. Burada açığa çıkan şey miting örgütlenirken bütün Alevi kurumları kenetlenmişti, toplumla buluştu ve insanları örgütleme süreci çok değerliydi. Miting gerçekleşti, Aleviler söylemesi gereken şeyleri söyledi ancak bir sonraki adımın atılması konusunda görüşemedik. Eğer o birliktelik devam etseydi yerel seçimlerde taleplerimizi dile getirebilirdik. Birlik olabiliyoruz ama kararlı bir duruş ortaya koyamıyoruz. Sorun sistemde değil onlar bizi katledip, asimile edecekler. Önemli olan bizim ne yaptığımızdır” dedi.

    “İÇİNDE RENGİMİZİN, DUYGUMUZUN OLMADIĞI SİYASET BİZİ TEMSİL ETMEZ”

    Alevilerin güncel sorunlarını Alevi perspektifiyle çözebileceklerini vurgulayan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “En önemli sorunlarımızın birisi de dernek hattıdır. Aleviler, derneklerle görünür kılındı, resmi ideolojinin hakim olduğu yer oldu. Derneklerimizle ana dilimizle gülbeng veremiyorduk. Rengimizin, duygumuzun içinde olmadığı siyaset bizi temsil edemez” diye belirtti.

    “DEVLET İNANCIMIZI TANIMLAMAYA ÇALIŞIYOR”

    Uzun yıllardır bu topraklarda dillerini konuşamadıklarını söyleyen İmam Rıza Ocağı’ndan Berk İğdeli, “Dilini konuşamayan inancını nasıl yaşayacak. Zalimlerin hep karşısında olan ve inancından asla dönmeyenleriz. Devlet bizi tanıdıklarını söylüyor ama bizi tanımlamaya çalışıyor. Bizleri asimile etmek istiyorlar. Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı asimilasyon projesidir. Pir Sultan, Hz. Hüseyin gibi biz de boyun eğmeyeceğiz” diye ifade etti.

    “ALEVİLİĞİN KENDİ ÖZGÜNLÜĞÜNE BIRAKILMASI GEREKİYOR”

    Köylerden kentlere göçle birlikte sorunlarının başladığını dile getiren Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, “Bugün en büyük sıkıntılarımız, birincisi kent modernite içerisindeki çıkmazdan kurtulmamız lazım. Pir, talip ilişkisi ortadan kalktı. Sorunlarımız geçmişte ne ise bugün de odur. Kent içerisinde halk Aleviliğini tartışmamız gerekiyor. Aleviliğin kendi özgünlüğüne bırakılması gerekiyor” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • “Siyasi partilerin Alevilere bakış açısında bir sıkıntı var” – VİDEO

    “Siyasi partilerin Alevilere bakış açısında bir sıkıntı var” – VİDEO

    PİRHA – “Siyasal Katılım Arayışları, Siyasal Özne Olma / Yerel Yönetimlere Katılım ve Temsil” panelinde konuşan ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Seçimler geldiğinde siyasi partiler, diğer toplumsal kesimlerle ilişki kurarken, söz konusu Aleviler olunca bu ilişki tam tersine dönüşüyor. Oy istemeye geliyorlar. Alevileri oy deposu olarak görüyorlar ve sürekli Alevilerden isteyen taraftalar” dedi.

    Cumhuriyetin 100. yılında Aleviler Konferansı “Siyasal Katılım Arayışları, Siyasal Özne Olma / Yerel Yönetimlere Katılım ve Temsil” paneli ile devam ediyor.

    HDP 27. dönem İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele, konuşmacı olarak Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç ve Tahtacı Alevileri temsilen Celal Necati Üçyıldız katıldı.

    “ALEVİLERİ SADECE OY DEPOSU OLARAK GÖRÜYORLAR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevilerin yerel yönetimlerden talepleri olduğunu belirterek “Siyasi partilerin Alevilere bakış açısında bir sıkıntı var. Örneğin genel seçimler geldiğinde genel seçimlerde siyasi partiler, diğer toplumsal kesimlerle ilişki kurarken söz konusu Aleviler olunca bu ilişki tam tersine dönüşüyor. Oy istemeye, adaylarına destek istemeye geliyor. Alevileri, tabiri caizse oy deposu olarak görüyorlar ve sürekli Alevilerden isteyen taraftalar” dedi.

    Aslan şöyle devam etti:

    “DİYANET KAPATILSIN DİYEN HDP, 1  KASIM’DA NEDEN BUNDAN VAZGEÇTİ”

    “Aleviler her seçim öncesi nasıl bir Türkiye, nasıl bir siyaset, nasıl bir TBMM ya da nasıl bir yerel yönetim gibi defalarca kez bildirilerini, söylemlerini dile getirdiler. Türkiye’de siyasi unsurlar kurucu aklın etkisinden kurtulamıyorlar. Mesela Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın diyen HDP 1 Kasım’da neden bundan vazgeçti? Bizim yoldaşımız dediğimiz siyasi kurumlarla da ilişkiler sıkıntılı. Alevilerin yerel yönetimlerden talepleri çok net. Biz bir yerel yöneticinin doğaya, insana dair eşit ve demokratik davranmasını istiyoruz. Adil davranmasını istiyoruz. Diğer toplumsal kesimlere hangi değeri ve hakkı veriyorlarsa, Alevilere de aynı eşit mesafede bakmalılar. Belediyenin işe alırken kişinin inanç kimliğine bakmaması lazım. Biz Alevilere bu ayrımın yapılmasını istemiyoruz. Siyasi partiler meclis yapısını bile oluştururken söz konusu Aleviler olunca parmak hesabı yapıyor.”

    “YEREL SEÇİMLERDE CİDDİ TALEPLERDE BULUNMAMIZ LAZIM”

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevilerin taleplerini arka arkaya dizip siyasetçilere vermelerinin zaman alacağını söyleyerek şunları kaydetti:

    “30 yıllık bir Alevi hareketi var. Biz 30 yıl önce dernekçiliği, vakıfçılığı bilmiyorduk. 30 yıl içinde çok mesafe aldık. Özellikle son yerel seçimde örgütlenme modelini geliştirip değiştirmemiz lazım. Hem genel hem yerel seçimlerde çok ciddi taleplerde bulunmamız lazım. Biz Türkiye’de yaşayan tüm halkların özgürce yaşayabilmesi yolunda destek verirken onlar böyle bakmıyor. Alevi örgütlerinin yerel seçimlerden çıkacak sonuçlara göre yeni bir örgütlenme modeline geçme zorunluluğu var. Alevi halkı bugüne kadar hiçbir çıkar için boynunu eğmemiş ve yolundan dönmemiştir. Bizim tek çatı olmamız lazım.”

    “TAHTACILARIN SOSYAL GÜVENLİKLERİNİN OLMASI LAZIM”

    Tahtacı Alevileri temsilen konuşan Celal Necati Üçyıldız ise, Tahtacıların sorunlarına değinerek, “Tahtacıların sosyal güvenliklerinin olması lazım. Tahtacılar ormancı oldular diyorlar. Çünkü AKP’ye üye olunmazsa orman işleriyle uğraşamazsınız” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • “Aleviler, toplumsal dinamikler içerisinde hep oldu ama hiç değer görmedi” -VİDEO

    “Aleviler, toplumsal dinamikler içerisinde hep oldu ama hiç değer görmedi” -VİDEO

    PİRHA-Cumhuriyetin 100. Yılında Aleviler Konferansı, 1. oturumu ‘Toplumsal Değişim Dinamikleri Bağlamında Muhalefet ve Aleviler’ konusunda yapılan konuşmalarla devam etti. Toplumsal değişim dinamiklerinde Alevilerin hep önde yer aldığını belirten PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Toplumsal dinamikleri içerisinde Aleviler hep oldu ama Aleviler hiç değer görmedi. Biz Aleviler olarak cumhuriyet dönemiyle hesaplaşamadık” dedi.

    DEM Parti ve HDK’nın düzenlediği Cumhuriyetin 100. Yılında Aleviler Konferansı devam ediyor.

    1. oturum öncesinde Prof. Dr. Şükrü Aslan, ‘Erken Cumhuriyet Döneminden bugüne Politik Sistem ve Aleviler’ konusu üzerine sunum yaptı.

    1. oturumda ‘Toplumsal Değişim Dinamikleri Bağlamında Muhalefet ve Aleviler’ konusunda Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSKAD) Genel Başkanı Cuma Erçe ve Koçgiri Kültür Derneği Başkanı Rıza Kahraman konuşma yaptı.

    “ALEVİLER EN KESKİN MUHALEFETİ YAPMAYA DEVAM EDECEKTİR”

    Örgütlülüğün zayıfladığı ve kaygıların arttığı bir dönemde iktidarın, Alevi dedelerine maaş bağlayarak inancımıza darbe vurmak istediğini söyleyen AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “Bir devlet kurumunun başında bir Cemevi yazması bile herhalde bunca yıllık mücadelenin sonunda devlet aklının, bir şekilde değiştiremese de, dönüştüremese de varlığımızı kabul ettiği anlamına gelir diye yorumluyorum. Hem inancımız hem de tarihsel gerçekliğimiz gereği Aleviler en keskin muhalefeti yapmaya devam edecektir” diye belirtti.

    “ALEVİLER, TOPLUMSAL DİNAMİKLER İÇİNDE HEP OLDU AMA HİÇ DEĞER GÖRMEDİ”

    Toplumsal değişim dinamiklerinde Alevilerin hep önde yer aldığını belirten PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Aleviler çevre mücadelesinde yer aldılar ama Alevi mekanları yok edileceği zaman çevreciler söz söylemediler. Alevilerin en çok oy verdiği partilerde Alevilerin talepleri dile getirilmedi. Aleviler sadece oy deposu olarak görüldü. Toplumsal dinamikler içerisinde Aleviler hep oldu ama Aleviler hiç değer görmedi. Biz Aleviler olarak cumhuriyet dönemiyle hesaplaşamadık. Biz Alevilerin en büyük dostları devrimcilerdir. Gezi Direnişi’nde Anti-Kapitalist Müslümanlar namaz kılsın diye siper olan yoldaşlarımız, hepimiz Hrant’ız sloganları atan yoldaşlarımız, hepimiz Filistin’iz diyenler doğru şeyler yapmışlardır ama Alevi sorunlarına karşı aynı tepki dile getirilmemiştir” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL