Etiket: kureyşan ocağı

  • Pir Bozkurt’tan, Cemevi Başkanlığına ‘Samimiyseniz Suriye’de Alevilerin katledildiğini söyleyin’ tepkisi

    Pir Bozkurt’tan, Cemevi Başkanlığına ‘Samimiyseniz Suriye’de Alevilerin katledildiğini söyleyin’ tepkisi

    PİRHA- Pir Garip Bozkurt, 59. Ape Aziz Anma Töreni’nin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yapılacak olmasını eleştirdi. Pir Bozkurt, Cemevi Başkanlığının, “muhtarları kandırarak” köylerdeki işleyişlere dahil olduklarının vurgusunu yaptı. Pir Garip Bozkurt, Suriye’deki Alevi katliamını hatırlatarak “Cemevi Başkanlığı yakın zamanda bir davet gönderdi. ‘Eğer inandırıcı olmak istiyorsanız çıkıp Suriye’de Alevilerin katledildiğini söyleyin’ cevabını verdim” diye konuştu.

    Ağuçan Ocağı’ndan Ape Aziz (Aziz Dede), Hakk’a yürüyüşünün 59’inci yıl dönümünde Adıyaman’da anılacak.

    Adıyaman’a bağlı Yedioluk (Şexmir) Köyü’nde türbesi olan Ape Aziz’i her yıl binlerce insan ziyaret etmekte. Ancak Ape Aziz için her 25 Mayıs’ta düzenlenecek anma törenlerinin bu yıl Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yapılacak olması tepkilere yol açtı.

    Anma törenleri bu zamana dek Ape Aziz Türbesini Koruma ve Güzelleştirme Derneği, Alevi Kültür Dernekleri Adıyaman Şubesi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Adıyaman Şubesi tarafından yapılmaktaydı.

    “ŞAHSIM ADINA UTANÇ DUYUYORUM”

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Garip Bozkurt, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, asimilasyon misyonu yürüttüğünü söyledi. Pir Bozkurt, halen cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulması konusunda hiçbir adım atılmadığının altını çizerek şu eleştiriyi yaptı:

    “Bu kurum, bir tek Ali Arif Özbeybek ile oluşturuldu. O zaman da bunun doğru olmadığını, eğer bir şeyler düzenlenecekse Alevi kurumlarının olduğunu söyledik. Ama Alevi kurumlarına bir şey danışılmadı. Bugüne kadar Alevilerle ilgili hiçbir somut adım atıldığını görmedik. Bu cemevi başkanlığını asla bir somut adım olarak görmüyorum? Bir tür asimilasyon politikası olduğunu yıllar önce de söyledim, şimdi de söylüyorum, bundan sonra da söylemeye devam edeceğim. Bizim Alevi köylerine gelip daha önceden yapılan cemevlerine 3-5 tane masa-sandalye alarak üzerlerine yazı yazmaları doğru değil. Özellikle de Adıyaman’da mezarlığın içerisinde yapılan bir türbeye bile ‘cemevi’ olarak yazdılar. Devede kulak diyemeyeceğimiz bir şekilde katkı veriyor ve adlarını oraya buraya yazdırıyorlar. Açıkçası biz bundan utanç duyuyoruz.”

    “KİMİ DEDELER, BİR VALİ, BAKAN GÖRÜNCE KÜÇÜLÜYORLAR”

    Pir Garip Bozkurt, önceki yıllarda Ape Aziz anma törenlerinin nasıl yapıldığını da anlatarak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Alevi toplumu, önceki yıllarda tamamen kendisi bir şekilde imece usulüyle anma yapardı. Yettiği kadarıyla işte; hiçbir maddi karşılık beklemeden sanatçılarımız, dedelerimiz gelir, semah dönen canlarımız, kurumlarımız, bir şekilde bir araya gelip anma yapardı. Sonradan iş çığırından çıkmaya başladı. Tam 20 yıldır orada cem yapıyorum. Bu sefer gidip gitmemekte, protesto edip etmemekte kararsızım. Çünkü sesimi kime duyuracağım bilmiyorum. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal misali…

    Mesela Cemevi Başkanlığı, beni defalarca programlarına davet etti. ‘Asla sizinle bir adım yürüyecek durumda değilim’ dedim. Çünkü bir tür asimilasyon politikası olduğunu biliyorum. Ankara’da yapılan o toplantılara kimlerin katıldığını, kimlerin destek verdiğini, ne şekilde yapıldığını biliyorum. Alevi toplumu, ülkenin aydınlık yüzüdür, karartmalarına elimden geldiğince müsaade etmeyeceğim. Ama bunlar köylerimizde muhtarları kandırarak veya köyün içerisinden birisini bularak bir şekilde ulaşabiliyorlar.

    Bugün Suriye’de Aleviler katlediliyor. Cemevi Başkanlığı yakın zamanda bir davet gönderdi. ‘Sizin davetinize karışmak istemiyorum. Eğer inandırıcı olmak istiyorsanız çıkıp Suriye’de Alevilerin katledildiğini söyleyin, ben de samimiyetinize inanıp birlikte yürüyelim’ dedim.

    Son dönemlerde dedeler bir vali, kaymakam, bakan görünce öylesine küçülüyorlar ki artık kıyafetleri kendilerine bol geliyor. O kadar ki sıkıyorlar kendilerini. Bu doğru bir şey değil. Pir Sultan’ın köpeği bile haram lokmadan yemedi. Haram lokmayı soframıza getirmeyelim. Ben bu Cemevi Başkanlığına inanmıyorum. Cemevlerine 3 sandalye 5 masa vermeyle Alevilerin haklarını ödemiş olmazsınız. Bizim Türkiye’de başka sorunlarımız var. Bu ülkede eğitim sorunu var. Bu ülkede adalet sorunu var. Bu ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı gibi büyük, devasa bir bütçeye sahip olan bir sorun var.”

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Pir Hamza Takmaz: Hızır Alevilerde enerjidir; birlik ve barış olmazsa Hızır da olmaz!-VİDEO

    Pir Hamza Takmaz: Hızır Alevilerde enerjidir; birlik ve barış olmazsa Hızır da olmaz!-VİDEO

    PİRHA- Dirlik, bereket, bolluk simgesi olan Hızır’a dair konuşan Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, “Alevilik ve Hızır anlayışı yok edilmeye çalışıyor. Hızır bizde enerjidir, çağıranın yardımcısıdır. Eskiden toplumumuzun sorgu ve denetimi vardı, bütün sorunlar orada çözülürdü. Şimdi ise devletin kapsısında çözülüyor. Öyleyse orada birlik olur mu, Hızır olur mu?” dedi.

    Aleviler için kutsal kabul edilen Hızır ayı başladı. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Bu aylarda pirler taliplerini dolaşarak, sorgu ve görgülerini görür.

    Hızır ayında olduğumuz bugünlerde Aleviler bulundukları her yerde Hızır lokmalarını pay ediyor.

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, Hızır’a ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    HIZIR, AYLARI KAPSAR VE BELLİ GÜNLERE SIĞDIRILAMAZ”

    1995 yılından itibaren Cem Vakfı’nın Hızır ayını bilinçli olarak tek bir güne denk getirdiğini söyleyen Takmaz, bu tarihlere Hızır’ın asla sığmayacağını ve Alevi süreklerinin her birinin kendi özgünlükleri dahilinde Hızır’ı kutlaması gerektiğini belirtti.

    Takmaz, “Cem Vakfı’nın koyduğu 11-12-13 Şubat tarihlerinden rahatsızım. Keza bu Avrupa’da da takvimlere böyle girmiş. Bence Hızır ayının ikinci haftasından sonra hangi güne denk geliyorsa son günü Perşembe olacak şekilde yapılmalıdır. Bütün sürekler ve bu süreklerin bölgeleri Hızır’ı farklı günlerde kutlar. Bu da onların renkliliği. Hızır, ayları kapsar ve belli günlere sığdırılamaz. Yani tekleştirme olan yerde de zenginlik olmuyor. Hızır ayları neden ise dizayn edilerek yönlendirilmeye çalışılıyor. Herkes kendi güzelliği ile kalmalı diye düşünüyorum” dedi.

    “EVLER TEMİZLENİR, ZİYARETLERE GİDİLİR, LOKMALAR PAYLAŞILIR”

    Takmaz, Hızır ayının geleneksel ritüellere dair şu bilgileri paylaştı:

    “Tüm canların Hızır ayını kutluyorum, huzur ve barış diliyorum. Eski hesaba gelen Ocak ayının 13’ünden sonra gelen ilk Perşembe Hızır ayı karşılanır. Reya Heq dediğimiz ocaklar sisteminde Hızır orucu 4 hafta boyunca tutulur. Ocaklar, onların talipleri olan aşiretler bu ay içerisinde sırayla oruç tutarak Hızır’ı hanelerinde var ederler. Hızır bu dönemde dondan dona dönüşür, onun varlığı her yerde, anda hissedilir. Eskiler Hızır’ı nerde çağırır isen hazırdır derlerdi. Hızır ayında köylerdeki evler toprak olduğundan tabana şerbet serperek güzel bir parlak görünüm verilir. Yataklar, döşekler yıkanır ve kapılar açık bırakılır. Hızır ayında nehirlerden getirilen sular evlere ve hatta hayvanlara serpiştirilirdi. Dergahlara ve ziyaretlere gidilip teberik getirilirdi. Oruç bitimi de kavut yapılırdı. Buğday sacın üzerinde kavrulduktan sonra destar (el değirmeni) ile öğütülürdü. Bu öğütme aşamasında deyişler, gulbanglar söylenirdi. İşte o iş bir aşk haline getiriliyordu. Kavut pişirilmeden önce bir gün kilerlerde veya mutfağın penceresinde üzerine bir bez örtülerek saklanırdı. Sabaha kadar Hızır o kavuta gelip uğramışsa kurban kesilirdi. Kavut üzerinde bir pençe, el veya farklı bir işaret olur ise Hızır’ın geldiği anlaşılırdı. Bunları yaşadık, gördük.”

    “SORGU VE BİRLİK OLMAYAN YERDE HIZIR OLUR MU?”

    Pir Hamza Takmaz, zorlu geçen ve çalışma imkanlarını kısıtlayan kış aylarının Alevi toplumu için ibadet ayları olduğunu belirterek, “Yaz ayları bizim için sürekli çalışma zamanıdır. Çetin geçecek kışa hazırlık yapılır. Kış ayları biz Aleviler için ibadet aylarıdır. Bayramlar bu aylarda kutlanır. Hızır bittikten sonra 9 Mart’ta güneş ışınları toprağa dik düşer ve canlılık yeniden başlar. Aleviler bu aylarda asla küs kalmazdı. İşte Aleviliğin burada gördüğü en büyük zarar halk mahkemelerinin kalkmasıdır. Sorgu ve denetimin kaldırılmasıdır. Her talibin piri geliyordu. Onların geleceğini bilen herkes barışırdı. Onlar dahi kimseyi küs bırakmazdı. Kimse de benlik yapmazdı. Kavga eden, kini kibiri olan devletin kapısındadır. Öyleyse burada birlik olur mu, Hızır olur mu?” diye sordu.

    “GAĞAN, HIZIR VE HEWTEMALE SAHİP ÇIKIN, ÇOCUKLARINIZA ANLATIN”

    Geleneksel ritüeller olan Gağan, Hızır, Hewtemal’in gelecek nesillere aktarılamadığına değinen Takmaz, “Alevilik ve Hızır anlayışı yok edilmeye çalışılıyor. Maalesef Hızır anlayışının yok olduğunu görüyoruz. Çocuklarımıza bunu aktaramıyoruz. Bu ritüeller, kutsallar olmadığı zaman Alevilik de olmuyor. Bu kadar güzel erdemliliği yok etmeye başladık. Hızır ayı içerisine her Perşembe çerağlar yakılsın. Metropollerde iseler dahi Pazar günleri bir araya gelsinler. Alevilerin pire, mürşide, talibe ve erkana ihtiyacı var. Yola ikrar vermeye ihtiyacı var. Toplum olarak önümüze bir şey koyamadığımız için, hep geçmişimizi yontup götürüyoruz. Çocuklarınıza sahip çıkın. Sistemin zorunlu din dersleri baskısının altında çocuklarınız asimilasyona uğruyor. O çocuklar Hızır ayının, Gağanı, Hevtemalın ne olduğunu bilmezler. Peki nasıl öğrenecekler?. Bizlerden yani ailelerden öğrenecekler” şeklinde konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/DERSİM

     

     

  • Elif Ana anmasının 2’nci gününde ‘İyilik iyidir’ vurgusu-VİDEO

    Elif Ana anmasının 2’nci gününde ‘İyilik iyidir’ vurgusu-VİDEO

    PİRHA-Hakk’a yürümesinin üzerinden 33 yıl geçen Elif Ana’nın anması 2’nci gününde deyişler ve türkülerle sona erdi. Binlerce kişinin sabahın erken saatlerinde geldiği türbede, Elif Ana’nın kabri ziyaretçi akınına uğradı. Ziyarete gelenlerin çoğu dua edip, dilekler diledi.

    Sabah 10.00 gibi başlayan anma programına Maraş Valiliği, siyasi parti yöneticileri, inanç kurumları katıldı. Yapılan konuşmaların ardından semah dönüldü, deyişler okundu. Programda Kureyşan Ocağı Evladı Garip Bozkurt, Sebahat Akkiraz, Hüseyin Uğurlu sahne aldı.

    “ELİF ANA KÜSKÜN DARGIN KİMSE BARIŞMAZSA UYUYAMAZDI”

    Pazarcık Belediye Başkanı Haydar İkizer, “Günümüzde, bireyselliğin hızla arttığı bu zamanda daha çok bir arada olmamıza ve inancın gelecek nesillere aktarılmasına ihtiyaç var” dedi.

    İkizer, Elif Ana’nın toplum üzerindeki önemine değinerek şunları söyledi: “Elif Ana manevi değerlerimiz açısından en önemli sembollerden bir tanesidir. Kendisi saygının, barışın, sevginin, paylaşımın, hoşgörünün timsali bilge bir kişidir. Halk tarafından benimsenen örnek bir kadındır. Kendisi dargın, küskün kimse barışmazsa uyuyamazdı. Mutlaka ne yapar, ne eder insanları barıştırırdı. Çocukların yanında dahi kalkar onlara yer verirdi. Kendisi aynı zamanda dayanışmanın örneğini temsil etmiş bir kişiliktir. Kendisine getirilen hediyeleri konu komşuya dağıtır, ihtiyacı olan insanlarla paylaşırdı.”

    “BU DERGAHTA SEVGİDEN BAŞKA HİÇBİR ŞEYE RASTLAYAMAZSINIZ”

    Anmada konuşan Kureyşan Ocağı Evladı Garip Bozkurt, Alevi inancının dayanışmacı bir inanç olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bu dergahta sevgiden başka hiçbir şeye rastlayamazsınız. Özü sözü bir Elif Ana’nın dergahında her renkten insan var. Bu dergahlar sevginin, barışın, coşkunun, dayanışmanın bir sembolü o yüzden Elif Ana’ya hizmet eden herkese minnettarlık duyuyorum.”

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Maraş Milletvekili Ali Öztunç, 6 Şubat depreminden bahsetti. Depremin Alevi-Sünni ayırt etmediğini, herkesin canının yandığını dile getirerek zor günlerden geçildiğini söyledi.

    Öztunç, Elif Ana hakkında ise şunları kaydetti:

    “Elif Ana’nın dergahı sevginin, iyiliğin merkezidir. Buraya gelen insanlar dostluk için geliyor, sevgi için geliyor. Burada ayrım yok, burada bir olmak var. Çok zor günler geçirdiğimiz şu günlerde birlik olalım, el ele verelim.”

    “İYİLİK İYİDİR”

    Elif Ana’nın torunu olan Asaf Şugan (Ocak), bağışta bulunan herkese teşekkür ederek, “İyilik iyidir” dedi.

    Yapılan anmanın sonunda semaha durulurken ardından sırasıyla Pir Merdan Bozkurt, Hüseyin Uğurlu (Kel Hüseyin) ve Sebahat Akkiraz türkü söyledi.

    PİRHA/MARAŞ

  • Pir Hamza Takmaz: Kızılbaş kenti Dersim’e cami dayatması zulümdür!

    Pir Hamza Takmaz: Kızılbaş kenti Dersim’e cami dayatması zulümdür!

    PİRHA- Kureyşan Ocağı Pirlerinden Hamza Takmaz, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli İl Jandarma Komutanlığı’nda cami temeli atma görüntülerini ve sözlerini ‘zulüm’ olarak değerlendirdi. Takmaz, “Tarikat, Diyanet, Tunceli Cemevi ve Munzur Üniversitesi eliyle Dersim’de asimilasyon devam ediyor. Anaokulunda başlayan zorunlu din dersleri yetmedi şimdi de kışlalara tek inancın ibadethanesi açıyorlar. Bir tek inancın ibadetini toplumun farklı kesimlerine dayatmak zulümdür” dedi.

    Dersim’de 27 Ağustos’ta Tunceli İl Jandarma Komutanlığı’ndaki caminin temel atma töreni yapıldı. Törene katılan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş,  “Şehirlerin medenileşmesinde en büyük pay camilerdir. İnşallah burada bizim hocalarımız, lojmanlarda oturan kardeşlerimizin ya da bu bölgede oturan kardeşlerimizin çocuklarına ders verecekler” ifadelerini kullanmıştı.

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, Dersim’de çok sayıda camiye rağmen bir cami daha yapılmasına ve Diyanet Başkanının konuşmasına tepki gösterdi.

    “ERBAŞ’IN DERSİM ZİYARETLERİ BUGÜNE İŞARETTİ”

    Takmaz, Erbaş’ın daha önce Tunceli Cemevi’nde yaptığı toplantıyı hatırlatarak, “Dersim’de Aleviliğin dönüştürülmesi, farklılaştırılması için çok çaba harcanıyor. Erbaş, uzun yıllardır dönem dönem Dersim’e gelerek bugünlerin işaretini vermişti. Fakat buna karşı çok fazla sesimizi duyuramamıştık. Erbaş’ın ziyaretinden sonra Munzur Üniversitesi adeta tarikatların ve cemaatlerin merkezi haline geldi. Rektör eliyle Dersim’de hiç tabanı, hiçbir örgütlenmesi olmayan sadece oradaki memurlar tarafından açılan vakıflar ve cemaatlerin evleri oluşmaya başladı. Dersim’in kültürüne, doğasına, diline yönelik asimilasyon ve yok sayma politikalarının bir yenisi de o dönem Munzur Üniversitesi’nde Tunceli Müftülüğü’nce açılan ‘Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ açılması eklenmişti” dedi.

    TARİKATLAR, TUNCELİ CEMEVİ, MUNZUR ÜNİVERSİTESİ

    Dersim’e yönelik bu yönelimlerin 1980 darbesindeki tahribatlarına değinen Takmaz, “Kenan Güven döneminde Kuran kursları, her köye bir cami, imam hatipler gibi kurumlar ile gençlerimiz bir asimilasyon içine çekildi. O dönemki gençlerin bir çoğu kurtulsa da geride kalanlar bu asimilasyonun bir parçası olarak hizmet etmeye devam ettiler. Yine Gülen Cemaati açtığı kreş, yurt, özel kolej gibi kurumlaşmalarla bunu başka boyuta taşıdı. Günümüzde de farklı tarikatlar, Diyanet yapılanmaları ve Munzur Üniversitesi öncülüğünde bu politika devam ediyor. Buna ek olarak da Tunceli Cemevi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Tunceli şubesi gibi çalışarak valilik, üniversite, Diyanet, birçok tarikat ve cemaatle işbirliği yaparak Dersim’i kendi köklerinden koparmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM KIZILBAŞ ŞEHRİDİR, BU YAPILAN ZULÜMDÜR”

    Dersim’e yönelik tekçi politikaların kabul edilmeyeceğini sözlerine ekleyen Hamza Takmaz, şöyle devam etti:

    “Kışlalarda bir tek kendi inandıkları inanca dahil insanlar mı var? Anaokulunda başlayan zorunlu din dersleri yetmedi şimdi de kışlalara tek inancın ibadethanesini açıyorlar. Bir tek inancın ibadetini toplumun farklı kesimlerine dayatmak zulümdür. Dersim evliyaların, Kızılbaşların, Alevilerin yurdudur. Bu politikayı yürütenler kışlalarda cemevi açacak mı? Ya da cem ibadeti yapmaya izin verecek mi? Buradaki insanların hepsi tek bir inanca mı mensup? Medeniyeti getireceğine adalet getir. Kişilerin inancına sözüm yok. Bu siyaset toplumu bölüyor. Toplumun değer yargıları hiçe sayılıyor. Dersimliler bugün de aslında kendilerine dayatılan bu asimilasyon tek tipleştirme, Sünnileştirme projelerine karşı bir direnç gösterecektir. Çıksınlar Dersim merkeze sorsunlar bakalım kaç tanesi bu politikalara ‘evet’ diyecek. Bunun adı açıkça zulümdür, kabul etmeyeceğiz.”

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • Kureyşan Ocağında iki dilli cem: Sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık -VİDEO

    Kureyşan Ocağında iki dilli cem: Sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık -VİDEO

    PİRHA- Kureyşan Ocağı, Dersim’in Nazımiye İlçesine bağlı Bostanlı Köyü’nde toplandı. Buluşma, sohbet ve müziğin yanısıra Türkçe ve Kırmancki olarak cem erkanı düzenlendi. Sanatçı Kemal Kahraman sözlü aktarımın önemini vurgularken, Pir Hasan Ali İşlek, “Dersim’deki ulularımızın ve ocaklarımızın sayesinde sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık. Hakimin karşısına çıkmadık” dedi.

    Kureyşan Ocağı, Dersim’in Nazımiye İlçesine bağlı Bostanlı Köyü’nde (Dewa Kuresu, Zevê) 9-10 Ağustos tarihlerinde bir araya geldi. Pir Kureyş Baba İstişare Meclisi tarafından organize edilen buluşmanın bu yıl 8’incisi gerçekleştirildi.

    İki gün süren etkinliklerin ilk gününde, ‘Muhabbet meydanında cemal cemale buluşma’ etkinliği düzenlendi. İkinci günde ise Metin & Kemal Kahraman’ın katıldığı bir sohbet ve dinleti etkinliği düzenlendi. Aynı günün akşamında ise iki dilde (Kırmancki/Zazaca ve Türkçe) Cem erkanı yürütüldü, semah dönüldü. Lokmalar pay edildi.

    “CEMEVLERİYLE YAŞANAN KURUMSALLAŞMA SÜRECİ BİR ŞEYLERİMİZİ GÖTÜRÜYOR”

    ‘Metin & Kemal Kahraman sohbet ve müzik dinletisi’ etkinliğinde konuşan Kemal Kahraman, Dersim Kırmanc Alevi kültüründe sözlü gelenek ve aktarımın önemine vurgu yaparak, İslam yazılı kaynaklarından aktarımlarla güncellenen ritüel ve ibadetlerin, sözlü aktarımla kuşaklar boyu gelen ve mana aleminde farklı karşılıkları olan gerçek ritüel ve ibadetlerde bozulmalara yol açtığını belirtti.

    “Bizde söz ikrardır” diyen Kahraman, “Hakikat hep bu söz üzerinden devredilmiş ve bugüne kadar gelmiştir. Bu anlamda biz aslında her şeyden önce kendi gerçeğimizi anlamak istiyorsak, Aleviliğimizi anlamak istiyorsak ilk önce bize aktarılmış sözlü hafızadan bakmayı kabul etmemiz lazım. Bugün mesela Avrupa’nın ve Türkiye’nin de birçok şehrinde, bu göç süreçleriyle beraber tabii ki Cemevleri kuruluyor. Hepsi iyi niyetle yapılmış çalışmalardır fakat bu kurumsallaşma süreci bir şeylerimizi götürüyor. Tam adını koyamadığımız bir şey var” değerlendirmesinde bulundu.

     “BİZ DAĞA TAŞA TAPMIYORUZ”

    Aleviliği anlatırken sözlü aktarımları dikkate aldıklarını ifade eden Kahraman, şunları kaydetti:

    “Alevi diyor ki kendini bil Hakk’ı bilirsin. Yani bütün alem vahdet-i vücut içindedir. ‘İnsan, 18 bin alem sende’ diyor seyit Süleyman Şahin. Bu tabii ki Alevi öğretisinin bir düsturudur. Diyor ki Allah 18 bin alemi yarattı Adem için, Adem’i yarattı kendi için. Bu anlamda Hakk da sende, şeytan da sende. Sen eğer kendindeki Hakkı takip edersen, Hakk burada, o hiçteki var olarak Hakk burada tecelli eder. Sen kendindeki hırsı nefsi takip edersen, şeytan burada tecelli eder.

    Hakk 18 bin alemi Xızır eliyle yapmış. Yani Xızır yaradılışın başında da o hiçteki varın eli, ayağı ustasıdır. Bütün bu alemi çekip çevirendir. Andaki tecellidir. Yani hem zamanın sahibidir hem de mekanın sahibidir.

    Biz dağa taşa tapmıyoruz. Biz güneşe de tapmıyoruz. Bunların hepsi Hakk’ın varlığının ispatı…”

    İKİ DİLDE CEM YAPILDI, KIRMANCKİ SEMAH DÖNÜLDÜ

    Metin & Kemal Kahraman sohbet ve müzik dinletisi etkinliğinin ardından dergahın önündeki açık alanda, büyük bir katılımla Türkçe ve Kırmancki olarak cem erkanı yürütüldü ve Kırmancki semah dönüldü. Erkanı ocak mensubu pirler ve analar; Hüseyin Altınışık, Murat Dündar, Ali Kızılkan, Fatime Özcan, Ahmet Demir, Ali Ulucan, Hasan Ali İçmek, Ali Tamaç, Aliyar Özcan, İbrahim Doğan, Gülüzar Tonkuş, Bakı Ķumaş, Hacer Güzel ve Düzgün Dağ yürüttü.

    “BU KAPIDAN RIZAYLA GİRMEK İSTEDİK, RIZAYLA ÇIKMAK İSTİYORUZ”

    Bu yolun razılık ve rızalık, ikrar ve itikat yolu olduğunu belirterek Cem erkanının açılışını yapan Pir Hasan Ali İşlek, “Bu kapıdan rızayla, ceddimizin kapısından girmek istedik. Rızayla çıkmak istiyoruz. Olur ya birisi bizle küskünse, birisi bize dargınsa, birisi bizden alacaklıysa, müşkülü varsa, hali varsa, bu Pir meydanında ceddimizin huzurunda hesabımızı vermeye hazırız. Bizlerden Hak Muhammed Ali aşkıyla istekli olan can var ise bu meydanda özünü dar eylesin. Halini hal eylesin. Dilini dil eylesin. Gönül kırmadan, incitmeden, döktüğümüzü dolduralım, küstürdüğümüzü barıştıralım ve biz de hak yoluna gönül birliğiyle, gönlümüzü bağlayıp can baş ile teslim olmaya hazırız” diyerek öncelikle cemaatten rızalık istedi.

    “SORUNLARIMIZI ASLA DEVLET KAPISINA TAŞIMADIK”

    İnsanların yeri geldiği zaman dünya malı için birbiriyle belki de hoşnut olmayan durumlar içerisine girdiklerini vurgulayan Pir Hasan Ali İşlek, şunların altını çizdi:

    “Ama tüm bunlara rağmen biz yüzyıllarca ceddimizin ve pirlerimizin sayesinde, Dersim’deki ulularımızın ve ocaklarımızın sayesinde sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık. Hakimin karşısına çıkmadık. Savcı bizim hakkımızda mutalaa tutmadı. Devletin sistemi yerine kendi Hakk ve hakikat sistemimizle yönümüzü primimize çevirdik. Dost cemali önünde sorunlarımızı hallettik.

    “DERSİM İNANCINDA İSTİSNAİ OLARAK BİZE YAKIŞMAYAN HAL VE HAREKETLER YAŞANDI”

    Bu nedenden dolayı istisnalar hariç Alevi Kızılbaş inanç toplumunda, hele hele Dersim inancında çok istisna olarak insana yakışmayan hal ve hareketler, davranışlar müşkülatlar yaşandı. Ve bu müşkülatların ağır suçlarına da inancın gereği bedelleri ödendi. Ve bu nedenden dolayı da bizler ecdadımızın sürmüş olduğu o yolun kutsallığı temelinde bugün buradayız. Pirimizle, talibimizle.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

     

     

  • ‘Asimilasyona karşı aktif direniş ve sivil itaatsizliği örgütlemek gerekiyor; o zaman hak alınır’

    ‘Asimilasyona karşı aktif direniş ve sivil itaatsizliği örgütlemek gerekiyor; o zaman hak alınır’

    PİRHA- Alevi kurumlarının, ahlaki sorumlulukla asimilasyon politikalarına karşı net bir tutum alması gerektiğini söyleyen Kureyşan Ocağı Pirlerinden Musa Kazım Engin, “Bu konularda aktif bir direniş örgütlemek zorundayız. Mahkemeleri tıkamak zorundayız. Bu ülkede hukuk işlemiyor. Bu ülkede hukuk ancak siz sivil itaatsizlik yani fiili demokratik mücadeleyi yükselttiğiniz zaman işlemeye başlar. Bu ülkede adalet ancak siz zorlandığınız zaman gerçekleşir. Biz bu net duruşu kaybedersek bunun devamı çok kötü bir şekilde gelecektir” dedi. 

    Alevi inancı hala devlet tarafından tanınmıyor. Alevi toplumu ise taleplerini yıllardır dile getiriyor. Zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması, Alevilere yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması, temel taleplerin başında geliyor.

    Tüm bunlara karşın Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikat ve dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı, nasıl bir yol izlenmeli sorularını Kureyşan Ocağı Pirlerinden Musa Kazım Engin‘e sorduk.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI BİR ASİMİLASYON DÜZENEĞİDİR”

    AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    Alevi Bektaşi Cemevi ve Kültür Başkanlığı önceki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu döneminde planlandı ve 1685 cemevini dolaşarak bir rapor hazırlandı. O dönemde bu raporu hazırlayan Ali Arif Özzeybek isminde Süleyman Soylu’nun danışmanı bu kişi aynı zamanda sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmalığını yapmıştı. Bu isim aynı zamanda kişilik olarak da çok fazla açık olmayan, karanlık biri.

    Alevilerin 30- 40 yıldır süren bir kimlik mücadelesi demokratik hak ve anayasadan, yasalardan kaynaklanan o taleplerin yerine gelmesi için yürüttükleri bir mücadele var.

    Çeşitli zamanlarda çeşitli kampanyalar yaparak, hukuk sürecini işleterek bu hakları her zaman devletten hükümetten talep etmişlerdir. Ama hiçbir hükümet döneminde ne AKP iktidarı döneminde ne de ondan önceki dönemlerde hiçbir zaman Alevilerin taleplerine karşı duyarlı bir bakış açısını maalesef göremedik. Hep hasır altı edildi. Bütün taleplerimiz görmezden gelindi. 2001 yıllarda 1 milyon imza toplayarak zorunlu din derslerine karşı bir imza kampanya yapmıştık. Bir kamyon dolusu klasörü TBMM götürerek aradaki yetkililere teslim etmiştik. Ama hiçbir çalışma olmadı, bu konuda yasal düzenlemeler yapılmadı

    Bunların olması için yasaların değişmesi, yasalarda düzenleme yapılması gerekiyor. Anayasa’da Alevilerin haklarının güvence altına alınması gerekiyor.  Bunların hiçbirisi yerine getirilmeden yapılan bütün düzenlemeler göstermeliktir ve göz boyamaktan ibarettir. Bu anlamda Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Alevilerin bir kısmını parayla satın almak için kurulmuş bir asimilasyon düzeneğinden başka bir şey değildir.

    “ÖZKAN, ÜLKÜ OCAKLARINDA YETİŞMİŞ DEVŞİRMEDİR”

    Bu havuç olayı, para olayıdır, kamu olayıdır. İnsanların ihtiyaçları üzerinden maddi, parasal ihtiyaçlarını ve cemevlerinin tamir bakım masraflarını üstlenme şeklinde, aynı şekilde dedelere kadro verilmesi şeklinde kendisini gösteriyor. Diğer yönden de bunun arkasından çok büyük bir baskı gelecektir. Alevi Bektaşi kamuoyu derneklerimiz, kurumlarımız, vakıflarımız henüz bunun ayrımında değildir.

    Ali Rıza Özdemir ile ilgili dilimin döndüğünce küçük kısa bir bilgi vermek gerekiyor. Ali Rıza Özdemir Erzincan’ın Avcılar Kiştin köyünden bizim ocağımızın da talibi olan bir şahsiyettir. Ancak ülkü ocaklarından yetişmiş ülkücülüğü ile övünen bir kişi Türkçü milliyetçi ve aynı zamanda İslamcı birisidir.

    Türk İslam sentezinin uygulayıcısı olarak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı görevine getirilmiş çevresine topladığı en yakın çalışma arkadaşları da genellikle Doğu Perinçek görüşünün etrafından dolaşan Türkçü, milliyetçi kişilerden oluşmaktadır ve büyük bir kadro hareketi de Cem Vakfı’ndan devşirip Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na aktarmıştır.

    “KURUMLARIN MALİ YARDIM ALMASI VAHAMETTİR, TEHLİKEDİR!”

    MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Ali Rıza Özdemir hayatı boyunca bir gün dahi Alevi derneklerinde bir çalışma yürütmemiş, bütün ömrü hayati ülkü ocaklarında geçmiş olan ırkçı, milliyetçi akımlar içerisinde yer almış olan bir kişi. Alevi Bektaşi Cemevi ve Kültür Başkanlığı gibi Aleviliğe, Alevi kurumlarına, Alevilerin kurmuş olduğu cemevlerine hükmetmek üzere aslında görevlendirilmiştir. Şimdi bu durumda birçok Alevi Bektaşi kuruluşu, federasyonlar ve dernek genel merkezleri bu kuruluşu tanımadıklarını ifade ettiler.

    Yalnız şöyle bir tehlike var: Bakın, bu kuruluş devletin elindeki devasa ekonomik imkanları kullanıyor ve devletin elindeki devasa ekonomik ekonomik imkanları kullanarak onlarca kişiyi Kerbela Necef yolculuğuna çıkardı.

    Aslında burada çok önemli bir uyarı da yapmak istiyorum. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Alevi Bektaşi Federasyonu ve ona bağlı bileşenler olan Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Dernekler Federasyonu’na bağlı şubelerin mali yardım aldığı açıklandı.

    Bu çok tehlikeli durumu bize işaret ediyor. Sebebi şudur: Böyle bir açıklama doğru mudur, değil midir bilmiyorum. Eğer böyle bir açıklama doğru ise bunun vahameti ortadadır. Eğer bu açıklanan doğruysa kim ne kadar almıştır?

    “NET DURUŞUMUZ OLMAZSA DEVAMI KÖTÜ GELECEKTİR”

    Bu kurumun hedefinde Türkiye’deki bütün cemevlerini zapturapt altına almak vardır. Türkiye’deki bütün cemevlerinde görevli olan dedeleri aynı şekilde bir kadroya bağlamak aynı zamanda bütün cemlerin  aynı zamanda Hakk’a yürüme erkanlarını nasıl yapılacağına karar vermek, dolayısıyla Alevilerin en yumuşak karnı olan cemler ve erkanları üzerinden Aleviliğin asimilasyonunu tamamlamaktır, yapılan proje budur.

    Şimdi elektrik parası ile başlayan bir olay, bir kurbağa deneyimini bana hatırlatıyor. Alevi Bektaşi kamuoyu soğuk suya konulan bu kurbağa misalidir teşbihte hata olmaz. Sözümü kimse başka bir yere çekmesin.

    Tabiri caizse böyle bir yöntem kullanılıyor. Yani kapıdan giremedikleri yerlere pencereden giriyorlar sizi parayla satın almaya bağlamaya ve sizin içinize bu yolla girmeye çalışıyorlar. Bu nedenle Alevi Bektaşi kamuoyu Alevi Bektaşi kuruluşlarını, vakıflarının ve derneklerini ve Federasyonlarının tamamını buradan uyarıyorum:

    Alevi Bektaşi Federasyonuna bağlı kuruluşların yöneticileri ağır bir vebal altındadır. Bu sorumluk benim için ahlaki ve namus bilinciyle yapılmış bir sorumluluktur. Bu konuda açıkçası çok net bir duruşumuzun olması lazım eğer biz bu net duruşu kaybedersek bunun devamı çok kötü bir şekilde gelecektir diye düşünüyorum.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞINDA GÖREV ALMAM TEKLİF EDİLDİ!”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    2001 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından müftülüklere ilahiyatçılara ve kendilerine bağlı kuruluşlara vaiz, hoca, imam görevlilerinin hepsine gizli bir genelge gönderildi. Böylelikle bundan sonra ilahiyat fakültelerinde camilerde hocaların vaazlarında ve din derslerinde o genelgede Aleviliğin Hanefi mezhebinin içinde anlatılmasını talimat olarak bildirdiler. Bütün ışık kaynağı budur. Asimilasyon projesi devlet tarafından Diyanet tarafından geliştirilmiş bir plana, bir programa bağlanmıştır. Bu programlarını gereği bu asimilasyon projesi çerçevesinde şimdi ansiklopedi çalışması bulunmaktadır.

    Abdal Musa törenlerinde dağıtıldığına şahit olup, böylesi bir kitabın dağıtılmasını engelleyen ve bu yüzden gözaltına alınan bir kişiyim. Çok açıkça soyluyorum, bir duruşumuz olmalı. Hayatta sizin bir duruşunuz olduğunda hiç kimse sizi satın alamaz. Satın almak için bana da çok müracaat edildi. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığında görev almam için bana da teklif yapıldı.

    Eski MHP Genel Başkan Yardımcısı yani Alparslan Türkeş’in Genel Başkan Yardımcısı olan Namık Kemal Zeybek, bugün en büyük baş danışman olarak hâlâ görev yapmaktadır. Eski ülkücü öğretmen ve genel başkan yardımcısı Musa Serdar Çelebi, İzzettin Doğan’ın yanında danışman olarak görev yapmakta ve TİKA projelerini yürütmektedir. Ayrıca uluslararası alanda asimilasyon projelerinin mimarıdır. Şimdi aynı proje yürütülüyor ve oradan bir grup bu tarafa devşirildi ve bu şekilde Alevi olmayan Türk İslam sentezci aracılığıyla bir yazılı külliyat oluşturmaya çalışıyorlar.

    “ÇEDES’E KARŞI SİVİL İTAATSİZLİĞİ BÜYÜTMELİYİZ”

    Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gerici eşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    ÇEDES projesi, Diyanet akademisi, diyanet işlerinin çalışmaları ve bütçesi, Millî Eğitim Bakanlığının müfredatı hepsi bir bütündür. Bu birbirinden ayrılmaz bir hale gelmiştir. Milli Eğitim bakanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın emrine verilmiştir.

    Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullar Diyanet işleri Başkanlığı tarafından ÇEDES projesi adı altında yetkin olmayan, liyakati olmayan şeriatçı kadroların emrine tahsis edilmiştir. Çocuklarımızın asimilasyona uğratılması ve çocuklarımızın beyinlerinin yıkanması için en uygun zamanlar 5 ila 12 yaş arasıdır. Ben 46 yıllık eğitimciyim. Çocukların kişilik gelişimi 5 yaşında başlar. 12 13 yaşına kadar oturur. 13-1 4 yaşından sonra o çocuğa ne verirseniz verin artık kişilik büyük bir oranda oturmuş olur.  O nedenle. Milli Eğitim Bakanlığı ÇEDES projesiyle kreşlerden başlayarak çocuklara şeytan taşlamayı öğretiyor.

    ÇEDES projesi de bu büyük resmin içinde sadece bir bölümdür. ÇEDES Projesi Türkiye’de laik, bilimsel, eğitimden şeriatçı bir eğitime geçişin ilk evresi ilk aşamasıdır. Aslında ilk aşaması zorunlu din dersleri ile başlamıştır. İkinci aşaması da ÇEDES’tir.

    Yine Milli Eğitim komisyonunda Diyanet Akademisi diye bir proje geçti. Maalesef Diyanet projesinde sosyal demokrat, sol sosyalist, diğer muhalefet partilerinin hiçbirinin ciddi bir çalışmasının olduğunu görmedik. Aleviler sadece burada en can yakıcı sonuçları yaşayacak toplumsal kesimini oluşturuyor. Alevilerin çocukları bu yolla devşiriliyor. Bu yolla onların kendi kimliklerinden kültürlerinden, inançlarından uzaklaşıyor. Birçok Alevi çocuğunun okulda aldığı eğitimlerden sonra evde anne babalarıyla ilişkilerinde sıkıntılar yaşadıklarını biliyorum. Buradaki sorunun çözümü benim tezime göre sivil itaatsizlikten geçiyor.

    Kurumlarımız sadece basit bir bildiri ile bunu geçirmemeli. Bu konularda aktif bir direniş örgütlemek zorundayız. Mahkemeleri tıkamak zorundayız. Binlerce 10 binlerce dava açmak durumundayız ve yargı yolu tükettikten sonra Avrupa insan hakları mahkemesine bunu taşımak, fiili durum yaratmak zorundayız. Bu ülkede hukuk ancak siz sivil itaatsizlik yani fiili demokratik mücadeleyi yükselttiğiniz zaman işlemeye başlar. Bu ülkede adalet ancak siz zorlandığınız zaman gerçekleşir. Bu insan hakları siz mücadele verdiğinizde zaman bir haktır.

    Bu iktidar yukarıdan aşağıya kafasındaki bütün şeriatçı modelleri mili eğitime kamu kuruluşlarına, devlete her yere uygulamaya çalışıyor. O nedenle çok hızlı bir şekilde toparlanmamız çok hızlı bir şekilde harekete geçmemiz, her türlü demokratik mevziiyi sonuna kadar korumamız gerekiyor.

    “KURAN KURSU CEM VAKFI UYGULAMASIDIR, BİLİNÇLİ OLARAK SEÇİLDİ”

    Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevilerin cemevlerini kendileri tanımlamayarak buralara konumlamaya çalışıyorlar. Yani formatlarını kendilerini çiziyor, sınırlarını kendileri belirliyor. İçinde kimin neyi, ne kadarını yapacağını kendileri belirliyorlar. O nedenle Alevi kurumlarına bağlı cemevlerinde Kuran kursu açılması çok büyük bir tehlikedir.

    Biz tarih boyunca iktidara, muktedirlere bize karşı uygulanan bütün şeriatçı söylemlere karşı Aleviliğin tarihten gelen kadim bir inanç olduğunu, kendine özgü olduğunu, hiçbir inanca sığmadığını ve sığmayacağını söylüyoruz. Cemevlerimizde üstüne üslük şimdi Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından açılan kuran kursları var. Çok ilginçtir. Yani siz cemevini Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan bir görevliye teslim ediyorsunuz. Kuran kursu 30-35 yıllık bir geleneği olan bir uygulamadır. Cem Vakfı tarafından icat edilmiş, 35 ve 35. ayetlerle çerağ uyandırılması yine bunlar tarafından uydurulmuştur.

    Bu yolu kirletenlerle mücadelem ölünceye kadar devam edecektir. Cem Vakfı da bu yolu kirleten ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile aynı zihniyetin devamı olarak Türk İslam sentezinin sözcüsü ve aynı zamanda Şii İslam misyonerlerinin de beslemesidir.

    Şiilik, gerekse de Sünni İslam’ın Alevilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan, ikisinin arasındaki fark bir soğan zarı kadardır. Alevilik bunun ikisinden de tamamen uzakta. Bu toplumun vebali de bu toplumun kanaat önderlerinin dedelerinin ve kurumlarının omuzundadır. Bu veballe hareket etmelerini makam, mevki, para için bu yolu peşkeş çekmemeleri gerekiyor.

    “ALEVİ KURUMLARI DEMOKRATİK TAVIR SERGİLEMİYOR”

    Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Cemevlerimizin her türlü eğitimin verildiği eğitim ve kültür mekanlarına dönüşmesi gerekiyor. Siz Aleviliğin ne olduğunu bilmiyorsanız yaptığımız cemin bir anlamı yok, seyirlik olur o cem. Buradan dedelere ve yöneticilerine sesleniyorum: Sevgili Ali Aksüt’le birlikte burada 2 yıl eğitim çalışması yürüttük ve bugün Antalya’da söz söyleyebilen; toplumsal, siyasal ve kültürel anlamda ağzı laf yapan gençlerimiz o zaman bizim yaptığımız eğitim çalışmalarından yetiştiler. O nedenle iş kişinin aynasıdır lafa bakılmaz prensibiyle gideceğimiz bir süre cemevi var.

    Programlı müfredatlı bir eğitim çalışmaları başlatalım. Zorunlu olarak gelip hizmet vermeye hazırım. Avrupa bu anlamında bizden bu konuda biraz daha ilerde. Bunun 2 tane sebebi var. Avrupa’nın bu demokratik haklarının alınması daha iyi durumda. Avrupa Aleviliğe daha çok hak veriyor. Alevilerin kendilerine özgü bir inanç olarak kabul ediyor. O nedenle özerk bir yapıları var. O anlamda kendi aralarında kurumlaşmaları da örgütlenmeleri de eğitimleri de daha kolay.

    Gençlik niye cemevlerine gelmiyor? Gençliğin cemevlerinde aradığını bulamadığı için gelmediğini hiç düşündük mü? Siz gençliğe eğitim vermezseniz, siz gençliğe felsefe öğretmezseniz, siz gençliğe Alevi tarihini anlamazsanız gelmez. Cemevleri bugün sadece cenazelerin Hakk’a uğurlama erkanlarının yapıldığı, cenazelerin sonunda cenaze yemeklerinin verildiği bir yere dönüşmüş durumdadır. Senede bir veya birkaç kere göstermelik seyirlik cemlerin yapıldığı yerlere dönüştü. Maalesef her ocak kendi talipleriyle cem yapamıyor. Cemevi yöneticilerin seçtiği ya da tayin ettiği dede vasıtasıyla erkana ve süreğe bağlı olmayan veya insanlara başka fikirlere empoze edebiliyor. Bu konuda demokratik bir tavır sergilenmiyor.

    “EĞİTİM KONUSUNDA GÖREV ALMAYA HAZIRIM”

    Bizim yaptığımız cemlerin tamamı seyirlik. Maalesef hep söyledik bizim cemlerimiz Hakk için ola, seyirlik için olmaya derlerdi ama nedense seyir için olsun, seyir için olsun noktasında kalıyoruz. Eğer gerçekten yaptığımız iş Hakk ve hakikat yoluna hizmet edecekse eğri oturup doğru konuşmalıyız. O nedenle ön yargılardan, hırslardan ve diğer bencilce duygulardan kendimizi sıyırıp yüreğimizi yola açmalıyız.

    Eğitim konusunda organizasyon yapmaya hazırım. Yeter ki kurumlarımız kapılarını açsınlar. Bizi çağırsınlar, projelerimizi kendilerine sunalım. Projemizi oluşturmak için de gecemizi gündüzümüze katarak geçmiş dönemlerde olduğu gibi gençlerle cemevlerimizi tekrar buluşturalım.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO
    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12-‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO
    13-‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO
    14-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’
    15-‘Alevi kurumlarının örgütlülüğe önem vermesi gerekiyor, örgütlü olmak güçtür’ -VİDEO
    16- ‘Aleviliği yaşamayı ve yaşatmayı merkezimize almalıyız, tehlikeli olan iç asimilasyon’

     

     

  • Garip Bozkurt Dede: Yezit’in sofrasında, Muaviye’nin yağlı pilavından yemeyeceğiz-VİDEO

    Garip Bozkurt Dede: Yezit’in sofrasında, Muaviye’nin yağlı pilavından yemeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA-AKP hükümetinin kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi toplumunda bir karşılığının olmadığını ifade eden Kureyşan Ocağı pirlerinden Garip Bozkurt, “Aleviler kendi haklarını alabilmek için mücadele ediyorlar” dedi. Tarikatların ve Diyanetin sorun olduğunun altını çizen Bozkurt, “Yezid’in sofrasında, Muaviye’nin yağlı pilavından yemeyeceğiz” ifadesini kullandı.

    AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Alevilere yönelik asimilasyon politikalarını sürdürmeye devam ediyor.

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Garip Bozkurt, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerini değerlendirdi.

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Aleviler toplumunda bir karşılığı olmadığını belirten Garip Bozkurt, “Başkanlık Alevilerin temsil kurumu değildir. Alevilerin inancını yürüttüğü nice kurumları var zaten. Bunların adını zikretmeyen, ağzına almayan kişilerin Aleviler tarafından bir karşılığı olmayacaktır” dedi.

    Bozkurt, dedelerinin/pirlerin maaş almasına da tepki göstererek, “Buna yanaşan, göz kırpan dedelerin toplum içerisinde bir değerinin olmayacağını düşünüyoruz” ifadesini kullandı.

    “DEVLET ALEVİ İNANCINI TANIMAK İSTİYORSA CEMEVİNE YASAL STATÜ VERSİN”

    Devletin samimi olduğunu göstermek için Alevi inancını tanıması ve cemevine ibadethane statüsü vermesi gerektiğini ifade eden Bozkurt, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı açıldı. Benim gibi düşünen Alevilerin kurumu değil. Bizim Türkiye’de sivil olarak yapılandığımız kurumlarımız vardı. Alevilerin hak ve özgürlüklerini bir şekilde alabilmek ve yasallaştırabilmek için birçok defa mücadele ettik. Bu mücadeleye karşı bir kurum oluşturuldu, Alevilere hiçbir faydası olmayacak. Hükümet ve devlet gerçekten Alevi inancını tanımak istiyorsa cemevlerini yasallaştırması gerekiyor ki biz inanalım” diye konuştu.

    “ALEVİ-BEKTAŞİ BAŞKANLIĞI ALEVİLERİ TEMSİL EDEN KURUM DEĞİLDİR”

    Bozkurt, “Bizim burada zaten Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfımız, Alevi Kültür Derneklerimiz ve Pir Sultan Abdal Derneğimiz var. Bunun gibi nice kurumlarımız Alevi inancını ve kültürünü yaşatmak için mücadele ediyor. Bunların adını zikretmeyen, ağzına almayan kişiler Aleviler için kurumlar oluşturduğunu söylüyor” diyerek Cemevi Başkanlığı’na tepki gösterdi.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI ALEVİ TOPLUMUNUN YÜZDE 1’Nİ TEMSİL EDİYOR”

    AKP iktidarının kurduğu Cemevi Başkanlığı’nın Alevi toplumunda yüzde 1’lik bir temsiliyet hakkı olmadığını ifade eden Bozkurt, şunları söyledi:

    “Bu ülkenin sorunu Diyanet sorunudur. Psikiyatrist yerine imam atarsanız, sağlıkçı yerine imam atarsanız, öğretmen yerine imam atarsanız ülkenin geleceği bu şekilde olur. Bu ülkede federasyonlarımız var, konfederasyonlarımız var. Avrupa’da konfederasyonlarımız var. İbadet ve inançlarımız yasallaşıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Yezit’in sofrasından Muaviye’nin yağlı pilavından yemeyeceğiz” açıklamasında bulundu.

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

  • Dede Açıktepe: Hakk’a uğurlama erkanında kadınlar arkada ve ayrı durmamalı-VİDEO

    Dede Açıktepe: Hakk’a uğurlama erkanında kadınlar arkada ve ayrı durmamalı-VİDEO

    PİRHA-Hakk’a uğurlama erkanı ile ilgili konuşan Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Kazım Açıktepe, Hakk’a uğurlama erkanlarında cemlerde olduğu gibi kadın erkek yan yana olması gerektiğini söyledi. Açıktepe, “Neden kadınlar ile erkekler bir arada değil de kadınlar ayrı bir yerde ve neden arkalarda duruyorlar?” diyerek eleştirdi. 

    Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Kazım Açıktepe, Hakk’a uğurlama erkanı ile ilgili PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

     “NEDEN HAKKA UĞURLAMA ERKANLARINDA KADINLAR AYRI VE ARKALARDA?”

    Halka açık olmayan yerlerde yapılan erkanlarda kendi anladıkları dilde hizmet yürüttüklerini belirten Açıktepe, “Ama Hakk’a yürüme erkanında farklı bir şeyle karşı karşıya kalıyoruz. Cenaze hizmetini de cemevinde yapıyoruz. Cemevinde olduğumuz gibi cenazede can olamıyor muyuz? Kadınlar bir tarafta arkada, erkekler bir tarafta neden böyle bir şey yaşanıyor acaba?” diye sordu.

    “ALEVİLİK; EL ELE, EL HAKK’A DÜSTURUYLA BU GÜNLERE GELDİ”

    Yolun dilden dile gönülden gönüle ‘el ele, el Hakk’a’ düsturuyla bugünlere geldiklerini belirten Açıktepe, “Pir Sultan Abdal’ın Hakk’a yürüme erkanı ile ilgili birçok nefesi var. Karacaoğlan’ın bütün aşık-ı sadıkların bununla ilgili kelamları var. Pir Sultan kendi oğlu Hakk’a yürüdüğünde ’emanetim sana Hızır’ diye nefes söylemiş. Bunların ne sakıncası var? Artık gerçekten ya kendi varlığımızı dile getireceğiz yahut da herkes vicdanlarıyla karşılaşarak bunun muhasebesini yapması gerekiyor” dedi.

    “ÖNEMLİ OLAN GELECEK NESİLLERE BU YOLUN, İNANCIN GÜZELLİKLERİNİ AKTARMAK

    Önemli olanın gelecek nesillere bu inancın güzelliklerini ve özelliklerini bırakmak olduğunun vurgulayan Kazım Açıktepe, şunları kaydetti:

    “Eline, diline, beline, nefsine hâkim olmayı, herkese aynı nazarla bakmayı, doğada bulunan her şeyi cümle Hakk bilip ona karşı saygı duymayı, nefsini öldürüp 4 Kapı 40 Makamdan geçerek kamil insanlık mertebesine varıp, rıza şehrine varmayı amaçlamayı öğretirsek, öğrenirsek bir sorun kalmayacak.

    Birçok Hakk’a yürüme erkanı hazırlanmasına rağmen, hazırlayan insan kendi imzasının olduğu cemevinde bile doğru uygulamıyor. Kendisi ‘bu böyle olması gerekir’ demiş, altına imza atmış ama uygulamıyor. Burada bir baskı mı var veya nasıl bir şey var bilmiyorum. Yol yaşamakla yürünür. Eğer bugün Pir Sultanlar yaşıyorsa, ‘açılın kapılar şaha gidelim’ diyerek serini vermişse, Mansur ‘Enel Hakk’ dediği için idam edilip kafası bedeninden ayrılıp yakılmış olmasına rağmen bugüne kadar geliyor ve gönüllerimizde yaşıyorsa, Nesimi  nasıl kendi inandığı, ikrar verdiği Yolu savunduğu için diri diri derisi yüzülmüşse ve bizler bu değerlerimizi bugüne kadar hâlâ cemlerimizde dar olarak yaşatıyorsak, pirlerimizin de gerçekten bu konuda kendi nefsini değil, kendi mevki makamını değil; insanlığı, aydınlığa, güzelliğe, sevgiye, birliğe, beraberliğe sevgiye götürmeleri gerekir.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • İsmail Akbaba: Çocuklarımız okulda Sünniliği öğrenmek zorunda değil-VİDEO

    İsmail Akbaba: Çocuklarımız okulda Sünniliği öğrenmek zorunda değil-VİDEO

    PİRHA-Hükümetin okullara imam atamasına tepki gösteren Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü İsmail Akbaba, “Çocuklarımız okulda Sünni inancını öğrenmek zorunda değil” dedi. Akbaba, “Her toplumun kendine göre bir inancı var. Öğrenmek isteyen gitsin inancını, ibadetini kendi mecrasından öğrensin” ifadesini kullandı.

    Türkiye’de eğitim sistemi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın dinci çevrelerle yaptığı anlaşmalar nedeniyle yıldan yıla geriye gidiyor. Özel okullar ve dini eğitim odaklı okullar teşvik ediliyor.

    14 Ekim’de yapılan duyuru ile Millî Eğitim Bakanlığı, Okul Öncesi Eğitim Yönetmeliği’nde bir değişiklik yaparak ‘Katkı payı’ alınmasını zorunlu hale getirdi. ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesini hayata geçiren MEB, şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mesciti zorunlu kıldı. Uzmanlar, devlete ait olan 60 bin 734 okulda bu uygulamaların hayata geçirilmesinin yeni krizlere de sebep olacağına vurgu yapıyor.

    AKP hükümeti tarafından okullara imam atanmasına ilişkin Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü İsmail Akbaba, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “HER TOPLUMUN KENDİ İNANCI VAR”

    Okullara danışmanlık adı altında din görevlilerinin atanmasını doğru bulmadıklarını belirten Akbaba, “Laik Türkiye Cumhuriyeti’nde okumuş, bu işin ilmini yapan öğretmenlerimiz var. Öğretmenlerimiz bize yeter. Her toplumun kendine göre inancı var. Öğrenciler gitsin ibadetini inancını kendi mecrasından öğrensinler” dedi.

    “EN BÜYÜK İBADET ÇALIŞMAKTIR”

    Aleviler olarak inançlarını cemevlerinde öğrendiklerini belirten Akbaba, “Sünni kardeşlerimiz camide, Hristiyanlar ise kilisede. Kim nerede, nasıl inanmak istiyorsa gök kubbenin altı mescit. En büyük ibadetin çalışmak olduğunu söylüyor Allah. Çalışmadan geçinenler bizden değildir, diyor Hünkâr Hacı Bektaşi Veli. Çalışmazsan üretmezsen olmuyor” diye konuştu.

    “İNANCIMIZI YAŞAYAMAZSAK ALEVİ OLMA ŞANSIMIZ YOK”

    Akbaba, “Biz niye Aleviyiz? Kendi inançlarımızdan kendi değerlerimizden dolayı. Bizim köklerimiz var. Bunu yaşamazsan Alevi olma şansım yok” diyerek şöyle devam etti:

    “Aleviler olarak biz bütün toplumlara saygılıyız. Aynı sevgi ve saygıyı onlardan da bekliyoruz. Bir öğrenci Alevi ise okulda Sünniliği öğrenmek zorunda değil. Biz bunun mücadelesini çok verdik. Aleviler var bu ülkede. Haklarımızı verin, ibadethanemizi kabul edin. Ama başımızdakiler kabul etmiyor. Biz turist miyiz ki bizi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağladılar. Her şeyden önce Alevilik bir inançtır ve inanç olarak kabul etmen lazım. Bu ülkede askerliğini yapıyorsun, vergini veriyorsun ama hakka geldiği zaman ondan mahrumsun. Peki niye? Alevisin. Böyle bir şey olamaz. Her toplum kendine göre bir inancı var. Bizim inancımız da Alevilik. Bizim inancımızı da bu ülke tanımak zorunda.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Devletten maaş alan dede bozulur, biat eder’-VİDEO

    ‘Devletten maaş alan dede bozulur, biat eder’-VİDEO

    PİRHA-Kureyşan Ocağı dedelerinden Veysel Düzgüner, AKP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla dedelere maaş teklif edilmesine tepki gösterdi. Düzgüner, “Yıllardan beri devlet bizi yolumuzdan çıkarmaya çalışıyor. Devletten maaş alan dede devletin memuru, devletin dedesi olur, biat eder” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları uygulanmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kesinlikle kabul etmiyor. Yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, oluşturduğu ekiple Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor!

    Kureyşan Ocağı dedelerinden Veysel Düzgüner “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    Aleviliğin bir inanç olduğunu vurgulayan Düzgüner,“Biz kültür değiliz, bizim yolumuz var. Biz Hakk Muhammet Ali’ye tabi olan insanlarız. Bizim bir ibadetimizi var, bizim bir inancımız var” dedi.

    “YOLUMUZ ERKANINDAN AYIRMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Dedelerin, zakirlerin devletten maaş almasının doğru olmadığını belirten Düzgüner, “Devletten maaş aldığında ona karşı gelebilecek mi? Yolumuzu erkanından ayırmaya çalışıyorlar. Hiçbir din kurumu, hiçbir inanç devlete bağlı olmasın. Devletin inançlardan elini çekmesi lazım. Çünkü insanlar daha barışık yaşarlar. Dedeler de önce şapkalarını önlerine koysunlar bir düşünsünler. Şimdi bu parayı aldık sonra ne olacak” diye konuştu.

    “DEVLETE TABİ OLUNURSA BİAT ETMEK ZORUNDA KALINIR”

    Düzgüner, sözlerine şöyle devam etti:

    “Devlet bize neler verir, neler yapar, neler eder? Zaten çocuklarımızı asimile etmek için uğraşıyor. Parayı aldık, karnımız doydu sonra ne olacak? Benim torunum, benim evladım olacak, bunlar ne olacaklar? Bunlar onlara tabi olursa ister istemez oraya biat etmek zorunda kalacaklar. Yani iyi düşünmeleri lazım. Düşünmeden hareket etmek hiçbir kimseye yakışmaz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO
    33- ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO
    34- ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO
    35- ‘Aleviliğin doğasında maaş yoktur; bizim ışığımıza, pirimize, yolumuza saldırıyorlar’ – VİDEO
    36- ‘Maaş alan dede emirleri uygular, Alevi toplumu bundan yara alır; direnç göstermeliyiz’- VİDEO
    37- ‘İçişleri Bakanlığı’nın gittiği Alevi köylerine gidemedik, o insanlara dokunamadık-VİDEO
    38-‘Cemevimizdeki hizmet, maddi karşılığı olmayan bir hizmettir, maaşa karşıyız’-VİDEO
    39-Dede Özgün: Yüreğimizdeki, beynimizdeki Aleviliği hiç kimse silemez-VİDEO
    40-Hüseyin Soysüren Dede: Ser verip sır vermeyenler maaşı kabul etmez-VİDEO

  • Dede Akbaba: Hakk’a uğurlama, ana dilde ve herkesin anlayacağı dilde yapılmalı-VİDEO

    Dede Akbaba: Hakk’a uğurlama, ana dilde ve herkesin anlayacağı dilde yapılmalı-VİDEO

    PİRHA-Hakk’a uğurlama erkanı ile ilgili konuşan Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü, Erikli Baba Dergahı Dedesi İsmail Akbaba, cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarının inanca uygun, herkesin anlayacağı dilde ve kendi ana dilinde yapılmasının doğru olduğunu söyledi. 

    Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü, Erikli Baba Dergâhı Dedesi İsmail Akbaba, Alevilikte Hakk’a yürüme erkânına ilişkin PİRHA’ya konuştu

    “HAKK’A YÜRÜME ERKANLARI ÜZERİNE CİDDİ ÇALIŞMA YÜRÜTTÜK”

    Alevilikte Hakk’a yürüme erkânının çok önemli olduğunu belirten Dede İsmail Akbaba, “Biz Erikli Baba Dergahı’nda Alevi Dernekler Federasyonu olarak Hakk’a uğurlama erkanı üzerine bir çalışma yürüttük. 30-40 dedemiz aylarca bunun üstünde çalıştı. Erkanname nasıl olmalı? Türkçe, anadilde ve anladığımız dilde nasıl yapabilirizi konuştuk” dedi.

    “CENAZE NAMAZI DEĞİL HAKK’A UĞURLAMA, CENAZE ERKANI DENİLMELİ” 

    Erikli Baba Dergâhı’nda 10-11 senedir Hakk’a yürüme erkânları yürüttüklerini belirten Akbaba, “Bir kelime Arapça yapmadık, Türkçe ve anladığımız dilde yaptık. Cenaze namazı diyorlar. Cenaze namazı değil, cenaze erkanı, Hakk’a uğurlama. Biz bu terimlerle ifade ediyoruz” diye konuştu.

    “YÜRÜTTÜĞÜMÜZ ERKANLARI SÜNNİ KARDEŞLERİMİZ DE TAKDİR EDİYOR”

    Erikli Baba Dergâhı’nda yürüttükleri Hakk’a uğurlama erkanları sırasında zaman zaman tepki aldıklarını da söyleyen İsmail Akbaba, şunları ifade etti:

    “Ama şimdi oturdu, çok güzel de uygulanıyor. Sünni kardeşlerimiz geliyor bizi takdir ediyor. Dede bizi de bu dualarla kaldırın, diyen canlarımız da oluyor. Bilmiyorlarsa gelsinler biz yardımcı olalım kendilerine, öğretelim, bulunduğu, uğradığı yerlerde Yol erkânını uygulasınlar. Ben Zazaca da biliyorum. Zazaca da dua edebilirim. Buna kimsenin engel olma şansı yok. Ama ortak dilde anladığımız dilden yapmalıyız. Çünkü sadece oraya Zazaca bilen gelmiyor ama Türkçeyi hepsi biliyor. Türkçe ve anadilinde dua ediyoruz, çok da güzel oluyor. Diliyorum, umuyorum, istiyorum Anadolu’nun her tarafında daha da yaygınlaşır. Takip ediyorum İstanbul’da şu anda birçok cemevinde Türkçe ritüel uygulanıyor, insanlar çok beğeniyor ve takdir ediyor. Tam oturmasa da zamanla. Biraz sabır gerekiyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Kureyşan Ocağı pirlerinden Ali Baba Hakk’a yürüdü

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Ali Baba Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Kocaeli Derince’de ikamet eden Kureyşan Ocağı pirlerinden Hıdır Baba, geçirdiği kalp krizi nedeniyle Hakk’a yürüdü. Baba, bugün yapılacak Hakk’a yürüme erkan sonrasında Çınarlı Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak. 

    Derince’de ikamet eden Kureyşan Ocağı pirlerinden Hıdır Baba, 78 yaşında Hakk’a yürüdü.

    Kocaeli Şehir Hastanesi’nde bir süre önce ameliyat olan ve tedavi gören Pir Ali Baba, gece saatlerinde geçirdiği kalp krizi sonrasında Hakk’a yürüdü.

    Pir Ali Baba, bugün Derince Cemevi’nde yapılacak Hakk’a yürüme erkanı sonrasında Çınarlı Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak.

    PİRHA/KOCAELİ

     

  • ‘Pir-Talip-Mürşid ilişkisini bozan yol düşkünüdür’-VİDEO

    ‘Pir-Talip-Mürşid ilişkisini bozan yol düşkünüdür’-VİDEO

    PİRHA- AKP hükümetinin asimilasyon politikalarını yürüten Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın dedeleri maaşa bağlama çağrısına tepki gösteren Seyyit Derviş Gevr Ocağı’nda Mahmut Dolaş, devletten alınan parayla dedelik yapılmacağının altını çizerken, Kureyşan Ocağı dedesi Garip Bozkurt, Alevi inancına, yoluna, kültürüne zarar veren kim olursa olsun yol düşkünüdür dedi. Sanatçı Ali Sizer ise Alevilerin dikkatli olması gerektiğini belirterek, “Ne zaman Türkiye Cumhuriyeti anayasası Aleviliği ayrı bir inanç olarak tanır, biz de payımıza düşene alırız” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzletilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdi.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Aleviler ise, AKP iktidarının Alevileri, Alevi inancını kontrol altına almayı ve Alevileri bölmeyi hızlandıran bu çalışmalarına tepkileri yükseltiyor. CAN TV’ mikrofonunu Adıyaman’da dedelere ve sanatçı Ali Sizer’e uzattı.

    “BİR MAAŞ UĞRUNA NE KENDİNİZİ SATIN NE YOLUMUZU İNCİTİN”

    CAN TV mikrofonuna konuşan Kureyşan Ocağı dedesi Garip Bozkurt, Alevilik inancının temellerine vurgu yaparak “ Her şeyden önce dede, pir, rehber, mürşit olmanın haricinde ben bir Aleviyim. Aleviliğin bir yolu erkanı vardır. Alevilikte nasıl davranılacağı yolun kuralları içerisinde bellidir. Alevi toplumunu birbirinden, talibi pirden, piri rehberden, rehberi mürşitten ayırmak diye bir şey olmaz” dedi. Biz bir bütünlüğün arayışı içerisindeyiz. Alevi inancına, yoluna kültürüne zarar veren, bu bütünlüğü bozan kim olursa olsun yol düşkünüdür diyen Bozkurt, sözlerini şu ifadeler ile tamamladı:

    “Alevi Bektaşi Cemevi ve Kültür Başkanlığı bir asimilasyon politikasıdır. Bu ülkede yıllarca mücadele eden kurumlarımız egale edildi. Birden çıkıyor devletin kurmuş olduğu Alevi Bektaşi Kültür Başkanlığı Alevilerin hak, hukuklarını savunuyoruz diye dedeleri sus payı olarak bir maaşa bağlamaya çalıştı. Aleviler, dedelere hakkullahını yüzyıllarca verdi. Alevilik inancımızdır, cemevleri ibadethanemizdir. Bir maaş uğruna ne kendinizi satın ne yolumuzu incitin”

    Aynı program içerisinde yer alan Sanatçı Ali Sizer ise “Birkaç yıldır yoğun yapılan Alevi asimilasyon politikaları son iki üç ayda daha yıkıcı bir hale geldi ve alan çalışması başladı. Ben de bir Alevi yol severi olarak sizlere sesleniyorum çok önemli bir süreçten geçiyoruz. Dikkatli olmamız gerekiyor. Ne zaman Türkiye Cumhuriyeti anayasası Aleviliği ayrı bir inanç olarak tanır, biz de payımıza düşene alırız” dedi.

    “PARAYLA YAPARSAN PARAN KADAR İNANIRSIN”

    Seyyit Derviş Gevr Ocağı’nda Mahmut Dolaş dede,  devletten alınan parayla dedelik yapılmacağını şu sözlerle ifade etti:

    “Dedeler görev yaptığı müddetçe hakkullahını toplumdan alır. Hacı Bektaşı Veli çobanlık yaptı sırtını saraya dayamadı. Dedeler sırtını saraya dayayıp maaş alamaz o zaman devletin dedesi olur. Kim maaş veriyorsa ona hizmet ederler. Biz de diyoruz ki dedelerimiz özgür olmalıdır. Alevi din görevlisi gençler yetişmelidir cenaze yol erkanı yürütmelidir, ocak sahibi dedeler gelip son duasını vermelidir. Biz gönül gözüyle Allah’a inanıyoruz. Parayla yaparsan paran kadar inanırsın, zengin olursan zengin kadar inanırsın.”

    Dilan ŞİMŞEK- Serhat ÇELİK / ADIYAMAN

     

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO

    15-‘Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır’-VİDEO

    CAN TV’DE YAYINLANAN PROGRAMIN TAMAMINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ

  • ‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO

    ‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO

    PİRHA-Yadigar Arslan Ana, Alevi Pirleri ve Bektaşi Babalarının sadece talipleriyle yol aldıklarının altını çizerek, Alevi inanç önderlerinin parayla Alevi inancını yürütmediklerini ifade etti.

    Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu gibi nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.

    Alevi toplumunun ve örgütlerinin taleplerini görmezden gelen AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Başkanlığın görev alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve önerilerini bildirmek üzere başkan ve 11 üyeden oluşuyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı, aynı zamanda danışma kuruluna da başkanlık ediyor. Danışma kurulu üyeleri, hükümetin seçtiği kişilerden oluşuyor ve Cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçiliyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, Alevi Diyaneti olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na büyük tepki gösterdiler. 

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, maaşlı elemanlar arıyor.

    Aleviler ise, AKP iktidarının Alevileri, Alevi inancını kontrol altına almayı ve Alevileri bölmeyi hızlandıran bu çalışmalarına tepkileri yükseltiyor.

    “ALEVİ İNANÇ ÖNDERLERİ PARAYLA ALEVİ İNANCINI YÜRÜTEMEZ”

    Kureyşan Ocağı’nda Yadigar Arslan Ana, konuya dair değerlendirmede bulundu.

    Yadigar Ana, Alevi Pirleri ve Bektaşi Babalarının sadece talipleriyle yol aldıklarının altını çizerek, inanç önderlerinin parayla Alevi inancını yürütmediklerini ifade etti.

    Alevi inancında Pir-Talip-Mürşid ilişkisi, inancın temeli olduğunu belirten Yadigar Ana, “Devlete, verdiği maaşa biat eden dedeler yol gereği düşkün ilan edileceklerdir. Bizler Reya Haq inancında olanlar Pir Sultan Abdal’ın ‘Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan’ ilerlemeye devam edeceğiz. Gücümüzün yettiği kadar bu tür zihniyetteki dedelere karşı duracağız, inancımızı sonuna kadar sürdüreceğiz” dedi.

    Elif TABAK-Diren KESER/İNGİLTERE

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO

  • ‘Gaxan Alevilerde komünal dayanışmadır, bayramlarımızı çocuklara aktarmalıyız’-VİDEO

    ‘Gaxan Alevilerde komünal dayanışmadır, bayramlarımızı çocuklara aktarmalıyız’-VİDEO

    PİRHA- Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz Gaxan vesilesiyle hanelerinde talipleri ile cem tuttu, lokmalarını paylaştı. Kış sürecinin Aleviler için ibadet zamanı olduğunu vurgulayan Takmaz, Gaxan ile başlayan Xızır, Howtemal, Newroz bayramlarına sahip çıkılarak var edilmesi çağrısında bulundu.

    Gaxan kutlamaları içerisinde olduğumuz bugünlerde Aleviler bulundukları her yerde lokmalarını pay ederek Gaxan’ı kutlamaya devam ediyor. Alevi inancında önemli bir yeri olan Gaxan’da lokmalarını hazırlayan Pir Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz hanelerinde talipleri ile cem tutarak lokmalarını paylaştı.

    “KIŞ AYLARI ALEVİLERİN İBADET AYIDIR”

    Takmaz, Gaxan ile başlayan Xızır, Howtemal, Newroz ve Hıdırellez ile devam eden kış sürecinin Aleviler için ibadet zamanı olduğunu vurguladı. Bu ayların Aleviler içerisinde toplumsallığı, komünaliteyi daha güçlendirdiğini ifade eden Takmaz, “Gaxan ile başlayan süreç Xızır, Howtemal, Newroz ve Hıdırellez ile devam ediyordu. 6 Mayıs’tan sonra Aleviler için çalışma, ekin ekme zamanıdır, yani üretime dahil oldukları dönemdir. O dönem yoğunluklu çalışmaktan kaynaklı ibadetler daha az yapılır. Her perşembe, her hafta cem yapılmazdı. Kış ayı Aleviler için ibadet ayıdır. Çünkü karakıştır ve çalışma imkanları yoktur. İşte Gaxan, Xızır, Howtemal, Newroz gibi ibadetler ve bayramlar bu zamanlarda yapılır. Gaxan’da her evden bir şey toplanır ve durumu iyi olmayana pay edilirdi. Lokmalar alınarak ziyaretlere gidilir, orada paylaşılırdı. Kış geldiğinde herkes birbirinin eksiğini giderirdi. Herkes birbirinin halini bilirdi. Diğeri açta, açıkta kalmazdı.” diye konuştu.

    “ÇOCUKLARIMIZA BU GELENEĞİ AKTARMALIYIZ”

    Takmaz, Alevilerin için kutsal sayılan bu ritüel ve bayramlara sahip çıkılarak çocuklara aktarılması çağrısını yineleyerek şunları söyledi:

    “Kentlere göçün getirdiği asimilasyon ile bu bayramlar unutuldu, kendi elimizle yok ettik. Gaxan’ın, Xızır’ın yerine şimdiler de başka şeyler kutlanmaya başladı. Çocuklarımıza, gelecek kuşaklara bunu aktarmalıyız. Gaxan çocuklarımız için de bir gelenek olmalı, paylaşmayı öğretmeliyiz. Çocuklarımız bu önemli günleri yaşatmaya, yolumuza sahip çıkmaya dair çaba göstermelidir.”

    Çerağlar uyandırılan cemde, Pir Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz’ın söylediği nefesler sonrası semah dönüldü. Herkesin getirdiği lokmalar ve Gaxan için  özel hazırlanan edik yiyeceği gülbengler ile pay edildi.

    PİRHA/İZMİR

  • Pir Takmaz: Hükümetin cemevi düzenlemesi Alevileri denetim altına alma projesidir-VİDEO

    Pir Takmaz: Hükümetin cemevi düzenlemesi Alevileri denetim altına alma projesidir-VİDEO

    PİRHA- Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, AKP hükümetinin ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ projesinin Alevilerin tahakküm ilişkileriyle denetim altına alınmasının adımları olduğunu söyledi. Takmaz yarıca, “Tüm bu olumsuzluklara iktidardan bir şey beklemek bizim yolumuzda düşkünlüktür” dedi. 

    AKP’nin ‘Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı’ kurmak istemesine Alevi kamuoyundan tepkiler gelmeye devam ediyor.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ projesinin, Alevileri eritme hamlesi olarak değerlendiren Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, “Bu son derece tehlikelidir ve Alevilerin ileri süreçteki yaşanacaklara dahil mahkum edilmesidir” diyerek buna karşı mücadele edilmesi çağrısında bulundu.

    HÜSEYİN GAZİ CEMEVİNE GİDİŞ VE ALEVİLERE MESAJ

    Takmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevine gidişinde Alevi yol önderlerinin fotoğraflarının kaldırılmasının ve kendisine özel olarak salonun yeniden dizayn edilmesinin Alevilere mesaj olduğunu kaydederek, “Devletin, başka inançların tanımını yapması etik değil. Kanunlarla bir düzenleme yapılarak inananların, inanmayanlar ve farklı inançların hakları güvence altına alınarak eşit düzeyde yaklaşılır. Herkes inancını özgür yaşamalı. Hüseyin Gazi Türbesindeki ziyarette fotoğraflar indirilerek yerine farklı şeyler asıldı. Bu bizim gibi düşünmek, yorumlamak zorundasınız demektir. Bu Alevilere zarar getirir” dedi.

    “ALEVİLERİN TALEPLERİ KARŞILIK BULMADI”

    AKP hükümetinin Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımayarak, kamusal haklardan faydalanmasının önüne geçtiğini hatırlatan Takmaz, “2009’dan itibaren birçok açılım ve çalıştaylar oldu. Şimdi ise cemevlerini Kültür Bakanlığına bağlamayı kendilerine hak görüyorlar. Hatta 1585 cemevini dolaşarak, yeni cemevleri inşa ediyorlar. Bugüne kadar hiçbir açılımları Alevilerin taleplerine cevap vermedi. Çocuklarımıza zorunlu din dersini dayatan, AİHM kararlarına rağmen bu hakkını yok sayan zihniyet şimdilerde ise bizlere müjde verir gibi düzenlemeler yapıyor. Fikrinden dolayı insanlar hala cezaevinde, özgürlükler yok. Tüm bu olumsuzluklara rağmen buradan bir şey beklemek bizim yolumuzda düşkünlüktür” diye konuştu.

    ISPARTA CEMEVİ ÖRNEĞİ

    Takmaz, Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek Alevi kurumları üzerinde tahakküm kurmaya çalıştığından örnek vererek şöyle konuştu:

    “Avrupa’da Aleviler kendi eğitimlerini yapıyor. Herkes kendi inancını öğrenmekte, bunu okullardaki müfredatta görmekte. Bu dersi de öğrencilere Alevilerin kendisi veriyor. Kilisedeki rahip bir başka inancın mensuplarına giderek ders vermiyor. Türkiye’de ise Aleviliğin tarifi yapılıyor, kendisine benzetilmek isteniyor. Bu tehlikeyi görmemek Aleviliğe en büyük zarardır.

    Dedelerin maaş alması bu hukuksuzluğa suç ortağı olmaktır. Bu konuda kendimize çeki düzen vermeliyiz. Isparta’da olanları gördük. Devlet temsilcilerinin Isparta Cemevinde boy göstererek, ‘Buranın camını biz taktık, çimentosunu biz verdik’ diyerek kurum başkanlarını kürsüden indirmeye çalışmıştı. Cemevlerinin Kültür Bakanlığına bağlanması da aynı noktadadır. Bu son derece tehlikelidir ve Alevilerin ileri süreçteki yaşanacaklara dahil mahkum edilmesidir. Cemevlerine her el attıklarında bizden bir parça, kişiliğimizden, onurumuzdan bir parça götürüyorlar.”

    “DEVLETLE, ALEVİ KURUMLARI MERKEZİ OLARAK GÖRÜŞMELİ”

    “Alevi kurumlarının genel merkezleri iktidarın 1585 cemevini ziyaret etmesinin önünü kesemediler” eleştirisinde bulunan Takmaz, “Elbette Alevi kurumları ve devlet görüşür. Yıllardır yapılan çalışmalar, talepler masaya yatırılır ve sorunun çözümü konuşulur. Ama Alevi kurumlarının genel merkezleri iktidarın 1585 cemevini ziyaret etmesinin önünü kesemediler. Bu ziyaretlere fırsat verilmemeliydi. Tüm şubelerine muhatabın genel merkezler olduğu kavratılmalıydı. Devlet ile merkezi düzeyde Alevilerin hak ve taleplerine dair görüşmeler gerçekleşir. Ama masaya oturuş şeklimiz  kendimizin tarif ettiği inancımızın talepleri doğrultusunda olmalıdır” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

  • Şenay Malkoç Ana’dan CNN Türk’e tepki: Cemdeki görüntülerimi paylaşanları kınıyorum 

    Şenay Malkoç Ana’dan CNN Türk’e tepki: Cemdeki görüntülerimi paylaşanları kınıyorum 

    PİRHA- Kureyşan Ocağından Şenay Malkoç Ana, Erdoğan’ın Şahkulu Dergahı’na gitmesi öncesi kendisinin cem yürütme görüntülerinin CNN Türk kanalında yayınlamasına tepki gösterdi. Malkoç, “AKP’nin asimilasyon hamlesi kamuoyuyla paylaşılırken, CNN Türk isimli TV kanalında bir Ana olarak cem yürütme görüntülerimle beraber servis edilmiştir. Alevi inancına gönülden bağlı olan canları para, pul, makam ve mevkii ile kandıramazsınız” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu Sultan Dergahı’na giderek, 8 ilde bulunan cemevinin temel atma töreni ve açılışında yaptığı, Alevi yurttaşlara yönelik çeşitli adımlar olarak lanse edilen açıklamalarında Alevi toplumunun taleplerinin görmezden gelinmesi tepki çekti.

    Kureyşan Ocağı’na bağlı Şenay Malkoç Ana, Erdoğan’ın Şahkulu Dergahı’na gitmesinin konuşulduğu CNN Türk kanalında kendisinin cem yürüttüğü görüntülerin yayınlamasına tepki gösterdi.

    “YOL HİZMETKARI OLARAK GÖRÜNTÜLERİMİN BÖYLE BİR KONUDA KULLANILMASINI KINIYORUM”

    Malkoç konuya ilişkin şunları dile getirdi:

    “AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kültür Bakanlığı bünyesinde ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ adı altında cemevlerini kendine bağlayıp, yönetimlerini belirleyeceği asimilasyon hamlesi kamuoyuyla paylaşılırken, CNN Türk isimli TV kanalında bir Ana olarak cem yürütme görüntülerimle beraber servis edilmiştir. Alevi inancına gönülden bağlı olan canları para, pul, makam ve mevkiiyle kandıramazsınız. Bu nedenle Alevi toplumunun gönlünde ve hafızasında güce biat eden Hızır paşalar değil, direnen Pir Sultanlar yer edilmiştir. Bu kararı Alevi inancına saldırının farklı bir metodu olarak gören bir Yol hizmetkârı olarak böyle bir şeyle beraber görüntülerimi paylaşanları kınıyorum ve böyle bir şeyle kesinlikle alakam olmadığını kamuoyunun bilgisine sunarım.”

     PİRHA/İSTANBUL

     

  • Nazımiye Düzgün Baba Cemevi dedesi Açıktepe, Hasret Gültekin’in heykeli önünde dara durdu-VİDEO

    Nazımiye Düzgün Baba Cemevi dedesi Açıktepe, Hasret Gültekin’in heykeli önünde dara durdu-VİDEO

    PİRHA-Hasret Gültekin’in, Hacıbektaş’ta bulunan heykeli önünde dara durarak, çerağ uyandıran, rızalık isteyen Nazımiye Düzgün Baba Cemevi ve Kureyşan Ocağı dedesi Kazım Açıktepe, “Kalbimiz buruk, acılı. Gönül isterdi ki böyle bir şey yaşanmasın. İnancımızın düsturuna göre sorunların cemde çözülmesi gerekiyordu. Biz bunu başaramadık ve o nedenle çok acı çektirdik. Acıyı yüreğimizde hissettik” ifadelerini kullandı. 

    Dersim Nazımiye Düzgün Baba Cemevi dedesi ve Kureyşan Ocağı mensubu Kazım Açıktepe, Sivas katliamında hayatını kaybeden Hasret Gültekin’in Nevşehir Hacıbektaş’ta bulunan heykeli önünde çerağ uyandırarak, dara durdu, rızalık istedi. Geçtiğimiz yıl Dersim’de yaşanan heykel tartışmasından ötürü üzgün olduğunu belirten Açıktepe, Gültekin’in heykeline Munzur Suyu dökerken, çevresine de Düzgün Baba’dan getirdiği toprağı serpti.

    “BİZDEN BÖYLE BİR TALEP GELMEDİ, AÇIKTEPE’NİN GÖNLÜNDEN GELMİŞ”

    “Hasret canımızdan rızalık almaya geldim. Dara durdum” diyen Açıktepe, ayrıca gelenlere lokma pay etti. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanları Nevin Kamilağaoğlu ve Hüseyin Mat ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe de Açıktepe’nin yanında yer aldı. Açıktepe tarafından sabah saatlerinde böyle bir talebin geldiğini belirten Erçe “Bizden herhangi bir talep gelmedi. Kazım Açıktepe dedenin gönlünden gelmiş. Düzgün Baba’dan teberik, su ve lokma getirerek, Hasret canımızın huzurunda dara durmak istedi. Dedemizin böyle bir talebine rızalık vermeme gibi bir şansımız yok” dedi.

    Hasret Gültekin’in heykeli önünde dara duran Açıktepe, “Kalbimiz buruk, acılı. Gönül isterdi ki böyle bir şey yaşanmasın. İnancımızın düsturuna göre sorunların cemde çözülmesi gerekiyordu. Biz bunu başaramadık ve o nedenle çok acı çektirdik. Acıyı yüreğimizde hissettik” ifadelerinin kullandı.

    PİRHA / HACIBEKTAŞ

  • Pir Takmaz’ın evinde Xızır Cemi: Gaxan, Xızır, Howtemal ve Newroz’a sahip çıkmalıyız-VİDEO

    Pir Takmaz’ın evinde Xızır Cemi: Gaxan, Xızır, Howtemal ve Newroz’a sahip çıkmalıyız-VİDEO

    PİRHA- Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz, Xızır ayı vesilesiyle hanelerinde cem tuttu, qavut lokmalarını paylaştı. Kış sürecinin Aleviler için ibadet zamanı olduğunu vurgulayan Takmaz, Gaxan ile başlayan Xızır, Howtemal, Newroz bayramlarına sahip çıkılarak var edilmesi çağrısında bulundu.

    Aleviler için kutsal kabul edilen Xızır ayları devam ediyor. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur.

    Xızır ayında olduğumuz bugünlerde Aleviler bulundukları her yerde Xızır lokmalarını pay etmeye devam ediyor. Alevi inancında önemli bir yeri olan Xızır ayında lokmalarını hazırlayan Pir Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz hanelerinde cem tutarak lokmalarını paylaştı.

    “HERKES BİRBİRİNİN XIZIRI OLMAK ZORUNDA”

    “Herkes birbirinin Xızır’ı olmak zorunda. Darda, zorda olana yetişmek zorunda” diyen Takmaz, Xızır ayının Aleviler açısından büyük bir heyecan ile devam ettiğine vurguda bulunarak, “Xızır darda olana umuttur, murat isteyene murattır. Ararsan Xızır’ı bulursun, aramaz isen Xızır senden uzaktır. Yeter ki toplumun içerisinde sevgi, muhabbet olsun. Xızır her daim oradadır. Kim neye inanmak istiyorsa inansın, özgürdür. Ama kimse kimseye şekil, kılıf biçmesin. Herkes kendi doğallığı ile var olsun. Herkes birbirinin Xızır’ı olmak zorunda. Darda, zorda olana yetişmek zorunda. Fikirlerin farklı olması zenginliktir. Yolumuz da birdir, ama farklılıkları da zenginliktir. Cemlerde kadın-erkek ayrımı Aleviliğe göre değildir. Bunu kabul etmez” dedi.

    “KIŞ AYLARI ALEVİLER İÇİN İBADET ZAMANIDIR”

    Takmaz, Gaxan ile başlayan Xızır, Howtemal, Newroz ve Hıdırellez ile devam eden kış sürecinin Aleviler için ibadet zamanı olduğunu vurguladı. Bu ayların Aleviler içerisinde toplumsallığı, komünaliteyi daha güçlendirdiğini ifade eden Takmaz şunları dile getirdi:

    “Gaxan ile başlayan süreç Xızır, Howtemal, Newroz ve Hıdırellez ile devam ediyordu. 6 Mayıs’tan sonra Aleviler için çalışma, ekin ekme zamanıdır, yani üretime dahil oldukları dönemdir. O dönem yoğunluklu çalışmaktan kaynaklı ibadetler daha az yapılır. Her perşembe, her hafta cem yapılmazdı. Şimdiler de ise bu rutine dönüştü.

    Kış ayı Aleviler için ibadet ayıdır. Çünkü karakıştır ve çalışma imkanları yoktur. İşte Gaxan, Xızır, Howtemal, Newroz gibi ibadetler ve bayramlar bu zamanlarda yapılır. Gaxan’da her evden bir şey toplanır ve durumu iyi olmayana pay edilirdi. Kış geldiğinde herkes birbirinin eksiğini giderirdi. Herkes birbirinin halini bilirdi. Diğeri açta, açıkta kalmazdı. Komünal bir dayanışma vardı. Şimdi bu bayramlar unutuldu, başka bayramlara bel bağlandı. Gaxan’ın, Xızır’ın yerine şimdiler de şeker bayramı kutlanmaya başlandı.

    Alevi inancı doğa ile endeksli bir inançtır. Merkezine doğayı alır. Börtü böcekten, ağaca, kuşa kadar hepsi ile ikrarlıdır. Dersim’de 9 Mart’tan itibaren bıçak, orak gibi kesici aletler kaldırılır, çatıların arasına saklanırdı. 9 Mart’tan itibaren doğa yeniden canlılık kazanmaya başlıyordu. Cemreler düşerek doğa yeşilleniyordu. İşte doğanın yeniden canlılık kazanması için saygı duyuluyor, ona kendisini yeşertebilmesi için şans tanınıyordu. O yüzden derya deniz olan inancımız içerisinde olan Xızır’ı var etmek, onu çocuklarımıza anlatmak zorundayız.”

    Çerağlar uyandırılan cemde, Pir Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz söylediği nefesler sonrası semah dönüldü. Herkesin getirdiği lokmalar sonrasında ise geçen haftadan hazırlanan Xızır Qavutu lokması ve niyazlar gülbengler ile pay edildi.

    PİRHA/İZMİR

  • Ressam Güllüzar Filis Tonkuş: Sanat, faşizme karşı bir duruştur ve direnmelidir-VİDEO

    Ressam Güllüzar Filis Tonkuş: Sanat, faşizme karşı bir duruştur ve direnmelidir-VİDEO

    PİRHA-Ressam Güllüzar Filis Tonkuş, halktan uzaklaşan sanatçıları, köksüz bir ağaca benzetirken, “Sanat, faşizme karşı muhalif bir duruştur ve direnmelidir. Eserlerimde doğa, kadın ve emeği daha çok işledim. Kadınlarımızın emeği hep göz ardı edilmiştir” diye konuştu.

    Güllüzar Filis Tonkuş… Erzincan doğumlu ressam, aslen Dersimli ve Kureyşan Ocağı’na mensup. Doğduktan kırk gün sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a geldiğini ve burada büyüdüğünü söyleyen Tonkuş, Türk-Alman şirketinde çalıştıktan sonra 7-8 sene de sendikacılık yaptığını belirtti. Tonkuş, resme olan ilgisini PİRHA‘ya şöyle anlattı:

    “Resme karşı küçüklükten beri bir sevgim vardı. Defter kenarlarını karalardım. Bir gün Kadıköy’de yürürken; bir ressamın resimlerini sattığını gördüm. Cebimdeki son parayla bir resim aldım. Evimin duvarlarının tablolarla dolu olmasını isterdim. Birçok ressamdan ders aldım. Resim yapmaya amatörce başladım fakat daha sonra profesyonel anlamda resim yapmaya başladım. Ders aldığım en son hocam Bilal Oğuz’dur.”

    KİŞİSEL VE KARMA BİRÇOK SERGİYE KATILDI

    Bugüne kadar birçok kişisel sergi açan ve karma birçok sergiye de katılan Tonkuş; “2006 yılında Almanya Duisburg’ta sergi açtım. Ardından Türkiye’de üç tane kişisel sergi açtım. İstanbul Kadın Ressamlar Derneği üyesiyim. Sanat ve Sanatkârlar Topluluğu Kültür Derneği (SAKÜDER) üyesiyim. Son olarak da Kadıköy Ressamlar Derneği üyesi oldum. Birçok karma sergiye de katıldım.

    Birçok koleksiyonerde eserlerim var. Anıtkabir Müzesi ile Harbiye Askeri Müze’de de eserlerim bulunmaktadır. Kitap kapaklarına resimlerim kullanıldı. Yarışmalara katıldım. Üç tane ödülüm var. Son olarak Dersim Belediyesi tarafından açılan Vecihi Timuroğlu Kütüphanesi’ne Pir Sultan Abdal’a ithafen yaptığım tablomu bağışladım” ifadelerini kullandı.

    “HALKTAN UZAKLAŞAN SANATÇI, KÖKSÜZ AĞACA BENZER”

    Resim ile ilgilendiği ilk süreçte ailesinin nasıl bir tepkisi olduğunu sorduğumuz Tonkuş; şunları söyledi:

    “Ailem, jenerasyon farkımızdan dolayı olabilir, “Ressam olup da ne yapacaksın? Aç kalacaksın” gözüyle baktılar. Ben sanatı, eserlerimi satayım, ekmek parası kazanayım amacıyla sevmedim. Sanatı, halk için yapmayı düşündüm. Sanatı, toplumu aydınlatan bir ışık gibi görüyorum. Sanat aynı zamanda muhaliftir. Faşizme bir dirençtir. Sanatınla haykırıyor, karşı duruyorsun. Yaptığımız eserler gelecek nesillere not düşüyor. Bugün yaşadıklarımızı not düşüyoruz. Sanatçı halktan uzaklaştığı zaman köksüz ağaca benzer. Su almazsa beslenemez. Bizler de halka dokundukça besleniriz. Halkın yaşadıklarına bakarak, tuvallere yansıtırız.”

    “SANAT, FAŞİZME KARŞI MUHALİF BİR DURUŞTUR VE DİRENMELİDİR”

    Tonkuş, AKP’nin sanat ve sanatçıyla olan ilişkisine dair ise “İktidar sanatı zaten hiç sevmedi. Sanatçıya değer vermedi. Sanat yapamaz hale geldik” değerlendirmesinde bulundu.

    “Toplumların gelişimi sanat ile olur. Sanatsız bir toplum gelişemez” diyen Tonkuş, sanatı faşizme karşı muhalif bir duruş olarak tanımladı. Tonkuş şöyle konuştu:

    “Sanat o toplumun imzası ve faşizme karşı muhalif bir duruştur. Direnmelidir. Sanatta, türküler, grev, yoksulluk, aşk, turnalar, semah dönenler vardır. Herkese hitap edecek, herkesin kendisini bulabileceği renk vardır. Bu iktidar değer vermedi. Sanat ile barışık değil.”

    “DOĞA, KADIN VE EMEK DAHA ÇOK İŞLEDİĞİM KONULAR”

    Eserlerinde daha çok işlediği konulara da değinen Tonkuş; “Eserlerimde doğa, kadın ve emeği daha çok işledim. Kadınlarımızın emeği hep göz ardı edilmiştir. Geri kalmış toplumlarda da kadınlar hep göz ardı edildi. Özellikle 20 senelik bu iktidar döneminde de kadınlar daha çok geri planda kaldı. Daha çok öldürüldü, ezildi. Bizim sanatımıza da bu yansıdı. Ayrıca doğayı katlettiler. Ormanları yok ettiler.

    Her gün sokaklarda kadınlar öldürülüyor. Katledenler gerekli cezayı almıyor. Bu durumdan güç alanlar kadınlara karşı şiddeti daha çok yoğunlaştırdılar. Kadınlar olarak bu duruma karşı birlik olmamız gerekiyor.”

    “GELECEK NESİLLER KUREYŞ BABA’YI UNUTMASIN İSTEDİM”

    Tonkuş son olarak ise şunları söyledi:

    “Kureyşan Ocağı torunlarındanım. Dedelerime karşı vefa borcum olmalı, diye düşündüm. Gelecek nesiller Kureyş Baba’yı unutmasınlar istedim. Temsili bir portresini yaptım. Ayrıca Bağın Kalesi ve fırındaki kerametlerini canlandıran resimler yaptım. Kureyş Baba’nın bir portresi ve kerametini daha canlandıracağım. Gelecek nesillere not olsun.”

    Barış KOP / İSTANBUL