Etiket: kureyşan ocağı

  • Dedeler PİRHA’ya konuştu: ‘Kadın posta oturamaz’ diyenler Yol’dan, ikrarından haberi yok!

    Dedeler PİRHA’ya konuştu: ‘Kadın posta oturamaz’ diyenler Yol’dan, ikrarından haberi yok!

    PİRHA-Dedeler Kazım Açıktepe, Erdoğan Arslan ve Gökmen Savak, Alevi inancında cinsiyet ayrımcılığının olmadığı belirterek, anaların posta oturamayacağını savunanlara tepki gösterdiler. Dedeler, “Alevi olup, kadını erkekten, erkeği kadından ayrı gören, cinsiyet ayrımcılığı yapan her kim olursa olsun ne Alevidir, ne pirdir, ne dededir. Kadın posta oturamaz diyen kişinin ikrarından haberi yok. Bu ötekileştirici söylem Alevi söylemi değildir” şeklinde konuştular. 

    Alevi inancında kadın, erkek eşittir. Ceme girildiğinde kadın erkek değil candır herkes. Fakat, iş pratiğe geldiğinde ise birçok sorunla karşıya kalınıyor. Bazı milliyetçi çevreler, “Kadınların (anaların) posta oturamayacağını” söyleyerek kadınları hedef alıyor.

    Kureyşan Ocağı’ndan Kazım Açıktepe, Güvenç Abdal Ocağı’ndan Erdoğan Arslan ve Baba Mansur Ocağı’ndan Gökmen Savak dedeye analara yönelik asimilasyoncu, milliyetçi çevrelerin ayrımcı ve dışlayan tavrını sorduk. Dedeler, cinsiyet ayrımcılığının Alevi inancında yeri olmadığını belirttiler.

    “BİZLERİ DOĞURAN, HİZMET YÜRÜTEN ANALAR, HER YERDE OLMALIDIR”

    Kureyşan Ocağı‘ndan Kazım Açıktepe Dede, Alevi örgütlerinin bu konuda sınıfta aldığını söyledi. Bireysel olarak fikir beyan etmenin kıymetli olduğunu belirten Açıktepe, asıl görevin örgütlere düştüğünü kaydetti ve şöyle konuştu:

    “Bunlar kanayan yaramız. Birçok örgütümüz var ve bu örgütlerin bu konuya el atması gerekiyor. Bu konuda yeterli beraberlik sağlanamıyor. Görev, bu örgütlere ve inanç kurullarına düşüyor. Bireysel olarak düşünce belirtmemiz kıymetlidir tabi ama öz itibarıyla örgütlerin söz söylemesi gerekiyor. Bizleri doğuran ana ise, bütün hizmetlerimizi gören ana ise, ananın her yerde yeri olmalıdır. Postada oturmalıdır. Bunun örneği mevcut. Kadıncık Ana var. Maraş’ta Elif Ana var. İnancımızda çok ana var. Genel merkezler bu konuda sınıfta kalıyor.”

    “CİNSİYET AYRIMCILIĞI YAPAN HER KİM OLURSA OLSUN NE ALEVİDİR, NE PİRDİR, NE DEDEDİR”

    Güvenç Abdal Ocağı‘ndan Erdoğan Arslan Dede ise cinsiyet ayrımcılığının Alevi öğretisinde yerinin olmadığını vurgulayarak,  “Alevi olup, kadını erkekten, erkeği kadından ayrı gören, cinsiyet ayrımcılığı yapan her kim olursa olsun ne Alevidir, ne pirdir, ne dededir. Çok açık ve net. Cemde cinsiyet yok ise can var ise hak eden o posta oturur ve hizmet yürütür. Eğer hak ediyorsa o posta oturmayı ve talip de “Hak eyvallah” deyip kabul ediyorsa sorun yoktur. Bu inanç hiç kimsenin tekelinde değil. 800 yıl önce bu konuda söylenmesi gerekeni pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli söylemiştir. Kadın, erkek ayrımının olamayacağını, cinsiyet ayrımının olamayacağını; ‘Muhabbetin kazanı kaynar yanan ocağımızda, aslanlar ceylanlar oturur kucağımızda, burada erkek, kadın farkı yok, eksiklik, noksanlık senin nazarında’ demiştir. Bu çok açık ve net bir mesaj değil midir bize? Kadının saçının telinden mi rahatsız oluyoruz? Nefsimize mi hakim olamıyoruz da anayı pirden ayrı görüyoruz?” ifadelerini kullandı.

    “BENİM HALAM ANA İDİ CEM YÜRÜTÜRDÜ”

    “Cinsiyet ayrımcılığı yapan şahıs bırakın pir ve ana olmayı, Alevi olamaz” diyen Arslan, şöyle devam etti:

    “Bunu şahsım adına söylemiyorum. Yolum adına söylüyorum. Bizi bir yerlere sürüklemek isteyen; kafamızı çölün kumuna gömmek isteyenler Alevi değil zaten. Kaldı ki Karadeniz’de Hakk’a yürüyen Emine Ana vardı. Benim halam olur kendisi. Emine Ana, cem yürütürdü, yol yürütürdü ve hüküm sahibiydi. Onun gibi niceleri var. Kadıncık Ana gibi tarihe damga vurmuş bir isim var.

    “‘KADIN POSTA OTURAMAZ’ DİYENLER YOL’DAN, İKRARINDAN HABERİ YOK”

    Kadıncık Ana’nın, Güzide Ana’nın vasfı nedir? Güzide Ana mürşit postuna oturmuş, mürşit makamındadır. Kadın posta oturamaz diyen kişinin ikrarından haberi yok. Bu ötekileştirici söylem Alevi söylemi değildir. Yurt dışında kaldığımız süre içerisinde bu tartışmayı ilk dillendiren bizler olduk. Anaların da mutlaka hizmette bulunması gerektiğini söyledik. Yolun bize verdiği hükme göre hareket ederiz. Yolumuzun düsturunu da savunmaya devam edeceğiz. Bunu tartışmak bile abesle iştigaldir.
    21. yüzyılda yaşıyoruz. Camide kadınların namaz kıldırıp kıldırılmayacağı tartışılıyorken ya da Hıristiyan aleminde kadınların papazlığı tartışma haline gelmişken; Hakk’ı insanda gören bir inancın temsilcileri olarak bizler eğer kadını ötekileştiriyorsak; ya yolumuzdan haberimiz yok ya da güttüğümüz ikrardan haberimiz yok” şeklinde konuştu.

    “ERKEK, DİŞİ SORULMAZ MUHABBETİN BAĞINDA”

    Baba Mansur Ocağı‘ndan Gökmen Savak Dede de, posta yalnızca erkeklerin oturacağını söylemenin yol ehline yakışan bir söylem olmadığını ifade ederek, “Her şeyden önce şunu iyi bilmemiz gerek ki, Pir Hace Bektaş Veli, Horasan’dan Anadolu’ya geldiğinde, Pir’in Anadolu’ya geldiğini içsel anlamda hisseden ve bunu ilk Anadolu erenlerine bildiren Kadıncık Ana’dır.
    Devamında ise güvercin donunda Anadolu’ya gelen Bektaş’a kapısını açan ve onu Pir Hace Bektaş Veli yapan yine Kadıncık Ana’dır. Kadıncık Ana bu anlamda Pir Hace Bektaş Veli’nin dediği gibi Pir’in eşitidir. Yol öğretisinden gelen kadın erkek eşitliği vardır. “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin bağında” şiarı ile Alevi öğretisinde anlatılan Kadıncık Ana’nın mertebesi ve Hace Bektaş Veli ile arasındaki eşitçi yaşam biçimi, bize Alevi yol erkânında kadın erkek ayrımı olmadığını aktarmıştır.

    “‘KADIN POSTA OTURAMAZ’ DİYEN YOL EHLİ DEĞİLDİR”

    Sonuç olarak bu öğretinin bize verdiği düşünce ile kadın erkek ayrımı yapmak ve hakikat makamı olan posta “Sadece erkek oturacak” demek yol ehline yakışan bir söylem olmasa gerek. Kadın posta oturamaz söylemini söyleyen kişi de yol ehli olmasa gerek kanaatimce” dedi.

    Barış KOP/İSTANBUL

  • Pir Turabi Genç Ovacık’ta toprağa sırlandı

    Pir Turabi Genç Ovacık’ta toprağa sırlandı

    PİRHA- Hakk’a yürüyen Kureyşan Ocağı pirlerinden Turabi Genç bugün toprağa sırlandı. 

    Dersim Ovacık’a bağlı Elgazi Köyü’nde yaşayan Kureyşan Ocağı Piri Turabi Genç yakalandığı koronavirüs hastalığından kaynaklı Hakk’a yürüdü.

    Pir Turabi Genç bugün doğduğu Elgazi Köyü’nde toprağa sırlandı. Genç’i uğurlamaya çok sayıda seveni ve talipleri katıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kureyşan Ocağı Piri Kaya Demirçivi İngiltere’de Hakk’a uğurlandı

    Kureyşan Ocağı Piri Kaya Demirçivi İngiltere’de Hakk’a uğurlandı

    PİRHA- İngiltere’de Hakk’a yürüyen Kureyşan Ocağı Pirlerinden Kaya Demirçivi toprağa sırlandı.

    Britanya Alevi Federasyonu ve İnanç Kurulu’nun kurucuları arasında yer alan Kureyşan Ocağı mensubu Kaya Demirçivi Hakk’a uğurlama erkanın ardından toprağa sırlandı.

    İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nde gerçekleşen Hakk’a uğurlama erkanını Kureyşan Ocağı pirlerinden Ali Dereli yürüttü. Çok sayıda kişinin katıldığı erkanda nefesler seslendirildi.

    Evli ve 4 çocuk babası Demirçivi, uzun süredir kanser tedavisi görüyordu.

    KAYA DEMİRÇİVİ KİMDİR?

    Kureyşan Ocağı evladı, Kaya Demirçivi 1950 yılında Dersim Nazimiye de doğdu. 1970 de İstanbul’a yerleşti. İstanbul’da Genel-İş Sendikası başta olmak üzere bir çok alanda toplumsal faaliyetlerde bulundu. 1986’da Londra’ya göç etti. Halkevinde yıllarca hizmet verdi. 2009’da İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi yönetiminde hizmete başladı. 2013’te Britanya Alevi Federasyonu ve 2017’de de Britanya Alevi Yol Erkan Kurulu kurucuları arasında yer aldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kureyşan Ocağı pirlerinden Kaya Demirçivi İngiltere’de Hakk’a yürüdü

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Kaya Demirçivi İngiltere’de Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Kureyşan Ocağı pirlerinden Kaya Demirçivi Hakk’a yürüdü.

    Britanya Alevi Federasyonu ve İnanç Kurulu’nun kurucuları arasında yer alan Kureyşan Ocağı mensubu Kaya Demirçivi Hakk’a yürüdü.

    Evli ve 4 çocuk babası Demirçivi, uzun süredir kanser tedavisi görüyordu.

    Britanya’daki Alevi kurumları, inanç kurulu ve Dersim Kültür Merkezi , Demirçivi’nin Hakk’a yürümesinden kaynaklı büyük üzüntü yaşadıklarını belirterek baş sağlığı mesajı yayınladı.

    Britanya Alevi Federasyonu: Yoldaşımız, abimiz Kaya Demirçivi Hakka Yürüdü. Uzun zamandır tedavi görüyordu. Kaya abi Devrin Daim Olsun! Hizmetin Kabul Olsun!.

    Britanya Alevi İnanç Kurulu: Kaya Demirçivi, dergahımızın yapımında, inanç kurulumuzun oluşumunda emeği olan bir büyüğümüzdü. Sağlık sorunları nedeniyle bedenen pek aramızda olamadı ama gönlü, gözü hep bizlerleydi. Hayata, ailesine, inancına ve kurumuna bağlılığı hepimizi şaşırtan bir direnç oluşturmuştu kendisinde. Bugün ise maalesef bizlere veda etti. Ruhu şad olsun. Doğduğu Dersim’in jar u diyarları yoldaşı, toprağı da yorganı olsun. Anısına saygıyla.

    Enfield Alevi Kültür Merkezi: Bir acı daha ezdi yüreğimizi. Bugün bir abimiz, yoldaşımız daha eksildik. Eylemler de, dost muhabbetlerinde bir kişi daha eksildik. Bir değerimizi daha kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Pes etmeyen, direnen bedenin, yüreğinle hiç gitmezsin sanmıştık. Omuzlarımız da yoldaş olmanın vebalini hep yüreklerimiz de taşıyacağız. Hep yaşayan olacaksın gönlümüzde.

    Dersim Kültür Merkezi Londra:  Dersim cemaatimizin değerli insanı Kaya Demirçivi amcamız bu sabah saatlerinde Hakk’a yürümüştür. Değerli canımızı kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz. Kaya amcamız toplumuna değer ve kıymet veren,  bir çok insanımıza yardımcı olan ve Alevi toplumunda sevilen bireydi. Ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz. Düzgün Baba yardımcınız olsun. Yıldızlar yoldaşın olsun.

    KAYA DEMİRÇİVİ KİMDİR?

    Kureyşan Ocağı evladı, Kaya Demirçivi 1950 yılında Dersim Nazimiye de doğdu. 1970 de İstanbul a geldi. İstanbul’da Genel-İş Sendikası başta olmak üzere bir çok toplumsal faaliyetlerde bulundu. 1986’da Londra’ya göç etti. Halkevinde yıllarca hizmet verdi. 2009’da İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi yönetiminde hizmete başladı. 2013’te Britanya Alevi Federasyonu kurucuları arasında yer aldı. 2017’de Britanya Alevi Yol Erkan Kurulu kurucuları arasında yer aldı.

    Elif TABAK/ PİRHA

  • Ankara DAD’ta Hızır sohbeti yapılarak çerağ uyandırıldı-VİDEO

    Ankara DAD’ta Hızır sohbeti yapılarak çerağ uyandırıldı-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Hızır Muhabbeti yaparak çerağ uyandırdı. Ana İlkin Yüksel, “Hızır doğanın ta kendisidir” diyerek yöresel kültürlerin gençlere aktarılması gerektiği mesajını verdi.

    Alevi inancının en temel değerlerinden olan Hızır ayı, birçok yerde tutulan oruçlar ile devam ediyor.

    Her yıl oruçların ardından tutulan cemler bu yıl pandemi sebebiyle yapılamazken, sınırlı sayıda bir araya gelinerek Hızır sohbetleri yapılıyor.

    DAD Ankara Şube’sinde düzenlenen sohbette Hızır’ın farklı yörelerde nasıl karşılandığına dair bilgiler paylaşıldı.

    DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, pandemi sebebiyle kısıtlı katılım üzerinden program oluşturduklarını ifade ederek “Hızır, toplumumuzun inanç ve kültür yaşamında en önemli günlerden biridir; toplumsal değerimizdir” dedi.

    Sohbet öncesinde ilk olarak Kureyşan Ocağı mensubu Ana İlkin Yüksel Çağlayan, “Kim ki dardadır, kim ki hastadır, kim ki kimsesizdir sen gel ya Hızır” diyerek çerağ uyandırdı.

    “HIZIR, DOĞANIN TA KENDİSİDİR”

    Dersim’de Hızır’ın nasıl karşılandığını dair konuşan Ana Çağlayan, “Özümüze dönebilmek için sık sık bir araya gelmeliyiz. Yöresel kültürümüzü gençlerimize öğretmeliyiz” diyerek şunları aktardı:

    “Hızır, kış aylarında karşılanır. Çünkü kışın zorlukları vardır ve bizler dağ bölgelerinde yaşayan insanlarız. Oraların yoksulluğu, karı, odunsuzluğu, susuzluğu olur. O günlerde insanların sığınacağı bir gönül gerekir. Öyle olunca da Hızır babamıza sığınılır. Biz Hızır’a sığınınca bereketiniz, huzurumuz oldu. Çünkü Hızır, toprağın, havanın, suyun, ateşin kendisi; yani Hızır, doğanın ta kendisidir. Doğanın insanları olduğumuz için de terk etmedik. Büyüklerimizden ne gördüysek bugüne kadar getirmeye çalıştık. Ne kadar başarılı olduk bu da tartışılır. Çünkü asimile olmaya yenik düştük.

    Hızır günlerinde dedelerimiz hazırlıklarını yapar, niyaz ederdi. 4 hafta boyunca oruçlar tutulurdu. Yapılan lokmadan bir parça damın üzerine konulurdu. Bir kuş gelip onu alırdı. Hangi yöne giderse o kuş, o yöne gelin gidilirdi ya da o yönden köyümüze gelin geleceğine inanılırdı. Bu kültür zamanla kayboldu.”

    “HER ŞEYE RAĞMEN YİNE YAN YANA DURABİLİYORUZ”

    Kantarma Sinemilli Ocağı’ndan Pakize Sinemillioğlu da sohbet de söz alan bir diğer isim oldu. “Osmanlı’dan Kaçmak için hep uçsuz bucaksız bölgelere yerleşmişiz” diyen Pakize Sinemillioğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Aleviler olarak ne yaşadıysak hep insan olduğumuz için yaşadık. Hep darda olanın yanında durduğumuz için çektik. Hep yan yana durduğumuz, haksızlıklara karşı olduğumuz için kötülükler yaşadık. Ama her şeye rağmen bugün burada yine yan yana durabiliyorsak bu çok büyük bir kıymet. Onun için diyorum ki Hızır yardımcımız olsun. Biz bütün kötülüklerin karşısında durmaya devam edeceğiz.”

    “HIZIR’IN, MUHAMMED VE ALİ’DEN BİR ADIM ÖNDE OLDUĞU SÖYLENİR”

    Sarı Saltuk Ocağı evlatlarından Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Yaşar Kılavuz da kendi yöresindeki Hızır kültürünü anlattı.

    Kılavuz, “Hızır’ın eve geleceğine inanılırdı” diyerek herkesin oruç tuttuğunu söyledi. Kılavuz, tutulan oruçların son gününde özellikle gençlerin biraz daha susamak için tuz yediğini anlatarak şöyle devam etti:

    “İnsanlar, Hızır’ın gelmesini dört gözle beklerlerdi. Perşembe günü orucun son günü olurdu ve o gün cem tutulur, kurbanlar kesilirdi. Daha sonra Hızır’ın olmazsa olmazı kavuttur. Buğdaylar kavrulur, el değirmeninden çekilir diğer gün de misafirlere, yoksullara paylaşılırdı. Dersim yöresinde Hızır inancı daha farklı. Hızır, Hazreti Ali, Hazreti Muhammed’den daha sık kullanılır ve yardıma çağrılır. Yani Hızır’ın, Muhammed ve Ali’den bir adım daha önde olduğu söylenir.”

    “TÜM BU DARLIĞA HIZIR YETİŞSİN”

    Sohbette söz alan bir diğer isim Hatice Çevik oldu. “Hızır demek insanlık için en büyük değerlerden birisidir” diyen Çevik, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hızır’a tanrısal bir kavram yüklenmiştir. Çünkü mazlumun, çaresizin, hasta olanın imdadına yetişendir. Hızır, dün de vardı bugün de var. Bugün belki daha da çok gerekli. Çünkü şehirlerde mazlumların direnişi, darlığı var. Tüm bu darlığa Hızır yetişsin. Hızır evrenseldir. Nerede bir insan, nerede bir canlı darda ise Hızır’ı çağırdığında Hızır onun darına yetişir. Hızır başka inançlarda, farklı isimlerle anılabilir ama özünde aynı değeri, umudu taşır.”

    Vartolular Derneği Başkanı Özgür Yetiş Aslan da kendi yöresinde Hızır’ın nasıl karşılandığını anlattı. “Hızır’ın özellikle çocukluğumda çok derin izleri var” diyen Aslan, şunları söyledi:

    “Annem ile yaşadığım çok önemli bir dönem var. Hayvanların eritilmiş kuyruk yağından, Amerikan bezinden çerağ yapılır ve dürülür mum haline getirilirdi. O mumlar müsahibimizin mezarında, köyün çeşmesinde, evimizin kapı eşiğinde, hayvan barınağının bir köşesinde ve adak adadığımız, lokmalarımızı dağıttığımız ziyarette niyaz edilerek yakılırdı.”

    Yapılan sohbetlerin ardından “Birbirimize Hızır olmalıyız” diyen Ana İlkin Yüksel Çağlayan çerağları sırladı. İlkin Ana, sonrasında yapılan lokmaları canlara pay etti.

    Program Zakir Murat Yılmaz ve İmam Bakır’ın seslendirdiği deyişler ile son buldu.

    PİRHA/ANKARA

      

     

  • Kureyşan Ocağı’ndan Pir Cafer Koyun Hakk’a yürüdü

    Kureyşan Ocağı’ndan Pir Cafer Koyun Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Kureyşan Ocağı Piri Cafer Koyun Hakk’a yürüdü.

    Eskişehir’de uzun yıllar hizmet yürüten Kureyşan Ocağı Piri Cafer Koyun Hakk’a yürüdü.

    Yakın zamandan geçirdiği kalın bağırsak ameliyatı sonrasında Hakk’a yürüyen Cafer Koyun’un Eskişehir’de birçok hizmet yürüttürğü ifade edildi.

    Pir Cafer Koyun, Pazartesi günü saat 11.00’de Eskişehir Cemevi’nden rızalık alındıktan sonra Elazığ’a uğurlanarak toprağa sırlanacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Düzgün Baba Cemevi Yönetimi: Düzgün Baba hakikati dernekleri aşan bir hakikattir

    Düzgün Baba Cemevi Yönetimi: Düzgün Baba hakikati dernekleri aşan bir hakikattir

    PİRHA -Alevilerin en önemli inanç ve itikat merkezlerinden biri olan Düzgün Baba’ya dikilen ve daha sonra kaldırılan heykel tartışmasının merkezinde olan Düzgün Baba Cemevi konuya ilişkin bir açıklama yaptı. Açıklamada “Düzgün Baba hakikati dernekleri aşan bir hakikattir. Kutsal mekanların nasıl kullanılacağı Derneklerin yönetim kurulu kararlarına, evetlerine, hayırlarına bırakılmaz” denildi.

    Düzgün Baba Cemevi Yönetim Kurulu adına “Basına ve kamuoyuna Yola talip olan cümle canlara. Düzgün babanın manevi huzurunda Haq aşkı Xızır gayreti ile yaşamı devam eden,’öl ikrar verme, öl ikrarından dönme’ diyen cümle canları Aşkı niyazla selamlıyoruz” ifadeleri ile başlayan açıklamada şunlar belirtildi.

     “ÇIKAN KARARA BAĞLILIK İKRARI VERİLDİ”

    25/07/2020 Tarihinde Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel Merkezi adına; genel merkez yöneticileri, çeşitli illerden gelen şube başkanları, inanç kurulunda görev alan canlar kurumumuzu ziyaret ettiler. Hasret Gültekin canımızın heykeli ile ilgili yaşananlara yönelik bir kararlaşmanın sağlanması gerektiği, bunun için ilimizde bulunan demokratik kitle örgütleri, inanç kurumları, Kureyşan Ocağı evlatları ve talipleri başta olmak üzere, Reya Hak Alevi Ocak Pirleri, talip toplulukları, ve halkımız ile bir muhabbet edilmesi gerektiği söylenildi. Bundan dolayı kendileri de çağrıda bulunmuşlardı.
    Gelen canları mihman kabul ederek, inancımızın edep erkanı neyi gerektirdi ise o minvalde bir gayretin içine girdik. Meydan kurulması için, başta Kureyşan Ocağı pirleri olmak üzere, Rêya Heq Alevi Ocak Pirleri, kanaat önderleri, kurum temsilcileri, demokratik kitle örgütleri ile iletişime geçildi. Duzgın Bawa cem evinin bahçesinde kararlaştırılan saatte canlarla bir araya gelindi. Pir Sultan dernekleri Genel Merkezi adına gelen canların öncelikli istekleri “Bu meydanda çıkan karara herkesin mutlaka uyması gerektiği” ve “Her ne karar çıkarsa hepimiz açısından bağlayıcı ve tartışmasız kabulümüzdür” şeklindeydi. Ağuçan ocağı evlatlarından İnanç Dolu pirimizin Dar- Gulbangı ile muhabbete başlandı.

    “ÖL İKRAR VERME, ÖL İKRARINDAN DÖNME”

    “Muhabbet sonrasında başta kureşan pirleri ve talip topluluğu olmak üzere, diğer Ocak pirleri, katılımcı kurumların tamamı ve yöre halkı Heykelin Duzgın Bawa cem evi bahçesi dahil olmak üzere, Ziyaret bölgesine dikilmemesi konusunda ikrarlaştı” denilen açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi.

    Sıra varılan kararın yazılı bir deklarasyon ile kamuoyuna paylaşılmasına gelince, Pir Sultan Dernekleri adına katılım sağlayan canlar “Bir kaç dakika özel görüşmeleri gerektiğini” söyleyerek ayrıldılar. Geri geldiklerinde Genel Merkezleri ile yapmış oldukları görüşme sonucunda meydanda alınan karara uymayacaklarını, Hasret canımızın heykelinin mutlaka bu bahçeye dikilmesi gerektiğini, aksi takdirde Duzgın Bawa cem evinin bir odasında kalması gerektiğini söyleyip meydanı terk ettiler. Meydanı terk etmeleri, alınan karara rıza göstermemeleri orada bulunan canlar tarafından hoş karşılanmadı. “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” hakikati hatırlatıldı.

    “DEKLERASYONDAN SONRA CÜMLE KURMA GEREĞİ GÖRMEDİK”

    Düzgün Baba Cemevi Yönetim Kurulu adına yapılan açıklamanın devamında şunlara yer verildi.

    Yukarıda özetlemeye çalıştığımız yaşanmışlıklar, başta Kureyşan Ocağı evlatları olmak üzere, meydanda bulunanlarla beraber bir deklarasyon ile kamuoyuna paylaşıldı.
    Duzgın Bawa cem evi olarak 31.07.2020 tarihinde yayınlanan deklerasyondan sonra söz söyleme, cümle kurmayı düşünmedik. Çünkü nihayi kararı başta Kureşan Ocak evlatları, talipleri, Rêya Heq Alevi ocakları, müsahip kurumlar, demokratik kitle örgütleri ve halkımız hak meydanında vermişti.

    “SORUMLULUK ÇAĞRISINDA BULUNUYORUZ”

    Bütün bu yaşananlardan sonra, Hak meydanında dize gelip boyun eğdik. Ancak ve ancak kutsallarımız darına durarak diz çökeriz diyoruz. Bütün bunlar yaşanırken sanki meydan kurulmamış, alınan kararlara rıza göstermemişiz gibi sosyal medya hesaplarında, kitle iletişim araçlarında Duzgın Bawa cem evi yönetimi olarak olumsuz söylemlerle karşı karşıya kaldık, edep erkana uymayan ithamlarla karşı karşıya kaldık. Yolun hakikatine uymayan söylemlere, ithamlarla karşı yola ikrar veren canlarımızın, kamuoyuna karşı bir sorumluluğunun gereği olarak bu açıklamaları yapmayı uygun gördük. Yoksa Hak meydanında ikrarlaşılmış karar verilmiştir. Biz yeni bir tartışma yaratmak için değil, kendi özümüzü de Duzgın Bawa’nın darına alarak sorumluluk çağrısında bulunuyoruz.
    Duzgın Bawa cem evi olarak diyoruz ki, Duzgın Bawa Hakikati Dernekleri aşan bir Hakikattir. Kutsal mekanların nasıl kullanılacağı Derneklerin yönetim kurulu kararlarına, evetlerine, hayırlarına bırakılmaz. Yola talip olanlar binlerce yıldır kutsalları ile ruhsal ve bedensel olarak ikrarlılar. Dernekçilik hattı üzerinden kutsallarımızın gereksiz bir şekilde tartıştırılması, sürekli gündemde tutulması kabulumuz değildir.

    “PİRLERİN HUZURUNDA DARA DURMAYA HAZIRIZ”

    Duzgın Bawa cem evi yönetimi olarak şunu bir daha söylüyoruz; Hasret Gültekin canımızın haykelinin belirlenen yere dikilmesine başından beri rıza göstermedik. Başta Kureyşan Ocağı evlatları, talipleri ve diğer Ocak evlatlarının da rıza göstermeyeceklerini belirttik. Buna rağmen heykel ilgili kişiler tarafından cem evi bahçesine getirildi. Yoğun manevî baskılar, yaptıkları gayretler dillendirildi. Bizler o kutsal mekânda mihmandar olarak tutup heykeli kaldırmak istemedik. İlgilenilmedi denilmesin diye Duzgın Bawa cem evi olarak Heykelin dikilmesine yönelik resmi bir kararımız olmamasına rağmen yardımcı olduk. Hasret canımızın maneviyatına, mücadelesine karşı olmadığımızı, ilgili canlarla bir sorunumuzun olmadığının nişanesi olarak çekilen fotoğraf karelerinde yer de aldık rızalık için kurumları gezdik, çağrıda bulunduk.

    Pirlerimizden öğrendiğimiz edep erkanın gereği olarak gösterdiğimiz gayret, heykelin dikilmesine rıza göstermişiz gibi gösterilmesi bizleri üzdü ve kamuoyunda tartışmalara yol açtı. Biraz da bundan dolayı bu açıklamayı yapmaya mecbur bırakıldık. Eğer bir kusurumuz, eksiğimiz varsa budur, bu böyle biline. Bu gayretimiz kusur olarak görüldü ise, bizi itham edenlerle beraber pirlerin huzurunda, hak meydanında dara durmaya hazırız, her can pirini alıp gelsin, meydan kurulsun. Ama yaşanan sürecin her aşamasında halkın rıza göstermeyeceğini, heykelin buradan kaldırıldığında sorumluluk alamayacağımızı belirttik.

    “DAR MEYDANINDA ALINAN KARAR UYGULANMALIDIR”

    Açıklamada “25/07/2020 tarihinde hak meydanında alınan karar Duzgın Bawa cem evininde rıza gösterdiği nihai karardır. Hasret canımızın heykelinin alınan karar gereği Nazımiye ilçesi ya da Dersim merkezde uygun görülen yere dikilmesi kararı bir an önce uygulanmalıdır. Alınan kararın uygulanmayıp, Heykelin Duzgın Bawa cem evinde bekletilmesi bilinçli bir uygulamadır. Alevi camiasında tartışmalara devam edip, ayrışmalara yol açmak bizim kabulumuz değildir” denilerek şöyle sonuçlandırıldı.

    “DERNEKÇİLİK HATTI ÜZERİNDEN KUTSAL MEKANLARA İLİŞKİN KARARLAR ALINAMAZ”

    Özellikle son günlerde Dersim’e gelen çeşitli kurumları ziyaret eden, canlarla görüşen, bir çok canımızın hala bu tartışmaları devam ettirmesi, Duzgın Bawa cemevi yönetimini istifaya çağırması manidardır. Acaba Hasret canımızın heykelinin bekletilmesi “Belki Mevcut yönetim istifa ettirilir, yeni yönetime kararı uygulatırız” beklentisi midir? Bir daha diyoruz, Dernekçilik hattı üzerinden kutsal mekanlar ile ilgili kararlar alınamaz. Heykelin dikilmemesi kararı Duzgın Bawa cem evinin tek başına aldığı karar değildir. Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel Merkezi yöneticileri ve bazı şube başkanları, inanç kurulunda bulunan canların içinde olduğu, Hak meydanında alınan karardır.
    Nehak zihniyetin birey, toplum ve doğamızı zulme uğrattığı, acıların, göz yaşlarının kutsal topraklara döküldüğü, anaların feryat figanının gök yüzüne ulaştığı bir dönemde, tartışmalara son vermek, yaşananları canlarla paylaşmak üzere bu bilgilendirmeyi yapmayı tarihi bir sorumluluk olarak kabul ediyoruz.
    Hak aynamız, Duzgın Bawa yardımcımız, Xızır kılavuzumuzdur…

    PİRHA-DERSİM

  • Mesut Özcan Düzgün Baba’da heykel tartışmasını yazdı; PSAKD’ye bazı sorular yöneltti

    Mesut Özcan Düzgün Baba’da heykel tartışmasını yazdı; PSAKD’ye bazı sorular yöneltti

    PİRHA- Kureyşan ocağı evlatlarından Araştırmacı Yazar Mesut Özcan Dersim’de Alevilerce kutsal olan Düzgün Baba Cemevi bahçesine dikilen ve daha sonra kaldırılan heykel tartışmalarına ilişin bir yazı kaleme aldı. Özcan, PSAKD’nin 26 Temmuz tarihli bildirisini eleştirirken “Tıpkı Osmanlı’nın bir dönem Kızılbaşlara uyguladığı “tashihi itikat”, yani “itikatlarını düzeltme” gibi…” benzetmesini yaptı. Özcan, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için toplanan paraların akıbetine ilişkin de kimi sorular sordu.

    Düzgün Baba Cemevi bahçesine dikilen ve daha sonra kaldırılan Hasret Gültekin’in heykeli üzerine yaşanan tartışmalardan sonra, PSAKD’nin çağrısı üzerine 25 Temmuz Cumartesi günü Kureyşan Ocağı başta olmak üzere bölgede bulunan birçok Ocağın temsilcisi ve evlatları yüzlerce talip ve konuyla ilgili taraf olan Alevi örgütleri toplantı yaptı.

    PSAKD’nin çağrısıyla yapılan toplantının sonuçları verilen ikrar sonucu bütün tarafları bağlayıcı olacaktı. Dersim halkı ve ocaklarının yüzde yüze yakını heykelin Düzgün Baba’ya dikilmesine rızalık vermeyince ipler kopmuş ve PSAKD heyeti “Anıtın Düzgün Baba dışında bir mekana dikilmesine taraf olmadığını” açıklayıp Düzgün Baba’dan ayrılmıştı.

    26 Temmuz tarihinde ise uzun ve sert bir bildiri yayınlayarak; DAD ve Düzgün Baba Cemevi ile ilgili bütün ilişkilerini bitirdiklerini, hiçbir zeminde bir araya gelmeyeceklerini, kendi kurumlarına ve 2 Temmuz başta olmak üzere hiçbir eylemlerine bırakmayacaklarını, bu kurumlarla ilişkilenecek PSAKD yönetici ve üyeleri hakkında disiplin cezası uygulayacaklarını belirtmişti.

    Kureyşan ocağı evlatlarından Araştırmacı Yazar Mesut Özcan heykel tartışmalarına ilişin eleştirel bir yazı kaleme aldı.

    Özcan “Bir kutsal mekana heykel dikmek, her şeyden önce orada yaşayan insanların inancına hakarettir. Bu, biz sizin inancınızı yeterli görmüyoruz, siz bugüne kadar yanlış şeyler yaptınız, şimdi biz buraya müdahale ederek inancınızı düzeltiyoruz, anlamına gelmektedir. Tıpkı Osmanlı’nın bir dönem Kızılbaşlara uyguladığı “tashihi itikat”, yani “itikatlarını düzeltme” gibi…” değerlendirmesinde bulundu. Ve Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için toplanan paraların akıbetine ilişkin kimi sorular sordu.

    “ALEVİLER ADINA SÖZ SÖYLEYEN KİŞİ/KİŞİLER”

    Kureyşan Ocağı’na mensup Araştırmacı Yazar Mesut Özcan’ın “Düzgün Baba’da heykel tartışması ve Pir Sultan Abdal Derneği’ne bazı sorular” başlıklı yazısının tamamı şöyle:

    “Son on-on beş gündür, Dersim’de Alevilerce kutsal sayılan Düzgün Baba dağına dikilen, ardından da kaldırılan, 1993 yılında Sivas Katliamı’nda yitirdiğimiz Hasret Gültekin’in heykeli üzerine bir tartışma, daha doğrusu bir kavga yaşanıyor. Kavganın tarafları, Alevi örgütleri, dernekleri…
    Bu tartışma ya da kavga, aslında Aleviliğin dernekleri/kurumları ve kendini “Aleviler adına söz söyleyen kişi/kişiler” olarak görenler eliyle nerelere sürüklendiğini, nasıl içinin boşaltıldığını, üstüne üstlük bir de bir katliamda yitirdiğimiz bir canımızın anısına nasıl saygı duymadığımızı gösteren bir hal aldı.

    “PSAKD’NİN GOLE ÇETU’YA DİKDİĞİ PİR SULTAN HEYKELİ”

    2000’li yılların başında, merkezi Ankara’da bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, bugün Dersim’de, Gole Çetu’nun hemen üst tarafına kurulan Cemevi’nin önüne Pir Sultan Abdal’ın heykelini görkemli bir törenle dikmişti. Oysa, Gole Çetu o gün de, bugün de ve elbette gelecekte de Alevilerin, özellikle Dersimli Aleviler’in kutsal mekanlarından biri. Bugün, Pir Sultan Abdal Derneği’nin bahçesine Pir Sultan Abdal’ın heykelini diktiği cemevine hiç kimse gitmezken, Dersim Alevilerinin neredeyse hemen tümü Gole Çetu’ya gidip adak adıyor, dilek tutuyor, dua ediyor…

    “BİR KUTSAL MEKANA HEYKEL DİKMEK ÖNCELİKLE ORADA YAŞAYAN İNSANLARIN İNANCINA HAKARETTİR”

    Fakat benim söylemek istediğim bu değil. Söylemek istediğim şu: Pir Sultan Abdal Derneği, Cemevinin bahçesine Pir Sultan’ın heykelini dikerken, o zamanki adıyla Fetullah Gülen Cemaati, Dersim’de hızlıca örgütleniyor, okullar açıyor, bizim çocuklarımızı elimizden alıyordu. Yani biz heykel açılışları yaparken, bu açılışta nutuk çekerken, öbür yanda canlarımız gidiyordu, çocuklarımız elimizden alınıyordu. Biz, bugün hala o dönemin acılarını yaşıyoruz. Bugün, Pir Sultan Abdal Derneği’nin bahçesine diktiği heykelin bulunduğu Cemevinin dedelerinden biri, bir dönem Vali’yi Hızır’a benzeten ve Kenan Güven’in Dersim’den toplayıp 1980’li yılların başında Kuran kurslarına gönderdiği Dersimli çocuklardan biri…
    Bir kutsal mekana heykel dikmek, her şeyden önce orada yaşayan insanların inancına hakarettir. Bu, biz sizin inancınızı yeterli görmüyoruz, siz bugüne kadar yanlış şeyler yaptınız, şimdi biz buraya müdahale ederek inancınızı düzeltiyoruz, anlamına gelmektedir. Tıpkı Osmanlı’nın bir dönem Kızılbaşlara uyguladığı “tashihi itikat”, yani “itikatlarını düzeltme” gibi…

    “MANTAR GİBİ BÜYÜYEN DERNEKLER İLKİN KUTSAL MEKANLARIMIZDA BİTİYOR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin konuyla ilgili açıklaması çok kırıcı, aşağılayıcıdır. Bu açıklamayı, Pir Sultan Abdal Derneği değil de, bir başkası yapsaydı kesinlikle “provokatörlük”le suçlanacaktı. Çünkü açıklamada kullanılan dil, ne yazık ki böyle bir dil…
    Esasında kutsal mekanlar, en doğal haliyle korunmalıdır. Düzgün Baba da böyle, Munzur Baba da böyle, bizim diğer kutsal tüm mekanlarımız da böyle olmalıdır. Fakat ne yazık ki, özellikle Alevilik adına kurulan dernekler mantar gibi çoğalmakta ve ilkin kutsal mekanlarımızda bitmektedirler. Her kutsal mekanımızda bir cemevi yapılmakta, bugüne değin doğal haliyle inancı sürdürenlerce ziyaret edilen kutsal mekanlarımız, yoğun olarak kirletilmekte, ticari ve politik çıkara ne yazık ki sonuna kadar açık hale getirilmekte, dahası ticari ve politik çıkarlar için kullanılmaktadır. Bazı siyasi isimlerin Düzgün Baba’da ve diğer kutsal mekanlarımızda adlarını taşıyan her şey kaldırılmalı, onlar tarafından yapılan her şey sökülüp atılmalı; her şey eskisi gibi doğal hale getirilmelidir. Unutmamak gerekiyor ki, siyasetle uğraşan kişiler, aynı zamanda ticaret de yaparlar. Bir verip on almanın derdindedirler… İş adamları, müteahhitler gibi…
    Alevi derneklerinin bu haliyle faydadan çok zararı olduğu açıktır. Cemevlerinin de böyle… Aleviler, dernekleri de cemevlerini de hayatından çıkarmalıdır. Çıkarmadıkları sürece, kendileri ya inançlarından olacak ya da siyasetin içerisinde bulacaklardır kendilerini.

    “BU DİL ALEVİLİĞE YAKIŞMAYAN BİR DİLDİR”

    Yukarıda da belirttim. Hasret Gültekin’in heykelinin kaldırılması konusunda Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin yaptığı açıklama, gerçekten üzücüdür. Çok ağır bir dil kullanılmıştır ve bu dil Aleviliğe yakışmayan bir dildir. Bu dil, Alevilerin Alevilere karşı kullandığı “düşmanca” bir dildir. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, bu dili kullanmadan önce, eğer bir heykel dikecekse, kendisinin organize ettiği 2 Temmuz 1993 yılında yaşanılan katliamda hayatını kaybedenlerin heykelini, Sivas’ta dikmek için çaba harcamalıdır. Bunun mücadelesini vermelidir. Çünkü, bir anıt heykel burada anlamını bulacaktır. Madımak Oteli’nin “Madımak Katliamı Müzesi” olması çabalarının ne alemde olduğunu bilmiyorum. Fakat, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Ankara’da kendi genel merkezinde küçük de olsa bir müze girişiminde bulunmuştu. Bu müzede ne var, bilmiyoruz… Madımak Oteli’ni müze olarak hayata geçiremiyorsa bu dernek, kendi Genel Merkezi’ni “Madımak Katliamı Müzesi” yapmalıdır…

    Ve bir soru:

    Sivas Katliamı’nda zarar gören aileler için toplanan yardım paraları ne oldu? Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yönetimi bunu bütün açıklığıyla kamuoyuyla paylaşmalıdır. Dernek yönetimi belki miktarını unutmuş olabilir, ben kısmen burada belirteyim:

    *1993 yılında, tüm dernekler düzeyinde yürütülerek açılan yardım hesaplarında 150.000 (150 bin) Mark’a ne oldu?
    Oysa 21 Kasım 1993 günü Ankara’daki Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel Merkezi’nde yapılan basın açıklamasıyla ailelere dağıtılacağı kamuoyuna duyurulmasına rağmen, Çankaya Belediyesi Kültür Salonu’nda toplanılarak, 12.500 Mark’ın Sivas Katliamı Davası’nda müdahil avukatların masrafı için oluşturulan komisyona verilmiş, anıt mezar projesi için ise 12.500 Mark, Pir Sultan Abdal Derneklerine bırakılmıştı. Toplanan 150 bin Mark’ın sadece 45.500 Markı ailelere dağıtıldı. Geri kalan 71.093 Mark ise bir hesap açtırılarak bu hesaba yatırıldı. Ayrıca 4 Aralık 1993 günü Almanya’nın Manheim kentinde yapılan gecede kalan 46.000 Mark da, yine yukarıda belirtilen hesaba yatırıldı.

    Şimdi tekrar soralım:

    *Bu paraya ne oldu? Anıt mezar için Pir Sultan Abdal Kültür Derneğine bırakılan 12.500 Mark ile nerede, hangi anıt mezar yapıldı?
    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevilerin kutsal mekanlarına saygı göstermediği gibi, kendi kutsal mekanlarını korumak isteyen Aleviler’e karşı kullandığı çirkin ve ağır üslubu düzeltmeli, özür dilemeli ve yukarıdaki sorulara yanıtları acilen vermelidir. Yanıt vermediği sürece zan altında kalacaktır.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Kureyşan Ocağı analarından Zarife Ana Hakk’a yürüdü

    Kureyşan Ocağı analarından Zarife Ana Hakk’a yürüdü

    PİRHA – Dersim Nazımiye’de Kureşan Ocağı analarından Zarife Ana Hakk’a yürüdü. Zarife Ana bugün Zeve köyünde toprağa sırlanacak.

    Dersim Nazımiye’de Kureşan Ocağı analarından Zarife Ana Hakk’a yürüdü. Uzun yıllar Kureyşan Ocağı’nın hizmetini yürütmüş olan Zarife Ana, 1938’de Dersim Katliamı’nda bir çok akrabasını kaybetti.

    Gelenekçi ve inanç yönüyle yeni nesillere örnek olarak ve tarihi anlatımlarıyla akılarda kalan Ana Zarife, bugün Zeve köyünde toprağa sırlanacak.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Genel Merkezi Zarife Ana için başsağlığı mesajı yayınladı.

    DAD’ın mesajı şöyle:

    “Kureyşan Ocağı evlatlarından Zarife Ana, Kureyşan Ocağı’nın hizmetini yürütmüş Reya Heq/Raa Heqi/Hakk Yol Alevilik geleneksel inanç değerlerinin koruyucusu ve aktarıcısı olmuştur. İnanç değerlerimizle binlerce talibi misafir etmiştir. Dernek üyemizin kızı Rahime Kızılkan ve Kızılkan ailesi halen Kureyşan Ocağı hizmetini yürütmektedirler. Kureyşan Ocağı’nın taliplerinin ve ailesinin başı sağolsun.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Düzgün Baba ziyaretinde ana dilde cem yapıldı-VİDEO

    Düzgün Baba ziyaretinde ana dilde cem yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Dersim Nazimiye’de bulunan Düzgün Baba ziyaretinde Esket-e Çeli’de Kureyşan Ocağına bağlı Pir Ahmet Karabulut öncülüğünde, analar, pirler, talipler ve Düzgün Baba cemevi yöneticilerinin katılımıyla ana dilde (kırmâncki) cem yürütüldü.

    Dersim Nazimiye’de bulunan Düzgün Baba Dağı ziyaretinde Esket-e Çeli’de Kureyşan Ocağına bağlı Pir Ahmet Karabulut öncülüğünde, analar, pirler, talipler ve Düzgün Baba cemevi yöneticilerinin katılımıyla ana dilde (kırmâncki) cem yürütüldü. Cemden sonra gulbengler verildi, kurbanlar tığlandı, çılalar yakıldı, lokma ve niyazlar pay edildi.

    Cem bitiminde Kureyşan Ocağı Pirlerinden Ahmet Karabulut, Alevilik inancına, ziyaretgahlarına ve yol erkanına ilişkin bilgiler verdi.

    Taliplerin, rehberlerin, pirlerin, mürşitlerin ve anaların yolun hakikatinde et ve tırnak gibi olduğunun altını çizen Karabulut, “Yolda rızalık esastır, ikrar vardır, yılda bir talipleri yerinde, mekanında ziyaret etmek vardır. Sorgu sual ile küskünler varsa barıştırılır yol ve erkan hakkında bilgi verilirdi. Ocaklarımız, ziyaretlerimiz ziyaret edilirdi. Hızır orucu tutulur, lokmalar pay edilirdi” diye konuştu.

    DÜZGÜN BABA HAKKINDA

    Karabulut, Dersim’in önemli ziyaregahlarından olan birçok canlıyı bağrında barındıran ve her yıl binlerce insanın gidip barış, huzur, hak, adalet, eşitlik, sağlık ve mutluluk temennisinde bulundukları Düzgün Baba ziyaretgahının hikayesini ise şöyle anlatıyor:

    “Düzgün babanın esas ismi Şah Haydar’dır. Kureyş Baba’nın oğludur. Zargovit komunda hayvanlarına bakarken kış ayında keçilerini ormana götürür. Elindeki asasını kış ayında meşe ağacının dallarına vurur, vurduğu ağaçlar yeşerir. Keçileri dağda, otlar ve karınlarını doyururlar. Şah Haydar akşam hayvanlarını eve götürür. Babası Kureyş ve evdekiler hayvanlara ot ve yaprak verirler. Fakat Hayvanlar ot ve yaprak yemezler. Bu durum günlerce devam eder. Şah Haydar keçilerini ormana götürüp asasını ağaca vurur, ağaç yeşerir, keçiler otlar. Babası Kureyş, bu durumdan kuşkulanır. Oğlu Şah Haydar’ı takip eder. Keçi Kureyş’i görür ve ses çıkarır. Kırmancki (Bıze pırkena). Şah Haydar keçiyi fark eder. Keçiye der ki ‘Mübarek, niye otlamıyorsun?’ Babası Kureyş’in ismini kaldırıp ‘Kureyş-e Kur’u mu gördün?’ der. Arkasını dönünce babasını karşısında görür. Utanır, kendi kendine ‘saygısızlık mı ettim’ der. Üç adımdan Düzgün Baba’ya çıkar. Düzgün Baba’da kalıp 40 gün dua eder. Kureyş ‘Gidin bakın’ der. Gidip Şah Haydar’ı görenler gelip Kureyş’e derler ki Düzgün’dür durumu iyidir. Sonra Düzgün Baba Dağında sır olur. Bundan sonra herkes ona ‘Düzgün’ der. İmkanı olan herkes Düzgün Baba mekanını ziyaret eder, lokma ve niyazlarını götürür, kurbanlar kesilir, teberik alınır, dilekler dilenir, murat istenir, dualar edilir.”

    Ali ŞEKER-Rıza ŞEKER
    DERSİM

  • Kurum temsilcilerinden ihraçlara tepki: Alevi hukuku işletilsin

    Kurum temsilcilerinden ihraçlara tepki: Alevi hukuku işletilsin

    PİRHA – Alevi Kültür Dernekleri (AKD) üyesi 2 dedenin sorgusuzca ihraç edilmesine dair inanç önderleri, kurum temsilcileri ve aydınlardan tepki geldi. Yapılan yazılı açıklamada “Alevi hukukunun işletilmesi yolun bir gereğidir” denildi.

    Mersin Cem evi İnanç Kurulu üyesi Efe Engin ve Kazım Açıktepe’nin Alevi Kültür Dernekleri (AKD) yönetimi tarafınca ihraç edilmelerine tepkiler büyüyor.

    Kureyşan Ocağı dedelerinden Efe Engin ve Kazım Açıktepe, geçtiğimiz hafta Erzincan’da yapılan İnanç Kurulu toplantısına katılıp dara durmak istemiş fakat bu yönlü talepleri karşılık bulmamıştı.

    Birçok Alevi kurum temsilcisi ve aydının da aralarında olduğu imzacılar, ortak bir deklarasyon yayımlayarak AKD’nin tutumunu kınadı.

    “KURUMLARIMIZ ALEVİ YOLUNU YÜRÜTMEK İÇİN VAR”

    Aralarında araştırmacı yazarlar Özcan Öğüt ile Abbas Tan’ın da bulunduğu imzacı listesinin mesajının başında “Dar mı, İktidar mı?” sorusu sorularak şunlar kaleme alındı:

    “Son zamanlarda kurumlarımızda iç sorun gibi yansıtılan üye tasfiyeleri şubelere kayyum atamaları vb durumlara şahit olmaktayız. Siyasal iktidar anlayışının kurumlarımıza sirayet ettiğini en son yaşadığımız örnekle bir kez daha yönetim kadrosundakiler tarafından bizlere hissettirilmiş oldu. Kurumlarımızdaki üye tasfiyelerinden sonra inanç önderlerimiz olan dedelerimizin de tasfiye edilmesi bu anlayışı sonlandırmak adına bizleri harekete geçirmiştir. Mersin Cemevi İnanç Kurulunda yer alan Efe Engin ve Kazım Açıktepe dedelerimize ihraç kararı verilmiştir. Daha önce yine yol yürüten dedelerimizden Engin Seyitalioğlu ve Musa Kazım Engin ihraç edilmişti. Mevcut yönetimlere muhalif olduklarından dolayı ihraç edilerek cezalandırılan üyelerden sonra şimdi de dedelerimiz cezalandırılmak istenmektedir. Kurumlarımız her ne kadar dernekler yasasına göre yönetilse de Alevi yolunu yürütmek için vardır. Öyleyse yolumuz içinde olan Alevi hukukunun da işletilmesi yolun bir gereğidir. Haklının ve haksızın dar meydanında belli edilmesi sürecin de şeffaf ilerlemesi konusunda da önem kazanmaktadır. İhraçların gerçekten işlenen bir suçtan dolayı mı yoksa kendi iktidarlarını koruma duygusu ile mi yapıldığı da dar meydanında ortaya çıkacaktır. Bizler aşağıdaki imzacılar olarak: Alevi kurumlarında yaşanan tasfiyelerin son bulması ve sadece dernekler yasasının değil Alevi hukukunun da işletilmesini istiyoruz. Kamuoyuna saygıyla bildiririz.”

    ABBAS TAN, FAİK ZEYNEL ABİDİN, AKİF ÖZBİLGE ALİ BABACAN, ALİ GÖKOĞLU, ALİ RIZA YILDIRIM, ATİLLA TAŞ, ALTAY MEHMET, ALİ ÇABUK AYDIN ÇAKMAKKAYA, AYDIN DENİZ, AYDIN DOST, AZİZ AYGÜN, BAYRAM ALKILIÇ, BİLAL KILIÇ, BİRGÜL SARIKAYA, BÜLENT ÖZTÜRK, CAFER KOLUMAN, CELAL KUL, CELALETTİN SEZER, CEMAL ŞAHİN, CENGİZ DOĞMUŞ, CUMA ERÇE, ÇİĞDEM KARTAL ALTAY, EFE ENGİN, ENGİN SEYİTALİOĞLU, ENVER CAN, ERDAL AYDEMİR, ERDOĞAN SEZER, FAHRETTİN SÖYLEMEZ, FAİK HARMANCI, FAZLI ASLAN, GÜLŞEN TÜRK, GÜRBÜZ DENİZ, GÜLİZAR TAŞBİLEK POLAT, HAMZA KARAYEL, HASAN GÜLÜM, HASAN KAPIKIRAN, HAYDAR GÜLBEYAZ, HAYDAR ŞAHİN, HÜSEYİN ALTAY, HÜSEYİN DEDE, HÜSEYİN KALKAN, İBRAHİM ERGİN, KAZIM AÇIKTEPE, KEMAL AKGÜN, KEMAL ALTUN, KEMAL KARAGÖZ, MAHMUT SÜMBÜL, MAZLUM KÖSE, MEHMET ALİ ÇABUK, MEHMET BOZKURT, MEHMET GÜLDİKEN, MEHMET KABADAYI, MEHMET TEKEL, MEHMET TURAL, MUHİTTİN YILDIZ, MURAT KÜSMEZ, MÜSLÜM TANK, NAMİ CEMAL KUL, NURAN KILIÇKAYA, NURETTİN AKSOY, NURSEL ÇERİ, ÖZCAN KAVAK, ÖZCAN ÖĞÜT, PINAR AYDINLAR, SALMAN SAVRANLI, SELAHATTİN ÖZEL, SELVER KAYA, SERDAR ALTUN, SERTAÇ ÇOLAK, SERVET DEMİR, SEVİM SAVUNMAZ, SEZGİN KARTAL, SİNAN MUŞLU, SONGÜL KILIÇ, SONGÜL TUNÇDEMİR,SÜLEYMAN ZAMAN, ŞERİFE KARAYEL, TUNCAY ÖZDEMİR, VAHAP ÇELEBİ, YOLCU BİLGİNÇ, YÜKSEL BEŞLİ, ZEYNEL ABİDİN ÖZBAY

  • Pir Musa Kazım Engin: Ramazan cemi yol düşkünlüğüdür

    PİRHA-Kureyşan Ocağı pirlerinden Musa Kazım Engin Alevilerde Ramazan Bayramı çelişkisini yazdı. Pir Engin, “Alevi Bektaşi kültür ve inanç sisteminde Ramazan Bayramı diye bir kabul yoktur.” diye ifade etti.

    Son dönemlerde tartışılan Alevilerde Ramazan Bayramı çelişkisi ile ilgili Kureyşan Ocağı pirlerinden Musa Kazım Engin sosyal medya hesabında yazdı.

    “CEMEVLERİMİZİ MİNARESİZ CAMİYE ÇEVİRMEKTEDİRLER”

    “Alevi Bektaşi kültür ve inanç sisteminde Ramazan Bayramı diye bir kabul yoktur. Anadolu Alevileri olarak bizler tarihi çok iyi bilmek zorundayız.” diyen Engin, “Yapılan katliamlar unutturulmaya, zulümler hafızalardan silinmeye çalışılmaktadır. Bu yüzleşmeyi aydın ve onurlu Sünni araştırmacıların da yaptığını artık görmekteyiz. Ama bir yandan da içimizden çıkan keklikler nedense gerçekler orta yerde dururken koşar adım bu bayramı kutlamaya kalkışmakta ve Cemevlerimizi neredeyse minaresiz birer camiye çevirmektedirler” diye belirtti.

    “RAMAZAN CEMİ ASİMİLASYONU HIZLANDIRACAK BİR TEZGAHTIR”

    “Ramazan Cemi özellikle son 15 yılda başta Cem Vakfı ve buradan yetiştirilen ve devşirilen sözüm ona Dedeler olmak üzere, uygulamaya konulan ve asimilasyonu hızlandıracak bir tezgahtır” ifadelerini kullanan Engin, “Maalesef bazı yöneticiler bu konuda tavır almak, ilkeli davranmak yerine hep vaziyeti idare etme yoluna gittiler. Tabelasında AKD veya Pir Sultan yazan birçok kurumun Cemevinde bu uygulamalar yapılmaktadır. Bu Yol ve erkana uymayan tavrın ilkeli ve omurgalı yöneticilerle aşılacağının bilincinde olmalıyız. Bu vesile ile içe dönük bir eleştiri ve öz eleştiri mekanizmasının da işletilmesi gereklidir. Kürsülerde en demokrat ve en sol söyleme sahip olan bir kısım yöneticilerin bu uygulamalar söz konusu olduğunda sus pus olmasını, görmezden ve duymazdan gelmesini hazmedenler varsa da ben bir Pir olarak hazmedemiyorum” diye yazdı.

    “SONUÇLARI KABUL ETMEK TESLİM OLMAK ANLAMINA GELİR”

    “Okuyan, araştıran sorumluluk duyan ve vicdani muhasebesini yapan Alevi dedeleri de bu duruma kayıtsız kalmamalıdırlar. Yüzyıllar boyunca Ramazan süresince içki içmekten dolayı yargılanmış ve cezalandırılmış bir tarih önümüzde durmaktadır.” diyen Engin, şöyle devam etti:

    “Bu nedenle yaşanan acılar kadar ‘kanıksanmış’ ve dirençle karşılanmıştır ki, yüzlerce, binlerce Bektaşi fıkrasına konu olmuştur. Yıllardır uyarmamıza rağmen bazı Alevi-Bektaşi Canların hala şeker resimleri ile süslü Ramazan Bayramı tebrik mesajlarını görmekteyiz. Bu gerçekler orta yerde dururken kendine Alevi Bektaşi diyen insanların diğer Alevi Bektaşi canlara Ramazan bayramı tebrik mesajları göndermeleri iki temel yanlışa bağlıdır.Birincisi ve esas tehlikeli olanı sinsice Alevilerde bir davranış kültürü oluşturur, bunun üzerine asimilasyona biraz daha hizmet etmektir. Bunun daha çok egemen olan anlayışın, kültürün ve inancın hegemonyasını kabule götürdüğünü ve kendi geçmişimize ihanet olduğunu unutmamak gerekir. İkincisi ise aidiyet duygusu ile kabul edilmek duygusu ile ve riyakarlıkla dolu olan yalvarış ve yakarıştır ki, bu durumda olanlara üzülmek ve acımak gerekir. Bu yenilginin kabulü, ezilmişliğin sonuçlarının kabulü ve teslim olmak anlamına gelir.”

    “RAMAZAN BAYRAMI VE CEMİ YOL DÜŞKÜNLÜĞÜDÜR”

    “Bu teslim olmanın devamında bakın biz de sizin gibiyiz, bizi de aranıza alın, dışlamayın, kabul edin anlayışıdır. Özgüven eksikliğinden, tembellikten, inançsızlıktan ve riyakarlıktan kaynaklanan bu tip davranışları bir kısım kişiler de rant için yapmaktadırlar. Bunların bir kısmı oruç tutmayıp, nedense bayrama koşar adım gitmekteler, çok az olsa da bir kısmı ise hem oruç tutup, hem bayram yaparak Müslümanlardan ne kadar az farkları olduğunu ispat etmeye çalışmaktadırlar” ifadelerini kullanan Engin, şunlara vurgu yaptı:

    “Alevi Bektaşilerin yüzyılların direncini ihanet edercesine başkalarına sunmalarına bu fakirin gönlü razı değildir. Acizane bana göre Ramazan Orucu tutmak ve Ramazan Bayramı yapmak, hele hele bu bayrama Cemevlerinde, Ramazan Bayram Namazı ve Cemi yaparak girmek tam anlamı ile bir yol düşkünlüğüdür. Yolun yolcusu ve sahibi olması en başta gereken Dedelerin Ramazan Orucunun esasını ve Bayramının nedenini detaylı ve bilgiye, belgeye dayalı açıklama mecburiyetleri vardır. Sorundan kaçmak sorunu ortadan kaldırmıyor aksine artırıyor, bu böyle bilinmelidir. Hünkar’dan nasip almış canlar bunun bilincindedirler. Alamayanlara da Serçeşmenin suyundan içmelerini dilerim. Unutmak ve unutturmaya çalışmak ihanettir.” (HABER MERKEZİ)

  • Pir Hamza Takmaz’dan, çocuklara temel Alevilik dersleri-VİDEO

    Pir Hamza Takmaz’dan, çocuklara temel Alevilik dersleri-VİDEO

    PİRHA- Dersim Çemişgezek’e bağlı Sinsor (Payamdüzü) ve çevre köylerde Alevi çocuklar ve topluma dair Alevililik eğitimi çalışmalarını sürdüren Kureyşan Ocağı pirlerinden  Hamza Takmaz, “Dersim ve Elazığ’daki cemevlerinde tek tip bir insan yaratılmış ve bu bizim inancımızda yoktur. Taliplerine sahip çıkarak gönlüne girmen, üretmen gerekiyor” dedi.

    Uzun yıllardır Avrupa ve Ege bölgesinde çalışmalar yürüten Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, ‘Avrupa’da veya Ege bölgesinde çalışma yaparken kendi köyüme hiç bir şey yapmamak bana acı verir’ diyerek çalışmalara koyulduğunu belirtiyor.

    Yılın belli dönemlerinde kendi köyündeki talipleri başta olmak üzere, diğer çevre köylerde de hizmet yürütmeye çalıştığını belirten Pir Takmaz, özellikle Alevi çocuklarına temel Alevilik dersleri verdiğini söylüyor. Lokma pay etme, delil uyandırma, lokma duası, ikrar ve musahiplik gibi temel kavramlarla çocukları inançları ile buluşturmaya çalışan Pir Takmaz, ayrıca hiçbir kurumdan destek almadan köylülerinin lokmaları ile bir cemevi projesi geliştiriyor. Çalışmalarının aileler tarafından olumlu tepki aldığını dile getiren Pir Takmaz taliplerin gönlüne girilmesi gerektiğini vurguluyor.

    “AYDIN, ÇAĞDAŞ BİR ALEVİ GENÇLİĞİ ADINA ÇEMİŞGEZEK’E GİTTİM”

    “Benim tek derdim olan gelecek nesil olan çocukların aydın fikirli, daha çağdaş bir Alevilik bilgisine sahip olmaları düşüncesiyle oraya gittim” diye konuşan Pir Hamza Takmaz, bunun bir ihtiyaç olduğunu söyledi. Köylülerin ortaklaşması ve lokmaları yapılacak cemevi ile bu ihtiyaca bir nevi çare olmak istediklerini belirten Takmaz, “Çemişgezek yöresinde bir cemevinin kaçınılmaz olduğu görülüyor. Dersim ve Elazığ’daki cemevlerinin gidişatına baktığımızda bir asimilasyonun olduğunu görmekteyiz. Kendi köyümde yaklaşık 100 hane var. Oradaki canlarla bir toplantı düzenledik ve çok olumlu geçti. Orada bir cemevi projemiz var. Diğer cemevlerinden bir farkı ise seçme seçilme hakkı var. Bunu yaratmak istedik. Oradaki halk kendi eliyle üretecek, inançları yürütecek. Talip ile pir arasındaki doku birbirleri ile rızalık mertebesinden seçime ulaşması düşüncesindeyim. Çocuklar çok akıllı, çok verimli. İlkokul çocukları bana ‘Dede bizim mahalledekiler herkes birbirine küs ama ceme gelince barıştılar’ dedi. Çocuklar bunun farkına varıyorlar. Oradaki cemevlerinde seminerlerden tutalım, arkeoloji ve sosyolojiye kadar her şey olmalı. Bir okul da aslında cemevidir. Tabi ki hepimizin evi, gönlü cemevidir” dedi.

    “DEDELER ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMALI”

    Eskiye rağmen sorunların daha da derinleştiğini, Alevi çocuklarının bu politikadan büyük oranda etkilenerek çıktığını belirten Pir Takmaz, Alevi pirlerinin gelecek nesiller için ellerini taşın altına koymalarını gerektiğinin altını çizerek şunları vurguladı:

    “Okulda din ve kuran dersleri kaçınılmaz halde. Ama devlet özellikle sessiz kalan toplumlarda baskıyı daha çok kullanıyor. Bunun farkına varılmıyor. Elazığ’da bir aileye mihman olduğumda o evin çocuğuna ne ders gördüğünü sordum. Çocuk namaz pozisyonuna durarak, kurandaki alfabetik harfleri söyledi. Arapça öğreniyor. Alevilikte pir-mürşit kavramına çok uzak bir çocuk gelişiyor. Alevi ailelerin endişelerini göremiyorum. Eskiden döşek, minder vardı, oturup dedelere danışılırdı ama şimdi o zaman bitti. Dedeler elini taşın altına koyacak, gelecek nesiller için bir şeyler yapacak.”

    “TALİPLERİN GÖNLÜNE GİRMEN, ÜRETMEN GEREKİYOR”

    “Kabristanlar da dahil olmak üzere sazımı elime alıp gülbenglerle birlikte deyişler okudum” diyen Takmaz, talibin piri ile sorunların çözümünde ortak noktada buluşmasını gerektiğini söyledi. Takmaz sözlerine şöyle devam etti:

    “Bunlarla anladığı dilde hasbıhal olmalıdır. Köyde çocuklar o deyişleri söylerken bile hoşnutluk var. Aileler de çocuklarını görünce memnun oluyorlar. Bizim amacımız bunu halka götürmek, sorunları anlatmak. Dersim üzerinde oynanan oyunları halkımızın görmesi gerekiyor. Taliplerimize sahip çıkmak gerekiyor. Diğer 3 köy Axuçan Ocağı’na bağlı ve saygı duyuyorum. O köylerin pirleri ayrıdır diye hiç gözardı etmedim. Avrupa’da veya Ege bölgesinde çalışma yaparken kendi köyümü hiç bir şey yapmamak bana acı verir. En azından bunun çabasını girdim, yaptım uğraştım sorgulamasına girdim. Halktan da çok iyi bir sonuç çıkıyor. Dersim ve Elazığ’daki cemevlerinde halktan gelen bir yönetim yok. Tek tip bir insan yaratılmış ve bu bizim inancımızda yoktur. Talip ve pir ortak paydalarda buluşabilmeli. Taliplerin gönlüne girmen, üretmen gerekiyor.”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

  • Dede Engin: Diyanet önce Aleviler hakkında verilen fetvaları kaldırsın-VİDEO

    Dede Engin: Diyanet önce Aleviler hakkında verilen fetvaları kaldırsın-VİDEO

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli cemevini ziyaretinden sonra ‘cemevlerine imam atanmalı’ şeklindeki açıklamalarına tepki gösteren Kureyşan Ocağı Dedesi-Eğitimci Musa Kazım Engin, “Diyanet İşleri, Alevilere iyi ve doğru bir şey yapmak istiyorsa önce Aleviler hakkında verilen şeyhülislam fetvalarını kaldırsın” dedi. 

    Geçtiğimiz günlerde Tunceli Cemevi’ni ziyaret eden Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın gençlere Kur’an öğretilmesi için cemevlerine imam atanması şeklindeki sözlerine Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Kureyşan Ocağı dedelerinden, Eğitimci Musa Kazım Engin, “Diyanet İşleri, Alevilere iyi ve doğru bir şey yapmak istiyorsa önce Aleviler için verilen şeyhülislam fetvalarını kaldırsın” dedi.

    “DİYANET’İN GÖREVİ CEMEVLERİMİZE İMAM ATAMAK DEĞİL”

    “Diyanet’in görevi cemevlerimize imam atamak değildir” diyen Engin, Diyanet İşleri Başkanı’nın ziyaretinin Alevileri dönüştürme çabası olduğunu vurguladı. Engin, “Dersim’de cemevini ziyaret ederek hayatında ilk defa bir cemevine gittiğini söyleyen Diyanet İşleri Başkanı, oradaki toplantıdan sonra cemevlerinde kuran eğitimi için imam görevlendirilmesi gerektiğini söyledi. Diyanet’in görevi cemevlerimize imam atamak değildir. Cemevleri Alevilerin ibadet merkezidir. Bizim oradaki pirlerimiz, dedelerimiz bize Hak kelamını öğretirler. Bizim için endişelenmesinler, gölge etmesinler yeter” diyerek Alevilerin hak ve taleplerinin açık olduğunun altını çizdi.

    “DERSİM BU HIZIR PAŞALARA MÜSAADE ETMEZ, KALDIRMAZ”

    Diyanet’in önce Aleviler üzerindeki fetvalarını kaldırması gerektiğini ifade eden Engin, cami-cemevi gibi ucube projelerin yapılmasının Alevi inancına saldırı olduğunu söyledi. Alevileri dönüştürme, asimile etme çabasına Tunceli Cemevi’nin de alet olduğunun altını çizen Engin, şunları kaydetti:

    “Tunceli Cemevi yönetiminin özlerini dara çekerek mürşitlerine yaptıkları yanlışları ifade etmeleri ve hızlı bir şekilde derhal istifa etmeleri gerekiyor. Bu kadar Hızır Paşalı ihaneti, yardakçılığı Dersim kaldıramaz, müsaade etmez. Alevilerin hak ve talepleri, hukuksal ve demokratik zeminlerdeki haklardır. İnsan olmamızdan kaynaklı haklardır ve zorla elimizden alınmıştır. Devletin yapması gereken buna dair mecliste yasa çıkarmak, partilerin de yapması gereken bu yasa çıkmadan önce Alevilerin en demokratik kuruluşu olan Alevi Bektaşi Federasyonu ve onun bileşenleri kurumları ile görüşmektir” şeklinde konuştu.

    “BU MEYDANI HIZIR PAŞALARA BIRAKMAYACAĞIZ”

    Bu konuda Alevi dedelerini büyük görevler düştüğüne dikkat çeken Engin, sözlerine şöyle devam etti:

    “Dersim’e Hardê Dewres yani Dervişlerin toprağı diyoruz. Alevi dedelerine büyük görevler düşüyor. Artık asimilasyon politikalarına dur diyelim. Dersim’de yatılı bölge okulunda okuyan bir çocuğun ailesine ve babasına dokunamayışını acısını bize yaşatmayın. Yol bizim, biz bu yolun sahibiyiz. Bu meydanı Hızır Paşalara bırakmayacağız. Hızır Paşa’nın olduğu yerde Pir Sultanlar, Dersim’de de Seyit Rıza ve Sey Usen’ler vardır.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Ana Kızılkan : Alevilikte kadın da erkek de ‘Can’dır

    Ana Kızılkan : Alevilikte kadın da erkek de ‘Can’dır

    PİRHA – Dersim’deki Kureyşan Ocağı’na mensup Ana Raime Kızılkan, Alevilikte özelikle inanç bazında ayrımcılık olmadığını, kadına ve erkeğe ‘Can’ denildiğini, çocukların da yine bu felsefe ile büyütüldüğünü söyledi. Kızılkan, “Alevi inancında da bugün kadınlar sanıldığı kadar özgür ve eşit değil. Her toplumda olduğu gibi Alevi inancında da kadınlar arka plana atılmaya çalışılıyor” ifadesini de kullandı. 

    Dersim’deki Kureyşan Ocağına mensup Ana Raime Kızılkan, Alevi inancında kadınların önemine ilişkin konuştu.

    Kadın-erkek eşitliğini esas alan Alevi inancında, sistem eliyle giderek eril zihniyetin hakim kılınmak istendiğini söyleyen Kureyşan Ocağına mensup Ana Kızılkan, Alevi kadınlardan bunun farkına vararak kendilerine biçilen rolleri kırmalarını istedi.

    Birçok inançta kadınlar ikinci plandayken, Alevi inancında kadın ve erkek eşitliğinin esas alındığına dikkat çeken Kızılkan şunları ifade etti:

    “Eşitlikten de öte “kadın ve erkek yoktur, insan vardır” söyleminin ön plana çıktığı Alevilikte, yine anne ve babanın çocukları arasındaki kız-erkek ayrımı yapması da kabul edilmez. Kadın, doğurgan özelliği sebebi ile “rahman ve rahim” olarak kabul edilir ve saygı duyulur. Buna nazaran başta İslam olmak üzere birçok dinde kadına örtünme, erkeklerden daha geri planda durması emredilmişken, Alevilikte ahlak kuralları dâhilinde olmak üzere kadının giyimine, toplum içindeki hareketlerine sınırlama getirilmez. Ancak bugün kadınların ön planda olduğu Alevi inancında da sistem eliyle eril anlayış hakim kılınmak isteniyor.”

    “BU COĞRAFYADA ÇOK ZULÜMLER VE ACILAR GÖRDÜK”

    Diğer inançlarda kadınlara değer verilmediğini, Alevi inancında ise kadının yerinin farklı ve ayrı olduğunu dile getiren Kızılkan, Alevi kadınlar çalışkan, üretken, fedakar ve mücadeleci kişilikleri ile güçlü bir yapıya sahip. Bu coğrafyada çok zulümler gördük, acılar yaşadık. Eğer bugünlere kadar geldiysek güçlü irademiz sayesindedir” diye konuştu.

    “ALEVİLİKTE KADIN VE ERKEK YOKTUR, CAN VARDIR”

    Alevilikte özelikle inanç bazında ayrımcılık olmadığını, kadına ve erkeğe ‘Can’ denildiğini, çocukların da yine bu felsefe ile büyütüldüğünü söyleyen Kızılkan şöyle devam etti:

    “Alevi inancında da bugün kadınlar sanıldığı kadar özgür ve eşit değil. Her toplumda olduğu gibi Alevi inancında da kadınlar arka plana atılmaya çalışılıyor. Ama yine de özümüzü sürdürmeye çalışıyoruz. Buna rağmen hala Alevilikte kadınlar daha iyi bir noktada diyebiliriz. Alevi inancında tarihte kadın-erkek eşitliğinin olduğuna inanıyorum. Ama şu anda inanmıyorum. Çünkü 1937-38 Dersim Katliamı’ndan sonra sistem özellikle Alevi kadınlarını baskı altına alarak sindirmeye çalıştı. Özgür ve özgün yapılarını ele geçirmek istedi.”

    “SİSTEM ALEVİ İNANCINI YOK ETMEYE ÇALIŞIYOR”

    Kadın ve erkeklerin bir suç işlemeleri halinde eşit şekilde dara çekildiğini kaydeden Kızılkan, “Ritüeller eskiye oranla yoğun bir şekilde asimilasyona maruz kalıyor. Ve sistem Alevi inancını yok etmeye çalışıyor. Bu nedenle gelenekler kaybolma noktasına geldi” diye konuştu.

    “ÖZÜMÜZE DÖNELİM” ÇAĞRISI

    Bu duruma karşı ise özellikle “Alevi kadınlarının özlerine dönmesi gerektiğinin altını çizen Kızılkan, “Kadınlar isterse kendilerine biçilen rolleri kırar, sistemi de değiştirir. Bu nedenle öncelikle kadınların özüne dönmesi gerekir. İnancımızda kadın-erkek eşittir. Kadınlar olarak bunun farkına varalım. Kendi yerimizi ve konumumuzu bilelim. Kadın da erkek de Can’dır. Kimse kimseden üstün değil” dedi. 

    (Mezopotamya Ajansı)

  • ‘Aleviler olarak savaş değil barış, ölüm değil yaşam diyoruz’-VİDEO

    ‘Aleviler olarak savaş değil barış, ölüm değil yaşam diyoruz’-VİDEO

    PİRHA-Türkiye’nin Afrine yönelik düzenlediği askeri harekata ve bu harekatı destekleyen Alevi kurumlarına Kureyşan Ocağı mensubu Efe Engin tepki gösterdi. Engin, “Alevilik 72 millete bir nazarda bakan bir inançtır. Ve güvercin donunda Anadolu’ya gelen Hacı Bektaş’ı Veli’nin aslan ile ceylanı kucağında tutmasının nedeni savaşa karşı olup barıştan yana olma felsefesidir” dedi.  

    Türkiye’nin Afrine yönelik başlattığı askeri hareketi destekleyen Alevi kurumlarına tepki gösteren Kureyşan Ocağı mensubu Efe Engin, Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “ALEVİLER BARIŞTAN YANA OLDUKLARINI BELİRTMELERİ GEREK”    

    Aleviliğin 72 millete bir nazarda bakan bir inanç olduğunu belirten Engin, “Güvercin donunda Anadolu’ya gelen Hacı Bektaş’ı Veli’nin aslan ile ceylanı kucağında tutmasının nedeni savaşa karşı olup barıştan yana olma felsefesidir. Aleviler burada barıştan yana olduklarını belirtmeleri lazım” dedi.

    “MAZLUMDAN YANAYIZ, ZALİME KARŞIYIZ” 

    İçimizde çürük elma dediğimiz insanlar da olacaktır diyen Engin şunları kaydetti:

    “Bazı Alevi kurumları savaşa yardım ediyor. Bunlar doğru değil. Savaş başladığında biz Mersin Cemevi olarak bir tır yiyecek, içecek ve giyecek malzemesi sınıra götürmüştük. Kendi tavrımız nettir. Biz mazlumdan yanayız, zalime karşıyız. Savaşa da karşıyız. Aleviliğin bilincinde bu var.”

    Aleviliğin  72 milleti bir gören, canlı cansız bütün kainatı da bir ve hak bilen bir inanç olduğunu belirten Engin, “Böyle bir bakışın böyle savaştan yok etmekten yana olması mümkün değil. O yüzden savaş değil barış, ölüm değil yaşam diyoruz” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

     

  • Pir Hamza Takmaz: Pir, mürşit ve talip ilişkisine görevlendirme yapma kimsenin haddine düşmez

    Pir Hamza Takmaz: Pir, mürşit ve talip ilişkisine görevlendirme yapma kimsenin haddine düşmez

    PİRHA-  Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, “Nevruz ve Hıdırellez Görevlendirmeleri” adı altında toplam 13 Alevi dedesini Avrupa’ya göndermesine tepki gösterdi. Takmaz, “Ocaklar ile pir, mürşit ve talip ilişkisine görev ve emir vermek kimsenin haddine düşmez” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, “Nevruz ve Hıdırellez Görevlendirmeleri” adı altında toplam 13 Alevi dedesini Avrupa’ya göndermesine tepkiler devam ediyor.

    “Sözde temsilciler ve ocakzadeler ile Alevileri kendilerine benzetmeye ve Avrupa Alevi örgütlenmesine müdahale edilmeye çalışılıyor” diye konuşan Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, “Dersim’de valilik kanalı ve İçişleri Bakanlığı ortaklığı ile ilgili bu çalışmayı kınıyorum. Çünkü bu devletin görevi değildir.  Böyle bir şeye girmesine hakkı da yoktur. Bir hakkı var ise ülkede yaşayan inançlı, inançsız tüm halkların eşit haklarının verilmesidir. Bizlere ve inancımıza müdahale etme şansları yoktur. Avrupa’ya böylesi bir görevlendirmenin yapılması bu inancı sindirmedir” dedi.

    “YOLA ZARAR VERMEK İHANET ETMEKTİR”

    “Bu sözde temsilciler kanalı ile Alevileri kendilerine benzetmeye çalışıyorlar” vurgusunu yapan Pir  Takmaz, ” Avrupa’daki Alevi örgütlenmesinin örgütlülüğü ile birlikte ses çıkarması ve buraya müdahale edememeleri bunun asıl amacıdır. Özellikle Cem Vakfı ve bazı ocakzadeler ile bunu yapmaya çalışıyorlar. Eğer kendi bireysel çalışmaları olsaydı biz bütün eksikliklerine rağmen saygı duyardık. Ama böylesi birşey değil. İnsan bu topluma karşı uygulanan asimilasyonu, hak ihlalini hiç mi görmez. Ocaklar ile pir, mürşit ve talip ilişkisine görev ve emir vermek kimsenin haddine düşmez. Buna çanak tuturlarsa da, ‘bu yola uygun değil’ derim. Düşkün demem, çünkü yola bile girmemiş olabilirler. Pirine, talibine ikrar vermişler mi, halk mahkemelerinden geçmişler mi ? Yola girmeyen ve ikrar vermeyen düşkün bile ilan edilemez. Bu yola zarar vermek, ihanet etmektir.”

    “ASKER CENAZESİNDE ERKANA DURMAYAN, KABULLENMEYENLER NASIL CEME GİRER ?”

    “Devlet bir nevi Dersim’deki cemevinin içerisindedir, içten bir pazarlıktır” tepkisini gösteren Pir Takmaz, “Dersim’de bulunan cemevinin buna ön ayak olması tesadüf değildir. Bu cemevinin kuruluşundan bu yana bu vardır. Devlet bir nevi bu kurum içerisindedir. İçten bir pazarlıktır. Bunu söylediğimizde insanlar rahatsız olmuştu ama gerçek bu. Ben buna dair yazı yazdığım vakit, Vali Yardımcısı bu cemevi yöneticilerini çağırıp neden böyle bir yazı yazdığımı sorup, benden şikayetçi olmalarını istemişti. Bir asker cenazesinde erkana durmayan, cemevini kabullenmeyenler ne hakla bizlerin cemlerine girer” dedi.

    “İNANCIMIZI KURBAN ETMEYELİM, TAVİZ VERMEYELİM”

    Avrupa’ya gelen her Ocakzadenin cem sorgusu yapılarak, posta oturtulması çağrısında bulunan Pir Takmaz son olarak şunları belirtti:

    “Avrupa’ya şu çağrım olabilir. Oradaki Alevilerin ve kurumlarının tavrı nettir. Her gelen Ocakzade kolayca kurumlarımıza girememeli. Önce bir cem sorgusu yapılmalı ve öyle posta oturtulmalı. Bu inancın değerlerini farklı inançlara kurban etmemeli. Bunlara taviz verilmemeli. Hak ile hak olalım. Özümüze dönelim. Gerici ve bağnaz sistemin içerisinde yer almayalım. Bu inanca ihanettir”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

     

  • Yamanlar Cemevi’nde Hızır Cemi: Savaşı, kanı ve gözyaşını reddediyoruz

    Yamanlar Cemevi’nde Hızır Cemi: Savaşı, kanı ve gözyaşını reddediyoruz

    PİRHAAlevi toplumunun kutsal ayı olan Hızır ayı vesilesiyle Yamanlar Cemevi’nde  Hızır cemi gerçekleştirildi. 12 hizmetin görüldüğü cemi yürüten Kureyşan Ocağı pirlerinden Engin Gündük, “Her gün inançlar ve kimliklerin üzerine saldırıya geçiyorlar, yarın bu saldırının bize olmayacağını kimse garanti edemez ve işte o yüzden birliğimizi güçlendirerek kendimizi savunmamız gerekir” dedi.

    Alevi toplumunun kutsal ayı olan Hızır ayı vesilesiyle İzmir Yamanlar Cemevi’nde Hızır cemi gerçekleştirildi.

    12 hizmetin görüldüğü cemi yürüten Kureyşan Ocağı pirlerinden Engin Gündük, “Tehlike her gün çanlarını dehşet ve şiddetle çalıyor” diyerek, Alevi toplumunun ısrarla savaşı reddettiğini söyledi.

    Pir Engin Gündük, şöyle konuştu:

    “Milyonlarca mazlum olarak nasıl birlikteliği sağlayacağız. Tehlike her gün çanlarını dehşet ve şiddetle çalıyor. Her gün bu ülkede yeni oyunlar oynanıyor. Her gün inançlar ve kimliklerin üzerine saldırıya geçiyorlar. Yarın bu saldırının bize olmayacağını kimse garanti edemez. Defalarca bu toplum saldırılarla karşı karşıya kalmıştır. Biz ısrarla savaşı, kanı ve gözyaşını reddediyoruz. Biz hiçbir dine, dile, ırka ve millete ölümü yakıştırmıyoruz. İnsanlar aşk ile sevgi ile yaşamalı. Ölmemek için sımsıkı birbirimize tutunmak zorundayız. Birbirimizden haberdar olmak zorundayız.”

    KENDİMİZİ SAVUNMAK GİBİ HAKKIMIZ VAR”

    Cemevlerinin yas evi dışında bir araya gelip örgütlenmenin ve bu örgütlenme ile birbirinden haberdar olma yerinin de olduğuna değinin Pir Gündük şöyle konuştu:

    “Bu cemevlerini  sadece yas evine, matem evine çevirmeyelim. Buraya çocuklarınızı getirin ve çevresini tanısın. En küçük durumda bu cemevi sizin kimliğiniz, eviniz olmakla beraber sizin korunacağınız yerlerdir. Bizim kimseyi öldürmek, katletmek gibi düşüncemiz asla yoktur. Ama kendimizi savunmak gibi insani haklarımız vardır. Yan yana durarak ve birliğimizi daha da sıklaştırarak birbirimizi koruyabiliriz. Burada görevini eksik yapan varsa, gelin, el verin destek olun. Hızır cemi ikrar cemidir. Bu meydan gör meydanıdır kör meydanı değil. Bu meydana kimse zorla çağırılmaz. Burası göz, gönül kapanların teslim olduğu hakkın meydanıdır.”

    12 hizmetin yürütüldüğü cemden sonra lokmalar pay edildi.

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

     

     

  • Pir Hamza Takmaz: Tek tipleştirmenin olduğu yerde güzellik olamaz

    Pir Hamza Takmaz: Tek tipleştirmenin olduğu yerde güzellik olamaz

    PİRHA- Dirlik, bereket, bolluk simgesi olan Hızır ayına dair konuşan Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, “Bütün sürekler ile bölgeler, Hızır’ı farklı günlerde kutlar, tek tipleştirme olan yerde güzellik olamaz ve kuralcı olur ” diye belirtti. “Alevilik ve Hızır anlayışı iktidarlar eliyle yok edilmeye çalışıyor” diyen Takmaz, Hızır ayı içerisine her perşembe çerağların yakılması çağrısında bulundu.   

    Hızır ayının kutsallığının unutulmaya başlandığını ve Alevilerin kutsallarını eski heyecanla karşılayamadığını söyleyen Pir Takmaz, Alevilerin varlığının aslında kutsalları ve bayramları olduğunu hatırlattı.

    “HER SÜREK HIZIRI FARKLI GÜNLERDE VE KENDİ GÜZELLİĞİYLE KUTLAR” 

    1995 yılından itibaren Cem Vakfı ile Hızır ayının bilinçli olarak tek bir güne denk getirildiğini söyleyen Pir Takmaz , bu tarihlere Hızır’ın asla sığmayacağını ve Alevi süreklerinin her birinin kendi özgünlükleri dahilinde Hızır’ı kutlaması gerektiğini belirterek şöyle konuştu:

    “Hızır ayı bu yıl ilk defa 13-14-15 Şubat’a denk geldi. Bu tarihler 1995 yılından itibaren Cem Vakfı’nın ayarladığı bir sistemle bugünler hep hafta sonuna denk geliyordu. Biz Dersimlilerde, Şubat’ın ikinci haftasıydı, perşembeden başlayarak 4 hafta boyunca herkes orucuna niyetlenir. Aşiretler ve ocaklar oruçlarını farklı günlerde tutarlardı. O dönem yavaş yavaş kapanmak üzere. Artık herkes Hızır’ı aynı günde ve zamanda tutup bitiriyor. Yaşlılar dışında gençlerin bununla devam edeceklerini pek sanmıyorum. Cem Vakfı’nın koyduğu 13-14-15 Şubat tarihlerinden rahatsızım. Keza bu Avrupa’da da takvimlere böyle girmiş. Bence Hızır ayının ikinci haftasından sonra hangi güne denk geliyorsa son günü perşembe olacak şekilde yapılmalıdır. Bütün sürekler ve bu süreklerin bölgeleri Hızır’ı farklı günlerde kutlar. Bu da onların renkliliği. Tekleştirme olan yerde de zenginlik olmuyor. Kuralcı oluyor. Devletin sistemi Diyanet’te ne ise o dizayn ile yönlendirilmeye çalışılıyor. Herkes kendi güzelliği ile kalmalı diye düşünüyorum.”

    “KENDİ KUTSALLARIMIZI BİR KENARA BIRAKMAYALIM”

    “Alevi toplumu şeker bayramı kutlayacağına Hızır’ı kutlamalı” diyen Pir Takmaz Alevi toplumunun farklı inançların kutsallarına saygı duyulması gerektiğini ama kendi kutsallarını da bir kenara bırakmaması gerektiğini söyledi.

    “Şöyle de bir eleştirim var. Alevi toplumu şeker bayramı kutlayacağına Hızır’ı kutlamalı. Şekerlerini Hızır ayında çocuklarına versinler. Sadece yas-ı muharrem değil bayramlarımız da var. Bolluk, bereket ve zenginliktir. Elbette diğer inançların kutsalları kutsaldır ama kendi kutsallarını da bir kenara bırakmamalı. İnsanların gezmediği yerlerdeki ırmak sularını getirip evlerin içlerini ve hayvanlarına kadar serperlerdi. İnanış oraya Hızır’ın bereket getirmesiydi. Hızır ayında evlilik çağına gelmiş gençler niyet ederler. 3. gün su içmezler ve tuzlu şeyler yerler. Tuzlu şeyleri yedikten sonra da evlilik için niyet ederler. Oğlu iş arayan, okula giden veya evinin güzelleşmesini isteyenler niyet eder. Ama bozulmalar var. Mesela Hızır geride bırakılıp, unutulup şeker bayramını öne çıkarıyorlar” diye konuştu.

    “KAVUT PİŞER, DEYİŞ SÖYLENİR, ZİYARETLERE GİDER VE HIZIR BEKLENİRDİ”

    Hızır ayında ziyaretlere gidilip teberik getirildiğini, bir bütün evin temizlendiğini ve el değirmeninde öğütülen buğdayla yapılan kavut ile Hızır’ın beklendiğini dile getiren Pir Takmaz şöyle konuştu:

    “Eskiler Hızır’ı nerde çağırır isen hazırdır derlerdi. O darda, zorda kalana yetişendir. Hızır ayında geçler lokma toplar, cemde pay ederler. Sadece Alevi toplumuna değil tüm toplumlara aittir. Hızır ayında köylerdeki evler toprak olduğundan tabana şerbet serperek güzel bir parlak görünüm verilir. Yataklar, döşekler yıkanır ve kapılar açık bırakılır. Hızır ayında nehirlerden getirilen sular evlere ve hatta hayvanlara serpiştirilirdi. Dergahlara ve ziyaretlere gidilip teberik getirilirdi. Oruç bitimi de kavut yapılırdı. Buğday sacın üzerinde  kavrulduktan sonra destar (el değirmeni) ile öğütülürdü. Bu öğütme aşamasında deyişler, gulbanglar söylenirdi. İşte o iş bir aşk haline getiriliyordu. Kavut pişirilmeden önce bir gün kilerlerde veya mutfağın penceresinde üzerine bir bez örtülerek saklanırdı. Sabaha kadar Hızır o kavuta gelip uğramışa kurban kesilirdi. Kavut üzerinde bir pençe, ele veya farklı bir işaret olur ise Hızır’ın geldiği anlaşılırdı. Bunları yaşadık, gördük.”

    “ÖNÜMÜZE BİR ŞEY KOYAMADIĞIMIZ İÇİN GEÇMİŞİMİZİ YONTUP GÖTÜRÜYORUZ”

    “İktidarlar tarafından yok edilmek istenen kutsallarımız, ritüellerimiz olmazsa Alevilik de olmuyor”  diyen Pir Takmaz son olarak şunları vurguladı:

    “Alevilik ve Hızır anlayışı iktidarlar eliyle yok edilmeye çalışıyor. Ufak diller ve inançlar yok edilmeye çalışılıyor. Maalesef Hızır anlayışının yok olduğunu görüyoruz. Çocuklarımıza bunu aktaramıyoruz. Bu ritüeller, kutsallar olmadığı zaman Alevilik de olmuyor. Bu kadar güzel erdemliliği yok etmeye başladık. Hızır ayı içerisine her perşembe çerağlar yakılsın. Metropollerde iseler dahi Pazar günleri biraraya gelsinler. Alevilerin pire, mürşide, talibe  ve erkana ihtiyacı var. Yola ikrar vermeye ihtiyacı var. Toplum olarak önümüze bir şey koyamadığımız için, hep geçmişimizi yontup götürüyoruz.”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

  • Antalya’da pirin evinde Kırmançki Xızır Cemi-VİDEO

    Antalya’da pirin evinde Kırmançki Xızır Cemi-VİDEO

    PİRHA – Antalya’da oturan Kureyşan Ocağı Piri Rıza Arıcan, evinde Xızır cemi yaparak, talipleriyle bir araya geldi. Arıcan elinde curasıyla Bozatlı Xızır’ı çağırdı. Cemde lokmalar dağıtıldı, dualar okundu.

    Haberin Videosu

    Aleviler için kutsal olan Xızır ayında, Türkiye’nin bir çok yerinde oruçlar tutuluyor, cemler yapılıyor. Artık neredeyse çok az rastladığımız evlerde yapılan Xızır cemini ise Aleviliğin son değerleri diyebileceğimiz birkaç Pir dışında sürdüren yok.

    Metropol şehirlere göç başlamadan önce köylerde her ocağın taliplerinin Pirinin evinde bir araya gelmesiyle yapılan cemler neredeyse yapılmıyor.

    Alevilik inancından, kültüründen ve ana dilinden ödün vermeyen Dersim Pülümür Kızılbel Kureyşan Ocağı’ndan Pir Rıza Arıcan, elinde curası ile ana dili olan Kırmancki’yle Antalya’da evinde cem yaptı. Perşembe günü evinde talipleriyle biraraya gelen Pir Bava Rıza, 84 yıllık yaşamında yine evinde cem yaparak Bozatlı Xızırı çağırdı. Cem sonrasında ise lokma duaları verilerek tüm toplum için barış çağrısında bulundu.

    “BEN PİR OLURSAM DÜNYA BANA TALİP OLUR”

    Pir Rıza Arıcan, KHK ile kapatılan TV10’da Özel Programa da konuk olmuştu. Pir Arıcan, katıldığı programda da inancın zayıfladığını belirterek şunları anlatmıştı:

    “Eskiden olan cemler şimdi yok. Eskiden cemlerde dedelerin adıyla çağırırdık.  Her şey geçti. Taliplerimiz çok var. Her bir kardeşe talipler pay edilmiş. Dedelerimiz talipleri pay ederken en çok Mahmuthan’a vermiş. Mahmuthan hastalıktan ölünce oğlu yetim kaldı. Dedeler de en çok talibi ona verdi ki taliplerin arasında idare etsin diye. Konuşurken diğer pire diyor ki ‘Sen niye kendine talip almıyorsun?’ Oda diyor ki, ‘Ben pir olursam dünya bana taliptir. Yeter ki ben pir olayım.”

    Pir Rıza Arıcan bunları anlatırken duygulanıyor. İnancın zayıfladığını belirterek devam ediyor konuşmasına:

    “Pir talibin evine giderdi, talip piri karşılardı. Kimsenin üstünde uyumadığı yeni yatak indirilirdi. O zaman pirin postu oydu. Pir gittiği evin taliplerini tek tek sorardı. Sorardı siz birbirinizden razı mısınız? Sonra gülbang verirdi. Şimdi eskisi gibi toplum yok ki gidip oturasın, tabi talip de yok. İtiqat zayıfladı yani.” (HABER MERKEZİ)