Etiket: kürt sorunu

  • ‘Alevilerin, inanç özgürlüğünü savunmaya devam edeceğiz’

    ‘Alevilerin, inanç özgürlüğünü savunmaya devam edeceğiz’

    PİRHA-HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, savaşa karşı barış bütçesi getireceklerini söyleyerek “Sürekli savaşa yatırım yapan, çatışmadan beslendiği için kendini mecbur hisseden bir iktidar var. Bu iktidar, yeni düzenini bu ittifaklarını savaş politikaları üzerine kurmuştur ancak savaş, nefret ve düşmanlık politikaları iktidar ortaklarının tek harcıdır” dedi. Sancar, Alevilerin inanç özgürlüğünü savunmaya devam edeceklerinin de altını çizdi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu. Sancar’ın öncelikli gündemi “TÜGVA” üzerindeki tartışma oldu. Mithat Sancar “Her gün yeni bir çürümüşlük vakasıyla karşı karşıya kalmaktayız” diyerek şunları söyledi:

    “Gün geçmiyor ki yozlaşma örneği çıkmasın. İktidar sürüyor düzen kokuşuyor. Son örneği TÜGVA. Türkiye’nin hakikatlerini göstermek ve geleceği nasıl inşa edeceğimizi bilmek için bunları tek tek anlatmamız ve her birinin peşine mutlaka düşmemiz gerekiyor. Pandora belgelerinden sonra TÜGVA ile ilgili olarak kamuoyuna sızan belgeler, dönen dolapların geldiği boyutları gözler önüne sermektedir.”

    “YARIŞMA PROGRAMLARINA BİLE KENDİ YANDAŞLARINI GÖNDERİYOR!”

    HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “TÜGVA neler yapıyor?” diye sorarak şu konuşmayı yaptı:

    “İktidarın kontrolündeki bu teşkilat 2013’te kurulmuş ve vergi muafiyetine de tabii tutulmuş, 81 ilde örgütlenmiş, her kamu kademesinde görevli bürokratların bulunduğu bir vakıf bu. Neler yapıyor? Kamuoyuna yansıyan belgelerden sıralayacaklarım yeterince fikir veriyor. Kamu mallarına çökme! Kamu kuruluşlarına torpille yandaşları yerleştirme, kamudaki KHK ile ihraç edilenlerin yerini yandaşlarla doldurma, önemli kurumlara işe alımlar, emniyet, polis, savcı, hakim alımlarında da referans olma, partizan kadroları yargıya yerleştirme, yarışma programlarına bile kendi yandaşlarını gönderme. Yine KHK ile kapatılan vakıfların neredeyse tüm taşınmazlarına birçok kamu kurumunun da varlıklarına el koyma, öğrenci yurtları kendi aralarında paylaşmak. İşte faaliyetleri bunlar.

    Çürüme budur. İktidar çürüme bataklığına batmıştır, düzen kokuşmuştur, her tarafından pis kokular gelmektedir. Toplumu bu çürümeye mahkum etmek için yalan düzenini devam ettiriyorlar. Ama tutmuyor karşılarında direnenler hakikat mücadelesinin savunucuları var, karşılarında sizler varsınız.

    “YARGIDAKİ ÇÜRÜMENİN BİR AYAĞI DA BU”

    Kamu Personeli Seçme Sınavı’nı (KPSS) kazandığı halde atanamadığı için intihar eden Merve Çavdar’ı hatırlatan Sancar, konuşmasına şöyle devam etti:

    “İşte ne yazık ki TÜGVA bütün bunların da içinde yer almaktadır. O yandaşları oraya yerleştirdikleri için hak edenler başarıyla bir yere gelenler iş bulamıyorlar. Umutsuzluğa, karamsarlığa kapılıyorlar ve en değerli varlığı hayatı bile bırakacak noktaya geliyorlar. Buna dur diyeceğiz. Kimsenin buna hakkı olmadığını inatla ortaya koyacağız. Adalet ve hak mücadelesini her türlü bedeli göze alarak hak ve adalet için yapıyoruz. Yargıdaki çürümenin bir ayağı da bu. Yandaşları yargıya yerleştiriyorlar. Kumpas davaları açıyorlar, mahkumiyetler veriyorlar. Bu davaların hepsi siyasidir ve kumpastır. Zaten tutturamıyorlar. Ne delil ortaya koyabiliyorlar ne de kendi gerekçelerini haklı çıkarabilecek bir tek doğru dürüst kelime yazabiliyorlar. O nedenle biz bütün bu kumpas davalarında ve mahkumiyetlerin son bulacağı yeni başlangıçları başarmak zorundayız.”

    “BU SOYGUN VE TALAN DÜZENİNİ MUTLAKA GÖRMELİ”

    “İktidar kamu kurumlarını, halkın kaynaklarını vakıf, cemaat ve SADAT gibi paramiliter organizasyonlar ile 5’li çete gibi yandaşlara pay etmektedir. Halka kuru ekmek bile kalmamaktadır. Bu soygun ve talan düzenini mutlaka görmeli ve değişmesi için kararlılığımızı bir an bile bırakmamalıyız. Bu rant ve talan yapısına dair iddiaların peşini yargıda, Meclis’te, kamuoyunda peşine düşeceğiz. Haksızlığın ve yalanın ortaya çıkması için elimizden geleni her alanda yapacağız. Adalet ve hakikat için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu aynı zamanda ekmek ve alın teri mücadelesidir, bu yoksulların onurlu bir hayat sürdürmesi için verilen bir mücadeledir ve başarıya ulaşacaktır, şüpheniz olmasın.

    Hiçbir toplum bu kadar kokuşmuşluğu hak etmez, yeni bir başlangıç ve demokratik bir düzen, barış içinde ortak ve eşit yaşamı kuracağız, hiç yolu yok mutlaka kuracağız. Bu talan düzenin ekonomideki yansımalarına bakalım. İktidar başka bir ekonomi yarattı, kara ekonomi, rant ve hırsızlık ekonomisi bu. Bir yandan gece yarısı kararnameleriyle, zamlarla, savaş politikalarıyla, yandaşa sipariş ihalelerle çökertilen kamu kaynakları, halkın ekmeği var. Diğer taraftan da talanla, soygunla, yolsuzlukla oluşturulan bir Saray ve sömürü düzeni var. İktidarın zenginleri arttıkça yoksulluk büyümektedir. Yandaşlar arttıkça işsizlik artmaktadır. İktidar ekonomiyi talan ettikçe halkın sofrası boşalmaktadır. Gece yarısı kararnamesi ile 3 kişi Merkez Bankası’nda görevden alınıyor. Vardiyalı gece çalışması gibi yeni görevlendirmelerle başkan ve başkan yardımcısını değiştirerek, ancak daha fazla çöküşe yol açarsanız.

    Kurdaki değişime değinmeme bile gerek yok. Yeni rekorlar kırıyor kur, her yeni rekor yoksullukta daha fazla dibe inmektir. Çiftçi de perişan vaziyettedir, emekçi de açlıkla boğuşmaktadır. Devasa borçlar. Üretim yok, Gübre, samanı bu döviz kurlarıyla temin etmesi mümkün değil. Sadece çiftçiyi değil, ülkeyi açlığa sürmektedir. Çünkü bu düzen, bu ülkenin kaynakları halklarınındır, yandaş ve sermayeye peşkeş çekme mecburiyetimiz tam da bundandır.”

    “SAVAŞ TAMTAMLARI ÇALIYORLAR”

    “Faiz lobisi diyorlar ama gözlerden saklamayı en iyi yaptıklarını sandıklarının başında savaş politikaları geliyor. Sürekli savaşa yatırım yapan, çatışmadan beslendiği için kendini mecbur hisseden bir iktidar var. Bu iktidar, yeni düzenini bu ittifaklarını savaş politikaları üzerine kurmuştur ancak savaş nefret ve düşmanlık politikaları iktidar ortaklarının tek harcıdır. Savaş politikalarının temelinde Kürt düşmanlığı yatmaktadır. Savaş tamtamları çalıyorlar, Suriye’ye askeri operasyon hazırlıklarını tartıştırıyorlar. Tek nedeni var. Kürt anasını görmesin. Türkiye batsın ama Kürtler de gün yüzü görmesin. İşte Kürt düşmanlığının iktidarı ve ülkeyi getirdiği yer gözlerimizin önünde. Çatışmasızlığın olduğu dönemde, bütçede güvenliğe ayrılan miktar ile bugünkü arasında uçurumlar var. O gün 50 milyar TL, bugün 250 milyar TL civarında bir güvenlik bütçesi. Bu bile iktidarın tutunduğu dalın ne olduğunu göstermektedir.”

    Bu politikalara itiraz etmedikçe, iktidarın asli temeline ve ortakları arasındaki çimentoya gerçek muhalefet yürütmek mümkün değil. Savaş politikalarına karşı en güçlü birlikteliği her yerde oluşturacağız. Önce bütün Kürt yapılarıyla bir araya gelip ittifak oluştursunlar. Savaş karşıtı birlik oluştursunlar, halklar arasına betondan duvar ören iktidara karşı irade duvarı kurmak zorundayız. Bunu büyük bir barış hareketine dönüştürdüğümüz anda iktidarın sonu gelir. Büyük dönüşümün gelebileceği tek yol büyük barıştır. Bunun için önce savaşa karşı büyük birlikteliktir. Büyük dönüşü büyük barış, büyük savaş karşıtı koalisyonunu başarmak zorundayız.”

    ALTERNATİF BÜTÇE!

    “Bütçe buluşmaları gerçekleştiriyoruz. Türkiye’nin her yerinde çalışmalar yapıyoruz. Halkın bütçesini oluşturmak için halk ile çalışıyoruz. Alternatif bütçemizi bu çalışmalarla oluşturacağız. Bu iktidarın bütçesi, sömürü, talan ve savaş bütçesidir. Biz de bu ülkeye demokrasi, adalet, hakça bölüşüm ve barış bütçesi getireceğiz. Bu ülkenin yönetimine ortak olduğumuz halkın desteği ile hayata geçireceğiz. Savaş bütçesini yırtıp atacağız. Halkın ekmeğine ve aşına göz koyanlara dur diyeceğiz. Nusaybin ve Mardin sınırındaki mayınları söküp atacağız. Organik tarıma elverişli bu topraklara mayın değil, tohum ekeceğiz. Mezopotamya topraklarına kan değil, su akacak.

    Bütün iyi insanlara sesleniyoruz, bu savaş ve nefret diline itirazınızı dile getirirseniz, o sesler büyüyecek ve mutlaka buluşacak. Hiçbir nefret, aykırı bu seslerin karşısında duramayacaktır. Türkiye halkı ve toplumu barışmak istiyor, eşit geleceği ortak temelde, demokratik zeminde kurmak istiyor. HDP, bunun güvencesidir, nefrete, savaşa, düşmanlaştırmaya ve her türlü kaos planına karşı demokratik kararlılık ve barış savunuculuğuyla en büyük güvencedir.”

    “ÇÜRÜMEYİ ORTAYA ÇIKARAN VE MÜCADELE EDEN HDP’YE SALDIRIYOR”

    “Bu nedenle iktidarın hedefindeyiz. İktidarı ve düzenin temellerini değiştirme iradesine sahip olan HDP var karşılarında. Buna dayanamıyorlar. Üzerimize yargıyı polisi salıyorlar, tehdit ve baskı ile yıldırabileceklerini sanıyorlar. İşte Kobanî Kumpas Davası. Bu davaların nereden kaynaklandığını bütün Türkiye biliyor, bilmeyenlere gerçeği anlatacağız. Her türlü yolsuzluk normal, kara para normal ama yargı hareket geçmiyor, bu düzeni yolsuzlukları, çürümeyi ortaya çıkaran ve mücadele eden HDP’ye saldırıyor. HDP’yi yargılamaya çalışmanın ne kadar nafile olduğunu Kobanî Kumpas Davasında arkadaşlarımız gösteriyor. Davayı da hakimlere verilen talimatları da mahkeme salonlarında, meydanlarda sokak sokak gezerek boşa çıkaracağız. Ne yaparlarsa yapsınlar hangi kumpası kurarlarsa kursunlar HDP durmayacak ve durdurulamayacak. Milyonların iradesi olmaya, Türkiye siyasetine yön ve ufuk vermeye devam edecek. Halkın gerçek alternatifi olmaya devam edecek.

    Şimdi, hep birlikte geleceği inşa etmek için kolları sıvadık, sorumluluk aldık. Bu sorumluluğun neler gerektirdiğinin farkındayız. Bütün baskılara rağmen ortak eşit geleceği ve demokratik yaşamı büyük barışı getireceğiz. Öyle bir ufka vardık ki benim sözlerim anlatmaya yetmez, sevgili Ahmed Arif’in dediği gibi şimdi öyle bir ufka vardık ki, öyle bir ufka vardık ki yalnız değiliz, gerçi gece uzun gece karanlık ama bütün korkulardan uzak bir sevdadır böylesine yaşamak. İşte bizimkisi böyle bir sevda. Bütün korkulardan uzak bir yaşamdır bizimkisi.”

    “ALEVİLERİN İNANÇLARINI ÖZGÜR YAŞAYABİLMELERİ İÇİN VARIZ”

    “Bu ülkede işçilerin hakkını sonuna kadar alacağı bir gelir adaleti meselesi de var. Cezaevlerinde rehin tutulan binlerce siyasetçinin, seçilmişlerin özgürlüğüne kavuşması meselesi de var. Pazar poşetini dolduramayan emekçi için refah da var. İş bulma kuyruklarında saatlerce bekleyen gençlerimiz için iş de var. Sokakta yatan yurtsuz gençler için yurt da var. Tüm kadınlar için özgür sokaklar ve özgür yaşam da var. Şiddete karşı barış siyaseti ve engelliler için uyumlu hale getirilen kentler de var. İşte bizim bütçemizde olan başlıklar bunlar. Kürt sorununda demokratik bir çözüm var. Alevi canlarımız için inançlarını özgür yaşayabilecekleri bir yurttaşlık düzeni var. Bunlar için varız bunları savunmaya devam edeceğiz.

    Bütün bunları nasıl yapacaksınız diyorlar. Gücümüzü halkımızdan ve haklılığımızdan alıyoruz. HDP, günü geldiğinde ülkenin yönetimde yerini en güçlü şekilde yer alacak. Biz toplumsal diyalog ve müzakereyi esas alıyoruz. Gerilim ve çatışma değil, müzakere ve mutabakat ile yürümek istiyoruz. Bizden en uzak toplum kesimleri ile bile temas etmek için elimizden gelenleri yapacağız.

    Mutabakat ve uzlaşma ile ülkenin sorunlarını çözmek için yolumuza devam ediyoruz. Bütün kesimlerle köprüler inşa etmek istiyoruz. Toplumun kesimlerinin birbirlerine ulaşacakları köprüler kurmak istiyoruz. Biz toplumun ortak dertlerinin ve acılarının ortak olduğunu biliyoruz, bütün topluma konuşma istediğimiz bundandır. Toplumda bu arzu ve bekleyiş vardır. Beklenen bu kararlılık ve cesarettir, adres de HDP’dir.”

    “MKM YÜZ AKIMIZDIR”

    “Mezopotamya Kültür Merkezi, Mezopotamya ve Anadolu’nun bu coğrafyadaki seslerini ve renklerini sanatın her alanında canlandırmak için kurulmuş bir kuruluştur. Yüz akımız MKM ile her zaman gurur duyduk, yine gurur duyuyoruz. Tam 30 yıl önce kuruldu, kurucuları arasında Apê Musa da vardı. Bu kurumun neden kurulması gerektiğini çok iyi biliyordu. Baskı, engelleme ve bütün bunlar devam etti ama MKM inancından hedefinden sapmadı. 30’uncu kuruluş yıldönümünü kutlamak için Bostancı Kültür Merkezinde bir etkinlik yapılacaktı. Etkinlik sabahı valilik izin vermişken Kadıköy Kaymakamı bu etkinliği yasakladı. Sanki yasaklayınca stranlar susacak, kilamlar bitecekmiş gibi. Hiçbir yasak türkülerin, kilamların, stranların sesini kısamaz. MKM’den dostlarımız aramızda. Orada kısıyorlarsa seslerini Meclis Kürsüsü onlarındır.”

    MKM sanatçıları stranlarını HDP grubunda söyledi!

    Müzisyen Devrim Demir, kadın mücadelesini anlatan “Tu kî yî” stran’ını okudu. MKM adına konuşan Mervan Tan ise “Bu kürsüyü bizimle paylaştıkları için HDP’ye teşekkür ediyoruz” diyerek diğer sanatçılar ve salondakilerle birlikte “Ez berf im” stranını seslendirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • HDP Eş Genel Başkanı Sancar: HDP muhataptır ve çözümün adresidir-VİDEO

    HDP Eş Genel Başkanı Sancar: HDP muhataptır ve çözümün adresidir-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Bu nedene tutum belgemiz Türkiye’nin deklarasyonudur, güçlü demokrasiye giden yolun haritasıdır” diyerek, HDP’nin çözümün adresi olduğunun altını çizdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalar yaptı.

    HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, kampanyalarla ve mücadelelerle geçen yoğun bir yaz sürecini geride bıraktıklarının altını çizerek, ”Umutluyuz, kararlıyız, cesaretliyiz, inançlıyız, ısrarlıyız. HDP’nin bir fikriyat bir hareket bir değişim gücü olduğunu bilmeyenler kapatma davası açarak, kumpas davaları ile bizleri yıldıracaklarını sanarak baskı ve zor politikalarını artırarak; bizleri yolumuzdan almaya çalışıyorlar ama nafile. Bunun mümkün olmadığını hep birlikte yaz ayı boyunca yürüttüğümüz kampanyalarla bütün dünyaya gösterdik. Bu hesapların nereden döneceğini gösterdik. Bütün bu hesapların halktan dönecektir. Bütün bu hesaplar halktan dönüyor. HDP halktan aldığı bu güçle, inançla, sorumlulukla yoluna devam ediyor” dedi.

    HDP bütün denklemleri değiştirecek, kurucu bir kudrete sahip olduğunu belirten Sancar, “Bunun için ne gerekiyorsa, ne yapmamız gerekiyorsa yapmaya hazırız. Hazır olduğumuz için de ne yapmamız gerekiyorsa yapıyoruz. Yaz boyunca bir saniye bile durmadık, ‘HDP’liyiz Her Yerdeyiz’ dedik. Egeden Akdeniz’e, Çukurova’dan Karadeniz’e ve bölge illerine uzanan 71 merkezde Türkiye’nin her yerinde değişim isteyen toplum kesimleri bir araya geldik” diye konuştu.

    “TUTUM BELGEMİZ TÜRKİYE’NİN DEKLARASYONUDUR”

    Siyasi muhalefetle seçim güvenliğinden geçiş sürecine, demokrasinin yerelliğinden güçlü inşasına, barışa ulaşana kadar her alanda konuşarak, müzakere ederek yol yürüme amacında olduklarını ifade eden Sancar, şunları dile getirdi:

    “Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı budur halkın beklentisi de budur mesele bu çürük düzeni değiştirmek ve halkı bu sefaletten ve rezaletten kurtarma meselesidir. Esas odaklanmamız gereken noktanın bu olduğunu asla aklımızdan çıkarmamalıyız.

    GÜÇLÜ DEMOKRASİYE GİDEN YOLUN HARİTASIDIR

    Cumhurbaşkanlığına tutumumuz da açıktı isimler üzerinden değil deklarasyonda da altını çizdiğimiz temel ilkeler çerçevesinde ve müzakere anlayışı içinde hareket etmektir. Bu ilkeler sorunları çözmek ülkeyi birlikte yönetmek halklara onurlu bir gelecek yaratmak için yol gösteriyor. Bu ilkeler güçlü demokrasinin temellerini atmaya adaydır. Bizim çağrımız bu ilkeler ışığında müzakere diyalogdur. Sizlerin huzurunda ve adınıza duyurmayı bir sorumluluk biliyorum. Bu nedenle tutum belgemiz Türkiye’nin deklarasyonudur, güçlü demokrasiye giden yolun haritasıdır.

    Biliyorsunuz Meclis aynı zamanda Kürt sorununda inkâr sözleriyle açıldı. Bu ülkenin en önemli sorunlarından birinin Kürt sorunu olduğunu söylüyoruz, aslında bunu herkes biliyor ama iktidarın başı, AKP’nin genel başkanı sorunu inkâr ederek yaptı konuşmasını.

    BİR YILDA SORUN NASIL ÇÖZÜLDÜ

    “Kürt sorunu denilen meseleyi hak ve özgürlükten kalkınmaya kadar tüm boyutlarıyla çözdük” dedi. Tabii gülebiliriz ama o kadar ciddi bir mesele ki gülerek geçiştirmek lüksümüz yok. Halklarımızın anlayabileceği sadelikte bu sözün nasıl bir çarpıtma anlayışını yansıttığını anlatmaya çalışalım. Bundan bir yıl önce Meclis kürsüsünde “Kürt sorunu çözdük” diye bir cümle kullanmamıştı AKP Genel Başkanı. Üstüne daha geçenlerde Diyarbakır’da “Çözüm Süreci’ni biz bitirmedik” diyerek hem sorumluğunu hem de bitmemiş bir sürecin getirebileceği çözümü bizzat itiraf etmiş oldu. Yani kendilerinin bitirdiği bir süreçle, ardından yürürlüğe koydukları savaş, inkâr, imha politikalarıyla yola devam ettiler. “Kürt sorununu çözdük” diyebiliyorlar. Bir yılda sorun nasıl çözüldü de hiç kimsenin bundan haberi olmadı.

    BİNLERCE SİYASETÇİ, SEÇİLMİŞ KİŞİ NEDEN HÂLÂ CEZAEVİNDE?

    Binlerce siyasetçi, seçilmiş kişi neden hâlâ cezaevinde? Eğer çözüldüyse Kürt sorunu, çözüm içim mücadele eden siyasetçiler neden cezaevinde? Türkiye’nin üçte birinde seçim sonuçlarını yok sayan anlayış Kürt sorununu çözmüş olabilir mi, kayyım atayan anlayış Kürt sorununu çözmüş olabilir mi?

    BU MU KÜRT SORUNUNU ÇÖZMEK?

    Kürt sorunu çözmekse eğer derdimiz o panzerler orada gezmeyecek. Panzerler çocukları, yaşlıları eziyor, sonra buna kılıf uydurmak için valiler yalan söylüyor. Kobanê kumpas davası, kapatma davası neden var? Bu mu Kürt sorununu çözmek?

    İnkâr siyaseti uzun süre ‘Kürt yoktur’ laflarıyla yürütüldü. Hayat ve mecburiyet bir yere kadar izin verebiliyor buna. Kürt yoktur demeye cesaret edemiyor kimse artık. Bu sefer Kürt sorunu yok demeye başladı. Kürt sorunu vardır noktasına gelindi. HDP, Türkiye’deki bütün sorunları çözmeye taliptir, adaydır, hazırdır.”

    HDP, TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN SORUNLARI ÇÖZMEYE TALİPTİR, ADAYDIR, HAZIRDIR

    “Çözdük” diyerek sorun inkâr ediliyor. Bu çıkmaz sokaktır. İktidarın bunca yıl biriktirdiği dikenli tellerin kendi ayaklarına dolaşmasıdır. Ne diyeceklerini bilemiyorlar, nasıl siyaset yürüteceklerini bilemiyorlar. İktidarlarını devam ettirebilmek için Kürt halkının oyuna ihtiyaçları var. Bundan sonra Kürt halkı kendi iradesini sonuna kadar savunan Türkiye halklarıyla birlikte toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla çözümde  ısrarını sürdürecektir. HDP bu ısrarın temsilcisidir. Sorumluluklarının gereğini her zeminde yerine getirecektir.”

    Toplumun kesimlerine çağrı yapıyoruz. Gidelen bu yolun yol olmadığını anlayacaksınız. Gelin hep birlikte hareket edelim, yeni başlangıcın yolunu açalım. HDP muhataptır, çözümün adresidir.

    İNKAR SİYASETİNİ SÜRDÜRÜYORLAR

    Bu sorunların temelinde yatan ana kaynak olan Kürt sorunun çözümünde de üzerine düşen her türlü sorumluluğu almaya hazırdır. Bunu gerçekleştirecek gücü samimiyeti kararlılığı ve birikimi vardır.

    Şimdi inkarın başka bir evresine geçtik, çözdük diyerek inkar siyasetini sürdürmeye çalışıyorlar. ‘Kürt sorunu vardır’ dediler fakat bunun gerçekliğini kavramaya yanaşmıyorlar. Şimdi de vardır çözdük diyerek inkar siyasetini sürdürüyorlar. Bu çıkmaz sokaktır, iktidarın bunca yıl biriktirdiği dikenli tellerin kendi ayaklarına dolaşmasıdır. Ne diyeceklerini bilemiyorlar, nasıl söz kuracaklarını, siyaset yürüteceklerini bilemiyorlar, savaş inkar imha anlayışından vazgeçemiyorlar ama Kürde de şirin gözükmek istiyorlar. Çünkü iktidarı devam ettirmek için Kürt halkını oyuna ihtiyaçları var, Kürt halkı da bu kadar mücadele ve birikim üzerine bu kadar söze kanacaktır öyle mi?

    Yok değerli arkadaşlar bundan sonra Kürt halkı kendi iradesini sonuna kadar savunarak, Türkiye halkları ile birlikte toplumun tüm kesimlerinin katılımı ile çözümde ısrarını sürdürecektir. HDP bu ısrarın temsilcisidir, bu ısrarın yarattığı sorumluluğun taşıyıcıdır.

    HDP HER TÜRLÜ ÖNCÜLÜĞÜ SORUMLULUĞU VE GÖREVİ ÜSTLENECEKTİR

    Türkiye’nin geleceğini halkların ortak eşit yaşamını demokratik özgür düzen içinde varlıklarını sürdürmeyi sağlayacak bütün yollarda HDP her türlü öncülüğü sorumluluğu ve görevi üstlenecektir. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sorumlularının gereğini her zeminde yerine getirmeye devam edecektir.

    Kürt sorunun çözümü sözlerini kullanabilmeniz için geride kalan yıkım yıllarına bir bakın onlardan ne kadar farklılaştığınızın muhasebesini yapın. Yani belki yaparlar diye çağrıda bulunuyorum, iktidar partisinin içinde bu muhasebeyi yapmak isteyenler mesela dönüp 90’lara bakmalarını o dönem yapılanlarla bugün arasında bir kıyaslama yapmalarını istiyorum. Bir muhasebe yapın, vicdanınızla, aklınızla bu muhasebeyi yapın. Şimdi sizin partinizin başında olduğu bu iktidarın politikaları ile o yılların politikaları arasında benzerliklerin ne olduğunu, o yılları ne kadar geride bıraktığınız baskıda, inkarda, tasfiye politikalarında zulümde o yılları aratacak duruma Türkiye’yi getirdiğinizi göreceksiniz. Belki benim söylediklerimi görmeyeceksiniz ama bunun kısmını bile görmeniz yeterlidir. Vicdan sahibi herkes, AKP’de milletvekili ve yöneticiler de dahildir, bu muhasebeyi yaparlarsa varacakları sonuç bellidir.

    GİDİLEN BU YOLUN YOL OLMADIĞINI ANLAYACAKSINIZ

    Biz onlara da çağrı yapıyoruz toplumun tüm kesimlerine çağrı yaptığımız gibi muhasebe yapın. Bu ülkenin eşit yaşamını bir nebze istiyorsanız; şimdi yaptığınız yoldan farklı bir yola ihtiyaç olduğunu göreceksiniz. Gidilen bu yolun yol olmadığını anlayacaksınız. Yeni bir başlangıç çağrımız bütün toplum kesimlerine seslenen bir çağrıdır. Gelin hep birlikte vicdanlı insaflı sağduyu bütün toplum kesimleri bütün bireyler birlikte hareket edelim yeni başlangıcın yolunu açalım bu yol felakettir daha fazla acıdır daha derin yaralar demektir. Her bir adım iyileşmesi ve 10 yılarımıza mal olacak derin yaralar ve ağır tahribatlar yaratmaktan başka bir sonuç doğurmuyor.

    HDP ÇÖZÜM YOLUNU DEMOKRATİK, EŞİT VE ORTAK YAŞAMDA GÖRÜYOR

    İşte biz diyoruz ki toplumun bütün kesimleri ülkenin bütün sorunlarını hep birlikte müzakere edelim. HDP buna hazırdır. Çözüm yolunu burada görüyor. Demokratik, eşit ve ortak yaşamda görüyor. Kürt sorunun demokratik barışçıl çözümünde görüyor. Güçlü demokrasiyi yerelden inşasından görüyor. Emekçinin yoksulun kadınların gençlerin umutların özlemlerini hayata geçirmekte görüyor. Biz bu yolda bu saydığım değerlere bir yerinden tutunmak isteyen herkesle yürümeye hazırız. Demokrasi ittifakı dediğimiz şey budur. Kimse üzümün çöpü armudun sapı demesin, kimse geçmiş alışkanlıkları mahkum kalmasın.

    BU YOLU BİRLİKTE YÜRÜMELİYİZ, YÜRÜYEBİLİRİZ

    Hiç kimse önümüzde imkanların büyük yolun açık olduğunu görmezden gelmesin. Türkiye’nin demokrasi güçlerine sesleniyorum. Türkiye’de demokrasi, barış isteyen en geniş kesimlerin bir araya gelebileceği bir çağrıyı yapıyorum. Milletvekili seçimlerine nasıl gireceğimizi anlatırken çizdiğimiz çerçevede yer alabilecek en geniş kesimlere hitap ediyorum. Bu yolu birlikte yürümeliyiz, yürüyebiliriz. Bu açmazdan karanlıktan enkazdan bu yolu birlikte yürüyerek çıkabiliriz.

    KAOS PLANLARIYLA BU AÇTIĞIMIZ GÜÇLÜ DEMOKRASİ İTTİFAKI YÜRÜYÜŞÜMÜZÜ DURDURAMAZSINIZ

    1990’ları aratmayan hatta geride bırakan uygulamalara bir iki örnek vermek zorundayım, geçen hafta milletvekilimiz Tülay Hatimoğluları’nın kapısı zorlandı. Sivil polis olduklarını iddia eden kişiler kapıyı zorlayarak eve girmeye çalıştılar. Hangi karanlık kaosun peşindesiniz. Ne yapmaya çalışıyorsunuz, bizi bu şekilde yıldırmaya çalışıyorsanız abesle iştigal ediyorsunuz. Kaos planlarıyla bu açtığımız güçlü demokrasi ittifakı yürüyüşümüzü durdurabileceğini sanıyorsanız büyük yanılıyorsunuz. Buradan tekrar çağrı yapıyorum; ne sevgili Tülay ne herhangi bir arkadaşımız asla bu karanlık manevralardan korkacak çekinecek hali yok.

    BU ÜLKEYE DEMOKRASİ ÖZGÜRLÜK VE BARIŞI GETİRMEYE AZMETMİŞ MİLYONLAR VAR

    Hiç birimizin de böyle bir ruh yapısında olmadığımızı nasıl anlamıyorlar, yılların bedeli ve birikimiyle ülkeye aydınlık bir gelecek için var gücüyle çalışan ülkenin mensupları sizin bu küçük oyunlarınızdan mı korkacak? Sorumluları, tezgahı ne varsa bu olayın arkasında ortaya çıkarmak bu iktidarın sorumluluğudur. Açığa çıkarmadıkları takdirde sorumlu da kendileridir. Yine geçen hafta Gençlik Meclisi üyemiz Ezgi Orak, Ankara’nın göbeğinde kaçırıldı, üstüne aynı tezgah yine aynı acziyet. Gençlerimizin bu yollarla sindirilebileceğini düşünüyorsanız ya izan kalmamış sizde ya da hiç bir şey anlamıyorsunuz. Vazgeçin çünkü karşınızda ne pahasına olursa olsun bu ülkeye demokrasi özgürlük ve barışı getirmeye azmetmiş milyonlar var.

    Hatırlatalım elbette çözüm bu değil ama bu bir çözülme göstergesidir. Bu politikalar geçmişten bugüne bunları uygulayan bütün iktidarları çözmüştür, çökertmiştir. Çözümsüzlük politikaları iktidarı çözer, çökertir. Ama biz iktidarların çöküşünün halkı boğmaması için mücadele ediyor o çöküşün halkın altında kalacağı bir enkaza dönüşmemesi için mücadele ediyoruz. Deklarasyonumuzun da ruhunda bu vardır. Halk için halklar için bütün inançlar için bu ülkede yaşayan herkes için demokrasi, adalet istiyoruz. Bu mücadeleyi büyütürsek çöküşü halkın zarar görebileceği bir noktadan alıp halkın refah ve huzur içinde yaşayabileceği bir notaya taşıyabiliriz.

    HDP TÜRKİYE’NİN BÜTÜN SORUNLARINI ÇÖZMEYE TALİP VE HAZIRDIR

    HDP Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmeye talip ve hazırdır. Müzakereci anlayışla en güçlü çözüm fikriyatını ortaya koyan çözüm güçlerini buluşturmayı hedefleyen kurucu siyasi güçtür. Muhataptır, çözümün öznesidir. Bunu bu deklarasyonda bir kez daha ortaya koyduğumuz Türkiye’nin farklı kesimleri gördüler ve bu sese kulaklarını daha fazla kabartmaya başladılar. Bu yolda devam edeceğiz daha fazla ses olacağız daha fazla bulaşacak daha fazla güç birikecek ve ülkeye mutlaka barışı ve demokrasiyi getireceğiz. Biz vazgeçmiyoruz acizlik göstermiyoruz teslim olmuyoruz, inancımız kararlılığımızla birikimimizle büyüyerek yolumuza devam ediyoruz.

    HALKLARIN GÜÇLÜ SESİ, SOKAĞIN NEFESİ OLACAĞIZ

    Mevcut iktidar sorunları yok sayarak, kendi sorumluluğunu gizlemeye çalışıyor, ekonomiden örnekler vereceğim. Barınma hakkından örnek vereceğim ama bugünkü grup konuşmasına bunları sığdırmak mümkün değil lütfen bütün bu hak gasplarını yaşayan toplum kesimleri gençler, esnaflar, çiftçiler bizi mazur görsünler. Esnafın altında yaşayanlar, sokakta yaşamak zorunda kalanlar, bugünkü politikaların sonucudur. Savaşa yandaşa talana sermayeye ranta ayrılan kaynakların yarattığı bir sonuçtur. Yeni yasama yılı başladı çözülmesi gereken çok sorun var, yeni yasama yılında inisiyatif alıp sorunları çözmek için bütün gücümüzü kullanacağız. Halkın da sokağın da beklentisi budur. Her zaman olduğu gibi halkların güçlü sesi, sokağın nefesi olacağız. Yeni yasama yılında var gücümüzle parlamentoyu çözüm zemini müzakere platformu haline getirmeye çalışacağız.

    MÜCADELEYİ BÜYÜTME ZAMANIDIR

    Bu konuda bütün toplumsal ve siyasal muhalefetin aynı kararlılıkla hareket etmesi gerektiğini bir kez daha hatırlayalım. Yeni bir başlangıç için şartlar ve imkanlar mevcuttur. Başka bir dünya mümkündür çok sevgili yazar, daha 6 yaşında bir çocukken Nazi birliklerinin girdiği şehirde zulme tanıklık etmiş o muhteşem şair yazar İngeborg Bachmann ‘Yeni bir dil olmadan yeni bir dünya kurulamaz’ der. İşte biz de diyoruz ki yeni bir dil ve yeni bir anlayış olmadan yeni yaşam ve başka bir dünya kurulamaz. İnanın buna gücümüz vardır şimdi hep birlikte çalışma ve mücadeleyi büyütme zamanıdır. Hak yardımcımız Hızır yoldaşımız olsun.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Kılıçdaroğlu: Kürt sorununu çözeceğime söz veriyorum-VİDEO

    Kılıçdaroğlu: Kürt sorununu çözeceğime söz veriyorum-VİDEO

    PİRHA- Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “40 yıldır Kürt sorunu tartışılıyor, 40 yıldır bir sorun neden çözülmez? 40 yıldır siyasi otorite Kürt sorununu çözmedi. Bu sorunu demokratik standartlar içinde, Türkiye’nin bağımsızlığı çerçevesinde çözeceğime söz veriyorum” dedi. 

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. 800’üncü haftada müdahale edilen Cumartesi Anneleri’ne değinen Kılıçdaroğlu, “800 haftadır bir grup anne evlatlarını arıyor. Evlatları kaybolduğunda bazıları 13, 20, 30 yaşlarındaydı. Onların evlatları nerede kayboldu, güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındılar, tutuklandılar. Bir süre sonra haber alınamadı. 800 haftadır anneler Galatasaray’a bir karanfil bırakmaya gittiler. Evlatlarımızın bari mezarını söyleyin diyor anneler. Bir karanfil bırakmalarını çok gördüler. O annelerin sesini duymayanlara ben insan demem.

    “CUMARTESİ ANNELERİNİN SESİNİ DUYMAK ZORUNDAYIZ”

    Cumartesi Anneleri’nin sesini duymak zorundayız. Diyarbakır Anneleri de mübarek annelerdir, onların da evlatları var. O evlatlarının terör örgütlerine gitmesini kim sağladı? Anneler arasında hiçbir ayrım yapmıyoruz. Anneyi bizi yetiştiren bir insan olarak değerlendiriyoruz. Devleti yönetenlerin annelerin sesini dinlememesi kadar acı bir şey yoktur. Bir ayıbı dünya görmesin diye Cumartesi Anneleri’ne izin vermiyorlar” dedi.

    KAVALA 1001 GÜNDÜR CEZAEVİNDE

    İş insanı Osman Kavala’nın 1001 gündür cezaevinde olduğuna dikkat çeken Kılıçdaroğlu, “Üç kez mahkemeden beraat etti. Her tahliyeden sonra tutuklandı. Devlete yakışmaz bu. Aynı dosyadan yeni bir suç uyduruyorsanız siz Osman Kavala’dan intikam alıyorsunuz. Tıpkı Selahattin Bey gibi. Kalemi satmayan hiçbir gazeteci zorun karşısında diz çökmez” diye belirtti.

    CHP’nin 37’nci Kurultay’ını gerçekleştirdiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “İkinci Yüzyıl Çağrı Beyannamesi”ni açıkladıklarını belirterek, “Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına giderken neyi vaat etmeliyiz? Bunları düşündük. İşsizliği, yoksulluğu yenmek zorundayız.  Yolsuzlukla mücadele etmeliyiz. Bunları kimlerle ve nasıl yapacağız? Bunları dostlarımızla gerçekleştireceğiz, biz bunu söyleyince havuz medyasında titreme oldu. Bizim ortaya koyduğumuz 13 maddeye ‘evet’ diyen herkes bizim dostumuzdur” dedi.

    DEMOKRATİK ANAYASA

    Yeni demokratik, herkesin bir araya gelerek oluşturacağı bir anayasa yapacaklarını kaydeden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “Bu anayasanın özünde demokratik parlamenter sistem olacak. Bu anayasada cumhurbaşkanı tarafsız olacak. Adına cumhurbaşkanı diyorsak 83 milyonun cumhurbaşkanı olacak, herkese eşit mesafede olacak. Bir partinin genel başkanı hâkim tayin etmez. TBMM’de öyle gece yarısı kanunları olmayacak, milletin çıkarı neyi gerektiriyorsa onlar görüşecek.”

    “40 YILDIR SİYASİ OTERİTE KÜRT SORUNUNU ÇÖZMEDİ”

    İkinci hedeflerinin toplumsal huzur ve barış olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

    “40 yıldır Kürt sorunu tartışılıyor, 40 yıldır bir sorun neden çözülmez? 40 yıldır siyasi otorite Kürt sorununu çözmedi. Batı’nın egemen güçleri Türkiye’nin aleyhine kullanıyor. Sorumlusu bugüne kadar iktidar olup bunu çözmeyendir. Ben genel başkan olarak bu sorunu demokratik standartlar içinde, Türkiye’nin bağımsızlığı çerçevesinde çözeceğime söz veriyorum. Biz bu memlekete barışı ve huzuru getireceğiz. Her vatandaş huzur içinde yaşayacak.”

    AKP SEÇMENİNE SESLENDİ

    Kılıçdaroğlu, AKP’ye oy verenlere seslenerek, şöyle devam etti: “Özellikle AK Parti’ye oy veren kardeşlerimizin sorgulama yapması gerekiyor. İşi ehline vermek insaniyet meselesi midir? Neden işi ehline vermiyorsun? İşi ehline vermezsen yolsuzluğa, haksızlığa çanak tutuyorsun demektir. Bir kişinin liyakatli olması sonradan olmuyor. Önce eğitim olması lazım, tıp fakültesinden mezun olanı cerrah yapmıyorlar hemen. Siz ehline teslim etmezseniz bu iş nereye gidecek? İşi ehline teslim etmek, devleti yönetirken tarafsız olmasını sağlamaktır. Liyakat sahibi kişi vatandaşlarına eşit davranır, oturduğu makamı vatandaşa işkence etme makamı olarak kullanamaz o makamı. O makamın bir sorumluluğu vardır.”

    DİYANET İŞLERİ BAŞKANI’NA ELEŞTİRİ

    Kılıçdaroğlu, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı şu sözlerle eleştirdi:

    “Tarihi bilmeden belli koltuklara oturursanız, kendi tarihinizi reddedip gerçek tarih gibi bulunduğunuz koltukta ifade ederseniz siz o koltuğa layık değilsiniz. Çıkacaksanız öyle bir konuşma yapacaksınız ki haddinizi aştığını bileceksiniz ve geri almak için çaba harcayacaksınız, bu o koltuğun hakkını veremiyorsun, liyakatli değilsin demektir. O kişi bilmeli Mustafa Kemal ve arkadaşları olmasaydı bugün o camilerin hiçbirisinde 5 vakit ezan okunmazdı. O koltuğa oturduysanız tarihi bileceksiniz. Tarih bilmeyen, rivayetlerle profesör ünvanı alıp belli koltuklara oturan kişilerin Türkiye’ye  ihanet ettiklerini bilmeliyiz. Siz kalkıyorsunuz, bir kişiye  asla yakışmayacak, bir din insanına yakışmayacak, ‘lanet’ sözcüğü kullanılır mı? ‘Lanet’ sözcüğünü Erdoğan için kullanmış olabilir, onu da söylesin. Ona rağmen bir din insanı kullanmamalıydı.”

  • Dersim HDP: Türkiye çözümle ve barışla, barış da halklarla buluşacaktır-VİDEO

    Dersim HDP: Türkiye çözümle ve barışla, barış da halklarla buluşacaktır-VİDEO

    PİRHA – HDP Dersim İl Örgütü, genel siyasete ve Kürt sorunundaki çözümsüzlüğe ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Kürt sorununun demokratik yollardan çözümü, demokratik siyaset alanını genişletip, ülkenin ekonomik açıdan refahına da katkı sunacaktır” denildi.  

    Haberin videosu

    Halkların Demokratik Partisi Dersim İl Örgütü, Kürt sorunundaki çözümsüzlük ve uygulanan politikalara ilişkin basın açıklaması yaptı.

    İl Eş Başkanları, parti üyelerinin katıldığı açıklama HDP il binasında yapıldı.

    Açıklamayı okuyan HDP Dersim İl Eş Başkanı Nurşat Yeşil, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dolmabahçe Mutabakatı’nın açıklandığı gün, “Bu hasretle beklediğimiz bir çağrıdır” demişti. Ancak sonrasında Erdoğan ve ortak hareket ettiği derin odaklar, bu mutabakatı tekçi iktidar sisteminin ve devlet yapısının önünde engel olarak görüp düğmeye bastılar. Erdoğan, 24 Nisan 2015’te, “Ne mutabakatı? Böyle bir mutabakat yok” diyerek, sürecin bitirildiğini resmi olarak açıkladı. Çözüm masasını devirdi ve bugüne uzanan ağır bir yıkım sürecini başlattı. Demokratik değerler birer birer yıkılırken, yerine tek adam rejimi inşa edildi. Dolmabahçe Mutabakatı’nı bitirerek, İmralı’da insanlık ve hukuk dışı mutlak tecridi devreye sokarak, belediyelerimize kayyım atayarak  ve parti yönetici ve üyelerimizi gözaltına alıp tutuklayarak halk iradesine siyasi darbe sürecinin de önünü açtılar” ifadelerini kullandı.

    “ÖZGÜR GÜNLERİ BİZLER GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”

    Yeşil, şöyle devam etti:

    “Kürt sorunundaki çözümsüzlük,  hükümetin müzakere yerine savaşta ısrarı , yayılmacı anlayışla yürütülen dış politikalar, var olan ekonomik kaynakların halkın refahı yerine savaşa aktarılması ülke ekonomisini olumsuz etkilemiştir. Gün yoktur ki  sokak ortasında geçinemediği için kendini yakan biri olmasın. yada tüm aile fertlerinin toplu intiharı gündeme gelmesin.

    Demokratik bir ülke yaratmanın, barışı kalıcılaştırmanın, halkların ortak gelecek zeminini birlikte inşa etmenin yolu tecridin kaldırılarak demokratik müzakere zeminine geri dönülmesidir. Yasalar kişiye göre değil herkese eşit uygulanmalıdır. Keyfiyet ölçüsünde uygulanan yasalar ancak  ve ancak kaos getirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Tecrit politikası da kaos getirmekten başka bir işe yaramıyor.

    Bir kez daha hatırlatalım ki, Kürt sorununun demokratik yollardan çözümü  demokratik siyaset alanını genişletip , ülkenin ekonomik açıdan refahına da katkı sunacaktır. Demokratik seçenek ve demokratik temsiliyet güç kazandığı oranda, kendilerinin iktidarı kaybedeceğini biliyorlar.

    Dolmabahçe Mutabakatı’ndaki ilkeler, aradan 5 yıl geçse de, bugün de güncelliğini ve geçerliliğini korumaktadır. Türkiye’nin içinde bulunduğu krizlerden çıkabilmesi, toplumun refah ve huzura kavuşabilmesi ancak bu anlayışın gündemleşmesiyle mümkün olabilir.

    Saray rejiminin dayatmaları altında ezilen, gelecek umutlarını neredeyse yitiren halklarımız bilmelidir ki, yaşanan bu karanlık süreç kalıcı değildir. Bu sürecin sonu mutlaka aydınlığa çıkacaktır. Türkiye çözümle ve barışla, barış da halklarla buluşacaktır.

    Demokratik bir ülkede eşit ve özgür yaşayacağımız günleri bizler gerçekleştireceğiz, bizler başaracağız.”

    PİRHA/DERSİM

  • Kaftancıoğlu: Kürt sorunu Türkiye’nin, hepimizin sorunudur

    Kaftancıoğlu: Kürt sorunu Türkiye’nin, hepimizin sorunudur

    Emek ve Adalet Platformu’nun düzenlediği sempozyumda konuşan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Kürt sorunu ve demokrasi sorununun birbiriyle ilintili olduğunu belirterek, “Demokrasi sorunu çözülmeden Kürt sorunu çözülemez. Kürt sorunu Türkiye’nin, hepimizin sorunudur” dedi. 

    Emek ve Adalet Platformu tarafından Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Merkezinde “Türkiye’de hukuk ve barışı aramak” başlıklı sempozyum düzenledi. Sempozyuma Hakların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Ömer Faruk Gergerlioğlu, Hüda Kaya, Kars Belediyesi Eş Başkanı Ayhan Bilgen, Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Cihangir İslam, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu ve CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile çok sayıda kişi katıldı.

    “ORTAKLAŞMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Sempozyumun ilk oturumunda söz alan CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, 24 Kasım Öğretmenler gününe dikkat çekerek, yarım milyona yakın öğretmenin güvencesiz ve gelecek kaygısı ile çalışmak zorunda kaldığını söyledi. Binlerce öğretmenin işsiz olduğunu ve kendi meslekleri dışında çalıştıklarını sözlerine ekleyen Kaftancıoğlu, “Sözleşmeli düşük ücretle çalıştırılan öğretmenler var. Hepimiz biliyoruz yarım milyon öğretmen şu anda atanamamış durumda biz bu durumda çıkıp Öğretmenler Günü’nü ne yazık ki kutlamıyoruz. Ama bir şey var ki Öğretmenler Günü’nü kutlayacak günlerdeki kararlılığımızı; işte bu adalet arayışıyla, barış arayışıyla ortaklaştırmaya çalışıyoruz” dedi.

    “KADIN ŞİDDET BİR ERKEK SORUNUDUR”

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne değinen Kaftancıoğlu, kadına yönelik şiddetin sadece kadın sorunu olarak algılandığını ancak sorunun bir erkek sorunu ve politik bir sorun olduğunu ifade etti. Kadına şiddet konusunda bile insanların ayrıştığı ayrıştırıldığı bir sürecin içinde olduklarını ifade eden Kaftancıoğlu, erkek egemen bakış açısına karşı tüm kadınların yan yana gelerek mücadele etmesi gerektiğinin altını çizdi. Tüm siyasi partilerin Kadın Kolları’na çağrıda bulunduklarını dile getiren Kaftancıoğlu, kadınların bir araya gelmesi için çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi.

    “BİRLİKTE MÜCADELEYLE SONUÇ ALABİLECEĞİMİZİ GÖRDÜK”

    Ortak mücadelenin gerekliliğine işaret eden Kaftancıoğlu, “Biz bunu ne zaman fark ettik, tüm ayrıştırıcı politikalara rağmen son yapılan yerel seçimlerde fark ettik. Bizler hep birlikte adalet duygusu etrafında birleşip mücadele edebileceğimizi gösterdik. Toplum artık ayrıştırmadan illallah etmiş durumda. Devletin her türlü aygıtını fütursuzca ve ahlaksızca kullanarak, baskıyı üzerimizde hissettiren, bir kişinin iki dudağının arasından çıkan her cümlenin kanun sayıldığı, kendisi gibi düşünmeyen herkesin terörist ilan edildiği, hukuku siyasi bir sopa gibi kullanmaktan çekinmeyen saray vesayetine karşı inandığımız ve hep birlikte mücadele ettiğimiz zaman sonuç alabileceğimiz de gördük” diye konuştu.

    “KÜRT SORUNU VE DEMOKRASİ SORUNU İLİNTİLİDİR”

    Konuşmasının ardından Kaftancıoğlu’na Kürt sorunu ve Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları ve CHP mecliste oylanan tezkereye ilişkin sorular yöneltildi. Kaftancıoğlu, “Türkiye’de çok uzun zamandır bir sorunu var. Daha önemli bir sorunu ise demokrasi sorunu vardır. Kürt sorunu ve demokrasi sorunu birbiriyle ilintilidir. Demokrasi sorunu çözülmeden Kürt sorunu çözülemez. Sorunları çözmek için birey ve toplum olarak geçmişle yüzleşilmesi gerekir. Kürt sorununun çözümü konusunda inisiyatif alan her kurum ve irade çözümü zora sokacak, dilden uzak durmalıdır. Bu temelde yaklaşırsa sorun çözülmez değil.  Kürt sorunu Türkiye’nin, hepimizin sorunudur” şeklinde yanıtladı.

    “DEMOKRASİ KRİZİ YAŞANIYOR”

    Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Didem Yılmaz da, demokrasinin sadece seçimlere indirgenemeyeceğini söyledi. Türkiye’de demokrasi krizinin yaşandığını ifade eden Yılmaz, toplumsal dayanışmayı gerçek kılacak bir anayasaya ihtiyacı olduğunu ifade etti.

    “OHAL MAĞDURİYETLERİ AĞIR ŞEKİLDE YAŞANIYOR”

    HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ise, “Yargının yürütmenin emrinde olduğu demokrasinin ayakları altında olduğu bir Türkiye tablosu ile karşı karşıyayız. Burada ne yapmalıyız bunu etraflı bir şekilde konuşmak lazım toplumsal kesimleri oldukça sıkıntılı, sol camia sıkıntılı, Aleviler sıkıntılı, OHAL mağdurları sıkıntılı, hepsinin de birbirine karşı duyarlı olması gerekiyor. Bu duyarlılık olmadan bu sıkıntıların ortadan kalkması mümkün değil. OHAL mağduriyetleri çok ağır bir şekilde yaşanıyor” dedi.

    “KÜRTLER KIRILMA YAŞIYOR”

    Partisine yönelik baskılara dikkati çeken Gergerlioğlu, baskılarla birlikte Kürt halkında ciddi kırılmaların yaşandığını ifade etti. Gergerlioğlu, “Kürt meselesini batıda Türk’e anlatmaktan başka bir çare görmüyorum. Kürtler hangi partiye oy verirse versin zaten Kürt meselesinin ne olduğunu biliyor farklı çözümler için de bulunabiliyor orası ayrı ama mesele Türkiye’nin batısında maalesef bu meseleyi anlamak istemiyor.  Köşeye sıkıştırılmış Kürtlerin ruh halini anlamak istemiyor. Böyle bir Türkiye bir yere varamaz. Kürtlerin kırma uğratıldığı kendini yalnız hissettiği, solcuların hepten kendine tükenmiş bitmiş hissettiği bir dönemden geçiyoruz” diye noktaladı.

    Yapılan sunumlar ardından ilk oturumu sona sempozyum, ikinci oturumla devam edecek.(Mezopotamya Ajans)

     

  • Leyla Güven hakkında fezleke hazırlandı

    Leyla Güven hakkında fezleke hazırlandı

    PİRHA – HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven hakkında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı’nın görevden alınması ardından bir eylemdeki konuşması nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) gönderilmek üzere fezleke hazırlandı.

    HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Mızraklı’nın yerine kayyım atanması üzerine 11 Eylül’de düzenlenen eyleme katılarak konuşmasında, Mızraklı’nın görevden alınmasına tepki göstermişti.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Güven hakkında yaptığı konuşmadaki sözleri nedeniyle soruşturma başlattı. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan fezlekenin kısa zamanda TBMM’ye gönderilmesi bekleniyor.

    Leyla Güven, konuşmasında, süren çatışmaların sebebinin HDP olmadığını, Kürt sorununu çözümsüz bırakan zihniyet olduğunu söylemişti.

    PİRHA / ANKARA

  • Barış Vakfı: En temel haklar için yeniden müzakere süreci başlamalı- VİDEO

    Barış Vakfı: En temel haklar için yeniden müzakere süreci başlamalı- VİDEO

    PİRHA- Barış Vakfı’nın İzmir’de düzenlediği “Barış Açısını Savunmak ve STK’ları Güçlendirme/Geliştirme” toplantısında konuşan Barış Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Tahmaz, en temel hakların özgürce kullanılabilmesi için barışın ve yeniden müzakere sürecinin başlamasının gerekli olduğunu söyledi.

    HABERİN VİDEOSU

    Barış Vakfı, “Barış Açısını Savunmak ve STK’ları Güçlendirme/Geliştirme” projesi kapsamında Kaya Otel’de düzenlediği toplantıda çatışma çözümü üzerine çalışan 40’a yakın sivil toplum kurumu temsilcisi, akademisyen ve aktivisti bir araya getirdi.

    Moderatörlüğünü Dr. Zeki Gül’ün yaptığı çalışmada Doç. Dr Esra Elmas “Çatışma çözümünde STK’ların çalışma alanları”, Dr Kıvılcım Turanlı “Barış hakkının ulusal ve uluslararası hukukta yeri” ve Prof. Dr Fatma Ünsal Bostan da “Barış dili ve yeni çalışma yöntemleri” konularında sunumlarını gerçekleştirdi.

    “KÜRT SORUNUNA YAKLAŞIM DEĞİŞMEDİ”

    Açılış konuşmasını Barış Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Tahmaz gerçekleştirdi.

    Barış Vakfı’nın esas çalışma alanının beka sorununu öne süren devlete rağmen Kürt sorunun çatışmasız, demokratik çözümünün siyasi iktidarı zorlamanın yollarını aramak olduğunu belirten Tahmaz, ikincil önceliğe sahip olduğu öne sürülerek ötelenmesine rağmen 25 yıl sonra yine gelinen noktanın Kürt sorunu olduğunu dile getirdi. Faili meçhul cinayetlerin yaşandığı 1990’lı yıllardan daha ileri bir noktada olunduğu bir süreç yaşandığını iddia edilmesine karşı çıkan Tahmaz “Bugün failli meçhul cinayetleri yapanları aklayan yargı var. Kızıltepe davasında ‘Jitem diye bir şey yok’ dendi. Evet yargısız infazlar yok ama Musa Anter’in katledilmesi davasında bulunan yargıç ‘Jitem var demeyelim, Jitem yasadışı bir örgüt gibi göstermeyelim’ dedi. Diyarbakır Valisi AKP önünde eylem yapanlara bunun anayasada bir suç olduğunu söyledi. Hukuksuz şeyler yaşanıyor ve beynimize kazınıyor” dedi.

    “ÇÖZÜMÜ DİRİ TUTMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Süreç içinde Kürt varlığının inkarından Kürtlerin doğal haklarını kullanamaz noktasına gelindiğini söyleyen Tahmaz, en temel hakların özgürce kullanılabilmesi için barışın ve yeniden müzakere sürecinin başlamasının gerekli olduğunu söyledi. Müzakere için her iki tarafın ne yapması gerektiğini sivil toplum örgütleri olarak tartışılması gerektiğini söyleyen Tahmaz, “Kürt savaşı ülkenin dışına taştı. Suriye’de gelişme olursa Türkiye’de normalleşme olur. Dönüp dolaşıp yeniden müzakere masasında dolaylı dolaysız bir araya geleceğiz. Gördüğümüz tablo toplum yeteri kadar hazırlanmamış. Barışa STK’lar olarak hazır olmadığımızı ama hazırız sandığımız şeyin gerçek olmadığını saha çalışmaları sonucunda hazırlanan raporda gördük. Bunu gidermeye dönük ‘Kürt sorunun çözümünün çatışmasız nasıl sağlayabiliriz?’ sorusunu diri tutmaya çalışıyoruz” dedi.

    “ÇÖZÜM SÜRECİ İLE KÜRT SORUNUNU ÖĞRENDİK”

    ‘Çatışma çözümünde STK’ların çalışma alanları’ başlığı ile sunum yapan Doç. Dr Esra Elmas, 5 yıl önce yaşanan çözüm sürecinde çözüm bulunabileceği hatasının yaşandığını belirterek meselenin çözümü için yapılan girişimlerin başarılı olamamasına rağmen başbakanlık düzeyinde sorun tanınmasının ve barış fikrinin kamulaşmasının bir kazanım olduğunu dile getirdi. Yapılan anketlerde bile en milliyetçi kesimlerin sorunun müzakere ile çözüleceğine inandığını belirten Elmas, “Aslında son çözüm süreci ile Kürt sorununu öğrendik. Bu da kamusallaştı, çok büyük bir avantaj. Sivil toplumun en önemli yanı devlet sivil toplumdan daha hazırlıklıydı. Çözüm sürecinin bitiminden sonra geçen süre içinde sivil toplum çok daha fazla çalıştı zorluklara rağmen. Önümüzde çok daha fazla imkanlar oldu. Var olana az da olsa tutunmak gerekiyor. Umutsuzluk için zaten yeterince konu var” diye konuştu.

    “STK’LAR NE KADAR TOPLUMU TEMSİL EDİYOR?”

    Türkiye’de sivil toplum örgütlenmelerinin devlet eliyle kurulduğu ve dolayısıyla siyasetin yapısal alanın sivil topluma yansıdığını belirten Elmas, STK’ların sadece duyarlı alanları ile çalışma yaparken diğer kesimlere dokunmadığını ifade etti. STK’ların ne amaçla kurulduklarını beyan etmelerinin daha güvenilir olmalarını sağlayacağını belirten Elmas, “Türkiye’de STK sol kesimin doğal bir alnı gibi görülüyor. Ama bence bu bir dezavantaj. Toplumun büyük bir kısmı Müslüman diyor kendine. Oysa biz böyle bir topluma konuşuyoruz. Bu STK ne kadar toplumu temsil ediyor? Bizi anlayabilecek insanlarla toplanıp ağlaşıp evlere dağılıyoruz. Oysa bizi anlamayan insanlarla toplanmalıyız. Türkiye’de herkes Türkiye’yi çok konuşuyor ve kendi alanını yeniden belirlemek için konuşuyor” diye vurguladı.

    “TÜRKLÜK ASLINDA SİYASİ BİR KİMLİK”

    Barışı isteyen insanların çok olmasına rağmen kendilerini az sandığını dile getiren Elmas, bunun karşı tarafın dilini dinlememek ve kendi diline çevirmemekten, kaynaklandığını belirtti. Çok fazla siyasi dille konuşulduğunu, barıştan yana bir dil kullanmak gerektiğini dile getiren Elmas, şunlara dikkat çekti:

    “Dilinizi söyleminizi çok iyi çalışmanız gerekiyor. Bu neden gerekli? Bu işin doğası gereği yöntemimizi düşünmeliyiz. Çok aktörlü çok disiplinli alan. O kadar çok Kürt diyoruz ki, peki ya Türkler? Bu ülke göçmenlerin, travmatik toplumların oluşturduğu ülke. Türklük aslında siyasi bir kimlik. ‘Ne mutlu Türküm diyene’ derken milliyetlerimizi de biliyoruz. Lazız, Çerkeziz ve Türkler barış istiyor diyebilmek gerekir. STK’ların çalıştığı alanda da Kürt kamuoyu dışında kendine Türk diyen toplumla da nasıl konuşmak gerektiğini konuşmamız lazım. İnsan mal kaybının altını çizmek zorundayız. Yalnız bırakılan Türk sivil alandan devlet alanına kaçıyor.”

    “SAVAŞ ERKEK, BARIŞ İSE DİŞİL İLE ÖZDEŞLEŞİYOR”

    İhraç akademisyenlerden Dr. Kıvılcım Turalı ise barış hakkının ulusal ve uluslararası hukukta yerine ilişkin yaptığı konuşmasında Suriyelilere karşı linç girişiminin, köpek katliamının, kadın cinayetlerinin, hidroelektrik santrallerin, sağlık hizmetlerine ulaşılamaması, bireysel silahlanmanın artmasının barış hakkı ile ilişkili olduğunu belirtti. Turalı şunları dile getirdi:

    “Biz genelde çatışma halini görüyoruz. Onun dışında gündelik hayatımızda barışı ilişkilendiriyoruz. Barış devletler veya gruplar arasında olur gibi sanıyoruz. Oysa çok daha fazlası. Barış istemek naif bir talep değil kendimizle içimizdeki Türkçülükle, cinsiyetçilikle, ırkçılıkla ve bireysel silahlanmayla, ekonomi politikasıyla Ar-genin sağlığa eğitime değil silaha harcanmasıyla ilgili. Sadece barış istediler demek küçümsemek duygusal bir alana hapsedilemeyecek bir alandan bahsediyoruz. Tehlike buradan başlıyor. Savaş rasyonel olandır erkeklikle özdeşleştiriliyor. Barış ise naif ve dişil olarak tanımlanıyor. Bu toplumsal sıkıntıları dillendirmediğimiz sürece adı konmamış barış hakkını hak olarak da dillendiremiyoruz.”

    “KADINLAR BARIŞ SÜRECİNE AKTİF KATILDI”

    Özellikle 1990’lı yıllarda yönetim kavramının yönetişim kavramıyla değiştirildiğini söyleyen Barış Vakfı Yönetim Kurulu üyesi ve Prof. Dr Fatma Ünsal Bostan, yöneten ve yönetilen değil karşılıklı yönetmenin geliştiğini söyledi. Birleşmiş Milletler (BM) 1325 sayılı Güvenlik Konseyi Kararında kadınların barış sürecine aktif katılımının söz konusu olduğunu söyleyen Bostan, Türkiye’de CEDAW’ın (Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) bilinmesine rağmen 1325 sayılı kararın bilinmediğini söyledi. Bostan, “Kuzey İrlanda barış sürecinde görüşme şansımız oldu. Katılan herkesin bu başarıda Hayırlı Cuma Anlaşmasının imzalanmasında en çok Kadın Koalisyonu Partisi’nin katkısı oldu. Gerçek bir parti olarak anlamamıştık. Seçimden 6 hafta önce kurulmuş ve kendi seslerini duyuramadıkları için seçimlere girmişlerdi. Kadınlar başka partilere de üye olabiliyordu. Hem Katolik hem Protestanlar vardı. Çatışma din kökenli olmasa da mezhep farklılığı çatışmayı besleyen bir unsurdu. Bu aşamada Kadın Partisi olmasaydı anlaşma imzalanamazdı” dedi.

    PİRHA/İZMİR

  • CHP’de Kürt sorunu için komisyon hazırlığı

    CHP’de Kürt sorunu için komisyon hazırlığı

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt sorunuyla ilgili 2015 yılında yayımladıkları raporu güncelleyeceklerini açıkladı.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt sorunuyla ilgili 2015 yılında yayımladıkları raporu güncelleyeceklerini açıkladı. Çalışma için henüz görevlendirme yapılmadı ama Anayasadan dış politikaya konuyu birçok yönüyle yeniden ele alacak bir komisyonun kurulması bekleniyor.

    Kurulacak komisyonda, dış politika uzmanından anayasa hukukçusuna sorunu farklı boyutlarıyla ele alacak birçok kişinin yer alması bekleniyor.

    2015’TEKİ RAPORDA NELER VARDI?

    CHP’nin “Kürt Sorunu” ile ilgili 2015 yılında hazırlanan “22 Soru 22 Cevap” başlıklı raporu, MYK’de onaylanarak kamuoyu ile paylaşılmıştı. CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu tarafından hazırlanan raporda, Kürt Sorunu’nun ‘güvenlikçi’ yöntemlerle çözülemeyeceği belirtiliyor, çözüm adresi olarak Meclis gösteriliyordu. Raporda TBMM’de siyasi partilerin katılımıyla bir Toplumsal Mutabakat Komisyonu kurulması, Ortak Akıl Heyeti, Gerçekleri Araştırma Komisyonu oluşturulması gibi öneriler yer alıyor, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi için Siyasi Partiler Kanunu’ndan Terörle Mücadele Kanununda değişikliklere kadar çok sayıda değişiklik teklifi yer alıyordu.

    HANGİ GÜNCELLEMELER YAPILACAK?

    Raporun yayınlandığı tarihten bu yana hem Türkiye’de hem de dünyada yeni gelişmeler yaşandı. Özellikle Suriye merkezli gelişmeler bu açıdan önem taşıyor. Ayrıca raporun yayımlandığı 2015 yılından sonra Anayasa değişikliği yapılarak yeni bir yönetim sistemine geçildi. CHP yetkililerinden alınan bilgiye göre bu açıdan raporda yeni düzenlemeler yapılması gerektiği ifade ediliyor.

    Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, raporun güncellenmesiyle ilgili MYK üyelerinden henüz bir görevlendirme yapmadı. Ancak bu çalışma için 1 ya da 2 MYK üyesi görevlendirilebileceği, kurulacak komisyonda daha önceki raporu hazırlayan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun yanı sıra anayasa, dış politika, insan hakları, ekonomi konularında uzman kişilerin yer alması gerektiği ifade ediliyor.

    “SADECE İNSAN HAKLARI MESELESİ DEĞİL”

    CHP’li bir parti yöneticisi Kürt Sorunu raporunun güncellenmesiyle ilgili, “Bu mesele tek başına bir insan hakları meselesi değil. Bu mesele bir yandan dış politika meselesi, bir yandan toplumsal barış, demokrasinin içselleştirilmesi, bir taraftan ekonomi meselesi. Böyle önemli bir konu Meclis’ten dış politikaya birçok boyutuyla ele alınmak zorunda. CHP’nin bu konuda daha önce yaptığı önemli çalışmaları, ciddi bir birikimi var. Güncellemeyi yapacak MYK üyesi veya üyeleri konuyu tüm boyutlarıyla ele alacak bir komisyon oluşturacaklardır” dedi.

  • İnce: Kürt sorunun çözümü parlamentoda olacak

    İnce: Kürt sorunun çözümü parlamentoda olacak

    CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, anadilinde eğitim ve Kürt sorunun çözümü konusunda açıklamalarda bulundu. CNN Türk’te konuşan İnce, “Kürt sorunun çözümü parlamentoda olacaktır. Bir televizyon kanalını bunun tartışılması için tahsis edebiliriz. Yıllarca bu konuyu konuşabiliriz” dedi.

    Dün akşam CNN Türk televizyonunda soruları yanıtlayan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, vaatlerine değindi, Kürt sorununa dair açıklamalarda bulundu.

    “OHAL’İ HEMEN KALDIRACAĞIM”

    İnce, vaatleri arasında yer alan parlamenter sisteme geri dönüş ile ilgili takvimin nasıl işleyeceğini anlattı.

    İnce, cumhurbaşkanı olması halinde hemen parlamenter sisteme geri dönüşün mümkün olmayacağını, bunun için öncelikle onarım sürecinin işlemesi gerektiğini dile getirdi.

    Parlamenter sisteme dönüşün iki yıl sürebileceğini söyleyen İnce, cumhurbaşkanı olursa OHAL’i yemin eder etmez kaldıracağını aktardı:

    “24 Haziran’da seçildim, 25’inde parlamenter sisteme dönecek miyiz; hayır dönmeyeceğiz. Nasıl dönelim? Önce onarımı yapmak zorundayız.

    “İki yıl içinde şeffaf bir devlet yapısı, bağımsız mahkemeleri, verdiğimiz vaatleri yapmalıyız. Mesela OHAL’i hemen bir günde kaldırmamız lazım. Yemini eder etmez bunu yapmamız lazım. Bütün bu onarımı sağladıktan sonra neden olmasın.”

    “ÇOCUKLARIMIZA ANADİLİNİ DE ÖĞRETECEĞİZ”   

    Öte yandan İnce bir kez daha dokunulmazlıklar konusunu hatırlattı.

    Mecliste gerçekleştirilen dokunulmazlık oylamasında partisi CHP ile farklı görüşte olduğunu söyleyen İnce, “Dokunulmazlıklar kaldırılmasıydı 2016’daki referandumda Selahattin Demirtaş hapiste olmazdı, referandum da geçmezdi” dedi.

    Kürt sorunun şimdiye kadar siyasetçiler tarafından samimiyetle çözülmeye çalışılmadığını belirten İnce, şu açıklamada bulundu:

    “Bir, çocuklarımıza önce resmi dili Türkçe’yi öğreteceğiz. İki sonra da evinde ne konuşuyorsa anadilini de öğreteceğiz. Üç uluslararası bir dil öğreteceğiz.

    “81 milyona beraber mi yaşamak istediklerini, ayrı mı yaşamak istediklerini soracağız. TRT benim cumhurbaşkanlığımda benim borazanım olmayacak. TRT ekranlarında bu soru tartışılacak.

    “Kürt sorunun çözümü parlamentoda olacaktır. Bir televizyon kanalını bunun tartışılması için tahsis edebiliriz. Yıllarca bu konuyu konuşabiliriz.”  (Gazete Karınca)

  • Sokağa çıkma yasağının dünya rekoru SUR’da

    Sokağa çıkma yasağının dünya rekoru SUR’da

    PİRHA – Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre son 2 yılda 11 il ve 45 ilçede 252 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi. TİHV raporuna göre Sur yasağı bir yılı geçti. Bu bir dünya rekoru olarak niteleniyor.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre son 2 yılda 11 il ve 45 ilçede 252 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Diyarbakır’ın merkezindeki Sur ilçesinde ilk yasak, 6 Eylül 2015’te ilan edildi. Yasak defalarca birer gün süreyle uzatıldı. 11 Aralık 2015’te surların çevresindeki mahallelerde yeniden ilan edildi. TİHV raporuna göre Sur yasağı bir yılı geçti. Bu bir dünya rekoru olarak niteleniyor.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre; son 2 yıllık süreçte 11 il ve 45 ilçede 252 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve nüfus sayımına göre; en az 1 milyon 809 bin kişi bu yasaklardan etkilendi. Diyarbakır Sur’da ilk yasak 6 Eylül 2015’te ilan edildi. Surların çevresinde yasak bu tarihten bu yana devam ediyor.

    TEMEL SEBEP ÇÖZÜMSÜZLÜK

    TİHV, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollardan çözümüne ilişkin bütünlüklü bir program uygulamayan Türkiye’nin yeniden çatışmalı bir ortama girdiği 2015 Ağustos’undan günümüze kadar geçen 2 yıllık süreçte neler olup bittiğini gözler önüne seren bir rapor yayımladı. Rapora göre; süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağının ilk ilan ediliş tarihi olan 16 Ağustos 2015’ten günümüze devam eden 2 yıllık süreçte toplam 11 il ve 45 ilçede 252 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    EN AZ 1 MİLYON 809 BİN KİŞİ ETKİLENDİ

    Rapora göre; 2014 nüfus sayımı verilerin esas alındığında en az 1 milyon 809 bin kişi; özgürlük, özgürlük ve güvenlik hakkı, özel ve aile hayatına saygı hakkı, toplanma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, din özgürlüğü, bilgi alma ve verme özgürlüğü, mülkiyetin korunması hakkı, eğitim hakkı, işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı, yaşam hakkı ve vücut bütünlüğü hakkı olmak üzere en temel hakları ihlal edilerek yasaklardan etkilendi.

    Süresiz veya gün boyu olmak üzere Diyarbakır’da 136, Mardin’de 42, Hakkâri’de 21, Şırnak’ta 13, Bitlis’te 12, Bingöl’de 7, Muş’ta 7, Tunceli’de 6, Batman’da 5, Elazığ’da 2, Siirt’te 1 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    YASAK BİTMİŞ DEĞİL

    Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde de dün gece itibarıyla 22.00 ile 05.00 arasında 5 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Diyarbakır’ın Kulp ilçesi, Hakkâri’nin Şemdinli ilçesi ve Muş Merkez ile Varto ilçesinde ise operasyonların sona ermesiyle yasak fiilen sonlandırıldı ancak yasağın kalktığına ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.

    RAPORA GÖRE DÜNYA REKORU SUR’DA

    Diyarbakır’un Sur ilçesinin 6 mahallesinde sokağa çıkma yasağı tam 1 yıl 8 ay 23 gündür sürüyor. Sur’da 28 Kasım 2015 tarihinde Cevatpaşa, Fatihpaşa, Dabanoğlu, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahallelerinde ilan edilen “sokağa çıkma yasağı” hâlâ devam ediyor. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin Dört Ayaklı Minare önünde vurulmasıyla başlayan yasak, dünya tarihinin en uzun süren sokağa çıkma yasağı özelliği taşıyor. Yasak ilanından sonra ilçe, 98 gün süren çatışmalı bir dönem geçirmişti. Resmi Gazete’de yayımlanan “acele kamulaştırma” kararına göre Sur’un 6 bin 300 parseli kamulaştırılmış ve kentte yıkım başlamıştı. Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı rapora göre, yaklaşık 40 bin insanın Sur’dan göç ettiği belirtilmişti.

    HABER MERKEZİ