Etiket: kürt sorunu

  • Barış Çelik: Türkiye’nin aydınlık yarınlara ulaşması için barışı kucaklaması gerekiyor-VİDEO

    Barış Çelik: Türkiye’nin aydınlık yarınlara ulaşması için barışı kucaklaması gerekiyor-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin önemli bir fırsat olduğunu belirterek, “Artık ölümlerin olmadığı, kanın akmadığı bir yaşam istiyoruz. Toplumsal barışı Türkiye’de yaşayan bütün halklar birlikte kucaklamalı” dedi.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, Türkiye’de yürütülen barış sürecinin önemli bir adım olduğunu söyledi. Daha önceki çözüm süreçlerini hatırlatan Çelik, yaklaşık 1,5 yıldır ölüm haberlerinin gelmemesinin sürecin en önemli kazanımlarından biri olduğunu belirtti.

    Türkiye’de yaşayan bütün halkların barış sürecini önemsediğini ifade eden Çelik, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini yineleyerek, başta Dersim olmak üzere Sivas, Çorum ve Maraş katliamlarıyla devletin yüzleşmesi gerektiğini vurguladı.

    AKP’nin eski milletvekillerinden Hüseyin Çelik’in bir televizyon programında Dersim adının iade edilmesi gerektiğine ve Dersim’de yaşananların bir katliam olduğuna ilişkin açıklamalarını hatırlatan Çelik, Dersim isminin yeniden iade edilmesini istedi.

    “DEVLETİN YASAL ADIM ATMASINI BEKLİYORUZ”

    Kürt hareketinin süreç kapsamında gerekli adımları attığını ancak devlet tarafından henüz somut adımların gelmediğini belirten Çelik, bunun toplumda “Süreç yeniden sekteye mi uğrayacak?” endişesi yarattığını söyledi.

    Yasal düzenlemelerin önemine dikkat çeken Çelik, cezaevlerinde bulunan siyasetçilerin, gazetecilerin ve düşüncelerinden dolayı tutuklu bulunan kişilerin serbest bırakılması gerektiğini ifade etti.

    Toplumsal barışın ancak toplumun tüm kesimlerinin katkısıyla mümkün olacağını belirten Çelik, şunları söyledi:

    “Toplumsal barış sürecinde Kürt’ü, Türk’ü, Alevi’si, Sünni’si demeden hepimiz bu süreci kucaklamalıyız. Toplumsal barışın kazananı Türkiye halkları olacaktır. Barış sadece Kürtlere ya da Alevilere değil; Gürcülere, Boşnaklara ve bu ülkede yaşayan tüm halklara kazandıracaktır. 72 millet barışı kucaklayacaktır.”

    Çelik, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

    “Türkiye’nin aydınlık yarınlara özgür düşünceyle barışı kucaklaması gerekiyor. Artık ölümlerin olmadığı, kanın akmadığı bir yaşam istiyoruz.”

    Semra ACAR-İZMİR

     

  • Öcalan: Biz Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz!

    Öcalan: Biz Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz!

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti ile görüşen Abdullah Öcalan, İran’a dönük müdahaleye dikkat çekerek, “İran’daki gelişmeler Türkiye’de yürütülen sürecin haklılığını ve önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Biz Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti, 27 Mart’ta Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeye dair açıklama yaptı.

    Yapılan görüşmelerde sürecin önemli bir eşiğe geldiği açık biçimde görüldüğü ifade edilen açıklamada şunlar belirtildi:

    “Bu noktada, çözüm yolunun müzakere, demokratik irade ve tarihsel sorumluluk boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken çok katmanlı bir konu olduğu ortaya konulmuştur.

    Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu süreçte üstlendiği tarihi görev ve sorumluluğa işaret edilmiş; Komisyon raporu sonrasında yürütülecek çalışmaların zamana yayılmaksızın kapsayıcı ve bütünlüklü bir yasal çerçeveye kavuşturulmasının hayati önemde olduğu belirtilmiştir.

    Heyet olarak yaptığımız değerlendirmelerde, tarihsel fırsatların kaçırılmaması ve gerçek çözüm iradesinin hayat bulması için diyalog kanallarının açık tutulmasının ve demokratik siyasetin güçlendirilmesinin gerekli olduğu ortak bir görüş olarak öne çıkmıştır.

    Demokratik toplumun Türkiye’de yaşayan tüm halklar ve inançlar için geleceğin güvencesi olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Bu süreci doğru anlayan ve sorumlulukla yaklaşan herkesin yalnızca bugünü değil ortak geleceği de kazanacağına inanıyoruz.

    Sayın Öcalan’ın görüşme süresince değerlendirmeleri özetle şöyledir:

    “Çözmeye çalıştığımız bu büyük soruna dar yaklaşılmaması gerekir. Çünkü Ortadoğu üzerinde derin hegemonik planlar var. Suriye’de sancılı durumlarla birlikte belli ölçülerde olumlu gelişmeler yaşanırken, şimdi de Iran savaşı gündemde. İran savaşında üç çizgi ortaya çıkmıştır: Birincisi, ABD-İsrail çizgisidir. İkincisi, İngiltere’nin başını çektiği bazı uluslararası ve bölgesel güçlerin statükoyu korumaya dönük çizgisidir. Üçüncüsü ise geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile savunduğumuz demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. İran’daki gelişmeler Türkiye’de yürütülen sürecin haklılığını ve önemini bir kez daha ortaya koymuştur.

    “Biz Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz. Anadolu-Mezopotamya ilişkisi derin tarihsel köklere sahiptir. Tarihin ilk büyük barış anlaşması Hititler ile Mısırlılar arasındaki Kadeş Antlaşması’ydı. Ortadoğu’daki dört bin yıllık siyasal tarih gösterdi ki Anadolu’nun güvenliği Ortadoğu’dan ve Mezopotamya’dan geçmektedir. Demokratik entegrasyon, Mezopotamya kültürünün demokratik bir varlık olarak katılımını ifade eder.

    “Bizim Cumhuriyet ile bir sorunumuz yoktur. Asıl mesele Cumhuriyetin demokratik olmamasıdır. Demokrasi Cumhuriyetin güçlenmesini sağlayacak yegane çözümdür.

    “Toplumların ve ülkelerin tarihsel dönemlerindeki yanlışlıkları, aşırılıkları ve antidemokratizmi dile getirmek, kutsala dokunmak gibi yadırganmamalıdır. Asimilasyoncu yöntemlerin pozitivist bir inançla savunulmasının, ülkeye giydirilmiş dar bir gömlek olduğunu söylemek gerekir.

    “27 Şubat çağrımda da ifade ettiğim gibi silahlı mücadele dönemi sona ermiştir. Artık geriye dönüş mümkün değildir. Yaşadığımız süreç Demokratik Cumhuriyet ile barışa geçiş sürecidir. Arzulanan süreç başarıya ulaştığında Cumhuriyet iki kat güçlenecektir. Demokratik toplum dediğimiz, büyük oranda böyle bir çözümü esas alır. Kürtlerin devletle olan ilişkisini pozitif tarzda düzenleyen bir toplumculuk ve yurttaşlık anlayışı geliştirmeliyiz. Devlet de burada yıkıcı faaliyet ya da güvenlik tehdidi gibi bir durum olmadığını görmeli.

    “Cumhuriyete katılım; kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bunlar sadece Kürtler için değil, herkes için geçerli özgürlük alanlarıdır.

    Bu noktada, sürece ilişkin fikirlerimin doğru anlaşılması için uygun yöntemlerle tüm kamuoyuna ulaşmayı önemli görüyorum.

    “Demokratik entegrasyon çözümü, toplum temelli bir yaklaşımı esas almaktadır. Toplum temelli çözüm ise toplumsal yapıların bütünsel ve kolektif demokratikleşmesini gerektirir.”

    Saygılarımızla, DEM Parti İmralı Heyeti 31 Mart 2026”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın: Türkiye’deki barış tüm Ortadoğu’yu etkileyecek!-VİDEO

    İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın: Türkiye’deki barış tüm Ortadoğu’yu etkileyecek!-VİDEO

    PİRHA-İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, Kürt meselesinin demokratik, barışçıl ve adil çözümünün bütün Ortadoğu’yu etkileyeceğini vurgulayarak, füze ve bombalarla ülkelere demokrasi gelmeyeceğinin altını çizdi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile Orta Doğu’da süren savaşa dair sorularımızı cevapladı.

    “HÜKÜMETİN ÖNÜNDE DURAN ACİL GÖREV, MİLİTANLARININ GERİ DÖNÜŞÜ VE SİYASİ MAHPUSLARIN SERBEST BIRAKILMASI MESELESİDİR”

    PİRHA: Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde yeni bir aşamaya geçildi. Önümüzdeki süreçte ne tür gelişmeler yaşanacak?

    İnsan Hakları Derneği olarak biz bu sürecin barış sürecinin çok aktif olarak takipçisiz, çok yakından takip ediyoruz. Bu sürecin başarıya ulaşması konusunda üzerimize düşen her türlü şeyi yapmaya gayret ediyoruz. Bu konuda kamuoyuna da zaman zaman açıklamalarda bulunuyoruz. Şimdi silahsızlanma meselesi konusunda son bir yıl içerisinde çok önemli gelişmeler yaşandı. Çatışma çözümünün aynı zamanda en çok zor, en zor ayaklarından birisiydi bu ve bu önemli ölçüde başarıldı.

    Dolayısıyla şu anda yapılması gereken silah bırakmanın bir hukuka bağlanması, bir çerçeveye bağlanmış olması. Bunun için de bir yasaya ihtiyaç var. Şu anda en güncel ihtiyaç bu. Bu yasanın içeriği konusu elbette önemli. Nasıl bir yasa çıkacak? Sonuçta eğer bir geri dönüşler ya da bir entegrasyon meselesi konuşulacaksa ya da bu bir program dahilinde yapılacaksa olması gereken ilk iş hızlıca bir çerçeve yasa çıkarıp silah bırakan örgüt mensuplarının, militanlarının Türkiye’ye dönüşünün sağlanması ve sosyal ve siyasal yaşama katılımları sağlanması lazım. İlk ve şu anda en güncel adım bu. Tabii bunun peşi sıra yasalarda yapılması gereken düzenlemeler var. Terörle Mücadele Yasası, İnfaz Yasası, Ceza Kanunu gibi bir dizi kanunda yapılması gereken değişiklikler var ama bunların zaman alacağının farkında.

    Çünkü bu çatışma çözümleri meselesi sonuçta zamana yayılan bir sürece tekabül ediyor. Yılların yarattığı birikimler, tortular var. Bunlardan bir an bir çırpıda kurtulmak mümkün değil. Dünya deneyimleri de bunu göstermiştir. O açıdan güncel olarak şu anda devletin, hükümetin önünde duran acil görev, hızlıca silah bırakan örgüt mensuplarının geri dönüşü ve hapishanelerdeki siyasi mahpusların serbest bırakılması meselesi. Buna ilişkin çok hızlıca bir düzenleme yapılabilir.

    Şu anda hem Kürt tarafının hem de hükümetin söylediği Ramazan Bayramı’ndan sonra bu meselenin gündeme geleceği ya da bir torba yasanın Meclis’e geleceği ya da komisyona geleceği yönünde. Umarım bu gerçek olur. Çünkü bu infaz yasasındaki iyileştirme hali. 4. kez gündeme gelecek. Buna acil olarak ihtiyaç var.

    Sürecin en önemli eksikliklerinden birisi, süreci denetleyecek bir üçüncü göz mekanizmasının yokluğu. Dünya deneyimleri şunu gösteriyor: Eğer bir çatışma çözümünde bir üçüncü göz mekanizması kurulmuşsa %40 oranında daha hızlı ve daha kesin sonuçlar alma becerisi geliştiriyor. Türkiye’deki bu model evet kendine özgün ve önemli ayakları var ama üçüncü göz meselesi eksik.

    “İHD OLARAK SÜRECİN RESMİ BİR PARÇASI OLMAK İSTİYORUZ”

    -İnsan Hakları Derneği olarak sürecin gelişmesinde ne tür rol üstleneceksiniz? Sİvil toplum bu sürecin neresinde olmalı?

    Cihan AYDIN: Biz iade olarak ısrarlı bir şekilde sivil toplumdan oluşan, sivil toplum aktörlerinden oluşan, çatışma çözümünde deneyimi birikimi olan kişiler ve kurumlardan oluşan bir mekanizmanın bu sürece mutlak sürete dahil edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yani taraflara önerilerde ve telkinlerde bulunacak, tarafların hatalı ve kusurlu davranışlarını konusunda uyaracak bir mekanizmaya ihtiyaç var.

    Gerçekten bu sürecin başarısı açısından çok önemli. Dolayısıyla İnsan Hakları Derneği ısrarlı bir şekilde bu sürecin bir parçası olmak istiyor. Resmi bir parçası. Yani sadece dışarıda önerilerde bulunan, raporlar hazırlayan bir örgütten ziyade bir resmi statü bağlamında bu sürecin bir parçası olmak istiyor. Ve bu sürecin başarısını istiyor çünkü. Derdimiz bu.

    Bizim kimseyi hani dövme ya da ya da birinin lehine diğerinin aleyhine bir pozisyon alma gibi bir derdimiz yok. Biz aksine her iki tarafa da söz söyleme becerisi olan, bu konuda cesareti olan ve birikimi donanımı olan bir örgütüz. Bu bu bu konuda cesaretimiz de var. Dolayısıyla bizim temel derdimiz bu sürecin başarıya ulaşması. Resmi olarak da işte İHD ve yanında başka örgütler de olabilir elbette. Israrımız bu yönde. Umarım önümüzdeki dönemlerde bu konuda bir alan açılmış olur.

    “ADİL VE KALICI BİR BARIŞ SURİYE’DEKİ VE İRAN’DA ETKİLEYECEK”

    -Ortadoğu’da savaş yeniden alevlendi. Türkiye’deki süreç Ortadoğu’yu nasıl etkileyecek?

    Cihan AYDIN: Türkiye’deki Kürt meselesinin demokratik, barışçıl ve adil çözümü emin olun bütün Ortadoğu’daki halkları ve devletleri önemli ölçüde pozitif yönde etkileyeceğini düşünüyorum. Eğer Türkiye kendi sınırları içerisinde yaşayan Kürtlerin hakkını, hukukunu teslim ederse yani bu çözüm süreci gerçek anlamıyla bir başarıya ulaşırsa buradan bir sonuç alınıp, adil ve kalıcı bir barışla nihayete ererse emin olun bu Suriye’deki ve İran’daki durumu da çok etkileyecek.

    Şu anki yaşadığımız coğrafyada kaos, savaş ve çatışma var. Suriye’de ve İran’da yaşananları biliyoruz. O açıdan Türkiye’nin buradaki izleyeceği politika, Kürt meselesindeki barışçıl ve adil çözüm Ortadoğu’daki barışa ciddi bir katkı sunacak. Bu savaşları veya bu halklar arasındaki çatışmaları sona erdirme bakımdan önemli bir işlev görecek diye düşünüyorum.

    “AMERİKA YA DA İSRAİL FÜZELERİYLE İRAN’A DEMOKRASİ GELMEYECEK”

    -ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasının ardından savaş daha da derinleşecek. Barış seçeneği ve halkların buradaki tutumu ne olmalı?

    Cihan AYDIN:  Tabii ki halklar kendi öz güçlerine bakmalı. Yani bu yakın zamanda Rojava’daki deneyim bize bunu gösterdi. Yani emperyalizm ya da işte dışsal müdahaleler bugüne kadar dünyanın hiçbir yerine demokrasi götürmemiş. Bunun bir tek örneği yoktur.

    İşte Afganistan’da olanları lütfen herkes bir gözünün önüne getirsin. On yıllarca süren bir savaş, ağır insan hakları ihlalleri, büyük bir kıyım ve acılar yaşandı ama sonuçta demokrasi adına bir geriye gidişten bahsediyoruz. İlerleme değil. Bakın, mevcut durum bile kurulamadı. Daha geriye gitti. Dolayısıyla Amerika ya da İsrail bombaları ve füzeleriyle İran’a demokrasi gelmeyeceği kanaatindeyiz.

    Zaten bu savaşta en çok zarar gören siviller, halklar, kadınlar, çocuklar, dezavantajlı gruplar. Bunun altını ısrarla çizmek istiyorum. Her yerde bu böyle oldu. Suriye’de de böyle oldu. İran’da da böyle oldu ve olacak. Daha ağır tablolarla karşılaşma konusunda endişelerimiz var. Sivil insanların bu işten zarar görmesi konusunda endişelerimiz var.

    Dolayısıyla halklar gerçekten kendi öz güçleriyle, örgütlülük yapılarıyla bu hem bu savaşa karşı çıkmak ama iyi bir gelecek, demokratik bir gelecek kurma konusunda birlikte, yan yana durarak böyle bir imkânın olacağı üzerine yoğunlaşması gerektiğini düşünüyoruz. Diğer türlü uzun süren savaşlar, kıyımlara ve katliamlara yol açma potansiyeli olan bir tehdit ve tehlike ile karşı karşıyayız. O açıdan herkesin bir ötekinin hakkına hukukuna saygı duyan bir yerden meseleye bakıp bir gelecek tasavvuru üzerinde bir araya gelmesi dışında başka seçenek olduğunu düşünmüyorum.

    “BİRLİKTE YAŞAM MÜMKÜN”

    -Suriye’de SDG ve HTŞ arasında bir anlaşma imzalandı. Sahada gelen bilgilere göre ağırda olsa ilerlediğini görüyoruz. Suriye’deki gelişmeleri nasıl okuyorsunuz?

    Cihan AYDIN: Suriye’de birlikte yaşam ilkesi güç kazanmadıkça korkarım ki bu savaşın ya da bu çatışmanın tekrar başlama ya da kendisini tekrarlama gibi bir risk riski var.

    Onun için son tahlilde demokrasi birlikte yaşam ve birbirini tolere etme becerisidir. Yani Suriye’de bu demokratik kültür yani halkların ve inançların bir arada yaşama, birbirine tahammül etme becerisi zamanla üstün gelir ve Suriye’de gerçekten halkların kendi kaderini tayin hakkı ortaya çıkar. Biz bunu en başta bunu söyledik.

    Suriye’deki kalıcı çözüm aslında Suriye’deki halkların ve inançların kendi kaderlerini tayin etme hakkıyla olacaktır. Bunu söylerken bağımsız devlet algısı ortaya çıkıyor. Hayır. Başka seçeneklerde pekala mümkün. Biz Suriye için en uygun modelin bu olduğuna inanıyoruz. Aksi durumda da bu çatışmanın kendisini tekrar etme riski taşıdığını da maalesef düşünüyoruz.

    Diren KESER/MERSİN

  • Öcalan: Demokratik Entegrasyona geçiş barış yasalarını gerekli kılar!-VİDEO

    Öcalan: Demokratik Entegrasyona geçiş barış yasalarını gerekli kılar!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti ve İmralı Heyeti, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıl dönümü dolayısıyla Yılmaz Güney Sahnesi’nde basın toplantısı düzenledi. Abdullah Öcalan, “Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. İniş-çıkışlar, gerilim ve krizler geçicidir, demokrasi er ya da geç kalıcı olacak olandır” dedi.

    DEM Parti ve İmralı Heyeti, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıl dönümü dolayısıyla Yılmaz Güney Sahnesi’nde basın toplantısı düzenliyor. Toplantıda Abdullah Öcalan’ın sürece dair yeni mesajını kamuoyu ile paylaşıldı.

    “ARTIK YENİ BİR AŞAMAYA GEÇMESİ SİYASET KURUMUNUN TARİHSEL SORUMLULUĞUDUR”

    Dem Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, ilk olarak konuştu:

    “27 Şubat’ta sadece bir açıklama yapılmadı, yeni bir sürecin kapısı açıldı. 27 Şubat’ta Sayın Öcana tarafından yapıaln çağrı bir dönemin kapanışı, yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu çağrı tarihsel bir manifestodur. Yarım asırdır devam eden çatışmanın, yoksulluğun ve acının yükünü taşıyan bu ülkenin her bir köşesinide yaşayanların eşit bir şekilde yaşamasının çağrısıdır.

    Sayın Öcalan’ın çağrısına PKK olumlu bir karşılık verdi, gereklerini yerine getirdi. Şimdi sorumluluk devlet ve iktidardadır. Neti somut ve güven verici adımlar atılmalıdır.

    Demokratik Entegrasyon; her kimliğin tanındığı, her yurttaşın eşit kabul edildiği, özgürlüklerin anayasal güvenceye alındığı ortak bir yaşamın adıdır.

    Artık yeni bir aşamaya geçmesi siyaset kurumunun tarihsel sorumluluğudur. Demokratik Entegrasyon;Türkiye’nin bütünüyle demokratikleşmesidir, huzurlu bir ülkede yaşamasıdır. Anadill ve kültür özgürlüğü teminat altına alınmalıdır, inanç ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. Cumhuriyet yeni yüzyılda demokrasiyle buluşmalıdır.

    Bu çağrıyla birlikte oluşan yeni dönemde Demokratik Cumhuriyet’in inşaası için çok şey yapabiliriz. Hep birlikte dönüştürücü gücü ortaya koyabilmeliyiz.

    27 Şubat çağrısının amasız, fakatsız biçimde arkasındayız. ”

    “ARTIK BARIŞIN HUKUKU YAZILMALIDIR”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakrıhan da, bu topraklarda adil ve özgür bir yaşamı kuracaklarını vurguladı.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakrıha, şunları ifade etti:

    “Bu irade çatışmanın diyaloğa ve müzakereye evrilmiştir. Bu irade, inkarın değil eşit yurttaşlığın manifestosudur. Gece gündüz sokaklarda dile getirdiğimiz bir gerçeklik var. Tek tarflı fedakarlıkla barış inşa edilemez. Devlet Sayın Öcalan’ın temposuna uygun hareket etmek zorundadır. Eşik artık aşılmalıdır. Artık barışın hukuku yazılmalıdır.”

    DEMOKRATİK ENTEGRASYONA GEÇİŞ, BARIŞ YASALARINI GEREKLİ KILAR

    DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, Öcalan’ın mesajını paylaştı. Mesajda şunlar yer aldı:

    “Değerli Arkadaşlar,

    DEM Parti İmralı Heyetinin 16 Şubat 2026 tarihinde İmralı’da gerçekleştirdiği görüşmede, Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının yıl dönümü dolayısıyla kamuoyuyla paylaşılmasını istediği mesajlarını sizlere sunuyoruz:

    “27 Şubat 2025 çağrımız, demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanıdır, bir ilke bütünlüğüdür. Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık. Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. Çağrılarımız, konferans ve kongreler bu amaca yönelikti. Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararları, sadece resmen ve fiilen değil zihnen de şiddetten arınmayı ve siyaset tercihini ortaya koymuştur. Bu aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı.

    “Geçtiğimiz bir yıl içinde Sayın Erdoğan’ın iradesi, Sayın Bahçeli’nin çağrısı, Sayın Özel’in katkısı ve sürece olumlu katkı yapan diğer tüm siyasi, sosyal, sivil birey ve kurumların çabalarını kıymetli buluyorum. Ve özellikle Sırrı Süreyya arkadaşımızı bir kez daha büyük bir saygıyla ve özlemle anıyorum.

    Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. Bu ilişki diyalektiğinin tarihsel bir özgünlüğü vardır. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki temel metinler, Türk ve Kürt birliğini ifade ediyordu. 27 Şubat çağrımız bu birlik ruhunun canlandırılma girişimi ve Demokratik Cumhuriyet talebidir. Kandan ve çatışmadan beslenme mekaniğini kırmayı amaçladık. Sorunun tarihselliğini, ciddiyetini ve üretebileceği riskleri görmek yerine kısa vadeli dar siyasi çıkarlara göre hareket etmek hepimizi zayıflatır. İnkârı ve isyanı sürekli kılmaya çalışmak, en büyük kural dışılığı kural kılmaya çalışmaktır. Son iki yüzyılda tersine çevrilmek istenen kardeşliğin önündeki engelleri kaldırıyor, kardeşlik hukukunun gereğini yapıyoruz. Nasıl bir araya gelinir ve nasıl bir arada yaşanılırı tartışmak istiyoruz.

    Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp, demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz.

    Demokratik toplum, demokratik uzlaşı ve entegrasyon, pozitif dönemin zihniyet dünyasının yapı taşlarıdır. Pozitif aşama zor ve şiddete dayalı mücadele yöntemlerini dıştalar. Pozitif inşada amaç herhangi bir kurumu ve yapıyı ele geçirmek değil, toplumdaki her bireyin toplumsal inşada rol alabilecek sorumluluğa ulaşabilmesidir. Amaç, inşayı toplumla birlikte ve toplum içinde yapmaktır. Ezilen kesimler, etnik gruplar, dinsel ve kültürel gruplar kesintisiz ve örgütlü bir demokratik mücadeleyle kendi yaratımlarına sahip çıkabilirler. Bu süreçte devletin demokratik dönüşüme duyarlı olması önemlidir.

    Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir. Onun kadar anlam, gelecek ve güç itibarıyla varlık ve zenginlik ihtiva eden bir çağrıdır. Temelinde demokratik toplum modeli vardır. Ayrıştırmacı ya da tersinden asimilasyonist yöntemlerin alternatifidir. Demokratik entegrasyona geçiş, barış yasalarını gerekli kılar. Demokratik toplum çözümü ise siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel boyutlarda bir mimarinin, bir hukukun tesisini öngörür.

    Günümüzde yaşanan birçok sorunun ve krizin sebebi demokratik bir hukukun yokluğudur. Demokratik siyaset çerçeveli bir hukuk çözümünü esas alıyoruz. Demokratik topluma alan tanıyacak, demokrasiye alan tanıyacak ve bunun güçlü hukuksal güvencelerini oluşturacak bir yaklaşıma ihtiyacımız var.

    Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir. Demokratik sınırlarda ve devletin bütünlüğünü esas alan bir anayasal vatandaşlık ilişkisi dinsel, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını kapsar.

    Günümüzde hiçbir düşünce sistemi demokrasiyi esas almadan ayakta kalamaz. İniş-çıkışlar, gerilim ve krizler geçicidir, demokrasi er ya da geç kalıcı olacak olandır. Çağrımız sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da bir arada yaşama sorununa ve ürettiği kriz haline çözüm bulma amacını taşıyor. Bütün gadre uğramışların var olma ve kendilerini özgürce ifade edebilme haklarını savunuyoruz.

    Kadınlar, hiçbir toplumun ve devletin dikkate almadan kendini sürdüremeyeceği toplumsal güçlerin başında gelir. Günümüzde aile içi şiddet, kadın cinayetleri, ataerkil baskı, hepsi kadının köleleştirilmesiyle başlayan tarihsel saldırının güncel izdüşümüdür. Bu nedenle kadınlar demokratik entegrasyonun en özgürlükçü parçası ve itici gücüdür.

    Dönemin dili buyurgan ve otoriter bir dil olamaz. Karşısındakine kendini doğru ifade etme, doğru dinleme ve ona da kendi doğrularını ifade etme olanağını vermeyi esas almalıyız.

    Tüm bu hususların gerçekleşmesi, karşılıklı saygıya dayalı gelişmiş bir ortak aklı gerektirmektedir.

    Selam ve Saygılarımla,”

    Açıklamanın Kürtçesi Veysi Aktaş tarafıından okundu.

    PİRHA/ANKARA

  • DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar: Rapor güvenlikçi kodlardan kurtulamadı!-VİDEO

    DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar: Rapor güvenlikçi kodlardan kurtulamadı!-VİDEO

    PİRHA – DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, demokratik entegrasyon sürecinin başladığını açıkladı. Ancak kadın cinayetleri, yoksulluk ve siyasal dışlanmanın sürdüğüne dikkat çekerek, barış ve demokratik adımların toplumun tüm kesimlerine yansıması gerektiğini vurguladı.

    “NEGATİF BARIŞ DÖNEMİNDEN POZİTİF BARIŞ DÖNEMİNE GEÇTİK”

    Sayın Uçar, demokratik entegrasyon sürecine girildiği açıklandı. Bu açıklama ne anlama geliyor?

    Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi Sayın Öcalan, heyetle yapmış olduğu son görüşmede toplantıyı ikinci aşama ve demokratik entegrasyon toplantısına giriş olarak ifade etti. Dolayısıyla devletten henüz böyle bir tanımlama olmadığı için tek taraflı bir tanımlama söz konusu. Hatta kendisi “negatif barış döneminden pozitif barış dönemine geçtik” diye önemli bir tabir de kullanıyor.

    Demokratik entegrasyon meselesi hem geçiş yasalarını zorunlu kılıyor hem de çok daha önemli bir şeyi gerekli kılıyor, o da kabul. Kabulden kastımız şu: Bu ülkede yaşayan birçok farklı kimlik ve inanç, farklı toplumsal kesimler var. Bunların kabulü çok çok kıymetli. Demokratik entegrasyon meselesi, sanki devlet mevcudiyetini koruyacak,bu kadar antidemokratik yapının, adaletin ve hukukun çiğnendiği sistem korunacak ve bu haliyle diğer kesimler, başta da Kürtler olmak üzere, bu yapıya entegre olacak gibi anlaşılıyor. Öyle değil. Tam tersine, asimilasyonun ve inkârın karşısında duran herkesin kendi kimliğiyle var olabildiği bir sistemi ifade ediyor. Biz entegrasyon meselesini bir yere entegre olmaktan çok, karşılıklı kabul ve birbirini tamamlayan yeni bir şey oluşturmak olarak tarif ediyoruz. Bu da 100 yıllık devlet aklında demokrasiye ve adalete dönük bir değişimi ve dönüşümü, hem zihni hem pratik açıdan zorunlu kılıyor.

    “KÜRT SORUNU RAPORDA KENDİ İSMİYLE BİLE TANIMLANMAMIŞ”

    Meclis komisyonunun raporu beklentileri karşılıyor mu? Bundan sonra nasıl bir yol izlenecek?

    Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi elbette ki Kürt sorununun çözümü başlığında Meclis’te bir komisyonun kurulması çok kıymetli. Komisyonun yapmış olduğu dinlemeler ve almış olduğu sorumluluk önemli ama komisyonun bütün çalışmaları sonucunda açığa çıkan rapora baktığımızda çok ciddi bir yetersizlik olduğunu söylemek lazım.

    Şimdi Kürt sorunu raporda kendi ismiyle bile tanımlanmamış. Yine bir güvenlik zemininde ve güvenlikçi politikalar ışığında bir değerlendirme var. Ama her birimiz biliyoruz ki bu ülkede yaşayan herkesin tanıklık ettiği Kürt sorununu çözümsüz bırakan esas şeylerden biri, güvenlik zemini dışında bir tartışmanın olmamasıydı. Dolayısıyla komisyon raporu hem Kürt halkının taleplerini karşılamadı hem de bizim açımızdan devletin bugün ihtiyaç duyduğu demokratik çerçeve anlamında ihtiyacı karşılayan bir yerde değil. Ama bir başlangıç olarak almak durumundayız.

    Dem Partiden şerhler var maddeler ile ilgili olarak ama ona rağmen bu sürecin ilerlemesi yönünde daha sorumlu davranmak açısından açığa çıkan böyle demokratikleşme zeminini güçlendiren başlıklara dönük bir itici güç olma ve onun takibini yapmak gibi bir sorumluluğumuz da var. Rapor maddelerinde başlıklar var ama meseleyi sadece PKK’nin silah bırakması üzerinden ve tırnak içinde söylüyorum, “terörün bitmesi” üzerinden tanımlamak, bu ülkenin ya da demokratik kamuoyunun beklemiş olduğu çözümü çözüme açılan bir kapı olarak görünmüyor.

    Elbette ki Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısında en başta vurgu yaptığı şeylerden biri, demokratik siyasetin hayat bulması ve bundan sonraki mücadele hattının da demokratik siyaset üzerinden yürütülmesi. O zaman silah bırakan PKK’lilerin Türkiye’de yaşama katılım biçimlerinin nasıl olacağı konusunda en büyük sorumluluklardan biri de devlette. Bir müstakil yasa tartışması var. Önemli. Ama bu müstakil yasanın gerçekten kendi cümleleri olan işte onur ve gurur meselesini de kapsayan bir şekilde yapılmasının kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Umut hakkı tabiri kullanılmıyor ama umut hakkı önemli aşamalardan biri. Diğer birisi, terörle mücadele kanununda ciddi bir değişikliğe ihtiyaç var. Yine Türk Ceza Kanunu’nda değişikliklere ihtiyaç var bir anlamda. Hasta tutsakların çok hızlı bir şekilde bırakılması gerekiyor.

    “SAVAŞIN ORTADAN KALKMIŞ OLMASI AYNI ZAMANDA ŞİDDET POLİTİKALARININ ORTADAN KALKMASI GEREKLİDİR”

    Barış ve demokratik entegrasyon söylemi var ancak kadın cinayetleri, yoksulluk ve siyasal dışlanma sürüyor. Bu süreç kadınların hayatında gerçekten neyi değiştirecek?

    Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi ülkede savaş en önemli başlıklardan birisiydi ve barış gerçekleşirse savaş berhava olmuş olacak. Bu bir anlamda şiddet politikalarının azalması demek. Kürt’ün varlığı savaşa gerekçe yapıldı ve savaşı meşru kıldı. Savaşın varlığı yoksulluğu gerekli kıldı ve bu da yoksulluğu meşrulaştıran bir durum oldu.

    Şimdi her ikisinin ortadan kalkmış olması başta kadınlar olmak üzere bütün toplumsal kesimlerde ciddi anlamda hak ettiği yaşamı yaşamasına vesile olacak ama kadınlar açısından şöyle bir başlık var. Biz olası barış ve demokratik çözüm sürecinde kadınları sadece izleyen değil tam tersine aktif rolde olmasını önemsiyoruz. Türkiye’deki kadın hareketi ve Kürt kadın hareketi ile birlikte belli başlı mekanizmalar kuruldu.

    Kadın cinayetleri bağlamında şiddet çok meşrulaştırılmış durumda. Hem hukuk sisteminde, hem adalet sisteminde. Özellikle Muğla’da katledilen Pınar Gültekin. Pınar’ı katleden kişi yakalandığında mahkemeye verdiği ifade ibretliktir. Kendisinin Ak Tütün baskınında yer aldığını, o baskından sonra yaşamış olduğu psikolojik sorunlardan kaynaklı olarak bu cinayeti işlediğini söylemişti. Bakın savaş, erkek ve kadın cinayetleri.

    Savaşın ortadan kalkmış olması aynı zamanda şiddet politikalarının ortadan kalkmasını gerekli kılar. Bu da kadınların mücadelesinin açmış olduğu özgürlük alanını genişletmiş olur. Savaşın beslediği iki şey daha var. Birisi milliyetçilik, diğeri de onun kardeş ideolojisi olan cinsiyetçilik. Barışın ve demokratik adımların atıldığı her yerde insanlar milliyetçiliğe sarılmaktan da, cinsiyetçiliğe sarılmaktan da vazgeçecekler. Dolayısıyla esas olan şey kadınları barışın kurucu mekanizmasında yerlerini verdirtmek, orada birlikte emek harcamak ve oluşacak olan barışın demokrasinin de kadının eliyle ve emeğiyle gerçekleşmesini sağlamak.

    Nuray ATMACA / DERSİM

     

  • Komisyon raporu Aleviler için ne sundu; Zeynel Abidin Koç yorumladı!-VİDEO

    Komisyon raporu Aleviler için ne sundu; Zeynel Abidin Koç yorumladı!-VİDEO

    PİRHA – Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı nihai raporu yorumladı. Koç, halkın beklediği sonuç odaklı bir rapor olmadığını belirterek “Alevilerin duygu ve düşüncelerinin hiçbiri, bu rapora yansımadı” dedi.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta başlatılan Barış ve Demokratik Toplum Süreci ardından Mecliste kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, çalışmalarını tamamladı. Komisyon, oy çokluğuyla 83 sayfalık nihai raporunu da kamuoyu ile paylaştı.

    Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Başkanı Zeynel Abidin Koç, Kürt sorununun çözümü konusunda Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporu yorumladı. Koç, halkın beklediği sonuç odaklı bir rapor olmadığının altını çizdi.

    “HALKIN BEKLEDİĞİ BİR RAPOR OLMAMIŞ”

    “Alevilerin duygu ve düşüncelerinin hiçbiri, bu rapora yansımadı” diyen Koç, “Toplumsal barışın kalıcı zeminini kuracak bir raporla mı karşılaştık?” sorusuna şu yanıtı verdi:

    “Net olarak söyleyeyim. Hayır. Yani, halkın beklediği sonuç odaklı bir rapor olmamış. Ama temelde baktığınız zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir araya gelip iyi veya kötü bir rapor çıkması da kıymetli. Kıymetli ama raporun içeriğinde hiçbir bir net sonuç yok, tamamen temennilerden oluşmuş bir rapor.”

    “NASIL BİR KARDEŞLİKTEN BAHSEDİYORLAR?”

    Söz konusu raporda, dinlenen birçok kesimin taleplerine yer verilmedi. Alevi kurumlarının, komisyona katılıp sorunlarını anlatma talebi ise karşılık bulmadı. Ancak buna rağmen raporda Alevilere dair “Bu coğrafyanın Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni ve diğer tüm kesimleri 10 yıllar boyunca süregelen acıların ve çatışmaların tekrarına rıza göstermemektedir” ifadelerine yer verildi. “Aleviler bir kez daha yok sayıldı” diyen Koç, düşüncelerini şu cümlelerle paylaştı:

    “Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri olan demokratikleşme sorunu içerisinde Alevilerin duygu ve düşünceleri hiçbir şekilde bu rapora yansımadı. Türkiye Büyük Millet Meclisi sonuçta ‘hepinizi dinlerim ama ben kendi bildiğimi okur, kendi bildiğimi yazarım’ dedi.

    Raporun 28. sayfasında zaten deniliyor ki ‘birinin acısının diğerinin huzur getirdiği bir anlayış bizim medeniyetimizde asla tutunamaz. Birlik ve bütünlük sağlanmadıkça bu huzur gelmez. Bu sebeple kardeşlik bağlarımız asli ilkemizdir’.

    Biz bunu, bugüne kadar görmedik. Biz bunu 1921’de Koçgiri’de, 1938’de Dersim’de, 1978’de Maraş’ta, 1993’te Sivas’ta görmedik. ‘Kardeşlik’ derken neyi kastediyorlar?

    Bu halk zaten hiçbir zaman birlikte yaşama kültüründen size rağmen; yani sizin baskıcı rejimlerinize rağmen vazgeçmedi. Cumhuriyeti örnek alsanız 7-8 defa katliamdan, soykırımdan geçmemize rağmen biz her zaman barışın yanında yer aldık. Ama raporun sadece bir yerinde ‘Alevi’ kelimesi geçmiş. O da çoğulculuğu içine katmak amacıyla… 82 sayfalık raporun içerisinde kesinlikle bir şey yok. Hiçbir talebimiz, rapora nokta kadar bile geçmemiş.”

    Komisyon raporunun en tartışmalı kısımlarından biri de “terörsüz Türkiye” vurgusu oldu. Bu söylem üzerinden sürece yaklaşmanın toplumda güvensizlik oluşturduğunu söyleyen Zeynel Abidin Koç, şunları söyledi:

    “Türkiye’de insanlar kendilerini tanımlayamıyor! Bu bir terör. İnsanlar istedikleri dili konuşamıyor, kendi dillerinde eğitim alamıyorlar. Bu bir terör. Türkiye’de insanlar, kendi inançlarını ifade edemiyor; işte Alevileri örnek alın. Kendi ibadethanelerine, cemevlerine ‘ibadethane’ denmiyor. Bu bir terör. Terör dediğiniz sadece silahla yapılan bir çatışma değil ki. Bu raporun tek bir hedefi var; Türkiye’de özellikle doğu coğrafyasında yaşanan silahlı çatışmasının bitmesi. Bunun da nasıl biteceğini de ifade etmeyen bir rapor.”

    “KOLAY BİR SÜREÇ DEĞİL”

    Zeynel Abidin Koç, sürecin ilerleyebilmesi için hangi adımların atılacağının kamuoyuna açıklanması gerektiğini vurguladı. “Atılacak adımların hiçbiri raporda yazmıyor” diyen Koç, demokratikleşmenin zorunluluk olduğunu anlattı.

    “Demokratikleşme adımının bir an önce atılması lazım. Türkiye’deki bütün sorunların temel kaynağı bu. Devletin, eşit yurttaşlığı bir an önce demokratikleşme paketiyle garanti altına alması gerekir. Aksi halde halk, sürece dair her zaman şüpheli kalacaktır. Ancak şunu da söylemek gerekir; kolay bir süreç değil. Bu mücadelenin içerisinde çeşitli siyasal görüşleri olan partiler var. Ve bunların gerçek anlamda bir araya gelip komisyon kurması, gerçi rapor bir hüsran ama bunun oluşturulmuş olması bile kıymetli. Ama bunun devamının gelmesi gerekir. Eğer gelecekse hangi tarihte gelecek? 2026’da mı 2027’de mi yoksa seçimlerden sonra mı? Yoksa ‘seçimlere kadar bu raporla gidelim. Tekrar seçilelim. Sonra bakarız’ mı denilecek. Çünkü net tarihler yok.”

    “DEMOKRATİKLEŞMEYİ SAĞLADIĞINIZDA ORTADA SORUN DA KALMIYOR”

    Sürecin, “Terörsüz Türkiye” söylemi üzerinden yürüyemeyeceğinin altını çizen Zeynel Abidin Koç, “Siz demokratikleşmeyi halkınız için mi yoksa başkasıyla girdiğiniz pazarlık üzerinden mi yapıyorsunuz?” diye sordu. Devletin yaklaşımının doğru olmadığını söyleyen Koç, şu görüşleri de paylaştı:

    “Bir pazarlık yapacak durumda değilsiniz. Yönümüzü demokratikleşmeye dönmek zorundayız. Orta Doğu’daki iktidarlar gibi krallıkla yönetilen bir ülke değiliz. O yüzden bu açıklama çok sakat, mantıksız bir açıklama. Siz, ülkenizdeki bütün demokratikleşme sürecini yerine getirdiğiniz zaman zaten kimse kendine yandaş ve taraf da bulamaz. Siz zaten halkınızın gerekli olan bütün demokratikleşme, özgürlük mücadelesindeki hakları tanıdığınız zaman ortada bir konu kalmıyor. Türkiye Cumhuriyeti Mahkemelerinde böyle bir yargı var. Mesela bir dava konusuz kalmışsa otomatikman dava kapanıyor. Çünkü konusuz kalmış. Burada da eğer mevcut Türkiye Büyük Millet Meclisi bu kararları bir an önce uygulayıp konuları konusuz bırakırsa otomatikman her şey yerine oturmuş olacak.”

    “BİZİ TANIMLAMAYIN!”

    Zeynel Abidin Koç, değerlendirmesinin sonunda AKP-MHP iktidarına “Bizi tanımlamayın, bizi tanıyın” uyarısında bulundu. Koç, “Bizim sözümüz dinlenmeden veya komisyona aktarılmadan Alevi sorununun çözüleceğini sanmaları şahsen bizim açımızdan doğru bir yaklaşım değil” diye konuştu.

    ErenGÜVEN/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri’nden Meclis Komisyonunun raporuna eleştiri!

    Cumartesi Anneleri’nden Meclis Komisyonunun raporuna eleştiri!

    PİRHA – Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun raporuna ilişkin eleştirilerini paylaştı.

    Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, Kürt sorununun çözümü için kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun nihai raporuna dair eleştirilerini paylaştı.

    “İNKÂR VE YOK SAYMA”

    Yazılı yapılan açıklamada Cumartesi Annelerinin taleplerinin görmezden gelindiğine dikkat çekildi. “Büyük bir hayal kırıklığıyla gördük ki komisyonun hazırladığı raporda ne hakikatimize ne de dile getirdiğimiz taleplere yer verilmiş” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Demokratikleşme ve toplumsal barış iddiasıyla hazırlanan bir raporda, zorla kaybetmeler gibi ağır, sistematik ve süreklilik arz eden insan hakları ihlallerinin yok sayılması; bu iddianın kendisiyle açık bir çelişki içindedir. Kayıp yakınlarının beyan ve taleplerini resmi kayıtlardan dışlamak; acıyı derinleştiren, yas hakkını gasp eden ve adalet talebini bastıran anlayışın sürdürülmesidir. Bu tutum, kayıplarımızın akıbetini karanlıkta bırakan şiddetin yalnızca geçmişte kalmadığını; inkâr ve yok sayma yoluyla bugün de devam ettiğini göstermektedir. Görünmez kılınan her söz, uzatılan her sessizlik, cezasızlığı büyütmektedir. Toplumsal barış inkârla değil, hakikatin kabulüyle mümkündür. Dayanışma mağdurların sesini kısmakla değil, onların adalet talebini sahiplenmekle güçlenir. Demokrasi ise eleştirel hafızayı dışlamakla değil, geçmişle cesurca yüzleşmekle kök salar. Sözlerimizin ve taleplerimizin resmi bir raporda yer bulmaması, yalnızca bize değil; adalet arayan, hakikat talep eden tüm topluma yapılmış bir haksızlıktır. Komisyon raporunda yer verilmemiş olabilir. Ancak mücadelemiz resmi metinlere, resmi onaylara ihtiyaç duymayacak kadar meşru ve güçlüdür. 30 yılı aşan ısrarımızla söylüyoruz: Biz buradayız. Kendi tarihimizi, kendi hafızamızı ve kendi hakikatimizi yazmaya devam edeceğiz. Kayıplarımızı unutturmayacağız.”

     

    Açıklamanın talepler kısmında ise şu cümlelere yer verildi:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları eksiksiz uygulansın.

    Galatasaray Meydanı’ndaki keyfi yasaklamalar son bulsun.

    TBMM bünyesinde, gözaltında kayıpları araştırmak üzere bağımsız ve etkili bir Hakikat Komisyonu kurulsun.

    Devlet, gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğunu kabul etsin.

    Gözaltında kaybedilenlerin akıbetleri açıklansın; kalıntıları ailelerine teslim edilsin.

    Fail ve sorumluları koruyan cezasızlık uygulamalarına son verilsin; etkin ve tarafsız soruşturmalar yürütülerek adalet sağlansın.

    Gözaltında kaybetme fiili insanlığa karşı suç olarak düzenlensin; zamanaşımı cezasızlığın aracı olmaktan çıkarılsın ve bir daha hiç kimse gözaltında kaybedilmesin.

    Türkiye, BM Tüm Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme’yi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’nü imzalasın, onaylasın ve uygulasın.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Meclis Komisyonu’nun, son toplantısı başladı!

    Meclis Komisyonu’nun, son toplantısı başladı!

    PİRHA- Kürt sorununun çözümü kapsamında kurulan Meclis Komisyonu’nun, son toplantısı başladı. Toplantıda konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, güç dengelerin değiştiği bir ortamda Türkiye’nin iç barış ve istikrarını sağlaması, yeni imkânları ortaya çıkaracağına dikkat çekti.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci sonrası kurulan Meclis Komisyonu’nun nihai raporun görüşüleceği son toplantısına başladı. Raporun açıklanması, kapsamlı biçimde tartışılması ve oylanması beklenen toplantı, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında gerçekleştiriliyor. Komisyonda yer alan tüm partilerin üyelerinin katıldığı toplantıda, rapora dair son değerlendirme yapılması bekleniyor.

    Toplantı öncesi konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, tarihi bir dönemden geçildiğinin altnıı çizerek, şunları ifade etti:

    “Bu süreçte Gazi Meclisimiz, üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz şekilde üstlenmiştir. Bölgemizde bugün yaşanan sorunlar, emperyalist müdahalelerin bıraktığı derin izlerin sonucudur. Bu müdahalelere bizim cevabımız ise daha fazla mücadele, daha fazla kardeşliktir. Güç dengelerin değiştiği bir ortamda Türkiye’nin iç barış ve istikrarını sağlaması, yeni imkânları ortaya çıkaracaktır.  Toplumsal meşruiyet ve demokratik kapasitenin aynı anda güçlendirilmesi gerekmektedir.

    Yakın çevremizde ve bölgemizde kimlik temelli fay hatlarının diri tutulması, ülkemize çok ciddi sorumluluklar yüklemektedir. Bu konu dar siyasi hesapların çok ötesinde bir realitedir. Güvenliğin yanında hukuk devleti pratiğini ve milli dayanışma iradesini aynı anda kuvvetlendiren bir birliği gerektirmektedir.

    TBMM, her meselenin meşru adresidir. Siyasal hayatın son dönemde ürettiği temaslar, kamu vicdanının talepleri Meclis’imizin temsil gücünü gerekli kılan bir istişareyi gerekli bırakmıştır. Komisyona katkı sunan partilerimizin raporları, birer politika belgesidir. Rapor af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak duran, hukuku merkeze alan ve kamu vicdanını merkeze alan yaklaşımı ana hatlarıyla oraya koymaktadır. Raporda bahsedilen düzenlemeler ve önerilere ek olarak, siyasi partilerin daha önce kendi raporlarında ifade ettikleri yeni bir Anayasa’ya ihtiyaç duyduğu da aşikârdır.”

    Numan Kurtulmuş’un konuşmasının ardından toplantı başladı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • DEM Parti İmralı Heyeti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmek için yola çıktı!-VİDEO

    DEM Parti İmralı Heyeti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmek için yola çıktı!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Mithat Sancar ve Pervin Buldan, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapacakları görüşme için Cumhurbaşkanlığı Küllisyesi’ne doğru yola çıktı.

    Halkaların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Mithat Sancar ve Pervin Buldan, yaklaşık dört ayın ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapacakları beşinci görüşme için Cumhurbaşkanlığı Küllisyesi’ne doğru yola çıktı.

    Görüşme öncesi gazetecilerin sorularını yanıtlayan Pervin Buldan, sürecin nasıl ilerleyeceğine dair bir görüşme olacağını belirterek, “Önemli bir görüşme olacağını biz de düşünüyoruz. En son 3 buçuk ay önce bir görüşme gerçekleştirmiştik. Tabii sürecin geldiği belli bir aşama var. Meclis komisyonunun yazım aşamasına, rapor yazım aşamasına geçtiği bir dönemde büyük bir beklenti de var kamuoyunda. Sürecin nasıl ilerleyeceğine dair de var. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı ile yapacağımız görüşmede önemli gündemlerimiz var. 4-5 gündemimiz var. Görüşme bittikten sonra yazılı bir açıklama yapacağız. Önemli bir görüşme olduğunu söyleyeyim” dedi.

    “UZLAŞMA ÖNEMLİ”

    Mithat Sancar ise, şunları ifade etti:

    “Son görüşmemizden bu yana önemli gelişmeler yaşandı. Hem burada hem Suriye’de ve ayrıca Meclis komisyonunun çalışmaları da son aşamaya gelmiş bulunuyor. Bunları Sayın Cumhurbaşkanı’yla ele alacağız. Karşılıklı tabii görüşlerimizi paylaşacağız. Bizim önerilerimiz var; onları sunacağız. Meclis komisyonunun ortak raporu ile ilgili şu an çalışma sürüyor ve bu konuda henüz son nokta konmuş değil. Partilere taslak gönderildi. Bu taslak üzerinden değerlendirmeler yapacak partiler. Mümkün ölçüde biz uzlaşmayla en geniş kesimleri kapsayacak ve onları rahatlatacak bir formülasyonla raporun çıkmasını istiyoruz. Böyle bir uzlaşma zemini var. Umarım bu zemini bütün partiler iyi bir şekilde değerlendirir. sürecin ruhuna ve gelecekte hepimizi rahatlatacak, her kesimi rahatlatacak noktalara varması önemli. Böyle bir uzlaşma için biz elimizden geleni yapacağız. Diğer partilerden de bu konuda aynı tutumun geleceğini düşünüyoruz, bekliyoruz.

    Önce ortak rapor üzerinde partilerin değerlendirmeleri olacak. Sonra yazım kurulu tekrar bir araya gelecek. Bu şartlarda bu ayın sonuna yetişmesi beklenebilir. Henüz karşılıklı görüşme ve değerlendirmeler alınmadı. Bence bir uzlaşma için herkes elinden geleni yapacaktır, yapmalıdır. Görüşmede süreçle ilgili bugüne kadar yaşanan gelişmeleri ve bundan sonra yapılması gerekenleri gündemde olan önemli konuları ele alacağız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Özel: Herkesi barışı ve kardeşliği savunmaya davet ediyoruz!

    Özel: Herkesi barışı ve kardeşliği savunmaya davet ediyoruz!

    PİRHA- İktidarın, Suriye’de çatışmanın tarafı olarak değil; barışın, uzlaşmanın ve uzlaşının koruyucusu olarak davranmak durumunda olduğunu vurgulayan CHP Lideri Özgür Özel, “Türkiye barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunuz bu zamanda, bir barış ve istikrar adresi olduğunu kanıtlamalıdır. Suriye’de yaşananlar, Türkiye’deki barış sürecini sekteye uğratmamalı, kendi içimizde kardeşliğin güçlü hikayesi yazılmalıdır” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli milletvekillerimiz, grubumuzun Türkiye’nin dört bir yanından gelen kıymetli konukları, televizyonlarından bizi izleyenler, radyolarından dinleyenler, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ile selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz” dedi.

    “HATAY’DA İNFİAL OLUŞTU”

    Özel, şöyle devam etti:

    “Geçen hafta konuştuğumuz, sözleştiğimiz, söz verdiğimiz gibi hep birlikte yoğun bir hafta geçirdik. 81’inci eylemimizde çarşamba akşamı Beşiktaş’ta muhteşem bir kalabalıkla beraberdik. O sırada ve tüm hafta boyunca, şu an dahi Meclis Genel Kurulu kapalı olduğu her dakika Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilleri emekliler için nöbette, emekliler için adalet nöbetindeler. Hafta sonu deprem bölgesinde, Hatay’daydık. Aslında 1-7 Şubat arası, depremin olduğu hafta deprem bölgesinde olacağız. Bütün milletvekillerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı aday ofisindeki gölge bakanlarımız, politika başkanlarımızla beraber hep birlikte bölgede olacağız. Ben de bölgede olacağım. Hatay’da bir miting yapmak, nisan ayı için planladığımız bir durumdu. Ancak Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesine gitmesi, orada söyledikleri – söylemedikleri, yaptıkları – yapmadıklarıyla Hatay’da büyük bir infial oluştu. Değerli üç milletvekilimiz, il örgütümüz, Hatay halkının Hatay’da bir miting istediğini söylediler. Dedik, ‘Hava soğuk.’ Dediler, ‘Olsun.’ ‘Yağmur varmış.’ Dediler, ‘Olsun. Mutlaka Genel Başkanımızın doğruları konuşmak ve Hatay’ın duygularına ses olmak için burada bir mitingte olması lazım.’ Biz de kalktık, geçtiğimiz cumartesi günü Hatay’a gittik. Özetle durum şu… Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesiyle ilgili şöyle bir muradı var: Deprem bölgesinde tüm sorunlar çözülmüş. Tüm sıkıntılar bitmiş, herkesin keyfi yerindeymiş. Kimsenin derdi, tasası, endişesi, isyanı yokmuş ve buna bölge ses çıkarmasın, geri kalan 70 il de buna inansın. Bu da Erdoğan’ın hanesine olumlu yazsın. Bütün hesap bu. Bunun için deprem haftasında gidip de Hatay’da insanların içinde olmak yerine, deprem gününe özel bir program yapmış ve Hatay’a önceden gidip işte en çok Hataylıları isyan ettiren… Çevre illerden oraya insanları getirip, devlet memurlarını zorlayıp… Aylar, yıllar sonra söylüyoruz, meydana çıkıp drone’lar uçuruyorlar. Drone’dan bakıyorsun; bina bitmiş. Drone aşağıya iniyor, bir bakıyorsun; branda gerilmiş. Yapılanları, taş üstüne taş koyanları takdir etmek lazım. Ama öyle bir dil tutturuyor ki ‘kendileri her şeyi tam yapmış ve kendileri dışında kimse de deprem bölgesine gitmemiş.’ Hatta utanmadan, sıkılmadan açık açık şunları söyledi. Dedi ki ‘Muhalefet enkazda yoktu. İnşa aşamasında yoktu. Taş üstüne taş koymadılar. Deprem turisti olarak geldiler. Bir gittiler ve Hatay’a, deprem bölgesine uğramadılar.’ İsyanın en büyük sebeplerinden bir tanesi de bu.

    “45 GÜNLÜK KOORDİNASYON YAPTIK”

    Deprem günü Sayın İsmail Küçükkaya’nın Halk TV’de konuğu olacağım. Şimdiki Malatya il başkanımızın telefonuyla uyandım. Uyandırabildiğim herkesi uyandırıp, programı iptal edip Ankara’ya doğru yola çıktım. Cumhuriyet Halk Partisi grubunun, grup başkanvekillerimizle birlikte, Engin Altay ve Engin Özkoç ile birlikte ‘Ne yapalım? Ankara’da bir koordinasyon toplantısı yapalım ama gruba zaman kaybettirmeyelim’ dedik. Hepsinin cep telefonunda hala durur. Merak eden basın mensubu sorsun, geçen dönem milletvekilleri göstersin. Sabah 09.21’de; ‘Tüm milletvekilleri, bulabildikleri ilk vasıtayla deprem bölgesine intikal etsinler. Açık havaalanı, Adana Havaalanı’dır. Hava yolunu tercih edecekler Adana Havalimanı’na gitsinler.’ Adana örgütüne, Adana milletvekillerini 10’ar, 10’ar grupladık. Her inen milletvekilinin hangi ile yollanacağı belli. 10 ile inen milletvekillerini dağıtmaya başladık. Pazartesi günü bölgenin milletvekilleri dışında öğle saatlerinden itibaren Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri bölgeye intikal etmeye başladılar. Salı günü öğlen 123 milletvekiliyle eş zamanlı değerlendirme toplantısı yaptık biz orada. Eş zamanlı, yani herkes bulunduğu bölgedeki 8, 9, 10 arkadaşıyla telefon imkanıyla, online görüntü imkanı olanlar onunla. Değerlendirme ve koordinasyon toplantısı yaptık. 45 gün bu kardeşinizle üç grup başkanvekili bölgede koordinasyon yaptı. Rotasyonlu olarak bütün iller bizler tarafından bölüşüldü. Her ilin sabit milletvekilleri o ilde Cumhuriyet Halk Partisi’nin gayretini, emeğini, hüznünü ve oraya yapacağı katkıların karınca kararınca koordinasyonunu gerçekleştirdiler.

    “UTANMADAN, SIKILMADAN KONUŞUYORLAR”

    Boşuna mı? Ya şöyle bir düşünün; Adıyaman Belediye Başkanı, o dönemin Adıyaman’daki tek CHP milletvekili. Aday belirlemek için ekip yolladık. ‘Adıyaman kararını vermiş’ dediler. Türkçe, Kürtçe bağırıyorlar ‘Abdurrahman, Abdurrahman’ diye. Adıyaman gibi yerde CHP’nin yüzde 50’den fazla oyla belediye başkanı seçilmesi, deprem turistliğinden kaynaklanıyor olabilir mi? Malatya’da 10 ay önce yüzde 19 oy almışken, liste başı milletvekili Veli Ağbaba’yken, 10 ay sonra yapılan ankette, hata sanıp anketi yenileyip, seçimde Veli Ağbaba’nın yüzde 38 oy alması depreme turist gibi gidip bir bakıp ayrılmasıyla mı olur? Bütün Türkiye’den koordine edilen yardımları kendi elleriyle bizzat dağıtımına eşlik etmesiyle mi olur? Bakmayın Hatay’da bizim hatamızdan çeşitli yamukluklardan, seçim gününde yapılan rezilliklerden, 2 bin 500 oy farkla kıl payı kaybetmişiz. Utanmadan, sıkılmadan konuşanlara söylüyorum. Biz bunu başka zamanda çıkıp da öyle teker teker… Üstümüze düştü, yaptık. ‘Bölgeye selam vermediler’ diyen Erdoğan’a söylüyorum. Erdoğan’ın ona oy veren seçmenlerine, buna tanıklık eden deprem bölgesindeki namuslu, onurlu, vicdanlı ve haysiyetli insanlara söylüyorum. Toplamda 9 bin 600 araç, 28 bin 500 personelle 60 gün boyunca bölgedeydik. 7 bin 200 TIR, dört uçak, altı gemi gıdadan sağlık malzemesine, çadırdan sobaya kadar bölgeye yardım ulaştırdık. 155 mobil mutfak, 163 ikram aracı, 18 mobil fırın, üç milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı soba, 50 bin çadır, bin 810 konteyner ulaştırdık bölgeye. Rakamlar AFAD’dan. Merak eden gider. AFAD koordine etti bunları. İlk günler dedi ki AFAD ‘Bilmeden yardım yapmayın. Doğru bir koordinasyon kuralım.’ Hatay için sorduğunuzda; Hatay özelinde 4 bin 65 araç, 14 bin 63 personel, 3 bin 246 TIR, 85 mobil mutfak, altı mobil fırın, 25 ikram aracı… İnanmayan gelsin, bir milletvekili versin. Ben de vereyim Hatay milletvekilini yanına. Örneğin altı mobil fırın hangi mahalleye kuruldu, gösterelim. Ahaliye soralım ‘Var mıydı, yok muydu?’ 20 bin çadır, 893 konteyner, bin 188 jeneratör, 897 mobil tuvalet ve duş… ‘Taş üstüne taş koymadılar, gelip selam vermediler.’ Bunu Türkiye’ye söylüyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, bunu Hatay’da söyleyince infial olması şundan; gördüğüne yalan atıldığı için, bildiği inkar edildiği için çıldırıyor Hatay. ‘Bu kadarı da olmaz’ diye.

    İktidar olmakla sahtekar olmak başka şeylerdir. Türkiye Cumhuriyeti iktidarı her türlü eleştiriyi alabilir, her türlü icraatı yapabilir ama muhalefete karşı sahtekarlık yapamaz. Ne diyorum? Duymamam gerekeni duyarsam duyman gerektiğini duyarsın kardeşim. Sen yalan attın burada. Şimdi sor bakalım deprem bölgesine; depremde vatandaşlar günlerce enkaz altında ‘Sesimi duyan var mı?’ derken, tam donanımlı Türk ordusu üç gün sahaya çıktı mı, çıkmadı mı? ‘Ordu çıksın’ çağrıları sosyal medyada üç gün yükseliyorken senin saraydaki çok bilmiş danışmanların sana ‘Orduyu dışarı çıkarmak kolay, kışlaya geri sokmak zor’ deyip o şartlarda bile ‘Aman ha darbe, marbe’ korkusunu yükseltiyorlar mıydı, yükseltmiyorlar mıydı? Millet sokaktayken Kızılay parayla çadır sattı mı, satmadı mı? Sen 1999 depreminde üçüncü gün Kocaeli’nde deprem çadırı sırasını gösterip, 1999’dan sonra yapılan seçimlerde; ‘Üç gün oldu millet çadır sırasındaydı’ dedin de Hatay’da, Kahramanmaraş’ta 33’üncü gün… Bak ‘Üç’ dedin ya rahmetlinin arkasından, 33’üncü gün halen daha çadır sırası bekleyen var mıydı, yok muydu? Vallahi arkadaşlar siz ‘Vardı’ diyorsunuz ya, ben bunu Hatay’da söyledim ve 10 bin kişi birden ‘Vardı’ diye bağırdı. Adamların ondan içi yanıyor. Olanı biliyorlar, yalanı görüyorlar. Yardım bekleyen vatandaşa, deprem altındaki cep telefonuna IBAN attın mı, atmadın mı para toplamak için? Dünya kadar deprem vergisi topladın, oraları depreme hazır edemedin. Sonrasında dünya kadar yardım toplandın, göçük altındaki depremzededen bile IBAN ile para istedin. Şimdi bunlar unutulmuş, beyefendi kendi çıkmış meydana. O süreç, o şaşkınlık, üç gündeki o büyük kayıplardan mesul değilmiş gibi çıkmış, ‘Her şeyi ben yaptım, başka kimse bir şey yapmadı.’ Böyle demese ‘Büyük felaket, artısı ve eksisi var, bilmem ne’ diyeceğiz.

    “‘OYU VERİRSENİZ BİR YIL SONRA GEÇERSİNİZ EVİNİZE’ DEDİ”

    Ama şunu da söyleyeyim. Ben Hatay Samandağ’daydım. Şahit, bir telefonla ulaşırsın; Uşak Belediyesi. O gün AKP’de, yanılmıyorsam da adı Ali Bey, Ali Başkan. Bir baktım çok güzel bir mutfak kurmuş. Samandağ’da canhıraş yemek dağıtıyor. Dedim ki ‘Belediye Başkanının telefonu kimde var?’ Sorumlularını çağırdılar. Onda var. Aldım ve aradım. Pardon, ben ilk önce telefonu buldum. Aradım, açmadı. Tanımıyor numarayı. Arattırdım birinin telefonundan. ‘Ali Bey ben Özgür Özel. Sizi tebrik ederim, Samandağ’dayım. Burada çok cansiperane çalışan arkadaşlar var. Şu kadar saattir uykusuzlarmış. Onları tebrik ediyorum, sana da teşekkür ediyorum’ dedim. Bizim siyasetimiz böyle siyaset. Öyle kötü günde ‘AK Parti yapmış, MHP yapmış’ olur mu? Ama diğer taraftan bakıyorsun, yapılanı inkar eden ve kendi kusurunu örten bir anlayış. Gelelim; o dönem deprem arkasından seçim geliyor. Yok efendim demişler ki ‘Bunlar bu enkazın altında kalır.’ Vallahi ben bir CHP’liden bunu duymadım. Demişiz ki ‘Bunlar bu evleri 10 yılda yapamaz.’ Ben böyle bir şey de duymadım. Benim duyduğum bir şey var. ‘Oyu verirseniz bu kardeşinize bir yıl sonra geçersiniz evinize’ dedi. Doğru mu, değil mi? Bir yıl bitti, teslim edilen konut verilen sözün yüzde 2,7’siydi. ‘O kardeşine’ güvenen 100 kişiden 97’si ya sokaktaydı, çadırda; ya konteynerde, ya gurbette. Bir yıl daha geçti üstünde, sözlerin yüzde 30’u tutuldu. ‘O kardeşine’ güvenenlerin yüzde 70’i çadırda, konteynerde, gurbetteydi. Üç yıl geçti. 650 bin konut demişti. ‘455 bin’ verdim diyorlar ki Hatay’da onu da duydum ki anahtarı almış, daha subasmanı yeni çıkmış. Yine de verilen rakamı doğru kabul edelim. Verdikleri sözün yüzde 70’ini tuttular üç yılın sonunda. Algı ne? ‘‘Muhalefet yapamazsın’ dedi, biz yaptık.’ Sen ‘Bir yılda yapacağım dedin, üç yıl oldu daha yüzde 70’ini yaptın.

    “DEVLET BAHÇELİ ÖNERGESİNİ VERSİN, ONUN ÖNERGESİNİ GEÇİRELİM”

    Gelelim haftanın en önemli gündemlerinden bir tanesine. Belki en önemlisine. Toplumun her kesiminde ağır sorunlar var. Ancak AK Parti’nin bu sorunları çözecek artık becerisi de enerjisi de yok. Biz sorunları konuşmaya, çözüm üretmeye devam ediyoruz. Biraz önce söyledim. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kıymetli grubu tam 13 gündür 7 gün- 24 saat bu yüce Meclis’te emekliler için nöbet tutuyor. Olay nasıl gelişti? Emeklilere en düşük emekli maaşı 18 bin 938 lira olacak. Hiçbir emekliye seyyanen zam verilmediği, emeklilerin açlığa ve sefalete sürüklendiği bir ücret teklif ettiler. Grup Başkanvekillerimizle hızlı bir görüşmeden sonra. ‘Peki, ne yapıyor AK Parti?’ dedim. ‘AK Parti gidiyor’ dediler. ‘Nereye gidiyor?’ ‘Vallahi eve gidiyor.’ ‘Bir düzeltme yapmayacaklar mı?’ ‘Yok yapmayacaklar.’ ‘O zaman biz gitmeyelim ve Meclis’te kalalım ve dikkatleri buraya çekelim’ dedik. Grup Başkanvekillerimiz, grubumuz sağ olsunlar büyük bir emekle, gayretle, dirayetle, ayrıca meseleyi sadece eylem yaparak değil, toplumsallaştırarak, emekliler geldi, Meclis kulislerinde 300 emekli grubumuzun nöbetçilerini ziyaret etti. Bine yakın emekli ile birlikte emekliler için onurlu yaşam toplantıları yapıldı. Oradan buraya yürüyüşler oldu. Türkiye’nin dört bir yanında yağmur altında, kar altında emekliler bu eyleme etkileşim verdiler, destek verdiler. Hep birlikte takip ettik. Bu süreç zarfında çok umut verici bir gelişme oldu. Ve o gelişme şuydu. Sayın Devlet Bahçeli çıktı ve dedi ki ‘Emeklilere verilen bu ücret, sefalet ücretidir.’ Vallahi biz ‘Bak Devlet Bahçeli sefalet ücreti dedi, işte koalisyon çatırdıyor, ittifak çöküyor’ falan demedik. Dedik ki ‘Bu bir fırsat. Farklı görüşlerimiz olabilir. Ama ilk kez CHP, DEM, Yeni Yol ve MHP’nin milletvekillerini topladığımızda emekliler azınlıkta değil çoğunlukta. Biz azınlıktayız. Ama emekliler çoğunlukta. Herkes sözünü tutarsa’ dedik. Ve hem bütün gruplarla görüştük hem de bu konuda en yapıcı diyaloglarla emekliler için bu işi nasıl sağlarız onu konuştuk. MHP’den de bu konuda bir yanıt bekliyorduk. Yanıt Sayın Bahçeli’den bugün geldi. Efendim en düşük emekli maaşı konusunda Cumhur İttifakı’nın içine nifak sokuyormuşum. Ne yapacakmış? Cumhuriyet Halk Partisi’nin iyileştirme önergesine oy vermeyecekmiş. Eyvallah. Hiçbir itirazım yok. Biz kendi önergemizi vereceğiz, oy veren arkadaşlarla birlikte oy veririz. DEM iyileştirme önergesi verir, ona da oy veririz. Yeni Yol’un önergesi olur, ona da oy veririz. Hepimiz ortaklaşırız, ona da oy veririz. Açık net söylüyorum. Sayın Devlet Bahçeli önergesini versin, onun önergesini geçirelim. Buyursun. Değerli büyüğümüz, emeklilere bir büyüklük yapsın. İki elimizle birden destek verelim Devlet Bey. Emekli bu kadar perişan durumdayken, siz de bir yandan buna sefalet ücreti derken, ‘Efendim CHP bilmem ne.’ Ben yokum. Önergeyi sen var, biz kayıtsız şartsız senin dediğin iyileştirmeye destek vereceğiz. Bana diyor ki ‘Efendim bizim kitaplar var.’ Çok iyi. Neymiş kitap, baktım. Ailelere Gelir Desteği ve Hilal Kart Uygulaması. 2011’de Kemal Bey Aile Sigortası’nı deyiverince, MHP de onunla uyumlu Hilal Kart demişti. Eyvallah. 2015’te biz Aile Sigortası’nı revize ettik. Onlar Hilal Kart’ı revize ettiler. Bunun yanında ‘Beslenme, barınma, giyim konusunda kitaplarımız var’ diyor. Evet. Ne yapalım? O zaman şöyle yapalım. Hani motokuryeler şey yapıyor ya. Getir, verin sipariş. Devlet Bey getirsin, aile desteklerini, gelir desteğini, oy verin arkadaşlar. Devlet Bey getirsin beslenme desteği, barınma desteği, giyim – kuşam desteği, oy verelim arkadaşlar. Diyor ki ‘Ben ittifak ortağıyım.’ Ee? ‘İktidar ortağı değilim.’ Yani şunu söylemek istiyor. ‘Ben AK Parti’nin yaptığı riskli işlerde, tepki çeken işlerde siyasi riskleri ittifak adına sigortalıyorum. Konuşuyorum ama oy vermiyorum. Sefalet devam ediyor. AK Parti’den dökülenler olursa onları toplamak için aşağıda bekliyorum.’ Böyle siyaset yok, toplayıcılık cilalı taş devrinde bitti. Aslan gibi siyaset yapacağız burada. Koyacağız ortaya önergeyi, oy veren – vermeyen belli olacak. Devlet Bey dinlersen çok iyi. Diyor ki ‘Beslenme, barınma, giyim Türklerin 100 yıllardır, bin yıllardır en temel gereksinimleridir. Türklüğün gereğidir’ diyor. Çok doğru. Çok doğru da Devlet Bey dağılan pazarlarda çürümüş sebze – meyve kovalamak yakışıyor mu Türk milletine? Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine 200 liralık otellerde sefalet çekmek? Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine mandıranın önünden geçememek, kasaptan gizlenmek? Torunu karne getirince halının püskülünü saymak yakışıyor mu emekliye? Yakışıyor mu Türk milletine? Vallahi Türk’e, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarına, Türkiye’de yaşayan kimseye bu sefalet ücreti yakışmıyor. Ne laflar duydum, hepiniz şahitsiniz. Birine dönüp bir şey demedik. ‘Büyüğümüzdür’ dedik, onu dedik, bunu dedik. Burada da şunu diyorum Devlet Bey’e: Devlet Bey siz burada bir büyüklük yapın Cumhuriyet Halk Partisi kayıtsız – şartsız destek versin. Ama hem sefalet ücreti deyip hem AK Parti’ye kızanların oyu ittifakta kalsın, emekliyi ezen düzen devam etsin. Bu kara düzeni değiştireceğiz Devlet Bey. Bitiyor bu kara düzen. Herkes tarafını yeniden belirleyecek. AK Parti’nin kara düzenine destek veren, AK Parti ile birlikte tarihin kara deliğine gider. Devlet aklı ne diyor bu konuda bilmem. Millet aklı bunu diyor. Emekliye sahip çıkacağız.

    “TASARRUFTAN ANLADIKLARI ÖĞRETMENİN KETTLE’I”

    Bir yandan emekliye lazım olan 650 milyar lirayı bulamıyorlar, diğer yandan dört katını faize veriyorlar. Fazlasını, yandaş müteahhitlerin vergisini siliyorlar. Bir taraftan üst düzey kamu görevlilerinin kiraladıkları lojman giderlerini de yüzde 230 arttırmışlar. 300 milyondan 1 milyar 24 milyon liraya çıkmış. Zavallım, garibimin infaz koruma memuru üç kişiden birine bazı şehirde, çoğu kişi de beş kişiden birine lojman var. İki odalı bir lojmanı bulursa dünyanın en mesut insanı oluyor. Yoksa dünya kadar yol gidiyor, cezaevi uzakta. 20 bin lira, 25 bin lira da kira veriyor ama başsavcı beyefendi 48 milyon TL’ye tadilat yaptırdığı villada oturuyor. Üst düzey kamu görevlilerine 1 milyar 24 milyon liralık oturdukları lüks lojmanlara para veriyorlar. Şimdi bu millete bu AK Parti diyordu ki bir buçuk yıl önce, ‘Kemer sıkacağız. Kamuda kemer sıkılacak. Ne yapacağız? Fazla arabalar belirlenecek ve satılacak.’ O işten bir sonuç yok. ‘Yeni araba alınmayacak.’ Bir buçuk yılda bin 500 yeni otomobil alımı planlamışlar. Ayrıca bir yandan bunların tasarruftan anladığı okuldaki öğretmenin kettle kullanması. Yasakladılar hatırlıyorsunuz. Öğretmenin kettle’da su ısıtıp sabah kendisine bir çay demlemesi yasak. Kim bilir ne şartlarda fırladı geldi evden. Bir kahve yapması yasak kettle elektrik yakıyor diye. Öbür taraftan bin 500 yeni araba almışlar. Bir de tutuyorlar ağzı olan, ileri – geri yok, ‘İBB’de savurganlık’ o bu bir de böyle hani birazdan söyleyeceğim tuhaf laflar.

    Peki, bu durumda Sayın Erdoğan’ın ne yapması lazım? Normalde hicap duyması lazım. Normalde bu işle ilgili bize bir özeleştiri yapması lazım. Yok, şöyle diyor, ‘Her cep telefonu bir kumarhane geldi.’ Yazıklar olsun Başbakanımız İsmet İnönü‘ye, memleketi getirdiği hale bak. Yazıklar olsun Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na, iki yılda memleketi ne hale getirdi. Ana muhalefet lideri de bunu söylüyor. Kardeşim memlekette her cep telefonunu kumarhane haline geldiyse bu işte herkes konuşacak, sen susacaksın. Beyefendi Varlık Fonu’nun başında. Varlık Fonu, Milli Piyango’nun sahibi. İlk iktidara geldiğinde ‘Efendim devlet kumar oynatmaz’ demiş. ‘Satacağım ben bunu’ demiş. ‘Dur, yapma, satma’ denmiş. Sonra aymış. Hem satmış gibi, hem tutmuş gibi yapmış. İhaleyle vermiş 10 yıllığına birine. O Milli Piyango’nun sitesinde 150 çeşit sanal kumar oynatılıyor. Geçen hafta gösterdim. Ballı Petek var. Arı geliyor, böyle ‘Vızz’ diye. Balı hangi peteğe yapacağını bilirsen parayı götürüyorsun. Ballı Petek’te arının bal yapacağı kovana kumar oynatıyor adamlar. Kol çektiriyorlar. İşin kötüsü; o siteye giren yakayı kaptırıyor ve envai çeşit kumar sitesinin mesaj geliyor. Oradan çerez yakalıyorlarmış, onu yapıyor. Ben bunları anlattım, ‘Bir şey yapın’ diye. Çünkü Yeşilay diyor ki raporunda ‘Sanal kumara başlayanların yüzde 70’i yasal kumar sitelerinden, yasal çekiliş sitelerinden Milli Piyango gibi oraya geçiyorlar.’ Sanal kumar orada yakalıyor onları.

    “BATAKLIĞI ORTAYA ÇIKARANLAR, BATAKLIĞI KURUTAMAZ”

    Biraz önce söylediğim toplumu çürüten en ağır sorunlardan bir tanesi de çeteler. Özellikle 18 yaşın altındakileri istismar eden, eğiten, suça iten ve birer suç makinesi haline getiren çeteler var. Bunlar suçu da büyütüyorlar ve normalleştiriyorlar. Geçen yıl 14 yaşındaki Ahmet Minguzzi katledilmişti. Ardından Alperen Ömer Toprak kardeşimiz, ardından Hakan Çakır kardeşimiz. Son olarak da Atlas Çağlayan evladımız katledildi. Annesi Gülhan Ünlü‘yü hepiniz izlemişsinizdir. Ben televizyonlarda izledim. ‘Ben yandım başkası yanmasın. En ağır cezayı alsın.’ Ve birçok haklı serzenişi ve yakarışı var. Kendisiyle konuştum, üzerimize düşeni yapacağımızı, Minguzzi davasında olduğu gibi kendisini bir an olsun yalnız bırakmayacağımızı, hukuki destek sağlayacağımızı, elden geleni yapacağımızı söyledik. Suç çetelerinin şantaj yaparken, tehdit ederken, tahsilat yaparken, hatta cana kıyarken çocukları kullandıklarını gördük. Bu konuda dün Sayın Erdoğan Gerekeni yapacağız’ diyor. Ben Ahmet Minguzzi davasından sonra hangi gerekeni yaptığını kendisinden bir duymak istiyorum. Gereken yapılsaydı, ki bu sadece böyle bir vahim olay, elim olaydan sonra bir şey yapmakla değil, 23 yıldır yaptıklarının sonunda… Her cep telefonu kumarhane, sen yaptın. Senin iktidarında oldu. Şimdi 15 yaşında, 14 yaşında katiller. Burada tartışma, ‘Efendim çocuk da katil, öldüren de katil.’ Öyle diyeni o linç ediyor, böyle diyeni bu linç ediyor. Hrant Dink’in sevgili eşi Rakel Dink ne diyordu? ‘Masum bir bebekten bir katil çocuk yaratan bu sistemi sorgulamak zorundayız’ diyordu. Kim yarattı bunu? Kimse anasından katil doğmuyor. İçine doğduğu ortam, oradaki devlet otoritesinin üzerine düşenleri yapmaması, bu çocukları suça itiyor. Suç makinası haline dönüştürüyor. Ama dönüp de buna da ‘Ya bu çocuk yaştadır’ dediğinde, bu sefer esas meseleyi de ıskalamış oluyorsun. Bir yandan da meselenin caydırıcılığı var. Boşuna mı 18 yaşından küçükleri kullanıyor? Az ceza alsın diye. Ekonomik şartlar öyle ki bu çocuklar üzerinde çalıştığınızda şu çıkıyor ortaya. Suçu işleyen işliyor ya. 10 gün önce ‘Nereden geldin oğlum?’ ‘Sosyal medyadan davetlerini aldım. Geldim katıldım. İlk işini verelim dediler. Gittim dediklerinin önce dükkanını taradım, sonra git vur dediler. Gittim, vurdum. Sonra bana içeride bakıyorlar, dışarda aileme bakıyorlar.’ Yedi kişilik ailesine çete bakıyor. Devlet bakmayınca çete bakıyor. Suçu işleyen çocuğa çete bakıyor. Oradan düş, buradan düş. Cezası bitince yeni suç için örgüte yeniden katılıyor. Burada sivrisineğin nasıl yakalanacağından, sivrisineğin nasıl bertaraf edeceğinden değil; bataklığın nasıl kurutulacağıyla ilgilenmek lazım. Bataklığı ortaya çıkaranlar, bataklık kurutamaz arkadaşlar.

    “HERKESİ BARIŞI VE KARDEŞLİĞİ SAVUNMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Bir yandan bu yakıcı gündemler varken, bir yandan da gözümüz kulağımız Suriye’de. Hep birlikte takip ediyoruz. Komşumuz Suriye, uzun yıllar boyunca derin acılar ve kayıplar yaşadı. Bu durum ülkemizi de derinden etkiledi. Tabii bu konuda da Sayın Erdoğan her zamanki gibi buradaki grup başkanvekili korkunç laflar etti. Ömer Çelik lafı dolandırdı, bir şey demedi. Sustular ve ‘Yıllarca Müslümanlar katlediliyorken şimdi Aleviler katlediliyor diye bağırıyorlar’ diyen grup başkanvekilinin ayıbına, suçuna ortak oldular. İlk an fırsatçılık yapmadı Gökhan Günaydın, gözümle gördüm. Döndü dedi ki, ‘Bu laf yanlış bir yere gidiyor, düzeltin isterseniz’ dedi. Doğru mu Gökhan Bey? Düzeltmediler. Düzeltmediği gibi ‘Israr ediyorum’ dedi. Ömer Çelik özür dilemediği gibi sahiplendi. Erdoğan göreve devam ettirdi, partiye mal etti bunu. Şimdi geldiğimiz bu noktada dönmüş diyorlar ki bize, ‘Suriye o haldeyken susuyorsunuz.’ Ne susması? Faruk Loğoğlu başkanlığında heyetlerimiz üç kez Suriye’ye gitmedi mi? Hele hele Türkiye’den gitmiş muhalif gazeteciyi ailesine Cumhuriyet Halk Partililer vermedi mi? Sonrasında defalarca söyledik. Söyledik diye suçlu olduk. ‘Aman Suriye’deki kan dursun, gözyaşı dursun’ diye. Sonra İdlib’de tutulan bir grup, farklı farklı yerden gelen selefi örgütler ve çeteler Şam’a doğru harekete geçince, iki gün öncesine kadar Erdoğan’ın açık beyanı var. ‘İdlib’den harekete geçen gruplarla bağlantımız yoktur, endişeyle takip ediyoruz’ diye. Sonradan öğreniyor ki Colani İngiltere – Amerika tarafından hazırlanmış, İsrail tarafından sıvazlanmış, ona ortak oluyor. Geçen sene aralık ayını hatırlayın. Erdoğan’ın büyük zaferini dinleyerek geçirdik. Sonra ne oldu? Sonra bir baktık ki o işlerde başka işler var. Şimdi gelmişler burada bugünlerde yine olan bitene bakıp bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Burada sağduyulu, akılcı ve Türkiye’yi de düşünen, bölgeyi de düşünen sözler söylemek lazım. Yaşanan acıların herkese ders olmasının, artık sorunların diplomasi ile çözülmesinin öğrenmesini ve çatışmaların bitmesini Suriye’deki tüm acılı süreçler boyunca hep arzu ettik, talep ettik. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve istikrarını her zaman savunduk. Tüm inanç ve kimliklerin anayasal güvence altında yaşamasını istedik, istemeye devam ediyoruz. Politikalarımızı ve siyaset dilimizi buna göre kurduk. Ancak Suriye’nin yeniden çatışmalı bir ortama sürüklendiğini üzülerek takip ediyoruz. Bu yüzden diplomasiye, masada oturmaya, verilen mutabakatlara sahip çıkmaya ve herkesin verdiği sözleri tutmasına vurgu yapıyoruz. Suriye’deki gelişmeleri yakından izliyor ve sorumlulukla değerlendiriyoruz. Gerilim ortamının Suriye’ye de Türkiye’ye de bölge ülkelerine de kazandırmayacağı görülmeli, herkes aklıselimle hareket etmelidir. Kolaycı yargılardan bilinçli bir kopuş gerçekleşmeli, serinkanlı, uzun vadeli, barışçıl bir akıl inşa edilmelidir. Bu akıl hepimizin güvenliğini, sürdürülebilir barışı, silahtan ve gözyaşından kalıcı bir kurtuluşu, demokratikleşmeyi, eşitlik temelli kardeşliği ve kalkınmayı sağlayacak olan akıldır. Bu akıl, birbiriyle kardeş olan ülkelerimizin, kimliklerimizin ve inançlarımızın ortak aklıdır. Emperyalist heveslerden ve çıkarlardan hiçbir zaman fayda gelmediği ve gelmeyeceği görülmeli, gerçek kurtuluşun kardeş olan tüm kimliklerimizin ortak gelecek inşasıyla sağlanacağı idrak edilmelidir. Bu anlayışla; Suriye’de taraflar arasındaki mutabakatın kesin bir biçimde uygulanmasını temenni ediyoruz. Herkesi de savaşı körüklemeye değil, barışı ve kardeşliği savunmaya davet ediyoruz. Bu çerçevede akrabalarımız olan Suriye Kürtleri için büyük bir hassasiyet duyuyoruz. Akrabalarımız olan Suriye’deki Alevilerin durumu için hassasiyet duyuyor, endişe duyuyoruz. Suriye’deki Arapları, Kürtleri, Türkmenleri, Dürzileri ve Alevileri kardeşimiz, akrabamız, komşumuz, ayrılmaz parçamız olarak görüyoruz. Bugün iktidar medyası ve beslenen besili trollerin yeni algı operasyonları peşinde koştuğu, Kürtleri rencide eden, aşağılayan, onurlarıyla oynayan ifadeleri kullanmaktan çekinmediklerini üzülerek takip ediyoruz. Bu saldırgan söylemlerin tamamını reddediyoruz. Yeniden ‘Kürt eşittir terörist’ diye bir denklem oluşturmaya çalışanlara ‘Aklınızı başınıza alın, Türkiye’deki Kürt kardeşlerimizi de, Suriye’deki akrabalarını da incitmeyin’ diyoruz.

    “ÇELİK’İN AÇIKLAMASI SKANDALDIR”

    AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in IŞİD Kobani’ye saldırdığında Kuzey Irak’tan peşmergelerin desteğe gelmesi için kapıları ABD Başkanı Obama’nın Erdoğan’a açtığı bir telefon üzerine açtırdıklarını itiraf etmesi bir skandaldır. Kendisinin açıklaması, bir gerçeğin itirafıdır, AK Parti açısından da bir skandaldır. Kürtleri IŞİD saldırısına karşı korumak için Obama’nın telefonunu günlerce beklemiş olmaları, bugün de bir IŞİD tehdidinde Trump’tan talimat bekleyeceklerinin en açık göstergesidir. Bu açıklama AK Parti’nin bölgeye bakışının da ne yazık ki itirafı niteliğinde olmuştur.

    Bugünlerde azılı IŞİD’li canilerin tutuldukları cezaevleri ile ilgili durumu endişeyle takip ediyoruz. Cezaevlerindeki kontrolün el değiştirmesi noktasında ortaya çıkabilecek otorite zafiyeti ya da geçmişten gelen bazı ilişkilerden dolayı oradaki IŞİD tutuklularının, hükümlerinin serbest kalma ihtimali ya da son günlerde işte ortadaki çatışmalardan istifadeyle firar ihtimalleri hepimizin yüreğini ağzına getirmektedir. Unutmayalım; IŞİD dediğiniz Yalova’daki üç polisimizi şehit eden canilerdir. IŞİD dediğiniz Atatürk Havalimanı’nda 46 vatandaşımızı hedef gözetmeksizin tarayan canilerdir. IŞİD dediğiniz kafa kesenlerdir. IŞİD dediğiniz Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanı, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in en büyük düşmanı ve hasmıdır.

    İktidar Suriye’de çatışmanın tarafı olarak değil; barışın, uzlaşmanın ve uzlaşının koruyucusu olarak davranmak durumundadır. Türkiye barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunuz bu zamanda, bir barış ve istikrar adresi olduğunu kanıtlamalıdır. Suriye’de yaşananlar, Türkiye’deki barış sürecini sekteye uğratmamalı, kendi içimizde kardeşliğin güçlü hikayesi yazılmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt meselesinin herkesin içine sineceği bir şekilde çözülmesi için elimizden gelen gayreti göstereceğimizden herkesin emin olmasını isteriz. Gün, ‘Elim güçlendi, elin güçlendi’ kolaycılığına kaçmadan, terörsüz ve demokratik Türkiye yolunda kararlılıkla yürüme günüdür. Gün, Türkiye ve Suriye için Türkler, Kürtler, Araplar ve tüm dinlere mensup insanlar için emperyalist planların figüranı olmadan kendi öz irademizle barışa, kardeşliğe ve bölgesel kalkınmaya yürüme günüdür. Türkiye’de de Suriye’de de Türkler ve Kürtler kardeştir. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’de ve Suriye’de bu kardeşliğimizin bozulmasına izin vermeyecek, birileri istiyor diye kavga edip ayrı düşmemize ve birilerinin terörden – çatışmadan beslenmesine, sonra da Türkün de Kürdün de Alevinin de Sünninin de çocuğunun beslenememesi, geleceğine güvenle bakamamasına itiraz etmektedir. Bu oyunları bozacağız, bu konuda kararlıyız.”

    Son sözüm şudur; Kartalkaya’daki acıyı da Soma’daki acıyı da yapılan haksızlıkları da çekilen zulümleri de bugüne kadar çektik, katlandık. Bıçak kemikte. Bundan sonra bunların hiçbirine katlanmak zorunda değilsiniz. Biz katılabilirsiniz, hep beraber iktidara yürüyoruz. Kökünü kazıyacağız bu pisliğin. Kökünü kazıyacağız. Hepinize saygıyla selamlıyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • Cumartesi insanlarından Hanım Tosun: Barış olmadan Galatasaray’dan gitmeyiz!- VİDEO

    Cumartesi insanlarından Hanım Tosun: Barış olmadan Galatasaray’dan gitmeyiz!- VİDEO

    PİRHA – Hanım Tosun’un hayatı, bir kaybın ardından durmadı; o kaybın peşine düşerek yeniden kuruldu. 19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen eşi Fehmi Tosun’un akıbetini sormak için çıktığı yolda, 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda adalet arayan Cumartesi Anneleri’nden biri oldu. Tosun, hem gözaltında kaybedilenlerin hesabını soruyor hem de çatışmalı sürecin yükünü taşıyan bir anne olarak barış talebini yineliyor.

    Kırk yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı süreçte gözaltında kaybedilenlerin yakınları, 1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek kayıplarının akıbetini soruyor ve faillerin yargılanmasını talep ediyor.

    19 Ekim 1995’te İstanbul Avcılar’daki evinin önünden kaçırılan Fehmi Tosun da, faili meçhul binlerce dosya gibi hâlâ aydınlatılmayı bekleyen kayıplar arasında yer alıyor.

    YAKILAN KÖY, GÖÇ VE GÖZALTINDA KAYBEDİLME

    Tosun ailesi, çatışmalı ortam nedeniyle hem yaşam alanlarını hem de yakınlarını kaybetti. 1993 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Lîcok Köyü’nde yaşayan aile, köylerinin yakılması üzerine İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı.

    Beş çocuk babası 35 yaşındaki Fehmi Tosun’un, yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte kaçırılması, ailenin yaşamında yeni bir kırılma yarattı. Köy yakmalar, göç, tutuklamalar ve ardından gelen gözaltında kaybedilme, Tosun ailesini uzun soluklu bir hak mücadelesinin öznesi haline getirdi.

    “GALATASARAY’DAN VAZGEÇMEDİK”

    Hanım Tosun, eşinin kaybedilmesinin hemen ardından Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine dahil oldu. Tüm baskı ve engellemelere rağmen 30 yıldır Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmediklerini söyleyen Tosun, özellikle son bir yılın ağır hak ihlalleriyle geçtiğini belirtti.

    Barış sürecine dair değerlendirmelerde bulunan Hanım Tosun, son bir yılda yaşananların önceki dönemlerden daha ağır olduğunu dile getirdi:

    “Barışı kim istemez ki? Eğer bu ülkede savaş ve çatışma olmasaydı, bu kadar insan neden gözaltına alınıp kaybedildi? 1995’te başladık, 1996 çok kötüydü; saldırıya uğradık, gözaltına alındık ama 2025, o yıllardan bile daha kötü geçti. O zamanlar gözaltına alındığımda çocuklarım beni televizyondan izliyordu. Şimdi ise çocuklarımla birlikte gözaltına alındım.”

    Tosun, gözaltı sırasında yaşananlara da dikkat çekti:

    “Kızımın ‘kollarım kırıldı’ diye bağırdığı o an kulaklarımdan hiç çıkmıyor. Yedi kelepçeyi üst üste takmaya çalıştılar. Kızımın ve oğlumun kemiklerini kırmaya çalıştılar. Buna birebir tanık oldum. Nasıl ‘iyi bir yıl geçirdik’ diyebilirim ki? Benim için en kötü yıldı.”

    “ÇOCUKLARIM BABALARINA AİT BİR İZ ARIYOR”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair görüşlerini de paylaşan Hanım Tosun, çocuklarının hâlâ babalarına ait bir mezar taşı dahi olmadığını söyledi:

    “Çocuklarım hâlâ babalarına ait bir şey arıyor. Bir mezarları bile yok. Yıllarca ben aradım, şimdi onlar arıyor. Ben bir Kürt kadınıyım. 1991’den bu yana bu mücadelenin içindeyim. Eşim, kardeşim ve köylülerimiz gözaltına alındı; 22 gün boyunca nerede olduklarını bilmiyorduk.”

    1993 yılında köylerinin yakıldığını hatırlatan Tosun, tüm yaşananlara rağmen barış talebini sürdürdüğünü vurguladı:

    “Her şeye rağmen barış diyoruz. Bundan sonra kimse gözaltında kaybedilmesin. Kimsenin çocuğu babasız, hiçbir ana evlatsız kalmasın. Dünyanın en güzel şeyi barıştır.”

    “BARIŞ OLURSA GALATASARAY’DAN VAZGEÇERİZ”

    Kürt kimliğine yönelik inkâr ve ayrımcı dile de dikkat çeken Tosun, kullanılan dilin terk edilmesi gerektiğini ifade etti:

    “Kürtlere ve Kürt liderlerine hâlâ ‘terörist’ deniliyor. Bu kelimelerin artık kaldırılmasını istiyoruz. Kürtler de bu ülkenin sahibidir ama hâlâ ayrımcılığa uğruyoruz.”

    Cumartesi Anneleri açısından barışın ne anlama geldiği sorusunu yanıtlayan Hanım Tosun, taleplerinin 30 yıldır değişmediğini söyledi:

    “Galatasaray’dan ancak gerçek bir barış olursa vazgeçeriz. Devlet arşivlerini açmalı, kayıpların kimler tarafından ve neden kaybedildiğini açıklamalı. Mezar yerleri gösterilmeli, failler yargılanmalı ve devlet özür dilemeli.”

    Tosun, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

    “Biz katilleri affedemeyiz. Beş çocuğum baba sevgisinden mahrum kaldı. Devletin çocuklarıma bir baba borcu var. O eksik yan geri gelmez ama barış olursa belki yaralarımız biraz iyileşir.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • DEM Parti İmralı Heyeti’nden açıklama!

    DEM Parti İmralı Heyeti’nden açıklama!

    PİRHA-İmralı’da Öcalan’la 4 saat görüşen DEM Parti İmralı Heyeti, yaptığı açıklamada, Öcalan’ın “İçinde bulunduğumuz geçiş sürecinde özgün ve bütüncül hukuka dayalı bir barış yasasının gerçekleşmesi ile siyasi şiddet ve demokrasi dışı müdahale olgusu Türkiye gündeminden çıkacaktır. Buna, barış yüzyılına geçiş yasası da diyebiliriz” dediiğini aktardı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Asrın Hukuk Bürosu Avukatlarından Faik Özgür Erol, Abdullah Öcalan ile yaptıkları görüşme sonrası açıklama yaptı. Abdullah Öcalan ile yaklaşık dört saat görüşme gerçekleştirdiklerini belirten heyet, “Geçtiğimiz hafta gerçekleşen TBMM Komisyon görüşmesinin pozitif etki ve sonuçları karşılıklı değerlendirildi” ifadelerine yer verdi.

    Heyet tarafından yapılan açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Basına ve Kamuoyuna;

    2 Aralık 2025 tarihinde İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan ile dört saate yaklaşan bir görüşme yaptık. Geçtiğimiz hafta gerçekleşen TBMM Komisyon görüşmesinin pozitif etki ve sonuçları karşılıklı değerlendirildi.

    Sayın Öcalan, yakın zamanda yoğunlaşan süreç karşıtı söylem ve çıkışlar hakkında, geçmiş çözüm girişimlerine karşı geliştirilen sabotaj girişimlerini anımsattı. Bu süreçlerin tümünde karşılaşılan bir durum, bir habitus olarak darbe mekaniğine dikkat çekti. Bunun klasik bir darbe çalışması olarak değil, süreci ilerletmeye yönelik her adıma karşı bir hamle yapmak suretiyle kırılgan ve tehlikeli bir ortam yaratma çabası şeklinde anlaşılması gerektiğini vurguladı. “Günümüzde norm-dışı güçlerin taşıyıcılığını bu çevreler yapmaktadır. Diğer yandan Türkiye’nin ilk yüzyılına damgasını vuran bir kültür, bir siyaset tarzı, gizli-açık bir örgütlenme biçimi olan darbe geleneğini aşmaya dönük siyasi ve toplumsal bir irade de güçleniyor” diyerek şu değerlendirmede bulundu: “İçinde bulunduğumuz geçiş sürecinde özgün ve bütüncül hukuka dayalı bir barış yasasının gerçekleşmesi ile siyasi şiddet ve demokrasi dışı müdahale olgusu Türkiye gündeminden çıkacaktır. Buna, barış yüzyılına geçiş yasası da diyebiliriz.

    27 Şubat açıklamamız bu açıdan da yol gösterici bir programdır. Bu doğrultuda atılan adımların tümü, aldığımız sorumluluğun ve bu topraklarda kardeşçe, birlikte yaşama hedefimizin açık ifadeleridir.

    “Türkiye’de yönetim ve iktidar şansını doğru kullanmak isteyen her siyasal ve toplumsal kesimin siyasal sorunlara tutarlı yaklaşması ve demokratik çözüme ortak olması gerekir. Bu süreç, Kürtlerin cumhuriyete hukuk yoluyla katılımını sağlama ve demokratik cumhuriyeti en geniş toplumsal birliktelikle inşa sürecidir. Bu yönde ilerlemekte olan sürece dönük güçlü iradeye ve kararlı duruşa sahip olduğumuzu bir kez daha belirtmek isterim.”

    Saygılarımızla

    DEM Parti İmralı Heyeti

    3 Aralık 2025.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi temsilcilerinden uyarı: Barışın yol haritası şeffaf ve kapsayıcı olmalı-VİDEO

    Alevi temsilcilerinden uyarı: Barışın yol haritası şeffaf ve kapsayıcı olmalı-VİDEO

    PİRHA- Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin “kritik aşaması” olarak nitelendirilen İmralı ziyareti 24 Kasım’da gerçekleşti. Bugüne dek yalnızca devlet kanadının temas kurduğu PKK lideri Abdullah Öcalan ile ilk kez siyasi bir heyet görüşme yaptı. Ziyaret, hem içeriği hem de yol açtığı tartışmalar açısından birçok ilke sahne olurken, özellikle CHP’nin sürece dair tutumu parti tabanı da dahil olmak üzere geniş kesimlerde eleştiri topladı.

    Bu gelişmeler ışığında Alevi toplumundan sürece dair değerlendirmeler de geldi.

    “BARIŞ SÜRECİ YALNIZCA KÜRTLERLE SINIRLI OLMAMALI”

    Babamansur Ocağı evladı, Şişli Belediyesi Meclis Üyesi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Eren Yıldırım, sürecin mevcut aşamasını PİRHA’ya değerlendirdi. Yıldırım, barışın Alevi toplumu için temel bir ideal olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli, 72 milleti bir nazarla görmüşse, bu ülkedeki tüm toplumların bir arada ve barış içinde yaşaması bizim için olmazsa olmazdır. Bu nedenle barış sürecini kıymetli buluyoruz ancak sürecin sağlam temeller üzerinde inşa edilmesi gerekiyor. AKP’nin yıllardır Kürtlere, Alevilere ve ötekileştirdiği tüm kesimlere yönelik baskı politikaları ortada.”

    Yıldırım, sürecin kapsayıcı olması gerektiğini belirterek, “Barış süreci sadece Kürtlerle değil; yıllardır eşit yurttaş olarak görülmeyen Alevi toplumunu da içermeli. LGBT+’lar, Cumartesi Anneleri, tüm ötekileştirilen topluluklar bu sürecin parçası olmalıdır” diye konuştu.

    “HER NE OLURSA OLSUN BARIŞTAN YANA TAVIR ALMALIYIZ”

    CHP’nin İmralı’ya gitmeme kararını da değerlendiren Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu kararın gerekçesini bilmiyorum ancak bir Alevi dedesi olarak şunu söylemeliyim: Benim önceliğim Alevilik ve Alevilik her zaman barıştan yana olmuştur. Çocukların ölmediği, evlerin yıkılmadığı, kimsenin kaçırılmadığı bir dünya özlemi bizim doğal arzumuzdur. Bu nedenle her koşulda barışı desteklememiz gerekiyor.”

    MECLİSTE SÜREÇ DEVAM EDİYOR

    İmralı görüşmesinin ardından gözler, Meclis’te hazırlıkları sürdürülen yasal düzenlemelere çevrildi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı önerilerin hafta başına kadar Meclis Başkanlığı’na sunulması, 4 Aralık’ta ise raporda yer alacak başlıkların görüşülmesi bekleniyor.

    “SORUN EN İYİ MUHATAPLARIYLA ÇÖZÜLÜR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Ağçal da barış ve demokratik çözüm sürecine dair görüşlerini paylaştı. Türkiye’nin barışa hasret olduğunu söyleyen Ağçal, sürecin doğru adımlarla ilerlemesi gerektiğini belirtti:

    “Bir sorunu en iyi muhataplarıyla çözebilirsin. Alevilerin sorunlarını Alevi kurum temsilcileri olmadan çözmeye çalışan devlet, nasıl yüzeysel kalıyorsa, Kürt sorununun çözümü de muhataplarıyla konuşularak mümkün olabilir. Talepler masaya yatırılmalı, toplumun da dahil edildiği demokratik bir süreç örülmeli.”

    “SARAY İKTİDARI BİR ADIM ATMIŞ DEĞİL”

    Ağçal, sürecin şeffaf yürütülmediğine dikkat çekerek şu eleştiride bulundu:

    “Hala bilinmeyen çok fazla konu var. Süreç kapalı kapılar ardında ilerliyor ve toplum bu sürecin içinde değil. En önemlisi de cumhurbaşkanının konuşmadığı bir dönemden geçiyoruz. Bir önceki barış süreci, bugün konuşmayan kişinin tek sözüyle bitmişti. Bu nedenle asıl odaklanılması gereken İmralı değil saraydır.”

    PKK’nin silah bırakıp örgütü lağvettiğini ve önemli adımlar attığını vurgulayan Ağçal, “Bu ciddi adımlara rağmen saray iktidarı henüz bir adım atmış değil, bir söz dahi kurmuş değil” dedi.

    Eren GÜVEN – İsmail YILDIRIM/İSTANBUL

  • Alevi kurum başkanlarından CHP’ye İmralı eleştirisi: Heyete üye vermemek büyük hata!-VİDEO

    Alevi kurum başkanlarından CHP’ye İmralı eleştirisi: Heyete üye vermemek büyük hata!-VİDEO

    PİRHA – CHP’nin katılmadığı İmralı ziyareti sebebiyle Alevi kurum başkanlarından eleştiri geldi. ADFE Başkanı Zeynel Abidin Koç “Oy kaygısıyla ana muhalefet partisi olunmaz” eleştirisinde bulunurken AKD Sultangazi Şubesi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş ise “CHP sonuç itibariyle Kürtlerin oyuyla bugün birinci parti olmuştur. Eğer bunu sürdürmek istiyorsa Türkiye’nin gerçeklerine parmak basmalı, vücudunu koymalıdır” dedi.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kritik aşamalarından birisi olan İmralı ziyareti 24 Kasım’da gerçekleştirildi.

    TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 4 Aralık’ta toplanacak ve AKP-MHP-DEM Partili üç üye, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye dair aktarımda bulunacak.

    DEM Parti, gelinen aşamayı “Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde bir eşik geride bırakılmıştır” sözleriyle özetlese de CHP’nin yanı sıra DEVA, Gelecek, Saadet ve Demokrat Parti tam aksi yönde görüş belirtmekte.

    Özellikle ana muhalefet partisi CHP’nin İmralı ziyaretine katılmaması Alevi kamuoyunda da tartışmalara sebep oldu.

    İMRALI’YA GİDİLMEMESİ YANLIŞ BİR KARARDI”

    Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı (ADFE) Zeynel Abidin Koç, demokratikleşme sürecinde CHP’nin etkin rol alması gerektiğini ifade etti. Koç, “İç siyasette oy kaygısıyla ana muhalefet partisi olunmaz” diyerek CHP’ye yönelik şu eleştiriyi yaptı:

    “Zaten komisyondasınız. Doğal olarak Cumhuriyet Halk Partisi, bu barışın sağlanabilmesi için de elini taşın altına koymalı. Çünkü kendi tabiriyle şu anda birinci parti olduklarını söylüyorlar. Bu da geleceğin iktidar partisi demek. Şimdi siz muhalefetteyken bu riski almıyorsanız, bu barışa katkı sağlamıyorsanız iktidarken ne yapacaksınız? O yüzden İmralı’ya gidilmemesi bize göre yanlış bir karardı. İlerleyen günlerde muhakkak ki bunun sonuçları olacaktır.”

    ‘YASAL DÜZENLEMELER’ BEKLENTİSİ!

    Zeynel Abidin Koç, “kolay bir süreç” olmadığı vurgusunu yaparak artık yasal düzenlemeler üzerinde durulması gerektiğini de söyledi. ADFE Başkanı Koç, “Hani böyle boyacı küpü gibi batırıp çıkarılacak bir konu değil. Uzun yıllara yayılması gereken bir konu. Ama öncelikle temelde insan hakkı olduğu için öncelikle kanunların çıkarılması lazım. Yani barış sürecinde öncelikle cezaevinde yatanların bir an önce çıkması, yurtdışına gitmek zorunda kalanların bir an önce dönmesi için gerekli kanunların çıkartılması gerekir. Ama asıl temelde Türkiye’nin demokratik bir biçimde yönetilmesinin çalışmaları Meclis’te yapılmalı. Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin asli görevi, insanı yaşatmak, insan haklarını korumak ve onların her alandaki yaşamını güvence altına almaktır” şeklinde konuştu.

    “BU TUTUM, İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜNÜ BALTALAMAKTIR”

    Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş da CHP’nin sürece olan yaklaşımını eleştirdi. Odabaş, “CHP, üzerine düşen görevi yapmak zorunda” diyerek şunları aktardı:

    “Biz Aleviler ve Kürtler gerek Selçuklu, gerek Osmanlı, gerek Türkiye Cumhuriyeti’nde hep yok sayılan toplumlarız. Ama bugün birileri taşın altına elini koyuyorsa, Cumhuriyet Halk Partisi’nin gövdesini koyması gerekiyor. Çünkü bu sorunlardan uzak durarak, yan yana gözükmemekten kaçarak, fikirlerini açık bayan etmeyerek; bu durum aslında kent uzlaşısını da inkar etmektir. Bu tutum, iktidar yürüyüşünü de baltalamaktır. Başta Kürt halkının sorunları, Alevilerin ve bütün ötekilerin sorunları konusunda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisinin açık açık risk alması gerekir. Aldığı risklerde de ‘Acaba milliyetçi bir kesimi kaybedecek miyim?’ dememeli. Belki etrafında duran o birkaç ırkçı insan, partini eleştirebilir, size karşı cephe alabilir. CHP, bütün renklerin, kültürlerin, dillerin, inançların kardeşçe bir arada yaşayabileceği anayasal bir sürecin oluşması için üzerine düşen görevi yapmak zorunda. Eğer yapmıyor, konunun muhataplarıyla görüşmekten kaçınıyorsa bu konunun aslında çözülme noktasında değil, sadece günü kurtarma politikaları yürütüyor demektir. Bu kanayan yara, bu çatışmalı süreç, bu halklar arası kavgayı durdurmak gerek. Anaların ağlamaması için CHP’nin bütün gücüyle rol alması, öncülük yapması gerekiyor.”

    “ASLA KABUL EDİLİR DEĞİL”

    Zeynal Odabaş, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Karşı taraf, ‘Heyet, işin muhatabına gitmiyorsa ben giderim’ diyebiliyorsa bugün ‘sosyal demokratım, halkçı partiyim’ diyen bir partinin, bu tür konularda kaçması asla kabul edilir bir durum değil. Çünkü geçmişte milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasında da tuttular oy verdiler ve bugün içeride olan Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile birlikte birçok insan halen içerideler.

    Evet, bugün halen kayyum zihniyeti devam ediyor. Halen baskılar var. Bir taraftan barış süreci yürütülürken bir taraftan tutuklamalar devam ediyor. İnsanlara yasal bir güvence verilmiyor. Bu ayrı bir kaygıdır. Ama bir barış sürecinde heyete üye vermemekle en büyük hatayı işlemiştir. Kürt halkına bu yanlışın telafisini nasıl yapacaklar? Yarın nasıl oy isteyip iktidar olacaklar? Bu kazanılan belediyelerde Kürtlerin de oyları var. Cumhuriyet Halk Partisi sonuç itibariyle Kürtlerin oyuyla bugün birinci parti olmuştur. Eğer bunu sürdürmek istiyorsa Türkiye’nin gerçeklerine parmak basmalıdır, vücudunu koymalıdır. Risk almalıdır.”

    Eren GÜVEN – İsmail YILDIRIM/İSTANBUL

     

  • Komisyon İmralı’ya gidiyor!

    Komisyon İmralı’ya gidiyor!

    PİRHA- Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri, Abdullah Öcalan ile görüşmek için bugün İmralı’ya gidiyor.

    Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Abdullah Öcalan ile görüşmek için bugün İmralı’ya gidiyor.

    İmralı’ya gidecek komisyonda, daha önce isimleri açıklanan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman yer alıyor.

    Meclis’te kurulan Komisyon, geçtiğimiz cuma günü İmralı’ya gitmeyi oylamış, DEM Parti, AKP, MHP, EMEP ve TİP üyelerinin oylarıyla gitme kararı almıştı.

    CHP ve Yeni Yol Grubu İmralı’ya gidecek heyete üye vermezken, CHP’nin tavrı tartışmalara yol açtı.

    PİRHA/ANKARA

  • Ali Kenanoğlu-Alevi kurumları süreci destekledi ama öncülük etmedi!-VİDEO

    Ali Kenanoğlu-Alevi kurumları süreci destekledi ama öncülük etmedi!-VİDEO

    PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Alevi kurumlarının Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne yönelik sadece destek açıklaması yapmalarının yeterli olmadığını belirterek, sürecin kurumlar tarafından öncelikli gündem haline getirilmediğini söyledi. Kenanoğlu, “Alevi heyeti, yurdun dört bir tarafında süreçle ilgili kendi tabanına bunları anlattı mı? Hayır. Toplantılara katıldın diye ‘Biz bu sürecin içindeyiz’ olmuyor” eleştirisini yaptı.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na olumlu karşılık veren kesimlerden biri de Alevi toplumu oldu. Süreci destekler yönde açıklamalar yapan Alevi kurumları, belli aralıklarla DEM Partili heyetlerle bir araya gelerek önerilerini paylaştı.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu yürütülen sürecin Alevi toplumu nezdinde nasıl yorumlandığını PİRHA’ya anlattı.

    “ALEVİ KURUMLARI DESTEK AÇIKLAMASI YAPTI AMA YETERLİ DEĞİL”

    Kenanoğlu sözlerine, Alevilerin halen sürece mesafeli durduklarını belirterek başladı. “Sürecin herhangi bir kazaya uğramadan sonuçlanabilmesinin önemli olduğunu” vurgulayan Kenanoğlu, “Bunun için de toplumsal destek de önemli” dedi.

    Kenanoğlu şöyle konuştu:

    “Bu defa Aleviler, sürecin karşısında yer almadılar. Toplumunun büyük çoğunluğu, sürecin başarıya ulaşması konusunda bir temenni içerisinde oldu. Alevi kurumlarından bu sürece ilişkin aleyhte bir açıklama gelmedi. Bu olumlu bir taraf. Diğer taraftan da özellikle yaz döneminde, Karadeniz ve Ege Bölgesi’nde çok yoğun Alevi buluşmaları meydana getirdik. Orada da gözlemlediğim şu oldu; halk nezdinde de bu işin sonuçlanmasına yönelik bir istek var. Fakat kaygılar da var…”

    Kenanoğlu, bu kaygıların medya manipülasyonlarıyla beslendiğini belirterek, “Bu sürecin bir Türk-Kürt kardeşliği üzerinden bir Alevi katliamına dönüşmesi, tarihsel hafızanın güncellenmesi gibi endişe verici durumlar ortaya atıldı” dedi ve şöyle devam etti.

    “Alevi kurumları karşıda bir yere konumlanmadılar. Destek açıklamalarını da yaptılar. Fakat bu yeterli mi? değil. Daha etkin rol alınabilir. Ama çekince gösterdiler. Örneğin 11 Temmuz’da yapılan silah yakma törenine davet edilmelerine rağmen hiçbir Alevi kurum temsilcisi katılmadı. Oysa Alevi inancına uygun bir durumdu bu. Alevi inancı, felsefesi açısından baktığımızda, bırakın sadece örgütlerin ellerindeki silahları, bütün dünyadaki silahların yakılmasından yanayız. Rıza Şehrinin nihai hedefi de budur.”

    “RİSK ALMAYACAKSAN O KOLTUKTA OTURMA”

    Kenanoğlu, Alevi kurumlarının sürece dair çekinceli tutumunun, “endişe ve korumacı” bir yaklaşımdan kaynaklandığını belirterek şunları söyledi:

    “Sonuçta bir koltuğa oturuyor, başkanlık görevi üstleniyorsanız bir takım riskleri göze alarak yapıyorsunuzdur! Nihayetinde toplumun, demokrasinin hayrına atılması gereken adımlar bunlar. Bedelleri de göze alarak adım atmak zorundasınız. Endişe edip görevini yapmaktan imtina edersen bu koltukta oturmayacaksın o zaman. Bu riski alabilecek, bu görevleri layıkıyla yerine getirecek insanlar var.”

    Kenanoğlu, cemevlerinde sürecin konuşulması gerektiğini belirtti:

    “Ben şunu isterdim; örneğin bütün cemevlerinde bu sürecin ne olup ne olmadığı ile ilgili tartışmalar yapılsın. Dedik ki ‘Gelelim, anlatalım. Siz de sorularınızı sorun, endişelerinizi dile getirin. Televizyonlardan izlediğiniz manipüle edilmiş, ön yargılarla yapılan haberlerle değil, muhataplarından dinleyin. İmralı heyetinden arkadaşlarımızı getirelim anlatsınlar’ istedik. Bunu gerçekleştirdiğimiz yerler oldu fakat bu bizim gayretimizle oldu. Sürece böyle katkılar sunulabilirdi. Hala gecikmiş değil.”

    “MADIMAK ROBOSKİ DERSİM İLE YÜZLEŞMEDEN BARIŞ OLMAZ”

    Kenanoğlu, Alevi kurumlarının “ürkek” davrandığını belirterek, yöneticilerin konum kaygısıyla hareket ettiklerini söyledi:

    “Bir taraftan da hani koltuklarını kaybetme durumu var. Çünkü Alevi kurumları içerisinde Kemalist olanlar da var. Onların eleştirilerine, saldırılarına maruz kalmamak adına da ‘Aman boş ver, yerimde rahat durayım’ da diyebiliyorlar.”

    2003, 2013 ve 2015 süreçlerinde de Alevi toplumunun “izleyen” tarafta kaldığını hatırlatan Kenanoğlu şöyle devam etti:

    “Hatta 2013-2015’te daha kötü bir durum vardı. O dönemde Cumhuriyet Halk Partisi, sürecin karşısındaydı. Alevi kurumlarından da olumlu söz duymuyorduk neredeyse… Dünyanın hiçbir yerinde barış süreçleri sadece iktidarların, örgütlerin ya da görüşen tarafların inisiyatifiyle yürümemiş. Toplumun talebiyle sonuçlanmış!”

    Kenanoğlu, kalıcı barışın sağlanması için geçmişle yüzleşmenin zorunlu olduğunu da belirtti:

    “Devletin çıkaracağı yasalarla işin faslının tamamlanması, esasında birbirimize sarılıp kardeş olmak falan anlamına gelmiyor… Bunun adına ‘barış’ değil de başka bir isim verilebilirdi. Şimdi toplumda şöyle bir algı var; ‘Ya biz bunlarla nasıl barışacağız?’ Arkadaş, biz bunlarla oturup sarmaş dolaş olmayacağız… Ama bunun beraberinde dünyanın her tarafında olduğu gibi bu demokratikleşmenin bir ayağı da yüzleşmedir. Madımak, Roboski, Maraş, Çorum gibi katliamlarla yüzleşmeden; hatta bunların sonuçları ortadan kaldırılmadan olmaz. İşte Dersim Katliamı ortada duruyor hala. Sivas Katliamı’nın sonuçları itibariyle hala devam eden durumlar var. Bütün bunlarla yüzleşilmeden Türkiye’de kalıcı barış ve demokratikleşme sağlanamaz.”

    “ALEVİ KURUMLARI SÜRECİN ÖZNESİ OLMALI”

    Kenanoğlu, sürecin başarıya ulaşması için Alevi kurumlarının daha çok çaba göstermesi gerektiğini vurguladı:

    “Cumhuriyetin ilk yüzyılında eşit yurttaş olmak için uğraştık. Bizim dışımızda birileri bu devleti kurmuş, yasalarını oluşturmuştu. Eşit yurttaş olmak için mitingler, eylemler yaptık, talepler oluşturduk. Şimdi Cumhuriyetin 2. yüzyılında şunun yapılması gerekiyor; Alevi toplumunun, örgütlerinin ‘Artık biz eşit yurttaşlık talebinde bulunuyoruz, demokratikleşmeyi destekliyoruz’ değil, ‘Biz bu işin öznesiyiz. Gövdemizle işin içerisinde olacağız ve bu sürecin bir parçasıyız’ denilmesi lazım.”

    Kenanoğlu, Alevi kurumlarının sürece “seyirci” kaldığını ifade etti:

    “Bugüne kadar Alevi kurumlarının toplantıları neydi? Kusura bakmasınlar. Bu toplantılar sadece DEM heyetini çağırıp bilgi alma toplantılarıydı. O bilgileri alan Alevi heyeti, yurdun dört bir tarafında süreçle ilgili kendi tabanına bunları anlattı mı? Bunu yapmadı. O toplantıya katıldın diye ‘Biz bu sürecin içindeyiz’ olmuyor yani.”

    Kenanoğlu, Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Evet, Türkiye’de yeni bir anayasaya ihtiyaç var. Şu anda bir anayasa tartışmıyoruz. Niye tartışmıyoruz? Çünkü şu anda bir anayasa yapacak mevcut koşullar yok. Yani bu anayasayı saymayan bir iktidarla anayasa yapacak koşullar yok. Ama Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı var. İşte burada Alevi toplumunun, örgütlerinin burada özne haline dönüştürülmesi gerekiyor. ‘Demokratik anayasa istiyoruz’ üzerinden yürümemiz gerekir. Alevi kurum yönetici arkadaşlarımızın bilgisi, birikimi ve becerisi hayli yüksek. Bunu da yapabilirler. Yeter ki bunda karar versinler. Ya yapılan toplantılara konuşmacı olarak katılırsın ya da o toplantıları sen yaparsın. İkisinin arasında fark var.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • DEM Parti İmralı Heyeti’nden Öcalan görüşmesine dair açıklama!

    DEM Parti İmralı Heyeti’nden Öcalan görüşmesine dair açıklama!

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan’la yaptıkları görüşmenin olumlu geçtiğini belirterek, Öcalan’ın “Kürt olgusunun tüm boyutlarıyla Cumhuriyetin yasallığına dahil edilmesi ve bunun için güçlü bir geçiş süreci temel alınmalıdır. Bütünsel bir olgu olarak yasallığa geçiş, Demokratik Cumhuriyetin hukuksal temellerini sağlamlaştıracaktır” dediğini aktardı. 

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti, dün (3 Kasım) yaptıkları Öcalan görüşmesine dair yazılı açıklama yaptı. Açıklamada şunlar ifade edildi:

    “3 Kasım 2025 tarihinde İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan ile yaklaşık üç saat süren son derece olumlu bir görüşme gerçekleştirdik. Sağlığı ve morali oldukça güçlüydü.

    Görüşmemizde özetle şu değerlendirmeleri yaptı:

    İçinde bulunduğumuz süreci ilerletebilmek, tarihi ve sosyolojiyi daha fazla ciddiye almayı gerektiriyor. Türk-Kürt ilişkisinin bin yıllık iki sütun olarak bugüne geldiğinin tespit edilmesi önemlidir. Bu sütunların görülmesi, anlaşılması ve onarılması suretiyle birlikteliğin güçlendirilmesi gerekir.

    Çizgiler çekerek değil, güncel sorunlarımızı da kapsayacak bir ufuk oluşturarak hareket etmeliyiz.

    Sınırlı şartlarda tarihi bir mesele için ciddi bir çaba sarf ediyoruz. Yıkıcı ve negatif değil, pozitif bir aşamayı geliştirmeye çalışıyoruz. Kürt olgusunun tüm boyutlarıyla Cumhuriyetin yasallığına dahil edilmesi ve bunun için güçlü bir geçiş süreci temel alınmalıdır. Bütünsel bir olgu olarak yasallığa geçiş, Demokratik Cumhuriyetin hukuksal temellerini sağlamlaştıracaktır.

    Bugün dönemsel olarak eşiğinde olduğumuz demokratik entegrasyon imkanı hem yerellik hem evrenselliktir. Pozitif aşamaya geçebilmek için bu süreçte herkesin hassasiyet, ciddiyet ve sorumluluk bilinciyle hareket etmesi hayati önemdedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Meclis ‘Çözüm Komisyonu’ İrlanda’da: ‘Nasıl barıştık?’

    Meclis ‘Çözüm Komisyonu’ İrlanda’da: ‘Nasıl barıştık?’

    PİRHA-Meclis’te kurulan çözüm komisyonundan bir heyet, Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (DPI) Dublin’de düzenlediği toplantıda Kuzey İrlanda, Filipinler ve Sudan barış süreçlerinin kilit aktörleriyle bir araya geldi. Eski İrlanda Başbakanı Bertie Ahern, “40 yıl ceza almış birinin serbest bırakılmasını toplum kolay kabul etmez ama barış güçlü liderlik ister” derken, Filipinler’den Raissa Jajurie “25 bin savaşçı silah bıraktı ama süreç bitmedi, sabır şart” dedi.

    Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerinden DEM Parti’li Celal Fırat ve Gülistan Kılıç Koçyiğit, CHP’li Sezgin Tanrıkulu ve Oğuz Kaan Salıcı, AKP’li Abdurrahman Babacan, Yeni Yol Parti’li Bülent Kaya, Mehmet Emin Ekmen ve Mustafa Bilici’niın yer aldığı heyet, Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (Democratic Progress Institute – DPI), Dublin’de düzenlediği toplantıya katıldı. Uluslararası düzeyde önemli barış süreçlerinin karşılaştırmalı olarak tartışıldığı bir çalışma toplantıda Kuzey İrlanda, Filipinler ve Sudan barış süreçlerinde doğrudan yer almış siyasetçiler, bürokratlar ve uzmanlar deneyimlerini paylaştı.

    KULLANILAN DİLİN ÖNEMİ!

    Kısa Dalga‘da yer alan habere göre; Toplantının ilk konuşmacısı, İrlanda Adalet ve Eşitlik Bakanlığı eski Müsteşarı Tim Dalton oldu. Kuzey İrlanda barış sürecinde silahların devre dışı bırakılması, paramiliter mahkumlara ilişkin düzenlemeler ve güvenlik reformlarının uygulanmasında aktif rol alan Dalton, sürecin dilinin ve iletişim biçiminin önemine dikkat çekti: “Bu süreçlerde kullanılan dilin, sürecin olumsuz etkilenmesine yol açmaması, taraflar arasındaki ilişkiye ve sürecin toplumsallaşmasına zarar vermemesi gerekir.”

    Dalton, Kuzey İrlanda’da taraflar arasında güven inşa etmenin zaman aldığını ve sürecin toplumsal desteğini koruyabilmek için devlet dilinin kapsayıcı hale getirilmesinin büyük önem taşıdığını belirtti.

    “BARIŞIN TOPLUMA ANLATILMASI VE LİDERLİĞİN SÜREKLİLİĞİ ÖNEMLİ”

    İkinci konuşmacı, Kuzey İrlanda barış süreci ve Hayırlı Cuma Anlaşması döneminin İrlanda Başbakanı Bertie Ahern idi. Ahern, silahsızlanma, güvenlik geçişi ve siyasi uzlaşmanın en kritik dönemlerinde alınan kararları anlattı. Barışın topluma anlatılmasının ve liderliğin sürekliliğinin önemini vurguladı: “40 yıl ceza almış birinin serbest bırakılması toplumun kolay kabul edebileceği bir şey değildi. Ama iki Başbakan olarak, aldığımız kararların arkasında ısrarla durduk ve bu süreç boyunca toplumu ikna etmeye çalıştık. Zamanı geldiğinde de iki ülkedeki tüm IRA’lı mahkumları serbest bıraktık. Bu süreçlerde güçlü liderlik çok önemli.”

    Ahern, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile aralarında birçok konuda görüş ayrılığı olduğunu, ancak barış sürecinin diyalogla yürütüldüğünü belirterek “Tony Blair ile anlaşamadığımız çok şey vardı ama konuşmaktan, tartışmaktan yorulmayan bir liderdi. Konuşa konuşa, tartışa tartışa bir sonuca ulaşıyorduk” dedi.

    Üçüncü konuşmacı, Kuzey İrlanda barış sürecinde aktif rol oynamış İrlanda eski Dışişleri Bakanı Dermot Ahern oldu. Ahern, çatışmadan barışa uzanan siyasal sürecin perde arkasını anlattı. Başbakan’ın kendisinden IRA ile gizli görüşmelere katılmasını istediğini, ancak bunun son derece riskli bir görev olduğunu dile getirdi: “Başbakan, görüşmeler sızarsa her şeyi inkâr edeceğini söyledi. Bu görevin siyasi açıdan çok riskli olduğunu biliyordum. Sızması halinde kariyerim biterdi.”

    “BARIŞ SÜRECİNDE NE ZAMAN DEHŞET VERİCİ BİR OLAY YAŞANDIYSA, BİZ İNATLA BARIŞ ÇALIŞMALARINA DEVAM ETTİK”

    Ahern, görüşmelerin başlamasından hemen önce IRA tarafından düzenlenen bir bombalı saldırıda sekiz İngiliz askerinin öldüğünü hatırlatarak, bu olayların süreci durdurmadığını vurguladı: “Oyun bozucular sorununu çok yaşadık ama barış sürecinde ne zaman dehşet verici bir olay yaşandıysa, biz inatla ve ısrarla barış çalışmalarına ve görüşmelerine devam ettik.”

    Toplantının son konuşmacısı, Bangsamoro Sosyal Hizmetler ve Kalkınma Bakanı Raissa H. Jajurie oldu. Filipinler Hükümeti ile yürütülen barış müzakerelerinde Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MILF) Teknik Çalışma Grubu’na katılan ilk kadın üye olan Jajurie, ayrıca Bangsamoro Geçiş Komisyonu üyesi olarak Mindanao barış sürecinde aktif rol üstlenmişti.

    “ÇOK SABIRLI OLMAK GEREKİYOR”

    Jajurie, Filipinler’deki barış sürecinde silahsızlanma ve toplumsal dönüşümün uzun vadeli bir çaba olduğunu anlatarak “Mindanao’da 25-26 bin savaşçı silah bıraktı ama silah bırakmayla ve bırakanlarla ilgili daha yapılması gereken pek çok şey var. Yani çok sabırlı olmak gerekiyor” dedi.

    Jajurie, Filipinler barış sürecinde oluşturulan Uluslararası Kriz Grubu’nun (International Contact Group) barış sürecinin önündeki pek çok zorluğun aşılmasında çok aktif çalıştığını ve önemli roller üstlendiğini belirterek “Uluslararası Kriz Grubu, sürecin önündeki engellerin aşılmasında çok kritik bir destek sağladı” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kurtulmuş: Nihai raporu hazırlama safhasına doğru ilerliyoruz!

    Kurtulmuş: Nihai raporu hazırlama safhasına doğru ilerliyoruz!

    PİRHA- Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 16’ncı toplantısının açılış konuşmasını yapan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Komisyon çalışmalarında nihai raporu hazırlama safhasına doğru ilerlediklerini ifade ederek, “ülkemizin güvenlik birimlerinin tespit ve tescil edilmesi ile Meclis bu sürecin gerektirdiği yasal düzenlemeleri yerine getirecektir” dedi.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 16’ncı toplantısı başladı. Komisyon, bugünkü toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’u dinleyecek.

    “ŞİMDİYE KADAR BÜYÜK BİR MESAFE ALINDI”

    Toplantının açılışında konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, şunları dile getirdi:

    “Komisyon çalışmalarında nihai raporu hazırlama safhasına doğru ilerlediğimizi görüyoruz. Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki; bu süreç, 5 Ağustos’tan beri yürütülen komisyon çalışmaları, başarılı bir süreç şeklinde yürümektedir. Son güne kadar da bu güne kadar böyle devam edecektir. Her şeyden önce tarihi bir komisyondur. Üstlendiği misyon, görev ile tarihidir. Millet adına sorumluluk üstlenmiştir. Geniş katılımlı müzakere süreci gerçekleştirildi.

    Komisyon olarak başarılı bir tablo ortaya koyduk. Müzakereler esnasında fevkalade bir olgunlukla herkes birbirini dinledi. Fikirlerine karşı saygılı davrandı. Komisyon, Türkiye demokrasisi açısından örnek teşkil edecek demokratik standartları son derece yüksek bir çalışma ortaya koydu. Komisyon millet adına, örgütün silah bırakması ve kendini tasfiye etme sürecinin gereklerini millet adına takip etmek ve siyasi partilerin müşterek fikirleri ile kanaatler oluşturmak bakımından önemli görev icra etti. Bundan sonra da icra edecektir. Bu süreçte en başından itibaren söyledik; burada sadece bir grubun, partinin, kanadın görüşleri, istekleri, beklentileri şeklinde bir çalışma ortaya konulmaz. Dolasıyla herkesin fikri kendine saklı kalmak şartı ile müşterek noktalarda buluşabilmek ve böylece hep beraber ortak hedefler noktasında bu sorunu bu tarihi görevi icra edebilmek komisyonumuzun başlıca sorumluluklarından birisi idi.

    Bu prensibe bağlı kalınması da önemlidir. Ayrıca şunu biliyoruz ki- bu süreçte bisiklet metaforu burada çok kullanıldı bir kere daha söylemek istiyorum- bu süreçte bir taraf üzerine düşen sorumlulukları yerine getirsin diğer taraf daha geriden gelsin ya da başka birisi başka şekilde hareket edilsin diye düşünülemez. Burada irade ortadadır. İmralı’dan yapılan açıklamalar ile örgüt kendisini tasfiye ettiğini, bütün bileşenleri ile artık örgütsel faaliyetleri sürdürmeyeceği konusundaki açıklamalar, özellikle 26 Ekim’de yapılan açıklamalar ile bir ileri safhaya taşınmış ve önemli bir eşik aşılmıştır. Bundan sonraki süreçte de hem örgütün sahadaki varlıklarını tasfiye ettiğiniz, ülkemizin güvenlik birimlerinin tespit ve tescil edilmesi ile Meclis bu sürecin gerektirdiği yasal düzenlemeleri yerine getirecektir.

    Komisyonun yasal düzenlemeler için genel bir çerçeve hazırlayacak ve Meclis’e göndereceğiz. Burası bir Anayasa değişiklik komisyonu değildir. Anayasanın değişmesi ile ilgili bir gündem olmadı. Konu, açılmamıştır. Komisyon, örgütün kendisini tasfiye ettiğini, ayrıca bu güvenlik görevlileri tarafından tespit ve tescil edildikten sonra gerçekleştirmek üzere yapılacak olan atılacak olan adımları belirleyen bir çerçeveyi kurula sunacaktır. Bu çerçevede şimdiye kadar büyük bir mesafe alındı.”

    Numan Kurtulmuş’un konuşmasının ardından, toplantının basına kapalı yapılması konusunda karar alındı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Zeynel Abidin Koç: Alevi örgütleri olarak sürecin daha çok içerisinde olmamız gerektiğini belirttik!

    Zeynel Abidin Koç: Alevi örgütleri olarak sürecin daha çok içerisinde olmamız gerektiğini belirttik!

    PİRHA- Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, DEM Parti Eş Genel Başkanları ile yapılan görüşmenin detaylarını anlattı. Koç, sonraki süreçte muhalefet partileriyle daha sık görüşeceklerinin altını çizdi.

    Alevi çatı örgütlerinin temsilcileri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları ile 2 Ekim’de DEM Parti Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

    Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, yapılan görüşmenin detaylarını PİRHA’ya anlattı.

    SÜRECİN DAHA ÇOK İÇERİSİNDE OLMAMIZ GEREKTİĞİNİ İFADE ETTİK”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair karşılıklı görüş alışverişinde bulunduklarını söyleyen Koç, söz konusu davetin DEM Parti’den geldiğini belirtti. Zeynel Abidin Koç, Alevi örgütlerinin Meclis’teki sürecin “çok uzadığı” yönünde görüş belirttiklerini söyleyerek şu bilgileri paylaştı:

    “Mecliste çok dinleme yapıldığını, bir an önce bir somut adım atılması gerektiğini bizler de DEM Parti yöneticileri de belirtti. Bunun dışında, Alevi örgütlerinin de bu konu hakkında sözler kurması gerektiğini, Alevilerin bu sürece nasıl baktığını, temsilci olarak Meclis komisyonuna direkt birinci ağızdan bizim söylememiz gerektiğini ifade ettim.  Bunu meclisteki komisyona bildirecekler. Çünkü Türkiye’de birlikte yaşama kültürünü geliştiren en büyük iki toplum Kürt toplumu ile Alevi toplumu. Doğal olarak böyle bir komisyonda her ne kadar Alevileri temsilen bir milletvekilimiz olsa dahi, Alevi örgütlerinin de bu konudaki sözlerini kurması gerektiğini ifade ettik. Gelinen süreç bize anlatıldı. Bizler de beklentilerimizi bir kez daha ilettik. Alevi örgütleri olarak bu sürecin daha çok içerisinde olmamız gerektiğini ifade ettik. Onlar da bu konuda aynı görüşte olduklarını belirttiler. Bununla ilgili de nasıl bir yol, yöntem izlememiz gerektiğini önümüzdeki günlerde ayrıca bir değerlendireceğiz. Bugüne kadar ortaklaşma konusunda süreç çok da verimli olmadı.

    “29 EKİM’DE BİR ALEVİ AÇILIMI YAPACAKLARI DİLLENDİRİLİYOR”

    Zeynel Abidin Koç, Alevi kurumları olarak sürece ilişkin hazırladıkları bir raporu önceden DEM Parti’ye sunduklarını da hatırlattı. Koç, Alevi kurumlarının Meclis komisyonuna çağrılıp çağrılmayacağının da henüz net olmadığını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Anladığım kadarıyla şöyle bakılıyor; Kürt sorunu ayrı, Alevi sorunu ayrı. İki parti de Alevi örgütlerinin bu komisyonda dinlenmesi konusunda ısrarcılar ama mevcut iktidar değil. Hatta 29 Ekim’de bir Alevi Açılımı yapacakları dillendiriliyor. Ali Arif Özzeybek’in de bununla ilgili bir rapor hazırladığı kamuoyuna yansıdı. Hacıbektaş’ta, 29 Ekim’de bir açılış olacağı söyleniyor ve bu açılışta bunların da dile geleceği ifade ediliyor. Düşüncemize göre iktidar, aynı anda iki sorunun masaya gelerek çözümünden yana değil. Daha doğrusu genel bir çözümden yana da değil. Tek taraflı bir dayatma söz konusu. ‘Verdiğimle yetinin. Verdiğim kadarıyla bir demokratikleşme olur’ mantığı var diye düşünüyorum.”

    DEMOKRATİKLEŞME, BARIŞ SON DERECE KIYMETLİ”

    Türkiye Alevi Federasyonu olarak Milletvekili Celal Fırat’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki temsilcileri olduğunu söyleyen Koç, “Tabii ki vekilimizle bu komisyona iletmek istediğimiz bilgileri aktarıyoruz zaten. Ama Alevi örgütlerinin de birinci ağızdan buraya bildirmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Bununla ilgili bir yol yöntem geliştirebilme şansını yakalarsak, gidip direkt kendi görüşlerimizi anlatacağız” diye belirtti.

    Zeynel Abidin Koç, Alevi örgütlerinin inançla ilgili taleplerinin az miktarda olduğunun altını çizerek “Demokratikleşme” vurgusu yaptı. Koç, şöyle devam etti:

    “İnanç merkezlerinin diğer inanç merkezleri gibi kamusal alanda tanınması gibi birkaç tane talep var. Yoksa Türkiye’de zorunlu din derslerinin kaldırılması, Türkiye’deki laik ve demokratik tüm toplumların talebi. Demokratikleşme paketinde bu sorunlar zaten çözülürse Alevi örgütlerinin talepleri de kısmen de olsa çözülmüş olacak.

    Alevi örgütlülüğü olarak hem 4-5 Ekim’de ‘Alevi örgütlülüğünün örgütlenme modeli nasıl olmalı? İç çalışmalar nasıl olmalı?’ konularıyla ilgili bir çalıştay yapıyoruz. Bu zaten bizim gelecek dönemdeki kamusal alandaki kurumsal kimliklerimize bir yön verecektir. İkincisi, şimdi ortada bir masa var ve bu masanın etrafında oturan partilerin temsilcileri var. Öncelikle buradan çıkacak kararlar, bizim tarafımızdan izlenecek kararlar. Yani biz bunları takip ediyoruz. Demokratikleşme, barış son derece kıymetli. Bunu aksatacak bir durumun karşısında olacağız.”

    MUHALEFET KESİMİYLE DAHA YAKIN BİR MESAİ KURULACAK”

    Zeynel Abidin Koç, sürece dahil olmak adına muhalefet partileriyle daha sık görüşeceklerinin altını çizerek şu bilgileri de aktardı:

    “Tabii ki eylemlerde bulunacağız. Bazen sözlü bir eylem, bazen sahada eylem…  Ancak şu anda yürüyen bir masa ağır aksak da olsa bir mücadele devam ediyor. Doğal olarak bu mücadelenin nereye evrileceğini görmeden karar vermek veya nasıl sonuçlanacağını bilmeden bir yol, yöntem geliştirmek bizce doğru bir tabir değil. Biraz izlemek taraftarıyız ama şunu yapacağız; masanın taraflarıyla, özellikle muhalefet kesimiyle daha yakın bir mesai harcayacağımızı söyleyebilirim.

    Dün yaptığımız tarzda toplantılardan çok heyetler tarzında, yani alt komisyonlar tarzında görüşmeler daha sık olacak. İletişim araçları son derece gelişti, oraları kullanarak görüşmelerimizi sürekli sürdüreceğiz.

    “TALEPLERİMİZ O MASADA OLACAKTIR”

    Alevilerin talepleri, Türkiye’nin demokratikleşmesi ile ilgili. Bakın 100 talebimizi arka arkaya koysak sadece bir tanesi Alevilere özel talep olabilir. Onda da aslında devletin dinden çıkması gerektiğini ifade ediyoruz ama çıkmaması durumunda da Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerinin yasal, hukuksal statüye kavuşmasını talep ediyoruz. Onun dışındaki taleplerimizin tamamı Türkiye’nin demokratikleşmesi ile ilgili olduğu için doğal olarak o masalarda Alevi taleplerinin olması kadar doğal bir şey olamaz. Cismen bizim ismimiz geçmese dahi taleplerimiz o masada olacaktır.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

     

    İLGİLİ HABER

    DEM Parti, Alevi kurum temsilcileriyle bir araya geldi