Etiket: kürtçe

  • HBVAKV Datça Cemevi, Udi Yervant dinletisi gerçekleştirdi

    HBVAKV Datça Cemevi, Udi Yervant dinletisi gerçekleştirdi

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi Hızırşah Kültür Evi’nde Udi Yervant dinletisi  gerçekleştirdi. Yoğun bir dinleyici kitlesinin ilgi gösterdiği dinleti öncesinde Hızırşah Kültür Evi bahçesinde misafirler için bir kokteyl düzenlendi. 

    Sunuculuğunu Nurgül Yıldırım’ın yaptığı dinleti öncesinde Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi Başkanı Murat Yıldırım açılış konuşması yaptı. Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar’ın da dinleti öncesi bir konuşma yaptığı etkinlikte, tarihi kilise hakkındaki bilgiyi ise Arkeolog ve Restoratör Okan Özalp verdi.

    Sanatçı Udi Yervant’ın iki saat boyunca sahne aldığı dinletide Türkçe, Kürtçe, Ermenice ezgiler katılan misafirlerle birlikte söylendi. Barış, kardeşlik ve sevgi mesajlarının sıkça verildiği etkinlik sonunda Udi Yervant ve Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar için Datça Cemevi tarafından hazırlanan teşekkür plaketleri takdim edildi.

    PİRHA / MUĞLA

  • Gazetecilerin yargılandığı bir ortamda özgürce gazetecilik yapmaktan bahsedilemez

    Gazetecilerin yargılandığı bir ortamda özgürce gazetecilik yapmaktan bahsedilemez

    Uluslararası Basın Enstitüsü’nün yaptığı çalışmanın sonuçları açıklandı.

    Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Türkiye’de yerel gazeteciliğe odaklanan saha çalışmasının sonuçlarını, Türkiye Gazeteciler Sendikası’na bağlı TGS Akademi’de düzenlenen basın toplantısıyla açıkladı. IPI Direktoru Barbara Trionfi, 150’den fazla gazetecinin hapiste bulunduğu ve yüzlerce gazetecinin yargılandığı bir ortamda gazetecilerin kaliteli ve özgürce gazetecilik yapmasından bahsedilemeyeceğini vurguladı.

    “BİRÇOK ÜLKEDE AĞIR BASKILAR VAR”

    Şişli’de bulunan TGS Akademi binasında dün gerçekleşen toplantıda konuşan IPI Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Gazeteci Kadri Gürsel, “Türkiye’de mevcut durumda gazeteciler çeşitli siyasi saiklerle, motivasyonlarla gazetecilik yaptığını da iddia ederken birtakım siyasi baskıların ötesinde gazeteciliğin kalitesinin yükseltilmesi sorunu da duruyor. Çok uzun sürmeyen bir zamanda bu ortamın düzelmesi beklenirken bizde nasıl kaliteli gazetecilik yapılır üzerine rapor hazırladık” dedi. IPI Direktoru Barbara Trionfi de 2016’dan itibaren daha fazla gazetecinin hapse girdiğini söyleyerek, “IPI üyelerinin olduğu birçok ülkede çok ağır baskılar var, ama bu ülkelerin her birinde bağımsız, kamu yararına gazeteciliğin yaşayabileceği belli alanlar olduğunu görebiliyoruz. Türkiye’de böyle alanlar olmasa bile gazetecilerin mesleklerini sergiledikleri irade ve azim, bizim desteklerimizi hak ediyor. Olumlu değişikliklerin olacağına dair beklentilerin yaşandığı bir dönemde, bir kuşak gazeteciyi kaybetmemek adına bu kapasiteyi nasıl geliştirebileceğimize bakmak adına bu raporda çalıştık” dedi.

    “GÜVENİLİR HABER KURUMLARI VE MUHABİRLERİ BELİRLEMEK”

    Onlarca görüşme ve atölyelere dayandırılan araştırmada yer alan öneriler şöyle:

    – Gazetecilik üzerine Türkçe, Kürtçe ve Arapça Kitlesel Çevrimiçi Kurslar ve buna uygun açık kaynaklı müfredat hazırlamak.

    – Ülkenin her yerinde toplumun yeni medya okuryazarlığını artırmak amaçlı, halk odaklı “Yaratıcı Kafeler” ve “Gazetecilik Tecrübe Merkezleri” açmak.

    – Doğaçlama haber merkezleri kurma hedefine yönelik ilk aşama olarak yereldekiler başta olmak üzere ülke çapında güvenilir haber kurumlarını ve yerel muhabirleri belirlemek.

    – Erken evredeki gazetecilik girişimlerini desteklemek amacıyla kuluçka ve hızlandırıcı programlar hazırlamak.

    – Türkiye’nin genç gazeteci nesillerine eğitim ve motivasyon amaçlı sponsorlu yurtdışı staj programı sağlamak ve yeni bir gazetecilik ödülü oluşturmak. (HABER MERKEZİ)

  • Kürtçe konuşan öğretmen sürgün edildi

    Kürtçe konuşan öğretmen sürgün edildi

    Medeni Oruç hakkında önce okul idaresinin talebi üzerine disiplin soruşturması başlatıldı, ardından Milli Eğitim Bakanlığı tarafından maaş kesintisi cezası verilerek il dışına gönderildi.

    Van’ın Edremit ilçesinda, Ferit Melen İlköğretim Okulu’nda sınıf öğretmeni olarak görev yapan Medeni Oruç, okulda Kürtçe konuştuğu ve Kürtçe ders işlediği iddiasıyla sürgün edilidi

    Medeni Oruç hakkında önce okul idaresinin talebi üzerine disiplin soruşturması başlatıldı, ardından da Milli Eğitim Bakanlığı tarafından maaş kesintisi cezası verilerek il dışına gönderildi.

    Eğitim Sen Van Şubesi yaptığı basın açıklaması ile üyeleri Medeni Oruç’un sürgün edilmesini kınadı. Eğitim Sen Şube binasında yapılan açıklamada konuşan Şube Hukuk Sekreteri Şerif Ateş, kamu kurumlarında ya da sokakta Kürtçe konuştukları için Kürtlerin, ayrımcılığa, şiddete uğradığını ya da sürgün edilerek, disiplin ve cezalarla karşılaştığını söyledi.

    “KÜRTÇEYE KARŞI TAHAMMÜLSÜZLÜK DEVAM EDİYOR”

    İstanbul Havaalanında güvenlik görevlisi olan İbrahim Layık’ın Kürt olduğu ve Kürtçe konuştuğu için baskıya, ayrımcılığa dayamayıp intihar ettiğini hatırlatan Ateş, “Bir taraftan Milli Eğitim okullarında göstermelik de olsa Kürtçe seçmeli ders verilmekte iken, Van’da Kürtçeye karşı olan tahammülsüzlük devam etmektedir” dedi.

    Edremit ilçesi Ferit Melen İlköğretim Okulu’nda sınıf öğretmeni olarak görev yapan üyeleri Medeni Oruç’un okulda Kürtçe konuştuğu ve gerek uygulamada, mevzuat olarak ve gerek işleyiş açısından hiçbir maddi karşılığı olmadığı halde Kürtçe ders işlediği iddiasıyla okul idaresinin ayrımcı, ırkçı, ötekileştirici tavrı ile karşılaştığını hatırlatan Ateş, okul idaresinin talebi üzerine hakkında disiplin soruşturması başlatıldığını söyledi.

    “VELİ ŞİKAYETİ YALANLADI”

    İdarenin bir velinin şikayeti üzerine soruşturma talebinde bulunduğunu savunduğunu belirten Ateş, soruşturma dosyasında velinin dilekçesi ve ifadesi olmadığı halde açılan disiplin soruşturması sonucunda Maarif Müfettişlerinin görüş ve önerisi ile üyeleri Oruç’un Bakanlık tarafından il dışına sürgün edilerek maaş kesim cezası aldığını söyledi. Ateş, “Daha sonra bu durumu duyan adı geçen veli, üyemiz Medeni Oruç’la görüşerek kesinlikle böyle bir şikayetinin olmadığını, yetkililer hakkında şikayetçi olacağını belirtmiş olup Edremit İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dilekçe vermiştir” diye konuştu.

    Son yıllarda Milli Eğitim tarafından herhangi bir liyakat öngörülmeden sendikal tarafgirlikle yapılan idareci atamalarının maalesef her gün önlerine farklı bir sorun ve sıkıntı getirdiğine işaret eden Ateş, “İdarecilerin büyük bir kısmının liyakattan uzak, ayrıştırıcı, ötekileştirici dilleri yönetememe sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bu durum okullarda öğretmenler arasında çalışma barışını olumsuz etkilemekte olup huzursuzluğa sebep olmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın idareci atamalarında yetkili sendikanın etkisi altında kalmadan liyakata uygun bir şekilde sendika farkı gözetmeden idareci ataması yapmaya davet ediyoruz” dedi.
    “KARARDA İMZASI OLANLAR HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULACAK”

    Üyeleri Medeni Oruç’un haksız hukuksuz bir şekilde sürgün edilmesinin sendikal tarafgirlikle yapılan atamaların bir sonucu olduğuna dikkat çeken Ateş, bunun Kürt diline ve buna bağlı olarak Kürt halkına olan kin ve nefretin bir göstergesi olduğunu belirtti.  Bu ölçüsüz kararın altında imzası bulunan yetkililer hakkında gerekli yasal yollara başvuracaklarını belirten Ateş, Milli Eğitim Bakanlığı’na şu çağrıda bulundu: “Eğer Kürt halkına ve Kürt diline zerre kadar saygınız varsa sürgün kararını durdurun ve soruşturma dosyasını tekrar gözden geçirin.”

    ‘SÜRGÜN BİR İNSANLIK SUÇUDUR’

    Ateş, son olarak şunları söyledi: “Kindar, ırkçı, ötekileştirici zihniyete sahip olan herkes şunu çok iyi bilsin ki, Kürtler analarının ak sütü gibi helal olan anadillerini-Kürtçeyi konuşacaklar, konuşmaya devam edecekler. Sürgün bir insanlık suçudur. Bu kararın altında imzası olan ve buna göz yuman herkesi kınıyoruz.” (MA)

  • Temelli: Diyarbakır Diyarbakır olalı böyle Kürtçe duymadı

    Temelli: Diyarbakır Diyarbakır olalı böyle Kürtçe duymadı

    PİRHA – HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Binali Yıldırım’ın Diyarbakır ziyaretine ilişkin “Diyarbakır Diyarbakır olalı böyle Kürtçe duymadı. Bu Meclis’te Kürtçe konuşulduğunda bir halka bilinmeyen dil diye hakaret eden bir partinin mebususunuz ama kirli pazarlıklarınız için hiçbir şey olmamış gibi Kürdistan diyorsunuz, Kürtçe de konuşuyorsunuz. Birkaç kelime Kürtçe konuştunuz diye Kürt halkı nezdinde bir değeriniz olmayacak” dedi.

    Partisinin grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, iktidara yüklenerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın Diyarbakır ziyaretini eleştirdi.

    “23 Haziranda amacımız AKP-MHP faşist blokunu geriletmektir” diyen Temelli, Binali Yıldırım’ın Diyarbakır ziyaretinde ‘Kürdistan’ kelimesini kullandığını hatırlatarak “samimiyetsizsiniz” dedi.

    Temelli konuşmasının devamında, “Bu Meclis’te Kürtçe konuşulduğunda bir halka bilinmeyen dil diye hakaret eden bir partinin mebususunuz ama kirli pazarlıklarınız için hiçbir şey olmamış gibi Kürdistan diyorsunuz, Kürtçe de konuşuyorsunuz, Kürtçe konuşanları da saygı içinde dinliyorsunuz. Birkaç kelime Kürtçe konuştunuz diye Kürt halkı nezdinde bir değeriniz olmayacak. Çünkü bunlar samimiyetsiz, çıkar amaçlıdır” ifadelerini kullandı.

    HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin konuşmalarından başlıklar şöyle:

    “Önden topluma umudu, beklentileri servis ediyorlar sonra da zamana yayma politikasıyla bu beklentileri karamsar bir bekleyişe çevirmekle meşguller.

    Terörle Mücadele Kanunu, bu ülkenin gizli anayasasıdır. Terörle mücadele kanununun toplumsal muhalefete, Kürtlere karşı, kılıç gibi sürekli sallandırılmaktadır.

    Yargı Reformu Strateji Belgesi açıklandı. Aslında bu bir yerde itiraf belgesiydi. Demokrasiden ne kadar uzaklaşıldığının belgesi. Reformu geçtik, hala strateji belgesi açıklanıyor. 10 yıl sonra yargı konusunda ne denli içler acısı bir durumla karşı karşıya kalındığı görülecek.

    Eğer yargıda samimi bir reforma ihtiyacınız varsa bizim bir hazırlığımız var. İsteyin, gönderelim. Başta Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması.”

    “BU ÜLKEDE VİCDAN YOK”

    “Gelin Meclis çatısı altında bütün partiler toplumsal barışı var etmek adına görüşelim, müzakere edelim. Binlerce çocuk cezaevinde. Bu ülkede sendikal haklar yasaklı, grev yasaklı. Bunun ötesinde bu ülkede vicdan yok.

    18 insan Halfeti’de gözaltına alındı. İşkence uygulandı. Elektrik verildi, tecavüzle tehdit edildiler. Bu iktidar işkenceci olma sıfatına da sahip olmuş oldu. Bu işkenceyi gerçekleştirenlerden hesap soracağız.”

    “KÜRT HALKI NEZDİNDE BİR DEĞERİNİZ YOK”

    “23 Haziran’da İstanbul seçimleri var. Önemli seçimler. Aslında bu seçimin haklı bir gerekçesi yok. YSK muhalefetiyle karşımıza çıkmış bir zorunluluk. Adaylardan biri Binali Bey Diyarbakır’a gitmiş, kampanyasını buradan yapıyor nedense. Kürdistan mebusu demiş, devam etmiş Kürtçe konuşmuş. Diyarbakır Diyarbakır olalı böyle Kürtçe duymadı. AKP başkanı Erdoğan meydan meydan Kürdistan diyoruz diye bağırıyordu, ‘defol git’ diye. Terörist olduk, hakaretlere maruz kaldık ama yine Allah’ın işine bakın, geçen gün Çavuşoğlu’nu Kürdistan’da gördük. Hem de demokrasi şehitlerini anmak için saygı duruşundaydı. Bu Meclis’te Kürtçe konuşulduğunda bir halka ‘bilinmeyen dil’ diye hakaret eden bir partinin mebususunuz ama kirli pazarlıklarınız için hiçbir şey olmamış gibi Kürdistan diyorsunuz, Kürtçe de konuşuyorsunuz, Kürtçe konuşanları da saygı içinde dinliyorsunuz. Birkaç kelime Kürtçe konuştunuz diye Kürt halkı nezdinde bir değeriniz olmayacak. Çünkü bunlar samimiyetsiz, çıkar amaçlıdır.”

    “AMACIMIZ AKP-MHP FAŞİST BLOKUNU GERİLETMEKTİR”

    “İçeride anlatılan hikaye başka ama oraya gidince gerçek bambaşka. Tek sığındığı şey savaş politikaları. Oysa siyaset çözüm üretmektir. Çözüm üretemedikçe bu iktidar Türkiye gündemine sürekli silahlanmayı sokuyor ve kamu kaynaklarını harcıyor. İşte önümüzde S-400 var. Ne işe yarayacağı belli değil. Türkiye’yi bu gerilim hattına mahkum ederek silahlanmalarla çözümsüzlükten beslenmeye devam etmek istiyor.”

    “KÜRT MESELESİNDE ÇÖZÜM İÇİN MUHATABINIZ ÖCALAN’DIR”

    “Öcalan’ın mesajları önemli. Çözümü işaret eden mesajlardır, 2013’ü işaret etmiştir. Ülkede bir Kürt meselesi var. Çözümü olmadan diğer meselelerin çözümü olamayacağını geride bıraktığımız 4 yılda hep birlikte yaşadık. Bu sorunun çözümü muhataplarıyla olur. Bu sorunda muhatap da Sayın Öcalan.

    Gelin bir Anayasa yapım süreci için toplumun önünü açın. Demokratik bir anayasa için, seküler bir anlayışı gözeten bir anayasa için adım atın. Bu bizim sorumluluğumuzdur. Bu bütün milletvekillerinin sorumluluğudur. Sadece bu çatının altına sığışmayalım. Herkes katkı sunsun.”

    PİRHA / ANKARA

  • ‘Bir Dilin Peşinde’ sergisi ziyaretçilerini bekliyor-VİDEO

    ‘Bir Dilin Peşinde’ sergisi ziyaretçilerini bekliyor-VİDEO

    PİRHA- 1990’lardan günümüze Türkiye’de kültürel alanda verilen anadil mücadelesini konu alan “Bir Dilin Peşinde” sergisi Karşı Sanat’ta ziyaretçilerini bekliyor. 

    İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde kurulan Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu 1990’lardan günümüze Türkiye’de kültürel alanda verilen anadil mücadelesi araştırmasını sergiliyor. 23 Mayıs’ta Karşı Sanat’ta açılan sergi 17 Haziran’a kadar meraklılarını bekliyor.

    Sergi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu tarafından Friedrich Ebert Stiftung, İsveç İstanbul Başkonsolosluğu, Açık Toplum Vakfı desteğiyle düzenleniyor. Son 30 yılın anadil mücadelesini anlatan araştırmaya konu olan diller arasında Kürtçe, Hemşince, Ermenice, Lazca ve Çerkes dilleri yer alıyor.

    ANADİLDE ÜRETİM MÜCADELESİNİN SERÜVENİ

    Sergide araştırma kapsamında bulunan dillerle ilgili üretilen filmler, kitaplar, müzikler, dergiler ve çevirilerin görselleri, dillerle ilgili önemli haberler ve kişilerden görseller kullanılarak hafızalarda yer etmek ve farkındalık yaratmak amaçlanıyor. Sergide Kalan Müzik ve Bağımsız İletişim Ağı (BİA/Bianet) ile farklı kültürel gruplar ve farklı diller konusunda çalışmalar yürüten Sivil Toplum Kuruluşlarının faaliyetleri ve ürünleri üzerinden anadilde kültürel üretim mücadelesinin serüveni anlatılıyor.

    Siz de eğer yok olmak üzere olan bir dili, kültürü ve onunla ilgili verilen mücadeleyi merak ediyorsanız “Bir Dilin Peşinde” sergisini görmenizi tavsiye ederiz.

    Sergi, 17 Haziran’a kadar Karşı Sanat Aznavur Pasajı 6. Kat Beyoğlu/İstanbul’da görülebilir.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Anadilleri yaşatma mücadelesi: Bir Dilin Peşinde-VİDEO

    Anadilleri yaşatma mücadelesi: Bir Dilin Peşinde-VİDEO

    PİRHA- 1990’lardan bugüne Türkiye’de kültürel alanda verilen anadil mücadelesini konu alan “Bir Dilin Peşinde” sergisi 23 Mayıs’ta İstanbul’da Karşı Sanat’ta başlıyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans yapan Elif Yıldız, sergiyi merak eden ve ilgilenen herkesi davet etti. 

    İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde kurulan Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu 1990’lardan günümüze Türkiye’de kültürel alanda verilen anadil mücadelesi araştırmasını sergiliyor. 23 Mayıs’ta Karşı Sanat’ta açılacak olan “Bir Dilin Peşinde” sergisi 17 Haziran’a kadar ziyaretçilerini bekliyor.

    Araştırmaya konu olan diller arasında Kürtçe, Hemşince, Ermenice, Lazca ve Çerkes dilleri yer alıyor. Araştırma konusu olarak seçilen dillerin farklı köken ve dil gruplarından olmasına özen gösterilmiş.

    TÜRKİYE KÜLTÜRLERİ ARAŞTIRMA GRUBU

    Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans yapan Elif Yıldız, 2 buçuk yıldır Bilgi Üniversitesi Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu’nda yer alıyor. Yıldız, araştırma grubunun ve çalışmalarının ortaya çıkışını şöyle anlatıyor:

    “Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu, genel olarak Türkiye’deki tüm kültürel gruplar üzerine çalışmalar yapıyor. Başlangıcı 2013 yılını buluyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Tarih Bölümü’nde Bülent Bilmez var. Onun 2013 yılında öğrencileriyle yaptığı girişimlerle birlikte çeşitli çalışma birimleri kuruldu. Bunlar Kürdoloji, Alevi toplulukları çalışmaları, Yahudi toplulukları çalışmaları, Lazuri ve Çerkesler. Aynı zamanda 40’a yakın da Türkiye’de farklı kültürel gruplar üstüne çalışan lisansüstü öğrencinin bir arada olduğu bir araştırma grubuyuz. Çeşitli ortaklıklar oldu bu sürede bazen bir panelde, bazen bir projede. Bu proje de onun bir ürünü olarak çıktı. Bilgi Üniversitesi Kuluçka Merkezi’nde bir proje eğitimine katıldık ve yaklaşık 6 ay bu projeyi tasarlamaya başladık. Nisan 2017 yılında ilk projemize başlamış olduk. Proje akademiyle kültürel gruplar üzerine çalışan sivil toplum aktörlerini birleştirmek üzerineydi. Hem eğitim hem de ortak işler yapılması üzerine kurulmuştu. 23 Şubat’ta Depo’da ‘Çoğul İstanbul Medyası’ diye bir sergimiz olmuştu. Bu sergi de aslında ona giden yolun başlangıcı gibi oldu. Çünkü süreli yayınlarla ilgilendiğiniz zaman ne kadar farklı diller üzerine çalışmalar olduğunu bunların çok dar alanlar olduğunu çoğu insanın aslında bilgisinin bile olmadığını görüyorsunuz. Başta bu sergiye başlarken ‘Acaba bu insanların biyografileri üzerinden mi gitsek?’ diye düşünmüştük. Sonra birkaç tane ön görüşme yaptığımızda dil meselesinin çok önemli olduğunu gördük. Bu noktada da sergide dile odaklanmaya karar verdik ve ‘Bir Dilin Peşinde’ diye sergimizin ismi oluştu ve bu şekilde aslında içeriği çalışmaya başladık.”

    ANADİLİNİ YAŞATMAYA ÇALIŞMAK

    Sergi için çalışma yaparken en çok bu işlerle uğraşan kişilerin bir yandan da mesleğini yürütüyor olmasının dikkatini çektiğini söyleyen Yıldız, bu alanda çalışma yapan herkesin hiçbir kazanç beklemeden, kendini adayarak bir şeyler üretip anadilini yaşatmaya çalıştığını aktarıyor.

    “ANADİL KONUSUNDA YAPILAN ÜRETİMLER YETERSİZ”

    90’ların sadece Türkiye’de değil dünyada bir kırılma noktası oluşturduğunu vurgulayan Yıldız, 90’lardan günümüze anadil konusunda yapılan üretimlerin yeterli olmadığını şöyle anlatıyor:

    “Kamusal alanda bir şeyler yapabilmenin, görünürlüğün yavaş yavaş son dönemlerde başladığını belki söyleyebiliriz. Tabi görünürlük de biraz tartışmalı bir konu. Genelde çok küçük gruplar tamamen kendi dertleriyle başlayarak bu alanda üretim yapıyor. Duyurma konusu bazen müzikle oluyor, bazen belki süreli yayınlarla oluyor. Ama o da sadece ilgilisine gidiyor. Aslında geniş bir şekilde duyurulma gibi bir durum olmuyor. Haliyle gerekli ama yapılan işler birazcık yetersiz kalıyor.”

    “DİLLERDE ‘ANLIYORUM AMA KONUŞAMIYORUM KUŞAĞI’ OLUŞTU”

    Yaşatılmaya çalışılan dillerin hepsinde “anlıyorum ama konuşamıyorum kuşağının” oluştuğunu belirten Yıldız, sergi için çalışma yaptıkları süreçte bu söylemin karşılarına çok çıktığını ifade ediyor. Kendi babasının da Kafkas göçmeni bir Çerkes olduğunu söyleyen Yıldız, “Evin içinde konuşulmadığı zaman o dil aktarılamıyor. Zaten kamusal alanda bunun bir imkanı yok. O ‘anlıyorum ama konuşamıyorum’ diyen insanların çoğu da bir şekilde köyde büyümüş, evinde duymuş sonra şehre gelmiş ve dilini pratik edememiş insanlar. Şimdi yavaş yavaş artık evde de konuşulmamaya başlıyor ve anadil bu yüzden yavaş yavaş unutulmaya, tehlike altında olmaya başlıyor” diyor.

    Farklı kültürler ve diller alanında daha çok çalışma olmasını ve bu çalışmaların daha kullanılabilir olmasını istediklerini aktaran Yıldız, 23 Mayıs Perşembe günü saat 19.30’da açılacak olan ‘Bir Dilin Peşinde Sergisi’ne merak eden ve ilgilenen herkesi davet ediyor.

    Sergi, Karşı Sanat Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde bulunan Aznavur Pasajı’nda yer alıyor.

    Suay ABAK/İSTANBUL

  • 2’inci Anadil Buluşması İstanbul’da gerçekleşti-VİDEO

    2’inci Anadil Buluşması İstanbul’da gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA-Halkların Demokratik Kongresi Haklar ve İnançlar Komisyonu’nun “Renkler dillere diller yaşama dönsün” şiarıyla 2’incisini düzenlediği ‘Anadil Buluşması’nda asimilasyonun dilde başladığı, egemenlerin dili asimile etmek için merkezden taşraya doğru çalışmalar yürüttükleri vurgulandı.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Kurulu, 1999 yılında aldığı bir kararla 21 Şubat gününü, “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etmiş ve ilk kez 2000 yılında, dünya çapında kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla “Dünya Anadili Günü” kutlanmaya başlamıştır.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu 2’inci Anadili Buluşması’nı “Renkler dillere diller yaşama dönsün” şiarıyla gerçekleştirdi. Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleşen programın sunuculuğunu Dilek Odabaş yaptı. Odabaş, birçok dilde “Hoş geldiniz” diyerek selamladı katılımcıları.

    Programa HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Gülistan Kılıç Koçyiğit, HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu ile HDK bileşenleri katıldı.

    Odabaş yaptığı kısa açılış konuşmasında dillerin yok olma sebebinin anadilde eğitim olmamasından kaynaklandığını kaydetti. “Anadili konuşmak haktır, engellenemez” dedi. Halkalar ve İnançlar Komisyonu adına Medine Gök kısa bir konuşma yaptı.

    “DİLLERİMİZİ ÇOCUKLARIMIZA AKTARABİLİRSEK ÖLÜM BİR SON OLMAYACAKTIR”

    Gök, “Hakların bir arada iş yapması kardeşliğin ve dostluğun ilk adımıdır. Bizler bunu geliştirme çabasındayız. Bugün birçok dil yok olmakla karşı karşıya. Bunların üstesinden gelecek azim ve kararlılığa da sahibiz. Halkların birlikteliğinin sözünü veriyoruz. Diller insanlığın ortak mirasıdır. Her insan kendini en iyi anadilinde ifade eder. Farklılıklarından arındırılmış bir ülke yerine farklılıklarıyla birlikte yaşayan bir ülke olmalı. Dilimizi çocuklarımızda yaşatabilirsek ölüm bir son olmayacaktır. Çünkü onlar bizlerdir” şeklinde konuştu.

    “BÜYÜK BİR YIKIM VE KIYIM YAŞANIYOR DİLLERDE”

    HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu, dünyada birçok dilin ve kültürün yok edildiğine vurgu yaparak, “İnsanlığın çiçekli bahçesi ortadan kaldırılıyor, asimilasyona uğratılıyor. Dil bunların en başında geliyor. Dünyada 7 bin dil ve ve bunların yüzde 50’si yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Kendi coğrafyamızda 18 dil yok olma tehlikesiyle karşı karşıya, Lazca, Abazaca, Romanca, Pomakça vesaire. Büyük bir yıkım ve kıyım yaşanıyor dillerde. Bu tabi ki kendiliğinden olan bir şey değil. Tekleşme her yerde. İnsan, kültür kendi anlamlarından soyutlaştırılıyor. Bu büyük bir tehlike. Bu tip etkinlikler bir direniş mevzisi. Belki de çöl içinde bir vaha odakları. Bunları mutlaka yaşatmak zorundayız. Dil hayattır, dili olmayan bir halk yok olmuş bir halktır. Anadili insanın kimliği, kişiliği, onurudur. Tek dilli bir dünya ne kadar yaşanmaz bir dünya olduğunun farkındayız. Onun için başka dilleri kültürleri yaşatmak için her çaba çok kıymetli” şeklinde ifade etti.

    Programa katılımın azlığını eleştiren Şenoğlu, “Bu tablo bile bize bir ders vermeli. Bu bizim duyarsızlığımız, yüreğimizdeki, bilincimizdeki eksiklik. Bununla mücadele etmek zorundayız. Diller yaşasın, diller çoğalsın, anadil kutlu olsun hepimize” dedi.

    Dil bilimciler Necmiye Alpay, Zana Farqini ve araştırmacı Erdoğan Yılmaz’ın katıldığı bir panel gerçekleştirildi.

    “BİR İKİ TOPLANTI DIŞINDA HİÇBİR ŞEY YAPILMADI”

    İlk olarak konuşan dil bilimci Necmiye Alpay, dünya anadil gününün tarihiyle ilgili bilgiler verdi. 21 Şubat’ın Dünya Anadil Günü olarak kabul edilmesinden sonra ilk kez 2000 yılında her yerde dünya anadili olarak kutlanması kararı alındığını söyleyen Alpay, Türkiye’de Dışişleri Bakanlığı’nın kendi internet sitesine bir bilgi notu koyduğunu bir iki toplantı yaptığını onun dışında hükümet tarafından diğer dillerle ilgili bir çalışma yapılmadığını belirtti.

    “DİLLER BASKI ALTINDA”

    Türkiye’de anadil konusunun önemine 2000’lerden sonra varıldığını söyleyen Alpay, Avrupa’da da şimdi anadil mücadelesinin sönmüş vaziyette olduğunu kaydetti. Avrupa Birliği’nin resmi dili olan İngilizce karşısında dillerin tehlike altında olduğunu belirten Alpay, dillerin hükümetler tarafından tek dil dayatmasıyla baskı altında tutulduğunu, üniversitelerde dil bilim kürsülerinin olduğunu ancak anadille ilgili derslerin olmadığını ifade etti.

    İngilizce eğitim yerine Türkçe eğitim istenmesinin ardından Marmara Üniversitesi’nde Kürt gençlerin “Biz de anadilde eğitim istiyoruz” diyerek ortaya çıktıklarını bunun ardından Türkçe anadilde eğitim isteyenlerin seslerinin kesildiğini kaydeden Alpay, anadil konusunda hala Türkiye’de iyi bir adım atılmadığının ve dillerin hala baskı altında olduğunun altını çizdi.

    “ANADİLLERİ ANNELERE EMANET ÇOCUKLAR İNGİLİZCE PEŞİNDE”

    Çocukların anadilinden uzaklaştırılmasının çocuklarda büyük bir travma yarattığına dikkat çeken Alpay, “Anadilleri annelere, büyük annelere emanet ama çocuklar İngilizce’nin peşinde. UNESCO her çocuğun en az üç dille büyütülmesini öneriyor. Ama herkesin kendi biriktirdiği kültürü taşıması kanısında. Ama resmi dili de öğrensin diyor UNESCO. Dünya dili de İngilizce olduğu için onu da öğrensinler diyor. Ama bu zor, hükümete kabul ettirmek lazım.” dedi.

    Arkasından söz alan araştırmacı Erdoğan Yılmaz, değişik dilleri anadilinde konuşurmuş gibi çevirme gibi bir proje hazırlığında olduklarını kaydetti.

    “KATEGORİLER DİLLERİ İTİBARSIZLAŞTIRMA PROJESİDİR”

    Dil bilimci Zana Farqini de kendi anadili olan Kürtçe Dünya Anadil Günü’nü kutladı. Türkiye’de devletin resmi dili diye bir kavram olduğunu ve bu kavramla birlikte tüm yurttaşların kullandığı dillerin tehlikeye girdiğini belirtti. “Resmi diller, azınlık dilleri, mahalli diller gibi kategoriler egemenlerin oluşturduğu bir itibarsızlaştırma projesidir” diyen Farqini, Dünya Anadil Günü’nün ezilen halkların anadil günü olduğunu belirtti.

    “ANADİLİNİ EN İYİ KONUŞANLAR OKURYAZAR OLMAYANLARDIR”

    Farqini, “Biz anamızdan, babamızdan almış olduğumuz emaneti çocuklarımıza devredemiyoruz” dedi. Eğitim seviyesi arttıkça asimilasyonun da ona paralel olarak arttığını kaydeden Farqini, Kürtler özelinde yapılan araştırmalara göre okuryazar olmayanların kendi anadiline en iyi sahip çıkan ve onu en güzel konuşan insanlar olduklarını ifade etti.

    Ulus devletlerin amacının zaten asimilasyonla dilleri yok etmek olduğunu söyleyen Farqini, “Ama biz ne yapıyoruz? Demokratik mücadele yürüten insanlar bununla ilgili ne yapıyor?” diye sordu. Buna karşılık ev dilinin egemen dil olmaması gerektiğine değinen Farqini, “Ev dili de egemen dil olursa dil edinimi de yaşanmaz. Kimse dilini öğrenmeye çalışmaz” dedi.

    “ASİMİLASYON MERKEZDEN TAŞRAYA DOĞRU BAŞLADI”

    Asimilasyon politikaları sürerken merkezden evin içine taşraya doğru bir politika sürdürüldüğünü belirten Farqini, “Biz taşradan merkeze doğru bir çalışma yapabiliriz. Dilin egemen olduğu yerler yine taşradır merkezler değil” diyerek Diyarbakır’dan şu örneği vererek Kürtçe üzerinde yaşanan asimilasyona dikkat çekti:

    “1938’de Şükrü Kaya’nın İçişleri Bakanı olduğu dönemde Diyarbakır’da ‘Burada herkes Kürtçe konuşuyor gelen memurlar da Kürtçe öğrenmek zorunda kalıyor. Buna acilen bir çare bulunması lazım’ şeklinde dilekçeler gitmiş. O dönemde Diyarbakır’a kitaplar gönderilerek en güzel Türkçe’yi kim konuşursa ona bir çift öküz hediye verilmiş. Asimilasyon böyle başlıyor.”

    Panelin adından Abazaca, Çerkesce, Arapça, Gürcüce, İronca, Kırmanciki, Kürtçe, Rumca, Soranice, Süryanice sunumlarla çeşitli hikayeler anlatıldı, şiirler okundu, anlatımlarda bulunuldu.

    Sunumların ardından Beksav Müzik Topluluğu ezgiler seslendirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • HDK: Türkiye’de yaşayan tüm anadiller yasal güvence altına alınmalıdır

    HDK: Türkiye’de yaşayan tüm anadiller yasal güvence altına alınmalıdır

    PİRHA – Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ‘Dünya Anadil Günü’ dolayısı ile yazılı bir açıklama yaptı.

    Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 2000 yılında 21 Şubat tarihini Dünya Anadil Günü ilan etti. Bugün, 19 yıldır dünyada dilsel farkındalık yaratmak ve çok dilliliği teşvik etmek için kutlanıyor.

    21 Şubat ‘Dünya Anadil Günü’ne’ ilişkin Halkların Demokratik Kongresi (HDK) yazılı bir açıklama yaptı.

    HDK’nin ‘Dünya Anadil Günü’ne ilişkin yaptığı yazılı açıklama şöyle:

    “Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Kurulu, 1999 yılında aldığı bir kararla 21 Şubat’ı “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etmiş ve ilk kez 2000 yılında, dünya çapında kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla “Dünya Anadili Günü” kutlanmaya başlamıştır.

    “HER 15 GÜNDE BİR ANADİL YOK OLUYOR”

    UNESCO’nun yaptığı ‘Tehlike Altındaki Diller Dünya Atlası’ çalışmasına göre, dünyadaki 7 bine yakın dilin 2680’i yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde 21’inci yüzyılda insanlığın konuştuğu dillerin yüzde 90’ından fazlası yok olacaktır.  Her on beş günde bir anadili yok oluyor. Bu yok oluş, beraberinde bütün bir kültürel ve düşünsel mirasın da yok olması anlamına geliyor.

    Etnik ve ulus düzeyinde toplulukların bütün ilişki ve etkinliklerinde kullandıkları ve anlaştıkları dil, o topluluğun anadilidir. Daha geniş bir tanımla, bir insanın hiçbir eğitime tabi tutulmaksızın ailesi, çevresi ve toplumu aracılığı ile öğrendiği dil, anadili olarak tanımlanmaktadır. Bundan dolayı bireyin anadili en temel insan haklarından biridir; engellenmesi de en büyük insan hakkı ihlallerinden biridir.

    “HER DİL O DİLİ KONUŞAN TOPLUMUN KÜLTÜRÜNÜN TAŞIYICISIDIR”

    Bireyler kadar toplumlar açısından da anadili büyük önem taşır. İnsanlık tarihinin ürettiği tüm değerler anadilleri aracılığı ile sonraki kuşaklara aktarılır. Her dil o dili konuşan toplumun tarih ve kültürünün de taşıyıcısıdır. Bir dilin yok olması aynı zamanda insanlığın ortak tarihinin, kültürel mirasının yok olması demektir. İnsani ve toplumsal varoluşumuzun ayrılmaz bir parçası olan anadili aynı zamanda geçmişi de geleceğe bağlayan en önemli halkadır.

    “KÜRTÇE ‘BİLİNMEYEN DİL ‘OLARAK RESMİ KAYITLARA GEÇMİŞTİR”

    Böylesi önemli ve ortak bir değerin 21. Yüzyıl itibariyle ülkemizde karşılaştığı muamele inkar ve asimilasyondur. Eğitimde ve kamusal hayatta yer bulamayan hatta yasaklanan birçok anadili asimilasyona tabii tutulmakta, milyonların anadili olan Kürtçe ‘bilinmeyen dil’ olarak resmi kayıtlara geçmektedir. Ana dilde eğitim hakkının karşılanmadığı, özel ve yerel yönetimler aracılığı ile kurulan anadili eğitimi veren kurumların kapatıldığı, çok dilli yayın yapan kuruluşların yasaklandığı bir süreç yaşadık ve yaşıyoruz.

    “TEKÇİ POLİTİKALAR GERÇEKLİĞİ İNKARDIR”

    Çok kimlikli, çok dilli, çok kültürlü bir mirasa sahip olan coğrafyamızda yürütülen tekçi politikalar coğrafyanın gerçekliğinin inkarı olmakla birlikte, geleceğinin de kaybedilmesidir. Tekçi zihniyetin ana propagandası olan ‘Tek dil’ dayatması halkları birbirine yabancılaştırmış hatta düşmanlaştırmıştır. Dilsel ve kültürel farklılıklar toplumsal zenginliğin değil toplumun kutuplaştırılmasının kodları haline getirilmiştir. Oysa ki hiçbir dilin birbirinden üstünlüğü yoktur, tüm anadiller insanlığın ortak değeridir, yaşamalıdır. Bizleri geleceksiz bırakan çok dillilik değil tek dildir. Bu yüzden Türkiye’de yaşayan tüm anadiller eğitim ve kamusal alanda yaşatılmalı ve yasal güvence altına alınmalıdır.

    Halkların Demokratik Kongresi olarak; 21 Şubat Dünya Anadili Gününün halkların kendilerini anadilleri ile ifade edebildiği, kültürünü ve inancını özgürce yaşayabildiği bir geleceğe vesile olmasını diliyor, bugün herkesi anadilini konuşmaya, anadillere kulak vermeye davet ediyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hilmi Nar’ın albümü çıktı: ‘İsyanım zamana’

    Hilmi Nar’ın albümü çıktı: ‘İsyanım zamana’

    PİRHA- Türkiye’den Fransa’nın Strasbourg kentine göç etmek zorunda kalan ve uzun yıllardır gurbetlik yaşayan sanatçı Hilmi Nar, ilk albümünü göç ve özlem üzerine kurdu.

    Sanatçı Hilmi Nar, Bingöl Karlıova’dan siyasi nedenlerle Fransa Strasbourg’a göç etmek zorunda kaldı. Uzun yıllardır Strasbourg’ta yaşayan Hilmi Nar, Kürtçe ve Türkçe ezgilerden oluşan ‘İsyanım Zamana’ adlı albümünü, “Yurdundan ayrılmak zorunda kalmış ve bir daha dönüp dönemeyeceğini bilmeyen bir sürgünün yurduna ve aşkına duyduğu özlemin dile gelmesi” olarak yorumluyor.

    İki şiir kitabı da olan sanatçı Hilmi Nar’ın ‘İsyanım Zamana’ adlı albümünün içerisinde sekiz şarkı ve iki şiir yer alıyor beşi ise kendi eseri. Kemal Sahir Gürel’in yönetmenliğini ve düzenlemesini yaptığı albümdeki şiirleri Mehmet Çetin ve Hüseyin Şahin okuyor. KOM müzikten çıkan albümde ayrıca Meral Çoşkun vokalde yer alıyor.

    “MÜZİK HEP HAYATIMDAYDI”

    Sanat hayatının yanı sıra hayatını idame ettirmek için bir yandan da Fransa’nın Strasbourg kentinde fayans ustalığı da yapan Nar, çeşitli müzik gruplarında çalıştıktan sonra kendi albümünü yapma kararı almış.

    Nar’ın geçmişten bugüne müzik hep hayatında olmuş. “Müzik hayatımda kimi zaman ön sıralarda kimi zaman geri planda kaldı. Kollektif müzik çalışmaları içinde bulundum senelerce. Albüm çalışmamla çok geride kalan müziği yine önlerde bir yer verme çabasıdır benimki aslında” diye anlatıyor.

    Tüm bu müzik çalışmalarının ardından çıkardığı albüme adını verdiği ‘İsyanım Zamana’ aslında bir bütün olarak kendi yaşamını anlatıyor.

    “BU DÖNEMİN SLOGANI ‘İSYAN’ OLMALI”

    Nar, ‘İsyanım Zamana’ ile Bingöl Karlıova’dan siyasi nedenlerle Fransa’ya göç ettikten sonra yaşadığı hasretliği dile getiriyor:

    “İsyanım Zamana, 2002 yılında bestelediğim ve sözlerini yazdığım bir şarkıydı. Yurdundan ayrılmak zorunda kalmış ve bir daha dönüp dönemeyeceğimi bilmeyen bir sürgünün yurduna ve aşkına duyduğu özlemin dile gelmesiydi. Ama daha sonra alanı genişledi. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği dünyamızda zorbaların kurduğu sistemlere gerek bireysel gerekse toplumsal tepkiler vermenin adı oldu benim açımdan. Bu dönemin sloganı isyan olmalı bence.”

    Nar, albümünde kendi anadili Kırmançki’den şarkıların olmasını da “vefa borcu” olarak görüyor: “Kürtçe ve Kırmançki bir vefa borcu gibi benim için. Hem söyleyerek öğreniyorum hem de borcumu ödemeye çalışıyorum.”

    İsmet SEFER

  • ‘Okulda Kürtçe konuşanların ispiyonlanması isteniyordu’-VİDEO

    ‘Okulda Kürtçe konuşanların ispiyonlanması isteniyordu’-VİDEO

    PİRHA- Küçük yaşlardan bu yana Avrupa’da yaşayan Kürt Alevi Sultan Taş, herkesin kendi inancını, kültürünü yaşaması gerektiğini belirterek, “İnsan kültürü ile vardır. Sen kültürün olmadı mı yoksun” diyor.

    Küçük yaşlarda Avrupa’ya gelen bir çok insan kültürünü yaşatma mücadelesi de veriyor. Bunlardan biri de Maraş Pazarcıklı Sultan Taş. Sultan Taş Almanya’ya 11 yaşında gelmiş. Şimdi ise Belçika’da yaşıyor . “Burada aslında kayıbız” diyor.

    Çocuklarının da kendi kültürünü unutmaması için çaba harcadığını söyleyen Taş, “Çocuklarımın buraya entegre olmasını sağladım ama asimile etmedim. Çocuklarımı hafta sonları düğünlere, derneklere götürüyordum, insanları tanısınlar diye. Bazıları çocukları topluma çıkarmıyor. O zaman çocuklar sosyal olmuyor” diye belirtiyor.

    “ESKİ KADINLAR KENDİ KÜLTÜRÜNE DAHA ÇOK SAHİP ÇIKIYORDU”

    Çocukluğunu geçirdiği köyünü anlatan Taş, “Köyde dünya geniş değildi, o nedenle asimilasyon yoktu. Teknoloji geliştikçe, insanlar birbirine karıştıkça ister istemez kültür kayboluyor. Burada annelere büyük görev düşüyor. Kültürüne sahip çıkan anne, çocuklarına da aşılıyor. Ben köyde ilkokulu okudum. Çevre Türk köyleri de bizim okula gelirlerdi. Biz kendi kültürümüzü kaybetmedik” diyor.

    Taş köyde yaşadığı ve unutamadığı bir anısını ise şöyle aktarıyor:
    “Bir gün öğretmen Kürtçe’nin yasak olduğunu söyledi. Kürtçe konuşanların ispiyonlanması isteniyordu.
    Kardeşim bahçede Kürtçe konuşurken bir arkadaşı gidip şikayet ediyor öğretmene. Öğretmen de kardeşimi dövüyor bu nedenle. Kardeşim ağlayarak eve geldi. Annem kardeşimin elinden tuttu okula gitti. Öğretmen’e kızdı “Biz Kürt’üz, Kürtçe’mizi unutturamazsınız” dedi. Öğretmen de bir daha yapamadı. Eski kadınlar güçlüydü. Kendi kültürlerine daha çok sahip çıkıyorlardı.”

    “İNSAN KÜLTÜRÜ İLE VARDIR”

    Küçükken şahit olduğu cemleri de hatırlatan Taş, en çok cem sırasında dışarıda bekleyen gözcülerin dikkattini çektiğini ve annesine sorduğunda, “Alevi olduğumuz için devlet cemlerimizi yasaklıyor. Biz gözcüler bırakıyoruz ki bir asker geldiğinde dağılalım” cevabını aldığını belirtiyor.

    Herkes kendi inancını, kültürünü yaşaması gerektiğini vurgulayan Taş, “İnsan kültürü ile vardır. Sen kültürün olmadı mı yoksun” diyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • 30 dilde yayın yayan Sputnik Kürtçe yayına son verdi!

    30 dilde yayın yayan Sputnik Kürtçe yayına son verdi!

    2014 yılının 10 Kasım’ında Rusya’nın Moskova kentinde yayın hayatına başlayan Sputnik Haber Ajansı, Kürtçe, Türkçe, İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Almanca, Arapça, Çince gibi diller dahil olmak üzere 30’dan fazla dilde yayın yapıyordu. Sputnik yaptığı açıklamayla Kürtçe servisinin yayınını kapattığını duyurdu.

    Sputnik, Kürtçe yayının durdurulmasına ilişkin kısa bir açıklama yayınladı. Herhangi bir gerekçe gösterilmeyen açıklamada Sputnik’in Kürtçe yayını durdumak zorunda olduğu bilgisine yer verildi. Zorunluluğun ne olduğu belirtilmeyen açıklamada şu görüşler yer aldı:

    “Sevgili okurlarımız, size mümkün olan en iyi hizmeti verme odaklı çalışıyoruz, ancak Kürtçe haber servisimizin yayınını sonlandırmak zorundayız. Son gelişmelerden haberdar olmak için bölgenizdeki diğer Sputnik yayınlarını takip edebilirsiniz. Sputnik’i takip ettiğiniz için teşekkür ederiz.”

    TÜRKİYE’NİN KÜRTÇE YAYINI İSTEMEDİĞİ İDDİA EDİLDİ

    Kürtçe yayına son verileceği geçtiğimiz günlerde Sputnik Kürtçe servisinin çalışanlarına açıklanmıştı. Bu açıklamadan sonra Sputnik Kürtçe yayınının devam etmesi için imza kampanyası açılmış, birçok kişi de Sputnik Haber Ajansı’nın merkezine faks ve e-mail göndererek Kürtçe yayının devam etmesini istemişti.

    Artı Gerçek’e bilgi veren Sputnik’in eski çalışanları Türkiye’yle Rusya ilişkilerinde iyileşme sağlanmasından sonra Rusya’nın, Türkiye’nin isteği üzerine Sputnik’in Kürtçe yayınına son verdiğini iddia ettiler.