

CHP 37’nci Olağan Kurultayı’nda genel başkanlık için tek aday Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin iki gün sürecek 37. Olağan Büyük Kurultayı, Bilkent Odeon Gösteri Merkezi’nde gerçekleştiriliyor. Korona virüsü salgını nedeniyle seyircisiz yapılan kurultayda 6. kez genel başkanlığa aday olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısında yeterli imzayı toplamaları durumunda İlhan Cihaner, Aytuğ Atıcı ve Tolga Yarman yarışacak.
CHP’nin “Hedef iktidar, Cumhuriyeti Demokrasi İle Taçlandıracağız” sloganıyla düzenlediği 37. Olağan Kurultayı seyircisiz olarak Bilkent Odeon Gösteri Merkezi’nde yapılıyor.
Ana teması ‘iktidar’ olarak belirlenen kurultay için Bilkent Odeon Gösteri Merkezi’nin içi ve dışına afiş ve pankartlar asıldı. Kurultayın yapılacağı salona, “Hedef iktidar, Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandıracağız”, “Özgür toplum için iktidar”, “Milli irade için iktidar”, “Özgürlük, barış ve demokrasi için iktidar”, “Barış, çocuk, kadın, doğa için iktidar” pankartları asıldı. Kurultay alanında çok sayıda polis ve güvenlik görevlisi görev yaparken, çevrede geniş güvenlik önlemi alındı. Partililer ile basın girişi ayrı noktalardan yapılırken, alana 4 farklı arama noktasından geçilerek ulaşıldı.
Korona virüsü salgını nedeniyle seyircisiz yapılan kurultayda 6. kez genel başkanlığa aday olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısında yeterli imzayı toplamaları durumunda İlhan Cihaner, Aytuğ Atıcı ve Tolga Yarman yarışacak.
BASIN ALANI KURULTAY ALANINA 400 METRE UZAKTA KURULDU
CHP kurultayının yapıldığı alan üç bölümden oluştu. Covid-19 nedeniyle kurultay salonuna alınmayan basın mensupları için yaklaşık 300 metre uzaklıkta yer ayarlandı. Burada gazetecilerin kurultay salonunu izlemesi için büyük ekranlar kuruldu. Kurultayın yapıldığı salona girişler kontrollü yapıldı.
OY KULLANILACAK KABİNLER HAZIRLANDI
İkinci bölümde CHP delegeleri tarafından genel başkan ve parti meclis üye seçimi için oy kabinleri kuruldu. Salgın önlemleri kapsamında yerlerde ‘bir buçuk metre mesafe’ uyarısı yapan yazılar yer aldı. Ayrıca Sağlık Bakanlığı’nın salgına karşı alınması gereken önlemleri içeren 14 kuralın yazılı olduğu levhalar yerleştirildi. Kurultay alanının birçok noktasına el dezenfektanı yerleştirildi.
KURULTAY SALONU SOSYAL MESAFE KURALLARINA GÖRE DÜZENLENDİ
3 bin 980 kişilik olan kurultay salonu sosyal mesafe kuralına uygun şekilde 2 bin kişi için düzenlendi. Doğal delegelerle birlikte toplam bin 357 delege, onursal başkanlar, belediye başkanları ve parti görevlileri için koltuklar numaralandırıldı ve isimler yazıldı. Kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu ve eşi Selvi Kılıçdaroğlu’nun oturacağı bölümde eski genel başkanlar Murat Karayalçın ve Altan Öymen için de yer ayrıldı. Kılıçdaroğlu’nun arkasındaki koltuklara da İstanbul, Ankara, İzmir, Tekirdağ, Muğla, Aydın büyükşehir belediye başkanlarını oturacak.
Kurultay’da ilk gün genel başkanlık, ikinci gün Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri için seçim yapılacak.

PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ev sahipliğinde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun öncülüğünde Viyana’da 8-9 Şubat tarihlerinde yapılan 1. Avrupa Alevi Kurultayı’nın sonuç bildirgesi açıklandı. Aleviliğin diğer inançlar gibi kendine özgü, farklı bir inanç, başlıbaşına bir Yol olduğu vurgulanan bildirgede, Alevi kurumlarının her platformda inancın bu özgün karakterini vurgulaması gerektiği belirtildi. Hakka uğurlama erkanlarının cem erkanı gibi yürütülmesi gerektiğine işaret edilen bildirgede “Biz ne O’yuz ne Bu’yuz, biz Aleviyiz” denildi.
1. Avrupa Alevi Kurultayı Avusturya’nın başkenti Viyana’da 8-9 Şubat tarihlerinde yapıldı. 1. Avrupa Alevi Kurultayı, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF)’nun ev sahipliğinde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) ortak organizasyonuyla Avusturya Sendikalar Birliği’nin (ÖGB) “Veranstaltungssaal Catamaran” salonunda gerçekleşti.
İki gün süren kurultaya Avrupa’dan ve Türkiye’den çok sayıda Alevi kurum temsilcisi, araştırmacı, akademisyen ve Alevi- Bektaşi anası, dedesi, babası katıldı.
1. Avrupa Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi üç çalıştay grubu şeklinde yayınlandı.
“Kurultayımızda İnanç Yol Erkan, Alevi akademisyenleri ve Alevi kurum yöneticilerinden oluşan çalışma gruplarının hazırladıkları sonuç bildirgesini tüm Alevi dünyasına sunuyoruz” diye başlanan bildirgede, “Aleviliğin tarihinin yaşadığı ülkelere egemen devletler tarafından kendisine uygulanmış asimilasyon, baskı ve sürgünlerle yok edilme tarihidir” ifadesi kullanıldı. Bu felaketlerin nedeninin ise Aleviliğin, adaletsizliklerle belirlenen egemenlik ilişkileriyle uzlaşamaması, her türlü otoriteyi sorgulayabilmesi ve bu hakkı insanın kendisinde görmesi olarak kaydedildi.
İşte 1. Avrupa Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi:
“Kadim zamanlardan Kerbela’da Hüseyin’e, Ebul Vefa’ya, Hallacı Mansur’dan Baba İlyas’a, Nesimi’den Hatai’ye, Hacı Bektaş’tan Pir Sultan Abdal’a, Kalender Çelebi’den Seyit Rıza’ya kadar Alevi belleğinin oluşumunda tayin edici roller üstlenen inanç önderleriyle Alevilik, egemenlik ilişkilerini sorgulayan bu adalet ve direnç kimliğiyle belirginleşmiştir. Baba Tahir’den Yunus Emre’ye, Kaygusuz Abdal’dan Edip Harabi’ye sayısız ozanıyla da bu toprakların tarihsel kültürünü yaratmıştır.
Alevilik, Babailer ve Babai isyanıyla Anadolu’da ciddi bir etkinlik sağlamış ve takip eden süreçte de Hacı Bektaş, diğer Alevi inanç önderleri ve ocaklar üzerinden yeniden örgütlemeye yönelmiştir.
Alevi belleğinde Osmanlı dönemi çok özel bir yere sahiptir. Aleviler için Osmanlı, kuruluşunda yer aldıkları, ama takip eden süreçte bu devlet tarafından ağır bir baskı ve asimilasyona uğratıldığı bir tarihi temsil etmektedir. Cumhuriyet de, ne yazık ki kuruluşundan sonra tek dil, tek millet ve tek din eksenli bir tektipleştirmeye yöneliyordu. Bu yönelimde din, Türkleştirmenin ve toplumu şekillendirmenin aracı olarak kullanılacaktı.
“ALEVİLİK KENDİNE ÖZGÜ FARKLI BİR İNANÇTIR, BAŞLIBAŞINA BİR YOL’DUR”
Kurultayımızın her üç komisyonunda da saptandığı ve temel değer ve ritüellerinde de açıklıkla görüleceği gibi Alevilik, mevcut diğer tüm din ve inançlar gibi kendine özgü ve farklı bir inançtır. Hakkı kendinde bulması, Varoluş olgusunu Vahdeti Vucut, Vahdeti Mevcut’la bütünleyen ve Devriye anlayışı ile yetmiş iki millete/inanca bir nazarla bakması, cihat karşıtlığı, kadın erkek ayrımcılığını reddetmesi, Kırklar Cemi, Rıza şehri, Kabe’yi insanda görmesi, vb. özellikleriyle Batıni bir inançtır. Başta Cem olmak üzere, Rızalık ve İkrarlık ilkesi ile oruçları, Hızır’ı, Devriye inancı, Bağlaması, Semahı ile Alevilik, herhangi bir dinin veya inancın mezhebi değil, ancak kendi değerleri içinde doğru anlaşılır bir inanç, başlıbaşına bir YOL’dur.
“ALEVİ KURUMLARI, ALEVİ İNANCININ BU ÖZGÜN KARAKTAERİNİ BÜTÜN PLATFORMLARDA DİLLENDİRMELİ”
Dolayısıyla Alevi kurumları, hem inançsal hakikatlerinin gereği, hem de eşit yurttaşlık hakkını elde etmeyi sağlayacak hukuksal kazanımları elde edebilmek açısından Alevi inancının bu özgün karakterini bütün platformlarda cesaretle dillendirilmelidirler.
Yaşanılabilir bir dünya için mücadele etmek de o kadar vazgeçilmezimiz olmalı. İnançsal, kültürel, siyasal, hukuksal, sosyal, ekonomik, akademik ve eğitim alanlarında mücadelemizi toplumsallaştırmaya devam etmeliyiz.
“CEM ERKANLARIMIZ NASIL YÜRÜTÜLÜYORSA HAKKA UĞURLAMA ERKANIMIZ DA ÖYLE YÜRÜTÜLMELİ”
Buradan yola çıkarak cem erkanlarımız ve bilhassa Hakk‘a yürüme erkanına geldiğimizde ise Alevi- Bektaşi-Kızılbaş inancında Cem’lerimiz nasıl yürütülüyorsa, Hakk‘a uğurlama erkanı‘da Cem‘lerin içeriğine uygun yürütülmesi gerekliği açıktır. Ancak bu konuda da halen ciddi sorunlar yaşadığımız bilinmektedir. Alevice yaşayıp, Alevice olmayan uygulamalar yapılmakta, yüzyıllar boyu baskı zulüm ve kıyımlar sonucu kendi değerlerimiz den uzaklaştırılarak asimile edilmeye çalışılan inancımız, aşık-ı sadıkların kelamları doğrultusunda inancın özüne uygun erkanlara dönüştürülmesi gerekmektedir.
“BİZ NE O’YUZ NE BU’YUZ; BİZ ALEVİYİZ”
Bizler Avrupa ve Türkiye’deki yüzlerce Alevi Kültür Merkezi ve cemevlerinin başkan ve yöneticileri olarak, “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” diyen Pir Sultan’ın yolundan yürüyoruz.
Bizim YOLumuza ikrarımız var.
Biz ne O’yuz, ne Bu’yuz!
Biz ALEVİYİZ.
YOLumuzun, mücadelemizin, kurumlarımızın, ozanlarımızın, pirlerimizin ışığı yolumuzu aydınlatsın, Hızır yardımcımız olsun. Birliğimiz daim, Aşkımız cemalimiz olsun.”
Çalıştay gruplarının sonuç bildirgeleri de ayrıntılarıyla şöyle:
ENEL HAKK DÜŞÜNCESİ
Alevi-Bektaşi- Kızılbaş inancının bugüne kadar gelmesinde Hakk aşıklarının kelamları, bizlere en önemli yol gösterici belgelerdir.
Beni hor görme gardaşım
Sen altınsın ben tunç muyum
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün ben saç mıyım, diyen Veysel’den;
Cihan var olmadan ketm-i ademde
Hakk ile birlikte yektaş idim ben, demektedir Şiri Bektaş Çelebi.
Daha Allah ile cihan yoğ iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakka layık hiç bir mekan yoğ iken
Aldık hanemize mihman eyledik, diyen Harabi ́den.
Bir ben vardır benden, benden içeri, diyen Yunus’a ve diğer aşıklara baktığımız tüm aşığı sadıklar, bu yolda var oluşu bu şekilde ifade etmektedirler.
Seyyid Nesimi de;
Mende sığar iki cihan
Men bu cihana sığmazam Gevherüla mekan menem Kevnü mekana sığmazam,
derken ve yine Daimi;
Tüm vadiler gibi sahralar gibi
Sıra dağlar gibi yaylalar gibi
Akan sular gibi deryalar gibi Cümle alem bir can imiş bilmedim,
ve yine Edip Harabi de
Vahdet sarayına girenler için Hakk’ı Hakkel yakın görenler için Harabi bu sırrı bilenler için
Birlik meydanında cevlaneyledik, diyerek Vahdet-i vücud, Vahdeti mevcud anlayışı ile Enel Hakk düşüncesini ayan beyan ortaya koymaktadır.
DEVRİ DAİMİ EN GÜZEL İFADE EDEN HAK AŞIKLARI
Aşığı Sadıkların bu kelamlarından yola çıkarak Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancında ölümsüzlüğü ifade eden,
Güruh-u naciye özümü kattım
İnsan sıfatından çok geldim gittim
Bülbül oldum firdevs bağında öttüm
Bir zamanlar gül için zara düş oldum, diyen Sıtkı Baba’dan
Gahi nebi gahi veli göründüm
Gahi uslu gahi deli göründüm
Gahi Ahmed gahi Ali göründüm
Kimse bilmez sırrımı Kallaşidim ben, diyen Şi‘ri Bektaş Çelebi‘nin devriyesini
Bulut olup ağdığımı bilirim
Baran ile yağdığımı bilirim
Altı anadan doğduğumu bilirim
Kaç ebeden,kaç soruldum kim bilir, diyen Güfrani‘ye
Ger aslım sorarsan ben bir niyazım, Sabır ilmiderler yerden gelirim, Katre idim şimdi ummanlar oldum, Arştaki kandilden nurdan gelirim,
Nesimi’yim ikrarımdan belliyem, gerçek erenlerin kemter kuluyam, Ali bağçesinin gonca gülüyem, Münkir münafıka Har’dan gelirem” diyen Hakk aşıklarının Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancındaki devriyeleri, dünden bugüne, Dilkalemi ile gönüllere yazıp, Hakk’tan gelip, Hakka gidişi, yani Devri daimi, en güzel şekilde ifade etmektedirler.
“HAKKA UĞURLAMA ERKANLARI CEMLERİN İÇERİĞİNE UYGUN YÜRÜTÜLMELİ”
Buradan yola çıkarak cem erkanlarımız ve bilhassa Hakk‘a yürüme, erkanına geldiğimizde ise Alevi- Bektaş-Kızılbaş inancında cemlerimiz nasıl yürütülüyorsa, Hakk‘a uğurlama erkanı da cemlerin içeriğine uygun yürütülmelidir.
Ancak, günümüzde bu uygulamaların ne yazıkki ikilemli yürütüldüğü gerçeği ilede karşı karşıyayız.
Alevice yaşayıp, Alevi olmayan uygulamalar yapılmakta, yüzyıllar boyu baskı zulüm ve kıyımlar sonucu kendi değerlerimiz den uzaklaştırılarak asimile edilmeye çalışılan inancımız, aşıkı sadıkların kelamları doğrultusunda inancın özüne uygun, erkanlara dönüştürülmesi gerekmektedir. İşte bu aşıklardan yola çıkarak,
Önüme bir çığır geldi, Bir ucu var şar içinde, Aktarlar dükkanın açmış Ne ararsan var içinde,
Gir dükkana pazar eyle Hersinindir hezar eyle, Aya güne nazar eyle,
Ay Muhammed nur içinde,
Ay Ali-dir gün Muhammet, Okunan doksan bin ayet, Balıklar deryaya hasret, Çarka döner göl içinde.
Pir Sultan Abdal‘ın söylediği bu kelamda bizlere ilim deryası içinde olmamıza rağmen, ilmi başka yerlerde aradığımızı hatırlatmakta ve eksikliğimizi yüzümüze vurmaktadır.
Baştan beri dile getirilen yol ve erkanlarımızın işleyişine baktığımızda, Alevi -Bektaşi-Kızılbaş inancımız Batın-î anlamda Hakk-Muhammet-Ali birliğini özünde barındıran her hangi bir inancın ve dinin içerisine haps edilmemesi gereken ikrarlı kendine özgü olduğu şüphe götürmeyen bir gerçektir.
Bu duygularımızla Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonumuzun gerçekleştirdiği 1. Avrupa Alevi Kurultayının gelecekte Alevi Bektaşi Kızılbaş anlayışımıza katacağı ışık ve aydınlanmanın devamı hepimizi mutlandıracaktır.”
Aleviliğin tarihi, yaşadığı ülkelere egemen devletler tarafından kendisine uygulanmış asimilasyon, baskı ve sürgünle yok edilme tarihidir.
Bu felaketlerin nedeni, Aleviliğin, adaletsizliklerle belirlenen egemenlik ilişkileriyle uzlaşamaması, her türlü otoriteyi sorgulayabilmesi ve egemenlik hakkını insanın kendisinde görmesidir.
Kadim zamanlardan Hüseyin’e, Ebul Vefa’ya, Hallacı Mansur’dan Baba İlyas’a, Nesimi’den Hatai’ye, Hacı Bektaş’tan Pir Sultan Abdal’a, Kalender Çelebi’den Seyit Rıza’ya kadar Alevi belleğinin oluşumunda tayin edici roller üstlenen inanç önderleriyle Alevilik, egemenlik ilişkilerini sorgulayan bu adalet ve direnç kimliğiyle belirginleşmiştir. Baba Tahir’den Yunus Emre’ye, Kaygusuz Abdal’dan Edip Harabi’ye sayısız ozanıyla da bu toprakların tarihsel kültürünü yaratmıştır.
“ALEVİLİK, BATINİ DAMAR VE ONUN SEMBOLÜ ALİ’DEN AYRILAMAZ AMA ONDAN AYRI KAYNAKLARDAN DA BESLENMİŞTİR”
16. yüzyıldan itibaren tüm Alevi inanç önderlerinin deyişlerinde gördüğümüz gibi Alevilik, Batıni damar ve onun sembolü Ali’den ayrılamaz olmakla birlikte ondan ayrı ve öncel kaynaklardan beslenerek geldiği de olgularla sabittir.
Alevi belleğinde Osmanlı dönemi çok özel bir yere sahiptir. Aleviler için Osmanlı, kuruluşunda yer aldıkları, ama takip eden süreçte bu devlet tarafından ağır bir baskı ve asimilasyonauğratıldığı bir tarihi temsil etmektedir. Alevilik Babailer ve Babai isyanıyla Anadolu’da ciddi bir etkinlik sağlamış ve takip eden süreçte de Hacı Bektaş ve diğer Alevi inanç önderleri Aleviliği yeniden örgütlemeye yönelmiştir.
15 ve 16. Yüzyıllar Aleviliğin en sorunlu dönemi olacaktır. Çünkü Aleviler, yaşam ve inanç koşullarının dayanılmaz hal almasına bağlı olarak hem peş peşe ayaklanacak hem de haklarında çıkarılan fetvalarla kitlesel katliam ve sürgünlerle yok edilmeye çalışılacaktır.
1826’da II. Mahmut’un, yüzyıllar boyu Osmanlının vurucu gücü olmuş Yeniçeri ordusuna yönelik kanlı tasfiyesi, Osmanlı’yla işbirlikçi konumuna sokulmuş bazı Bektaşi Dergahlarının da tasfiyesiyle sonuçlanacaktır.
“CUMHURİYET DÖNEMİNDE DE ALEVİLİĞE OSMANLI GİBİ BAKILMAYA BAŞLANDI”
Kendileri için kötülüğün sembolü durumundaki Osmanlının yıkılışı ve Milli Mücadele, (kurtuluş sonrası için hak güvencesi talep eden Koçgiri Alevileri dışında) Alevi toplumunda desteklenecektir. Ancak bu beklenti, kısa bir zaman içinde boşa çıkacaktır.
Bu dönemde Cumhuriyet tek millet ve tek din/mezhep eksenli bir tektipleştirmeye yöneliyordu. Bu yönelimde din, Türkleştirmenin ve toplumu şekillendirmenin aracı olarak kullanılacaktı. Bu yönelimin resmi aracı ise, Şer’iye ve Evkaf Vekâleti yerine 3 Mart 1924’te kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı olacaktı.
Bu tektipleştirme kapsamında Devlet, Eğitim Birliği Yasası ve Diyanet aracılığıyla, “dili de dini de bir” millet yaratma amaçlı “terbiye” programı uygulayacak, direnç gösterenleri de ezecekti.
Bu yaklaşım içinde Cumhuriyet, tıpkı Kürtler gibi Alevilerin de kimlik haklarını ezmeye yöneldi. Özellikle 1930’lardan itibaren Osmanlı geçmişiyle barıştığı oranda Aleviliğe Osmanlı gibi bakılmaya başlandı.
“TEKKE VE ZAVİYELER KANUNU ALEVİ KİMLİĞİNİN TASVİYESİ AMAÇLI KULLANILDI”
Öyle ki 1925 Kasımında çıkan Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun, Cumhuriyet’i büyük bir coşku ve umutla karşılayan Alevi kimliğinin tasfiyesi amaçlı kullanıldı. Nitekim söz konusu kanunla birlikte Hacıbektaş ilçesindeki Bektaşilerin Merkezi Dergâh’ı başta olmak üzere, 1826 sonrasında yeniden toparlanan tüm Alevi Tekke ve Zaviyeleri, II. Mahmut’un yaptığı gibi tekrar kapatıldı.
Yine 1924 de çıkarılan Köy Kanununda cami yapımı esasına göre Sünnileştirici bir çerçeve dayatılacaktı. Keza 1938 tarihli Cemiyetler Kanunu ile mezhep ve tarikatlara dayalı dernekleşmeler yasaklanırken, Alevilerin kendi varlıklarını sürdürme olanakları engellenecekti.
“CUMHURİYET DİYANET’İ DAYATTI”
Bu bağlamda Cumhuriyet, Türkiye Alevilerini, cenazelerini kendi inançlarına göre değil, Diyanetin imamlarının yönlendirmesine göre kaldırmaya zorlayacak, tek meşru ibadet mekânı camiyi, tek dinsel önderlik kurumu olarak da Diyanet’i dayatacaktı.
1924’teki Mübadele çerçevesinde Balkanlardan getirilen ve çoğu Bektaşi olan mübadiller de, yerleştirildikleri yeni mekânlarda kiliselerin camilere çevrilmesi ve imam atama uygulamasıyla karşılaşacaktı. Aynı şekilde 1938 Hatay ilhakı sonrasında, Arap Alevilerinin de inançlarını sürdürebilme olanakları yok edilecek ve diğerleri gibi Diyanet’in ağır asimilasyoncu iradesi ile karşı karşıya bırakılacaklardı.
Kısacası Türk-İslam kimlikle şekillenen yeni kamusal alanda Türklük ve Sünnilik dışındaki diğer azınlık ve ezilen kesimlere de yer olmayacaktı.Bu politikanın en çarpıcı hedeflerinden biri kuşkusuz Dersim olacak, Aleviliğin buradaki yaşam damarları kurutulmaya çalışılacaktı.
“ALEVİLERİN TEMEL KAYNAKLARI İNANÇ ÖNDERLERİNİN DEYİŞLERİ”
İttihak ve Terakki zihniyeti üzerinden kurulan sistem, Dersim, Ortaca, Elbistan, Kırıkhan, Malatya, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’de bir dizi katliam üretecekti. AKP iktidarının kurumlaşmasıyla Alevilerin yaşam koşulları ve umutları daha da büyüyen bir cendere altına alınmış bulunacaktı.
Bu cendereden çıkış yolu olarak Alevi örgütlerinin politikalarını oluştururken akademik çalışmalardan ve yaklaşımlardan destek alması önerilir. Bunun dışında Alevilerin temel kaynaklarının inanç önderlerinin deyişleri olduğu bilinmelidir. Bunların dışındaki bütün kaynakla eleştirel bir yaklaşımla değerlendirilmeli ve ondan sonra kaynak olarak kullanılmalıdır.
“ALEVİLİK BATINİ BİR İNANÇ”
Alevilik temel değerleri ve ritüellerinde de görüleceği gibi mevcut diğer tüm inanç ve dinler gibi kendine özgü ve farklı bir inançtır. Başta Hakkı kendinde bulması, yetmiş iki inanca bir nazarla bakması, cihat karşıtlığı, kadın erkek eşitliği, Kırklar Cemi, Rıza şehri, Kabe’yi insanda görmesi özellikleriyle Batıni bir inançtır. Başta cem olmak üzere, oruçları, Hızır’ı, Devriye inancı, bağlaması, semahı ile ancak kendi değerleri içinde anlaşılır bir inançtır.
Konu başlıkları
1) Alevi Kurumsallaşması Mevcut Durumum Değerlendirilmesi
2) Alevi Kurumlarının Misyon ve Vizyon Belirlemesi
3) Alevi ÖrgütlenmesininDüşünsel Manifestosu, Program Sorunu ve Kurumsallaşma Modelleri?
1) Alevi Kurumsallaşması Mevcut Durumum Değerlendirilmesi
o Alevi öğretisi bilimi, doğayı, yaşamı ve değişimi esas alırken,
o Alevi öğretisi İnsan-ı Kâmil olma yolunu anlatırken,
o Bu yolda süreçlerden geçilirken,
o Geçilen bu süreçlerde YOLa ikrar vermiş Talipler, Dedeler ve Analar bu yolu sürerken,
o YOL’a yarenlik yapacak olan Iinanç önderlerinin «Bilge İnsanlar» olması gerekir.
o Kendini «SOY» endeksli gerekçelerle, tabî/doğal bir otoriteyle ifade etmesi yeterli değildir.
o Daima mualif bir tarafta olan Alevi toplumları ve onların öğretisi neden bugün ısrarla İslam kalıbının içinde eritilmeye çalışılıyor?
o Alevileri İslam kalıbının içinde eritme girişimlerine karşı gelmek, Alevi öğretisinin esas değerlerini korumak demektir.
o Alevi Canların olduğu heryerde siyaset, tarih, inanç ve insana ve yaşama dair her şey vardır.
o Alevi öğretisi yaşayan ve dünyevi bir öğretidir.
o Mevcut kalıplara sıkıştırılmaya çalışılan fakat oralara sığmayan Alevilik özgün bir konumda ve yapıdadır.
o Alevileri birbirine karşı kutuplaştırma çabalarından Aleviler kazançlı çıkmaz.
– Kurum içi iletişim
o İletişim kurumsal olmalı
o Bilgi aktarımı yazılı ve Genel Sekreter tarafından yapılmalı
o İletişim dili Alevice olmalı.
o Tek kaynaktan bilgilerin akmasına (Genel Sekreter üzerinden) özen gösterilmeli.
o Bilgilerin ilgili kişilere aynı anda ulaşmasına özen gösterilmeli.
o Kurum içi yazışmaların gizlilik ilkesi, her bireye özellikle hatırlatılmalı ve buna uymayanın disiplin suçu işleyeceğinden, kişinin en ağır cezayı alacağını bilmesi gerekir.
2) Alevi Kurumlarının Misyon ve Vizyon Belirlemesi
ve mahalle baskısına maruz kalmasına izin vermeyecek şekilde olmalıdır.
o Daha yaşanılabilir bir dünya için, Alevi öğretisinin kaynaklarından beslenerek, daha fazla görev ve sorumluluk üstlenerek çalışmalıyız.
o Savaşların, yoksulluğun, gericiliğin ve toplumsal tahribatların arttığı bir süreçte, barışı, özgürlüğü, eşitliği ve farklı kültürlerin bir arada, eşit koşullarda ve eşit haklarla bir arada yaşaması için çalışmalıyız.
o Alevi tarihinin zengin mirasından güç alarak, ona katkıda bulunacak çalışmaları üreterek, geleceğe bu birikimle yürümeliyiz.
o Aleviliğin kendine has öğretileri, kurumları ve ritüelleri olan özgün ve kadim bir inanç sistemi olduğunun bilinciyle hareket etmeliyiz. Alevi kimliğimize yönelik içten ve dıştan yönelmiş asimilasyoncu kuşatmalara karşı, kimlik bilincini eğitim, muhabbet, inançsal erkanları ve akademik çalışmalarla inşa etmeliyiz.
o Türkiye’de ve diğer ülkelerde yaşayan Alevilerin meşru temsilcileri olarak, hükümetlerin Aleviliği klasik anlamda “tarikat,” cemevlerini “tekke,” dedeleri de “devlet memuru” mertebesine indirgemeyi öngören asimilasyoncu politikaları şiddetle reddetmeliyiz. Bunun için toplumsal duyarlılığı artıracak çalışmaları güçlendirecek ve destekleyecek işler yapmalıyız.
o “Eşit Yurttaşlık ve Eşit Haklar” mücadelesini kazanmaya yönelik çalışmalara daha da önem vermeliyiz.
o Avrupa genelinde Alevi öğretisinin daha da tanınması için çalışmalıyız. o Avrupa’da yaşayan 2 milyonu aşkın Alevinin ihtiyaçlarını karşılamak için kurumsallaşmalıyız.
o Daha yaşanılabilir bir dünya için, Alevi öğretisinin kaynaklarından beslenerek, daha fazla görev ve sorumluluk üstlenerek çalışmalıyız.
o Savaşların, yoksulluğun, gericiliğin ve toplumsal tahribatların arttığı bir süreçte, barışı, özgürlüğü, eşitliği ve farklı kültürlerin bir arada, eşit koşullarda ve eşit haklarla bir arada yaşaması için çalışmalıyız.
o Alevi tarihinin zengin mirasından güç alarak, ona katkıda bulunacak çalışmaları üreterek, geleceğe bu birikimle yürümeliyiz.
o Aleviliğin kendine has öğretileri, kurumları ve ritüelleri olan özgün ve kadim bir inanç sistemi olduğunun bilinciyle hareket etmeliyiz. Alevi kimliğimize yönelik içten ve dıştan yönelmiş asimilasyoncu kuşatmalara karşı, kimlik bilincini eğitim, muhabbet, inançsal erkanları ve akademik çalışmalarla inşa etmeliyiz.
o Türkiye’de ve diğer ülkelerde yaşayan Alevilerin meşru temsilcileri olarak, hükümetlerin Aleviliği klasik anlamda “tarikat,” cemevlerini “tekke,” dedeleri de “devlet memuru” mertebesine indirgemeyi öngören asimilasyoncu politikaları şiddetle reddetmeliyiz. Bunun için toplumsal duyarlılığı artıracak çalışmaları güçlendirecek ve destekleyecek işler yapmalıyız.
o “Eşit Yurttaşlık ve Eşit Haklar” mücadelesini kazanmaya yönelik çalışmalara daha da önem vermeliyiz.
o Avrupa genelinde Alevi öğretisinin daha da tanınması için çalışmalıyız. o Avrupa’da yaşayan 2 milyonu aşkın Alevinin ihtiyaçlarını karşılamak için kurumsallaşmalıyız.
o Alevi kurumlarının hiç kimsenin, hiçbir siyasi kurum ve kuruluşun arka bahçesi olmadığının bilinciyle faliyetler yürütmeliyiz. AABK ve Federasyonlarımızın bağımsız örgütlenme ilkesi bizim taviz veremeyeceğimiz en temel ilkemizdir.
o Toplumsal buluşmalarda, her işimizde kullanılan dilin “Alevice” olmasına özen göstermeliyiz.
o Gerek Avrupa’da gerekse Türkiye ́de yaşanan süreçte, kendisiyle birlikte yol yürüyebilecek demokratik toplum kuruluşlarıyla ortak deǧer ve amaçlar doğrultusunda “Eylem Birliği” içerisinde olmalıyız.
o Alevilerin istem ve taleplerinin gerçekleştirilmesi doğrultusunda, faşist, ırkçı ve dinci olmayan, demokrat, laik, sosyal ve hukukun üstünlüğünden yana olan siyasi kurumlar ile eylem birliği içerisinde olmalıyız.
o Tüm mazlumların, zalime karşı birlikte dayanışma içerisinde olması için çalışmalıyız. o Kadrolarımızı güçlendirmek için gerekli tüm eğitim çalışmalarını yaparak, özellikle AKM’lerimizin güçlenmesi için çalışmalıyız.
o Üç yıllık kısa, orta ve uzun vadeli kurumsal hedeflerini saptayıp ve hayata geçirmek için çalışmalıyız.
o Yöneticilerin, alınan kararları örgütsel disiplinin gereği olarak sahiplenilmesi ve hayata geçirilmesini sağlamalıyız.
o İnancımızın gereği farklılıkları zenginlik olarak görüp ve toplumda bunun gereǧinin yerine getirilmesi için çaba göstermeliyiz.
o Alevilerin yaşadıkları coğrafi konumlarından dolayı Alevi meselesinin uluslararası bir boyut kazanmasının bilinciyle, diplomasi çalışmalarına önem vermeliyiz.
o Alevilerin Avrupa’daki konumları, uluslararası ilişkileri nedeniyle demokrasiyi
içselleştirmelerinin sonucu, demokrasinin evrensel gereklerini yerine getirmeye devam etmeliyiz.
o İnsanı ve doğayı kabesine koyan öğretinin temsilcileri olarak, Doğa Anaya saygılı olmaya özen gösterip ve bu bilinci kurumlarımızda her daim öne çıkarmalıyız.
o “İlle de Barış” şiarımızın, ülkemizde, Orta Doğu’da ve tüm dünyada hayat bulması için çalışmalıyız.
o Aleviliğin köklerine dair çok sayıda sanatsal ve akademik girişim başlatılması için çalışmalıyız.
o Aleviler olarak, kendimiz için talep ettiğimiz bu doğal hakların Kürtler, Ermeniler, değişik inançlar, Süryaniler, Romanlar ve diğer tüm insanlarımız için de bir hak olduğunu, “Başka – Öteki” olanların haklarının gasp edildiği bir toplumda bizlerin de özgür olmayacağını bilmeliyiz.
o Özellikle kadın, gençlik, çocuk, üye ve yönetici eğitimleriyle, yetki, sorumluluk, görev tanımları ve toplumsal dava yöneticilik bilincini ve kültürünü artırmaya devam etmeliyiz.
o Kurumsal düşünüp ve kurumsal çalışmalıyız.
o Bireysel değil, toplumsal düşünmeliyiz.
o Ben merkezci değil, biz olmalıyız.
o Ezberi bozan, yenilikçi perspektifle olaylara yaklaşmalıyız.
o Yeni olmak, yenilenerek, güncellenerek ve yeni söylemler geliştirmeliyiz. o Asla şikayet eden, dedikodu yapan olmamalıyız.
o Sorunun değil, çözümün parçası olmalıyız.
o Çözümsüz görünen problemleri bakış açımızı değiştirerek, karşımızdakinin yerine kendimizi koyarak çözmek için çalışmalıyız.
o Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgeçinden geçirerek Hak yememeye çalışmalıyız.
o Demagoji, laf kalabalığı yapmamalıyız.
o Kendini ağıra satmak, övmek, kendini vazgeçilmez göstermek gibi ben merkezci egolardan uzak durmalıyız.
o Alevilerin iradesine hakim ve saygılı bireyler olarak, hep uyumlu olmalıyız.
o Konuşmalarımızda, hitabetimizde hep yol dilini kullanmalıyız.
o Kararsız ve korkak olmak yerine, umudun ve cesaretin temsilcileri olmayı seçmeliyiz.
o Nitelikli kadrolarla YOL yürümeliyiz.
o Aldığımız görevi severek ve Aşk ile yapmalıyız.
o Pirlerimizden, Yol emekçilerinden ustalığı öğrenmeliyiz.
o Kendimizi hep güncellemeliyiz.
o Hayata ve her şeye yeni, özgün, orijinal, farklı bakış açısıyla yaklaşmalıyız.
o Felaket tellalı olmamalıyız.
o Tebessüm, gülümseme cemalimizden eksik olmamalı.
o Sevgi ve bilgiye ulaşmanın peşi sıra koşmalıyız.
o Nefes alabilmek, nefes verebilmek bizler için ne kadar vazgeçilmezse, Yaşanılabilir bir dünya için mücadele etmekte o kadar vazgeçilmezimiz olmalı.
o İnançsal, kültürel, siyasal, hukuksal, sosyal, ekonomik, akademik ve eğitim alanlarında mücadelemizi toplumsallaştırmaya devam etmeliyiz.
3) Alevi Örgütlenmesinin Düşünsel Manifestosu, Program Sorunu ve Kurumsallaşma Modelleri?
hizmete devam edeceğiz.
demektir.
Biz ne O’yuz, ne Bu’yuz! Biz ALEVİYİZ.
YOL’umuzun, mücadelemizin, kurumlarımızın, Ozanlarımızın, Pirlerimizin ışığı yolumuzu aydınlatsın,
Hızır yardımcımız olsun.
Birliğimiz daim, Aşkımız cemalimiz olsun.”
(HABER MERKEZİ)

PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı İzmir Temsilciler Meclisi 27 Ocak Pazar günü Alevi Kurultayı düzenliyor.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı İzmir Temsilciler Meclisi, 27 Ocak’da ‘İzmir Alevi Kurultayı’ düzenliyor. İzmir Karşıyaka Belediyesi Deniz Baykal Kültür Merkezi’nde yağılacak kurultayın moderatörlüğünü Vedat Kara yapacak. Kurultayda, Mehmet Turan dede, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, Antropolog Doç. Dr. A. Erden, Özdoğan Sağlam dede, Yeksani dede, gençlik kollarından Nazlı Demir ve Zakir Berivan Canpolat yer alacak.
PİRHA/İZMİR


CHP’de 16 Temmuz’da olağanüstü kurultay talebiyle başlayan imza toplama süreci bugün saat 17.30’da tamamlanıyor.
“Değişim ve Umut Kurultayı” adıyla olağanüstü kurultay talebiyle imza toplayan CHP’li delegeler 625 olan salt çoğunluktaki imzaya ulaştıklarını açıklamalarına rağmen, genel merkez yöneticileri ise sayının çok daha aşağılarda olduğunu savunuyor. CHP Tüzüğü gereği 15 günlük sürede toplanan imzaların bir hafta içinde parti genel merkezine ulaştırılması, yeterli imzaların ulaşmasının ardından ise 45 gün içinde olağanüstü kurultayın toplanması gerekiyor.
CHP kurultay delegelerinin 16 Temmuz Pazartesi günü olağanüstü kurultaytalebiyle noter kanalıyla başlattıkları imza sürecinde sona gelindi.
Parti tüzüğüne göre, olağanüstü kurultaytalebiyle başlanan imza süreci bugün saat 17.30’da sona eriyor.
CHP Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün, olağanüstü kurultayı toplayacak salt çoğunluğa ulaştıklarını belirterek, “559 delege imzası elimizde, 69’u da postada. Toplam 628 imza topladık” açıklamasını yaptı.
“Değişim ve Umut Kurultayı” adı altında olağanüstü kurultay talebiyle imza toplayan CHP’li delegeler, 625 olan salt çoğunluktaki imzaya ulaştıklarını açıklasalar da genel merkez yöneticileri sayının çok daha aşağılarda olduğunu savunuyor. Genel merkeze göre bu sayı 530’lar civarında ve 30-40 kadar daha delege imzasını geri çekecek.
Partide yeterli imzanın toplanıp toplanmaması konuşulurken, bazı kesimler tarafından sürecin mahkemeye taşınma ihtimali de göz ardı edilmiyor.
Kurultay için imza toplayanlar süre bittikten sonra tüzük gereği kendilerine tanınan bir haftalık süreyi kullanacakları yönünde açıklama yaparken CHP’li bazı isimler sürecin mahkemeye taşınmadan gereği yapılarak kurultayın toplanması gerektiğine işaret ediyor.
Eski CHP MYK üyelerinden Umut Oran, “CHP’yi mahkeme kapılarına düşürmeyin” uyarısı yapan isimlerden.
Oran, “CHP’yi kısır kavgalardan kurtaracak olan da CHP seçmenine özgüven verecek olan da fikirler ve başarıya götürecek öneriler üzerine odaklanmaktır. Görünen o ki aksi her durumda imza sayıları üzerinden yürüyen tartışma, mahkeme safhasına ya da ağır kavga görüntülerine varacaktır. Böyle bir durumsa seçim hezimetlerinin üzerine çok daha büyük bir hayal kırıklığı anlamına gelecektir. Düşüncem odur ki şartlar ne olursa CHP, mahkeme kapılarına düşürülmemelidir.” ifadesini kullandı.
CHP PM üyesi Erdal Aksünger de konunun mahkemeye taşınmaması gerektiğine işaret ederek, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendi isteğiyle olağanüstü kurultayı toplaması gerektiğini belirtti. Aksünger, “Bunu zorla yapmak veya zorla engellemek bize yakışmaz. İkisine de karşıyım.” dedi.
CHP’de olağanüstü kurultay tartışmaları 24 Haziran seçimlerinin hemen ardından başladı. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin Kemal Kılıçdaroğlu ile yediği yemeğin ardından yaptığı açıklamalar ise sürecin başlamasına neden oldu.
CHP Bilecek Milletvekili Yaşar Tüzün, Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve bazı eski milletvekillerinin delegeler arasında yaptığı “nabız yoklaması”nın ardından 16 Temmuz’da noter kanalıyla süreç başlatıldı.
Parti içinde “değişim” isteyenlerin sözcülüğünü Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün ile PM üyesi Gaye Usluer sürdürürken, İzmir Milletvekilleri Mehmet Ali Çelebi ve Selin Sayek Böke, PM üyeleri Erdal Aksünger ve Gökhan Günaydın, eski milletvekilleri Dursun Çiçek, Necati Yılmaz, Barış Yarkadaş ve İlhan Cihaner ile Kılıçdaroğlu’nun istifa eden başdanışmanı Ekrem Kerem Oktay da değişim talebini bulundu.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu ile Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu “değişim”den yana olduklarını açıklarken, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç ve Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, Kılıçdaroğlu’ya destek verdi.

CHP’de Muharrem İnce’nin kurultay çağrısının ele alındığı MYK toplantısı sonrası açıklama yapan CHP Sözcüsü Bülent Tezcan, “Genel merkezimizin ve Sayın Genel Başkanımızın gündeminde bir olağanüstü kurultay çağrısı yoktur” dedi.
CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı bugün Genel Merkez’de yapıldı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplanan MYK’da seçim sonrası Muharrem İnce’nin yaptığı açıklamalar, parti içindeki muhalefet ve olağanüstü kurultay çağrısı ele alındı.
Toplantı sonrası açıklama yapan CHP Sözcüsü Bülent Tezcan, İnce’nin kurultay çağrısıyla ilgili olarak, “Genel merkezimizin gündeminde olağanüstü kurultay yoktur. Seçim sonuçları daha sağlıklı bir süreçte değerlendirilecektir. Kurultay tartışmaları seçim sonuçlarının sağlıklı değerlendirilmesinin önündeki en büyük engellerden birisidir. Şu anda partinin iç iktidar yarışı içinde olmasının gelecek planlaması açısından faydası olmadığını düşünüyoruz. Kurultay zamanında yapılacaktır” dedi.
Tezcan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:
*Milletvekilleri mazbatalarını aldılar ve YSK seçim sonuçlarını açıkladı. Adaletsiz, hukuka aykırı ciddi bir süreç yaşadık. Bunun sonucunda TBMM yeni dönemde göreve başlayacak. Bütün milletvekillerine başarılar diliyoruz. Yeni yasama döneminin başarılı geçmesini diliyoruz. Yeni dönemde etkisizleştilmeye çalışılan TBMM’yi yetkilerini koruma ve kullanma konusunda kararlı bir tutum bekliyoruz.
*Tek adam rejimi altındayız. Kuvvetlerin bir elde toplandığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Buna karşı en etkili mücadeleyi parlamento verecektir. CHP grubu olarak bu çerçevede etkin bir mücadele vereceğiz. TBMM’de millet iradesini hakim kılma konusunda geniş mutabakat arama çabası içindeyiz.
‘YENİ DÖNEM KHK İLE KÖTÜ BAŞLADI’
* Tek adam rejimi ilk KHK ile anayasayı askıya alarak yola çıktığını gösterdi. Yayınlanan KHK kanunla yapılması gereken hususların KHK ile yapıldığını gösteriyor. Yeni dönem bu KHK ile kötü başladı. Tek adam rejimine karşı milletin iradesini savunma kararlılığı devam edecek. Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle Türkiye’de hukuk düzeninin ortadan kaldırılmasının amaçlandığı bir sürece doğru gidiliyor.
* Enis Berberoğlu haksız yere tutuklandı. Yeniden milletvekili seçildi. Millet yargının oyununu bozdu. Anayasanın hükmü açık, yeniden milletvekili seçildiğinde dokunulmazlığı başlar, diyor. Enis Berberoğlu’nun Yargıtay’da bekleyen dosyası dokunulmazlık kapsamındadır. Mahkemelerin derhal tahliye kararı vermesi gerekir. Buna rağmen hâlâ tahliye kararı verilmemiş olması önümüzdeki süreçte tıpkı FETÖ yargısının yaptığı gibi tuzak kurma sürecinini başlatıldığına inşallah işaret değildir.
‘EREN ERDEM, SİYASİ OPERASYONLA TUTUKLANMIŞTIR’
*Eren Erdem hukuki bir kararla değil, siyasi operasyonla tutuklanmıştır. Beraat edeceğinden hiçbir şüphemiz yoktur, ancak operasyon toplumda uygun gözüksün diye tutuklama önlemine başvurulmuştur. Erdem, 2 yıldır kaçmadığı halde bugün kaçma şüphesi var diye tutulmaktadır. Bu, başka bir rehin alma operasyonudur. Erdem’in derhal tahliye edilmesi gerekir.
*Sandıklara sahip çıkmak üzere seçim kurulları üzerinde demokratik hakkını kullanan 10 gencimiz haksız yere gözaltına alınmış, 5 gencimiz tutuklanmıştır. 5 gencin derhal tahliye edilmesi gerekir.
“ERDOĞAN’A SORUYORUM; HANİ DOLAR, FAİZLER DÜŞECEKTİ?”
* İktidarın seçim harcamasıyla hesapsız davrandığını biliyoruz. Erdoğan meydanlarda ‘bize dönük bir dış operasyon var, dış güçlerin ekonomik terör saldırısı’ diyordu. 24 Haziran geçtikten sonra bunların ateşi düşecek diyordu. 24 Haziran geçti ve merakla bekliyoruz. Enflasyon halen yükseliyor. Pazarda gerçek enflasyon en az yüzde 25. 2 haneli enflasyon. Dolar düşmedi, faizler yüzde 25-30 arasında. Erdoğan’a soruyorum, hani düşecekti? Şimdi merakla bunu bekliyoruz. Rantiyeci ekonominin geçim sıkıntısını kaldırması ne yazık ki mümkün değil.
“KURULTAY ZAMANINDA YAPILACAK”
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Tezcan, Muharrem İnce’nin kurultay çağrısıyla ilgili olarak, “Genel merkezimizin gündeminde olağanüstü kurultay yoktur. Seçim sonuçları daha sağlıklı bir süreçte değerlendirilecektir. Kurultay tartışmaları seçim sonuçlarının sağlıklı değerlendirilmesinin önündeki en büyük engellerden birisidir. Şu anda partinin iç iktidar yarışı içinde olmasının gelecek planlaması açısından faydası olmadığını düşünüyoruz. Kurultay zamanında yapılacaktır” dedi.
Tezcan, “Özel bir yemekte konuşulanların ana bağlamından koparılarak servis edilmesi, şık bir tutum değildir. Nezaketsiz bir durumdur. Genel Başkan çok büyük bir demokratik olgunlukla siyasetin gündemini belirlemiştir. Demokrasinin önünde kurulan büyük tuzağı 15 milletvekilini göndererek bozan sayın genel başkanımızdır. Bu mu yanlıştır? Millet İttifakı’nı kurmak mı yanlıştır? Sayın Genel Başkanımız İnce’yi aday yapmıştır. Yanlış bir cumhurbaşkanı adayı mı göstermiştir? Sayın genel başkanın genel başkanlıktan başka bir ihsana ihtiyacı yoktur. Örgütün tabanı ve kamuoyunun vicdanı böyle bir ihsanı büyük bir gönül rahatlılıkla vermektedir. Türkiye’de yerel seçimlerde de partiyi başarıya götürecek anlayışın böyle bir anlayış olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, “Bir kişi dahi partiden istifa etmesin. Herkes yerinde kalsın. Benim ağzımdan kurultay diye bir şey duyarsanız o zaman konuşursunuz ama duyamayacaksınız.” dedi.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, eski CHP Genel Başkanı Altan Öymen ve eski SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın ile Karayalçın’ın Ankara Hoşdere Caddesi’ndeki ofisinde bir araya geldi. İnce, Karayalçın ve Öymen, çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtladı.
İnce, CHP Genel Merkezi önündeki oturma eylemi ve parti yönetimine yönelik istifa çağrılarıyla ilgili olarak, “Bir kişi dahi partiden istifa etmesin. Herkes yerinde kalsın. Benim ağzımdan kurultay diye bir şey duyarsanız o zaman konuşursunuz ama duyamayacaksınız.” dedi.

PİRHA-Hubyar Ocağı evlatları 29 Nisan Pazar günü saat saat 13:00’te Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi’nde kurultay düzenleyecek.
Hubyar Ocağı, süreklerinin kitapçık haline getirilmesi için rızalık alınması ve yeni yapılanmaya yönelik bir kurultay düzenleyecek. Kurultaya Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nda yer alan Hubyar Ocağı temsilcisi Erdoğan Sezer öncülük ediyor.


CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ve İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner, ortak bir bildiri yayınlayarak, CHP’nin 3 Şubat’ta yapılacak 36’ncı olağan kurultayının kadrolarda değişim için fırsat olduğunu dile getirerek yönetim organlarının seçimine genel merkez ve belediyelerin müdahale etmemesi çağrısında bulundu. Meclis’i boykot dahil bir dizi aktif eylemin gündeme alınması istenen bildiride, genel merkez politikalarına da ciddi eleştiriler yöneltildi.
“TÜRKİYE TARİHSEL FIRSATIN EŞİĞİNDE”
Dünyanın bir altüst oluş sürecinden geçtiğinin belirtildiği açıklamada günümüze şekil veren hegemonyanın çöküşte olduğu, egemenlerin bu çöküşü otoriter rejimler inşa ederek ve aşırı sağı güçlendirerek ertelemeye çalıştığı ifade edildi. “Bu çöküşün aynı zamanda ezilenler ve sömürülenlerin sol değerler etrafında örgütlenmesi için tarihsel bir fırsat yarattığı” belirtilirken “Ezilenlerin ve itiraz edenlerin hayaleti yeniden meydanlarda dolaşıyor” denildi ve Türkiye’de de benzer bir tarihsel fırsatın eşiğinde olunduğu aktarıldı.
“REJİMİN VAADİ HUKUKSUZLUK, YOKSULLUK VE SAVAŞ”
“Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu eşitsizlik ve adaletsizlikler, Saray Rejimi’nin dayattığı neoliberal ekonomi anlayışı ve din istismarcısı siyasal İslam’ın tekçi, baskıcı dayatmasından kaynaklanıyor. Bu rejim artık yapısal sınırlarına dayandı. Bu rejimin Türkiye’ye vaadi, daha fazla hukuksuzluk, daha fazla baskı, daha fazla yoksulluk ve savaş… Meclis işlevsizleştirilmiş, Anayasa fiilen yok edilmiş, parti genel başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları tutuklu. Ülkemizin nerede ise yarısı yerel yönetimlerde demokratik temsil hakkından yoksun kalmış durumda” denilen açıklamada Gezi direnişi, referandumdaki ‘Hayır’ iradesi ve Adalet Yürüyüşü hatırlatılarak halkın “Başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet devrimlerinin kazanımlarını koruma iradesini gösterdiği” belirtildi.
“KURUCU BİR SİYASET İNŞA EDİLMELİ”
Bu iradenin kurucu bir siyaset olarak inşa edilmesi sorumluluğunu gerektirdiği ve bu siyasetin de “kapsayıcı bir sosyal demokrat programa ve antifaşist mücadelenin gerektirdiği örgütlenmeye dayanması gerektiği” savunulan açıklamada “Zamanın ruhu dünyayı ve Türkiye’yi sağ siyasetin değerleriyle okuyan değil, sosyal demokrasinin ilkeleri ışığında, sınıf temelli, emekten yana, kendi ideolojik çizgisi ve toplum talebi konusunda net bir sol siyaseti çağırıyor” denildi ve kurultayın bu bakımdan önemli bir fırsat olduğu söylendi.
“KURULTAY BAŞKANLIĞA, DELEGE SAYISI YARIŞINA İNDİRGENMEMELİ”
Açıklamada bu sebeple kurultayın genel başkan değişikliği, kişisel dayanışma ve delege sayısı yarışına indirgenmemesi gerektiği vurgulanarak “Kurultay, ülkenin sorunlarına dair partinin net bir siyasi çizgi ve tavır geliştirmesi için fikirlerin tartışıldığı bir zemine dönüştürülmeli” denildi.
CHP’nin olağanüstü rejim karşısında toplumsal muhalefetin enerjisini siyasete yansıtması gerektiği belirtilirken “Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde emperyalizme karşı verilen ilk bağımsızlık savaşını Cumhuriyet’le tamamlamış, devrimlerle de dünyaya ilham vermişti. Bugün de, sloganlara hapsedilmemiş ve içeriğinden soyutlanmamış Atatürk devrimleriyle, evrensel sosyal demokrat değerleri günümüz için bütünleştiren yeni bir devrimci siyaseti var etmek görevimiz” vurgusu yapıldı.
Olağanüstü koşulların derinleştiği her kritik dönemeçte muhalefetin tavrının koşulların ağırlaşmasının önüne geçemediği belirtilirken ” CHP’nin tarihi sorumluluğu, daha fazla zaman kaybetmeden, AKP faşizmini aşarak, Türkiye’yi laik, özgür, demokratik bir sosyal hukuk devleti olarak yeniden ayağa kaldırmaktır” denildi.
Açıklamada CHP, “Toplumsal muhalefetin en büyük örgütlü gücü ve öncüsü” olarak tanımlanırken “CHP, ‘sürekli OHAL’ rejimini normalleştirmeyen, gayrimeşru olanı meşrulaştırmayan, olağanüstü koşullara uygun olağanüstü bir muhalefeti örgütlemeli” ifadesi kullanıldı.
MECLİS’TE AKTİF BOYKOT
Olağanüstü koşullara rağmen muhalefetin olağan dönemin siyasi araçları ve yöntemlerine sıkıştığı, bu doğrultuda CHP’nin Meclis içindeki mücadeleyi bir siyasi tavırla birleştirmeden ‘olağan dönemin yasama faaliyeti’ olarak sürdürme anlayışına son vermesi gerektiği, OHAL sona erene, asgari demokratik bir ortama geçilene kadar ve adil, güvenli bir seçim ortamı sağlanana dek, Meclis’te aktif boykot, Meclis çalışmalarından çekilme ve benzeri demokratik araçları parti kurullarında ciddi şekilde değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
“SİYASAL İSLAM VE NEOLİBERALİZME KARŞI ÇIKILMALI”
CHP’nin “Siyasal İslam ve neoliberalizme cepheden karşı çıkması gerektiği” ve toplumu “ideolojik belirsizlik” tuzağına düşmeden net ilkelere dayalı bir gelecek hayalinde ortaklaştırması gerektiği vurgulandı: “CHP’nin kuracağı siyaset, AKP’nin dayattığı siyaseti toplumun iradesi sanan ve bu duruma uymak için kendisini değiştiren, kendi kimliğine yabancılaşan değil; kendisi olarak, mevcut düzeni değiştirmek iddiasında olmalı.”
Metinde Kürt sorunu konusunda “Halkı, salt güvenlikçi baskı politikalarıyla terör arasına sıkıştırmayı reddeden, demokratik siyaset alanını genişleterek kalıcı toplumsal barışı sağlamakta kararlı sosyal demokrat bir çözüm çerçevesi ortaya konulmalı. Bu doğrultuda, Cumhuriyet devriminin temel ilkeleri ve sosyal demokrasinin evrensel değerleri olan; laiklik, özgürlük, demokrasi, eşitlik ve barış, kararlılıkla ve tavizsiz savunulmalı” denildi.
Açıklamanın son bölümü şöyle:
“AKP faşizmi karşısında direnen toplumsal muhalefetin bütün ilerici unsurlarını siyasete ve partimize taşıyacak siyasi katılım mekanizmaları, meclisler/forumlar gibi yatay örgütlenme biçimleri kullanılmalı. Bu siyasi dönüşüm ve örgütlenmenin gereği olarak, parti adına kararlar parti kurullarında alınmalı, bu kurulların seçimleri demokratik biçimde yapılmalı. Belediyelerin ve genel merkezin örgüt seçimlerine açıktan/örtülü müdahalesi olmamalı, partinin kadroları blok değil çarşaf liste yöntemiyle belirlenmeli.
Bu değerler ışığında siyaset yapan bir CHP, Türkiye’nin de geleceğini değiştirecek.
Ülkemizin birikimine güveniyoruz. Biliyoruz ki; milyonlar özgürlük, eşitlik, laiklik ve demokrasiyi ayağa kaldırmaya hazır. Şimdi sıra bizde. Kurultayımızda belirlenecek yönetim organlarımızın, tarif ettiğimiz doğrultuda oluşması için tüm partililerimizi beraber olmaya çağırıyoruz.
36. Kurultayın delegelerine, CHP üyelerine ve Türkiye’ye çağrımızdır:
Geçmişi biz kurduk, geleceği de biz inşa edelim!”