Alevi toplumu ve kurumları Muharrem (Yas-ı Kerbela) orucunun ardından aşure kazanlarını kurmaya devam ediyor.
Mersin’in dağ köylerinden Tahtacı Alevilerin yoğunlukta yaşadığı Çamalan köyünde bulunan cemevinde aşure lokmaları paylaşıldı. Alevi kurum başkanları ve yöneticilerin katıldığı lokma paylaşımında semahlar dönüldü, aşure lokmaları odun ateşinde kaynatılıp paylaşıldı.
PİRHA-Alevi Kültür Dernekleri Mezitli Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı. AKD Mezitli Şube Başkanı Ferdi Koç, Kerbela’da günümüze zalime karşı direndiklerini ve Aleviler olarak eşit yurttaşlık hakkını elde edene kadar mücadele edeceklerini belirtti.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Mezitli Cemevi’nde aşure lokması pay edildi. Lokma paylaşımına AKD Şube yöneticileri, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) İnanç Kurulu ve Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, AKD İnanç Kurulu Başkanı Kazım Ercan Özer’inde yer aldığı çok sayıda kurum ve yurttaş katıldı.
Çerağ uyandırılarak başlanan lokma paylaşımında Mezitli Cemevi İnanç Kurulu’ndan Kazım Açıktepe gulbag okudu.
AKD Mezitli Şube Başkanı Ferdi Koç, Aleviler olarak eşit yurttaşlık istediklerini belirterek, “Dergahlarımızı istiyoruz, cemevlerinin inanç merkezi olarak tanınmasını ve yasal statüye alınmasını talep ediyoruz. Aleviler için birşey yapılmak isteniyorsa muhatabı Alevi kurumlarıdır. Bize yeni bir gömlek giydirmek için uğraşıyorlar. Kendinizi boşuna yormayın” dedi.
Koç’un ardından konuşan Mezitli Belediye Başkanı Neşet Tarhan ve CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen, Alevilerin haklarının verilmesi ve cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini istediler.
PİRHA- Aleviler, 12 imamlara atfen 12 kazan aşure pişirerek, Hacı Bektaş Veli Dergahı önünde paylaştı.
59. Ulusal, 33. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında Hacıbektaş’ta bir araya gelen Aleviler, aşure lokmalarını pay etti.
Çilehane’de yapılan Hasret Gültekin heykelinin açılışından sonra dergah önüne gelen Aleviler, 12 imamlara atfen 12 kazan aşure pişirerek, Hacı Bektaş Veli Dergahı önünde lokmalarını paylaştı.
“AŞURE GİBİ TÜM ÇEŞİTLİLİĞİMİZLE BİR ARAYA GELECEĞİZ”
Lokma paylaşımından önce konuşma yapan AKD Genel Başkanı İsmet Kurt, “Biz Aleviler olarak buraya geldik, ‘Dergahlarımızı istiyoruz’ dedik. Bir kez daha haykırdık bu talebimizi ve bu konuda mücadelemiz sürecek. Cemevlerini ziyaret ederek ve çimento vererek Alevi sorununu çözemezsiniz. Alevi sorunu haklarımızı vererek ve eşit yurttaşlık talebimizi kabul ederek çözülür. Bildiğiniz gibi aşurenin içerisinde binbir çeşit malzeme var. Bu malzemelerin hepsi ayrı ayrı ama bir araya geldiklerinde güzel bir lezzet ortaya çıkartıyorlar. Biz de bu ülkede çeşitliliğimizle bir araya geleceğiz ve herkesin özgürce yaşadığı bir düzen kuracağız” dedi.
Konuşmanın ardından lokma gülbengi okundu.
AKD İnanç Kurulu Başkanı Ercan Kazım Özer tarafından okunan gülbengten sonra aşure lokmaları dağıtıldı.
PİRHA-Alevi yol önderi Başköylü Hasan Efendi, Hakk’a yürüyüşünün 49. yılında Erzincan Başköy’de bulunan türbesinde anıldı.
Alevi yol önderi Başköylü Hasan Efendi, Hakk’a yürüyüşünün 49. yılında Erzincan Başköy’de bulunan türbesinde anma etkinliği düzenlendi.
Anma etkinliğinde semah dönüldükten sonra sanatçılar Cem Malkoç, Ünal Fırat, Özgür Polat, Metin Sarı, Mehmet Ali İpek ve Eren Ali İpek deyiş okudu.
“YAŞAMINI İNSAN SEVGİSİ, HOŞGÖRÜ VE PAYLAŞIM İLKELERİ ÜZERİNE KURDU”
Başköylü Hasan Efendi’nin insan sevgisi, hoşgörü ve paylaşım ilkeleri üzerine yaşamını kurduğunu söyleyen Başköylü Hasan Efendi’nin torunu Hasan Can Polat, “Edebi, erkanı, itikatı ve ikrarı bıkmadan usanmadan savunmuş ve asla geri adım atmamış birisidir. Düşüncelerinin içinde insan vardır, amacı insani kamil olmaktır kamil olmak insanı yüceltir derdi. Her gittiği yerde fakiri, mazlumu korumak gerektiğini söylerdi. Düşüncesinde hiçbir zaman kin ve kibir yoktur işte bu yüzden Başköylü Hasan Efendi oldu” dedi.
BAŞKÖYLÜ HASAN EFENDİ KİMDİR?
Hasan Efendi Rumi 1312 Miladi, 1896 yılında Çayırlı Başköy’de dünyaya gelmiştir. Babası Kureyşan ocağından Kamber Ağa dede, annesi ise İsmet Hanımdır. 21 yaşındayken kavaklı mezrasından Yusuf ağanın kızı Elif hanımla evlenir. Bu evlilikten 6 erkek 5 te kız çocuğu doğar. Bu çocukların hepsi çocuk yaştayken Hakk’a yürürler. Kendi çocukları yaşamadığı için kardeşinin oğlu Kamber Canpolat’ı çocukken evlatlık alır ve kendisinden sonra Kamber Canpolat’ın yolunu süreceğini söyler.
Anma programı çerağlar uyandırılıp, lokmalar pay edildikten sonra sona erdi.
PİRHA-2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan, toprağa sırlanmasının 40. gününde mezarı başında anıldı.
2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın Hakk’a yürümesinin üzerinden 40 gün geçti. Dersim’de yapılan anmada önce mezarına karanfiller bırakıldı ardından çerağlar uyandırılıp lokmalar pay edildi.
AYSEL DOĞAN KİMDİR?
1953 Dersim doğumlu Aysel Doğan, değişik dönemlerde 17 yıl cezaevinde tutuldu. Gazi Üniversitesi beden eğitimi bölümünden mezun olan Doğan, Dersim’de bir süre spor öğretmenliği yaptı. Devletin ilk şiddetini 1980 darbesiyle yaşadı. Darbe yıllarında tutuklanan ve iki yıl boyunca hiç mahkemeye çıkarılmadan içeride tutulan Doğan, Kürt sorundan kaynaklı 1990’larda yine hedefteydi. 1990 Mayıs ayında Dersim’de tutuklanan Doğan, Erzincan’da 11 ay tutuklu kaldı. Cezaevinden çıktıktan sonra 1991 genel seçimlerinde Dersim’de bağımsız aday oldu ve en çok oy almasına rağmen Meclis’e gitmesine izin verilmedi. Etrafındaki devlet şiddeti gittikçe daralan Doğan, o tarihten sonra Avrupa’ya iltica etti. Avrupa’ya gitse de yüreği Türkiye’de kalan Doğan, bütün yaşamı boyunca, halkının özgürlüğü ve barış için çalışmalar sürdürdü. Avrupa’da bulunduğu dönem boyunca KCK üyeliği de yapan Doğan, 1999 yılında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine 2. Barış Gurubu üyesi olarak Avrupa’dan gelen heyet içerisinde yer aldı.
Doğan, Türkiye’ye adım attığı gibi grup üyeleriyle birlikte tutuklandı. On yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu süreçte Malatya ve Elbistan hapishanelerinde kalan Doğan, 2009 yılında cezaevinden çıkar çıkmaz, siyasi çalışmalarına devam etti. Dersim’de Dersim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi Derneği’ni kurarak dernek bünyesinde çalışmalar yürüttü. Doğan, kurduğu dernek bünyesinde katıldığı eylem ve etkinlikler nedeni ile AKP hükümetinin başlattığı KCK operasyonunda gözaltına alınarak 28 Eylül 2011 tarihinde çıkarıldığı Malatya Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı. Bir yıllık tutuklu yargılanmanın ardından 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Doğan, cezaevlerinde 2012 yılı sonbaharında PKK ve PAJK tutukluları tarafından Öcalan’a uygulanan tecride son verilmesi için başlattıkları ölüm orucu eyleminin ikinci ekibinde yer aldı. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin kapatılmasının ardından 2014 yılında Yargıtay’da görülen Doğan’ın davası, yeniden örgüt üyeliğinden yargılanması talebiyle bozuldu. 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Aysel Doğan, sağlık sorunları nedeniyle Yargıtay kararıyla tahliye edilmişti.
PİRHA- İzmir Altındağ’da yaşayan Tahtacılar, pandemiden kaynaklı uzun bir aradan sonra bir araya gelerek ‘Birlik Kurbanı’ gerçekleştirdi, lokmalarını paylaştı.
İzmir Bornova’ya bağlı Altındağ Mahallesi’nde yoğun olarak yaşayan Tahtacılar, pandemiden kaynaklı uzun bir aradan sonra bir araya gelerek ‘Birlik Kurbanı’ gerçekleştirdi. Herkesin gücü oranında katkı koyduğu birlik kurbanı kadınların kolektif emeğiyle hazırlanarak gelen misafirlere paylaştırıldı. Tahtacı Alevilerin köklü geçmişinin olduğu Altındağ Mahallesi’nde uzun yıllardır bu gelenek sürdürülüyor. Şehirleşme ile gelen yapılaşmalar sonucu Altındağ her ne kadar da mahalle ismini alsa da Tahtacılar bu mahalleye ‘köyümüz’ demekten vazgeçmiyor.
Tahtacı Kültür Eğitim Kalkınma ve Yardımlaşma Derneği Altındağ Şubesi öncülüğünde organize edilen Birlik Kurbanı’nda ayrıca kitap stantları açılarak, Tahtacılara dair paylaşımda bulunuldu.
“HER HANE GEZİLEREK KURBAN LOKMASI TOPLANIR”
Altındağ Mahallesi’nde doğup büyüyen Güler Aktaş, ‘Birlik Kurbanı’ geleneğinin çok eskilere dayandığını söyledi. Çok cemler gördüğünü sözlerine ekleyen Aktaş, geleneklerinin kendi aralarında halen yürüdüğünü belirterek, “Tahtacı derneği olarak Birlik Kurbanı gerçekleştirdik. Her hane gezilerek bu kurban için lokmalar toplandı. Toplanan bu lokmalar keşkek olarak hazırlandı. Bu düğün yemeğimizdir ve özel günlerde de yaparız. Önceden buğdayımızı kendimiz döverdik. Şimdi ise hazıra geldik. Kayınbabam çok dedelik yaptı. Eskiden cemlerimiz kalabalıktı. Şimdilerde gençlerimiz de ceme giriyor. Her sene cem yaparız. Geleneklerimiz, göreneklerimiz içimizde yürüyor” dedi.
“BU KÖYDE KADINLAR HEP BİRLİKTE”
Altındağ Mahallesi sakinlerinden Sultan Küçük ise, özellikle kadınların Yola dair hizmetlerde birlikte kolektif emekle iş bölümü yaptığını kaydederek, “Altındağ’da yani köyümüzde sürekli birlik adağı vardı. Araya pandemi girdi ve uzun zaman yapamadık. Az kişi katılıyordu. Buradaki gençler derneğin çalışmalarına katkı sundu ve birliktelik yakaladık. Kadınlar bu köyde hep birlikte. Nişan, düğün, cem, birlik kurbanı olduğunda hep birlikte çalışırız. Temennimiz birlik, beraberliğimizin güçlenmesidir” diye konuştu.
Lokmaların pişirilmesinin ardından dedenin gülbenkleri ile kurban lokmaları paylaşıldı.
PİRHA- Adana Alevi Platformu tarafından ‘Newroz Cemi’ yürütüldü. Cemi yürüten Şıx Çoba Ocağı Piri İbrahim Kete, Alevi inancını ve toplumunu kendi kişisel çıkarları için kullananların Alevi olamayacağının altını çizerek, “Yolumuz mazlumların yoludur. Biz hakikatimizle buluşursak içimizdeki ve dışımızdaki Hınzır Paşaların yaşam alanları daralır” dedi.
Adana’nın Seyhan İlçesinde bulunan ve geçtiğimiz aylarda Adana Alevi Platformu’na devredilen Salman-ı Pak Kültür Merkezi’nde bulunan cem salonunda ‘Newroz cemi’ yürütüldü.
Şıx Çoba Ocağı Piri İbrahim Kete, Derweş Cemal Ocağı’ndan İsmet Demir, Kureyşan Ocağı’ndan Doğan Çelik tarafından yürütülen cemde, Hıdır Doğan, Doğan Can Ölper ve Cevat Bilgilioğlu da zakirlik yaptı.
Şıx Çoba Ocağı Piri İbrahim Kete, Alevi inancını ve toplumunu kendi kişisel çıkarları için kullananların Alevi olamayacağının altını çizerek, “Yolumuz mazlumların yoludur. Biz hakikatimizle buluşursak içimizdeki ve dışımızdaki Hınzır Paşaların yaşam alanları daralır. Yolumuzu hırsıza, nursuza uğratmayalım. Zalimlere karşı dik duralım” dedi.
Cem, 12 hizmetin yürütülmesi ve lokmaların paylaşılmasıyla sürdü.
PİRHA- İzmir’e bağlı Tahtacı Alevi köyü Uzundere’de nesillerdir sürdürülen bereket, dirlik ve komünaliteyi simgeleyen Çaputçu Dede etkinliği, toplumu yılın bu aylarında bir araya getiriyor. Çaputçu Dede’nin ev ev dolaşarak topladığı lokmalar pişirilerek paylaşılıyor.
Baharı karşılama, dirlik, birlik, bereket ve bölüşmeyi simgelediği düşünülen ve nesillerdir sürdürülen Çaputçu Baba ve Aralık Çorbası geleneği halen kadınların emekleri ile yaşatılmaya devam ediyor.
Tahtacı Alevilerin yoğun olarak yaşadığı İzmir Karabağlar’a bağlı Uzundere Mahallesi’nde yılın belli zamanında bir araya gelen yüzlerce kişi kadim gelenekleri olan Çaputçu Baba ve aralık çorbası geleneğini bayram havasında kutluyor.
Baharı karşılama, dirlik, birlik, bereket ve bölüşmeyi simgeleyen bu gelenek için tüm köylü görev paylaşımı yaparak sorumluluk alıyor. Kimi lokmasını veriyor, kimi ateşe odun taşıyor, kimi ateşi yakıyor, kimi ise lokmaları pişiriyor.
300 YILLIK TAHTACI KÖYÜ
Etrafı yüksek dağlarla çevrili olan Tahtacı yerleşim alanı Uzundere köyünün 300 yıllık tarihi var. İzmir’in dibinde kalan Uzundere köyünde yapılar hala müstakil halde. Tek katlı evleri ve bahçeleri ile otantik yapısını koruyan bu köy halen sorgu, görgü cemlerini, gelenekleri devam ettiriyor. Köylüler, düğünlerinden cenazelerine, cemlerinden bayramlarına kadar tüm ihtiyaçlarını giderme konusunda ortak emek ile çözüm buluyorlar.
ARALIK ÇORBASI VE ÇAPUTÇU BABA
Uzun yıllar önce Uzundere köyünde bir hastalık baş gösterir. Bütün köy bu hastalıktan payını alır. Durumun daha da kötüye gittiğini gören iki yaşlı hasta, yataklarından kalkarak bu hastalığa çare bulmaya çalışır. Heybelerini sırtına atarak bütün köyü dolaşarak tahıl toplamaya başlar. Hastalıkla birlikte artık ambarlarda kalan tahıl da azalmıştır ve herkes elinde avucunda kalanı bu ‘Çaputçu Dede’ ismini alan yaşlılara şifa niyetine verir. Köy meydanında (üç yolun birleştiği yer) bu erzağı pişirerek şifa çorbası yapılır. Köy meydanına gelen ve bu çorbadan bir tas içen, bu hastalıktan iyileşerek kurtulur. Bu yıldan sonra artık bolluk ve bereket gelmiştir. Bundan sonraki yıllarda ‘Çaputçu Dede’ Aralık Çorbası için bütün kapıları dolaşır ve bu bir gelenek halini alır.
KADINLAR YOLU SÜRÜYOR
Her ne kadar Çaputçu Dede denmiş ise de, yolu ve geleneği sürdürenin kadın olduğu gerçekliği burada da kendisini yansıtıyor. Çaputçu Dede’yi temsilen iki kadın özel kıyafetlerini giyerek hem bir tiyatral gösteri sunuyor hem de ev ev gezerek lokmaları topluyor.
Hemen her eve uğrayan Çaputçu Dede ellerindeki sopalar ile kapıları çalıyor. Ev sakinleri de önceden hazırladıkları lokmalarını (şeker, buğday, mısır, tahıl ürünleri vs.) Çaputçu Dede’nin heybesine dolduruyor. Tabi bu arada kendi arasındaki iş bölümü yapan diğer kadınlar pişecek lokma için hazırlıklara başlıyor.
11 DİZELİK BEYİT SÖYLENİYOR
Çaputçu Dede’nin yanındaki yaveri ile erzak toplarken söylediği 11 dizelik beyit (Tahtacılar beyit diye adlandırıyor) şimdilerde ise birkaç beyite düşmüş durumda. Kayıt altına alınmamasından kaynaklı beyitlerin 3-4’e düştüğünü söyleyen Tahtacılar şimdi ise bu beyitler ile kapı kapı dolaşarak lokmalarını istiyor
Çaputçu Dede beyitinden birkaç dize şöyle:
‘Bak sen şu Çaputçu Dede’min işine
Bir senedir pirinç değmemiş dişine
Çaputçu Dede’nin hakkını vermezden
Dağı, taşı devirir başına.
—
Çaputçu Dede baş aşağı bağırır gider
Tozunu, dumanına üstünden savurur gider
Çaputçu Dede’nin hakkını vermezsen
Dağı, taşı üstüne devirir gider.
TOPLANAN LOKMALAR PİŞİRİLİYOR
Toplanan lokmalar meydanda kurulan kazanlarda pişirilmek üzere hazırlanıyor. Kadınlar, büyük kazanlarda çorbadan aşureye, keşkekten pişiye kadar birçok yemeği pişirmeye başlıyor. Bu arada kadınların büyük çoğunluğu oluşturduğu kalabalık lokmalarını paylaşmak üzere meydanda buluşuyor. Lokmalar, gülbenkler ile paylaşılıyor.
“ARALIK ÇORBASI ŞİFADIR, BEREKETTİR”
Çaputçu Dede’yi temsilen her sene özel giysileri ile lokmalar toplayan Gülay Konu, bu geleneği ayakta tutanların kadınlar olduğuna vurgu yaparak, “35 senedir bu köydeyim ve bu gelenek sürekli var. Köklerine bağlı bir toplum var. Yıllar evvel bu köye kırıcı bir hastalık gelmiş. İki yaşlı büyüğümüz hasta yataklarından kalkarak, ‘Bu hastalığı nasıl yeneriz?’ diyerek düşünüyorlar. Heybelerini alarak köye çıkıyorlar. Her kapıyı çalarak insanların ambarlarında ne var ise hepsinden alıyorlar. Hastalıkla birlikte artık kıtlık da gelmiş durumda. Herkes ambarının dibini sıyırıyor. Meydanlarda kazan kurarak şifa çorbası yapmışlar. Bu çorbadan bir tas içen herkes iyileşmiş. Aynı zamanda bolluk, bereket gelmiş. Bizler bunu miras aldık ve güzel bir miras bırakmak istiyoruz.
KÖYÜ AYAKTA TUTAN KADINLAR, ERKEKLER HİZMETİMİZDE”
Bu sene çok daha fazla katılım var. Aralık çorbası da ismini ara mahallerden toplanan tahıllarının pişirilmesinden alıyor. Aralık ayına özgü bir şey değil. Herkese, özellikle de gençlerimize derman olsun. O kadar kayıp var ki; bedava ölümlere yenildik. Bu çorba herkese şifa olsun. Bu etkinliği çoğunlukla kadınlar yapıyor. Bu köyü ayakta tutan kadınlardır. Erkekler hizmetimizde. Güç kadınlarda.”
“BU GENEKLER KADINLARIN EMEĞİ İLE YÜRÜYOR”
Çaputçu Dede’yi temsil eden bir diğer kadın Gülfer Konuk ise, lokmanın toplanmasından ateşte pişirilmesine ve paylaştırılmasına kadar bu geleneğin kadınların emeği ile devam ettiğini söyleyerek, “Her sene bu çorbayı yaparak bu geleneği devam ettirmeye çalışıyoruz. Köyümüz çok eski bir köy ve böyle de kalmasını istiyoruz. Bu gelenekler ölmesin istiyoruz. Gençlerimiz de bizimle birlikte olsun, görsünler diye gayret gösteriyoruz. Bu köyde her şey kadınların elinde. Bu işleri hep biz yapıyoruz. Bayramda, ölümde, düğünde her yerde bizler varız. Yaşlandık desekte bu geleneği bizim sürdürmemizi istiyorlar. Köy olarak özümüzü biliyoruz. Tahtacı gençlerin de bu geleneğe sahip çıkması lazım” dedi.
Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler yüzlerce kişi tarafından yapılan yürüyüş ve açıklamayla anıldı. Aileler, 27’nci yılında yüreklerinde hala acı ve öfkenin olduğunu belirterek, sorumluların yargılanması çağrısını yineledi.
İstanbul’un Sultangazi ilçesinde bulunan Gazi Mahallesi’nde 12 Mart 1995’te 22 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce kişinin yaralandığı katliamın 27’nci yıldönümünde yaşamını yitirenler için anma etkinliği düzenlendi.
12 Mart Platformu’nun çağrısıyla yüzlerce kişi Gazi Cemevi’nde bir araya geldi. Anma cemevi önünden Eski Postane’ye doğru yürüyüşle başladı. Yürüyüşte, “Gazi’den Ümraniye’ye Adalet İstiyoruz” pankartı yer alırken, kitle “Gazi şehitleri ölümsüzdür”, “ Gazi şehitleri onurumuzdur”, “Gazi halkı burada katiller nerede”, “Gazi için adalet herkes için adalet”, “Katiller halka hesap verecek” sloganları atıldı.
Katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğraflarını taşıyan yüzlerce kişi, Eski Postane’nin önüne kadar yürüdü. Burada hayatını kaybedenlerin isimleri kitlesel olarak söylendi ve ardından bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.
“ALEVİ-SÜNNİ ÇATIŞMASI YARATILMAK İSTENDİ”
Ardından aileler adına açıklamayı Sezgin Can Engin, katliamın 27’nci yılında yüreklerinde acı ve öfkenin olduğunu ifade etti. Engin, katliamda yaşamını yitirenlere olan vefa borcunu yerine getirmek için anma yaptıklarına vurgu yaparak, “Bu baskılar Gazi halkı için yeni değil. Gazi halkı bu saldırılara alışık ama alışık olmak demek kanıksamak demek değildir. Halkları birbirine kırdırtmak istediler. Alevi Sünni çatışmasını yaratmaktı. Gazi halkı provokasyonu yapanı, yaptıranı, nedenin de biliyordu. Amaç Gazi’deki devrimci muhalefeti sindirmek ve tüm devrimci demokratik halka gözdağı vermekti. Bu saldırılar sadece Alevi ve Sünnilere değildi. Saldırılar tüm halkaydı” dedi.
“KATİLLER CEZALANDIRILMADI”
Engin, katliamında dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Hanefi Avcı, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisini sorumlu olduğunu hatırlatarak, yargılanmalarını talep etti. Engin, “Gazi halkının zalime ve zulme direnişi; sokağa çıkma yasağına, katliamlara, devletin, polisin sergiledikleri vahşete karşı, 18 şehit ve yüzlerce yaralıya rağmen sürmüştü. 18 şehit yüzlerce yaralaya rağmen sürmüştü. Ümraniye’de katliamı protesto etmek isteyen kitleye saldırı oldu ve katlettiler. Vuranların kim olduğu belli olmasına rağmen katiller cezalandırılmadı” diye belirtti.
“Koçgiri, Maraş’ta,a Sivas’ta, Dersim’de, Roboski’de, Cizre’de, Gezi’de, Suruç’ta, Ankara Garı’nda aynı zihniyet Türkiye halklarına reva görülmüştür.
Bu katliamlara ve baskılara direnenler tutsak ediliyor, ağır tecrit altına alınıyor ve insan onuruna yakışmayan muameleye maruz kalıyor. Bugün ülke hala yoğun bir tecrit altında. Bu tecride direnenler bedenlerini ölümsüzlüğü yatırdılar. Cezaevleri ölüm evlerine dönüştürüldü. Kürt halkının ana dil hakkı gibi en doğal hakkının bile yok sayılıp, siyasi temsilcilerinin cezaevlerine iktidarın hırsı ile esir ediliyor. Kayyım ile Kürt halkının iradesi yok sayıldı. Asimilasyon politikaları devam etmekte. Kadın cinayetleri arttı. Okullarda zorunlu din dersi Alevileri ve diğer inanç gruplarına zulüm uygulanmakta. Hukuksuzluğun en derini yaşatılmakta.”
KATLİAMIN YAŞANDIĞI YERE KARANFİLLER BIRAKILDI
Açıklamanın ardından katliamın yaşandığı yere karanfil bırakıldı. Kitle daha sonra taranan kahvehanenin önüne doğru yürüdü. Burada da karanfil bırakan kitle, daha sonra Gazi Mezarlığı’na giderek yaşamını yitirenleri mezarı başında andı. Kitlenin Gazi Cemevine dönmesinin ardından lokmalar paylaşıldı.
PİRHA-“Ceme sadece Aleviler katılabilir” başlığıyla bir yazı yazan Prof. Dr. Aziz Yağan, “Başka dinlerden konuklarımız, devlet görevlileri, yerel yönetim temsilcileri ve siyasi parti temsilcileri lokma yemeğimize katılabilir ancak ceme katılmaları uygun değildir” dedi. Yağan, Alevilerin lokma yemeğinin giderlerinin tamamının ya da bir kısmının Alevi olmayan kişiler, resmi kurumlar, siyasi partiler tarafından karşılanmasının uygun olmadığına da dikkat çekti.
Prof. Dr. Aziz Yağan, “Ceme sadece Aleviler katılabilir” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yağan, yazısından Alevi inancının ve ritüellerinin özgünlüğüne değinirken, “Alevi toplumu, binlerce yıldır süregelen Yol’un gereklerini konuklarına kararlıca ve nazikçe anlatabilmelidir” ifadelerine yer verdi.
“ALEVİ OLMAYANLAR LOKMA TÖRENİNE KATILIRKEN BİR İBADETHANEYE GELDİKLERİNİN AYIRDINDA OLMALIDIR”
Prof. Dr. Aziz Yağan tarafından yazılan yazı şöyle:
“Cemevleri Alevilerin yani Kızılbaşların ibadetlerini yaptıkları mekanlardır. Her dinde olduğu gibi Aleviliğin de kuralları, gelenekleri vardır. Alevilikte de yaşamın kendisi ibadettir. Cemevinde yapılan her bir ritüel kilisede, camide ya da havrada yapılan ritüeller kadar ciddidir, zorunludur.
Bir Müslüman, Hıristiyan ya da Budistin dinsel mekanlarına ve ritüellerine beklediği saygının benzerini bizim inancımıza, mekanlarımıza, inancımızın gereklerine ve ritüellerimize de beklememiz gayet doğaldır. Biz Aleviler müzik dinlemek amacıyla pazar ayinlerinde kiliseye gitmiyorsak ya da egzersiz olsun diye günde bir vakit de olsa namaza katılmıyorsak, Alevilerin ritüellerine de Alevi olmayanlar benzer kabulle yaklaşmalıdır.
Alevi olmayan konuklar lokma törenine katılırken bir ibadethaneye geldiklerinin ayırdında olmalıdır. Lokmalarımız öylesine yenen yemekler olmadığı gibi, aşuremiz de tatlı niyetine yenen bir yiyecek değildir.
Alevi olmayanlar deyişlerimizin ve cemlerimizin dinsel olduğunu unutmamalıdır. İslamiyetteki, Hıristiyanlıktaki, Yahudilikteki meseller, ilahiler ne ise anlatılarımız, deyişlerimiz, cemimiz de o kapsamdadır. Deyişlerimizin, inancımızın sözel ve ezgisel bir akışı olduğunu, semahın bir dans değil matem olduğu bilinmelidir.
Alevilerin lokma yemeğinin giderlerinin tamamını ya da bir kısmını Alevi olmayan kişiler, resmi kurumlar, siyasi partiler karşılayamaz, lokma dağıtımında görev alamaz. Lokma yemeklerimizin ve aşuremizin bir başka dinin mensubunca karşılanması ve dağıtılması da biz Alevileri huzursuz etmektedir.
“ALEVİ OLMAYANLARIN CEME KATILMALARI UYGUN DEĞİL”
Başka dinlerden konuklarımız, devlet görevlileri, yerel yönetim temsilcileri ve siyasi parti temsilcileri lokma yemeğimize katılabilir ancak ceme katılmaları uygun değildir. Ceme Alevi dışında katılım olursa, artık cem olarak nitelenemez. Analarımız, pirlerimiz Alevi olmayanları cemden önce mekanı terk etmeye davet etmelidir. Alevi canlarımızdan biri ile evli olanlar bu kuralın dışındadır, istisnadır.
Cemde görevli 12 kişiden biri olan gözcünün görevi sadece iç düzeni sağlamak değildir; ayrıca, mekana yaklaşan yabancıları gözlemek ve ceme katılması istenmeyen kişileri içeri almamaktır. Alevi toplumu binlerce yıldır süregelen Yol’un gereklerini konuklarına kararlıca ve nazikçe anlatabilmelidir.”
PİRHA- Mainz Alevi Kültür Merkezi Cemevinde gerçekleştirilen Gaxan kutlamasında, ritüele uygun oyunlar sergilendi, ardından kılamlar seslendirildi.
Almanya’da hizmet yürüten Mainz Alevi Kültür Merkezi Cemevinde günler öncesinden yapılan hazırlıklar sonucunda, kalabalık bir katılım ile Gaxan kutlama geleneği yaşatıldı.
Test merkezinden gelen görevliler konuklara kapıda test yaptılar. Kutlamayı organize eden yönetim kurulunun korona önlemlerini titizlikle uygulaması dikkat çekti.
Kültür Sanat Kurulu’nun davul-zurna ile temsili olarak hazırlamış olduğu Gaxan oyunu, coşkulu alkışlar eşliğinde izlendi.
Hazırlanan Dersim bölgesinin Zerfet yemeği dağıtıldı, lokmalar pay edildi. Çocuklar hediyelerini aldılar ve gece boyunca neşeyle oyunlarını oynadılar.
İlerleyen saatlerde ise Dilan Top, tambur öğrenen çocuklarla birlikte kılam dinletisi gerçekleştirdi. Çocuklarla dinletinin ardından Dilan Top, Yasemin Fil, Helin Öztürk, Ali Erel ve Murat Polat, etkinliğe katılanlara kılamlar söyledi. Gecenin ilerleyen saatlerinde davul-zurna ekibinin çalıp söylediği Kürtçe ve Türkçe türküler ile halaylar çekildi.
PİRHA- PSAKD Ataşehir Şubesi, Bakırköy Belediyesi yönetiminin sıfır zam dayatmasına karşı grevde bulunan Bakırköy Belediyesi işçilerini ziyaret ederek lokmalarını paylaştı.
Belediye-İş Sendikası’nda örgütlü Bakırköy Belediyesi işçileri, belediye yönetiminin “sıfır zam” dayatması karşısında bir süredir greve başlamıştı.
2020 yılından bu yana bir türlü bağıtlanmayan toplu iş sözleşmesi müzakerelerinde Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu’nun işçilere yüzde sıfır zam teklif etmesi üzerine Türk-İş’e bağlı Belediye-İş Sendikası’nda örgütlü işçiler greve çıkmış, Bakırköy Belediye binası önünde çadır açıp, haklarını alana kadar grevden vazgeçmeyeceklerini belirtmişti.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi yöneticileri, Bakırköy Belediyesi işçilerinin belediye önünde bulunan grev çadırlarını ziyaret ederek lokmalarını paylaştı.
PİRHA-İstanbul’da bulunan Uğur Mumcu Mahallesi Cemevi ile Kazım Karabekir Cemevi, Abdal Musa Dergâhı’nı ziyaret ederken; lokmalarını paylaşıp, cem oldular.
İstanbul’da bulunan Uğur Mumcu Mahallesi Cemevi ile Kazım Karabekir Cemevi, Abdal Musa Dergâhı’nı 16-17 Ekim günlerinde ziyaret etti. Burada lokmalar paylaşılırken, cem yapıldı.
Abdal Musa Yardımlaşma ve Kültür Derneği yerleşkesinde gerçekleştirilen cem, Uğur Mumcu Mahallesi Cemevi Başkanı ve dedesi Cihan Saltuk, Kazım Karabekir Cemevi Başkanı, Hubyar Ocağı dedelerinden Erdal Ahi tarafından yürütüldü. Zakirler Bektaş Özbudak ve Taner Aydın ise deyişler ve nefesler seslendirdi.
“ERENLERİ, TOPRAKTA ARAMAMAK GEREKİYOR”
Cemde konuşan Cihan Saltuk, “Alevi Dernekleri Federasyonu bileşen üyeleri olarak Kazım Karabekir, Uğur Mumcu Mahallesi Cemevi olarak buraya bir ve cem olmaya, Pir Abdal Musa’nın darına durmaya geldik. Hak tüm canların ziyaretlerini, dualarını kabul eylesin. Allah nice nice bizlere burada dara durmayı nasip eylesin. Canlar, erenleri hiçbir zaman toprakta aramamak gerekiyor. Erenler, “Abdal Musa’ya seni nerede bulabiliriz?” dediğinde “Beni Elmalı’da Pir Abdal Musa’da bulursunuz” demiş. Onun için erenleri toprakta aramamak gerekiyor. Pir Abdal Musa olsun, Hünkar Hacı Bektaş Veli olsun hiçbir zaman şunu dememişler; “Ne varsa bende var herkes bana gelsin buraya gelsin dememiş.” Buraya gelirsiniz, kendinizi görürsünüz, kendinizi bulursunuz.
Burası bizlerin eksiğini gösteren bir aynadır. Erenlerin söylediği Hünkarın, Pir Abdal Musa’nın söylediği gibi “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü.” Bu sözün muhatabıyız. Ama insan maalesef kendinden bihaber. Bu pirlerimiz, erenlerimiz, evliyalarımız, insanı kendi hakikatine götürüyor” diye konuştu.
ABDAL MUSA’DA CEM OLUNDU
Kazım Karabekir Cemevi Başkanı Erdal Ahi ise konuşmasında; “Pir Abdal Musa’nın himmeti, hidayeti, kerameti o kadar çoktur ki her bir köyün içeresinde bir nişanı vardır. Değerli canlar buraya geldiniz Allah niyetlerinizi, dileklerimizi kabul eylesin. Niyet ettiniz kurban kestiniz, kestiğiniz kurbanların, yaptığınız adakların, yaptığınız hizmetlerin dergâhımız Pir Abdal Musa himmeti üzerinde hazır ve nazır olsun” ifadelerini kullandı.
Ardından zakirlerin söylediği deyişler, nefesler ve duaz-ı imamlarla cem hizmeti yürütüldü. Çerağlar uyandırıldı, yöresel semahlar dönüldü.
MAVİ GÖL VE UÇAN SU DA ZİYARET EDİLDİ
17 Ekim Pazar günü ise Uğur Mumcu Mahallesi Cemevi tarafından Antalya ili Kaş ilçesinin Gömbe köyünde bulunan Mavi Göl ve Uçan Su ziyareti gerçekleştirildi. Burada konuşan dede Cihan Saltuk, şunları söyledi:
“Abdal Musa insanlara birçok değer bırakmıştır. Aslında bize yaptıkları, bize bıraktıkları, bize söyledikleri, o kadar çok anlam ifade ediyor ki bulunduğu zamana göre topluma o kadar büyük ışık olmuşlardır ki bu ışık hala devam ediyor. Hak bizlere de o erenlerin yolundan gitmeyi, onların halleriyle hâlleşmeyi eylesin. Eğer biz yolda gidiyor onların halleri ile hallenmiyorsak demek yolun bilincinde değiliz ve o değeri göstermiyoruzdur. Bu evliyaların, erenlerin hali ile hâllenmek için yoldayız o hal ile hâlleşmeyi cümle canlara nasip eylesin.”
“ALEVİLER YILLAR BOYU EZİLSE DE HER ZAMAN DİK DURDU”
Abdal Musa’nın dergâhını ilk defa ziyarette bulunan Uğur Mumcu Mahallesi Cemevi üyesi Sevgi Sevindağ Göze ise duygularını şöyle dile getirdi:
“Bu tura katıldığım için ilk önce çok mutluyum. Katılan ve emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Pirin dergahında bulunduğum anda hissettiğim huzur, hissettiğim duygular şu an burada tarif edilemez. Buradaki taşlar, kayalar, dağlar ve yaylaları adeta insan onun gönlünde hissediyor. Oradayken ve buraya geldiğimde yolda yürürken çiğdemlere bassam bile o çiğdem ezilse bile tekrar dik olabileceğini gördüm. O yüzden biz Alevi insanların yıllar boyu ezilse bile her zaman dik durduklarını biliyorum. Bu dik duruş ve gönül güzelliği insanların bir arada olması, aynı enerjiyi hisseden insanların burada olması çok güzel ve önemli.”
“İNSANLARIN İNANÇLARIYLA BÜTÜNLEŞMESİ GÜZEL BİR DUYGU”
Gömbe köyünde turizmcilik yapan Kemal Sarısoy da, “Zaten burada anlattığımız olaylar, yaşanmış ve efsaneye göre var olan şeyler. Birçok ziyaretçinin de bildiği üzere burada yaşayan bir çoban kız, tek ekmeğini Pir Abdal Musa hazretleri ile paylaşıyor ve böylece duasını alıyor. Abdal Musa tarafından burada bolluk, özellikle su bolluğu oluyor. Burada kıtlık varken bugün burada bolluğun ve bereketin paylaşımını görebiliyoruz. Burada artık paylaşmanın gücüyle bolluğun olduğu bir yer. İnsanların buraları ziyaret etmeleri, görmeleri, inançlarını tanımaları ve bütünleşmesi güzel bir duygu. İnsanlar inançlarını tanırlar, onlarla bütünleşirlerse ancak o zaman var olabilirler. Bizde burada turizmciler olarak canlarımızı ağırlamaktan mutluluk duyuyoruz. Hep birlikte inşallah güzel günlerimiz olur, güzel günlerle devam ederiz” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Uzun yıllar Dersim’de çerçilik yapıp köy köy dolaşan Bıra Türkay, yıllara meydan okuyor. Hanife Türkay ise ana dilin şehirlerde konuşulmamasından yakınırken, Alevi inancında önemli bir yeri olan lokma kültürünü ve çıla uyandırmayı sürdürmeye devam ediyor.
Köylerde uzun yıllar yaşamını sürdürüp, şehirlere yerleşen veya yerleşmek zorunda kalan Aleviler, yaşam alanlarında hem inancını hem de kültürünü asimilasyon politikalarına karşı yaşamaya ve yaşatmaya devam ediyor.
Bu isimlerden biri de Mersin’de yaşamını sürdüren Türkay ailesi.
Hanife Türkay’ın, yılların yaşanmışlığı yüzünde okunabiliyor. Bir tarafı keder, diğer tarafında umut var. Her söze başladığında “Hakk keder vermesin” diyor. Köy yaşantısına dair özlemini paylaşan Hanife nene, şehre gelene kadar anadilini ve inancını koruduğunu vurguluyor.
Şehre ilk yerleştiklerinde pirlerinin evlerine gelip gittiğini aktaran Hanife nene, her lokma yaptıklarında Xızır’ı, Düzgün Baba’yı ve pilerini çağırdığını, her perşembe akşamı (toplum cuma akşamı olarak tanımlıyor) çıla uyandırdığını ve hanelere derdin, kederin, kötülüğün düşmemesini temenni ettiğini dile getiriyor.
Hanife nenenin kızı Kıymet Yıldız ise her ne kadar Dersim’den uzak olsalar da, inancın gereklerini yerine getirdiklerini söylüyor.
Dersim’de 22 yıl köy köy dolaşan ve çerçilik yapan Çerçi Bıra olarak ta tanınan Bıra Türkay 1936 doğumlu. 90’a dayanmış yıllara karşın dinç duran ve neşesini koruyan Çerçi Bıra, yaşamında devamlı dürüst olmanın mükafatını yaşamın kendisine verdiğini söylüyor.
İnsanları dinlemenin ve anlamının önemine işaret eden Çerçi Bıra, babasının kendisine doğruluktan şaşmamasını nasihat ettiğini ve öyle de yaşadığını belirtiyor.
Adaletin olmazsa olmaz olduğunun altını çizen Çerçi Bıra, “Adaletin içinde cami de, kilise de, cemevi de var. Adalet olmadığı yerde cemevi de, cami de, kilise de para etmiyor. Ama bu konunun çok üzerinde durmuyorlar. Aleviliğin tek şartı varsa oda adalettir. Adaletin yoksa 24 saat cemevinde de çıkmazsan hiç bir sonuca kavuşamazsınız” diye ifade ederek, adalet vurgusunda bulunuyor.
Düğünlerde başı çeken Çerçi Bıra, cebinde mendilini eksik etmiyor. Her zaman iyiliğin olması gerektiğine dikkat çekerek, “kimse doğruluktan şaşmasın” temennisini iletiyor.
PİRHA- Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi salgın sürecinde dayanışmayı güçlendirmek adına pişirdiği lokmaları Gazi esnafı ile paylaştı.
Sosyalleşmenin ve dayanışmanın daha da zorlaştığı salgın sürecinde Gazi Cemevi her Perşembe günü farklı mahallerde dayanışma amacıyla pişirdiği yemekleri pay ediyor.
Bu hafta pişirilen lokmalar Gazi esnafı ziyaret edilerek paylaştırıldı. Şimdiye kadar 40 bine yakın lokmayı ihtiyaç sahipleri ile buluşturan Gazi Cemevi, her perşembe lokmalarını dağıtmaya devam edecek.
PİRHA- Bergama’lı Tahtacı Aleviler Geyikli Baba Ziyaretine niyaz olarak lokmalarını paylaştı.
İzmir Bergama’da yaşayan Tahtacı Aleviler, Bursa’nın en eski köylerinden biri olan Kestel’e bağlı Babasultan Köyü’nde bulunan Geyikli Baba Türbesini ziyaret ederek lokmalarını paylaştı.
İzmir’den yaklaşık 50 kişilik grupla hareket edilen ve çoğunluğunu kadınların oluşturduğu Tahtacı Aleviler, Geyikli Baba yakınında bulunan Darıcık yaylasında kurban lokmalarının paylaştırarak çerağlar uyandırdı.
PİRHA- Manchester Alevi Kültür Merkezi aşure lokmalarını paylaştı.
Manchster Alevi Kültür Merkezi, Muharrem Orucunun sona ermesinin ardından aşure lokmalarını paylaştı.
Üyelerin katılımı ile gerçekleşen aşure paylaşımında verilen lokma gülbenglerinin ardından aşureler paylaştırıldı. Ayrıca aşure paylaşımına katılamayan canlara lokmalar ulaştırıldı.
PİRHA- Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği çok sayıda kişinin katılımıyla aşure lokmalarını paylaştı. Burada kurumlar adına yapılan açıklamada, Dersim’de devam eden yangının binlerce hektarlık alanı kül ettiği belirtilerek, kolluk kuvvetlerinin “yasaklı bölge” gerekçesiyle halkın söndürme çabalarını engellediğine dikkat çekildi.
Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, Muharrem orucunun sona ermesinin ardından aşure lokmalarını paylaştı.
Bornova’da bulunan dernek binası önünde gerçekleşen aşure lokmasına HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, CHP İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır, siyasi parti temsilcileri, Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi, yöre derneklerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
“YANGIN SÖNDÜRME ÇABALARI ENGELLENİYOR”
Ayrıca aşure lokmasında Dersim’de devam eden yangınlara dikkat çekilerek, yetkililerin yangına müdahaleye izin vermemesine tepki gösterildi.
Kurumlar adına açıklamayı okuyan Ferhat Kotan, Dersim’de devam eden yangının binlerce hektarlık alanın yok olmasına neden olduğunu söyleyerek, kolluk kuvvetlerinin “yasaklı bölge” gerekçesiyle kent halkının söndürme çabalarını engellediğine dikkat çekti.
Batıda ormanları söndürmek adına yapılan çalışmaların aynısının bölge kentlerinde de yapılması gerektiğini belirten Kotan, “Yangın yayılmadan ve geç kalınmadan havadan ve karadan acil müdahale edilmesini istiyoruz. Ormanlarımızı kül eden yangın değildir, savaşlar, rantlar ve doğanın devletin öncelikler listesinde yer almamasıdır. Buradan bir kez daha söylüyoruz; yanan orman alanlarının yerine maden ocaklarının açılmasını değil, bir an önce fidan dikimi yapılıp eski haline döndürülmesini istiyoruz ve takipçisi olacağımızı belirtiyoruz” şeklinde konuştu.
“TOPLUMSAL BARIŞ ANCAK GÜÇLÜ BİR BARIŞ İTTİFAKI İLE OLUR”
Aşure lokmasında konuşan Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Barış Çelik, aşurede halklarının birliği ve farklılığının tadı olduğuna vurgu yaptı.
Güncel Kerbelalar ile halklara katliamlar yaşatılmaya devam ettiğini belirten Çelik, toplumsal barışın ancak faşizme karşı kurulacak bir barış ittifakı ile mümkün olabileceğine dikkat çekerek, şöyle devam etti:
“Ülkemizde yaşanan tüm acılara sevgiye, barışa dönüştürelim. Hüseyin’in Yezide karşı sergilediği direnme kültürü bugün bize kendisini yansıtmıştır. Bu direniş Alevilerin yaşam felsefesi olmuştur. Zalimin zulmüne boyun eğmeyerek direnme kültürünü yaşatan Hallac-ı Mansurlardan Nesimilere, Pir Sultan’a, Seyit Rıza’dan Alişere ve Mahirlerden Denizlere aydın yarınlar için mücadele edenlere aşuremizi pişiririz. Aşuremizin niyeti bellidir. Aşuremizde aşk ve sevgi vardır. Aşuremiz yol kardeşliğidir. Aşure, toplumdaki farklıların bir bütün tadıdır. AKP-MHP’nin bize yaşattığı katliamlar, orman yangınları, Konya’da Kürt bir ailenin ve Deniz Poyraz’ın katledilmesi toplumsal ayrıştırmadır. Biz Aleviler dahil ülkedeki herkesin toplumsal bir barışa ihtiyacı var. Buda ancak güçlü bir barış ittifakı ile olur. Hiç kimseyi ötekileştirmeden hareket ederek bu faşizme karşı ilk seçimde barış ittifakı kurulmalıdır.”
Niyazi Çelik Dede’nin lokma gülbengi duası ardından aşure lokmaları paylaştırıldı.
PİRHA- Mersin bulunan 8 Alevi kurumu bir araya gelerek, aşure lokması paylaştırdı. Bir konuşma yapan ABF İnanç Kurulu ve AKD Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Alevilerin taleplerini sırlayarak, “Nerede zulüm ve yıkım varsa, nerede acı ve gözyaşı varsa, ister meydanlarda, ister zindanlarda, orası Kerbela’dır. Bu zulümleri halklarına reva gören, hükümetleri, idarecileri, yanlış politikaları şiddetle kınıyoruz” dedi.
Muharrem (Yası Kerbela) orucunun sona ermesinin ardından aşure lokmaları pay edilmeye devam ediyor.
Mersin’de de, ’21. Aşure Lokması’ Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Mersin, Tarsus, Toroslar, Anamur ve Silifke şubeleriyle, Çamalan Cemevi, Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Mersin Şubesi, Kilikya Nehir Derneği tarafından Mersin Cemevinde gerçekleşti.
Yüzlerce yurttaşın katıldığı aşure lokması paylaşımı Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede tarafından okunan gülbeng başladı, deyişler söylenip semah dönüldü.
Ardından Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) İnanç Kurulu ve AKD Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Muharrem denilince akla Kerbela, Kerbela denilince akla Hz. Hüseyin’in geldiğinin altını çizerek, “Kerbela bir duruş olarak güç karşısında eğilmemek, ölümüne direnmektir. Cesaretin, mertliğin, yiğitliğin, yürekliliğin ete kemiğe bürünmesidir” dedi.
Hz. Hüseyin’in teslimiyeti ret eden direnme ruhu, Kızılbaş Alevi yol ulularında, Bağdat’ta Enel Hakk diye haykıran Halaç’ı Mansur’da, Malya ovasında ‘eriş Pirim eriş’ diyen Baba İshak’ta, Baba İlyas’ta, Halep’te derisi yüzülen Seyit Nesimi’de, Kızılırmak boylarında Pir Sultan’da, Nurhak yaylasında Kalender Çelebi’de hep var olduğunu belirten Kılavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Nerde zulüm ve yıkım varsa, nerde acı ve göz yaşı varsa, ister meydanlarda, ister zindanlarda, orası Kerbela’dır. O günden bu güne aynı zihniyet, aynı zulüm dünyanın her tarafında devam ediyor. Suç, suçluya değil , suçsuza yükleniyor! Acı, acıyı veren değil, acıyı çeken sorgulanıyor! Baskı yapan değil, baskıya uğrayan sorgulanıyor! İslam ülkelerinde, Afganistan, Irak, Suriye, Mısır, Yemen, Libya da her gün, yüz binlerce insan Kerbela’yı yaşıyor.
Böyle anlamlı kutsal Muharrem ayı ve aşure gününde buradan yürekten haykırarak sesleniyoruz; dünyada ve ülkemizde her türlü terör, kavga ve şiddet son bulsun, haksız ve adaletsizce insanlar mağdur edilmesin, bu güzelim topraklara kin ve öfke ekilmesin, toplumsal barış daimi olsun. Sınırlarımızda, komşu ülkelerde zulümler son bulsun. Bu zulümleri halklarına reva gören, hükümetleri, idarecileri, yanlış politikaları şiddetle kınıyoruz.”
Alevilerin taleplerini sıralayan Kılavuz, “Bu topraklarda yaşayan bütün kimliklerin kardeşçe el ele barış içinde birlikte olmalarını istiyoruz” diye konuştu.
Kılavuz’un ardından söz alan Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ve Mersin Valisi Al İhsan Su, gelenleri selamlarlarken, etkinlik Grup Abdal’ın seslendirdiği ezgilerle son buldu.
PİRHA- İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği aşure lokmalarını paylaştı.
İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, Muharrem orucunun sona ermesinin ardından aşure lokmalarını paylaştı.
Konak’ta bulunan Uzunhan Kafe’de gerçekleşen aşure lokmasına siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve Alevi kurumlarının yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
Aşure lokmasında konuşan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Aslan Sultan, Dersim’de devam eden orman yangınlarına dikkat çekerek, “Osmanlı’dan bu yana Dersimliler üzerinde ciddi oyunlar oynanıyor. Doğamıza, kültürümüze, inancımıza ciddi bir saldırı var. Dersimi sahiplenmez, yüzümüzü dönmez ise yarın gidecek bir toprağımız olmayacak. Ege’de ve Dersim’de orman yangınları devam ediyor. Dersim’in 5 bölgesinde ciddi yangınlar ve müdahale edilmesine izin verilmiyor. Dağ taş, börtü böcek yanıyor. Yılın belli dönemlerinde sürekli orman yangınları için açıklamalar yapmaktan bıktık. Herkes yılın belli dönemlerinde sevdiklerini anar iken biz sürekli kaybettiklerimizi anar hale geldik. Halkımıza çağrımız kurumlarına sahip çıkmasıdır. Halkımız var olursa kurumlarımızda var olacaktır” diye konuştu.
Konuşmalar ardından Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz’ın verdiği lokma gülbengi sonrasında aşure lokmaları paylaştırıldı.