PİRHA-Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), yaptığı açıklamada, tarih boyunca Alevilere yönelik katliamların unutulmadığını vurgulayarak, gerçek toplumsal barışın ancak geçmişle yüzleşme, cezasızlık politikalarının sona erdirilmesi ve eşit yurttaşlığın güvence altına alınmasıyla mümkün olacağını belirtti.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB),Sivas Katliamı’nın 33. yıldönümü vesilesiyle basın açıklaması yayınladı.
Açıklamada, Kerbela’dan bugüne kadar Alevilere yönelik saldırıların sürdüğü ifade edilerek, tek millet, tek din ve tek kimlik anlayışıyla farklı halkların, inançların ve kimliklerin hedef alındığı kaydedildi. Yaşananların, acıyı unutmamayı, direnmeyi ve ortak mücadeleyi büyütmeyi öğrettiği vurgulandı.
KOÇGİRİ DİRENİŞİ VE ALİŞER EFENDİ İLE ZARİFE HATUN ANILDI
FEDA ve DAKB, Kerbela’nın ardından Alevilerin yaşadığı tarihsel kırımlardan birinin Koçgiri olduğunu belirterek, 1920’de gerçekleştirilen Koçgiri Kırımı’nı hatırlattı. Açıklamada, Koçgiri direnişinin öncülerinden Alişer Efendi ile eşi Zarife Hatun’un 9 Temmuz 1937’de Ovacık’taki Tujik Dağı mağaralarında pusuya düşürülerek katledildiği ifade edildi.
Alişer Efendi’nin özgürlük mücadelesinin, Zarife Hatun’un emeği, cesareti ve fedakarlığıyla birleştiği belirtilen açıklamada, Besê’nin direnci, Zarife Hatun’un kararlılığı ve Alevi kadınlarının mücadelesinin bugüne miras kaldığı vurgulandı. FEDA ve DAKB, Alişer Efendi ile Zarife Hatun’u saygıyla andıklarını ve mücadelelerinin başarıya ulaşacağına olan inançlarını dile getirdi.
ÇORUM VE MADIMAK KATLİAMLARI
Açıklamada, Alevilere yönelik bir diğer katliamın ise Çorum’da yaşandığı belirtilerek, Mayıs 1980’de başlayan ve 4 Temmuz’a kadar süren saldırılarda 57 kişinin katledildiği hatırlatıldı. Çorum’da yaşamını yitirenlerin saygıyla anıldığı açıklamada, katliamcı zihniyet ve sistemle er ya da geç yüzleşileceği ifade edildi.
FEDA ve DAKB, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde gerçekleştirilen katliamın da Alevi halkının hafızasında derin bir yara olduğunu vurguladı. Açıklamada, aralarında ozanların, yazarların, sanatçıların, aydınların ve gençlerin bulunduğu 33 kişinin göz göre göre yakılarak katledildiği belirtilerek, Madımak Katliamı’nın yalnızca yaşamını yitirenleri değil, eşitliği, özgürlüğü, birlikte yaşam umudunu, insanlık vicdanını, Alevi inancını, kimliğini, dilini ve kültürünü hedef aldığı ifade edildi.
Açıklamada, Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da ve Madımak’ta yaşanan katliamların aynı inkar ve imha anlayışının sonucu olduğu belirtilerek, “Yezid ve beraberindeki zalimler düzenlerini korumak için hak ve hakikat yolcularını yok etmekten vazgeçmedi” değerlendirmesine yer verildi.
“HAKİKAT MÜCADELESİ DEVAM EDİYOR”
Açıklamada, tarihin yalnızca acıları değil, direnişi de öğrettiği belirtilerek, hakikat yolunda yürüyenlerin hiçbir zaman zulme boyun eğmediği ifade edildi. Koçgiri’nin, Dersim’in, Maraş’ın, Çorum’un ve Madımak’ın unutulmadığı belirtilen açıklamada, “Madımak’ın ateşi hakikati küle çeviremedi” denildi.
Direnişin anaların gözyaşları, pirlerin nefesi, hakikat yolunda yürüyenlerin anıları, semahlar ve hak talepleriyle bugün de sürdüğü belirtilen açıklamada, katliamlarda yaşamını yitirenlerin anıları önünde saygıyla eğilindiği ve hakikatin, adaletin ve özgürlüğün sesi olmaya devam edileceği vurgulandı.
“DEMOKRATİK BARIŞ SÜRECİ’NİN YANINDAYIZ”
FEDA ve DAKB, bütün bu katliamlarla yüzleşmek için Demokratik Barış Süreci’nin yanında olduklarını açıkladı. Açıklamada, “Katliamlarla yüzleşilmeden, sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden ve eşit yurttaşlık yasalarla güvence altına alınmadan gerçek bir toplumsal barışın mümkün olamayacağını söylüyoruz” ifadelerine yer verildi.
Devletin işlediği katliamlarla er ya da geç yüzleşeceğinin ifade edildiği açıklama, “Unutmadık, affetmedik, vazgeçmedik. Hakikat kazanacak, adalet kazanacak, halklar kazanacak” sözleriyle sona erdi.
PİRHA – Ressam Cafer Tabak, Maraş Katliamı’yla yüzleşmek adına yeni resim projesini başlattı. Katliamın tanıklarının hala hayatta olduklarına dikkat çeken Tabak, “Bugün tanıklar varken bu mücadele verilmelidir. Ben de bu mücadele için bir zemin hazırlamaya çalışıyorum” diyerek Alevi kurumlarından da destek beklediğini söyledi.
Maraş’ta 19-26 Aralık 1978’de Alevilere yönelik yapılan katliamda resmi rakamlara göre 111 kişi öldürüldü. Yedi gün süren katliam boyunca kolluk güçleri hiçbir müdahalede bulunmazken, Alevilere ait yüzlerce evin yanı sıra işyerleri de yakılıp yağmalandı.
Katliama ilişkin yürütülen hukuk süreci ise tam 23 yıl sürdü. Katliamda önemli rol oynayan 68 kişiye ulaşılamadı! Maraş, Alevi toplumunun kapanmayan yarası, cumhuriyet tarihinin üzeri hep örtülü tutulmak istenen insanlık ayıbı olarak kaldı.
Şu an Ankara’nın Mamak ilçesine bağlı bir köyde yaşam süren ressam Cafer Tabak da Maraş katliamının mağdurlarından birisi. Maraş’ta doğup büyüyen sanatçı, yaşanan katliamın unutulmaması adına uzun soluklu bir resim projesine başladı. Alanında ilk olan projenin detaylarını Cafer Tabak PİRHA’ya anlattı.
“O ANLARA TANIK OLDUM!”
Katliamın olduğu günlerde askerlik yaptığını belirten Tabak, “Maraş’ta olsaydım şu anda hayatta olur muydum, bilmiyorum” ifadelerini kullandı. Katliamın yaşandığı yıldan bu yana, toplumsal sorunların resimle kalıcılaştırılması gerektiği fikrini savunan Tabak, Maraş’a dair planladığı projenin ilk fırçasını tuvaliyle buluşturdu. Çalışmasının uzun soluklu olacağını belirten Cafer Tabak, katliamın bittiği gün terhis olduğunu, şehre döndüğünde ise karşılaştığı manzarayı şu sözlerle anlattı:
“Askerde olmaktan kaynaklı katliamdan kurtulduğumu düşünüyorum. Bölük komutanı, bir süre beni göndermemişti. Hatta beni gönderirken ‘Gittiğinde asker elbiseni çıkartmadan yat’ demişti. Geldiğimde ise Maraş çok korkunç vaziyetteydi. Her taraf duman, yıkıntı içerisindeydi. Sayısız insan yaralanmış, öldürülmüş, yok edilmişti. Yani korkunç bir durumdu gördüklerim. Sözcüklerle ifade etmek çok zor. İnsanlar, kamyonlarla durmadan Maraş dışına sevk ediliyordu. Resmen devlet, Maraş’ı boşaltıyordu. O anlara hep tanık oldum. O esnada bir kardeşim yaralıydı. Köyümüzden 16 kişiyi de katletmişlerdi. Bunların içerisinde 6 aylık Yılmaz Boz isimli bebek, yatalak denecek durumda olan Ali Şükran isminde yaşlı bir amcamız da vardı. Ayrıca mahalleden tanıdığımız birçok insan, dostlarımız, arkadaşlarımız da katledilmişti.”
ÜÇ SENELİK HAZIRLIĞIN ARDINDAN RESİMLER OLUŞMAYA BAŞLADI!
Cafer Tabak, resim sanatında ilerleme sağlamak üzere katliamdan sonraki yıllarda Ankara’ya taşınır. Lise eğitimini dışarıdan bitiren Tabak, ardından Hacettepe Üniversitesi resim bölümünde eğitimini tamamlar. “O yıllarda sadece Maraş Katliamı’nı değil, tüm katliamlar üzerinde çalışmak istiyordum ancak bir türlü içinden çıkamadım” diyen Tabak, projesinin oluşum sürecini ve tekniğine dair şunları anlattı:
“Dersim, Zilan, Koçgiri, Maraş, Sivas ve Çorum katliamlarını da resmetmek istiyordum. Senelerdir ‘bu katliamları nasıl anlatabilirim’ diye düşünüyorum. Fakat sonra kendi kendime ‘sana en yakın olan, senin kendi içinde yaşadığın durum var. Önce şunu bir çözümle’ dedim. Bu pencereden Maraş Katliamı’nı araştırmaya başladım. Yaklaşık 3 senedir hazırlık yapmaktayım. Bu çalışmadaki amacım yüzleşmek. Hazırlamak istediğim sergide kaç resim yer alacak henüz net değil. Serginin girişinde sokakta oynayan çocuk resimleri olacak. Arka fonda ise sesler gelecek. Ondan sonra katliam alanına; katliam resimlerine girdiğimizde ise fonda silah, katliam sesleri olacak. Bu resimleri, tanıkların anlattıkları üzerinden hazırlıyorum. Ayrıca resimlerin köşesinde bir de kare kod yer alacak. Örneğin kazanda kaynatılarak katledilmiş Ali Tıraş isminde bir çocuk var. Resmin köşesindeki kare kod okutulduğunda o resimle ilgili olan video karşınıza çıkacak. Serginin bitiminde ise katliamda kurtulmuş çocuk resimleri olacak. Orada da katliamda kurtulan insan sesleri…”
“KENDİ İMKANLARIMLA RESİMLERİMİ HAZIRLIYORUM”
Cafer Tabak, konuşmasında sanat camiasına da eleştiri yöneltti. “Sanat gerçekten yapılırsa toplumda karşılığını bulur” diyen Tabak, bu zamana dek Alevi katliamlarıyla ilgili yeteri oranda sanatsal içerikli üretim yapılmadığını belirtti.
“Sanat camiası, küçük burjuva yapısı itibarıyla çok kaygan bir zemindedir. Oturup sohbet ederlerken dünyayı kurtarır görünürler fakat atölyelerine kapanınca ‘Hangi resmi satayım?’ diye oturup resim çalışırlar. Resim alanı diğer sanat alanlarından bayağı farklıdır. Zaten literatürde de ‘Burjuva sanatı’ olarak geçer. Dolayısıyla şu anda benim hazırlamaya çalıştığım projeden hiçbir para talep etmiyorum. Kendi imkanlarımla resimlerimi hazırlıyorum. Katliamın 50. yılında, yani 2028’de Ankara’da ilk sergiyi düşünüyorum.”
ALEVİ KURUMLARINA ÇAĞRI!
Cafer Tabak, söz konusu projeye dair Alevi kurumlarının da ilgi göstermesi gerektiğini belirtti. Resim çalışmasıyla ilgili Alevi kurumlarına da bilgi vereceğini söyleyen Tabak, şöyle devam etti:
“Resimleri hiçbir şekilde satışa sunmadan, birbirinden ayırmadan bu projenin Alevi kurumları tarafında kullanılmasını istiyorum. Alevi kurumları, bunu Türkiye’nin ve dünyanın her yerinde sergileyebilmeli. Meseleyi gündeme taşımalılar. Türkiye bununla yüzleşmelidir. Maraş, öyle bir soykırım ki 35 sene geçmesine rağmen hiç kimse orada anma bile yapamamış! Herkes kabuğuna çekilmiş. Korkunç bir dehşet yaşanmış. Hala anmalar Maraş’ta yasak. ‘Sadece cemevinde toplanın, kendi kendinize bir şeyler söyleyin, dağılın’ şeklinde izin veriliyor. Bunun dışında Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzleşmek gibi bir derdi yok. Benim amacım ise bu yaşananları görsellikle sunup yüzleşmeyi sağlamaya çalışmaktır. Maalesef sanatçılar bu katliamlarla pek ilgilenmemişler.”
“BU TANIKLAR VARKEN BU MÜCADELE VERİLMELİ”
İlk sergiyi Alevi kurumlarının desteğiyle Ankara’da açmak istediğini belirten Cafer Tabak, “Eğer yüzleşme sağlanır, özür dilenirse bu resimler Maraş’ta bir mekanda sürekli sergilenmeli. Tabii devlet, katliamı kabul ederse… Yoksa bu resimler Alevi kurumlarınca dünyanın birçok ülkesinde gezdirilip katliamın anlatımı yapılmalıdır. Bugün hala katliamı yaşayan tanıklar var. Bu tanıklar varken bu mücadele verilmelidir. Ben de bu mücadele için bir zemin hazırlamaya çalışıyorum” dedi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Çeşme Şubesi Cemevi, Maraş Katliamı’nın 47. yılında anma düzenledi. Anmada Alevilere yönelik nefret söylemlerine, ayrımcılığa ve cezasızlık politikalarına son verilerek katliamlarla yüzleşilmesi çağrısında bulunuldu.
Maraş Katliamı’nın 47. yılında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Çeşme Şubesi Cemevi’nde anma ve panel düzenlendi.
Anmaya Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GYK üyesi Kenan Yaşatürk, Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Kemal Yıldız ve çok sayıda kişi katıldı.
Anmada Sanatçı Ezgi Su Gül, deyişlerini seslendirdi.
“KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMEDEN BU TOPRAKLARA BARIŞ GELMEZ”
Anma öncesinde bir açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Çeşme Şube Başkanı Musa Atasoy, Maraş’ta yaşananların münferit bir olay olmadığı vurgulayarak, katliamın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırı olduğu ifade etti.
Atasoy, “Bizler Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak çok iyi biliyoruz ki; hakikatle yüzleşilmeden, adalet sağlanmadan bu topraklara barış gelmez. Maraş’ı unutmak demek, yeni katliamlara kapı aralamak demektir. Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de yaşananlar bunun en acı göstergesidir” diye konuştu.
“NEFRET SÖYLEMİNE, AYRIMCILIĞA VE CEZASIZLIK POLİTİKALARINA SON VERİLMELİ”
Musa Atasoy, Alevilere yönelik ayrımcılık ve cezasızlık politikalarına son verilmesi çağrısını yineleyerek, “Bugün buradan bir kez daha haykırıyoruz; Aleviler bu ülkenin asli unsurudur. Eşit yurttaşlık istiyoruz. İnancımızın tanınmasını, cemevlerimizin ibadethane statüsüne kavuşmasını istiyoruz. Nefret söylemlerine, ayrımcılığa ve cezasızlık politikalarına son verilmesini istiyoruz. Katledilen canlarımıza sözümüz var. Sizi unutmayacağız. Sizin adınızı meydanlarda, sokaklarda, dillerimizde yaşatacağız. Bu ülke gerçekten demokratik, laik ve adil bir ülke olana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” diye belirtti.
PANEL DÜZENLENDİ
Anmadan sonraki panel kısmında ise Araştırmacı-Yazar Naim Gül, Alevilere yönelik katliamlara dair değerlendirmelerde bulundu.
Selçuklu’dan Osmanlı’ya Alevilere yönelik katliamların planlı bir nefret siyasetinin devamı olduğunu ve bu soykırım politikalarının kendisinden sonraki iktidarlarlara devredildiğini belirten Naim Gül, Aleviliğin toplumsal yaşam önermelerinin iktidarlar açısında bir tehlike olarak görüldüğüne işaret etti.
Naim Gül sunumunun devamında ise Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarının birbirleri ile bağlantılı olduğuna değinerek, Aleviliğe yönelik soykırım ve asimilasyon politikalarının devam ettiğine vurguda bulundu.
PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği’nde Maraş Katliamı’nda yitirilen canlar için cem tutuldu. Yürütülen cemde Aleviler olarak yüzyıllardır katliamlara maruz kalındığı vurgulanırken, katliamlarla yüzleşme çağrısı yapıldı.
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği’nde 47 yıl önce Maraş’ta katledilenler için cem tutuldu. Ceme Üryan Hızır Ocağı’ndan Dede Kenan Akbaba, Karayağmurlu Ocağı Yol Yürütücüsü Ali Talu, Zakir Ersin Genç ve Hayri Aslanboğa katıldı.
“ TARİHLER BOYUNCA ALEVİLER YAPILAN HEP KATLİAMLAR BİTMEDİ,BİTMEYECEK”
Maraş Katliamının her zaman içlerinde yanan bir ateş olduğunu belirten Üryan Hızır Ocağı’ndan Dede Kenan Akbaba, “Hiçbir zaman o ateş sönmeyecek, Maraş’ın devası bizim için hiçbir zaman bitmeyecek. Selçukludan, başlayıp cumhuriyette dahil Aleviler üzerinde yapılan katliamların hiçbir zaman bitmedi. Bizler yüzyıllardır o katliamlara, o zulümlere karşı bir gün olsun onlara bir tane zalimlik yapmadık. Acılarla yoldaş olduk ama kötülüklerle asla yoldaş olmadık ve olmayacağız. Tarih boyunca bu hep böyle geldi ve umarız bu acıları bir kez daha yaşamayız “diye belirtti.
“CEMLERİMİZİN BÜTÜN AMACI BİREYLERİ OLGUNLAŞTIRATAK TOPLUMA KAZANDIRMAK”
Cemlerin amacının bir canı alıp olgunlaştırıp topluma kazandırmak olduğunu dile getiren Akbaba, “Eğer biz bir canı olgunlaştırıp topluma kazandırmıyorsak bugün bu cemevlerini boşa açmış oluyoruz” dedi.
Yüz yıllardır hep katledilen kesim olduklarını ifade eden Karayağmurlu Ocağı yol yürütücüsü Ali Tolu, “Eğitim aileden başlar. Biz çocuklarımızı inanç olarak eğitmezsek cemevlerimiz de inancımız da boş kalır. Bize yönelik yapılan bu katliamlarla hayatta bitmez” diye konuştu.
Maraş’ta katledilenler için yapılan cemde gülbenglerin okunmasının ardından deyişler ve nefesler söylendi, semahlar dönüldü. Çerağların sırlanmasının ardından lokmalar pay edildi.
PİRHA- Maraş Katliamı’nın 47. yılında İzmir’de yapılan anmada Alevi nefreti ve soykırımlarının sınır tanımadığına vurgu yapılarak, “Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir” denildi.
Maraş Katliamı’nın 47’nci yıldönümü dolayısıyla Alevi örgütleri Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. “Maraş Katliamı’nı unutmadık unutturmayacağız” yazılı pankartın açıldığı anmada, “Maraş’ı unutma unutturma”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar” sloganların atıldı. Anmaya çok sayıda kişi katıldı.
Anma öncesinde konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Mehmet Bozkurt, katliamla yüzleşme çağrısı yaparken, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ise, “Alevi oldukları için Maraş’ta insanları katlettiler. Bu zihniyet aynı zamanda Suriye’de Alevileri katlediyor. Bu akıl yine tekçilik. Bu topraklara demokrasi, eşitlik gelecek ise birlikte daha fazla sesimizi yükseltmek gerekiyor. Ülkede bir seneden süren bir süreç var ve yeni katliamların olmaması için barış diyoruz. Bu barış iktidar ve ortaklarının iki dudağı arasına bırakılmayacak kadar değerli bir barış. Barış ancak katliamlarla yüzleşilmekle sağlanır. Barış kağıt üzerinde yazılan iki cümle ile bu topraklara gelmez. Maraş’ta kaybettiğimiz canları anıyoruz” ifadelerini kullandı.
Kurumlar adına basın metnini ise Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Kemal Yıldız okudu.
Basın açıklamasında, 19–26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta yaşananların münferit bir olay olmadığı vurgulanarak, katliamın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırı olduğu ifade edildi. Açıklamada, yüzlerce Alevinin katledildiği, binlercesinin yaralandığı, on binlerce kişinin ise evlerinden ve topraklarından zorla koparıldığı hatırlatıldı. Alevilere ait mahallelerin sistematik biçimde hedef alındığı, evlerin, iş yerlerinin ve tarım arazilerinin yağmalanıp yakıldığı belirtildi.
“ÖRGÜTLÜ, PLANLI VE İNANÇ TEMELLİ BİR SALDIRIYDI”
Maraş Katliamı’nın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırının sonucu olduğunu belirten Kemal Yıldız, “Maraş, bir çocuğun yalnızca Alevi olduğu için kazana atılarak kanının akıtıldığı karanlık bir tarihtir. Anaların, çocukların, hamile kadınların, gençlerin ve yaşlıların yalnızca Alevi kimlikleri nedeniyle katledildiği; insan onurunun ayaklar altına alındığı bir yerdir. Alevi olmanın yaşam hakkı için tehdit sayıldığı, devletin yurttaşlarını koruma sorumluluğunu yerine getirmediği ve adalet mekanizmalarının bilinçli biçimde işletilmediği bir utanç tablosudur. Bu katliam, yalnızca Maraş’ta yaşayan canlarımızın değil;, Koçgiri’de, Dersim’de Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de ve Ankara’da yaşananlarla birlikte Alevi toplumunun tamamının ortak hafızasında kapanmamış bir yaradır. Yaşanan her katliamda aynı inkârcı, ayrımcı ve düşmanlaştırışı zihniyetin izlerini görmekteyiz. Bu nedenle bugün burada yalnızca bir yas tutmak için değil; insanlık onurunu savunmak, hakikati talep etmek ve bir daha Maraşların yaşanmaması için mücadele kararlılığımızı ifade etmek için bulunuyoruz” dedi.
“KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMEDEN TOPLUMSAL BARIŞIN KURULMASI MÜMKÜN DEĞİL”
Cezasızlık anlayışının, yalnızca Maraş’ın değil, sonrasında yaşanan pek çok katliamın da zeminini hazırladığını ifade eden Kemal Yıldız, “Maraş davası yıllar boyunca sürüncemede bırakılmış; hukukçuların ve ailelerin defalarca yaptığı başvurulara rağmen Genelkurmay arşivleri gizlenmiş, katledilen canlarımızın mezar yerleri açıklanmamış, gerçeklerin üstü sistematik bir şekilde kapatılmıştır. Devlet, kendi sorumluluğuyla yüzleşmek yerine Maraş’ta yaşananları “talihsiz olaylar” olarak nitelendirmiş; kontrgerilla yapılanmalarının rolünü örtbas etmeyi tercih etmiştir. Alevi toplumu olarak bir kez daha açık ve net biçimde ifade ediyoruz: Maraş Katliamı bir insanlık suçudur. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir. Katliamlarla yüzleşmeden ortak bir gelecek kurulamaz!” diye belirtti.
“ALEVİLERE YÖNELİK KATLİAM VE NEFRET SINIR TANIMIYOR”
Kemal Yıldız, açıklamanın devamında Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarına dikkat çekerek, bu saldırıların Maraş’taki gibi aynı zijniyetin ürünü olduğunun altını çizdi. Yıldız, “Alevi toplumu açısından Maraş, yalnızca Türkiye sınırları içinde yaşanmış bir katliam değildir. Aynı coğrafyanın ve inanç dünyasının bir parçası olan Suriye Alevileri de özellikle Suriye’deki selefi çetelerin silahlandırılması sürecinden başlayarak, günümüzde de yaşandığı gibi, sistematik saldırılara, katliamlara ve zorunlu göçe maruz bırakılmıştır. Maraş’ta yaşanan katliam ile Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar, aynı nefret ideolojisinin ve aynı karanlık zihniyetin ürünüdür. Her iki coğrafyada da Aleviler soykırıma maruz kalmıştır. Bu durum, nefret siyasetinin sınır tanımadığını ve Alevi toplumuna yönelik tehdidin uluslararası bir boyut taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Acılarımız ortaktır; mücadelemiz de ortak olmak zorundadır” ifadelerini kullandı.
ULUSLARARASI KAMUOYUNA ÇAĞRI
Kemal Yıldız, uluslararası kamuoyunu ise Alevilere yönelik nefret politikalarına ve soykırım saldırılarına karşı harekete geçme çağrısında bulunarak şunları söyledi:
“Buradan uluslararası topluma ve başta Türkiye olmak üzere dünya devletlerine sesleniyoruz; Colani katilini ve HTŞ çetelerini korumaktan ve palazlandırmaktan vazgeçin. Htş çetelerine verdiğiniz askeri ve ekonomik destek, Alevilerin katliamına cesaret vererek zulmün ve soykırımın yolunu açmaktadır. Dökülen her kanda sizlerin de sorumluluğu vardır. Biz Aleviler zulme karşı yaşamı, barışı ve insan onurunu savunan bir inancın ve tarihsel direncin talipleriyiz. Gerçekler ortaya çıkana, adalet sağlanana ve bu topraklarda eşit yurttaşlık tesis edilene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”
PİRHA- Maraş ve Roboski Katliamı ile 19 Aralık ‘Hayata Dönüş Operasyonu’nun yıl dönümüne dair açıklama yapan Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, katliamların, hukuken etkili biçimde soruşturulması ve failleri yargılanması gereken insanlığa karşı suçlar kapsamında olduğuna dikkat çekerek, “Biliyoruz ki bu ülkede gerçek bir yüzleşme, ancak devletin işlediği bu suçlarla hesaplaşılması, sorumluların yargı önüne çıkarılması ve cezasızlık rejiminin dağıtılmasıyla mümkündür” dedi.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Maraş Katliamı, Roboski Katliamı ve 19 Aralık ‘Hayata Dönüş Operasyonu’nun yıl dönümüne dair açıklama yaptı.
Sanat Sokağı’nda yapılan açıklamaya kurum temsilcilerinin yanı sora yurttaşlarda katıldı. Açıklamayı okuyan ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi, Aralık ayının, Türkiye’de devletin yaşam hakkına yönelik ağır ve sistematik ihlallerin yoğunlaştığı bir dönem olduğunu ifade etti.
“ETKİLİ BİR SORUÇTURMA VE YARGILAMA YÜRÜTÜLMEMİŞTİR”
Aralık ayında yaşanan katliamların, hukuken etkili biçimde soruşturulması ve failleri yargılanması gereken insanlığa karşı suçlar kapsamında olduğunun altını çizen Çelebi, “Maraş, hapishaneler ve Roboski’de işlenen bu suçlar, devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü bilinçli biçimde ihlal ettiğini ortaya koymaktadır. Devlet, yurttaşlarını korumak yerine Kürtleri, Alevileri ve devrimcileri hedef alan ve süreklilik gösteren bir şiddet politikası uygulamıştır. Bu suçlara ilişkin yürütülmesi gereken etkili soruşturma ve yargılama süreçleri bilinçli biçimde işletilmemiştir” dedi.
“SUÇTUR!”
Orhan Çelebi, 19–26 Aralık 1978 tarihlerinde Maraş’ta Alevi yurttaşlara yönelik olarak gerçekleştirilen katliamda, 19 Aralık 2000 tarihinde hapishanelerde gerçekleştirilen müdahalelerde, 28 Aralık 2011 tarihinde Roboski’de, çoğu çocuk 34 Kürd’ün savaş uçaklarıyla bombalanarak öldürülmesinde, devletin yaşam hakkını koruma yönündeki pozitif yükümlülüğünü açık biçimde ihlal ettiği kitlesel bir suç olduğunu vurguladı.
“CEZASIZLIK REJIMI DAĞITILMALI”
Katliamların ardından etkili, bağımsız ve tarafsız bir soruşturma yürütülmediğine dikkat çeken Çelebi,şunları söyledi:
“Bugün de Aleviler inançları nedeniyle kamusal alanda dışlanmaya, eşit yurttaşlık talepleri karşılıksız bırakılmaya devam edilmektedir. Kürtler, siyasal kimlikleri ve demokratik talepleri nedeniyle güvenlikçi politikaların ve kolektif cezalandırma pratiklerinin hedefi olmaktadır. Devrimciler ise başta hapishaneler olmak üzere sistematik baskı, tecrit ve hak ihlallerine maruz bırakılmaktadır. Özellikle kuyu tipi hapishaneler, bu cezasızlık rejiminin güncel ve kurumsallaşmış bir uzantısı olarak, insan onuruyla bağdaşmayan tecrit koşullarıyla ağır ve süreklilik arz eden bir hak ihlali alanına dönüştürülmüştür.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu olarak, hakikat ve adalet arayışımızı sürdürmeye; toplumsal hafızayı canlı tutarak bu karanlık tabloyu görünür kılmaya devam edeceğiz. Biliyoruz ki bu ülkede gerçek bir yüzleşme, ancak devletin işlediği bu suçlarla hesaplaşılması, sorumluların yargı önüne çıkarılması ve cezasızlık rejiminin dağıtılmasıyla mümkündür.”
PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Maraş Katliamı’nın 47. yıl dönümü sebebiyle eylem düzenledi. Yapılan açıklamada “Genelkurmay ve ilgili tüm devlet arşivleri derhal açılmalı; kayıplarımızın mezar yerleri gizlenmemeli, Maraş Katliamı bağımsız ve tarafsız bir şekilde yeniden soruşturulmalıdır” denildi.
Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Maraş Katliamının 47. Yıl dönümü sebebiyle Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı. Basın metnini platform adına Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şube Eş Başkanı Hüseyin Aral okudu.
“KATLİAM, PROFESYONELCE KURGULANDI”
Aral, 19 Aralık’ta başlayıp 26 Aralık’a kadar süren katliama adım adım gelindiğine vurgu yaptı. Katliamın devletin gözü önünde yaşandığını belirten Aral, “Olaylar, gergin bir siyasi atmosferin ortasında, profesyonelce kurgulanmış provokasyonlarla başladı. Sinemaya atılan bomba, kışkırtıcı cenaze törenleri. Ancak fitili ateşleyen asıl unsur, hafızamızın en acı köşesine kazınan o nefret sözleriydi: ‘Hac ile cennete gidemezsiniz, bir Kızılbaş öldüren cenneti garanti eder’ bu cümleler, bir halkın vicdanının kana düştüğü anın somutlaşmış halidir. O günlerde camilerden yayılan bu nefret çağrıları, hedef gösterilen Alevi yurttaşların canlarını almaya, evlerini ve işyerlerini yağmalayanlara ön ayak oldu” diye konuştu.
Aral, resmi kayıtlara göre katliamda yüzün üzerinde can kaybı, yüzlerce yaralı, tecavüzler, yağmalar ve binlerce insanın zorla göç ettirildiğini söyledi. Yaşananların “basit bir sağ-sol çatışması” olarak açıklanamayacağını vurgulayan Aral, “Maraş, devletin derin dehlizlerinde planlanmış sistemli bir Alevi kıyımıdır. Bugüne kadar katliamın gerçek failleriyle ilgili kapsamlı bir hesaplaşma yaşanmadı. Bu cezasızlık anlayışı, yalnızca Maraş’ın değil, sonrasında yaşanan pek çok katliamın da zeminini hazırlamış; 12 Eylül askeri darbesine giden sürecin toplumsal altyapısını oluşturmuştur” dedi.
“GERÇEKLERİN ÜSTÜ KAPATILDI”
Yargı sürecinin sağlıklı yürütülmediğine ve katliamın hesabının verilmediğine vurgu yapan Hüseyin Aral, şunları dile getirdi:
“Maraş davasının yıllarca sürüncemede bırakıldığını ve defalarca yapılan başvurulara rağmen genelkurmay arşivlerini gizlemiş, katledilenlerin mezar yerlerini bile açıklanmamıştır. Gerçeklerin üstü sistematik bir şekilde kapatılmıştır. Devlet, kendi sorumluluğuyla yüzleşmek yerine Maraş’ta yaşananları ‘talihsiz olaylar’ olarak nitelendirmiş; kontrgerilla yapılanmalarının rolünü örtbas etmeyi tercih etmiştir.
Maraş Katliamı bir insanlık suçudur. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir Genelkurmay ve ilgili tüm devlet arşivleri derhâl açılmalı; kayıplarımızın mezar yerleri gizlenmemeli, Maraş Katliamı bağımsız ve tarafsız bir şekilde yeniden soruşturulmalıdır.”
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Malatya Şubesi, Maraş Katliamı’nın 47. yıl dönümünde yaptığı basın açıklamasıyla katliamı kınadı ve yaşamını yitirenleri andı. Açıklamada, “Aleviler, tarih boyunca ve yaşadıkları tüm coğrafyalarda muktedirlerin hedefi olmuştur” vurgusu öne çıktı.
DAD Malatya Şubesi binası önünde gerçekleştirilen basın açıklamasının Kürtçesini Gökhan İmer, Türkçesini ise Onur Özkul okudu. Açıklamada, Maraş Katliamı’nın Alevi halkına yönelik tarihsel saldırı zincirinin önemli halkalarından biri olduğu ifade edildi.
“MARAŞ KATLİAMI ALEVİ KATLİAMLARI SİLSİLESİNİN BİR PARÇASIDIR”
Açıklamada, 19–26 Aralık 1978 tarihleri arasında yaşanan Maraş Katliamı’nın münferit bir olay olmadığına dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:
“1978 Malatya Katliamı, 19–26 Aralık 1978 Maraş Katliamı ve 1980 Mayıs–Temmuz aylarına yayılan Çorum Katliamı; yerli ve küresel güçlerin planlı, örgütlü ve vahşi kıyımları olarak hayata geçirilmiştir. Aynı dönemde binlerce devrimci, demokrat ve yurtsever katledilmiş, halkların hak ve özgürlük mücadelesi bastırılmak istenmiştir.”
“AMAÇ MARAŞ’I KÜRTSÜZLEŞTİRMEK VE ALEVİSİZLEŞTİRMEKTİ”
Maraş Katliamı’nın, Alevisizleştirme ve Kürtsüzleştirme politikalarının bir sonucu olduğu vurgulanan açıklamada, katliamın yarattığı tahribat şu sözlerle aktarıldı:
“Yüzlerce canımız katledilmiş, binlercesi yaralanmış, yüzlerce ev ve işyeri yakılıp yağmalanmış, insanlar toplu halde göçe zorlanmış ve mülteci bir yaşama mahkûm edilmiştir. Toplumsal bütünlüğümüz parçalanmış, kurumlarımız işlevsizleştirilmiş ve asimilasyon derinleştirilmiştir.”
Bu sürecin, devletin tekçi ve inkârcı politikalarının bir sonucu olduğu da özellikle vurgulandı.
Açıklamanın sonunda, adalet ve yüzleşme çağrısı yinelendi. Demokratik Cumhuriyet mücadelesinin önemine işaret edilerek şu ifadelerle çağrı yapıldı:
“Mazlumların rızalı ve ikrarlı birliği, zalimden hesap sormanın ve hepimiz için yaşanabilir yarınların olmazsa olmaz koşuludur. Bu nedenle, vahşet sarmalında yitirdiğimiz tüm canlarımızın ve hak mücadelesinde düşenlerin hatırına, Alevi canlar olarak demokratik mücadelenin ikrarlı bileşeni olma sorumluluğumuzu büyütmek zorundayız.”
Basın açıklaması, katliamda yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşunun ardından sona erdi.
PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Altınoluk Şubesi tarafından Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı.
Maraş Katliamı’nın üzerinden 47 yıl geçti ancak failler hala ortaya çıkarılmadı. 19 Aralık 1978’de başlayıp, bir hafta süren faşist saldırılarda resmi açıklamalara göre 111 yurttaş Alevi oldukları için öldürüldü. 100’ün üzerinde kişinin yaralandığı katliamda, 200’ün üzerinde ev, 70’e yakın iş yeri yakıldı, yağmalandı.
Maraş Katliamı’nın 47. yılında Altınoluk’ta bulunan Cumhuriyet Meydanı’nda basın açıklaması yapıldı. Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesi tarafından yapılan açıklamayı Dilek Aygün okudu.
Dilek Aygün, Alevi toplumunun yakın tarihinde derin bir toplumsal kırılma noktası olan Maraş Katliamı’nın 47. yılına girerken acıların da öfkelerinin de ilk günkü tazeliğini koruduğunu söyledi.
Aradan yarım asır geçmesine rağmen bu karanlık tarih sayfası hafızalardan silinmemiş; unutturulmak istenmesine karşın Alevi toplumunun kolektif belleğinde tüm çıplaklığıyla yaşamaya devam ettiğini vurgulayan Dilek Aygün, “Çünkü Maraş, yalnızca geçmişte yaşanmış bir trajedi değil; adalet sağlanmadığı için bugünü ve geleceği tehdit eden açık bir yaradır” dedi.
Dilek Aygün, açıklamanın devamında şunları ifade etti:
“Maraş, bir çocuğun yalnızca Alevi olduğu için kazana atılarak kanının akıtıldığı karanlık bir tarihtir. Anaların, çocukların, hamile kadınların, gençlerin ve yaşlıların yalnızca Alevi kimlikleri nedeniyle katledildiği; insan onurunun ayaklar altına alındığı bir yerdir. Alevi olmanın yaşam hakkı için tehdit sayıldığı, devletin yurttaşlarını koruma sorumluluğunu yerine getirmediği ve adalet mekanizmalarının bilinçli biçimde işletilmediği bir utanç tablosudur.
Bu katliam, yalnızca Maraş’ta yaşayan canlarımızın değil;, Koçgiri’de, Dersim’de Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de ve Ankara’da yaşananlarla birlikte Alevi toplumunun tamamının ortak hafızasında kapanmamış bir yaradır. Yaşanan her katliamda aynı inkârcı, ayrımcı ve düşmanlaştırışı zihniyetin izlerini görmekteyiz. Bu nedenle bugün burada yalnızca bir yas tutmak için değil; insanlık onurunu savunmak, hakikati talep etmek ve bir daha Maraşların yaşanmaması için mücadele kararlılığımızı ifade etmek için bulunuyoruz.
Maraş Katliamı Bir İnsanlık Suçudur
Bugüne kadar katliamın gerçek failleriyle ilgili kapsamlı ve samimi bir hesaplaşma yaşanmamış; sorumluların büyük bir bölümü yargı önüne çıkarılmamış; devlet, olayların üzerini örten karanlığı dağıtma yönünde irade göstermediği gibi bazı katiller MHP tarafından milletvekilliği ile ödüllendirilmiştir. Bu cezasızlık anlayışı, yalnızca Maraş’ın değil, sonrasında yaşanan pek çok katliamın da zeminini hazırlamış; 12 Eylül askeri darbesine giden sürecin toplumsal altyapısını oluşturmuştur.
Maraş davası yıllar boyunca sürüncemede bırakılmış; hukukçuların ve ailelerin defalarca yaptığı başvurulara rağmen Genelkurmay arşivleri gizlenmiş, katledilen canlarımızın mezar yerleri açıklanmamış, gerçeklerin üstü sistematik bir şekilde kapatılmıştır. Devlet, kendi sorumluluğuyla yüzleşmek yerine Maraş’ta yaşananları “talihsiz olaylar” olarak nitelendirmiş; kontrgerilla yapılanmalarının rolünü örtbas etmeyi tercih etmiştir.
Alevi toplumu olarak bir kez daha açık ve net biçimde ifade ediyoruz: Maraş Katliamı bir insanlık suçudur. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir.
Genelkurmay ve ilgili tüm devlet arşivleri derhâl açılmalı; kayıplarımızın mezar yerleri gizlenmemeli, Maraş Katliamı bağımsız ve tarafsız bir şekilde yeniden soruşturulmalıdır.
Katliamlarla yüzleşmeden ortak bir gelecek kurulamaz!
Bugün burada yalnızca geçmişin acılarını hatırlamak için değil; geleceğin karanlığa teslim edilmemesi için yan yana ve omuz omuza duruyoruz. Alevi toplumu olarak eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, yaşam hakkı ve laik demokratik bir Türkiye talebimizden asla vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.
Maraş Katliamı’nın 47. yılında bir kez daha haykırıyoruz:
Unutmadık, unutturmayacağız!
Alevi toplumu açısından Maraş, yalnızca Türkiye sınırları içinde yaşanmış bir katliam değildir. Aynı coğrafyanın ve inanç dünyasının bir parçası olan Suriye Alevileri de özellikle Suriye’deki selefi çetelerin silahlandırılması sürecinden başlayarak, günümüzde de yaşandığı gibi, sistematik saldırılara, katliamlara ve zorunlu göçe maruz bırakılmıştır. Yüzlerce Alevi köyü hedef alınmış; binlerce sivil, yalnızca kimlikleri nedeniyle katledilmiştir.
Maraş’ta yaşanan katliam ile Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar, aynı nefret ideolojisinin ve aynı karanlık zihniyetin ürünüdür. Her iki coğrafyada da Aleviler soykırıma maruz kalmıştır. Bu durum, nefret siyasetinin sınır tanımadığını ve Alevi toplumuna yönelik tehdidin uluslararası bir boyut taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır.
Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Acılarımız ortaktır; mücadelemiz de ortak olmak zorundadır.
Biz Aleviler Maraş’ta ve Suriye’de katledilen canlarımı unutturmayacağız! Devleti, Maraş Katliamıyla gerçek anlamda yüzleşmeye; ulusal ve uluslararası kamuoyunu ise Alevilere yönelik nefret politikalarına karşı daha güçlü bir dayanışma örmeye çağırıyoruz.
Buradan uluslararası topluma ve başta Türkiye olmak üzere dünya devletlerine sesleniyoruz; Colani katilini ve HTŞ çetelerini korumaktan ve palazlandırmaktan vazgeçin. Htş çetelerine verdiğiniz askeri ve ekonomik destek, Alevilerin katliamına cesaret vererek zulmün ve soykırımın yolunu açmaktadır. Dökülen her kanda sizlerin de sorumluluğu vardır.
Biz Aleviler zulme karşı yaşamı, barışı ve insan onurunu savunan bir inancın ve tarihsel direncin talipleriyiz. Gerçekler ortaya çıkana, adalet sağlanana ve bu topraklarda eşit yurttaşlık tesis edilene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”
PİRHA – Hatay Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği, Samandağ Cemevi Derneği ile Alevi Kültür Dernekleri Samandağ Şubesi, Maraş Katliamı’nın 47. yılı dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, 19–26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamın bir soykırım olduğu vurgulanarak, devletin yaşananlarla yüzleşmesi ve sorumluluğunu kabul etmesi çağrısında bulunuldu.
Açıklamada, Maraş’ta çoluk çocuk, genç, yaşlı ve hamile kadınların da aralarında bulunduğu yüzlerce Alevinin katledildiği hatırlatıldı. Katliam sırasında daha fazla can kaybı yaşanmaması için direnen Alevilerin yargılandığı, mağdurların yıllarca cezaevlerinde tutulduğu belirtilirken, katliamın faillerinin ise ödüllendirildiği ifade edildi. Katliamın elebaşlarından Ökkeş Şendiller’in milletvekili yapılmasına dikkat çekilen açıklamada, “Katiller kahramanlaştırılırken, katledilenler suçlu ilan edildi” denildi.
“SELEFİ-VAHABİ ZİHNİYET ORTADOĞU’DA KAN DÖKMEYE DEVAM EDİYOR”
Alevi kurumları, Maraş Katliamı’nı gerçekleştiren zihniyetin bugün de Ortadoğu’da varlığını sürdürdüğünü belirterek, IŞİD ve El Kaide gibi selefi-vahabi örgütlerin emperyalist güçlerin desteğiyle Irak, Libya, Mısır, Tunus, Suriye ve Filistin’de halkları hedef aldığını vurguladı. Açıklamada, özellikle kadınların ve çocukların ağır bedeller ödediği, farklı inanç ve kimliklerin sistematik saldırılarla yok edilmeye çalışıldığı kaydedildi.
“ALEVİLER TOPRAKLARINDAN KOPARILDI”
Açıklamada, Maraş’ta yaşayan Alevi toplumunun 1978’de can güvenliği gerekçesiyle yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldığı, birçok kişinin başka ülkelere göç ettiği hatırlatıldı. Bugün ise Alevilerin boşaltmak zorunda bırakıldığı topraklara Suriye’den getirilen El Kaide ve IŞİD bağlantılı grupların yerleştirildiği ifade edildi.
Alevi kurumları, Maraş Katliamı’nın yaşandığı kent merkezinde uzun yıllar boyunca tek bir anma ya da lanetleme etkinliğine dahi izin verilmediğini belirtildi. Açıklamada, son 17 yıldır da sivil toplum örgütleri ve Alevi kurumlarının Maraş şehir merkezinde anma yapmasının engellendiği vurgulandı.
“YÜZLEŞME OLMADAN TOPLUMSAL BARIŞ SAĞLANAMAZ”
Alevi kurumları açıklamanın sonunda, Türkiye’nin geçmişte yaşanan acılarla yüzleşmeden toplumsal barışın sağlanamayacağını belirterek, soykırımın yaşandığı alanlara barış anıtları dikilmesi ve toplumun tüm kesimlerinin bu anmalara katılması gerektiğini ifade etti. Devletin sorumluluğunu kabul edip özür dilemesi ve gerekli adımları atmasının yaraların iyileşmesi için zorunlu olduğu kaydedildi.
Açıklama, “Maraş’ta katledilen Alevi canları unutmadık, unutturmayacağız” sözleriyle son buldu.
PİRHA –47 yıl önce Maraş’ta katledilenler Paris Madımak Anıtı önünde anıldı. Yapılan açıklamada “‘Eski yaraları kaşımayın’ diyenlere karşı şunu söylüyoruz; Bu yara bizimdir ve kanamaya devam etmektedir” denildi.
19-26 Aralık 1978’de Maraş’ta yapılan katliam, Avrupa’da da protesto edildi. Yaşamını yitirenler için yapılan anmaya MARDEF, FEDA, FUAF Arnoville AKM ve Nurhak AKM temsilcileri de katıldı.
Kurumlar adına basın açıklamasını MARDEF Fransa sözcüsü Hatice Uğurlu okudu. Maraş için “devletin bilgisi ve gözetimi altında organize edilen bir katliam” denilen açıklamada şu ifadelere de yer verildi:
“1970’li yılların sonunda yükselen emek ve demokrasi mücadelesiyle birlikte özellikle Kürt halkının ulusal özgürlük ve eşitlik talebi; emperyalist güçleri ve onların yerli işbirlikçilerini ciddi biçimde rahatsız etmekteydi. Bu yükselişi durdurmak, toplumu sindirmek ve yeni baskı rejimlerine zemin hazırlamak amacıyla faşist yöntemler yeniden devreye sokulmuştur. Toplu katliamlar, halk üzerinde korku yaratmanın aracı olarak planlanmıştır.
Bu plan için uygun bir merkez aranmış, Maraş özellikle seçilmiştir. Maraş; Alevi ve Sünni nüfusun, Türkmen ve Kürt halklarının bir arada yaşadığı, toplumsal çeşitliliğin yüksek olduğu stratejik bir bölgeydi. Katliamdan günler önce resmi ve sivil görevlendirmeler yapılmış, sistematik provokasyonlarla hazırlıklar başlatılmıştır. Yüzlerce MIT, JITEM bağlantılı unsur ve sivil faşist Maraş’a sevk edilmiş; mahalle mahalle Alevilerin, Kürtlerin ve ilerici aydınların evleri tespit edilmiştir. Camilerde, okullarda ve resmi kurumlarda yoğun bir nefret dili yayılmış; Alevilere yönelik katliam dini söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.”
Hatice Uğurlu, Maraş Katliamında Nazi faşizminden öğrenilen yöntemlerin birebir uygulandığını ifade etti. Katliam hafızasına sahip çıkılması gerektiğini söyleyen Uğurlu, açıklamaya şöyle devam etti:
“Evler basılmış; kadın, çocuk, yaşlı, genç ayrımı gözetilmeden insanlar katledilmiştir. Hamile kadınlar vahşice öldürülmüş, insanlık dışı yöntemler uygulanmıştır. Komşuların ‘iyi insan’ dediği aileler bile hedef alınmış; ‘Sen öldür, Allah ahirette karar verir’ denilerek cinayetler teşvik edilmiştir. Ne emniyet ne asker ne de hükümet ortadaydı. Devlet, planlandığı şekilde ilerleyen katliamı seyretmiştir.
Dört günün sonunda yüzlerce Alevi katledilmiş, yüzlerce ev ve işyeri yakılmıştır. Görev tamamlanmış, ardından devlet ‘kurtarıcı’ rolüyle sahneye çıkmıştır. İstenen ortam yaratılmış; 11 ilde sıkıyönetim ilan edilmiştir. Katliamcılar göstermelik tutuklamalarla koruma altına alınmış, sembolik yargılamalarla kısa süreli cezalar verilmiş ve serbest bırakılmıştır. Bir kısmı daha sonra ödüllendirilmiş, resmi kurumlara hatta Meclis’e kadar taşınmıştır.
‘Eski yaraları kaşımayın’ diyenlere karşı şunu söylüyoruz:
Bu yara bizimdir ve kanamaya devam etmektedir. Maraş’ın hesabı sorulmadığı için Sivas Madımak’ta, Gazi’de, Roboski’de, cezaevlerinde ve başka birçok yerde bu zihniyet, varlığını sürdürmüştür. Hesaplaşılmadıkça yeni katliamların önü alınamaz.
Bu nedenle çağrımız nettir:
Katliam hafızasına sahip çıkmalı, örgütlü olduğumuz her yerde anmalar ve etkinlikler düzenlemeliyiz. Evlerimizde anma köşeleri oluşturmalı, kaybettiklerimizin anısına bir mum yakmalı, yaşananları çocuklarımıza ve gelecek kuşaklara aktarmalıyız.”
PİRHA – Alevi örgütleri, Maraş Katliamı’nın 47. yılında katliamın gerçekleştiği Yörükselim Mahallesi’ne yürüyerek bir kez daha yüzleşme ve adalet çağrısı yaptı. Yürüyüş ve anmada “Maraş’ı unutma, unutturma” vurgusu öne çıktı.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) çağrısıyla çok sayıda kişi Maraş’ta bir araya geldi.
Alevi kurumlarının çağrısıyla toplanan kitle, Maraş Katliamı’nın yaşandığı Yörükselim Mahallesi’ne yürüdü. “Maraş’ı Unutma, Unutturma” pankartının açıldığı yürüyüş boyunca, “Maraş’ı unutma unutturma”, “Maraş’ın hesabı sorulacak”, “Katil devlet hesap verecek” ve “Alevilik vardır, Alevilik haktır” sloganları atıldı.
Yürüyüşün ardından kitle, polis ablukası altındaki Erenler Cemevi’ne kontrol noktalarından geçirilerek alındı.
“KATLİAMI LANETLEMEYE TAHAMMÜL YOK”
Erenler Cemevi önünde bir araya gelen yüzlerce kişi, Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına saygı duruşunda bulundu. Pir Erdoğan Sevim ve Ana Sevim Yalıncak’ın verdiği gülbenglerin ardından katledilenler için karanfiller bırakıldı, çerağlar uyandırıldı.
Anmada konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, anma etkinliklerine yönelik yasak ve engellemeleri eleştirdi. Aslan, “47 yıl geçti. Eğer biz kaybettiklerimizi hâlâ anmakta zorlanıyorsak bu, bu ülkeyi yönetenlerin ayıbıdır” dedi.
Aslan, şöyle devam etti:
“Bir taraftan barış diyorsunuz, bir taraftan Alevi açılımı yapıyorsunuz ama Alevilere yapılan soykırımlarla yüzleşmiyorsunuz. Bu ülkede yaşanan acılarla yüzleşilmedikçe, katliamların hesabı sorulmadıkça barış gelmez. Yörükselim Mahallesi’nde bir katliam anıtına ihtiyaç var. Katliamı lanetlemeye bile tahammül yok, hâlâ yasaklamalar var. Katliamla yüzleşmenin yolu örgütlenmekten, bir arada olmaktan ve mücadeleden geçiyor.”
SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINA TEPKİ
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise konuşmasında Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarına dikkat çekti. Colani’nin meşrulaştırılmasına tepki gösteren Mat, “Aleviler, Bektaşiler, Kızılbaşlar bu coğrafyada zulümle eşdeğer hale getirilmiştir” dedi.
Mat, “Suriye’de Aleviler katlediliyor, Colani kırmızı halılarla karşılanıyor. Bunu asla kabul etmiyoruz. Suriye’deki Aleviler, Kürtler ve Dürziler yalnız değildir” diyerek, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı da eleştirdi. Mat, “Bu yapı Alevilerin iradesine müdahaledir. Onurlu bir barış istiyoruz ve katliamların hesabı sorulana kadar sokaklarda olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“ÜSTÜ KAPATILMIŞ BİR KATLİAM VAR”
CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç da Maraş Katliamı’nın hâlâ aydınlatılmadığını belirterek, “50 yıldır arşivleri açılmamış, mezar yerleri açıklanmamış, üstü kapatılmış bir katliamla karşı karşıyayız” dedi. Öztunç, Meclis’te kurulan komisyonun gerçek sonuç alabilmesi için arşivlerin açılması ve sorumluların ortaya çıkarılması gerektiğini vurguladı.
“KATLİAMLAR DEVLETİN İSTEDİĞİYLE OLUR”
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu ise Maraş Katliamı’nın demografik ve toplumsal dönüşüm hedefiyle gerçekleştirildiğini söyledi. Kenanoğlu, “Devletin istemediği hiçbir olay katliama dönüşmez” diyerek şu ifadeleri kullandı:
“Maraş Katliamı, dönemin devlet yöneticilerinin isteğiyle katliama dönüştürülmüştür. Bu toprakları Alevilerden, Kürtlerden ve sosyalistlerden arındırmak isteyen anlayış, birçok yerde katliamlar gerçekleştirdi. Bu nedenle failleri bulamıyoruz; çünkü failler zaten sistemin kendisiydi. Katliamların failleri ancak toplumun demokrasi, barış ve yüzleşme arzusu ile ortaya çıkar. Barış, iktidar istediğinde değil, biz istediğimizde gelecek. Ne demokrasinin ne de barışın peşini bırakacağız.
Anma, Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına lokma dağıtılması ve çerağların sırlanmasıyla sona erdi.
PİRHA- Alevi örgütleri, 47 yıl önce Maraş Katliamı’nın yaşandığı Yörükselim Mahallesi’ne yürüyerek katliamı lanetlendi.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAVK), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Maraş’ta 47 yıl önce katledilenleri anmak için bir araya geldi.
Anmaya ülkenin birçok farklı bölgesinden çok sayıda kişi katılıyor.
Alevi kurumlarının çağrısıyla toplanan çok sayıda kişi, katliamın gerçekleştiği Yörükselim Mahallesi’ne yürüyor. Yürüyüş sırasında sık sık “Maraş’ı unutma unutturma”, “Maraş’ın hesabı sorulacak”, “Katil devlet hesap verecek”, “Alevilik vardır, Alevilik haktır” sloganları atılıyor.
Yürüyüşün ardından katliamın gerçekleştiği Yürükselim Mahallesi’ne ulaşacak kitle, polis ablukasına alınan Erenler Cemevi’ne polis kontrol noktasından geçtikten sonra ulaşacak.
PİRHA- Maraş Katliamı’nın tanıklarından Elif Tabak aradan geçen 47 yıla rağmen katliamın izlerini hala üzerinde taşıyor. 34 yıl boyunca bir daha ayak basmadığı Maraş’a dönen Elif Tabak, katliamın insan hafızasında hala diri olduğunu ifade ediyor. Tabak, “Sadece zaman zaman kabuk bağlayan ve kanamaya devam eden bir yara. 47. yılda da hala Maraş’ta dolaşmamaya, hiçbir sokağa girmeme gibi bir endişem var. Değil 47 yıl 147 yılda geçse bu soykırım izini sürdürmeye devam edecek” diye konuştu.
Türkiye tarihinin sayısız kara lekelerinden bir olan Maraş Katliamı’nın 47’inci yılına girdik. Ülkücü Gençlik Derneği tarafından izlenen “Güneş Ne zaman Doğacak” adlı film 16 Aralık 1978’de Çiçek Sineması’nda gösterime girer. 19 Aralık Günü 20.00 seansının sonuna doğru tesiri az bir patlayıcının patlamasıyla bir tahrik başlar. Salonda film sırasında sık sık, “Müslüman Türkiye”, “Milliyetçi Türkiye” “Komünistler Moskova’ya”, “Başbuğ Türkeş” gibi sloganlar atılır. Filmi izleyenler arasında bulunan bir grup Ülkü Ocağı mensubu, “Bunu solcular attı” söylemleriyle diğer izleyicileri de tahrik etmek suretiyle PTT binasına sloganlar atarak yönelir ve saldırılar başlar. Böylece tarihin kanlı raflarında yer alacak olan Maraş Katliamı’nın ilk saldırıları başlamış olur. Yedi gün süren ve 100’ün üzerinde Alevi yurttaşın katledilmesiyle sonuçlanan Maraş Katliamı ayrıca, 12 Eylül Darbesi’nin ilk katliamlarından sayılır.
Failleri hala ortaya çıkarılmayan katliamdan sonra binlerce kişi sürgüne gönderilerek bölge insansızlaştırıldı. Doğanın talanıyla sürdürülen bu politikaya karşı göç yollarına düşenlerin; bölgede süren dil ve kültür asimilasyonu, ekolojik kıyım ve göçertme politikalarına karşı direnişi de sürüyor.
Maraş’ın Afşin ilçesinin Örenli köyünde yaşayan ve henüz 13 yaşındayken katliama tanıklık eden ve kendi köyünden 17 kişiyi katliamda kaybeden Elif Tabak, hala ilk günkü gibi hatırladığı katliam günlerini PİRHA’ya anlattı.
“YAZIN MARAŞ’A ÇALIŞMAYA GELİYORDUK VE YERLEŞTİK”
– Sizin Maraş’a göçünüz nasıl gelişti? Alevilerin bu süreçte kent merkezindeki uğraşısı ve yerleşimi nasıldı?
Elif TABAK: Maraş’ın en uç köyü olan Afşin’in Örenli köyünde dünyaya geldim. Ailemin ve köylülerimin Maraş’a gitme hikayesi ilk eğitim ile başladı. Ailelerde öğrencilerle birlikte Maraş’a yerleşir ve geçici işlerle geçimini sağlayarak yazın köye dönerdi. Bizim de babamız Hakk’a yürümüştü ve yaşamımızı idame edebilmek için Maraş’a gitmiştik. İlk taşındığımız sokak Ozan Emekçi’nin ailesinin oturduğu bir sokaktı ve Tekke Mahallesi diye geçiyordu. Yerleşen aileler ilkbaharda pamuk tarlalarına çalışmaya gider ve çadırlarda kalırlardı. Ben 7 yaşındaki iken bütün bu işçiliklere başladım. Erkekler de Maraş’ın çevre köylerinde halka tatlı satar, çerçilik yaparlardı. Alevilerin yaşamı bu idi.
“MARAŞ’IN RENGİ DEĞİŞİYORDU”
-Peki bu bahsettiğiniz Tekke Mahallesi’nde yaşamak nasıldı? Alevilerin gelmesi ile Maraş’ta neler değişiyordu?
Tekke Mahallesi’nde 10 yaşında iken kara çarşaf giydim. Çünkü Maraş’ın içerisindeki bütün kadınlar kara çarşaf giyiyordu. Çok az bir insan modern kıyafetler giyinirdi. Öğretmenlerin saçları açıktı lakin onlar dahi okula gelince kapalı giyinmek zorunda kalırdı. Aleviler Yörükselim ve Karamaraş mahallesinde yoğunlukta yaşıyordu. 1976 yılında bizde Yörükselim Mahallesi’ne taşındık ve annem kara çarşaflarımızı keserek bize önlük dikti. O mahallede kendimizdik, o kıyafetlerle insanlar artık Maraş’ın merkezine inmeye başlamıştı. Bir anlamda Maraş’ın rengi değişmişti. Sosyalist gençler, kadınlar, gençler artık restoranlarda yemek yiyordu.
MARAŞ’TA DEVRİMCİ HAREKETLER BÜYÜYOR
– İnsan hafızasında katliamlar unutulmayan bir yerde. Siz katliamın tanığı ve mağdurusunuz. O dönem nasıl bir atmosfer vardı ve katliam nasıl bir ortamda gelişti? 13 yaşında bir çocuğun gözünden neler görünüyordu?
Katliam olduğunda 13 yaşında bir çocuktum. Benden büyük 3 ağabeyim vardı ve o dönem sosyalist hareketlere tanışmıştık. Bize devrimciler gelirdi. Pek adını anmak istemesem de, İbrahim Kaypakkaya Dersim’de vurulduğunda yanın tek sağ kurtulan Ali Mercan o dönem bize Hüseyin ismi ile gelirdi. Maraş’ta sağ-sol sokak çatışması olarak hatırladığım tek şey 12 Şubat Maraş’ın kurtuluş günüydü. Bu kutlamalardan sonra sosyalist gençlerle Maraş’ın faşist düşünceli gençleri sokak aralarında birbirlerini kovalayıp döverdi. Hatırladığım ilk eylem 1975’de Narlı’da Toprak-iş sendikasının organize ettiği yürüyüştü ve bende katılmıştım. Ondan sonraki en görkemli eylem Antep’te 1977 yılındaki 1 Mayıs’tı. Çok görkemliydi ve inanılmaz derecede etkilemiştim. Bazı kareler gözümde halen çok canlı durur.
“GIJIK DEDE GÖRKEMLİ BİR TÖRENLE TOPRAĞA SIRLANDI”
Maraş’ta toplumsal en büyük eylem ise 4 Nisan 1978’de katledilen Gıjık Dede’nin cenaze töreniydi. Kıbrıs Caddesi denen ve Maraş’ı ikiye bölen caddeden Yörükselim Mahallesi’ne ve Kara Maraş’taki mezarlığa adar çok görkemli, organizeli geldik ve toprağa sırladık. Bu kortej büyük sükunetle, sağduyuyla sloganları atarak valilik binası önünde oturma eylemi geçekleştirdi. Kimsenin burnu kanamadan mahalleye gittik. Aralık ayında aynı noktada diyebileceğimiz yerde Mustafa Yüzbaşıoğlu ile Hacı Çolak katledildiler. Katledilen bu devrimci öğretmenleri sahiplenme duygusu Maraş ile sınırlı kalmadı. Çevre köylerden, şehirlerden gelen insanlarla şehir adeta doldu. Bu öğretmenlerin cenazesi de Gıjık Dede’nin cenazesi gibi çok görkemliydi.
CENAZEYE SALDIRI: SİLAHLAR VE TAŞLAR EVLERE TAŞINMIŞTI
Eski belediye önündeki Ulu Cami’den üzerime ateş edildi. Neredeyse bütün binalardan saldırılar başlamıştı. Silahlar ve ayrıca taşlar kasalarla evler özel olarak taşınmıştı. Taşlar üzerimize yağmur gibi yağıyordu. Cenazeler yerde kalmıştı ve insanlar yaralanmıştı. Birisi de benim ağabeyimdi. Adım atamıyorduk ve üst üste yığılmıştık. Abimi gördüm ve yanıma gidemiyordum. Yüzünü avuçları içerisine almıştı ve kanlar içerisindeydi. Çığlık atıyordum. Polisler duvar kenarına dizilmişti. O hışımla giderek bir polisin yakasından tuttum ve yakasına yapışarak salladım ‘bu silahı kullanamıyorsan ver biz kullanalım’ dedim. Sonradan birisi beni çekti ve ‘ o pol-derli bir polis’ dedi. O poliste benimle birlikte ağlıyordu. Bütün saldırılar içerişinde mahalleye döndük. Ağabeyimi bulabilir miyim diye hastaneye girdim ve içerisi tam bir vahşetti. Odalarda, koridorda, yerlerde insanların çığlıkları dayanılmazdı. Ağabeyimin öldüğünü düşünüyordum. Herkes içeriye giremiyordu ve camdan dışarıya yaralılarla ilgi bilgi veriyordum. Derken ağabeyim içeri girdi ve inanılmaz bir duyguydu benim için. O katliamın, çığlıkların arasında duyabileceğim en güzel duyguydu.
“17 KİŞİ BİR BODRUM KATINA SIĞINDIK; SOKAKTAKİ ÇIĞLIKLAR HALA KULAĞIMDA”
O gece eve geldik. Sabah ‘komünistler Moskova’ya’ sloganları atarak mahalleye girmişlerdi. Evden çıkamamışları ve artık katliam başlamıştı. Bodrum katı gibi bir evde oturuyorduk ve 17 kişi o eve sığınmıştık. Gece saat 3’e kadar sessiz, lambaları ve sobayı yakmadan katliam seslerini duyuyorduk. Mahalle bakkalımız Mahmut amca vardı Alevi olup olmadığını bilmiyorum. Onun evindeki katliam çığlıklarını çok rahat duyuyorduk. Bir helikopter sesi geliyordu ve havaya ateş açılıyordu. İkinci kez geldiğinde ise biz askeriyeye doğru gidiyorduk. Dar bir sokaktaydık ve o helikopterden üzerime ateş edildi. Etrafı tarıyordu. Şans eseri oradan kurtulduk. Sokakta olanlar ise öldürülmüştü. Köylümüz olan Kamil Ünver ailesinden tek bir kişi kalmayınca kadar katledilmişti. Kamil amcanın oğlunu görmüştüm ‘ağlama annen baban yaralı hastanede’ diye yalan söyledim. O ise’ hayır öldürdüler ben gördüm’ dedi.
Askeriye içerisinden çıktıktan sonra yeniden mahalleye dönüşünüz nasıldı? Neyle karşılaştınız?
Askeriyenin yemekhanelerine yerleştirilmiştik. Tıklım tıklım dolu ve insanlar ayaktaydı. Yaralılar, yakınlarını kaybedenler. Lavabo ihtiyacı için sıraya dizilmiştik ve askerler silahlarını üzerimize doğrultmuştu. Namlular üzerimize doğrultulmuş şekilde götürülüp getiriliyorduk. Yaralı abimin diğer yemekhanede olduğunu gördüm. Perişan Güzel’in torunu daha yeni doğmuştu ve kundaktaydı, annesinin (Döne abla) öldürüldüğünü söylediler. Başka yemekhanelerde bebeği emzirebilecek bir anne arıyorduk. Televizyonlar kapalıydı ve bir asker önünde nöbet tutuyordu. Birkaç askerin gözyaşlarının aktığını gördüm.
“YANMIŞ EVLER, ARABALAR VE CAMLARDAN SALLANAN PERDELER..”
Ertesi gün askeriyeden çıktık ve mahalleye geldik. Savaş filmlerinin korkunç manzaraları vardır ya işte mahallemiz tamda öyleydi. Yanmış evler, arabalar, camlardan sallanan perdeler. 1.5 ay sonra Maraş’ı terk ettik ve köye geldik.
“MARAŞ HEP BİR OLAY OLARAK ANILDI VE SENELERCE ÖYLE ANILDI; AMA BİR SOYKIRIMDI”
O zamanlar katliam bizim için hep Maraş olayıydı. Herkesin kendi mahallesinde tanık olduğu bir olay gibiydi ve senelerce olay olarak anıldı. Ne zaman ki Alevi yayını basın yapmaya, Aziz Tunç tanıklarla görüşüp kitabını yazmaya başladığında bunun bir olay değil katliam olduğunu anlamlandırdı insanlar. Puzzleın parçalarının bir araya gelmesi gibi, ortaya çıkan bir katliamdı, soykırımdı.
“147 YILDA GEÇSE BU SOYKIRIM İZİNİ SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEK”
Yapmış olduğum röportajlarda, çekimlerde şunu çokça gördüm. Katliamın üzerinden 47 yıl geçmiş olmasına rağmen bu yara hale çok derin. Sadece zaman zaman kabuk bağlayan ve kanamaya devam eden bir yara. Hiç kimsenin hafızasından kesinlikle silinmeyen derin izleri var. Katliamı yaşamış, yakınlarını kaybetmiş birçok insanı hala konuşturamıyorum, konuşamıyorlar. Yine katliamda iki oğlunu ve gelinlerini kaybetmiş bir annenin torunlarını yetiştirme yurtlarında büyütmek zorunda kaldığını görünce katliamın boyutlarının ne kadar geniş olduğunu fark ettim. Değil 47 yıl 147 yılda geçse bu izini sürdürmeye devam edecek.
“34 YIL BOYUNCA MARAŞ’A GELEMEDİM, KAFAMI KALDIRIP BAKAMADIM”
– 34 yıl boyunca Maraş’a gelemediniz. İlk gelişinizin Maraş Katliamında yitirilenleri anmak için olduğunu biliyoruz. Ve anma yasaklanmıştı. Yeniden Maraş’a gelmek nasıl bir duygu haliydi?
Katliamdan sonra Maraş’a hiç dönmedim. Sadece bir kere çevresinden geçtim ve kafamı kaldırıp etrafa bakmadan ve bir yeri tanır mıyız korkusuyla içinden geçtim. 25 yıldır Avrupa’da yaşıyorum. Barış Meclisi’nin İngiltere’deki grubuna dahil oldum. 2 Temmuz günü Sivas Katliamı’nda yitirilenler için yapılan anmayı izledim. Her yıl orada anmaların yapılması değerli ve kıymetliydi. Bu neden Maraş’ta yapılamıyor dedim. Bunu da o dönem İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi ile görüştük. Cemevi Başkanı İsrafil Erbil, Maraş Valiliği’ne anma için bir başvuru yapmış ve cevap beklediklerini söyledi. Tabi başvuru reddedildi. Avrupa ve Türkiye’deki Alevi örgütlenmesi örgütler yasağa rağmen giderek katılmıştı. Bende gidecektim lakin, gidecek gücüm yoktu, o şehre dönemiyordum.
“MARAŞTAYDIM VE TOPRAĞA BASAMIYORDUM”
-Bir daha dönmemek üzere terk ettiğiniz topraklara yeniden dönmek ve katliamla yüzleşmeye dair nasıl güç buldunuz?
33. yılında anmaya gittim. İstanbul Havalimanı’na 6 kişi gelmiştik. Maraş’a gidecek uçak iptal edilmişti. Arabalar ile Maraş’a yol aldık. Yoğun bir polis ablukası vardı. Araçlar içeri alınmıyordu. Arabadan çıkıp toprağa dahi basamıyordum. Minibüs, otobüsler ile gelen Alevi insanlar arabadan indiriliyordu. Araban çıkmıştım ve o meydana giderek çığlık çığlığa bütün duygularımı nasıl dile getirdiğimi ben bile tahmin edemedim.
“MARAŞ’A GİRERKEN HALA ENDİŞELİYİM, KATLİAM HAFIZALARDA HALA ÇOK DİRİ”
O yıl geri döndük. 34 yılında tekrardan döndüm ve uçakla Maraş’ın üstünden geçerken ürpermiştim. 47. yılda bile bir şekilde Maraş’ta dolaşmak, bir sokağa girmek gibi bir endişe var. Sokağa girersem o katliamı yeniden göreceğim gibi. İnsanların zihninde katliam hala çok diri. Katliamın tanıklarını yitirdik ve şu an çok az sayıda insan var. O zamanın çocukları bugünün ise yaşlıları olarak hayattayız. Bunlara ulaşılması kayıt altına alınması gerekiyor.”
PİRHA- Maraş Katliamı’nın 47. yılında, katliamda yaşamını yitirenler Mersin Cemevi’nde düzenlenen ortak bir etkinlikle anıldı. Anmada geçen onca yıla rağmen faillerin cezalandırılmadığını belirtilere, “Bu katliamın unutulması yönündeki tüm girişimleri reddediyoruz. Yeni katliamlar yaşanmaması için Maraş’ı unutturmayacağız” denildi.
Maraş Katliamı’nın üzerinden 47 yıl geçti ancak failler hala ortaya çıkarılmadı. 19 Aralık 1978’de başlayıp, bir hafta süren faşist saldırılarda 111 kişi Alevi oldukları için öldürüldü. 100’ün üzerinde kişinin yaralandığı katliamda, 200’ün üzerinde ev, 70’e yakın iş yeri yakıldı, yağmalandı.
Maraş Katliamı’nın 47. yılında Mersin Cemevi’nde; Mersin Cemevi, Maraşlılar Derneği, Pazarcıklılar Derneği ve Kaşanlılar Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği anma yapıldı.
Saygı duruşu, gülbeng okunması ve çerağların uyandırılmasıyla başlayan anmada, Maraş Katliamı’na ilişkin görüntülerin yer aldığı sinevizyon gösterimi sunuldu.
Anmada konuşan Mersin Cemevi Şube Sekreteri Dursun Koç, Maraş Katliamı’nın Türkiye’nin karanlık tarihinin unutulmayan sayfalarından biri olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Maraş, özellikle Alevilerin hafızasında dinmeyen bir acı olarak yaşamaya devam etmektedir. Aradan 47 yıl geçmesine rağmen bu katliam bugün hâlâ hafızalarımızdan silinmemiştir. 12 Eylül 1980 faşist darbesi öncesinde Türkiye’de peş peşe yaşanan katliamların en ağırlarından biri Maraş’tır.”
Koç, 19–26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta Alevi, Kürt ve solcu kimlikleri nedeniyle insanların hedef alındığını vurgulayarak, katliamın tek taraflı olduğunu ve sıkıyönetim mahkemelerinin gerekçeli kararlarının da bunu doğruladığını ifade etti. Resmi rakamlara göre 120 kişinin, araştırmacılara göre ise çok daha fazla insanın işkenceyle katledildiğini belirten Koç, öldürülenler arasında çocukların, yaşlıların, engellilerin, hamile kadınların ve bebeklerin de bulunduğunu hatırlattı.
Koç, Maraş Katliamı’nın gerçek sorumlularının hiçbir zaman yargı önüne çıkarılmadığını vurgulayarak, “Bu katliamın unutulması yönündeki tüm girişimleri reddediyoruz. Yeni katliamlar yaşanmaması için Maraş’ı unutturmayacağız” dedi.
“MEZAR YERLERİ SIR GİBİ SAKLANIYOR”
Anmada, Maraş Katliamı’nın yaşandığı dönemde İçişleri Bakanı olan Hasan Fehmi Güneş’in açıklamalarına da yer verildi. Güneş, katliamı “faşist bir plan” olarak nitelendirerek yaşanan vahşetin detaylarını kamuoyuyla paylaşmıştı. Güneş, Yörükselim Mahallesi’nde 10 yaşındaki bir çocuğun saldırganlardan kaçarak komşularına sığındığını ancak kapıların yüzüne kapatıldığını, bir başka olayda bir kişinin ağaca çivilenerek öldürüldüğünü ve en vahşi olaylardan birinin ise bir çocuğun kaynar su dolu kazana atılarak katledilmesi olduğunu anlatmıştı. Katliamın göz göre göre geldiğini belirten Güneş, istihbaratın sürece engel olmadığını, aksine katkı sunduğunu düşündüğünü ifade etmişti.
“UNUTURSAK KALBİMİZ KURUSUN”
Etkinlikte konuşan Dr. Hüseyin Çamak ise aradan geçen onca yıla rağmen faillerin cezalandırılmadığını belirterek şunları söyledi:
“Bugün hâlâ Maraş’ta katliamda yaşamını yitirenlerin anılmasına izin verilmiyor. Bazı canlarımızın mezar yerleri sır gibi saklanıyor. Yakınlarının yas tutmasına dahi tahammül edilmiyor. Bu insanların yaraları hâlâ kanıyor. Yaşamını yitiren canlarımızı saygıyla anıyor, unutursak kalbimiz kurusun.”
Konuşmaların ardından Zakir Rıza Aydın’ın seslendirdiği deyiş eşliğinde semah dönüldü.
PİRHA – Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), Maraş Katliamı’nın 47. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, 19–26 Aralık 1978’de yaşananların “devletin bilgisi ve gözetimi altında organize edilmiş bir insanlık suçu” olduğunu vurgulayarak, katliamla yüzleşilmediği sürece benzer zihniyetin farklı biçimlerde varlığını sürdürdüğünü belirtti.
MARDEF açıklamasında, 1970’li yılların sonunda yükselen emek, demokrasi ve Kürt halkının özgürlük mücadelesinin egemen güçler tarafından tehdit olarak görüldüğü, bu nedenle toplumun sindirilmesi amacıyla faşist yöntemlerin yeniden devreye sokulduğu ifade edildi. Açıklamada, Maraş Katliamı’nın bu planın bir parçası olarak hayata geçirildiği belirtildi.
Federasyon, Maraş’ın Alevi-Sünni, Kürt-Türkmen nüfusun bir arada yaşadığı yapısı nedeniyle özellikle seçildiğine dikkat çekerek, katliamdan günler önce resmi ve sivil görevlendirmeler yapıldığını, MİT ve JİTEM bağlantılı unsurlar ile sivil faşist grupların kente sevk edildiğini kaydetti. Açıklamada, Alevilerin, Kürtlerin ve ilerici kesimlerin evlerinin önceden tespit edilip işaretlendiği, camilerde ve resmi kurumlarda yoğun bir nefret dili üretildiği vurgulandı.
“‘Din elden gidiyor’ propagandasıyla halk kışkırtıldı, cinayetler dini söylemlerle meşrulaştırıldı” denilen açıklamada, Nazi faşizminden öğrenilen yöntemlerin birebir uygulandığı, faşist grupların zarar görmemesi için özel işaretlemeler yapıldığı ifade edildi.
Devlet eliyle sinemada patlatılan bombanın son provokasyon olduğu belirtilen açıklamada, bu olayın ardından saldırıların başlatıldığı, devrimci öğretmenlerin cenazelerine dahi izin verilmediği ve katliamın önünün tamamen açıldığı kaydedildi. Alevi mahallelerinde kurulan barikatların, devletin tüm imkânlarını arkasına alan saldırılar karşısında kısa sürede yıkıldığı aktarıldı.
MARDEF, dört gün süren saldırılar boyunca kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapılmadan yüzlerce Alevinin katledildiğini, evlerin ve işyerlerinin yakıldığını, hamile kadınlara yönelik vahşetin dahi yaşandığını belirtti. Açıklamada, emniyet güçlerinin, askerin ve hükümetin katliam boyunca ortada olmadığı, devletin planlandığı şekilde süreci izlediği vurgulandı.
MARDEF, katliamın ardından devletin “kurtarıcı” rolüyle sahneye çıktığı, 11 ilde sıkıyönetim ilan edildiği, katliamcıların ise göstermelik yargılamalarla korunduğu ifade edildi. Birçok failin kısa süreli cezalarla serbest bırakıldığı, bazılarının ise daha sonra ödüllendirilerek resmi kurumlarda ve Meclis’te görev aldığı hatırlatıldı.
MARDEF, Maraş Katliamı’nın hesabı sorulmadığı için Sivas Madımak, Gazi, Roboski ve cezaevlerinde yaşanan katliamların mümkün hale geldiğini belirterek, “Bu yara bizimdir ve hâlâ kanamaktadır” dedi.
Federasyon, katliam hafızasına sahip çıkılması çağrısında bulunarak, her yerde anmaların ve etkinliklerin örgütlenmesi, evlerde anma köşeleri oluşturulması, kaybedilenler anısına mum yakılması ve yaşananların gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini vurguladı.
Açıklamanın sonunda MARDEF, Maraş Katliamı’nı bir kez daha lanetleyerek, sorumluların yargılanmasını ve devletin bu suçla yüzleşmesini talep etti. Ayrıca Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı kapsamında inanç kurumlarının yasal statüye kavuşturulması ve zorunlu din dersleriyle sürdürülen asimilasyon politikalarına son verilmesi çağrısı yapıldı.
“Maraş bir katliamdır, bir insanlık suçudur” denilen açıklamada, tüm halklar adalet ve yüzleşme mücadelesini büyütmeye çağrıldı.
PİRHA-– Maraş Katliamı’nın 47. yılında, Antalya Alevi Bileşenleri ile Emek ve Demokrasi Güçleri, katliamda yaşamını yitirenleri anmak ve adalet talebini yinelemek amacıyla Attalos Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı Alevi Bileşenleri ve Emek Demokrasi Güçleri adına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Başkanı Hasibe Akpınar okudu.
Basın açıklamasında, 19–26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta yaşananların münferit bir olay olmadığı vurgulanarak, katliamın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırı olduğu ifade edildi. Açıklamada, yüzlerce Alevinin katledildiği, binlercesinin yaralandığı, on binlerce kişinin ise evlerinden ve topraklarından zorla koparıldığı hatırlatıldı. Alevilere ait mahallelerin sistematik biçimde hedef alındığı, evlerin, iş yerlerinin ve tarım arazilerinin yağmalanıp yakıldığı belirtildi.
“MARAŞ ADALET SAĞLANMADIĞI İÇİN HALA AÇIK BİR YARADIR”
Açıklamada, aradan geçen 47 yıla rağmen katliamın tüm yönleriyle aydınlatılmadığına dikkat çekildi. Devletin yurttaşlarını koruma sorumluluğunu yerine getirmediği, adalet mekanizmalarının bilinçli biçimde işletilmediği ifade edilerek, cezasızlık politikalarının yeni katliamların önünü açtığı vurgulandı.
Akpınar, açıklamada Maraş Katliamı’nın Koçgiri, Dersim, Çorum, Sivas, Gazi ve Ankara’da yaşanan katliamlarla birlikte Alevi toplumunun ortak hafızasında kapanmamış bir yara olduğu belirtilerek, her defasında aynı inkârcı ve düşmanlaştırıcı zihniyetin devreye girdiği ifade edildi. Katliamlarla yüzleşilmeden toplumsal barışın mümkün olmadığı vurguladı.
“MARAŞ KATLİAMI BİR İNSANLIK SUÇUDUR”
Akpınar açıklamada, gerçek faillerin ortaya çıkarılması, Genelkurmay başta olmak üzere tüm devlet arşivlerinin açılması, kayıpların mezar yerlerinin açıklanması ve katliamın bağımsız ve tarafsız biçimde yeniden soruşturulması çağrısı yaptı.
Basın açıklamasında ayrıca, Alevilere yönelik saldırıların yalnızca Türkiye ile sınırlı olmadığına dikkat çekildi. Suriye’de Alevilere yönelik sistematik saldırıların, Maraş’ta yaşananlarla aynı nefret ideolojisinin ürünü olduğu ifade edilerek, Alevilere yönelik tehdidin uluslararası bir boyut taşıdığı vurgulandı. Uluslararası topluma ve devletlere, Alevilere yönelik nefret politikalarına karşı daha güçlü bir dayanışma çağrısı yapıldı.
Açıklamanın sonunda, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, yaşam hakkı ve laik demokratik bir Türkiye talebinden vazgeçmeyeceği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
“Gerçekler ortaya çıkana, adalet sağlanana ve bu topraklarda eşit yurttaşlık tesis edilene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Maraş Katliamı’nın 47. yılında bir kez daha haykırıyoruz: Unutmadık, unutturmayacağız.”
PİRHA – DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Maraş Katliamı’nın 47. yılında faillerin yargılanması ve katliamın tüm yönleriyle açığa çıkarılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) Meclis Araştırma Önergesi verdi. Fırat, Maraş Katliamı’nın hâlâ aydınlatılmadığını belirterek, gerçek sorumluların ortaya çıkarılması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etti.
Önergede, 19–26 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş’ta Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamın, Türkiye’nin yüzleşemediği en ağır toplumsal yaralardan biri olduğu vurgulandı. Resmî rakamlara göre 111 kişinin katledildiği, 176 kişinin yaralandığı, 210 ev ve 70 işyerinin tahrip edildiği hatırlatıldı.
Celal Fırat, Maraş Katliamı’nın Çiçek Sineması’na bomba atılmasıyla başlamış gibi gösterilse de, katliam öncesinde şehirde ciddi hazırlıkların yapıldığının bilindiğini belirtti. Milli Piyango satıcısı kılığında şehre gelen kişilerin provokasyon faaliyetleri yürüttüğüne ve Alevi yurttaşların evlerinin günler öncesinden kırmızı boyayla işaretlendiğine dikkat çekildi.
Bu verilerin, katliamın anlık bir olay değil, önceden planlanmış organize bir saldırı olduğunu ortaya koyduğu ifade edildi.
“DEVLET KURUMLARI SEYİRCİ KALDI”
Önergede, ‘Kanımız aksa da zafer İslam’ın’, ‘Müslüman Türkiye’ sloganlarıyla CHP İl Merkezi, PTT ve TÖB-DER binalarına saldırılar düzenlendiği; Alevilerin yoğun yaşadığı Yörükselim Mahallesi’nde ETKO adlı yapılanma tarafından bir kıraathanenin bombalandığı ve Alevi dedesi Gıjik’in öldürüldüğü hatırlatıldı.
21 Aralık’ta sol görüşlü öğretmenler Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu’nun silahlı saldırıyla öldürüldüğü, cenaze namazlarının engellendiği belirtilirken, ertesi gün “komünistler camilere saldırdı” şeklindeki provokatif söylentilerle faşist grupların Alevi mahallelerine yönlendirildiği ifade edildi.
İki gün süren saldırılarda evlere girildiği, kadınlara tecavüz edildiği, çocukların, yaşlıların ve hamile kadınların katledildiği, evlerin yağmalanıp ateşe verildiği vurgulandı. Tüm bu süreçte kolluk kuvvetlerinin müdahale etmediği, saldırılara seyirci kaldığı belirtildi.
“12 EYLÜL’ÜN YOLU MARAŞ’TAN GEÇTİ”
Önergede, 26 Aralık’ta 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmesinin, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin zeminini oluşturduğu ifade edildi. Katliam sonrası Alevi nüfusun büyük bölümünün kentten göç etmek zorunda kaldığına dikkat çekildi.
Katliam sonrası 804 kişi hakkında dava açıldığı, 29 kişiye idam, 7 kişiye müebbet, 321 kişiye ise çeşitli hapis cezaları verildiği hatırlatıldı. Ancak idam ve müebbet dışındaki cezalarda indirim uygulandığı, 1991’de çıkarılan Terörle Mücadele Yasası ile cezaların ertelendiği ve sanıkların serbest bırakıldığı belirtildi.
Fırat, bu sürecin toplum vicdanını derinden yaraladığını ifade ederek, istihbarat ve güvenlik kurumlarının rolünün de hiçbir zaman araştırılmadığını vurguladı.
“TOPLU MEZAR İDDİALARI ARAŞTIRILMADI”
Fırat, önergede, katliamda yaşamını yitiren onlarca kişinin cenazesine ulaşılamadığı, Şeyh Adil Mezarlığı’na toplu gömüldüklerine dair iddiaların araştırılmasının engellendiği ve mezar yerlerinin hâlâ bilinmediğini belirtti.
Celal Fırat, Türkiye’nin katliamlarla anılmak istemiyorsa, demokratik bir hukuk devleti olma iddiasını sürdürmek istiyorsa ve inançların bir arada yaşayabileceği gerçek bir iç barış hedefliyorsa, Maraş Katliamı’nın tüm yönleriyle açığa çıkarılması gerektiğini vurguladı.
Fırat, bu nedenle katliamı planlayanların ve uygulayanların ortaya çıkarılması, yargılanması ve mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasının “zorunlu ve tarihi bir sorumluluk” olduğunu ifade etti.
PİRHA – DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Maraş Katliamı ile yüzleşilmesi ve adaletin sağlanması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne “Maraş Katliamı ile Yüzleşme, Hafıza ve Adaletin Sağlanması Hakkında Kanun Teklifi” sundu.
Maraş Katliamı’nın üzerinden 47 yıl geçmesine rağmen faillerin hâlâ ortaya çıkarılmadığını belirten Ayten Kordu, 19 Aralık 1978’de başlayıp bir hafta süren saldırılarda 111 kişinin Alevi kimlikleri nedeniyle öldürüldüğünü, 100’ün üzerinde kişinin yaralandığını, 200’den fazla evin ve yaklaşık 70 iş yerinin yakılıp yağmalandığını hatırlattı.
Kanun teklifinin gerekçesinde değerlendirmelerde bulunan Kordu, katliam sonrasında yürütülen yargılamalarda etkin bir adalet mekanizmasının işletilmediğini ifade etti. Sanıkların büyük bölümünün beraat ettiğini, verilen sınırlı cezaların ise Yargıtay kararları ve 1991 tarihli yasal düzenlemelerle fiilen ortadan kaldırıldığını kaydeden Kordu, katliamın aydınlatılmasına katkı sunan müdahil avukatların faili meçhul cinayetlerle öldürülmesinin yargı sürecinin sistematik biçimde akamete uğratıldığını gösterdiğini belirtti.
Aradan geçen yıllara rağmen Maraş Katliamı ile gerçek bir yüzleşmenin sağlanmadığını vurgulayan Kordu, hakikatin açığa çıkarılmadığını, sorumluların ortaya konulmadığını, devlet arşivlerinin paylaşılmadığını ve toplu olarak gömülen insanların mezar yerlerinin hâlâ açıklanmadığını dile getirdi. Naaşı bulunamayan birçok kişinin akıbetinin belirsizliğini koruduğunu ifade eden Kordu, mağdurların adalet talebinin karşılanmadığını söyledi.
Bu durumun toplumsal hafızanın sağlıklı biçimde oluşmasını engellediğini belirten Kordu, toplumsal barışın tesisinin geciktiğini, demokratik toplumun gelişiminin zayıfladığını ve birlikte yaşam kültürünün kalıcı biçimde zarar gördüğünü kaydetti.
Kanun teklifinin gerekçesinde demokratik hukuk devletlerinde insanlığa karşı işlenen suçların zaman aşımına tabi olmadığını hatırlatan Kordu, toplumsal barışın, eşit yurttaşlığın ve birlikte yaşamın ancak hakikatle yüzleşme, adaletin tesisi ve kamusal hafızanın güçlendirilmesiyle mümkün olacağını ifade etti.
Teklif kapsamında Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anısına Maraş il merkezinde “Maraş Katliamı Yüzleşme ve Hafıza Anıtı” inşa edilmesini öneren Kordu, katliamda hayatını kaybedenlerin isimlerinin kamuoyuyla paylaşılmasının benzeri katliamların toplum hafızasından silinmesini engelleyeceğini ve devletin insanlığa karşı işlenen suçlara karşı net bir tutum aldığını göstereceğini belirtti.
Ayten Kordu, sunduğu kanun teklifiyle Maraş Katliamı’nın tüm yönleriyle aydınlatılmasını, devlet arşivlerinin açılmasını, yargı süreçlerinin yeniden ele alınmasını, toplu mezar yerlerinin tespit edilmesini ve kamusal bir yüzleşme ve hafıza mekânının oluşturulmasını amaçladıklarını ifade etti.
PİRHA- Maraş Katliamı’nın üzerinden 47 yıl geçti ancak failler hala ortaya çıkarılmadı. 19 Aralık 1978’de başlayıp, bir hafta süren faşist saldırılarda 111 kişi Alevi oldukları için öldürüldü. 100’ün üzerinde kişinin yaralandığı katliamda, 200’ün üzerinde ev, 70’e yakın iş yeri yakıldı, yağmalandı.
Maraş’taki gerici-faşist grupların 19 Aralık 1978’de Çiçek Sineması’na yerleştirdiği bir bomba katliama giden sürecin başlamasına neden oldu.
Türkoğlu ilçesinden gelen bir grup faşist, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” ve “Müslüman Türkiye” sloganlarıyla kitleyi Cumhuriyet Halk Partisi ve TÖB-DER binalarına saldırttı.
Bombanın patlamasından hemen sonra, Ülkücü Gençlik Derneği Maraş Şube Başkanı Mehmet Leblebici ve 2. Başkan Mustafa Kanlıdere’nin talimatlarıyla bombayı attığı iddia edilen Ökkeş Kenger Ankara’ya ÜGD’ye telefon ederek “yardım” talebinde bulundu.
Ertesi gün Alevilerin oturduğu bir kıraathane bombalandı.
21 Aralık’ta iki Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (Töb-Der) üyesi öğretmenler öldürüldü.
22 Aralık’ta bu iki öğretmenin cenazesini taşıyanlara, faşistler “Komünistlerin, Alevilerin cenaze namazı kılınmaz” diyerek saldırdı.
Bağlarbaşı Camii İmamı Mustafa Yıldız, cuma vaazında şu cümleleri sarf etti:
“Oruç tutmak namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer Hacca gitmiş gibi sevap kazanır; bütün din kardeşlerimiz hükümete ve komünistlere, dinsizlere karşı ayaklanmalıdır; çevremizde bulunan Alevileri ve CHP’li Sünni imansızları temizleyeceğiz.”
Kalabalık dağılıp cenazeler ortada kalırken; güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karşılaşmayan saldırgan kalabalık, kent çarşısına yürüyerek Alevilere ve CHP’lilere ait işyerlerini tahrip etti. Saldırılarda 3 insan öldürüldü.
22 Aralık gecesi faşistler, Sünni mahallelerinde Alevilerin silahlı saldırı yapacağı iddiasıyla propagandaya girişti.
23 Aralık’ta Maraş’taki olaylar solculara ve Alevilere dönük bir kıyama dönüştü.
ANONSLA KATLİAM ÇAĞRISI
23 Aralık sabahına Maraşlılar belediye hoparlöründen yapılan şu anonslarla uyandılar:
“Alevi komünistler suya zehir kattılar”, “Aleviler Yörük Selim Mahallesi’nde din kardeşlerimizi katlediyor, yetişin ey Ümmet-i Muhammet”, “Allah’ını seven Müslümanlar Alevilere karşı din kardeşlerinin yardımına koşsun.”
Bu anonslar katliamın da çağrısıydı. Aralıksız dört gün süren katliamda saldırganlar önceden işaretledikleri Alevi evlerine baltalar, satırlar, sopalar ve ateşli silahlarla saldırıya geçti. Yaşlı, genç, çocuk demeden toplu kıyıma başlandı. Hamile kadınların karınları deşildi. Kadınlar, eşleri ve çocuklarının gözleri önünde tecavüze uğradı. Katliam olurken ortada güvenlik güçleri ise yoktu.
24 Aralık’ta sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ancak kentte hiçbir güvenlik gücü yoktu. Bu koşullarda 24 Aralık günü, faşistlerin çevre köy ve ilçelerden getirdiği silahlı grupların takviyesiyle, kıyım insanlık dışı boyutlar kazandı.
111 KİŞİ KATLEDİLDİ, SORUMLULAR HALA YARGILANMADI!
25 Aralık akşamı tamamen yatışan saldırılarda, resmen saptanabilen resmi olarak katledilen insan sayısı 111’di. Katliamın ardından, binlerce Alevi Maraş’ı kaçarcasına terk etti. 210 ev ve 70 işyeri yakılıp yıkılmıştı.
Hükümet aylarca direndiği sıkıyönetimi ilan etmek zorunda kaldı. Maraş Katliamı davası 1991 yılına kadar sürdü. Davanın 1 No’lu sanığı sonradan Şendiller soyadını alan ve milletvekili olan Ökkeş Kenger’di. Mahkum olanlar yıllar süren yargılamadan sonra indirimlerden yararlandı ve serbest kaldılar.
ECEVİT’İN ARŞİVİNDE AYRINTILAR
Olayların yaşandığı tarihte iktidarda bulunan CHP’nin Genel Başkanı ve dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in arşivinde yer alan ve katliamdan sonra kendisine yakın kaynakların ulaştırdığı rapor, Maraş Katliamı’nda MİT’in parmağı olduğunu gösteriyordu. Ecevit’in arşivindeki 3 Ocak 1979 tarihli raporda, MHP-MİT ilişkileri ve Maraş Katliamı ile ilgili şu ayrıntılar yer alıyor:
“CHP iktidarı devraldıktan sonra vuku bulan büyük olaylar (Malatya, Sivas ve Maraş) çıkacağına dair 1-2 ay evvelinden haber verilmediğinden yüzlerce vatandaşımızın can ve mal kaybına sebebiyet vermişlerdir. Önceden haber vermek bir tarafa, olayın yaratılmasında en etkin rolü oynamışlardır. Nitekim Maraş olayı MİT’ten…. müşterek planlamaları ile çıkartılmıştır. Türkeş, oraya ….’in tavassutuyla ….’u tayin ettirerek Güney bölgesini ele geçirmiş ve Maraş olaylarını tertip ettirmiştir, MİT olayın içinde olmasaydı Maraş’tan her türlü istihbaratı aylar evvel alır ve olayın zuhur etmesine meydan vermezdi.”
Katliamdan bir ay sonra yazılan MİT raporunda; ülkücülerin, solcularla onları destekleyen Alevilere “bir ders vermeye” karar verdiği bildirildi.
Raporda kararın, MHP il örgütü yöneticileriyle Ülkücü Gençlik Derneği üyeleri ve derneğin bir genel merkez yöneticisinin katıldığı toplantıda alındığı belirtildi. Başka bir MİT belgesinde ise bir sinemaya bomba atılması olayını ÜGD üyesi Ökkeş Kenger’in (Şendiller) düzenlediği, patlamanın ardından da solcular tarafından yapıldığı söylentisi yayıldığı raporda yer aldı. MİT, askeri de günlerce harekete geçmemekle suçladı.
Maraş Katliamı’nı başlatan Çiçek Sineması’na bomba atılması olayının faili ve sonradan açılan davanın bir numaralı sanığı Ökkeş Şendiller ise, devlet televizyonu TRT’nin 12 Eylül’ü konu alan “Şahların Labirenti” adlı belgeselinin Maraş Katliamı’ndan bahsedilen bölümüne, dönemin ülkü ocakları başkanı, BBP’nin helikopter kazasında ölen Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte katılmış ve ikisi de “tanık” olarak adlandırılmıştı. İkili, Maraş Katliamı’nı, “Aralarında Hrant Dink’in de bulunduğu komünist militanların gerçekleştirdiği”ni iddia etme cüreti sergileyebilmişlerdi.
MARAŞ DOSYALARI KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI’NDA, AVUKATA VERİLMİYOR
Maraş Katliamı dosyası sessizce kapatıldı. Maraş Katliamı dava dosyasının müdafi sıfatıyla inceleme talebi Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından ‘devlet sırrı’ gerekçesiyle reddediliyor.