Etiket: meclis

  • ‘Çerçeve Yasa’ yolda!

    ‘Çerçeve Yasa’ yolda!

    PİRHA- Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair beklenen yasal düzenlemelere ilişkin konuşan Adalet Bakanı Akın Gürlek, yasa çalışmasının yakın zamanda Meclis’e geleceğini belirtirken, DEM Partili yetkililerde hazırlığın sürdüğünü söyledi.

    Adalet Bakanı Akın Gürlek, Rize Valiliği’nde yaptığı basın toplatısında Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair beklenen yasal düzenlemelere ilişkin konuştu.

    Gürlek, süreç ile ilgili yasa çalışmasının kısa sürede Meclis’e geleceğini söyleyerek, “İnşallah bir yasa çalışması Meclis’e gelecek. Artık yüzyılın devlet projesinin son aşamalarına kadar, birçok kazasız belasız önemli bir yol ayrımına geldik. İnşallah kanunla da taçlanacak. Çok kısa sürede de bu kanun inşallah yürürlüğe girecek” dedi.

    MA’ya konuşan ve iktidarın hukuk kurmaylarının Adalet Bakanlığı bünyesinde bir yasal çerçeveyi hazırladığını söyleyen DEM Partili yetkili, önümüzdeki hafta yapılan görüşmelerden sonra DEM Parti İmralı Heyeti’nin tekrar İmralı Adası’na giderek Abdullah Öcalan ile görüşeceğini söyledi.

    HABER MERKEZİ

     

     

  • Öğretmenlere ters kelepçe!-VİDEO

    Öğretmenlere ters kelepçe!-VİDEO

    PİRHA- Meclis önünde açıklama yapmak isteyen Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyesi öğretmenler ters kelepçe takılarak gözaltına alındı.

    Taban maaş, güvenceli çalışma ve mülakat mağduriyetlerinin giderilmesi talebiyle Meclis önünde açıklama yapmak isteyen Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyesi öğretmenlere polis müdahale etti.

    Sendika yöneticilerinin de aralarında olduğu 41 öğretmen ters kelepçe takılarak gözaltına alınırken, eylemlerini Sakarya Caddesi’nde sürdüren öğretmenler gözaltına alınan arkadaşlarının serbest bırakılmasını istedi.

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, sanal medya hesabından yaptığı açılamayla bugün Güvenpark’taki eylem sırasında gözaltına alınan tüm öğretmenlerin serbest bırakıldığını bildirdi.

    HABER MERKEZİ

     

  • Kadınlar 12. Yargı Paketi’ne karşı sokakta olacak: Yargı değil gasp paketi!

    Kadınlar 12. Yargı Paketi’ne karşı sokakta olacak: Yargı değil gasp paketi!

    PİRHA- Bugün bir çok kentte kadınlar “12. Yargı Paketi’ne Hayır demek” için sokaklara çıkacak.

    Meclis’e sunulması beklenen 12. Yargı Paketi’ne tepkiler yükselmeye devam ediyor. Kadınlar, Diyarbakır, Ankara, Antakya, Antalya, Bodrum, Bursa, Çanakkale, Datça, Didim, Erzincan, Eskişehir, Antep, İstanbul, Kuşadası, Manisa, Menteşe, Mersin, Ordu, Urfa ve Urla’da sokağa çıkacak.

    Kadınlar,  “İktidarın “yargı paketi” adı altında önümüze getirdiği 12. Yargı Paketi, adalete erişimi güçlendirmiyor; kadınların, LGBTİ+’ların ve çocukların haklarını torba yasa içinde gasp etmeyi amaçlıyor. Bu yüzden 12. Yargı Paketi’ni topyekûn ve esastan reddediyoruz. On yıllar süren mücadelemizle elde ettiğimiz kazanımlarımızdan, eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz. 12.Yargı Paketi’ne hayır!” diyecek.

    HABER MERKEZİ

     

  • Ortaca Olayları Meclis gündeminde: Celal Fırat’tan yüzleşme çağrısı-VİDEO

    Ortaca Olayları Meclis gündeminde: Celal Fırat’tan yüzleşme çağrısı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Muğla’nın Ortaca ilçesinde 5-16 Haziran 1966 tarihleri arasında Alevi Tahtacı yurttaşları hedef alan saldırıların yıl dönümü dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuştu. Fırat, aradan 60 yıl geçmesine rağmen Ortaca’da yaşananların hafızalardaki yerini koruduğunu belirterek, geçmişle yüzleşme çağrısı yaptı.

    Meclis Genel Kurulu’nda söz alan Fırat, Ortaca olaylarının yalnızca bir ilçede yaşanan saldırılar olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak, Türkiye’nin demokrasi ve toplumsal barış tarihinde derin izler bırakan acı olaylardan biri olduğunu ifade etti.

    Ortaca’da Alevi Tahtacı yurttaşların nefret söylemleri, kışkırtmalar, saldırılar ve yağmalarla karşı karşıya bırakıldığını hatırlatan Fırat, yurttaşların korku ve baskı ortamında yaşamaya zorlandığını söyledi.

    Geçmişte yaşanan acılarla yüzleşilmeden ortak bir gelecek kurulamayacağını dile getiren Fırat, mağdurların hafızasına ve hakikat arayışına sahip çıkmanın toplumsal barış açısından önemli olduğunu belirtti.

    Fırat, konuşmasının sonunda, “Bir daha hiçbir yurttaşın inancı, kimliği ve yaşam tarzı nedeniyle hedef alınmadığı, eşit yurttaşlığın, adaletin ve toplumsal barışın hakim olduğu bir coğrafya umuduyla Ortaca olaylarında yaşamını yitiren, zulme uğrayan bütün canlarımızı saygıyla anıyorum” ifadelerini kullandı.

    HABER MERKEZİ

  • Meclis’te ‘Suriye’de Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı: İmzalar partilere sunuldu!-VİDEO

    Meclis’te ‘Suriye’de Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı: İmzalar partilere sunuldu!-VİDEO

    PİRHA-Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun desteğiyle yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar TBMM’ye teslim edildi. Meclis’te düzenlenen basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu ile DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de Aleviler başta olmak üzere azınlıklara yönelik hak ihlalleri ve kadınlara dönük şiddet iddialarına dikkat çekerek uluslararası topluma acil harekete geçme çağrısında bulundu.

    Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun imzasıyla yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne teslim edildi. Aralarında Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), SYKP, Suriye İnsan Hakları Topluluğu temsilcileriyle Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay’ın yer aldığı heyet, Meclis’te grubu bulan DEM Parti, CHP, Yeni Yol Grubu ile EMEP ve TİP milletvekilleriyle görüştü. Görüşmenin ardından basın toplantısı düzenlendi.
    “ÖZELLİKLE SURİYE’DE YAŞAYAN ALEVİLERE SOYKIRIM YAPILMIŞTIR”

    Basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, Suriye’de rejim değişikliğinin ardından özellikle Alevilere yönelik ağır saldırılar yaşandığını ifade etti. Bu saldırıların zamanla Hristiyanlara, diğer azınlıklara ve laik Sünnilere kadar genişlediğini belirten Mullaoğlu, son dönemde kadınlara yönelik tecavüz, kadın kaçırma ve çocuk kaçırma olaylarının sürdüğünü söyledi.

    Sadece Alevi kimliği nedeniyle insanların işlerinden çıkarıldığını, emekli olanların ise emekli maaşlarının kesildiğini iddia eden Mullaoğlu, farklı siyasi partilerden ve çeşitli toplumsal kurumlardan temsilcilerin ortak bir insani duruş sergilemek amacıyla bir araya geldiklerini ifade etti.

    “72 MİLLETE BİR GÖZLE BAKAN BİR İTİKAT İNANCI MENSUPLARIYIZ”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise Aleviliğin 72 millete bir gözle bakan bir inanç olduğunu kaydederek, zulmün kimden geldiğine bakmaksızın her türlü baskının karşısında durduklarını dile getirdi. Esad döneminde yaşanan hak ihlallerini de hiçbir zaman savunmadıklarını belirten Fırat, kim olursa olsun zulmün karşısında olduklarını söyledi.

    “SURİYE’DE ALEVİLERİN YAŞAM HAKKINI VE HALKLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME HAKKINI SAVUNUYORUZ”

    Konuşmasının devamında Celal Fırat, dünyanın farklı ülkelerinden bireyler ve kurumlar olarak Suriye’de yaşanan şiddet, baskı ve insan hakları ihlalleri karşısında sessiz kalmayı reddettiklerini belirtti.

    Suriye’de Alevilerin yaşam hakkının korunması, azınlıkların güvence altına alınması ve halkların kendi kaderini tayin etme hakkının savunulması amacıyla uluslararası bir imza kampanyası yürüttüklerini ifade eden Fırat, sivillere yönelik saldırıların durdurulmasını ve kadınlara karşı işlenen suçların soruşturulmasını talep ettiklerini söyledi.

    “ALEVİ, DÜRZİ VE HRİSTİYAN TOPLULUKLAR SİSTEMATİK ŞİDDETLE KARŞI KARŞIYA”

    Celal Fırat, bugün başta Aleviler, Dürziler ve Hristiyan topluluklar olmak üzere birçok halkın sistematik şiddet, zorla yerinden edilme ve etnik-dinsel temizlik uygulamalarıyla karşı karşıya kaldığını belirtti. Yaşananların tekçi ve köktendinci bir yönetim anlayışının sonucu olduğunu savunan Fırat, HTŞ ve diğer silahlı grupların işlediği iddia edilen insan hakları ihlallerine ilişkin uluslararası raporların her geçen gün arttığını söyledi.

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Uluslararası Af Örgütü, Human Rights Watch, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ve Suriye İnsan Hakları Ağı tarafından yayımlanan raporlara işaret eden Fırat, başta Aleviler olmak üzere seküler yaşam tarzını benimseyen birçok kişinin işlerinden uzaklaştırıldığını, mülksüzleştirildiğini ve ekonomik baskılarla karşı karşıya bırakıldığını söyledi.

    “ALEVİ KADINLARA YÖNELİK SALDIRILAR ARTIK SON DERECE TEHLİKELİ BİR BOYUTA ULAŞMIŞTIR”

    Konuşmasının önemli bir bölümünü kadınlara yönelik ihlallere ayıran Celal Fırat, 2025 yılı boyunca çok sayıda Alevi ve Kürt kadınının ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldığını söyledi. Uluslararası kuruluşların raporlarında özellikle Alevi kadın ve kız çocuklarının kaçırılması, cinsiyete dayalı şiddete uğraması, zorla evlendirilmesi ve kimliklerinden koparılması riskinin giderek arttığının ortaya konulduğunu belirtti.

    Kadınların kaçırılmasının “İslam’ı seçti”, “gönüllü ayrıldı” ya da “Allah yolunda gitti” gibi söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışıldığını ifade eden Fırat, bu şekilde kaçırma ve alıkoyma olaylarının görünmez hale getirildiğini söyledi.

    “BETÜL SÜLEYMAN ALUŞ VAKASI EN ÇARPICI ÖRNEKLERDEN BİRİDİR”

    Celal Fırat, 29 Nisan 2026 tarihinde kaçırıldığı belirtilen Betül Süleyman Aluş olayının bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri olduğunu söyledi. Ailesinden edinilen bilgilere göre Aluş’un Ceble’de HTŞ kontrolündeki ve Selefi-Vahhabi anlayışın dayatıldığı bir kız yurdu veya eğitim merkezinde tutulduğunun iddia edildiğini aktaran Fırat, genç kadının özgür iradesini kullanıp kullanamadığı ve ailesiyle iletişim kurup kuramadığı konusunda ciddi endişeler bulunduğunu ifade etti.

    Betül Süleyman Aluş ve benzer durumda bulunan kadınlar için sessiz kalmanın yalnızca bireysel bir özgürlük ihlaline göz yummak anlamına gelmediğini belirten Fırat, bunun aynı zamanda Alevi toplumuna yönelik sistematik baskı politikalarının yaygınlaşmasına zemin hazırladığını söyledi.

    “ULUSLARARASI RAPORLARDA BELGELENEN İHLALLER”

    Celal Fırat, Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu ile Human Rights Watch’un raporlarında kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik yöntemler olarak yer aldığını ifade etti.

    Aralık 2024 sonrasında ve Mart 2025’te Alevilere yönelik saldırılarda 1.400’den fazla kişinin hayatını kaybettiğinin raporlara yansıdığını belirten Fırat, işkence vakaları ve sistematik mülk yıkımlarının da belgelendiğini söyledi. Temmuz 2025’te Süveyda’da Dürzi toplumuna yönelik saldırılarda 1.500’den fazla kişinin yaşamını yitirdiğini, Ocak 2026’da ise Halep’te Kürt yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar sonucunda yaklaşık 100 ila 150 bin sivilin yerinden edildiğini hatırlattı.

    Kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik saldırı yöntemleri arasında yer aldığını belirten Fırat, keyfi tutuklamalar, zorla kaybetmeler, işkence ve gözaltında ölümlerin de yaygın şekilde rapor edildiğini ifade etti.

    “ULUSLARARASI TOPLUMA VE KADIN ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRIDIR”

    Celal Fırat, Suriye’de yaşananların yalnızca bir güvenlik sorunu olmadığını, halkların var olma, inançlarını özgürce yaşama ve kendi geleceklerini belirleme mücadelesi olduğunu söyledi. Alevi, Dürzi, Hristiyan ve Kürt toplumlarına yönelik saldırıların ülkenin çoğulcu yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan baskı politikalarının parçası olduğunu belirtti.

    Fırat, Betül Süleyman Aluş ve benzer şekilde kaçırıldığı belirtilen tüm kadınların derhal özgürlüklerine kavuşturulmasını, Suriye’de başta Alevi kadınlar olmak üzere tüm kadınlara yönelik kaçırma, cinsel şiddet, zorla evlendirme ve ideolojik baskı uygulamalarının sona erdirilmesini istedi.

    HTŞ’ye bağlı silahlı grupların Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik işlediği iddia edilen suçların bağımsız uluslararası bir soruşturma komisyonu tarafından araştırılması, sivillere yönelik saldırılar ile etnik ve dinsel temizlik uygulamalarının durdurulması, insan hakları ihlallerinin bağımsız mekanizmalar tarafından izlenmesi ve sorumlular hakkında etkin yargı süreçlerinin işletilmesi çağrısında bulunan Fırat, halkların kendi kaderini tayin etme hakkına saygı gösterilmesi ve azınlıkların güvenliğinin güvence altına alınması gerektiğini belirtti.

    Uluslararası toplumu, insan hakları kuruluşlarını, kadın örgütlerini ve demokratik kurumları Suriye’de yaşanan insan hakları ihlallerine karşı sessiz kalmamaya davet eden Celal Fırat, kaçırılan kadınların özgürlüğüne kavuşturulması ve Suriye’de tüm halkların eşit, özgür ve güvenli yaşayabileceği demokratik bir gelecek için uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi çağrısı yaptı.

    PİRHA/ANKARA

  • Tülay Hatimoğulları: Barış ancak toplumla kurulur-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Barış ancak toplumla kurulur-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. “Barış ancak toplumla kurulur” diyen Hatimoğulları, başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı’nın artık elini taşın altına koyması gerektiğinin altını çizdi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis Grup Toplantısı’nda konuşuyor.

    Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan yüzlerce kurumun imzasıyla başlatılan “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamına dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “Suriye’de Alevilerin yaşadığı zulmü duyurmaya devam edeceğiz, duyurunların seslerini yükseltenlerin yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.

    Suriye’deki Alevi katliamına karşı dünyanın birçok kesiminde çok önemli çalışmalar yürütüldüğüne dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:

    “Bireyler ve kurumlar bu konudaki tepkilerini ortaya koyuyor. Suriye’de devam eden şiddet, baskı ve yıkım karşısında sessiz kalmayı reddeden Aleviler, demokrasi güçleri ve sosyalistlerin imza kampanyası başlattığını biliyoruz. Türkiye, Avrupa, Amerika, Avustralya’dan yüzlerce kurumun imzasıyla başlatılan Alevilere yönelik soykırımı durdurun şiarıyla topladıkları imzaları yarın Meclis’te yapacakları açıklamayla Meclise teslim edecekler. Yine aynı saatte İngiltere Parlamentosu’nun önünde basın açıklaması gerçekleşecek ve akabinde hem Birleşmiş Milletler (BM) hem de Avrupa Parlamentosu’na (AP) Alevi canlarımız ve birçok siyasi çevrenin imzasıyla oluşturulan raporu ileteceğiz. DEM Parti olarak bizler bu çalışmaların sonuna kadar yanındayız. Bizler Suriye’de Alevilere, Alevi kadınlara yapılan saldırılara ve soykırıma karşı çıktık, çıkmaya devam edeceğiz.

    ALEVİLERE YÖNELİK SOYKIRIMI DURDURUN

    Kadınlar kaçırıldı, tıpkı Êzidî kadınların kaçırıldığı gibi. 21’inci yüzyılda kadınlar köle pazarında satıldı, satılıyor. Şimdi basına yansıyan Betül Alluş isminde 21 yaşında Tişrin Üniversitesi’ndeki tıp öğrencisinin nasıl kaçırıldığına tanıklık ettik. Kaçırmakla kalmıyorlar, din değiştirmeye zorluyorlar. Zorla örtünmesi isteniyor ve böylece kamuoyunu etkilemeye çalışıyorlar. Ben Betül Alluş’un annesinin videosunu izledim. Bir annenin çığlığını bir çocuğunu ararken neler yaşadığını ve neler hissettiğini o videoda capcanlı görüyorsunuz. Betül Alluş’un de nasıl zorla din değiştirilmeye çalışıldığını ve nasıl videosunun nasıl zorla çekildiğine hep birlikte tanıklık ettik.

    Anayasa Mahkemesi’nin görevinin hak ve özgürlükleri korumaktır. Ancak son kararla kadınların yaşamsal önemde olan en temel ekonomik güvencelerinden biri hedef alınmış durumda. Haklarının korunması gereken ve bugüne kadar kadınların dişiyle tırnağıyla mücadele ede ede kazandıkları nafaka hakkına göz dikilmiş durumda. İnanın bu karar öyle sehven boşlukta falan verilmiş bir karar değil. Yıllardır nafakayı hedef alan kampanyaların çeşitli erkek gruplarının manipülasyonlarının ve iktidar çevrelerinde yükselen açıklamaların oluşturduğu siyasal atmosferin içinde alındı bu kararlar. Topluma aynı yalanlar tekrarlandı. Sanki milyonlarca kadın, ömür boyu yüksek nafaka alıyormuş gibi sahte bir tablo çizildi. Oysa gerçek bu değil, gerçek bambaşkadır. Nafaka alan kadınların büyük çoğunluğu çok düşük miktarda nafaka alıyor ve bazen bu nafakayı erkekler kesiyor, vermiyor kadınlara bu nafakayı.

    YOKSULLUK NAFAKASI KADINLARIN YAŞADIĞI DERİN EŞİTSİZLİĞİ GİDERMEYİ AMAÇLAYAN BİR MEKANİZMADIR

    Tartışmaya açtıkları yoksulluk nafakası erkeği mağdur eden değil, kadınların yaşadığı derin eşitsizliği gidermeyi amaçlayan bir mekanizmadır. Bu hakkı sanki bir haksız kazançmış gibi lanse etmeye çalışarak ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Bu bir kadın düşmanlığıdır. Bu yalnız bir ekonomik hakkın gasp edilmesi değildir. Türkiye’de kadın yoksulluğu derinleşirken, kadınların istihdama katılımları sınırlandırılırken, her gün birçok kadın erkekler tarafından katledilirken, nafaka hakkının elimizden alınması kabul edilebilir bir şey değildir. Nafaka hakkı az da olsa kadınların bir yaşam güvencesi. Bu nedenle nafakaya dönük her saldırı kadınların ekonomik bağımsızlığına bir saldırı olduğu kadar, aynı zamanda kadınların kazanılmış haklarına yönelik bir saldırıdır ve nafakayı sınırlandırmak adil değildir. Şimdi 12. yargı paketi gündemde ve çocuk haklarını esas alan koruyucu ve onarıcı politikaların yerine daha ağır cezaları ön plana çıkarıyorlar.  LGBT+ varlığını ve haklarını hedef alan düzenlemeler toplumsal cinsiyet eşitsizliğini büyütecek bir şekilde şekillendirilmeye çalışılıyor. Bu temel insan haklarına net olarak aykırıdır ve kabul edilemez.

    DEMOKRASİ, HUKUK KRİZİNİN DİBİNİ YAŞIYORUZ

    Yaşam mücadelesini en örgütlü biçimde yürütmeye “Kadın, Yaşam Özgürlük”, “Jin, Jiyan, Azadi” demeye devam edeceğiz.

    Yoksulluk her geçen gün artıyor. İktidar bu durumu örtmeye çalışıyor. Milyonlar açlık diye bağırıyor. Türkiye gıda enflasyonunda açık ara önde. Bir tarım ülkesi olan Türkiye’de çiftçi borçlu. Buna karşı daha güçlü sesimizi yükselteceğiz.

    Demokrasi, hukuk krizinin dibini yaşıyoruz. Cumhuriyet tarihi boyunca halk iradesi yargı ile, darbeyle sekteye uğratılmıştır. CHP’ye butlan kararı demokratik siyasetin yeniden dizayn edilmesidir. Demokratik siyaset alanın genişlemesini istiyoruz. Demokratik Cumhuriyetin inşasının mücadelesini veriyoruz. Barış ve demokratik toplum savunumuzun da bu mücadelenin temellerine dayandığını bir kere daha hatırlatmak isterim. Türkiye’nin 86 milyon yurttaşının karşı karşıya kaldığı bu antidemokratik uygulamalara karşı demokrasiye ve adil hukukun üstünlüğüne inanan herkesin ortak bir mücadele yürütmesi dışında bir seçeneğimiz kalmamıştır. Ve biz barış için, demokrasi için daha fazla mücadele etmek durumundayız. Ve bu dönemin özel olarak karakterine uygun olan iki cümle var ki o da barış ve demokrasi. Yani bizler barış ve demokrasi, barış ve demokrasi, barış ve demokrasi devam demeye ve bunun mücadelesini sonuna kadar vermeye devam edeceğiz.

    SÖZÜN GEREĞİ YAPILMALI VE HAREKETE GEÇİLMELİ

    Değerli halklarımız bütün Türkiye’nin yine merakla izlediği ve acaba ne olacak diye çokça soru sorduğu bir gündem var ki o da barış ve demokratik toplum süreci. Bu süreç şu an gerçekten son derece önemli bir eşikten geçiyor. Bir karar verme eşiğinden geçiyor. Bu eşikte toplumun beklediği ve sürece ivme kazandıracak olan yasal çerçevenin kendisidir. Çerçeve yasa bu sürecin teknik başlığı değildir. Bu sürecin barışın, hukukun, umudun bu süreçte güvence altına alınması ve tarihin ortak geleceğe bağlayacak olan en hayati eşiğin şimdi formülünü bulacağımız bir yasadır. Her bekleme ve her belirsizlik hem toplumda hem de müzakereyi yürüten tarafların soru işaretlerini büyütüyor. Güven duygusunu zayıflatıyor. Sayın Erdoğan şunu ifade etmişti. Süreci akılla, sağduyuyla, samimiyetle menzile ulaştırmada kararlıyız demişti. Ve ardından hayırlı işlerde çabuk olunmalı demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli. Yol alınmalı, mesafe katedilmeli. Bu süreç hiçbir anlamda dar manadaki bir hesaba, hiçbir taktik beklentiye sığdırılamaz, buna hapsedilemez. Çünkü bu süreç stratejiktir, tarihseldir, toplumsaldır. Bu nedenle bu çerçeve yasa iktidarıyla, muhalefetiyle toplumun bütün kesimlerini kapsayacak, paydaşları daraltan değil, genişleten bir içerikte hazırlanmalı.

    MECLİS KAPANMADAN YASA ÇIKSIN

    Barış ancak toplumla kurulur. Demokratik toplum ancak sorumluluklarla inşa edilebilir. Fakat Meclis gündemine dönüp baktığımızda ne ile karşılaşıyoruz biliyor musunuz? Şimdi 12’nci yargı paketinin paketinin geleceğinden bahsediliyor. Şimdilik edindiğimiz bilgilere göre bu paketin içinde genişleme yerine daralma, demokratikleşme yerine tam tersi demokratik hakların tırpanlanması var. Türkiye’nin asıl ihtiyacı hakları daraltan, demokrasiyi daraltan paketler değil. Tam tersi hakları arttıran, demokrasiyi genişleten paketlere ihtiyacımız var. Yani demokratikleşme yasalarına ihtiyacımız var. Son İmralı görüşmesinde Sayın Öcalan mevcut tıkanıklıkları ve gecikmeleri aşmaya dönük yeni bir formül ve yol haritası ortaya koymuştur. Sayın Öcalan sürecin hukuki zemini için çok yoğun bir çaba içindedir. İmralı heyetimiz de geçtiğimiz haftada çeşitli temaslarda bulundu. AKP ile aynı zamanda görüşme gerçekleştirdi. Bu çerçeve yasa da AKP ile görüşülmüştür. Heyetimiz görüşmede özel yasanın bir an önce hayata geçmesi ve bunun sürece sağlayacağı ivme konusunda yaptıkları görüşmelerde bunları AKP heyetine aktardılar. Meclis kapanmadan bu yasanın çıkmasının ne kadar önemli ve elzem olduğunun altını bir kez daha çizdiler. Bizler de buradan grup toplantımızda bunun ehemmiyetinin altını bir kez daha çiziyoruz.

    EN ÖNEMLİ SORUMLULUK İKTİDARDADIR

    Çerçeve yasanın geniş ve kapsayıcı olması son derece önemli. Çatışmalı süreçten demokratik sivil bir döneme geçişin zeminini oluşturabilmeli. Kürt sorununu terör ve güvenlik isimli daireden çıkarıp barış ve eşitlik, kardeşlik zeminine kavuşturmalı. Çatışma süreçlerinin kök nedenini ortadan kaldırmak için bir geçiş sürecine hizmet edebilmeli. Bu yasa mutlaka hukuki sonuçlar üretmeli. Çerçeve yasanın kapsayıcı karakteri 86 milyona nefes aldıracak, barış çabalarını büyütecek bir ilk adım olarak görülmeli. İkinci adımda çerçeve yasayla birlikte sürecin kurumsallaşmasına doğru güçlü bir adım atılabilir. Barışın inşası için devreye alınacak gerekli mekanizmalar süreci öngörülebilir hale getirebilir. Kurumsallaşmış süreç de barışın sigortası olur. Üçüncü adımda barışın yaşamsal hale gelmesi için Sayın Öcalan’ın rolü ve konumunun mutlaka tanımlanması lazım. Bundan kaçınılamaz. Bu adımda yani üçüncü adımda çerçeve yasanın hayata geçirilmesi, pozitif barışın eşiğinin geçilmesi konusunda ciddi anlamda bir yol alınmış olur. Bu eşiği atlamak bizlerin elindedir. Parlamentonun elindedir. Ama en önemli sorumluluk da iktidardadır. Çünkü bütün toplum biliyor ki yasanın çıkması için iktidarın öncelikle bu yasaya evet demesi gerekiyor. Çünkü çoğunluk kendilerinde. Parlamentodan çıkacak bir yasa için başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı’nın artık elini taşın altına koyması lazım. Yasama sürecini bu anlamıyla başlatması lazım.

    ACABA NE OLACAK BEKLENTİCİLİĞİNDEN HERKESİN MUTLAKA ÇIKMASI LAZIM

    Toplumun inanın yüzde 95’i barışın olması için canı gönülden duacı istekli ve mücadele eder. Ancak süreç uzadıkça bu sürece dair soru işaretlerinin gittikçe katmerlendiğini de mevcut olan iktidar da bilmeli. Bizler DEM Parti olarak sadece bugün barış demedik. Sadece bugün müzakere ve diyalog demedik. Biz çatışmaların en yoğun olduğu dönemde de müzakere kapılarını nasıl açabiliriz? Diyalog kapılarını nasıl açabiliriz diye her daim çalışma yürüttük. Barış demekten asla vazgeçmedik. Bakın Barış Anneleri bütün acıları ve kayıplarına rağmen barışın mücadelesini vermekten bir an bile geri durmadılar. Barış demeye devam ettiler. Ben sizlerin huzurunda bir kez daha verdikleri mücadeleyi buradan saygıyla selamlıyorum. Toplumun umut ettiği barış için sesimizi daha gür çıkarmalıyız. Daha fazla sahiplenmeliyiz. Bizler moralimizi, motivasyonumuzu, mücadele azmimizi bu süreçte acaba ne olacak beklentisiyle bunu yavaşlatmayalım. Buradan asla ve asla bir negatif duyguya kapılmayalım. Biraz önce belirttim. Biz savaşın ve çatışmanın en derin olduğu zamanda da barış dedik. Şimdi aynı moral ve motivasyonu daha ileri bir seviyeye taşıyarak acaba ne olacak beklenticiliğinden herkesin mutlaka çıkması lazım.

    GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ

    Bu ülkede kadınlar, gençler, doğa ve insan hakları savunucuları, Aleviler, farklı halklardan ve inançlardan canlarımız, insanlar barışın sesini kendi kulvarlarından daha fazla yükselttikçe biz bu iktidara o zaman adım attırabiliriz. Bu anlamıyla demokratik zeminde güçlerimizi farklı yerlerden yükselterek barış sesini bir ortak bileşkeye çevirirsek biz barışa o zaman daha çok yaklaşırız. Bundan hiç kimsenin kuşkusu ve şüphesi olmasın. Bakın tarih bu eşikte barışı oyalayanları değil cesaret gösterenleri yazacaktır. Hep birlikte barışın tarihini kesinlikle bizler yazacağız. Barışın tarihini bilinçle, umutla, emekle, mücadeleyle, örgütlülükle yazacağız ve barış kazanacak, barışın mutlaka kazanmasını sağlayacağız. Bu coğrafyada tesis edilmesi için de bedelin ne olursa olsun asla bir geri adım atmadan daha da ileriye yürüyeceğimizin sözünü burada bütün Türkiye yurttaşlarına veriyoruz.

    KONFERANS BARIŞ İÇİN OLDUKÇA ÖNEMLİ

    Bir grup aydın, yazar ve siyasetçinin çağrısıyla bu hafta sonu Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü tartışılacak. 13-14 Haziran’da İstanbul’da gerçekleşecek olan Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansını, Türkiye’nin demokrasisi, barışı ve ortak yaşam arayışını güçlendirmeye dair katkı sunacağına inanıyoruz bu konferansın. Otoriter değil demokratik Cumhuriyet ufkunun İnşa edilmesinin elzem olduğu bu süreçte aydınların, yazarların, sanatçıların böyle bir çalışmaya öncülük etmesi son derece önemli, son derece anlamlı. Bu bakımdan konferansın ortaya çıkaracağı tartışmaların ve önerilerin Türkiye’de barışın toplumsallaşmasına, demokratik dönüşüm arayışlarının güçlenmesine ve demokratik çözüm ufkunun genişlemesine katkı sunacağına yürekten inanıyoruz. Bu değerli girişim emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Barış ve ortak geleceğe inanan tüm kesimlerin bu tartışmayı sahiplenmesi son derece önemli.

    BİZ BU YOLU YÜRÜMEYE KARARLIYIZ

    Zor bir zamandan geçtiğimizin hepimiz farkındayız. Barışın yolunun, demokratikleşmenin yolunun zorlu bir yol olduğunu, ince, uzun ve aynı zamanda dikenli bir yol olduğunun hepimiz farkındayız. Ama biz bu yolu yürümeye kararlıyız. Tarih boyunca verdiğimiz emek, ödediğimiz bedeller, bezendiğimiz bilinç, yürüttüğümüz mücadele, dökülen alın teri, verilen emek bu mücadelenin daha ileriye taşınması içindir. Ve bizler barışın ve demokrasinin bu topraklarda inşa edilmesi ve demokratik cumhuriyete giden bütün yolları ardına kadar açmak için yola devam diyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kılıçdaroğlu Meclis’te yapacağı grup toplantısını CHP Genel Merkezi’ne aldı!

    Kılıçdaroğlu Meclis’te yapacağı grup toplantısını CHP Genel Merkezi’ne aldı!

    PİRHA- “Mutlak butlan” kararı ile CHP’nin Genel Başkanlığına geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu, grup toplantısı kararını verdi. Kılıçdaroğlu Meclis Grup toplantısına katılmayacağı açıklandı.

    Kılıçdaroğlu, yaptığı açıklamada, “Mahkeme salonlarında da söyledim bugün buradan bir kez daha ilan ediyorum: Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz! İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız! Şimdi kavga değil, omuz omuza durma vaktidir. Bütün yol arkadaşlarımı, bu köklü çınarın evlatlarını sükunete ve akla davet ediyorum. Gün, baba ocağına sahip çıkma günüdür! Tüm partililerimizi, ve yüreği bu ülke için çarpan her bir yurttaşımızı, saat 14.00’te omuz omuza bir grup toplantısı gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezimize, yani Baba Ocağımıza çağırıyorum. Biz biriz ve birlikteyiz.

    ” dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun açıklamasının ardından Meclis Dikmen kapısında bulunan Kılıçdaroğlu taraftarları CHP Genel Merkezi’ne geçti.

    HABER MERKEZİ

  • DEM Parti’den CHP’ye ‘Mutlak Butlan’ ziyareti!-VİDEO

    DEM Parti’den CHP’ye ‘Mutlak Butlan’ ziyareti!-VİDEO

    PİRHA- Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve beraberindeki heyet Meclis’te CHP grubuna dayanışma ziyareti gerçekleştiriyor.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve beraberindeki heyet Meclis’te CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i ziyaret etti.

    Ziyaret sonrası konuşan Özgür Özel, cumhuriyetin kurulduğu ilk günkü gibi Meclis’te olduklarını belirterek, DEM Parti’nin ziyaretinin anlamlı olduğunu söyledi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise, CHP Genel Merkezi’ne dönük polis müdahalesine tepki göstererek, “Bu demokrasi ve hukuk skandalıdır. Siyasete yapılan hiçbir müdahaleyi kabul etmiyoruz. CHP bu süreci dışarıdan bir el olmaksızın kendi demokratik olgunluğunda tamamlamalıdır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Meclis devreye girmeli, gecikmeden rolünü oynamalı-VİDEO

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Meclis devreye girmeli, gecikmeden rolünü oynamalı-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, barış sürecinde var olan sıkıntıların aşılması için siyasal iktidarın ve bir bütün olarak Meclis’in devreye girmesi ve hızlı bir şekilde gecikmeden rolünü oynaması gerektiğini belirtti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, gençliğin geleceksiz bırakılmak istendiğini vurgulayarak, gençlerin mücadelesinin yanında yer aldıklarını söyledi.

    “DEMOKRATİK YASAL ÇERÇEVE OLUŞTURULMALI”

    Barış ve Demokratik Toplum Sürecin’deki gelişmeleri de değerlendiren Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları ifade etti:

    “Kürt sorunun çözümü noktasında devam eden sürecin Türkiye’nin en önemli siyasal gündemlerinden biridir. Sürecin seyrinin toplum ve kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor. Toplumun öncelikli gündemi olan bu mesele elbette siyaset kurumunun da öncelikli gündemlerinden biri olmak durumundadır. Bu anlamda Sayın Bahçeli’nin önerdiği bazı somut adımlar sürecin ilerletilmesi açısından önemli. Yine yürütme adına yapılan açıklamalar var. Bu açıklamalarda da yasal boyutun gündemde olduğuna dair sözler sürecin ivme kazanması bakımından önem arz etmektedir. Sürecin yürümesi, başarıya ulaşması için Sayın Öcalan başta olmak üzere tüm muhataplar gerçek anlamda bir çaba içerisindedir. Bunu ifade etmek gerekiyor. Var olan sıkıntıların aşılması için siyasal iktidarın ve bir bütün olarak Meclis’in devreye girmesi ve hızlı bir şekilde gecikmeden rolünü oynaması gerekir.

    Bunlar görmezden gelinemez. Siyasal seyrin yasal adımlarla ivmeye kavuşturulması gerekir. Siyasal çerçevenin yasal çerçeveye kavuşturulması ve bu sürecin aciliyetini ifade etmek gerekiyor. Barışın hukuka ihtiyacı var. Bu anlamda Meclis Komisyon Raporu aslında gereken yasal adımları, atılması gereken adımları, yapılması gerekenlerin yol haritasını çok açık ve net bir şekilde hem Meclis için hem de yürütme için ortaya koymuştur. Hepimiz açısından yol haritası niteliğindedir. Bağlayıcı niteliktedir. Onun da altını çizmek isterim. En nihayetinde o rapora her birimiz imza koyduk. Yine önermiş olduğumuz varış izleme ve takip mekanizması kurulması gerektiğini de bir kez daha ifade etmek istiyoruz buradan. İktidarından muhalefetine, Kürt’ünden Türk’üne farklı inançlardan herkese ilaç gibi gelecek olan bu sürecin demokratik yasal çerçeve ile taçlandırılması ve nihayete ermesi gerekiyor. Bunun için de hep beraber çalışmak gerekiyor.”

    Enflasyon rakamlarına da dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Emekli olan yurttaşlar yoksullukla, açlıkla baş başa bırakılıyor. Bir cafeye gidip bir kahve içemeyecek, otobüs bileti alamayacak duruma gelmiş gençlik var. Ama buna dönüp bakan yok. Buna karşı sokakta, Meclis’te, fabrikada mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • CHP-DEM Parti ‘Ara Seçim’i konuştu-VİDEO

    CHP-DEM Parti ‘Ara Seçim’i konuştu-VİDEO

    PİRHA-CHP ile DEM Parti arasında ‘Ara seçim’ konuldu. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, ara seçimin yapılması için gerekli koşulların oluştuğunu belirterken, DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise ara seçim konusunda parti kurullarında istişare edeceklerini söyledi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Ekonomi Komisyonu Eş Sözcüsü Saruhan Oluç ve Dersim Milletvekili Ayten Kordu ile CHP Genel Başkan Yardımcıları Gökçe Gökçen, Gül Çiftçi ve CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’dan oluşan heyet Meclis’te görüştü.

    Görüşmede ara seçim ile Barış ve Demokratik Toplum Süreci konuşuldu.

    “ARA SEÇİM ŞART”

    Görüşme sonrası açıklama yapan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, ara seçimin yapılması için gerekli koşulların oluştuğunu belirterek, şunları ifade etti:

    “Erken seçim talebini karşılamayan AKP’nin anayasanın 78’inci maddesini hatırlatmakta fayda var. Çünkü ara seçim bir tercih değil bir zorunluluk. Anayasa 78 diyor ki; en son seçimlerin üzerinden 30 ay geçtikten sonra bir sonraki seçime de bir yıl varsa bu dönem içerisinde bir ara seçim yapılır. Eğer mecliste boşalmalar varsa. Peki Meclis’te boşalmalar var mı? Evet var. Bizim Kırıkkale, Afyon, Adıyaman ve Kastamonu milletvekillerimiz istifa etmek suretiyle seçimlere girdiler ve belediye başkanı seçildiler. Demek ki bu dört koltukta bir boşalma var.”

    “TARTIŞACAĞIZ”

    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise ara seçim konusunda istişarede bulunduklarını dile getirerek, şunları aktardı:

    “Her şeyden önce Can Atalay’ın bir an önce Anayasa Mahkemesi kararına uygun olarak cezaevinden Meclis’ e dönmesini bekliyoruz. Diğer taraftan tabii ara seçim konusunda gerçekten önemli bir görüşme gerçekleştirdik. Anayasa 78 ortada. Biz bu konuyu bir an önce kurullarımıza ileteceğiz, kurullarımızla tartışacağız ve bu görüşmenin sonuçlarını sizlerle de bu vesileyle paylaşacağız”

    “MÜZAKERE ZEMİNİNİ YENİDEN CANLANDIRMALIYIZ”

    Temelli, gazetecilerin Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile ilgili sorusuna da yanıt vererek, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un sürece dair de inisiyatif alması gerektiğini vurguladı:

    “Bizim yasa teklifimizi sunmamız o kadar zor bir şey değil ama bizim özellikle demokrasi, müzakere zemininin zenginleşmesi, buranın hareket etmesi önceliğimiz. Dolayısıyla bir yasa teklifini birlikte hazırlamak gibi önceliklerimiz var. Bütün partilere çağrımız bu yönde. Komisyonun zaten oluşması önemli bir müzakere zeminiydi. Bu müzakere zemini yeniden canlandırmak, hele ki bu kadar önemli bir yasanın konuşulduğu bir yerde canlandırmak çok çok önemli olacaktır diye düşünüyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Temelli: Özel yasa beklentimiz sürüyor!

    Temelli: Özel yasa beklentimiz sürüyor!

    PİRHA- Adalet Bakanlığı’nın 12’nci Yargı Paketi’nin Ekim ayına kaldığını belirten açıklamalarına dair konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, “Bu konuda Adalet Bakanlığı’ndan yapılan açıklama, Ekim ayında geleceği yönünde. Fakat özel yasaya dair beklentimiz sürüyor. Bayramdan sonra denmişti. Diğer bayrama neredeyse 2 haftadan az zaman kaldı. Dolayısıyla bu konuda beklentimiz sürüyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    Barış Anneleri’nin geçen hafta Meclis’te siyasi parti temsilcilerine gerçekleştirdiği ziyaretlere değinen Sezai Temelli, “Bu konuda siyasi partilerin inisiyastif almalarını, adım atmalarını, harekete geçmelerini talep ettiler. Onların burada olması çok çok önemliydi. Çünkü belki de bu meseleyi en derinden hisseden, bu acıya en çok katlanmış olan annelerdir. Tabii hem bu savaşta yitip gidenler hem faili meçhuller Cumartesi Anneleri gibi Türk ve Kürt annelerinin aslında bir ortak acısına işaret ettiler. Dolayısıyla çağrıları bütün annelerin ortak çağrısıydı” dedi.

    “SELAHATTİN DEMİRTAŞ HALA TUTSAK”

    Adalet Bakanlığı’nın 12’nci Yargı Paketi’nin Ekim ayına kaldığını belirten açıklamalarına dair konuşan Temelli, toplumun artık adaletsizliklere tahammülünün kalmadığını söyledi.

    Temelli, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    Siyasi tutsaklara yönelik zaten uygulanan bu kadar büyük adaletsizliğin yanı sıra adli mahkumların da beklentisinin yüksek olduğunu söyleyebilirim. Türkiye cezaevlerinde Adalet Bakanlığı’nın son istatistiklerine baktığımızda 421 bin hükümlü ve tutuklu var. Fakat cezaevinde olanlar 421 bin ama cezaevi dışında da 495 bin kişi denetimli serbestlikle yaşamını sürdürüyor. Tabii bunların içinde de 126 bin kişi adli kontrol koşullarında. Diğer taraftan cezaevlerinde yaklaşık 4 bin 700 çocuk bulunuyor. Cezaevlerindeki kapasite fazlasının 120 bin kişi olması nedeniyle beklenti de yüksek. Bir an önce çözüm bekleniyor.

    Kobanê Kumpas Davası’nın iddianamesi, yargılama süreci ve gizli tanık uygulamalarıyla bir kumpas davası olduğu ortada. İstinaf Mahkemesi bu konuda çok hızlı bir inceleme yaparak bu adaletsizliğe son verebilirdi. Ancak maalesef İstinaf Mahkemesi iki yıldır bu konuda adım atmış değil. Kaldı ki bildiğiniz gibi bu davanın yargılama aşamasında da sıklıkla dile getirildi, sonrasında da dile getirildi. En son 8 Temmuz’da zaten üçüncü kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Selahattin Demirtaş hakkında bir karar verdi. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi ortada, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ortada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ortada. Bu konuda karar verilmiş ve sevgili Selahattin Demirtaş hala tutsak. Buna bağlı olarak bu davada içeride olan arkadaşlarımız, tüm bu kumpasa rağmen cezaevinde tutsak olmaya devam ediyorlar.

    Biliyorsunuz Gezi kumpas davası, İstanbul Büyükşehir Belediye davası, Osman Kavala davası… Bu saatlerde bir başka kumpas davası, belki en ironik olanı, bir casusluk davası görülüyor. Bu casusluk davasında da yine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ile beraber Merdan Yanardağ da yargılanıyor. Kendisi bir gazeteci, yazar, hayatı boyunca kamuoyu önünde olmuş bir insan. Bir casusluk davasıyla yargılanabiliyor. Dolayısıyla kumpas davalarının nasıl davalar olduğu da bir kez daha ortaya çıkıyor

    Meclis’in önünde hukuk, adalet meseleleri yığınla beklerken, Meclis ne ile uğraşıyor? Bu hafta Varlık Barışı denen bir kanun teklifi ile uğraşacak. Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçen hafta geçti. 15 maddelik bir Varlık Barışı teklifi Meclis’e geliyor. Oysa bu hafta Dünya Çiftçiler Günü. Türkiye’nin en ciddi sorunlarından biri tarım alanında yaşanıyor. Çiftçilerin sorunlarını çözecek, tarım meselesine çözüm getirecek bir yasa teklifinin Meclis’te olmasını bekliyorduk. Fakat böyle bir yasa teklifi yok. Onun yerine ne var? Ukrayna’dan buğday ithalatı var. İtalya’dan elma, İran’dan portakal, Sri Lanka’dan çay ithalatı var. Dolayısıyla tarımın hali böyle ve ondan sonra Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 35. Bu ülkede açlık var, yoksulluk var. Bakın, Ukrayna ile İran savaşta. Savaşta olan iki ülkeden biz ithalat yapmak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla ülkenin tarım politikası çökmüştür. Neden? Çünkü siz tarım arazilerini madenlere, enerji şirketlerine açarsanız, bu sonuçları da yaşarsınız.

    Yeni petrol fiyatı bu sabah itibarıyla 105 dolara yükseldi. Diğer taraftan, enflasyonla ilgili hiçbir hesabın tutmadığı bir tabloyla bir kez daha karşı karşıyayız. Yıl sonu beklentileri her geçen gün yeniden revize ediliyor. Bu fiyat artışlarıyla ve mevcut yöntemlerle enflasyonla mücadele etmek mümkün görünmüyor. Ancak yoksulu ve işçiyi en çok etkileyen kalemler gıda ve kira enflasyonudur. Bu iki kalem, enflasyonda belirleyici hale gelmiş durumda. Bu gelişmelere rağmen ücretlerin hızla eridiğini ve satın alma gücünün düştüğünü görüyoruz. Ücretlerde, emekli maaşlarında, asgari ücrette ve kamu emekçilerinin ücretlerinde acilen bir düzenleme yapılması ihtiyacı bulunmaktadır

    Ülke barışa bu kadar hasretken, sermayenin en kirli kesimine varlık barışı getiriliyor. Çünkü sermayenin kayıt dışı olan kesimine 9’uncu kez varlık barışı geliyor. Daha önce getirilen 8 varlık barışının sonuçları ortadayken şimdi yeni bir varlık barışı daha gündeme alınıyor. Varlık barışının 31 Temmuz 2027’ye kadar uzatılması ise akıllara şu soruyu getiriyor; ‘Seçime giderken, seçim finansmanı için bu kayıt dışı kesime mi ihtiyaç var?’ Diğer taraftan bu paranın hesabı sorulmayacak. Adı üzerinde kayıt dışında kalmış, yani vergilendirmemiş, vergiden kaçmış bir kaynağa siz diyorsunuz ki: ‘Yeter ki getir ben hesap sormayacağım’ hatta ‘incelemeyeceğim ve denetlemeyeceğim. Olur da es kaza denetlersem ortada vergilendirilecek bir kaynak bulursam, sen de ona dersin ki varlık barışından getirdim.

    Birleşmiş Milletler (BM) İklim Zirvesi COP31, iklim krizine karşı Türkiye’de toplanacak. İklim krizine karşı Türkiye’de bu toplantının yapılması zaten başlı başına bir kara mizah. Çünkü doğa talanı, ekokırım, bütün bu meseleler ortadayken bu toplantı Türkiye’de, Antalya’da yapılacak. Peki geçen bu madde neye dairdi? Bu toplantı yapılırken, bu toplantıya katılacak olan şirketlere muafiyet geliyordu. Yani onların gümrük vergisinden muaf olması, şirketlerin getireceği ürünlerin KDV’den muaf olması sağlanıyordu. Peki bu şirketler buraya iklim krizi ile mücadele için gelen insanlara hizmete mi geliyorlar, yoksa burası bir fuar ve buraya ürün satmaya mı geliyorlar? Bununla da sınırlı kalmadı. Yine orada tam da COP31 için bir inşaat alanı söz konusu. Bu inşaatın verildiği şirket ki bir orman katliamıyla anılan bir şirket, orada yine çok sayıda ağacı kesecek.

    “ÖZEL YASA BEKLENTİMİZ SÜRÜYOR”

    Konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Temelli, 12’nci Yargı Paketi ile “özel yasa” arasında bir ilişkinin olup olmadığına dair soruya şu yanıtı verdi:

    “12’nci Yargı Paketi ile özel yasanın bir ilişkisi yok. 12’nci Yargı Paketi, bildiğiniz gibi diğer 11 standart yargı paketi gibi bir düzenlemeyi barındırıyordu. Dolayısıyla özel yasa ve ona bağlı infaz kanunuyla bir ilişkisi yok. Ancak yine de 12’nci Yargı Paketi’ndeki düzenlemelere dair kamuoyunda bir beklenti vardı. Bu konuda Adalet Bakanlığı’ndan yapılan açıklama, Ekim ayında geleceği yönünde. Fakat özel yasaya dair beklentimiz sürüyor. Bayramdan sonra denmişti. Diğer bayrama neredeyse 2 haftadan az zaman kaldı. Dolayısıyla bu konuda beklentimiz sürüyor.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Celal Fırat: Dersim ve üç fidan bir hafızadır!-VİDEO

    Celal Fırat: Dersim ve üç fidan bir hafızadır!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada 6 Mayıs 1972’de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile 4 Mayıs 1937 Dersim Tertelesi’ni andı. Fırat, “Hakikat geciktirilir ama yok edilemez” diyerek devletin resmi özür dilemesi ve hakikat komisyonu kurulması çağrısında bulundu.

    “ÜÇ FİDAN BİR HALKIN HAFIZASINA YÜRÜDÜ”

    Konuşmasına 6 Mayıs 1972’de idam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını anarak başlayan Celal Fırat, bu isimlerin birer “vicdan” bıraktığını vurguladı. Fırat, şu ifadeleri kullandı:

    “54 yıl önce bugün, 6 Mayıs 1972’de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan bir sehpaya değil, bir halkın hafızasına yürüdüler. Onlar bu ülkeye yalnızca mücadele değil, baş eğmeyen bir vicdan bıraktılar. ‘Tam bağımsız Türkiye’ derken; ekmeğin adil bölüşüldüğü, kimsenin kimliğinden dolayı ezilmediği, emeğin değer gördüğü bir memleket düşlediler.”

    “DERSİM SADECE BİR COĞRAFYA DEĞİL, BİR YARADIR”

    4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararının ardından başlayan “Dersim Tertelesi”ne dikkat çeken Fırat, yaşananları “büyük bir insanlık trajedisi” olarak tanımladı. Konuşmasında katliamın boyutlarını ve “Dersim’in Kayıp Kızları” dramını hatırlatan Fırat, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam sürecindeki hukuksuzluklara değindi.

    Seyit Rıza’nın son isteğinin dahi yerine getirilmediğini belirten Fırat, Oğlu gözleri önünde asıldı. Geride yakılmış bir coğrafya, parçalanmış aileler, kefensiz bedenler ve kapanmayan bir yara kaldı,” dedi.

    Milletvekili Celal Fırat, geçmişle yüzleşmenin toplumsal iyileşme için zorunlu olduğunu belirterek TBMM’ye şu somut adımların atılması için çağrıda bulundu:

     1937-38 Dersim Katliamı için bir “Hakikat ve Araştırma Komisyonu” kurulmalıdır.

     Devlet, resmi olarak Dersimlilerden ve Alevi toplumundan özür dilemeli, tüm arşivleri açmalıdır.

    Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalı, itibarları iade edilmelidir.

    “Tunceli” adı kaldırılarak “Dersim” ismi iade edilmelidir.

    Konuşmasının sonunda Alevilerin eşit yurttaşlık hakkının Türkiye’nin ortak geleceği olduğunu savunan Fırat, Seyit Rıza’nın “Ben sizin yalanlarınızla baş edemedim bu bana dert oldu; ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun” sözlerini hatırlatarak; eşitlik, adalet ve yüzleşme vurgusuyla sözlerini noktaladı.

    PİRHA/ANKARA

  • Celal Fırat’tan Meclis’e ‘Dersim Tertelesi’ önergesi: 89 yıllık karanlık aydınlatılsın!

    Celal Fırat’tan Meclis’e ‘Dersim Tertelesi’ önergesi: 89 yıllık karanlık aydınlatılsın!

    PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Dersim Tertelesi’nin 89. yılı dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına soru önergesi verdi. Fırat, 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla başlayan sürecin yarattığı tahribatın onarılması ve hakikatlerin açığa çıkarılması için Meclis’i sorumluluk almaya çağırdı.

    “ARŞİVLER AÇILSIN MEZAR YERLERİ AÇIKLANSIN”

    Milletvekili Fırat, sunduğu önergede resmi verilere dayanarak 13 bin 160 kişinin katledildiğini, yaklaşık 12 bin kişinin ise sürgün edildiğini hatırlattı. Katliamın izlerinin halen taze olduğunu vurgulayan Fırat, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin gizli tutulmasının vicdani ve hukuki bir yara olduğunu belirtti.

    Önergede dikkat çeken en önemli noktalardan biri, 2012 yılında 5 bin 233 mağdur yakınının TBMM Dilekçe Komisyonu’na yaptığı başvuru süreci oldu. Fırat, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011 yılındaki “devlet adına özür dileme” açıklamasının ardından yapılan bu başvuruların tam 11 yıl sonra yanıtlandığını ifade etti.

    2023 yılında mağdur yakınlarına gönderilen cevapta, konunun komisyonun yetki alanına girmediği gerekçesiyle işlem yapılamayacağı bildirildi. Fırat, bu durumu şu sözlerle eleştirdi:

    “Binlerce mağdura 11 yıl bekledikten sonra böylesine olumsuz bir cevap verilmesi, TBMM’nin tarihsel sorumluluğuna gölge düşürmektedir.”

    Celal Fırat, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından yazılı olarak cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:

    Tenkil kararlarının alındığı 4 Mayıs gününde, TBMM Başkanlığı adına resmi bir taziye ve anma mesajı yayımlanacak mıdır?

    5 bin 233 yurttaşın talepleri doğrultusunda, hakikatlerin araştırılması ve hukuki adımların atılması için yeni bir komisyon kurulması yönünde irade gösterilecek midir?

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti’den Gülistan Doku çıkışı: Süleyman Soylu da sorgulanmalı!

    DEM Parti’den Gülistan Doku çıkışı: Süleyman Soylu da sorgulanmalı!

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, yaptığı basın açıklamasında, Gülistan Doku soruşturmasının eski vali Tuncay Sonel ile sınırlı kalmaması gerektiğini ve Süleyman Soylu’nun da soruşturmaya dahil edilmesi gerektiğine dikkat çekti.

    DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te yaptığı açıklamada Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Koçyiğit, soruşturmanın yalnızca dönemin Tunceli Valisi ile sınırlandırılamayacağını vurguladı.

    Koçyiğit, şunları söyledi:

    “Peki bu mesele sadece gerçekten Vali ile mi sınırlıdır? Vali ile sınırlı olduğunu düşünmüyoruz. Vali’nin çok yakın arkadaşı, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da sorgulanmalıdır, ifadesi alınmalıdır. Sorumluluğu vardır.”

    Koçyiğit’in açıklaması, Gülistan Doku dosyasının genişletilmesi ve dönemin yetkililerinin de sürece dahil edilmesi gerektiği yönündeki çağrıları güçlendirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ayten Kordu’dan Meclis’e Gülistan Doku önergesi: Zincirleme delil karartma süreci aydınlatılmalıdır!

    Ayten Kordu’dan Meclis’e Gülistan Doku önergesi: Zincirleme delil karartma süreci aydınlatılmalıdır!

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Gülistan Doku soruşturması için Adalet Bakanlığı’na sorulmak üzere soru önergesi verdi. Aynı zamanda Meclis bünyesinde ‘Araştırma Komisyonu’ kurulması için de Meclis Başkanlığı’na önerge sundu.

    5 Ocak 2020’de kaybettirilen Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun akıbetine ilişkin soruşturmada son dönemde yaşanan gelişmeler, dosyanın başından itibaren ciddi usulsüzlükler ve delil karartma iddialarını yeniden gündeme taşıdı. Altı yılı aşkın süredir sonuçlanamayan soruşturma için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve Adalet Bakanlığı’nın devreye girmesi istendi.

    “GÜLİSTAN İÇİN MECLİSTE ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALIDIR”

    Dersim Milletvekili Ayten Kordu, TBMM Başkanlığı’na sunduğu önergeyle olayın cinayet boyutu, soruşturmanın yürütülüş biçimi ve kamu görevlilerinin olası sorumluluklarının araştırılması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etti. Kordu, “Kadınlara karşı işlenen ve üstü kapatılmaya çalışılan suçların tekrar yaşanmaması için etkin soruşturma yürütülmeli” dedi.

    Önerge gerekçesinde, olayın başından itibaren yanlış yönlendirmeler yapıldığı, soruşturmanın belirli bir senaryo doğrultusunda ilerlediği, delillerin sistematik şekilde karartıldığı vurgulandı. Kordu, TBMM’nin etkin bir şekilde devreye girmesinin hem Gülistan Doku dosyası hem de benzer kadın kayıplarının aydınlatılması açısından kritik olduğunu belirtti.

    KORDU: USULSÜZLÜK VE DELİL KARARTMA OLAYLARI AÇIĞA ÇIKARILMALIDIR

    Kordu, ayrıca Gülistan Doku’nun akıbetine ilişkin yürütülen soruşturmadaki usulsüzlük ve delil karartma iddialarını, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yanıtlaması üzerine yazılı soru önergesi verdi.

    Kordu’nun hazırladığı önergede, soruşturmanın başından itibaren ciddi usulsüzlükler, delil karartma şüpheleri ve kamu görevlilerinin olası müdahalesi olduğuna dikkat çekildi. Özellikle dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’in de aralarında bulunduğu 13 kişinin gözaltına alınmasının, dosyanın “cinayet” şüphesine evrildiğini gösterdiği belirtildi.

    Önergede, Gülistan Doku’ya ait telefonun SIM kartının adli mercilere teslim edilmesi gerekirken, önce dönemin valisine ardından Ankara’da bir siber çeteye verildiği; bu sırada bir polis memurunun sosyal medya hesaplarına girerek veri transferi yaptığı ve bazı arkadaşların silindiğinin tespit edildiği ifade edildi. Bu gelişmelerin, organize ve zincirleme bir delil karartma sürecine işaret ettiği vurgulandı.

    Ayrıca HTS kayıtları ve banka hareketlerinde, dönemin valisi ile polis memuru arasında iletişim ve para transferi iddialarının bulunduğu; hastane kayıtları ve üniversiteye ait kamera görüntülerinin de üzerinde oynandığı öne sürüldü. Buna karşın dönemin Valisi, Başsavcısı, Emniyet Müdürü ve Munzur Üniversitesi yönetimi gibi üst düzey kamu görevlilerinin bugüne kadar soruşturma kapsamına alınmamış olması “ciddi bir eksiklik” olarak değerlendirildi.

    Ayten Kordu, önergesinde şu soruların yanıtlanmasını talep etti:

    1. Gülistan Doku dosyasında dijital delillerin silindiği iddiaları hakkında hangi adli işlemler yapılmıştır?
    2. HTS ve banka kayıtlarında delil karartma karşılığı para transferi olup olmadığına dair hangi incelemeler yürütülmüştür?
    3. Hastane kayıtlarının silindiği iddiası doğru mudur, bu konuda herhangi bir kamu görevlisi hakkında işlem yapılmış mıdır?
    4. Munzur Üniversitesi kamera kayıtlarının değiştirildiği iddiası kapsamında hangi işlemler gerçekleştirilmiştir?
    5. Cinayetin yurtdışındaki bir şüpheli üzerine yıkılmaya çalışıldığı iddiaları doğrultusunda, soruşturmanın kasten yanlış yönlendirilip yönlendirilmediğine ilişkin bir inceleme başlatılmış mıdır?
    6. Tüm delil ve iddialara rağmen, dönemin Valisi Tuncay Sonel ve diğer üst düzey kamu görevlileri neden halen soruşturma kapsamında değildir?

    PİRHA/ANKARA

     

  • DEM Parti ve CHP’lilerden ortak açıklama: Varto halkı JES istemiyor!-VİDEO

    DEM Parti ve CHP’lilerden ortak açıklama: Varto halkı JES istemiyor!-VİDEO

    PİRHA- Varto’da yapılmak istenen JES’e tepki gösteren DEM Parti ve CHP’li milletvekilleri, 24 Nisan’da Varto’da yapılacak “JES’e Hayır” mitingine katılım çağrısında bulundu.

    Varto dernekleri, Varto’da yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali projesinin durdurulması için Meclis’te bir dizi temasta bulundu.

    Görüşmeler sonrasında DEM Parti ve CHP’li milletvekilleri, Meclis’te basın toplantısı düzenledi. DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, yaptığı konuşmada, Varto’da enerji baronlarına karşı halkın direnişinin yanında durduklarını belirtti.,

    Sümeyye Boz, Varto halkının JES istemediğini belirterek, “ÇED gerekli değildir raporunun verilmesi kabul edilemez. Varto’nun yok edilmesine izin vermeyeceğiz. Bu sadece bir enerji santrali değildir. Orada yaşayan halk yerinden edilmek isteniyor. Biz projeye rıza göstermiyoruz” dedi.

    CHP Milletvekili Doğan Demir de, projeye asla müsade etmeyeceklerini söyledi. DEM Parti Muş Milletvekili Sırrı Sakık ise, iktidarın projeden vazgeçmesini istedi.

    Milletvekilleri 24 Nisan’da Varto’da yapılacak “JES’e Hayır” mitingine katılım çağrısında bulundu.

    PİRHA/ANKARA

  • Bakırhan: Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir!-VİDEO

    Bakırhan: Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye’nin 100 yıllık tarihinin en stratejik ve en kıymetli sürecini yaşandığını vurgulayarak, “Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir. Böyle bir perspektifle hem bölge ülkeleri hem de Kürtler kazanır. İşte kazan kazan politikası budur” dedi. 

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmelere ilişkin konuştu.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, 8 Nisan Romanlar Günü’nü kutlayarak başladığı konuşmasında şunlara dikkat çekti:

    “Önümüzdeki günlerde de Malaka Boğazı başta olmak üzere kimi boğazları, geçitleri tekrar konuşmak durumunda kalacağımız görülüyor. Kapitalizim insanlığa bela oldu. Savaş ve kriz üretmeye devam ediyor. Bu çerçevede İran savaşına baktığımızda Sayın Öcalan bir şeye dikkat çekmişti. Bir görüşmesinde üç önemli çizgiden bahsetmişti. Birinci çizgi İsrail çizgisidir. Bu savaşla hükmeden akıldır. İkinci çizgi İngiltere’nin başını çektiği çizgidir. Bu da dengeyle oyalayan statükocu bir akıldır. Üçüncü çizgi de demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. Yani uğruna bedeller ödediğimiz, mücadele ettiğimiz çizgidir. Bu demokratik bir toplum isteyen bir akıldır. Şimdi başta İran olmak üzere birçok yerde aslında bu üç çizgi karşı karşıyadır. Birbiriyle mücadele ediyor. Biz tüm Ortadoğu’da olduğu gibi İran’da da demokrasi ve ortak yaşamı savunuyoruz.

    BARIŞ, HUKUK, DEMOKRASİ DİYORUZ

    Biz İran’a ve Ortadoğu’ya sadece petrol, doğalgaz, petrol, dolar olarak bakmıyoruz. Burası medeniyetin mayalandığı, hakların ve inançların yüzyıllarca yan yana yaşadığı bir coğrafyadır. Kürtlerin de 2000 yıl üzerinde bir geçmiş tarihleri var bu coğrafyada. Bu gerçeği gözetmeyen her hegomanik ve bölgesel güç büyük bir yanılgı yaşar, kaybeder. Türkiye de artık eski kodlarla, eski korkularla değil, barış ve demokrasi eksenli akılcıl bir siyaset de bölgeye yaklaşmalıdır.

    Ankara’nın dış müdahaleye karşı tutumunu anlamlı buluyoruz. Ankara, Kürtlerin, kadınların, farklı hakların ve inançların tanınması için de Tarhan yönetimine bir çağrıda bulunabilir. Bu Türkiye’nin pozisyonunu güçlendirir. Böyle bir yaklaşım Kürtlerin de İran’daki ezilen halklar ve inançların da Ankara’yla olan bağını güçlendirir.

    Biz her konuşmamızda barış diyoruz, hukuk diyoruz, demokrasi diyoruz, özgürlükler diyoruz. Çünkü buna inanıyoruz, bunun kavgasını yürütüyoruz. Ama birileri çıkıp hala o bayat sonuç almayan şeyleri tekrar edip duruyor. İyi Kürt, kötü Kürt ayrımı yapmaya devam ediyor. Biz bu dili tanıyoruz. Bu dil doğru bir dil değil. Bu dil Kürtlere yönelik böl-yönet politikasıdır. Bu dil sorunları çözümsüz kılan bir dildir.

    ANKARA, DİYARBAKIR’IN HUKUKUNU TANIRSA GÜÇLENİR, BÜYÜR, DEMOKRATİKLEŞİR

    Kürt örgütleri ve liderlerini siz de dinlediniz. Hem Ortadoğu’daki savaşta hem İran’da süren savaşta en başından beri müdahaleden değil, müzakereden yana olduklarını açıkladılar. Onun için Kürtleri ayıran dil dünyanın neresinde yaşıyorsa yaşasın Kürt partilerinin ve önderlerinin hegemon ve emperyal güçlerden yana olmayan tutumlarına saygı göstersinler. Kürtleri bölerek ve parçalayarak, farklı göstererek kimse bir yere varamaz. Açık söylüyoruz. Kürtler yaşadıkları ülkelerin başkentleriyle sorunlarını çözmek istiyor. Yanlış mı yapıyoruz? Türkiye’de sorunumuz varsa Ankara’yla çözmek istiyoruz. Irak’taki Kürtler sorununu Irak devletiyle çözmek istiyor. Kiminle çözecekler? Suriye’de bir sorun varsa bir muhatabı Kürtler ise diğer muhatapları Suriye yönetimidir. İran’da da Kürtler sorunlarını İran devletiyle çözmek istiyorlar. Ama Kürtlerin bu başkentlerle çözmek istedikleri bu duruşuna saygı göstermeliler. Statükodan ve çözümsüzlükten vazgeçmeliler artık. Tahran, Mahabat’ın hakkını tanırsa İran güçlü olur. Şam, Kobanê’yi kabul ederse Suriye güçlenir. Bağdat, Hewlêr’in, Süleymaniye’nin hakkını korursa Irak güçlenir. Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir. Böyle bir perspektifle hem bölge ülkeleri hem de Kürtler kazanır. İşte kazan kazan politikası budur.

    GÜN BARIŞI BÜYÜTME ZAMANIDIR

    Türkiye 100 yıllık tarihinin en stratejik ve en kıymetli sürecini yaşıyor. Bizim Barış ve Demokratik Toplum Süreci dediğimiz süreç. Bu önemli bu önemli süreçte önce sonra ikilemi kurmak, süreci teyit mekanizmasına havale etmek çözümü geciktirme çabasıdır. Bu çaba sadece çözüm karşıtlarını cesaretlendirir ve süreci enfekte etme riski taşır. Barış eşzamanlı ve karşılıklı adım atma sürecidir. Barışın siyasal iklimini oluşturmak için de adımlar atılmalıdır. Bakın bizden önce Sayın Bahçeli aynen bu kürsüden şunları söyledi: ‘Artık adımlarla ilgili oyalanmaya ve oyalamaya gerek yok’ dedi. Evet biz de katılıyoruz. Artık atılacak adımlarla ilgili ne oyalanmaya, ne oyalamaya gerek var. Dün de Sayın Cumhurbaşkanı aynı şeyleri söyledi. Peki kime söylüyorlar bunu? Oyalanan kim, oyalayan kim? Adres kim, kim adım atacak? Dolayısıyla artık bu süreci yürütenler, karar vericiler, bir an önceliklerini çabuk tutarak bu meselenin çözümü konusunda atılması gereken adımları ivedi bir şekilde atmalıdırlar.

    Bunun için hiçbir yasal hazırlığa gerek kalmadan AİHM kararları, AYM kararları uygulanabilir. Hala halkın iradesine çökmüş, kayyımlar kaldırılabilir. Yerine halkın iradesi getirilebilir. Barış hukukun sözle değil, sözün hukukla bağladığı anda başlar. Adımlar birlikte atılırsa güven oluşur. Güven oluşursa yol açılır, demokrasi gelir. Hepimiz nefes alırız. O yüzden gece gündüz yollardayız. Barış için ter döküyoruz, mücadele ediyoruz. Çünkü bu memleket bizim, bu memlekete hep birlikte sahip çıkacağız. Demokratikleştireceğiz, özgürleştireceğiz. İnşallah eşit yurttaşlar olarak da uzun süre birlikte yaşayacağız. Gün polemikleri büyütme günü değil, gün barışı büyütme zamanıdır.

    SİYASİ ETİK YASASINA İHTİYAÇ VAR

    Türkiye’nin barışından ekonomisine, umudundan mutluluğuna kadar her konuda olumsuz sonuçlar üreten şey demokrasi ve hukuk krizidir. Emin olun, bir avuç güvenli limanlarında yaşayanların dışında herkesin elinde fener, adalet ve hukuk arıyor memlekette. İktidar hukuk ve yargı mekanizmalarını muhalefeti kuşatmanın aracına dönüştürmüştür. Şimdi birileri çıkıp ‘ama yolsuzluk iddiaları var, ama ahlaksızlık var’ diyecek. Evet, biz asla yolsuzluk iddialarına da ahlaksızlıklara da gözlerimizi kapatmadık. Kapatmayacağız. Fakat Türkiye’de hukuk eğilip bükülüyor. İktidara ayrı, muhalefete ayrı hukuk olmaz. Güçlüye ayrı, güçsüze ayrı hukuk olmaz. Zengine ayrı yoksula ayrı hukuk olmaz. Bizim DEM Parti olarak çizgimiz nettir. Yolsuzluk iddiası sonuna kadar araştırılmalıdır. Yerel yönetimler dahil olmak üzere her düzeyde tam şeffaflık ve hesap verilebilirlik sağlanmalıdır. Tam da bu nedenle kişiye göre değil, herkese göre işleyecek güçlü bir siyasi etik yasasına ihtiyaç var. Bu etik yasası artık ertelenemez. Hodri meydan!

    CHP belediyelerine dönük operasyonlar, toplumda ve anketlerde yolsuzlukla mücadele operasyonları olarak görmüyor toplum. Hukuk yoluyla siyasi tasfiye olarak herkes bunu kabul ediyor. Bunu biz demiyoruz. İçişleri Bakanı bunu itiraf ediyor. İçişleri Bakanı diyor ki 31 Mart 2024’ten beri 1048 belediyede soruşturma açılmış. Bunların 472’si AK Partili belediye, 217’si CHP’li belediyeleri, 78’i MHP’li belediye 16’sı da DEM Partili belediye diyor. En az biziz. Gerçi o soruşturmaların da neden açıldığını biliyoruz. Kayyım atanmak için. Yani hakkında soruşturma açılan her iki belediyeden birisi AK Partili belediyeymiş. Biz de soruyoruz. Soruşturma açılan her iki belediyeden biri AK Partili belediye ise neden kayyım DEM Parti belediyelerine, neden görevden uzaklaştırmalar CHP’li belediyelere uygulanıyor da AK Partili belediyelere uygulanmıyor. Aynı kanun neden AK Partili belediyelere uygulanmıyor. Böyle bir hukuku kimse kabul etmez.

    İktidar ağzını açıyor milli irade diyor. Yaklaşık 9 milyon insanın iradesine müdahale edildi. Hani sandığa saygı. Yargı masasında sandığa müdahale istikrar getirmez. Siyasi iklimin normalleşmesi için muhalefetiyle, iktidarı olarak bir araya gelelim.

    İhraç edilenlere uygulanan düşman hukuku ortadan kaldırılmalıdır. 

    Gelelim soframıza, gelelim cebimize. Ekonomi başlığında da halkın yaşadığı gerçek ile iktidarın anlattığı masal arasında derin bir uçurum var. İktidar masalında ekonomi uçuyor diyorlar. Ama gerçekte emeklinin de emekçinin de sofrası her gün biraz daha eksiliyor. Bir tatile gitmeyi, sinemaya gitmeyi, torunlara harçlık vermeyi geçtim. Gıda ihtiyacı bile giderilemiyor. Türkiye dünyadaki en yüksek gıda enflasyonuna sahip üçüncü ülkedir.

    Savaştaki ülkelerden daha yüksek gıda enflasyonumuz var. Ekmeğe, elektriğe, doğalgaza gelen zam çarşıdaki pazardaki bütün fiyatlara yansıyor. Halk perişan durumda. Bu yoksul halk ne yiyip ne içecek?

    İşsizlik büyüyor. İşsizlik yüzde 30’a dayandı. Amed’de, Batman’da tekstil fabrikaları, Ege’de üretim fabrikaları kapanıyor, atölyeler sönüyor, emekçiler işsiz bırakılıyor. Ya da düşük ve güvencesiz işlerde düşük ücretlerle çalışmaya zorlanıyor. Sadece Manisa’da Vestel’de son 1 yılda 5-6 bin insan işten çıkarıldı.

    Siyasetin ekonomiye olumsuz etkileri ortadan kalkmalıdır. Hukuki ve demokratik güvenceler sağlanmalıdır. Böylece gelecek öngörülebilir olmalı. Ekonomik alan demokratikleştirilmelidir. Vergide adalet sağlanmalıdır. Adil bölüşüm mekanizmaları devreye alınmalıdır. Halkın ve esnafın üzerindeki vergi borcu hafifletilmeli, üretici üzerinden faiz borcu kaldırılmalıdır.

    Ekonomi büyük buhran alarmı veriyor. Bu sebeple, artık ekonomi siyasi partiler arası rekabetin konusu olmaktan çıkarılmalı; demokratik ve bilimsel bir yaklaşımla ele alınmalıdır. 86 milyonun refahı, tüm siyasi partilerin çıkarlarından daha değerlidir.

    Önümüz 1 Mayıs. Herkesi taleplerini daha güçlü haykırmaya davet ediyorum. Biz yaşamdan, haktan, emekten yanayız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Hatimoğulları: Süreçle ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur-VİDEO

    Hatimoğulları: Süreçle ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Barış sürecinin ikinci aşaması öngörülebilir, net ve şeffaf bir şekilde belli bir takvime bağlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Ayrıca yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar direnç göstermekten vazgeçmeli” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Tülay Hatimoğulları konuşmasına Kızıldere’de katledilen devrimcileri anarak başladı. Ardından Newroz alanlarında coşku ve yükseltilen taleplere dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “2026 Newrozu ruhuyla ve sözüyle kurucu bir Newroz oldu. İsyandan inşaya geçişinin somutlaştığı bir eşik oldu. Bu Newroz 27 Şubat Asrın Çağrısının milyonlar tarafından sahiplenildiği, tarihi tanıklığın yapıldığı bir Newroz oldu. Bu Newroz ile milyonlar demokratik, adil, eşit bir düzenin kurucuları olduklarını gösterdiler. 2026 yılı Newrozu büyük bir coşkuyla devlete ve iktidara milyonların tek bir ağızdan ilettiği ve 5 net mesajı vardı. Yüzlerce Newroz meydanında milyonlarca insan Sayın Öcalan’ın adı her geçtiğinde tek ses oldu, tek yürek oldu. Bu, Sayın Öcalan’a özgürlük mesajıydı. Bizler de buradan değerli halklarımızın bu mesajını parlamentodan da bir kez daha tekrarlıyoruz. Ve Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü bu halk istiyor. Bizler istiyoruz. Özgür çalışabileceği koşullar mutlaka ve mutlaka sağlanmalıdır” dedi.

    “DEM PARTİ OLARAK MİLYONLARIN VERDİĞİ MESAJIN ARKASINDAYIZ”

    Diğer mesajın bir barış talebi haykırışı olduğunu söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Üçüncüsü, milyonlarca Kürt Newroz’da demokratik birlik iradesine sonuna kadar sahip çıktı. Bu irade jeopolitik bir ayrışmanın değil, ortak yaşamda ısrarın adıdır. Bu irade Şam’a, Tahran’a, Bağdat’a ve Ankara’ya bir arada ortak olarak eşit ve özgür yurttaşlar olarak bir yaşam çağrısının ta kendisiydi. Bir diğer mesaj milyonlar demokrasi olmadan barış, barış olmadan özgürlük olmaz şiarıyla omuz omuza durdu. Milyonların mesajı netti. Demokratik gerileme durmalıdır. Barışla demokrasi el ele büyümelidir. Diğer mesaj kimi medya akımlarının zehirli diline, düşmanlaştırıcı ifadelerine, sosyal medyadaki troll gündemlere karşı Newroz meydanları omuz omuza durmanın, ortak yaşam iradesine sahip çıkmanın önemini, önemini, gücünü gösterdi ve aynı zamanda fiili bir yanıt oldu. DEM Parti olarak milyonların verdiği mesajın sonuna kadar arkasındayız. Milyonlarca insan barış sürecinin öznesiyiz, tarafıyız, yeni bir yaşamın kurucu iradesiyiz dedi. İktidar ve parlamento bu milyonlara kayıtsız kalamaz, kalmamalı. Biz milyonların iradesine inanıyoruz. Biz milyonların barış umuduna yürekten inanıyoruz. Ve biliyoruz ki bu irade doğru adımlarla buluştuğunda bu topraklarda barış da inşa edilecek, demokrasi de büyüyecek, özgürlükler de kazanacak” diye belirtti.

    “SOMUT ADIMLAR ACİL HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    Hatimoğulları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin yaptığı değerlendirmede, sürecin yeni bir aşamaya geçmesi gerektiğini vurguladı. Hatimoğulları, niyet beyanlarının ötesine geçilerek somut ve bağlayıcı adımların atılmasının zorunlu hale geldiğini ifade etti.

    Hatimoğulları, “Artık sözün değil, somut adımların zamanı gelmiştir” diyerek, ikinci aşamanın ancak bu zeminde anlam kazanacağını belirtti. İkinci aşamanın, kurucu ve dönüştürücü adımların atıldığı bir süreç olması gerektiğine dikkat çekti.

    DEM Parti’nin bileşenleri ve ittifak güçlerinin yaptığı son açıklamaya da değinen Hatimoğulları, barış ve demokrasi için yapılan “acil, somut adım” çağrısının önemli bir eşik olduğunu söyledi.

    Konuşmasında çözümün yalnızca kabul düzeyinde kalmaması gerektiğini vurgulayan Hatimoğulları, “Çözümün kurumsallaştığı, hukuksallaştığı ve toplumsallaştığı bir evrenin somutluk kazanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Hatimoğulları ayrıca, Abdullah Öcalan’ın yaptığı “barış ve demokratik toplum” çağrısına da atıfta bulunarak, bu çağrının demokratik çözüm ufkunu genişlettiğini ve toplumsal barışın inşası için tarihsel bir yönelim sunduğunu dile getirdi.

    Hatimoğulları eşit yurttaşlık temelinde demokratik siyasetin güçlenmesi ve kalıcı barışın sağlanması için somut ve acil adımların hayata geçirilmesi gerektiği bir kez daha vurguladı.

    “MÜREFFEH BİR GELECEĞE KAPI ARALAMANIN SORUMLULUĞU ARTIK İKTİDARDADIR”

    Hatimoğulları konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Heyetimiz biliyorsunuz 27 Mart’ta İmralı’ya gitti. Sayın Abdullah Öcalan’la birlikte önemli bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıda Sayın Öcalan’ın yaptığı değerlendirmeler, demokratik çözüm ve demokratik cumhuriyet açısından son derece önemli değerlendirmelerdi. Bu değerlendirmelerin bu toplantının akabinde DEM İmralı Heyeti bir açıklama yaptı. Bu seferki açıklama sadece kendi görüşleri değildi. Aynı zamanda bu görüşmede Sayın Abdullah Öcalan’ın çok net mesajlarını da içeriyordu. Sayın Öcalan şunların altını çizmiş bu son açıklamada: ‘Silahlı mücadele dönemi kapanmıştır. Artık çözüm kimliklerin özgürce tanındığı ve toplum temelli demokratik entegrasyonun inşa edildiği bir ortak yaşam düzenidir. Demokrasi cumhuriyetin güçlenmesini sağlayacak yegâne çözümdür. Cumhuriyete katılım, kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bunlar sadece Kürtler için değil, herkes için geçerli özgürlük alanlarıdır’ demiştir. Bu perspektif çözümün ve demokrasinin güçlü bir şekilde bir ufkunu ortaya koymaktadır.

    Bakın bu çağrının sunduğu perspektifle ve yapılan bu açıklamanın perspektifiyle sürecin ikinci aşamasında milyonların barış umudunun gerçeğe ulaşmasının muhatabı iktidar, parlamento ve devlettir. Bu aşamada gözler ve kulaklar başka yerlerde değil, yasama, yürütme ve yargı erkinde olacak bundan sonra. Ve şunu açıkça ifade etmeliyim ki bu sürece toplumsal destek yüzde 90’ları da gördü. Ama somut adımlar atılmadığı zaman bu desteğin gittikçe azalmaya başladığını görüyoruz. Bugün destek ve güven arasındaki makas farkını kapatacak 86 milyon yurttaşımız için demokratik ve müreffeh bir geleceğe kapı aralamanın sorumluluğu artık iktidardadır.”

    “SÜRECİ ACELEYE GETİRMEYELİM’ MESAJLARI SÜRECİN ANLAŞILMADIĞINI GÖSTERİYOR”

    Süreçle ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur. Süreci aceleye getirmeyelim anlamında gelen çoklu mesajlarla karşılaştık geçtiğimiz hafta. Burada esasen bu sürecin yeterince anlaşılmadığını gösterdi. Şu bilinmeli ki sorun, basit anlamda hızlı adım atıp atmama meselesinden çok öte bir anlam ifade ediyor; bu yavaşlık sorunu siyasi iktidarın net bir irade geliştirmemesinde, bu aşamayı net bir takvime bağlamamasında ve yasal düzenlemeler için Meclis’in hala aktif bir çalışmanın içine girmemiş olmasında yatıyor. Bakın sadece Sayın Bahçeli’nin ‘Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaşlar yuvasına’ çağrısı pratikte karşılık bulsaydı, bu sürece olan toplumsal destek kendini katlayarak artardı. Ve biz şu anda bambaşka bir aşamadayız. Ortadoğu’daki kanlı gelişmeler, İran savaşı nesnel olarak bu sürecin daha da hızlanması gerektiğini söylüyor bize. Gerçekten çözümcül yaklaşılması gerektiğini söylüyor bize. Cesaretli bir pratik gerektiriyor. Bu mesajı veriyor bize. Türkiye halklarının ihtiyacı olan şey, İran savaşının sonuçlarını beklemek değildir. Daha önce de Rojava’yı beklediler. İran savaşını barış sürecinin el freni yapmak politik basiretsizlik olur. Tam tersi, bu savaşın bölgesel etkilerini, yarattığı siyasi, ekonomik, toplumsal, askeri kırılmaları doğru değerlendirmek gerekiyor. Başta Türkiye ve İran olmak üzere bütün bölge ülkeleri halkların sorunlarını çözmeli. Düşünce ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme sorunlarını demokratik bir şekilde radikal bir anlamda çözebilmeli ki üzerine gelen bu kanlı dalgayı geri püskürtebilsin. Emperyalist saldırıları boşa düşürmenin yolu da budur.

    SÜRECİN İKİNCİ AŞAMASI NET BİR ŞEKİLDE KAMUOYUNA AÇIKLANMALIDIR”

    Barış sürecinin ikinci aşaması öngörülebilir, net ve şeffaf bir şekilde belli bir takvime bağlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu hem sürece olan güveni artıracak hem de sürecin enfekte olmasını engelleyecektir. Ayrıca yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar direnç göstermekten vazgeçmeli. Bugün itibariyle kayyım uygulaması süreci zedelemekten başka ne anlam ifade ediyor? AİHM kararını hayata geçirmeyip hâlâ sevgili Figen Yüksekdağı, Selahattin Demirtaş’ı ve arkadaşlarını ve yine aynı şekilde Osman Kavala’yı, Can Atalay’ı hapishanede tutmak ne anlam taşıyor? Artık ipe, un seren tutumlardan ciddi bir biçimde vazgeçilmeli. 86 milyonun geleceğine ve Ortadoğu’nun barışı ve istikrarına katkı sağlayacak adımlar hızla atılmalı. Kürt meselesinin çözülmesinde yapılması gerekenlerle ilgili acabaları bir kenara bırakıp hızlı adım atılmalı.

    “ÖZGÜR SİYASET, DEMOKRATİK UZLAŞI VE EVRENSEL HAKLARLA İLGİLİ GÜVENCELER SAĞLANMALI”

    Ortadoğu’da kasırgalar eserken Türkiye’de barış somut ve acil bir ihtiyaçtır. Türkiye’nin kendi iç barışını kurması ve demokratik bir toplumu inşa etmesi bu nedenle yalnızca bir iç politik mesele değildir. Aynı zamanda bölgesel barış ve istikrar için tarihi öneme sahiptir. Türkiye’nin önünü açacak, Ortadoğu’ya nefes aldıracak yol haritası bellidir. Ve acil olarak parlamento acilen devreye girmelidir. Kapsayıcı, bütünlüklü bir çerçeve yasa bir an önce çıkarılmalıdır. Sayın Öcalan’ın silahsızlanma ve demokratik entegrasyon sürecini sağlıklı yürütebilmesinin koşulları sağlanmalıdır. Siyasal alanın genişletilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması bu sürecin vazgeçilmez bir parçasıdır. Özgür siyaset, demokratik uzlaşı ve evrensel haklarla ilgili güvenceler acilen sağlanmalıdır. Reçete budur.

    “FEDERE KÜRDİSTAN HALKI YALNIZ DEĞİLDİR”

    İran’a yönelik saldırının 32. günündeyiz. Her geçen gün bu savaşın sınırları genişliyor ne yazık ki. Cepheler çoğalıyor. Körfez ülkeleri, Irak, Lübnan derken bu ateş bütün bölgeyi sardı. Bölgesel savaşa dönüşmek üzere bu süreç. Ve bu süreçte yine Federe Kürdistan Bölgesi’nde Sayın Mesut Barzani’nin ofisi 5 kez vurulmuş. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Neçirvan Barzani’nin konutu bombalanmış. Sivil yerleşim yerleri hedef alınıyor. İnsanlar ölüyor, yaralanıyor. Bunlar yönünü şaşıran füzelerin yarattığı tahribatlar değil. Bu, Kürtleri, Kürdistan Bölgesel Yönetimini savaşın içine çekme politikasıdır. Kürtleri ve Kürdistan’ı ateşin içine çekmeye çalışan akıl tehlikeli bir oyun oynuyor. Bu kirli oyundan derhal vazgeçilmelidir. Ortadoğu zaten bir ateş çemberi içinde. Bu çemberi daha da büyütmek bölgeyi tamamen yakıp yıkmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Kürdistan Bölgesel Yönetimine gerçekleştirilen saldırıları burada bütün Türkiye ve dünya halklarının huzurunda bir kez daha kınıyoruz ve Federe Kürdistan halkı yalnız değildir. Sonuna kadar bizler de onlarla beraber olmaya devam edeceğiz.

    “SAVAŞIN FATURASI SOFRAMIZA YANSIMIŞ DURUMDA”

    Latin Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar yeryüzü üçüncü dünya savaşının estirdiği kasırgayla alabora oluyor. Çanlar nükleer için çalıyor. Durum çok tehlikeli. ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın bedelini bütün dünya ödüyor. Ekonomik, jeopolitik, enerji ve insani krizler yaşamı felç edecek düzeyde derinleşiyor. Petrol fiyatları dizginlenemiyor. Bugüne kadar Merkez Bankası’nın rezervleri 40 milyar dolar ve 50 ton altın eridi. Bu savaşın piyasaya, bireysel bütçelere etkisi ise hesaplanamayacak kadar çok büyük. Bu ekonomik tablo uzun yıllardır işsizlikle, yoksullukla, hayat pahalılığıyla mücadele eden Türkiye’yi muazzam bir derecede tehdit ediyor. Savaşın faturası daha şimdiden zaten pahalı olan yakıta, soframıza iğneden ipliğe kadar yansımış durumda. Zamlar işçinin, emekçinin, yoksulun, siz değerli yurttaşlarımızın boğazından kesiliyor. AKP iktidarı ne yapalım? Bunlar savaşın etkisi deyip ülkenin yöneteni değil de misafiriymiş gibi davranmaya kalkıyor. Sakın ha yapmayın. Bu risklerden hareketle savaşın milyonlarca insana olumsuz etkilerinin önüne geçmek için hangi önlemler alınıyor diye AKP iktidarına buradan soruyorum. Bunu açıklamalı, muhalefetin önerilerini dikkate almalı, DEM Parti olarak acil önlem planı şeklinde sunduğumuz önerileri görmeli.”

    HABER MERKEZİ

  • Özel: Turpun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan’dır-VİDEO

    Özel: Turpun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan’dır-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki Grup Toplantısında konuştu. Özel, İBB iddianamesini kastederek, “Bir iddianame varsa o iddianameden inandırıcı olan Ekrem İmamoğlu’nun suç örgütü değil, Akın Gürlek’in suç örgütüdür, Turpun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan’dır” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. Konuşmasının uzun bir bölümünü Adalet Bakanı Akın Gürlek’e ayıran Özel, tapu kayıtları üzerinden Gürlek’e yüklendi.

    Yargıya güvenin yüzde 18’e düştüğünü belirten Özel, “Adalet Bakanlığı’nın başındaki bakanlar hangi partiden olursa olsun millete karşı sorumludur. Temas noktası Adalet Bakanlığı’dır. Millete sorumluluğu olan; milletten ve Allah’tan korkan birilerinin orada oturması lazım. Maalesef ne siyasetten gelen ne siyaset bilen; aksine siyasete özenen ama paçasından acemilik akan, gözünü hırs bürümüş bir atanmışla muhatabız” dedi.

    “SÜREÇ NASIL YÜRÜYECEK?”

    “AK Toroslar çetesi geldi, Adalet Bakanlığı’na yerleşti” diyerek sözlerini sürdüren Özel, şunları belirtti:

    “O çetenin yargı operasyonuna başladığı, avukat bürolarında nelerin konuşulduğuna ilişkin hakim bir kanaat var. Basit değil, önemli miktarda şüpheler var. Delil var, onlardan kamuoyuna sunduklarımız var, doğrulanınca sunacaklarımız var.

    Terörsüz Türkiye isteniyor. Beyaz Toros’lardan çekmiş insanlar varken ‘Beyaz Torosçular’ Adalet Bakanlığı’nda duruyor. Kayyımın davasını yapan da, kayyımı atayan da hatta geçmişte Sırrı Süreyya’ya haksızca ceza veren de, Demirtaş’ı içeride tutan da bu Akın Gürlek. Nasıl yürüyecek bu süreç?

    Başınızı kumun altına gömerek kimse bu yanlışlardan kurutulamaz. Bir iddianame varsa o iddianameden inandırıcı olan Ekrem İmamoğlu’nun suç örgütü değil, Akın Gürlek’in suç örgütüdür, Turpun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan’dır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tülay Hatimoğulları: Çözüm demokratik İran Cumhuriyeti’nde- VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Çözüm demokratik İran Cumhuriyeti’nde- VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM’deki Parlamento Kadın Grubu Toplantısında konuşuyor.

    PİRHA- Partisinin Meclis’te düzenlediği kadın grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “İran’ın kaderini İran halkları belirler. Kürtler, Azeriler, Beluciler ve Farslar belirler. ABD ve İsrail saldırılarına acilen son vermelidir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla  grup toplantısını Meclis Kadın Grup Toplantısı olarak gerçekleştirdi.

    Grup toplantısı DEM Parti Kadın Meclisi’nin hazırladığı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün tarihini ve Ortadoğu’da yürütülen kadın mücadelesini anlatan sinevizyon ile başladı.

    Yaşamını yitiren, katledilen ve cezaevlerinde bulunan kadınların direnişlerine işaret eden Tülay Hatimoğulları şunları söyledi:

    “Kadın mücadele tarihimizde simgeleşen değerli Clara Zetkin’i, Rosa Luxemburk’u ve Türkiye feminist hareketine büyük emekler veren sevgili Şirin Tekeli’yi, yakın zamanda kaybettiğimiz Şemsa Özarı ve Kürt özgürlük mücadelesinde zulme boyun eğmeyen, Sakine’yi, Seve’yi, Fatma’yı, Pakize’yi, Deniz Poyraz’ı ve yakın zamanda kaybettiğimiz yol arkadaşımız sevgili Dilan Karaman’ı ve onların şahsında yitirdiğimiz bütün kadınları saygıyla, minnetle anıyorum. İradeleri dört duvarı aşan, demir parmaklıkları aşan sevgili Figen Yüksekdağ’a, Leyla Güven’e, Ayşe Gökkan’a, Fatma Çelik’e, Tanya Kara’ya ve onların şahsında cezaevlerinde bedel ödeyen bütün siyasi kadın tutsaklara buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.”

    “EPSTEİN DOSYALARINDA ADI GEÇENLER HAKKINDA SORUŞTURMA BAŞLATILMALIDIR “

    Erkek egemenliğin ve kapitalist sistemin Epstein dosyaları ile ifşa olduğunu belirten Tülay Hatimoğulları,  “Bu dosya patriarkal kapitalizmin ve onu savunan devletlerin kadın ve çocuk bedenleri üzerindeki tahakkümünü görünür kılan bir kırılma anıdır. Bu kirli ağ, erkek düzenin suçlarını nasıl koruduğunu ve cezasızlığı nasıl sistematik hale getirdiğini bir kez daha açığa çıkarmıştır. Epstein dosyasında Türkiye’de adı geçen bu kirli ağın içinde işbirliği yapan isimler hakkında hala bir soruşturma başlatılmış değildir. Bu utanç vericidir. Belgelerde adı geçenler hakkında acilen soruşturma başlatılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “ORTADOĞU KANLI BİR KAOSA SÜRÜKLENİYOR, ARTIK YETER!”

    Hatimoğulları, dünyada ve özellikle Ortadoğu’da derinleşen savaşlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Hatimoğulları, küresel ölçekte yaşanan çatışmaların emperyalist sistemin yeniden dizayn süreci olduğunu belirterek, bedelini ise halkların, kadınların ve çocukların ödediğini vurguladı.

    Hatimoğulları, “Bizler bu kokuşmuş kapitalist sistemin anlayışını yaşamımızın her alanında hissediyoruz. Dünya adeta yeni bir cihan savaşının içindedir” dedi. Rusya-Ukrayna savaşı, Afganistan-Pakistan hattındaki gerilim, ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi, İsrail’in Filistin işgali ve son olarak ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını bu sürecin parçaları olarak değerlendirdi.

    Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki otoriter rejimlerin ya emperyal güçlerin bölgedeki vekilliğini üstlendiğini ya da baskıcı politikalarını sürdürerek halklarını savaşın içine ittiğini ifade eden Hatimoğulları, “Kendi halklarının ölümü pahasına bu savaşların parçası olmaya devam ediyorlar” dedi.

    ABD ve İsrail’in İran’la müzakere yürütürken saldırı gerçekleştirdiğini belirten Hatimoğulları, savaşın bölgenin tamamına yayılma riskinin yüksek olduğunu, Irak, Lübnan ve Körfez ülkelerinin de bu gerilimden etkilendiğini söyledi. Bölgenin kanlı bir kaosa sürüklendiğini ifade etti.

    İran’da bir kız okulunun bombalandığını ve yaklaşık 170 kız çocuğunun hayatını kaybettiğini belirten Hatimoğulları, yüzlerce çocuğun yaralandığını dile getirdi. “Yine kadın ölümleri, yine çocuk ölümleri. Erkek egemen savaş politikalarının sonuçlarını yaşıyoruz” dedi.Kadınlar olarak bu saldırıyı şiddetle kınadıklarını belirten Hatimoğulları, “Bu topraklarda çok kan aktı, çok kan döküldü. Artık yeter” çağrısında bulundu.

    Barışın, halkların ortak iradesiyle ve kadınların öncülüğünde inşa edileceğini vurguladı.

    “ÇÖZÜM SAVAŞTA DEĞİL DEMOKRATİK İRAN’DADIR”

    “İsrail’in başlattığı savaş buradan meşrulaştırılamaz” diyen Hatimoğulları, ” İran’ın kaderini İran halkları belirler. Kürtler, Azeriler, Beluciler ve Farslar belirler. ABD ve İsrail saldırılarına acilen son vermelidir. Taraflar ateşkes ilan etmelidir ve derhal masaya dönmelidir. İran rejimi, kendi yurttaşı olan kadınların, gençlerin, yoksulların, Kürtlerin ve bütün farklı halkların ve inançların demokratik taleplerini harfiyen yerine getirmelidir. Çözüm savaşta değil çözüm otoriter rejimde değil, çözüm demokratik İran Cumhuriyeti’nin inşasındadır” diye belirtti.

    “SELAM OLSUN ROJAVA’LI KADINLARA”

    Hatimoğulları, “Jina Mahsa Amini’nin şahsında özgürlüğü için direnen bütün İranlı kadınlara ve bölge kadınlarına binlerce kez selam olsun” dedi.

    Ortadoğu’da kadınların kurduğu alternatif yönetim modellerine dikkat çeken Hatimoğulları, özellikle Rojava’daki kadınların oluşturduğu yönetime vurgu yaparak, bölgedeki kadın öncülüğünü selamladı.

    Savaşların erkek egemen sistem anlayışının sonucu olduğunu belirten Hatimoğulları, bu çatışmalarda en ağır bedeli kadınların ödediğini ifade etti. Göç etmek zorunda kalan, taciz ve tecavüze uğrayan, insan kaçakçılarının eline düşen kadın ve çocukların yaşadığı dramın savaş politikalarının doğrudan sonucu olduğunu söyledi. “Biz bu acıları iliklerimizde hissediyoruz” dedi.

    Hatimoğulları, savaşın yalnızca silahlı çatışma olmadığını, aynı zamanda kadınların yıllar süren mücadeleyle elde ettiği kazanımları ortadan kaldırmayı hedeflediğini vurguladı. Özellikle Şengal’de kadınların elde ettiği kazanımların tehdit altında olduğunu belirtti.

    “74 fermanla yok edilemeyen Êzidî halkının, Êzidî kadınlar öncülüğünde Şengal’de inşa ettiği özgür ve eşit yaşamın hedef gösterilmesi, nasıl bir Ortadoğu istendiğinin açık göstergesidir” ifadelerini kullanan Hatimoğulları, kadınların kazanımlarına yönelik her türlü saldırıya karşı dayanışma çağrısı yaptı.

    Hatimoğulları, kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesinin Ortadoğu’da barışın temel güvencesi olduğunu belirtti.

    “SAÇ ÖRGÜSÜ BURADA DİRENİŞ BURADA”

    Hatimoğulları devamında şunları söyledi:

    “Yine Rojava’ya dönük saldırılarla kadınların, kadın devriminin kazanımlarının hedef alınması da hiç tesadüf değildir. Bir direnişçi kadının cansız bedeninin binadan atılması, başka bir direnişçi kadının saç örgüsünün kesilip teşhir edilmesi tesadüf değildir. O kesilen ve teşhir edilmek istenen saç örgüsü nerede, biliyor musunuz? Kadınların mücadelesinde. Bütün dünyayı sardı. Sadece Ortadoğu’da, Suriye’de değil, bütün dünyada kadınlar saçlarını ören eylemlerle bu gerici, karanlık erkek zihniyetine karşı cevap verdi. Bizler bugün, DEM Parti Kadın Meclisi olarak da bugünkü şalımızın ve sembolümüzün simgesi olan saç örgüsüdür. Saç örgüsü, burada o kadınların direnişidir. O kadınların direnişi, kadın örgütlerinde devam edecek.

    Afganistan’da Taliban’ın kadınları eve hapsetmesi, eğitim haklarını gasp etmesi, kadına yönelik şiddeti yasal bir hale getirmeye çalışmaları da nasıl bir Ortadoğu istediklerinin bir diğer göstergesi. Boko Haram, El Nusra, El-Kaide ve uzantısı örgütlerin bölgede geliştirilmek istenen siyasal İslam çizgisinin kadınlar üzerindeki yarattığı baskının nasıl bir Ortadoğu ve nasıl bir yönetim şekli ortaya koymak istediklerinin en temel göstergesidir. Irak’ta 2003’ten beri kadın haklarını aktif olarak savunan Irak Kadın Özgürlüğü Örgütü’nün  Kurucusu Yenar Muhammed, Bağdat’ta katledildi. Yenar Muhammed; Irak’ta feodalizme, siyasal İslam’a ve emperyalizmin bölgedeki oyunlarına karşı kadın haklarını çok açık bir biçimde kararlılıkla savunmuş bir aktivisttir. Bir mücadele insanıdır, Şengal’de DAİŞ’in esir aldığı Êzidî kadınların sesi oldu. Yenar Muhammed’i öldüren karanlık zihniyeti şiddetle kınıyorum ve kendisini saygıyla, minnetle anıyorum.”

    ÖCALAN’IN MESAJI

    Hatimoğulları, 27 Şubat 2025 tarihinde yapılan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın yıldönümünde Ankara’da kapsamlı bir toplantı gerçekleştirdiklerini hatırlattı.  Abdullah Öcalan’ın gönderdiği mesajın son bir yıllık gelişmeleri değerlendirdiğini ve yeni bir aşama olarak tanımlanan “demokratik entegrasyon” sürecine dikkat çektiğini aktardı. Mesajda, demokratik entegrasyonun en az Cumhuriyet’in kuruluş süreci kadar önemli bir başlangıç olduğunun vurgulandığını söyledi.

    Hatimoğulları devamında şunları kaydetti:

    “Mesela Kürt halkı birçok talepte bulunuyor. Biz şunu çok iyi biliyoruz ki; Kürt halkının talepleri sadece Kürt halkına demokrasi getirmeyecek. Bütün Türkiye’nin demokratikleşmesine kapı aralayacak. Buradan bir kez daha şunların altını çiziyoruz; AİHM ve AYM kararları uygulanmalı. Kayyım atanan belediyelerin halka yani seçilmişlere yani kendi iradelerine iade edilmesi. Cezaevindeki hasta tutsakların tahliyesi, infaz yakmaların son bulması. Bütün bunlar için bir yeni anayasa düzenlemeye gerek yok. Mevcut olan yasalar hayata geçirilmesi halinde zaten bunlar gerçekleşmeli. Bu kararlar yerine getirilmeli. Sayın Öcalan’ın koşulları ve statüsünün yasal bir düzenleme ile tanınması ve hukuki bir güvenceye alınması. Bu sürecin devamı için bu son derece önemli. Bunlar için de beklemeye gerek yok. Bir an önce adım atılmalı, somut adım atılmadığı müddetçe de toplumun bu sürece inancında gittikçe zayıflama oluyor. Bizim topluma karşı sorumluluğumuz var.”

    ÜÇ TEMEL ADIM 

    Toplumda bu süreçle ilgili güven arttırma gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. Bu görev ve sorumluluk sadece Dem Parti’de değil. Bu parlamentonun ve toplumun tamamındadır. Devletin ve iktidarın bizatihi kendisindedir. Bu süreci genel anlamda üç temel adım üzerine inşa edebiliriz. Bu üç adımı biraz önce de ifade ettiğim için sadece Kürtler için değil, Türkiye halklarının tamamı içindir. Birincisi, Kürtler, Aleviler, bütün farklı halklar ve inançlar eşit yurttaşlık temelinde demokratik cumhuriyet hukuku.  Bunun güvencesinde yaşayabilir. Buna özgür yurttaş yasası da denilebilir. PKK meselesine ilişkin çıkarılacak çerçeve yasa, özgür yurttaş yasası olarak tamamlanabilir. Ceza değil, çözüm odaklı bir yaklaşımla eşit yurttaşlık pekala inşa edilebilir.

    DEMOKRATİK TÜRKİYE’NİN MÜHRÜ YEREL DEMOKRASİDİR

    Yerel yönetimler güçlendiğinde, insanlar kendi mahallelerini, kendi geleceklerini daha iyi şekillendirebilir. Avrupa’nın yerel yönetim özerklik şartı, bu konuda bize makul bir yol haritası sunmaktadır. Demokratik Türkiye’nin mührü yerel demokrasidir. Sadece Diyarbakır’ın değil; Trabzon’un, Tekirdağ’ın, Antalya’nın da ihtiyacı yerel demokrasidir. Üçüncüsü, siyasi ve toplumsal örgütlenmenin önü açılmalıdır. Bu bir lütuf değildir; 21. yüzyıla yakışır çok temel bir haktır. Yeni bir sivil demokrasi toplum yasasıyla toplumun nefes alması sağlanmalı ve bu üç adım birlikte atıldığı zaman şunu bilelim ki; hem kalıcı bir barış tesis edilebilir, hem de demokratik bir cumhuriyetin inşasının önü açılabilir. Biz kadınlar; barış ve demokratik toplum çağrısını son noktaya kadar destekliyoruz. Ve bu çağrının gereklilikleri için de çalışmaya, örgütlenmeye, mücadele etmeye de devam ediyoruz.

    8 MART RUHUYLA ALANLARDA OLACAĞIZ

    Bizler, onurlu barıştaki ısrarımız, kadına yönelik şiddet ve katliamlara karşı mücadelemiz, farklı cinsiyetlerin, dillerin, kimliklerin ve inançların bir arada eşit yurttaş olarak yaşaması için barış ve demokratik toplum inşacıları olarak bu çalışmaların doğrudan merkezinde olmaya devam edeceğiz. Evet, sevgili kadınlar; haklarımıza ve hayatlarımıza yönelik yapılan saldırılara karşı, 8 Mart ruhuyla, 8 Mart’ta alanlarda, meydanlarda olacağız. İsyanımızla direnişi, direnişle özgür ve eşit yaşamı inşa edeceğimizi haykıracağız. Ve bizler vardık, varız, var olacağız. Emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz bizimdir.”

    HABER MERKEZİ