Etiket: mehmet bozgeyik

  • Antep’te Newroz coşkuyla başladı -VİDEO

    Antep’te Newroz coşkuyla başladı -VİDEO

    Antep’te binlerce kişi Newroz alanına gelmeye başladı. Newroz programına Babetna ve Koolektifa Ritmen Azad şarkılarıyla eşlik ederken, kutlamalara Antep Dem Parti İl ve İlçe yönetimi, DEM Parti PM üyesi Mehmet Bozgeyik, DEM Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal da katıldı.

    Antep’te Newroz coşkusu, sabahın erken saatlerinde Şehit Kamil ilçesinde bulunan Eski Tur Otobüsleri Alanı’nda (Mehmet Akif Ersoy Lisesi yanı) başladı. Birçok kişi kiras-fîstan ve şal-şepik elbiselerle kutlamalara katılırken, kadınlar ve gençlerin yoğun olması dikkat çekti. Kutlamalara kentteki siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcilerinin yanı sıra binlerce kişi katıldı.

    “ONLARCA İSİM DEĞİŞTİ AMA PARTİNİN ÇİZGİSİ DEĞİŞMEDİ”

    Kutlamada Newroz Tertip Komisyonu adına konuşan DEM Parti Antep Eş Başkanı Mehmet Satan, halkı selamlayarak, Newrozlarını kutladı.

    DEM Parti Antep Eş Başkanı Zozan Ayhan da kitlenin Newroz’unu kutluyarak, Newrozun direnişin sembolü olduğunu dile getirdi. Ayhan, “Onlarca isim değişti ama bu partinin çizgisi değişmedi. Dün Halepçe Katliamı’nın yıldönümüydü. Bütün diktatörlerin sonu Saddam gibi olur” dedi.

    “RANTÇI ANLAYIŞI SANDIĞA GÖMECEĞİZ”

    Daha sonra konuşan DEM Parti PM Üyesi Mehmet Bozgeyik, tüm halkın Newroz’unu kutlayarak, halkın iradesini gasp edenlerin 31 Mart Yerel Seçimlerinde halk tarafından sandığa gömüleceğini vurguladı. Ülkede derinleşen ekonomik krize değinen Bozgeyik, halkın yoksullaştırılarak, aç mahkum edildiğini belirtti.

    Antep halkını sandığa gidip iradelerine sahip çıkmaya çağıran Bozgeyik, kitleye, “Ezilen tüm halklar sömürülenler gençler, ezilenler bu rantçı belediye anlayışını sandığa gömecektir” dedi. Bozgeyik, son olarak birleşik mücadele çağrısında bulunarak, iktidara gereken cevabı vermeye çağırdı.

    Konuşmalarda ayrıca cezaevlerinde mahpus siyasetçilere selam gönderilerek, “Her DEM direniş her dem özgürlük” ifadeleri kullanıldı.

    Eş Başkanların konuşmalarının ardından DEM Parti belediye eş başkanları sahneye çağırılarak, halka tanıtıldı.

    PİRHA/ANTEP

  • KESK 11. Olağan Genel Kurulu yapılıyor; eş başkanlardan mücadele vurgusu-VİDEO

    KESK 11. Olağan Genel Kurulu yapılıyor; eş başkanlardan mücadele vurgusu-VİDEO

    PİRHA- KESK, 11. Olağan Genel Kurulu’nu Ankara’da gerçekleştiriyor. Üç gün sürecek olan Genel Kurul’un ilk gününde konuşan Eş Genel Başkanlar, Şükran Kablan Yeşil ve Mehmet Bozgeyik, sağ ve faşist iktidarlar güçlendiğine dikkat çekerek, mücadele vurgusunda bulundular. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK), 11. Olağan Genel Kurulu başladı. 21 Ocak’ta son bulacak olan genel kurul, Türkiye Barolar Birliği Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılıyor.

    KESK 11. Olağan Kurulu’na uluslararası örgüt temsilcileri, demokratik kitle örgütleri, siyasi parti temsilcileri, sendika temsilcileri ve üyeleri katıldı. CHP Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp, Sevtap Akdağ Karahanlı da kurula katıldı.

    “KESK EŞ GENEL BAŞKANLARI GEÇMİŞ DÖNEMİ DEĞERLENDİRDİ”

    KESK Eş Genel Başkanları Şükran Kablan Yeşil ve Mehmet Bozgeyik, açılış konuşmasını yaptı. Eş Genel Başkanların konuşmalarından satırbaşları şöyle:

    “Dünya kapitalizmi üzerimizdeki baskısını arttırdı. Pandeminin sosyal ve sınıfsal bir sorun olduğu ortaya çıkmıştır. Pandeminin izleri devam etmektedir. Pandemi küresel eşitsizliği daha da büyütmüştür.
    AKP Filistin’e destek eylemleri yaparken İsrail ile ticaretini sonlandırmıyor. Sağ ve faşist iktidarlar güçlendi. Jin Jiyan Azadi sloganları ile kadın mücadelesi ön plana çıkmıştır. İktidar bloku, uzunca bir süredir aslında anayasayı askıya aldığı hukuksuzluk rejimini, anayasasızlık rejimini hayata geçiriyor. Anayasanın askıya alınmasına paralel olarak güçler ayrılığını da fiili olarak devre dışı bıraktı.
    İktidar, seçmenini mevcut ekonomik sıkıntıların geçici olduğunu, geçici değilse de sadece AKP ve Erdoğan tarafından çözülebileceğine ikna etmiş görünmektedir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girdiğimiz bugünlerde Kürtlere olan baskı artmıştır.

    “TÜRKİYE İŞÇİ HAKLARI KONUSUNDA EN KÖTÜ 10 ÜLKE ARASINDA”

    Gezi tutsaklarının hukuksuzca cezaevinde tutulduğunu belirtmek istiyoruz. Karşı karşıya kaldığımız baskılar devam etmekte çünkü tek adam rejiminin hayata geçirdiği bütün politikalar bütün alanlarda, hem siyasal, hem emek alanında, tüm muhalifleri susturmaya ve bastırmaya dönük uygulamalar olarak ortaya çıktı. Biz Konfederasyon olarak bu hak ihlallerini, sendikalarda yaşanan sürgün, ayrımcılık liyakatsizliğe dayalı baskı ve hak ihlallerini yayınlıyoruz ve bu hak ihlalleri bugün aramızda olan Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun raporlarında yer almakta ve Türkiye ne yazık ki işçi hakları açısından en kötü 10 ülke arasında yerini korumaya sürekli devam etmektedir.

    Kadına dair yürütülen her mücadele bizlere güç vermeye devam ediyor ve biz bunlardan aldığımız güçle, aynı kararlılıkla bu mücadeleyi sürdürmeye çalışıyoruz. Çünkü unutmayalım değerli dostlar, değerli kadınlar kadınlar omuz omuza sıralandığında aradan hiç kimse geçemez, ne faşizm ne başka bir şey.

    “TÜM DİRENİŞLERE SELAM OLSUN”

    Özelleştirmelere, güvencesiz çalışmaya, ücret adaletsizliğine karşı tüm dünyada işçi sınıfının yükselttiği grevlerle dalga dalga büyüyen mücadele gibi bizlerin de bu mücadeleyi yükseltmesi, her zamankinden çok daha fazla ağır ve büyük bir görev olarak karşımızda duruyor. Bugün halen direnişte olan başta Özark işçileri olmak üzere konfederasyonumuzun genel kurulundan tüm direnişlere selam olsun demek isteriz.

    Ülkede tüm katliamları nasıl unutmadıysak, 10 Ekim’i (Gar Katliamı), Sivas’ta yaşamını yitirenleri unutmadıysak, Hrant Dink’in de katilinin salıverilmesini kabul etmediğimizi ve bu davanın da takipçisi olacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyoruz.”

    Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı “Hiçbir zaman susmayacağız. Tüm emek ve meslek örgütleri ile birlikte direnen insanlarız. Yüreğinizin ışığı hiç sönmesin” dedi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise, “Hepinizi partim adına sevgi ile selamlıyorum. KESK sendikal mücadelenin yüz akıdır. Siz emekçilere büyük bir umut verdiği gibi biz Kürtlere, kadınlara da umut veriyor. DEM Parti; sokaklarda, fabrikalarda sizinle birlikte olmaya devam edecektir. Biz DEM parti olarak hakkımızı aldığımız günlerin uzak olmadığına inanıyoruz.” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • KESK, TİS taleplerini açıkladı: Maaş en az 45 bin TL olmalı!-VİDEO

    KESK, TİS taleplerini açıkladı: Maaş en az 45 bin TL olmalı!-VİDEO

    PİRHA – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), 2024-2025 yılı Toplu İş Sözleşmesi teklifini basın açıklaması ile duyurdu. KESK Eş Genel Başkanları Bozgeyik ile Yeşil, “İktidar, kamu emekçilerine mezarda emeklilik dayatmaktır. Yıllardır süren bu kâbustan uyanmak sizin, bizim, hepimizin elinde” dedi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), milyonlarca kamu emekçisi ve emeklisini yakından ilgilendiren 7. TİS görüşmelerine dair taleplerini açıkladı.

    KESK, Ankara’da yaptığı basın toplantısı ile 1 Ağustos’ta başlayacak olan Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmelerine ilişkin talepler listesini kamuoyuna duyurdu. KESK’in hazırladığı kapsamlı TİS raporu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na da iletildi.

    Basın açıklamasında insanca bir yaşam için ekonomik, sosyal, özlük ve demokratik hakları içeren talepler dile getirildi.

    “GERÇEK BİR TOPLU SÖZLEŞME İSTİYORUZ”

    KESK adına konuşan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, iktidarın uyguladığı ekonomi politikalarını eleştirerek Toplu İş Sözleşme tekliflerini şu şekilde sıraladı:

    “Aslında gerçek bir toplu sözleşmeden bahsetmek mümkün değildir. Geldiğimiz noktada kapsamından, tarafların belirlenmesine, grev hakkımızın yasal güvence altına alınmamasından uyuşmazlık durumunda devreye girecek olan Hakem Kurulu’nun yapısına kadar onlarca temel sorunu bulunan, hak arama yollarını kapatan, TÜİK’in çarpık enflasyon rakamlarına endeksli maaş artışlarına indirgenen, temel hiçbir sorunumuzu çözmeyen mevcut bu garabet ‘toplu sözleşme’ sistemi tam altı kez iflas etmiştir.

    Dolayısıyla burada bir kez daha altını çiziyoruz. Gerçek, evrensel bir toplu pazarlıkla uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan mevcut toplu sözleşme sistemi devam ettiği sürece yaşadığımız sorunların çözülmesi mümkün değildir.

    Bunun için biz KESK olarak öncelikle;

    6 milyonu aşkın kamu emekçisinin ve kamu emeklisinin ortak ekonomik, sosyal, demokratik, özlük ve mesleki hak ve çıkarlarını temel alan,

    İktidarın hem işveren olarak tarafı hem hakem olmadığı,

    Her sendikanın, konfederasyonun kendi üyeleri adına masaya oturabildiği,

    Kadın kamu emekçilerinin kendi talepleri ile masada temsil edildiği,

    Başta ILO sözleşmeleri olmak üzere uluslararası sözleşmelerle, evrensel sendikal hak ve özgürlüklerle uyumlu,

    Grev hakkı ile tamamlanmış gerçek bir toplu sözleşme istiyoruz.”

    KESK’TEN 47 BİN 500 TL MAAŞ TALEBİ!

    Mehmet Bozgeyik, KESK olarak yoksulluk sınırının üzerinde ücret talep ettiklerini vurgulayarak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Rakamları alt alta toplayınca en düşük memur maaşı dedikleri maaş 22 bin TL’ye ulaşmış gibi görünüyor. Ama aldatmaca da zaten burada başlıyor. Bunun adı kamu emekçilerine “mezarda emeklilik” dayatmaktır. Bu adaletsiz tablo ortadayken hala iktidarın enflasyon hedeflerine, TÜİK’in sahte rakamlarına göre maaş artışı talep etmek kamu emekçilerine, emeklilere ihanet etmektir.

    Buradan hareketle Toplu Sözleşme teklifimizde kamuda en az maaşı alan, eşi çalışmayan, 2 çocuklu, konutu olmayan, 15. Derecenin 1. Kademesi’ndeki hizmetlinin mevcutta 8.077 TL’lik ilave seyyanen ödenekle 22 bin TL olan maaşının 2024 yılı Ocak ayından itibaren eş, çocuk yardımı ve kira yardımı ile birlikte en az 45 bin TL’ye çıkarılmasını talep ediyoruz. Bunun için mevcutta trajikomik seviyede olan eş ve çocuk yardımlarının asgari gıda harcaması tutarında artırılmasını ve konut sahibi olmayan tüm kamu emekçilerine konut hakkı kapsamında kira yardımı verilmesini istiyoruz. Eş yardımının 3.310 TL’ye, çocuk yardımının her çocuk için 2.220 TL’ye çıkarılmasını, konutu olmayan kamu emekçilerine büyükşehirlerde 7.500 TL, diğer şehirlerde 5.000 TL kira yardımı verilmesini istiyoruz. Böylece kamuda en az maaşı alan, eşi çalışmayan, 2 çocuklu, konutu olmayan kamu emekçisinin maaşının büyükşehirde görev yapıyorsa 2024 Ocak itibari ile 47 bin 500TL’ye, diğer şehirlerde görev yapıyorsa 45 bin TL’ye çıkarılmasını, kamuda en az maaş alan bekâr, konutu olamayan bir kamu emekçisine büyükşehirde görev yapıyorsa 2024 Ocak itibari ile 39 bin 750 TL, diğer şehirlerde yaşıyorsa 37 bin 250 TL maaş verilmesini istiyoruz.

    “TEMEL GELİR GÜVENCESİ İSİTİYORUZ”

    KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil ise, “Bu kabustan uyanmak hepimizin elinde” diyerek, sendikanın taleplerini şu şekilde aktardı:

    “İnsanlık Hakkı” kapsamında; artan yoksulluğa, gelir bölüşümü adaletsizliğine ve açlığa karşı emekçi halkları korumak, insan onuruna yaraşır bir yaşam sürebilme koşullarını sağlamak, kendilerine nitelikli zaman bırakmak, onları güçlendirmek ve geleceğe daha umutla bakabilmelerini sağlayabilmek için, hem üretimdeki emekçileri, hem işsizleri, hem de kadınları güçlendirici, aynı zamanda doğadaki müşterek varlıklarımızın daha az tüketilmesine yardımcı olabilecek ekoloji dostu bir programa ihtiyaç olduğu açıktır. Nitekim özellikle pandemi ve sonrasında gerek dünyada gerekse ülkemizde derinleşerek artan işsizlik ve derinleşen ekonomik kriz, Temel Gelir Güvencesi talebini tartışılır kılmıştır. Hükümetler daralan ekonomi ve yaşam standartlarındaki gerilemeyi önlemenin bir yolu olarak birçok ülkede benzer programlara yönelmişlerdir. Böyle bir programın finansmanı, sermayeden yana değil, emekten halktan yana bütçe tercihi ile rahatlıkla sağlanabilir. Bu nedenle; Konfederasyonumuzun önerdiği Asgari Geçim Standardı Tespit Komisyonu tarafından yalnızca toplumun bir ferdi olmaları sebebi ile ülkemizde bulunan insanlara temel ihtiyaçlarını karşılayacak düzenli ve koşulsuz bir gelir kapsamında belirlenecek bir tutarın, Temel Gelir Güvencesi olarak belirlenmesini talep ediyoruz.

    Sevgili Kamu emekçileri, sevgili emekliler, iktidar ve “sendikamız” dediği yapı arasında bugüne kadar ‘toplu sözleşme’ adı altında varılan mutabakatların kaybedeni hangi sendikanın üyesi olursa olsun tüm kamu emekçileri ve emeklileri olmuştur.

    Bir taraftan biriken sorunlarınızın çözümü için görüşmelerin başlamasını dört gözle bekliyorsunuz. Diğer taraftan bugüne kadar yaşadığınız hayal kırıklıklarına bir yenisinin daha eklenmesinden endişe ediyorsunuz. Bu endişelerden kurtulmak, yıllardır süren bu kâbustan uyanmak sizin, bizim, hepimizin elinde! Bizlere her geçen gün daha fazla yoksulluk, sefalet, güvencesizlik dayatılan bu pespaye sistemi değiştirmek ve dönüştürmek elimizde! Yeter ki gerçek yetki sahibinin; sahte sendika yasasıyla imza yetkisini elinde bulunduran konfederasyon değil, milyonlarca kamu emekçisi ve emeklisi olduğunu unutmayalım. Daha fazla bedel ödemek istemiyorsanız; gelin hangi sendikanın üyesi olursak olalım hep birlikte haklarımız için omuz omuza verelim.

    Biz KESK olarak yıllardır yürüttüğümüz fiili meşru mücadele sonucunda kurulan masanın kamu emekçilerinin ve emeklilerin yok sayıldığı, iktidarın ve yetkili olarak oturttuğu yapının bir oyun sahnesine dönüştürülmesine seyirci kalmadık, kalmayacağız.

    Bizler yoksullukta, sefalette eşitlenmek değil hak ettiğimiz refahta birleşmek istiyoruz.

    Bizler ulufe değil, grevli gerçek bir toplu sözleşme düzeni istiyoruz!

    İktidarın tek taraflı olarak çıkardığı yasalar değil, konfederasyonların, sendikaların kamu emekçilerinin söz ve karar sahibi olacağı demokratik bir çalışma yaşamı istiyoruz.

    Gelin “Grevli TİS, İnsanca Yaşam Ücreti, Güvenceli İş Güvenli Gelecek” teklifimize hep beraber sahip çıkalım!”

    PİRHA/ANKARA

  • Eğitim Sen: Laiklik karşıtı ÇEDES uygulamasından derhal vazgeçilmeli!-VİDEO

    Eğitim Sen: Laiklik karşıtı ÇEDES uygulamasından derhal vazgeçilmeli!-VİDEO

    PİRHA – Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Necla Kurul, okullarda imamların görevlendirilmesi, “İktidarın, eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ve dini-kültürel ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olarak karşımıza çıkmaktadır” sözleriyle eleştirdi. Kurul, hükümetin derhal bu projeden vazgeçmesi çağrısında bulundu. 

    Eğitim Sen, laiklik karşıtı olarak yorumladığı, okullardaki Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesi ile ilgili açıklama yaptı.

    Eğitim Sen Genel Merkez binasında yapılan basın toplantısına Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği, Öğrenci Veli Derneği, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, Halkevleri, Sosyal Haklar Derneği, Alevi Bektaşi Federasyonu, Demokratik Alevi Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri de destek verdi.

    “DERHAL SON VERİLMELİ”

    Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, eğitimdeki dinselleşmeye dikkat çekerek, “Laikliği ve laik eğitimi hedef alan politika ve uygulamalara derhal son verilmelidir!” dedi.

    Nejla Kurul, siyasi iktidarın, eğitim sistemini siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda, dini kural ve referanslara göre biçimlendirmeye çalıştığını ifade ederek, şu açıklamayı yaptı.

    “Son yıllarda, Millî Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı, dini vakıf ve dernekler arasında çok sayıda iş birliği protokolü imzalanmıştır. Bu ortak projeler üzerinden eğitimi dinselleşme süreci hızlandırılmış, doğrudan laik eğitimi ve laik yaşam tarzını hedef alan uygulamalar hayata geçirilmiştir.

    Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı ortaokullar ve imam hatip okulları, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında bir süredir ülke çapında toplantılar yapılmakta ve çeşitli kararlar alınmaktadır.

    ÇEDES projesinin amacı “Öğrencilerimizin millî, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizi benimseyen, koruyan, geliştiren ve kendi yaşantılarında inşa eden fertler olmalarına, çağın ve geleceğin becerileriyle donanmış, bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, aklıselim, kalbi selim ve zevki selim sahibi, bedensel ve sosyal bakımdan dengeli bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak” olarak ifade edilmektedir. Dini ve manevi değerleri merkeze alan ÇEDES projesi, etkin bileşeni din referanslı kurumlar olması nedeniyle laik-bilimsel eğitim anlayışına ve eğitim bilimlerine aykırı bir çerçevede hazırlanmış ve uygulanmaya başlamıştır. Bu proje kapsamında, Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı hem programa katkı sağlayan hem de “temsilci öğretmen” kanalıyla öğrencileri bulan ve kamu mekânlarını kullandıran kurumlar olarak işlev görmektedir.

    “DÖRT YILLIK EĞİTİM FAKÜLTESİ MEZUNU PSİKOLOJİK DANIŞMANLAR ZATEN VAR”

    “Öğrencilere milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizin benimsetilmesi amacıyla tüm lise, ortaokul, ilkokul ve anaokulları ile il merkezi ve ilçelerde bulunan tüm cami ve Kur’an kursları”nı kapsayan proje, milli eğitim müdürlükleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı il müftülükleri aracılığıyla okullara öğrencilerin sözde ‘manevi gelişimini desteklemek’ amacıyla ‘manevi danışman’ görevlendirmelerinin önünü açmaktadır. Bu bağlamda pedagojik eğitimi bulunmayan vaiz, imam hatip, Kur’an kursu öğreticileri, İzmir ve Eskişehir başta olmak üzere çeşitli illerde görevlendirilmeye başlanmıştır. Protokolde ifade edildiği biçimiyle, “öğrencilerin moral ve motivasyonlarını artırıcı rehberlik hizmetlerinde bulunan” ‘manevi danışman’lara atfedilen kimi işlevler dört yıllık eğitim fakültesi mezunu psikolojik danışmanlarla, zaten yıllardır sürdürülmektedir.

    1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 56. maddesine göre, “Eğitim ve öğretim hizmetinin, bu kanun hükümlerine göre Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur.” ÇEDES projesi, 1739 sayılı kanuna aykırı olarak eğitim hizmetinin yürütülmesini, gözetilmesini ve denetlenmesini Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile paylaşarak gözetim, yürütme ve denetim görevini ihlal etmektedir. MEB, böylece okulların çocuğun üstün yararı ve kamu yararına işlev görme niteliğini sekteye uğratmaktadır. Yine ÇEDES projesi, öğrencilerin hem okulda hem de okul dışı ve yaz tatillerinde geçirdiği zamanları ele geçirerek okulu ve öğrencileri dini referanslı eğitim anlayışı ile siyasallaştırmaktadır. Sorumlu kurumlarca yeterince denetlenmeyen, kamusal alana açık olmayan bu alanlarda çocuğa yönelik yaşam hakkı ihlali, fiziksel şiddet, ekonomik şiddet ve çocuk ihmali ve istismarı olaylarını kamuoyu yakından gözlemlemiştir.

    “AÇIK BİR DAYATMA VE AYRIMCILIKTIR”

    Eğitimin bütün kademelerinde eğitimin niteliğini yükseltmek, çocukların özgür ve sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmesi için somut adımlar atılması gerekmektedir. Ancak MEB, bugüne kadar yaptığı gibi, din ve inanç alanı gibi son derece hassas bir konuda “tek din, tek mezhep” yaklaşımıyla hareket ederek okullarda öğrencilere dini ve manevi değerleri aktarmayı kendisine görev edinmiştir. ÇEDES projesi, iktidarın eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ve dini-kültürel ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Hiçbir toplum birbirinin aynı ve tamamen aynı düşünen, aynı inancı paylaşan, aynı ‘manevi değerleri’ benimsemiş insanlardan oluşmamaktadır. Laiklik anlayışı gereği farklı, inanç, düşünce ve değerler karşısında tarafsız olması gereken bir devletin, sadece bir dinin ve mezhebin öğretilerini, sadece belli bir inancın benimsediği manevi değerleri tüm okullarda ‘tek doğru’ olarak öğretmeye çalışması doğru bir uygulama olmadığı gibi, farklı inançtan öğrencilere yönelik açık bir dayatma ve ayrımcılıktır.

    Eğitim kurumlarının herhangi bir şekilde dini içerikli proje ve etkinliklerin mekânı haline getirilmesinin okullara ve eğitim sistemine olumlu anlamda en küçük bir katkısının olmadığı açıktır. Okullarımız, farklı inanç gruplarının her birinin eşit değerde görülmesi gereken, hiçbir öğrencinin inancı ya da felsefi düşüncesi nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı kurumlar olmak zorundadır. Öğrencilerin inancı ya da kimliği nedeniyle ötekileştirilmesine ve ayrımcı uygulamalarla karşı karşıya kalmasına neden olacak her türlü girişime son verilmelidir.

    “LAİK EĞİTİM ANLAYIŞINA AYKIRILIKLAR İÇEREN DÜZENLEME”

    Laikliğin varlığı, din ve mezhep farklılıkları üzerinden farklı inançtan ve mezhepten insanların birbiriyle çatışmalarına son vermek, her inancın kendisiyle ve diğer inançlarla eşit haklar temelinde ilişki kurmasını güvence altına almak açısından önemlidir. Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız yaklaşmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, üniversitede, iş yerinde, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapılmamasına bağlıdır. ÇEDES projesi bu yönüyle hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırılıklar içeren bir düzenlemedir.

    “DERHAL VAZGEÇİLMELİ”

    Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı, bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik ÇEDES ve benzeri uygulamalardan derhal vazgeçmelidir.

    Çocuklarımız, ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirilemez! Bu konuda eğitim emekçileri başta olmak üzere, öğrencilerimizi, velilerimizi ve demokratik kamuoyunu birlikte tavır almaya ve ortak mücadeleye davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik: Yoksulluğa karşı 1 Mayıs güçlü geçmeli-VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik: Yoksulluğa karşı 1 Mayıs güçlü geçmeli-VİDEO

    PİRHA – KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, bu yıl 1 Mayıs’a katılımın güçlü olması gerektiğini söyledi. Bozgeyik, “14 Mayıs seçimlerine giderken iktidara da buradan gerekli sözümüzü söyleyeceğimiz bir durum olacaktır. Geçmiş dönemlere nazaran daha önemsediğimiz bir gün olacak” diye belirtti.

    İşçi sınıfı, tüm hakları konusunda günden güne daha fazla kayıp yaşıyor. Enflasyon her ay yükselirken, ekonomik krizin işçilere yansıması da daha belirgin hal alıyor. Açlık sınırının altında ücret ile çalışan milyonlarca emekçi, şimdi 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nda tüm bu yaşadıklarına karşılık itirazlarını dile getirmeye hazırlanıyor.

    “YOĞUN KATILIMIN HEDEFLENDİĞİ BİR GÜN OLACAK”

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) da bu yıl yapılacak kutlamaların, önceki yıllara oranla daha anlamlı olduğunun altını çiziyor.

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, 2023 1 Mayıs’ının bir dönüm noktasına denk geldiğini belirterek “Kamu emekçileri açısından 14 Mayıs seçimleri öncesinde Türkiye’nin 81 ilinde yapacağımız 1 Mayıs mitingleri, geçmiş dönemlere nazaran daha önemsediğimiz ve çok yoğun bir katılımı hedeflediğimiz gün olacak” dedi.

    “6 ŞUBAT DEPREMİNİN ETKİSİYLE YAPACAĞIMIZ BİR ETKİNLİK”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, bu yıl yapılacak olan 1 Mayıs kutlamalarının 81 ilde gerçekleşeceğini belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “2023 1 Mayıs’ı ülkenin içerisinde bulunduğu bir dönüm noktasına denk geldi. O nedenle de kamu emekçileri açısından da 14 Mayıs seçimler öncesinde Türkiye’nin 81 ilinde yapacağımız 1 Mayıs mitingleri, etkinlikleri geçmiş dönemlere nazaran daha çok önemsediğimiz ve yoğun katılımı hedeflediğimiz bir dönem olacak. Konfederasyonumuz KESK, yine emek ve meslek örgütleri ile birlikte Tüm Türkiye’de ortak mitinglerin yapılması, emek ve demokrasi güçlerinin de bu sürece dahil edilerek ortak mücadelenin yükseltilmesi ile ilgili nisan ayının başından beri çalışmalar yürütüyor. Türkiye’nin dört bir yanında geniş kitlesel 1 Mayıs mitinglerini yapmayı düşünüyoruz.

    Bu 1 Mayıs süreci aynı zamanda Türkiye’de 6 Şubat depreminin etkisiyle de yapacağımız bir etkinlik olacak. O nedenle hem 6 Şubat’ta yaşamını yitirenleri anma amacıyla Antakya’da 30 Nisan’da, emek meslek örgütleri, demokrasi güçleriyle birlikte 1 Mayıs öncesi bir anma etkinliğini yapacağız.

    Ayrıca yine deprem bölgesinden Malatya, Adıyaman, Maraş, Urfa illerinin katılacağı Gaziantep Bölge Mitingini de KESK olarak planladık. Ekonomik krizin giderek arttığı, depremin etkisiyle birlikte kamusal hizmetlerin de tamamen çöktüğü, özellikle halka kamusal hizmetlerin oluşturulamaması nedeniyle de ikinci bir yıkımla karşı karşıya kaldığımız bir dönemde 1 Mayıs’a hazırlanıyoruz. O açıdan da çok güçlü kitlesel 1 Mayıs’ların olacağını ifade etmek istiyorum.”

    MEYDANLAR YİNE EMEKÇİLERE KAPALI!

    Mehmet Bozgeyik, İstanbul’da Taksim Meydanı’na ilişkin yasaklama kararının kaldırılması için mücadelelerinin olduğunu da ifade ederek, “Taksim’de kutlamaya dönük taleplerimizi İstanbul Valiliği’ne yaptık. Ancak yine Taksim meydanının kapatıldığını, çeşitli güvenlik gerekçeleri ile 1 Mayıs mitingine açılmayacağına dair olumsuz değerlendirme olduğu için bu yıl da Maltepe Meydanı’nda 1 Mayıs’ı coşkulu şekilde kutlayacağız. 28 Nisan’da da 1 Mayıs 1977’de yitirdiklerimizi anmak amacıyla Kazancı yokuşunda, Şişhane’de ve Kadıköy’de de emek meslek örgütleri, demokrasi güçleri ile birlikte anmalar yapılacak. Maltepe 1 Mayıs’ının 100 binlerce emekçinin katılacağı bir çalışmayı uzun süreden beri yürüttüğümüzü ifade edebilirim” dedi.

    “UMARIZ ANKARA VALİLİĞİ YANLIŞ TUTUMUNDAN VAZGEÇER”

    Ankara’da ise Tandoğan Meydanı için başvuru yapıldığını belirten Bozgeyik, Henüz Ankara valiliğinden bir dönüş olmadı. Tüm dünyada 1 Mayıs mitingleri özellikle emekçiler açısından önemli meydanlarda kutlanan etkinlikler olarak şimdiye kadar yapıla geldi. Maalesef Ankara’da uzun süreden beri valiliğin Sıhhiye Meydanı’ndan sonra Tandoğan Meydanı’nı da emekçilere yasaklama yönünde anti demokratik tutumuyla karşı karşıyayız. Umarız bu 1 Mayıs’ta Ankara Valiliği bu yanlış tutumundan vazgeçer” ifadelerini kullandı.

    “KAPİTALİST YIKIMA KARŞI 1 MAYIS’TA BİRLEŞELİM”

    Emekçilerin hiçbir dönem günümüzdeki kadar ekonomik zorluk yaşamadığını belirten Mehmet Bozgeyik, bu 1 Mayıs’ın neden önemli olduğunu ise şu sözlerle anlattı:

    “Bizler bu dönemin şiarını ‘Kapitalist yıkıma, işsizliğe, yoksulluğa karşı 1 Mayıs’ta birleşelim’ sloganı ile hazırlanıyoruz. Gerçekten Türkiye’de son yılların en büyük ekonomik krizi ve yıkımıyla karşı karşıyayız. Kamu emekçileri ve işçiler açısından almış olduğumuz ücretler enflasyon karşısında eridi. Reel anlamda %100 oranında kayıpların yaşanması ve alım gücünde sürekli bir düşüşle karşı karşıya iken gıdada, ulaşımda yaşanan enflasyon ve özellikle kiralarda % 200’lere varan artışlar oldu. Ortalama 12-13 bin lira alan kamu emekçisinin ve asgari ücretle çalışmak zorunda olan milyonlarca işçinin yaşamını sürdürmesinin olanaksız olduğunu, insanların birden fazla işte, gecesini gündüzüne katarak çalışmak durumunda kaldığını ifade edebilirim. O açıdan iktidar özellikle seçim sürecine giderken kimi manipülasyonlarla, algı yönetimleriyle, sanki ücretlerde bir artış yapıyormuş gibi emekli maaşlarının 7500 TL çıkartılması gibi yine önümüzdeki günlerde kamu emekçileri ve asgari ücrette bir artış beklentisi içerisine emekçilerin girmesine neden olan söylemler kuruyor. Ancak tüm bunlar yaşamış olduğumuz yoksulluğu ortadan kaldırmayacaktır. O açıdan insanca yaşanabilecek bir ücret talebimiz uzun süreden beri var.”

    “1 MAYIS’IN GÜÇLÜ GEÇMESİ GEREKİYOR”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, 1 Mayıs’ta güncel taleplerin dile getirileceğini belirterek şöyle devam etti:

    “Yoksulluk sınırının 32.000 TL’ye, açlık sınırının 12.000 TL’ye ulaştığı bir dönemde ücretlerimizin de acilen güncellenmesi gerekiyor. Yoksulluk sınırının üzerinde bir ücret talebimizi 1 Mayıs’ta da ifade edeceğiz. O açıdan buradan tüm bu yoksullaştırılan, işsiz bırakılan, özellikle asgari ücretle açlık sınırının altına mahkum edilen milyonlarca emekçinin artık bu somut durumu görerek ve buna neden olanın bu iktidar olduğunu bilerek bu duyguyla 1 Mayıs’a hazırlanmaları gerekir. Herkes, iş yerinde yanı başında çalışan işçi arkadaşının, okulda, hastanede çalışan emekçilerin de bu taleplerle 1 Mayıs’a katılması yönünde de yoğun çalışmalarımız var. Tüm emekçileri bu yaşadığımız yoksulluğa son verilmesi, taleplerimizin karşılanabilmesi, sendikal hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin de ortadan kaldırılabilmesi açısından 1 Mayıs’ın güçlü geçmesi gerekiyor. Çünkü biz 1 Mayıs’ta 14 Mayıs seçimlerine giderken iktidara da gerekli sözümüzü söyleyeceğimiz bir durum olacaktır.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Mitingleri yasaklanan KESK’lilere Meclis önünde de polis müdahalesi!-VİDEO

    Mitingleri yasaklanan KESK’lilere Meclis önünde de polis müdahalesi!-VİDEO

    PİRHA – KESK’in 17 Aralık’ta Tandoğan meydanında yapmayı planladığı miting Ankara Valiliği’nin engeline takıldı. Kararı Meclis önünde protesto etmek isteyen sendika yöneticileri bir kez daha polis müdahalesiyle karşılaştı. Antalya KESK üyeleri de yasak kararını protesto etti.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK)17 Aralık Cumartesi günü Ankara Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirmek istediği ‘Seçim bütçesi değil, geçim bütçesi istiyoruz’ mitingi Ankara Valiliği tarafından engellenmişti. Kararı protesto etmek için TBMM önünde bir araya gelmek isteyen sendika yönetici ve üyelerine burada da müdahalede bulunuldu.

    Kolluk güçleri, Meclis çevresini ablukaya alarak sendika temsilcilerinin TBMM kampüsü çevresine yaklaşmasına izin vermedi. Basın görevlilerinin de görüntü almasını engelleyen polisler, CHP ve HDP’li milletvekillerinin ısrarı ardından sadece temsili sayı ile Meclis kampüsü dışarısındaki park içerisinde açıklama yapılabileceğini iletti.

    “ÇARK, ZENGİNİ DAHA ZENGİN ETMEK İÇİN DÖNÜYOR”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, bütçe taleplerini iletmek üzere TBMM önünde açıklama yapmak istediklerini belirterek “Hayat pahalılığından, işsizliğe, hukuk ve adaletten iç ve dış politikaya kadar her alanda adeta çıkmaz bir sokağa sürüklenmiş bulunuyoruz” dedi. Bozgeyik, polis engelini de kınayarak şu açıklamayı yaptı:

    “Bin bir çeşit Ali Cengiz oyununa başvurulan resmi rakamlar bile artık bu ülkede yaşanan işsizliği, hayat pahalılığını gizlemeye yetmiyor. Ama  ülkeyi yönetenler ‘Gelişmiş ülkelerde bile raflar boş, dünya hatta gelişmiş batı ülkeleri  bizi kıskanıyor’ nutukları atıyorlar.

    Evet, ülkede market rafları dolu ama bizim cüzdanlarımız, ceplerimiz boş. Marketleri, pazarları artık müze gezer gibi dolaşıyoruz. Raflardaki her şey el yaktığı için bakıp, bakıp çıkıyoruz. Temel ihtiyaçlarımızı karşılayamaz olduk. Kış kapıya dayandı. Doğalgaz, elektrik faturası kâbusumuz yeniden başladı.

    Evet çarklar dönüyor. Ama o çarklar halkı, emekçileri, yoksullaştırmak, işsiz bırakmak, bir avuç zengini daha zengin etmek için dönüyor. Çarklar düşük gösterilen TÜİK enflasyonu ile halkın, emekçilerin cebinden alıp bir avuç patrona, yandaşa aktarmak için dönüyor.

    17 Aralık’ta Ankara’da gerçekleştireceğimiz ‘Artık yeter! Emekten halktan yana, seçim bütçesi değil geçim bütçesi istiyoruz’ şiarlı mitingimize ilişkin Ankara Valiliği tarafından verilen cevap bunun son örneğidir.

    Ankara Valiliği haftalar önce Tandoğan meydanı için yaptığımız başvuruya uzun süre cevap vermemiştir. Dün saat 10’da yani mitinge 48 saat kala verilen cevapta ise miting yerinin Anıtpark olarak belirlendiği bildirilmiştir. Üstelik miting kısa bir saat dilimi ile sınırlandırılmak istenmiştir.

    Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. Bu yasaklama ve engellenmeler bize geri adım attıramayacaktır. Bu hukuksuzluklar silsilesi son buluncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

    Hepimiz biliyoruz ki bugün TBMM’de görüşmeleri tamamlanacak olan bütçe de yıllardır bizlere, halka dayatılan Kölelik ve Yoksulluk Programının bir parçasıdır.

    Nitekim daha önceki bütçeler gibi bu bütçede de işçiler yine yok. Kamu emekçileri yine yok. Açlık sınırı altına itilen on milyon asgari ücretli, 3 bin 500 TL ile açlık sınırının yarısına bile denk gelmeyen bir maaş reva görülen milyonlarca emekli yok. Kadınlar, gençler yok. Kamu hizmetlerine, eğitime, sağlığa, ulaşıma yatırım yok.”

    “KAYNAKLARIMIZ SİLAHA DEĞİL BARIŞ İÇİN KULLANILSIN”

    Meclis önüne gidemeyen KESK üyeleri ise Selanik Caddesi girişinde bekletildi. Mehmet Bozgeyik ve beraberindeki grup, Meclis yakınında yaptıkları açıklama ardından engellenen sendikalılarla buluştu. Kitlenin basın açıklaması konusunda ısrarı ardından polislerle müzakere yapıldı. Selanik Caddesi’nde trafik akışı durdurularak Meclis önünde yapılmak istenen basın açıklaması okundu.

    KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, “Bu ülkede yaşanan bütün hukuksuzlukları protesto ediyoruz” diyerek şu talepleri sıraladı:

    “Temel tüketim maddelerine son iki yıl içinde yapılan zamların geri alınması, Mali kayıplarımızın yaşanan gerçek hayat pahalılığı ve yoksulluk sınırında yaşanan artış temel alınarak telafi edilmesi,

    Vergide adaletin sağlanması, az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınması,

    Tükettiğimiz her şeyden alınan dolaylı vergilerin düşürülmesi,

    Gelir vergisi birinci dilim oranının %15 ten %10’a düşürülerek, yoksulluk sınırına kadar olan maaşların-ücretlerin birinci vergi diliminde sabitlenmesi,

    Kar, faiz ve servet gelirlerine tanınan ayrıcalıkların kaldırılması, belli bir servet düzeyinin üzerindeki zenginlerden servet vergisi alınması,

    Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesi

    Kamu hizmetlerinin tasfiyesine, özelleştirmelere, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemine aktarılan hazine garantilerine son verilmesi,

    Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılması,

    Her türlü güvencesiz istihdama son verilmesi,

    Engelli yurttaşların erişebilirlik sorununun çözülmesini, engellilere yönelik kamu hizmetlerinin geliştirilmesi,

    Kaynaklarımızın savunmaya, güvenlikçi politikalara, silahlanmaya değil; adaletin tesis edilmesi, emek, barış ve demokrasi için kullanılması.”

    ANTALYA

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Antalya Şubeler Platformu yarın (17 Aralık) Ankara’da “Artık yeter! Emekten halktan yana, seçim bütçesi değil geçim bütçesi istiyoruz” şiarıyla gerçekleştirilecek olan mitingin yasaklanmasına ilişkin açıklama yaptı.

    Attalos Heykeli önünde yapılan açıklamayı KESK Antalya Şubeler Platformu adına dönem sözcüsü Eğitim Sen Şube Başkanı Nurettin Sönmez okudu.

    Miting yasağının, anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış toplantı ve gösteri yürüyüş hakkı ile örgütlenme, ifade ve düşünce özgürlüğüne darbe olduğunu belirten Sönmez, “Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. Bu yasaklama ve engellenmeler bize geri adım attıramayacaktır. Bu hukuksuzluklar silsilesi son buluncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Gelin, insanca yaşamaya yetecek bir ücret, adil bir vergi sistemi, halk için-emek için bütçe, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza verelim” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA-ANTALYA

  • KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik: Asıl amaçlanan Aleviliğin asimilasyonudur!-VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik: Asıl amaçlanan Aleviliğin asimilasyonudur!-VİDEO

    PİRHA – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, cemevlerine yönelik hazırlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin “Aleviliği yok etmek” amacı taşıdığının altını çizerek, “Yüzyıllardır Aleviler kendi olanaklarıyla cemevlerini yaparak orada öğretilerinin yaşatılması noktasında mücadele yürütüyorlar. Burada esas talep, eşit yurttaşlık talebidir” vurgusunu yaptı.

    Cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlanması yönündeki karar tepkileri büyütüyor. 8 Kasım’da ilgili yasaya karşı Meclis önünde eylem yapan Alevi yurttaşlara, meslek örgütlerinden de destek gelmeye devam ediyor.

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik de AKP eliyle hazırlanan yasanın “Aleviliği yok etmek” amacı taşıdığının altını çizdi. Bozgeyik, yapılan düzenlemenin aynı zamanda bir tür “seçim yatırımı” olduğunu ifade ederek “Daha önce de ‘Alevi açılımı’ adı altında bir çalışma başlatmıştı ancak tüm o girişimlerinin de sonuçsuz kaldığı ortaya çıktı” dedi.

    “ESAS TALEP EŞİT YURTTAŞLIKTIR”

    Mehmet Bozgeyik, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi bir oluşumun, parlamento ve Alevi kurumları iradesi dışında yapılmasının anti demokratik bir durum olduğunu vurguladı. Bozgeyik, Alevi inancıyla ilgili kararların ilgili yapılar tarafından alınması gerektiğinin vurgulayarak şunları söyledi:

    “Özellikle Alevi örgütlerini yok sayılarak, kendi güdümündeki birkaç kurumla bu işi yaptılar. Kendisine biat eden kurumları esas aldıklarını gördük. Bir reform yapmış gibi davranarak bu düzenlemeleri yapıyorlar. Aslında bu pakete baktığımızda da Türkiye’de 100 yıldır Alevilerin, kamu otoritesinin gücüyle soluksuz bırakıldığını, asimile edilerek Aleviliğin tabutuna son çivinin çakılması anlamına gelen bir düzenleme ile karşı karşıyayız.
    Bugün bizim açımızdan, Alevi yurttaşlarının, Alevi kurumlarının, gerçek anlamda Alevi öğretisini temsil eden kurumlarının da sorunlarının kum çakıl meselesi olmadığını ifade etmek istiyorum. Alevi yurttaşlarının cemevi yapılması ve elektrik-su faturalarının devlet tarafından ödenmesi esas mesele değil. Yüzyıllardır Aleviler kendi olanaklarıyla cemevlerini yaparak orada öğretilerinin yaşatılması noktasında mücadele yürütüyorlar. Burada esas talep, eşit yurttaşlık talebidir. Özellikle cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi ve buna uygun yasal düzenlemenin ortaya çıkarılması gerekiyor.”

    “ÇEŞİTLİ PROJELERLE ASİMİLASYON GERÇEKLEŞTİRİLECEK”

    Mehmet Bozgeyik, söz konusu yasa ile asıl amacın Aleviliğin asimilasyonu olduğunu söyleyerek “Özellikle de bu öğretinin Sünni İslam Hanifi mezhebi doğrultusunda yeni oluşturulacak başkanlık eliyle yapılacak çeşitli eğitimler, yayınlar; özellikle burada AKP’nin kendi yandaşlarının istihdam edilmesi ve projelerle çok yoğun bir asimilasyon uygulamasını hayata geçirilecektir. O açıdan öteden beri bizim ve Alevi kurumlarının da temel talebi, cemevleri ibadethane olarak tanımlanmalı ve Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilmeli” yorumunda bulundu.

    “TEK ÇIKAR YOLU ORTAK MÜCADELE”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, laiklik vurgusu da yaparak devletin, inançlar üzerindeki baskıları sonlandırması ve kurumların özerk, bağımsız olması gerektiğini de ifade etti. Bozgeyik, 8 Kasım’da Alevi yurttaşlara dönük polis saldırısını da kınayarak şu değerlendirmeyi yaptı:
    “Alevi inancı barıştan yana hümanist bir geleneği temsil ediyor. İnsanlar arasında kadın-erkek eşitliğini esas alan bir ideolojinin karşılığıdır. Uzun süreden beri bu tür bir devlet şiddetiyle Alevi toplumu karşı karşıya gelmemişti. 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana açık bir faşizm söz konusu. Emek meslek örgütlerine, gazetecilere, aydınlara, sanatçılara yönelik çok yoğun baskı, gözaltı, tutuklama uygulamaları ile karşı karşıyayız. Ankara’da taleplerini ifade etmek üzere il dışından gelen birçok Alevi yurttaşları ve önderlerimize yönelik böyle faşizan, yoğun şiddet kullanma, darp etme uygulamalarını asla kabul etmiyoruz. Bu açıdan Türkiye giderek otoriterleşmekte. 2023 seçimlerine giderken AKP-MHP iktidarının varlığını korumak için bu baskı politikalarını daha da arttıracağı eğilimini gösteriyor. O açıdan hem Alevi kurumları hem de emek meslek örgütleri, demokrasiden, özgürlükten, laiklikten yana olan kesimler, bu baskıcı politikalara karşı ortak mücadele etmemiz gerekiyor. Bizim de KESK olarak çağrımız, tüm bu baskılara karşı hep birlikte ortak mücadele etmenin tek çıkar yolu olduğunu ifade etmek istiyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Öğretmenlerden iktidara uyarı: Taleplerimiz karşılanmazsa iş bırakacağız

    Öğretmenlerden iktidara uyarı: Taleplerimiz karşılanmazsa iş bırakacağız

    PİRHA- Taleplerinin karşılanması için Ankara’da bir araya gelen eğitim emekçileri, taleplerine dair bir düzenleme yapılmaması durumunda 2 Kasım’da iş bırakma eylemi yapacaklarını belirtti. Eğitim Sen Genel Başkanı Necla Kurul yaptığı konuşmada, “Yanlış Öğretmenlik Meslek Kanunu iptal edilmelidir” dedi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nın (Eğitim Sen) çağrısıyla Ankara’da bir araya gelen eğitim emekçileri, Meclis’te kabul edilen Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) başta olmak üzere öğretmenlerin yaşadığı temel sorunların çözümü için Anıtpark’ta miting yaptı.

    Türkiye’nin birçok kentinden öğretmenlerin katıldığı mitinge, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri, Emek Partisi (EMEP), Birleşik Birleşik Devrimci Parti (Devrimci Parti), Sol Parti, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Sosyalist Emekçiler Partisi (SEP), Halkevleri ile çok sayıda siyasi parti temsilcisi ve emek meslek örgütü de destek verdi.

    Eğitim emekçileri, ıslıklarla hükümeti protesto ederek, Bartın’daki maden faciasında hayatını kaybeden maden işçilerini andı.

    “SOMA’DAN BUGÜNE HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEDİ”

    Eğitim Sen Genel Başkanı Necla Kurul, mitingde eğitim emekçilerinin sorunlarını ve taleplerini anlatan bir konuşma yaptı.

    Bartın’da hayatını kaybeden 40 maden işçisini anarak sözlerine başlayan Kurul, “Bartın’daki iş cinayeti mitingimizin bedeninde derin bir acı yarattı. Keskin bir acı bu! Madencilerin tüm sevenlerini, yakınlarının, dostlarının, emekçi sınıfların başı sağ olsun, sabır diliyorum. Yaşadığımız ölüm ve yaşam arasında yaman bir çelişki! Yüreğimiz bir yandan 28 can için yanıyor, bir yandan da maden ocağında mahsur kalan 13 işçi için atıyor. Bartın’da bir kazaya değil, haksız yere kasten işlenen iş örgütlenmesine, hıza, önlemlerin alınmamasına bağlı öngörülen cinayetlere tanıklık ediyoruz. Kapitalizmin çalışma süreçleri acımasızca örülmüş, kurumlar alt üst edilmiş durumda! Soma’dan bugüne hiçbir şey değişmedi, sorumlulara hesap sorulabiliyor, ne de düzgün denetimler yapılıyor, şimdi Bartın’ı yaşıyoruz” diye belirtti.

    “HİÇBİR TALEBİMİZ DİKKATE ALINMADI”

    Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun muhatabı olan öğretmenlerin taleplerinin dikkate alınmadan kanunun yasallaştığını anımsatan Kurul, sözlerine şöyle devam etti:

    “Yasal ve sendikalarının iradesi dışında, haklarını ve taleplerini dikkate almadan hazırlandı ve yasalaştı. Siyasi iktidar ve Millî Eğitim Bakanlığı bugüne kadar defalarca olduğu gibi, bir kez daha kendi bildiğini okudu. Masa başında hazırlanan meslek kanunu ile eğitim emekçilerinin çalışma ve yaşam koşullarını tek taraflı olarak düzenleme alışkanlığını sürdürüyorlar. Türkiye’de aynı işi yaptıkları halde farklı statü ve maaş kaleminde çalışmak zorunda kalan başka bir meslek grubu yok. Siyasi iktidar, öğretmenler arasında halen var olan aday, sözleşmeli, kadrolu, ücretli ayrımına yenilerini eklemekle birlikte, eğitim sisteminin rekabetçi ve eleyici yapısını Öğretmenlik Meslek Kanunu üzerinden daha da pekiştirmek istiyor.”

    SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İÇİN ÖNERİLERİNİ SIRALADILAR

    Kurul, öğretmenlerin yaşadığı sorunlarının çözülmesi için şu önerileri sıraladı:

    “-Eğitim-öğretim yılına hazırlık ödeneğinin ayrım gözetmeksizin tüm eğitim çalışanlarına bir maaş tutarında ödenmesi sağlanmalıdır.

    -Tüm eğitim çalışanlarının yoksulluk sınırının üzerinde bir ücret artışına ilişkin düzenlemeler yapılmalı ve 1. dereceye gelmiş tüm kamu çalışanlarına 3600 ek gösterge verilmelidir.

    -Eşit işe eşit ücret ilkesine uygun olarak farklı ücret ve istihdam şekillerine son verilmeli, kadrolu güvenceli istihdam sağlanmalıdır.

    -Kamuda mülakat uygulamasına son verilmelidir.

    -Tüm eğitim çalışanlarına sosyal devlet ilkesi gereği ayrım yapılmaksızın; giyim ulaşım, barınma, beslenme, yakıt, kira yardımı yapılmalı ve aile çocuk yardımı tutarları iyileştirilmeli, vergi dilimi adaletsizliğine son verilmelidir.

    -Öğrencilerimizin en temel hakkı olan eğitim, barınma ve beslenme hakları, sosyal devlet anlayışıyla devlet güvencesine alınmalı ve kamusal eğitim sağlanmalıdır.”

    “TALEPLERİMİZ KARŞILANMAZSA İŞ BIRAKACAĞIZ”

    Kurul konuşmamasının devamında, taleplerine ilişkin düzenlemelerin yapılmaması halinde başvuracakları yolları şöyle ifade etti:

    “-26, 27, 28 Ekim tarihlerinde kokart takılması,

    -26 Ekim tarihinde, ilk teneffüs saatinde, öğretmenler odasında ortak bildiri metninin okunması,

    -Bu talep ve uyarılara rağmen bir düzenleme yapılmaması halinde; 2 Kasım 2022 tarihinde tüm eğitim çalışanlarının katılımı ile bir günlük iş bırakma eylemi yapılması kararları sendika genel başkanlarınca karar altına alınmıştır.

    -Yanlış Öğretmenlik Meslek Kanunu iptal edilmelidir.”

    “AKP İKTİDARI ANAYASAYI ASKIYA ALDI”

    Ardından konuşan KESK Eş Başkanı Mehmet Bozgeyik, Bartın’da hayatını kaybeden maden işçilerini anarak sözlerine başladı.

    Bozgeyik, konuşmasının devamında, “Kapitalist sistem kendi krizlerinin yarattığı kaotik halden, çoklu krizden bir kez daha baskıyı, sömürüyü daha da yaygınlaştırıp derinleştirerek, yüzyıllarca süren emek mücadelesiyle elde edilen kazanımlarımızı, haklarımızı budayarak, devletleri tümüyle şirketleştirerek bu krizinden de çıkmaya çalışmaktadır. Kapitalist sömürü sistemi bugün yaşadığı krizden çıkmak için dünyanın birçok bölgesinde çatışmaları, savaşları tırmandırarak emekçilerin, halkların yaşadığı açlığı, yoksulluğu ve ekolojik krizi derinleştirmek istemektedir. AKP-MHP iktidar bloğu özellikle 2014-2015 yıllarından sonra anayasayı bir nevi askıya alarak hukuksuzluğu rejimin ana niteliği haline getirdi. Anayasanın askıya alınmasına paralel olarak güçler ayrılığını da fiili olarak devre dışı bırakarak tek adam rejimini kurumsallaştırma yolunda hukuksuzluğu derinleştirdi” dedi.

    “HER GEÇEN GÜN YOKSULLUĞUMUZ DERİNLEŞİYOR”

    Sansür yasasının toplumda yarattığı etkilere değinen Bozgeyik, “Sansür yasasıyla birlikte toplumda artacak kaos daha tehlikeli olacak. Her geçen gün yoksulluğumuz derinleşiyor. Emeğimizi hedef alan saldırıların dalga kıranı bizleriz. Emeğin birliği ve halkların kardeşliği için, bilimden yana, aydınlık bir gelecek için umut biziz” ifadelerini kullandı.

    Yapılan konuşmaların ardından Grup Abdal’ın verdiği konserle miting sona erdi. Grup Abdal, Bartın’da hayatını kaybeden 41 maden işçisi için şarkılar seslendirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • KESK Eş Genel Başkanları: Laiklik tasfiye edildi, eğitimdeki dinselleşme artıyor!-VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanları: Laiklik tasfiye edildi, eğitimdeki dinselleşme artıyor!-VİDEO

    PİRHA – KESK Eş Başkanları Mehmet Bozgeyik ile Şükran Kablan Yeşil, eğitimdeki dinselleşme ve zorunlu din derslerine işaret ederek, “Son 20 yıllık AKP iktidarı bambaşka bir hesaplaşma içinde. İktidar, siyasal İslam’ı var etme noktasında adım adım bir plan uygulamakta” dediler. KESK Eş Genel Başkanları laikliğin tamamen tasfiye edildiğine işaret ettiler. 

    Yeni eğitim döneminin açılmasıyla birlikte Alevi örgütlerinin yanı sıra birçok meslek örgütü de eğitim alanındaki dinselleştirmeye dikkat çekti. Alevi kurumları, zorunlu din derslerinin kaldırılması için çabalarına devam ederken bir tepki de Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’ndan (KESK) geldi.

    “DEMOKRAT PARTİ’NİN İKTİDARA GELMESİYLE BİRLİKTE ZORUNLU DİN DERSİ HAYATA GEÇİRİLDİ”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Türkiye’de özellikle 20 yıllık AKP iktidarı döneminde artan dinselleştirmenin altını çizdi. Bozgeyik, 4+4+4 yasasıyla birlikte iktidarın kendi siyasal anlayışı doğrultusunda nesiller yetiştirmeyi amaçladığını söyleyerek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “4+4+4 yasasıyla birlikte eğitimin tüm derslerinde içerik açısından bir dinselleştirme politikasıyla karşı karşıyayız. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk-İslam sentezi politikaları tercih edilmesi ve din derslerinin zorunlu olmasıyla birlikte yoğun şekilde ilköğretimle başlamak üzere liselere kadar din dersleri zorunlu hale geldi. Aslında Türkiye’de cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte zorunlu din dersi tartışmaları başlamıştı. 1924 yılında çıkartılan kanunla birlikte din dersleri müfredattan çıkartıldı ta ki 1948-1950 yıllarında Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte okullarda zorunlu din dersi uygulaması hayata geçirildi. 12 Eylül darbesi ile birlikte zorunlu din dersi uygulamaya başlandı. Bugün Türkiye’deki eğitim sisteminin yapısına baktığımızda tamamen bir mezhebe dayalı, tek millet, tek inanç doğrultusunda bir eğitim politikası olduğunu görüyoruz. Hatta 20. Milli Eğitim Şurası ile birlikte anaokullarında dahi din dersi ve yaz dönemlerinde Diyanet aracılığıyla camilerde, okullarda Kur’an kurslarına verilmesi durumu var. Yani çok yoğun bir dinselleştirme ile karşı karşıyayız.”

    “DİYANETİN KAPATILMASI GEREKİYOR”
    Mehmet Bozgeyik, beş bakanlığın bütçesine yakın bir bütçenin Diyanet İşlerİ Başkanlığı’na ayrıldığını belirterek, “Türkiye’de yoğun bir derslik ihtiyacı varken okul yapma yerine cami yapmak tercih ediliyor” dedi. Bozgeyik, AKP iktidarı döneminde yapılan cami sayısının okul sayısından çok daha fazla olduğuna işaret ederek şunları söyledi:

    “Neredeyse 2 katı kadar caminin yapıldığını ifade edebilirim. Bu açıdan Alevi örgütlerinin, zorunlu din dersi uygulamasının kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’na devlet tarafından, vergilerimizden toplanan kaynakların aktarılmasına son verilmesi ve özellikle laiklik ilkesi açısından din ve devlet işlerinin ayrılması yönünde talepleri var. Zorunlu din dersleri ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı olmasına rağmen Türkiye’de o karara uyulmadı. Din derslerinin kaldırılmasını bırakın, anaokullarına kadar getirildi. Bizler de özellikle eğitimdeki bu dinselleştirmenin son bulması, zorunlu din dersi uygulamasının kaldırılması, okullarda din ve ahlak bilgisi dışında teoloji derslerinin verilmesi ve bunun da tercihe bırakılmasını savunuyoruz. Gerçek bir özgürlükçü, laiklik ilkesinin uygulanabilmesi açısından da Diyanetin kapatılması gerekiyor.”

    “KAYBEDECEĞİNİ ANLAYINCA…”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, zorunlu din derslerinin kalkmadan Alevi sorununda bir çözümün mümkün olmayacağının altını çizdi. Bozgeyik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, gelecek seçimlerde oy kazanmak adına Alevi sorununa ilgili göründüğünü ifade ederek konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü:

    “Erdoğan kaybedeceğini anlayınca şimdiye kadar kendisine oy vermemiş kesimlere yönelik politikalar geliştirmeye başladı. Daha önceden de Alevi-Kürt açılımı gibi birçok açılımlarla sorunları çözeceğini ifade etti. Ama taleplerin karşılanmaması ile yüz yüze geldik. Hatta daha fazla dinselleştirme ile ve Kürt sorununda da daha fazla çözümsüzlük politikalarıyla bu noktaya geldik. Erdoğan şimdi bu kesimlerin yeniden ilgisini çekme ve seçim döneminde bir aparat olarak kullanma yönünde çeşitli politikalar geliştirmeye başladı. Alevi dedelerine maaş ödeyeceklerini ifade ettiler. Yani kendi dedelerini yaratma politikasını tercih ederek inanç örgütleri arasında da bir ayrıştırma ve çatıştırma politikası var. Tüm bu politikaların Alevi örgütleri tarafından reddedildiğini gördük. Özellikle Diyanetin personeli olacak Alevi dedeleri kendi inanç merkezlerine değil iktidara hizmet edecektir. Bu açıdan bizler, Diyanetin kapatılmasını savunuyoruz ve doğal olarak Alevi örgütlerinin de bağımsız, özerk olması gerektiğini, devlet ile herhangi bir politik, ekonomik ilişki içerisinde olmaması gerektiğini ifade edebilirim.”

    “AKP İKTİDARI BAMBAŞKA BİR HESAPLAŞMA İÇİNE GİRDİ”

    KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil ise “Alevi örgütleri yıllardır eğitimde laiklik ilkesinin yaşama geçirilmesi, farklı inançların, başta Alevilik olmak üzere yok sayılmaması mücadelesini sürdürüyor” dedi. Kablan, eğitimdeki dinci dayatmanın yanı sıra Alevi toplumuna dönük baskıların arttığına vurgu yaparak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Bu çabanın kendisi aslında bu ülkede var olan daha önce Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu zorunlu din derslerinin kaldırılmasına ilişkin kararlardan da güç alarak yani hem ulusal hem uluslararası hukuktan güç alarak, Alevi örgütlerinin büyütmeye çalıştıkları bir örgütlenmedir. Şu konunun altını çizmek gerekir; bu ülkede Cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne laiklik ilkesi tam layıkıyla hayata geçirilmiş değil. Bu ülkedeki farklı inanç ve kültürlere, başta eğitim sistemi müfredatı olmak üzere eşit mesafede yansıtılmış değil. Ancak son 20 yıllık AKP iktidarı bambaşka bir hesaplaşma, bambaşka bir tasfiye sürecinin içine girdi. Bunu gerek Alevilere yönelik siyasallaşan hukukta verdiği kararlarda, gerekse ayrıştırıcı, ötekileştirici, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere her fırsatta kurdukları dil ve söylemde görmek mümkün.”

    “LAİKLİK TAMAMEN TASFİYE EDİLDİ”

    Şükran Kablan Yeşil, cemevlerine dönük saldırıların da iktidarın Alevi sorununa dair yaklaşımı ile bağlantılı olduğunu ifade ederek, “Kısa süre önce Alevi kurumlarına dönük organize planlı saldırılar gerçekleşti. Bu ülkede geçmişten bugüne sinir uçlarına dokunma halidir bu. Dolayısıyla bu süreci iktidarın kendisinin siyasal İslam’ı inşa etme noktasında, muhafazakar yaşam tarzını hayata geçirme noktasında topyekun adım adım uyguladıkları bir planın parçası olarak görmek gerekiyor” dedi.

    Kaplan Yeşil devamında şunları ifade etti:

    “Her ne kadar ‘biz barışacağız, çözeceğiz’ denilse de biz bu ülkede geçmişten günümüze Alevilere dönük yaşanan katliamlarda maalesef egemenlerin tarzını gördük. Eğitim alanındaki laikleşme ve sekülerleşmeye dönük saldırıların da altında bunu görmek lazım. Sadece iki Bakanlığın bütçesine bakın. 2023 yılı bütçesinde Diyanet bütçesi bu ülkedeki yedi bakanlığın bütçesinin çok daha üzerinde. Milli Eğitim Bakanlığının bütçesine ise hiç değinmeyelim. Hem ekonomik olarak çok yoğun bir baskı içerisinde olan bu ülkedeki milyonlar, hem de kendi kültürlerini, inançlarını özgürce, eşit yurttaşlık temelinde yaşayamıyor. Yaşam hakkı uzun yıllardır gasp edilen bu ülkedeki Aleviler doğal olarak dönem dönem bu eylem ve kampanyaları yapma ihtiyacı hissediyor. Çünkü biz bu ülkede çok iyi biliyoruz ki farklılıkların bir arada, eşit yaşayabileceği bir ülke mümkün. Ancak mevcut iktidarın hem kültürel alanda yaratmaya çalıştığı erozyona baktığımızda laikliğin tamamen tasfiye edilerek İslami yaşam tarzının dayatıldığını görüyoruz. Aslında bu örtüyü kaldırdığımızda Alevi inancına dönük bu saldırıların kendisinde festival-konser yasaklamaları, kadınların bedeni üzerinden yaşam tarzına müdahaleyi görüyoruz. Bunları bir bütün olarak birleştirdiğimizde cumhurbaşkanının sarf ettiği söz nezdinde bu iktidarın ne kadar samimiyetsiz, ikiyüzlü ve hakikaten halkların kültürlerini gözeten bir hassasiyeti olmadığını, bunun tamamen yaklaşan seçimlerde Alevilerin oylarına dönük bir yaklaşım olduğunu görmek mümkün.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • İstanbul’da 1 Mayıs kutlamaları Maltepe Meydanı’nda yapılacak-VİDEO

    İstanbul’da 1 Mayıs kutlamaları Maltepe Meydanı’nda yapılacak-VİDEO

    PİRHA-DİSK, KESK, TMMOB, TTB ile TDB yaptıkları ortak açıklama ile İstanbul 1 Mayıs kutlamalarının Maltepe Meydanı’nda gerçekleştirileceğini duyurdu. AKP politikalarını eleştiren DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “20 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin ve uyguladıkları politikalarının sonucu olarak ortaya çıkan bu tablo artık Türkiye işçi sınıfını ve emekçileri sadece yoksullukla değil, açlıkla, hayatta kalma zorluğuyla yüz yüze bırakmıştır” dedi.

    Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB) Beşiktaş’ta yaptıkları açıklama ile 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nü, İstanbul Maltepe Meydanı’nda kutlayacaklarını duyurdu.

    Beşiktaş Barbaros Meydanı’nda gerçekleştirilen açıklamaya DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Başkanı İlknur Birol, İstanbul Milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Zeynel Özen ile Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker de katıldı.

    “1 MAYIS’I TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINDA GÜÇLÜ ŞEKİLDE KUTLAYACAĞIZ”

    Büyük bir krizin içerisinde olunduğunu söyleyen KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, “Yaşamış olduğumuz ekonomik kriz, antidemokratik uygulamalar, baskıcı, otoriter, tek adam rejimine karşı da hep birlikte sloganlarımızı, taleplerimizi güçlü bir şekilde ifade edeceğiz. Hem ülkemizde hem dünyada kapitalist sistemin yaratmış olduğu yoğun bir kriz ile karşı karşıyayız. Ekonomik kriz, derinleşen demokrasi krizi, ekolojik kriz ve bir yönetememe kriziyle de birlikte biz emekçiler giderek daha fazla yoksullaşıyoruz. Ücretlerimiz her geçen gün enflasyon karşısında giderek eriyor. Geçinememe, barınamama, insanca yaşayamama sorunuyla karşı karşıyayız. Bir yandan da toplumsal muhalefete dönük baskı ve gözaltı süreçleriyle de iktidar kendi krizini aşmaya çabalayarak, ömrünü uzatmaya çalışıyor. Hem İstanbul’da hem de Türkiye genelinde 1 Mayıs’ı güçlü şekilde alanlarda kutlayacağız” ifadelerini kullandı.

    “BİRLİKTE DEĞİŞTİRME İRADEMİZİ ALANLARDA BÜYÜTECEĞİZ”

    DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise AKP’nin uyguladığı politikaları eleştirirken, şöyle konuştu:

    “Bu düzen iflas ettiğini ortaya koymuştur. Bu düzen ülkemizde ve tüm dünyada işçi sınıfına, emekçilere, kadınlara, gençlere, bütün dünya halklarına iyilikten, güzellikten yana hiçbir şey vaad edememektedir. Tüm dünyada savaşların, açlığın, yoksulluğun, işsizliğin giderek daha fazla arttığı bir sürecin içerisindeyiz. Ülkemizde bu tabloyu daha da ağır yaşıyoruz. 20 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin ve uyguladıkları politikalarının sonucu olarak ortaya çıkan bu tablo artık Türkiye işçi sınıfını ve emekçileri sadece yoksullukla değil, açlıkla, hayatta kalma zorluğuyla yüz yüze bırakmıştır.

    Asgari ücretin derhal Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun tekrar toplanarak güncellenmesini, bütün ücretlerde gerekli iyileştirmelerin yapılmasını, en düşük emekli aylığının asgari ücret düzeyine çekilmesini, genç, kadın ve genel işsizliği önleyecek, kalıcı istihdam yaratacak üretime dayalı bir ekonomik politikayı istiyoruz. Birlikte değiştirme irademizi, gelecek güzel günlere olan inancımızı 1 Mayıs alanlarında Türkiye’nin dört bir yanında büyüteceğiz.”

    Açıklamanın ardından sendika temsilcileri, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile Beşiktaş çarşıya giderek 1 Mayıs bildirisi dağıtırken, yurttaşları 1 Mayıs kutlamalarına davet ettiler.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • KESK, ekonomik krize karşı Samsun’da büyük miting yapacak-VİDEO

    KESK, ekonomik krize karşı Samsun’da büyük miting yapacak-VİDEO

    PİRHA – KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, yaşanan ekonomik krize karşı 19 Mart’ta Samsun’da bölge mitingi yapacaklarını belirtti. “AKP-MHP iktidarının uygulamış olduğu baskı, yoksulluk ve aleyhimize olan ekonomik politikalara karşı çıkacağız” diyen Bozgeyik, “Ortak mücadele” vurgusu yaptı.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), artan yoksulluğa karşı 19 Mart’ta sokağa çıkıyor. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, dünyada ve özellikle de ülkemizde yaşanan yoğun ekonomik krize işaret etti.

    Bozgeyik, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi ile birlikte ekonomik ve siyasal krizin daha fazla derinleştiğini vurgulayarak, “Uzun süreden beri Türkiye’de AKP-MHP iktidarının uygulamış olduğu neo-liberal, özelleştirici, halktan yana olmayan politikalar nedeniyle derin bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Bu krizin ortaya çıkarmış olduğu yoksullaşma ve güvencesizlik her geçen gün artarak devam ediyor. Özellikle 3. Dünya Savaşı olarak ifade edebileceğimiz bu dönemde en fazla Avrupa ve Türkiye’nin etkileneceği ortada. Türkiye’nin hem enerjiye bağımlılığı hem tarımsal politikalarda izlemiş olduğu özelleştirme politikaları, çiftçilere yeterince destek vermemesi, dışa bağımlılığın da gelişmesi ve Ukrayna’dan buğday ithalatının çok yoğun yaşandığı bir süreçte bu savaşın çıkması önümüzdeki günlerde ülkemizin gıda krizine varan bir krizle de karşılaşacağımızı ortaya çıkarıyor” ifadelerini kullandı.

    “ÖZELLEŞTİRMELERDEN VAZGEÇİLMESİ İÇİN ALANLARA ÇIKACAĞIZ!”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, yaşanan ekonomik krizden ve en fazla etkilenen kesimin başında kamu emekçilerinin olduğuna vurgu yaptı. Bozgeyik, artan yoksulluğa karşı 19 Mart’ta Samsun’da yapacakları mitinge dair şunları söyledi:

    “3 milyonun üzerinde kamu emekçisi ve 2 milyonun üzerinde kamudan emekli olan insanların almış oldukları ücretlere baktığımızda yoksulluk sınırının çok çok altında… En son Türkiye’de açıklanan resmi verilere baktığımızda yoksulluk sınırı 16 bin TL’ye ulaşmış. Açlık sınırı ise 5000 TL ulaşmış durumda. Asgari ücrete %54 oranında zam yapılmasına rağmen bugün bir asgari ücretle çalışan işçinin almış oldu aylık tutar açlık sınırının altında kalmış durumda. Doğal olarak 2022 yılı bütçesinde savaştan, militarist politikalardan vazgeçilerek, ülke kaynaklarının, toplanan vergilerimizin de yatırıma, istihdama, emekten yana harcanması noktasında taleplerimiz vardı. Bütçe Mecliste görüşülürken KESK olarak emek ve demokrasi güçleri ile birlikte 4 bölgede ortak mitingler yaptık. Krizin daha fazla derinleştiğini görmemizden 1 Mayıs’a da giderken hem bu krizin bedelini emekçilerin ödememesi; elektriğe, doğalgaza, ulaşıma yapılan zamlara da baktığımızı % 100’ü aşan bir enflasyonla karşı karşıyayız.

    “KAYNAKLARIMIZ OTOBANALRA, KÖPRÜLERE HARCANIYOR”

    Doğal olarak bu yaşam koşullarının iyileştirilmesi, güvenlikçi politikalardan, özelleştirmelerden vazgeçilmesi; özellikle de kamu özel işbirliği projeleri ile kaynaklarımız şehir hastaneleri, otobanlar, araç garantili köprülere aktarılıyor. Bunların durdurulması ve kamulaştırılması talebimiz var. Bu açıdan Samsun bölgesinde, 19 Mart Cumartesi günü Karadeniz bölge mitingi yapacağız. 12 ilden bu mitinge katılım olacak ve o illerdeki emek meslek örgütleri, demokrasi güçleri ile görüşmelerimiz devam ediyor. Bir bütün olarak AKP-MHP iktidarının uygulamış olduğu baskı, işsizlik, yoksulluk politikalarının geri alınmasına ilişkin toplumsal muhalefeti, hep birlikte Karadeniz’de karşı çıkmaya çağırıyoruz. Önümüzdeki günlerde Nevroz’da benzer taleplerle; yani özgürlük ve bu baskı ortamının kaldırılması, Türkiye’de demokrasinin yeniden inşa edilmesi üzerine talepler ile halklar alanlarda olacak. Nevroz’dan hemen sonra da 1 Mayıs’ta bizler; emekçiler ve yoksullar olarak ‘Yeni bir toplumsal yaşam mümkün. Savaşa karşı halkların birlikte ortak mücadelesi’ çağrısı ile yine alanlarda olacağız.”

    “YENİDEN EMEKÇİLERİN BİRLİĞİNİ İNŞA ETMEK İÇİN…”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, son olarak Samsun Cumhuriyet Meydanı’nda saat 12.00’de yapılacak mitingin yeni bir başlangıç olduğunu ifade ederek, “Özellikle Nisan ayında benzer eylemler ile yerel etkinliklerin güçlü bir şekilde hayata geçirilmesi noktasında bir çaba içerisinde olacağız. Buna ilişkin DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve Türkiye Barolar Birliği gibi birçok kurumla da görüşmelerimiz devam edecek. Yeniden emekçilerin birliğini, birleşik mücadeleyi, güçlü bir emek platformunun inşa edilmesine yönelik de yoğun bir döneme girdiğimizi ifade etmek istiyorum” şeklinde konuştu.

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • KESK’ten, zorunlu din dersine karşı 27 Şubat buluşmasına kitlesel katılım çağrısı-VİDEO

    KESK’ten, zorunlu din dersine karşı 27 Şubat buluşmasına kitlesel katılım çağrısı-VİDEO

    PİRHA-KESK Eş Genel Başkanları Mehmet Bozgeyik ve Şükran Kablan Yeşil, zorunlu din derslerine karşı 27 Şubat’ta Kadıköy’de yapılacak mitinge katılım çağrısı yaptılar. Din derslerinin bilimsel eğitimden uzak olduğunu vurgulayan KESK yöneticileri, “Gerçek anlamda demokrasiden, eğitimin özerkliğinden yana olan herkes bu mücadelenin bir parçası olmalı” dedi. Her iki eş genel başkan da Alevilerin asimile edildiğine dikkat çekti.

    Zorunlu din derslerinin kaldırılması için Demokrasi Konferansı bileşenlerinden Aleviler öncülüğünde 28 Aralık’ta başlatılan imza kampanyası devam ederken, 27 Şubat’ta İstanbul’da ‘Demokrasi ve Laiklik’ buluşması gerçekleştirilecek.

    Zorunlu din derslerinin 4-6 yaşındaki çocuklara da verilmek istenmesine karşı mücadele eden örgütlere Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’ndan da (KESK) destek geldi.

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, İstanbul Kadıköy Meydanı’nda yapılacak eyleme kitlesel katılım göstereceklerini belirtti. Bozgeyik, din dersi dayatmasının 4 + 4 + 4 eğitim sistemi ile birlikte daha da yoğunlaştığına dikkat çekerek, Türkiye’deki farklı inanç kesimlerinin görmezden gelindiğini belirtti.

    “DEVLET, FARKLI İNANÇ KESİMLERİNE DAYATMADA BULUNUYOR”

    Bozgeyik, 1 Aralık 2021’de yapılan 20. Milli Eğitim Şurası’nda gündeme gelen “Okul öncesi sınıflar için din eğitimi” önerisinin pedagojiye aykırı olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “AKP iktidarı zaten 2002 yılından bu yana tek tipçi, Türk-İslam sentezci, eğitim alanında ve de toplumsal yaşamda asimilasyona dayalı politikaları Alevilerin, Kürtlerin farklı inanç ve mezhepte olan kesimlere dayatmada bulunuyor. Bu nedenle de biz, kurulduğumuz günden bu yana hem eğitim hem de kamu alanında bilimsel, nitelikli eğitimin anadilinde, özgürlükçü, laiklik çerçevesinde, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkartılması gerektiğini ifade ediyoruz. Sendikalarımızın geçmişte zorunlu din dersleri uygulamasını bilimsel olmadığına yönelik birçok değerlendirmesi var. Bugün Avrupa’daki eğitim sistemine baktığımızda Avrupa toplumunda da farklı kimliklerden inançlardan yurttaşlar var ancak oralardaki eğitim sisteminde bir dinselleştirme olmadığını görüyoruz. Sonuçta inanç, kişiyle inandığı ritüel arasında olan bir ilişkidir.

    “27 ŞUBAT’TA MİTİNGE ETKİN ŞEKİLDE KATILACAĞIZ”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de daha önce zorunlu din dersinin kaldırılmasına ilişkin kararları vardı. Maalesef bakanlık, bir hülle ile müfredatta 1-2 sözcüğü değiştirerek sanki mahkemenin kararı doğrultusunda bir değişiklik yaptı imajı yarattı. Bu açıdan Türkiye’deki Alevi örgütleri ve demokratik, nitelikli, kamusal, özgürlükçü, anadilinde eğitimden yana olan tüm kesimlerle birlikte 27 Şubat’ta Kadıköy’de buluşacağız. Orada bu talepler güçlü bir şekilde ifade edilecek. Biz de KESK olarak İstanbul Şubeler Platformu ve Eğitim Sen’in İstanbul’daki 9 şubesi ve KESK’e bağlı diğer iş kollarımız ve üyelerimizle 27 Şubat’taki buluşmaya etkin olarak katılım çağrısını da yapmak istiyorum.”

    “BU ÖZLEMİ DUYAN SADECE ALEVİ YURTTAŞLAR DEĞİL”

    KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil ise “Ülkede yaşayan Alevi yurttaşlarımız uzun yıllardır yok sayılmanın ve inançlarını özgürce yaşayamamanın baskısı altında yaşamlarını devam ettiriyorlar” diyerek süren asimilasyona dikkat çekti.

    Yeşil, AKP iktidarının, Sünni mezhebini ön plana çıkartan ve “Kindar-dindar bir nesil” yetiştirme ideolojisinde ısrar ettiğini belirterek şunları aktardı:

    “AKP, ülkedeki farklı inançların, başta Alevi yurttaşların olmak üzere varlıklarına dönük sürekli saldırılar gerçekleştirdi. Bunun en temel yaşama geçiriliş alanı, eğitim alanındaki ideolojik dönüşüm politikalarıydı. Sadece 20. Şura’da 4-6 yaş okul öncesine dönük din eğitimini zorunlu hale getirme kararından çok daha önce bildiğiniz üzere imam hatipleşmenin, 4 + 4 + 4 eğitim sistemindeki uygulamayla da bu yurttaşların yok sayılması söz konusuydu. Demokrasi Konferansı bileşenleri de haklı olarak eşit yurttaşlık temelinde, ‘Özgür bir toplum için laik ve bilimsel bir eğitim istiyoruz’ şiarıyla imza kampanyası başlattı. Bu anlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Alevi yurttaşların, zorunlu din dersinin kaldırılması ve çocukların muaf tutulmasına dönük yaptıkları başvuru çerçevesinde verdikleri lehte kararlar var. AKP iktidarı yıllardır bu kararları görmezden gelmekte. Dolayısıyla ülkedeki Alevi yurttaşlar, inançlarını özgürce yaşayabilecekleri, laikliğin esas alındığı, tek bir mezhebin ve dinin dayatılmadığı bir eğitim sistemi içerisinde kendi inançlarıyla yaşayabilecekleri bir toplum istiyor. Bu özlemi duyan sadece Alevi yurttaşlar değil; bu ülkede yaşayan ve ülkenin gerçek anlamda demokrasiden, eğitimin bilimselliğinden, eğitimin özerkliğinden yana olan herkes ve biz de KESK olarak bu mücadelenin bir parçasıyız. Çünkü özgürlüklerin önünü ne kadar açarsak eşit yurttaşlık temelinde birlikte yaşamın da var olacağı bir ülkeyi inşa etmiş oluruz. Bu anlamda bizde KESK olarak bu sürecin bir parçası, bileşeni olarak 27 Şubat’ta Kadıköy’de olacağız. AKP iktidarının, uluslararası sözleşmelere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin mevcut kararlarını hayata geçirmesi için taleplerimizi dillendireceğiz. Pedagojik olarak hiç uygun olmayan din dersi uygulamasına bir an önce son verilmesini talep edeceğiz.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • Bozgeyik: Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim üzerinde yoğun baskı uyguluyor-VİDEO

    Bozgeyik: Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim üzerinde yoğun baskı uyguluyor-VİDEO

    PİRHA-KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, okullardaki din dayatmasına ilişkin demokratik toplum örgütleriyle birlikte eylem programı hazırladıklarını söyledi. Bozgeyik, “Din Öğretimi Genel Müdürlüğü aracılığıyla okullara baskı uygulandığını görüyoruz. Bu sebeple öğrenci ve veliler, özgür iradeleri ile istedikleri seçmeli ders olan Kürtçe, Lazca, Arapça ya da Hemşinceyi tercih edemiyorlar” dedi.

    Öğrencilerin okullarda maruz kaldığı zorunlu din derslerine yönelik toplumsal itiraz da gün geçtikçe artıyor. Okullardaki temel din eğitiminin yanı sıra “Seçmeli ders” adı altında da öğrencilere sadece dini içerikli dersler zorunlu tutuluyor.

    Kur’an ve dini eğitim, Milli eğitim haricinde de yoğunluğunu arttırıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı verilerine göre Aralık 2020 itibari ile ülke genelinde 89,445 cami bulunuyor. Bu camiler haricinde 16,122 adreste de Kur’an kursu veriliyor. 2020 yılı verilerine göre bu kurslarda 901.818 kişi Kur’an kursu alırken, bu sayının 158.871’i erkek, 615.665’i ise kadınlardan oluşuyor.

    KUR’AN KURSLARINA EN ÇOK İLKOKUL ÇOCUKLARI YÖNLENDİRİLİYOR!

    Dikkat çeken bir diğer husus ise okuma-yazma öğrenmeden bu kurslara yönelenlerin sayısı oldu. Diyanet verilerine göre okuryazarlığı olmadan Kur’an kursu alanların sayısı 42.212 olarak belirlenmiş.

    Kur’an kurslarında en fazla eğitim gören yaş grubu ise ilkokul çağındaki çocuklar oluyor. Açıklanan verilere göre 228.099 çocuk, bu kurslarda eğitime tabi tutuldu. Nüfusa göre Kur’an kurslarına en az yönelen il 273 kişi ile Dersim, 844 kişi ile de Ardahan oldu.

    “BU DAYATMA TRAVMALARA NEDEN OLACAKTIR”

    Milli Eğitimdeki mevcut zorunlu din derslerinin yanı sıra okul öncesi eğitimde de benzer bir dayatmaya gidilmesi eğitimcilerin tepkisine sebep oldu.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik de uzun süredir, milli eğitim sisteminden kaynaklı ayrımcı, eşit olmayan uygulamaların devam ettiğine vurgu yaptı. Aynı zamanda eğitimci olan Bozgeyik, özellikle 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Milli Eğitim’in müfredatında yapılan değişikliklerle “Türk-İslam sentezli” politikaların müfredata konulduğunu söyledi.

    Mehmet Bozgeyik, hem zorunlu din derslerinin kaldırılması hem de anadilde eğitim taleplerinin uzun süreden beri yok sayılıp, asimilasyon politikası yürütüldüğüne işaret ederek şunları söyledi:

    “20. Milli Eğitim Şurası’nda oyun çağındaki çocuklara din dersinin zorunlu olarak okutulması gibi bir gündem açıldı. Bu karar hem eğitim pedagojisi hem de bilimsel veriler açısından baktığınızda, analitik zekası gelişmemiş, henüz oyun çağında olan çocuklara bu tür ideolojik dayatmaların yapılması çocuğun ileri yaşlarda ruhsal açıdan da yaşamında birçok olumsuzluklara neden olur. Bu dayatma travmalara da neden olacağı gibi yine aile ile çocuk arasında çeşitli çatışmalara yol açacağı ayrımcı bir tehlikeyi de içeriyor. O açıdan biz de KESK olarak uzun süreden beri Milli Eğitim’de özellikle bu tür Türk-İslam sentezine dayanan, Türkiye’nin mozaiğini gözetmeyen, Alevi, Kürt ve farklı etnik kimlikten, inançtan olan kesimlerin de özellikle din öğretimi ve ahlak bilgisi dersi adı altında Hanefi mezhebinin dayatmasını bir asimilasyon politikası olarak değerlendiriyoruz. Bu uygulamadan vazgeçilmesini talep ediyoruz.

    Avrupa ülkelerine baktığımızda din ile devlet işlerinin tamamen birbirinden ayrıldığını görürüz. Burada ise devlet, özellikle Diyanet İşleri aracılığıyla bütçeden yoğun kaynak transferi ile sadece bir mezhebin yaygınlaşmasını, hegemonya oluşturmasını sağlıyor.”

    “TÜM EMEK, MESLEK ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI YAPIYORUZ”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, okul öncesi çağa dayatılan dini eğitimin bilimsel ve eğitim pedagojisi açısından uygun olmadığının da altını çizdi. Söz konusu önerinin derhal kaldırılması gerektiğini söyleyen Bozgeyik, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, zorunlu din dersleri hakkında aldığı kararı da hatırlatarak “hukuki sorumluluk” vurgusu yaptı.

    Mehmet Bozgeyik, okul öncesi sınıflara yönelik din dersi projesiyle birlikte başlatılan imza kampanyası hakkında da konuştu. “Biz sadece KESK’e bağlı sendikalara değil, Türkiye’deki tüm emek, meslek örgütlerine çağrı yapıyoruz” diyerek kampanyaya destek isteyerek “Önümüzdeki günlerde özellikle bu kampanyaya karşı Türkiye’de daha etkili eylem ve etkinliklerin yapılabilmesi açısından da Alevi örgütleri, farklı meslek ve demokratik kitle örgütleri ile yürütmüş olduğumuz tartışmalar var. Bu da belli bir olgunluğa ulaştığında bir eylem programını da kamuoyu ile paylaşabileceğimizi ifade edebilirim” dedi.

    “ÖĞRENCİLER ÜZERİNDEKİ BASKI POLİTİKALARINA SON VERİLSİN”

    KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik, okullarda 21 Ocak’ta seçmeli derslerle ilgili sürecin tamamlanacağına da dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Türkiye’de farklı etnik kimlikte olan vatandaşlar; Kürtler, Araplar, Çerkezler, Lazlar var. Uzun süreden beri uygulanan tekçi politikalar nedeniyle dillerin kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuz bir süreç yaşıyoruz. Örneğin Lazca, Hemşince dilleri kaybolma riski ile karşı karşıya. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı, özellikle Din Öğretimi Genel Müdürlüğü aracılığıyla hem okul hem de il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri üzerinde çok yoğun baskı uyguladığını görüyoruz. Özellikle Din İşleri Genel Müdürlüğü’nün yayınlamış olduğu görsellere de baktığınızda özellikle din dersinin, yine Kur’an-ı Kerim ve İslami içerikte olan derslerin seçilmesi ile ilgili Milli Eğitim müdürlüklerinin, okul müdürlüklerine talimat verdiklerini, yine öğrenci ve velilerimizin kendi özgür iradeleri ile istedikleri dilleri seçemediklerini ifade edebiliriz. Zaten bakanlık, özellikle bu konuda yeterince Kürt dili, Lazca, Hemşince, Arapça bilen öğretmen ataması da yapmadığı için eğitmen eksikliği gerekçesiyle o derslerin çoğunu okullarda açmamakta ve öğrenciler tercihte bulunamamakta. Doğal olarak bu baskının ortadan kaldırılması gerekiyor. Herkesin özgür iradesiyle seçmeli dersleri tercih etme hakkının sağlanması noktasında da gerekli uygulamaların hayata geçirilmesi, hem Bakanlığın hem de Milli Eğitim ve okul müdürlüklerinin, öğrenciler üzerindeki bu baskı politikalarına da derhal son vermesini buradan talep ediyoruz”

    EREN GÜVEN/ANKARA

     

  • KESK’liler Ankara’da buluştu: Geçinmek için bütçedeki payımızı istiyoruz!-VİDEO

    KESK’liler Ankara’da buluştu: Geçinmek için bütçedeki payımızı istiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) piyasalardaki fiyat artışlarına karşı “Yoksullaşıyoruz, geçinemiyoruz” diyerek Ankara’da miting yaptı. Katılımın yüksek olduğu programda konuşan KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik, “Gidiyorlar, gidecekler… Telaşları, tehditleri, korkuları bundandır. Ne yaparlarsa yapsınlar, artık bıçak kemiğe dayandı” dedi.

    Kamu emekçileri, işçiler, emekliler, öğrenciler ve daha birçok kesim, Ankara’da KESK’in düzenlediği “Geçinemiyoruz” mitinginde buluştu.

    Soğuk hava ve kara rağmen Tandoğan Meydanında bir araya gelen yüzlerce yurttaşın ortak talebi, “İşsizliğe, yoksulluğa son! Emekten, halktan yana bütçe’ istiyoruz” yönünde oldu.

    Miting programı, Grup Çığ’ın müzik performansı ile başladı. Protest müzikler seslendiren Grup Çığ, Kürtçe ve Türkçe halaylarla da katılımcıları coşturdu.

    “KATLİAMLARIN HESABI SORULACAK!”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, miting konuşmasına Maraş Katliamında yaşamını yitirenleri anarak başladı. Bozgeyik, konuşmasında “Bundan 21 yıl önce Maraş’ta, geçmişin ülkücü çeteleri, bugünün haramileri, SADAT çeteleri gibi Alevi ve Kürt yurttaşlarımızı katlettiler. Yine 19 Aralık 2000’de cezaevlerinde direnen siyasi tutsakları katlettiler. Bu katliamları yapanları kınıyoruz. Bu katliamların hesabının er geç sorulacağını buradan ifade ediyoruz” dedi.

    “HER GÜN DAHA DA YOKSULLAŞIYORUZ, GEÇİNEMİYORUZ!”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, konuşmasının devamında toplumun, her geçen gün daha yoksullaştığını belirterek “Sabretmemizi söylüyorlar. Onlar sırça saraylarda yaşarlarken, sadece bir dakikalık elektrik giderleriyle onlarca işçi, emekçi geçinebilecekken bu duruma da şükretmemizi istiyorlar” diye konuştu.

    Mehmet Bozgeyik, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:

    “Onlar iğneden ipliğe yurt dışından tüm ithalatı dolar ile yaparken ‘devletin verdiği parayı dolara çevirenler ahlaksızdır’ diyorlar! Oysa biliyorlar ki, bizlerin dolara yatıracak bir kuruş parası yok. Bırakalım paramızı dolara çevirmeyi, elimize geçen parayla ay ortasını bile göremiyoruz. Kimin ahlaksız, vicdansız olduğunu dünya âlem biliyor. Ahlaksız olanlar, ülkenin kaynaklarını talan edenlerdir! Faize karşıyız deyip bütçeden faize kaynak aktaranlardır ahlaksız olanlar.”

    “kadınları dört duvar arasına hapsetmek istiyorlar”

    “Baskıyla, yasaklarla, yeni cezaevleri ile gözümüzü korkutarak, sokağa çıkamaz hale getirerek iktidarlarının ömürlerini uzatabileceklerini sanıyorlar.

    Gelecek hayali ile kazandıkları üniversitelerde yurt bulamadıkları için okula gidemeyen gençlerimiz seslerini duyurabilmek için geçen hafta Ankara’da yaka paça, darp edilerek gözaltına alındılar.

    Kayyum marifetiyle kadına yönelik şiddetle mücadele eden merkezler, dernekler, sığınma evleri kapatılıyor. Kadın mücadelesi yürütenler haksız hukuksuz bir şekilde gözaltına alınıp tutuklanıyor. Erkek egemenliğini yücelterek, erkek yargıyı daha da etkin hale getirerek, kadınları aile içine hapsederek, ev içi emeği, hasta-yaşlı-çocuk bakımını kadınların sırtına yükleyerek kadınları dört duvar arasına hapsetmek istiyorlar.

    KHK zulmünden en çok etkilenenlerin başında da kadınlar, kadın emekçiler geliyor. Birkaç gün önce KHK ile işten atıldığı için maddi zorluklar yaşayan bir kadın sağlık emekçisi arkadaşımız Fatma Yıldırım yaşamına son verdi. Bu intihar değil apaçık bir cinayettir.”

    “ÇOCUĞUNA SÜT ALAMAYAN MİLYONLAR VAR”

    “‘Bizden önce kuyruklar vardı’ diye övünüyorlardı! Şimdi cebinde parası olmayan markete, pazara gidemeyen, çocuğuna mama, süt alamayan milyonlar var. İşsizler ordusu büyüyor! Enflasyonunun, zam fırtınasının, döviz kasırgasının hızına kimse yetişemiyor!

    Geçinmek için, bütçedeki payımızı istiyoruz. Geçinmek için, kamunun tasfiyesine, özelleştirme soygununa son verilmesini istiyoruz. Geçinmek için, kamudan, emekten, halktan yana bir bütçe istiyoruz.

    Çalışan işçilerin yarısına yakın asgari ücretle çalışıyor. Asgari ücrette dolar bazında Afrika ülkelerinin de gerisinde kaldık. Ocak 2021’de 2.825 TL asgari ücretle 384 dolar alınabiliyordu. Bugün ancak 195 dolar alınabiliyor. 2022 yılı itibariyle ise o kadar allayıp pullayarak, tarihi artış diyerek algı yaratmaya çalıştıkları 4.250 TL ile ancak 275 dolar alınabiliyor. 109 dolarlık erimenin tarihi artış diye sunulması ancak AKP gibi rakamlara takla attıran, Ali Cengiz oyunlarında master yapan, yandaş medya üzerinden algı operasyonlarında ustalaşan bir iktidara nasip olurdu, onu da yaptılar.”

    “BOŞUNA ÇEKİLMEDİ BUNCA ACILAR!”

    “Gidiyorlar, gidecekler… Telaşları, tehditleri, korkuları bundandır. Ne yaparlarsa yapsınlar, artık bıçak kemiğe dayandı. Sırtını sermayeye yaslayan, emeğe, emekçilere düşman bu düzen böyle gitmez. Biliyoruz ki, bu düzen kendiliğinden değişmeyecek.

    Emeğimizi hedef alan saldırıların dalga kıranı bizleriz. Emeğin birliği ve halkların kardeşliği, bilimden yana, aydınlık bir gelecek için umut emekçilerdir, üretenlerdir. Yeter ki, kol kola omuz omuza olalım. Yeter ki, yaşadığımız bu güzelim coğrafyaya özlenen baharı, beklenen aydınlığı getirmek için birlikte mücadele edelim.

    Sözlerimi sonlandırırken özgürlük, demokrasi ve barış için yüreği çarpanlara, KESK’li tutsaklara buradan, emeğin kürsüsünden selam gönderiyoruz.

    Bu soğuk kış gününde sesinizi, taleplerinizi duyurmak için alanları dolduran sizlere bir kez daha teşekkür ediyoruz. Sevgili Vedat Türkali’nin dediği gibi, ‘Boşuna çekilmedi bunca acılar’! Biliyoruz ki bugün bu meydanda birleşen sesimiz çoğalarak aydınlık ve umut dolu bir geleceği inşa edecek.”

    PİRHA/ANKARA

  • KESK: Savaş politikaları ve ekonomik kriz ağır insan hakları ihlallerine neden oluyor -VİDEO

    KESK: Savaş politikaları ve ekonomik kriz ağır insan hakları ihlallerine neden oluyor -VİDEO

    PİRHA- KESK, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü dolayısıyla açıklama yaptı. KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, “KESK olarak bir kez daha emeğin asli değer olarak görüldüğü, hukukun üstünlüğünün tesis edildiği, demokrasi ve barışın hakim olduğu bir düzen için mücadelemizi yürütmeye devam edeceğimizin altını çizmek isteriz” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası dolayısıyla Genel Merkez binasında basın açıklaması yaptı. KESK adına yapılan açıklamayı KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik okudu.

    Savaş politikalarının ve ekonomik krizin ağır insan haklarına neden olduğunu belirten Bozgeyik, insanca yaşamaya yetecek bir ücret için, hukukun üstünlüğünün, demokrasi ve barışın tesis edildiği bir düzen için mücadele etmeye devam edeceklerini söyledi.

    “SAVAŞ POLİTİKALARI AĞIR İNSAN HAKLARI İHLALLERİNE NEDEN OLUYOR”

    Savaş ve sömürüye dayalı kapitalist sistem ve neo-liberal politikaların Ortadoğu’da ağır insan hakları ihlallerine yol açtığını dile getiren Bozgeyik, kadınların, çocukların, gençlerin, yaşlıların, etnik ve dini azınlık grupların, izlenen savaş ve şiddet politikalarından derinden etkilenmeye devam ettiğini ifade etti.

    Bozgeyik, emperyalistlerin, sermayenin sınırsız ve koşulsuz dolaşımı için kan dökmeye devam ettiğini belirterek, “Irak, Suriye, Afganistan, Ortadoğu coğrafyasındaki savaş politikalarının en belirgin uygulandığı ülkeler arasındadır. Türkiye’de de şiddet ve silahlı çatışmalardan kaynaklı sorunlar ağır insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. 2013-2015 yılındaki barış görüşmelerinin sona erdirilmesinin ardından Kürt meselesinde şiddet politikalarına dönülmesi sonucunda uygulanan sokağa çıkma yasakları, kent merkezlerine varan silahlı çatışmalar yaşam hakkı, sağlık hakkı, çalışma hakkı, eğitim hakkı, konut hakkı vb. alanlarda ağır ihlallere yol açmıştır ve bu ihlallerin etkileri hala devam etmektedir” şeklinde konuştu.

    “İŞ GÜVENCESİ AÇISINDAN DURUM HER GEÇEN GÜN KÖTÜLEŞMEKTEDİR”

    İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 23’ncü maddesine değinen Bozgeyik sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Sendikal mücadelemizin asli boyutlarından birisi olan çalışma hakkı ve iş güvencesi ile ilgilidir. Ayrıca, kamu hizmetlerinin niteliğine de doğrudan etki etmektedir. Ne var ki, ülkemizde özellikle de iş güvencesi açısından durum her geçen gün kötüleşmektedir. Beş yıl önce kamuda istihdam edilen her 100 kamu emekçisinden 5’i sözleşmeli personel iken bugün kamuda istihdam edilen her 100 kamu emekçisinden 15’i sözleşmeli personeldir. İstisnai bir istihdam olması gereken sözleşmeli istihdam eğitim ve sağlık alanı başta olmak üzere neredeyse tüm asli ve sürekli hizmetleri de kapsar biçimde adeta kural haline gelmiştir.”

     “İKTİDAR, KADIN KAZANIMLARINI ZAYIFLATMAYI TEMEL ALMIŞ DURUMDA”

    Kadınların her gün evde, işte, okulda, sokakta erkek ve devlet şiddetine maruz kaldığını hatırlatan Bozgeyik, “Dünyada ve ülkemizde milliyetçi muhafazakâr iktidarlar, pandemiyi de fırsat bilerek kadın kimliğine dönük saldırılarını arttırırken, AKP iktidarı tekçi, gerici ve cinsiyetçi temelde oluşturmayı tasarladığı yeni toplumsal düzenin inşası için kadın kazanımlarını zayıflatmayı temel almış, baskı mekanizmalarını tümüyle seferber ederek kadınları ev içinde ve kamusal alanda iradesizleştirmeye dönük saldırılarına hız vermiştir. İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı feshinden sonra şimdi de 6284 sayılı yasa gibi şiddeti önlemede etkili yasal kazanımlar hedef gösterilmekte ve eril yargının cezasızlık politikası kadına yönelik şiddetin artmasına neden olmaktadır” dedi.

     “MİLYONLARCA İNSAN AÇLIK SINIRININ ALTINDA YAŞAMAYA MAHKUM EDİLDİ”

    Yaşanan ekonomik krize de değinen Bozgeyik, siyasal iktidarın yanlış ekonomi politikaları nedeniyle döviz kurlarındaki artışın son haftalarda kontrolden çıktığını söyledi.
    Bozgeyik, “Ocak ayı başında 7,37 olan dolar kuru bugün 13,65 TL’dir. İzlenen yanlış ekonomi politikaları sonucunda işsizlik artmış, gelir adaletsizliği derinleşmiş ve milyonlarca insan açlık sınırının altında yaşamaya mahkum edilmiştir. Karşı karşıya olduğumuz ekonomik kriz; kayıt dışı çalışmanın, çocuk işçiliğinin artması, eşit işe eşit ücret ilkesinin ihlal edilmesi vb. sorunları daha da derinleştirecektir. Ekonomik kriz ucuz işgücü olarak görülen mültecilere yönelik sömürüyü de arttıracaktır” ifadelerini kullandı.

     “İNSAN HAKLARI İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    İktidar temsilcileri ve zenginler dışında herkesin doğrudan veya dolaylı olarak etkilendiği ağır insan hakları ihlalleri karşısında daha etkili mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan Bozgeyik son olarak şunları aktardı:

    “Bu ihlaller karşısında yargının görevini etkili bir biçimde yerine getirmesi gerekir. Yargılanması gerekenler haklarını ve özgürlüklerini talep edenler değil, bunları ihlal edenlerdir. BM, ILO, Avrupa Konseyi’nin ilgili insan hakları kurullarını görevlerini yerine getirmeye çağırıyoruz.  KESK olarak bu ihlalleri giderme konusunda daha fazla mücadele etme sorumluluğumuz olduğunun farkındayız. İnsanca yaşamaya yetecek bir ücret için, hukukun üstünlüğünün, demokrasi ve barışın tesis edildiği bir düzen için mücadele etmeye devam edeceğiz. 10 Aralık İnsan Hakları Günü vesilesiyle, KESK olarak bir kez daha emeğin asli değer olarak görüldüğü, hukukun üstünlüğünün tesis edildiği, demokrasi ve barışın hakim olduğu bir düzen için mücadelemizi yürütmeye devam edeceğimizin altını çizmek isteriz.”

    Bozgeyik, hafta sonu yapacakları mitinglere katılım çağrısı yaparak açıklamasını sonlandırdı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Bozgeyik: İktidar, halka karşı ekonomik darbe yapıyor-VİDEO

    Bozgeyik: İktidar, halka karşı ekonomik darbe yapıyor-VİDEO

    PİRHA-KESK’in 18-19 Aralık günleri yapacağı bölge mitinglerine ilişkin konuşan Mehmet Bozgeyik, “Her güne yeni zamlarla uyanıyoruz. Temel ihtiyaçlarımızı karşılayamaz olduk. Hükümet bir an önce istifa etmelidir. Erken seçime gidilmelidir” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ekonomik kriz nedeniyle önümüzdeki günlerde dört ilde alanlara çıkacağını duyurdu. Konuya ilişkin Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) İstanbul 3 Nolu şubede basın açıklaması düzenlendi. KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik tarafından yapılan açıklamada 18-19 Aralık günleri yapılacak olan bölge mitinglerine çağrıda bulunuldu.

    “HER GÜNE YENİ ZAMLARLA UYANIYORUZ”

    Olağanüstü günlerden geçtiğimizi belirten Bozgeyik, “İktidar emeğe, emekçilere, çiftçilere, esnaflara, kadınlara, gençlere, halka karşı adeta ekonomik darbe yapıyor. Göz göre ve sonucunu bildikleri ekonomi politikalarıyla emeği ucuzlaştırıyor, yaşam koşullarını dayanılmaz hale getiriyor. İktidar çevresi ve bir avuç vurguncu, fırsatçı, rantçı, kapitalist dışında hepimiz kaybediyoruz. Her güne yeni zamlarla uyanıyoruz. Temel ihtiyaçlarımızı karşılayamaz olduk” dedi.

    “HÜKÜMET BİR AN ÖNCE İSTİFA ETMELİDİR”

    Bozgeyik, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine de değindi. “15 Temmuz darbe girişiminden bu yana bir hukuksuzluk, keyfi uygulamalar, açık bir faşizm ve anayasasızlık süreciyle karşı karşıyayız. Hem yargı mensuplarının hem de kamuda çalışan bürokratların hukuka sadakat yerine saraya sadakati seçtiklerini görüyoruz. Hükümet bir an önce istifa etmelidir. Erken seçime gidilmelidir” ifadelerini kullandı.

    Son olarak düzenlenmesi planlanan bölge mitinglerine ilişkin konuşan Bozgeyik, 18 Aralık 2021 günü Diyarbakır ile İzmir; 19 Aralık 2021 günü ise İstanbul ve Ankara’da yapılacak mitinglere katılım çağrısında bulundu.

    PİRHA / İSTANBUL

  • KESK’liler İstanbul’dan Ankara’ya yürüyor!

    KESK’liler İstanbul’dan Ankara’ya yürüyor!

    PİRHA- İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüş başlatan KESK, yaptığı basın açıklamasında “Örgütlü kötülük, görülmemiş ve zıvanadan çıkmış bir şekilde her gün yeni bir saldırı dalgası başlatıyor” dedi. Mecidiyeköy’den yürüyüşe başlayan KESK üyelerinin ilk durağı Kadıköy iskelesi olacak.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK), baskı, ihraç ve sürgünlere karşı İstanbul’dan Ankara’ya yapacağı yürüyüş öncesinde basın açıklaması yaptı.

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, ülkenin anti-demokratik bir dönem yaşadığını ifade ederek “Emekçilerin başına çöreklenen örgütlü kötülük, görülmemiş ve zıvanadan çıkmış bir şekilde her gün yeni bir saldırı dalgası başlatıyor” dedi.

    Bozgeyik, ülke genelinde bir korku iklimi yaratıldığını ifade ederek şöyle devam etti:

    “Sadece bedenler değil, zihinlerin ve ruhlar da teslim alınmak isteniyor. İktidar, mücadele eden tek bir birey görmek istemiyor. Kendileri dışındaki tüm kesimleri iktidarlarının bekası için tehdit görüyorlar. Bu yüzden her tür yol ve yöntemle ortadan kaldırmak, etkisizleştirmek istiyorlar. Ülkenin yarısından fazlasını özde değil, sözde vatandaş görüyorlar. AKP, iktidarını devam ettirmek için sürekli düşman, hain, terörist ilan ediyor, halklarımızı, emekçileri kutuplaştırıyor. Çünkü biliyorlar ki, işsizliğin, yoksulluğun, hukuksuz ihraçların, haksızlığın, hukuksuzluğun, yolsuzluğun ve talanın konuşulduğu, tartışıldığı bir yerde iktidarda kalamayacaklar.”

    “ARTIK YETER” YÜRÜYÜŞÜ…

    Mehmet Bozgeyik, eylemlerinin “Artık yeter” haykırışı olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bağlı tüm sendikalarımızın yürütme kurulu üyeleri ile birlikte KESK olarak tüm üyelerimiz, haksızlığa uğrayan, hukuksuzca ihraç edilen arkadaşlarımız, yokluğa, sefalete mahkûm edilen tüm kamu emekçileri için yürüyoruz. Çocuklarına bir ekmek götürmek için inşaatlarda, tehlikeli işlerde çalışırken işçi cinayetine kurban verdiğimiz ihraç arkadaşlarımızı hatırlatmak için yürüyoruz.

    Bu iktidarın özelleştirme, güvencesizlik, performans, ayrımcılık, gericilik politikalarına karşı geldiğimiz, emekçilerin haklarını, insanca yaşam koşullarını savunduğumuz için açıkça hınç almadır. Belli ki hala bizleri tanımıyorlar. Biz KESK’liyiz, kamu emekçilerinin gerçek temsilcisiyiz. Biz, onurlu bir insan olarak yaşamanın yolunun emek, demokrasi ve barış mücadelesinden geçtiğinin farkında olanlarız. Diz çökmedik, çökmeyeceğiz. Haksız, hukuksuz şekilde elimizden alınan işimiz iade edilinceye, faşist baskılar son buluncaya kadar patriyarkaya, sömürüye ve her tür şiddete karşı mücadelemiz devam edecektir.”

    HDP’Lİ GÜLÜM: BİRLİKTE BAŞARACAĞIZ

    KESK’in yürüyüşüne Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Züleyha Gülüm ve Musa Piroğlu da destek verdi.

    HDP Milletvekili Züleyha Gülüm, yaptığı konuşmada iktidarı eleştirerek “Karşısında kim duruyorsa, ona saldırıyor. Buna karşı topyekün bir direniş hattı da var. KESK emekçileri buna karşı direniyor. Yıllardır yaptığı gibi sokaklarda hak gasplarına karşı direniyorlar. Kamu emekçileri direnmeye devam ediyor. Direnişinizi selamlıyoruz ve birlikte başaracağız” dedi.

    Açıklamanın ardından Eğitim Sen binasına gitmek isteyen KESK üyeleri, polisler tarafından engellenmeye çalışıldı. Engellemeye rağmen sendika binasına kadar yürüyen KESK üyeleri, yaptıkları açıklama sonrasında yürüyüşlerinin bir diğer durağı olan Kadıköy İskele Meydanına doğru yola çıktı.

    KESK üyeleri, Kadıköy’de yapılacak açıklama sonrasında Gebze, Kocaeli, Yalova, Bursa ve Eskişehir’e, oradan da Ankara’ya ulaşacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Görevden alınıp sürgün edilmesi gerekenler PTT’de yolsuzluk yapanlardır’-VİDEO

    ‘Görevden alınıp sürgün edilmesi gerekenler PTT’de yolsuzluk yapanlardır’-VİDEO

    PİRHA- Haber-Sen, İzzettin Ekin ve Esra Ademhan’ın Ulaştırma ve Altyapı Bakanı onayı ile kamudan ihraç edilmesini basın açıklaması yaparak kınadı. KESK Eş Başkanı Bozgeyik, “Bizce görevden alınıp sürgün edilmesi gerekenler PTT’de yolsuzluk yapanlardır” dedi.  

    15 Temmuz darbe girişimi öncesinde çıkarılan 2016/4 Sayılı Başbakanlık Genelgesi’ne istinaden açığa alınan Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (Haber Sen) üyesi İzzettin Ekin ve 3 No’lu şube yöneticisi Esra Ademhan, Ulaştırma ve Alt Yapı Bakanı onayı ile kamudan ihraç edildi.

    Karara tepki gösteren Haber Sen, Genel Merkez binasında konuya ilişkin basın açıklaması yaptı.

    “İKTİDAR CADI AVINA DEVAM ETMEKTE”

    PTT’nin hukuksuz bir karara imza attığını söyleyen Haber Sen Genel Başkanı Mesut Balcan, “OHAL kalktı ancak teftiş kurulu raporları ile kamudan ihraçlar devam ediyor! Darbe girişimini ‘Allah’ın bir lütfu’ olarak gören siyasal iktidar OHAL sonrası da kamudan ihraçlara devam ediyor” dedi.

    İktidarın uzunca bir süredir kendine muhalif olan kesimlere yönelik başlattığı cadı avına devam ettiğini belirten Balcan, “Emekçilerin, anayasal ve demokratik bir hak olan çalışma hakkını elinden alarak, açlığa ve sefalete mahkûm etmeye çalışmaktadır. Kamudan İhracı bir silah olarak gören AKP iktidarı, kendine biat etmeyen, barıştan, demokrasiden, insan haklarından, özgürlüklerden, sendikal hak ve özgürlük mücadelesinden yana kesimleri susturmak, baskılamak amacıyla kullanmaktadır” diye konuştu.

    “İHRAÇ EDİLEN TÜM ÜYELERİMİZ İŞLERİNE İADE EDİLENE KADAR MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Balcan, kamu emekçilerinin iş güvencesinin OHAL ve KHK rejimi ile fiili olarak ortadan kaldırılması kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, şunları ifade etti:

    “Üyelerimizin hala hukuka aykırı düzenlemeler ve düzmece soruşturmalarla çalışma hakkı elinden alınmaktadır. İhraç edilen kadın sekreteri arkadaşımız Esra Ademhan arkadaşlarımızın fiilen görev başındayken sabah işe geldiğinde eline tutuşturulan İzzettin Ekin arkadaşımıza ise posta yolu ile tebliğ edilerek hukuka aykırı bir şekilde çalışma hakkı elinden alınmıştır. Üyelerimizin adli hiçbir soruşturması ya da davası bile yokken; tebliğ edilen kâğıt parçasında, mesnetsiz ve dayanaksız iddiaları destekler hiçbir delil ve gerekçe gösterilmemişken Bakanlığın ihraç kararı hukuka aykırı olduğu gibi haksız ve hukuksuzdur. Geçtiğimiz Eylül ayında yine aynı gerekçeler bahane edilerek ihraç edilen üyemiz ve 4 No’lu şube yöneticimiz, Mehmet Emin VARLI açtığımız dava sonrasında mahkeme tarafından ihracı hukuka aykırı bulunmuş ve arkadaşımız işine geri dönmüştür. Aynı gerekçelerle, kes kopyala mantığıyla ve tüm hukuk normlarını çiğneyerek alınan bu karar da er ya da geç arkadaşlarımızın dönüşüyle sonuçlanacaktır. İhraç edilen üyelerimiz ve daha önce ihraç edilen tüm üyelerimiz işlerine iade edilene kadar mücadelemizin süreceğinin bilinmesini istiyoruz. OHAL, KHK rejimi ve sonrasında teftiş kurulu raporları ile ihraç ettiğiniz arkadaşlarımızın tamamı işine geri dönecek, biz kazanacağız, emek kazanacak, demokrasi ve özgürlükler kazanacak.”

    “SÜRGÜN EDİLMESİ GEREKENLER PTT’DE YOLSUZLUK YAPANLARDIR”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik ise, 130 bine yakın kamu çalışanının benzer gerekçelerle işten çıkarıldığını belirterek, “2018’de OHAL olmamasına rağmen bir KHK çıkartılarak ihraçlar sürmüştür. Bir tür Anayasasızlık süreci yaşıyoruz. Maalesef bu ülke bir parti devleti haline dönüşmüştür. Üniversitelere atanan rektörler, valiler hep partili. Bizlere zorla dayatmada bulunuluyor. Bizce görevden alınıp sürgün edilmesi gerekenler PTT’de yolsuzluk yapanlardır. O kurumlarda ne oluyor hiç bir işlem yapılmazken mücadele eden üyelerimize yöneliyorlar. Karşı duruşumuza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • Bozgeyik: 10 Ekim Gar Katliamında, Adem Aslanoğlu alandan sorumlu kişiydi-VİDEO

    Bozgeyik: 10 Ekim Gar Katliamında, Adem Aslanoğlu alandan sorumlu kişiydi-VİDEO

    PİRHA-KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik; “10 Ekim Gar Katliamında, Adem Aslanoğlu alandan sorumlu olan görevliydi. Bu kişinin başvurusu İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından kabul edilmez” diyerek sürecin takipçisi olacaklarını belirtti.

    Haberin videosu;

    Kamu Emekçileri Konfedarasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Ankara gar katliamının sorumlularından, Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü olarak görev yapan Adem Aslanoğlu’nun, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tarafından İETT Güvenlik Şube Müdürü olarak atanması hakkında tepkilerini dile getirdi.

     Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik süreci yakından takip ettiğini ifade ederek, şunları söyledi;

    TOPLUMSAL VİCDANI ZEDELEYEN BİR DURUM

    Katliamla ilgili İçişleri Bakanlığı’nın yayınlamış olduğu raporda, Adem Aslanoğlu’nun sorumluluğu somut olarak ifade edilmiş ve katliam öncesi miting alanında alınması gereken önlemleri almamış olması sebebi ile hakkında soruşturma açılması gerektiği, bizzat İçişleri Bakanlığı müfettişleri tarafından ifade edilmiştir. Katliamda adı geçen kişinin, İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin herhangi bir kurumunda görev yapacak olmasını biz kabul edemeyeceğimizi, bu durumun toplum vicdanını zedelediğini vurgulamak istiyorum. Katliama ilişkin bildirilen ve adı geçen kamu görevlilerinin toplum vicdanı adına ceza almamalarını KESK olarak, emek, meslek örgütleri, demokrasi güçleri ve bu katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinin talepleri ile sürekli gündemleştiriyoruz. Tüm çabalarımıza rağmen, 10 Ekim’den bugüne bu kişilerin yargı önüne çıkartılmaması, Türkiye’deki hukukun da gelmiş olduğu noktayı gösteriyor. Ancak bildiğiniz gibi; mahkeme maalesef bu katliama neden olan kamu görevlerinin yargılanması ile ilgili soruşturma izni vermemiştir. Katliam sorumlusu kamu görevlileri, devam eden bu mahkemede yargı önüne çıkartılamamıştır.”

    103 İNSANIMZ BU KATLİAMDA YAŞAMINI YİTİRDİ

    10 Ekim 2015 yılında, Orta Doğu’da ülkemizde çok yoğun çatışmaların yaşandığı, tüm toplumsal muhalif kesimler üzerinde olduğu gibi kamu emekçileri üzerinde de çok yoğun baskıların, göz altıların, tutuklamaların ve konfederasyonumuza yönelik itibarsızlaştırma marjinalleştirmeye yönelik girişimlerin olduğu bir dönemdi. O dönemde Türkiye’deki emek demokrasi güçleri, meslek örgütleri öncülüğünde düzenlemiş olduğumuz 10 Ekim Ankara Demokrasi ve Barış Mitingi, Cumhuriyet tarihinde yaşanan en büyük katliam olarak tarihe geçti. Üyelerimizin içinde olduğu, emek demokrasi güçleri yöneticiler ve birçok vatandaşımız dahil 103 insanımız cani bir saldırı sonucu hayatını kaybetti.  katliamının üzerinden 5.yıl geçmesine rağmen, tedavileri devam arkadaşlarımızın süreç içerisinde davalarının da devam ettiğini ve hala sonuçlanmadığını görüyoruz. Tedavisi süren arkadaşlarımızın durumu katliamın ne denli büyük olduğunu anlatmaktadır. Biz bu büyük katliamın davası ile karşı karşıyayız.10 Ekim katliamının faillerinin yargılama süreçleri devam ediyor. O dönemde görevli olan Emniyet Şube Müdürünün, Güvenlik Şube Müdürün ve İçişleri Bakanlığı yetkililerinin katliamla ilgili istihbarat raporun ellerinde olmasına rağmen hiçbir önlem alınmamışlardır. Avukat arkadaşlarımızın, kamu görevlerinin yargılanması ile ilgili açtıkları davada KESK, müdahil olarak katılmıştır. KESK olarak, bu davada taleplerimiz var.”

    “DAVANIN TAKİPÇİSİYİZ”

    “Umarız; basına yansıyan bu olay ve ilgili kişinin başvurusu, Büyük Şehir Belediyesi tarafından kabul edilmez” diyen Bozgeyik, son olarak şunları söyledi:

    “Bu söylentilere ve basına yansıyan açıklamalara rağmen, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı ve CHP il örgütünün de konu hakkında açıklama yapmasını bekliyoruz. Kamuoyunun ve kamunun vicdanının, biz Emek Meslek Örgütleri ve 103 arkadaşımızın ailelerinin vicdanen rahatlatılması, bu olayın asılsız olmadığının ortaya çıkartılması gerektiğini ifade etmek istiyorum.  KESK olarak sonuç itibari ile başından beri, 10 Ekim katliamının davasının müdahiliyiz, takipçisiyiz ve sonuna kadar da kamu görevlilerinin yargı önüne çıkartılması, yargılanması için de mücadelemizi devam ettireceğimizi ifade etmek istiyorum. KESK, Emek ve Meslek Örgütleri, Türkiye’deki demokrasi güçleri olarak özellikle 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde AKP ve iktidar blokunun geriletilmesinden yana tutum alan güçler olarak bu uygulamayı asla kabul etmediğimizi ifade etmek istiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN-Ayhan KARDAŞLAR/ANKARA

     

  • KESK: OHAL Komisyonu lağvedilsin, aldığı ret kararları derhal iptal edilmelidir-VİDEO

    KESK: OHAL Komisyonu lağvedilsin, aldığı ret kararları derhal iptal edilmelidir-VİDEO

    PİRHA -KESK Yürütme Kurulu, Olağanüstü Hal’in (OHAL) yıl dönümüne nedeniyle OHAL ve KHK mağduriyetlerine ilişkin basın toplantısı yaptı. OHAL İnceleme Komisyonu’nun iktidarın etkisinde olduğu belirtilen açıklamada, komisyonun lağvedilmesi ve aldığı red kararlarının da iptal etmesi istendi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Yürütme Kurulu, Olağanüstü Hal’in (OHAL) yıl dönümüne nedeniyle OHAL ve KHK mağduriyetlerine ilişkin basın toplantısı düzenledi. KESK Genel Merkezinde yapılan toplantıda ‘OHAL işlemleri inceleme komisyonu lağvedilmeli, aldığı ret kararları derhal iptal edilmelidir’ pankartı açıldı. Açıklamada konuşan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı’nın 15 Temmuzu’u diriliş olarak tanımladığını hatırlatarak, iktidarın 15 Temmuz darbe girişimini ve 20 Temmuz sivil darbeyi fırsata çevirdiklerini söyledi.

    Darbe girişiminin her tür anti demokratik uygulamanın bahanesi haline getirildiğini kaydeden Bozgeyik, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden bu güne kadar hayata geçirilen birçok düzenlemenin Türkiye’nin siyasal-toplumsal yapısını değiştirmeye dönük olup önümüzdeki on yılları etkileyecek nitelikte tekçi, eril, muhafazakâr, dini referanslı düzenlemeler olduğunu belirtti. Bozgeyik, OHAL KHK’leri ile yaşamın her alanına müdahale edildiğinin altını çizdi.

    OHAL KHK’leri ile resmi açıklamalara göre 126.000 bini aşkın kişinin işinden edildiğini belirten Bozgeyik, OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu’nun 23 Ocak 2017 günü 685 sayılı OHAL KHK’si ile iki yıl süre içinde kamudan ihraç edilmiş yüz binlerce kamu emekçisinin ihraç başvurularını değerlendirmek ve karar altına almakla yetkilendirildiğini ancak komisyonun kurulmasının üzerinden yaklaşık 4 yıl geçmiş olmasına rağmen, komisyonun önünde hala 18.100 dosyanın karara bağlanmayı beklediğini kaydetti.

    “OHAL KOMİSYONU İKTİDARIN ETKİSİ ALTINDADIR”

    “OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu, üyelerinin atanmasından tutalım çalışma esas ve usullerine kadar iktidarın etkisi altında çalışma yürütmektedir” diyen Mehmet Bozgeyik, şöyle devam etti:

    “Etkin olmayan ve denetlenemeyen, kendisini anayasa ve yasalar üstü gören idari bir mekanizmadır. Bağımsız olmadığı tartışma götürmez bir gerçekliktir. Cumhurbaşkanlığının komisyon üyelerini görevden alma yetkisi ve komisyon üyelerinin atanma usulleri, tüm kurumlar üzerindeki iktidarın açık baskısı gibi nedenlerden dolayı komisyonun tarafsız ve bağımsız çalışma olanağı yoktur.

    Komisyon oluşum şekli, yetkisi ve aldığı kararlar itibariyle mevcut anayasamızın başta 6., 10., 70., 90. ve daha birçok maddesine aykırılık içermektedir. AİHM’in “nasıl olursa olsun bir an önce bir mekanizma kur, bizi de kendini de bu yükten kurtar” mesajı sonrası, iç ve dış baskıların sonucu ve bir oyalama aracı olarak kurgulanmış ve kurulmuştur.

    “KESK’Lİ İHRAÇLARIN DOSYA İNCELEMELERİ GECİKİYOR”

    Komisyonun son açıklaması 3 Temmuz 2020 tarihlidir.  Komisyon bu tarih itibariyle; OHAL kapsamında yayımlanan KHK’ler ile 125.678’i kamu görevinden çıkarma olmak üzere toplam 131.922 tedbir işlemi gerçekleştirildiğini, Komisyona yapılan başvuru sayısının 126.300 olduğunu açıklamıştır. Açıklamanın devamında 12.200’ü kabul, 96.000’i ret olmak üzere yaklaşık 4 yıldır alınan karar sayısının 108.200 ve halen incelemesi devam eden başvuru sayısının ise 18.100 olduğu belirtilmiştir.”

    Son olarak 3 Temmuz’da yayımlanan açıklamasına göre KESK’li ihraçların dosya incelemelerinin geciktirildiğini kaydeden Bozgeyik, şunları söyledi:

    “OHAL komisyonuna yapılan KESK’li ihraç başvurularının yüzde 40’ı hakkında karar verilmiş yüzde 60’ı hakkında “Dosya İncelemesi” 4 yıldır devam etmektedir. İncelemesi tamamlanan yüzde 40’ın yüzde 13’u Kabul, yüzde 27’si Ret şeklindedir. Bu kapsamda alınan her yüz kararın yüzde 68’i ret şeklindedir.

    OHAL Komisyonunun yerel yönetimler işkolunda örgütlü olan KESK’li İhraçlar hakkında neredeyse “kategorik ret” kararı aldığı, bunun dışındaki iş kollarında KESK’li ihraç dosyalarını da “kategorik” olarak beklettiği görülmektedir. Özellikle barış akademisyenleri gibi mahkemeler tarafından beraat almış, hakkında soruşturma/kovuşturma açılmamış binlerce KESK’linin dosyaları hakkındaki kararların bekletildiği görülmektedir. Oysa Komisyonun kararlarında da sabit olduğu üzere KESK’lilerin ihraçlarının ana nedeni anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan sendikal eylem ve etkinliklere katılmalarıdır. Demokrasinin işlediği bir yerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımı bırakın ihraç edilme gerekçesi olmayı, soruşturma konusu bile yapılamaz.

    Yerel yönetimlerde çalışıp ihraç edilen KESK’lilerin ağırlıklı olarak kayyum atanan yerlerde olması, kayyum politikasının devam etmesi ve komisyonun da bu politika paralelinde kararlar vermesi tesadüf değildir. Aynı şekilde otoriterliğin faşizme evrildiği, üniversitelerin iktidarın arka bahçesine dönüştürüldüğü, özgür ve demokratik üniversite anlayışına adeta savaş açıldığı bu ortamda barış akademisyenlerinin başvurularının ele alınmamasını birbirini tamamlayan politikalar olarak değerlendirmek gerekmektedir.”

    “İHRAÇ EDİLEN TÜM KAMU GÖREVLİLERİ GÖREVİNE İADE EDİLMELİ”

    Yaşanan zulme son verilmesi çağrısı yapan Bozgeyik, “Komisyon derhal lağvedilmeli, aldığı ret kararları iptal edilmelidir. Haklarında herhangi bir yargı kararı bulunmayan, hukuken suç olmayan gerekçelerle ihraç edilen tüm kamu görevlileri bütün haklarıyla birlikte derhal görevlerine iade edilmedir. Görevden uzaklaştırma süreçleri bağımsız yargı organlarınca yürütülmelidir” dedi.

    PİRHA/ANKARA