Etiket: Mesut Özcan

  • 4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri başladı-VİDEO

    4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri başladı-VİDEO

    PİRHA-2 gün sürecek 4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri başladı. etkinliğin açılışında konuşan Yönetmen Devrim Tekinoğlu, “Mehmet Çetin’in ardından Emirali Yağan’ı bu dünyadan uğurladıktan sonra biz de onların hatırasını, anısını, yarattıkları, ürettikleri ürünleri topluma tanıtmak için başladığımız yolculuk bir süre sonra Dersim Kültür Sanat Günleri’ne dönüştü” dedi.

    2 gün sürecek 4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri, Hüseyin Güntaş Kütüphanesi ve Konferans Salonu’nda başladı.

    “MEHMET ÇETİN VE EMİRALİ YAĞAN ANISINA KÜLTÜR-SANAT GÜNLERİ DÜZENLEMEYE KARAR VERDİK”

    Etkinlik, Yönetmen Devrim Tekinoğlu’nun yaptığı açılış konuşmasıyla başladı.

    Tekinoğlu, yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

    “Mehmet Çetin’in ardından Emirali Yağan’ı bu dünyadan uğurladıktan sonra biz de onların anısına kültür sanat günleri düzenlemeye karar verdik. Onların hatırasını, anısını, yarattıkları, ürettikleri ürünleri topluma tanıtmak için başladığımız yolculuk bir süre sonra Dersim Kültür Sanat Günleri’ne dönüştü.”

    Açılış konuşmasından sonra Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri hakkında ‘Hatıradır yak bu fotoğrafı’ adlı video gösterimi yapıldı.

    “KÜLTÜR VAR İSE DİL VARDIR”

    Dersim sözlü kültürünün kuşaklararası aktarımı konulu panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Yazar Hüseyin Ayrılmaz tarafından yapılan panele konuşmacı olarak Yazar Haydar Oğur ve Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan katıldı.

    Kültür var ise dilin var olacağını belirten Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, “Kültürel birikim dil ile ifade edilir. Ne yazık ki bizim kuşak öteden beri var olan asimilasyon, kültürel yabancılaşma gibi birçok nedenle dilimizi unuttuk. Dilimizi unuttukça da kültürümüzden uzaklaştık. Biz kendi dilimizi, kendi kültürümüzü korumak için ne yapabiliriz bunları düşünmemiz lazım” dedi.

    Yazılı tarihlerinin olmadığını vurgulayan Yazar Hüseyin Ayrılmaz, “Oysa karşımızdaki güç sanatta, edebiyatta, asimilasyonda, her alanda üstümüze o kadar çabuk geldiler ki başarısız olduk. Yazılı tarihimizin olmaması, uzun yıllar yasaklı toplum olmamız, sürekli istilalara maruz kalmamız bunların nedenleridir. Çünkü toplumun var olabilmesinin önemli araçlarından birisidir yazılı tarih. Bir hafıza merkezi ve çocuklarımıza dilimizi aktarmak için kreşlere ihtiyacımız var” diye belirtti.

    Panelin ardından yönetmenliğini Hüseyin Kete’nin yaptığı ‘Kalanlar da giderse’ adlı belgeselin gösterimi yapılıp, belgeselle ilgili söyleşi yapıldı.

    “BİZLER YAŞADIĞIMIZ PROBLEMLERİ HEP DIŞARIYA  HEVALE ETTİK”

    Göç konusuyla ilgili bir belgesel çekme fikrini hayata geçirmek istediğini söyleyen Yönetmen Hüseyin Kete, “Belgeselin aslında birçok eksikliği var. olabilir. Daha fazla insana ulaşabilirdik. Bizler yaşadığımız problemi hep dışarıya havale ettik. Bizi asimilasyon edip dilimizi ve kültürümüzü yok ettiler. Ancak bunda bizim kendi payımız da var. Ama biz buna yönelik ne yapabiliriz? Bence bunları konuşmak gerekiyor. Diğer türlü dilimiz kayboldu deyip ağlamak bence bizi bir yere götürmeyecek” diye konuştu.

    Belgesel gösterimiyle ilgili söyleşinin ardından etkinliğin birinci günü masal, şiir ve müzik dinletisinin ardından sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Araştırmacı Yazar Mesut Özcan’ın yeni kitabı çıktı: 592 tane fotoğraf ve belge kullandım-VİDEO

    Araştırmacı Yazar Mesut Özcan’ın yeni kitabı çıktı: 592 tane fotoğraf ve belge kullandım-VİDEO

    PİRHA-Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan’ın yeni kitabı ‘Dersim/Tunceli’nin Yüzyılı’ kitabı çıktı. Dersim’in yüzyılını önemli bir ölçüde anlatan bir kitap olduğunu söyleyen Mesut Özcan, “Kitabın içerisinde Dersim’in yüzyılıyla ilgili makalelerdeki fotoğraflar hariç Dersim’in 1900 ile 2000 yılları arasındaki süreçle ilgili 592 tane fotoğraf ve belge kullandım. Kitap içerisinde tarih, kültürel yaşam, eğitim, yerel basın, inanç gibi bölümler ve bunlara ait albüm var” dedi.

    Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan’ın, yeni kitabı ‘Dersim/Tunceli’nin Yüzyılı (1900-2000)’ Oroji Yayınevi’nden çıktı. Dersim’in 1900 ile 2000 yılların ışık tutan kitapta 592 tane fotoğraf ve belge bulunuyor. Kitabın içerisinde tarih, kültürel yaşam, eğitim, yerel basın, inanç gibi bölümler yer alıyor.

    Mesut Özcan, ‘Dersim/Tunceli’nin Yüzyılı (1900-2000)’ kitabını PİRHA’ya anlattı.

    “KİTAPTA 592 TANE FOTOĞRAF VE BELGE KULLANDIM”

    Kitabın Dersim’in yüzyılını önemli bir ölçüde anlatan bir kitap olduğunu söyleyen Mesut Özcan, “Kitabın içerisinde Dersim’in yüzyılıyla ilgili makalelerdeki fotoğraflar hariç Dersim’in 1900 ile 2000 yılları arasındaki süreçle ilgili 592 tane fotoğraf ve belge kullandım. Yine kitap içerisinde 50’ye yakın konunun uzmanı akademisyen ve araştırmacıların bu yüzyılı ele aldıkları makaleler var. Gelecek kuşakları bırakalım günümüze dair bile geçmişimize dair çok bir şey yok ama bu kitapta somut belgesi var. Kitapta siyasi tarihle ilgili bulunan fotoğrafların çoğu asker ailelerinin arşivlerinden alındı. Kitapta kullanılan 592 fotoğrafın 540-550 fotoğraf ve belgenin orijinali benim arşivimde. Dolayısıyla derli toplu bir çalışma oldu. Kitap içerisinde tarih, kültürel yaşam, eğitim, yerel basın, inanç gibi bölümler ve bunlara ait albüm var. Kitabın ikinci bölümünde de bütün yaşanan süreçle ilgili makaleler yer alıyor” dedi.

    DERSİM’DE CEMAATLERİN KÖK SALMASI…

    30 yıldır yayın dünyasının içerisinde olduğunu ifade eden Özcan, şunları ifade etti:

    “İlk kitabım 1992 yılında çıktı ve o tarihten bugüne kadar Dersim’le ilgili araştırmalar, derlemeler, çalışmalar yapıyoruz. Dersim’in yüzyılı kitabı uzun bir çalışma süreci oldu. Kitapta ilginç olan birkaç nokta var benim açımdan. 1900’lü yıllarda Amerika’ya giden Dersimliler ile ilgili çok fazla belge ve fotoğrafa ulaşamayacağımızı düşünüyorduk ama elimize çok fazla materyal ulaştı. Demokrat Parti’nin kurulması ve Dersim’de örgütlenmesi çok ilginç. 1951-1952 tarihinde resmi tarihin Alevilik ve Bektaşilik adına önemli referanslarından birisi olarak kabul edilen Mehmet Fuat Köprülü’nün Elazığ’a gelip Dersimlilerle toplantı yapması da oldukça ilginç bir durum. Ayrıca Demokrat Parti’nin Dersim’de çok sayıda gazete çıkarması… Dersim’in aslında bugünkü durumu 1980’li yıllardan gelen bir durum. Cemaatlerin, dinci yapıların bugün Dersim’de kök salmasının nedeni 1978-1979 yılları ve 12 Eylül darbesiyle birlikte başlayan bir süreç. Tunceli Cemevi’nin durumu ve burada bir üniversitenin kurulma ihtiyacı Dersim’de siyaseten ve kültürel olarak yerleşmeyi amaç edinen çalışmalar.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO

    Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, 16-17 Ekim’de Munzur Üniversitesi’nde yapılacak olan “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli” sempozyumuna tepki gösterdi. Özcan, “Dersim’de böyle bir çalışmanın yapılması Dersim’in Alevi inancı için bir kale olmasından dolayı. Dersim Aleviler için çok önemli bir coğrafya. Munzur Üniversitesi bu tavrıyla geçmişten beri eleştirilen Tunceli Cemevi’nin mirasını devralacak gibi görünüyor” dedi.

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, yapılacak sempozyumun amacını PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “MUNZUR ÜNİVERSİTESİ, TUNCELİ CEMEVİ’NİN MİRASINI DEVRALACAK GİBİ GÖRÜNÜYOR”

    Yapılacak sempozyumun Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın inisiyatifinde olan bir çalışma olmadığını belirten Mesut Özcan, “İktidarın Alevilere yönelik bir politikası. Dersim’de böyle bir çalışmanın yapılması Dersim’in Alevi inancı için bir kale olmasından dolayı” dedi.

    Geçmişten beri devletin Alevilere ilgi duyduğu zaman ilk uğradığı yerin Dersim olduğuna dikkat çeken Özcan, “Devletin inançlardan elini çekmesi gerekiyor, toplum kendi inancını kendi istediği gibi yaşamalı. Dersim sadece Dersim değildir. Dersim Aleviler için çok önemli bir coğrafya. Bu çalışmanın Munzur Üniversitesi üzerinden yapılması da aslında çok ilginç bir şey değil. Munzur Üniversitesi bu tavrıyla geçmişten beri eleştirilen Tunceli Cemevi’nin mirasını devralacak gibi görünüyor. Munzur Üniversitesi Dersim’in inancı, kültürü ve dili için bilimsel çalışmalar yapmalı” şeklinde konuştu.

    “Horasan’dan geldik” denilerek Aleviliğin Türklüğe bağlanmaya çalışıldığını vurgulayan Özcan, “Biraz daha geriye giderek İslamiyet’le bağdaştırması bilime uymayan bir durum. Yapılacak sempozyumda üniversitedeki salonların isimlerine Dersim’de kutsal mekânların adının verilmesi ve bunun bildiride de belirtilmesi bir politikanın amacı. Ana Fatma, Munzur Baba salonu gibi isimlerin verilmesi Alevilere şirin gözükme ve Alevilere değer verdiğini gösterme çabası. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden Munzur Üniversitesi’nin çabası beklenen bir şey ve gelecekte bu durum daha da artacaktır” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİ KURUMLARININ BİR ENSTİTÜ GİBİ ÇALIŞMASI GEREKİYOR, ALEVİ İNANCI İLE İLGİLİ KURSLAR VERİLMELİ”

    Alevi kurumlarının sadece adlarıyla var olduklarını ve pratikte yaptıkları kayda değer bir şey olmadığını dile getiren Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, şöyle devam etti:

    “Alevi kurumları bir enstitü gibi çalışması gerekiyor çünkü geçmişlerine dair bir arşivleri, müzeleri ve referans gösterecekleri kayıtları yok. Biz Alevilerin en büyük kusuru sadece konuşuyoruz ve düşüncelerimizi aktarıyoruz. Ancak şu anda Alevilerin karşısında olan kurumlar ciddi bir arşiv oluşturuyor ve bunun üzerine düşüncelerini oturtuyorlar. Alevi kurumlarının bir an önce bir enstitüye dönüşmeleri ve arşiv oluşturmaları gerekiyor. Cemevlerinde sadece bağlama ve semah kurslarının verilmesi yetersiz yeni kuşaklara Alevi inancı ile ilgili kurslar verilmeli. Milyonlarca Aleviden söz ediyoruz ancak Alevilerin akademik bir dergisi yok. Alternatif bir şey yaratmamız lazım. Aleviler sürekli konuşup, eleştiriyor ama yerine ne koyacağız.”

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!
    -‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’

  • Dersim’in son 100-150 yıllık göç hikâyesi kitaplaştırılıyor

    Dersim’in son 100-150 yıllık göç hikâyesi kitaplaştırılıyor

    PİRHA-Son yıllarda özellikle yurtdışına göç edenlerin yoğun olduğu Dersim’in son 100-150 yıllık göç hikâyesi kitaplaştırılıyor. Akademisyenler Hüseyin Ağuiçenoğlu, İmran Gürtaş, Sibel Taş ve Araştırmacı Yazar Mesut Özcan ortak bir çalışmaya imza atacaklar. 

    Her geçen gün nüfusu düşen, son yıllarda özellikle yurtdışına olan göçlerden dolayı kendisinden söz ettiren Dersim’in son 100-150 yıllık göç hikâyesi kitaplaştırılıyor.

    Akademisyenler Hüseyin Ağuiçenoğlu, İmran Gürtaş, Sibel Taş ve Araştırmacı Yazar Mesut Özcan’ın ortaklaşa yapacakları çalışmada, 20. Yüzyılda Dersim’de göç konusu ele alınacak. Konu ile ilgili olarak katkı ve öneri için dersimgoc@gmail.com adresinden bu çalışmanın editörleri ile iletişim kurulabilir.

    “GÖÇ SÜREÇLERİNİ KAPSAMLI BİR ŞEKİLDE ELE ALMAYI HEDEFLİYORUZ”

    Yazarların 20. Yüzyılda Dersim Göçleri Üzerine Derleme Kitap Çalışması için yaptıkları çağrı ise şöyle:

    “Dersim bölgesinde 20. yüzyıl boyunca çeşitli aralıklarla devam eden göç süreçlerini kapsamlı bir şekilde ele almayı amaçlayan bir derleme hazırlamaktayız. Bu çalışmamız, son yüzyılda bölgede gerçekleşen göç hareketlerinin nedenlerine ışık tutarak bu hareketliliklerin tarihsel, toplumsal, siyasal ve kültürel sonuçlarını akademik bir çerçevede irdelemeyi hedeflemektedir. Özgün koşulları ve farklı dinamikleri itibariyle Dersim’deki göç olgusunu beş dönem ve eksen üzerinden incelemeyi uygun buluyoruz.

    -Osmanlı İmparatorluğu‘nun son dönemlerinde göçler ve göçertme politikaları

    -1937-1938 Dersim Tertelesi sürecinde uygulanan iskân pratiği,

    -Kentleşme süreci ve 1960’lı yıllardan itibaren ekonomik nedenlerle gerçekleşen iç ve dış (Avrupa) göç hareketleri,

    -1990’lı yıllarda yaşanan köy boşaltılmaları, köy yakmaları ve zorunlu yer değiştirme politikası sonucunda yaşanan göç süreci,

    -Güncel göç hareketleri: Özellikle Kanada ve Avrupa ülkelerini hedefleyen göçler.

    İnanç, dil, kültürel ve politik kimlik, mekan ve mimari, sanat, estetik, diaspora, geri dönüş göçleri vs. gibi geniş bir tematik yelpazede yapılacak katkılar, projemiz için son derece değerlidir. Ayrıca göç süreçlerinin en dezavantajlı grupları olan kadınlar ve çocuklar üzerindeki etkilerine yönelik analizler, çalışmamızın önemli bir parçasını oluşturacaktır.

    Kadınların yalnızca mağdur olarak değil, aynı zamanda özne olarak kendi anlatılarını oluşturma süreçlerini incelemek ve özneden gelen sesi içerebilmek bizim için oldukça önemlidir.

    Bu içerikteki 15-20 sayfa aralığındaki makalelerden oluşacak derlememizi Ekim 2025 tarihinde okurla buluşturmayı hedefliyoruz. Yayın takviminin aksamadan uygulanması için makalelerin son teslim tarihi 31.03.2025 olarak belirlendi. Bu projeye katkı sunabilecek yazar önerilerinizi değerlendirmeye açık olduğumuzu belirtir ve ilginiz için teşekkür ederiz. Sorularınız veya çalışma ile ilgili daha ayrıntılı bilgi talebiniz için bizimle iletişime geçmenizden mutluluk duyarız.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim’de SETKAV kuruldu

    Dersim’de SETKAV kuruldu

    PİRHA- Dersim’de Sanat, Edebiyat, Tarih ve Kültür Araştırmaları Vakfı (SETKAV) kuruluşunu gerçekleştirdi. Vakfın Kurucu Genel Başkanı araştırmacı-yazar Mesut Özcan oldu. Vakfın amacı, Türkiye’de yazılı ve sözlü tarih başta olmak üzere tarihi, sanatsal, edebi ve kültürel alanlarda araştırmalar yapmak.

    Dersim’de Sanat, Edebiyat, Tarih ve Kültür Araştırmaları Vakfı (SETKAV) kuruluşunu uzun uğraşlar sonucunda gerçekleştirdi. Vakfın Kurucu Genel Başkanı araştırmacı-yazar Mesut Özcan oldu.

    Vakfın amacı, Türkiye’de yazılı ve sözlü tarih başta olmak üzere tarihi, sanatsal, edebi ve kültürel alanlarda araştırmalar yapmak ve bunları toplumsal faydaya dönüştürmek.

    AMACI KÜLTÜR SANAT VE EDEBİ ALANLARDA ARAŞTIRMALAR YAPMAK

    Yoğun bir çabanın ve emeğin ürünü olmanın yanısıra Dersim’de bir ilk olma özelliği de taşıyan SETKAV hem Dersim’de hem de Türkiye’de bu alanda yapılan çalışmalara yeni bir soluk olma amacı taşımaktadır. Özellikle Dersim’de kültür, sanat ve tarih alanında yapılan çalışmaların eksikliğinin bilincinde olan ve bu bilinçle yola koyulan Vakıf, kuruluş amacını şu cümlelerle dile getiriyor: “Türkiye’de gerek yazılı ve gerekse sözlü tarih, kültürel, sanatsal, edebi alanlarda araştırmalar yapmak ve bunları toplumsal faydaya dönüştürmek, eğitim ve eğitim faaliyetlerini desteklemek, inanç, ibadet yerlerinin araştırılması, korunması ve yaşatılması için çalışmak.”

    GENEL MERKEZİ DERSİM’DE ANCAK ÇEŞİTLİ YERLERDE ŞUBELER AÇACAK

    Vakfın amacını gerçekleştirmek için yapacağı çalışmalardan birkaçı ise şöyle: “Tarihsel, sanatsal, edebi ve kültürel mirasımıza ait olan her türden ve her dilden basılmış olan sözlü ve yazılı, görüntülü, sesli her türlü belgeyi, kitap, broşür, bildiri, afiş, kartpostal, fotoğraf, resim, ses kaydı ve anı (hatırat), el yazması (yazma eser) her türlü eseri, çeşitli inançlara ve gruplara ait levhaları gerek temin ederek ve gerekse ödünç alarak araştırmacıların ve toplumun hizmetine sunmak, temin ettiği veya sahiplerinden ödünç alınan bu materyalleri sergilemek, bunun için kütüphaneler, müzeler, müze-kütüphaneler, enstitüler açmak.”

    Genel merkezi Dersim’de bulunan SETKAV, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde şubeler de açacak.

    PİRHA/DERSİM

     

  • ‘PİRHA doğru habere erişebildiğimiz birkaç kaynaktan birisidir, susturulamaz’ -VİDEO

    ‘PİRHA doğru habere erişebildiğimiz birkaç kaynaktan birisidir, susturulamaz’ -VİDEO

    PİRHA- PİRHA’ya Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirilmesine tepki gösteren Şair Yazar Ahmet Telli, Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, Akademisyen Çağlar Deniz ve Yazar Mesut Özcan, “PİRHA doğru habere erişebildiğimiz birkaç kaynaktan bir tanesiydi. Aleviler PİRHA’ya uygulanan sansür yüzünden kolsuz kanatsız bırakılamaz. PİRHA ile birlikteyiz. Özgür basın susturulamaz” dediler. 

    Merkezi İstanbul’da bulunan, 2016 yılından bu yana yayın hayatını sürdüren, Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk olan ve ‘pirha.net’ adresi üzerinden yayın yapan Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) 9 Mart’ta Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirildi.

    PİRHA’ya erişim engeli getirilmesine yönelik tepkilerini dile getiren Şair Yazar Ahmet Telli, Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, Akademisyen Çağlar Deniz ve Yazar Mesut Özcan, PİRHA’nın ezilenlerin ve özellikle Alevilerin sesi olduğunu söyleyerek uygulanan bu tür sansür ve baskılarla PİRHA’nın asla susturulamayacağını vurguladılar.

    “BU TÜR BASKILARA KARŞI MÜCADELE EDENLERİN YANINDA OLMAK GEREKİYOR”

    Şair Yazar Ahmet Telli, dayanışma mesajında şunları dile getirdi:

    “Özgürlüğün referansı ile yaşamak, insanlığımızı yaşamaktır. Özgürlüğü sadece kendi alanları ile sınırlayanlar aslında insanlık dışı bir eylemde bulunduklarının farkında değiller. Ne yazık ki ülkemizde uzun bir süredir devlet eliyle uygulanan baskı, terör ve sansür gittikçe mevcut hükümetçe tahkim edilmeye devam ediyor. Düşünmeyi bilen insanların bir araya gelerek örgütlenmesi gerekir. Örgütsüz bir toplumun kolayca yönetildiğini bildikleri için her alandaki örgütlenmeleri engellemeye çalışanlara karşı direnebilmek, özgürlüğü savunabilmek gerekiyor. Örneğin internet siteleri kapatılıyor. Bunun yerine yenilerini koymak gerekiyor. Tarihte Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgazların yaptığı Marko Paşa deneyimleri var. Sonradan Malum Paşa oldu. Ad değiştirerek ama mutlaka ve mutlaka örgütleyerek ve örgütlenerek mücadele etmek gerekiyor. Mücadele edenleri de yalnız bırakmamak gerekiyor.”

    Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ise, “Anti demokratik ülkelerde basın emekçilerinin üzerindeki baskı büyük, bunu biliyoruz. Ancak bir şeyi daha çok iyi biliyoruz, özgür basın susturulamaz” dedi.

    “PİRHA DOĞRU HABERE ERİŞEBİLDİĞİMİZ BİRKAÇ KAYNAKTAN BİR TANESİ”

    Akademisyen Çağlar Deniz de mesajında, “Ülkemizin haber alma özgürlüğünün gitgide kısıtlandığını görmek çok üzücü. PİRHA bizim bu anlamda doğru habere erişebildiğimiz birkaç kaynaktan bir tanesiydi. PİRHA’nın erişime kapatıldığını duymak, böyle bir baskıya maruz kaldığını görmek ve bu konuda çok fazla bir şey yapamamak bizleri çok üzüyor. Umarım en kısa zamanda tekrar yayın hayatına kendi ismiyle geri döner diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    “PİRHA’YA UYGULANAN SANSÜR KABUL EDİLEMEZ”

    Yazar Mesut Özcan da, “PİRHA’ya uygulanan sansür kabul edilemez. Çünkü PİRHA Türkiye’de hem ezilenlerin hem de özellikle Alevilerin sesidir. Aleviler PİRHA’ya uygulanan sansür yüzünden kolsuz kanatsız bırakılamaz. PİRHA ile birlikteyiz. PİRHA kapatılamaz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Yazar Mesut Özcan: Dersim Alevilerin yaşadığı coğrafya olduğu için hedefte!

    Yazar Mesut Özcan: Dersim Alevilerin yaşadığı coğrafya olduğu için hedefte!

    PİRHA-Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, Dersim’in öteden beri herhangi bir tarikatın yerleşim alanı olmadığını belirterek, “Dersim öteden beri Alevilerin yaşadığı bir coğrafya. Zaten bu yüzden öteden beri seferler düzenlenen, katliamlar yapılan bir coğrafya olmuştur” dedi. Alevi örgütlüğünü de eleştiren Özcan, “Alevilik diye bir dertleri yoktur” dedi. 

    Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM) tarikat örgütlenmesine dair saha çalışmasının ardından tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, Dersim’deki tarikat yapılanmasına, ocakzadelerin bu sürece dahil edilmek istenmesine, Alevi kurumlarının bu yapılanmaya karşı nasıl bir refleks içinde olmasına dair PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    “DERSİM, ALEVİLERİN YAŞADIĞI BİR COĞRAFYA OLDUĞU İÇİN KATLİAMLAR YAPILMIŞTIR”

    PİRHA: Tarikat yapılanmasının Dersim’deki yeri nedir? Tarihsel olarak karşılığı hangi politikaya dayanıyor?

    MESUT ÖZCAN: Dersim öteden beri herhangi bir tarikatın yerleşim alanı değil. Öteden beri Alevilerin yaşadığı bir coğrafya. Zaten bu yüzden öteden beri seferler düzenlenen, katliamlar yapılan bir coğrafya olmuştur. Fakat Dersim’de özellikle 1980’den bu yana sürdürülen politika esasında büyük bir oranda II. Abdülhamid’in 1800’lü yılların sonlarında uyguladığı Kızılbaş politikasına benzemektedir. Alevi köylerine yapılan camiler o zamanlar da vardı. Aleviler o zamanlarda da “inançsız”, “inancı düzeltilecek olanlar”, yani “tashih-i itikat” politikası uygulanacaklar olarak görülmekteydi. Daha sonra Cumhuriyet ile birlikte devam etti bu politika. 1937-1938 Kırımı, bu politikanın bir devamıydı. Tek parti döneminde Dersim’deki Alevilerin arasına karışmak, onları dönüştürmek için yazılan raporların olduğunu biliyoruz. Hasan Reşit Tankut’un, CHP’ye, İsmet İnönü’ye yazdığı raporlar bunlardan bazılarıdır. 1960’larda, 1970’lerde ve hatta 1980’lerde özellikle sol örgütlerin Aleviliğe yaklaşımları, işte bu çok önceden sistem tarafından oluşturulan Alevilik algısından dolayıdır. Çünkü bütün dönemlerde Alevilik çağ dışı, ne olduğu belli olmayan bir inanç, gerici bir anlayış olarak gösterilmiştir. Solcularımız da, Türkiye’de devrim yapacakları için, önündeki bu gericilikten, bu anlayıştan kurtulmak için, yine Muşirleri (Mürşidleri), Pirleri, Rayverleri hedef almış, bu yol önderlerini çok ağır bir biçimde itham etmiş, tehdit etmişlerdir. Cemler yasaklanmış, Pir ya da rayver taliplerine gidememiştir ya da gizli olarak, kaçak olarak gidebilmiştir. 1970’lerde Aydınlar Ocağı ile birlikte Türk-İslam Sentezi ideolojisi ortaya çıkmış, 1980 Darbesi ile birlikte de bu ideolojiye göre özellikle Alevilerin yaşam alanları hedef alınmıştır. Dersim’de köylere cami yapılması bu dönemdedir, köylerden toplanıp Türkiye’nin çeşitli illerindeki Kuran kurslarına gönderilen yaklaşık 5.000 çocuk, bu dönemde toplanıp gönderilmiştir. Ardından, ara verilmeksizin bu politika bugüne değin, farklı biçimlerde sürdürüldü. Bugün baktığımızda, işin içine bir de tarikatlar ve cemaatler girmiştir. O zamanlar devletin resmi politikası olan uygulamalar, bugün bu uygulamalarla birlikte bir de tarikatlara ve cemaatlere bırakılmıştır.

    “OCAKLAR ALEVİLİĞİN TEMEL TAŞLARIDIR”

    Neden ocakzadeler bu sürece dahil edilmek isteniyor?

    Ocaklar, Aleviliğin temel taşlarıdır. Ocaklar bütün Alevi felsefesini, inancını yaşatan kurumlardır. Elbette bu ocak mensuplarıyla mümkündür. Sadece bugün ocakzadeler hedef alınmıyor, ne zaman Aleviler hedef alındıysa o hedefin merkezinde özellikle ocaklar ve kutsal mekanlar, ziyaretler vardı. Kutsal mekanlar da zaten genellikle bir ocakla anılıyor, bir ocağın merkezi sayılıyor. Hani deniyor ya, “Tunceli’de Aleviler boşlukta”, “Tunceli’de Aleviler dinsizliği din edinmiş” diye. İşte merkez; yani Ocaklar, kutsal mekanlar dağıtıldığında, işte asıl o zaman Aleviler boşlukta olacaklardır. Bu durum sadece Dersim’deki Aleviler için geçerli değil, Dersim dışında yaşayan Aleviler için de geçerlidir. Dersim katliamları sırasında da hedef alınanlar öncelikle ve özellikle ocaklardı, pirlerdi, mürşitlerdi. Kutsal mekânlardı. Yakılan bir Dersim 1937/1938 ağıdında, Dersimli Aleviler için kutsal olan Jele dağının üzerinde askerlerce nasıl at oynatıldığı, bu kutsal mekânın atların ayakları altında nasıl çiğnendiği anlatılıyor ve yaşanılan çaresizlikten söz ediliyor. Ağıtta “Pilê Dersim” olarak anılanlar, Muşirler, Pirler, Rayverlerdir. Dikkat edin, son yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle yurt dışına götürülen ve “gri dede” olarak anılanlar, çoğunlukla ocak mensubu. Özellikle hangi ocaktan oldukları belirtiliyor. Böylelikle ocaklar da kendilerinin kurdukları yapının içlerine çekilmeye çalışılıyor.

    “ALEVİ ÖRGÜTLÜLÜĞÜNÜN ALEVİLİK DİYE BİR DERDİ YOKTUR”

    Alevi kurumlarının bu yapılanmaya karşı ciddi bir refleks içinde olduğunu düşünüyor musunuz? Eğer değilse bunu neye bağlıyorsunuz?

    Alevilerin bu yapılanmaya karşı ciddi bir refleks içinde olduğunu düşünmüyorum. Hatta bir ikisi hariç, Alevi kurumlarının çoğunun hiç oralı bile olmadığını görüyoruz. Bunun iki nedeni var. Birinci olarak, Alevi örgütleri Alevilerden kopukturlar. Alevi örgütleri, Alevileri örgütleyemiyorlar. Alevi örgütleri, Alevi inancını sürdürmek, Alevi inancını yaşatmak, Alevilik için değerli olan her şeyi korumak ve gelecek kuşaklara aktarmakla sorumludurlar. Fakat örgütlerimizin birçoğunun böyle bir derdi bile yoktur, Alevilik diye bir derdi bile yoktur. Böyle olunca Aleviler, Alevi örgütlerine inanmıyor, desteklemiyorlar çoğunlukla. İkinci olarak, Alevi örgütlerinde yer alan birçok arkadaşımız yetersizdirler, donanımsızdırlar. Sadece mağduriyet edebiyatı yaparak Aleviler örgütlenmez, örgütlenemez. Çoğu, bunu bile beceremiyor. Yani bu haldeyiz. Alevilik siyaset yapmak değildir. Her siyasetten Alevi olabilir, bu çok doğal. Olmazsa zaten bir sorun var demektir.

    “EN BÜYÜK TEHLİKE ALEVİLERİ SİYASALLAŞTIRMAKTIR”

    En büyük tehlike, Alevileri siyasallaştırmaktır. Alevileri ve Aleviliği bir siyasi oluşum, bir siyasi parti, bir siyasi örgüt gibi görmek, göstermektir. Bu, Aleviliğin altına dinamit koymaktır. Bugün neredeyse her partinin, her örgütün, her oluşumun Alevisi, Alevileri vardır. Yani Alevilik bu haldedir. Oysa biz Aleviler, bir siyasi oluşum, parti vs. değiliz. Düşünebiliyor musunuz, milyonlarca nüfusu olan Alevilerden söz ediyoruz ama Alevilerin kendi felsefelerini, kendi inançlarını anlatabildikleri doğru dürüst bir televizyon kanalı yok Türkiye’de. Bir gazetesi yok. Hepsini bırakın, cemevleri Alevilerin ibadet yeri olarak adlandırıldı ve kuruldu, bugün Alevilerin elinde olan doğru dürüst bir cemevi bile yok. Yani demem o ki, bugün esasında bir Alevi örgütlülüğü yoktur. Var olan ve kimilerinin Alevi örgütlülüğü dediği örgütlülük, esas olarak bir örgütlülük falan değil bana göre.

    Alevilerin istediği şudur: Biz Aleviyiz, biz inancımızı yaşamak istiyoruz. İnancımıza saygı gösterilmesini istiyoruz, katledilmek istemiyoruz. Bizim için kutsal olan hiçbir şeye, suyumuza, dağımıza, doğamıza; hiçbir şeye dokunulmasın istiyoruz. İbadetimizi yapmak istiyoruz dilediğimiz gibi. Biz, nasıl başkasının inancına saygı gösteriyor isek, bizim de inancımıza saygı gösterilsin istiyoruz. Bugün Dersim’de olan bitenler yeni değil. Yıllardır var. Her hangi bir Alevi örgütünden ses çıkmadı doğru dürüst. Alevi aydınlardan bile doğru dürüst ses çıkmadı. Dersim’de olan bitenler sadece Dersim’deki Aleviler’in sorunu değil, bütün Alevilerin sorunudur. Bu misyonerlik faaliyetleri, bugün Dersim’de yaşanıyor, yarın herhangi bir Alevi şehrinde de yaşanacaktır. Belki de yaşanıyordur. Aleviler, birbirinden habersiz oldukları için bilemiyorlardır.

    Cihan BERK/PİRHA

     

  • Kalan Yayınlarından 4 yeni eser

    Kalan Yayınlarından 4 yeni eser

    PİRHA- Kalan Yayınları, dört önemli kitabı aynı anda yayımladı. Kalan Yayınları, ikisi İngilizce’den Türkçe’ye çevrilen kitap olmak üzere dört kitabı Temmuz ayında yayımladı.

    Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan’ın sahibi olduğu Kalan Yayınları, ses getirecek 4 yeni kitapla okuyucularının karşısına çıktı. Uzun yıllardır yayın hayatına devam eden yayınevi, özellikle tarih ve dil alanlarında önemli eserler yayınlamaya devam ediyor.

    Temmuz ayında da okuyucuların karşısına çıkan yayınevi, 4 yeni kitap yayınladı:

    Kitabın Yazarı: J. G. Taylor

    Kitabın Adı: Dersim Dağı’ndaki Araştırma Notlarıyla

    Ermenistan, Kürdistan ve Yukarı Mezopotamya Gezi Günlüğü (1866)

    Fatma Büşra Helvacıoğlu tarafından İngilizce’den ilk kez Türkçe’ye çevrilerek yayımlanan kitap, 1860’larda İngiltere’nin Kürdistan Konsolosluğu görevini yürüten J. G. Taylor’un Dersim, Ermenistan, Kürdistan ve Yukarı Mezopotamya’yı gezileri sonuca kaleme aldığı gözlemlerini kapsayan günlük-raporlarından oluşmaktadır. Taylor, yaptığı gezilerdeki bölgelerde arkeoloji, antropoloji, coğrafya ve botanik de dahil olmak üzere birçok konu hakkında genişçe bilgiler vermektedir.

    Taylor’un bu günlüğünde, gezdiği yerlerde bulunan halkın nüfus, etnik yapı, gelenek, inanç, tarih ve folklor üzerinde yaptığı gözlemler ve tuttuğu günlük/raporlar da mevcuttur. Kitap, 128 sayfadır.

    Kitabın Yazarları: Hüseyin Çakmak – Seyfettin Elaldı

    Kitabın Adı: Dersim Aleviliği Raa Haqi-Riye Heqi’de CENAZE KALDIRMA GELENEĞİ

    Yaşadığımız bu dönemde genel olarak “Alevilik”in, özeldeyse “Raa Haqi-Riya Haqi” inancının çeşitli ideoloıjik tartışmalarda fon olarak kullanıldığına, kişisel yorumların ve görüşlerin inancın yerine ikame edildiğine tanıklık ediyor; inancın kendisine odaklanan, kişisel ve ideolojik yorumlardan uzak çalışmaların eksikliğini fazlasıyla hissediyoruz. Munzur dergisinde yayınlanan yazıları ve Dersim çevresinden yaptıkları kültürel derlemeleriyle tanıdığımız Seyfettin Elaldı ve Hüseyin Çakmak bu kez Raa Haqi/Riye Haqi inancının unutulmaya yüz tutmuş, cenaze ritüellerini bize hatırlatıyor, kadim ve zengin bir inançtan geriye kalan az sayıdaki fakat bir o kadar da kıymetli bilgileri bu kitapta bize sunuyorlar. Kitap, Kırmanca, Kurmanca dua ve gulbanklar, yapılan ritüeller ile bu gulbankların Türkçeye çevrilmesinden oluşmakta ve 120 sayfadır.

    Kitabın Yazarı: Abdulmamad Iloliev

    Kitabın Adı: Pamir İsmailileri –Efsaneler, İnanç ve Tarih –

    Kibar Taş tarafından İngilizce’den ilk kez Türkçe’ye çevrilen kitap, İsmaililer konusunda uzman bir tarihçi olan Abdulmamad Iloliev’in konuyla ilgili kimi makalelerinden oluşmaktadır. İsmlaililer olarak bilinen topluluk, ilk ortaya çıktıklarında kendi inançlarına Hakikat İnancı (Din el-Haq) veya Hakikate Çağrı (Da’vet –el Haq) diyorlardı. Güney Irak’ta ortaya çıkan bu topluluk, tarih boyunca Sünni İslam’ın takibine uğramış, birçok zorluk yaşamış, buna rağmen İmam, hüccet, dâ’i ve talip örgütlenmesi ile Fatımi, Alamut, Nizari, Yemen Süleyhi/Sulayhid Hanedanlığı ve Sind (bugünkü Pakistan’da) Multan devletlerini kurmayı başarmış, entelektüel açıdan da birçok düşünür ortaya çıkarmıştır. Aleviliği anlamak için genelde İsmaililik, özelde ise İsmaililik’in Pamir kolu çok önemlidir. Türkiye Aleviliği ile Pamir İsmaililiği birçok ortak özellik paylaşmaktadırlar. Pamir İsmaililiği –Efsaneler, İnanç ve Tarih- isimli kitap, bu bakımdan değerlidir. Kitap, 144 sayfadır.

    Kitabın Yazarı: Ahmet Demirdöğen

    Kitabın Adı: Dersim’de Bir Köy: KOZLUCA (Bir Köy Monografisi)

    Bu kitap, bir zamanlar yüksek nüfusuyla bölgedeki en canlı köylerden biri olan Dersim’in Ovacık ilçesindeki Kozluca köyünün monografisine dayanıyor. Köyün çoğunluğunu oluşturan Aslanuşağı aşiretinin genel yapısından bahseden ve onun tarihteki izini süren Ahmet Demirdöğen, daha geniş ölçekteki Şeyh Hasan aşiretine kadar uzanan bir toplumsal tarih yazımı gerçekleştiriyor. Kozluca köyünün toplumsal tarihini hem yazılı hem de sözlü tarih çalışmalarına dayalı şekilde kaleme alan Demirdöğen, Kozluca’nın canlı dönemindeki toplumsal yapısını, ekonomik ilişkilerini, gelenek ve göreneklerini, kültürel örüntülerini, dilini, inanç ve toplumsal örgütlenme biçimlerini genel hatlarıyla bu kitapla birlikte okuyucuya sunuyor. Kitap, büyük boy ebatta basılmış ve 780 sayfadır.

    Kitaplarla ilgili olarak Kalan Yayınları’nın kalanyayinlari1999@gmail.com iletişime geçilebilir, yayınevinden temin edilebilir.

    PİRHA/DERSİM

  • Munzur Dergisi’nin 53. sayısı çıktı

    Munzur Dergisi’nin 53. sayısı çıktı

    PİRHA – 2000 yılının Ocak ayında ilk sayısını çıkaran Munzur Dersim Etnografya Dergisi’nin 53. sayısı çıktı. 

    Dersim tarihine, diline, inancına dair yapılan alan çalışmalarını, derlemelerini ve makalelerini Kurmancki, Kırmancki/Zazaki ve Türkçe olarak yayınlayan Munzur dergisi, kimi sayılarında alanlarında önemli araştırmacıların Osmanlıca, Fransızca, İngilizce ve Rusça çeviri makaleler de yaptırarak bazı sayılarında yayınlamıştı.

    Dergi, Ankara’da çıkardığı ilk sayının ardından, yine Ankara’da uzun yıllar yayın hayatını sürdürdükten sonra, merkezini Dersim’e taşımış ve son 5 yıldır Dersim’de çıkmaya başladı. Munzur dergisi, Dersim’de bir kütüphane ve müze kurma girişimlerine başlamıştı. Derginin, Dersim merkezde bulunan kütüphanesinde birçoğu imzalı 15 bine yakın kitap, yüzlerce fotoğraf ve yine aralarında Cemal Süreya’nın, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in, Adnan Yücel’in, Edip Cansever’in, Vecihi Timuroğlu’nun, Ergin Günçe’nin, Dr. Şivan’ın başta olmak üzere bine yakın orijinal mektup bulunuyor.

    Munzur Dergisi’nin sahibi Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, son olarak Dr. Şivan’ın (Dr. Sait Kırmızıtoprak’ın) bazı orijinal mektup ve fotoğraflarını derginin kütüphanesine getirmişti.

    Bugüne kadar 52 sayı çıkan Munzur Dergisi’nin son sayısında, dergide bugüne kadar yazıları bulunan ve yayımlanan makalelerin, derlemelerin, çevirilerin yer aldığı bir indeks bulunuyor.

    Araştırmacı Yazar Özcan, “2000 yılının Ocak ayından beri çıkan ve yayın hayatında 20. yılını geride bırakan Munzur Dergisi, büyük zorluklarla, büyük fedakarlıklarla yayın hayatını sürdürüyor. Bu güne değin 53 sayı çıktı. Bu, çok çok büyük bir başarıdır. Dergiye abone olarak, dergiyi nice yıllar çıkmasına, yayın hayatına devam etmesine destek olabilirsiniz, katkıda bulunabilirsiniz. Dergi, abonelerle yaşar, yayın hayatını sürdürür” çağrısında bulundu.

    PİRHA/DERSİM

  • Yola Düşen Karanlık Belgeseli: 1980 sonrası Dersim-VİDEO

    Yola Düşen Karanlık Belgeseli: 1980 sonrası Dersim-VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı Yazar Mesut Özcan, hazırladığı ‘Yola Düşen Karanlık Belgeseli’ne dair PİRHA’ya konuştu. Özcan, 1980’den sonra Dersim’de Aleviler üzerinde asimilasyon politikalarını anlatan belgeselin, Aleviler için çok önemli bir kaynak olduğunu belirtti. 

    Haberin videosu;

    Yol’a Düşen Karanlık‘ belgeseli 4 Mayıs günü CAN TV’de başladı. 6 bölümden oluşacak olan belgesel, 12 Eylül Darbesi’nden sonra Dersim’de Aleviliğe yönelik asimilasyon politikalarını anlatıyor.

    Belgeselin hazırlayanı olan araştırmacı-yazar Mesut Özcan, konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Özcan, “Belgeselin adını özellikle ‘Yola Düşen Karanlık’ koyduk. Çünkü yol Aleviler için kutsaldır. Yol onların Hakk’a, hakikate ulaşmasının aracıdır ve her Alevi bu yola bağlıdır ve bu yola bağlı olarak doğar. Bu yolun kurallarına uymak zorundadır. Bu yolun kuralına uymayan Aleviler, zaten Alevi toplumu tarafından dışlanır ve düşkün ilan edilir. Bunun böyle de bir yaptırımı vardır. Bu çok ağır bir yaptırımdır. Toplumdan dışlanma aileden dışlanma… Dolayısıyla Yola Düşen Karanlık dedik belgeselin adına. Zaten Dersimliler de kendi inançlarına Kırmançca Reya Hak derler. Bu şu demektir Hakkın yolu, hakikatin yolu demektir. Bütün Dersimlilerde bunu duyarsınız, Reya Hak. İnancını böyle tarif ederler ve bazen de şöyle derler Reya ma derler, bizim yolumuz. Bu çok önemlidir, bu çok değerli bir isimlendirmedir. Dolayısıyla onların yol derken aslında bütün inancını itikadını hayatı algılama biçimini yaşama biçimini belirleyendir” ifadeleriyle belgeselin isminin anlam kazandığını anlatıyor.

    1980’den sonra özellikle Dersim Alevilerini bu yoldan koparma, bu yoldan çıkarma çabaları olduğunu belirten Özcan, belgeselde buna dair birçok verinin ortaya çıkacağını da belirtiyor.

    VALİ KENAN GÜVEN: CAMİ YOK KİMSE SİZİN NE OLDUĞUNUZ BİLMEYECEK

    Özcan, belgesele dair şunları aktardı:

    “Dönemin Valisi Kenan Güven, Dersime ilk geldiğinde burada bir boşluk var diyor bunların kim olduğu belli değil burada cami yok mescit yok biri şuradan geçse sizin ne olduğunuzu bilmeyecek diyor. Fakat ondan çok daha sonra bir üniversite kuruluyor buraya ve bir üniversitenin rektörün neredeyse aynı şeyi söylüyor. Buradaki Aleviler boşluktadır diyor. Düşünebiliyor musunuz?

    TURGUT ÖZAL: ALLAH’IN İPİNE SARILMAZSANIZ SONUNUZ ÇOK KÖTÜ OLUR

    Turgut Özal 1983 ve 84’de Dersim’e geliyor. Dersim’de Palavra Meydanı’na topladığı insanlara şunu söylüyor; Allah’ın ipine sarılın; sarılmazsanız sonunuz çok kötü olur. Ondan bir süre sonra Diyanet İşleri başkanı yıllar sonra Dersim’e geliyor, Dersim cemevini ziyaret ediyor ve Allah’ın ipine sarılın diyor. Allah’ın ipine sarılmaktan söz ediyor. Bu şudur, sanki burada yaşayan insanlar Allahsız bunların bir inancı yok bunları belirsiz.

    “BELGESEL, ALEVİLER İÇİN KAYNAKTIR”

    İzleyiciler aslında 1980’den günümüze değin bu genel olarak bütün Aleviler için de geçerli da özellikle Dersim ve Dersimde Alevilere karşı izlenen politikaları görecekler. Bu dönemin tanıklarına, bu dönemin belgelerine belgeselde yer verdik. Şöyle de bakmak lazım ;4 Mayıs’ta kaybettiklerimizi yitirdiklerimizi, katledilenleri anıyoruz. 1930’lu yıllardaki raporlarda da Dersim’in bu Alevi Kızılbaş kimliğine vurgu yapılıyor. Ne diyor mesela bir raporla diyor ki; Yavuz’un gazabı olmasaydı bugün Türkiye’mizde bir Sünni’ye tesadüf edilemezdi. Yavuz’un garezi kime karşıydı. Sünniler dışındakilere karşıydı. Kim vardı Sünniler dışında, Aleviler vardı. Alevilere karşıydı bu garezi. Demek ki o dönemden gelen hatta daha öncesinden işte Abdülhamit döneminden gelen bir politika bu ve bunu biz son dönemini belgesele taşıdık. Umarım Aleviler bu konuda ilgi gösterirler. Aleviler için bir kaynak bir belge olur bu belgesel.”

    “DİYANET EŞİTLİĞİ SAĞLAMIYOR AMA BURADA CEMEVİNE GELİYOR”

    Günümüzdeki asimilasyon politikalarına dikkat çeken Özcan, “Örneğin Diyanet İşleri başkanı her fırsatta özellikle Tunceli Cemevine gelir, cemevinde ağırlanır. Fakat Aleviler yıllar önce cemevlerinin kendi ibadet merkezi kendi ibadethaneleri olduğunu söylemesine karşın bu tanınmadı. Alevilerin ibadet merkezi olarak kabul edilmesini istediklerini cemevi cümbüş hane olarak adlandırıldı. Aleviler buna karşın Diyanet’in eşit davranmadığını, Diyanet’in aslında Alevi yurttaşlardan vergi aldığını fakat Alevilerin ibadet yerlerini tanımadığından dolayı Diyanet’in kapatılmasını istediler ama Diyanet kapatılmadı. Diyanet inançlar arasında eşitliği de sağlayamadı ama gelin görün ki Diyanet İşleri Başkanı çıkıyor Dersim’deki cemevine geliyor ve burada Allah’ın ipine sarılmasını öneriyor Alevilere. Dolayısıyla bunların hepsi aslında izlenen Alevi politikalarının sonucu” dedi.

    “TORUNLARIMIZ BİZDEN NE DEVRALACAK?”

    Özcan, sözlerine şöyle devam etti:

    ” Yola Düşen Karanlık belgeseli ile biz Dersimde 37-38 Tertelesi kadar önemli bir konuyu gündeme getiriyoruz. Bir insanı, bir toplumu inancından koparırsanız o toplumun hayat bağını kesersiniz. Çünkü toplumun inancı o toplumun her şeyi demek. 37 de 38 de insanlarımız katledildi, yakıldı, dipçiklendi, uçurumlardan atıldı ama onların torunları bugün o inanca bağlı kalarak, onlardan kalan inancı devralarak bugüne kadar getirdi. Ama bizim torunlarımız gelecekte bizden ne devralacak.

    “TANIKLAR, GÖTÜRÜLEN ÇOCUKLAR KONUŞMAK İSTEMİYOR”

    İnancımızı kaybettiğimiz zaman neyimiz kalacak ve biz geleceğe ne bırakacağız? Yola Düşen Karanlık belgeseli o bakımdan bence Dersim için 37-38 kadar üzerinde durulması gereken bir konu. Ne yazık ki bugüne kadar bu konu üzerinde kimse durmadı. Aslında birçok insan bu konuyu biliyordu fakat anlatmadılar, dillendirmedi. İlginçtir 37-38 olaylarını yaşlılara sorduğunuz zaman anlatmazlar, korkarlar. O dönemi de yani Yola Düşen Karanlık belgeselinin o konuyu anlatan belgesele dair bizim o dönemi anlatan insanlara ulaştığımızda diyelim ki ‘işte Kur’an kurslarına gittiniz ne yaptınız ya da kimler gönderildi orada nelerle karşılaştınız?’ diye sorduğumuzda kimse konuşmuyor, konuşmak istemiyor. O dönemin tanıkları çoğunlukla konuşmak istemiyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Her acının üzerine bir politika inşa edilirse nasıl ortaklaşacağız’-VİDEO

    ‘Her acının üzerine bir politika inşa edilirse nasıl ortaklaşacağız’-VİDEO

    PİRHA – Elazığ’da yaşanan deprem sonrası devlet yetkililerinin yaklaşımlarına ilişkin açıklamalarda bulunan Yazar Mesut Özcan ve İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, “Her acının üzerine bir politika inşa edilirse biz kardeşliği nasıl sağlayacağız, nasıl ortaklaşacacağız” ifadelerini kullandılar.

    Haberin videosu

    CAN TV’de yayınlanan Can’da Gündem programında deprem ve sonrasında yaşananlar ele alındı.

    Veli Haydar Güleç’in sunumuyla yapılan programda konuklar Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan ve İnsan Hakları Derneği Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, Elazığ’da yaşanan deprem sonrası yetkili kurumların yaklaşımlarına ilişkin, “Her acının üzerine bir politika inşa edilirse biz kardeşliği nasıl sağlayacağız, nasıl ortaklaşacacağız” ifadelerini kullandılar.

    Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, “Yönetimsel olarak bir şeylerin değişeceğini sanmıyorum. Ülkemiz deprem ülkesi, deprem öldürmüyor tedbirsizlik öldürüyor. Ama ülkemizde tedbir yok” dedi.

    “ACILARIN ÜZERİNE POLİTİKA İNŞA EDİLİYOR”

    Özcan, Kızılay tarafından gönderilen mesaj ve gelişmelere ilişkin şunları aktardı:

    “99 depreminden sonra deprem vergisi alınmaya başlandı. Bu paranın nereye harcandığı belli değil. Bakanlara soruluyor, bilmiyorum İçişleri’ne sorun diyor. İlginç bir durumdur bu. Yaşamak mucize bizim ülkemizde. Depremden bir süre sonra Kızılay tarafından mesaj geliyor. Birlik beraberlik zamanı diye bir mesaj. Kızılay’dan İdlib için de mesaj gelmiş. 10 lira bağışta bulunun mesajı.

    Diğer taraftan yasal olarak kurulan bir siyasi partinin gönderdiği yardımları kabul etmiyorsunuz. HDP’nin gönderdiği yardımları kabul etmiyorsunuz, geri çeviriyorsunuz. Her acının üzerine bir politika inşa ederseniz kardeşliği nasıl sağlayacağız, birlikteliği nasıl sağlayacağız. Acılarımızla, duygularımızla nasıl ortaklaşacağız.”

    “KADERCİ TOPLUM YARATILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    İnsan Hakları Derneği Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz ise, “Bir baskılama var. Yanlış gidişatı eleştirmek isteyenlere bir baskı söz konusu” diyerek şunları kaydetti:

    “Bir kereye mahsus olmak üzere çıkarılan vergiler, hiç bitmedi. Bu vergiler hayatımızda süreklilik halini aldı. Bugüne kadar toplanan paraların nereye gittiğini insanların sorması kadar doğal bir şey yoktur. Bu paralar daha önceki depremlerde hasar olan yerlere harcanmış olsaydı şimdi bu kadar bina yıkımı ve can kaybı olmayacaktı.

    AKP’nin 20 yıllık iktidarı döneminde hep kaderci bir toplum yaratılmaya çalışılıyor. Biz bunları her yerde görüyoruz, biliyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Dersimli sanatçı ve siyasetçilerin mektupları, fotoğrafları sergilenecek

    Dersimli sanatçı ve siyasetçilerin mektupları, fotoğrafları sergilenecek

    PİRHA – Mesut Özcan tarafından Dersim’de kurulan Munzur Dergisi Vecihi Timuroğlu Kütüphanesi, kayıtlı bulunan bazı mektupların, notların ve fotoğrafların orjinalleri Ankara’da sergilenecek.

    Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan tarafından Dersim’de kurulan Munzur Dergisi Vecihi Timuroğlu Kütüphanesi Dinçer Günday Arşivi, Prof. Dr. Cevat Geray Arşivi, Hasibe Ayten Arşivi ve Mehmet Yaşar Bilen Arşivi’nde kayıtlı bulunan bazı mektupların, notların ve fotoğrafların orjinalleri Ankara’da sergilenecek. Mektupları sergilenenler arasında Cemal Süreya, Vecihi Timuroğlu ve İsmet Kemal Karadayı gibi Dersimli önemli şair ve edebiyatçılar da var.

    EL YAZISI MEKTUPLAR VE FOTOĞRAFLAR

    Kütüphanede, içlerinde birçok imzalı kitap da olan binlerce kitap, 1000’e yakın mektup, binlerce fotoğraf ve belge yer almakta. Bu haliyle sadece bir kütüphane değil, aynı zamanda bir müze de olan kütüphanedeki bazı belgeler, mektuplar ve fotoğraflar Ankara’da 13-22 Aralık 2019 tarihleri arasında sergilenecek. Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, yakın bir zamanda da eski milletvekillerimizden Kamer Genç’in kütüphanesini ve bazı özel eşyaları ile Dr. Sait Kırmızıtoprak’ın (Dr. Şivan) el yazısı mektuplarını ve bazı fotoğraflarının orjinallerini Dersim’deki kütüphanesine getirmişti.

    DERSİMLİ SANATÇI VE SİYASETÇİLER

    Yılmaz Güney’in imzalı fotoğrafları ile filmlerinde yer almayan bazı negatifleri de yakında kütüphanesine getireceğini aktaran Mesut Özcan, “Kütüphanemiz büyüyor, gelişiyor. Kendi ilimizdeki bu kütüphane, ülkemizin en önemli sanat ve edebiyat kütüphanelerinden ve  müzelerinden biri olacak.” dedi. Yakın bir zamanda sadece Dersimli bazı şair ve yazarlar ile siyasetçilerin imzalı kitaplarını, fotoğraflarını, mektuplarını kapsayan bir sergi açacaklarını ifade eden Özcan, “2020’nin ilkbaharında Cemal Süreya, Vecihi Timuroğlu, İsmet Kemal Karadayı, Ahmet Nüzhet Saraçoğlu (Nüzhet Dede), Dr. Sait Kırmızıtoprak, Fethi Ülkü, Kemal Burkay, Yusuf Köksal gibi hem ilimizin hem de ülkemizin bir dönemine adını yazdırmış kişilerin imzalı kitap, fotoğraf, mektupları ile birlikte ilimize ait bazı eski fotoğrafları da sergileyeceğiz. Burada, siyasi bir yaklaşım içinde olmayacağız, siyaseten birbirine çok uzak da olsalar, görüşlerine katılsak da, katılmasak da biz onların bize bıraktıklarını bir araya getireceğiz. Önemli olan onların Dersimli olmasıdır. Sadece buna bakacağız. Benim için önemli olan budur” dedi.

    SERGİ DÜZENLENECEK

    Yapılacak sergilerin ilki Ankara’da, Mülkiyeliler Birliği’nin 13 Aralık 2019 günü Mülkiye’nin 160. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla düzenleyeceği etkinlikte olacak. Burada, orijinalleri kütüphanemizde olan üç Mülkiyeli’ye ait (Prof. Dr. Cevat Geray, Cemal Süreya ve Ergin Günçe) mektuplar, notlar, fotoğraflar, şiirler, belgeler sergilenecek ve bu sergi üç gün sürecek. Yapılacak panelde Prof. Dr. Meral Uysal, “Efsane Dekan” Cevat Geray’ı; Sema Güler, Cemal Süreya’yı; Adnan Gerger ise Ergin Günçe’yi anlatacak. Her üç isme ait mektuplardan birer mektubu ise Mediha Ünver seslendirecek.

    ÇANKAYA KİTAP GÜNLERİ

    İkinci etkinlik ise Çankaya Belediyesi ile TAKSAV’ın birlikte düzenledikleri “Çankaya Kitap Günleri”nde olacak. Ankara’da Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapılacak olan bu fuarda yine orijinalleri kütüphanemizde olan bazı şair ve yazarların notları, mektupları sergilenecek. Munzur dergisi Vecihi Timuroğlu Kütüphanesi’nde, Mehmet Yaşar Bilen Arşivi, Dinçer Günday Arşivi ile Hasibe Ayten Arşivi’nde kayıtlı bulunan Cemal Süreya, İsmet Kemal Karadayı, Ergin Günçe, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Vecihi Timuroğlu, Adnan Yücel, Edip Cansever, Behzat Ay, Ümit Yaşar Oğuzcan, Metin Demirtaş, Ahmet Özer, Mehmet Yaşar Bilen, Abdullah Rıza Ergüven, Asım Bezirci, Server Tanilli, Nedret Gürcan, Behçet Necatigil’in notları, mektuplarının orijinalleri kitap fuarı boyunca sergilenecek.
    Fuarda, Kalan Yayınları ile Payda Yayınları “Edebiyatçı Mektupları”, “Efsane Dekan: Cevat Geray” konulu iki paneli ortaklaşa düzenleyecekler.

    EDEBİYATÇI MEKTUPLARI

    20 Aralık günü saat 18.00’de başlayacak “Edebiyatçı Mektupları” panelini Nilgün Çelik yönetecek. Bu panelde Ahmet Özer, Hasibe Ayten, Adnan Gerger, Mesut Özcan ve Nihat Taydaş yer alacak.
    21 Aralık Cumartesi günü saat 14.00’de başlayacak olan “Efsane Dekan: Cevat Geray” panelinde ise Prof. Dr. Ruşen Keleş, Prof. Dr. Meral Uysal, Prof. Dr. Cemal Talu ile Dr. Hasan Hüseyin Doğan yer alacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dersim’de de Vali camiler yaptırdı; üniversite ve cemevi bu işin içinde’

    ‘Dersim’de de Vali camiler yaptırdı; üniversite ve cemevi bu işin içinde’

    PİRHA – Kars Sarıkamış’ta Alevi köyüne kaymakamın hizmet getirme sözü karşılığında cami yaptırılmasına ilişkin PİRHA’ya konuşan Araştırmacı Yazar Mesut Özcan, Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının ürünü olan cami yaptırmaların darbeden sonraki yıllarda Vali eliyle Dersim’de de yapıldığını ifade ederek duruma tepki gösterdi.

    Kars Sarıkamış ilçesine bağlı Alevi köyü olan Aşağısallıpınar’da kaymakamın hizmet getirme sözü karşılığında cami dayatmasına ve yaptırmasına tepkiler sürüyor.

    PİRHA‘ya konuşan Araştırmacı Yazar Mesut Özcan, Alevileri asimile etmek adına yapılan bu projelerin 2. Abdülhamit döneminden bu yana sürdüğünü belirterek tepki gösterdi.

    “HAVADAN ‘SİZİ DİNE DAVET EDİYORUZ’ BİLDİRİLERİ ATTILAR”

    Özcan, şöyle konuştu:

    “Bu politikalar Dersim’de 1980 darbesinden sonra oldu. Türk-İslam sentezinin bir politikası bu. Türk-İslam sentezinin başvurduğu yöntemdir bu. 12 Eylül’den önce Dersim’de Alevi köylerine camiler yapılmadan önce havadan ‘Sizi Allah’ın yoluna davet ediyoruz, dine davet diyoruz, din kardeşlik demektir’ bildirileri atılıyordu. Bunu generaller eliyle yaptırdılar.

    Alevi köylerine cami yapılması, Alevilerin istediği bir şey değil. Kenan Güven, köylerine yol, su isteyen ya da herhangi bir ihtiyacını isteyenlere bu köyde cami niye istemiyorsunuz, diye sordu. Camiye gidecek kimse yok diye cevap alınca o zaman size hizmet de yok dedi. Mecburen insanlar yol, su ve diğer hizmetleri almak için dilekçe verdiler cami de istiyoruz dediler. Aslında Kenan Güven istedi camileri.

    Anlaşılan bu köyde de benzer bir yöntem var. Aslında aradan ne kadar zaman geçerse geçsin Alevilere yönelik uygulanan politikaların hiç değişmediğini görüyoruz.”

    “MESCİTLER BOŞ ANCAK YENİDEN CAMİ YAPTILAR”

    Alevilere yönelik asimilasyon politikaların bir ürünü olan cami yaptırma projelerinin hiçbir geçerliğinin olmayacağını söyleyen Özcan, Dersim’de yaşanan duruma ilişkin şunları aktardı:

    “Dersim’de Munzur Gözeleri’nin bulunduğu Ziyaret Köyü’nde mescit yapıldı. Oraya imam gönderildi. Oraya hiç kimse gitmedi. O yapı şimdi bomboş yine Dersim’in Mazgirt ilçesinde Lazvan Köyü’nde cami yapıp imam atadılar. İmam yalnız kalarak oradan ayrıldı. O camiye de kimse gitmedi.

    Aktuluk’a da mescit yapıldı. Açıldığından beri hiç kimse gitmedi şu an samanlık olarak kullanılıyor. Buna rağmen Munzur Üniversitesi’nin de içinde olduğu ekip tarafından Aktuluk’ta cami yapıldı. Aşağıda mescit var olup kullanılmamasına rağmen bu camiyi yaptılar. Oraya da kimse gitmeyecek.”

    ‘CAMİNİZ YOK, SİZ KİMSİNİZ?’

    Özcan, 80 darbesinden sonra Dersim’de Vali Kenan Güven’in halka karşı nasıl söylemlerde bulunduğuna şöyle değindi:

    “Kenan Güven, sizin hangi dinden olduğunuzu nasıl anlayacağız, caminiz yok, siz kimsiniz, cami yapalım yoldan geçenler sizin Müslüman olduğunuzu anlasın diyordu.”

    Sanki Dersimlilerin hangi inançtan hangi milletten geldiği belirsizmiş gibi söylemde bulunuyordu.”

    “DERSİM’DE ÜNİVERSİTE VE CEMEVİ DE BU İŞİN İÇİNDE” 

    Özcan, Dersim’de üniversite ve cemevinin de bu politikaların içinde olduğunu ifade ederek şunları kaydetti:

    “Alevi köyüne cami yapma, bir dayatmadır, Alevileri asimile etme politikasıdır. Bugün Sarıkamış’ta üniversite yok. Dersim’de şimdi üniversite de, cemevi de bu işin içinde. Kenan Güven politikasının sonucu olarak Kur’an kurslarına gönderilen çocuklar bu Türk-İslam sentezinin hayata geçirilmesi için çaba harcıyorlar. Üniversite rektörünün ‘Buradaki insanların inancında boşluk var’ demişti. Şimdi cami yapılan köylerde de aynı şekilde bir düşünce ortaya çıkmıştır.”

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • Binlerce kitap, fotoğraf ve belge Dersim’de kütüphanede buluşacak

    Binlerce kitap, fotoğraf ve belge Dersim’de kütüphanede buluşacak

    PİRHA – Dersim’in tarihine, kültürüne, inancına ilişkin yayın yapan Munzur Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Yazar Mesut Özcan, Dersim’de özel bir sanat, edebiyat ve tarih kütüphanesi ile müze kuruyor.

    Munzur Dergisi kurucusu, yayın yönetmeni araştırmacı yazar Mesut Özcan, Dersim’in tarihini yansıtacak belgeler, fotoğraflar ve kitaplarla kütüphane ile müze kuruyor.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Mesut Özcan, “Dersim tarihiyle, Dersim kültürüyle ve inancıyla ilgili birçok belge, kitap, fotoğraf ve ses kaydı yok oluyor bu yüzden bunları bir merkezde toplayalım istedik. Ve bundan 5 yıl önce Munzur Dergisi’nin yönetim yerini Dersim’e taşıyarak bu ailelere ulaştık ve ellerindekini bize bağışlamalarını, bağışladıkları her türlü belge resim, kitapların Dersim’de kurulacak müze ve kütüphanede yaşatılacağını, korunacağını ve kütüphaneye gelecek herkese ücretsiz sunacağımızı söyledik. Kütüphane ve müze kurma hikayesi de böyle başladı” ifadelerini kullandı.

    15 BİNDEN FAZLA KİTAP, BİNLERCE FOTOĞRAF

    Bugüne kadar 15 binden fazla kitap bağışlandığını söyleyen Özcan, şunları kaydetti:

    “Bağışlanan kitaplar, insanların evlerindeki özel kitaplar ve fotoğraflardır. Bizde bu kitapları insanlardan alarak kütüphanemize taşıdık. Binlerce orjinal fotoğramız var. Bunların içinde Dersim 1937-38 yıllarına ait resimlerde var. Daha önceki yıllarda Dersim’in sosyal hayatına dair fotoğraflarda bulunuyor. Sadece 1937-38 yılına ait resimler yok, 1960, 1980 ve 2000 yıllara ait resimler de bulunuyor. Kütüphanemizde bine yakın not ve mektuplarda mevcut. Yapmak istediğimiz şudur; Dersim’de kendi coğrafyamızda sanat, kültür, tarih kütüphanesi kurmak ve bir de müze oluşturmaktır. Bu topladığımız orijinal şeyleri bir müzede sergilemek istiyoruz.”

    Kurulması halinde Dersim’de bir ilk olma özelliği taşıyacak olan müze ve kütüphane fikri, Dersimli yurttaşlar ve yazarlar tarafından olumlu karşılandı.

    PİRHA/DERSİM

  • Şair Cemal Süreya, Dersim’de anıldı: Şiirleri okundu, mektupları paylaşıldı-VİDEO

    Şair Cemal Süreya, Dersim’de anıldı: Şiirleri okundu, mektupları paylaşıldı-VİDEO

    PİRHA – Şair Cemal Süreya, ölümünün 29. yılında memleketi Dersim’de anıldı. Munzur Akademi Kültür Sanat Derneği’nde yapılan anma gecesine Süreya’nın kendi el yazısı mektuplarıyla yazar Mesut Özcan, birçok şair ve yurttaş katıldı. 

    9 Ocak 1990’da hayata veda eden Şair Cemal Süreya, ölümünün 29. yılında memleketi Dersim’de anıldı. Munzur Akademi Kültür Sanat Derneği’nde şiir dinletisi ve anma düzenlendi.

    Dinletide araştırmacı yazar Mesut Özcan ‘Kendi El Yazısıyla Cemal Süreya Mektupları’ yazılarını paylaştı. Süreya’nın biyografisi ve anıları aktarıldı.

    Yurttaşlar, Cemal Süreya ile olan anılarını aktarırken müzik grupları da dinleti gerçekleştirdiler. Süreya için mumlar yakıldı, kendi şiirleri seslendirildi.

    CEMAL SÜREYA KİMDİR?

    Asıl adı Cemalettin Seber olan Cemal Süreya, 1931 yılında Pülümür’de doğdu. Babası Hüseyin Seber, annesi ise Gülbeyaz Seber’dir. 6 yaşında ailesiyle beraber Erzincan’dan ayrılarak Bilecik’e yerleşti. İlkokula, Bilecik’te başladı ve İstanbul’da devam etti. Lise öğrenimini Haydarpaşa Lisesi’nde tamamladı. Yüksek öğrenimini ise Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamladı.

    Üniversiteden mezun olduktan sonra Maliye Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Orta Doğu İktisat Bankası ve Türk Dil Kurumu’nda çalıştı.

    Annesini küçük yaşta kaybeden Cemal Süreya, edebiyata yönelişi ile ilgili şunları söyler: “Belki beni edebiyata götüren bir sürü neden vardır. Ama bir keskin neden ararsam bunu annemde bulduğumu söyleyebilirim.”

    Cemal Süreya’nın okuma tutkusu çocukluğunda başlamıştı. O günleri şöyle anlatıyor: “Bizim çocukluğumuzda her kitabı bulamazdık. Bunun için elime ne geldiyse okudum. Hatta sokakta kese kağıdı ve gazete bulurduk, içinde roman varsa okurduk.”

    Dostoyevski’nin yazarlık kariyerinde önemli bir etkisi olan Cemal Süreya bunu şöyle anlatır: “Benim edebiyatla ilgili olarak ikinci bir doğum tarihim var 1943. Dostoveyski’yi okudum ve ondan sonra hiç huzur kalmadı bende.”

    Cemal Süreya, şiir ve yazılarını çeşitli dergilerde ve gazetelerde yayınladı. 1990 yılında hayata veda etti.

    PİRHA/DERSİM

  • Yazar Özcan: Üniversite, cemevi ve kayyum Dersim’i talan ediyor- VİDEO

    Yazar Özcan: Üniversite, cemevi ve kayyum Dersim’i talan ediyor- VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı- Yazar Mesut Özcan, 1980 yılı itibariyle dönemin valisi olan Kenan Güven’in Dersim’e gelmesiyle inanç asimilasyonun başladığını, bu asimilasyonun kurumlaşarak sistematik olarak devam ettiğini söyledi. Özcan, “Bugün bir yağma ve talandan sözü ediyorsak bunun üç kurumu var. Biri Munzur Üniversitesi, biri Tunceli Cemevi, biriside kayyum olarak atanan belediyedir” dedi.

    Araştırmacı Yazar Mesut Özcan, Dersim’de yaşanan inanç asimilasyonuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Özcan, “Dersim’de bugün bir yağma ve talandan söz ediyorsak bunun üç kurumu var. Biri Munzur Üniversitesi, biri Tunceli Cemevi, biri de kayyum olarak atanan belediyedir” dedi.

    “Biliyorsunuz bir 12 Eylül darbesi yaşadı ülkemiz ve bu darbe Dersim’de kardeşliğin tesisi ve devamı için dinin gerekli olduğu söylemiyle yaygınlaştırıldı” diye konuşan Özcan, darbeden sonra dönemin Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Kemal Gürel’in MGK odasına götürdüğü rapora değindi.

    Raporda gençlerin dini boşlukta oldukları, sol kesimler tarafından kafalarına yanlış bilgiler doldurulduğu ve bir an önce doğu bölgesinde izlenecek bir kültür politikası ve propaganda faaliyetlerinin geliştirilmesi şeklindeki kararlara dikkat çeken Özcan, dönemin Tunceli Valisi Kenan Güven’in bu faaliyetler için Dersim’e özel olarak yollandığını vurguladı.

    “5000 DERSİM’Lİ ÇOCUK KURAN KURSLARINA GÖNDERİLDİ”

    Dönemin Tunceli Valisi Kenan Güven’in, “İslam’ın getirdiği birlik beraberlik ve kardeşlik fikri işlenebilir. Biz ne kadar bazı vatandaşlarımızı Türk kabul etsek de onlar kendilerini bizden kabul etmiyorlar. O zaman Müslümanım fikrinden hareket edebiliriz. Bunun laikliğe aykırı bir tarafı yoktur. Benim Tunceli’ye geliş amacım İslamiyet’i yaymak ve sizleri müslümanlaştırmak” şeklindeki sözlerini hatırlatan Özcan, şöyle konuştu:

    “Öncelikle Dersim’de yoksul çocukları özellikle yatılı bölge okullarına, yaklaşık 5000 kişi de Dersim’in dışında kuran kurslarına gönderiliyor. Gönderilenlerin önemli bir bölümü geri dönüyor fakat bunların içerisinde Mısır’a El Ezer Üniversitesine kadar giden oluyor. Kenan Güven’in kuran kurslarına gönderdiği çocuklar Diyanet İşleri Vakfı’ndan Türkiye’nin farklı illerinde kuran kurslarına gönderilirler. Fakat o dönemin Diyanet İşleri Başkanlığı da yapan Kenan Güven döneminde, geçmiş dönem Diyanet İşleri Başkanlığı yapan Tayyar Altıkulaş 1969’da askerlik yapmıştır Dersim’de. Dersim’de askerlik görevi yaparken bir aya kadar da Nazimiye’de kalıyor. Hem çeşitli dini bilgiler vermek için toplantılar düzenlenmekte, hem de asker olarak görev yapmaktadır.

    Yine o dönem bu çocukların kuran kurslarına gönderilmesinin bizzat içinde yer alanlardan biri 1984-1986 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı Din Eğitimi Genel Müdürü olan ve 2002 seçimlerinde AKP Çankırı milletvekili seçilmiş olan Hikmet Özdemir’dir. Daha sonra AKP milletvekili seçiliyor. Özdemir Dersim’de inşaat çalışması yaparak 350 öğrenciyi, İstanbul Çağlayan’da kuran kurslarına götürür. Çağlayan kuran kursu da o sırada kapalıdır. Dersim’deki çocuklar gönderilince açılır.”

    “DERSİM’DE KÜRT VE ALEVİ OLMAYACAK”

    2008’de Munzur Üniversitesi’nin açıldığını ve atanan rektörün daha sonra AKP’den İzmir’den aday adayı olan Durmuş Öztuğ’un “Dersim’deki üniversitede solcu olmayacak, Alevi olmayacak, Kürt olmayacak ama herkes olacak” sözlerini hatırlatan Özcan, bu kişinin Dersim’de Dersimli olmayanlarla bir Alevi Sempozyumu gerçekleştirdiğini belirtti.

    “Bugün bir yağma ve talandan sözü ediyorsak bunun üç kurumu var. Biri Munzur Üniversitesi, biri Tunceli Cemevi, birisi de kayyum olarak atanan belediyedir” diyen Özcan, Dersim’de talan ve yağma ile birçok şeyin peşkeş çekildiğini belirtti. Özcan, şunları ifade etti:

    “2015 yılında bir Alevi Bektaşi Enstitüsü’nün kurulmasıyla ilgili Senato kararı aldı ve bu senato kararında, Aleviliği 13. yüzyılda Hacı Bektaş’la birlikte başlattı ve bu görüşe karşı çıkanları ise işbirlikçi, dış güçlerin maşası olarak nitelendirdi. O senato kararı yayınlanmıştı, aynı üniversite rektörü Ordu’da bir televizyon kanalına konuk oluyor ve tıpkı yaklaşık 100 yıl önce Abdülhamit döneminde bir tahsisi ihtikattan söz ediliyor ya, Kenan Güven de onu diyor.  Dersim’dekiler boşluktaydı ve ben bu boşluğu doldurmaya geldim, diyor.

    2014 yılında Munzur Üniversitesi rektörü de Ordu’da katıldığı bir televizyon programında Dersim’de insanların inanç olarak boşlukta olduğunu, bu boşluğu doldurmak için Alevi Bektaşi Enstitüsü’nün kurulması gerektiğini söylüyor. Bu enstitüyü kurarken yanında aslında Alevilikle çok yakından ilgisi olmayan bir takım kişileri alıyor, bunun içerisinde Tunceli Cemevi başkanı da vardır.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Yazar Mesut Özcan yazdı: 12 Eylül, Dersim’de nasıl etki yarattı?-VİDEO

    Yazar Mesut Özcan yazdı: 12 Eylül, Dersim’de nasıl etki yarattı?-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı- Yazar Mesut Özcan, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin Dersim üzerindeki kültürel ve inançsal asimilasyonunun yansımalarını değerlendirdi. Özcan, “Sanki Dersimliler dinsiz, inançsızmış gibi ‘Din gereklidir’ denilerek afişler asılıyor, bildiriler atılıyordu havadan. Öldüren onlar, ölen Dersimliler olmasına rağmen  öldürenler, ‘Kardeşliğin tesisi için din gereklidir’ diyorlardı” dedi.

    12 Eylül askeri darbesi ile Dersim’e özel bir yönelimin olduğunu, din kardeşliği adı altında camilerin, kuran kurslarının, imam hatiplerin açıldığını ve bu uygulamaların ise hala Dersim’de devam ettirildiğine değinen Araştımacı- Yazar Mesut Özcan PİRHA’ya konuştu.

    KIZILBAŞ KOMÜNİST KALESİ DERSİM”

    “12 Eylül darbesi bir ABD projesiydi” diyen Özcan şunları kaydetti:

    “Hatırlanacağı üzere ABD’nin eski Ortadoğu CIA şefi Graham Fuller, Türkiye’de bir yandan demokrasinin güçlenmesine, bir yandan da komünizmi zayıflatmaya çalıştığını söylüyordu. Oysa aslında güçlendirilen demokrasi değil İslam’dı… Zayıflatılan ise demokrasinin kendisiydi. Aynı Graham Fuller, bir söyleşisinde şunları söylüyordu: Türkiye’de çok kuvvetli bir sol vardı. Aynı şekilde İran’da da. Hem 1950, 1960’lar , hem 1970’lerde. Komünizm hareketi çok kuvvetliydi. İslam zayıf ama solculuk güçlüydü. Fuller, yalnızca ABD’nin değil, bütün Arap dünyasının, Avrupalıların, herkesin parayla, silahla her şeyle siyasal İslamı desteklediğini söylüyordu. Fuller’e göre, komünizme karşı gerçek bir duvar İslamdı ve Türkiye’ye ABD’den önce siyasal İslamı Suudi Arabistan pompaladı. Darbe’nin asıl amacı buydu.”

    “SİYASAL İSLAMIN HEDEFLERİNDEN BİRİ DE ALEVİLERDİ” 

    12 Eylül askeri darbesinin gerçekleşmesi ile birlikte dönemin Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Şefi Paul Henze’nin “Bizim çocuklar bu işi bitirdi” sözlerini hatırlatan Özcan şöyle devam etti:

    “12 Eylül darbesinde binlerce kişi hayatını kaybetti. Binlercesi işkencelerden geçirildi. Binlercesi sağlığından oldu, sakat kaldı, faili meçhul cinayetlere kurban gitti. Bunların tümü siyasal islama ve ABD’ye karşı olanlardı. ABD’nin desteğiyle darbeyi gerçekleştiren ve işbaşına gelen siyasal İslam’ın hedeflerinden biri de Aleviler’di. Çünkü Aleviler onlara göre “Kızılbaş Komünistler”di. Komünist olarak nitelenen ilerici, demokrat devrimciler ve laikliği savunan partilere oy veren Aleviler de, “Kızılbaş Komünist” olarak öldürülmüşlerdi. Peki, bir Kızılbaş Komünist kalesi olan Dersim’de neler yaşandı? Darbe’den en çok zarar gören, acı çeken illerin başında Dersim geliyordu. Hem solcu, devrimci bir yapıya sahipti Dersim, hem de Alevilerin en çok yaşadığı yerdi. Yani onların söylemiyle ‘Kızılbaş Komünistti’.”

    ‘KARDEŞLİĞİN TESİSİ İÇİN DİN GEREKLİDİR’ POLİTİKASI

    Askeri darbe ile Dersim’de hızla kız kuran kursu, imam hatip okulları açıldığını ve 5 bin çocuğun il dışına kuran kurslarına götürüldüğünü kaydeden Özcan şunları aktardı:

    “Siyasal islamın iktidara gelişiyle birlikte, bu kez Dersim’de hem de ordu eliyle dini propaganda yapılıyordu. Sanki Dersimliler dinsiz, inançsızmış gibi ‘Din gereklidir’ denilerek afişler asılıyor, bildiriler atılıyordu havadan. Öldüren onlar, ölen Dersimliler olmasına rağmen öldürenler, ‘Kardeşliğin tesisi için din gereklidir’ diyorlardı. Başında Korgeneral Suat İlhan’ın bulunduğu Atatürk Dil ve Tarih Yüksek, ‘Doğu Bölgesinde İzlenecek Kültür Politikası ve Propaganda faaliyetleri’ adlı raporunda şu ifadelere yer vermişti: İslamın getirdiği birlik, beraberlik ve kardeşlik fikri işlenebilir. Biz ne kadar bazı vatandaşlarımızı Türk kabul etsek de onlar kendilerini bizden kabul etmiyorlar. O zaman müslümanlık fikrinden hareket edebiliriz. Bunun laikliğe aykırı bir tarafı yoktur.’ Darbeyi gerçekleştirenlerin başında bulunan Kenan Evren, yaptığı darbeden dolayı vicdan azabı çekmediğini söylüyor, din için de ‘Dinsiz millet olmaz’ diyordu. Darbenin ardından Dersim’de imam hatip okulu açıldı. Kuran kursları açılmaya başlandı. Dersim merkezde açılan imam hatip okulunun dışında, 1982’de Pertek’te  kız kuran kursu, 1985’tde yine Pertek’te kız kuran krsu, 1986’da Ayazpınar köyünde ve yine 1986’de Çukurca köyünde kuran kursu açıldı.”

    DÖNEMİN VALİSİ GÜVEN: DERSİM’E GELİŞ NEDENİM SİZİ MÜSLÜMANLAŞTIRMAK

    12 Eylül darbesinin Dersim’de açtığı inanç asimilasyonu alanını cemaat tarzı örgütlenmelerin doldurduğunu ve bu cemaatler eli ile birlikte dershaneler, okullar açıldığını dile getiren Özcan şunları vurguladı:

    Darbeden hemen sonra Dersim’e gönderilen emekli general Kenan Güven, Alevilerin en çok bulunduğu bu ilde, hem de Alevilerin yaşadığı köylerde mescitler yaptırdı. Kenan Güven, bunun nedenini de, burada yaşayan kişilerin bir dine mensup olmadığını, çünkü bir caminin, mescidin bile olmadığını söylüyordu. Kenan Güven’e göre de “Dinsiz millet olmaz”dı.  Zaten Kenan Güven bir konuşmasında, Dersim’e geliş nedenini şöyle açıklıyordu Dersimliler’e: ‘İslamiyeti yaymak ve sizleri müslümanlaştırmak.’
    Dersim’in Valisi Kenan Güven’e göre de ‘kardeşliğin tesisi için din gerekli’idi. O, Dersim’i gördükten sonra, hiçbir zaman topyekün dinsizliği rehber edinmiş bir toplum yoktur, demekteydi. Yani demek istiyordu ki, Dersim dinsizdi. Güven’in propaganda yapmak üzere Dersim’de tüm ilçeleri dolaştırdığı İrşad ekibinden bir görevli, şunları söyleyecekti o dönemde: ‘Eğer islam, Türk milleti, Türk milleti islam camiası içinde olmasa, inanın ki islam dünyasının düşmanı ve esasen insanlık düşmanı olan milletler, hatta Komünizm, açık adını da verelim, bir günde buradan girer Afrika’dan çıkar.’
    Daha sonraki yıllarda da cemaat burada örgütlenme alanı yarattı kendine. Okullar açtı, dershaneler açtı. Esasen zaten darbeden sonra cemaatler, tarikatlar hızla örgütlenmeye başladı Türkiye’de. Ve hızla devletin içinde, yönetimin içinde söz sahibi oldular. Netice itibariyle Dersim’de işte bu politikaların uygulanması için köylere camiler, mescitler yaptırıldı. Yaklaşık 5 bin yoksul çocuk alınarak Türkiye’nin farklı illerinde Kuran kurslarına gönderildi.”

    “BUGÜN, DERSİM’DE YAŞANANLAR 12 EYLÜL’Ü ARATMIYOR”

    “Bugün, Dersim’de sosyal kültürel açıdan yaşananlar, aslında 12 Eylül’ü aratmıyor” diye nitelendiren Özcan, Munzur Üniversitesi Alevi Bektaşi Araştırma Merkezi’nin ‘Dersim’de Aleviler boşlukta ve  bunun yerinin doldurulması gerekiyor’ sözlerine de tepki göstererek şöyle devam etti:

    “12 Eylül döneminde Kenan Güven hem valiydi, hem de Belediye başkanıydı. Bugün de başımızda bir vali var ve hem de belediye başkanı. Hem de özellikle 1980’de ABD tarafından korunan, darbeyi yapan siyasal islamın temsilcilerinin iktidarda olduğu bir dönemde. Bir üniversitemiz var burada, sanki siyasal islamın üniversitesi. Rektörü, Kenan Güven’in kullandığı dili kullanıyor. Alevi Bektaşi Araştırma Merkezi’nin kurulmasına gerekçe olarak senatoda karar alıyor ve fakat orada diyor ki, ‘Ben Aleviliği nasıl tanımlıyorsam herkes böyle tanımlasın’. Kendisi gibi tanımlamayanları neredeyse dış güçlerin maşası ilan ediyor, neredeyse bu ülkenin birliğini, kardeşliğini istemeyenler olarak görüyor. Üniversite içinde mescit olmasına karşın, üniversitenin hoparlöründen günde beş vakit Alevi köyüne ezan dinletiyor. Dersim’de Alevilerin boşlukta olduğunu, bunun yerinin doldurulması gerektiğinden söz edebiliyor. Oysa sormak lazım; sen kimsin kardeşim? Senin başında bulunduğun üniversitenin amacı bilimsel çalışmalar yapmak, üretmek, tartışmak. Kesin yargıda bulunmak, kesin karar vermek değil. Madem öyle, neden bu üniversite var. Gelen öğrencilerine şu şudur de, olsun bitsin bu iş. 2008’de üniversitenin kurucu rektörü, cemaat kadrolaşmasına karşı çıkanlara, ‘Burada solcu olmayacak, Alevi olmayacak, Kürt olmayacak ama herkes olacak demişti.’ Ve sonra da gidip AKP’den milletvekili adayı olmuştu. Ve bunun adaylığını da bugün CHP’den milletvekili olan, Elazığ’dan milletvekili olan kişilerin desteklediği iddia edilmekte.”

    CEMEVİ SİYASAL İSLAM DOĞRULTUSUNDA ÇALIŞIYOR

    Dönemin valisi Kenan Güven’in o dönem kuran kurslarına gönderdiği kişilerin bir bölümünün cemevinde siyasal islamın amaçları doğrultusunda çalıştığını dikkat çeken Özcan şöyle devam etti:

    “Bir cemevi var, siyasetin her türlüsünü yapıyor bana göre. Alevilerde cem kutsaldır, bir ibadettir ve herkes bu ibadete katılamaz, alınmaz. Fakat gelin görün ki, elini kolunu sallayan siyasetçiler, Dersim’e ilk geldiklerinde soluğu cemevinde alıyorlar. Neden? Çünkü Dersim Alevi kenti ve oya ihtiyaçları, propagandaya ihtiyaçları var. Alevileri elde etmeleri gerekiyor. Ama hiçbir siyasetçi, başka bir yerde önce camiye gitmiyor, önce imamla, müftüyle poz verip fotoğraf çektirmiyor. Geçen yıl, ana muhalefet partisinin bazı belediyeleri bu cemevinin onarımı için yardımda bulunmuş, onarımı bitince de gelip açılışını yapmışlardı. Buraya dikkat edelim. İşte Kenan Güven’in o kuran kurslarına gönderdiği kişilerin bir bölümü Dersim’de ve bunların içinden bir bölümü de tam da bu siyasal islamın amaçları doğrultusunda çalışıyor. Alevilik inancına baktığı gibi bakıyor.”

    “ALEVİLER İNANCINI SAF VE DURU BİR ŞEKİLDE YAŞAYAMIYOR”

    “12 Eylül Darbesi döneminde ve günümüzde yaşananlar, aslında Aleviliği siyasallaştırmaya yönelikti, Alevilik büyük ölçüde siyasallaştı” diyerek devam eden Özcan şunlara değindi:

    “Kendi inancını saf ve duru bir biçimde yaşayamıyor Aleviler. Hem bugün iktidarda olan siyasal islamın temsilcileri tarafından, hem de onların karşıtları siyasetin içine çekilmeye çalışılıyorlar. Çekildiler de. Aleviler bugün kendi inançlarının özgünlüğünün, kendi ibadetlerini siyasetin dışında yapmanın ötesinde, siyaset ile anılıyorlar. Sanki bütün Aleviler solcu olmak zorunda, sanki bütün Aleviler devrimci olmak zorundaymış gibi bakılıyor Alevilere. Sanki bütün Aleviler ezilmişlerin yanında, ezenlerin karşısında olmak zorundaymış gibi bakılıyor. Oysa Alevi iş adamları da var, Alevi zenginler de var. Alevi olup da ezenler de var yani. Alevilik bir inanç biçimidir, bir siyaset, bir dünya görüşü biçimi değildir ki. Alevinin sağcısı da var, solcusu da var. Türkü de var Kürdü de var. Evet, yüzyıllardır ötekileştirilen, ezilen bir inanç biçimi olarak önemli bir bölümü kendini ezilmişlerin yanında görebilir, buna bir itirazım yok. Fakat Aleviliğin siyasallaştırılması, Alevileri inançlarıyla baş başa bırakmama hem Aleviliğe hem de onları kendilerinin önemli bir parçası, bir yandaşı gören sol-sosyalist gruplara, partilere büyük bir kötülüktür bana göre. Alevilerden bazıları solcu olabilir, devrimci olabilir buna itirazım yok. Kimi Aleviler ezilenden yana da olabilir, ezene karşı bir mücadele de verebilir, buna da itirazım yok.”

    “YEREL BASIN DERSİM’DE GÖRDÜĞÜNÜ, DUYDUĞUNU NEDEN YAZMIYOR?

    Dersim genelinde yaşanılan sıkıntılara yerel basının sessiz kalıp görmezlikten geldiğinin altını çizen Özcan son olarak şunları vurguladı:

    “Dersim’de sosyal ve kültürel anlamda 12 Eylül’den itibaren bunlar yaşanırken, ‘Ben inancıma müdahale istemiyorum’ diyen, ‘Benim inancıma dokunmayın’ diyen kimseler de çıkmadı, çıkmıyor. Dersim’de ciddi bir yerel basın sorunu var. Yerel basın, gördüğünü, duyduğunu yazmıyor, belki de yazamıyor. Nasıl yazsın ki? İlan alamayacak yoksa. Kenan Güven döneminde de böyleydi. İhale almak için, iş yapmak için sesini çıkarmıyordu, çıkaramıyordu insanlar. Terörist olmakla suçlanıyordu yoksa. Burada haber yapılması, gündeme getirilmesi gereken şey ne kadar güzel kuşların, tilkilerin olduğu, onların kent merkezine kadar geldiği, domuzların kent merkezine indiği, onların elle beslendiği değil, domuzların neden kent merkezine kadar indiği, doğamızın neden bu kadar tahrip edildiği, bu kentte insanların mutlu mu mutsuz mu olduğudur. Örneğin Aktuluk’ta okunan ezanın köylülerce, Alevilerce nasıl karşılandığının araştırılıp, soruşturulup haber yapılmasıdır. Örneğin Belediye binası, bir dönem mescit görünümüne sokuldu. Basın bunun nedenini sormadı, ne sokaktaki insanlara sordu, ne de bunu bu hale getiren Valiye/Belediye başkanına sorabildi. Yani, burası bir Alevi kenti ve bu yapılanın amacının ne olduğunu sormadı. Neden gerek duyuldu böyle şeye. 12 Eylül darbesinin bize bıraktığı, bizden alıp götürdüğü bunlar.”

    H.Yaşar SEZGİN-Ersin ÖZGÜL

    DERSİM

  • Diyanet ile işbirliği yapan Alevi dernekleri ortaya çıktı-VİDEO

    Diyanet ile işbirliği yapan Alevi dernekleri ortaya çıktı-VİDEO

    PİRHA- Geçtiğimiz günlerde Mesut Özcan’ın verilerine göre ‘Diyanet’in bazı Alevi dedelerine pasaport vererek yurt dışına gönderildiği’ haberini yayınlamıştık. Yurt dışına ‘görevli’ olarak gönderilen bazı dedelerin de bazı Alevi-Bektaşi dernekleri tarafından kandırıldığı ortaya çıktı.

    Araştırmacı – Yazar Mesut Özcan, bu uygulamanın geçtiğimiz yıllarda da gerçekleştirildiğini söyledi. Özcan, “Bu uygulama yıllardır var. Aleviler, Alevi olanlarca Sünnileştiriliyor. Üstelik bu Sünnileştiren Aleviler, sözde dede, sözde pir, sözde rehber… Yani aslında yolu koruması, sürdürmesi, bu yolun yok olmaması için canını vermesi gereken kişiler… İşte bu kişiler, şimdi bu yolu pazarlayan kişiler” dedi.

    “DEDELER BAZI ALEVİ BEKTAŞİ DERNEKLERİ TARAFINDAN KANDIRILDI”

    Yurt dışına “görevli” olarak gönderilen bazı dedelerin de özellikle bazı Alevi-Bektaşi dernekleri tarafından kandırıldığı ortaya çıktı. Bazı dedelerin, derneklerce aranarak yurt dışındaki etkinliklere götürülmek istendiğinin ifade edildiği, isimlerinin alındığı, alınan bu isimlerin de Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir liste halinde yollanarak pasaport çıkartıldığı ve listede adı olan her dede için biner Euro para alındığı iddia edildi.

    Yeni ortaya çıkan belgelere göre ise Diyanet’in bu uygulamayı birçok Alevi-Bektaşi Derneği üzerinden yaptığı ortaya çıktı.

    Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, bazı dedelerin bazı Alevi Bektaşi derneklerinin yöneticileri tarafından kandırılarak isimlerinin alınıp Diyanet’e bildirildiğini söyledi.

    Mesut Özcan, yeni bir belgeye göre, Türkiye’nin farklı yerlerindeki dernekler tarafından bu yöntemle birçok kişinin yurt dışına görevli olarak gönderildiğini, ancak bazı dedelerin işin içinde Diyanet’in olduğunu bilmediğini de sözlerine ekledi.

    MASRAFLAR DİYANET TARAFINDAN KARŞILANMIŞ

    Mesut Özcan’ın sözünü ettiği belgede şu ifadelere yer veriliyor:

    “Başkanlığımızın yurt içinde olduğu gibi yurt dışında da doğru bilgiye ve ahlaki temellere dayalı dindarlık anlayışıyla halkımıza din hizmeti ve eğitimi sunarak, insanlarımız arasındaki birlik ve beraberlik ve toplumsal dayanışmayı gerçekleştirmelerine zemin hazırlamak, İslam’ın temel değer ve inançlarını benimseyen herkesi kuşatıcı bir tavırla Türk toplumuna gerekli hizmet ve rehberliği sunmak gayreti içerisinde olduğu malumlarıdır.

    Bu itibarla, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da Nevruz ve Hıdırellez Bayramı etkinliklerine katılmak üzere Ek-1, Ek-2, Ek-3 ve Ek-4 listelerde isimleri belirtilen alan uzmanlarının karşılarında gösterilen tarihlerde Başkanlığımız bütçesinden herhangi bir harcamada bulunmaksızın Yurtdışı Din Hizmetleri Müşavirlik ve Ataşeliklerinin bilgi ve koordinesi dahilinde yurtdışında görevlendirilmelerini, gidiş dönüş uçak bileti masrafları ile karşılarında gösterilen ücretlerin Türkiye Diyanet Vakfı Genel Müdürlüğünce karşılanması hususunu tasviplerine arz ederim.”

    Dış İlişkiler Genel Müdürü Erdal Atalay imzalı belgenin altında bazı Alevi Bektaşi Derneklerinin isimleri var. Eklerde de bu derneklerin görevlendirme için yazdıkları isimler var.

    Belgenin altındaki isimlere göre, görevlendirme listelerini hazırlayan dernekler şunlar:

    • Adana Hacı Bektaş-ı Veli Kültür Derneği Görevlendirme Listesi (1) sayfa
    • Almanya Alevi İslam Birliği Görevlendirme Listesi (1 sayfa)
    • Baba Mansur Derneği Görevlendirme Listesi (1 sayfa)
    • Cem Vakfı Görevlendirme Listesi (1) sayfa.

    09.02.2018 tarihli T.C. Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı başlıklı ve “Başkanlık Makamına” yazılan yazıya dayanılarak, 12.02.208 tarihinde T.C. Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı, İstanbul Valiliği’ne (İl Müftülüğüne) bir yazı yazdı.

    Yazıda, “Ek listede bilgileri yazılı alan uzmanlarının yurtdışında görevlendirilmeleri ilgi olurla uygun görülmüş olup kendilerine hizmet pasaportu tanzim ettirilmesi hususunda bilgilerini ve gereğini rica ederim” deniliyor.

    Baba Mansur Ocağı’ndan olan Hüseyin Yıldız’ın Almanya Alevi İslam Birliği’nin yöneticisi olduğu ve bu kurumun da dedesi olduğu iddia ediliyor. Hüseyin Yıldız, Dersim’deki Cemevi’nin yönetiminde de bulunan birisi. Yıldız, aynı zamanda “Kayyum Muhtar” olarak da biliniyor.

    “ALEVİLİKTE ÇIKARIN YERİ YOKTUR”

    Dersim’deki cemevinin durumuna da değinen yazar Mesut Özcan, “Kenan Güven’in yaklaşık 35 yıl önce Dersim’den toplayıp Kuran kurslarına gönderdiği öğrencilerden üçünün Dersim’deki cemevinde görevli olduğunu” söyledi. Özcan, Dersim’deki cemevinde yönetimde bulunanların Alevi ahlakı gereği ‘düşkün’ olduğunu, şahsi çıkarı yol’a tercih ettiklerini ifade ederek, “Alevilikte siyasetin yeri yoktur. Alevilikte çıkarın yeri yoktur. Alevilikte kula kulluk etmenin yeri yoktur” dedi.

    “DERSİM BELEDİYE BİNASI MESCİT GÖRÜNTÜSÜNE BÜRÜNDÜRÜLDÜ”

    Yazar Mesut Özcan, belediye binasının giydirilerek bir mescit görüntüsüne büründürülmesini de, “Dersim merkezinde yaşayan Dersimlilerin yüzde 99’unun Alevi olduğu bir şehirde belediyenin bu görüntüsü yüzde 99’unun inancına hakarettir. Biz, Dersimliler herkesin inancına saygılıyız. Kıyafetine diyeceğimiz bir şey yok. Türkiye’de belki de Sünni yurttaşların Ramazan ayında orucunu en rahat tuttukları, en özgür oldukları yer Dersim. Fakat ilimizi yönetenlerin de, bizim inancımıza, burada yaşayanların inancına saygı duymaları gerekiyor. Bir ilin yöneticileri, kendi inancının, kendi siyaset anlayışının gereklerini değil, burada yaşayan insanların gelenek, görenek ve kültürlerine göre burayı yönetmeleri gerekiyor… Buradaki insanların ruhunu incitecek şeylerden kaçınması gerekiyor. Çünkü bürokratlar, yöneticiler, üniversiteler siyasi partilerin örgütleri, temsilcileri değil, olmamalıdırlar. Bu kurumlar devletin kurumlarıdır. Devlet de bütün yurttaşlarına eşit yaklaşmalıdır” dedi.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Munzur Dergisi panelinde ‘Dersim kültürü tehlike altında’ mesajı

    Munzur Dergisi panelinde ‘Dersim kültürü tehlike altında’ mesajı

     PİRHA – Munzur Dersim Etnografya Dergisi, ‘Arkeolojik Yüzey Araştırmaları Işığında Tunceli’de Bazı Dini Yapılar, toplumsal yapı ve inanç bağlamında Dersim Aleviliği, Dersim’de Raa Haqi İnanç Sistemi ve Hukuk ile Raa Haqi İnancında Doğa ve Yaşam’ konulu panel düzenledi.

    Dersim’de düzenlenen panele konuşmacı olarak Serkan Erdoğan, Hüseyin Çakmak, Nesimi Genlik ve Doğan Munzuroğlu katıldı. Moderatörlüğü ise Munzur Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mesut Özcan yaptı. Panele Demokratik Alevi Derneği Eş Genel Başkanı Dursun Demirtaş, Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Cengiz, Tunceli Barosu Başkanı Barış Yıldırım ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Panelin açılışında dar duruşunda bulunuldu ardından çıra yakılarak panele geçildi.

    DERSİM’İN KÜLTÜRÜ CİDDİ TEHLİKE ALTINDA

    Moderatör Özcan, Ankara’da kurulan Munzur Dergisi’nin merkezinin Dersim’e taşınmasının nedenini şöyle açıkladı:

    “Dergi, 2015 yılında kuruldu ve uzun süre yayın yaptığı yer olan Ankara’dan merkezini Dersim’e taşıdı. Son üç yıldır buradan yayınlanmaktadır. Dersim’in dışında bulunarak, Dersim adına aklınıza geleni söylemek kolay. Dersim dışında bulunarak Dersim’in kültürü konusunda bir sürü şey söyleyebilirsiniz. Ama işte bu uzaktan söylediğiniz yer Dersim… Merkezi Dersim… Dışarıdan neyi ne kadar görebilirsiniz, neyi ne kadar söyleyebilirsiniz. Biz böyle yapmadık. Bildiğiniz üzere Dersim’in kültürü ciddi bir tehlike altında. Bu, öyle bize bir şey olmaz diyerek geçiştirilecek bir durum değil.
    Bize bir şeyler oldu. Çok şey oldu. Bize bir şeyler olacak, çok şeyler olacak.  Her şeyden önce dilimiz, inancımız, kültürümüz yok oluyor. Bunu anlamak için üniversiteye, cemevine, sokağa bakmak yeterli bence. Üniversite, Kenan Güven’in kaldığı yerden, üstüne koyarak çalışıyor.”

    CEMEVİ SİYASET YAPMAMALIDIR

    Özcan, “Cemevi, Alevilerin ibadet alanı olmasına rağmen, ki Aleviler ibadetlerini gizli yaparlar aslında, dışarıya, herkese açık yapmazlar, her gelenin girdiği, politik amaçlarla kullandığı bir yer olmuştur” diyerek cemevi ve üniversiteye yönelik eleştirilerini şöyle dile getirdi:

    “Pirlerimiz, 1980 öncesinde ibadetlerini, cemlerini köylerde jandarma korkusuyla gizli yaparlardı. Herhangi bir evde yaparlardı bunu.
    Şimdi, cemevleri ortaya çıktı ve ne yazık ki bizim gizli olan ibadetimiz seyirlik oyunlar gibi her kese açık hale geldi. Bizim cemlerde haksız olan, suç işleyen, adaletli olmayan, adaleti savunmayan giremezdi. Şimdiki cemevlerinde, neredeyse suçsuz olanlar girmiyor, haklı olanlar gitmiyor, adaletli olanlar girmiyor. Hele kim küs, kim barışık kimsenin umurunda değil zaten.
    Düşünün ki, bir cemevi yöneticisi, yani Dersim’deki cemevinin bir yöneticisi, anadili Kırmancki, Kurmanci olan insanları asimile etmekten söz ediyor.
    Düşünün ki bir üniversite, kendi sosyoloji topluluğunun yıllar önce dergimiz ile birlikte yapmak istediği bir panele, “bütün salonlarımız doludur” diyerek ver vermiyor. Oysa hiçbir salonu da dolu değildi.
    Bu üniversite daha bir iki yıl önce, Alevilik için kesin bir dil kullanarak, kendisi gibi düşünmeyeni başkalarının maşası olarak niteleyebiliyor.

    Ama düşünün ki aynı üniversite, kendi görüşünü savunan taaa İstanbul’daki bir sempozyuma, bir iddiaya göre 100’e yakın öğrencinin uçak gidiş dönüş biletini ve konaklama giderlerini karşılayarak göndermeye teşebbüs ediyor.

    Burada bulunan ne bu cemevi, gerçek anlamda bir cemevi, ne de bu üniversite gerçek anlamda bir üniversite.
    Bir üniversite de tıpkı ibadet yerleri gibi, bir kişinin inancına, diline, kültürüne, etnik kimliğine bakmadan ona bilimi öğretmelidir. Bilimsel çalışmalar yaptırmalıdır, yapmayı öğretmelidir.  Siyasete alet olmamalıdır.”

    Panelde “arkeolojik yüzey araştırmaları ışığında Tunceli’de bazı dini yapılar konusunu ele alan Serkan Erdoğan “Demir Çağı ve Helenistik Dönem Tunceli” yüzey araştırmaları hakkında yaptığı çalışmalar doğrultusunda Şah Hüseyin Beyler Türbesi, Çemişgezek Köy Kiliseleri (Mırnahi ve Sekrek Kiliseleri), Hozat Segedik Kilisesi ve Segedik Kaya Mezarları, Pertek Zeve Üryan Hızır Türbesi, Düzgün Baba, Hozat Ergen Manastırı’nın tarihi ve yapısı hakkında görseller paylaştı.

    DERSİM İNANÇ GELENEĞİNDE ULU OLAN TABİATTIR

    Ardından toplumsal yapı ve inanç bağlamında Dersim Aleviliği konusunda konuşma yapan Doğan Munzuroğlu, şunları söyledi:

    “Aleviliğe genel anlamda baktığımızda insan yücedir. Hak insanın suretinde ortaya çıkar. Vahdeti vücut felsefesi de buna bağlıdır. Fakat Dersim’de doğa yücedir. İnanç evrimleşmesinde insanın üstünlüğüne dayalı bir aşamaya geçilmemiş zannedersem. Çünkü insanlar öncelikle nesneleri kutsadılar. Güneşi, ayı vb. daha sonra insanı ve insanın kerametini kavramaya başladılar. Kendilerine dönüp özlerini sorgulamaya başladılar. Dersim inanç geleneğinde ulu olan tabiattır. İnsan doğayla barışıksa onu çözebilmişse ulu olabiliyor. Bizdeki bawa ve dervişler doğayı anladıkları için, doğanın sırrına erdikleri için uludur.”

    DAĞDAN TAŞTAN CANLILARDAN RIZALIK ALINIR

    Paneldeki diğer konuşmacılardan Nesimi Genlik ise doğanın Alevilik inancındaki yerini şöyle ifade etti:

    “Ağaçların, suyun kaynağı, dağın taşın kaynağı bunların insanların solunumunda, hayvanların beslenmesinde, doğanın yeşilliğinde suyun göğe çıkıp yere inmesi tabiatın dengesidir. Biz Aleviler bunlara inanıyoruz. Sadece 72 millet değil bizim inancımız. Şekli tabiat veriyor insana. Suda çeşit çeşit balık var. Semada çeşit çeşit kuş var. İnsanlar bir şey keşfetmiyor. Doğada her şey var. Aklı çalışan insanlar yeni şeyler yeni yeni doğaya hakim olmak istiyorlar. Uçan kuşun dışkısı toprağa bereket olarak iniyor. Kin ve nefret beslemeyiz. Bizim inancımızda en önemli şey ruh temizliğidir.

    Eskiden bir yere gidildiği zaman dağdan, taştan orada yaşayan canlılardan rızalık istenirdi. Biz buraya geldik siz su kullanıyorsunuz. Bazı hayvanlar otlanacak denirdi. Ortak yaşayanlar için biz de geldik denilip rızalık alınırdı. Ama o söyleyen insana kimse demiyor ki böyle bir şey yap. Dağa, taşa, doğaya, aziz suya olan ruhen isteğidir. Bu ortak yaşamda dağdan, taştan, canlılardan rızalık isteyen birisi doğanın verdiği birikimle bunu söylüyor.”

    Konuşmacı Hüseyin Çakmak da Alevilik’te hukuk sisteminden ve bunun kavramlarından bilgiler aktardı.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Munzur Dersim Etnografya Dergisi 13 Ocak’ta panel düzenleyecek

    Munzur Dersim Etnografya Dergisi 13 Ocak’ta panel düzenleyecek

    PİRHA – Munzur Dersim Etnografya Dergisi 13 Ocak’ta panel düzenleyecek. Saat 12.00’de başlayacak panele Dr. Serkan Erdoğan, Doğan Munzuroğlu, Hüseyin Çakmak, Nesimi Genlik katılacak. Panelin moderatörlüğünü ise Munzur Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mesut Özcan yapacak. 

    Munzur Dersim Etnografya Dergisi 13 Ocak saat 12.00’de panel düzenleyecek. Şaroğlu Hotel toplantı salonunda düzenlenecek panelin moderatörlüğünü Munzur Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mesut Özcan yapacak. Panelin konusu ve konuşmacıları ise şöyle:

    – Dr. Serkan Erdoğan: Arkeolojik Yüzey Araştırmaları Işığında Tunceli’de Bazı Dini Yapılar

    – Doğan Munzuroğlu: Toplumsal Yapı ve İnanç Bağlamında Dersim Aleviliği

    – Hüseyin Çakmak: Dersim’de Raa Haqi İnanç Sistemi ve Hukuk

    – Nesimi Genlik: Raa Haqi İnancında Doğa ve Yaşam

    (HABER MERKEZİ)