Etiket: millet ittifakı

  • Millet İttifakı, ‘Ortak Mutabakat Metni’ni kamuoyuna duyurdu

    Millet İttifakı, ‘Ortak Mutabakat Metni’ni kamuoyuna duyurdu

    PİRHA-Millet İttifakı, ‘Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ni kamuoyuna duyurdu. 

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA), Demokrat Parti (DP), Gelecek Partisi (GP), İYİ Parti ile Saadet Partisi’nin (SP) oluşturduğu Millet İttifakı, bir süredir üzerinde çalıştıkları ‘Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ni, Ankara’da kamuoyuna duyurdu. Sağlıktan eğitime, yargıdan dış politikaya 2 binin üzerinde vaat Millet İttifakı’nın mutabakatında yer aldı.

    Millet İttifakı’nın ‘Ortak Politikalar Mutabakat Metni’nin kamuoyuna açıklandığı toplantıya CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu, DEVA Partisi lideri Ali Babacan, Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu ile Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal birlikte geldi.

    “KONTROLSÜZ GÜÇ FELAKETTİR”

    Kamuda liyakate ve yolsuzluklara dair atılacak adımlara ilişkin ilk olarak CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak konuştu. Sözlerine “Kontrolsüz güç güç değildir, felakettir. Milletimiz bunu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde gördü. Milletimiz için beka sorunu oldu” diyerek başlayan Öztrak, yeni bir Meclis iç tüzüğü hazırlayacaklarını, torba kanun uygulamasına son vereceklerini, milletler arası sözleşmelerden çekilme yetkisinin sadece Meclis’e verileceğini söyledi.

    Meclis’te kesin hesap komisyonu kuracaklarını, cumhurbaşkanının yedi yıl için sadece bir kez seçileceğini, Başbakan’ı yönetimde etkili hale getireceklerini, OHAL işlemlerinin yargı denetine bağlı olacağını, Hakimler ve Savcılar kurulunu kaldırarak iki kurul kuracaklarını ve Adalet Bakanı’nın kurullarda yer almayacağını belirten Öztrak, “Özel yetkili mahkemelere son vereceğiz. Tutuklamanın istisna olması ilkesi için gerekli tedbirleri alacağız. Anayasa Mahkemesi üyeliklerine hülle yoluyla atama yapılmasını önleyeceğiz. Seçim barajını yüzde 3’e düşüreceğiz. Basın özgürlüğünü sağlayacağız. Kamu yönetiminin eşitlik, tarafsızlık, liyakat ilkelerine göre yeniden düzenleyeceğiz. Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki ofisleri ve kurulları lağvedeceğiz” dedi.

    “CUMHURBAŞKANINA TAHSİSLİ SARAYI, KÖŞKÜ HALKIN KULLANIMINA AÇACAĞIZ”

    Ekonomi finans ve istihdam alanına dair atılacak adımları ise DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Çanakçı paylaştı. Hayat pahalılığını sonlandıracaklarını, enflasyonla tavizsiz mücadele edeceklerini, kişi başı milli geliri beş yılda iki katına çıkaracaklarını, 5 milyon yeni istihdam yaratacaklarını ve yoksulluğu bitireceklerimi belirten Çanakçı, “Kur korumalı mevduatta yeni hesap açmayacak mevcut hesapları vadeleri dolduğunda kapatacağız. Cumhurbaşkanlığını Çankaya Köşkü’ne taşıyacağız. Cumhurbaşkanlığına tahsisli yalı sarayları halkın kullanımına açacağız. Cumhurbaşkanlığına kayıtlı uçakları satıp orman yangını için uçak alacağız. Ülkemizin kaynaklarını Kanal İstanbul gibi rant projeleri yerine tarım için sulama projelerine kullanacağız” ifadelerini kullandı.

    “YÖK’Ü KALDIRACAĞIZ”

    Eğitim ve bilim alanına dair vaatleri içeren sunumu Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp yaparken, şunları söyledi:

    “YÖK’ün kaldırılacağını, akademisyenlerin ifade özgürlüğünün sağlanacağını, köy okullarında taşımalı eğitime son verileceğini belirten Şahinalp, “Tüm öğrenci ve gençlere aylık 5 GB ücretsiz internet vereceğiz. Her okula fiber internet bağlantısı sağlayacağız. Sosyal medya üzerindeki ifade özgürlüğünü koruyacağız. Dijital varlıkların ödeme sistemleriyle entegrasyonunu sağlayacağız. Fikri, vicdanı hür nesiller yetiştireceğiz. Eğitimi tüm paydaşların katılımıyla yeniden yapılandıracağız. 4+4+4 eğitim sistemine son vereceğiz. 1+5+4+3 sistemini hayata geçireceğiz. Yeni yurt binaları yapılacak.

    “YEŞİL ALAN SAYISINI İKİ KATINA ÇIKARACAĞIZ”

    Millet İttifakı’nın kültür sanat, tarım, enerji ve çevre alanına dair atılacak adımları Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feridun Bilgin anlattı. Bilgin konuşmasında şunlara değindi:

    “Yeşil enerji dönüşümünü dikkate alarak, yenilenebilir enerjiye sağlanacak teşvikleri düzenleyeceğiz. Rüzgar enerjisinde; yatay, dikey, kara ve deniz üstü olmak üzere tüm alternatifleri değerlendirecek, AR-GE ve yatırım faaliyetlerini destekleyeceğiz. Yüksek fiyatlı mevcut doğal gaz anlaşmalarını yeniden müzakere edeceğiz. Akkuyu Nükleer Santral Projesi’nin mevcut durumunu ve sözleşme detaylarını, anlaşma dışında verilmiş olan hakları ve üstlenilen yükümlülükleri, gözden geçireceğiz. Türkiye’nin sahip olduğu maden kaynaklarının aranmasına hız verecek, sektörün milli gelirdeki payını artıracağız.

    “BİLİYORUZ Kİ, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR”

    Sosyal politikalar başlığında sunum yapan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özlale, şu adımları sıraladı:

    “Devlet okullarına giden öğrencilere ücretsiz kahvaltı ve öğlen yemeği verilecek. 8 Mart’ta kadınlar idari izinli olacak. Gençlerden pasaport ücreti alınmayacak. Sosyal yardımlar için de hak temelli bir sistem kurulacak. Yabancıların konut satın alarak vatandaşlık kazanmasının önüne geçilecek. Yurt dışına giden sağlık personeli için ‘Yurda Dönüş Projesi’ni hayata geçirilecek. İlaç krizi sonlandırılacak. Kadın, Aile ve Çocuk Bakanlığı kurulacak. Tüm uluslararası sözleşmelere geri dönülecek. Biliyoruz ki İstanbul Sözleşmesi yaşatır.

    Kürtleri, Ermenileri, Musevileri, Arapları, Alevileri hatırlatan Özlale, konuşmasını Nazım Hikmet’in “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” dizelerine atıfta bulunarak sonlandırdı.

    “GAYRİMENKUL KARŞILIĞI VATANDAŞLIĞA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Dış politika ve göç alanında atılacak adımlara dair Millet İttifakı’nın vaatlerini Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sabri Tekir anlattı. Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinde ilgili ülkelerle tam diyalog içerisinde çalışılacağını, İsrail-Filistin arasındaki sorunlara çözüm bulunması için ilgili taraflarla görüşeceklerini ifade eden Tekir, “Düzensiz göçü engelleyip, ülkemizin tampon bölge olmasına izin vermeyeceğiz. Geri gönderme merkezlerinin sayısını ve kapasitesini artıracağız. Gayrimenkul alımı karşılığı vatandaşlık almalarına izin vermeyeceğiz” dedi.

    Millet İttifakı’nın açıkladığı beyanların tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kamil Ateşoğulları: Hem Kürtler hem Aleviler açısından bu çalışma eksik-VİDEO

    Kamil Ateşoğulları: Hem Kürtler hem Aleviler açısından bu çalışma eksik-VİDEO

    PİRHA – Hukukçu Kamil Ateşoğulları, Millet İttifakı’nın kamuoyuna açıkladığı yeni anayasa metnini yorumladı. Ateşoğulları “Parlamenter sistemi getirip ondan sonra ne düşünecekleri belli değil. Yani eski dille atiye bırakılmış bir konu. Böyle bir anlayış yurt içindeki bütün çatışmaların, kavgaların, tartışmaların devam etmesi demekten başka bir şey değildir” vurgusunu yaptı.

    Altı muhalefet partisi, güçlendirilmiş parlamenter sistem için Ankara’da bir araya gelerek uzlaştıkları anayasa metni önerisini paylaştı.

    Güçlendirilmiş parlamenter sistem için ortaklaşan 6’lı parti, üzerinde uzlaştıkları anayasa metni önerisinde ne vaat ediyor Sosyal Demokrat Halkçı Parti döneminde milletvekilliği yapmış Hukukçu Kamil Ateşoğulları ile konuştuk.

    “GÜVENLİK KONSEPTLİ BİR CUMHURİYET YERİNE…”

    Altılı masanın, “Anayasaya özgürlükçü anlayış kazandırılacak” iddiasına karşılık Kamil Ateşoğulları’nın ilk yorumu “toplumsal beklentiye şu anda yanıt verecek bir metin değil” yönünde oldu.

    Hukukçu Ateşoğulları, “Siz bu koalisyondan gerçek manada özgürlükçü bir anayasa çıkacağı umudunu besliyor musunuz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “Bizler 2011 yılında Demokratik Anayasa Konferansı yapmıştık. Orada da Alevi Bektaşi Federasyonu olarak Alevilerin taleplerini sonuç bildirgesinde anlattık. Çoğulculuğu esas alan demokratik, sivil ve özgürlükçü bir anayasa belirlemiştik. Bir takım çatışmaların, anlaşmazlıkların çözüm noktası burada yatıyor. Öyle bir durum olunca Anadolu’da yaşayan tüm etnik yapılar, vatandaş olarak, yaşayan tüm etnik yurttaşlar olsun gerekse inançlar olsun hepsinin çözümü buradan geçiyor. Çünkü güvenlik konseptli bir Cumhuriyet yerine çoğulculuğu esas alan özgürlükçü bir anayasaya ihtiyaç var.

    Yeni metine de göz attım. Görev yerine yükümlülük getirilmiş, ‘özgürlük’ sözü de hiç kullanılmıyor. Özgürlük ismi ‘Hürriyet’e çevrilmiş durumda. Bu çalışmayı okurken aklıma şu olay geldi: Ankara Hukuk Fakültesinde Anayasa Profesörümüz Bülent Nuri Esen esprisi bol bir adamdı. Özgürlük yerine baba ev içerisinde ‘Hürriyet’ diyor, oğlu ise tam tersine Hürriyet yerine ‘özgürlük’ diyor. Çatışma devam ederken bir gün çocuk, anayasa dersine giriyor ve eve geliyor. Diyor ki ‘Baba, senin dediğin ‘Hürriyet’ de benim dediğim ‘Özgürlük’ de yanlış’. Baba ‘Neden?’ diye soruyor. Çocuk ise ‘Baba, bizim Bülent Hoca hep ‘Hörriyet’ diyor’ diye eklemiş.

    Altılı masanın anayasa çalışmasına göz gezdirdiğinde aklıma bu geldi. Yani özgürlükler hep kalkmış, onun yerine ‘hürriyet’ gelmiş. Bazı yerlerde de görev yerine ‘yükümlülükler’ gelmiş. Zaten baktığımız zaman toplumsal beklentiye şu anda yanıt verecek bir metin değil. Çünkü metnin adı ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasa Değişikliği Önerisi’ diye geçiyor.

    “ALEVİ VE KÜRT SORUNU ES GEÇİLMİŞ!”

    “Daha çok siyasi haklar, talepler üzerinde durulmuş. Örneğin Alevilerin beklediği 24. Madde hiç yok. 24. Madde, vicdan ve din hürriyeti dedikten sonra 2. fıkrasında zorunlu din dersleri var ki Alevilerin en çok beklediği konulardan bir tanesi oydu. Bir de ana dil konusunda yine es geçilmiş. Resmi değil Türkçe olabilir ama değişik kesinler kendi dillerini kendi yerellerinde okuyup, öğrenip, konuşabilmeliler. Mesela bu da yok. Yani Hem Kürtler açısından hem Aleviler açısından bu çalışma eksik. Üzerinde durulmadan geçilen ciddi maddeler var, sanıyorum bunu geride bırakmışlar. Anlaşamadıkları hususlar olabilir diye düşünüyorum. İşte onlardan biri de 24 maddedir.

    Ayrıca çalışma yaşamı, sosyal ve ekonomik haklar konusu da pek işlenmemiş. Lokavt hala devam ediyor. Ancak bunların tek amacı bir an önce parlamenter güçlendirilmiş sisteme geçmek.”

    “ESKİ ANLAYIŞ SÜRERSE ÇATIŞMALAR, KAVGALAR BİTMEZ”

    Altılı masanın anayasa taslağında ‘Eleştiri hürriyeti güvence altına alınacak’ vurgusu da yapıldı. Buradan yola çıkarak “Anayasanın 25 Maddesi’nde yapılacak değişiklik ile cezaevindeki binlerce düşünce suçlusu da özgür kalacak mı?” sorusuna ise Kamil Ateşoğulları şu yanıtı verdi:

    “Bu doğru bir tespit. Ama biliyorsunuz ki biz de bir maddenin 1. fıkrasında çok güzel şeyler söyler ama geri kalan fıkralarında ‘ama, lakin, çünkü’ diyerek onu geri alır. Sunulan metinde çeşitli kurumlar üzerinde de durulmuş. Ama orada Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genel idare yapısı içinde kalınmasına hiç değinilmiyor. Yani inançla ilgili ne varsa hep sessizce geçilmiş. Acaba bu taslağı hazırlarken şunu mu düşündüler: ‘Biz şimdi bunları yapalım, geçelim. Hükümeti kazanır da bu dediklerimizi yaparsak ondan sonra bunları gündeme getiririz’ falan mı diyorlar. ‘Yani biz gidelim İslim arkadan gelsin’ diye bir laf var, ben öyle bir yaklaşım gördüm.

    12 Eylül’ün tasfiyesi gerekiyor. Bu tasfiye için de sırf anayasada yapılan bir değişiklik değil 20’nin üzerinde yasada değişiklik yapılması gerekiyor ki gerçekten anayasanın uygulanabilmesi için ilgili yasaların da bir an önce gündeme getirilmesi lazım.

    Şimdi vurgulanması gereken noktalardan birisi de ‘Eşit Yurttaşlık hakkı’. Yani inancı, etnik yapısı, kültürü ne olursa olsun Türkiye’de çok sayıda çeşitlilik var. Eski anlayış sürerse çatışmalar, kavgalar bitmez.”

    “BU HALK LÜTUF İSTEMİYOR HAK VE ÖZGÜRLÜK İSTİYOR”

    Hukukçu Kamil Ateşoğulları, hazırlanan çalışmanın içerisinde temel hak ve özgürlüklerle ilgili “pek bir şey yok” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “ ‘Zülfü yare dokunmak’ diye bir söz var ama burada dokunulamamış. Temel hak ve özgürlükler bağlamında esas konular var onlar bu çalışmada yok. Devletin yapması gereken şeyleri kimi çalışmalara koyuyorlar ve onu da sanki bir lütufmuş gibi sunuyorlar. Bu halk lütuf istemiyor; hak istiyor, özgürlük istiyor, baskıdan kurtulmak istiyor. Her şeyden öncesi aç kalmamak istiyor. Ayrıca bu çalışmada ekonomik ve sosyal haklar geriye itilmiş. Gerçekten bugün toplumun en büyük sorunu ekonomik ve toplumsal haklardır. Çünkü bir toplumda eğer ekonomi bozuksa o toplumsal yapıyı da belirliyor. İnsanlar toplumsal değerlerini kaybediyor. Muazzam bir dejenerasyon var.”

    “ATİYE BIRAKILMIŞ BİR KONU”

    Kamil Ateşoğılları, açıklanan anayasa metninde Alevi ve Kürt toplumunun görmezden gelindiğinin altını çizdi. Mevcut anayasa taslağının ülkedeki çatışma ve tartışmalara bir karşılık olamayacağını söyleyen Ateşoğulları şu yorumda bulundu:

    “Avrupa Birliği sürecinde cami ve mescit esas alınmıştı. Ve ardından parantez açıldı ‘Cami, Mescit, Kilise, Havra, Sinagog’ denildi ama cemevi yok. Bir tek Enerji Piyasası Kurumu’nun 2003 yılında aldığı bir kararda ‘Cemevi’ diye konulmuştu. Bu yanlışlıkla olmuştu ki sonra geri çıkardılar.

    Yahya Kemal İstanbul’da bir lokantaya gidiyor ve kuzu kapama istiyor. Biliyorsunuz ki kuzu kapamanın üzeri yeşil marul, yeşil soğan ile kaplanır, altında da hep et olur. Yahya Kemal, yemeğin üzerini bir açıyor ki bir parça et var. Ama yemeğin adı ‘kuzu kapama’dır. Garsonu çağırıyor ve diyor ki ‘oğlum şuraya yanlışlıkla bir et karışmış. şunu da al götür’.

    Devletin cemevi politikası her aklıma geldiğinde bu fıkrayı da anımsar oluyorum.

    Şimdi ‘Aleviler şudur, Süryaniler böyledir’ diye tek tek anayasaya girmez. Onun yerine şunu yapabilirler: parantezin içerisine cemevini de eklerlerse büyük oranda bu konu çözülmüş olur. Ama bunlar onu yapmıyorlar. Gizli çalışmalarla ‘işte 1.500 cemevine gidip konuştuk. onların isteklerini aldık’ diyor ama kendi kurdurdukları kaba tabiri ile çakma Alevi örgütleri ile konuşmuşlar. Toplumda karşılıkları olmayan insanlarla konuşmuşlar ve onların su, elektrik talepleri sanki herkesin talebi gibi anlatıyorlar. Avrupa Birliği İlerleme Raporunda da değinildiği gibi 2004 raporunda cemevlerinin yasal statüye kavuşması Avrupa Birliği’nin aldığı bir karardır. Bunlara yaklaşmıyorlar, böyle küçük küçük lütuflarla Alevileri oyalamaya çalışıyorlar. Alevilerin isteği sloganlarında da belli; ‘Cem ibadetimiz cemevleri ibadethanemizdir’ diye bir söz var. Bizler yurttaşız, lütuf değil hak istiyoruz. Bir başka kesime ne veriliyor, ibadethaneleri nasıl tanınıyorsa bize de o şekilde yaklaşılması lazım.

    Bunlar eski dille muhataralı konular. Anlaşmazlık çıkmasın diye anlaştıkları ortak paydada bir an önce güçlendirilmiş parlamenter sistemini getirip ondan sonra ne düşünecekleri de belli değil. Yani eski dille atiye bırakılmış bir konu olarak bu devam ediyor. Böyle bir anlayış da yurt içindeki bütün çatışmaların, kavgaların, tartışmaların devam etmesi demekten başka bir şey değildir.”

  • Başkaya: Alevilere yapılan ayrım bir devlet kini haline dönüşmüş-VİDEO

    Başkaya: Alevilere yapılan ayrım bir devlet kini haline dönüşmüş-VİDEO

    PİRHA – Akademisyen-Yazar Fikret Başkaya, mevcut devlet anlayışının, Sünni ve Türk olmayanları dışladığına vurgu yaptı. Alevilere yapılan ayrımın “devlet kini” haline dönüştüğünü söyleyen Başkaya “Alevilerin rejimi değiştirmeye yönelik faaliyet göstermeleri gerekiyor. Bu rejim dahilinde onlara hayat olmaz” yorumunda bulundu.

    Akademisyen-Yazar Fikret Başkaya, ‘Çıkış Buradan’ isimli yeni kitabı ile ilgili PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    Fikret Başkaya, Yordam Kitap’tan çıkan son eserinde yaşanabilir bir toplumsal düzenin nasıl kurulacağı sorusuna cevap arıyor. Diğer eserlerinde olduğu gibi ‘Çıkış Buradan’ kitabında da kapitalizm eleştirisine devam eden Başkaya ile gündeme dair konuştuk.

    “KRİZDEN DEĞİL ÇÖKÜŞTEN SÖZ ETMEK GEREKİYOR”

    PİRHA: Özetle ‘Çıkış Buradan’ isimli kitabınızda hangi konulara odaklanıyorsunuz?

    FİKRET BAŞKAYA: Bu kitap aslında ‘Mevcut durumdan nasıl çıkılabilir?’ sorusuna odaklanıyor. Fakat bunun gerisinde de 9 kitap daha var. Onun da evveliyatında doktora döneminde yaptığım çalışmalar var.
    Yazdığım ‘Paradigmanın İflası’ kitabı iki şey söylüyor. Bir; ‘bu kafayla olmaz, bu yol bir yere çıkmaz’. Ondan sonra ‘Çığırından Çıkmış Bir Dünya’yı yazdım. O da dünyadaki durumun sürdürülemezliğine dair bir kitap… Bu da o dizinin sonuncu kitabı. Bu kitap daha çok ‘Türkiye’deki mevcut durumdan nasıl çıkılabilir?’ sorusuna odaklanıyor. 4 bölümden oluşuyor. Birinci bölüm; ‘Kapitalizmi nasıl bilirsiniz?’
    Maalesef kapitalizmin ne olduğunu kimse bilmiyor merak da etmiyor. Hayalî, 16. yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir divan şairi. Diyor ki;
    ‘Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler’.
    İnsanlar da kapitalist bir toplumda yaşıyorlar ama kapitalizmi bilmiyorlar. Dolayısıyla bu kapitalizm nasıl bir sistem, onunla ilgili bir bölüm var.
    İkinci bölüm ‘Çöküş tablosunun gerisinde ne var?’. 1920’lerden bugüne uygulanan politikaların niye iflas ettiği tahlil ediliyor.
    Üçüncü bölüm ‘Bir ülkenin tarımı nasıl çökertilir?’
    Dördüncü bölüm de kitabın başlığı olan ‘Çıkış buradan – Perspektif ve paradigmayı değiştirmek’.
    Yani burada tartışma konusu yapılan sorun şu; bu mevcut paradigma dahilinde mevcut yaklaşım ve anlayışlarla buradan bir çıkış yok. Dolayısıyla bu paradigmayı değiştirmek gerekiyor. Çünkü şu anda Türkiye’nin içinde bulunduğu durum artık ‘kriz’ kavramı ile karşılanabilir değil. Çünkü kriz dediğin zaman, denge durumundan sapmayı ifade edersin ama geri dönüşü de ima eder. Mesela kalp krizi geçirirsin, taş düşürürsün, masaj ya da baypas yaparsın vesaire. Fakat kriz geri dönüşü de ima eder. Çöküş artık geri dönüşü olmayan, sınırın aşıldığı anlamına geliyor. Türkiye’deki durum bu. Eğer bir sistem toplumun temel ihtiyaçlarını; su, ekmek, barınma, giyinme, eğitim, sağlık hizmetlerini asgari düzeyde bile karşılayamıyorsa artık orada krizden değil çöküşten söz etmek gerekiyor. Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu durum böyle ama global olarak da durum aynı aslında. Ama farklı derecelerde bir çöküş tablosuna hapsolma durumu var. O zaman yapılacak şey belli; paradigmanın dışına çıkmaktır. Bu durumdan çıkmak için bir kere bu siyaset tarzının değişmesi gerekiyor. Profesyonel politikacılar var ve politika yapmak bir meslek haline gelmiş. Sen, politika yapma hakkını ona devretmişsin. Onlar da manipüle ediyor vesaire. Politikanın herkesin işi haline gelmesi gerekiyor. Yani siyaset bir uzmanlık konusu olmayacak, herkesin işi olacak. İkincisi ne var ne yok her şeyi gasp ettiler, yağmaladılar, talan ettiler, özelleştirdiller. Yani doğayı yağmalayıp, yaşamın temelini aşındırdılar. O zaman yapılacak şey; toplumdan çalınmış ne varsa onları tekrar topluma mal etmek; yani kamulaştırmak, yani sosyalleştirmek.

    “AÇLIKLA YÜZLEŞMEK DURUMUNA GELMİŞ SİSTEM İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    -Bir önceki kitabınız ‘İklim Krizi ve Ekolojik Yıkım’da da kapitalizm eleştirisi ve sermayenin doyumsuzluğuna işaret ediyordunuz. Bugün kıtlık krizi çokça konuşulur oldu. Nasıl bir dünya yarattık sizce?

    Tarımı piyasaya terk edersen sonu açlık ve sefalet olmak zorunda. Çünkü piyasaya terk ettiğin zaman dışarıyla olan ilişkiye göre tarımsal üretim belirleniyor. Yani gıda güvenliğini ortadan kaldırıyor. Şu an Türkiye’nin durumu bu, fakat bir şey var; burası Mezopotamya ve tarımın ilk keşfedildiği yer. Ama durum ne? Dikkat edin buğday, mısır, saman; her şey ithal ediliyor. Burada üretilenin girdisi de zehirler, yapay gübreler… Yani tarım neo-liberal politikalara teslim edildiği için şu anda bir çöküş tablosu var. Yani gıda güvenliği ve egemenliği tamamen ortadan kalkmış durumda. Bu ne demek oluyor? Her an açlıkla yüzleşmek durumuna gelmiş bir sistem ile karşı karşıyayız.

    “YIKIM, YAŞAMIN TEMELİNİ AŞINDIRMA PROJESİ”

    -Marx, kapitalizmin dünyada canlı yaşamını riske attığını ifade ediyordu. Türkiye’de durumlar nasıl peki? ‘Beşli çete’ denilen grubun olumsuz denecek faaliyetlerini nasıl yorumlarsınız?

    Bu kapitalist sistem artık yeni değer üretemiyor. Fazla değer üretemediği için de zorlanıyor. Fakat sermaye, büyümek zorunda olan bir şeydir. Büyümeden var olamaz. O zaman çareyi canlıyı metalaştırmak ve doğayı yağmalamakta buluyor. Bu büyük projelerle yapılan doğa yağması, doğanın metalaşması; yani bu büyük projeler ihtiyaç olduğu için yapılmıyor. Birilerini iş alanı açmak, zengin etmek için yapılıyor. Yani şöyle bir soru sorulmuyor: Buraya böyle bir köprü gerekiyor mu? Ya da Şu anda uygun mu?
    Mesela benim memleketim Denizli. Denizli ile Aydın arasında duble yol var. Buna rağmen bir de otoyol yapıyorlar. Şimdi orada bir otoyol yapımı demek, binlerce hektar tarım alanının tarım dışına atılması demek. Bu sadece mantıksız bir durum değil aynı zamanda utanılacak bir durum. Yani bunlara bir de hastane ise hasta garantisi veriliyor yol ise geçiş garantisi, havaalanı ise uçuş garantisi veriliyor. Yani yapacakları kar önceden belli ama bunlar normal ker değil, abartılı. Bunlar yıkım projesi. Yaşamın temelini aşındırma projesi. Bir takım adamları zengin etme projesidir. Yalnız niye bu beşliye öylesine çok veriliyor sanıyorum ki aralarında bir anlaşma var. Paranın bir kısmını herhalde partiye aktarıyorlar ki yoksa bu akıl alır gibi değil.

    “ALTILI MUHALEFETİN PARADİGMASI ESKİ”

    -Güncel siyasete bakışınız nasıl? Altılı muhalefet, iktidara gelir mi sizce?

    İktidarı potansiyel olarak almaları mümkün fakat taşı yerinden oynatmaları o kadar mümkün değil. Çünkü bunların paradigması eski. Yani bunlar, geleneksel siyaset dahilinde şu andaki profesyonel politikacılar. Geleneksel politika dahilinde meselelere yaklaşıyorlar. Bunlar iyice gemi azıya aldılar. Asgari hukuk düzeyine gelindi ve her şeyi tamamen düzlediler. İktidar değiştiğinde kısmı bir rahatlama olsa da taşı yerinden oynatmaları; yani patinaj yapan aracı oradan kurtarmaları bana mümkün görünmüyor. Bir kere toplumdan çalınanı ona geri vermek gerekiyor. Programlarında öyle bir şey yok. Yani kamuya ait olması gereken ne varsa bunları topluma mal edeceksin. Radikal bir planlama uygulayacaksın.
    Bu altılı muhalefetin dışında kalan veya sağ muhalefet unsurlarının dışında kalan ne kadar varsa onların ortak hareket etmeleri gerekiyor. İkirciksiz olarak bir ittifak dahilinde ama örgüt düzeyinde bir ittifak değil, fiilen arazide de radikal bir muhalefet yürütmeleri gerekiyor. Aralarındaki saçma sapan ayrılıkları falan bir yere bırakmaları gerekiyor. İşte o zaman öbür tarafı da etkileyebilir, denkleme yeni bir unsur olarak katılabilirler ve sürecin ileriki döneminde rotasının belirlenmesinde etkili olabilirler.

    – Peki ezilenler; Kürtler, Aleviler, kadınlar ve daha nice kesimler… Onlar nerede birleşmeli dersiniz?

    Muhalefet deyince akla HDP ya da yanındaki unsurlar geliyor. Dolayısıyla bir kere şu anda Kürtlere yapılan muamele ortadayken Tabii ki HDP’nin desteklenmesi gerekiyor.

    “ZATEN HİÇBİR ZAMAN LAİK OLMAMIŞ BİR REJİM, SON DÖNEMDE GEMİ AZIYA ALDILAR!”

    -Milli Eğitim de ülkemizin bir diğer sorun yumağı. Şimdi de Diyanet Akademisi kuruluyor. Ne anlam ifade ediyor sizce?

    1945 sonrasında toplumu adım adım dincileştirdiler. Bunda NATO’nun da rolü var ama o süreç 1971 ve 1980 darbesinde hızlandı. 1980’den sonra gericileşmenin önü sonuna kadar açıldı. Bu 20 yıldır da dinci bir iktidar var. Türkiye zaten hiçbir zaman laik bir ülke olmadı. Devletin göbeğinde, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum olan yerde laiklikten söz edilemez. Çünkü siyasetle dinin ayrılması gerekiyor ama devletin göbeğinde koskocaman Diyanet var ve birçok bakanlıktan daha çok bütçeden pay alıyor. Fakat dine harcanan sadece Diyanetin bütçesi değil, imam hatip okulları, ilahiyat fakülteleri yani 25-30 milyarlık bir kaynak Sünni unsurların finansmanına harcanıyor. Bir kere hiç laik bir ülke olunmadı ama son dönemde gemi azıya aldılar. Yani ölçü kaçmış bulunuyor. İşte mesela yakın zamanda yapılan eğitim şurasında anaokulu çağındaki çocuklara din eğitimi kararı alındı. Radikal olarak laik bir ülke için harekete geçmek gerekiyor. Bu Diyanet Akademisi falan bu saldırının son aşaması. Bu Diyanet Akademisi ile yani toplumu olabildiğince dincileştirmek istiyor. Amaç ise şu; çocukların bilincini köreltmek, köleleştirmek. Ne kadar köleleştirirlerse o kadar yöneteceklerini düşünüyorlar. Onun için ‘Türkiye laiktir laik kalacak’ sloganının bir karşılığı yok. Eğer demokrasi istiyorsan laiklik olmadan olmaz. Demokrasinin olmazsa olmazı laikliktir. Laiklik de kimsenin dini, imanı ile uğraşmak değil. Siyasetle dini tamamen ayırmak gerekiyor. İşte o zaman laiklikten söz edilebilir. Türkiye’de bir sürü kavram var ama içi boş. Yani ideolojik netleşme gerekiyor. Zaten hiçbir zaman laik olmamış bir rejim şu anda da tamamen gericileşmiş durumda.

    “ALEVİLERE YAPILAN AYRIM BİR DEVLET KİNİ HALİNE DÖNÜŞMÜŞ”

    -Mevcut iktidarın, Alevi toplumuna yaklaşımını ve toplumun, baskıcı politikalara karşılık mücadelesini nasıl yorumlarsınız?

    Rejim için muteber olan insan; Türk, Müslüman, Sünni ve Hanefi olacak. Bu dört yoksa onu dışlıyor ve kendinden saymıyor. Sonra da laiklikten bahsediyorlar vesaire. Yani Alevilere yapılan ayrım bir devlet kini haline dönüşmüş. Alevilerin rejimi değiştirmeye yönelik faaliyet göstermeleri gerekiyor. Bu rejim dahilinde onlara hayat olmaz. Yani kapitalist toplumu aşmak, bu rejimi değiştirmek… Yoksa Alevilere huzur asla vermezler. Çünkü ırkçı bir rejim bu. Bir de tabii dinde bu kadar Sünni damar, bu kadar gemi azıya aldığı bu ortamda Alevilerin oradan olumlu bir şey beklemesi düşünülemez. Radikal olarak resmi ideolojiye karşı çıkmaları gerekiyor. Şu anda resmi ideolojiye karşı çok radikal bir mücadele ettiklerini söyleyemem. Yani bu resmi ideoloji, bu rejimin, insanların bilincini dumura uğratıyor. Resmi ideoloji ile mücadele etmeden, ondan kurtulmadan sadece Alevilere değil kimseye rahat bir durum yok.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

     

  • CHP’li Torun: Hiçbir belediye başkanımız Türkiye Belediyeler Birliği’nin toplantılarına katılmayacak-VİDEO

    CHP’li Torun: Hiçbir belediye başkanımız Türkiye Belediyeler Birliği’nin toplantılarına katılmayacak-VİDEO

    PİRHA-Türkiye Belediyeler Birliği’nin (TBB) kaynaklarının neredeyse tümünün Cumhur İttifakı belediyelerine aktarıldığını savunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, “CHP’nin hiçbir belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği toplantılarına katılmayacak, bu adaletsizliği protesto edecektir.
    Hiçbir belediyemizin hakkını hukukunu bu partizan yönetim anlayışına yedirmeyeceğiz” diye konuştu.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Ordu Milletvekili Seyit Torun, Türkiye Belediyeler Birliği’nin (TBB) kaynaklarının büyük çoğunluğunun Cumhur İttifakı belediyelerine aktarıldığını öne sürdü. CHP’li hiçbir belediye başkanının TBB toplantılarına katılmayacağını belirten Torun, “Bu tutumumuz, Türkiye Belediyeler Birliği’ndeki hukuksuzluk sona erene kadar devam edecektir” dedi.

    “CHP’Lİ HİÇBİR BELEDİYE BAŞKANI, TBB TOPLANTILARA KATILMAYACAK”

    CHP Genel Merkezi’nde konuya ilişkin basın açıklaması düzenleyen Torun, “Birlik yönetimindeki partizanlık artık ayyuka çıkmıştır. Türkiye Belediyeler Birliği artık “Cumhur İttifakı Birliği” haline gelmiştir. Encümen üyelerimiz, bugün Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı Fatma Şahin başta olmak üzere Birlik yöneticileri hakkında görevi kötüye kullanmaktan suç duyurusunda bulunacaktır. CHP’nin hiçbir belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği toplantılarına katılmayacak, bu adaletsizliği protesto edecektir. Bu tutumumuz, Türkiye Belediyeler Birliği’ndeki hukuksuzluk sona erene kadar devam edecektir” ifadelerini kullandı.

    “MUHALEFET BELEDİYELERİNE KARŞI AÇIK BİR AYRIMCILIK YAPILMAKTADIR”

    “Ülkemiz, siyasi iktidarın yanlış politikalarının neden olduğu çok zor bir sürecin içinden geçiyor” diyen Torun, iktidar tarafından CHP’li belediyelerin önünün kesildiğini söyledi. Vatandaşa hizmet edecek projelerin engellendiğini kaydeden Torun, şöyle konuştu:

    “Belediyelerimizin yetki ve gelirleri ellerinden alınıyor, belediye başkanlarımız hakkında haksız soruşturmalar başlatılıyor, vatandaşa hizmet edecek projelere engeller çıkarılıyor. Bunlar da yetmiyor, belediyelerimizin hakkı olan kaynaklar dahi tamamen partizan politikalarla ellerinden alınıyor. Bu sorunlu anlayışın son örneğini Türkiye Belediyeler Birliği’nde yaşıyoruz.

    Türkiye Belediyeler Birliği, siyasi parti ayrımı gözetmeksizin tüm belediyelerin hak ve menfaatlerini korumak amacıyla kanunla kurulmuştur. Ülkemizdeki her belediye, birliğin doğal ve zorunlu üyesidir. Birliğin bütçesi, genel bütçeden belediyelere aktarılan paylardan kesilerek oluşturulmaktadır. 2019 yerel seçimlerinden bu yana, Birlik bütçesinin yüzde 50’den fazlası sadece Cumhuriyet Halk Partili belediyelerden kesilen paylarla sağlanmaktadır. Sadece 2020 yılında, belediyelerimizden 86 milyon liralık kaynak kesintisi yapılarak Birliğin bütçesine aktarılmıştır. Ancak üzülerek ifade ediyoruz ki Birlik yönetimi, bu bütçeyi adaletsiz ve partizanca kullanmaktadır. Birliğin kaynaklarının neredeyse tamamı Cumhur İttifakı belediyelerine aktarılmakta, muhalefet belediyelerine karşı açık bir ayrımcılık yapılmaktadır. Birlik yönetimi, kaynakları adil olmayan keyfi politikalarla harcarken hesap verme ilkesini de rafa kaldırmıştır.”

    “PARTİZAN POLİTİKALAR SADECE TBB İLE SINIRLI DEĞİLDİR”

    Torun, belediyelerin yasal olarak TBB’den ayrılmalarının mümkün olmadığını kaydetti. “İktidarın partizan politikaları sadece Türkiye Belediyeler Birliği ile sınırlı değildir” diye konuşan Torun, son olarak şunları söyledi:

    “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı başta olmak üzere pek çok kurumun belediyelerimizin hakkı olan kaynakları nasıl kendi çevresine aktardığını anlatmaya devam edeceğiz. Vatandaşlarımıza da sesleniyoruz: Bu iktidar, sizin vergilerinizden oluşan kaynakları sadece kendi çıkarları için kullanmakta ve size yapılacak hizmetleri açıkça engellemeye çalışmaktadır. Ancak gururla söylüyorum ki bizim belediyelerimiz, iktidarın veremediği hizmetleri vatandaşlarımıza ulaştırmakta ve iktidarın yapamadığını yapmaktadır.

    İşte iktidarın korkusunun nedeni budur. Bizim belediyelerimiz, tüm baskılara rağmen vatandaşlarımızın yanında olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Belediye başkanlarımız, seçim sonuçlarını içine sindiremeyen iktidarın çıkardığı tüm engelleri halkımızla aşmıştır ve aşmaya da devam edecektir. Bizim belediyelerimizin yeri, halkımızın yanıdır. Herkes bilmelidir ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hiçbir belediyemizin hakkını hukukunu bu partizan yönetim anlayışına yedirmeyeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Şenel’in seçim vaadi: En büyük cemevini Keçiören’e yapacağız

    Şenel’in seçim vaadi: En büyük cemevini Keçiören’e yapacağız

    PİRHA – CHP-İYİ Parti İttifakı’nın Keçiören Belediye Başkan Adayı Güçlü Şenel, başkan seçilmesi durumunda Ankara Keçiören’e Türkiye’nin en büyük cemevini yapacağını söyledi. Şenel, kenti kurulacak mahalle meclisleri ile yöneteceğini, bu sayede halkın yönetime doğrudan katılımının sağlanacağını da sözlerine ekledi.

    Millet İttifakı’nın Ankara Keçiören Belediye Başkan Adayı Güçlü Şenel, Alevi yurttaşlarla bir araya geldi. Belediye başkanı olması durumunda ülkenin en büyük cemevini Keçiören’de inşa edeceğini söyleyen Şenel, Alevi vatandaşların ibadetlerini rahatça yapabilecekleri, yaklaşık 10 dönümlük cemevi kompleksi yapacaklarını belirtti. Şenel, cemevinin tüm giderlerinin belediye tarafından karşılanacağını da sözlerine ekledi.

    Belediye başkan adayı Şenel’in vaatleri arasında ‘Mahalle meclisleri’ formülü de yer aldı. Bu sayede toplumun tüm kesiminin yönetimde olacağını ifade eden Şenel, “Meclisler, dernek başkanları, mahallenin okul müdürleri, cami imamı ve Alevi dedelerinden oluşacak” dedi.

    10 DÖNÜMLÜK CEMEVİ VAADİ

    Şenel, Keçiören ilçesinde büyük bir cemevinin olması gerektiğine vurgu yaparak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Aleviler bu ülkenin öz evlatlarıdır. Keçiören’de maalesef büyük bir cemevimiz yok. Cemevi Derneği’ne on yılda zorla Ovacık’ta 345 metrekarelik bir yer verdiler. O da 80 bin lira karşılığında lütfettiler. Bu alan yetmez. Eğer o arsanın olduğu yerde milli emlak arazisi varsa arsayı büyüterek on dönümlük büyük bir cemevi yapacağız. Burası Türkiye’nin en büyük cemevi olacak. Ben bu sözü verirken sizlere de güveniyorum. Çünkü belediyeyi kadınlarımız ve gençlerimizle idare edeceğiz. Bu gücü sizden alacağız.“

    “BEN BU HİZMETE TALİBİM”
    Şenel, seçim anketlerinde Keçiören ilçesinde önde olduklarını da iddia ederek “Rakibim Turgut Altınok’un adı var canı yok. Daha önce üç dönem belediye başkanlığı yaptı artık dinlensin. Keçiören’i yeni bir yüz idare etsin. Benim belediyeyi almam demek bizim almamız demektir. Çünkü Keçiören’de doğmuş, büyümüş, Keçiören’in karında kışında yaşamış bir evladınız olarak ben bu hizmete talibim” dedi.

    PİRHA / ANKARA

     

  • HDP Vekil Adayı Korkutan: Muaviyelere karşı Hüseyin olup direnen HDP’dir-VİDEO

    HDP Vekil Adayı Korkutan: Muaviyelere karşı Hüseyin olup direnen HDP’dir-VİDEO

    PİRHA-HDP İstanbul 2. Bölge Milletvekili Adayı Tülay Korkutan, sosyalist mücadeleye başlamasında Alevi inancına mensup olmasının etkili olduğunu kaydetti. “Bu ülkede bir Alevi sorunu yok, bu ülkenin Alevilikle ilgili bir sorunu var. Alevilik anlayışıyla o inancın o felsefenin kendisiyle ilgili bu düzenin ve bu sistemin, bu devletin bir sorunu var” dedi. Korkutan, Alevileri ‘Bir oy HDP’ye bir oy Demirtaş’a’ vermeye çağırdı.

    Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı Yukarı Gündeş Köyü’nde doğan Tülay Korkutan, Türkmen Alevilerinden. Küçük yaşlarda ailesiyle birlikte İstanbul’a göç eden Korkutan, sosyalist mücadeleyle lise yıllarında tanışmış. Korkutan o yılları şöyle anlatıyor:

    MÜCADELEYE GİRİŞ

    “Liseye başlarken İmece Kadın Dayanışma Derneği Esenyurt’ta bizim mahallede bir dernek açtı. O zaman kadınlar kahvesiydi ve mahalledeki birçok kadın da derneğe gelip gidiyorlardı. Orada çeşitli dayanışma etkinlikleri oluyordu. Hem kadınların kendilerinin üretebildikleri hem de tiyatro kursları gibi etkinlikler. Oraya gelen üniversiteli kadınlar çocukların derslerine yardımcı oluyorlardı. Benim de annem, halalarım ve mahalledeki birçok kadın İmece’ye gidiyorlardı. Kütüphanesi vardı ben de kitap almak için gittim. Orada hem kadın mücadelesine girmiş oldum lisedeyken hem de annem ve halalarım da İmeceli oldular. Aktif kadın çalışması yapıyorduk birlikte, 8 Mart’lara katılım, mahalledeki kadınlarla çeşitli etkinlikler.”

    10 yılı aşkın bir süredir sosyalist mücadelenin içinde olan Korkutan, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) üyesi ve aynı zamanda KHK ile kapatılan Dayanışma Evleri Derneği’nin Yönetim Kurulu Üyesi. Alevi oldukları için sol düşüncenin daha bir hakim olduğunu ifade eden Korkutan, aileden ve ötekileştirilen Alevi inancından aldığı mücadeleyi HDP’de sürdürüyor. Korkutan neden HDP’de siyaset yaptığını ise şöyle anlatıyor:

    “BİR KADIN OLARAK KENDİMİ HDP’DE DAHA İYİ TEMSİL EDEBİLİYORUM”

    “Ben bir feministim, sosyalistim. Aynı zamanda ve şu anda gerçekten de Türkiye’deki o siyasi arenanın içerisinde gerçek bir barıştan bahseden, eşitlikten, demokrasiden, kadın özgürlüğünden ve bunu da kendi parti programına alan, bunun için mücadele eden HDP. En nihayetinde bugün eş başkanlık dediğimiz şey sadece HDP’de var. Eşit temsil HDP’de var, kadın kotası HDP’de var, ezilenlerin, emekçilerin, işçilerin sesinin duyulduğu ve duyurduğu, kendisinin de işçilerin de emekçilerin de kendisini var ettiği parti HDP. Bu anlamda da ben kendimi çok yakın hissediyorum HDP’ye. Hem ideolojik olarak yakın hem de gerçekten de bir kadın olarak kendimi daha iyi orada temsil edebiliyorum. Diğer partilerde ‘erkekleşmen’ gerekiyor siyaset yapabilmen için, kendi özlüğünden vazgeçmen gerekiyor. Ama HDP’de herkes kendi bulunduğu yerde siyasetini yapıyor. Kadınlar kendileri meclislerinde örgütleniyor, çevreciler ekoloji meclislerinde örgütleniyor, emek komisyonları var. O yüzden insanlar kendisini nasıl hissediyorsa gelip orada siyaset yapabiliyor. O yüzden elbette ki HDP dedim ve HDP’den aday oldum.”

    “HDP ÖTEKİLEŞTİRİLEN HER KESİMLE İTTİFAK İÇERİSİNDE”

    Konuşmasında seçimler için oluşturulan ittifaklara ve HDP’nin bu ittifakların dışında bırakılmış olmasına değinen Korkutan, Cumhur İttifakı ile yan yana gelmelerinin söz konusu bile olmadığını, Millet İttifakı’nda da HDP’nin bilerek dışarıda bırakıldığını ancak bunun iyi bir şeye neden olduğunu söyledi. HDP’nin kendi öz gücüyle ayakta durabildiğini gördüklerini ifade eden Korkutan, “HDP sadece seçimlerde sosyalistlerle, emekçilerle ya da kadınlarla ittifak içerisinde değil. HDP kurulduğundan bu zamana kadar bu ülkede ezilenler, ötekileştirilen her kesimle, her inançla ittifak içerisinde. Bunu da kendi kurduğu demokrasi, emek ve barış ittifakıyla ortaya koyacaktır 24 Haziran’da. O yüzden diğer ittifaklar hele ki Cumhur İttifakı kendisi de bir faşist bloğun ittifakı o anlamda biz kendi durduğumuz ittifakta 24 Haziran’da bu ülkenin ötekileştirilmişleri bir cevap verecektir faşist blokun kendisine.” İfadelerini kullandı.

    “BUGÜNÜN MUAVİYELERİNE KARŞI HÜSEYİN OLUP DİRENEN HDP’DİR”

    Tayyip Erdoğan’ın seçim vaadi olarak cemevlerine yasal statü vereceğini açıklamasını eleştiren Korkutan, şöyle konuştu:

    “Cemevlerine cümbüş evi diyen, cami-cemevi projelerine imza atan, bu zamana kadar Alevilerin bütün taleplerine karşı gelen bir iktidar bugün seçimlerde malzeme olarak kullandı. Aleviler mutlaka bunu göreceklerdir. Çünkü bu ülkede bir Alevi sorunu yok, bu ülkenin Alevilikle ilgili bir sorunu var. Bu zamana kadar Aleviliğin kendisi yok sayılmış, görmezden gelinmiş, ibadet yerlerine cümbüş evi denmiş durumda. O yüzden Alevi inancının felsefesiyle ilgili bu düzenin, sistemin, bu devletin bir sorunu var. Aleviler, bu zamana kadar birçok katliama maruz kalmış bir kesim. Dersim’den, Koçgiri’den en son Sivas’a, Çorum’a, Maraş’a kadar. O yüzden Aleviler 24 Haziran’da da kime oy vereceklerini mutlaka bilirler. Çünkü Alevilik inancında hep ezilenin yanında durmak vardır. Zalime karşı mazlumun yanında durmak vardır. Böyledir felsefesi. Kerbela’da nasıl ki Hüseyinler o Muaviye anlayışına karşı mücadele ettilerse bugün Aleviler de gerçekten de bugünün temsilcisi Muaviyelere, Yezitlere karşı mutlaka mücadele edeceklerdir, ediyorlar da. Bu anlamda bugünün Yavuz Selim zihniyetinin temsilcileri bugün AKP-MHP sağ faşist ittifakın içerisinde kendisini barındırıyor. O yüzden Alevilerin anlayışı olan ‘72 millete bir nazarda bakmayı’ temsil eden parti bugün HDP. Bugün 72 milletin neredeyse hepsi olamasa da birçoğunu içinde barındıran ve onların kendi talepleriyle mücadele etmesini sahiplenen ve bu anlamda mücadele eden tek parti HDP. Aleviler de HDP’nin etrafında birleşmeli. Çünkü bugünün Muaviyelerine karşı gerçekten Hüseyin olup, Pir Sultan olup direnen HDP’dir.”

    Alevileri HDP’nin etrafında birleşmeye çağıran Korkutan, Alevileri ‘Bir oy HDP’ye bir oy Demirtaş’a’ vermeye de çağırmış olalım” dedi.

    Suay ABAK/Oktay ASLAN
    İSTANBUL

  • Eski İHD Elazığ Şube Başkanı Demir: Seçim, eşitsizlikler arasında yapılıyor-VİDEO

    Eski İHD Elazığ Şube Başkanı Demir: Seçim, eşitsizlikler arasında yapılıyor-VİDEO

    PİRHA – 24 Haziran seçimlerine ilişkin PİRHA’ya konuşan Eski İnsan Hakları Derneği (İHD) Elazığ Şube Başkanı Cafer Demir, “Özgürlükleri kısıtlayan bir rejim altında seçime gidilmektedir. Bu durum insan hakları ve demokrasi açısından hem de siyaset kültürü açısından olumsuzdur” dedi. 

    İHD’nin eski Elazığ Şube Başkanı, Yazar Cafer Demir, 24 Haziran seçimlerine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Demir, “OHAL rejimi ülkede öteden beri kullanılmakta olan demokratik hak ve özgürlüklere sınırlandırma getirilmesidir. Yani siz istediğiniz yerde miting yapamazsınız, siz istediğiniz şekilde konuşamazsınız, siz istediğiniz yerde afiş asamazsınız. Bu bakımdan özgürlükleri kısıtlayan bir rejim altında seçime gidilmektedir. Bu durum insan hakları ve demokrasi açısından hem de siyaset kültürü açısından olumsuzdur. Seçim eşitlik ile değil eşitsizlikler arasında yapılmaktadır” dedi.

    “EŞİTSİZLİKLER ARASINDA SEÇİME GİDİLİYOR”

    Demir, partilerin eşit siyaset hakkına ilişkin şunları belirtti:

    “Bir yanda devlet iktidarını kendi çıkarı açısından en iyi şekilde kullanan bir iktidar var. Bir de tüm baskılara karşı göğüs geren, başta eş başkanları olmak üzere birçok üyesi cezaevinde olan bir partiyle seçime gidiliyor. Bu seçime eşitsizlikler arasında gidiliyor. Dolayısıyla demokratik bir yönü yoktur.”

    “İKİ İTTİFAK DA İTTİHAT TERAKKİ KÜLTÜRÜNÜ BENİMSEMEKTEDİR”

    Cumhur ve Millet ittifakına ilişkin düşüncelerini dile getiren Demir, “HDP diyor ki; biz Türkiye’de çeşitli milliyetlerden, çeşitli inançlardan insanlarla ittifak yapıyoruz. Diğer bloklar da birbirlerine çokça yabancı değiller. Her iki ittifak, İttihat ve Terakki kültürünü benimsemekte ve o yönde gitmektedir. Türk-İslam sentezine uygun politikalar üretmektedirler” diye konuştu.

    Demir, “Hem Cumhur hem de Millet ittifakına baktığımızda, bu ülkenin temel sorunlardan biri Kürt sorunudur, Kürt sorununun çözümünde net, anlaşılır, açık bir taahhüt yoktur. Ayrıca inançsal olarak baktığımızda Alevi inancı üzerinde çok büyük bir baskı var ve hala 1925 tarihli 677 sayılı kanun yürürlükte ve bu kanun devrim kanunu sayılmasından dolayı kaldırılamıyor ve Alevi inancı bugün bir tahakküm altındadır. Gerek Cumhur ittifakının gerekse Millet ittifakının bu yönde açık bir söylemi yoktur” dedi.

    “EZİLEN KESİMİN GELECEK KAYGISI VAR”

    Türkiye’de ezilen kesimin, çeşitli milliyet ve inançlardan olan insanların gelecek kaygısı olduğuna dikkat çeken Demir, “Ülke KHK’lerle yönetilecek. Bir sabah kalktığımızda işinize son verildiğini görürsünüz ve gidebilecek bir yeriniz de yoktur. Bugün OHAL rejiminde idarenin tasarrufu yargı denetimine tabi değildir” dedi.

    “Halbuki demokrasilerde üç kuvvetin ayrılığı söz konusudur” diyen Demir, “Yargı bağımsız değilse; idareyi denetleyecek bir kurum yok demektir. Bu da yönetenlere sınırsız yetki hakkı tanıyor ve bugün bu hakkı kullanıyorlar” diye konuştu.

    ELAZIĞ/PİRHA