Etiket: milli eğitim

  • ‘ÇEDES ile başta Aleviler olmak üzere farklı kimlikler hedef alınmakta’

    ‘ÇEDES ile başta Aleviler olmak üzere farklı kimlikler hedef alınmakta’

    PİRHA – Milletvekili Cengiz Çiçek, ÇEDES uygulamasının araştırılması amacıyla TBMM Başkanlığı’na araştırma önergesi verdi. Çiçek, “AKP, nüfusun Sünnileştirilmesi için eğitim alanını seferber etmiştir” diye de belirtti.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Milletvekili Cengiz Çiçek, ÇEDES projesinin araştırılması amacıyla Meclis’e araştırma önergesi verdi.

    İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, sunduğu önergede “ÇEDES ile uygulamaya konan politikaların farklı kimliklere etkisinin tespit edilmesi, eğitim alanının siyasi müdahalelerden uzak tutulması ve bilimsel-özerk-ücretsiz-anadilinde eğitimin gerçekleştirilmesi için yol haritasının belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz” diye belirtti.

    “TEK TİPLEŞTİRMEYE YÖNELEN İDEOLOJİK SALDIRI”

    Milletvekili Çiçek, önergesinin “Gerekçe” bölümünde AKP’nin, eğitim sistemi üzerindeki siyasi amaçlarına vurgu yaparak şu yorumda bulundu:

    “Türkiye’de eğitim alanı ve genç nesiller rejim için her daim makbul vatandaşlar yetiştirme ve nüfus mühendisliğinin alanı olmuştur. Cumhuriyetin ilk dönemlerinden itibaren merkeze bağlanan ve tek tip yurttaş yetiştirme aracı olarak görülen eğitimde gençlere biçilen misyon kendini gerçekleştirmesi, bilimsel eğitim alması, eleştirel ve yaratıcı düşünsel gelişimin sağlanması değil; rejimim muhafızı, tekçilik esaslı rejimin işlevsel parçası olmasıdır.

    Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana iktidarlar değişmiş, siyasal konjonktür ve iç-dengeler dönüşmüş ama eğitime biçilen misyon ve gençlerin bu misyon içindeki konumlandırılması özünden bir şey kaybetmemiştir. Değişen tek şey öz değil, kabuk olmuştur. İktidarlar değiştikçe eğitim politikalarıyla oynanmış; her bir iktidar söz konusu misyonun özüne dokunmadan kendine göre bükmek istemiştir.

    AKP, 2002 yılından beri hükümetleri boyunca eğitim sistemiyle ve içeriğiyle en fazla uğraşan iktidarlardan biri olmuştur. Eğitim sistemine yaklaşımı özelleştirme ve ideolojikleştirme gibi iki eksende etkisini göstermiştir. İlk eksende, özel okullar ve eğitim öznelerinin güvencesiz çalışmasını esas alan, özellikle 4+4+4 sistemiyle sermayeye ucuz iş gücü temin etmeyi temel motivasyonlarından biri haline getiren AKP, kuşakları kapitalist üretim ilişkilerinin hizmetine sunmaya çalışmaktadır. Diğer eksende ise teolojik kökleriyle çok da ilgisi bulunmayan, modern yönetim tekniklerini esas alan bir ideolojik formasyonla sünnileştirmeyi tanımlamış ve nüfusun sünnileştirilmesi için eğitim alanını seferber etmiştir.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Millî Eğitim Bakanlığı’yla ilişkisini çeşitlendirerek sınıflara kadar yayılan bir tek tipleştirme ideolojik saldırısını esas almıştır. Türkiye toplumundaki farklı ulusal ve inançsal toplulukları en ince tahakküm stratejileriyle tek tipleştirmeye yönelen ideolojik saldırılardan biri de ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında gerçekleşmektedir.

    Millî Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ÇEDES projesiyle hayata geçirilen bu uygulama, manevi danışman ataması başta olmak üzere birçok girişim ve özellikle Türk-Sünni kimlik yapısına sahip olmayan bölgelerde yoğunlaşmaktadır.

    Kuşkusuz ki ÇEDES ile sadece başta Aleviler olmak üzere farklı kimlikler hedef alınmaktadır. Aynı zamanda toplumun tümü aynılaştırılmak ve tek tipleştirilmek istenmektedir. Bu yönüyle iktidarın devlet kurumlarını hizmetine alarak topluma açtığı ideolojik-politik bir saldırıdır.

    Bu kapsamda, ÇEDES ile uygulamaya konan politikaların farklı kimliklere etkisinin tespit edilmesi, eğitim alanının siyasi müdahalelerden uzak tutulması ve bilimsel-özerk-ücretsiz-anadilinde eğitimin gerçekleştirilmesi için yol haritasının belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasını talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • AKP’nin laiklik karşıtı eğitim açıklamasına Türk Tabipler Birliği’nden de tepki geldi

    AKP’nin laiklik karşıtı eğitim açıklamasına Türk Tabipler Birliği’nden de tepki geldi

    PİRHA-Türk Tabipleri Birliği (TTB) Okul Çalışma Grubu ve Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in karma eğitim karşıtı açıklamasına tepki gösterdi. Yazılı bir açıklama yapan TTB, karma eğitimin laik, çağdaş eğitimin bir parçası olduğunu vurgulayarak, “Eğitim alanındaki çağın gerisindeki ve cinsiyetçi uygulamalara karşı çıkıyoruz” dedi. 

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in “Veliyi ikna etmek için biz, gerekirse kız okulları da açabilmeliyiz, veli isterse çocuğunu kız okullarına gönderebilmeli” sözlerine bir tepki de Türk Tabipleri Birliği‘nden (TTB) geldi.

    TTB, karma eğitim tartışmalarının sonuçlarının öğrencilere etkilerine vurgu yaparak, “Karma eğitimi tartışmak bilimsel veya pedagojik değil, politiktir; sonuçları, öğrencileri ruhsal ve fiziksel olarak etkileyecektir” dedi.

    “KARMA EĞİTİM, CİNSİYET EŞİTLİĞİNİ ÖĞRETMENİN EN İYİ YOLUDUR”

    Türk Tabipleri Birliği, tek cinsiyetli okulların sosyal ve duygusal gelişimi aksatıcı etkiler gösterdiğinin de altını çizdi. Açıklama şöyle devam etti:

    “Okullar akademik kazanımların yanı sıra sosyal ve duygusal öğrenmenin eşitlikçi ve barışçı bir ortamda birbirine karşı güvene dayalı bir iklim içinde yaşanarak sağlandığı gelişim ortamlarıdır. Tek cinsiyetli okullar bu ortamın temel özelliklerini taşımadıklarından ötürü sosyal ve duygusal gelişimi aksatıcı etkiler gösterirler. Laik, çağdaş eğitimin önemli parçası olan karma eğitimle öğretim, kız-erkek öğrencilerin aynı ortamda öğretim görmesiyle birlikte sağlıklı oluşabilmekte, kadın-erkek eşitliğini yaşama geçirmeyi kolaylaştırmaktadır. Bu şekilde daha dengeli kişilikler oluşmakta, farklı cinslerin birbirine ve farklılıklarına saygı göstermesi eğitim süreci içinde öğretilebilmektedir. Erkek ve kız öğrencilerin karma eğitimine dinsel ve cinsiyetçi gerekçelerle karşı çıkmak ve tek cinse dayalı eğitimi savunmak, okulların sadece öğrenme değil; aynı zamanda çocuklar ve gençler için sosyalleşme mekânları olduğu gerçeğinin göz ardı edilmesi, öğrencilerin cinsiyetlerine göre ayrıştırılması birbirinden tecrit edilmesi anlamına gelmektedir. Tek cinsiyet okullarında öğrenciler karşı cinsle daha az iletişim yaşamakta, sosyal olarak diğer cinsiyete karşı daha güvensiz, içedönük ya da aşırı tepkili, kontrolsüz yetişebilmektedir. Çoğu zaman okuldan mezun olduktan sonra da karşı cinsle iletişime girmekte, birlikte çalışmakta hatta konuşmakta bile zorluk çekebilmektedir. Karma okullarda yetişen gençler karşı cinsle arkadaş olmak, işbirliği yapmak, kendisini ifade etmek konusunda deneyimlidirler. Küçük yaşlardan itibaren karma eğitim gören çocuklar farklılıkları anlayıp kabul etmeyi daha kolay öğrenmektedir. Cinsiyet eşitliğini öğretmenin en iyi yolu çocukların sınıflarda yan yana oturarak, birlikte öğrenerek, paylaşarak, yaşayarak büyümeleri; böylece kadın ve erkek eşitliğini küçük yaşta benimsemeleridir. Bu “eşitliği” yaşayarak öğrenmek toplumsal eşitlik açısından çok önemli bir basamaktır.”

    “MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNU’NDA KARMA EĞİTİM ESASTIR”

    TTB, son yıllarda karma eğitimin zararlarına dönük bilim dışı düşüncelerin yaygınlaştırılmaya çalışıldığının altını çizerek, “Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 1739 sayılı yasasının 15’inci maddesi ve evrensel çocuk hakları ve eğitim bilimi dikkate alındığında karma eğitimin esas olduğu ve vazgeçmenin olası olmadığı görülmektedir. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in kız okulları açma konusundaki açıklaması da belirttiği gibi kız çocukların okullaşma oranı ile ilgili olmaktan çok cinsiyetçi uygulamaları normalleştirmek amaçlı olup, kız çocuklarının okullaşmasındaki azalma okulların karma olması ile ilgili değildir; bu nedenle de kız çocukların okullaşmasını arttırmak için tek cinsiyetli okullar çözüm değildir. Nitekim ülkemizde sadece pratikte kız çocuklarının gittiği ya da kız ve erkek çocukların sınıflarının ayrı olduğu (kız Anadolu liseleri, kız meslek liseleri ve imam hatip liseleri gibi) pek çok seçenek zaten mevcuttur. Okula gitmeyen kız çocukların evde ücretsiz çalıştığı (hasta çocuk bakımı gibi) ya da evlendirildiği düşünüldüğünde kız çocukların okullaşmasının arttırılması için bu sorunların çözümüne eğilmek gereklidir” dedi.

    “ÇAĞIN GERİSİNDEKİ UYGULAMALARA KARŞI ÇIKIYORUZ.”

    Türk Tabipleri Birliği, cinsiyetçi uygulamalara karşı çıktıklarını belirterek, şunları kaydetti:

    “Cinsiyet ayrımcılığı ruhsal ve sosyal gelişme ve iyi olma halini bozan bir durumdur. Karma okulların özgürleşme, eşitlik ve ortak toplum/ulus oluşumu yolunda temel bir uygarlık kazanımı olduğu, karma okullarda bile hâlâ cinsiyetçi ayırıma yönelik yılların tortularına bağlı sorunların süregeldiği bilinmekte olup bunların aşılmasına odaklanılması öncelik olmalıdır. Bizler karma eğitim tartışmalarını bilimsel ve pedagojik değil politik referanslı görüyor ve sonuçlarında öğrencilerin ruhsal ve fiziksel olarak etkileneceği kaygısı taşıyoruz. Bu nedenle eğitim alanındaki çağın gerisindeki ve cinsiyetçi uygulamalara karşı çıkıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’-VİDEO

    ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’-VİDEO

    PİRHA – KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, okullara öğretmen yerine imam atanması projesine karşı toplumun bir bütün olarak itiraz etmesi gerektiğini belirterek, “Bu proje, tek adam rejiminin, demokratik alanların hepsini tasfiye etmesinin de önünü açacak bir noktadır” dedi. Kablan Yeşil, “İmamları atayarak toplumsal bir ideolojik dizayn ve aynı zamanda da bir kültürel tasfiye projesi aslında ÇEDES’in kendisi” ifadesini kullandı. 

    Milli eğitim müdürlükleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı il müftülükleri arasında imzalanan projeye tepkiler yükseliyor.

    Öğrencilere ‘milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerin’ benimsetileceği söylemi ile okullara ‘manevi danışman’ adı altında okullara imam atanması birçok tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Pedagojik eğitimden yoksun imamların, okullarda ders veremeyeceğini belirten bilim insanları, eğitim alanının günden güne nitelik kaybettiğinin ise altını çiziyor.

    “ÇEDES İDEOLOJİK DİZAYN VE KÜLTÜREL TASFİYE PROJESİ”

    “Öğrencilerin moral ve motivasyonlarını artırıcı rehberlik hizmetleri” adı altında yürütülen projeye karşı Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil de tepki gösterdi. Aynı zamanda eğitimci olan Kablan, AKP iktidarının, din temelli bir müfredat oluşturma çabasında olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Siyasi iktidar açısından eğitim alanı, iktidara geldiği günden bu yana dincileştirme, tek tipçi bir nesil yetiştirme konusunda en fazla uğraşa geldiği bir alan oldu. Başta laikliğin tasfiye edilmesi, bilimsel, demokratik müfredatın tepetaklak edilmesinden tutalım da topladıkları eğitim şuralarında bunlara yönelik uyguladıkları politikalara; bugün işte son adımı olarak karşımıza çıkan ÇEDES projesinin kendisine kadar… İktidarın aslında toplumda kutuplaştırmayı, ayrıştırmayı önüne koyan son hareketi olmuş oldu.

    Bu ülke, bu coğrafya, yüzyıllardır bütün farklılıkları ile bir arada yaşamı var ede gelmiş topraklar. Alevi’si, Sünni’si, Hristiyan’ı, Ermeni’si, Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı ile geniş bir mozaiğin kendisi. Siyasi iktidarın tasfiye çalışmaları bir kez daha ÇEDES projesinde somut bir şekilde karşımıza çıktı. Tabii ki eğitim alanı iktidarların kendi ideolojik dizaynı açısından en temel aldıkları alanlardan biriydi. Çok iyi biliyoruz ki iktidara geldiği ilk günden bu yana AKP iktidarı, tekçiliğin, siyasal İslam’ın bir ideoloji olarak toplumsal dönüşümünü yaratma konusunda çok yapboz uyguladı. Cemaatlerle, tarikatlarla dönem dönem imzaladıkları protokollerde özellikle dinci vakıflarla yürüttükleri çalışmalarda bunun örneklerini çokça önümüze koydu. Ancak ÇEDES projesinin kendisi bambaşka bir anlam ifade daha ediyor. Çünkü eğitim kurumlarında genç, pedagojik açıdan yeterli düzeyde çalışan arkadaşlarımız olmasına rağmen manevi, kültürel değerlerin yaşatılması noktasında buralara imamları atayarak toplumsal bir ideolojik dizayn ve aynı zamanda da bir kültürel tasfiye projesi aslında ÇEDES’in kendisi.”

    “ÇEDES’E KARŞI ORTAK MÜCADELE YÜRÜTMEK GEREKİYOR”

    Şükran Kablan Yeşil, siyasal iktidarın, toplumun bütçesini savaş ve din politikaları için harcadığının da altını çizdi. KESK Eş Genel Başkanı Kablan, mahkeme kararlarına rağmen zorunlu din derslerinde ısrar eden AKP-MHP hükümetini eleştirerek şunları söyledi:

    “İktidar, özellikle son yıllarda toplumun bütçesi yapılırken büyük bir kısmını savaş ve güvenlikçi politikaya ayırırken büyük bir kısmını da Diyanete ayırmaktadır. Burada tam da o ideolojik dizaynın kendisini görmek mümkün. Bu ayrıştırma ve kutuplaştırma politikalarından iktidarın bir an önce vazgeçmesi gerekiyor. Bu ülkede bizler zorunlu din derslerine karşı mücadele yürütürken, buna dair kazanılmış Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları önümüzde dururken, bununla birlikte toplumu ayrıştıran bir projeye daha iktidarın imza atmış olması kabul edilemez.

    Sendikamız Eğitim Sen, projenin iptaline dair Danıştay’da dava açtı. Her ne kadar hukuk bugün aynı iktidarın vesayeti altında olmuş olsa da biz uluslararası evrensel değerlerin, normların, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın yeterli olmasa bile bu ülkede eşit yurttaşlık, farklılık, laiklik temelinde karar vereceğini umuyoruz. Buradan bir anlamda da çağrı yapıyoruz; bu toplumun bütününe bir çağrı. Bu, farklı bir inançta olan Alevilerin, Hristiyanların veya bu topraklarda yaşayan farklı inançların meselesi olmanın çok çok ötesinde. Bugün tasfiye edilmek istenen budur. Kültürlere karşı tek bir kültürün, inancın, tek bir anlayışın iktidarlaşması, toplumun bütününde tek adam rejiminin, demokratik alanların hepsini tasfiye etmesinin de önünü açacak bir noktadır. Dolayısıyla ÇEDES projesine karşı eğitimin dinselleştirilmesi, tarikatlara, cemaatlere teslim edilmesi, imamların okullarda önlerinin açılmasına karşı ortak bir mücadele yürütmek gerekiyor. Bu aynı zamanda yoksulluğa karşı mücadele ile birliktedir. Bildiğimiz gibi yoksul, emekçi çocukları gidemedikleri okullardan dolayı kaçak, kontrolsüz açılan vakıf, cemaat yurtlarına gitmekte. Son olarak hepimizi çokça acıtan Urfa’da yaşanan, henüz aydınlatılmadı ama intihar gibi görünen 12 yaşındaki çocuğumuzun cinayetinden tutalım da bu ve benzeri çokça yaşayabildiğimiz bir süreç. Dolayısıyla laikliğe sahip çıkmak, demokrasiye sahip çıkmak, barışa, eşitliğe, eşit yurttaşlık temelinde yaşama sahip çıkmak, bugün ÇEDES’e karşı bir mücadeleyi de birleştirmek son derece önemlidir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

  • Eğitim Sen’den, tacizci müdürün halen görevde olmasına itiraz!

    Eğitim Sen’den, tacizci müdürün halen görevde olmasına itiraz!

    PİRHA – Eğitim Sen, Muratpaşa Anadolu Lisesi’nde bir kız çocuğunu istismar eden okul müdürünün halen görevde olmasını kınayarak “İstismarı Meşrulaştırmanıza İzin Vermeyeceğiz! Failin halen çalışmaya devam ettirilmesi açıkça suç teşkil etmektedir.” diye belirtti.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Antalya Muratpaşa Anadolu Lisesi’nde yaşanan çocuğa yönelik taciz ve istismara ilişkin açıklama yaptı.

    10. sınıf öğrencisi bir kız çocuğunun, müdür yardımcısı tarafından sözlü ve fiziksel olarak taciz edildiğini belirten Eğitim Sen, şikâyette bulunulmasına ve soruşturmanın üzerinden bir ay geçmiş olmasına rağmen müdür yardımcısının hala aynı okulda görev yapmaya devam ettiğini belirtti.

    “FAİLİN ÇALIŞMAYA DEVAM ETTİRİLMESİ SUÇ TEŞKİL ETMEKTEDİR”

    Eğitim Sen, yazılı yaptığı açıklamada “İstismarı Meşrulaştırmanıza İzin Vermeyeceğiz!” vurgusunu yaparak şu açıklamayı paylaştı:

    “Kadına ve çocuğa yönelik şiddet, baskı ve istismarın hiç olmadığı kadar arttığı, şiddetle mücadele mekanizmalarının çalışmadığı, kadın ve çocukların kazanılmış haklarının ise gasp edilmeye çalışıldığı ülkemizde, okullarda, devlet ve tarikat yurtlarında neredeyse her gün yeni bir istismar olayı yaşanmaya devam ediyor.

    Oysaki Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde ‘Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.’ denilmektedir. Yine Çocukların Cinsel Suistimal ve Cinsel İstismara Karşı Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi olan Lanzarote Sözleşmesi’nde çocukları cinsel istismar ve sömürüden korumak amacıyla gerekli yasal tedbirler ve önlemler tanımlanmış ve taraf devletlere yükümlülükler getirilmiştir.

    Anayasa’nın 41. maddesi ‘Devlet, çocukları her türlü istismara ve şiddete karşı koruyucu tedbirleri alır.’ hükmüyle devlete yükümlülük getirmiştir. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da ise ‘Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil ve belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Bu kararın verilmesi, bu kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokacak şekilde geciktirilemez.’ hükmü getirilmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun 77. maddesinde ise çocuklara yönelik cinsel istismar, ‘insanlığa karşı işlenen suçlar’ kapsamında değerlendirilmiştir.

    Tüm bu yasal düzenlemelere karşın soruşturma sürecinin etkin bir biçimde yürütülmeyerek failin halen çalışmaya devam ettirilmesi açıkça suç teşkil etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı şiddet ve ayrımcılığı kurumsallaştıran, failleri cesaretlendiren, mağduriyetleri derinleştiren politika ve uygulamalardan vazgeçmeli, çocukların sağlıklı, güvenli koşullarda eğitim alma hakkını sağlamalıdır. Kadını ve çocuğu her türlü şiddete karşı korumayı hükmeden uluslararası sözleşmelerde tanımlanmış tedbir, önlem ve sorumluluklar ile Türk Ceza Kanunu’nun kadını ve çocuğu koruyan yasa hükümleri derhal uygulanmalıdır.

    Eğitim Sen olarak soruşturma sürecinin takipçisiyiz. Çocuk istismarının meşrulaştırılması anlamına gelecek tüm uygulamaların karşısında olacağımız bilinmelidir. Siyasi iktidarın mevcut gerici politika ve uygulamaları ile çocuk ve kadına yönelik şiddet ve istismarın önünü açan söylemlerinin ve çocuk istismarının erken evlilik adıyla meşrulaştırma girişimlerinin arttığı, kadına ve çocuğa karşı baskı, şiddet ve istismarın yoğun biçimde yaşandığı bu dönemde, kadınların ve çocukların haklarına yönelik her türlü müdahaleye karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Eğitim Sen’in Bursa’daki ‘toplumsal cinsiyet eşitliği resim yarışması’ iptal edildi

    Eğitim Sen’in Bursa’daki ‘toplumsal cinsiyet eşitliği resim yarışması’ iptal edildi

    PİRHA-Bursa’da 11 yıldır okullarda toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik resim yarışması düzenleyen Eğitim Sen’in bu yılki yarışma talebi İl Milli Eğitim  Müdürlüğü tarafından iptal edildi. 

    Eğitim Sen Bursa Şubesi’nin, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü ile 8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü kapsamında cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmek amacıyla okullarda 11 yıldır yaptıkları toplumsal cinsiyet eşitliği resim yarışması, İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından iptal edildi.

    “YANDAŞ SENDİKALARIN BASKILARI SONUCU İPTAL EDİLDİ”

    Eğitim Sen Bursa Şubesi konuya ilişkin açıklama yaparken, karara tepki gösterdi.

    Açıklama şöyle:

    “Bursa Şube olarak “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü ile 8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü”nü kapsayan tarihlerde, cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmek amacıyla, 11 yıldır il milli eğitim müdürlüğünden alınan izinle tüm okullara duyurusunu yapıp, yüksek katılımla resim yarışması yaptık. Sonrasında öğrencilerimizin çalışmalarını sergiledik.

    Bu yıl da aynı tarihler aralığında “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” konulu resim yarışması için, İl Milli Eğitim Müdürlüğüne başvuru yaptık. Yarışmanın yapılmasına dair onay, şubemize bildirilmemiş ve duyuruya çıkmamış olmasına rağmen, il milli eğitim müdürlüğünden çıktığı anlaşıldığı üzere onay yazısı ve komisyon kararının fotoğrafları çekilmek suretiyle, okuduğunu anlamayan gerici çevrelere servis edilmiş, bunlar da çarpıtarak, üstelik komisyon üyelerini de hedef göstererek yayın ve yazılar yazmıştır. Bu gerici çevreler ve yoğun üye istifalarını durdurma çırpınışları içinde olan yandaş sendikaların baskıları sonucu, İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün isteği ile Bursa Valiliği’nin yarışma talebimizi iptal ettiğini sosyal medyadan öğrenmiş bulunmaktayız.

    “GERİCİ UYGULAMALAR DERİNLEŞMEKTEDİR”

    Bu son örnekteki ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine’ yönelik tahammülsüzlüğün de gösterdiği üzere, eğitim sistemi giderek dinsel içerik kazanan gerici egemen ideolojinin yoğun baskısı ve denetimi altındadır. Siyasi iktidarın eğitimin dinselleştirilmesi hedefi ve bu yolla kendi dünya görüşüne uygun ‘makbul’ bireyler yetiştirme politikalarının sonucunda, MEB’in, çeşitli dini vakıf ve derneklerle ortak yürüttüğü projeler ve imzalanan iş birliği protokolleri, okulları çeşitli cemaat, tarikat ve dini grupların etkinlik ve faaliyet alanı haline getirmiştir. Bu yolla eğitim sistemi, en temel bilimsel ilkelerden ve laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşmaktadır. Öyle ki, eleştirel düşünceyi engelleyerek sorgulamayan bireyler yetiştirmeyi hedefleyen eğitim sistemi, kız çocuklarına ve kadınlara dayatılan geleneksel yaşam biçimini yeniden üretmektedir.

    Aynılaştırıcı, gerici, cinsiyetçi müfredat ve uygulamalar ile ayrımcılık derinleşmekte, cinsel yönelim farklılıkları da yok sayılmaktadır. Karma eğitime yönelik müdahaleler, eğitimin dinselleşmesi ve çocukların geleneksel rol kalıpları ile yetiştirilmesine yönelik politikalar, şiddetin ve cinsel istismarın da önünü açmaktadır. Ancak, çocuk ve gençleri insanlığın ortak evrensel değerleri doğrultusunda yetiştirecek, temel insan hakları ve çocukların yararını gözetecek, çocuk ve gençlerin kendini gerçekleştirebilmesi için mevcut bilgi birikimine ulaşmasına ve eleştirel düşünce becerisini kazanabilmesine olanak sağlayacak bir eğitim sistemine ihtiyaç vardır. Bu nedenle, tüm bu engellemelere, baskılara ve antidemokratik uygulamalara rağmen, laik, demokratik, bilimsel, anadilinde, toplumsal cinsiyet eşitliğini esas bir eğitim sistemi için mücadelemizdeki ısrarımız dün olduğu gibi bugün de devam edecektir.”

    PİRHA/ BURSA

  • ‘Bilimsel eğitim projesi’nde Alevi nefretiyle tanınan yazara ait kitabı ücretsiz dağıttılar!

    ‘Bilimsel eğitim projesi’nde Alevi nefretiyle tanınan yazara ait kitabı ücretsiz dağıttılar!

    PİRHA – Eğitim Sen, Antalya Valiliği ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından başlatılan AHENK (Antalya’da Hedeflenen Eğitime Nitelik Kazandırma) projesine tepki geldi. Alevilere duyduğu nefret ile tanınan Nurettin Topçu’ya ait kitapların proje kapsamında ücretsiz dağıtıldığını aktaran Eğitim Sen, “İktidar, bilimsel eğitim anlayışına meydan okumaktan vazgeçmeli, eğitimin çözüm bekleyen sorunlarıyla ilgilenmelidir” ifadelerini kullandı. 

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antalya Valiliği ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından başlatılan AHENK projesine dair eleştirel yazı paylaştı.

    Projenin amacı “Çağın becerileri ve insani değerleriyle donanmış, yaratıcı ve girişimci çalışmalar ile fark yaratarak bilime sevdalı, kültüre meraklı, duyarlı, nitelikli, sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirmektir” şeklinde özetlense de Eğitim Sen, “Eğitim ve öğretimde ideolojik dayatmalara son verilmelidir” dedi.

    EĞİTİMCİLERE, AYRIMCI VE AŞAĞILAYICI FİKİRLER DAYATILIYOR!

    Eğitim Sen’in yazılı açıklamasında, proje kapsamında, Nurettin Topçu’nun, içinde ayrımcı, aşağılayıcı ifadeler bulunan “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı kitabının da ücretsiz olarak dağıtıldığına vurgu yapıldı.

    Söz konusu açıklamada şu konulara dikkat çekildi:

    “Cumhuriyet eğitiminin dini dışladığını iddia eden, dine dayalı eğitimi savunan, tarikatların tanınmasını isteyen, yeni harflerin kabul edilmesine karşı çıkan ve Osmanlıca’nın kullanımından yana olan, üniversite özerkliğine karşı çıkan, Aleviliğe ve Alevilere yönelik ayrımcı ve aşağılayıcı ifadeler kullanan, kız ve erkeklerin ayrı okullarda okutulmasını savunan ve karma eğitime karşı çıkan, eğitim sistemini daha da geriye götürme heveslilerinin savunduğu medrese ve tarikat eğitimine övgüler düzen Nurettin Topçu’nun ‘Türkiye’nin Maarif Davası’ adlı çalışmasının, proje kapsamı içinde yer alması kabul edilebilir bir durum değildir.

    Öğretmenlere dağıtımı yapılarak, öğrencilere bu içeriklerin ‘aşılanması’ isteniyorsa burada nasıl bir bilim sevgisi kazandırılacağı ve kültürleri ötekileştiren bir yazarın eseriyle nasıl sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirileceği kocaman bir soru işaretidir. Milli eğitim alanında yürütülen projelerde iktidarın dünya görüşüne yakın isimlerin, içinde ayrımcılık nefret ve aşağılama dolu ifadeler yer alan kitapları üzerinden çalışmalar sürdürülmesi ve dayatmada bulunulması kabul edilemez.

    Proje kapsamında konu başlıklarının belirlenmesinden, tartışma materyallerinin seçimine kadar Valilik ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün hangi kriterlerle hareket ettiği, bu kitabın dağıtımıyla eğitimin hangi sorunlarına çözüm üretilmek istendiği belli değildir. Bilimsel çalışmalar yapmak yerine, ayrımcı ve aşağılayıcı fikirlerin eğitimcilere dayatılmasını onaylamak mümkün değildir.

    “EĞİTİM SİSTEMİ LAİK VE BİLİMSEL ANLAYIŞA GÖRE DÜZENLENMELİDİR”

    Eğitim sistemi, iktidarın siyasal-ideolojik düşünceleri doğrultusunda değil, laik ve bilimsel eğitim anlayışına göre düzenlemelidir. İktidar, projeler yoluyla eğitim öğretim süreçlerinin bütün aşamalarında kendi siyasal gündemini dayatmaya son vermelidir. İktidar ve her açıdan iktidar çizgisinde siyasallaşmış eğitim yöneticileri laik, bilimsel eğitim anlayışına meydan okumaktan vazgeçmeli, eğitimin çözüm bekleyen sorunlarıyla ilgilenmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan: Topluma açık çağrımızdır; 27 Şubat’ta alanlarda olun!-VİDEO

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan: Topluma açık çağrımızdır; 27 Şubat’ta alanlarda olun!-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, zorunlu din derslerine ilişkin 27 Şubat’ta yapılacak kitlesel buluşmaya katılım çağrısı yaptı. Kaplan, “Bu sadece Alevilerin değil, seküler yaşamı savunan herkesin sorunu olmalı. Şubelerimize çağrım; ülke genelinde alanlara çıkan örgütlere destek verilmeli” dedi.

    Zorunlu din derslerine karşı Demokrasi Konferansı bileşeni olan Aleviler öncülüğünde yürütülen imza kampanyası devam ediyor. Kampanya kapsamında Alevi örgütleri önceki gün, 27 Şubat’ta İstanbul’da “Demokrasi ve Laiklik buluşması” yapılacağını duyurdu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, zorunlu din derslerinin 4-6 yaşa indirgenmek istenmesine karşı kitlesel bir basın açıklamasının yapılacağını belirtti. Kaplan, yapacakları eylemin miting havasında geçeceğine işaret ederek saat 15:00’te İstanbul Kadıköy Meydanı’nda yapılacak buluşmaya katılım çağrısı yaptı.

    “BU MESELE, OKUL ÇAĞINDA ÇOCUKLARI OLAN HERKESİN SORUNU OLMALI”

    Gani Kaplan, 27 Şubat’ta İstanbul haricinde, Alevi örgütlerinin bulunduğu tüm illerde eş zamanlı olarak basın açıklamaları yapacağını belirterek şunları söyledi:

    “Zorunlu din derslerinin şu anda müfredatta olması bile bir züldür aslında. Öyle bir eğitim-öğretim sistemimiz var ki her gelen iktidar, bu sistemi kendine göre formatlayıp değiştiriyor. Bu sorun aslında sadece Alevilerin sorunu da değil. Evet son zamanlarda Demokrasi Konferansı bileşenleri bir imza kampanyası başlattı. Çünkü devlet tüm müfredata dini serpiştirmekle yetinmeyip Diyanet’in önerisi ile artık anaokullarında da bu eğitimin verilmesi gerektiğini söylediler. Ve buna yönelik itiraz başladı. Oysa ki bu sadece Alevilerin sorunu olmamalı. Bu mesele, okul çağında çocukları olan herkesin, sorunu olmalıdır.”

    “ARKADAŞLARIMIZ LÜTFEN BU SÜRECE KATKI KOYSUNLAR”

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, yapılacak eylemler için tüm şube yöneticilerine çağrı yaparak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “27 Şubat’ta alanda olmak önemlidir. Çünkü, yıllardır Alevi örgütleri zorunlu din dersleri kaldırılsın, bu zulüm bitsin diye mücadele ederken son zamanlarda bu dayatma anaokullarına kadar indi. Bunun bir daha kamuoyuna hatırlatılması açısından, bir daha, bu zulmün duyurulması açısından alanlarda olmak önemlidir. Dolayısıyla tüm Türkiye genelinde alanlara çıkacak Alevi örgütlerine destek vermeleri bu açıdan çok önemlidir.
    Sadece bizim derneğin şubeleri değil, tüm Türkiye’deki kurumu bulunan Alevi örgütleri ve hatta bağımsız olan tüm örgütlere de açık çağrımızdır. 27 Şubat’ta alanlarda olun. Alanlara çıkan örgütlere destek verin. Seküler yaşamı savunan herkesin sorunu olduğu gibi en başta Alevi örgütlerinin temel sorunudur bu. Arkadaşlarımız lütfen bu sürece katkı koysunlar, kendilerini bu sürecin parçası saysınlar.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    > Alevi kurumları 27 Şubat için miting çağrısı yaptı!

  • Alevi kurumları 27 Şubat için miting çağrısı yaptı!

    Alevi kurumları 27 Şubat için miting çağrısı yaptı!

    PİRHA-Alevi çatı örgütleri, zorunlu din derslerinin 4-6 yaşa indirgenmek istenmesine karşı miting çağrısı yapıp “Yaşanan tüm bu baskıların amacının şeriat rejimini geri getirmek olduğunu görüyoruz ve bu düzensiz düzene karşı çıkıyoruz. Demokratik, çağdaş ve özgür bir yaşam için 27 Şubat Pazar günü buluşuyoruz” duyurusunu paylaştı.

     

    Demokrasi Konferansı bileşenlerinin zorunlu din derslerine karşı yürüttüğü imza kampanyası ardından Alevi çatı örgütleri de harekete geçti.

    “BU DÜZENSİZ DÜZENE KARŞI ÇIKIYORUZ”

    Din derslerinin okul öncesi sınıflara dayatılmasını kabul etmeyen altı kurum, 27 Şubat saat 15:00’te İstanbul Kadıköy meydanında yapılacak miting için çağrı yaptı. “Tüm baskılara inat hep birlikte sesimizi yükseltelim” denilen yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Üstünde yaşadığımız bu topraklarda yaşayan tüm canlılar, açlıkla, şiddetle, katliamla mücadele ediyor. İnsanlar emekleri üzerinden sömürülüyor, çocuklar istismar ediliyor, kadınlar şiddete maruz kalıyor, doğa katlediliyor. Periyodik hale gelen zamlar, insanların rahat bir nefes almasına izin vermiyor.

    Tüm bu olumsuzluklar içinde ülke kaderine terk edilmiş gibi bilinmeze sürükleniyor. İktidarsa ülkede başka hiç bir sorun yokmuş gibi zorunlu din derslerini 4-6 yaşa çekmek için zemin oluşturmaya çalışıyor. Anaokulu açmak için gerekli öğrenci sayısı 10’dan 4’e indirilerek, henüz birey bilinci oluşmayan çocukların inancını seçme hakkı elinden alınmak isteniyor.

    Yaşanan tüm bu baskıların, yayınlanan fetvaların amacının şeriat rejimini geri getirmek olduğunu görüyoruz ve bu düzensiz düzene karşı çıkıyoruz.

    Emekçinin hakkını aldığı, çocukların istismar edilmediği, kadınların şiddete uğramadığı, doğanın katledilmediği özgür ve demokratik bir düzen için buluşuyoruz.

    Çocukların dayatmacı değil, bilimsel eğitim aldığı, gençlerin gelecek kaygısı duymadığı, inanan inanmayan herkesin laik, ayrımsız, eşit koşullarda olduğu bir yaşam istiyoruz. Demokratik, çağdaş ve özgür bir yaşam için 27 Şubat Pazar günü buluşuyoruz.

    Çağrımız bu ülkede hak mücadelesi veren, barıştan, kardeşlikten, özgürlükten yana bu ülkeden umudu olan tüm kurumlara ve canlara!

    Gelin 27 Şubat’ta tüm baskılara inat hep birlikte sesimizi yükseltelim. Adil ve eşit bir düzen için yan yana olalım.”

    Açıklamada imzası olan kurumlar:

    Alevi Bektaşi Federasyonu

    Alevi Dernekler Federasyonu

    Alevi Vakıflar Federasyonu

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu

    Alevi Kültür Dernekleri

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği

    PİRHA/ANKARA

  • Bozgeyik: Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim üzerinde yoğun baskı uyguluyor-VİDEO

    Bozgeyik: Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim üzerinde yoğun baskı uyguluyor-VİDEO

    PİRHA-KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, okullardaki din dayatmasına ilişkin demokratik toplum örgütleriyle birlikte eylem programı hazırladıklarını söyledi. Bozgeyik, “Din Öğretimi Genel Müdürlüğü aracılığıyla okullara baskı uygulandığını görüyoruz. Bu sebeple öğrenci ve veliler, özgür iradeleri ile istedikleri seçmeli ders olan Kürtçe, Lazca, Arapça ya da Hemşinceyi tercih edemiyorlar” dedi.

    Öğrencilerin okullarda maruz kaldığı zorunlu din derslerine yönelik toplumsal itiraz da gün geçtikçe artıyor. Okullardaki temel din eğitiminin yanı sıra “Seçmeli ders” adı altında da öğrencilere sadece dini içerikli dersler zorunlu tutuluyor.

    Kur’an ve dini eğitim, Milli eğitim haricinde de yoğunluğunu arttırıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı verilerine göre Aralık 2020 itibari ile ülke genelinde 89,445 cami bulunuyor. Bu camiler haricinde 16,122 adreste de Kur’an kursu veriliyor. 2020 yılı verilerine göre bu kurslarda 901.818 kişi Kur’an kursu alırken, bu sayının 158.871’i erkek, 615.665’i ise kadınlardan oluşuyor.

    KUR’AN KURSLARINA EN ÇOK İLKOKUL ÇOCUKLARI YÖNLENDİRİLİYOR!

    Dikkat çeken bir diğer husus ise okuma-yazma öğrenmeden bu kurslara yönelenlerin sayısı oldu. Diyanet verilerine göre okuryazarlığı olmadan Kur’an kursu alanların sayısı 42.212 olarak belirlenmiş.

    Kur’an kurslarında en fazla eğitim gören yaş grubu ise ilkokul çağındaki çocuklar oluyor. Açıklanan verilere göre 228.099 çocuk, bu kurslarda eğitime tabi tutuldu. Nüfusa göre Kur’an kurslarına en az yönelen il 273 kişi ile Dersim, 844 kişi ile de Ardahan oldu.

    “BU DAYATMA TRAVMALARA NEDEN OLACAKTIR”

    Milli Eğitimdeki mevcut zorunlu din derslerinin yanı sıra okul öncesi eğitimde de benzer bir dayatmaya gidilmesi eğitimcilerin tepkisine sebep oldu.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik de uzun süredir, milli eğitim sisteminden kaynaklı ayrımcı, eşit olmayan uygulamaların devam ettiğine vurgu yaptı. Aynı zamanda eğitimci olan Bozgeyik, özellikle 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Milli Eğitim’in müfredatında yapılan değişikliklerle “Türk-İslam sentezli” politikaların müfredata konulduğunu söyledi.

    Mehmet Bozgeyik, hem zorunlu din derslerinin kaldırılması hem de anadilde eğitim taleplerinin uzun süreden beri yok sayılıp, asimilasyon politikası yürütüldüğüne işaret ederek şunları söyledi:

    “20. Milli Eğitim Şurası’nda oyun çağındaki çocuklara din dersinin zorunlu olarak okutulması gibi bir gündem açıldı. Bu karar hem eğitim pedagojisi hem de bilimsel veriler açısından baktığınızda, analitik zekası gelişmemiş, henüz oyun çağında olan çocuklara bu tür ideolojik dayatmaların yapılması çocuğun ileri yaşlarda ruhsal açıdan da yaşamında birçok olumsuzluklara neden olur. Bu dayatma travmalara da neden olacağı gibi yine aile ile çocuk arasında çeşitli çatışmalara yol açacağı ayrımcı bir tehlikeyi de içeriyor. O açıdan biz de KESK olarak uzun süreden beri Milli Eğitim’de özellikle bu tür Türk-İslam sentezine dayanan, Türkiye’nin mozaiğini gözetmeyen, Alevi, Kürt ve farklı etnik kimlikten, inançtan olan kesimlerin de özellikle din öğretimi ve ahlak bilgisi dersi adı altında Hanefi mezhebinin dayatmasını bir asimilasyon politikası olarak değerlendiriyoruz. Bu uygulamadan vazgeçilmesini talep ediyoruz.

    Avrupa ülkelerine baktığımızda din ile devlet işlerinin tamamen birbirinden ayrıldığını görürüz. Burada ise devlet, özellikle Diyanet İşleri aracılığıyla bütçeden yoğun kaynak transferi ile sadece bir mezhebin yaygınlaşmasını, hegemonya oluşturmasını sağlıyor.”

    “TÜM EMEK, MESLEK ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI YAPIYORUZ”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, okul öncesi çağa dayatılan dini eğitimin bilimsel ve eğitim pedagojisi açısından uygun olmadığının da altını çizdi. Söz konusu önerinin derhal kaldırılması gerektiğini söyleyen Bozgeyik, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, zorunlu din dersleri hakkında aldığı kararı da hatırlatarak “hukuki sorumluluk” vurgusu yaptı.

    Mehmet Bozgeyik, okul öncesi sınıflara yönelik din dersi projesiyle birlikte başlatılan imza kampanyası hakkında da konuştu. “Biz sadece KESK’e bağlı sendikalara değil, Türkiye’deki tüm emek, meslek örgütlerine çağrı yapıyoruz” diyerek kampanyaya destek isteyerek “Önümüzdeki günlerde özellikle bu kampanyaya karşı Türkiye’de daha etkili eylem ve etkinliklerin yapılabilmesi açısından da Alevi örgütleri, farklı meslek ve demokratik kitle örgütleri ile yürütmüş olduğumuz tartışmalar var. Bu da belli bir olgunluğa ulaştığında bir eylem programını da kamuoyu ile paylaşabileceğimizi ifade edebilirim” dedi.

    “ÖĞRENCİLER ÜZERİNDEKİ BASKI POLİTİKALARINA SON VERİLSİN”

    KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik, okullarda 21 Ocak’ta seçmeli derslerle ilgili sürecin tamamlanacağına da dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Türkiye’de farklı etnik kimlikte olan vatandaşlar; Kürtler, Araplar, Çerkezler, Lazlar var. Uzun süreden beri uygulanan tekçi politikalar nedeniyle dillerin kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuz bir süreç yaşıyoruz. Örneğin Lazca, Hemşince dilleri kaybolma riski ile karşı karşıya. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı, özellikle Din Öğretimi Genel Müdürlüğü aracılığıyla hem okul hem de il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri üzerinde çok yoğun baskı uyguladığını görüyoruz. Özellikle Din İşleri Genel Müdürlüğü’nün yayınlamış olduğu görsellere de baktığınızda özellikle din dersinin, yine Kur’an-ı Kerim ve İslami içerikte olan derslerin seçilmesi ile ilgili Milli Eğitim müdürlüklerinin, okul müdürlüklerine talimat verdiklerini, yine öğrenci ve velilerimizin kendi özgür iradeleri ile istedikleri dilleri seçemediklerini ifade edebiliriz. Zaten bakanlık, özellikle bu konuda yeterince Kürt dili, Lazca, Hemşince, Arapça bilen öğretmen ataması da yapmadığı için eğitmen eksikliği gerekçesiyle o derslerin çoğunu okullarda açmamakta ve öğrenciler tercihte bulunamamakta. Doğal olarak bu baskının ortadan kaldırılması gerekiyor. Herkesin özgür iradesiyle seçmeli dersleri tercih etme hakkının sağlanması noktasında da gerekli uygulamaların hayata geçirilmesi, hem Bakanlığın hem de Milli Eğitim ve okul müdürlüklerinin, öğrenciler üzerindeki bu baskı politikalarına da derhal son vermesini buradan talep ediyoruz”

    EREN GÜVEN/ANKARA

     

  • ‘AKP’nin sunduğu ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ teklifi tam bir hayal kırıklığı’

    ‘AKP’nin sunduğu ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ teklifi tam bir hayal kırıklığı’

    PİRHA-AKP tarafından Meclis’e sunulan ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ teklifine tepki gösteren CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, “Dağ fare doğurdu. AKP, “hazırlıyoruz”, “hazırladık”, “Saraydan çıktı, çıkacak” diyerek beklentileri o kadar yüksek tuttu ki Meclis’e sunduğu Öğretmenlik Meslek Kanun Teklifi tam bir hayal kırıklığı yarattı” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili ve Eğitim Sen Kurucu Genel Başkanı Yıldırım Kaya, AKP Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunduğu ‘Öğretmenlik Meslek Kanununu’ eleştirirken; “Dağ fare doğurdu. AKP, “hazırlıyoruz”, “hazırladık”, “Saraydan çıktı, çıkacak” diyerek beklentileri o kadar yüksek tuttu ki Meclis’e sunduğu Öğretmenlik Meslek Kanun Teklifi tam bir hayal kırıklığı yarattı” dedi.

    24 Haziran 2018 genel seçimlerinde tüm partilerin ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ çıkarma sözü verdiğini hatırlatan Kaya, CHP olarak eğitimin tüm bileşenlerinin görüşlerini alarak 23 Kasım 2018 günü Meclis’e kanun teklifi verdiklerini ifade etti.

    Kaya, “Ancak o günden bu güne teklifimiz Meclis’in tozlu raflarında bekletiliyor. AKP ise seçimde verdiği sözleri unutarak ne bizim teklifimizi Meclis’e getirdi, ne de kendisi bir teklif sundu. Ta ki 2021 yılının sonu gününe kadar. Bugün 31 Aralık 2021’de sarayda hazırlanan 12 maddelik bir Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi’ni TBMM Başkanlığına sundu” dedi.

    “SUNULAN KANUN TEKLİFİ TAM BİR HAYAL KIRIKLIĞI”

    AKP’nin Meclis’e sunduğu kanun teklifini ‘hayal kırıklığı’ olarak değerlendiren Kaya, şu ifadelere yer verdi:

    “Ancak “Dağ fare doğurdu.” AKP “hazırlıyoruz”, “hazırladık”, “Saraydan çıktı, çıkacak” diyerek beklentileri o kadar yüksek tuttu ki Meclis’e sunduğu Öğretmenlik Meslek Kanun Teklifi tam bir hayal kırıklığı yarattı. AKP’nin “Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi” diye Meclis’e sunduğu, Anayasa Mahkemesi’nin daha önce iptal ettiği düzenlemelerin ısıtılarak Meclis’in gündemine taşınmasından öteye geçmiyor.

    Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği öğretmenleri ayrıştıran kariyer basamakları yeniden getiriliyor. Türkiye’nin tek Başöğretmeninin Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olduğu “unutularak” başöğretmenlik bir basamak olarak görülerek öğretmenlere veriliyor.

    Öğretmenlerin ekonomik ve özlük hakları yeterince düzenlenmediği gibi; sözleşmeli, ücretli öğretmen çalıştırma, öğretmen yetiştirme politikaları da teklifte yer almıyor. 3600 ek gösterge 2023 yılına bırakılırken, emekli öğretmenler de bu kapsamın dışında kalıyor.”

    “AKP, TRİBÜNLERE OYNAMAK İSTİYOR”

    Kaya, iktidarın yılın son günündeki çıkışı ile algı yaratmaya çalıştığını söyleyerek, şöyle devam etti:

    “Özetle, AKP’nin öğretmenlerin derdine derman olacak bir Öğretmenlik Meslek Kanunu yapmayacağı ortada. Yılın son günü, son saatlerinde bir teklif getirerek tribünlere oynamak istiyor. Ancak biz buna asla izin vermeyeceğiz. Öğretmenlerimizin hak ettiği, öğretmenlik mesleğinin onuruna yakışır bir Öğretmenlik Meslek Kanununu halkın iktidarında çıkartacağız.

    Buradan tüm eğitim bileşenlerine bir çağrı yapıyorum. CHP olarak 23 Kasım 2018 yılında TBMM Başkanlığına verdiğimiz Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi’ne göz atın. Önerilerinizi gönderirseniz, bizler de eksikliklerimizi tamamlama fırsatı buluruz.”

    PİRHA/ ANKARA

  • Gürbüz: Okul öncesi sınıflara din dersi dayatması çok büyük trajediler yaratır!-VİDEO

    Gürbüz: Okul öncesi sınıflara din dersi dayatması çok büyük trajediler yaratır!-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Ramazan Gürbüz, Cumhurbaşkanlığı sarayında yapılan 20. Eğitim Şûrası’nda gündeme gelen ‘okul öncesi sınıflarda zorunlu din dersi’ önerisini “Bu ülkeye yapılacak en büyük kötülük” sözleriyle eleştirdi. Gürbüz, “Dinsel eğitim meselesi Türkiye’de sadece Eğitim Sen’in değil, tüm emek, demokrasi güçlerinin sorunu olmalıdır” diye de ekledi.

    Milli eğitim sistemi için tavsiye kararları almak üzere 7 yıl aranın ardından 1-3 Aralık’ta toplanan 20. Milli Eğitim Şurası, tartışmaları da beraberinde getirdi. Milli Eğitim Bakanlığı’na ulaşan öneriler arasında, okul öncesi sınıflar için din dersinin gündeme gelmesi, Alevi kamuoyu ile birlikte laik ve bilimsel eğitim mücadelesi veren kesimlerin tepkisine neden oldu.

    Ana teması “Eğitimde Fırsat Eşitliği” olan 20. Milli Eğitim Şurası’na ilişkin Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Örgütlenme Sekreteri Ramazan Gürbüz, değerlendirme yaptı. Gürbüz, “Milli Eğitimin devasa büyük sorunları var. Bu sorunların taraflarınca özgür bir ortamda tartışılması gerekir ki bunun adı şûra olsun” yorumunda bulundu.

    “ŞÛRA İLE UZAKTAN YAKINDAN İLGİSİ YOK!”

    Ramazan Gürbüz, “Şura adı altında yapılan bu bir araya gelişin şura ile uzaktan yakından bizce ilgisi yoktur” diyerek şunları söyledi:

    “Aslında eğitimin sorunlarını değil ‘dinsel eğitimi nasıl kurumsallaştırırız’ın tartışması ve kararının alındığı bir yer oldu.

    Türkiye’de dünden bugüne Eğitim-Sen olarak sürdürdüğümüz demokratik, laik, bilimsel, parasız, kamusal, anadilinde eğitim mücadelemizi kesintisiz sürdüreceğiz. Bir defa şunun altını çizelim ki bir ülkede laik eğitim yoksa demokrasi olmaz. Bir ülkede laik eğitim yoksa bilimsel eğitim ve kamusal eğitim de olmaz. O nedenle burada yapılmak istenenin açık ve net olduğunu bizler görüyoruz. 20 yıllık AKP-MHP bloku, Türkiye’de eğitimin içeriğini tamamen dinselleştirmiştir zaten. Bu sadece imam hatipler eliyle değil, diğer bütün okulları da seçmeli dersler adı altında dinselleştirmiştir.”

    “ÇOK BÜYÜK TRAJEDİLER YARATIR”

    Ramazan Gürbüz, Diyanet’in, Milli Eğitimi dizayn etmek gibi bir çabası olduğunu da sözlerine ekledi. Gürbüz, dinsel eğitim meselesinin, tüm demokrasi güçlerinin sorunu olması gerektiğini de söyleyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Bizce Diyanet kaldırılmalıdır ama bu haliyle bile işi Milli Eğitim’e fetva vermek değildir. Bir süre önce Diyanet İşleri Başkanlığı, okul öncesi öğrencilerine dinsel içerikli eğitim verilmesini kamuoyunda dillendirdi. Diyanet, burada kimi cemaat ve tarikatlar tarafından verilen bu eğitimin zorunlu eğitim kapsamında görülmesini istedi. Bu son derece tehlikelidir. Ülkemiz farklı inanç ve kültürlerin bir arada yaşadığı bir ülkedir. Onun için bu tür eğitimi kabul etmemiz mümkün değil. Konu, Milli Eğitim Bakanına sorulduğu zaman ‘Bu bir tavsiye kararıdır. Bunu uygulayıp uygulamamak bize kalmıştır’ gibi bir ifade kullandı ama bunun bakanlığın bilgisi dışında gelişen bir süreç olmadığını biliyoruz.

    Milli Eğitim Bakanlığı, olaya pedagojik açıdan eğer bakamıyor ise bu büyük bir faciadır. Okul öncesi çocukların, asla soyut düşünemeyeceği bir yaş grubunda bu tür soyut kavramların verilmesi çok büyük trajediler yaratır.

    Edilgen, pasif, sorgulamayan, neden-sonuç ilişkisi kuramayan bir kuşak yetiştirmek istiyorlar. Söz konusu olan bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.

    Dünyada eğitim alanında başarı oranları açıklanıyor ve Türkiye hep sonlarda yer alıyor. Yani bizim çocuklarımız genetik olarak çok mu geride duruyor? Böyle bir şey yok. Tamamen eğitim ikliminin tekçi, gerici, ezberci, sınav endeksli bir biçimde yürütülmesinden kaynaklı. O nedenle dinsel eğitim meselesi Türkiye’de sadece Eğitim Sen’in değil, tüm emek, demokrasi güçlerinin sorunu olmalıdır. Bu soruna topyekün velilerimizle, demokratik kitle örgütleri ile siyasal partilerle dikkatli bir şekilde uyanık olmak gerekir. Bu sürecin derhal demokratik, laik, bilimsel, anadilinde eğitim noktasında bir sürece evrilmesi çabası sürdürülmelidir.”

    Eren GÜVEN-Melis CİDDİOĞLU/ANKARA 

  • ‘Ankara Mamak’ta yaşananlar münferit değil, bir kutuplaştırma yaratacaktır’-VİDEO

    ‘Ankara Mamak’ta yaşananlar münferit değil, bir kutuplaştırma yaratacaktır’-VİDEO

    PİRHA-Ankara Mamak’ta bir Din Kültürü öğretmeninin Alevileri hedef alan söylemlerini PİRHA’ya değerlendiren Eğitim-Sen İstanbul 3 No’lu Şube Başkanı Ayfer Koçak, “Ankara’da yaşanan olay münferit olarak tanımlanmamalı. Çocukların birbirleriyle olan ilişkilerini de zedeler. Bir kutuplaştırma yaratacaktır” dedi. Öğretmenin görevine son verildiğini aktaran KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik ise “AKP kendisine biat eden öğretmenler üzerinden ideolojik hegemonya oluşturmaktadır” diye konuştu. 

    Ankara’nın Mamak ilçesindeki bir okulda sözleşmeli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeninin 8. sınıf öğrencilerine 20 Eylül’deki ders sırasında “Alevi olanlar parmak kaldırsın” dedikten sonra parmak kaldıran öğrencilere “Aleviler neden abdest alıp namaz kılmıyor? Oruç neden tutulmuyor? sorularını yöneltti. İddiaya göre M.K.’nın, “Biz Hazreti Ali’yi sevmeyiz. Hazreti Ali, peygamber efendimizin eşine küfür etmiş” ifadelerine yönelik tepkiler sürüyor.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) İstanbul 3 No’lu Şube Başkanı Ayfer Koçak ile Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik konuya ilişkin olarak PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “MAMAK’TA YAŞANANLAR MÜNFERİT DEĞİL”

    “Ankara’da yaşanan olay münferit olarak tanımlanmamalı” diyen Koçak, “Geçtiğimiz hafta içerisinde bizim bölgelerde de ilginç gelişmeler yaşandı. Okulların ilk açıldığı zaman kurul toplantısında İstinye Anadolu Lisesi’nde öğretmenlere “Hepimiz Müslümanız nasıl olsa hadi oturup bir duayla açalım” ifadesi kullanıldı. Öğretmen arkadaşlar şok olmuşlar. Tepki dahi vermekte geç kalmışlar.

    “OKUL KORİDORLARINDA EZAN DİNLETİLİYOR”

    Aynı okulda Diyanet’ten bir görevli çağırılıp, cemaatle namaz kılma uğraşısı ve ezanın bütün okula, koridorlara ve bahçeye yansıtılması gibi bir durum oldu. Benzer bir durum Yunus Emre Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde yine ezan dışarıya veriliyor. O okulda kendi okulları yıkıldığı için misafir olarak bulunan Şişli Anadolu Lisesi var. Oradaki çocukların ciddi bir sıkıntısı ve rahatsızlığı ortaya çıkmış durumda. Çünkü bu çabaların hepsi aynı zamanda bu okullarda herkesin aynı düşünce içerisinde olduğunu kabul ediyor” ifadelerini kullandı.

    “ÇOCUKLARIN İLİŞKİLERİNİ ZEDELER, KUTUPLAŞTIRMA YARATIR”

    Koçak, okullardaki dinsel faaliyetleri “farklılıkları yok sayan bir yaklaşım” olarak tanımlarken; şunları söyledi:

    “Çocukların birbirleriyle olan ilişkilerini de zedeler. Bir kutuplaştırma yaratacaktır. Sadece çocuklar arasında değil, eğitim emekçileri açısından da ciddi bir problem var. İstanbul gibi çok farklı kültürlerden, dinlerden, mezheplerden çocuklar bu okullarda okuyorlar. Kimsenin, çocukları görünmez kılmaya hakkının olmadığını ifade etmek gerekiyor. Bilimsel, laik, anadilde bir eğitim talebimizi gittiğimiz her yerde dillendiriyoruz ve bunun için mücadelemiz de devam edecek.”

    “AKP BU ÖĞRETMENLER ÜZERİNDEN İDEOLOJİK HEGEMONYA OLUŞTURUYOR”

    KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik ise dinselleştirme politikalarının son dönemde yükseldiğini kaydetti. Öğretmen açığına da değinen Bozgeyik, “Özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’nda 100 binin üzerinde bir öğretmen açığı var. Bakanlık bunları kadrolu öğretmenle doldurmak yerine daha çok dışarıdan ücretli öğretmenlerle kendi ideolojik yaklaşımlarını benimseyen, AKP’ye biat eden, ilahiyat fakültesi, din kültürü öğretmenlerinden tüm okullarda görevlendirerek bir ideolojik hegemonya oluşturmaktadır. Bu öğretmenler girmiş oldukları derslerde öğrenciler arasında inançlarından dolayı ayrımcılık, itibarsızlaştırma, özellikle Alevi inancına yönelik sözler sarf ederek öğrenciler arasında da ayrımcılığı, hedef göstericiliği ortaya çıkarmaktadır” dedi.

    “ÖĞRETMENİN, GÖREVİNE SON VERİLDİ”

    Bozgeyik, Ankara Mamak’ta son yaşanan olaya dair, “Münferit bir olay değil. Türkiye’nin birçok kentinde benzer olaylarla karşı karşıyayız. Çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve Cumhurbaşkanlığı’nın yaptığı açıklamalara baktığımızda dinsel politikaların yaşamımızın her alanında egemen kılınmaya çalışıldığını görüyoruz. Din Kültürü öğretmenleri de bu açıklamaları taklit ederek benzer yaklaşımları sergiliyorlar.

    Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını öteden beri savunuyoruz. Ankara’daki yaşanan olayda öğretmenin sözleşmeli olduğunun duyumunu aldık. Eğitim-Sen 1 No’lu Şube’deki arkadaşlarımızla da yapmış olduğumuz görüşmede olayın Milli Eğitim’e yansıtıldığını öğrendik. İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün okula çağrılarak, ücretli öğretmenin görevine son verildiğini ifade etmek istiyorum. Laik, kamusal, bilimsel eğitimden yana olan herkesin okullardaki dinselleştirme, gerici politikalara karşı ortak mücadele etmemiz gerektiğinin altını çizmek gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

    NE OLMUŞTU?

    Ankara’nın Mamak ilçesindeki Şehit Ali İhsan Okatan Ortaokulu’nda, sözleşmeli olarak görev yapan M.K. adlı din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin, 8. sınıf öğrencilerine 20 Eylül’deki ders sırasında “Alevi olanlar parmak kaldırsın” dedikten sonra parmak kaldıran öğrencilere “Aleviler neden aptes alıp namaz kılmıyor? Oruç neden tutulmuyor? sorularını yöneltti. İddiaya göre M.K., “Biz Hazreti Ali’yi sevmeyiz. Hazreti Ali, peygamber efendimizin eşine küfür etmiş” ifadelerini kullandı.

    Bazı öğrencilerin, derste yaşananları ailesine anlatması ve okula gitmek istememesi üzerine veliler, M.K. adlı öğretmenle görüştü. İddiaları kabul etmeyen M.K., velinin zülfikâr kolyesine işaret ederek “Zaten sormama gerek yok. Kimin ne olduğu belli. Boyunlarındaki kolyeden tanıdım kimin ne olduğunu” diye konuştu.

    Barış KOP / İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    Alevileri hedef alan din dersi öğretmeni Meclis gündeminde!

  • TTB Okul Çalışma Grubu: Önlemleri alalım, çocuklar için okulları açalım!-VİDEO

    TTB Okul Çalışma Grubu: Önlemleri alalım, çocuklar için okulları açalım!-VİDEO

    PİRHA- Türk Tabipleri Birliği (TTB) Okul Sağlığı Çalışma Grubu, salgın yönetiminin okulları kapatmasının çocuklarda yarattığı olumsuz sonuçlara dikkat çekmek ve okulların önlemler alınarak açılması için basın açıklaması yaptı.

    TTB Okul Sağlığı Çalışma Grubu, “Önlemleri Alalım, Çocuklar İçin Okulları Açalım” çağrısı ile çevrimiçi basın toplantısı düzenledi.

    Toplantıya Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER), Türk Toraks Derneği, Türkiye Milli Pediatri Derneği ve Türkiye Psikiyatri Derneği katkı sundu.

    TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, basın toplantısının açılışında uzun bir zamandan bu yana bilim insanlarına dönük süren ve son olarak Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’a yönelen saldırılara tepki göstererek “Hiçbir karanlık bilimin ışığını söndüremeyecek” dedi.

    Basın açıklamasını ise TTB Pandemi Çalışma Grubu üyesi Dr. Tomris Cesuroğlu okudu. Bilimsel verilere göre çocukların COVID-19 nedeniyle tehlikede olmadığını aktaran Cesuroğlu, daha sonra okulların kapatılmasının olumsuz etkilerini sıraladı.

    “ÇOCUKLARDAN DAHA FAZLA FEDAKÂRLIK İSTENMEMELİDİR”

    Cesuroğlu, öğretmen aşılamasının yapılması, çocuk ve gençlerin temaslı izlemi ile test uygulamalarının daha sıkı yapılmasının altını çizdi. Cesuroğlu ayrıca, dersliklerin ve öğretmen odalarının havalandırılması, penceresi açılmayan dersliklerin sınıf olarak kullanılmaması ve verilerin şeffaflıkla paylaşılması gerektiğini kaydederek şu açıklamayı yaptı:

    “Artık ülke olarak okullarımızı açık kalması gereken, toplum için elzem yerler sınıfına almamız gereklidir. Artık, pandemi kontrolü için çocuklardan daha fazla fedakârlık istenmemelidir. Ya çocukların, ailelerin ve öğretmenlerin güvenliği ya da çocukların okula gitmesi gibi sahte bir ikileme düşmemeliyiz. Devletin görevini yapmasını, gerekli tüm önlemleri alarak öncelikle okul öncesi eğitim kurumlarını, ilkokulları, köy ve belde okullarını ve özel eğitim merkezlerini, ikinci olarak ortaokulları, üçüncü olarak liseleri güvenli olarak açmasını ve açık tutmasını talep ediyoruz. Biz bunu başarabileceğimize gönülden inanıyoruz. Gereken neyse yapalım. Çocuklarımız için, okulları açalım.”

    “OKULLAR BİRAN ÖNCE AÇILMALI”

    Basın açıklaması ardından HASUDER Çocuk Sağlığı Çalışma Grubu Yürütücüsü Prof. Dr. Burcu Cantürk Tokuç, öğretmenlerin aşılamalarının tamamlanarak, filyasyon ve HES kodu uygulamalarında sıkı bir takip uygulanarak, havalandırma sistemlerinin uygun hale getirilerek, maske-mesafe-hijyene dikkat edilerek okulların bir an önce açılması gerektiğini söyledi.

    Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr. Koray Başar ise salgın yönetiminde alınan tedbirlerin psikososyal etkilerinin en az tedavi süreci kadar önem taşıdığına dikkat çekti. Başar, çocukların bedensel, zihinsel, ruhsal ve insan ilişkilerindeki gelişimi için okulun büyük önem taşıdığını kaydetti.

    Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Yürütme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Haluk Çalışır ise bilimsel çalışmalara göre okulların açık olmasının salgının yayılmasında önemli bir kaynak olmadığını belirtti. Çalışır, Milli Eğitim Bakanlığı’nın planlamalarında hijyenin ön plana çıkarılmasının yanı sıra virüsün havadan bulaşması itibariyle havalandırmanın başlıca vurgu noktası olması gerektiğini ifade etti.

    Çocuk Romatoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur da pandemi döneminde çocuk gelişiminin büyük sekteye uğradığını dile getirirken, çocukların fiziksel aktivitelerini özgürce sağlayabilecekleri adımların derhal atılması gerektiğini söyledi.

    HASUDER Çocuk Sağlığı Çalışma Grubu üyesi Prof. Dr. Türkan Günay okulların hijyen sorunlarının bakanlık raporlarına dahi yansıdığını fakat bu sorunun okulların açılmasının önünde bir engel olamayacağını vurguladı. Günay, okulların kapatılmasının çocukların toplumla ilişki kurmasına ket vurduğunu da belirtti.

    KAMU OKULLARINDAKİ TEMİZLİK ANLAYIŞI YETERSİZ!

    TTB Okul Sağlığı Çalışma Grubu üyesi ve aynı zamanda okul hekimi olan Dr. Gülgün Kıran ‘Okul sağlığı ve güvenliği’ kavramının bütünlüklü değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Kıran, kamu okullarının öğretmen açığı, personel istihdamı, temizlik uygulamaları gibi başlıklarda geri bırakıldığını da ifade etti.

    Basın toplantısında son söz alan TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Çiğdem Arslan ise okulların kapatılmasının acil servislere nasıl yansıdığına ilişkin aktarım yaparak “Son bir yıldır uzaktan eğitimi alamayan, tamamen okulu bırakan, çalışmaya başlayan, çocuk işçi olarak yaralanıp acile başvuran hasta sayımız arttı. Benzer şekilde çocuklara yönelik şiddet arttı. Bu çocuklar evde, sokakta oynarken değil; iş kazası veya ev içi şiddet sonucu yaralanmaktalar” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Uzaktan eğitimde kullanılan programlar zorunlu tutulamaz’

    ‘Uzaktan eğitimde kullanılan programlar zorunlu tutulamaz’

    PİRHA- Mersin Eğitim-Sen, uzaktan eğitimin, yüz yüze eğitimin yerine ikame edilmesini asla kabul etmeyeceklerini belirtti. Yapılan açıklamada, “Bu tür uygulamalarla derslerin işlenmesini hiçbir kurum yöneticisi zorunlu tutamaz; çünkü bu süreçler hukuki değildir. Yasalarda olmayan bir yetkiyi kullanmak ayrıca suçtur” denildi. 

    Eğitim-Sen Mersin Şubesi Yürütme Kurulu karantina günlerinde uzaktan eğitim için program kullanımıyla ilgili açıklama yaptı.

    “UZAKTAN EĞİTİM KARARINI ÖĞRETMENLERİN TERCİHİNE BIRAKILMALIDIR”

    “Eğitim-Sen’in, kurulduğu günden bu yana eğitimin nicelik yönüyle değil nitelik yönüyle ilgilenmiş, kamusal, demokratik, laik, karma ve ana dilinde eğitimden yana tavrını her platformda ortaya koyulduğunun vurgulandığı açıklamada şunlara yer verildi:

    “Bu çerçevede eğitim ortamlarının oluşturulurken eşitlikçi, ulaşılabilir, bilimsel ölçütlerin, bilimsel verilerin, öğretmen özerkliğinin mutlaka gözetilmesi gerektiğini kamuoyuyla da paylaşmıştır. Bu çerçevede yüz yüze ve örgün eğitim süreçlerinin öncelenmesi gerektiğini özel durumlarda ancak diğer eğitim süreçlerinin devreye sokulmasının uygun olacağını benimsemiştir. Uzaktan eğitimin yüz yüze eğitimin yerine ikame edilmesini asla kabul etmemiş ve kesinlikle de kabul edilemez olarak görmüştür. İçinden geçtiğimiz bu süreçte (sosyal izolasyon-karantina) uzaktan eğitim kullanımı gündeme gelmiştir. Sendikamız sadece bu döneme özgü olarak uzaktan eğitimin bu günlerde kullanılıp kullanılmaması konusunda kararın öğretmenlerin tercihlerine bırakılması gerektiğini, öğretmen özerkliğini engelleyecek tutum ve davranışlardan vazgeçilmesini Milli Eğitim Bakanlığına da iletmiştir.

    “KURUM YÖNETİCİLERİ TARAFINDAN DİRETİLEMEZ” 

    ZOOM Cloud Meetings ve benzeri programlarla uzaktan konferans yöntemiyle canlı ders işlemeyi düzenleyen hiçbir yasal kural yoktur. Bu nedenle telekonferans yöntemiyle derslerin işlenip işlenmemesi ‘kurum yöneticileri tarafından diretilemez’.  Yasalarla bir düzenleme yapılmadığı için bu uygulamalar üzerinden ders işlenmesi öğretmenlerin kendi tercihi olacaktır. Fakat bu uygulamaların kullanılması bazı olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Programları kurarken –zorunlu olmadığı halde- kişisel bilgilerin verilmesi, kredi kartı bilgilerinin girilmesi sonraki süreçlerde kullanıcıları zora sokmakta, kişisel verileri, kart bilgileri kötü niyetli kişilerin ellerine geçmektedir.”

    Açıklamada son olarak, “Pandemi günleri gibi özel günlerde uzaktan eğitim için özerk davranışlar tercih edilse de seçilecek yöntemin iyice araştırılıp süreçlerinin değerlendirilmesinin önemi ortaya çıkmaktadır” denilerek, “Bu tür uygulamalarla derslerin işlenmesini hiç bir kurum yöneticisi zorunlu tutamaz; çünkü bu süreçler hukuki değildir. Yasalarda olmayan bir yetkiyi kullanmak ayrıca suçtur” ifadeleri yer aldı.

    PİRHA/MERSİN

     

  • İlkokul öğrencilerine de ‘kafa kesme’ sahnesi izlettiler

    İlkokul öğrencilerine de ‘kafa kesme’ sahnesi izlettiler

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın uzaktan eğitim uygulamasında bir skandal daha ortaya çıktı. Ortaokul öğrencilerine gösterilen idam sahnesinin ardından ilkokul öğrencilerine de ‘kafa kesme’ sahnesi izletildi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın uzaktan eğitim serüveni skandallarla başladı.

    Ortaokul öğrencilerine gösterilen idam sahnesinin ardından ilkokul öğrencilerine de kafa kesme sahnesi gösterildi.

    İlkokul 4’üncü sınıf öğrencileri için gösterilen Selahaddin Eyyubi animasyonunda kafa kesme sahnesi bütün detaylarıyla gösterildi. Fatımi hükümdarının kafasının kesilme sahnesinin yanı sıra yine aynı animasyonda savaş sahnelerine de detaylı şekilde yer verildi.

     

  • Bakan eşine özel skandal talimat: Hasta çocukları göndermeyin

    Bakan eşine özel skandal talimat: Hasta çocukları göndermeyin

    PİRHA- Mersin’in Yenişehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, okullara yazı göndererek, Ziya Selçuk’un eşi Rana Selçuk’un katılacağı Aylin Şengün Taşçı konserinde, Selçuk’a refakat edecek öğretmen istedi. Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, gönderilen yazıya tepki göstererek “Öğretmene karşı vahim, bir o kadarda ayıp bir yaklaşım” dedi.  

    Mersin’in Yenişehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, okullara gönderdiği yazıda, Milli Eğitim Bakanı (MEB) Ziya Selçuk’un eşi Rana Selçuk’un katılacağı Aylin Şengün Taşçı konserinde, Selçuk’a eşlik edecek 2’şer öğretmen görevlendirilmesini istedi. Yazıda, “Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’un değerli eşi Sayın Rana Selçuk Hanımefendi’nin Mersin programı çerçevesindeki konsere katılmak üzere okulunuzdan seçilecek iki tane öğretmen bilgilerinin ekteki tabloya işlenmesi” şeklinde talimat verildi.

    Cumhuriyet’ten Abidin Yağmur’un haberine göre Türk Müziğini Tanıtma ve Destekleme Projesi kapsamındaki Aylin Şengün Taşçı konseri için Rana Selçuk’un ziyaret edeceği okullardan velilere gönderilen mesajda ise “Hasta olan çocukları göndermeyin, saçlarına ve giysilerine özen gösterin” denildi.

    Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, “Ne kadar vahim ne kadar ayıp bir yaklaşım öğretmene karşı. Öğretmeni angarya işlerde, mesai saatleri dışında görevlendirmek başlı başına bir hukuksuzlukken bir de ayrıca öğretmene bakış açısının ne olduğunu ortaya koyuyor. Büyük laflar eden Bakan Ziya Selçuk’un öğretmene bakışı bu işte” diye konuştu.

    HABER MERKEZİ

  • Öğrencilere ‘seçmeli din dersi’ dayatmasına Mersin Eğitim-Sen’den tepki

    Öğrencilere ‘seçmeli din dersi’ dayatmasına Mersin Eğitim-Sen’den tepki

    PİRHA- Ortaöğretim okullarında “seçmeli ders” seçim süreci tamamlanmak üzere. Önceki yıllarda da “seçmeli ders” uygulamasının idareler tarafından “zorunlu ders”e dönüştürüldüğünü belirten Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu “Başlı başına hukuksuz ve en başta da laik eğitim sistemine aykırı bir uygulama. Veliler, dilekçeler yoluyla okul idarelerine başvurup seçmedikleri derslerin değiştirilmesini istesinler” dedi.  

    Ortaöğretim kurumlarında “seçmeli ders” seçiminde sona gelindi. Her ne kadar bu hak öğrenci tarafından kullanılıyor gözükse de hükümetin milli eğitim politikası “seçmeli” olması gereken dersi zorunlu hale dönüştürüyor.

    Cumhuriyet’in haberine göre, bunun son örneği Balıkesir Burhaniye’de yaşandı. Burhaniye Milli Eğitim Müdürlüğü’nden, 6 Ocak’ta, ilçedeki tüm okul müdürlüklerine gönderilen yazıda, “Seçmeli derslerden olan Kuranı Kerim, Peygamberimizin Hayatı ve Temel Dini Bilgiler derslerinin öğrencilerimiz tarafından seçilmesi ile ilgili okul müdürlüklerimizce gerekli hassasiyet ve özenin gösterilmesi hususunda bilgilerinizi ve gereğini rica ederim” denildi.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, okullarda, hem panolara asılan afişler aracılığıyla, hem de öğrenci velileri aranarak dini içerikli derslerin veliler tarafından seçilmesi istendiğine dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Adı seçmeli ders ancak çoğu zaman öğrencilere bile sorulmuyor. İdareler kendileri belirliyor. Gerekçe de şu: Sınıf oluşması için belli bir sayı olması lazım, bu olmadığı için seçmeli dersleri bu şekilde belirledik. Bu durum bahane edilerek dersler düzenliyor. Velilerin çoğu zaman haberi bile olmuyor. Olunca da okul idaresiyle ters düşülmemek adına iradeleri dışında ortaya çıkan bu uygulamaya tepki göstermeyip, sineye çekiyorlar. Başlı başına hukuksuz ve en başta da laik eğitim sistemine aykırı bir uygulama. Seçmeli derslerin zorunlu hale dönüştürülmesi bilime dayalı derslerin ortadan kaldırılmasına, bunun sonucu olarak da adı imam hatip olmayan ama müfredatı dönüştürülen okullara dönüşüyor.”

    Dindar nesil yetiştirme projesinin bir parçası olarak hareket edildiğini belirten Muşlu, velilere çağrıda bulunarak, dilekçeler yoluyla okul idarelerine başvurup seçmedikleri derslerin değiştirilmesini istesinler dedi.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Ağrı’da bir çocuk öğretmeni tarafından tecavüze maruz bırakıldı

    Ağrı’da bir çocuk öğretmeni tarafından tecavüze maruz bırakıldı

    Ağrı Doğubayazıt ilçesinde bir köyde beden eğitimi öğretmeni olan H.K., 12 yaşında B.K.’ye tecavüz etti. H.K. tutuklandı, Milli Eğitim’den bazı görevliler “kurum zarar görür” gerekçesiyle aileyi ikna etmeye çalıştı. Köy muhtarı ve imamı ise para karşılığında kızı evlendirmeye kalkıştı.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Hamdullah Kesen’in özel haberine göre Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde bir köy ilkokulunda 12 yaşında B.K. adlı öğrencisine cinsel saldırıda bulunan beden eğitimi öğretmeni H.K. tutuklanırken, Milli Eğitim görevlileri, köy muhtarı ve eski imamı olayın üstünü örtmeye çalıştı. 22 Mayıs’ta yaşanan tecavüz saldırısı, çocuğun İstanbul’da yaşayan dayısı İ.H.Y. ve annesi C.K.’nin Mezopotamya Ajansı’na konuşması üzerine ortaya çıktı.

    Cinsel saldırıda bulunan öğretmen H.K. tutuklanıp cezaevine konuldu. Çocuk ise, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nün koruması altına alındı.

    Anne C.K., Milli Eğitim’den gelen bazı kişilerin kendisine, “Eğitimin içinde böyle bir olay yaşanmış, duyulsa eğitim kurumuna zarar verir” dediğini belirtti. Anne K., köyün imamı ve eski muhtarlarının ise kızını tecavüze maruz bırakan öğretmenle para karşılığında evlendirmeyi teklif ettiğini kaydetti. Anne K., aynı kişilerin olayın üzerini kapatmaya çalıştığını ve şikayetlerinden vazgeçirmeye çalıştıklarını söyledi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Adana Şubesi yöneticisi Seher Kılıç, bu duruma tepki gösterdi.

    “CEZASIZLIK İNSANLARI SUÇA TEŞVİK EDİYOR”

    Kadına ve çocuğa yönelik saldırı ve cinsel istismar vakalarının her geçen gün arttığını hatırlatan Kılıç, bu artışa hükümetin izlediği “cezasızlık” politikasının neden olduğunu ifade etti. Kılıç, “Ülkemizdeki en büyük sorunlardan biri olan cezasızlık, insanları suça teşvik ediyor ve böylelikle suç işleme oranını arttırıyor. Okuduğumuz kitaplarda, izlediğimiz filmlerde istismar olaylarının artmasına neden olmaktadır. Toplumda istismar vakalarına karşı önleyici bir yaptırım gücü yok. Yasalar bu konuda yetersiz” dedi.

    “SUÇUN ÜSTÜ ÖRTÜLMEMELİDİR”

    Önleyici adımlardan biri olarak, okullarda “toplumsal cinsiyet” derslerinin zorunlu olması gerektiğini belirten Kılıç, bu derslerle soruna çözüm bulanabileceğini savundu.

    Cinsel istismar olaylarında sıklıkla suçun üstünün örtülmesi çabasıyla karşılaştıklarını ifade eden Kılıç, bu duruma Doğubayazıt’ta yaşanan olayı örnek gösterdi. Kılıç, “Cinsel istismar vakalarında eskiden beri hep bu üstünü kapatma anlayışı devam etmektedir. Suçu işleyen değil de suça maruz kalan mağdur olmaktadır. Mağdur olan tarafı destekleyip, suçluya gereken cezanın verilmesi konusunda yasaların önü açık olması gerekmektedir. Mahkemelerin verdiği cezalar caydırıcı olması gerekir. Eğitim politikaları bu tür konuların üzerinde ciddi şekilde durmalı ve takibi sağlamalıdır” diye belirtti.

    “HEM KİŞİ HEM DE KURUM ZARAR GÖRÜR”

    Kılıç, sözlerini şöyle tamamladı: “Hükümet yetkililerinin bu konuda yeterince desteğini göremiyoruz. Söylemleri dahil bu konuda suçları normalleştirmeye çalışmaktadırlar. Hiyerarşik ilişkilerin hakim olduğu kurumsal ortamlarda tacize uğrayanların bunu dile getirmede yaşadıkları zorluklar nedeniyle çoğu zaman taciz görünmez kılınmakta bunda hem kişi hem de kurumlar zarar görmektedir. Buna bir an önce son vermelidir. Herkes yaşadıklarını dile getirmek zorunda. Kadın ve çocukların beyanları esas alarak suçun üstü örtülmemelidir ve gereken cezalar verilmelidir.”

  • Karadeniz Alevi Meclisi: Aleviler ciddi bir asimilasyona maruz bırakılmıştır

    Karadeniz Alevi Meclisi: Aleviler ciddi bir asimilasyona maruz bırakılmıştır

    PİRHA- Karadeniz bölgesinde faaliyet gösteren 76 Alevi-Bektaşi sivil toplum örgütü temsilcisi, inanç önderi, dede ve babalardan oluşan Karadeniz Alevi Meclisi, Havza ve Ordu’dan sonra üçüncü toplantısını Samsun’da yaptı.

    Karadeniz Alevi Meclisi Samsunda üçüncü defa bir araya gelerek durum değerlendirme toplantısı yaptı.

    Sonuç bildirgesinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayıyla düzenlenen “Haydi Çocuklar Camiye” projesinin laiklik ilkesini zedelediğini ve Alevi çocuklarına yönelik mahalle baskısını artıracağına dikkat çekildi. Açıklamada ayrıca, hükümetin Alevilere yönelik bu uygulamaları bırakması çağrısı da yapıldı.

    “ALEVİLER CİDDİ BİR ASİMİLASYONA MARUZ BIRAKILMIŞTIR”

    Samsun’da bir araya gelen Karadaniz Alevi Meclisi yayımladığı sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

    – Aleviler tarihsel süreç içerisinde ciddi bir asimilasyona maruz bırakılmışlardır. Bunun sonunda nüfus kaybına uğramanın yanında yol, erkân konusunda da yozlaşmışya maruz bırakılmıştır.  mürşit, dede, talip ilişkileri bölgelere göre farklılıklar göstermesine rağmen özünde ciddi yaralar almıştır. 10-11/Eylül 2011 de yeniden düzenlenen mürşit ocağı, bu yozlaşmanın önüne geçmek için ulusal ve uluslararası boyutta faaliyet göstererek, bu kötü gidişatın önüne geçmek için ciddi çalışmalar yürütmektedir. Bu çalışmalara destekler artırılmalıdır.

    – Hazırlıkları süren iller ve ilçeler düzeyindeki derneklerin bir an evvel resmi statüye kavuşturulması sağlanmalıdır.

    – 15 tatilde Milli Eğitim Müdürlüğü’nün uygulamaya koyacağı, “Haydi çocuklar camiye” adlı proje Alevi çocuklarına yönelik mahalle baskısını artırırken, diğer bir anlamıyla ödül adı altında Anayasamızın 2.maddesindeki “laiklik” ilkesi bir kez daha zedelenmiştir.  Hepimizin geleceği olan gençlerimize yönelik bu uygulama ülkemizde yaşayan laik, bilimsel eğitim isteyen kesimin ve biz Alevilerin kabul edeceği bir uygulama değildir. Hükümet acilen bu uygulamadan geri dönmelidir.

    – Geçtiğimiz günlerde sanatçı Deniz Çakır’a yönelik suçlama, itham toplumu kamplaştırmaya, çatıştırmaya yönelik çirkin, kabul edilemez bir uygulamadır. Hükümetin bu tip olayları gündeme taşıyarak, toplumu kamplaştıracak tutum ve davranışlardan uzak durmalıdır. Toplumun birlik beraberliğe ihtiyacı olduğu bu günlerde oy uğruna ülkede kargaşa, çatışmaya sebebiyet oluşturacak hal ve davranışlardan uzak durulmalıdır.

    – Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu biran evvel kurularak, inançsal, kültürel eğitim çalışmalarına başlanılmalıdır. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti hepimizin ortak talepleri arasındadır. Bunun oluşumu için bölgemizin en ücra köşesine kadar gidilerek, gerekli örgütlenme çalışmaları bir takvime bağlanarak yürütülmelidir.

    – Bölgemizdeki cemevleri ilçe ve il merkezlerinde dernekler kurularak, o bölgedeki cemevleri temsilcilikler ile merkezlerde bulunan derneklere bağlanması sağlanmalıdır. Bu yapılırken,  inancımızın tarihsel dokusuna ait yol ulularımızın isimlerini taşıyan dernekler olmasına da dikkat edilmelidir. ” (HABER MERKEZİ)

     

     

  • AABF Başkanı Mat: AKP iktidarı inanç özgürlüğünü çiğnemeye devam ediyor

    AABF Başkanı Mat: AKP iktidarı inanç özgürlüğünü çiğnemeye devam ediyor

    PİRHA-AABF Başkanı Hüseyin Mat, Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğrencilerin yarıyıl tatilini camide geçirmeleri için Server Gençlik ve Spor Kulübü Derneği ile işbirliği protokolü imzalamasına tepki gösterdi. “6-13 yaş arasındaki çocukların zorunlu din eğitimleri ve 5 vakit namaz uygulaması ile asimile edilmesi başta çocuk hakları olmak üzere, laiklik ve inanç özgürlüğüne aykırıdır” diye belirtti.

    MEB’in, bazı vakıf ve derneklerle protokol imzalayarak yarıyıl tatilinde binlerce çocuğu camiye götürmeyi hedeflediği öğrenildi. Yapılan işbirliği kapsamında 6-13 yaş arası çocuklara 5 vakit namaz kıldırılacağı, cemaate katılmaları ve duaları ezberlemeleri durumunda puan kazanarak yarışacakları belirtildi

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın imzaladığı protokole tepki gösteren Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, “AKP iktidarı tekçi ve mezhepçi eğitimde laiklik, din, vicdan ve inanç özgürlüklerini çiğnemeye devam ediyor” dedi.

    “MEZHEPÇİ BİR EĞİTİM DAYATILIYOR”

    “Devlet eliyle siyasal ve dinci gericiliğin örgütlenmesinde sınır tanınmıyor” tepkisini gösteren Mat, “AKP devletinin eğitim sistemi Sünniliği referans alarak, başta Alevi çocukları olmak üzere, tüm inanç gruplarına ve inanmama hakkını kullanan kesimlere mensup herkese zorla “Türk-İslam Sentezi”ne dayalı mezhepçi din eğitimi dayatmaktadır” ifadelerini kullandı.

    Eğitimi tekçi ve mezhepçi olarak nitelendiren Mat, “6-13 yaş arasındaki çocukların zorunlu din eğitimleri ve 5 vakit namaz uygulaması ile asimile edilmesi başta çocuk hakları olmak üzere, laiklik ve inanç özgürlüğüne aykırıdır” diye belirtti.

    Mat devamında şunları kaydetti:

    “Bir yandan Diyanet İşleri Başkanlığı, diğer yandan ENSAR, TÜRGEV, BİRLİK, HAYRAT, İLİM YAYMA CEMİYETİ, ÖNDER, İHH ve benzeri siyasal İslamcı vakıflar, dernekler ve cemaatler/tarikatlar ile işbirliği protokolü imzalayan Milli Eğitim Bakanlığı şimdi de başka bir gerici protokole imza atarak 6-13 yaş arası öğrencilere 5 vakit namaz getiriyor.”

    “PROTOKOLLER ÇOCUK HAKLARINA AYKIRI”

    Alevilerin zorunlu din derslerinin kaldırılmasına dair AİHM’de kazandığı davaların kararlarının uygulanmadığını hatırlatan Mat, “Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu dernekler ve vakıflarla imzaladığı protokol ile “Haydi Çocuklar Camiye Projesi” gibi siyasal islamcı projenin ideolojik amaçlarına hizmet etmektedir. Çocukları camilere doldurmak için, siyasal islamcı bu projenin sloganlarından biri de “Namazını camide kıl, puanları topla, ödülünü kap” olmuş.Soyut kavramları idrak etme yeteneği gelişmemiş bu çocuklara MEB, Diyanet ve İslamcı Cemaat Vakıflarla imzalanan protokollere dayalı kurslar, çocuk haklarını aykırı, ideolojik bir seferberliktir”dedi.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ KALDIRILMALIDIR”

    Mat AABF olarak taleplerini ise şöyle sıraladı:

    “-MEB İle Cemaatler-Vakıflar-Dernekler arasında imzalanan protokoller iç ve uluslararası hukuka aykırıdır ve iptal edilmelidir.
    -Zorunlu ve seçmesi zorunlu tüm din dersleri kaldırılmalıdır.

    -Tek tip din/mezhep eksenin toplum inşasının taşıyıcı kurumları olan, din eğitimi veren ve din eğitimcileri yetiştiren devlet din kurumları laiklik ve eşitlik ilkesine aykırıdır. Devlet adına İlahiyat fakülteleri, İmam hatip okulları, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Kuran Kursları olamaz ve bunlar özelleştirilmelidir.

    -Laiklik ve eşitlik ilkesi gereği devlet tüm inanç sistemlerine eşit uzaklıkta durması gerekir. Sünnilik lehine koruyucu, kollayıcı tutum alamaz ve imtiyaz tanıyamaz.

    “İNANÇLARA EŞİT YAKLAŞILMALIDIR”

    -Öğrencilere belirli bir inancı/dini dayatmak suretiyle, öğrencileri asimilasyon yoluyla din/inanç değiştirmeye veya Türkiye’de olduğu gibi Sünni-Hanefiliği benimsemeye zorlamamalıdır.
    Türkiye’deki yaygın dini inanç ve azınlık inançlar hakkında tarihsel ve kültürel bilgilendirme ilkesi esas alınmalıdır. Tüm dini inançlara ve inanmama hakkına sahip bireylere/çevrelere eşit ve nesnel yaklaşılmalıdır.

    -Dinler hakkında kültürel, felsefi ve tarihsel bilgi aktaracak dersler, tüm din ve inançları kapsayacak şekilde isteğe bağlı verilebilir. Bu tür ders müfredatları ise her türlü dinsel telkin, yönlendirme ve doğmalardan arındırmalı, ve bütün dinler hakkında, o dini/inanç gruplar tarafından hazırlanmış temel bilgiler verilmelidir.

    “ÜCRETSİZ VE KAMUCU EĞİTİM TALEP EDİYORUZ”

    -Din eğitimi kişiye ve dini topluluklara ait özel alan olup, kamusal bir hizmet olarak sunulmamalı ve devlet bütçesiyle finanse edilememelidir.

    -Biz Aleviler, devlet adına verilecek eğitimlerin dincilik ve gericilik üretmesini, namaz kıldırmasını, dua ezberletmesini, siyasal islamcı cemaatlerle eğitimde işbirliğini değil, laik, bilimsel, demokratik, çoğulcu, eşit, ücretsiz ve kamucu eğitim talep ediyoruz.

    (HABER MERKEZİ)