PİRHA- Muharrem ayı dolayısıyla Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesinde Muharrem Cemi yapıldı.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesinde yapılan cem erkanına Baba Mansur ocağı dedesi Veli Gülsoy, Kağıthane Nurtepe Cemevi Başkanı Baba Mansur ocağı dedesi Zeynel Şahan ve Baba Mansur ocağı mensubu Zakir Gökhan Erol katıldı.
Yürütülen Muharrem ceminde Baba Mansur ocağı dedelerinden Veli Gülsoy, yaptığı konuşmada “Aşure hem tatlıdır hem de çok bereketlidir, bitmez. Çünkü onda hak sevgisi, hakkın duası vardır. Cenab-ı hak cümlemizin lokmalarını kabul etsin” dedi.
12 Rakamının çok önemli olduğuna vurgu yapan Dede Gülsoy, “Hakk bir yerde 12 Muharremdir, bir yerde 12 imamdır, sene 12 aydır, Muharrem 12 gündür, gökkuşağı 12 renktir. Demek ki her şeyin başında 12 vardır. Bu ayda Allah rızası için Muharrem orucu tutuyoruz. Çünkü Muharrem orucu kişiye tutulmaz Allah rızasına tutulur. Dolayısıyla bu yası çekerken mecburen zevk-i sefadan mutlaka kaçınalım. Hala da duyuyoruz düğünler var, sünnetler var, eğlenceler var. Olmaması lazım” ifadelerini kullandı.
Aşure lokmalarının Kerbela’da sağ kurtulan İmam Hüseyin’in oğlu İmam Zeynep Abiden için tutulduğunu belirten Gülsoy, konuşmasını şu cümlelerle tamamladı:
“Çok şükür ettik ne mutlu ki İmam Zeynel Abiden hayatta kaldı ve ehlibeytin kesilmedi, evladı resul cihanda baki kaldı. Onun için de şükür ettik kurban kestik, aşure lokması yaptık. Lokmanız Kerbela lokması olsun. İmam Zeynel Abidin aşkına yapılan lokma olsun, Sırat köprüsü de hepinizin kılavuzu olsun, Allah kimsenin emeğini zayi etmesin”
Muharrem ceminde gülbenglerin okunmasının ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA-Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Muharrem ayı bize bu topraklarda tekrar acılar yaşamamayı vesile etsin” dedi. Aslan bu topraklarda Alevilerin nice Kerbelalar yaşadığını hatırlattı.
Video eklenecek
ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi toplumu için bir yas ayı olan Muharrem ayı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
“ALEVİLER HÜSEYNİ DURUŞUNU BUGÜNE KATLİAMLARA MARUZ KALARAK GETİRDİ”
Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Kerbela Katliamı’nın Alevi toplumunda unutulmamasının nedeninin Hüseyni duruş olduğunu belirterek, “Zalime karşı boyun eğmeyen Hüseyni duruşunu bugüne kadar bu coğrafyada farklı dönemlerde katliamlara maruz kalarak getirdi. Kerbela sadece Kerbela’da başlayıp Kerbela’da bitmedi. Kerbela halen devam ediyor bu topraklarda ve özellikle Alevi toplumunda. Bugün Alevi toplumu Muharrem ayında oruç tutuyor. Aslında bu oruç, biz büyüklerimizden pirlerimizden şunu biliyoruz ki sıradan bir oruç değil, bir yas, bir matemdir. Yakınınızı kaybettiğinizde, sevdiğinizi kaybettiğinizde yaşadığınız duygu neyse Muharrem’de Aleviler oruç tutarken bu duyguyla orucu tutuyor ve o yası tutmaya çalışıyor” dedi.
“BU TOPRAKLARDA ALEVİLER NİCE KERBELALAR YAŞADI”
Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Yezid’in halen yaşadığının, farklı sıfatlar ile hala aramızda olduğunun altını çizdi. Aslan konuşmasına şöyle devam etti:
“Dünün Yezidleri bugünün Yezidleriyle aynı şekilde, sadece sıfat olarak, kişi olarak değişiyor. Alevi toplumu üzerinde o Yezidlik, o zalimlik, o zulüm, devam ediyor. Bu topraklarda Aleviler nice Kerbelalar yaşadı. Suruç da bizim için bir Kerbela’dır. Sivas da bizim için bir Kerbela’dır. Maraş, Çorum, 10 Ekim gibi bu topraklarda bir çok Kerbela yaşadık. Alevi toplumunun bunu bugün bu coğrafyadaki tüm zulme karşı bütünleştirmesi gerekiyor.”
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Muharrem ayının önce Alevi dünyasına sonra tüm insanlığa barış getirmesini umut ettiğini söyledi. Erçe, “Kimseyi incitmeden, rahatsız etmeden, geceleri kimseyi davullar ile uyandırmadan, akşamları top patlatmadan bu ülkede binlerce insan yas tutuyor, oruç tutuyor, bir matem içerisinde bir arada oluyorlar, lokmalarını paylaşıyorlar ve aç doyuruyorlar” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Muharrem ayı ve tutulan oruç dolayısıyla PİRHA’ya konuştu.
Kerbela Katliamı’nın sadece tarihsel yanıyla ilgilenmediklerini oradaki boyun eğmez duruşu da miras olarak kabul ettiklerini belirten Erçe, Kerbela Katliamı’nın yasını tutarken tüm dünyada yaşanılan katliamların acısının da paylaşıldığına vurgu yaptı.
“HER ZAMAN ZALİMİN KARŞISINDA MAZLUMUN YANINDA DURMAYI ESAS ALDIK”
Cuma Erçe, miras aldıkları duruşun İmam Hüseyin’in Kerbela’daki dik duruşu olduğunu ifade ederek, “Muharrem denildiği zaman, yas denildiği zaman Alevilerin en önce akıllarına gelen elbette ki İmam Hüseyindir, Kerbela’dır. Kerbela vahşetidir. Kerbela dolayısıyla çok büyük bir travmadır ancak biz Aleviler sadece Kerbela’nın tarihsel yanıyla ilgilenmeyiz aslında oradaki duruşu da öne çıkartırız. Bir anlamıyla miras kalmış bir tarihi sahipleniriz. O da şudur: Çocukların da içinde olduğu 72 masumun kuşatılmasına rağmen üstelik oyuna getirilerek, kandırılarak oraya çağırılmalarına rağmen binlerce kişilik güçlü bir orduya karşı Hüseyni duruşu öne çıkartırız. Teslim olmayan, boyun eğmeyen duruşu öne çıkartırız. Dolayısıyla bizim için orada o eğilmez baş, bükülmez bilek kısmı öndedir. Bir tarafta zalim bir tarafta mazlum vardır. Tarihsel açıdan baktığımızda biz elbette ki o günden aldığımız miras ile o günden bugüne kadar her zaman zalimin karşısında mazlumun yanında durmayı esas almışız, buna da biz Hüseyni duruş diyoruz” dedi.
“KERBELA ÜZERİNDEN ASLINDA YAŞANAN TÜM ACILARI YASINI TUTUYORUZ”
Bu günlerde tartışılan konulardan birinin neden başka katliamların da yasının tutulmadığı olduğunu hatırlatan Erçe, şunları söyledi:
“Biz Muharrem’de sadece Kerbela’nın yasını tutmuyoruz yani Kerbela bizim için bir simgesel ifadedir. Kerbela bizim için bir miattır. Dolayısıyla nasıl ki son dönemlerde özellikle 30 yıldır ‘Sivas için adalet herkes için adalet’ diyorsak, Sivas Katliamı üzerinden bütün katliamların tarihsel anlamda yüzleşilmesi gereken olgular olduğunu söylüyorsak, Kerbela üzerinden aslında yaşanan tüm acıları ifade ediyoruz. Dolayısıyla bugün tuttuğumuz yas, dünyanın neresinde olursa olsun dili, dini inancı, felsefesi, dünya görüşü, cinsiyeti, cinsel yönelimi, eğilimi ne olursa olsun tüm dünyada yaşanmış tüm acıların yasını tutuyoruz. Hatta bu yaşanmış acılara baktığımızda bunların büyük çoğunluğu sadece insan da değil biz aynı zamanda doğanın da yasını tutuyoruz, tabiatın yasını tutuyoruz, yakılan ormanların yasını tutuyoruz, öldürülen hayvanların yasını tutuyoruz bunu genellediğimiz zaman kadınların da yasını tutuyoruz, çocukların da yasını tutuyoruz, Maraş’ın da, Dersim’in de, Koçgiri’nin de, Roboski’nin de, Suruç’un da, Gazi’nin de, Gezi’nin de, hepsinin, hatta en son yaşadığımız depremde kaybettiğimiz, aslında katledilen on binlerce canımızın yasını tutuyoruz.”
“YEZİD BUGÜN YAŞIYORSA HÜSEYİN DE YAŞAMALI”
PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Muharrem ayının esalarını şu şekilde belirtti:
“Biz Yezid’in pilavı yağlı da olsa Hüseyin’in yanında aç kalmayı, Yezid’in elinde testiler dolusu su olsa da Hüseyin’in yanında susuz ölmeyi tercih ederiz. Bizim yaklaşımımız, bakış açımız budur. Alevi Kızılbaşlar da bu mantıkla tarih boyunca her zaman sonu ne olursa olsun, ödenecek bedel ne olursa olsun bu bilinçle hareket etmiş. Yezid soyunun yanında yer almamıştır. Yezid’in felsefesini, inancını taşıyanların yanında yer almamıştır. Dolayısıyla Yezid bugün yaşıyorsa Hüseyin de yaşamalıdır. Çünkü Yezid ölmedi dönemsel olarak don değiştirdi, farklı cisimlere, farklı kimliklere, farklı isimlere büründü. O zaman Hüseyin’in de ölmediğini, çoğalarak devam ettiğini göstermek zorundayız. Hüseyin’in safında, Hüseyin’in yanında yer almaya devam ediyoruz.
PiRHA-Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, Muharrem ayının anlam ve önemini PİRHA’ya anlattı. “Kerbela’dan ders çıkarmalıyız” diyen Ana Mutluer, “Muharrem ayında düğün dernek yapılmaz, herhangi zevki sefa yapılmaz, kan akıtılmaz, et yenilmez. Bunu bütün toplumun bilmesi lazım” dedi.
Alevilerin tuttuğu Muharrem Orucu 9. gününde sürüyor. Muharrem ayının Aleviler için çok önemli olduğuna dikkat çeken Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, “Yolumuzu yürütmemiz lazım. Gönül kalsın yol kalmasın, diye Aleviliğin bir ilkesi vardır. Biz bu yolu 12 imamları hiçbir zaman unutmamamız gerekir. O köydeki Aleviliği keşke bugün şehirlere taşıyabilseydik” dedi.
“Düğün, dernek eğlence herhangi bir zevki sefa yapılmazdı. Ama bugün bir yanlışımız var İmam Hüseyin’in şehit olduğu ayda düğün dernek yapıyoruz, bunu bütün toplumun bilmesi lazım. Her milletin bir özelliği vardır, bir yas-ı matemi vardır. Bugün Hristiyan aleminin dahi bir özelliği vardır. Aleviliğin köyden şehre taşınmasındaki en büyük kayıplarımız bu oldu.”
Ana Şehriban Mutluer, Muharrem ayının tarihçesine ilişkin bilgi de aktararak, “Tarihte İmam Hüseyin şehadetinin üzerine giderken bir Arap şairi İmam Hüseyin ile karşılaşır, der ki, ‘Ya Hüseyin nereye gidiyorsun?’ Hüseyin, ‘Kerbela’ya gidiyorum. Yezid beni çağırmış benim biatımı istiyormuş’ der. Şair, ‘Yezid seni katletmeye çağırıyor, kelleni istiyor gitme’ der. İmam Hüseyin ise, ‘her ne kadar o kellemi almakta kararlıysa ben de vermemekte kararlıyım. Onun için ben Yezid’le hesaplaşmaya gidiyorum, ser veririm sır vermem’ der. Şair de ‘Ya Hüseyin doğrudur ama Küfe halkı vefasızdır, seni davet eder, fakat Yezid’in pilavı yağlıdır’ der. Ne olursa olsun hiç korkmadan şehadetinin üstüne yürüdü İmam Hüseyin” diye konuştu.
“ZALİMİN KARŞISINDA EĞİLMEYELİM”
Şehriban Mutluer, zor da olsa İmam Hüseyin’in topluma ders verdiğini belirterek, sözlerine söyle devam etti:
“Zalimin karşısında eğilme. Neden biz eğiliyoruz, neden şimdi Yas-ı Muharrem ayında cemevlerimiz dolmuyor, 7’den 70’e tuttuğumuz o Muharrem ayına saygı duymuyoruz? 12 Muharrem ayında ‘efendim biz ağlama duvarı mıyız?’ bazılarından duyduğum sözler. Ağlamak bir duvar değildir, nasıl ki kendi ciğerini kaybettiğinde ağlıyorsun! İmam Hüseyin bir toplumun önderiydi.”
“İMAM HÜSEYİN ALEVİ TOPLUMUNUN ÖNDERİDİR”
Şehriban Mutluer, “Dünya genelinde eğer ehlibeyt yaygın olsaydı bu dünyada aramızda ne kavga ne bir nefret olacaktı. Kinin, nefretin yeşermediği bir dünya olacaktı. İnsanlığın, sevginin, saygının yeşerdiği bir dünya olacaktı. Bize bunu emanet eden İmam Hüseyin’e biz saygı duyup, Muharrem ayını tutmakla mükellefiz” ifadelerini kullandı.
PİRHA- AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Kerbela katliamında kadın mücadelesinin rolüne vurgu yaparak, “Zeynep Ana’nın mücadelesi eğer olmamış olsaydı Kerbela’da Yezitle Hüseyin’in karşılaşmasında, Hüseyin’in yenilgisiyle sonuçlanan bu olay tarihe bu şekilde geçmeyecekti” dedi.
Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem’de, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için matem orucu tutulur. Bölgeden bölgeye farklılıklar gösterse de özünde yas tutmak, yaşananları unutmamak, tekrar yaşanmasına izin vermemek vardır.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, matem orucuna dair konuştu. Kamilağaoğlu, Kerbela katliamında kadın mücadelesinin rolüne vurgu yaptı.
“MATEM ORUCU HER TÜRLÜ HAKSIZLIĞA KARŞI VERİLEN MÜCADELEDİR”
AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, yaşanan diğer katliamlarında bir Kerbela olduğunu hatırlattı. Kamilağaoğlu, Kerbela’da yaşananların günümüze kadar unutulmadan gelmesinde kadınların rolüne de değinerek, “Suruç katliamını saygıyla anıyorum unutmayacağımızı hatırlatmak istiyorum orada yaşanan da bir Kerbela katliamıdır. Kerbela’nın bir öğreti olduğunu, bir kadın mücadelesi olduğunu da aynı zamanda düşünüyorum. Ana Fatma ile başlayan bir kadın mücadelesi olarak görüyorum. Zeynep Anayla doruk noktasına ulaştığını görüyorum. Zeynep Ana’nın mücadelesi eğer olmamış olsaydı Kerbela’da Yezitle Hüseyin’in karşılaşmasında, Hüseyin’in yenilgisiyle sonuçlanan bu olay tarihe bu şekilde geçmeyecekti” dedi.
Zeynep Ananın tarihi direnişi sonucu Kerbela’nın tarihe geçtiğini vurgulayan Kamilağaoğlu, şunları dile getirdi:
“Aleviler, matem orucunu her türlü haksızlığa karşı verilen mücadelenin bir anlamı olarak tutuyorlar. Tüm dünyada, yaşadığımız bölgede, yaşadığımız ülkede, bu katliamların tekrar yaşanmaması için matem orucu tutuyorlar. Özellikle bu 12 gün hem Türkiye’de hem Avrupa’da çok sıkça Aleviler Alevi kültür merkezlerinde ve cemevlerinde buluşurlar, konuşurlar, sohbetini yaparlar asıl istedikleri bu katliamlar bir daha yaşanmasındır. Kadın katliamları yaşanmasın, inançlarından kimliklerinden, politik düşüncelerinden dolayı insanlar ötekileştirilmesin, faili meçhullara kurban gitmesin, kadınlar haksız yere katledilmesin bunun sohbeti yapılıyor. Bu yaşanılan olayları Aleviler Kerbela olarak görüyor. Bunun mücadelesini veriyor.”
“FARKLI MEYVELER VE YEMİŞLER ÖZÜNÜ KAYBETMEDEN HARMANLANIR”
Kamilağaoğlu, matem orucunun sonunda yapılan aşurelerin önemine dikkat çekerek, “Matemin sonunda yapılan aşureler çok kıymetli, çok önemli. Kendi özünü koruyan farklı meyvelerin, farklı yemişlerin harmanlandığı ve hiçbirisinin de kendi özünü kaybetmeden, yenildiği zaman her meyvenin kendi tadıyla insanı mutlu eden bir aşure ile sonuçlanır. Aleviler aşure çorbası yaparak bunu taçlandırıyorlar. Bu bir öğretidir. Biz bu olaydan nasıl ders çıkaracağız, biz bu olayların olmaması için nasıl birlikte mücadele vereceğimizin adıdır Kerbela” diye konuştu.
PİRHA- Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz, Muharrem ayının Aleviler için önemini anlattı. Kılavuz, binlerce yıl şükür orucu tutan Alevilerin Kerbela’dan sonra Şükür Orucu’nu Matem Orucu’na dönüştürdüğüne dikkat çekerek, “Binlerce Kerbela yaşadık, yaşıyoruz. Dersim, Maraş, Sivas, Roboski, bir Kerbela’dır. Bunları ifade etmezsek anmazsak, bu da bir vebaldir” dedi.
Üç gün tutulan Masum-u Pak Orucu’nun ardından Muharrem Orucu başladı. Bugün ikinci gün.
Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Muharrem Orucu’nun anlam ve önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan Alevilerin bin yıllardır Muharrem Orucu tuttuklarına dikkat çeken Kılavuz, geçmişte Muharrem ayının tarihi, takvim ve teknolojiden yararlanarak değil, müslümanların hacca gidip gelmesinden sonra başladığını ifade etti.
“ALEVİLER KERBELA’DAN SONRA ŞÜKÜR ORUCUNU MATEM ORUCU’NA DÖNÜŞTÜRMÜŞTÜR”
Hasan Kılavuz, Muharrem ayının birlik, beraberlik, kardeşlik ve mazlumdan yana olmak olduğunun altını çizerek, “Mitolojik olarak da Nuh Peygamber’den akıp gelen bir gelenektir. Binlerce yıl şükür orucu tutan Aleviler Kerbela’dan sonra şükür orucunu Matem Orucu’na dönüştürmüştür” dedi.
Matem Orucu boyunca sudan uzak durulduğunu belirten Kılavuz, “O günlerden bugüne şartlar değişti. Tutulan oruç cana zarar veriyorsa tutulması makbul değildir. Orucumuzda sahura kalkılmaz, güneş batımında oruçlar açılır. Niyet edilir ertesi gün güneş batımına kadar” diye belirtti.
“BİNLERCE KERBELA YAŞADIK, YAŞIYORUZ”
Kerbela’nın günümüzde devam ettiğini belirten Kılavuz, şöyle devam etti:
“Dünyada yılda 35 milyon insan susuzluktan ölüyor. Savaş, açlık ve sefaletten milyonlarca insan ölüyor. Ozanımızın “Ehli Beyti seven yol ehli canlar dünün Kerbelası bugün de vardır. Hz. Hüseyin’e gönül verenler dünün Kerbelası bugün de vardır” dediği gibi, kendi ülkemizde olsun, dünyada olsun Kerbelalar yaşanıyor. Biz Anadolu Kızılbaş Alevileri binlerce Kerbela yaşamışızdır. Her gün Kerbela’yı yaşıyoruz. Dersim, Maraş, Sivas, Roboski, bir Kerbela’dır. Bunları ifade etmezsek anmazsak, bu da bir vebaldir.”
“GÜNÜMÜZ KERBELALARINI ANLATMALIYIZ”
6 Şubat’ta yaşanan depreme işaret eden Kılavuz, “50 bin insan Hakk’a yürüdü, yüzbinler yaralandı, evsiz, susuz kaldı. Bugün onlar da Kerbelayı yaşadı, yaşıyor. Günümüzdeki Kerbelalara muhabbetlerimizde dikkat çekmeli ve bir daha Kerbelaların yaşanmaması için duyarlı olmalıyız” diye konuştu.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Muharrem orucunun 10. gününde Ankara’da bulunan Hüseyin Gazi Cemevi’ni ziyaret etti. Erdoğan oruç açma yemeğine de katıldı.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısının ardından Ankara’da bulunan Hüseyin Gazi Cemevi’ni ziyaret etti.
Erdoğan burada partilileriyle beraber bazı Alevi ve Bektaşi dernek temsilcilerinin oruç açma yemeğine katıldı. Programda, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da yer aldı.
Geçen yıllarda Erdoğan ve hükümet yetkilileri yaptıkları açıklamalarda “Cemevleri ibadethane değil. İslamda tek ibadethane vardır, cami” şeklindeki sözleriyle Alevilere ve inanç merkezlerine bakışı Alevi kamuoyu tarafından yoğun tepkiyle karşılanmıştı.
Ayrıca hala ibadethane statüsü verilmesini kabul etmeyen ve mahkeme kararlarını uygulamayan Erdoğan’ın ve hükümetin, “Cümbüş evi” dedikleri cemevine giderek ziyaret etmesi ve oruç açımına katılmaları tepkileri de beraberinde getirdi.
30 Temmuz’da Ankara’da cemevlerine yapılan saldırılar konusunda herhangi bir açıklama yapmaması da, Erdoğan’a yöneltilen eleştirirler arasında.
Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevi’ne yapacağı ziyaret öncesi, Hüseyin Gazi Derneği Yönetim Kurulu tarafından bir açıklama yayınlandı.
Ziyaretten haberleri olmadığını belirten dernek yönetimi, “Bu ziyaret programı Hüseyin Gazi Vakıf Başkanı Mehmet Ali Ayyıldız’ın kişisel inisiyatifi ile organize edilmiştir. Ziyaret sürecinden ne Vakıf Kurucular Kurulu’nun ne dernek Yönetim Kurulu’nun ne de Mütevelli Heyeti Başkanı ve Dernek Başkanımız Melih Hız’ın bilgisi bulunmaktadır” denildi.
“İki gün önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara’da bir Cemevini ziyaret edeceği haberi medyaya düştü. Bizlerde birçok Alevi Kurumu gibi bu ziyaretin nerede olacağını, Alevilere karşı inkârcı politikaları sürdüren siyasi iktidarın nerede ve ne zaman bu ziyareti gerçekleştireceğini merak ediyorduk.
Hüseyin Gazi Kültür Derneği olarak ziyaretin dernek merkezimizin bulunduğu Hüseyin Gazi Dergâhı’nda olacağını haberden sonra öğrenmiş olduk. Bu ziyaret programı Hüseyin Gazi Vakıf Başkanı Mehmet Ali Ayyıldız’ın kişisel inisiyatifi ile organize edilmiştir. Ziyaret sürecinden ne Vakıf Kurucular Kurulu’nun ne dernek Yönetim Kurulu’nun ne de Mütevelli Heyeti Başkanı ve Dernek Başkanımız Melih Hız’ın bilgisi bulunmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamı her yeri ziyaret edebilir. Ancak bu ziyaretin dayatma şeklinde olmaması beklenir. Dayatma ziyaret sırasında ismi alınan 4 Vakıf yöneticisi dışında kimsenin ziyarette bulunamayacağını da içeriyor. Dergâhımıza ziyarete gelenlerin dergâh adabına uyarak, dinlemeye, anlamaya, bir olmaya gelmesini beklerdik. Bu şekilde oldu bitti ile gerçekleştirilen dayatmacı bir ziyaret kabul edilemez.
Biz Yönetim Kurulu olarak R. Tayyip Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarında ilk defa gerçekleştirdiği Cemevi ziyareti sırasında orada olabilseydik, kendisine şu sorunlarımızı ve taleplerimizi yüz yüze dile getirecektik:
– Yargı kararlarına uyularak inanç ve ibadetlerimizi yerine getirdiğimiz cemevlerinin ibadethane statüsü ve diğer ibadethanelere uygulanan kamusal ayrıcalıklar tanınmalı,
– AİHM kararları doğrultusunda zorunlu din dersleri uygulamasına son verilmeli,
– Alevi-Bektaşi köylerine maddi manevi cebirle cami yapılması uygulamasına son verilmeli ve imamlar geri çekilmeli,
– Devletçe el konulmuş bulunan Alevi-Bektaşi dergâhları ve inanç merkezleri Alevi-Bektaşi toplumuna devredilmeli,
– Madımak Oteli ‘utanç müzesi’ olmalı,
– Kamuda işe alımlarda ve görevde yükselmede ayrımcılığa son verilmelidir.
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkabilecek kadar gücü elinde bulunduran tek kişilik hükümetin yukarda açık olarak yazdığımız talepleri yerine getirebilmesi için bir A4 kâğıdına Cumhurbaşkanı Kararnamesi veya Kararı olarak bu kararları yazdırıp imzalaması yeterlidir.
Bu ziyaretin bilgimiz dışında gerçekleştiğini ve bireysel kararla Dergâhımızı siyaset oyununa alet eden Vakıf Başkanı’nı protesto ettiğimizi kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.”
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Muharrem ayı içerisinde olunması dolayısıyla tutulan oruçlara ve oruç açmalara ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, “Özellikle son zamanlarda oluşturduğumuz toplu oruç açma faaliyetini siyasi ve kişisel amaçlarla cemevi dışına taşıyıp özel salonlarda gerçekleşmesi bu yolu asimile etmeye hizmet etmektedir” dedi.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Muharrem ayı içerisinde olunması dolayısıyla tutulan oruçlara ve oruç açmalara ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
ABF İnançtan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hasan Engin tarafından yayınlanan açıklamada, son yıllarda yaşanan gösterişli ve çeşitli siyasiler ile kamu görevlilerinin katılımıyla yapılan oruç açma faaliyetleri eleştirildi.
Alevilik inancında toplu oruç açmaların olmadığı vurgulanan açıklamada, yaşananlara sessiz kalındığı takdirde Alevi inancının özünden koparılarak Alevilerin asimile olacağı belirtildi.
‘Muharrem ayı içerisinde Muharrem orucu tutan Can’larımızın niyetleri kabul ola…’ denilerek başlayan açıklamada, “İnancımızı sürdürürken ve geleceğe aktarırken özünden kopmadan ve tarihten günümüze gelen yol düsturumuz dikkate alınmalıdır. Geçmişte bazı olumsuz örneklerini bugün de görmekteyiz ve daha da olumsuz etkisi olabilecek etkinlikler için hazırlıklar yapıldığına şahit olmaktayız. İnancımıza şehirleşme ile birlikte girmiş olan toplu oruç açma faaliyetleri (inançsal bir ritüel olmadığı için) maalesef ki artık cemevlerimizde siyasilerin ve kamu bürokrasisinin boy gösterdiği durumlara dönüşmeye başlamıştır” ifadelerine yer verildi.
“ORUÇ AÇMA GÖSTERİŞTEN VE MERASİMLERDEN UZAK OLMALIDIR”
Engin açıklamanın devamında, Alevilik inancında kimin oruç tutup tutmadığını kimsenin bilmediği belirtilerek, “Orucun özü itibariyle gösterişten uzak yapılması gerekirken, toplu oruç açma merasimlerine katılan siyasi ve devlet erkanı ile boy boy resimlerinin sosyal medya hesaplarından paylaşılıp reklam edilmesi de yolumuzun neresinde yer almaktadır?” diye sordu.
“VALİLİK VE BELEDİYELERİN ORUÇ AÇMA PROGRAMLARINA KATILMAK KESİNLİKLE DOĞRU DEĞİL”
Oruç açımının gösteriş olmadan yapılması gerektiği vurgulanan açıklamaya şu sözlerle devam edildi:
“Herhangi bir protokol olmadan yapılmalı ve öncesinde veya sonrasında muhabbetler yapılmalıdır. Dışarıda yapılan, valilik veya belediyelerin yaptığı oruç açma programlarına katılmak kesinlikle doğru değildir. Alevilikte lokma kültürü çok önemli bir yere sahiptir. İnancımızın belki de en çok korunması gereken kültürlerinden biridir. Yalnız son zamanlarda lokma kültürü ve özellikle Karakazan anlayışımıza aykırı durumlar çok fazlasıyla yaşanmaktadır. Lokma veya Karakazan’a girecek payların muhakkak rızalık esasına dayalı olması ve gönüllerin birlenmesi sonrası pay edilmesi inancımızın esaslarından olmasına rağmen kamuda herkesin vergisiyle dönen bütçelerden Karakazan’a lokma girmesi de ayrı bir tartışmadır.”
“BUGÜN BUNA SES ÇIKARMAZSAK YARIN BEŞ YILDIZLI OTELLERDE ORUÇ AÇILIR”
Bazı paylaşılan oruç açma görsellerinde yolda olmayan iftar kelimesi ve iftar duası gibi yolu asimile eden örneklere çokça rastlamakta olduklarını söyleyen Engin son olarak, “Özellikle son zamanlarda oluşturduğumuz toplu oruç açma faaliyetini siyasi ve kişisel amaçlarla Cemevi dışına taşıyıp özel salonlarda gerçekleşmesi bu yolu asimile etmeye hizmet etmektedir. Bu konuda çalışma yapanlara bugün ses çıkarmaz isek yarın beş yıldızlı otellerde yapılacak oruç açmalara zemin hazırlamış olacağız. Kentleşmenin getirdiği nedenler ne olursa olsun Aleviliğin özünden kopmadan inancımızı geleceğe doğru bir şekilde aktarmak biz kurumların ve yol erenlerinin sorumluluğudur. Öncelikle organizasyonlarda yer almamalarını önemle rica ederiz” dedi.
PİRHA – Dede Musa Kazım Engin, İçişleri Bakanlığının 81 ilin valisine genelge göndererek Muharrem ayındaki oruç açma lokmalarına dahil olunması yönündeki istemini eleştirdi.
İçişleri Bakanlığı, 81 ilin valisine genelge göndererek Yas-ı Matem ayındaki oruç açma programlarına katılım sağlanmasını istedi. Söz konusu genelgeye tepki gecikmedi. Kureyşan Ocağı evladı Musa Kazım Engin ABF, ADFE, AKD, PSAKD ve HBAKV Genel Başkanlıklarına çağrıda bulunarak “Büyük tehlikeyi uyarıyorum” dedi.
Dede Musa Kazım Engin, “Alevi-Bektaşi kurumlarına ve özellikle cemevlerine karşı bir süredir İçişleri Bakanı danışmanı eliyle yürütülen gizli görüşmeler artık operasyonel bir noktaya ulaşmıştır” ifadelerini kullandı. “Hiçbirinizin samimiyetinden zerrece şüphe duymadan büyük tehlikeyi görmenizi rica ediyorum” diyen Musa Kazım Engin, yazılı açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi:
“ALEVİ ASİMİLASYONUNDA SONA GELMİŞTİR”
“Artık tüm cemevlerini zaptu rapt altına almak için düğmeye basılmıştır. Bu sürecin artarak devam edeceğini öngörüyor ve muharrem başlamadan en geniş katılımla örneğin ABF ve ADFE ve HBVAKV bağlı tüm şubelerin yönetim kurullarının katılımı ile Ankara’da bir basın açıklaması yapılmasını öneriyorum. Bu açıklamada devletin, Alevi kurumlarına ve cemevlerine yönelik ‘manipülasyon ve gizli baskı içeren’ bu uygulamasından vazgeçmesi gerektiği, Alevilerin hak ve talepleri bir kez daha yüksek sesle açık ve net olarak anlatılmalıdır.
Kurum genel merkezlerinden birer kişi ile bir komisyon kurularak metin hazırlanmalıdır.
Her kurum Genel Merkezler düzeyinde karar alarak hiç bir muharrem oruç açma ve aşureye devlet ricalinden kimseyi çağırmamalı, gelen tekliflerin reddedileceği şimdiden ilân edilmelidir.
ABF Yol ve Erkân Kurulu geçtiğimiz günlerde yaptığı talihsiz ve yasakçı açıklama ile bugün geldiğimiz noktadan önemli ölçüde sorumludur. ABF yönetimi seçimini yapmış, yeni yönetim kurulunu belirlemiştir.
ABF’ye bağlı önceki dönemde oluşturulan tüm kurulların da otomatikman fesih olunması gerekmektedir. Gerekirse olağanüstü bir toplantı ile yeni bir Yol ve Erkân Kurulu oluşturulmalıdır.
Anlaşılan O’dur ki, Devlet ve Diyanet artık Alevi asimilasyonunda sona gelmiştir. Bu çabalara direkt veya dolaylı destek olan, Yol’a zarar veren kim olursa olsun net bir şekilde teşhir ve tecrit edilmelidir.
PİRHA – İçişleri Bakanlığı 81 ilin valiliklerine gönderdiği genelge ile Muharrem ayında oruç açma lokmalarına vali ve kaymakamların da katılmasını istedi. Bakanlık genelgesinde ayrıca Hacı Bektaş Veli’yi Anma programlarına katılmak isteyenlere destek olunması gerektiği de belirtildi.
İçişleri Bakanlığı, Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri ile Muharrem ayının aynı döneme denk gelmesi sebebiyle 81 il valiliğine genelge gönderdi. Genelgede, Hacı Bektaş Veli’yi Anma programlarına katılmak isteyenlere destek olunması istenirken, Muharrem ayında Yas-ı Mateme ortak olma ve oruç açma lokmalarına vali ve kaymakamların da katılımıyla cemevi yöneticileri, vakıf veya derneklerdeki halk ve kanaat önderleriyle birlikte olunması istendi.
Bakanlığın valiliklere gönderdiği genelgede, her yıl Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde düzenlenen programlara başta çevre illerden olmak üzere ülke genelinden katılım sağlamak isteyenlere destek olunması, Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda 15 Ağustos 2022’de icra edilecek etkinlikleri daha da anlamlandıracağı belirtildi.
Bakanlık genelgesinde Muharrem ayı “paylaşmanın, şükretmenin, bereketin adı” olarak tarif edilirken “Sevgili Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin Efendimizle birlikte çoğu Ehl-i Beyt’ten yetmiş iki Müslümanın hakikat, hürriyet, izzet ve mukaddesat uğruna şehit olduğu Kerbela, tüm İslam âleminde olduğu gibi milletimizin de derin ve ortak acısıdır” denildi.
Genelgede, Hz. Hüseyin ve beraberindekilerin Kerbela’da katledilmesinin yıl dönümünde tutulan ve 29 Temmuz 2022 akşamı Muharrem ayı orucu ile ilgili Vali ve Kaymakamlardan şu hususlara dikkat edilmesi istendi:
“Cemevi, vakıf veya derneklerle irtibat kurularak Muharrem ayındaki Muharrem orucu açma lokmalarına ortak olunmasına ve yas-ı matem katılımına yönelik davetlere imkânlar ölçüsünde katılım sağlanacak ve cemevi, vakıf veya derneklerdeki vatandaşlar ve kanaat önderleri ziyaret edilecek. Muharrem ayının ilk günlerinde Vali ve Kaymakamların ev sahipliğinde cemevi yöneticileri, vakıf veya derneklerdeki vatandaşlar ve kanaat önderleri ile oruç açılacak. Muharrem ayı içerisindeki şükür ve paylaşmanın ifadesi olan ‘Aşure Etkinliklerinin’ de en geniş katılımla gerçekleştirilmesi sağlanacak.”
PİRHA-Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Yası Kerbela orucuna dair yaptığı değerlendirmede, cemevlerinde Alevi değerlerinin yaşatılması gerektiğine dikkat çekerek, “Yas ayımızdır, acıyı yaşadığımız aydır. Alevice uygulanan bu değerleri iyi beslemeli, sahiplenmelidir” dedi.
Kerbela’da Hz. Hüseyin ile birlikte susuz bırakılarak katledilen 72 insan için tutulan Muharrem Orucuna (Yası Kerbela) sayılı günler kaldı. 2022 yılı 12 İmam Muharrem Orucu ve Yası, 30 Temmuz 2022 Cumartesi günü başlayacak, 10 Ağustos 2022 Çarşamba günü sona erecek. Kurumların aşure lokmaları ise 11 Ağustos 2022 Perşembe gününden itibaren kaynatılacak.
Oruçta su içilmezken eğlenceden de uzak durulur. Oruç açma saatleri ise güneşin batışına denk gelir. Oruç süresince de (12 gün boyunca) düğün, nişan, sünnet ve benzer törenler/etkinlikler yapılmaz, kurban kesilmez, et yenilmez. Kerbela Şehitleri’nin çektikleri susuzluğu hissetmek için su içilmez. (Vücudun su ihtiyacı yenilen yemeklerden, çay, kahve, meşrubat, meyve suyu, ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır.)
Muharrem Orucu’na (Yası Kerbela) dair Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu ve Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz değerlendirmede bulundu.
Anadolu Alevileri bin yıllardır Muharrem Ayı’na kutsiyet yüklediğini belirten Kılavuz, “Alevi kadim pirleri kaide ve kuralları bulundukları yerlerde, yaşadıkları topraklarda kendisine gönül veren gönüldaş talipleri ve büyükleriyle içten ve yürekten bu kuralları ve faydaları yaşamışlar, yerine getirmişler ve kendisi de sonrakilere aktara aktara günümüze kadar gelmiştir” dedi.
Dünün, köy odalarında, köy evlerinde, Alevi pirlerinin oturduğu bu mekanlarda neler anlatıldıysa bugün kentlerdeki karşılığının cemevleri olduğunun altını çizen Kılavuz, “Cemevlerinde de geçmişten günümüze kadar gelen bu değerleri yaşatmak, anlatmak, Alevi kurumu yöneticilerine, Alevi pirilerine ve cemevlerinde hizmet verenlere düşüyor ” diye konuştu.
“İNANCIN ÖZÜNÜ BOZMADAN YAŞAMALIYIZ”
Cemevlerinde Alevi değerlerinin yaşatılması gerektiğine dikkat çeken Kılavuz, şunları ifade etti:
“Muharrem’dir bana ne deyip, bayram etmesi, eğlencelere katılması bir Alevi için uygun değil. Eğer Alevi inancını benimsiyorsa buna azami özen göstermemiz lazım. Yas ayımızdır, acıyı yaşadığımız aydır. Düğün, nişan, bayram yapmıyoruz. Biz onu için diyoruz ki Muharrem’den önce veya Muharrem’den sonraya bırakılabilir. İnancın özünü bozmadan yaşarsın. Kaldı ki en kolay yol ve yöntemleri Alevi inancı göstermiştir. Buna en fazla dikkat etmesi gereken örgütlü Aleviler ve Alevi kurum temsilcileri olmalı. Alevice uygulanan bu değerleri iyi beslemeli, sahiplenmelidir.”
PİRHA-Dersim Belediyesi, Muharrem ayı vesilesiyle aşure lokmalarını paylaştırdı.
Dersim Belediyesi, Muharrem ayı vesilesiyle aşure lokmalarını paylaştırdı. Yer Altı Çarşısı üstünde yapılan aşure lokmasına çok sayıda yurttaş katıldı.
PİRHA-Yazar Mehmet Kabadayı, Alevi kurumlarında ve inanç merkezlerinde yapılan toplu oruç açma programlarını eleştirerek, egemen din anlayışına özenildiğinin altını çizdi. Mehmet Kabadayı, yazısında “Alevi toplumu birilerine benzemek zorunda mı?” diye de sordu. Kabadayı, Alevi kurumlarının belediyelerin dağıttığı yiyecekleri almasını da eleştirdi.
Yazar Mehmet Kabadayı, Muharrem ayı sebebiyle Alevi kurum ve inanç merkezlerinde organize edilen programları eleştirdi. Kabadayı, “Asimilasyona en büyük hizmeti içimizdeki bizler veriyor” diyerek siyasi otoritelerin cemevleri üzerindeki baskısına işaret etti.
“ZİRA HEM ÖYLE HEM BÖYLE OLUNMAZ”
“Bizim öğretimiz (inancımız), kültürümüz bu mu?” başlığı ile konuyu irdeleyen Mehmet Kabadayı, şu görüşleri paylaştı:
“Naçizane, Hakikat Yol’unun (Aleviliğin) kadimden beri var olduğunu savunanlardanım, kendi içindeki kavram ve kurallara baktığımda Aleviliğin tek Tanrılı Semavi dinler ile bir bağının olmadığını da düşünüyorum. Evet, Yol Pirleri, ‘Yol bir Sürek Binbir’ demişler. Tek Tanrılı Semavi dinleri yol sürekleri içinde de görmüyorum. Tek Tanrılı Semavi dinlerin kendilerine göre kavram, kural ve kendine özgü bir dilleri ve kültürleri vardır. Aleviliğin de tıpkı bu tek Tanrılı dinler gibi kendine özü kendi kural ve kavramları ve de kendine ait bir dili, bir kültürü (ocak = ana = ikrar = rızalık = mürşid = pir = rayber = talip = can= cem = çerağ (delil) = semah = hizmet = düşkünlük) var. Günümüzde Aleviler, kadimden gelen kendi öğretilerine göre mi, yoksa tek Tanrıcı Müslümanlığa (Sünniliğe ve Şiiliğe) göre mi yaşamak istediklerini kararlaştırıp netleştirmelidirler. Zira hem öyle hem böyle olunmaz.
Malumunuz, Muharrem ayında son birkaç yıldır yaşanan ve tekrarlanan bir konuya dikkat çekmek istiyorum! 1990’lı yıllarda Ramazan ayında, Ramazan orucunda yaşanılanlar günümüzde Muharrem ayında, Muharrem orucunda bire bir olmasa da, benzeri bir şekilde yaşanıyor. Nasıl mı? Kimi cemevleri belediyelerin, kaymakamlıkların, siyasilerin muharrem orucu boyunca verdikleri ve lütuf gibi sundukları kuru gıda, yiyecek, içecek ve maddi yardımları alıyorlar. Bu yardımlarla toplu halde oruç açıyorlar. Alevi öğretisinde rızasız lokma yenilmez! Yol’umuzun bu desturu gereği, Bu cemevleri yapılan bu yardımları geri çevirmeleri gerekmiyor mu? Neden mi? Çünkü yapılan bu tür yardımlarda rızalık yoktur.
Birde 1990’lı yıllarda Ramazan ayında, Ramazan orucunda bu tür şeyler yaşanırken, laiklik elden gidiyor, camilere siyaset sokuluyor diyerek bu tür şeylere (gösterişlere) en çok sizler karşı çıkıyordunuz…”
“İKTİDAR VE MUHALEFET, ALEVİ HAKİKATİNDEN ELLERİNİ ÇEKSİN”
Yazar Mehmet Kabadayı, Alevilerin tarih boyunca rızasız lokma yemediklerine işaret ederek belediyelerden yapılan gıda yardımlarını da eleştirdi. “Oruç tutan canlarımıza rızasız lokma yediriyorsunuz ” diyen Kabadayı, yazısını şu cümlelerle sürdürdü:
“Devletin anayasal eşit yurttaşlık ilkesini uygulamamasından dolayı, Alevilerin en öncelikli sorunu eşit yurttaşlık meselesidir. Eşit yurttaşlık talebi belediyelerden aranmaz. Eşit yurttaşlık talebini arayacağımız yer TBMM’dir!
Bu tür şeyleri yapan cemevi, dernek ve de dergâh başkan ve yöneticilerinin erkle beraber olma, iktidarlaşma hırs ve egolarını tarihten günümüze rıza şehri ilkesini içselleştirmiş Aleviler üzerinde inşa etmeye haklarının olmadığını düşünüyorum. İktidar ve muhalefet ve de kimi belediyeler Alevi hakikatinden ellerini çeksinler. Belediyelerin dağıttığı yardımlar, lokma değildir. Hakikat Yol’unda (Alevilik) lokmanın bir mana ve anlamı var. Bu hakikati nasıl yok sayarsınız?
Kimi cemevlerinde, dergâhlarda ve derneklerde yapılan bu yardımlarla oruç açıyoruz adı altında, akşamları ‘4 çeşit yemek ve artı ayran’ ile toplu halde oruçlar açılıyor! Bu nasıl matem? Hakikat Yol’undaki oruç bu muydu? Hakikat Yol’unda toplu oruç açma var mıydı? Alevi canlarımız Muharrem orucunu tutuyorlarsa, akşam kendi evlerinde helal lokmalarıyla orucunu açamazlar mı? Kime ya da kimlere benzemeye ve özenmeye çalışıyoruz? Alevi toplumu birilerine benzemek zorunda mı? Naçizane bizim Yol’umuzda, öğretimizde ve kültürümüzde bunlar yoktu diye biliyorum. Yol, sorgula, düşün, eline, beline ve diline sahip ol diyor. İnsanı kâmil olma yolunda gayret ve çaba göster diyor. Erkten, menfaatten, çıkardan ve rızasız lokmadan uzak dur diyor.”
“AĞACIN KURDU ÖZÜNDE OLUR!”
“Cemevi, dernek ve dergâhların bu konuda daha duyarlı ve daha dikkatli olmaları gerekmiyor mu? Hakikat Yol’ulunu (Aleviliği) başka dinlerin (Semavi Dinlerin) içinde görmek zorunda mıyız? Özellikle bu aylarda Şii asimilasyonuna hizmet edildiğinin farkına ne zaman varılacak? Özel günlerde (yas) bir arada oluyoruz deniliyor. Günümüz koşullarında bir araya gelme yani birlikte olma durumu bir zorunluluk ise bu durumda, her can kendi imkânları dâhilinde yiyecek (lokmalarını) alır, cemevlerine getirir, getirilen bu lokmalarla cemevlerinde yemek hazırlanır. Hazırlanan bu yemek ve de evden getirilen lokmalarla oruç açılır. Oruç açıldıktan sonra Cem yapılır, tüm canlar birbirinden razı olur. Canlar birbirinden razı olarak cemevinden ayrılır.
Egemen din anlayışına özenerek, asimilasyona en büyük hizmeti içimizdeki bizler veriyor. Belki farkındayız ya da farkında değiliz, ağacı çürüten kendi özündeki kurdudur. Aleviler üzerindeki 100 yıllık asimilasyona ve Zorunlu Din Dersleri de dâhil günümüzdeki kuşatmaya dur demez isek yarınlarımız bugünkünden daha derin bir çıkmaza girecektir. Çok geç olmadan Hakikat Yol’unun (Aleviliğin) özüne dönülmelidir. Sevgiyle. Aşk ile.”
Mersin Cemevi Başkan Yardımcısı ve Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi Baki Erdoğan yaptığı açıklamada, “Biz Aleviler, Muharrem Orucunda, Hızır Orucunda ve diğer etkinliklerimizde bir delil uyandırırız. Bir çerağ yakarız. Karanlığa bir mum yak, karanlığa ışık olsun. Oruçlarımızı açmadan önce çerağlarımızı uyandırdıktan sonra lokma gülbengi ile oruçlarımızı açacağız. Bu lokma paylaşımında hizmet yürüten canların Hakk hizmetlerini kabul etsin. Hızır yardımcıları olsun” dedi.
AKD Silifke Cemevi Başkanı Meliha Gülnar da, şunları söyledi:
“Aleviler oruçlarını sadece Kerbela için değil, adaletsizliğe zulme boyun eğmedikleri ve zalimlere biat etmedikleri için yaşam hakları ve özgürlükleri ellerinden alınmış tüm mazlum halklar için “matem orucu” tutarlar. Matem ayı Kerbelayı ağlama duvarına dönüştürmek değil, Kerbela hakikatini anlamak ve günümüzde küreselleşen Yezit zihniyetini sürdürenlere karşı insanların Hüseyni duruşunu anlatmaktadır. Bugün lokmalarımız Kerbela’da şehit düşen 72 canımıza ithaf olsun” diye konuştu.
PİRHA-AKP’li belediyeler, valilikler, bazı bakanlar, Alevilerin Yas Orucu’nu tuttuğu bugünlerde hemen Aşure dağıtımına başladı. İmam Hüseyin’in katledildiği Muharrem Orucu’nun 10. gününde Aşure dağıtıp, üstelik Alevileri davet etmeleri Alevi toplumunun tepkisini çekti. Sosyal medyadan tepki gösteren yurttaşlar, AKP iktidarının Alevi inancına, değerlerine saygı duymasını istediler. Öte yandan Karacaahmet Sultan Dergahı Başkanı Muharrem Ercan Dede’nin de Üsküdar Belediyesi’nin Aşure dağıtımına katıldığı görüldü.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu imzasıyla Valiliklere gönderilen genelge kapsamında en az bir gün Vali veya Kaymakamların ev sahipliğinde Muharrem orucunun açılması ve aşure etkinliklerine katılım sağlanması öngörüldü.
Bu genelge kapsamında AKP İktidarı üst düzey bürokrat ve yetkililerin, bakanların, milletvekillerinin, valilerin ve belediye başkanlarının katılımıyla birçok yerde Muharrem ayı dolayısıyla Aşure dağıtıyor.
ALEVİLERİN EN YASLI GÜNÜNDE AŞURE DAĞITILDI
AKP’li belediyelerin ve valiliklerin, Alevilerin en yaslı olduğu gün olan Muharrem orucunun 10. gününde aşure dağıtması dikkat çekti.
AKP’nin, genellikle camii önlerinde, Alevileri de davet ederek Aşure dağıtımı Alevi yurttaşların tepkisine neden oldu.
Oysa Alevi toplumu inancı gereği kimi yörelerde 9 Ağustos, kimi yörelerde de 10 Ağustos’ta başlattığı Yas Orucu sonrası 22 Ağustos’ta Aşure paylaştıracak.
KARACAAHMET SULTAN DERGAHI BAŞKANI AŞURE ETKİNLİĞİNDE
İstanbul’da Üsküdar Belediyesi’nin dün cami önünde düzenlediği Aşure dağıtımına ise Karacaahmet Sultan Dergahı Başkanı Muharrem Ercan Dede de katıldı. Ercan’ın, Alevilerin hala Yas Orucu’nu tuttuğu 10 Muharrem’de Aşure dağıtımına katılması ise Aleviler tarafından uygun görülmedi.
Yarın ise Ankara Valiliği tarafından düzenlenen Aşure etkinliğine Alevi kurumları da davet edildi. Bu davete Alevi toplumu tarafından pek kabul görmeyen bazı kurumların katılacağı öğrenildi.
PİRHA-Prof. Dr. Aziz Yağan, resmi kurumlar ve siyasi partilerin, cemevlerinde aşure ve oruç açma yemekleri vermelerini eleştirerek, “Cemevlerinde Aleviler dışında oruç açma yemeği verilmesine dair bir geleneğimize, Yol’umuzda buna dair hafızaya sahip değiliz. Buna devam edilmemelidir” dedi.
Muharrem ayı ve 12 İmam Orucu devam ederken, bazı cemevlerinde AKP hükümetinin talimatıyla valiliklerin oruç açma yemeği vermesi eleştirilere neden oldu.
Prof. Dr. Aziz Yağan, matem günlerinde tutulan oruç sonrasındaki yemek ve aşurenin Aleviler dışında resmi kurumlar, siyasi partiler ya da Alevi olmayan kişiler tarafından temin edilmesini eleştirdi.
“YOL’UMUZDA BUNA DAİR HAFIZAYA SAHİP DEĞİLİZ”
Prof. Dr. Aziz Yağan, tutulan oruç sonrası ihtiyaç duyulan yemek ve aşurenin Alevi bireyler tarafından karşılanması gerektiğini vurgulayarak konuya dair şu yazıyı paylaştı:
“Alevi toplumu, matem günleri olan 12 İmam Orucu boyunca her akşam oruç açma yemeklerinde bir araya gelmektedir. Bu yemekler ve aşure ‘yol gereği’ günümüze dek Alevi bireyleri tarafından karşılanmaktadır.
Son günlerde basına da yansıdığı gibi resmi kurumlar, siyasi partiler, Alevi olmayan bireyler, cemevlerinde aşureyi ve oruç açma yemeklerini kendileri vermek istemektedir. Cemevlerinde Aleviler dışında resmi kurumlar, siyasi partiler ya da Alevi olmayan kişiler tarafından oruç açma yemeği verilmesine dair bir geleneğimize, Yol’umuzda buna dair hafızaya sahip değiliz. Eğer bunun aksi örnekleri olmuşsa da buna devam edilmemelidir. Devlet görevlileri, siyasi parti temsilcileri, Alevi olmayan kişiler misafirlerimiz olarak oruç açma yemeklerine ve aşure törenlerimize gönül rahatlığı ile katılabilirler, başımızın üzerinde yerleri vardır. Bizim lokmamız da, soframız da özünü bilen herkese açıktır.
Oruç açma yemekleri ve aşurenin giderlerinin binlerce yıldır Alevi bireylerinin karşılaması geleneğimize hem Alevi kurumları ve toplumu, hem de Alevi olmayan kesimler özen göstermelidir.
PİRHA-Muharrem Orucu nedeniyle Maraş’ta 11-12 Ağustos’ta 1. Narlı Yaz Festivali’nin yapılmasına tepkiler gelmeye devam ediyor. Konuya ilişkin Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Narlı Şube Başkanı Hüseyin Koç, “Muharrem ayı içerisinde böyle bir etkinliğin olmasını doğru bulmuyoruz. Alevi toplumunun yoğun olduğu bir yerde böyle bir şeyin yaşandığı için çok üzgünüm, olmaması gereken bir şeydi” dedi.
Alevi yurttaşlar açısından önemli bir ibadet ve yas süreci olan 12 İmamlar -Muharrem Orucu 9 Ağustos’ta başlıyor ve Muharrem ayının neredeyse tamamı yas ile geçiyor.
Muharrem Orucu nedeniyle Maraş’ta 11-12 Ağustos’ta 1. Narlı Yaz Festivali’nin yapılmasına yoğun tepkiler gelmeye devam ediyor.
Konuya ilişkin Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Narlı Şube Başkanı Hüseyin Koç ve Şıxo Narlı Derneği Başkanı Şükrü Tucu yapılan eleştirileri PİRHA’ya değerlendirdi.
“OLMAMASI GEREKEN BİR ŞEYDİ”
Muharrem ayı içerisinde böyle bir etkinliğin olmasını doğru bulmadığını söyleyen Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Narlı Şube Başkanı Hüseyin Koç, “Alevi toplumunun yoğun olduğu bir yerde böyle bir şeyin yaşandığı için çok üzgünüm, olmaması gereken bir şeydi” dedi.
Festival programı içerisinde Muharrem ayının olduğu bilgisinin kendilerine sonradan geldiğini belirten Şıxo Narlı Derneği Başkanı Şükrü Tucu, “Muharrem ayı olduğuna ilişkin neden bilgilendirme yapılmıyor ya da herhangi bir Alevi kurumundan bir etkinlik yapılmamasına ilişkin bir bilgilendirme yapılmış mı? Bizim tek amacımız Narlı esnafını kalkınması ve tanıtımına ilişkin bir festivaldir” diye konuştu.
PİRHA-“Kerbela insanlığın kırılma noktasıdır” diyen Babamansur Ocağı dedelerinden Yasin Kendigelen, “Muharrem’i veya Kerbela’yı çıkardığımız zaman Anadolu Aleviliği’nin kutsallığının hemen hemen yarısını yok saymış olursunuz. Kerbela, hak ile batılın savaşıdır” ifadelerini kullandı.
Alevilerin tuttuğu 12 İmam orucu ve Kerbela yası devam ediyor. Kerbela Katliamı’na ilişkin PİRHA’ya konuşan Babamansur Ocağı’na bağlı dedelerden Yasin Kendigelen, “İmam Hüseyin birilerinin söylediği gibi orada bir iktidar savaşı yapmamıştır” dedi.
Kendigelen, “Muharrem, Alevilerin en kutsal ayıdır. Kerbela Katliamı’nın Aleviler nazarında sancağıdır. Muharrem’i veya Kerbela’yı çıkardığımız zaman Anadolu Aleviliği’nin kutsallığının hemen hemen yarısını yok saymış olursunuz. Kerbela insanlığın bir kırılma noktasıdır. Hak ile batılın savaşıdır. İmam Hüseyin birilerinin söylediği gibi orada bir iktidar savaşı yapmamıştır. Sadece hakkın tekrardan ayağa kalkması için yarenleri ve çocuklarıyla beraber serini vermiştir. Savaş dediğiniz iki güç arasında olur. Oysa orada altı aylık bebek de vardır. Aleviler için çok önemlidir ve hiçbir zaman oradan vazgeçmemiştir” değerlendirmesinde bulundu.
“ALEVİLER, İNANCA VE İNSANA FARKLI BAKMASININ CEZASINI TARİH BOYUNCA ÇEKMİŞTİR”
Kendigelen, Alevilerin tarih boyunca yaşadığı sorunlara değinirken, “Aleviler, inanca ve insana farklı bakmasının cezasını tarih boyunca çekmiştir. Biz bunu gönüllü de çekiyoruz. Alevilik insanı temele koyar ve hümanisttir. Yaşamı kutsal görür. Yalnız insan yaşamı değil, bütün canlıların yaşamına saygı duyar ve onları korur. Aleviler’de avcılık yoktur” diye konuştu.
“DEVLET KUL HAKKI YİYOR; DİYANET’İN BÜTÇESİNDE BİZİM DE PAYIMIZ VAR”
Eşit yurttaşlık hakkına atıfta bulunan Kendigelen, Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan bütçeye dikkat çekerek şunları söyledi:
“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Vergimizi veriyoruz. Vatandaşlık görevlerimizi yapıyoruz fakat haklarımıza gelince haklarımız verilmiyor ya da anayasal güvence altına alınmıyor. Eşit yurttaşlık dediğimiz temel yok. Verdiğimiz vergilerden bize olan payı almamız gerekiyor.
Bulunduğumuz Gazi Cemevi, tamamen Alevilerin emeğiyle yapıldı. Devletin bir kuruşu yok. Diyanet’e bakıyoruz, 120-130 bin çalışanı var. Devasa bir bütçe ayrılıyor. O bütçede benim de payım var. Devlet kul hakkı yiyor. Adalet kavramı yok. Böyle olunca da sorunlar çözülmüyor.”
Kendigelen, Aşure günü ve hizmetinin Aleviler açısından kıymetli olduğunu söylerken; Alevilerin o gün izinli sayılması gerektiğini ifade etti.
Kendigelen, “Muharrem ayında oruçlarımızı tutuyoruz, lokmalarımızı pay ediyoruz. Aşure gününde iznimiz yok. Bizde aşure çok kıymetlidir. Birlik lokmasıdır. İzin günümüze denk getirmeye çalışıyoruz. Bu da anayasal bir hak ihlalidir. Herkes inancını yaşamakta özgürdür. Uygulamaya baktığımız zaman bir Sünni kardeşimiz gidip namazını kılabiliyor, özel bir günü için izin alabiliyor. İşveren buna izin vermek zorunda ama bir Alevi “Bugün benim cemim var” dese gidemiyor” şeklinde konuştu.
“LÜTUF İSTEMİYORUZ, HAKKIMIZI İSTİYORUZ”
Babamansur Ocağı’na bağlı dedelerden Yasin Kendigelen konuşmasına şöyle devam etti:
“İşveren, ‘orada yazmıyor ki’ diyor. Orada ‘ceme gidebilir’ diye bir madde yok. Bu haksızlık değil mi? Bunun dışında Ramazan orucu tutmadığı için katledilen Alevi canlarımız var. Öldürülen, dövülen insanlarımız var. Hala hor görülüyoruz. Neden? Kardeşlik ve birlikte yaşama ilkesine aykırı. Bütün halklar güvence altında olmalı. Bu neyle olur? Adaletle olur. Biz lütuf istemiyoruz. Hediye istemiyoruz. Biz hakkımızı istiyoruz.”
PİRHA-Muharrem ayına ilişkin konuşan Ağuçan Ocağı dedelerinden Muhittin Şen, “Aleviler tarih boyunca katliamlara uğramıştır. Bu katliamlara karşı büyük direnç de göstermiştir. Bu direncin simgesi de Muharrem ayıdır. Aleviler bu ay pirlerinin önderliğinde hafıza tazelerler” ifadelerini kullandı. Şen ayrıca, aşure günü Alevilerin idari izinli sayılması gerektiğini kaydetti.
On İki İmamlar orucu (Muharrem Orucu) dün itibarıyla (9 Ağustos) başlarken, Ağuçan Ocağı dedelerinden Muhittin Şen,PİRHA’ya konuştu.
“ALEVİ TARİHİNDE EGEMEN İNANÇ TARAFINDAN YOK EDİLMEK ÜZERE YAPILAN KATLİAMLAR VAR”
“Muharrem, Aleviler için en kutsal aylardandır” diyen Şen, bu ayın mazlumiyeti simgelediğini belirtirken, şunları söyledi:
“Alevi insanının Ehlibeyt’e ikrarlı olması, onları sahiplenmesi, onların davasını kendi davası olarak görmesi, Kerbela’daki büyük acının bugüne kadar hissedilmesi ve yaşanmasıdır. Aleviler için Muharrem ayı aynı zamanda mazlumiyeti simgeler. Alevi tarihine bakıldığında sürekli bir mazlumiyet ve egemen inanç tarafından yok edilmek üzere katliamlar var. Aleviler tarih boyunca katliamlara uğramıştır. Bunlara karşı büyük bir direnç de göstermiştir. Bu direncin simgesi de Muharrem ayıdır. Aleviler bu ay pirlerinin önderliğinde hafıza tazelerler. Tarihte yaşananları gelecek nesle anlatır. Direnç diri tutulur.”
“MUHARREM’DE EĞLENCEDEN UZAK DURULUR”
12 İmam Orucu sürecinde yapılanlara değinen Şen, “Bu ay 12 gün boyunca erkanlar yapılır. Sohbetler gerçekleştirilir ve Ehlibeyt’in uğradığı zulüm anlatılır. Oruç ve lokma paylaşımı vardır. Bu ay eğlenceden uzak durulur. Yemek yeme işine dikkat edilir. Katliam ayıdır. Kesici aletlerden uzak durulur. Etten uzak durulur. Kanı ve cana kıymayı simgelediği için. Soğan başı kesilmez. Eskiden köylerde bu ritüeller daha ağırdı. 10 gün boyunca banyo yapılmazdı mesela. Aynalar kapatılırdı. Cem erkanlarında saz da yasa bürünürdü. Bu ay saz kullanılmazdı. Oruçların ardından aşureler pişerdi. Aynı zamanda kurban kesilirdi. Kurban burada İmam Zeynel Abidin’in hayatta kalması yani umudun yeşermesi için kesilirdi” şeklinde konuştu.
“AŞURELERİN PİŞTİĞİ GÜN ALEVİLER İDARİ İZİNLİ SAYILMALI”
Muhittin Şen Dede, eşitsizliğe dikkat çekerek şöyle devam etti:
“Eşit yurttaşlık hakkı. Örneğin Ramazan’da devlet tarafından diğer inanç mensuplarına tanınan haklar ve yapılan hizmetler ne hikmetse Muharrem ayı geldiğinde Aleviler görmezlikten geliniyor.
Devletin eşit yurttaşlık hakkına saygısızlığı burada önemli olan. Ramazan Bayramı’nda üç gün tatil vardır. Oysa Kuran’da bayram gibi bir olgu da yok. Bizi ilgilendiren nokta şu; eğer Ramazan’da üç gün tatil ilan ediliyorsa, bizim de en azından, biz de bayram yok, aşurelerin piştiği gün Alevi insanının izinli sayılması. Yasal bir haktır. Çünkü oruç tutuyor ve orucunu aşureyle açması gerekiyor. Devleti yöneten ve egemen inanç anlayışına sahip bir erk var. Zaten amaçları bizi görmezlikten gelmek. Yok saymak. Bunu da yapıyorlar zaten. Kul hakkına giriyor. Haklarımız verilmediği sürece biz de hakkımızı helal etmiyoruz.”
PİRHA- Muharrem Orucunun bugün başlamasıyla birlikte Demokratik Alevi Federasyonu yazılı bir açıklama yaparak, Muharrem ayının Aleviler için oldukça önemli olduğunu vurguladı. FEDA, “Tüm Alevileri, ‘zulüm varsa her zaman Hüseyinler de olacaktır” umudunu büyütmeye; hak, adalet, eşitlik, özgürlük ve hakikat arayışçılığında bir olmaya, birlikte mücadeleye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Muharrem ayına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
Muharrem ayının Aleviler için oldukça önemli bir ay olduğunu belirten FEDA, “Muharrem ayı, birçok insani değer ve toplumsallığı bir arada barındırdığından, Aleviler için oldukça önemli bir aydır. Kerbela; iktidar İslam ile hak, adalet ve eşitlik isteyenler arasındaki mücadelenin adıdır. Bu mücadelede, Masum-u Pak, mazlum ve mağdurların katledilmiş olması nedeni ile Aleviler için aynı zamanda haksızlığa, zulme karşı da itiraz ayıdır” dedi.
“Aleviler, her haksızlığa karşı, haklıdan yana olmak adına kendilerine Hüseyin’i duruşu görev bilmişlerdir. Bu anlamda Hz. Hüseyin ve Yol arkadaşlarının M.S 680’ de Kerbela’da Yezit tarafından katledilmeleri için tutulan oruç, Hz. Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır” denilen açıklamada FEDA şunları kaydetti:
“Alevi hakikati insanların bir arada yaşamaya başladıkları günden bu yana, her kim ki dilinden, dininden, inancından, kültüründen ve düşüncesinden dolayı katledilmiş ise Muharrem Orucu onların anısına tutulan tarihi hafıza konumundadır. Bu anlamda Kerbela öncesi ve Kerbela sonrasında yaşanmış katliam ve soykırımlarda hayatını kaybetmiş cümle canlara adanan bir yas orucudur Muharrem Orucu. Zulme ve katliamlara uğramışlara duyulan saygıdan dolayı, bu ayda, bütün Alevi evlerinde yas tutulur.”
Açıklamada Muharrem ayında Alevilerin neler yapıpı neler yapmadığı da şöyle ifade edildi:
“Muharrem ayında düğün yapmaz, saçını taramaz, banyo yapmaz, aynaya bakmaz, tırnak kesmezler. Et yemez, Kerbela Şehitleri’nin susuzluğunu içten hissetmek için su içmezler. Vücudun su ihtiyacını karşılamak için çay, hoşaf ve ayran gibi sıvı içeceklerle yetinirler. Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeni ile matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürmez, kurban kesmez ve et yemezler. Matem boyunca hiçbir canlıya eziyet etmez, eğlence ve zevk verici şeylerden uzak durulur. Muharrem ayında Aleviler; nefsin, biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarının terbiyesi için katı bir perhizle kendisini şehit düşenlerle özdeşleştirmeye, onların çektikleri acıyı yürekten hissetmeye çalışırlar. Bundaki amaç iktidar, ikbal ve çıkara dayalı devletli sistemin bencil ve bireyci ilişkilerini red etmektir. Buna karşın inancın tarihsel ahlaki değerleri olan paylaşma, dayanışma ve ortaklaşma ile insana ve cümle varlığa yaklaşmayı esas alırlar. Muharrem Orucu’nun sofrası, sade ve temel gıdalarla sınırlıdır. Zengin sofradan uzak durulur.”
“ALEVİLER BUGÜN DE TEHLİKELERLE KARŞI KARŞIYA”
FEDA, “Alevi inancının doğal, demokratik ve ekolojist bu özellikleri nedeni ile Aleviler tarih boyunca katliam ve soykırımlardan geçirilmişlerdir” diyerek, Alevilerin bugün de benzer tehlikelerle karşı karşıya olduklarına işaret etti.
“”Bu tehlike ve riskleri Hüseyin’i duruşla boşa çıkarabiliriz” diyen FEDA şöyle devam etti:
“FEDA olarak tüm Alevileri; ‘Zulüm varsa her zaman Hüseyinler de olacaktır” umudunu büyütmeye çağırıyoruz. Kerbela öncesi ve sonrasındaki Alevi direniş geleneği; her zaman hak, adalet, eşitlik ve özgürlük mücadelesi ile vücut bulmuştur. Bu temelde tüm Alevi canları hak, adalet, eşitlik, özgürlük ve hakikat arayışçılığında bir olmaya, birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Masum-u Pak ve mazlumlara adanmış Muharrem Orucu’nu tutan tüm canlara aşkı niyazlarımızı sunarız.”