PİRHA- Mersin Cemevi’nde Yas-ı Muharrem Orucu Muhabbetinin son gününde Pir Hasan Kılavuz, “Bu 12 gün içinde inancımızı, sadakati, birbirimizi, değerlerimizi öğrendik” dedi. Pazar günü paylaşılacak aşure lokmasına herkesi davet etti.
Kerbela’da Hz. Hüseyin ile birlikte susuz bırakılarak katledilen 72 insan için tutulan Muharrem Orucu (Yas-ı Kerbela) Orucu sona erdi. 12 gün boyunca Mersin Cemevi’nde oruçlar birlikte açıldı, muhabbetlerde Alevi inancı konuşuldu.
Orucun son akşamında da Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dedenin okuduğu gülbeng ile oruçlar açıldı, semah dönüldü.
Burada yapılan Muharrem Orucu muhabbetinde konuşan Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, “Bu 12 gün içinde inancımızı, sadakati, birbirimizi, değerlerimizi öğrendik” dedi.
Öte yandan kentleşmeyle birlikte Alevilerin giderek inançtan ve toplumdan uzaklaştığını belirten Kılavuz, Muharrem Orucu gibi ibadet süreçlerinde bir aradalığın sağlanmasıyla bu uzaklaşmanın toparlanabileceğine işaret etti.
Kılavuz, pazar günü saat 19.00’da Mersin Cemevi’nde yapılacak aşure lokmasına herkesi davet ederek sözlerini sonlandırdı.
PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Muharrem ayına ilişkin, “Orucumuzun amacı bedeni aç bırakmak değildir. Onurlu nefes almaktır, Hüseyin’i anlamak, dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan acıları duyumsamaktır, Yezit ve zihniyetine ‘hayır’ demektir, acı çeken, zulme uğrayan herkesle birlikte olmaktır. Orucumuz sessiz sedasız, şatafatsız, gösterişsizdir. Şaşalı iftar sofraları zul gelir bize” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Meclis’te Muharrem Ayı’na ilişkin konuştu. Milletvekili Fırat, yaptığı konuşmada Alevilerin yaşadıkları sorunların da altını çizdi.
“ALEVİLER BU TOPRAKLARDA HAKSIZLIĞA UĞRUYOR, UĞRATILIYOR”
Alevi toplumunun Yas-ı muharrem oruçlarını tuttuklarını belirten Fırat, “Tüm canlarımızın Şah Hüseyin’in onurlu duruşuna, tevazusuna, sevgisine, vazgeçilmez adalet tutkusuna ithafen tuttukları oruçların Hak ve hakikat katında kabul olmasını diliyorum. Orucumuz kendimizi anlatmak, tarif etmek için değil, başkalarına dayatmalarda bulunmak için de değil; inancımızın toplumsal adalet vurgusunu yapmak, yaşamak ve yaşatmaktır. Herkesin mozaikten, farklı kültürlerden, inançlardan bahsettiği ülkemizde inanç yapımızdan onur duymalı, mutlu olmalıyız. Şüphesiz ancak farklılıkları tanımıyorsak, hakkını vermiyor, bu kimliklere yönelik nefret suçlarının, şiddetin zeminini yaratıyorsak, seyirci kalıyorsak, asimile etmeye çalışıyorsak hiç kimse mozaikten, çoklu kimliklerden, saygınlıktan, kardeşlikten bahsetmesin” dedi.
Alevilerin bu topraklarda haksızlığa uğradığını, uğratıldığını belirten Fırat, “Devlet eliyle Alevilere inançsal, kültürel, sosyal, hukuksal anlamda müdahale ediliyor, yok sayılıyor. Sorunların çözümü için ise sorumluluktan kaçarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine sürgüne yolluyor. Yurttaşlığın gereğini yerine getiren Alevilere neden haksızlık yapılıyor? Bunu vicdanınıza hiç sordunuz mu? Bir saniye de olsa durun, düşünün; bu haksızlığın sebebi nedir, Aleviler size ne yaptı, kimin tavuğuna ‘kışt’ dedi? Bu, yok sayma değil de nedir? 21’inci yüzyılda insanların inancını özgürce yaşayamaması zulüm değil midir? İbadethaneleri ibadethane olarak kabul görmüyorsa bu zulüm değil de nedir?” diye sordu.
İmam Hüseyin ile yoldaşlarının insanlığın görüp göreceği en büyük zulümlerden birine Kerbela’da şahitlik ettiğini hatırlatan Celal Fırat, “Bu vahşet İslam tarihinin en büyük kara lekelerindendir. Şu anda İsrail’in Gazze’de Filistin halkına yaşattığı vahşeti Kerbela’dan ayrı görebilir miyiz? Elbette ki göremeyiz. Yeryüzünde nerede bir acı varsa orası bizim için Kerbela’dır. Kerbela’daki Hüseyin’in, Kufe’deki Müslim Bin Akil’in, oklanan masumu pakların darağacındaki Hallacı’nın, Pir Sultan’ın, derisi yüzülen Nesimi’nin, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazze’de, Gezi’de, dünyanın her yerinde katledilen, yakılan cümle canlarımızın matemini tutuyor, oruçlarını tutuyoruz. Orucumuzun amacı bedeni aç bırakmak değildir; onurlu nefes almaktır, Hüseyin’i anlamak, dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan acıları duyumsamaktır, Yezit ve zihniyetine ‘hayır’ demektir, acı çeken, zulme uğrayan herkesle birlikte olmaktır. Orucumuz sessiz sedasız, şatafatsız, gösterişsizdir; şaşalı iftar sofraları zul gelir bize” ifadelerini kullandı.
“TAM BİR İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN YASAL DÜZENLEME YAPILMALIDIR”
Celal Fırat, “Kamu ve özel sektörde ramazan orucuna yönelik gerekli düzenlemeler yapılmaktadır, aynı hassasiyetin Alevi vatandaşların oruç aylarında da gösterilmesini bekliyoruz” diyerek şunları söyledi:
“Hapishanelerdeki Alevi yurttaşlarımız inançsal ihtiyaçlarının karşılanmasında ciddi zorluklar yaşıyorlar, diğer inançlar için gerekli kolaylıklar sağlanırken Aleviler yok sayılıyor. Aşuremiz birçok bölgede 12’nci gününde, bazılarında ise 13’üncü günde yapılmaktadır. Diğer bütün dinsel, özel resmî bayramlar zamanında yapılırken bizim suçumuz nedir? Alevilik suç mudur ki?
İktidar zaman kaybetmeden bu ayrımcılığa son vermelidir, tam bir inanç özgürlüğü için gerekli yasal düzenleme yapılmalıdır. Tüm kamu, özel alanlarda oruçlu canların durumu göz önünde bulundurularak düzenlemeler yapılmalıdır. Alevilik inancındaki canların aşure günü için resmî tatil hakkı veya idari izin getirilmelidir. Özellikle, Alevilerin özel günlerinde artan nefret, şiddet suçları cezasızlıkla sonuçlanmamalıdır.”
“KERBELÂ’NIN ÜZERİNDEN BİN ÜÇ YÜZ KIRK DÖRT YIL GEÇTİ AMA YEZİT ZİHNİYETİ HİÇ DEĞİŞMEDİ”
Kerbelâ’nın üzerinden bin üç yüz kırk dört yıl geçmesine rağmen Yezit zihniyetinin hiç değişmediğini vurgulayan Fırat, “Bütün inançlara, dinlere, mezheplere her türlü düşünceye saygılıyız, aynı saygıyı da biz bekliyoruz. Siyasi, itikadı, tasavvufi açıdan yürüdüğümüz yol Şah Hüseyin’in yoludur, bu Yol cümleden uludur. Bizim istediğimiz adalet Yezit’in zıtlıklarına, fikirlerine, eylemlerine, hayal ve hırslarına bulaşan adalet değildir; dil, din, renk, ırk sınırlarını aşan Şah’ın adaletidir. Düşünseldir, kapsayıcıdır, tarafsızdır, vazgeçilmezdir. Kerbelâ’nın üzerinden bin üç yüz kırk dört yıl geçti ama Yezit zihniyeti hiç değişmedi. Hüseyin’i Deşti Kerbelâ’da şehitler şahı yapan Yezit ve onun mantığına, zihniyetine karşı başkaldırması, mazlumların meşalesini yakmasıdır. Biliyoruz ki insanlık tarihinde Yezitler hiç bitmedi, bitmeyecek ancak her dönemin de bir Hüseyin’i vardır. Selam olsun Hüseyin’e ve yoldaşlarına; lanet olsun Yezit’e. Şah Hüseyin’imiz buyurur ki: “Onursuz bir şekilde yüz gün yaşamaktansa izzetli bir şekilde bir gün yaşa; aç kal, alçalma” diye ekledi.
PİRHA-PSAKD Edremit Şubesi’nde Muharrem Orucunun 9. gününde sohbeti gerçekleştirildi. Baba Mansur Ocağı’ndan Haydar Aslan’ın okuduğu gülbengle lokmalar paylaşıldı.
Yas-ı Matem Orucu tutuluyor. Aleviler, Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin ve ailesi şahsında bütün mazlumlar için oruç tutuyor. Oruç tutma süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Edremit Şubesi’nde Muharrem Orucu’nun 9. gününde Muharrem sohbeti gerçekleştirildi. Muharrem sohbetini Baba Mansur Ocağı evladı Haydar Aslan yürüttü.
Muharrem sohbetinin ardından yurttaşlar, oruçlarını açtı.
PİRHA-Yas-ı Matem Orucuna dair konuşan Kureyşan Ocağı evladı Hüseyin Yanlız, “Kerbela’da yaşanan katliam günümüzde de devam ediyor” dedi. Yanlız, oruç vakti yapılmaması gerekenleri de anlattı.
Yas-ı Matem Orucu tutuluyor. Aleviler, Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin ve ailesi şahsında bütün mazlumlar için oruç tutuyor.
Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Yas-ı Matem Orucu tutuyor. Oruç süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.
Kureyşan Ocağı evladı Hüseyin Yanlız, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“BUGÜN YAŞADIĞIMIZ DA KERBELA’DIR”
Muharrem Oruçları’nda 12 İmamlar aşkına yas tuttuklarını söyleyen Hüseyin Yanlız, “Kerbela’da 12 İmamlar’ın şehit edilmesinden beri Ehlibeyt yolu takip eden insanlar 12 gün boyunca oruç tutarlar. 13. gün yarım gün oruç tutulur ve aşure ile oruç açılır. Biz aşure dağıtırken uçan kuşa bile pay ayırırız. Komşularımıza da dağıtırız yaptığımız aşureyi. Bugün yaşadığımız da Kerbela’dır. Biz bugünü de Kerbela’dan ayırmıyoruz. Aleviler geçmişten bugüne kadar zulüm altında. Kesiliyoruz, asılıyoruz, yakılıyoruz, zindanlara atılıyor ve her türlü işkence yapılıyor. Oruçlar başladığından itibaren elbiselerimizi değiştirmiyoruz, saçımızı taramıyoruz, traş olmuyoruz, et yemiyoruz, bıçağı elimize alıp soğanın başını kesmiyoruz” dedi.
PİRHA – Muharrem Orucu’nun dördüncü gününde Şahkulu Sultan Dergahı’nda muhabbet yapıldı ve lokmalar pay edildi.
Muharrem Orucu’nun dördüncü gününde Şahkulu Sultan Dergahı’nda muhabbet gerçekleştirildi ve lokmalar pay edildi.
Orucun dördüncü gününde Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı ve Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, Şahkulu Sultan Dergahı’nı ziyaret etti.
Yrd. Doç. Dr. Gül Kızılca Yürür, dedelerden aktarımlarla Alevilikte varoluş felsefesine değindi. Adnan Kılıç da mersiyeler seslendirdi. Muhabbetin ardından oruç açıldı ve lokmalar pay edildi.
PİRHA – Muharrem Orucu’nun üçüncü gününde Şahkulu Sultan Dergahı’nda Muharrem Muhabbeti yapıldı ve lokmalar pay edildi.
Kerbela yası Alevi kurum, dergahı ve cemevlerinde tutulan oruçlarla devam ediyor. Muharrem Orucu’nun üçüncü gününde Şahkulu Sultan Dergahı’nda muhabbet gerçekleştirildi ve lokmalar pay edildi.
Muhabbete katılan Yazar Kıymet Erzincan Kına, “Fatma Ana ve Kadıncık Ana’nın izinden Alevilik’te kadının yeri” konusuna değinirken, Dede Sefa Öztürk ise “Kerbela Katliamı nasıl okunmalı?” konusuna değindi. Tuğba Karaca’nın da mersiyeler seslendirdiği muhabbetin ardından oruç açıldı ve lokmalar pay edildi.
PİRHA- Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Muharrem orucuna ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Muharrem ayının özünde birlik, beraberlik ve kardeşlik vardır. Özellikle bu ayda hiçbir canlıya kıymama konusunda azami özen gösterilir” dedi.
Aleviler, Muharrem Orucu’nu tutmaya başladı. Yas Orucu olarak bilinen oruç 12 gün sürüyor. Öncesinde Masum-u Paklar Orucu, Fatma Ana Orucu tutuluyor.
Üç gün tutulan Masum-u Pak Orucu’nun ardından Muharrem Orucu başladı. Bugün dördüncü gün.
Muharrem Orucu’na dair Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan KılavuzPİRHA’ya konuştu.
“ŞÜKÜR ORUCU MATEM ORUCUNA DÖNÜŞMÜŞTÜR”
Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan Alevilerin 550 yıldır 12 İmam orucunu tuttuğuna dikkat çeken Hasan Kılavuz, binlerce yıl tutulan şükür orucunun Kerbela’dan sonra Matem Orucu’na dönüştüğünü dile getirdi.
Muharrem ayının özünde birlik ve beraberlik olduğuna vurgu yapan Kılavuz, “Bu ayda Aleviler dostluğa, muhabbete özellikle önem verir. Aleviler, 12 gün boyunca orucu bozan etli yemekler yemezler çünkü canlıyı incitmezler, hayvana kıymazlar. Hatta bırakın hayvanları kesmeyi, çiçek kırmazlar ve ağaç kesmezler. Yani canlının her türlüsüne kıymama konusunda Muharrem ayında azami özen gösterilir. Hazreti Hüseyin susuz şehit edildiği için ona karşı sevgi ve muhabbetten dolayı 12 gün boyunca su içilmez, sudan uzak durulur” diye konuştu.
Mersin Cemevi’nde her akşam oruçların açıldığını söyleyen Hasan Kılavuz, burada Alevilerin ibadetlerini yaptığını ve her akşam Alevi inancındaki önemli konular hakkında muhabbet edildiğini ifade etti.
PİRHA- İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevindeki Muharrem sohbetinde konuşan Kureyşan Ocağı Pirlerinden İsmail Alkan, “İmam Hüseyin ser verip sır vermedi. Hüseyni duruşu kendimize esas alarak biz Aleviler mazlumun yanında olduk. Hüseyni duruş dik duruştur ve bu duruş kendisini sürdürüyor. Bunun karşısında Yezid düşüncesi de kendisiyle bugüne kadar geldi” dedi.
Aleviler, Muharrem Orucu’nu tutmaya başladı. Yas Orucu olarak bilinen oruç 12 gün sürüyor. Öncesinde Masum-u Paklar Orucu, Fatma Ana Orucu tutuluyor.
İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevinde Muharrem Orucu’nun 3. gününde bir araya gelinerek oruçlar açıldı. Oruç bozumundan sonra ise Kureyşan Ocağı Pirlerinden İsmail Alkan’ın katılımıyla sohbet gerçekleşti.
“HÜSEYNİ DURUŞ VE YEZİD DÜŞÜNCESİ KENDİSİNİ GÜNÜMÜZE TAŞIDI”
Hüseyni duruş ve Yezidi düşüncenin kendisini günümüze taşıdığını ifade eden Alkan, “İmam Hüseyin ser verip sır vermedi. Hüseyni duruşu kendimize esas alarak biz Aleviler mazlumun yanında olduk. Bizim jar u diyarlarımızın yüksek dağlardadır. İnancımızın şehirler ile alakası yoktur. Hüseyni duruş dik duruştur ve bu duruş kendisini sürdürüyor. Bunun karşısında Yezid düşüncesi de kendisiyle bugüne kadar geldi” diye konuştu.
“BİZİM HÜSEYİN’İMİZ BİRLİĞİMİZDİR”
Alkan, Hüseyni duruşun ilkelerini ve çizgisinin 12 gün boyunca değil yaşamın bütününe aktarılarak yaşanması gerektiğine vurgu yaparak, “Yas-ı Muharrem dendiği zaman sadece aç kalmayla, oruç tutmayla yetinemeyiz. İmam Hüseyin kendisi için 12 gün oruç tutulması, ağlanıp sızlanmasını isteyen bir düşünce değildi. İmam Hüseyin Kerbela’da bir dünya, insanlık meselesidir. Bunu biz 12 gün boyunca aç kalma ile değil hayatımızın bütün evrelerinde bu duruşu, ilkeyi ve çizgiyi kesinlikle yaşamımızın içerisine aktararak bu şekilde yaşamayı öğrenmeliyiz. Bunların hiç birinden haberdar olmadan sadece günü geldiği zaman o an hatırlayarak kendimizi aç bırakıp ağlamak ile değildir. Marifet burada değil, yaşamın içerisindedir. Biz her zaman şunu çok iyi biliriz ki, dünya üzerinde her zaman bir Yezid vardır. Ama her dönemde, zaman içerisinde bir mutlaka bir Hüseyin olmalıdır. Bizim Hüseyin’imiz bizim birliğimizdir, duruşumuzdur” dedi.
PİRHA-Muharrem Orucuna dair PİRHA’ya konuşan Kureyşan Ocağı pirlerinden Kazım Açıktepe, “Muharrem Orucu barışa, kardeşliğe ve sevgiye vesile olsun” dedi.
Muharrem Orucu tutuluyor, bugün ikinci gün. Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin ailesi şahsında bütün mazlumlar için oruç tutuluyor.
Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Oruç süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.
Kureyşan Ocağı pirlerinden Kazım Açıktepe, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“KERBELA’DA HZ. HÜSEYİN İLE 71 KİŞİ HUNHARCA KATLEDİLDİ”
Kazım Açıktepe, Kerbela’da Hz. Hüseyin ile 71 kişinin susuz bırakılarak hunharca katledildiği için Anadolu Alevilerinin geçmişten bugüne kadar bu orucu tutarak matemi gönüllerinde yaşattıklarını söyledi.
Açıktepe, “Kerbela’dan sonra Hallacı Mansur, Fazlullah ve Seyit Nesimi de katledildi. Alevi inancı yoksulun, ezilenin ve zulme uğrayanın sahiplenen bir inançtır. O yüzden geçmişten günümüze kadar katliamlarda yaşamını yitirenler mutlaka Alevi inancı içerisinde anılmıştır. İslamiyet’te Muharrem ayında kavga ve savaş olmaması gerekiyor. Ama Yezit, bu duruma saygı duymayarak Hz. Hüseyin ile 71 kişiyi katletti. Hz. Hüseyin’in duruşuna, söylemlerine, iradesine sahip çıkarak biz de bugün nerede bir zalim varsa, mazlumun yanında yer almamız gerekiyor. Muharrem Orucu’nda bütün dünyada ırkı, dili, mezhebi, rengi ne olursa olsun hiçbir coğrafyada canının acımaması için savaşın olmadığı artık sevginin, barışın, huzurun, kardeşliğin, dostluğun hakim olmasını diliyorum. Muharrem Orucu barışa, kardeşliğe ve sevgiye vesile olsun” diye konuştu.
PİRHA –CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Alevi toplumu tarafından tutulan Muharrem Orucuna ilişkin paylaşım yaptı. Özel, “Tutulan tüm oruçların ve paylaşılan lokmaların kabul olmasını dilerim” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Muharrem Orucunun tutulması sebebiyle mesaj paylaştı.
Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının Kerbela’da katledilmesi üzerine tutulan Muharrem Orucuna ilişkin Özel, sosyal medya hesabı X’ten şu mesajı yazdı:
“Muharrem Ayı’nın tüm insanlığa barış, sağlık, huzur ve bereket getirmesini ümit eder, tutulan tüm oruçların ve paylaşılan lokmaların kabul olmasını dilerim.
Muharrem ayının tüm insanlığa sağlık, huzur ve bereket getirmesini diliyorum.”
PİRHA- Muharrem Orucu’nun birinci gününde Gerip Dede Cemevi’nde Hüseyin Doğan Dede’nin okuduğu gülbengle lokmalar paylaşıldı. Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, “Biz tarih boyunca kendi kimliğimizden, inancımızdan dolayı acılar yaşadık, yaşıyoruz. Cumhuriyet’in birinci yüzyılından, Dersim’den, Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan, Gazi’den, Gezi’den bugüne kadar zulüm yaşıyoruz. Bu zulmün ana teması da diğerleri gibi olmayışımızdandır” dedi.
Muharrem Orucu’nun birinci gününde Gerip Dede Cemevi’nde Muharrem sohbeti gerçekleştirildi. Hüseyin Doğan Dede’nin okuduğu gülbengle lokmalar paylaşılırken Mehmetcan Şimşek ve Şahin Fırat da deyişler seslendirdi.
“HÜSEYNİ DURUŞUMUZDAN ASLA GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”
Moderatör Veli Büyükşahin, “Muaviye Muaviye’liğinden vazgeçmiyor ama biz de Hüseyni duruşumuzdan asla geri adım atmıyoruz” dedi.
Hüseyin Doğan Dede ise, “Oruç bizler için çok anlam ifade ediyor. Oruç nefsi terbiye etmek, açlığı hissetmek deseler de, bizim Alevilerin orucu bedenimizi aç bırakmak değil, onurlu yaşamaktır. Bedenimizi aç bırakmak değil adaleti savunmaktır. 365 gün oruçlu olmamız lazım. Biz gözümüzün orucunu, kulağımızın orucunu, dilimizin orucunu, elimizin orucunu, ayağımızın orucunu, belimizin orucunu tutmamız lazım. Eğer bunları tutarsak bizim tuttuğumuz oruç da Hak katında kabul olanlardandır. İmam Hüseyin’in bıraktığı yolda verdiği mesaja ihtiyacımız var” diye konuştu.
“İNANCIMIZDAN DOLAYI ACILAR YAŞADIK, YAŞIYORUZ”
Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, “Hızır’ı birbirimizde arayacağız” diyerek şunları söyledi:
“Birbirimizin ellerinden tutacağız, birbirimize sahip çıkacağız. Bu ülkede şu an binlerce cezaevlerinde insanlar var, yurtlarından sürülen insanlar var, eğitim koşullarını hepiniz görüyorsunuz, ülkenin her yerini imam hatip mantığı ile çevrelemeye çalışan zihniyete karşı karşıyayız. Oysa ki bu coğrafyayı adalet kurtarır bu da sevgiyle olur, kardeşlikle olur, birbirine sahip çıkmak ile olur. 2024 yılındayız hala şu içinde bulunduğumuz binalarımız inanç merkezleri, Alevilerin ibadethaneleri olarak kabul görmüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı altında bir başkanlık oluşturdular, gelin elektrik paranızı ödeyelim, üç beş kuruş para da size verilim” diyorlar. Buna tamam diyenler Şah Hüseyin’in mücadelesinde niçin bedel ödediğini anlamamıştır. Biz tarih boyunca kendi kimliğimizden, inancımızdan dolayı acılar yaşadık, yaşıyoruz. Cumhuriyet’in birinci yüzyılından, Dersim’den, Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan, Gazi’den, Gezi’den bugüne kadar zulüm yaşıyoruz. Bu zulmün ana teması da diğerleri gibi olmayışımızdandır.”
PİRHA- İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz’ın, dede ile görüşme talebi kabul edildi. Muharrem Orucu’nun ilk gününde oruç tutan Şengünlü Yılmaz, dedenin verdiği lokma duası ve gülbeng ile orucunu açtı.
Hakkında “İhtiyati Tedbire Muhalefet” nedeniyle 3 günlük disiplin hapsi cezası verilen ve geçtiğimiz Cuma günu İzmir Bayraklı Adliyesi’ndeki işlemleri sonrasında cezaevine gönderilen Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz’ın, dede ile görüşme talebi kabul edildi.
Muharrem Orucu’nun ilk gününde cezaevinde inancını sürdürmek için Pir/Dede talebi kabul edilen Şengünlü Yılmaz orucunu Dede Özdoğuş Sağlam’ın verdiği lokma duası ile açtı.
Cezaevinden mesaj gönderen Şengünlü Yılmaz, bu talebin kabul edilmesini Türkiye’deki Alevi mücadelesi açısından önemli bir durum olarak değerlendirerek, duyarlılık gösteren herkese teşekkürlerlerini iletti.
PİRHA- Aleviler, Muharrem Orucu’nu tutmaya başladı. Yas Orucu olarak bilinen oruç 12 gün sürüyor. Öncesinde Masum-u Paklar Orucu, Fatma Ana Orucu tutuluyor.
Kerbela’da Hz. Hüseyin ile birlikte susuz bırakılarak katledilen 72 insan için tutulan Yas Orucu (Yası Kerbela) başladı. Oruçta su içilmezken eğlenceden de uzak durulur. Oruç açma saatleri ise güneşin batışına denk gelir.
Alevilerin, tutmaya başladığı yas orucu 12 gün sürecek.
Muharrem ayı Aleviler açısından yas ayıdır. Kurban Bayramı’ndan 20 gün sonra başlar. 680’de Kerbela’da Yezit tarafından öldürülen İmam Hüseyin ve 71 kişi için tutulan oruç aslında bir yas ibadetidir ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.
SAHUR YOK, ORUÇ GÜNEŞE GÖRE AYARLANIR
Alevilerde sahur olmadığı gibi oruç açarken belirlenmiş bir saat de yoktur. Ne yenirse gece yarısından önce yenir. Aleviler güneş batınca oruçlarını açarlar. Görkemli sofralar da kurulmaz.
Oruç süresince de (12 gün boyunca) düğün, nişan, sünnet ve benzer törenler/etkinlikler yapılmaz, kurban kesilmez, et yenilmez. Kerbela Şehitleri’nin çektikleri susuzluğu hissetmek için su içilmez (Vücudun su ihtiyacı yenilen yemeklerden, çay, kahve, meşrubat, meyve suyu, ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır.)
Muharrem Orucu, bu yıl da yakılan çerağlar ve yürekten dile getirilen gülbenglerle tutulmaya devam edilecek. Aleviler, kimi yörelerde 10, kimi yörelerde de 12 gün oruç tutarlar. Orucun ardından aşure paylaştırılacak.
PİRHA-12 yıl Muharrem Orucu tutan Ağuçan Ocağı evladı Besi Kaldı, Şahinkaya Cemevi’nde 12 kazan kaynattı. 12 kazanın 12 imamların ve Hacı Bektaş Veli’nin lokması olduğunu belirten Besi Kaldı, “Bizim yolumuz ağırdır. 12 yıl boyunca oruç tuttum ve onun lokmasını pay etmek istedim” dedi.
Alevi inancında, 12 yıl boyunca Muharrem orucu tutanlar 12 kazan kurar. 12 kazan kurulurken Çerağlar uyandırılıp, gülbengler verildikten sonra cem erkanı düzenlenir.
12 yıl Muharrem orucu tutan Ağuçan Ocağı evladı Besi Kaldı, Elazığ Şahinkaya Köyü Cem ve Kültür Evi’nde 12 kazan kurdu.
“BİZİM YOLUMUZ AĞIRDIR”
12 kazan kuran Ağuçan evladı Besi Kaldı, “12 kazan, imamların ve Hacı Bektaş’ın lokmasıdır. Bizim yolumuz ağırdır. Hz. Ali, “Benden olan evladım değil, yolumu süren benim evladımdır” demiş. 12 yıl boyunca oruç tuttum ve onun lokmasını pay etmek istedim” diye ifade etti.
“İNANCIN EN ÖNEMLİ RİTÜELLERİNDEN BİRİDİR ”
12 kazan ritüelini anlatan Kureyşan Ocağı evladı Kadir Bulut, konuşmasında şunları dile getirdi:
“Alevi inancında 12 kazan, inancın en önemli ritüellerinden biri. İnancımızda 12 yıl boyunca oruç tutan kişiler pirlerini mürşitlerini çağırırlar, kapı komşunu çağırırlar ve dostlarını çağırırlar ve 12 çeşit lokma yaparlar, buna 12 kazan da denilebilir. Piri gelir ve mürşidi gelir, helallik alır dara kaldırır. Darda toplumdan çevresinden rızalık alır. Dar ve rızalık erkânından sonra lokma hizmeti yapılır. Eskiden lokma hizmetinden sonra cem erkânı yürütülürdü. 12 lokma veya 12 kazan hizmeti Alevi inancında 12 imama atfedilirken, Alevi-Kızılbaş inancını oluşturan 12 Ocağa da atfedilir. Bu gelenekler günümüzde şehirleşmeyle birlikte unutulmaya yüz tutsa da halen bazı kamillerimiz, dernekler ve ocaklar bu geleneksel inançları yaşatmaya çalışıyorlar.”
“MUHARREM AYINA UYGUN BİR ŞEKİLDE YAŞARIZ”
Muharrem orucu tutmasalar bile oruç erkânını uygun şekilde yaşadıklarını belirten Ağuçan Ocağı’ndan Turabi Engin de “Muharrem ayında, normal yaşamımızda keseceğimiz hayvanları, yapacağımız eğlenceleri, düğünleri yapmamaya çalışırız. Kurban Bayramı’ndan 20 gün sonra Muharrem orucu başlar. 12 gün oruç tutarız ve 13. Gün aşure kazanlarında aşurelerimiz pişer” dedi.
“YOLUMUZU KAYBETMEYELİM”
Ritüellerin devamının gelmesi gerektiğini vurgulayan Ağuçan Ocağı’ndan Zekiye Kaldı ise “İnancımızı çocuklarımıza ve torunlarımıza öğretelim, inancımız kaybolmasın. Alevi inancı bir yaşam felsefesidir. Dersim’in doğası, ziyaretlerimiz ve taşlarımız hepsi bizim için kutsaldır” diye konuştu.
PİRHA – Yazar Piri Er, Kerbela’da katledilen 12 imam adına tutulan 12 günlük matem orucunun ardından dağıtılan aşurenin ne anlama geldiğini anlattı. Yazar Er, aşure geleneğinin 16. Yüzyılda 12 imam geleneği ile belirginlik gösterdiğini belirterek, “Tek başına aşure yapmak bir inanç motifi değildir” dedi. Er, ekledi: Aslında aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve aynı zamanda sorgu, görgü vardır.
Alevi inancına mensup yurttaşlar, 12 gün tutulan matem orucunun ardından aşurelerini dağıtmaya devam ediyor.
Aleviler tarafından ‘Matem ayı’ olarak adlandırılan süreç sonrasında 12 ayrı malzeme ile yapılan aşurenin tam olarak manası nedir, Araştırmacı Yazar Piri Er’den dinledik.
Muharrem ayının 13. gününde pişirilen aşurenin sadece Aleviliğe özgü bir ritüel olmadığını vurgulayan Piri Er, “Aşureyi Sünni müslümanlar da gayrimüslimler de yapıyor. Ama Alevilikte çok daha belirgin bir figür olduğu için aşure sanki sadece Alevilere özgü bir ritüelmiş gibi değerlendiriliyor” dedi.
TARİHTE AŞURE GELENEĞİ!
Kerbela’da yapılan katliam sonrasında aşure geleneğinin Alevi inancında başladığı ifade edilse de Yazar Piri Er, bu kanının doğru olmadığının altını çiziyor. Er, aşurenin artık evrensel bir yiyecek haline geldiğini belirterek şu görüşü savunuyor:
“Müslümanlar da 10 Muharrem’den sonra aşure yaparlar. Aşure, hem mitolojiktir hem de bir anlamda inanç bağlantılı gelenekselleşmiş uygulamalar bütünüdür. Peki ‘aşure’ adını nereden alıyor? Aşure, Arap aylarından Muharrem ayının 10. günü olan ‘Aşur’dan alır. Bu günün Aleviler açısından diğer bir özelliği de 10 Muharrem, yani 10 Ekim 680’de Hz. Hüseyin Kerbela’da katledilmiştir. Yahudi takvimindeki ‘Tişri’ ayının 10. günü Yahudiler açısından belki de en önemli günlerden birisidir. Çünkü o gün ‘Yom Küppur’ (bağışlanma günü) adlı 26 saatlik bir oruç tutulur. Hz Muhammed tarafından bu orucun daha sonra müslümanlara tutturulduğu biliniyor. Ancak Yahudi geleneği gibi eski gelenekler kolay kolay bırakılmıyor. Ama Ramazan ayının bildirilmesinden sonra tek başına 10 Muharrem günü oruç tutulması ‘mekruh’ yani ‘dinde karşılığı olmayan’ uygulama olarak sayılıyor. Ama eski gelenekleri bırakmayan İslam toplumu, bugün ile ilgili farklı inançlar oluşturuyor. Mesela Adem’in tövbesinin bugün kabul olduğu ya da Yunus’un, balığın karnından bugün kurtulduğu, İbrahim’in atıldığı ateşten bugün kurtulduğu ve aşureye kaynaklık ettiği düşünülen Nuh’un gemisinin sular çekilince bugün karaya oturduğu şeklinde çeşitli rivayetler, mitolojik anlatımlar üreterek bugünü İslam inancı içerisinde yaşatmaya devam ediyorlar.
Süreç Yahudilikten başladı, İslam’a geldi. Ramazan ayının bildirilmesi ile birlikte mekruh sayıldı, buna bağlı farklı gerekçeler oluşturularak İslam toplumu içerisinde bugün yaşatılmaya devam etti.”
12 İMAM KÜLTÜ SONRASI AŞURE RİTÜELİ!
Nuh’un Gemisi mitolojisinin Alevi inancı içerisinde de yer bulduğunu belirten Piri Er, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu İslam geleneğindeki bağlantı bir şekilde Alevi mitolojisi içerisine de belli ölçülerde aktarılmış ama mitolojilerin bilimsel bir tutarlılığı olmaz. Eğer mitolojiye inanırsanız o bir anlamda sizin gerçeğinize dönüşür.
Peki bu anlayış Alevi inancı içerisine nasıl geldi? Bir arada yaşayan topluluklar, süreç içerisinde birbirlerinin çeşitli geleneklerini alırlar, etkileşirler. Alevilik, bana göre İslam’dan çok önce var olan bir inanç. Ama süreç içerisinde İslam ve başka inançlar ile ilişkiye girdi. Diğer inançlardan alınanlar ile aşure geleneğinin de tahmin ediyorum ki 15. ya da 16. yüzyıl itibari ile Aleviliğin içerisine girdiğini düşünüyorum. Çünkü 16. yüzyıl itibariyle Anadolu Aleviliği üzerindeki en büyük etkileşimlerden birisi 1501 yılında Şah İsmail önderliğinde kurulan Safevi Devleti’nin Anadolu’da kendine müritler toplaması ve Yavuz ile olan mücadelesinde Alevileri kendine yandaş edindirmesi ve bu paralelde hareket etmesidir. Bunu yaparken de Anadolu Aleviliğine ait kimi figürleri alıp kullanarak Caferi geleneğinin temsilcisi olarak da birçok Caferi ve Şii unsurları da Anadolu Aleviliğinin içine taşıdığını görüyoruz. Bunların en başında gelen de sanırım 12 imam kültü. Biz 12 imam kültünün 13. ya da 14. yüzyılda Anadolu Aleviliği içerisinde varlığına ilişkin güçlü deliller bulamıyoruz. Yunus’ta, Kaygusuz’da, 13. yüzyılda yaşamış Alevi ozanlarının dilinde 12 imam ile ilgili şiirler yok. Bu durum 16. yüzyılda özellikle Şah Hatayi’nin Anadolu’da egemen olması sonrası değişiyor.
12 imam kültü aynı zamanda Aleviliğin aşure geleneği üzerinde de etkili olmuş. Mitoloji ile tarihsel gerçekler baş başa yürürler ama bizim, burada mitolojiden arındırarak Aleviliğin gerçeklerini görmemiz gerekir. Kerbela olayı 10 Muharrem 680’de yaşanmış. 1343 yıl bu acı neden yaşandı? Aleviler yakın geçmişte birçok katliama uğradılar. Sivas, Maraş, Çorum, Dersim; birçok can acıtan katliamlar yaşandı. Alevilerin kendisine sorması gereken bir soru, ‘Hüseyin’in katledilmesi Sivas’ta yanan 33 kişiden daha mı fazla canımızı yakıyor? Benim canımı mesela Sivas daha çok yakıyor. Peki Kerbela bugüne niye geldi? Çünkü Aleviler yaşadıkları her acıyı Kerbela ile özdeşleştirdiler. Hüseyin’i de bu pozisyon içerisinde başa oturttular ve kahraman ilan ettiler. Çünkü Hüseyin orada dik durdu.”
“12 İMAMLAR, ALEVİLİĞİMİZE NE KATMIŞTIR?”
Yazar Piri Er, Alevi toplumunda 12 imam geleneğinin artık sorgulandığını da söyleyerek şöyle devam etti:
“Alevilerin bir bölümü, ‘Ne için 12 imam için orucu tutuyorum? Arap toplumundaki çekişmelerin neden bir parçası oluyorum? 1343 yıl sonra niçin Hüseyin için ağlıyorum?’ ya da ‘Kim olduğunu bilmediğim Taki, Naki, Muhammed Mehdi için niçin oruç tutuyorum’ şeklinde sorgulamalar yapıyorlar. Bunun sorgulanması da gerekiyor artık. Alevilerin kendini bu 12 imam zincirinden ve bunların oluşturduğu üzerimizde bir anlamda da baskı unsuru olarak gördüğüm ki bunu bir dede soyundan olarak söylüyorum bu 12 imam anlayışından ve Aleviliği bu kaynağa bağlayarak açıklama anlayışından bir an önce kurtulması gerekiyor. Bu ‘her şeyi yok edin, kaldırın’ şeklinde değil, inanan insan, ‘oruç tutacağım’ diyorsa hiçbir sakıncası yok ama 12 imamlar için tutuyorsanız önce bu 12 imamlar kimdir, bize ne yapmıştır, Aleviliğimize ne katmıştır diye bir bakın’ diyorum.”
“AŞURENİN ÖZÜNDE TOPLUMSAL BİRLİKTELİK VARDIR”
Piri Er, aşure ritüelini artık inancın bir parçası değil, gelenek olarak düşünmek gerektiğini belirtti. Yazar Piri Er, aşure programlarının artık görsel bir malzemeye dönüştüğünü söyleyerek şöyle devam etti:
“Aşureyi toplumla bir şey paylaşmak anlamında yapıyorsanız bunun hiçbir sakıncası yoktur ama bunu 12 İmam’a bağlayıp anlatmak doğru olmaz. Aslında aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve aynı zamanda sorgu, görgü vardır.
Köylerimize aşure yapılırdı, annem cebimize birer kaşık koyup ‘gidin şu evde aşure var, yiyip gelin’ derdi. Aşure birlikte yenirdi. Aşure ortaklaşmadır ama eğer köy yaşamındaysanız düşkünü (Alevilikte düşkün ilan edilen) gelip o aşureden yiyemezdi.
Aşure artık gelenekselleşti. Durum böyle olunca da inanç açısından bunu sorgulamasını yapma şansınız yok. Aşure bir niyettir; bir yerden bir şey beklemek değil bir yere bir şey vermektir. Aşure etkinlikleri artık görsel bir malzemeye dönüştü. Bir araya gelelim 2 sohbet ederiz deniliyor.
“AŞURE YAPMAK BİR İNANÇ MOTİFİ DEĞİLDİR”
Aşurenin içerisine koyduğunuz çeşide bakarsanız 12 imamcı anlayışa göre 12 çeşit olur. Sünni anlayışa göre 40 çeşit olur. Ama onlar 40 çeşidi bulamadıkları için Sünniler burada uyanık davranıp diyorlar ki ‘bir kaşık bal koyun’. Çünkü ‘arı, kır çiçekten bal toplar’ diyorlar. Elinde ne varsa onu koyarsın. Bizim köyde 3-4 çeşit ile aşure yapılırdı. Dağın başında Divriği’nin Gökçebel köyünde 12 çeşit yiyecek koyup da aşure yapacak adam kolay kolay bulunmazdı. Aşure öyle ‘kaynayıp, özdeşleşelim, bir araya gelelim’ değil.
Farkımız var! Oraya giren üzüm üzüm olacak, yediğim fasulye de fasulye olarak kalacak. Yoksa hepsini birbirine benzetelim; hani bir ara birilerinin benzetmesi vardı ‘efendim biz mozaik değiliz, mermeriz’ falan diye… Ne olursan ol ama Alevilik farklı bir yol, çizgi… Alevilik açısından aşure geleneksel bir ritüel olarak elbette ki uygulanır. Yani aşure de bu coğrafyada yüzyıllardır uygulana gelen ritüeldir. Bu artık gelenekselleşmiştir. Ama tek başına aşure yapmak bir inanç motifi değildir. Ama bireyin kendini rahatlatması, mutlu etmesi anlamında yaptığı uygulamalardan biridir.”
PİRHA- İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nde çok sayıda kişinin katılımıyla aşure paylaşıldı. İngiltere Alevi Kültür Merkezi Cemevi Başkanı İbrahim Has, bu seneki aşure lokmalarını Madımak’ta katledilen 33 cana ve depremde Hakk’a yürüyenler için kaynattıklarını belirtti.
Muharrem orucunun sona ermesiyle birlikte Alevi toplumu birçok yerde aşure paylaşmaya devam ediyor.
İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi 1500 üyesi ile aşure lokmalarını paylaştı. Aşure lokmasına yerel yöneticiler, kurum temsilcileri, Britanya Alevi Federasyonu Eşit Başkanı Dilek İncedal, HDP geçmiş dönem Milletvekili Hüda Kaya ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Aşure paylaşımı öncesi Yadigar Arslan Ana, delil uyandırdı. Zakir İsmail Ataş, deyişler seslendirdi, semaha duruldu.
İngiltere Alevi Kültür Merkezi Cemevi Başkanı İbrahim Has, bu seneki aşure lokmalarını Madımak’ta katledilen 33 cana ve depremde Hakk’a yürüyenler için kaynattıklarını belirterek, “Her toplumu bir arada tutan, aynı duygu düşünce ve umutlarla bir araya gelmesini sağlayan önemli günleri vardır. Aşure, çeşitliliğin kutlanmasıdır, birimizin hepimiz, hepimizin birimiz olmasıdır, birlik ve eşitliğin sembolüdür ve farklı tat ve renklerin birliğinin adıdır. Aşure biz Aleviler için sevginin, saygının sembolü, farklılıklarımızı zenginlik kabul ederek, bir arada daha güçlü olarak yaşamanın, paylaşmanın adıdır. Biz bu yıl aşuremizi, kadim zamanlardan bu yana hak ve hakikat aşkına gerçeğe hüü diyen ocaklarımızın, mürşitlerimizin, pirlerimizin, dedelerimizin, analarımızın, aşıklarımızın, sadıklarımızın, bu yolla sıtk ile ikrar vermiş ve yolu sürdürmüş talipler için kaynattık. Biz bu yıl aşuremizi, tek suçları saz çalmak, türkü söylemek, semah dönmek olan Sivas Madımak’ta 30 yıl önce dünyanın gözü önünde hunharca yakılarak katledilen 33 canımız için kaynattık. Biz bu yıl aşuremizi, deprem felaketinde hayatını kaybeden canlarımız için kaynattık” diye konuştu.
AŞURE LOKMASI PAYLAŞILDI
Has’ın konuşmasının ardından Cemevi Genel Sekreteri Hasret Bozdoğan, BAF Eşit Başkanı Dilek İncedal ve Haringey Belediye Lideri Peray Ahmet, kısa konuşma yaptılar. Aşure paylaşımı, Yadigar Arslan Ana tarafından çerağı yakılması, gülbank okunması ardından başladı. Ana Arslan, “Aşuremiz birliğe, beraberliğe, sevgi ve barışın tesisi ve devamına vesile olsun” dedi.
PİRHA- Muharrem orucunun bitmesinin ardından Mersin Cemevi’nde aşure paylaştırıldı. Lokma paylaşımında konuşan Pir Hasan Kılavuz, dünyadaki açlık, susuzluk ve savaşlara değinerek bunların da Kerbela olduğunu belirtti.
Muharrem Orucu’nun bitmesiyle birlikte birçok cemevi aşurelerini pay etmeye devam ediyor. Mersin Cemevi’nde İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede’nin okuduğu gülbeng ile aşureler paylaştırıldı. Zakir Rıza Aydın’ın seslendirdiği deyişlerle semah dönüldü.
Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz konuşma yaptı. Kılavuz, Kerbela’nın günümüzde de yaşadığını vurgulayarak şunları söyledi; “Günümüzün gerçeklerine de Aleviler gözlerine açmalıdır. UNİCEF raporlarına göre günde 800 çocuk susuzluktan ölüyor. Dünyadaki susuzluk, açlık ve yoksulluğa dikkat çeken Pir Hasan Kılavuz, bunların da birer Kerbela olduğunu ifade etti. Dünyada savaşlar, kavgalar var ve insanlar Kerbela’yı yaşıyorlar. Bunlara da dur demek lazım ve gözlerimizi kapatmamamız lazım”
Kılavuz’un ardından Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ve Mersin Valisi Ali Hamza Pehlivan birer konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından aşureler paylaşılırken, Gani Pekşen ve Mercan Erzincan tarafından deyişler seslendirildi.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi’nin aşure lokmasında, farklılıklarla bir arada yaşayabilmenin en değerli aşure olduğu vurgusu yapıldı.
Muharrem orucunun sona ermesiyle birlikte Alevi toplumu birçok yerde aşure paylaşmaya devam ediyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, Çiğli’deki dernek binasında aşure lokmalarını paylaştı. Hak mücadelesinde Hakk’a yürüyenler için bir dakikalık saygı duruşu sonrasında lokma paylaşımına Alevi kurumları ve siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. A
Aşure lokmasının gülbengini Baba Mansur Ocağı Analarından Elif Hurustan ve Kureyşan Ocağı Pirlerinden İsmail Alkan verdi.
AKBELEN VE CUDİ’DE EKOLOJİK KIRIM
Aşure lokmasının pay edilmesi öncesinde konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi Eş Başkanı Nebahat Çelik, Akbelen’de kesilen ağaçlar ve Cudi’de yakılan ormanların birer Kerbela’ya dönüştüğünü belirterek, “Kerbela ezilenlerin, mazlumların dayanışmasıdır, ikrarlı duruşun simgesidir. Bu dayanışma ruhu ile aşurelerimizi paylaşacağız. Akbelen’de kesilen ağaçlar, Cudi’de yakılan ormanlar, kadın cinayetleri birer Kerbela halini aldı. Bu sisteme karşı koymamız, Hüseyni duruş göstermemiz lazım. Zalimlere karşı mazlumun yanında olmalıyız” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi Eş Başkanı Zeynel Bozkurt ise, “Hüseyni duruş Kerbela’da önemli bir role sahiptir. Haksızlığa karşı mücadele edenlerin bir simgedir. Mansur, Nesimi, Pir Sultan, Alişer ve Zarife gibi mücadele edenler bizlerin delilleridir ve mücadelemizde yaşatacağız” ifadelerini kullandı.
“BİR ARADA OLABİLMEK AŞUREDİR”
Toplumun tüm farklılıklarına rağmen ayrım yapmadan bir arada yaşayabilmenin aşure manasında olduğuna vurgu yapan Kureyşan Ocağı Piri İsmail Akan da, “Burada olmamızın bir nedeni de aşuredir. Farklı kültürlerden din, dil, ırk ayrımı yapmadan bir arada olabilmek aşurenin tam kendisidir. Ortak temamız sevgidir. İnsani değerleri oluşturabilmek için o sevgiye ulaşmamız gerekiyor. En güzel aşure insani değerlerdir” diye konuştu.
PİRHA- Haçova Kültür Derneği Muharrem orucunun sona ermesiyle vesilesiyle hazırladığı aşureleri paylaştı.
Aleviler’in 12 gün boyunca tuttuğu Muharrem (Yas-ı Kerbela) Orucu’nu tamamlanmasının ardından aşure kazanları kaynamaya başladı. Haçova Kültür Derneği tarafından pay edilen aşure lokmasına Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, HDP İl Yönetimi, demokratik kitle örgütleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Haçova Kültür Derneği Başkanı Hasan Aşkın, aşureleri depremde hayatını kaybeden insanlara adadıklarını söyledi.
Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede’nin okuduğu gülbengin ardından aşureler pay edildi.
PİRHA- İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevinde 22 kurumun katılımıyla aşure lokması paylaşıldı.
Muharrem orucunun sona ermesiyle birlikte Alevi toplumu birçok yerde aşure paylaşmaya devam ediyor.
İzmir’in Bayraklı ilçesinde bulunan Yamanlar Cemevinde sayısı 22’yi bulan Alevi kurumları ve yöre derneklerinin katkısıyla aşure lokmaları paylaşıldı.
Lokma paylaşımına yöre dernekleri, Alevi kurumları ve siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
“KERBELALARA KARŞI BİRLİK OLMALIYIZ”
Aşure lokmasında konuşan Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, Alevilerin toplumsal yaşam alanlarının demografik değişime uğratılmak istendiğini belirterek, “1400 yol geçmesine rağmen Yezit zihniyet devam ediyor be mazlumlara zulüm ediyor. 1400 yıldır Kerbela üzerine çok konuştuk ama üzerimize düşeni yapmadık. Yoksa Kerbela’dan sonra Dersim, Sivas, Roboski, Gar ve Gezi Katliamı olmazdı. Okullara imam atanarak eğitim dinselleştiriliyor. Alevi gençleri devletin ayrımcılığı nedeniyle ülkeden göçüyor. Alevilerin yaşadığı yerlerde demografik değişim amaçlanıyor. Hepimiz güç birliği yapmalıyız. Kötü günler bizleri bekliyor. Bireysel çalışmamızı örgütsel mücadeleye dönüştürürsek ülkenin sorunlarını çözüme kavuşturabiliriz. Hak ihlallerin olduğu her yerde birlikte olmalıyız” diye konuştu.
AŞURE LOKMALARI PAYLAŞILDI
Sanatçı Ali Derman, zakirler ve gençlik korosunun seslendirdiği deyişler sonrasında pişirilen aşure lokması verilen gülbengler sonrasında paylaşıldı.